Şunun için etiket arşivi: Kültür ve Turizm Bakanı

Şanlıurfa’dan 1950’lerde kaçırılan Orpheus Mozaiği ABD’de sergilendiği Dallas Müzesi tarafından Türk yetkililere teslim edildi. Bakan Günay’ın ‘Yılbaşı Sürprizi’ diye açıkladığı mozaiğin bugün Türkiye’ye ulaşması bekleniyor.

 Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın yılbaşı sürprizi olarak nitelendirdiği ‘Orpheus Mozaiği’ anavatanı Türkiye’ye iade edilyor.

Şanlıurfa’dan 1950’li yıllarda kaçırılan eser, tarihi kesin en erken Edessa Mozaiği (M.S. 194) olarak biliniyor.  Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Murat Süslü’nün önderliğinde bir bakanlık heyeti mozaiği teslim almak üzere Chicago’ya gitmişti. Yoğun temasların, ve eserin Türkiye’ye ait olduğunu kanıtlayan belgelerin sunulmasının ardından Dallas Sanat Müzesi yöneticileri eseri Türkiye’ye iade etme kararı aldı. Mozaiğin 5 Aralık’ta (bugün) New York’tan, Türk Hava Yolları aracılığında diplomatik kargoyla Türkiye’ye getirilmesi planlanıyor.

Bugünkü Şanlıurfa’nın Hellenistik Dönem’de Seleukos yönetimi sırasında aldığı ve uzun süre kullandığı isim olan Edessa, Geç Roma döneminde bağımsız olarak bir krallığa dönüşmüştü. Edessa’da Krallık Dönemi hanedanlığı, şehrin kendi özgünlüğü içinde bir yaşayış tarzının önünü açtı. Bu yöresellik sanatta da kendini gösterdi. Özellikle mozaik sanatı da bu çerçevede Edessa’da farklı bir şekilde, özgün bir anlayışla ortaya kondu. Edessa mozaikleri dönemin teknik özellikleri çerçevesinde şehrin mozaik ustaları tarafından yerel bir dille yorumlandı. Edessa şehrine özgü mozaiklerin, yerel kültür öğelerinin ve aile ilişkilerinin anlatıldığı eserler olarak bir başka benzeri yok. 1950’li yıllarda keşfedilmesinin ardından hızla yurt dışına kaçırılan mozaiklerin bir bölümü ele geçirilerek Aya İrini Müzesi’nde koruma altına alındı.

Kaçırılan mozaikler her yerde

Yurtdışındaki örnekler içerisinde en dikkat çekeni ise Dallas müzesinde sergilenen ve Türkiye’ye iadesi sağlanan Orpheus Mozaiğiydi. Şanlıurfa’nın Kalkan Mahallesinde tespit edilen bu mozaik çok kısa bir süre içinde hızla sökülerek yurtdışına çıkarıldı. Yurtdışındaki kolleksiyonerlerin elinde bulunan örnekler de hesaba katıldığında “Edessa Mozaik Müzesi” olarak düşünülebilecek bir alanı dolduracak kadar Edessa Mozaiği etrafa dağılmış durumda.

MOZAİKLERİN HİKAYESİ

1950’li yıllarda J. B. Segal’in Edessa mozaiklerini keşfetmeye başlaması ve bulduğu örneklerin özellikle yazıtlarını çözerek yayınlamasından sonra, Şanlıurfa’nın mezarları adeta talan edilmeye başlandı. Hızla yağmalanan mezarların en nadide eserleri olan mozaikler hırsızlar tarafından göz göre göre sökülerek kısım kısım yurtdışına, kolleksiyonerlere satılmak üzere yollara çıkarıldı. Bu yağmalanma realitesi sonucunda yurtdışındaki müzelerde ve yabancı kolleksiyonerlerin elinde birçok Edessa mozaiği bulunuyor.  Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa gibi ülkelerin kimi seçkin müzelerinde Edessa mozaiklerine ait örnekler görmek mümkün. (Kaynak: Arkeoloji ve Sanat Dergisi)

Dallas Sanat Müzesi’nden Türkiye’ye iadesi sağlanan Orpheus Mozaiği üzerindeki sanatçı imzasıyla ayrıca önem taşıyan bir sanat eseri. Üzerindeki yazıtlarda yer alan tarihine göre de tarihi kesin en erken Edessa Mozaiği. (MS 194).

British Museum’daki dünyanın yedi harikasından biri olan Mausolleum’un Türkiye’ye iade edilmesi için Ocak’ta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) açılacak dava öncesinde başlatılan imza kampanyası internet ortamına taşında. www.askinmabedi.com sitesindeki kampanyaya en büyük destek ünlülerden geldi.

Ferhan Şensoy, Ali Poyrazoğlu, Merve İldeniz, Fedon ve Suavi başta olmak üzere birçok sanatçı Türkiye topraklarından götürülen tarihi hazinenin getirilmesi için dijital imza verdiler. Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ercan Karakaş, eski ANAP’lı bakanlardan İmren Aykut’un da katıldığı uluslararası kampanya bütün hızıyla sürüyor. Toplanan imzalar, Avukat Remzi Kazmaz’ın AİHM’de 30 avukat arkadaşıyla açacağı davanın dosyasına konulacak.

BU FİLMİ AİHM YARGIÇLARI DA İZLEYECEK

AİHM’e gidecek dava dosyasında bir de belgesel yer alacak. Yönetmenliğini Kazmaz’ın yaptığı Aşkın Mabedi– Maussolleion isimli filmde antik çağın hazinesi ve Türkiye’den götürülüşünün hüzünlü hikayesi anlatılıyor. 32 dakikalık belgeselin en dramatik sahnelerden birini eserin Anadolu’ya getirilmesi için Halikarnas Balıkçısı’nın (Cevat Şakir) yaptığı girişimin anlatıldığı bölüm oluşturuyor.

Dünyanın yedinci harikasının kendi doğal atmosferleri yerine, Londra’da olmasından büyük üzüntü duyan Şakir, İngiltere’ye Kraliçe’ye bir mektup gönderiyor. Şakir mektubunda “Londra’daki parçalar, Bodrum’un mavisiyle bütünleşmektedir. Londra’da kalmamaları gerekmektedir. Onları bütünleştikleri maviyle buluşturmak gerek” diyor. Türkiye’den gelen mektubu okuyan Kraliçe, daha sonra müze müdürüne havale ediyor. Birkaç ay sonra müze müdüründen Şakir’e şu yanıt geliyor:

“Önerinizi çok ciddiye aldık. Bilim insanlarına taşların yapısını incelettik; gerçekten de eserlerin maviyle bütünleştikleri doğrudur. Bu yüzden eserlerin müzede sergilendiği salonu Bodrum mavisine boyadık. Yakın ilginize teşekkür ederiz!”

SATIŞA SUNULDU

İngilizce versiyonu da bulunan filmde aşkın, acının, sadakatin, sanatın abidesi anlatılırken canlandırılan sahneler ve efektler izleyiciyi antik dönemin atmosferinde bir yolculuğa çıkarıyor. Tüm müzik marketlerde satışa sunulan filmi Ocak’ta AİHM yargıçları da izleyecek.

ROMANIN BASKISI TÜKENDİ

Yine Remzi Kazmaz tarafından kaleme alınan Kral Mausolos tarafından karısı Artemisia’ya duyduğu aşkı ölümsüzleştirmek amacıyla yapılan Mausolos’un Aşkın Mabedi isimli romanın 2’nci baskısı da tükendi. İngilizce ve Türkçe olmak üzere iki dilde yeniden baskıya giren roman, yakında bir kez daha okurlarıyla buluşacak.

 

Kaynak :[-]

Tarihi sinemalara ve sanat filmlerine olan ilgi, AVM’lerdeki sinemalar nedeniyle her geçen gün azalıyor

stiklal Caddesi’ndeki ”Cadde-i Kebir Sinemaları” olarak anılan tarihi sinemalar, AVM sinemaları rekabet edemeyerek kapanmaya yüz tuttu. Adı Beyoğlu ile özdeşleşen sinemalardan biri olanSinepop, kasımda kapısına kilit vurarak, AVM’lere yenilen ”sanat sinemaları” arasındaki yerini alacak.

Tarihi Beyoğlu Sineması’nda soruları yanıtlayan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Kurucu Üyesi ve Onursal Başkanı Atilla Dorsay, gidişatın kötü olduğunu ama geleceğe dair umutlarını koruduğunu söyledi.

Beyoğlu, Atlas ve FİTAŞ gibi salonların sinemaseverleri ağırlamaya devam ettiğini hatırlatan Dorsay, Emek ve Alkazar sinemalarının da zamanla açılarak Beyoğlu’nun eski sinemasal havasına katkıda bulunacağını aktardı.

Dorsay, tarihi sinemaların kapatılarak yerlerine AVM yapılması konusunda, ”Bütün şehirler rantable. Paris, Londra, New York değil mi? Ama Paris’te hala ‘Rue Champollion’ verilen yerde hala eski sinema salonları vardır. Kimse onları yıkılarak yerlerine AVM veya multipleks yapmayı düşünmüyor” diye konuştu.

Beyoğlu’nda kapanmak üzere olan sinemaların iyi tanıtımlarla bu sıkıntıları aşabilecekleri tespitinde bulunan Dorsay, sinemaların teknik olarak da kendilerini yenilemeleri gerektiğini belirtti. Dorsay, sinemaların korunması için kamuoyu gücüne gereksinim duyduğunu anlatarak, Emek Sineması’nın bu yolla yok olmaktan kurtulduğunu söyledi.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’dan, arkeolojik eserlere gösterdiği hassasiyeti sinemalara da göstermesini isteyen Dorsay, ”Ertuğrul Bey çok iyi çalışmalar gerçekleştiriyor, umarım ki bu konuda da gerekeni yapar” diye konuştu.

Kapanan sinemaların ”repertuar sinema” haline getirilerek klasik filmleri göstermekle işe başlayabileceği önerisini getiren Dorsay, ”Fransa’da bunun örnekleri var. Klasik filmleri ithal edip, haftanın belli günlerinde sinema-tek gibi çalışsalar, önemli bir adım atılmış olur. O filmlerin getirilmesi de bir maliyet, bunun da farkındayım ama blu-ray kopyalarının getirilmesiyle maliyet düşürülebilir. Gösterim hakları kolayca alınan bu tür klasiklerin gösterilmesi, bu sinemalar için önemli bir etkinlik olabilir. Hatta Alkazar açılacaksa ilk olarak bu şekilde hizmet vermelidir” dedi.

 

SİNEPOP SİNEMASI DA KASIM SONUNDA KAPANIYOR

Beyoğlu ile özdeşleşen sinemalardan Sinepop da kasım ayı sonunda sinemaseverlere veda edecek. Kapanan Emek Sineması ile aynı sokakta bulunan Sinepop’un en çok Emek’in kapanmasından etkilendiğini ifade eden Dorsay, kapanan birçok sinemanın tarihi yapılar içinde yer almasını, tekrar açılmaları için bir umut olarak niteledi.
Sinema ve sanat eğitimi veren kurumlara ve okullara da önemli görevler düştüğünün altını çizen Atilla Dorsay, ”Sadece sinema, sanat ve iletişim fakülteleri öğrencileri bile ‘Biz filmlerimizi AVM’lerde değil de bu salonlarda göstereceğiz’ deseler bu salonlar dolar. Nitekim festivaller sırasında bu salonlar doluyordu. 15 günlük bir doluluk yaşanıyor ama hak verirsiniz ki bu da yeterli değil” dedi.

Sinepop çalışanlarından Adnan Şapçı ise, ”Destek konusunda işleyen çarkta bir sakatlık var” diyerek devletin sanat filmleri kadar onların gösterileceği sinemalara destek vermesini istedi.

Sinepop’un kapanacağını belirten Şapçı, ilgisizlikten yakınırken, ”O kadar ki İl Kültür Müdürlüğü’nde (İstanbul Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü) çalışıp Atlas Sineması’nın yerini soranlar var, durumumuz maalesef bu” diyerek içinde örnek verdi.

SON KALE BEYOĞLU SİNEMASI DA DÜŞMEK ÜZERE

Beyoğlu Sineması Müdürü Temel Kerimoğlu, kendilerini AVM sinemalarına direnen son kale olarak niteleyerek, dev firmalar karşısında yenilmek üzere olduklarını söyledi. ”Sinemaların kapanmaması için gazetelerde yazılar yazılsın, duyarlılık oluşsun istiyoruz ama görünen o ki ceketimizi alıp gideceğiz”

 

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından ve Türkiye’de bir ilk olan tasarım bienali, Avrupa Birliği’nden Sorumlu Bakan Egemen Bağış’ın da katılımıyla başladı.

Kentsel tasarım, mimarlık, endüstri ürünleri tasarımı, grafik ve moda tasarı gibi alanları kapsayan bienalde sergiler de yer alacak. Bakan Bağış, hükümet olarak bu tür bienallere desteği önemsediklerini belirterek, İstanbul’un doğunun en batılı, batının da en doğulu şehri olarak bu tür çalışmalarda yerinin önemli olduğunu ifade etti.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından ve Türkiye’de bir ilk olan tasarım bienali, Avrupa Birliği’nden Sorumlu Bakan Egemen Bağış’ın da katılımıyla başladı. Kentsel tasarım, mimarlık, endüstri ürünleri tasarımı, grafik ve moda tasarı gibi alanları kapsayan bienalde sergiler de yer alacak. Bakan Bağış, hükümet olarak bu tür bienallere desteği önemsediklerini belirterek, İstanbul’un doğunun en batılı, batının da en doğulu şehri olarak bu tür çalışmalarda yerinin önemli olduğunu ifade etti.

Karaköy’deki Rum İlköğretim Okulu’nda düzenlenen açılış törenine Egemen Bağış’ın yanı sıra İKSV Başkanı Bülent Eczacıbaşı ve bienale destek veren kuruluşların temsilcileri katıldı. Bakan Bağış, yaptığı açılış konuşmasında bienal ve benzeri çalışmaların hükümet tarafından önemle karşılandığını dile getirdi. Bienalin İstanbul’da açılmış olmasının da önemine işaret eden Bağış, İstanbul’un doğunun en batılı, batının ise en doğulu şehri olması ile ayrı bir yeri olduğunu ifade etti. Batıdaki Türkiye algısıyla ilgili bazı değerlendirmeler de yapılan Bakan Bağış, Türkiye’nin sanatsal olaylardan daha çok olumsuz konularla gündeme geldiğini ifade etti.
İKSV Başkanı Eczacıbaşı ise hazırlıklarını yaklaşık 2 yıldır sürdürdükleri bienalin tasarımı bir kültür unsuru olarak ele almayı farklı yönleriyle sorgulamayı ve yeniden düşünüp düşündürmeyi hedeflediğini belirtti.

Açılış töreninde Başkan Eczacıbaşı, bienale sponsor olarak destek sağlayan Türkiye’nin önde gelen bir çok firmasının yöneticilerine plaket verdi ve teşekkür etti.

BAKAN GÜNAY DA KATILDI

Sergiye sonradan katılan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, organizasyon hakkında yetkililerden bilgi aldı. Günay, sorulan sorulara, “Dünyada ne olup bittiğini, alışveriş süreçlerinin yaşandığını herkes bilmek ve buna göre davranmak zorunda. Ben, İstanbul’u yönetmek iddiasında olan herkesin tasarım bienalinden yararlanması ihtiyacı içinde olduğunu düşünüyorum.” dedi.

Törenin ardından ‘atokrasi’ isimli sergi izleyenler tarafından gezildi. Bienale 46 ülkeden 300 civarında tasarımcı ve mimar, 100’ün üzerinde projeyle katılıyor. 12 Aralık 2012 tarihine kadar şehrin farklı noktalarında sergiler, akademi programı, seminer, film kuşağı ve tasarım yürüyüşleriyle devam edecek etkinlikte, İstanbul’un tasarım kentine dönüştürülmesi amaçlanıyor.

Kaynak : [-]

“Dünyanın en eski kenti” Şanlıurfa’da “Türkiye’nin En Büyük Mozaik Müzesi”nin temeli bugün atılıyor

Savaşçı Amazon Kraliçeleri

Birkaç yıl önce Haleplibahçe semtindeki Temalı Park Projesi’nin temel kazıları sırasında MS 5. ve 6. yüzyıllarda yapıldığı sanılan, Roma dönemine ait yönetici sarayının tabanında “Savaşçı Amazon Kraliçeleri”nin av ve savaş sahnelerinin tasvir edildiği mozaikler bulundu. Bilimsel danışma kurulunun eserlerin başka bir yere nakli sırasında zarar görebileceği endişesi üzerine, projede değişikliğe gidildi. Alanda yapılması kararlaştırılan ve bir süredir üzerinde çalışılan Arkeoloji Müzesi, Arkeopark ve Mozaik Müzesi Projesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla hızlandırıldı. 200 bin metrekarelik alana inşa edilecek proje 38 milyon TL’ye mal olacak.

Temel atma töreni Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın da katılacağı törenle bugün yapılacak.Şanlıurfa Kültür ve Turizm Müdürü Selami Yıldız, 26 bin metrekarelik alana Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi, 4 bin metrekarelik alana ise Edessa Mozaik Müzesi’nin yapılacağını, her iki müze arasında 29 bin metrekaralik arkeoparkın yer alacağını bildirdi.

Yıldız, “Toplam 60 bin metrekare ile Türkiye’de ve bölgede en büyük müze kompleksine sahip olacağız’’ dedi. Yıldız, mozaik bakımından Türkiye’de İstanbul, Gaziantep ve Hatay’ın ön plana çıktığına değinerek, müzenin yapılmasıyla birlikte Şanlıurfa’nın bu kentlerden açık ara öne geçeceğini savundu.

 

Türk resim ve heykel sanatının dünyaca ünlü sanatçılarına ait 5 bine yakın paha biçilmez eserine ev sahipliği yapan ve geçtiğimiz yıllarda birbiri ardına yaşanan hırsızlık olaylarıyla sarsılan Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde skandallar bitmek bilmiyor. Müzede 202 eser kayıp, 46 eser sahte, 27 eserin orijinalliği ağır kuşkulu…

Milliyet Gazetesi’nden Sertaç Koç’un haberine göre, bünyesinde barındırdığı eserler nedeniyle “resim ve heykelin milli hafızası” olarak nitelendirilen müzede 2009’da Hoca Ali Rıza’ya ait 13 adet karakalem eskizinin sahteleriyle değiştirildiğinin belirlenmesinin ardından sayım komisyonunun başlattığı çalışma tamamlandı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, olası tepkiler nedeniyle kamuoyuyla paylaşmadığı rapora göre, müzede bulunan Fikret Mualla, İbrahim Çallı, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Şevket Dağ, Hoca Ali Rıza, Hüseyin Avni Lifij, Halil Paşa, Hikmet Onat, Feyhaman Duran, Refik Epikman, Mehmet Ali Laga, Fethi Arda, Sami Yetik, Mustafa Ayaz, Zühtü Müridoğlu’nun da aralarında bulunduğu sanatçıların yüzlerce eserinin “kayıp”, “sahte” ya da “ağır kuşkulu” olduğu ortaya çıktı.

Kayıtları var, kendileri yok
Raporda müze envanterine kayıtlı olmasına karşın 202 eserin kayıp olduğu, 46 eserin sahteleriyle değiştirildiği, 27 eserin orijinalliğinin ağır kuşkulu olduğu iddia edildi. Böylece kayıp ve sahte olmak üzere toplam 248 eserin müzeden çalındığı anlaşılırken, ağır kuşkulu olan 27 eserin orjinal olup olmadığı ise yapılacak incelemenin ardından netlik kazanacak.

Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde 2009’da Hoca Ali Rıza’ya ait 13 adet karakalem eskizinin sahteleriyle değiştirilerek çalındığı, o dönem teşhirde bulunan Şevket Dağ’a ait bir tablonun da sahte olduğu belirlenmişti. Hırsızlık olaylarının ardından, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın talimatıyla müzedeki diğer eserlerin incelenmesi için sayım komisyonu oluşturulmuştu.

5 bin eser incelendi
Sanatçı, akademisyen, uzman ve müfettişlerden oluşan sayım komisyonu çalışmalarına 22 Ocak 2010’da başladı. Komisyon, 4 bin 108’i müze envanterine kayıtlı yaklaşık 5 bin eseri titizlikle inceleyerek çalışmalarını 18 ocak 2011’de tamamladı. Komisyonun raporu Kültür ve Turizm Bakanlığı’na gönderdi. Raporda müze envanterine kayıtlı olmasına karşın 202 eserin kayıp, 46 eserin sahteleriyle değiştirildiği, 27 eserin orjinalliğinin ağır kuşkulu olduğu belirlendi.

Müzedeki kayıp ve sahte eserlerin çokluğu nedeniyle bakanlık yetkilileri büyük bir şok yaşadı. Müzede 2009’da Hoca Ali Rıza’ya ait 13 eserin çalınması nedeniyle oluşan tepkiyi gözününde bulunduran bakanlığın daha yoğun tepki geleceği endişesiyle, raporu kamuoyuna yansıtmadığı ve sızdırılmaması için yoğun çaba sarf ettiği öne sürüldü.

46 eser sahte çıktı
Raporda müze envanterine kayıtlı 46 adet eserin sahte olduğu tespit edildi. Bu  eserler arasında daha önce sahte olduğu anlaşılan Hoca Ali Rıza’nın 13 ve Şevket Dağ’ın bir çalışmasının yanı sıra, aynı sanatçılara ait başka eserler ve birçok önemli sanatçının tabloları bulunuyor. Orijinalleri çalınarak yerlerine sahtelerinin konulan eserlerden bazıları şöyle:
“Fethi Arda/Kara Giysiler, Fethi Arda/Kompozisyon, Hüseyin Yüce/Karda Ağaçlar, Şevket Dağ/Kuyu, Şevket Dağ/Manzara, Refik Epikman/Peyzaj, İbrahim Çallı/Manolyalar, İbrahim Çallı/Moda Deniz Hamamı, İbrahim Çallı/Kayıklar, İvan Konstantinoviç Aivazovsky/Peyzaj, Malik Aksel/Gölge Oyunu, Arif Kaptan/Çoban, Saip Tuna/portre, Saip Tuna/Gelincikler, Hikmet Onat/Manzara, Hikmet Onat/Sandalda Kadınlar, Pertev Boyar/Peyzaj, Fikret Mualla/Kumarhane, Hoca Ali Rıza/Mezarlık Yolu, Hoca Ali Rıza/Çamlıca Kız Lisesi, Hoca Ali Rıza/İshak Paşa Çeşmesi, Hoca Ali Rıza/Natürmort, Hoca Ali Rıza/Çamlıca, Hoca Ali Rıza/Çamlıca, Hoca Ali Rıza/Sokak Çengelköy Kuleli Yolu, Hoca Ali Rıza/Kayalık, Hoca Ali Rıza/Sultan Çayırından, Nazmi Ziya Güran/Manzara, Sabri Berkel/Natürmort, Sami Yetik/Peyzaj, Mehmet Ali Laga/Mesudiye, Mehmet Ali Laga/Sarıca İli, Bedri Rahmi Eyüboğlu/Manzara ve Bahçe.”

Ağır kuşkulu eserler
Raporda ayrıca, müze envanterine kayıtlı olan 27 adet eserin de orijinalliğinin kuşkulu ya da ağır kuşkulu olduğu belirlendi. Eser sahibi sanatçıların tarz ve üsluplarıyla farklılık gösteren 27 eserin, gerçek olup olmadığı ise Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nda (TAEK) yapılacak kimyasal boya analizlerinin (spectum) ardından netlik kazanacak. Gerçek olup olmadığı ağır kuşkulu olan eserlerden bazıları ise şöyle:
“Fikret Mualla/Dedikodu, Fikret Mualla/Balo, Fikret Mualla/Pazar Yeri, Fikret Mualla/Garson, Fikret Mualla/Köpekle Gezinti, Fikret Mualla/Barda Sohbet, Fikret Mualla/Balon Satan Kadın, Fikret Mualla Balıkçılar, Şevket Dağ/Han İçi, Halil Paşa/Develi, Halil Paşa/Boğaz, Halil Paşa/Boğaz, Agah Efendi/Suya İnen İnekler, Saip Tuna/Kayıklı Manzara, Münif Fehim/Portre, Mehmet Ali Laga/Çardak’tan Gelibolu’ya, Hoca Ali Rıza/Tabiattan, Hoca Ali Rıza/Natürmort, Üsküdarlı Cevat/Büyükada, Refik Epikman/Erzincan’dan manzara.”

1980’de açıldı
Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi, 6’ncı Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün talimatıyla restore edilen Türk Ocağı binasında,  2 Nisan 1980 tarihinde açıldı. Başbakanlık genelgesiyle o dönem kamu kurumlarındaki 500 kadar sanat eseri toplanarak müzenin ilk koleksiyonu oluşturuldu. Bu eserler, seçici kurul tarafından belirlenen yerlere asılarak izlenime sunuldu. Müzede 1980’den bu yana kurucu Müdür Tunç Tanışık ile Nejdet Can, Vural Yurdakul, Mükerrem Baydar, Özgür İzzet Pektaş, Ömer Osman Gündoğdu müdürlük görevinde bulundu. Ali İhsan Gürsoy halen müdürlüğü görevini vekaleten yürütüyor.

Hırsızlık olaylarıyla gündeme gelmişti 
Uzun yıllar ziyarete kapalı olan Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Altındağ Belediyesi işbirliğiyle 2007-2008 arasında yapılan tadilatın ardından hizmete açılmıştı. 2007’de tadilat sürdüğü sırada müze bahçesine bir kamyonla giren hırsızlar, gündüz vakti işçilerin gözü önünde bahçedeki iki bronz heykeli çalmıştı. Heykellerin tarihi değerinin olmadığı açıklanmış, ancak müze müdürü görevinden almıştı. Ayrıca, başlatılan soruşturma kapsamında müzede görevli 26 personele çalınan heykeller için 6’şar bin TL ceza kesilmişti. 2009’da ise müzede çalışan bir güvenlik görevlisi İbrahim Çallı’nın bir yağlı boya portresi ile Şevket Dağ’ın iki tablosunu çalmış, ancak eserleri satamayınca 3 gün sonra tekrar müze bahçesine bırakmıştı. Müzeden 1997’de 31 eser çalınmıştı. Çalınan bu eserler hâlâ bulunamadı. Müze son olarak 2009’da Hoca Ali Rıza’ya ait eserlerin sahteleriyle değiştirildiğinin anlaşılmasıyla gündeme gelmişti.

Kayıp eserlerden bazıları
Rapora göre, müze envanterine kayıtlı olmasına karşın paha biçilemeyen 202 eserin “kayıp” olduğu tespit edildi. Kayıp eserlerden bazıları şöyle:
–  Şevket Dağ: Surlardan, Cami Kapısı, Cami İçi, Topkapı Sarayı Kızlar Ağası Dairesi, Pencereden Görünüm
–  Şefik Bursalı: Dolmabahçe’den,
–  Zühtü Müridoğlu: Alçı kadın başı, Bronz figür, n Hasan Vecih Bereketoğlu: Kurbağalı Dere,  n Halil Paşa: Güller, Britanya’dan Kadın, Yalılar, Manzara, n Devrim Erbil: Soyutlama,
–  Hikmet Onat:?İstanbul Boğaz’dan Peyzaj, Salacak’tan Manzara, Anadolu Hisarı, n Oya Kınıklı: Yeşil Yaylı Kemancı, n Hamiye Çolakoğlu: Seramik Nene Hatun formu,n Bedri Rahmi Eyüboğlu: Muradiye’de Kahve, Edirne Tunca Köprüsü, n Feyhaman Duran: Süleymaniye‘den Fatih’e Doğru, Laleli Buket, Hoca Ali Rıza’nın portresi,
–  Yusuf Çöloğlu: Kapadokya, n Şeref Akdik: Pendik, Erdek Balıkçı Kayıkları, n Hüseyin Avni Lifij: Kağnı ve Köylüler, Ankara’da Bir Sokak,
–  İbrahim Çallı: Manzara, Bahçede Kadın, Peyzaj, n Hoca Ali Rıza: Bulgurlu’da Timurcu Çeşmesi, Yağış, Sandal Balıkçı Kulübesi, Beykoz’da İshak Ağa Kahvesi, Kaya ve Çam, n Mehmet Ali Laga: Manzara, n İsmail Hakkı: Batan Gemi, n Ali Avni Çelebi: Vatanı Müdafa Eden Türk Askeri, n Mehmet Ruhi Arel: Sakarya’dan Doğan Çay,
–  Sami Yetik: Kasımpatılı Natürmort, Peyzaj, n Arif Kaptan: Natürmort,
–  Namık İsmail: Denizde Vapur,
–  Hasan Vecih Bereketoğlu: Manzara, Çankaya’dan, n Hüsmeyin Zekai Paşa: Cami, n Mustafa Esat Düzgünman: Battal Ebru.

KİM, NE DEDİ?
‘Hakikaten yüreğim ağlıyor’
Rafi Portakal (Müzayedeci): 
“Habere göre 202 eserin çalınması, bir günlük bir iş değil, zun zamana yayılmış. Dünyanın başka taraflarında da müzelerden eserler çalınıyor ama böylesi sayıda eserin çalındığı müzeyi hatırlamıyorum. Bu sanat eserlerine verdiğimiz değeri gösteriyor. Sahte eserlere gelince işin o ayrı bir trajedi. Eserler çalınıp yerine başkaları konuyor, uzun süre fark edilmiyor. Hakikaten bir sanat adamı olarak yüreğim ağlıyor.”

‘İçeriden yapılmış bir şey’
Yahşi Baraz (Galerici): 
“Resim Heykel Müzesi’nde resimlerin doğru dürüst envanteri çıkarılmadı. Yeni yeni yapılıyor. Böyle olunca da bazı kötü niyetli insanlar resimleri değiştirebilir; bu içeriden yapılmış bir şey. Kültür Bakanlığı kayıp eserleri kamuoyuyla paylaşmalı. Galerilere, açık artırma merkezlerine bildirmeli özellikle. Biz de kayıp eserlerden birisi gelirse bakanlığa bilgi verebiliriz. Bu eserler yurtdışında da olabilir üstelik. Daha komik olanı şu: Birisi bu tablolardan birini kayıp olduğunu bilmeden de almış olabilir.”

‘Kayıp eserler açıklanmalı’
Turgay Artam (Müzayedeci): 
“Bu bilirkişi raporu doğru ise sanat açısından çok kötü bir durum. Bildiğim kadarıyla Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, bu konularla yakından ilgili ve çok hassas. Şimdi bu kayıp eserlerin, resimleri ile hemen açıklanması gerekiyor, ki galeriler, müzayede kuruluşları, hatta koleksiyoncular bunları almasın. Daha önce Milli Kütüphane Koleksiyonu’ndan tablolar yok olmuştu. O tabloların hiçbirinin fotoğrafları bulunamadı. Sadece kayıp tabloların ressamlarının adı var.”

‘Resmi dokümantasyon yok’
Hüsamettin Koçan (Sanatçı): 
“Türkiye’de devletin elinde olan sanat eserlerinin resmi bir dokümantasyonu doğru dürüst çıkmış değil. Bir ara Kültür Bakanlığı ciddi biçimde ele almaya çalıştı, fakat son durum konusunda bilgim yok. Müzede biliyoruz ki bürokrosinin kendi çarkları içinde bir rastlantısallık söz konusu. Orası biraz devlet bürokrasisi nasıl işliyorsa öyle işliyor. Muhtemeldir ki bürokratik çark içinde bunların yaşanması da mümkün.”

‘Bir birikimi barındırıyor’
Doç. Dr. Zeynep Yasa Yaman (Sanat tarihçi): 
Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Türkiye’nin modern sanatının temsili açısından Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi’nden sonra ya da en az onun kadar önemlidir. Yaklaşık Meşrutiyet döneminden 1990’lara kadarki Türk sanatının önemli birikimini barındığı söylenebilir. 1990’lardan bu yana müze birçok soruşturma ve sayım geçirdi. Eğer bir müzeye yaraşır envanter kayıtlarına, arşive sahipse; komisyonların elinde kuruluş tarihi itibariyle müze koleksiyonuna alınan eserlerin listelerinin bulunması ve konunun yalnızca depo sayımından ibaret kalınmaması gerekir.”

Kaynak :[-]

 

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Atatürk Kültür Merkezi’ndeki (AKM) restorasyon çalışmaları için ruhsatın alındığını ve çalışmaların başladığını söyledi…

Günay, restorasyon çalışmalarına ilişkin AKM önünde düzenlenen basın toplantısında yaptığı konuşmada,AKM’nin 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında yenilenmesi için geliştirdikleri projenin, yer teslimi safhasında ”girişte müzik ya da kitap satış ünitesi istemiyoruz”, ”altındaki terzihane ve boyahanenin yandaki belediye arsasına götürülmesini istemiyoruz”, ”çatısına İstanbul’un zenginlerinin yararlanacağı bir İstanbul lokantası yapılmasını istemiyoruz” gerekçeleriyle açılan dava sonucunda iptal edildiğini anlattı.

Mütevazi bir iyileştirme projesini 2010 sonuna yetiştirmek istediklerinde de kaynak bulmakta zorlandıklarını aktaran Günay, ”AKM’den daha güzel bir kültür merkezi olamaz mı İstanbul’da? Elbette olması gerekiyor. Türkiye, 30 milyondan fazla yabancı turist ağırlıyorsa, İzmir’in, Antalya’nın, Ankara’nın, İstanbul’un sadece doğasıyla ve tarihiyle değil, sanat etkinlikleri ve merkezleriyle de gündeme gelmesi gerekir ama burada bir kültür merkezi var. 50 yıldan beri bir tartışmanın konusu. Bu merkezi de bir an önce toparlayalım, belli akşamlar ya da her akşam ışığı Taksim’e yansısın. Bunu amaçladık” diye konuştu.

Kaynak için sponsor arayışına girdiklerini belirten Günay, şöyle devam etti: ”İstanbul’da bunu paylaştım bazı arkadaşlarımızla. Akıl veren çok ama para veren yok, ne yazık ki. İstanbul’da veya büyükşehirlerde bu konuları paylaştığınız zaman birçok insan ‘Çevrede rant alanı üretin, o rant alanından size gelir, gelir’ gibi parlak fikirler verebiliyorlar. Başka yerlerle ilgili bu tartışmalara şahit oldum, onun için söylüyorum.”

Bakan Günay, sonuçta Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı’nın bu projeyle ilgili kendilerini 2012 ve 2013 yıllarında 30 milyon lira destekleyeceğini bildirdiğini aktararak, bunun da, ihtiyaçlarının yaklaşık yüzde 40’ını karşıladığını ifade etti.

Şubat ayında gerçekleştirilen anlaşmanın ardından ihalenin başlatıldığını söyleyen Günay, ”Yeni Yapı ve Taca firması ihaleyi 69 milyon lira bir değerle üstlendi” dedi.

Günay, Sabancı Topluluğu’nun verdiği destek karşılığında yalnızca büyük salona ”Sabancı Konser Salonu” ismi verileceğini, bina dışında herhangi bir ibare bulunmayacağını dile getirdi.

Restorasyonun tamamlanma süresinin 540 gün olarak planlandığını ancak 2013 yılı 29 Ekim’inin, Cumhuriyet’in kuruluşunun 90. yılı olduğunu anımsatan Ertuğrul Günay, ”90. yılda perdelerimizi açarsak İstanbul’a ve bu binaya karşı bu gecikmeden doğan sorumluluklarımızı belki o güzel günün hatırına bir miktar bağışlatabiliriz umudundayım” dedi. Günay, bu nedenle ihaleyi kazanan firmalardan proje süresinin kısaltılması, en azından salonun perdelerinin o tarihte açılmasının sağlanması ricasında bulundu

İstanbul’a iki, Ankara’ya bir yeni sanat mekanı

Bakan Günay, başka iki projeye de değindiği konuşmasında, İstanbul’da uzun süredir unutulmuş olan Maslak’taki kültür merkezi için de yeni bir proje üzerinde çalıştıklarını söyledi. Günay, 5 bin kişilik, her türlü sanat etkinliğinin yapılacağı bir büyük salon, bin 200 kişilik bir konser salonu ve 3 bin metrekare müzeden oluşan merkezin en geç 2014’te açılabileceğini kaydetti.

Ankara’da temeli 1990’lı yıllarda atılmış olan konser salonu için de çalışmaların sürdüğünü aktaran Günay, yüklenicilerin kendi hızlarına yetişmesi durumunda 2013 sonunda Ankara’yı da Avrupa çapında bir konser salonuna kavuşturabileceklerini belirtti.

”Teknik aksamı yenilerken estetik de katacağız”

Toplantının ardından soruları yanıtlayan Bakan Günay, ”Ruhsat alındı ve restorasyon çalışmaları bugün başlıyor. İçinde bin 200 kişilik bir konser salonu, 500 ve 200 kişilik iki ayrı salon var. Hepsi çağdaş teknolojiye uygun şekilde yenilecek” dedi.

Günay, binanın teknik aksamının yenileneceğini, dünyadaki diğer kültür merkezleriyle kıyaslandığında zarafetten yoksun olduğu yakınmalarına karşı binaya biraz daha estetik katmaya da çalışacaklarını anlattı.

Sabancı Topluluğu adına konuşan Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkan Yardımcısı Hüsnü Paçacıoğlu ise restorasyondan sonra AKM’nin yalnızca Türkiye’nin değil Avrupa’nın sayılı kültür merkezlerinden biri haline geleceğine inancını dile getirdi.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay The Sofa’da gerçekleştirilen, TUROB’un Contemporary İstanbul katkılarıyla düzenlediği “Dünyanın Yeni Sanat ve Kültür Turizm Durağı: İstanbul” adlı basın toplantısında otellerdeki sanat eserlerinin kalitesiz, Uzakdoğu ürünlerinden ibaret olmaması gerektiğini söyledi. Günay “Otellerdeki sanat eserlerinin kalitesini 5 yıldız kriterleri arasına sokacağız” dedi. 

Bakanlık otellerdeki sanat eserlerinin kalitesini 5 yıldız kriteri yapacak

Ertuğrul Günay TUROB’un haziran ayı geleneksel öğle yemeğinde düzenlenen basın  toplantısında yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“TUI ve Thomas Cook gibi dünyanın en büyük tur operatörlerinin yaptığı en iyi 100 otel listelerinde Türkiye artık en az 25 – 30 otelle temsil ediliyor. Hatta bu nedenle jüriler artık bir ülkeden sadece 10 otel listelemeyi tartışmaya başladılar. Otellerimiz teknolojik ve hijyenik açıdan çok yüksek olan standartlarını sanatla da bezemeliler. TUROB’un gündeme getirdiği bu fikir ışığında otellerimiz ve yeme içme tesislerimiz Türk sanatçıların eserleriyle bezensin istiyoruz. Oteller geniş alanlarını sergilere açabilir, ayın sanat eseri yayınlanabilir. Uzakdoğu’dan ucuza getirilen eserlerin otellerde sergilenmesi yanlış. Gerçekten değerli eserleri sergilemeye başlayan oteller var. Point Hotel ve Sofa Hotel bu çalışmalarıyla beni etkiliyor. Otellerde eşin dostun yaptığı eserler değil. Gerçek Türk sanatçılarının, çağdaş sanat eserleri sergilenmeli. Bu eserlerin kalitesini 5 yıldız kriterleri arasına sokacağız. Bu TUROB’un teklifidir, bu noktada TUROB’a teşekkür ediyorum.”

İSTANBUL YÜKSEK BİNALARLA ÇİRKİNLEŞİYOR

Günay konuşmasında İstanbul’daki uçak rötarlarını ve sayısı hızla artan yüksek binaları da eleştirdi:

“”Benim gibi havayoluyla haftada birkaç kez İstanbul’a gelmek zorunda kalanlar bilirler. Bugünlerde sürekli geç kalıyoruz. Bu arada da ne yazık ki İstanbul’un yeni  zenginliklerinin, tepelere çıkma isteğinin güzellikleri nasıl çirkinleştirdiğini görmek zorunda kalıyoruz. Bu rahatsızlığımı dile getirmek istedim.”

İNGİLTERE’Yİ GEÇTİK, 6’INCI OLDUK 

Turizm Bakanı kültür ve turizmin son dönemde yakınlaşmasıyla ilgili olarak ise şunları söyledi:

“Kültür ve turizmin bir araya gelmesi konusu 5 yıl önce telaffuz edildiğinde turizmcilerin ve sanat çevrelerinin uzak durduğu bir fikirdi. Bugün ise inanılmaz bir işbirliği oluşmaya başladı. Türkiye turizmi başarılı sonuçlar elde etmeye devam ediyor. Son verilere göre İngiltere’yi geçerek dünyada altıncı olduk. Gelirde de çok ciddi durumdayız. Bu başarılarımızın farklılaşarak devam etmesi için için turizmin içine çağdaş sanatın da katılması gerekiyor. Tıpkı gastronomi ve mimari gibi. İstanbul’un bir kongre turizmi merkezi olmaması düşünülemez. Bu konuda da iyi gidiyoruz. Şu anda dünyada dokuzuncuyuz. Öte yandan alışveriş turizmi alışkanlığı da yaratılıyor. İstanbul’daki alışverişi geleneksel alışveriş noktalarına yönlendirmek gerekiyor. Bu konuda biraz geç kaldık.”

AKM RESTORASYONU BAŞLADI

“Benim  İstanbul için hayalim hayalim şu. Dünyada Berlin, Londra ve Basel gibi sanat görmeye gidilen kentler var. İstanbul’a da böyle bir merkez olmak çok yakışacaktır. Son yıllarda çağdaş ve plastik sanatlar konusunda İstanbul ciddi bir atılım yaptı. Contemporary İstanbul ve Artistanbul bu anlamda İstanbul’a çok büyük katkı sağlayacaktır. İstanbul’un güzel konumunu kültür ve sanatla bezemeliyiz. İstanbul’un tepelere tırmanan yapılarıyla değil bunlarla gündeme gelmesini umut ediyorum. AVM’ler kadar kültür ve sanat merkezleri de yapmalıyız. Bu konuda çalışmalarımız var. Topkapı Sarayı 2013’te iki misli büyümüş olacak. Darphane İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne katılarak oradaki alanı da iki misli büyütecek. Çok tartışılan AKM’nin restorasyonu nihayet başladı. Şantiye kurulmuş durumda. Belirtmek istediğim bir şey var. Dünya kentlerini gördükten sonra Türkiye’deki yeşil alan bende hep hüsrana yol açıyor. Daha fazla yeşil alan diyorum.”

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay gündemi meşgul eden ‘Ayasofya yeniden cami olsun’ haberleriyle ilgili olarak da şunları söyledi:

“Bu tartışma Türkiye’ye yararlı bir tartışma değil. İslam dünyasının en görkemli, camileri bizde. Burada ibadet edebiliyoruz. Bu tartışma siyaset odaklı. 1500 yıllık Ayasofya 1000 yıl Hristiyanlığa, 500 yıl Müslümanlığa hizmet etmiş. Şimdi de her iki dinin en güzel değerlerini insanlara sunma hizmeti nde. Bu düzen bence böyle devam etmeli.”

BAYINDIR: İSTANBUL OTELLERİNDE KÜLTÜR VE SANATA YER VERECEĞİZ

TUROB Başkanı Timur Bayındır ise konuşmasında, İstanbul’un dünya çapındaki sanat etkinlikleri, sayısı her gün artan sanat kurumları, konumu, kültürel mirası, sermaye ve ekonomik gücü sayesinde son yıllarda çekim merkezi olduğunu belirtti.  Kültür ve sanat bütünlüğünün bir dünya şehri olan İstanbul’un çekim noktası haline gelmesinde büyük etken olduğunu söyleyen Bayındır, “TUROB olarak şehrimiz turizminin baş aktörlerinden biri olan otellerimizde, şehrin kültür ve sanat potansiyelinin tanıtılması, yansıtılması ve farkındalık yaratılmasını amaçlıyoruz” dedi.

GÜRELİ : KONAKLAMA SEKTÖRÜ ÇAĞDAŞ SANATA DESTEK VERECEK

Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli ise yaptığı konuşmada, Türkiye’den çağdaş sanatın hem yurtiçi hem dünya çapında tanınması ve gelişmesi ile İstanbul’a özellikle yurtdışından gelen sanatseverler, sanat kurumu yöneticileri ve sanat koleksiyonerlerinin sayısının her geçen sene arttığına dikkat çekti. Bu durumun turizme de oldukça olumlu yönde yansıdığına değinen Güreli,

“Dünyada uluslararası fuarlar, etkinlikler, sanat kurumları ve müzayedeler büyük kitlelerin organizasyonun düzenlendiği ülkeyi ziyaret etmesini sağlamaktadır.  Nitelikli ve belirli gelir düzeyine sahip insanlar olan bu ziyaretçiler, bulundukları süreler içerisinde o bölgeye büyük boyutlarda ekonomik katkı sağlamakta, ülkelerin turizmi çeşitlendirme çabalarına ve tanıtım faaliyetlerine de çok önemli katkılarda bulunmaktadır” dedi.

Türkiye’de sanat piyasasının değerinin yaklaşık 300 milyon doları bulduğunu söyleyen Güreli, ülkemizin sunduğu sosyal, kültürel ve çevresel çeşitlilik ile her geçen gün cazibesini arttırdığını modern & kozmopolit zamanın bir temsilcisi olan İstanbul’un ise sahip olduğu eşsiz kültürel birikim ile büyük bir cazibe noktası olduğunu vurguladı.

İstanbul’a olan ilgiyi arttırmak, dünya çapında çağdaş sanat çevrelerince daha iyi tanınmasını sağlamak ve sanat çevrelerini çekmek için Contemporary Istanbul haftasında İstanbul’daki sanat etkinliklerinin tek bir çatı altında buluşacağı “Art Istanbul” projesinin düzenleneceğini söyleyen Güreli, “Bu sene ilk defa hayata geçecek proje kapsamında 19- 25 Kasım 2012 tarihleri arasında katılımcı kurumların (galeriler, sanat kurumları, müzeler, kültür kurumları, tiyatrolar) düzenlediği tüm etkinlikler ortak bir yapı içinde uluslararası kamuoyuyla paylaşılacaktır. Konaklama sektörü, çağdaş sanatın ziyaretçiler ile buluşmasını destekleyerek İstanbul’un ve İstanbul merkezli çağdaş sanatın tanıtılmasında önemli bir aktör olacak ve İstanbul’un kültür- sanat turizmi aracılığı ile de tanınması yönünde fark yaratacaktır” dedi.

 Kaynak : [-]

“Yeni yasada bize sanatçı değil oyuncu densin’”

 Özerklikle ilgili yasa çalışmaları nedeniyle Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ı ziyaret eden tiyatrocular, oyunculuğun artık meslek olarak yasalaşması gerektiğini söylediler

TOBAV (Devlet Tiyatrosu Opera ve Bale Çalışanları Vakfı), TOMEB (Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği), Devlet Tiyatroları Sanatçıları Derneği (DETİS) ve Kültür-Sanat-Sen temsilcileri Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ı ziyaret etti. Basına kapalı gerçekleşen ziyarette dernek ve vakıf temsilcileri

Bakan Günay’dantiyatroların özelleştirilmesi sürecinde kendi taleplerinin göz ardı edilmemesini istedi. Görüşmenin detaylarını Habertürk’e anlatan heyet, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Bakan Günay’ın “kapatılma” sözcüğünü kullanmadığını, bazı kişilerin spekülasyon yaratmak için “kapatılma” kelimesini kullandığını söyledi. 
MESLEĞİN ADI OYUNCULUK 
“Alınacak sözleşmeli personel hangi meslek erbabı olarak çalışacak, o mesleğin tanımının yapılması gerekir” diyen dernek üyeleri, “O mesleğin adı da oyunculuktur” vurgusunu yaptı. Oyuncu tanımının yönetmeliğe daha sonra konulmasını istemediklerini ve kavramın yeni yasayla birlikte aynı anda yürürlüğe girmesini istediklerini söyleyen heyet üyeleri Bakan Günay’a şunları iletti: “Oyunculuk meslek tanımı yapılmadığı sürece sözleşmeli personel vasıfsız işçi gibi görünecektir. Türkiye’de yasalar oyunculuk mesleğini kabul etmek zorunda. Türkiye’de oyunculuk hobi olarak yapılıyor gibi anlaşılıyor. Biz profesyoneliz. Profesyonel de meslek erbabı demek. Eğer biz meslek erbabı isek bizim mesleğimizin adı ne? Bunun adı ‘sanatçı’ değil oyuncudur. Bu karmaşa düzelmezse maaş ve vasıf konusu belirsiz, her şey prosedürsüz kalır.”

SİSTEM AB GİBİ OLSUN
Devlet Tiyatroları’nda yapılacak yasal düzenlemenin dünyanın gelişmiş ülkelerindeki örnekleri gibi olmasını isteyen temsilciler, Bakan Günay’a yeni yasal sistemin Avrupa Birliği’ndeki gibi oluşmasını talep ettiklerini belirtti. “Devlet Tiyatrosu’nu özelleştirmek, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı ya da askeri özelleştirmek gibi bir şey” diyen tiyatrocular, ‘Ulusal tiyatronun kapatılması’ gibi sözcüklerin kullanılmasının oyuncuyu ve seyirciyi tedirgin ettiğini ifade etti.

Kaynak : [-]

Aykan ÇUFAOĞLU / ANKARA

Film maratonu başladı

 200’den fazla filmin gösterileceği 31. Uluslararası İstanbul Film Festivali, dün akşam düzenlenen törenle başladı. Törende, Sevin Okyay, Ali Özgentürk, Ayşen Gruda, Halit Akçatepe ve Terence Davies’e Sinema Onur Ödülü verildi

31-istanbul-film-festivali-basladi

İstanbul’un muhtelif yerlerinde afişler göreceksiniz: Bir film bileti fotoğrafının yanında ‘Değeri Büyük’ yazısı var afişlerde. Bahsedilen değer, İstanbul Film Festivali’nin 30 yılda oluşturduğu bir sinema kültürü aslında. Bu kültür, her geçen yıl daha bir kök salarak, kapsamını genişleterek devam ediyor. İKSV’nin düzenlediği 31. Uluslararası İstanbul Film Festivali dün Lütfi Kırdar’da düzenlenen törenle başladı. Festivalin şimdilerde kapalı olan ana sineması Emek’in hatırlatılmasıyla başladı tören. Sunucu Memet Ali Alabora’nın “Emek Sineması’nın olduğu yerde, ‘moving’ yapılmadan korunması hepimizin en büyük temennisi” demesiyle salonda alkış kıyamet koptu. Törende, festivaldeki bölümler ve filmlerin tanıtılmasının ardından geçen yıl kaybedilen sinemacılar da anıldı. Oscar töreninde anılmayan dünya sinemasının büyük ustası Theo Angelopoulos, Lütfi Akad, Yusuf Kurçenli gibi sinemacılar tek tek hatırlatıldı. Hüseyin Baş ile Paşa Gündoğdu’nun yeni vefat ettiğini de bu esnada öğrendik. 

SİNEMA YAZARLARINA ÖVGÜ 
Bu haberlerin ardından Sinema Onur Ödülleri’nin takdim edilmesine geçildi. İlk ödül, Türkiye’nin ilk kadın sinema yazarı Sevin Okyay’a verildi. Ödülü veren yazar Murathan Mungan, “Sinema yazarları sinemanın görünmez, saklı kahramanlarıdır. Seyrettiğimiz filmleri görmemizi, algılamamızı sağlarlar” diyerek Okyay nezdinde tüm sinema yazarlarını onurlandırdı. İkinci ödül ise Müjdat Gezen elinden yönetmen Ali Özgentürk’e verildi. Ali Özgentürk’ün duygu dolu, manalı ve uyarıcı konuşması salondan alkış aldı. “Bu festival kurtarılmış bir adadır” diyen Özgentürk, bu tür adaların Türkiye’de çoğalması temennisinde bulundu. Türk sinemasının iki unutulmaz oyuncusu Halit Akçatepe ve Ayşen Gruda Sinema Onur Ödülleri’ni birçok filmde beraber rol aldıkları Tarık Akan’ın elinden aldı. Ayşen Gruda, “Oyuncu olmak istemedim, okumak istedim. Babam öldü. Çalışmak zorundaydım. O sırada ablam, ‘bir oyunda hizmetçi kız rolü var. Oynar mısın?’ dedi. O gün bugündür oynuyorum. Bu işin okulunu okumadım ama işi ustalarından öğrendim” diyerek mutluluğunu seyircilerle paylaştı. Bu yılın Onur Konuğu ise ünlü yönetmen Terence Davies’di. Ödül almak için sahneye çıkan Davies, İstanbul’a gelen pek çok yabancı sanatçı gibi şehre iltifatlar yağdırdı ve ödül için teşekkür etti. Terence Davies’in konuşmasında “Bizans’a geldim” demesi salonda espri konusu oldu: ‘Hazır Fetih 1453 filmi vizyondayken, Davies filmi izleyese ya…’ esprisi küçük çaplı gülüşmelere neden oldu. Festivalin açılış törenin ardından söz sırası şimdi sinemaseverlerde. Onlar, 15 günlük maratonun elden geldiğince tadını çıkaracak. Festivalin kalbin yine Beyoğlu’nda atacak. Beyoğlu’nda filmler, Atlas, Fitaş, Beyoğlu sinemaları ve Pera Müzesi’nde gösteriliyor. Nişantaşı’nda ise CityLife (City’s) sinemasında festival filmleri izlenebilir. Anadolu Yakası’nda festivalcilerin tek adresi Kadıköy Rexx Sineması.

FESTİVALİN İLK GÜNÜNDE NE İZLEMELİ
Festival ilk günden yoğun bir programla başlıyor. Komedi arayanlar için 11.00 seansında Norveçli yönetmen Ole Endresen’in Körling Kralı filmi var. 13.30’da ise dün akşam festivalde Sinema Onur Ödülü alan yönetmen Terence Davis’in Aşkın Karanlık Yüzü filminin gösterileceğini hatırlatalım. 16.00’da Slava Ross’un yönettiği Sibirya, Monamur filmi izlenebilir. Film, Sibirya’daki ıssız buz çölü Monamur’da yaşayan yaşlı bir adam ve torununun evlerine iki eşkıya baskın yaptıktan sonra yaşananları anlatıyor. 19.00’da Kadıköy Rexx Sineması’nda Malgowska Szumowska’nın yönettiği Juliette Binoche’un başrolünde oynadığı Kadınlar tavsiye edilir. 2011 Venedik Altın Aslan ödüllü Alexander Sokurov’un Goethe’nin klasik romanından uyarladığı Faust Atlas Sineması’nda 21.30’da gösterilecek. 24 Ocak’ta vefat eden usta yönetmen Theo Angelopoulos ‘un başyapıtlarından Kumpanya, 21.30’da Fitaş’ta olacak. Nişantaşı City’s sinemasında ise 21.30’da emekliliklerini Hindistan’da geçirmeye karar veren bir grup İngiliz’in maceralarını anlatan Marigold Oteli‘nde filmi var.

EMEK’TE BAKAN’IN RİCASI DİKKATE ALINMAMIŞ!
Bir festival daha Emek’siz başlıyor. Bunun için sinemaseverlerin bir burukluk yaşadığını belirtelim. Peki Emek Sineması’nda son durum nedir? Dün Emek Sineması’yla ilgili Kamer İnşaat, SİYAD üyesi sinema yazarlarına yönelik bir bilgilendirme toplantısı düzenledi. SİYAD Yönetim Kurulu bu toplantıya katılmayacaklarını ilan etmişti, üyeler de toplantıya katılmadı. Toplantıda da gazeteciler ve Emeksever vardı. Hararetli geçen toplantı da Kamer İnşaat’ın sahibi Levent Eyüpoğlu, Emek Sineması ile ilgili bilgi verdi. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın SABAH’a yaptığı “Mümkün olduğu kadarıyla tartışmaları azaltacak, Emek’i özgün dokusuyla ortaya çıkaracak olan bazı yeni gayretlerde bulunmalarını rica ettim arkadaşlardan. (Kamer İnşaat yetkilileri)” açıklamadan dolayı Levent Eyüboğlu’na bu teklife karşı yaklaşımlarını sorduk. Eyüboğlu “Projede bir değişiklik yapmak çok zor. Yasa ve hukuksal prosedürler nedeniyle mümkün gözükmüyor” dedi. Ama birtakım yeni gelişmeler de sözkonusu. Mesela Emek Sineması ile aynı katta bir tiyatro binasının da yapılması plana dahil edilmiş. Ayrıca yeni yapılacak yapı dördüncü katına taşınacak. Emek Sineması’nın kontrolünü üstlenecek bir vakfın kurulması da yeni planlar dahilinde. Lakin bütün bunlara rağmen Kamer İnşaat’ten Levent Eyüboğlu, Emek Sineması’nın taşınarak korunması yönündeki ısrarından vazgeçmiyor. Bunun, Emek Sineması’nın yıllarca kendi kendini var etmesi yönündeki en doğru yol olduğu düşünüyor. Bu konuda ise kamuoyu ikna edilmiş değil. Emek’in yerinde korunarak da varlığını sürdürmesi mümkün olduğu biliniyor.

OLKAN ÖZYURT

http://www.sabah.com.tr

TBMM Genel Kurulunda, Fikir ve sanat eserlerinin devlet nüshası olarak derlenmesi ve saklanmasını öngören Çoğaltılmış Fikir ve Sanat Eserlerini Derleme Kanunu Tasarısı, kabul edilerek yasalaştı.

 Kanun, fikir ve sanat eserleri ile anlaşmalar uyarınca yurt dışında çoğaltılan fikir ve sanat eserlerinin etkin, sağlıklı ve eksiksiz bir biçimde toplanması, gelecek kuşaklara aktarılması, elverişli ortamlarda saklanması, korunması ve toplumun bilgi ve yararına sunulmasını sağlayacak esasları düzenliyor.

Kanuna göre, ülke sınırları içinde basılan ve çoğaltılan; kitap, kabartma harfli kitap, kitapçık, ansiklopedi, albüm, atlas ve nota gibi tek başına ya da bir takımın veya bir dizinin parçası niteliğinde olan ayrı yayımlanmış eserler, gazete, dergi, yıllık, bülten, takvim gibi süreli eserler, afiş, kartpostal, gravür, reprodüksiyon, basılı fotoğraf gibi grafik eserler, slayt, film parçası makara, kaset, kartuş, film ve mikroform gibi materyaller, her türlü bilgisayar, müzik ve video cihazlarında kullanılmak üzere üretilmiş ses, görüntü ve veri içeren optik ve manyetik ortamlara kaydedilerek çoğaltılmış eserler, pul ve kağıt para gibi eserler, coğrafik, jeolojik, topografik ya da meteorolojik harita, plan ve krokiler, yurt dışında basımı veya çoğaltımı yapılarak yurt içinde satışı ve dağıtımı yapılan eserler, elektronik ortamda üretilerek kullanıma sunulmuş elektronik yayınlar derlenecek.

Yurt dışında Türkçe olarak basılan ve yurt içinde satışı ve dağıtımı yapılan eserler de derleme kapsamına alınacak.

Ülke sınırları dışında derlenecek eserler ise kanunlar ile ikili ya da çok taraflı anlaşmalar uyarınca, yabancı uyruklu gerçek ya da tüzel kişilerin Türkiye’deki kütüphane, müze, arşiv ve belgeliklerden yararlanarak hazırladıkları eserler ile Türkiye’de yaptıkları arkeolojik kazı ya da araştırmaların yöntem ya da sonuçlarına ilişkin olarak yurt dışında yayımlamış veya çoğaltmış eserlerden oluşacak.

-Derlenecek eserlerin gönderileceği yerler-

Derleme işleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yürütülecek ve koordine edilecek.

Derleme işlemlerinin ve derlemeyle amaçlanan hizmetlerin etkin bir biçimde yürütülebilmesine ilişkin usul ve esaslar, Kültür ve Turizm Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek.

Kitap, kabartma harfli kitap, kitapçık, ansiklopedi, albüm, atlas ve nota gibi tek başına ya da bir takımın veya bir dizinin parçası niteliğinde olan ayrı yayımlanmış eserler, gazete, dergi, yıllık, bülten, takvim gibi süreli eserler, yerel gazeteler hariç, 6 nüsha derlenerek Milli Kütüphaneye, TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığına, İstanbul Beyazıt Devlet Kütüphanesine ve Ankara’da bakanlıkça belirlenecek kütüphaneye gönderilecek.

Diğer eserler ise ikişer nüsha Milli Kütüphane ve İstanbul Beyazıt Devlet Kütüphanesine gönderilecek. Tasarının görüşmelerinde grupların ortak önergeyle, derlemelerin gönderileceği kütüphaneler arasına İzmir Milli Kütüphane ve İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi de yer aldı.

Kabul edilen başka bir önergeyle, elektronik ortama aktarılan eserlerin bir nüshası, görme engellilerin hizmetine sunulmak üzere Milli Kütüphaneye gönderilecek.

Yerel ve bölgesel gazeteler de Milli Kütüphane ve İl Halk Kütüphanesine gönderilecek.

-Sorumluluk ve yaptırımlar-

Eserlerin derleme nüshaları, çoğaltılmış diğer kopyalarla aynı olması zorunlu olacak. Derleme nüshaları çoğaltma işlemini izleyen 15 gün içerisinde eksiksiz ve hatasız olarak derleme müdürlüğü veya derleme birimine teslim edilecek.

Derleme kütüphanelerinin belirlediği yanlış, eksik ya da ciltsiz nüshaların değiştirilmesi, en geç 15 gün içinde derleme mükelleflerince yerine getirilecek. Kanunda yer alan sorumluluklarını yerine getirmeyen derleme mükelleflerine, derlemenin yapıldığı yerdeki en büyük mülki amir tarafından yaptırımlar uygulanacak.

Derleme nüshalarını zamanında derleme müdürlüğü veya birimine göndermeyenler, her derleme nüshası için bin TL’den 5 bin TL’ye kadar idari para cezasına çarptırılacak.

Derleme nüshası olarak verilen eserlerin maliyet bedeli, kazancın saptanmasında gider olarak dikkate alınacak. Bu şekilde gider fazlalığından doğan zarar, bir sonraki yıla devredilemeyecek.

-”Uyanlarla yolumuza devam edeceğiz”-

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, İzmir Milli Kütüphanesinin, bir müze olabileceğini söyledi. Günay, Ankara’ya da yeni bir milli kütüphane gerektiğini dile getirerek, ”Türkiye’de çok sayıda öğrenci var, nüfusu çok genç. Her ne kadar elektronik ortamları kullansak da kütüphane, hayatımızdan çıkmaması gereken önemli bir kültür varlığı” dedi.

Tarihi eser kaçakçılığıyla mücadele ettiklerini ifade eden Günay, Şanlıurfa Göbeklitepe’de bir heykel kutusunun, kazı heyeti tarafından yeterince korunmadığı için kayıplara karıştığını söyledi. Günay, bunu bir ölçüde kazı heyetine tanzim ettirdiklerini, başka yaptırımlar da düşündüklerini belirterek, şöyle konuştu:

”Maddi karşılıkla bu eserler ölçülemez. Yaptırımlar düşünmemiz nedeniyle kazı heyeti, karşı bilgilendirme kampanyası açtı. Türkiye’de bir kazıyı ister yabancılar, ister bizim hocalarımız, üniversitelerimiz yapsın, herkesin çalıştığı toprağı sevmesi, yeterince zaman ayırması, buluntularla ilgili eserler yazması gibi yeni getirdiğimiz kurallar var. Bu kurallara uyanlar devam edecekler, uymayanların emeklerine teşekkür edeceğiz, uyanlarla yolumuza devam edeceğiz.”

Günay, herhangi bir ayırım yapmaksızın, bütün zenginlikleri yeni kuşaklara taşımaya çalıştıklarını belirterek, bu konuda yaptıkları çalışmalardan bahsetti. Günay, Şeyh Bedreddin üzerine bir çalışma yaptıklarını, ilk kez bir Süryani kitabını Türkçe’ye basmaya çalıştıklarını anlattı. Günay, ”Bu topraklarda hangi renk, çiçekler varsa hiçbiri solmasın, bu toprakların bereketi çoğalsın diye uğraşıyoruz” dedi.

Tasarının yasalaşmasının ardından TBMM Başkanvekili Meral Akşener, birleşimi yarın saat 13.00’de toplanmak üzere kapattı.

Kanun Tasarısı Şu şekilde:

ÇOĞALTILMIŞ FİKİR VE SANAT ESERLERİNİ

DERLEME KANUNU TASARISI

 

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç, Kapsam ve Tanımlar

            Amaç

            MADDE 1- (1) Bu Kanunun amacı, ülkemizin kültürel varlığı ile bilgi birikimini oluşturan fikir ve sanat eserlerinin basılmış veya çoğaltılmış nüshaları ile ikili ya da çok taraflı anlaşmalar uyarınca yurt dışında basılan veya çoğaltılan fikir ve sanat eserlerinin etkin, sağlıklı ve eksiksiz bir biçimde toplanması, gelecek kuşaklara aktarılması, elverişli ortamlarda saklanması, korunması, düzenlenmesi ve toplumun bilgi ve yararına sunulmasına ilişkin esasları belirlemektir.

Kapsam

            MADDE 2- (1) Bu Kanun; her çeşit basma, ozalit, teksir, ofset, optik, manyetik, elektronik ve diğer çoğaltma yöntemleri ile satılmak, ya da parasız dağıtılmak üzere üretilen çoğaltılmış fikir ve sanat eserinin derlenmesini, derleme işlemlerini yürütecek birimleri ve derlemeye ilişkin usul ve esasları kapsar.

             Tanımlar

            MADDE 3- (1) Bu Kanunun uygulanmasında;

a) Bakanlık: Kültür ve Turizm Bakanlığını,

b) Derleme kütüphanesi: Bu Kanun uyarınca, derlenen çoğaltılmış fikir ve sanat eserlerinin gönderildiği kütüphaneleri,

c) Derleme müdürlüğü: İstanbul’da derleme işlemlerini yapacak olan birimi,

ç) Derleme bürosu: Derleme mükelleflerince illerde ve ilçelerde derleme nüshalarının teslim edildiği birimi,

d) Derleme mükellefi: Derleme nüshalarını derleme müdürlüğüne veya derleme bürolarına vermekle yükümlü gerçek ya da tüzel kişiyi,

e) Derleme nüshası: Bu Kanun kapsamında derlenen fikir ve sanat eserlerini,

ifade eder.

                                                                                                                                                                          İKİNCİ BÖLÜM

Derlenecek Eserler

             Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde derlenecek eserler

            MADDE 4- (1) Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde basılan veya çoğaltılan, aşağıda belirtilen her türlü eser, bu Kanun kapsamında derlenir:

a) Kitap, kabartma harfli kitap, kitapçık, ansiklopedi, albüm, atlas ve nota gibi tek başına ya da bir takımın veya bir dizinin parçası niteliğinde olan ayrı yayımlanmış eserler.

b) Gazete, dergi, yıllık, bülten, takvim gibi süreli yayınlar.

c) Afiş, kartpostal, gravür, reprodüksiyon, basılı fotoğraf gibi grafik eserler.

ç) Veri içeren her türlü slayt, şerit, film parçası, makara, kaset, kartuş, film ve mikroform gibi materyal.

d) Her türlü bilgisayar, müzik ve video cihazlarında kullanılmak üzere üretilmiş ses, görüntü ve veri içeren optik ve manyetik ortamlara kaydedilerek çoğaltılmış eserler.

e) Prospektüsleriyle birlikte blok veya tek olarak pul ve kağıt paralar.

f) Coğrafik, jeolojik, topografik ya da meteorolojik harita, plan ve krokiler.

g) Türkçe olarak yurt dışında basımı veya çoğaltımı yapılarak, yurt içinde satışı ve dağıtımı yapılan eserler.

Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında derlenecek eserler

            MADDE 5- (1) Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında derlenecek eserler şunlardır:

a) Yürürlükteki kanunlar ile ikili ya da çok taraflı anlaşmalar uyarınca, yabancı uyruklu gerçek ya da tüzel kişilerin Türkiye’deki kütüphane, müze, arşiv ve belgeliklerden yararlanarak hazırlamış oldukları  eserler ile ülkemizde yaptıkları arkeolojik  kazı ya da araştırmaların yöntem ya da sonuçlarına ilişkin olarak yurt dışında yayımlamış veya çoğaltmış oldukları eserler.

b) Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde faaliyet gösteren derleme mükelleflerinin yurt dışında  basımını, çoğaltılmasını ve yayımlanmasını sağladıkları eserler.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Derleme Esasları ve Uygulanması

             Derleme mükellefleri

            MADDE 6- (1) Derleme mükellefleri şunlardır:

a) 4 üncü maddenin (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilmiş eserler için; gerçek ya da tüzel kişi yayıncı, yayıncının olmadığı durumda basımevi ya da matbaa.

b) 4 üncü maddenin (ç) ve (d) bentlerinde belirtilmiş eserler için; yapımcı ya da üretici gerçek ya da tüzel kişi.

c) 4 üncü maddenin (e) ve (f) bentlerinde belirtilmiş eserler için; kullanmak ya da dağıtmak üzere çoğaltma işlemlerini yapan gerçek ya da tüzel kişi.

ç) 5 inci maddenin (a) bendinde belirtilmiş eserler için; hazırlayan gerçek ya da tüzel kişi.

d) 5 inci maddenin (b) bendinde belirtilmiş eserler için; basım, çoğaltma veya yayımlama işini yaptıran gerçek ya da tüzel kişi.

e) 4 üncü maddenin (g) bendinde belirtilen eserler için, bu eserlerin yurt içinde satışını ve dağıtımını yapan gerçek ya da tüzel kişi.

             Derleme işlerini yürütecek birimler ve görevleri

            MADDE 7- (1) Derleme işleri, Bakanlık tarafından yürütülür ve koordine edilir.

(2) Derleme işlemlerinin ve derleme ile amaçlanan hizmetlerin etkin bir biçimde yürütülebilmesine ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Derleme nüshalarının sayısı ve gönderileceği kütüphaneler

            MADDE 8- (1) Derleme nüshalarının sayısı ve gönderileceği kütüphaneler şunlardır:

a) 4 üncü maddenin (a), (b), (g) ve 5 inci maddenin (b) bendinde belirtilmiş eserler, yerel gazeteler hariç, dört nüsha derlenerek bir adedi Milli Kütüphaneye, bir adedi 2919 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği Teşkilat Kanunu uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphane Dokümantasyon ve Tercüme Müdürlüğüne, bir adedi İstanbul Beyazıt Devlet Kütüphanesine, bir adedi de Ankara Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesine gönderilir.

b) 4 üncü maddenin (c), (ç), (d), (e) ve (f) bentleri ile 5 inci maddenin (a) bendinde belirtilmiş eserler ve yerel gazeteler birer nüsha derlenerek sadece Milli Kütüphaneye gönderilir.

                                                                                                                                                                 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Sorumluluk ve Yaptırımlar

             Derleme mükelleflerinin sorumlulukları

            MADDE 9- (1) Derleme nüshalarının, çoğaltılmış diğer kopyalarla aynı olması zorunludur. Ciltlemenin basımevinden ayrı bir yerde yapılması, yayınevinin ya da basımevinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

(2) Derleme nüshaları çoğaltma işlemini izleyen onbeş gün içerisinde eksiksiz ve hatasız olarak derleme müdürlüğü veya derleme bürosuna teslim edilir. 4 üncü maddenin (g) bendi ile  5 inci maddede belirtilen eserler için teslim etme süresi altmış gündür.

(3) Derleme kütüphanelerinin belirlediği yanlış, eksik ya da ciltsiz nüshalar, derleme mükelleflerince en geç onbeş gün içerisinde değiştirilir.

(4) 6 ncı maddenin (ç) bendinde belirtilen derleme mükellefleri gerekli izin için başvurduklarında,  kendilerinden bu Kanun hükümlerine uyacaklarına ilişkin imzalı belge alınır.

İdari para cezası

            Madde 10- (1) Bu Kanunda yer alan sorumluluklarını yerine getirmeyen derleme mükelleflerine, derlemenin yapıldığı yerdeki en büyük mülki amir tarafından uygulanacak yaptırımlar şunlardır:

a) 9 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen derleme mükellefleri, her derleme nüshası için bin Yeni Türk Lirasından beş bin Yeni Türk Lirasına kadar idari para cezası ile cezalandırılır. İdari para cezası,  tutanağın tebliğinden itibaren otuz gün içinde ödenir.

b) 6 ncı maddenin (ç) bendinde belirtilmiş derleme mükelleflerinden, 9 uncu maddede belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyenler, bu yükümlülüklerini yerine getirmedikleri sürece bir daha izin belgesi alamazlar.

              Cezaya itiraz ve cezaların tahsili

              MADDE 11- (1) Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları hakkında, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu uygulanır. Para cezasını ödemiş olmak, derlemeye ilişkin yükümlülükleri ortadan kaldırmaz.

BEŞİNCİ BÖLÜM

Çeşitli ve Son Hükümler

 

              Diğer kanunlara göre derlenen eserler

              MADDE 12- (1) Bu Kanun uyarınca derlenen eserler kütüphane ve arşiv hizmetlerine yöneliktir. 5187 sayılı Basın Kanununun 10 uncu maddesi ile 5681 sayılı Matbaalar Kanununun 4 üncü maddesi gereğince verilen nüshalar, bu Kanun kapsamı dışındadır.

Derleme nüshası olarak verilen eserlerin maliyet bedelinin gider yazılması

              MADDE 13- (1) Derleme nüshası olarak verilen eserlerin maliyet bedeli, kazancın saptanmasında gider olarak dikkate alınır. Bu şekilde gider fazlalığından doğan zarar bir sonraki yıla devredilemez.

Yürürlükten kaldırılan hükümler

              MADDE 14- (1) 21/6/1934 tarihli ve 2527 sayılı Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanunu ile 5/12/1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun ek 5 inci maddesi ve ek 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendi yürürlükten kaldırılmıştır.

(2) Diğer mevzuatta, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 2527 sayılı Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanununa yapılan atıflar, bu Kanuna yapılmış sayılır.    

              Yönetmelik

              GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu Kanunda belirtilen yönetmelik, Kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde Bakanlık tarafından hazırlanarak yürürlüğe konulur. Bu süre içerisinde yapılacak derleme iş ve işlemleri, mevcut mevzuat hükümlerine göre yürütülür.

              Yürürlük

              MADDE 15- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

              Yürütme

              MADDE 16- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

GENEL GEREKÇE

Bir ülkenin kültürel varlığını oluşturan fikir ve sanat eserlerinin toplumun bilgi ve yararına sunulması, arşivlenip korunması ve gelecek nesillere aktarılması o ülkede çoğaltılan fikir ve sanat eserlerinin derlenmesi ile mümkündür.

Milli ve kültürel varlıkları oluşturan fikir ve sanat eserlerinin toplanması, saklanması, duyurulması, istifadeye sunulması ve gelecek kuşaklara aktarılması Devletin en önemli görevlerinden biridir. Bu sebeple, hemen hemen her ülkede derleme kanunları bulunmaktadır. Derleme kanunları devletlerin bu görevlerini etkili ve sağlıklı bir biçimde yerine getirme isteğinin bir sonucudur.

Nitekim, üyesi bulunduğumuz Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO)’nın, Eylül 1977’de Paris’te gerçekleştirdiği Milli Bibliyografyalar konulu milletlerarası kongrede, derleme kanunlarının önemi üzerinde durulmuş ve UNESCO’ya üye olan ülkelerin “derleme” konusunda yürürlükteki yasaları yeniden gözden geçirmeleri ve bunları günün ve geleceğin ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlemeleri kararlaştırılmıştır. Bu önemli ihtiyacı aynı surette hisseden ülkelerin çoğu, “Depot Legal” kanunları ile kendi ülkelerinde yayımlanan bütün fikir eserlerinin belirli bir miktarını, yayımını müteakip, basımevlerinden ve yayımcılardan almakta, milli kütüphanelerinde ve diğer bazı kütüphanelerinde toplamaktadır. Kütüphaneler, bilgisayar otomasyon tekniklerinden faydalanarak yayımladıkları milli bibliyografyalar ile ülkelerinin basılı ve çoğaltılmış fikir eserlerini dünyaya tanıtarak kültürel varlıklarını korumaktadır.

Ülkemizde yayımlanan fikir ve sanat eserlerinin toplanması, saklanması ve kullanıma sunulmasının önemi ve gerekliliği yıllar önce anlaşılmış ve 21/6/1934 tarihinde 2527 sayılı Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanunu çıkarılarak Türkiyede her türlü baskı yöntemi ile basılıp yayımlanan eserlerin beş nüshası Devlet nüshası olarak derlenerek belirli kütüphanelerde hizmete sunulmuştur. 1934 yılında Atatürk’ün de ilgilenmesi ile kanunlaşan Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanununun hazırlanması sırasında eski Fransız “Depot Legal” kanunundan yararlanılmıştır.

Günümüzde yaşanan teknolojik gelişmeler sonucunda, yayımcılıkta ve yayım türlerinde çok önemli gelişmeler olmuş; baskı yöntemleri dışında gelişen yeni çoğaltma usulleri ile çok miktarda bilim, fikir ve sanat eseri üretilmiş bulunmaktadır. Mevcut Kanunla bunların Devlet nüshası olarak derlenmesi mümkün olamamaktadır. Bu nedenle, bu tür yeni çoğaltma yöntemleriyle üretilen eserlerin de kapsama alınması gerekmektedir. Bu doğrultuda benimsenen derleme politikasına göre derleme kütüphanesinin, derleme nüshasının, derleme mükellefinin ve cezai hükümlerinin belirlenmesi,      2527 sayılı Kanunun adının da günümüz koşullarına göre değiştirilmesi gerekli hale gelmiştir.

Yüzyılımızın bilgi çağı olması nedeniyle Dünyada hızlı bir bilgi üretimi ve kullanımı söz konusudur. Bilginin hızlı artışı ülkemizde basılan, yayımlanan ve dağıtılan materyallerin takip edilmesini ve kullanıma hazır hale getirilmesini hem gerekli kılmakta hem de zorlaştırmaktadır. Bu doğrultuda milli koleksiyonların çoğaltılması, kültürel mirasın muhafazası, insan hafızasından silinebilecek bilgileri içeren materyallerin toplanarak ulusal belleğin oluşturulması ve kaynak olarak kullanılması amacıyla Kanun güncelleştirilmekte ve yeni çoğaltma yöntemleri ile üretilen eserler de bu kapsama alınmaktadır.

Bu nedenle, günün ihtiyaçlarına cevap veremeyen yürürlükteki 2527 sayılı Kanun yürürlükten kaldırılarak teknolojik ve sosyal şartlara uygun yeni bir düzenleme yapılmaktadır. Bu yeni düzenleme ile, 2527 sayılı Kanunda yer alan İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi ile İzmir Milli Kütüphanesine derleme nüshaları verme yükümlülüğü, bu kütüphanelerin bütçe, bina ve personel sorunları nedeniyle, amacına uygun hizmet sunamadıkları için kaldırılmaktadır.

Diğer yandan, günümüzde bilgi, fikir ve sanat eserlerinin maliyetlerinin yüksekliği ve derleme nüshası sayısının artırılması, derlemeyi veren basımevlerini ve yayımcıları mali külfete sokmaktadır. Bedelsiz verilen bu nüshaların getireceği mali yükü hafifletmek için verilen eserlerin bedeli, kazancın saptanmasında gider olarak dikkate alınmaktadır.

Temelde bilgi, fikir ve sanat eserlerinin devlet nüshası olarak derlenerek gelecek nesillere aktarılması için korunmasını ve hizmete sunulmasını amaç edinen Tasarı, yukarıda belirtilen hususların ışığı altında günün şartlarına ve yeni ihtiyaçlara cevap verecek şekilde hazırlanmıştır.

MADDE GEREKÇELERİ

         MADDE 1– Madde ile; kültürel varlığı oluşturan basılmış veya çoğaltılmış fikir ve sanat eserlerinin, ülkemizin kültür birikiminin gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla derlenmesi düzenlenmektedir.

              MADDE 2– Madde ile, çeşitli yöntemlerle basılmış veya çoğaltılmış fikir ve sanat eserlerinin devletçe derlenmesi ile derleme usul ve esaslarının bu Kanunda düzenlendiği belirtilmektedir.

MADDE 3– Madde ile, Kanunda geçen Bakanlık, derleme kütüphanesi, derleme müdürlüğü, derleme bürosu, derleme mükellefi ve derleme nüshası ifadelerinin tanımları yapılmaktadır.

MADDE 4– Maddede, yurt içinde derlenecek basılmış veya çoğaltılmış fikir ve sanat eserleri belirtilmektedir.

MADDE 5– Madde ile; Türkiye’de araştırma yapanlardan, yurt dışında bu araştırmaya dayalı eser yayımlayanların eserleri ile Türkiye sınırları içinde faaliyet gösteren derleme mükelleflerinin yurt dışında basımını, çoğaltılmasını ve yayımlanmasını sağladıkları eserlerin derleneceği belirtilmektedir.

MADDE 6– Madde ile, derleme mükellefleri belirtilmektedir.

MADDE 7– Maddede, derleme işlerinin Bakanlık tarafından yürütülmesi ve koordine edilmesi ile derleme iş ve işlemlerinin çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği belirtilmektedir.

MADDE 8– Maddede, derleme nüshalarının sayısı ve gönderileceği kütüphaneler belirtilmektedir.  Bu yeni düzenleme ile eski Kanunda yer alan; İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi ile İzmir Milli Kütüphanesine derleme nüshaları verme yükümlülüğü, bu kütüphanelerin bütçe, bina ve personel sorunları nedeniyle, amacına uygun hizmet sunamadıkları için kaldırılmaktadır.

MADDE 9– Maddede, derleme mükelleflerinin sorumlulukları düzenlenmektedir.

MADDE 10– Maddede, derleme yükümlülüklerini yerine getirmeyen derleme mükelleflerine uygulanacak yaptırımlar belirtilmektedir.

MADDE 11– Maddede, derleme mükellefiyetinin yerine getirilmemesinden dolayı verilen cezaya itiraz ve derleme mükelleflerinin yerine getirmedikleri yükümlülükleri nedeniyle verilen cezaların nasıl tahsil edileceği belirtilmektedir.

MADDE 12– Maddede, bu Kanunda öngörülen derlemenin diğer kanunlarla derlenen eserlerle bir ilişkisi olmadığı belirtilmektedir.

MADDE 13– Maddede, derleme nüshası olarak verilen eserlerin maliyet bedellerinin, kazancın tespitinde gider olarak gösterilebileceği, gider fazlalığından doğan zararın bir sonraki yıla devredilemeyeceği belirtilmektedir.

MADDE 14– Maddede, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan mevzuat belirlenmekte, ayrıca mevzuatta 2527 sayılı Basma Yazı ve Resimleri Derleme Kanununa yapılan atıfların bu Kanuna yapılmış sayılacağı hükme bağlanmaktadır.

              GEÇİCİ MADDE 1- Maddede, bu Kanun uyarınca çıkarılacak yönetmeliğin hazırlanma süresi belirtilmektedir.

MADDE 15– Yürürlük maddesidir.

MADDE 16– Yürütme maddesidir.

Kanun Taslağı Kaynak :  www.basbakanlik.gov.tr/docs/kkgm/kanuntasarilari/fikirvesanat.doc
Haber Kynk:  http://www.samanyoluhaber.com

Bir tarih nasıl yok edilir öğrenmek istiyorsanız haberi lütfen okuyunuz. Okurken bir yandan da linke tıklayarak videoyu izleyebilirsiniz.

Videoları izlemek için tıklayınız

Destekleyebilmek için : http://www.emeksinemasiniyasatalim.org/

Emek Sineması’nın yıkılmaması için 18 Nisan Pazar günü saat 17.00′de Taksim meydanından Emek Sineması’nın önüne kadar yürüyüş yapılacak.

Tarihi Beyoğlu Emek Sineması’nın durumuyla ilgili olarak 14 Nisan Çarşamba günü İKSV’de yapılan toplantının ardından Emek Sineması’nı Yıktırmıyoruz Platformu da bir toplantı yaptı.

Alınan kararlara göre 18 Nisan Pazar günü saat 17.00′de Taksim meydanından Emek Sineması’nın önüne kadar yürüyüş yapılacak. Yürüyüşe bir çok oyuncu, yönetmen ve sinemaseverin destek vermesi bekleniyor.

DEVLETİN RESMİ ORGANLARININ YALANI ANLAŞILDI
”(…) Kıssadan hisse: Restoratör mimar Fatih Kesgün, toplantı boyunca orta sahada top çevirmeyi yeğledi ve kendince, Emek’i yok etme projesini bilimsel temellere oturmaya çalıştı. Tezi şuydu: Yapı adası dahilinde asıl korunması gereken yer Cercle d’Orient’ti, Emek Sineması tarihsel gelişimi boyunca zaten birçok değişime ve tadilata uğramıştı (bunu da locaların bulunduğu bölümün 1970 ve şimdiki zamandaki hallerini gösteren fotoğraflarla kanıtlamaya çalıştı), dolayısıyla zaten ‘tarihi bir eser’ değildi, ‘dokunulmaz’ asla değildi. Bunun için de, kendileri Emek Sineması’nı, şimdiki yerinden söküp, yeni projede en üst kata yerleştirmeye karar vermişlerdi. Bu tabii ki mimari açıdan ‘fantastik’ bir hamle. Hiç denenmemiş bir ‘fikir’. Ama akla ziyan bir fikir, ya da dinleyicilerden birini de ifade ettiği gibi aslında Emek’i ‘kaçak kat’a döndürme hamlesi.

Sonuç? Bu haliyle durumu tek bir şekilde açıklamak mümkün, Özcan Alper’in dediği gibi bugüne kadar devletin resmi ağızları bize “Yok canım, korkmayın Emek Sineması’na bir şey olmayacak” diyerek, büyük bir yalana soyunmuşlar. Dünkü toplantıya gelince; bu tür filmlerin ‘kötü adamı’ genellikle gözünü para bürümüş işadamları olur, bir mimarın bu işe hamle etmesi ve bunu ‘koruma’ adına yapıyor olması, yani filmin ‘kötü adamlığına’ soyunması, beni şaşırtmadı ama bir hayli üzdü.” (Uğur Vardan, Radikal)

‘BU PROJENİN TARAFTARI DEĞİLİZ’
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ise, konuyla ilgili yaptığı açıklamada Emek Sineması ve çevresindeki kompleksin, Kültür ve Turizm Bakanlığıyla hiçbir mülkiyet ilişkisi bulunmadığını, başka bir kurumla ilişkili olduğunu kaydetti ve bu projenin tarafı olmadıklarını söyledi.

Emek Sineması’nın özgün yapısının korunmasının, kendisinin en büyük hayallerinden biri olduğunu ifade eden Günay, ”Emek yıkılmasın, olduğu gibi korunsun. Ben de bu dileği tüm içtenliğimle paylaşıyorum ama bilim, teknik, hukuk ne karar verecek, onu hepimiz göreceğiz” dedi.

kynk : http://www.ntvmsnbc.com