Şunun için etiket arşivi: kültür

Bedia Ceylan GüzelceHaber:  Bedia Ceylan Güzelce

Kayak:[-]

Halk ozanı, Anadolu’nun yetiştirdiği en büyük isimlerden biri olan Aşık Veysel’in yaşamı müzikal oldu. Genç tiyatrocuların girişimiyle hayata geçen proje bu yıl sahnelenecek.

‘Kara Toprak,’ ‘Uzun İnce Bir Yoldayım’ gibi dünyanın tanıdığı bestelere imza atan halk ozanı Aşık Veysel’in yaşamı ilk kez müzikal olarak sahneye uyarlandı. Ailesi, onun mirasına ve ismine sımsıkı tutunuyor. Aralarında müzisyenler de, serbest meslek icra edenler de olan kalabalık bir aile. Her yıl Aşık Veysel’e dair birçok proje ile karşılaşıyorlar. Bunların içinden aile meclisinin onayladıkları hayata geçiriliyor, onaylanmayanlar ise nazikçe reddediliyor. Karabük Üniversitesi’nden Numan Çakır, Aşık Veysel’e gönül vermiş bir tiyatrocu. Geçtiğimiz yıl hayata geçirdiği Aşık Veysel müzikaliyle Türkiye’yi dolaşmak istiyor. Aşık Veysel’in müzikalini yapma sürecini hem Numan Çakır’la hem de Aşık Veysel’in torunu Burcu İşler’le konuştuk.

aşık veyselin hayatı sahnede

Müzikal fikri nasıl oluştu?

2013 yılı Temmuz ayında yapmayı hayal ettim. Önce müzikal olarak yazmamıştım. Yazarların Aşık Veysel’in hayatıyla ilgili yazdığı kitapları okumaya başladım, şiirinin yapısını incelemeye başladım. Okudukça kendimi, insan olduğumu anlamaya başladım. Beni en çok etkileyen şiiri, ‘Beni hor görme kardeşim sen altınsın ben tunç muyum, aynı vardan var olmuşuz, sen gümüşsün ben saç mıyım?’ oldu. Bu şiirleri okuduktan sonra bu ülkede yaşayan bir genç olarak kendimi ona borçlu hissettim. Şiiri içerisinde zaten doğal bir müzik var, onu kavramaya başlayınca da bunun bir müzikal olması gerektiğine karar verdim.

Bu güne dek nasıl tepkiler aldı?

Bedia Ceylan Güzelce - Al Jazeera Karabük Üniversitesi öğrencisi Numan Çakır, Aşık Veysel müzikalinin yönetmenliğini yapıyor.

Bedia Ceylan Güzelce –
Karabük Üniversitesi öğrencisi Numan Çakır, Aşık Veysel müzikalinin yönetmenliğini yapıyor.

2014 yılında dört defa sahnelendi, sahnelenmeye de devam edecek. Her temsilden önce salonu doldurup dolduramayacağımızın endişesini yaşıyorduk ancak her seferinde o salon kadar insan dışarıda kaldı. Bu ilgi elbette Aşık Veysel’e olan ilgidir. Ona duyulan özlemdir bana göre.

Müzikali oluşturmadan önce Aşık Veysel’in ailesiyle nasıl iletişime geçtiniz?

Ben önce Aşık Veysel’in diğer torunu Nazender Süzer’e ulaştım. Ondan bilgiler ve fotoğraflar aldım. Sonra Burcu Hanım’a ulaştım. Sorular sordum, bütün sorularıma büyük bir sabırla yaklaştı o da. Ailenin kapılarını bize sonuna kadar açtılar. Aşık Veysel’in samimiyeti bütün ailesinde mevcut bence. Sahnede yer verdiğimiz her hikaye için ailenin onayını aldık.

Aşık Veysel’in hayatını müzikale nasıl uyarladınız?

Kronolojik olarak hayatını anlatan, bir belgesel müzikal. Doğumundan ölümüne kadarki süreyi anlatıyoruz. Annesi Gülizar Hanım’ın koyundan gelirken çektiği doğum çilesinden, ölmeden önce duvarına uzanıp sazını son defa eline almasına kadar her anı koymaya çalıştık. Lirik dans, şarkılar ve anlatımın birlikte olduğu bir form.

aşık veysel müzikali

Bu müzikalle amaçladığınız nedir?

Hedefimiz bir Türkiye turnesi yapıp, üniversite öğrencilerine ve halka Aşık Veysel’i hatırlatmak, tanıtmak ve anlatmak.

Burcu İşler: Türkülerini dinleyip efkarlanıyorum

Burcu İşlerBurcu İşler, Aşık Veysel’in küçük torunu. Özel bir hastanenin hasta kabul bölümünde çalışıyor. Dedesine büyük bir tutkuyla bağlı. Ona dair düşüncelerini Al Jazeera Turk ile paylaştı, ‘Büyük dedem Aşık Veysel’in ismi birçok yerde kullanılıyor. Seçim mitinglerinden, sahne gösterilerine kadar. Bu konuda tek bir cevabım hiçbir zaman olmadı. Öncelikle şunu söyleyeyim, popüler kültürün içinde olması beni çok fazla rahatsız etmiyor. Ancak genel olarak bu konulara dair iki farklı görüşüm var. Aşık Veysel, sanatının hiçbir zaman siyasete alet edilmesini istememiş bir insandır. Ama şimdiki zamana da baktığımızda, kullanılması bir yandan mantıklı geliyor çünkü daha fazla insan onu tanıyor, görüyor. Sırf benim, sizin bilmenizle sınırlandırılamayacak biri Aşık Veysel. Siyasete alet edilmemek üzerine kendi cümleleri de var olduğunu unutmamak lazım. Ailece bir araya geldiğimizde hep ondan bahsederiz, onu yeniden yeniden yad eder, anlamaya çalışırız. Tabii her seferinde de onunla ilgili farklı farklı konular çıkar. Mesela 21 Mart’ta (Aşık Veysel’in ölüm yıldönümü) dayımın anlattığı bir hikaye vardı. Bayramda köye, dedenin (Aşık Veysel) elini öpmeye giderlermiş. Dayım biraz şakacı biridir, çocukken de öyleymiş, bayram sebebiyle dedemin elini öpmek için sıraya giriyor. Önce büyük dayım gitmiş Aşık Veysel’in elini öpmüş, sonra dayım bir başkasını koymuş sıraya kendinden önce. Tabii dede beş lira beş lira veriyor çocuklara. Dayım da şunu hesaplıyor, küçük paralar bitsin, bana büyük para kalsın diye en sona kalmayı bekliyor. Bütün çocuklar gittiğinde, dayım dedenin yanına gidiyor, elini öpüyor, harçlığını beklerken, dede yine bir beş lira buluyor cüzdandan ve onu veriyor. Bazen dedemin türkülerini dinleyio efkarlanıyorum, keşke yaşasaydı diyorum.’

Rusya parlamentosu alt kanadı Duma Kültür Komisyonu Başkanı ünlü yönetmen Stanislav Govoruhin, Rusya sinema piyasasına Hollwood filmleri yerine Türkiye, İran, Kore ve Avrupa filmlerini almayı önerdi.

Stanislav Govorukhin

Stanislav Govorukhin

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin yanlısı Halk Cephesi eşbaşkanı görevini de yürüten Govoruhin, Moskova’da yaptığı toplantıda Hollywood filmlerinin fazla gösterilmesini eleştirdi.

Ünlü Sovyet ve Rus yönetmen, “Rus kanallarında Hollywood sinemasını sınırlamanın iyi olacağına inanıyorum. Fakat burada Rus sinemasını hesaba katmayı önermiyorum, çünkü yılda yaklaşık 60 film çekiyoruz. Türkiye, Kore, İran, Japonya ve Avrupa gibi zengin sinema kültürü olan ülkeleri hesaba katalım.” dedi.

Govoruhin sinema dahil sanat konularında ulusal kültüre sahip çıkılması gerektiğini vurguladı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, kütüphane kullanıcılarının ve araştırmacılarının daha rahat ve sıcak bir ortamda çalışabilmeleri için kütüphane çalışma saatlerini yeniden düzenledi.

Atatürk_kitaplığı

Atatürk Kitaplığı arşivindeki kitaplara artık 7 / 24 erişim sağlanabilecek. 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, kütüphane kullanıcılarının ve araştırmacılarının daha rahat ve sıcak bir ortamda çalışabilmeleri amacıyla yapılan düzenlemeyle “7 gün, 24 saat” hizmet verecek. Belediyeden yapılan açıklamaya göre, modern çağın gerekliliklerine uygun ve dünyayla rekabet edebilir bir eğitim, öğretim ve araştırma altyapısı için çalışmalarını sürdüren, geliştirdiği projelerle bilgiye 7 gün, 24 saat sınırsız erişim hizmeti sunan Atatürk kitaplığı, 15 Eylül’den itibaren 7 gün, 24 saat açık olacak.

Proje kapsamında oluşturulan sayısal arşivde 4,5 milyon görüntü bulunuyor. Proje hizmete sunulduğu ilk altı aylık dönemde 2 bin 150 üye, 51 bin 140 toplam kullanıcı ve 103 bin 200 yayın indirme sayısına ulaştı. Sayısallaştırma çalışmaları çerçevesinde ise Atatürk Kitaplığı koleksiyonunda bulunan basılı ve yazılı kültürel miras eserlerini web üzerinden hizmete sunuyor.

Görüntü ve veriler internet sitesinde yayınlanıyor

Atatürk Kitaplığı, 2012’de İstanbul Kalkınma Ajansı tarafından “İBB Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü’nde Bulunan Osmanlı Dönemi Nadir Eserlerin Kataloglanması, Dijital Ortama Aktarılması ve Elektronik Ortamda Kullanıma Sunulması”  adlı proje için desteğe hak kazandı.

Proje sonunda, İBB Atatürk Kitaplığı’nda bulunan kültür mirasımızın basılı ve yazılı bilgi kaynaklarına zaman ve mekana bağlı kalmadan erişilmesi sağlandı. Görüntü ve veriler “www.ibb.gov.tr” internet adresinden ve “http://ataturkkitapligi.ibb.gov.tr/”  linki üzerinden internet ortamında hizmete sunuldu.

Kaynak :[-]

heybeliada-kutuphane“Kütüphane Şenliktir” temalı Kütüphane Şenliği 27 Eylül Cumartesi günü saat.09.00-20.00 saatleri arasında Heybeliada Şenlik Alanında (İskele Meydanı) gerçekleşecek

Heybeliada Kütüphanesi Koruma Girişimi, Türk Kütüphaneciler Derneği İstanbul Şubesi, Okul Kütüphanecileri Derneği ve Okuma Ajansı’nın işbirliği ile düzenlenen “Kütüphane Şenliktir” temalı Kütüphane Şenliği 27 Eylül Cumartesi günü  saat.09.00-20.00 saatlari arasında Heybeliada Şenlik Alanında (İskele Meydanı) gerçekleşecek. Şenliğin çıkış nedeni kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve sivil girişimlerin kütüphaneleri ve tüm kültür kurumları için işbirliği halinde çalışarak nitelikli çalışmaların ortaya çıkabilmesi olarak açıklandı. Birkaç ay sonra restarasyon ve onarım çalışmaları bitecek olan Heybeliada Halk Kütüphanesi yeniden açılmasına az bir zaman kala etkinlik düzenleniyor.

Şenlikte, farklı sanat dallarını ve farklı disiplinleri  performans ve atölyelerle yanyana getirilecek. Bu şekilde kütüphanelerin yaşayan mekanlar olduğunu, sadece kitap alışverişi ile sınırlı olmayan, insan yaşamında gereksinim duyulan sanatsal ve kültürel etkinlikerin, atölyelerin de kütüphanelerin bir parçası hatta olmazsa olmazı olduğunu modellemek planlanıyor.

Enstrüman eğitimi alırken veya çocuğunuz için böyle bir eğitim düşünürken, o enstrüman ve o enstrümanın icra edildiği müzik dalı hakkında bilgi edinmeniz gerekir. Öyle ki bu anlamda bilinçli hareket etmek, çocuğunuzun geleceği açısından da belirleyici olabileceği gibi, içindeki yeteneği ifade edeceği en iyi alanın da bulunmasını sağlar. Çocuğunuz için en doğru kararı almanıza yardımcı olmak adına, enstrümanlarımız hakkında bilgi vermeye ve fikir sahibi olmanızı sağlamaya devam ediyoruz.

bağlama çeşitleri

Kısaca çeşitleri ve boyutları hakkında bilgi vermeye çalışacağım enstrüman, Türk Halk Müziğinin icrasında/ifade edilmesinde asli unsur olan Bağlama.

Yaygın adıyla saz, ya da belli bir zamandan itibaren kullanılan adıyla Bağlama, göçebe müziğinin ürünü olan bir çalgı. Göçebe yaşam kültürü çerçevesinde boy ve ebat olarak belli bir ölçülerde kalmış ve değişiklik göstermemiş. Fakat yerleşik kültüre geçilmesinin ardından, özellikle Cumhuriyet sonrasında toplu çalma ihtiyacının duyulması, çalgıda değişik boyutlara gidilmesini sağlamış. Özellikle radyoların kurulmasıyla, toplu icralarda tıpkı keman ailesinde olduğu gibi, farklı boylarda bir bağlama ailesi oluşmuş. Yani bu, Bağlama dediğimiz zaman artık altı üyesi olan bir aileden bahsediyoruz anlamına geliyor.

Bu ailenin fertlerini, büyükten küçüğe doğru şöyle sıralamak mümkün;

– Meydan sazı

Meydan Sazı

Meydan Sazı

– Divan sazı

divan_sazi

Divan Sazı

– Bağlama

Bağlama

Bağlama

– Tambura

Tambura

Tambura

– Tambura curası

tambura _curası

Tambura Curası

– Bağlama curası

bağlama curası

Bağlama Curası

 

Meydan sazı, bağlama ailesinin en büyük üyesidir. Sırasıyla bu boyutları divan sazı, bağlama ve tambura kovalar. Bağlama ailesinin en küçük üyeleri ise, Bağlama curası ve Tambura curasıdır.

 Çalgıların boyutlarını ifade etmede, kimi müzikologlar tel boyunu esas alsalar da, halk arasında daha anlaşılır olması açısından, daha çok tekne ve sap boyutu belirleyici olur.

 

Buna göre, Bağlama ailesine ait sap boyutları aşağıdaki gibi olmalı;

– Meydan sazı: 55-56 cm

– Divan sazı: 50-52 cm

– Bağlama: 44-46 cm

– Tambura: 38-40 cm

– Bağlama curası: Oktav boyutu

– Tambura curası: Oktav boyutu

 

Türk Halk Müziğinin asli unsuru olan Bağlamanın, özellikle genç kuşaklar tarafından doğru anlaşılıp anlatılması, ülkemiz müziğinin korunup yaşatılması açısından faydalı olacaktır. Ailelere düşen ise, çocukları için doğru enstrümanı seçerken bilinçli ve araştırarak hareket etmektir.

 

Şu bir gerçek ki müzik, kişinin kendisini ifade etmesinde önemli unsurdur.

 

Nar Sanat Eğitim Kursu Bağlama Eğitmeni 

 Murat HASGÜN

 

 

Birinci  bölümünü daha önce yayınladığımız (1.Bölümü okumak için Tıklayınız) yazımızın bugün ikinci bölümü ile devam ediyoruz. İyi okumalar!

çocuk keman dersi

Kurslarda çalgı eğitiminde karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri

Türkiye’de çalgı eğitiminin (Kurslar temelinde) temel sorunlarını şu şekilde özetlememiz mümkündür; Temel ilkeleri belirleme ve çalgı eğitimini bu ilkelere temellendirme sorunu, Yetişek ya da izlence (program) geliştirme sorunu, Temel kitap ya da kılavuzları hazırlama sorunu, çalgı eğitimcisi yetiştirme sorunu, Araç-gereç sorunu, çalgı eğitimin tüm  boyutlarıyla sürekli inceleme-araştırma-değerlendirme sorunu, çalgı  eğitimine ilişkin çalışmaları bütünleştirme ve eş güdümleme sorunu (Günay ve Uçan, 1980:8) çalgı eğitimindeki başarıda bu sorunların giderilmesinin gerektiği bilinmektedir.

Çalgı öğretiminde, öğrenme sürecinde uygulanması gereken temel tekniklerin önemsenmesi gerekmektedir.

Çalgı dersleri teorik ve pratik uygulamalarla her an dikkatli ve titizlik gerektiren bir özellik içermektedir.  Fiziksel yeterliliğin önemli olduğu çalgı öğretiminde, bu öğretimin psikolojik boyutlarından da yararlanılması önemli bir faktördür. İlk çalgı derslerinde öğretmenin doğru kılavuzluğu, öğretimin gidiş hattını belirleyecek bir unsurdur. Öğrencinin tutumu, öz yeterliği, güven duygusu, iyi güdülenmesi ve çalışkanlığı da öğretimin düzeyini belirleyen diğer unsurlardandır.

Çalgı çalmanın karmaşık yönleri olduğu bilinmektedir. Temel teknik becerilere ulaşılmadan, en küçük etüt ya da parçanın bile anlaşılır biçimde ve bir müzikal duyumla yansıtılması oldukça güçtür.

Eğitmenin eğitimci olma fonksiyonunu algılayamadığı veya yeterli eğitimden yoksun olması elbette direk olarak çalgı eğitimi alacak öğrencinin hangi yaşta olursa olsun etkilenmesine yol açacağı kedindir.  Çalgı eğitimin özellikle başlangıç seviyesinde doğru eğitim ve tarz ile başlamaması en zor olan başlangıç döneminin  sağlıklı bir şekilde atlatılması, öğrencinin ilerlemesi  açısından son derece önemlidir(Yıldırım, 2010:142).

Yanlış teknik alışkanlıklarla, teknik ve müzikal alt yapı eksiklikleriyle müzik öğretmeni olduğu düşüncesinde olan yeterli eğitime sahip olmayan “eğitmen, öğretmenin” öğrencisi olarak başlayan

öğrenciler, bu eksik ve yanlışların giderilmesi için doğal olarak, ulaştıklarını düşündükleri düzeyin çok daha  gerisinden yeniden başlamak ve edindikleri yanlış alışkanlıkları düzeltmek için, büyük çaba göstermek zorunda kalmaktadırlar. Çalgı eğitiminde, edinilmiş yanlış teknik alışkanlıkların düzeltilmesinin, o tekniğin ilk kez öğrenilmesinden çok daha zor olduğu bilinen bir gerçektir. Bununla beraber Temel teknik davranışların düzeltilmesi süreci, öğrencilerde genellikle moral bozukluğu yaratmaktadır.

Eğitimin, özellikle de sanat  eğitiminin her aşamasında başarı ile istek/sevgi birbirini besleyen unsurlardır. Çalgı eğitimi sırasında edinilmiş  yanlış teknik davranışlar, öğrencinin çalgısından kolay ve nitelikli ses elde etmesinin güçleşmesine, çabuk yorulmasına, yoruldukça ve zorlandıkça tekrar çalışmaya başlama isteğinin azalmasına, daha çok zorlanması  durumunda çalgısından soğumasına ve sonunda bu çalgıyı başaramayacağı endişesi ile çalgıdan tümden uzaklaşmasına neden olabilmektedir ( Çilden, 2006:547 ).

Çalgı derslerinde etüt ve eser belirlenmesinde, öğrenciye uygunluk oldukça önemlidir. Eğer öğrencinin teknik  seviyesi ve müzikalite kapasitesi dışında, ona uygun olmayan etüt, parça ya da eser seçilirse, telafisi olmayan  sonuçlarla karşılaşılabilir. Öğrencinin var olan seviyesini aşırı derecede zorlamak, öğretimin kalitesini de bozacaktır.

Belki de öğrenmede zorluk çeken ve kendisinin başarısız olduğunu düşünen öğrenci, çalgıyı bırakma

durumuyla karşı karşıya kalacaktır. Ne yazık ki, bu tip örnekleri çevremizde sıkça görmekte ve duymaktayız. Bu yüzden, sistematik yapılan bir eğitim anlayışından uzaklaşılmamalı, çok eser ya da zor eser çalmaktan ziyade, çalışılan eserin, doğru, temiz ve kaliteli çalınması öncelikle önemsenmelidir.

En önemli sorunlardan biri de kurslar için yazılmış derli toplu nitelikte müzik eserleri olmamasıdır. Elbette piyasada bir çok konuda çalışma kitapları vardır fakat bunlar daha çok süreğen eğitimler için düşünülmüş kitaplar olup kurs organizasyonuna uygun birden çok aşamaları gösterecek nota kaynağı sorun olmakta dolaysıyla pek çok kaynaktan farklı çalışmalar eğitmenin keyfiyetine göre fotokopi yöntemi ile çoğaltılarak öğrenciye verilmektedir.

Nar Sanat bu konuda (Özel eğitim kurslarında ve özel eğitimde kullanılmak üzere 4 aşamalı müzik eğitim kitapları) girişimlerde bulunmuş fakat çalışmalarımız devam etmektedir.

boyut küçük afiş

Nitelikli Çalgı Eğitimini Oluşturan Bazı Faktörler

Çalgı eğitiminde nitelik oluşturulmasında, öğretime başlamadan önceki eğitim koşullarının iyi hazırlanması gerekmektedir. Çalgı  eğitimine yönelen bireyin müzik yeteneğinin yeterliliği oldukça önemlidir. Çalgı öğrenecek bireyin bu eğitime yatkınlığı, fiziksel yeterliliği, dolayısıyla hazır oluşluk düzeyi ise eğitimin başarısına  etki eden temel koşullardandır. Ayrıca, çalgı eğitiminin yapılacağı fiziki ortamın eğitime elverişli durumda olup  olmaması, eğitim kalitesini olumlu ya da olumsuz biçimde etkileyecektir.

Eğitimin kalitesini etkileyen etkenler arasında aile, çevre ve eğitimle bağlantılı diğer ortamlar sayılabilir. Çalgı eğitiminin sağlıklı sürdürülmesinde gerekli olan metotların temini ve kullanımı oldukça önemlidir. Ayrıca, çalgı eğitiminin amaçlarına uygun eğitim programlarının önceden titizlikle hazırlanmış olması gerekmektedir.

Öğrencilerin teknik becerileriyle birlikte müzikal becerilerinin gelişmesinde en önemli araç, çalgıya yönelik olarak yazılan eserlerdir. Öğrencilerin sözü edilen becerilerinin geliştirilmesinde, çalgıya yönelik oluşturulan dağarcığın ve bu dağarcıktan seçilecek eserin büyük önemi vardır.( Bulut, 2008:2)

Öğrencilere öğretimde ulaşılması gereken davranışların kazandırılmasında, bu eserlerdeki çalışmalar ve icraya dönük performans belirleyici olacaktır.

nota anlatımıBireyleri hayata hazırlayan ve istendik davranışlarla donanmalarını sağlayan eğitim süreci, tesadüflere bırakılmamalı, önceden tasarlanıp planlanmalıdır. Eğitimde planlanmış etkinliklerin önemi büyüktür. Eğitim bir bakıma kasıtlı kültürleme yolu olarak görüldüğünden, eğitim programlarının planlı olması gereği, kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Öğrenenlere öğrenme yaşantıları sağlamak, eğitim programları aracılığı ile olmaktadır. (Demirel,1999)

İyi bir eğitim, ancak mükemmel bir program ve iyi bir planlama sonucu oluşabilir. Bilimsel tarzda hazırlanmış bir program, eğitimde başarının en önemli unsurlarından biridir. Bu bağlamda, iyi hazırlanmış bir çalgı öğretim programı da çalgı eğitiminde amaca ulaşmak için başarının temel anahtarıdır. İyi bir çalgı öğretim programı, çalgı eğitimi ile erişilecek hedeflerden her birine ilişkin hedef davranışları kazandırmak için gerekli öğretme durumlarını, hedefe erişilip erişilmediğine, davranışın kazanılıp kazanılmadığına dair sınama ölçme durumlarını, programın sağlamlığına ve öğretmen-öğrenci ve program hakkında karar vermek için değerlendirme işlemlerini kapsamalıdır.  ( Öztosun ve Barış, 2004:2).

Çalgı eğitiminde, öğretmen-öğrenci arasındaki olumlu iletişim, eğitimin hedefine ulaşmasında en önemli  faktördür. Bununla birlikte; öğrencinin öğrenmeye hazır bulunuşluğu, düzenli çalışması, araştırmacı ruhu ile öğretmenin; teknik bilgisi, öğretme yöntemi, model teşkil etmesi ve yeniliklere açık olması, öğrencilerin öğrenme süresini kısaltacak, başarı düzeyini arttıracak ve yaratıcılıklarını geliştirecektir( Parasız, 2009).

Çalgı eğitiminde kurs ve ders ortamında sürdürülen eğitim uygulamalarının, eğitimin niteliğini belirlediği  vurgulanabilir. Çalgı eğitiminde, öncelikle öğretmenin yeteneğinin ve dersteki tutum-davranış ve yaklaşımlarının doğruluğu ve güvenilirliği önem arz etmektedir. Öğrencinin başarısında, dersteki güdülemenin ve üst düzey motivasyonun, performans açısından oldukça önemli olduğu unutulmamalıdır. Öğrenilenlerin sergilenmesiyle elde edinilecek kazanımlar da eğitim düzeyini arttırabilecek uygulamalardandır.

 

Yazının 3. bölümü daha sonra yayınlanacaktır.

Diren C.

Lozan sergisi açılıyor…

İnönü Vakfı tarafından hazırlanan ‘Lozan’dan Cumhuriyet’e İsmet İnönü’ sergisi 1 Eylül’de açılıyor. Sergi Cumhuriyet’in ilk yıllarına dair birçok belge ve kaynağı barındırıyor.

lozan-antlaşması

Lozan Antlaşması’nın imzalanmasının 90. yılı etkinlikleri kapsamında hazırlanan ‘Lozan’dan Cumhuriyet’e İsmet İnönü’ sergisi, 1 Eylül – 11 Ekim tarihleri arasında FMV Galeri Işık’ta ziyaret edilebilecek. Geçtiğimiz yıl Türkiye’yi dolaşmaya Ankara’dan başlayan, ardından da Ankara, Antalya ve Eskişehir’e giden serginin son durağı İstanbul olacak.

Cumhuriyet’in ilk yıllarını İsmet İnönü perspektifinden ele alan sergi, toplumsal, kültürel ve ekonomik dönüşümleri belge, fotoğraf ve yazışmalarla anlatıyor. İsmet İnönü dönemine dair kitap, sergi ve seminer çalışmalarıyla bilinen İnönü Vakfı’nın hazırladığı sergi, iç ve dış politikada izlenen yol, Cumhuriyet rejimiyle birlikte Türkiye’de yaşananları tarih meraklılarına aktarıyor. Küratörlüğünü Prof. Dr. Zafer Toprak’ın, grafik tasarımını Ferah Perker, genel tasarımını ise Çağdaş Arpaç ve Dr. Fatma Türe’nin üstlendiği sergiye dokunmatik ekranlar, video enstalasyonları aracılığıyla ziyaretçiler interaktif olarak da katılabiliyor.

Atatürk ve İsmet İnönü arasındaki yazışmalar, telgraflar, dönemin gündelik yaşamına dair kamera görüntüleri, fotoğraflar, gazete ve dergi kapaklarının yanı sıra, sergi içerisinde mühürler, madalyalar, antlaşmalar, resmi yazışmalar gibi birçok belge de yer alıyor. ‘İsmet İnönü’nün Yaşamı’, ‘Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’, ‘Lozan Konferansı ve Antlaşması’, ‘İsmet İnönü ve İç-Dış Politika’ olarak dört ana başlığa ayrılan sergide Lozan Konferansı’na dair bugüne dek görülmemiş birçok fotoğraf da ziyaretçilerini bekliyor.

Sergide ayrıca çocuk ziyaretçiler için bir de çizgi film de gösteriliyor. Çizgi film, ‘Lozan Barış Antlaşması’ adını taşıyor. İstanbul Nişantaşı’da bulunan FMV Galeri Işık, pazar ve resmi tatil günleri dışında her gün açık.

Bu yıl 21’incisi düzenlenen Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali 30 Ağustos’ta başlıyor. Festival programında ‘Attila’dan ‘Aida’ya sekiz farklı temsil sahnelenecek.

Festivalde 'Attila' operası Ankara Devlet Opera ve Balesi sanatçıları tarafından sahnelenecek.

Festivalde ‘Attila’ operası Ankara Devlet Opera ve Balesi sanatçıları tarafından sahnelenecek.

Antalya’nın iki bin yıllık antik tiyatrosu Aspendos, dünyada doğal akustiği en iyi yerlerden biri olarak biliniyor. Aspendos antik tiyatrosu yirmi yıldan fazladır müzikli etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Bunlar içerisinde en eski olanı bu yıl 21’incisi gerçekleşecek olan Uluslararası Aspendos Opera ve Bale Festivali. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nün birlikte hazırladığı festival 30 Ağustos’ta başlıyor.

Festival kapsamında İzmir, Mersin, Antalya, Ankara, Antalya Devlet Opera ve Balesi müdürlüklerinin yanı sıra Budapeşte Operet ve Müzikal Tiyatrosu ile İtalya – Sicilya, Taormina Festival Operası gibi yabancı konuk topluluklar da yer alacak. 30 Ağustos akşamı Guiseppe Verdi’nin ‘Aida’ operası ile başlayacak olan festivalde, 3 Eylül’de ‘Notre Dame’ın Kamburu’ balesi, 6 Eylül’de ‘Operetler Galası’ konseri, 10 Eylül’de ‘La Traviata’, 13 Eylül’de ‘Harem’ operası, 17 Eylül’de ‘Attila’ operası, 20 Eylül’de ‘Tosca’ operası ve 24 Eylül’de ise ‘Herkül’ operası sahnelenecek.

30 Ağustos – 24 Eylül tarihleri arasında gerçekleşecek olan festival biletleri 50 TL olarak satışa sunuluyor.

Kaynak: Al Jazeera

Barış İçin Müzik, İstanbul Kültür Sanat Vakfı desteğiyle, ilki geçen yıl Salzburg Festivali kapsamında gerçekleştirilen Sistema Europe Orkestra Kampı’nın ikincisini 14-22 Ağustos tarihleri arasında İstanbul’da düzenleyecek.

sistema-europe-orkestra-kampi-istanbul-da-bulusuyor

Boğaziçi Üniversitesi’nin ev sahipliğinde yapılacak Sistema Europe Orkestra Kampı’na, 9 ülkeden katılacak 200 çocuk ve eğitmen, bir hafta boyunca provalar yaparak birlikte çalışma imkânı bulacaklar. Barış için Müzik’in müzik direktörlüğünü yürüten Bruno Campo ile MozartBologna Orkestrası ve Lucerne Festival Orkestrası üyesi Etienne Abelin’in müzikal liderliğiyle gerçekleştirilecek Sistema Europe Orkestra Kampı’na Türkiye’den Barış İçin Müzik Orkestrası’yla birlikte, Avusturya, Danimarka, Hırvatistan, İngiltere, İsveç, İsviçre, İtalya ve Portekiz’den yaşları 10-19 arasında değişen 200 çocuk katılacak.
İstanbul’da gerçekleştirilecek Sistema Europe Orkestra Kampı’nın en önemli etkinliklerinden biri de geleceğin El Sistema eğitmenlerinin yetişebilmesi için düzenlenecek “El Sistema Modeli eğitimKampı” olacak. İlk kez düzenlenecek eğitim kampında, Türkiye’nin farklı illerinin yanı sıra Avusturya, Hırvatisyan, İngiltere, İran, İsviçre, İsveç, İtalya, Macaristan, Peru, Portekiz ve Venezüella’dan 50’nin üzerinde eğitmen yer alacak. El Sistema modeli eğitimin öğretileceği çalışmalara Barış için Müzik Orkestrası’nın gelecekteki öğretmenleri de katılacak.
200 kişilik Sistema Europe Gençlik Orkestrası’nın konseri 
21 Ağustos Perşembe akşamı 20.00’de 
Leyla Gencer Opera ve Kültür Merkezi’nde 
Bir hafta boyunca birlikte prova yapan 200 çocuğun aynı sahnede buluşacağı Sistema Europe Gençlik Orkestrası, 21 Ağustos Perşembe akşamı 20.00’de Bakırköy Belediyesi Leyla GencerOpera ve Kültür Merkezi’nde ücretsiz bir konser verecek. Şef Bruno Campo yönetimindeki Sistema Europe Gençlik Orkestrası konserde, Tchaikovsky’nin Slav Marşı, Arturo Marquez’in Danzon no.2, Rossini’nin William Tell Uvertürü, Elgar’ın Enigma Varyasyonları’ndan Nimrod, Mozart’ın Küçük Bir Gece Müziği ve Grieg’in Holberg Suit’inden 1. Bölüm’ü seslendirecek.
Sistema Europe Orkestra Kampı İstanbul 2014, Barış için Müzik Vakfı tarafından, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın desteği ve Boğaziçi Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, Hilti Foundation, Canan Pak İmregün, Liv Hospital, Berrin Erengül, Twist, Nestlé ve Turyol sponsorluğunda gerçekleştirilecek. Sistema Europe Orkestra Kampı’nın üçüncüsü 2015 yılında Barış için Müzik’in de katılımıyla İsveç’te düzenlenecek.
Barış için Müzik hakkında
Mimar Mehmet Selim Baki ve Yeliz Baki tarafından 2005 yılında başlatılan Barış İçin Müzik mümkün olduğu kadar fazla çocuğa karşılıksız müzik eğitimi olanağı sağlamayı ve sanata katılım önündeki engelleri kaldırmayı amaçlıyor. Bugüne kadar 4 binin üzerinde çocuğa ücretsiz müzik eğitimi veren Barış İçin Müzik, 2012’de 29 Avrupa ülkesinin içinde yer aldığı Sistema Europe’un üyelerinden biri oldu ve çalışmaları Sistema Europe’un “en iyi uygulamalarından” biri olarak değerlendirildi. Barış İçin Müzik, Haziran 2014 tarihinde El Sistema’nın kurucusu Jose Antonio Abreu ve Fundamusical Simón Bolívar Müzik Vakfı direktörü Eduardo Méndez ile imzalanan “dostluk” anlaşmasıyla resmen El Sistema’nın bir parçası olarak kabul edildi.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı, 2013 yılından bu yana Barış İçin Müzik Vakfı’nın kurumsal destekçiliğini üstleniyor ve Lale Kart Üyelik Programı ile de bu oluşuma eğitim desteği veriyor.
Kaynak:Milliyet

Bu yıl 14-28 Kasım tarihleri arasında Uluslararası Boğaziçi Sinema Derneği tarafından düzenlenecek II. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali kapsamında yapılacak olan Ulusal Kısa Film Yarışması’na başvurular başladı. 

boğaziçi-film-festivali


Başta sinema olmak üzere, ülkemizin önemli kültür sanat etkinlikerinden birisi olacağını henüz ilk yılında yaptığı, dünya sineması seçkisi, özel gösterim bölümleri, söyleşiler, atölye çalışmaları ve özellikle kısa filme verdiği yapım destek fonu ile göstermiş olan, Uluslararası Boğaziçi Film Festivali ikinci yılına hazırlanıyor. Bu sene İstanbul Medya Akademisi koordinatörlüğünde Türk Sinemasının 100.Yılına özel olarak alanında yetkin yerli ve yabancı ünlü isimlerin katılımlarıyla, akademik tartışmalar, özel program ve seminerler, workshoplar ve çeşitli organizasyonlar ile hem teorik hem de pratik tartışmaların gündeme getirilmesi planlanıyor. Son başvuru tarihi 26 Eylül 2014 olarak belirlenen Ulusal Kısa Film Yarışması hakkında detaylı bilgi, başvuru formları ve şartnamelere www.bogazicifilmfestivali.com adresinden ulaşılabilir.

Venedik’te 1895 yılından bu yana düzenlenen bienal kapsamında bu yıl ilk kez kalıcı bir Türkiye pavyonu yer alıyor. Küratörlüğünü mimar Murat Tabanlıoğlu’nun üstlendiği bienalin sergi konukları arasında tanınmış sanatçı Sarkis de yer alıyor. Defne Ayas’ın sunum küratörlüğünde gösterilecek olan eser, Arsenale’de 2014-2034 yılları arasında Türkiye’ye yirmi yıl süreyle tahsis edilen mekanda sergilenecek.

venedik-bienali

9 Mayıs – 22 Kasım 2015 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan Venedik Bienali 56. Uluslararası Sanat Sergisi’nde yer alacak olan Sarkis, Mimar Sinan Üniversitesi İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğrenim gördü. İlk sergisini 1960 yılında İstanbul Sanat Galerisi’nde açtı. Resimle başladığı sanat hayatına heykelin yanı sıra disiplinler arası (işitsel, görsel) enstalasyonlar gibi farklı sanat formları ekleyen sanatçının eserleri, aralarında Centre Georges Pompidou  (Paris), Guggenheim Museum (New York), Musée d’Art Moderne de la Ville de Paris (Paris), Kunst-und-Austellungshalle (Bonn), Louvre Müzesi (Paris), Bode Museum (Berlin), Kunsthalle Düsseldorf’un bulunduğu birçok sanat merkezi, müze ve galeride sergilendi. When Attitudes Become Form sergisi (Kunsthalle Bern, 1969), DOCUMENTA VI, DOCUMENTA VII (Kassel, 1977, 1982) ile Sidney, Şangay, Sao Paulo, Moskova ve İstanbul Bienalleri Sarkis’in katıldığı önemli sergiler arasında.

Sarkis’in son dönem kişisel sergileri arasında Galeri Manâ (İstanbul, 2013),  Arter (İstanbul, 2013), Museum Boijmans van Beuningen (Rotterdam, 2012), Galerie Nathalie Obadia (Paris, 2011 ve 2014), MAMCO-Cenevre Çağdaş Sanat Müzesi (Cenevre, 2011), Centre Pompidou Çağdaş Sanat Merkezi (Paris, 2010), ve İstanbul Modern (2009) sayılabilir. Sanatçı çalışmalarını 1964’ten bu yana Paris’te sürdürüyor.

Venedik Bienali hakkında tarihçe

1895 yılında yapılan ilk bienalde dekoratif sanatlar önemli rol oynamıştır. Yirminci yüzyılın ilk on yılında etkinlik daha da uluslararası niteliğe erişmiştir. 1907’den sonra birçok ülke kendi ulusal pavyonlarını kurmaya başlamıştır. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Biennale modern sanattakiyenilikçi akımlara ilgi göstermye başlamıştır. İki dünya savaşı arasındaki yıllarda birçok önemli modern sanatçı bu etkinlikte işlerini sergilemiştir.

1930’da, Biennale’in kontrolü Venedik şehir meclisinden ulusal Faşist hükümete geçmiştir. 1930’larda birçok yeni etkinlik bölümü eklenmiştir: 1930’da Müzik Festivali, 1932’de Uluslararası Film Festivali, 1934’te Tiyatro Festivali. 1938’den itibaren Sanat Sergisi bölümünde “Büyük Ödül”ler verilmeye başlanmıştır.

II. Dünya Savaşı sırasında altı yıl ara verildikten sonra, 1948’de yeniden yapılmaya başlanan Biennale, ilgisini önce Avrupa’daki avangard sanat, daha sonra tüm dünyadaki güncel akımlar üzerinde yoğunlaştırmıştır. Soyut Dışavurumculuk 1950’lerde, Pop Sanatı 1960’larda etkinlikte yer almıştır. İtalyan mimar Carlo Scarpa 1948’den 1972’ye kadar Biennale’nin sergi mekanlarına önemli katkılarda bulunmuştur.

1968 protestoları Biennale’de krize neden olmuş, Büyük Ödüller iptal edilmiş, monografik olanlar yerine daha çok tematik sergiler yeğlenmiştir. 1974’te yapılan etkinlik Agusto Pinochet’nin diktatörlüğünü kültür yoluyla protesto etmek amacıyla tümüyle Şili’ye adanmıştır. Yeni ödüller -Venedik Film Festivali’nin Altın Aslanları- verilmeye başlanmıştır.Postmodern sanat, gittikçe artan çeşitlilik ve popülerlikte sergiyle sahneye girmiştir.

1980’de Achille Bonito Oliva ve Harald Szeemann ortaya çıkan yeni sanatı araştırmayı amaçlayan “Aperto” isimli bölümü açmışlardır. İtalyan sanat tarihçisi Giovanni Carandente1988 ve 1990 yıllarının yöneticiliğini yapmıştır. Ardından üç yıl ara verilerek, 1995 yılında yapılacak etkinliğin Biennale’nin 100. yıldönümüne denk gelmesi sağlanmıştır. 1993 yılının etkinliği Achille Bonito Oliva, 1995 Jean Clair, 1997 de Germano Celant tarafından yönetilmiştir.

1999 ve 2001 yıllarında peşpeşe iki yıl Harald Szeemann’ın yönetimindeki Biennale’ye Asya ve Doğu Avrupa’dan, her zamankindan daha genç sanatçılar çağrılırken Arsenale’de yeni restorasyonu biten bölümlere sergi mekanları eklenmiştir.

50. Biennale Francesco Bonami tarafından yönetilirken, yedi yardımcı küratörle (Hans Ulrich Obrist, Catherine David, Igor Zabel, Hou Hanru ve Massimiliano Gioni) ile çalışması bir rekor olarak görülmüştür.

51. Biennale Haziran 2005’te açılmıştır. Maria de Corral ve Rosa Martinez’in küratörlükleriyle etkinlik ilk defa iki kadının yönetiminde yapılmıştır. De Corral “The Experience of Art” (Sanatın Deneyimi) isimli bölümü organize ederek eski ustalardan gençlere kadar 41 sanatçının işini sergilemiştir. Rosa Martinez ise Arsenale’yi alarak “Always a Little Further” (Hep Biraz Daha İleri) başlığı altında “romantik yolcu mitini” işleyen 49 sanatçının işlerine yer vermiştir.

51. Biennale’de ABD’li sanatçı Barbara Kruger ömür boyu başarısı için “Altın Aslan” ile ödüllendirilmiştir.

2007’de ABDli Robert Storr baş yöneticiliğini üstlendiği 52. Biennale’nin başlığı Think with the Senses – Feel with the Mind. Art in the Present Tense (Duyularla düşün – Akılla Hisset. Şimdiki Zamanda Sanat) olmuştur. Bu yıl Meksika ilk resmi katılımını sanatçı Rafael Lozano-Hemmer ile Van Axel Sarayı’nda yapmıştır.

İsveç’li küratör Daniel Birnbaum 2009 yılının sanat yöneticiliği için saçilmiştir.

Venedik Bienali Formatı

Resmi Biennale Giardini’de 30 kalıcı ulusal pavyonun bulunduğu parkta yer alır. Kalıcı pavyonlar, daha çok 1930’ların ve Soğuk Savaş’ın uluslararası politik yapısının bir dayatmasıdır. Her ülkenin kendi pavyonunu nasıl kullanacağı konusunda tek bir format yoktur. Büyük Britanya pavyonu her zaman British Council (İngiliz Kültür Konseyi) tarafından yönetilirken ABD bu sorumluluğu İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenen bir galeriye vermektedir. Giardini’de Biennale’nin yöneticisinin küratörlüğünü yaptığı büyük bir sergi salonu da bulunmaktadır.

Aperto genç sanatçılar ve ulusal olarak temsil edilmeyen ülkelerin sanatçıları için daha marjinal bir yan etkinlik olarak başlamıştır. Genellikle Arsenale’de sergilenmektedir ve resmi bienal programının parçası olmuştur. 1995’te Aperto olmayınca katılan ülkeler yeni sanatçılarının işlerini sergileyebilmek için yerler kiralamışlardır.

baglama-cocuk3

Konfüçyüs, müziğin birleştirici yönüne, “gök ve toprak arasındaki uyumdur” diyerek vurgu yapmıştır.

Eğitim olarak ele alındığında müzik, bireyin yaratıcılığını arttırması ve sosyal yaşamını desteklemesi açısından önemlidir.

Bu bağlamda herhangi bir sanat dalıyla uğraşan çocukların, hiç bir sanat dalıyla ilgilenmeyen çocuklara göre gerek yaratıcılık, gerek kendini tanıma ve tanıtma, gerekse farkındalık anlamında daha aktif oldukları araştırmalarca kanıtlanmıştır. İşte tam da bu noktada, bu yazının da temasını oluşturan “kendini tanıma, tanıtma ve farkındalık” konusuna değinmek isterim.

Sanatın her dalının çocuğu bir adım ileri taşıyacağı gerçeğinin yanında, çocuğun sanatsal ve kültürel anlamda kendini tanıması, yaşadığı coğrafyaya ait olan müziğin ve bu müziğin icra edildiği enstrümanın farkında olması gerektiğini de göz ardı etmemek gerekir. Çocuğun kültürel anlamdaki gelişimi, öncelikle kendi müziğini ve enstrümanını tanımasıyla doğru orantılıdır. Yaşadığımız coğrafyanın belirleyici ve birleştirici ezgileri, halkın ortak değerlerle var ettiği Türk Halk Müziği’dir. Bu müziğin geleneksel enstrümanı da şüphesiz Bağlama’dır. Dolayısıyla çocuğun enstrüman olarak Bağlama’yı seçmesi, diğer bir çok sanat dalına da bakışını şekillendirecek, ileride farklı bir enstrüman veya sanat dalıyla ilgilenirken/ilgilenirse, daha emin ve bilinçli adımlar atmasını sağlayacaktır. Çocuklar için Bağlama eğitimi, kültürel fakındalığın yanı sıra diğer sanat dallarına açılan bir pencere olarak da düşünülebilir. baglama-cocuk

Yine Konfüçyüs; “Bir ülkenin doğru yönetilip yönetilmediğini, ahlak açısından yücelip yücelmediğini anlamak mı istiyorsunuz? O ülkenin müziğine bakınız.” diyerek bir ülkenin kendi müziğinin ne kadar belirleyici olduğunu belirtmiştir.

Ailelere düşen ise, çocukları için doğru enstrümanı seçerken bunları da düşünmeleridir.

Unutulmamalı, toprağı bilmeyen betonda yürüyemez.

Müzik eğitimi alanında zengin bir coğrafyada yaşıyoruz. Ülkemizde müzik eğitimi veren dernekler, kurslar, topluluklar var. Bu zincire konservatuarları da eklersek, kaliteli eğitimin hiç de zor olmadığını görebiliriz.

Genel olarak düşünüldüğünde müzik, bağlayıcı olduğu kadar şiddetten uzaklaştıran, eğiten, sosyal hayata katkı sağlayan, bireyin topluma bakışını değiştiren ve ufkunu açan bir olgu. Yerelde ise halk müziği, ait olduğu ülke halkının gerçek duygularını yansıtması açısından, özellikle çocuklar için sosyal ve kültürel değerlerin farkına varmak adına önemli ve belirleyici.

Özetleyip toparlamak gerekirse Halk Müziği ve bu güzel paydanın ürünü olan Bağlama; özellikle genç dimağlar tarafından doğru anlaşılıp anlatılırsa, ülkemiz müziğinin korunup yaşatılmasının yanısıra, yazıda genel olarak bahsetmeye çalıştığım kültürel farkındalık anlamında da olumlu bir gidişat sergileyecektir. Yani tek başına eğitimin yanında, doğru bir şekilde, bilinçli olarak alınan eğitim de önemlidir. Dolayısıyla müzik eğitiminde de doğru kararlar vermeli ve tercihlerimizi bu bilinçle yapmalıyız diye düşünüyorum.

Sözlerimi bitirirken, bu anlamda yapacağınız doğru tercihler için teşekkür ediyorum.

Nar Sanat Bağlama Eğitmeni
Murat HASGÜN