Şunun için etiket arşivi: Kültür ve Turizm Bakanlığı

Geçtiğimiz yıl bakanlıktan alınan hibeyle çekilen Türkiye’nin ilk animasyon (3D) filmi Uzay Kuvvetleri 2911’i ilk hafta sonu sadece 1 kişi izledi.

uzay kuvvetleri

Kültür Bakanlığı’nın sinema, televizyon, dizi, yayıncılık ihracatında 1 milyar dolar seviyesine ulaşabilmek için dağıttığı hibeler sayesinde çekilen filmlerin sayısı katlanarak büyüyor. Sinema sektörüne yeni yüzler, yeni yönetmen ve yapımcılar kazandırmak amacıyla dağıtılan hibeler diğer yandan da hayal kırıklığına neden olan projeleri beyaz perdeye çıkarıyor.

Türkiye Gazetesi’nden Güven Adalı’nın haberine ve Kültür Bakanlığı Sinema Denetleme Kurumu verilerine göre, 2013 yılında gösterime giren 85 yerli uzun metraj filmin 26’sına yani yüzde 30’una devlet destek verdi. 2014’te ise 168 Türk filmi sinemada izleyicilerle buluştu. Kaç adet filmin devlet desteği aldığı henüz açıklanmasa da bu rakamın 50’yi geçmesi bekleniyor.

FİLMİ 12 KİŞİ İZLEDİ

Geçtiğimiz yıl gişede rekor hasılat ve izleyici rakamlarına ulaşan filmler çıkartan Türk sineması, sadece birkaç salonda gösterime giren, 1.000 kişinin bile izlemediği onlarca filme de tanıklık etti. Hayal kırıklığına neden olan filmler arasında yalnızca 12 seyirciyi sinemaya çekerek 72 TL gişe hasılatı elde edebilen ‘Rüzgârla Bir’ en dikkat çeken yapıt oldu.

Mayıs 2014’te izleyiciyle buluşan Türkiye’nin ilk animasyon filmi Uzay Kuvvetleri 2911’i ise sadece 522 kişi izledi. 2 hafta gösterimde kalan ve 90 salonda izleyici ile buluşan film 3 bin 805 TL hasılat elde edebildi. (Box Office Türkiye)   

EN AZ 700 BİN TL GEREKİYOR

Bir film için azami 700 bin liraya ihtiyaç duyulduğunu belirten uzmanlar, gişede hayal kırıklığına uğrayan filmlerin düşük bütçeli yapımlar olduğuna dikkat çekiyorlar. Bu filmlerin büyük bölümü ise ya devlet desteği ya da banka kredisi ile çekiliyor. ‘Sonsuz’ filminde ve nisan ayında vizyona girecek ‘Sonsuz Bir Aşk’ta başrol oynayan, yaz aylarında çekilecek yeni bir filmde de yönetmen koltuğuna oturmaya hazırlanan aktör Ferhat Gündoğdu, devlet desteğinin sinema sektörü için çok önemli olduğunu fakat doğru projelerin desteklenmediğini ifade etti. Gişede başarısız olan filmleri izlemediğini fakat desteklerin yanlış projelere kaymış olması ile başarısız filmlerin çekilebildiğini söyleyen Gündoğdu, “Maalesef kaliteli filmlerimiz sinemada seyirci toplayamıyor. Küfür ile güldüren filmlerin gişede daha başarılı olduklarını görüyoruz. Eminim ki gişede başarısız olmuş fakat senaryo ve oyuncularıyla başarılı filmler de vardır. Fakat devlet desteğini alarak başarısız projeler sinema perdesine çıkabiliyor” dedi.

sınıfta kalanlar

HANGİ KRİTERLER ARANIYOR?

Bir senaryonun Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan destek alabilmesi için desteklenmeye uygun bulunması gerekiyor. Senaryonun destek almaya uygun olup olmadığını belirleyen kurul ise senarist, yönetmen ve sinema sektörüne gönül verenlerden oluşuyor. Bu kurulda seçiciler her 2 yılda bir değişiyor. Eğer senaryo kurulun beğenisini kazanamazsa destek alamıyor. İlk defa film çekenler için ise özel bir kategori bulunuyor. Hem film sayısını artırmak hem de film çekmek isteyen yeni yetenekleri sektöre kazandırmak isteyen bakanlık, filmin çekilebilir olacağından emin olmak için bu defa en azından yapımcının deneyimli olmasını istiyor. Kuruldan geçer not alan senaryonun % 50 bütçesi bakanlık tarafından karşılanıyor.

Kaynak : onedio.com

Van Gölü sahilindeki 5 bin yıllık antik kentin, koruma altına alınmadığı takdirde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı belirtildi.

5-bin-yillik-antik-kent-

Bitlis Eren Üniversitesi (BEÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Demirtaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 5 bin yıl önce yerleşim alanı olarak kullanılan ve bir dönem Doğu Anadolu Bölgesi’nde hüküm süren Urartu Krallığı’na da ev sahipliği yapan Van Gölü sahilindeki antik kentin, 1986 yılında Kültür Bakanlığı tarafından tescillendiğini anlattı.

Günümüzde bir bölümü toprak altında, geri kalanı ise gölün içinde bulunan antik kentin, bir şehir ve yerleşim biriminin bütün izlerini bünyesinde barındırdığını vurgulayan Demirtaş, Tatvan’ın tarihini yansıtan alanın, kaçak kazı yapanlardan ve ticari emelleri için kullanmak isteyenlerden korunması gerektiğini söyledi.

vangölüantik kenti

 

Demirtaş, bu anlamda, gerek Van Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun gerekse Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın alanın turizme kazandırılması için harekete geçmesi gerektiğini bildirerek, şöyle konuştu:

“Tatvan’da, ilçenin tarihi olmadığına dair bir yanılgı var. Halbuki bilinenin aksine Tatvan, 5 bin yıllık tarihe sahip bir ilçemiz. Bitlis’in yanı başında olması da bunu ispat ediyor. Geçmişi Bitlis kadar görkemli olmasa da yapılan araştırmalarda M.Ö. 3 bin yıllarına dayananan çok sayıda buluntu elde eldildi. Ayrıca ilçede iki  antik kent var. Bunlardan biri Şahmiran köyünde diğeri ise şu an plaj olarak kullanılan Van Gölü sahilindedir. Resmi kaynaklarda ve yazışmalarda da buraları ‘Tatvan Antik Kenti’ olarak geçiyor. Kayaların üzerine oyulmuş nişler, geometrik şekil, işaret ve resimler var. Bu bulgular antik kent denildiğinde ilk akla gelen özelliklerdir ve bütün bunlar 1986 yılında tescillenmiş.”

van-gölü-taihi-kalıntı

 

Geçmiş yıllardaki araştırmalarda, Van Gölü sahilindeki alanda, kayaların oyulmasıyla yapılan odalar ile çok sayıda arkeolojik kalıntı bulunduğuna değinen Demirtaş, tandır ve silo gibi mahsen görevi gören onlarca yapının ise aradan geçen süre zarfında toprak altında kaldığını ifade etti.

Demirtaş, yapılacak kazı çalışmasıyla antik kentin tamamen ortaya çıkacağını bildirerek, “Buradaki şehir resmi kazılarla ortaya çıkarıldığında sadece Tatvan veBitlis’in değil Türkiye’nin çehresi değişecek. Burası dünyanın ilgi odağı haline gelecek” dedi.

antik kent van gölü

 

Tahribatın önlenmesi gerekiyor

Antik kentin bulunduğu alanın koruma altında olmaması nedeniyle büyük oranda tahrip edildiğine dikkati çeken Demirtaş, şöyle devam etti:

“Alanı imara açmak, burada tatil köyü yapmak, sondajla su çıkarmak isteyenler var. Ayrıca define avcıları da yaptıkları kazılarla alana büyük zarar veriyor. Antik kentin bulunduğu alandaki tahribatın durdurulması için ortak proje hazırlanarak koruma altına alınması gerekiyor. Tarihimiz ve geleceğimiz yok ediliyor. Bunlara sahip çıkamazsak, geleceğimize de sahip çıkamayız. Buranın imara açılması belki 3-5 kişiye fayda sağlar. Ancak bu antik kentin korunması Tatvan’a, bölgeye ve ülkeye fayda sağlar. Bu nedenle burada kapsamlı bir çalışma yapılması ve tahribatın önlenmesi gerekiyor.”

antik

 

Demirtaş, Van Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından 2010 yılında alanda inceleme yapıldığını ve söz konusu bölgenin “birinci derecede arkeolojik sit alanı” olarak kayıt altına alındığına işaret ederek, aynı kurulun 2011 yılında gerçekleştirdiği çalışmada ise “arkeolojk sit alanı değil, doğal sit alanı” olduğu yönünde karar verdiğini kaydetti.

2011 yılında hazırlanan raporun gerçeklik payı bulunmadığını savunan Demirtaş, kendisinin bir süre önce yaptığı incelemelerde bulduğu arkeolojik kalıntıları kamera kaydıyla belgelediğini ve istenildiği takdirde bunu kurulla paylaşabileceğini sözlerine ekledi.

van gölü

van antik

13. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nin gösterildiği Beyoğlu’ndaki Rampa Kafe zabıtalar tarafından basıldı. Film gösterimi yarıda kesilerek salon boşaltılmak istendi. Filmin yönetmeni tepkisini “Welcome to Turkey | Türkiye’ye hoş geldiniz” sözleriyle ifade etti.

FİLMMOR

Bu yıl 13’üncüsü gerçekleştirilen Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nde bir zabıta baskını yaşandı.

Beyoğlu’ndaki Rampa Kafe’deki salonda film gösterimi sırasında zabıtalar, mekanın film gösterimi için ruhsatının olmadığı gerekçesiyle salonu bastı ve izleyicileri dışarı çıkarmak istedi. Festival koordinatörlerinin direnişi ile karşılaşan zabıtlar salonundaki izleyicilerin fotoğraflarını çekti.

Festival Koordinatörü Melek Özman, festivalin tüm izinlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından alındığını söyleyerek, “Zabıtalar mekanın film gösterimi için ruhsatı olmadığını ileri sürerek film gösterimini kesip salonu mühürlemek istedi. Yaklaşık bir saat kadar zabıtaya direndik gerekirse gözaltına alın fakat festival gösterimini durdurmayacağız dedik” ifadelerini kullandı.

Özman, belediyeyi ve ilişkileri olduğu milletvekillerini arayarak zabıtaları durduklarını belirtti.

Zabıta baskını sırasında filmi gösterilen yönetmen Nassima Guessoum, baskın sırasında salonda olmadığını baskından sonra solana geldiğini dile getirerek “Kadınların direnmesiyle zabıtalar geri çekildi. Korktum ve zabıtaların her şeyi alacaklarını düşünerek filmimin kopyasını ve tüm gereçlerimi aldım” dedi.

Filmin Cezayirli yönetmeni Nassima Guessoum tepkisini “Welcome to Turkey” (Türkiye’ye hoş geldiniz) sözleriyle ifade ettiği belirtildi.

Olay sonrası Filmmor yeni logosunu yayınladı..

filmmor-yeni-logo

Kaynak: Onedio

Sabancı Vakfı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları işbirliğiyle düzenlenen Devlet Tiyatroları-Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde perdelerini açıyor. Bu yıl 17’nci kez düzenlenen festival, 1 ay boyunca Adanalılara keyifle takip edecekleri bir program sunacak.
Türkiye’den 16, yurt dışından 8 olmak üzere toplam 24 oyunun sahneleneceği festivalin biletleri 18 Mart’tan itibaren satışa sunulacak. Adana Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi Sahnesi’nde İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun ‘Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş’ oyunuyla başlayacak festival 30 Nisan’a kadar sürecek.

Festivalin yaklaşması nedeniyle bir mesaj yayınlayan Sabancı Vakfı Genel Müdürü Zerrin Koyunsağan, “Merhum Sakıp Sabancı’nın mirasına hep birlikte sahip çıkıyor, öncelikli çalışma alanlarımızdan biri olan kültür-sanat alanında Adana’ya yakışan bir festivale imza attığımız için gurur duyuyoruz.” dedi.

 

AnkaraSanatTiyatrosu_TesadufenKadin

 

En zengin program rekorunu kıracak

Festivalin Türkiye’nin en uzun soluklu uluslararası tiyatro festivali olduğuna dikkat çekenZerrin Koyunsağan, “Bu yılki festival, sahnelenecek 24 oyunla en zengin program rekorunu kırıyor. Yurt dışından Amerika Birleşik Devletleri, Makedonya, Yunanistan, Çin, Portekiz, Romanya, Ukrayna ve Almanya’dan farklı toplulukların oyunlarını izleyeceğiz. Yurt içinden de hem Devlet Tiyatroları’ndan hem de özel tiyatrolardan ekipler oyunlarını sahneleyecekler. Açık alan gösterileri sokakları dolduran izleyicilere çok keyifli anlar yaşatacak. Her yıl olduğu gibi bu yıl da, Sabancı Üniversitesi Gösteri Merkezi’nde sergilenecek oyunlarla festival ruhunu İstanbul’a da taşıyacağız.” dedi.

Uluslararasi-Adana-Tiyatro-Festivali-3-620x455

 

Adana 1 ay boyunca sanat kentine dönüşüyor

Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Necat Birecik’in yayınladığı festival mesajında ise; “Bu festival, Adana’nın kültür-sanat hayatı için olduğu kadar ülkemiz için de anlamlı ve dünya çapında prestiji yüksek bir tiyatro festivalidir,  yurt içinden ve yurt dışından katılan başarılı ekipler sayesinde 1 ay boyunca Adana’yı bir sanat kentine dönüştürüyoruz. Biletler her yıl festival henüz başlamadan bitiyor. Sabancı Vakfı ile 17 yıldır sürdürdüğümüz başarılı işbirliğinde tiyatronun birleştirici gücünün etkili olduğuna inanıyorum. Devlet Tiyatroları ülkemizin birçok yerinde düzenlediği Ulusal ve Uluslararası Tiyatro Festivalleri ile ayrıca halkımıza verdiği tiyatro hizmetini sürdürmekte ve şimdi Devlet Tiyatroları’nın 65 yıllık birikimi ve 17 yıllık festival coşkusu bereketli Adana topraklarında yeniden filizlenmektedir. Şimdiden Adanalı seyircilerin festivale ilgisi çok yoğun. Bu ilgi festivalin soluksuz bir heyecanla geçeceğini gösteriyor. Emeği geçen herkese teşekkür ediyor, Adanalı seyircilere şükranlarımı sunuyorum.” dedi.

Uluslararasi-Adana-Tiyatro-Festivali-17

Sakıp Sabancı Yaşam Boyu Başarı Ödülü verilecek

Tiyatro sanatının gelişmesine önemli katkılarda bulunmuş ustalara minnet ve saygı duymak amacıyla 2005 yılından bu yana verilen “Sakıp Sabancı Yaşam Boyu Başarı Ödülü” her yıl olduğu gibi festivalin açılış töreninde sahibini bulacak. Bugüne kadar Sakıp Sabancı Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü almaya hak kazanan ustalar şöyle: Cüneyt Gökçer (2005), Macide Tanır (2006), Bozkurt Kuruç (2007), Yıldız Kenter(2008), Genco Erkal (2009), Müşfik Kenter(2010), Gülriz Sururi (2011), Haldun Dormen (2012), Rutkay Aziz (2013), Prof. Zeliha Berksoy(2014).

uluslarasi-adana-tiyatro-festivali-4

Dünya’dan ve Türkiye’den tiyatro toplulukları Adana’da buluşuyor

Festivalde bu yıl Amerika Birleşik Devletleri’nden Summer Nite Theatre “Marat / Sade”,Çin’den Shangai Dramatic Arts Center “Köpeğin Yüzü”, Fransa’dan Demons Et Merveilles “Lulu’nun Beyaz Gecesi”, Portekiz’den Espetáculo da ‘Dobrar “Gôda”, Makedonya’dan Üsküp Türk Tiyatrosu “Bir Yaz Gecesi Rüyası”, Yunanistan Ulusal Tiyatrosu “Pasta” ve Ukrayna’dan Kiev Modern Bale Tiyatrosu “Carmen TV” adlı oyunlarını sergileyecek.

Türkiye’den ise İstanbul Devlet Tiyatrosu “Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş”,  Trabzon Devlet Tiyatrosu “Rulet”, Sivas Devlet Tiyatrosu“Kanlı Düğün”, Ankara Sanat Tiyatrosu “Halktan Biri” ve “Tesadüfen Kadın Elizabeth”, Semaver Kumpanya “Kuşlar” ve “Veriler”, Tiyatro Adam“Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı”, İkinci Kat Tiyatrosu “Fü”, Çolpan İlhan-Sadri Alışık Tiyatrosu Kafesten Bir Kuş Uçtu ve Pürtelaş Tiyatrosu “Savaş” adlı oyunlarını sahneleyecek.

Festival oyunları Adana’da Adana Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü  Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi sahnesinde ve İstanbul’da Sabancı Üniversitesi Gösteri Merkezi’nde seyirciyle buluşacak. Festival boyunca dans, oyun yazma, görme engelliler için okuma tiyatrosu, çocuklarla maske yapımı ve kukla yapımı konularında atölye çalışmaları da düzenlenecek.

Festivalin bu yıla özel açık hava gösterisi dünyaca ünlü Alman Panoptikum ekibinin hazırladığı “Transition” ismini taşıyor. Bu çarpıcı performans 10 Nisan Cuma akşamı, saat 20.00’de, Tren Garı’nda izlenebilecek. 17 – 26 Nisan tarihleri arasında Atatürk Parkı’nda düzenlenecek etkinliklerle de festival ruhu Adana sokaklarına yansıyacak.

 

Genç Tiyatro toplulukları da festival sahnesinde

Adana Tiyatro Festivali, alternatif tiyatro örneklerini Adanalı tiyatroseverlerle buluşturmak için festival sahnesinde genç tiyatro topluluklarına da yer açıyor. Festival kapsamında 5 genç tiyatro topluluğu Adana Devlet Tiyatrosu Fuaye Genç Sahne’de oyunlarını sergiliyor.Kulis Sanat Tiyatrosu “Köprüdeki Adam”, Seyyar Tiyatro “Tehlikeli Oyunlar”, Ters Ağaç KuklaTiyatrosu “Son İncir”, Ray Tiyatro “Pencere” veTiyatro Evi “Çirkin” adlı oyunlarıyla seyirciyle buluşma heyecanını yaşayacak.

Festivali her yıl 80 binden fazla seyirci takip ediyor

Adana Tiyatro Festivali, 16 yılda 40 farklı ülkeden 79 yabancı tiyatro grubunu, yerli ve yabancı 5 binden fazla sanatçıyı ağırladı. Türkiye’den özel tiyatrolar ve Devlet Tiyatroları’nın sahnelediği oyunlar da dahil toplam 292 oyun ve 628 temsil düzenlendi. Her yıl merakla beklenen Adana Tiyatro Festivali’ne Türkiye’nin birçok yerinden seyirci akın ediyor; oyunlar her yıl 80 binden fazla seyirci tarafından izleniyor.

 

Bu yıl festival programında 23 ülkeden 40 kukla tiyatrosu topluluğu 42 gösteriyi 38 gösteri mekânında 153 kez sahneleyecek. Biri Norveç’ten gelen 4 sergi sanatseverleri ağırlayacak. Biri profesyonel sahne sanatçıları, üçü çocuklar için dört atölye çalışması festival programını zenginleştirecek. İlköğretim okulları arası kukla oyunu yarışmasında heyecanlı saatler yaşanacak. Dünyanın en büyük kukla festivallerinden biri bir kez daha İzmir’de devam ediyor.

izmir kukla günleri

9. İzmir Uluslararası Kukla Günleri 5 Mart’ta başladı. İzmir bir kez daha dünyanın en ünlü kuklacılarıyla tanışıyor. Avrupa’nın lider kukla festivali olarak tanınan etkinlik İzmir’i dünyaya tanıtıyor…

23 ülke, 40 kukla tiyatrosu grubu, 42 farklı gösteri, kentin her yanındaki 38 gösteri mekânında 150’nin üzerinde temsil, biri Norveç’ten 4 sergi, biri profesyonel sahne sanatçıları için, üçü çocuklar için 4 atölye çalışması, ilköğretim okulları arası bir kukla oyunu yarışması ve daha birçok etkinlik…

Burgas State Puppet Theatre - Bulgaristan

Burgas State Puppet Theatre – Bulgaristan

9. İzmir Uluslararası Kukla Günleri 5 – 22 Mart 2015 tarihleri arasında İzmir’de, bir kez daha dünyanın en büyük kukla festivallerinden biri olarak gerçekleşecek. Festivale bu yıl 23 ülkeden sanatçılar katılacak, 40 kukla tiyatrosu grubu, 42 ayrı oyunu, 38 gösteri mekânında 150’nin üzerinde gösterimle 50.000’den fazla seyirciyle buluşturacak. Bu yıl festivalde yine dünyanın birçok ünlü kukla tiyatrosunun yanı sıra, sergiler, atölye çalışmaları ve bir kukla oyunu yarışması yer alacak.

Chıldren’s Theatre of Republıc of Srpska - Sırbistan

Chıldren’s Theatre of Republıc of Srpska – Sırbistan

Festival programında, her yıl olduğu gibi, değişik kukla teknikleriyle oynatılan oyunlar bulunuyor. Programdaki farklı yaş gruplarına yönelik oyunlar festival süresince her yaştan izleyiciye kukla sanatının her türünden en iyi örnekleri sunarken, keyifli anlar yaşatacak.
Festival direktörü Selçuk Dinçer İzmir’in kukla dünyasında çok bilinen bir merkez durumuna geldiğini ve ülkemizde modern kukla sanatının gelişimine öncülük ettiğini söyledi. Selçuk Dinçer “İzmir Uluslararası Kukla Günleri İzmir’in en önemli kültür markalarından biri ve İzmir’in adını dünyaya duyuruyor. Sevindirici olan bir diğer şey de, İzmir’de modern kukla sanatının festivalimize paralel bir şekilde hızla gelişiyor olması. Çok yakında dünyanın önemli kukla festivallerinde İzmirli grupların oynayacağı kukla gösterilerinin boy göstereceğine hiç şüphe yok.” diye konuştu.

Demmeni  Marionette Theatre - Rusya

Demmeni Marionette Theatre – Rusya

Festivalin en önemli etkinliklerinden biri de Hayali Suat Veral’ın Karagöz tasvirlerinden oluşan sergi. Bugüne değin açılmış en kapsamlı Karagöz tasvirleri sergisi olacak sergi aynı zamanda daha önce hiçbir tasvir ustasının yapmadığı büyüklükte tasvirleri de içeriyor. Suat Veral’ın 1 metre boyundaki tasvirleri Türk Gölge Oyunu Karagöz adına önemli bir yenilik.

Ensemble Material Theater - Almanya

Ensemble Material Theater – Almanya

Bu yıl festivale katılan ülkeler ve gruplar şöyle: Amerika (Paul Zaloom), Almanya (Ensemble Material Theatre), Arjantin (Objetable Theatre), Avustralya (Perth Theatre Company), Avusturya (Gundberg Figurentheater & Musik), Bulgaristan (Burgas State Puppet Theatre, Mila Theatre, Pro Rodopi Art Center, Theatre Trio, Varna State Puppet Theatre, Vidin State Puppet Theatre), Estonya (Nuku Theatre), Fransa (Centre De Creations Pour L’Enfance), Güney Kore (Hyundai Puppet Theatre), Gürcistan (Fingers Theatre), Hindistan (Katkatha Puppet Arts Trust), İngiltere (Storybox Theatre), İran (Marble Puppet Theatre), İspanya (Trukitrek Puppet Company), İsrail (The Galilee Multicultural Theatre, Train Theatre), İtalya (Teatro Necessario, Teatro Telaio Brescia), Norveç (Hordaland Teater), Polonya (Teatr Nemno), Romanya (Lightwave Theatre Company, Teatrul Tandarica, Teatrul De Marionete Gepetto), Rusya (Tomsk Regional Puppet and Actor Theatre, Demmeni Marionette Theatre), Sırbistan (Children’s Theatre of Republic of Srpska), Slovenya (Lutkovno Gledalisce Ljubljana), Türkiye (Giresun Belediyesi Şehir Tiyatrosu, Hayalperest Kukla Tiyatrosu, İlker Kılıçer Kukla Tiyatrosu, Kuklita Kukla, Küçük Salon Oyuncuları, Hayali Suat Veral, Tiyatro Oyun Kutusu, Uçaneller Kukla Evi), Yunanistan (Nevma Theatre)

Giresun Belediyesi Şehir Tiyatrosu - Türkiye

Giresun Belediyesi Şehir Tiyatrosu – Türkiye

Festivalin bu yılki destekçileri: Kültür ve Turizm Bakanlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İpragaz A.Ş., Kipa AVM, Recordati İlaç, Aliağa Belediyesi, Bornova Belediyesi, Karşıyaka Belediyesi, Konak Belediyesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Amerikan Büyükelçiliği, Avustralya Büyükelçiliği, Avusturya Kültür Ofisi, Dimitrie Cantemir Romen Kültür Merkezi, İzmir Alman Kültür Merkezi, Institut Ramon Llull, İsrail Dışişleri Bakanlığı, İzmir İtalyan Konsolosluğu, Kore Cumhuriyeti İzmir Fahri Konsolosluğu, Enrico Aliberti, Forum Bornova A.V.M., Froma Kimya, Han Tiyatrosu, İduğ, İzmir Özel Tevfik Fikret Okulları, İzmir Magazin Gazetecileri Derneği, Bizim İzmir, Haber Türk, Hürriyet, Milliyet, Posta, Yeni Asır, İsmira Otel


Festival programıyla ilgili detaylı bilgiler festivalin www.izmirkuklagunleri.com adresindeki internet sitesinde bulunabilir.

cnr-kitap-fuariCNR Holding Fuarcılık Grup Başkanı H. Cem Şenel, 27 Şubat’ta açılacak Kitap Fuarı’nda, Çanakkale Savaşları ile ilgili bugüne kadar hiç ortaya çıkmamış resimlerden oluşan serginin olacağını belirterek, bu konuda çok ciddi derleme yaptıklarını söyledi.

CNR Holding tarafından Basın Yayın Birliği işbirliğinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle düzenlenen ve Anadolu Ajansı’nın Global İletişim Ortağı olduğu fuar, 27 Şubat-8 Mart arasında açık kalacak

Yeşilköy’deki CNR Expo’da okurla buluşacak fuara ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Şenel, bu yıl ikincisi gerçekleştirilecek fuarın temasının, Çanakkale Savaşları’nın 100. yılı olduğunu belirterek, CNR olarak İstanbul gibi bir metropolün en az iki, hatta daha fazla fuarı kaldıracağını kaydetti.

Fuarın kitap okuma alışkanlığının geliştirilmesine çok ciddi fayda sağlayacağına inandığını dile getiren Şenel, geçen yıl iki holde yapılan fuarın, bu sene üç hole taşındığını anlattı.

Şenel, “Geçen sene 250 katılımcımız vardı, bu sene 350 oldu. Geçen sene 200 marka temsil edilmişti, bu sene 400 civarında temsil edilecek. Fuarı yaklaşık 26 bin metrekarelik bir alanda yapacağız” dedi.

Çok sayıda etkinliğin yer alacağı fuara, özellikle gençler ve öğrencilerin ilgisini çekmeyi, onları okumaya teşvik etmeyi amaçladıklarını ifade eden Şenel, şöyle konuştu:

“Çanakkale Zaferi, tarihimizde çok önemli yer tutan bir hadisedir. Özellikle gençlerimize, çocuklarımıza ve tabii ki vatandaşlarımıza da bu zaferin önemini bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Fuar süresince ana temamız; Çanakkale Zaferi. 100. yıl dönümü dolayısıyla çok çeşitli etkinliklerimiz olacak. En önemlilerinden biri gün ışığı görmemiş, çok sayıda fotoğraftan oluşan sergimiz var. Özellikle öğrencilerimizin onu görmesini şiddetle tavsiye ediyorum. CNR olarak bu konu bizim için de çok hassas olduğu için çok heyecanlıyız. Çanakkale Savaşları ile ilgili bugüne kadar hiç ortaya çıkmamış resimler olacak. Çok ciddi derleme yaptık. Bu konuyla ilgili çalışmalar yaklaşık bir yıldır sürüyor. Ziyaretçilerimizin çok ilgisini çekecek. İlk defa görecekleri çok sayıda fotoğraf olacağını düşünüyoruz.”

Fuarda, Çanakkale Savaşları ile ilgili bugüne kadar yayınlanmamış yayınların olacağını, yayıncıların Çanakkale ilgili çok sayıda yayın neşredeceğini ve birçoğunu ilk defa fuar sırasında sunacaklarını aktaran Şenel, geçen yıl fuara katılımın çok tatminkar olduğunu, bu yıl ise bu oranın en az yüzde 60 artmasını beklediklerini kaydetti.

CNR Holding Fuarcılık Grup Başkanı H. Cem Şenel, “Çok iyi organize olduk, çok iyi duyuruldu fuar. Zaten yapısı nedeniyle çok ilgi çeken bir fuar. Bizim lokasyonumuzdan dolayı öğrencilerin, özellikle ulaşımı çok kolay, toplu taşıma kullanarak insanlar çok rahat gelebilecekler” görüşlerine yer verdi.

Ticari faaliyetten çok sosyal bir etkinlik olan fuarla özellikle genç nesillerin okuma alışkanlığını geliştirmesine aracı olmanın kendileri için keyif verici olacağını belirten Şenel, etkinliği büyütmek, çok ziyaret edilen bir fuar yapmak için bütün güçleriyle çalıştıklarını bildirdi.

Şenel, bu anlamda İstanbul’un, çok büyük bir potansiyel olduğunu, daha fazla kitap fuarı yapılması gerektiğini sözlerine ekledi.

2-el-film-festivaliKısa Filmciler Derneği tarafından bu yıl 9’uncusu düzenlenecek “Ön Elemede Elenmiş Filmler Festivali-Uluslararası 2. El Film Festivali” 13-14-15 Martta seyirciyle buluşacak.

Festival koordinatörlüğünden yapılan yazılı açıklamaya göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sinema Genel Müdürlüğü ile bir alışveriş merkezinin ana sponsorluğunda yapılacak festivalde, galalar, film söyleşileri ve atölyelere yer verilecek.

Festivale, 13 Ocak-13 Şubat tarihleri arasında 167 uzun ve kısa metraj filmle başvuru yapıldı. Teknik yeterlilik şartını sağlayan 84 kısa metraj, 2 uzun metraj ve 7 belgesel ise katılıma hak kazandı.

“Koşmak” temasını taşıyan festival kapsamında, Uşaklı atlet Akın Yeniceli festivalin açılışı için Uşak’tan Ankara’ya koşacak.

Yönetmenliğini Fahrettin Ünlü’nün yaptığı “Peyk Belgeseli”nin galası ile festivalin açılışı gerçekleştirilecek.

Hızlı olmak anlamına gelen ve Osmanlı Devleti’nde uzun mesafeleri çok kısa sürede kat etmesi ve haber taşıması ile bilinen dönemin habercileri  “peyk”leri anlatan belgesel, 13 Martta, saat 19.00’da Büyülü Fener’de gösterilecek.

türk-kahvesiTürk kültürünün vazgeçilmez içeceği olan Türk kahvesinin doğru tanıtımı için müze kuruluyor.

UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne alınarak dünya halklarının ortak mirası haline gelen Türk kahvesi müzelik oluyor.

Türk kahve kültürünün üretiminden içimine kadar her aşamasının önemli bir zenginliğe sahip olduğunu ve doğru bilinmesini istediklerini anlatan Arı, bu amaçla yurt içinde ve yurt dışında iki müze açmayı planladıklarını ifade etti.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Araştırma ve Eğitim Genel Müdürü Ahmet Arı, Türk kahvesinin pişirilme tekniği ve sunumuyla geleneksel kültürün en kıymetli değerlerinden olduğunu söyledi.

Arı, açılacak müzelerde hem kahve kültürüyle ilgili eğitim verileceğini hem de turistik bir değer yaratılmaya çalışılacağını kaydetti.

Yurt içinde faaliyet gösterecek müzenin yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgi gösterdiği İstanbul’da açılabileceğini dile getiren Arı, müzede kahve kültürüne ait her obje ve ögenin de görücüye çıkacağını sözlerine ekledi.

Araştırmacılara göre kahve 14. yüzyılın başlarında Habeşistan’dan tüm dünyaya yayılmıştır. Kahve adını çıkış yeri olan Güney Habeşistan’daki Kaffa yöresinden almıştır.

Önceleri Arap Yarımadası’nda kahve meyvesinin kaynatılması ile elde edilen içecek, Türk kahvesi olarak yepyeni hazırlama ve pişirme yöntemiyle özgün tadına kavuşmuştur. Kahve ile Türkler sayesinde tanışan Avrupa, uzun yıllar kahveyi bu yöntemle hazırlayıp tüketmiştir.

Brezilya ve Orta Amerika kaynaklı, arabica türü, yüksek kaliteli kahve çekirdeklerinden harmanlanan ve tercihen kömür ateşinde ağır ağır, titizlikle kavrulan Türk Kahvesi, değirmende çok ince öğütülür. Bir cezve yardımıyla su ve isteğe göre şeker ilave edilerek pişirilir, bir fincan kahveye iki çay kaşığı kahve atılır. Küçük fincanlarla servis yapılır. İçilmeden önce telvesinin dibe çökmesi için kısa bir süre beklenir. Su, sanıldığı gibi kahvenin sonunda değil; kahveyi içmeden önce içilmektedir.

Kahvenin Türk kültüründeki yeri

1517 yılında lezzetine hayran kalan Yemen Valisi Özdemir Paşa tarafından İstanbul’a getirilen kahve, Türkler tarafından bulunan yepyeni hazırlama metodu sayesinde güğüm ve cezvelerde pişirilerek Türk kahvesi adını aldı. İlk olarak Tahtakale’de açılan ve tüm şehre hızla yayılan kahvehaneler sayesinde halk kahveyle tanıştı. Günün her saati kitap ve güzel yazıların okunduğu, satranç ve tavlanın oynandığı, şiir ve edebiyat sohbetlerinin yapıldığı kahvehaneler ve kahve kültürü dönemin sosyal hayatına damgasını vurdu.

Saray mutfağında ve evlerde yerini alan kahve, çok miktarda tüketilmeye başlandı. Çiğ kahve çekirdekleri tavalarda kavrulduktan sonra dibeklerde dövülerek cezvelerde pişirilmek suretiyle içiliyor ve en itibarlı dostlara büyük bir özenle ikram ediliyordu. Kısa sürede, gerek İstanbul’a yolu düşen tüccarlar ve seyyahlar gerekse Osmanlı elçileri sayesinde Türk kahvesinin lezzeti ve ünü önce Avrupa’yı oradan da tüm dünyayı sardı.

Türk kültüründe kahvenin yeri o kadar önemli ki; Anadolu topraklarında farklı materyallerden üretilen fincanlar, cezveler ve değirmenler var!.. ‘Kırk yıl hatırı var’ sözü de bunu destekliyor!..

Kaynak: Medya

divannagmeDivan türü eserlerin bir araya getirildiği “Geleneksel Türk Müziğinde Divanlar: Divannağme” çalışması, Türk müziğinin önemli eserlerini geleceğe taşıyacak.

Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve “Divannağme” Proje Küratörü Prof. Dr. Levent Öztürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, divanın sanat müziğinin besteleme biçimlerinden biri olduğunu söyledi.

TRT kayıtları ve arşivlerde bugüne kadar bilinen üç divan olduğunu belirten Öztürk, şarkı, ağıt, semai gibi besteleme biçimleri bulunduğunu, divanın da bunlardan biri olduğunu ifade etti.

Divanların arşivlerde az olduğuna işaret eden Öztürk, “Sadece üç tane. Repertuvarımızda 40 binin üzerine eser var. Bu rakama rağmen divanlar neden az, özellikleri nelerdir diye 4 yıl önce araştırmaya başladım” dedi.

Öztürk, araştırmaları sonucunda gün yüzüne çıkmamış, daha önce dile getirilmemiş divanlar bulduğunu gördüklerini vurguladı.

Sanat müziği içerisinde yıllardır çalışan sanatkarlarla görüştüklerini ve başka divan eserleri de ortaya çıkardıklarını ifade eden Öztürk, şöyle devam etti:

“Bestekar Necip Gülses ile görüştük. Onun bir ‘Hüseyn’i Divan’ı gün yüzüne çıktı. Bir tane Rabikaratte’nin radyo kayıtlarındaki sesinden, ses kaydından notaya çekilmiş bir ‘Gerdaniye Divan’ çıktı. Zaman içerisinde bunların sayısı 12’ye ulaştı. Biz 12 eseri saptayınca Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’ne proje olarak sunduk. ‘Bunların kayıt altına alınması önemlidir, çünkü serbest okunan eserler, bunların notaya alınmasında da güçlükler var’ dedik.”

-“Arşiv için başladık, keyifle dinlenir bir CD ortaya çıktı”

Öztürk, Kültür ve Turizm Bakanlığının projelerini ilgiyle karşıladığını ve destek gördüklerini vurguladı.

Daha önce hiç yapılmamış bir çalışma ortaya çıkardıklarını belirten Öztürk, “Geleneksel Türk Müziğinde Divanlar: Divannağme’ çalışmamız, geleneksel sanat müziğindeki mevcut bilinen bütün divan türü eserleri bir araya getiren ve bunların unutulmasını önleyecek bir çalışmadır” diye konuştu.

Öztürk, arşiv için başladıkları projeden, keyifle dinlenebilen bir CD ortaya çıktığını dile getirdi.

Türk kültürünün yazılı olmaktan ziyade sözlü kültür olarak geliştiğini, bunların kayıt altına alınma ihtiyacının çok fazla duyulmadığını aktaran Öztürk, şunları anlattı:

“Bu da zaman içerisinde pek çok kültürel ögenin kaybolmasına ve unutulmasına yol açmış. Geleneksel sanat müziğiyle uğraşıyorum. Halen çalınıp söylenmeyen çok güzel formlar var. Şarkı dışında farklı formlar yokmuş gibi Türk sanat müziği 30 yıldır şarkı formuna indirgendi. Halbuki çok güzel besteleme biçimlerimiz var. Divan da bunlardan bir tanesidir. Bence divan halk müziğiyle, sanat müziğini tam kaynaştıran orta yerde duran bir türdür. Sanat müziği ile halk müziği ayırımının da ne kadar suni olduğunu vurgulayan bir tür olması açısından önemlidir. Dinlediğiniz zaman orada halk müziği delegeleri ve makamsal özellikler de var.”

Öztürk, Türk müziğinin geniş bir repertuvara sahip olduğunu ve gelecek nesillere ulaşmasını sağlayacak çalışmalar yapılması gerektiğini söyledi.

Bunun için “Bir divan da sen bestele” yarışması düzenlenebileceğini aktaran Öztürk, Halil Erseven ve Fadıl Atik ile hazırladıkları Divannağme’nin gelecek nesillere bir miras olduğunu kaydetti.

Kaynak: Haberler.com

arkeolojiTürkiye’nin ilk restorasyon, arkeoloji ve müzecilik teknolojileri fuarı Şubat ayında gerçekleşecek. Fuar, dünya çapında uzmanları ağırlayacak.

Oldukça uzun bir isme sahip yeni bir kültür fuarı yakında İstanbul’da meraklılarıyla buluşacak: ‘Heritage 2015 Restorasyon, Arkeoloji ve Müzecilik Teknolojileri Fuarı ve Konferansları’. Lütfi Kırdar Uluslar arası Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapılacak olan fuarın tarihleri ise 5-7 Şubat 2015 olarak belirlendi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü ve UNESCO Türkiye Milli Komisyonu’nun destekleriyle düzenlenen organizasyonda, Türkiye’de ‘Kültürel Miras’ eğitimi-yönetimi, belgelemede yeni yöntemler, sergilemede ve teşhirde yeni araçlar, arkeolojide yeni teknikler, konservasyon ve restorasyon teknikleri, yeni uygulamalar ve müzecilik teknolojileri gibi ana başlıklar yer alacak.

Konferans ve eğitimlerin yanı sıra, film gösterimleri, sergiler, gezi programları ve küçük çaplı konserler de planlanıyor.

Öğrenciler, akademisyenler ve özel sektörde yatırımcı olarak bu alanlarda çalışanlar için önemli bir boşluğu dolduracak olan fuar aynı zamanda, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı yürütülen kazılar için de farklı olanaklar sunacak.

Kaynak: Al Jazeera

20. Gezici Sinema Festivali “Sinema Aşkına” teması ile 28 KAsım – 8 aralık tarihleri arasında yola çıkmaya hazırlanıyor. Festival programında, Kieslowski, Godard gibi yönetmenlerin filmleri yer alıyor.

gezici-festival-20

Ankara Sinema Derneği’nin T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlediği Gezici Festival, 20’nci yılını “Sinema Aşkına!” teması ile kutlamaya hazırlanıyor. 28 Kasım – 8 Aralık 2014 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak festival,Ankara’dan yola çıkacak. 28 Kasım – 4 Aralık’ta başkentteki gösterimleri devam ederken, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nin katkılarıyla, 3 – 7 Aralık tarihleri arasında Eskişehir’e konuk olacak. Gezici Festival yolculuğunu, Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla, 5 – 8 Aralık’ta Sinop’ta tamamlayacak.

Dünya ve Türkiye sinemasının seçkin örneklerini yurdun değişik kentlerindeki sinemaseverlerle buluşturmak ve Türkiye sinemasını dünyaya tanıtmak için tam 20 yıldır yollarda olan Gezici Festival, bugüne kadar toplam 5 ülke ve 23 şehre giderek, 56 bin 872kilometre yol katetti. Sinema sevdasıyla 20 yıldır kent kent dolaşan festivalde, bu yıl aynı tutkuyla sinema yapan yönetmenlere özel bir bölüm ayrıldı. “Sinema Aşkına!” sinemaya duyulan aşkın hiç bitmediğinin birer kanıtı olan ve sinema tutkusunu konu alan filmleri bir araya getiriyor.

Usta yönetmen Krzystof Kieslowski Amatör’de (Camera Buff), kamerasına giderek daha çok bağlanan ve dün- yaya yalnızca vizörden baktığı için çevresindekileri yitiren bir sinemasevere odaklanıyor. Hayat ya da sinema ikileminin bir yansıması olan filmde, çocuğunun doğumu öncesinde onu filme çekebilmek için bir kamera alan ancak kendisini film çekmenin büyüsüne kaptırıp, elindekileri yavaş yavaş kaybetmeye başlayan bir adamın hikayesi anlatılıyor.

Yönetmen Krzysztof Kieślowski

Yönetmen Krzysztof Kieślowski

Çektiği her filmle bir anlatım aracı olarak sinemanın sınırlarını zorlayan Jean-Luc Godard, son filmi Dile Veda (Goodbye to Language) ile bu kez dijital ve üç boyutlu sinemanın, Hollywood’un ufkunun çok ötesinde, derin ve çok boyutlu bir anlatıya imkan sağlayabildiğini kanıtlıyor. Her şeyin düzensiz bir sırayla cereyan ettiği film; görsel, sinematik ve akıllara durgunluk veren üç boyutlu bir keyif sunuyor.

Sinemanın olanakları üzerine bir güncel deneme olarak öne çıkan Yael Andre imzalı, Diktatör Olduğumda (When I Will Be Dictator), bir zamanlar amatör sinemacıların gözdesi olan Süper 8 formatındaki görüntüler aracılığıyla kurgulanan hikayesi ile dikkat çekiyor. Bir bilim kurgu belgeseli niteliğindeki film, sinemada gerçeklik ve kurmaca arasındaki ilişkiyi sorguluyor.

Kamerayı yetişkinlerin dünyasından çocuklarınkine taşıyan eleştirmen ve yönetmen Mark Cousins İlk Film’de (The First Movie), savaşla büyüyen ve daha önce hiç film görmemiş çocukların sinemayla tanışmasını perdeye yansıtıyor. Kuzey Irak Kürt Bölgesi’ndeki Goptapa’ya ziyaretini kaydeden Cousins’ın filmi; yer yer belgesel, yer yer kompozisyon, yer yer çağdaş günce niteliğinde bir yapım olarak seyirciyle buluşuyor.

Cem Kaya’nın, bu yıl Locarno Film Festivali’nde prömiyerini yapan filmi Motör Nam-ı diğer Remake,Remix, Ripoff, 60’lı ve 70’li yılların popüler Türk sinemasının tutkulu emektarlarını yakından tanımayı sağlıyor. Film, Yeşilçam döneminde dolaylı ya da dolaysız yollardan yabancı filmlerden etkilenmiş yapımcıları, yönetmenleri ve bu etkileşimin doğurduğu sonuçları sinemaya aktarıyor. Başkalarından alınan bir fikri kendine ait bir yapı içinde dönüştürürken ortaya çıkan yeniliklere odaklanan film, etkileşimin kültürel faaliyet olarak çok önemli olduğunu ve yaratıcılığın temelinde taklit etmenin var olduğunu vurguluyor.

Hayranlık duyduğu yönetmenin yerini almaya çalışan bir sinemaseverin gerçek hikayesinden yola çıkarak filme alınan Yakın Plan (Close-Up), aşkın nasıl saplantıya ve yanlışlıklar komedisine dönüşebileceğini gözler önüne seriyor. Yönetmenliğini Abbas Kiarostami’nin yaptığı film, kendini ünlü yönetmen Mohsen Makhmalbaf olarak tanıtıp, Tahranlı üst sınıf bir ailenin içine yavaşça sızan Sabzian adında, işsiz İranlı bir adama karşı açılmış bir davayla başlıyor. Sabzian’ın aileyle geçirdiği sürece ait kesitler, kamera önünde eksiksiz canlandırılıyor ve seyirci gördüğünün ne kadarı gerçek ne kadarı kurgu asla emin olamıyor.

Kiarostami’nin bu klasik yapıtını kendi işlettiği sinemada gösterime sokma hikayesini anlatan Nanni Moretti’nin kısa filmi Yakın Plan’ın Galası (Opening Day of Close-Up) da Yakın Plan ile birlikte gösterilecek. Bu kısa film, Moretti’nin meslektaşına ve anaakım-dışı sinemaya bir saygı duruşu niteliğinde

20. Gezici Festival Tanıtım Filmi

Güneş Batarken Bile Büyük oyunuyla ile ilgili başlayan sansür tartışmaları nedeniyle görevinden istifa eden Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Mustafa Kurt’un ardından İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğünü yürüten Şakir Gürzumar da görevinden istifa etti.

sakir-gurzumar

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “Güneş Batarken Bile Büyük” oyununda geçen sözleri sansürlemek istemesinin ardından Mustafa Kurt’un Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’nden istifa etmesi sonrasında söz konusu göreve Nejat Birecik’in atanmasıyla kurum içinde başlayan huzursuzluk DT’den gelen istifalarla giderek artıyor.

Bir istifa haberi de bugün geldi. 2009’dan bu yana İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğünü yürüten Şakir Gürzumar bu sabah Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğüne istifasını sundu. Son istifayla birlikte istifa sayısı 7’ye yükselmiş oldu.

Şakir Gürzumar, konservatuardan mezun olduğu 1979 yılından beri Devlet Tiyatrosu’nda çeşitli görevlerde çalışmış, DT bünyesinde Sanat Yönetmenliği ve müdürlükler yapmıştı. 8 Temmuz 2009’dan bu yana İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü ve Sanat Yönetmenliği görevini sürdüyordu.

Yönettiği oyunlarla iki defa Kültür Bakanlığının verdiği ‘En İyi Reji’ ödülünü alan sanatçı ayrıca 1997 Avni Dilligil ‘En İyi Yapım Ödülü’nü ve 2005 Afife Tiyatro ‘Yılın En Başarılı Yönetmeni’ ödülünü kazanmıştı.

‘Oyun sahnelemeyeceğim’

Mustafa Kurt’un istifasından sonra DT Genel Müdür vekili olarak dizi oyuncusu Nejat Birecik atandı. Devlete bağlı sanat kurumlarının özelleştirilmesini öngören TÜSAK’a yakınlığı ile bilinen Birecik’in atanması tepki çekmiş, Ankara DT Müdürü Şekip Taşpınar ve Müdür Yardımcısı Serdar Kayaokay ile Başrejisör Ali Hürol da istifa ettiklerini açıklamışlardı. Yönetmen Yücel Erten’de kişisel sosyal medya hesaplarından yayınladığı bir açıklama ile, Biricik’in atanmasına tepki gösterek, bu dönemde DT’nda oyun sahnelemeyeceğini açıkladı.

Kaynak :[-]