Şunun için etiket arşivi: Keman

Oda Müziği -Murat Hasgün

Oda Müziği -Murat HasgünMüzik eğitiminin amaçlarından biri de, kendi müzik kültürümüzün yanında evrensel müzik kültürlerinin tanıtılması ve öğretilmesidir. Evrensel müzik kültürünün bir boyutu olan çok seslilik ise, geleneksel Türk müziğinin yapı ve ifade özelliklerine aykırı düşmemek koşuluyla önem arz etmektedir. Öyle ki Türk müziğinin çok seslendirilmesi ilgili yapılan bazı çalışmalar, müziğin geleneksel üslubunu yok etmiş ve bu durum, “Türk Müziğinde çok sesli çalışmalar yapılmalı mı, yapılmamalı mı” tartışmasını beraberinde getirmiştir. Bu tartışmalar çok yaygın olmamakla birlikte hala süredursun, ben, ana hatlarına zarar vermemek şartıyla Türk Müziğinin çok seslendirilmesi konusunda herhangi bir sakınca görmüyorum. Hatta düşüncem o ki; aşırı koruyucu disiplinler, zaman zaman bu koruyuculuğu abartıp, Türk Müziği üzerinde baskıcı bir anlayış oluşturmuşlar ve bu durum, müziğimizin kendi kimliğini ‘paylaşmasına’, dolayısıyla gelişmesine engel olmuştur. Türk müziği icra eden oda müziği topluluklarının sayı bakımından az olması, sanırım çok sesliliğe duyulan ön yargının yansıması.

Bu noktada, Çok Seslilik ve Oda Müziği konularını, tanımlardan yola çıkarak açıklamak yerinde olur.

Çok seslilik

Çok seslilik ile ilgili birden fazla tanım yapmak mümkün. Bir tanıma göre; “Aynı anda tınlayan seslerin, belli bir amaca yönelik olarak ve zamanla değişen görüşlere göre bir düzen içinde kaynaşmasıdır.”(Cangal, 1988:147). Başka ve daha geniş bir tanıma göre ise; “Birden fazla ses partisinin yer aldığı müzik. Gelişim süreci, Avrupa’da orta çağdan günümüze uzanır. 11.yüzyıldan başlayarak gelişen çok seslilik, yöntem bakımından iki genel yönelim izlemiştir: Birincisi Polyphoni (polifoni) olarak nitelenen kontrpuan tekniğine dayalı yatay çokseslilik; ikincisi, Homophonie (homofoni) denen armoni bilimi ve sanatına dayalı dikey çokseslilik. Çağdaş müzikte ilke olarak bu iki çok seslilik yöntemine bağlı kalınmamış yeni çok seslilik stil ve teknikleri geliştirilmiştir” (Say, 2002:135).

Çok seslendirme yönteminin ilk örnekleri barok çağın başlangıcı sayılan 1600 yıllarına rastlamaktadır. Rönesans (1450-1600) ve barok (1600-1750) çağın en önemli çok seslendirme yöntemi olan “kontrapunt”taki “yatay çokseslilik” örgüsüne karşıt olarak aynı anda tınlayan seslerin “dikey” ilişkisine dayanan armonik çok seslendirme, bütün barok çağ boyunca kontrapuntla yan yana (kimi zaman iç içe) kullanılmış olmasına karşın, kullanılan yöntemin teknik yanı ile ilgili yazılı açıklamalar ilk kez 1722 yılında Rameau tarafından yapılmış, konunun teknik yanını ifade eden “armoni bilgisi” terimi de ilk kez G.A.Sorge’nin “Armonik Özet ya da Armoni Bilgisi” (Conpendium harmonicum oder… Lehre von de Harmonie, 1760) başlıklı kitabında kullanılmıştır (bkz.,Cangal, 1999)

Türk Müziğinde çok seslilik

Türk müziğini ilk kez çok sesli yazan kişinin Sultan V. Murad olduğu bilinir. Sultan V. Murad Osmanlı padişahları arasında en çok batı tarzı eser vermiş olanıdır. Armonilenen ilk Türk parçası, Weber’in “Oberon” operasındaki bir Rumeli oyun havasıdır. Ülkemizde çok sesli müziğin gelişimi Cumhuriyet sonrası açılan müzik okulları, bandoların kurulması ve bestecilerimizin yurt dışına gönderilmeleri ile başlar. İlk olarak 19. yüzyılın ortalarında etkilerini gösteren batılaşmanın da etkisi ile tek sesli olan Osmanlı müziği, değişerek çok sesli hale geldi. Cumhuriyetin ilan edilmesi ile birlikte Avrupa da müzik öğrenimi alan Cemal Reşit Rey, Türkiye’ye geri dönerek İstanbul kurslarında öğretmenlik yapmaya başladı. Öğretmenlik döneminde yetenekli gençlere müzik eğitimi vererek, onların Avrupa’ya gidip eğitim alması sağladı. Türk müziğine katkılarından dolayı, çok sesli Türk müziğine adları Türk beşleri olarak geçmiştir. Türk beşleri olarak bilinen isimler Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar, Ahmet Adnan Saygun ve Necil Kazım Akses’dir.

Türk beşlerinden sonra bu alanda, Nuri Sami Koral, Kemal İlerici, Ekrem Zeki Ün, Bülent Tarcan, Sabahattin Kalender, Nevit Kodallı, Ferit Tüzün, İlhan Usmanbaş, Bülent Arel, İlhan Mimaroğlu, Muammer Sun, Cenan Akın, Cengiz Tanç , Kemal Sünder, İlhan Baran, Yalçın Tura, Ali Doğan Sinangil gibi isimler ürünler vermişler ve vermeye devam etmektedirler. Bu kuşaktan sonra da yine bu alanda, giderek artan oranda bir çok besteci ürün vermeye devam etmektedir. Günümüzde ise bu alanındaki besteci sayısı 60′a yaklaşmıştır. Cumhuriyetin kurucusu olan Atatürk de çok sesli müziğe önem vermiştir. Atatürk çok sesli müziğin ülke çapında yaygınlaştırılması amacıyla en ünlüsü 1927 Sarayburnu söylevi olmak üzere bir çok konuşmasında konuyu gündeme getirmiştir.

Oda Müziği

Oda müziği, konser salonunun aksine bir odada veya küçük bir salonda çalınmak amacıyla yapılan ve genellikle çalgı toplulukları için yazılan, yaylı çalgılar dörtlüsünde olduğu gibi her partinin bir çalgıyla çalındığı klasik müzik formudur (Hutkinson Müzik Sözlüğü, 2004, sf.120). Oda müziği, bir zamanlar vokal müzik ve çalgısal müziği kapsardı. Ama bugün terim her bir partiden yalnız bir kişinin sorumlu olduğu (her partiyi tek bir çalgının çalması bakımından diğer orkestral müzikten ayrılır), sınırlı sayıda müzisyen için yazılmış çalgısal çalışmalar için kullanılmaktadır (Collins Müzik Ansiklopedisi, 1991, sf.113). Köken olarak “oda müziği” terimi bir misafir odasında veya küçük bir salonda sınırlı sayıda bir dinleyicinin önünde veya dinleyici olmadan ev ortamında gösteri için yazılan ve solo çalgılardan oluşan müziği ifade eder (Çelenk, 2001, sf.20).

Oda müziği terimi, sonat biçimindeki çalgı parçalarını belirtir. Başka bir deyişle bir grup çalgı için yazılmış sonat veya senfonidir. Wagner dışında 19. ve 20. Yüzyıl bestecilerinin çoğunluğu bu alana ilgi duymuşlardır. Günümüzde oda müziğinin alanı daha da genişlemiştir. Terim bir veya daha fazla çalgı için yazılmış sonatları, ikilileri, üçlüleri, dörtlüleri, beşlileri, altılıları kapsar. Solo veya eşlikli ses parçaları da bu kapsamdadır. (Say 1992, sf.966)

H.Ulrich’e (1966, sf. 2) göre oda müziği, alanı tanıyanlara keyif veren zengin bir kaynaktır. Bir kere literatürlerin en eğlenceli ve en kıymetli olanıdır. Müzik alanındaki amatörler bunu genelde hobi olarak yapar ve müzik alanındaki varlığını ona borçludur. Profesyonel müzisyen ise bu müziği gevşemek amacıyla ve başka hiçbir alanda bulamadığı bir hazzı yaşamak için kullanır. Hem müziksel hem de sosyal açıdan özel yetenek isteyen oda müziği, amatör ya da profesyonel olsun daha çok zevk için yapılır.

Türk Müziği bağlamında oda müziği

Türk müziğinin geleneksel icra yapısı ve ifadesine aykırı olmayacak şekilde, orkestra müziğinden farklı olarak, az sayıda müzisyenden oluşan küçük topluluklarca, konser salonundan daha küçük bir salonda çalınır. Oda müziği toplulukların­da orkestra şefi yoktur. Toplulukta uyum sağlama ve yönetme işini genellikle çalgıcılar­dan biri yürütür. Örneğin, bir yaylı çalgılar dörtlüsünde bu işi birinci keman üstlenir. Geleneksel oda müziği topluluğu “yaylı çalgılar dörtlüsü” biçimindedir.

Geleneksel çalgılarımızın oda müziği kimliğinde çok sesli bir pota içinde değerlendirilmeleri fikri, dönemin azınlıkları dikkate alınarak, 19. yüzyıldaki ilk nota yayınlarında piyano eşliği şeklinde başlamıştır 1930 sonrasında H. Saadettin Arel, arkadaşı Dr. Zühtü Rıza Tinel ile birlikte oluşturdukları “Kemençe Beşlemesi” hem bir ilk, hem bir mihenk taşı olmuştur. Fakat tüm bu ve benzeri atılımların, Arel’in vefatından sonra sessizliğe büründüğünü söylemek mümkün. Öyle ki günümüzde, Türk müziği icra eden oda müziği topluluklarının sayı bakımından az olması, konuya spesifik bir örnek.

Sonuç

Örnek olarak Türk Halk Müziğini ele alırsak, bu müzik için ‘tek sesli’ demek, çokta doğru olmaz. Öyle ki halk müziğinin yapı taşı Bağlama, geleneksel olarak tek tel ile değil, tüm teller kullanılarak (yöre tavırlarına göre farklılık gösterebilir) çalınır. Nitekim alt tel, ana melodiyi çalarken, aynı anda orta ve üst tel, melodiye eşlik eder ve doğal bir çok seslilik oluşur. Bu mantıktan hareketle, kendi müziğimizi, tekrar söylüyorum, ana hatlarını bozmadan ve erozyona uğratmadan, geliştirmek ve ileri kuşaklara taşımak istiyorsak; geleneksel anlayışı bozmamak koşuluyla bu tür yeniliklere, başka bir tabirle bu tür buluşturmalara açık olmalıyız. Bağlama, senfoni orkestrasıyla, repertuarından ödün vermeden çalabilmeli veya bir tambur, oda müziği topluluklarına girebilmeli.

Demem o ki gelişime açık olmak, doğal olanı bozmayacaksa, ona zarar vermez.

*

Murat Hasgün ‘ün makalesini buradan indirebilirsiniz.


 

yeni yıl

16 Ocak Cumartesi günü Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 2016 nın ilk etkinliği gerçekleştireceğiz. Yeni Yıl Etkinliğimizde Nar Sanat öğrencileri performanslarını ortaya koyacak. Saat 19.00 ‘da başlayacak etkinlik programı şu şekilde;

19.00 – 20.00 Programı

Dinleti:

Özgür Yahya Oruçoğlu,

Tuğba Seher Karanfil – Bartalome Calatayud (Vals) ,  Joseph Wanders (Rumba) –

Sena Sevim

Selinsu Ökdemir – Beethoven Sonatin (Piyano)

Reşat Tokatlı,

Zehra Mina Fırıncı – Jean (Philippe Romeau), Tambourine

Onur Güner

Sarp Kılıç – La Sautillante (Beste: Ferdinando Carulli) , İzmir Marşı (Beste: anonim)

Zuhal Sevim

Dilşah Aker – Mozart Sonatina

Lara  Sadi – Vals

Kayra Demir Mirza – Mary’nin Minik Kuzusu

Reşat Tokatlı

Berkin Ay – Enver Tufan (Oyun)

Sena Sevim

Elif Gürel – Enver Tufan, Eskiye Dönüş (Piyano),

Reşat Tokatlı

Melisa Kaya – Historia De un Amor

Onur Güner

Bade Kırkgöz – Divertissement (Beste: Antonio Cano)

Zuhal Sevim

Tülay Naz Çakır – Ömer Can (58. Etüt)

Reşat Tokatlı

Tan Onur – Yanni (Until the last moment , River flows in your)

Ege Yılmaz – God Father

Sena Sevim

Eylül Gülenç – Bach Menuet (Piyano, Flüt)

Onur Güner

Batuhan Doksanbir – Hoşgeldin (Beste: Birsen Kozer)

Zuhal Sevim

Gabriella Özcan – Hasat Vakti (Enver Tufan)

Reşat Tokatlı

Jbid Göktaş – A. Piazzola, Libertango

Reşat Tokatlı

Mahir Erbulan – Enver Tufan (Lokamotif)

Onur Güner 

Bahar Ece Sarsın – Window (Murat İşbilen) , Waltz in C (Ferdinando Carulli)

Reşat Tokatlı

Öykü Güleç – O. Rieding (Si Minör Keman Konçertosu 1. Bölüm) –

20.00 – 21.00 Programı

Skeç : (Tiyatro grubu)

(Bir sabah Shakespeare yine yazmaya çalışıyordu.) – (Oyuncular: William shakespeare – Doğukan Yiğitler
Romeo ve Juliet -Ibrahim Tütüncü,Ece Evler
Lady Macbeth -Gabriella Özcan
Hircin kiz Katherina – Zeynep Gürsoy
Petruchio – Mert Gümrü, Hamlet – Armağan Korucu),

Dinleti:

Burcu Işıl Oğuz

Merve Ayanoğlu – Fenerbahçe Marşı – Odet to Joy (Beethoven)

Aysara Özenç – Tirve Spent (Deaf Center) , Polovetzian Dance (Alexander Borodin)

Aslı Gürbüz

Ecem Eren Koca – Artık Sevmeyeceğim (Suat Sayın – Keman)

Erkan Başa

İdil Deniz Bakır – Lirik (Fikret Amirov) , Night and Day (Cole Porlan)

Burcu Işıl Oğuz

Nil Sahra Aksal – Savaş Dansı (Michael AAR), Arie (Mozart)

Aslı Gürbüz

Zeynep Ada Uç – Old Mcdonald (F.T. Nettleingham – Piyano)

Erkan Başa

Su Azra Dayıoğlu – Bahar Yağmuru, Orada bir köy var uzakta, Für Elise (Enver Tufan)

Burcu Işıl Oğuz

Zeynep Ceylin Günenç – Alman Dansı (Joseph Hayoln), İskoç Dansı (Oscar Beringer)

Deniz Kaplan – Çekirge, Yansıma, Dolaptaki Sır (Enver Tufan – Piyano)

Burcu Işıl Oğuz

İklim Keleş – SonatinaIop.36 No.2 (Muzıo Clementi), TangoIESeiber

Erkan Başa

Burcu Bozkurt – Dalgalara Şarkısı, Lokomotif , Jingle Belss Amerikan Halk Şarkısı

Burcu Işıl Oğuz

Aleyna Güloğlu – Rüya (Barış Manço), Happy Together (The Turtles)

Erkan Başa

Mert Güney – Musetta, Yavaşça Kürek Çekelim

Burcu Işıl Oğuz

Mina Bayhoca – Hatırla Sevgili

Erkan Başa,

Meriç Gürcan – Kuş Uçar, La-si-do, Kızılderelilerin Savaş Dansı –

Burcu Işıl Oğuz,

Nil Ergül – Ode To Joy (Beethoven), Lokomotif (Enver Tufan)

Erkan Başa

Defne Nedim – Prensesin Valsi, Trambon Çalgıcısı (Enver Tufan)

Burcu Işıl Oğuz

Yasemin Özyiğit- Jingle Bells (Amerika Ezgisi düz. – Y. İman), Dalgaların Şarkısı (Enver Tufan)

Erkan Başa

Aslı Demirok – Allepro (S. Suzuki), Melodi (Maxwell Eckstain)

Nehir Ergün – Lokomotif (Enver Tufan), Jingle Bells Amerikan Halk Ezgi./ Y. İman, Ode To JoyL.D. Beethoven

Berat Şerif – Çanlar Çalıyor (J. Thompson)

Not: Dinletimiz Ücretsizdir.

Bozkırdan Gelen Keman Sesi

Bozkırdan Gelen Keman Sesi İstanbul Üniversitesi öğrencileri 10 Aralık Perşembe günü yapılacak olan seminerde öğrenciler Köy Enstitülerini ve edebiyat alanına etkilerini konuşacaklar.

1940’lı yıllarda açılan Köy Enstitüleri 1954’e kadar çok büyük etki yarattı. Kültür derslerinden, ziraat dersleri ve teknik derslere kadar bir çok dersin verildiği Köy Enstitüleri’nde ise 17251 Köy Öğretmeni yetişti.

Köy Enstitülerinin yarattığı etkilerden birisi de kültür sanat alanında oldu. Mandolin, keman, bağlama gibi bir çok çalgı eğitiminin verildiği Köy Enstitüleri’nde konserler düzenlenmiş ve  tiyatro oyunları oynanmış, bunun yanı sıra Köy Enstitüleri halk dünya edebiyatıyla tanışmıştı.

İstanbul Üniversitesi’nde faaliyet göstermekte olan  Mavi Çınar Edebiyat Topluluğu da, düzenleyeceği bir etkinlikle Köy Enstitüleri’nin edebiyata etkileri ve yarattığı edebiyatı isimli  konuya yer vererek , etkinlikte, aydınlanma ürünü olan Köy Enstitülerinin yarattığı edebiyatı ve bu edebiyatın yarattığı iklimin geçmişe ve günümüze etkilerini Köy Enstitüsü Mezunlarından Yazar Yusuf Ziya Bahadınlı ve Edebiyat Eleştirmeni B.Sadık Albayrak anlatacak.

‘Bozkırdan Gelen Keman Sesi – Köy Enstitülerinden Doğan Edebiyat’ başlığıyla duyurulan etkinlik 10 Aralık Perşembe günü saat 14’te Yeşil Kafe’de (İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi yanı) düzenlenecek.

 

Dünyaca ünlü keman virtüözü Farid Farjad, 21 Kasım’da Ankaralılarla buluşacak.

farid faraj

“Kemanı ağlatan adam” olarak dünyada tanınan keman virtüözü Farid Farjad, 21 Kasım’da Ankara’da konser verecek.

AA muhabirinin derlediği bilgiye göre, Halil Sezai yarın, Volkan Konak 21 Kasım’da, Koray Avcı 25 Kasım’da Jolly Joker Ankara’da, Moğollar grubu da yarın akşam Hayal Kahvesi’nde sahne alacak.

“Kemanı ağlatan adam” olarak dünyada tanınan keman virtüözü İran asıllı Farid Farjad, 21 Kasım’da ATO Congresium da hayranlarıyla buluşacak.

Ankara Caz Derneği’nce bu yıl 19’uncusu yarın başlayacak “Uluslararası Ankara Caz Festivali” kapsamında Türkiye’nin usta caz piyanistlerinden Kerem Görsev, Kağan Yıldız ve Ferit Odman’dan oluşan üçlü yarın akşam MEB Şura Salonunda sanatseverlerin karşısına çıkacak.

– Opera ve Bale

  1. yüzyılın en önemli bale yapıtı olarak kabul edilen ve sahnelendiği ilk günden günümüze bale tarihinin en sevilen eserlerinden Coppalia, bu akşam Opera Sahnesi’nde sanatseverlerin karşısına çıkacak. Eser, Macar koreograf Gyula Harangozo tarafından sahneye konuluyor.

Coppalia, nişanlısı Franz’ın gizemli bir evin balkonundaki güzel kız Coppelia’ya ilgisini kıskanan Swanilda’nın eve gizlice girerek Coppelia’nın aslında bir oyuncak olduğunu keşfetmesi ve nişanlısına unutamayacağı bir ders verme konusunda karar almasını konu alıyor.

Amadeus Hoffman’ın “Fındıkkıran ve Fareler Kralı” adlı masalından yola çıkılarak Alexander Dumas’ın yeniden yazdığı, ilk koreografisi Marius Petipa tarafından gerçekleştirilen “Fındıkkıran” balesi, dünyada en çok sahnelenen bale eserlerinden biri olma özelliğini koruyor.

Klara’nın yılbaşı armağanı olarak aldığı ‘Fındıkkıran’ oyuncağı ile ilgili rüyalarını konu alan eserin koreografisini Anna Akabalı’nın yaptığı opera 21 Kasım’da Opera Sahnesi’nde sanatseverlerle buluşacak.

Müzikli çocuk oyunu “Kalp Korosu” 22 Kasım’da Leyla Gencer Sahnesi’nde, Bestesi Selman Ada’ya, librettosu Tarık Günersel’e ait “Ali Baba&40” operası Mehmet Balkan rejisiyle 23 Kasım’da Opera Sahnesi’nde, “Kanlı Nigar” müzikali ise 24 Kasım’da sahnelenecek.

– Tiyatro

Türkiye’nin en uzun soluklu tiyatro festivallerinden biri olan “TAKSAV Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali” bu yıl 20. kez tiyatroseverlerle buluşacak. Ankaralıların sanata doyacağı etkinlik kapsamında 20-30 Kasım tarihleri arasında çok sayıda oyunla izleyicinin karşısına çıkılacak.

George Orwell’in yazdığı, Özge Kayakutlu’nun çevirdiği ve Barış Erdenk’in yönettiği “Hayvan Çiftliği” bu akşam, yarın, 21 ve 22 Kasım’da, Chris Alexander ve Hille Darjes’in yazdığı, Yücel Erten’in çevirdiği ve İlham Yazar’ın yönettiği “Shakespeare Zorda” 23 ve 24 Kasım’da Akün Sahnesi’nde seyircilerle buluşacak.

İrin Aktemur’un yazdığı, Umut Toprak’ın yönettiği “Neşe, Dert, Aşk” bu akşam, yarın, 21, 22 ve 24 Kasım’da, Pervin Ünalp’ın yazıp yönettiği “Kuaförde Bir Gün” 25 Kasım’da Altındağ Tiyatrosu’nda, Antov Çehov’un yazdığı, Ataol Behramoğlu’nun çevirdiği, Erhan Gökgücü’nün rejisörlüğünü yaptığı “Vanya Dayı” 22-24 Kasım’da Büyük Tiyatro’da oynanacak.

Tufan Gündüz’ün yazdığı, Adnan Erbaş’ın yönettiği “Bir İnce Sızı” bu akşam, yarın, 21, 22 ve 24 Kasım’da Cüneyt Gökçer Sahnesi’nde, Haldun Taner’in yazdığı, Ali Düşenkalkar’ın yönettiği “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım” bu akşam, yarın, 21, 22, 24 ve 25 Kasım’da Küçük Tiyatro’da sahneye koyulacak.

Pedro Bloch’un yazdığı, Lütfi Ay ve Tarık Levendoğlu’nun çevirdiği, Yurdaer Okur’un yönettiği “Euridice’nin Elleri” bu akşam, yarın ve 21 Kasım’da, Anton Çehov’un yazdığı, Yılmaz Gruda’nın çevirdiği ve Aclan Büyüktürkoğlu’nun yönettiği “Kuğu’nun Şarkısı Bir Evlenme Teklifi” 24 ve 25 Kasım’da Oda Tiyatrosu’nda sahnelenecek. “Euridice’nin Elleri” oyunu ayrıca 24 ve 25 Kasım’da Tatbikat Sahnesi’nde oynanacak.

Sönmez Atasoy’un yazdığı, Mustafa Kurt’un rejisörlüğünü yaptığı “Bizim Yunus” yarın ve 22 Kasım’da, Sait Faik Abasıyanık’ın yazdığı, Murat Çidamlı’nın yönettiği “Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye” 24 Kasım’da Stüdyo Sahnesi’nde, Gülşen Karakadıoğlu’nun yazdığı, Vacide Öksüzcü’nün yönettiği “Nehir” bu akşam, yarın ve 21 Kasım’da Ziraat Sahnesi’nde gösterilecek.

Nuri Pakdil’in yazdığı, Murat Demirbaş’ın yönettiği “Umut” 19 ve 21 Kasım’da İrfan Şahinbaş Sahnesi’nde, Sevim Ak’ın yazdığı, Servet Aybar’ın oyunlaştırdığı “Horoz Adam ve Korsan” 24 Kasım’da, Federico Garcia Lorca’nın yazdığı, Turan Oflazoğlu’nun çevirdiği ve Ayşe Emel Mesci’nin rejisörlüğünü yaptığı “Bernarda Albanın Evi” 25 Kasım’da İrfan Şahinbaş Sahnesi’nde sanatseverlerle buluşacak.

Jordi Galceran’ın yazdığı, Sinan Pekinton’un yönettiği “Grönholm Metodu” bu akşam, yarın, 21 ve 22 Kasım’da Şinasi Sahnesi’nde oynanacak.

nar çiçekleri festivali 2015

Bakırköy’ün ilk M.E.B. Bağlı dernek kurulusu olma özelliğini Taşıyan Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak Derneğimiz Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği 6 Kez yapacağı festival ile halkımızın huzurunda.

en son

Bakırköy ve Bahçelievler’de yapılacak olan etkinlikler ile ilçe dışında taşan festival programımız Aşağıdaki gibidir.

Not: Bazı öğrencilerimizin erken tatile gitmelerinden dolayı etkinliklere sadece kurumda kalan öğrenciler katılacaktır.

bahcelievler Davetiye

ÖZEL NAR SANAT EĞİTİM KURSU YILSONU GÖSTERİSİ

16 HAZİRAN 2015 PROGRAMI

Saat : 19:00-22:30

6.Nar Çiçekleri Festivali

Nurettin Topçu Kültür Merkezi Siyavuşpaşa Mah. Barbaros Cd. No: 9

0 212 484 38 21

 Öğrencilerimiz ve Eğitmenlerimiz
Mina Fırıncı – Country Gardens LCM Step 2
Nazife Öykü Aydoğdu – Lightly Row / Suzuki Eşlik: Şeyma Yürekir
Mehmet Egemen Hızlıbaş – Etude No:5 / A. Khatchaturion
Yiğit Arslan – This Love / Maroon 5
Mina Bayhoca – Je veux  un Tovtov / Sqnet Voot
Eda Kölükfakı – Oyun / I. Pleyel
Aykun Nersesyan – Yavaşça Kürek Çekelim / J.Thompson
Naz Arslan – Dalgaların Şarkısı / E.Tufan
Esma İhtiyar – Beyer Etüt 52/ F.Beyer

Başak Sait- Alman Dansı / W.A.Mozart

GİTAR KUARTET

Kardelen Kayhan

Hasan Anıl Umman

Hasan Aliyev

Jenya Aliferenko

ESER

Joy / Micheal Schenker
Kardelen – Kayhan Küçüğüm / Eşlik: Reşat Tokatlı
Meriç Gürcan – Eskiye Doğru,Buz Patencisi / J.Thompson
Defne Nedim – Cry Me Boat The Old, Pamuk Toplayan Amca / J.Thompson
Deniz Kaplan Yakarış, Uzaklar, Göçmen Kuşlar / J.Thompson
Mert Güneş – Kovalamaca, Ormanın içinde / J.Thompson
Arda Sert – Arabesk / Burgmüller
Aslı Demirok – Ballade / Burgmuller

GİTAR GRUBU

Irman Kaytan

Atakan Tokelli

Elvin Gürsoylar

Aleyna Güloğlu

Anıl Yıldız

Canberk Özdem

Neva Aldatmaz

ESER

Romans
Alara Yücel – Christoforis Dream / D. Lanz
Berkin Ay – Menuet / J. Kriger
Yusuf Eren Mercan – Menuet / H.Purcell
Nehir Ergün The Band Played on /J.Thompson Eşlik: Can Başarır
Nil Ergün – Kızılderili Davulu / J.Thompson
Kardelen Yılmaz – Cuckoo / Suzuki
Esra Günaydın – Greensleves / Anonim
Nisan Kurt – Etüt 50 / E.Tufan
Egemen Özgüven – Mirei Nikki / Yousei Teikoku
Nil Sahra Aksal – The Scissors Grinder / J.Thompson

Caner Bahadır/ Neredesin Sen/ Eşlik Can Başarır
Zeynep Duru Keser – Hasta La Vista / Janet Voot
İdil Deniz Bakır – Dance Of The Sugar Plum Fairy / P.I.Tkhaikovsky

ROCK GRUBU

ELEKTRO GİTAR

Umut Oktay

BAS GİTAR

Doruk Oktay

BATERİ

Ömer Uçak

ESERLER

Jumpin Jack Flash

Sunshine of Your Love

ARA – 15 Dk.

KAFKAS GÖSTERİSİ: Deniz İme (Eğitmen)
Öykü Ufacık – Sonatın Op: 157 No:1 / F. Spindler
Lara Sadi – Vals / Selmin Tufan
Bilge Kandur – Menuet / J.S. Bach
Deniz Bora – Allegro Malto / F. Kuhlov
Mahir Erbulan -old-Mc.Donald
Mert Güneş – Kovalamaca, Ormanın içinde / J.Thompson

ROCK GRUBU

AKUSTİK GİTAR

Tolga Bartın

KLAVYE

Aleyna Güloğlu

BAS GİTAR

Can Başarır (Eğitmen)

BATERİ

Ömer Uçak

ESERLER

Radioactive

Do I wanna love
Bengisu Özcan – Bahar Yağmuru Menuet
Şimal Kelleci – Dolares / E. Waldtevfel
Aleyna Güloğlu – Rüya / B. Manço
Başak Sait – Alman Dansı / W. A. Mozart
Defne Nedim – Cry Me Boat The Old / Thompson Pamuk Toplayıcı Amca / Thompson
Ali Osman Altundal – Song of the Wind / Eşlik: Elif Uncu
Ömer Gül – Pasta Blues / Eşlik: Özdemir Kalyoncu
Cansu Nur Kılıç – Macar Ezgisi / Richard Krenztlin
Toprak Yalın Tan – Old Mc Donald / J.Thompson
Sude Aldatmaz – Bango Boggie / J.W. Schoum
Neva Aldatmaz – Yesterday / Beatles Eşlik: Özdemir Kalyoncu

YAYLI ORKESTRASI

KEMAN

Ecem Koyuncuoğullarından

Ege Yılmaz

Bengisu Özcan

Nur Deniz Dursun

Öykü Güleç

Selin Ünsal

Yağmur İhvan

Ayşenur İmdat

İrem Koca

Beyza Yalvaç

Nur İlayda Budak

Şeyma Yürekir (Eğitmen)

VİYOLONSEL

Bahar Eker

İrem Yeşim Savaş

İrem Yılmaz

Elif Uncu (Eğitmen)

PİYANO

Reşat Tokatlı (Eğitmen)

VOKAL

Rüya Yıldız

ESERLER

Nihavent Longa

My Way

EĞİTMEN KUARTET

BAĞLAMA

Murat Hasgün

ERBANE

Hüseyin Man

PİYANO

Reşat Tokatlı

BAS GİTAR

Can Başarır

ESERLER

Evlerinin Önü Mersin

Pınar Başından Bulanır

EĞİTMEN ORKESTRASI

PİYANO

Cem Cücenoğlu

KEMAN

Reşat Tokatlı – Şeyma Yürekir

FLÜT

Volkan Demirler

AKORDEON

Kamuran Terzioğlu

ELEKTRO GİTAR

Özdemir Kalyoncu

BAS GİTAR

Can Başarır

BATERİ

Hüseyin Man

VOKAL

Erkan Başa

ESERLER

Libertango

Gibi Gibi

Ben Böyleyim

bahcelievler Davetiye
ÖZEL NAR SANAT EĞİTİM KURSU YILSONU GÖSTERİSİ

21 HAZİRAN 2015 PROGRAMI 

Saat : 15:00 – 18:00

6.Nar Çiçekleri Festivali

Necip Fazıl Kısakürek K.Merkezi

Siyavuşpaşa Mah. Barbaros Cd. No:5   Bahçelievler

212 484 38 21

Öğrencilerimiz ve Eğitmenlerimiz

  1. Ege Yılmaz – Gayda Çalgıcıları Geliyor / J.Thompson
  2. Zeynep Duru Çil – Banjo Çalgıcısı, Prensesin Valsi / J.Thompson
  3. Güneş Ekim Dönmez – Okul Günleri, Trombon Çalgıcısı / J.Thompson
  4. Azra Dayıoğlu – Melodi, Vals / E.Tufan
  5. Deniz Kaplan – Yakarış
  6. Halil Aras Bozkaya – Senden Daha Güzel / Duman
  7. Eren Özden – Old Mc Donald / J.Thompson
  8. Zeynep Duru Keser – Hasta La Vista / Janet Voot
  9. Kerem İnan – Düşmeden Dağa Tırmanalım / J.Thompson
  10. Su Yüceyaltırık – Allegro / Suzuki Eşlik: Şeyma Yürekir
  11. Arda Sert – Arabesk
  12. Sena Demir – Evde / H.Lichner
  13. Simge Karagözoğlu – Das Warden, Santa Lucia / Eşlik: Kamuran Terzioğlu
  14. Ela Özbaş – Swans on the Lake / J.Thompson
  15. İklim Keleş – Saint Nicolas / R. Schmcnn
  16. Bahar Eker – Nina / Eşlik: Reşat Tokatlı – Can Başarır
  17. Ezgi Baytöre – Elastic Heart / Eşlik: İdil Deniz Bakır
  18. Doğa Atakanlı – Hurt, Sweet Talker / Düet: Ezgi Baytöre /Eşlik: Erkan Başa – İdil Deniz Bakır
  19. Tan Onur – Tan’ın Bestesi, Yan Tiersen
  20. Ceren Kaya – Moonlight Sonata 1.Movement – Aria / J.S.Bach
  21. Alp Deniz – Menuet G Minör / J.S.Bach
  22. Aysu Serindağ – La Vien Rosa / Eşlik: Reşat Tokatlı
  23. Bengisu Özcan – O Cessate Di Piagarmi / Eşlik:Reşat Tokatlı
  24. Zeynep Ceylin Günenç – Serenat / M.Eckstain
  25. Jbid Göktaş – Nocturne No:20 in C # Minör / F. Chopin
  26. Eliz Canse Göysal – Prelude in E min op:28 No:4 / F. Chopin
  27. Rüya Yıldız – Ünzile, Fly me to the moon, All of me / Eşlik: Erkan Başa
  28. Sibel Özcan – Sabahın Seherinde / Eşlik: Reşat Tokatlı
  29. Aysu Serindağ – Le Banquet / Y. Tiersen
  30. Erhan Karakaya – Biraz Ayrılık, Gelsende Anlatsan / Orkestra
  31. Atacan Apaydın Ah Bu Ben, Kupa Kızı Sinek Vale / Eşlik: Emirhan Gül
  32. Özer Açar – Talk Try To Me
  33. Alp Kavaklı – Melodi / A.Burkard
  34. Ege Bedirli- İstanbul
  35. Emre Çetinkaya – Coyote Kisses
  36. Halil Aras Bozkaya – Seven Nation Army
  37. Atilla Pazarlı – Senden Daha Güzel /Duman
  38. Ayla Altunlu- Game Of Thrones Soundtrack / Eşlik: Kamuran Terzioğlu

EĞİTMEN KUARTET

BAĞLAMA

Murat Hasgün

ERBANE

Hüseyin Man

PİYANO

Reşat Tokatlı

BAS GİTAR

Can Başarır

ESERLER

Evlerinin Önü Mersin

Pınar Başından Bulanır

EĞİTMEN ORKESTRASI

PİYANO

Cem Cücenoğlu

KEMAN

Reşat Tokatlı-Şeyma Yürekir

FLÜT

Volkan Demirler

AKORDEON

Kamuran Terzioğlu

ELEKTRO GİTAR

Özdemir Kalyoncu

BAS GİTAR

Can Başarır

BATERİ

Hüseyin Man

VOKAL

Erkan Başa

ESERLER

Libertango

Gibi Gibi

Ben Böyleyim

 

16 haziran 1 16  haziran 2

 

21 haziran

43. istanbul müzik festivali

istanbul-muzik-festivali600’e yakın sanatçı eserleriyle İstanbul gecelerini daha anlamlı kılacak. O halde, İstanbul’u dinlemenin tam vakti…

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Borusan Holding sponsorluğunda düzenlenen 43. İstanbul Müzik Festivali, yarın akşam gerçekleştirilecek açılış töreni ve konseriyle başlıyor. “Kültürel Manzaralar” temasıyla 29 Haziran tarihine kadar aralarında Yuri Bashmet, Fazıl Say, Gidon Kremer, Yuja Wang, Magdalena Koená, Emmanuelle Haïm ve festivalin bu yılki Yerleşik Konuk Orkestrası Deutsche Kammerphilharmonie Bremen’in de bulunduğu 600’e yakın yerli ve yabancı sanatçıyı Aya İrini Müzesi ve Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall gibi İstanbul’un 12 farklı mekânında ağırlayacak.

Festivalin mihenk taşlarının festival heyecanlarını ve festivalden beklentilerini sorduk. İlk olarak da İstanbul Müzik Festivali Direktörü Yeşim Gürer Oymak’ın kapısını çaldık.

‘YILDIZ İSİMLERDEN ÇOK, İÇERİK ÖNEMLİ’

-Festival denince akla artık ilk olarak İKSV geliyor. Özellikle de İstanbul Müzik Festivali. Sizce uzun soluklu festival olmasının ardında ne var?

İstanbul Müzik Festivali’nin 43 yıldır hem sanatçılar hem de izleyiciler tarafından ilgiyle takip edilmesinin ve uluslararası alanda etkisini artırabilmesinin sırrı, yaratıcı programları, seyirciyi şaşırtabilmesi, sürekli yenilik peşinde koşması ve dünyada klasik müzikte olan gelişmeleri çok yakından takip edebilmesinde yatıyor. Bugün Türkiye’de pek çok özel kurum, klasik müziğin en büyük isimlerini sunabiliyor. Festivalin farkı burada ortaya çıkıyor. Bizim için artık ‘yıldız isim’lerden çok, projenin içeriği önemli. Bir festivalin en önemli görevi, sanatçılar ve projeleri için yaratıcı bir platform oluşturmaktır. Bir festival sanatçılara hayal kurabilecekleri yaratıcı bir ortam sağlamalı, hatta bir adım ötede yaratıcı anlamda riskler alabilmeleri için bir platform oluşturabilmeli. Seyirciler açısından baktığımızda ise, öncelikle onlar için bu festivalde nasıl sıra dışı ve özel anlar yaratabileceğimizi göz önünde bulundururuz. İstanbul Müzik Festivali olarak dinleyicilerimize mümkün olduğunca çeşitli yenilikler içeren ve sürprizlerle dolu anlar yaşatmayı, dağarcıklarına yeni eserler kazandırarak kimi zaman onları konfor alanlarından çıkarmayı ve özel anlar yaratmayı amaçlıyoruz.

-Bu yılki tema epey derin ve müzikseverler tarafından merakla bekleniyor. “Kültürel Manzaralar”ı etkinlik boyunca katılımcılar nerelerde yakalayacak?

Festivalin başından sonuna kadar pek çok “Kültürel Manzara” karşımıza çıkacak. İlk olarak müzikseverlerin kaçırmaması gereken günümüzün en büyük kemancılarından Gidon Kremer ve Kremerata Baltica’nın 1 Haziran tarihinde Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nde sunacakları “Rus ve Amerikan Mevsimleri” konserini saymak istiyorum. Astor Piazzolla’dan Philip Glass’a ulaşan muhteşem bir konser programı ve arkada gösterilecek olan özel video projeksiyonu kaçırmamalarını tavsiye ederim. Seyirciler için gerçek bir deneyim olacak bu konser. Tabii bunun dışında Angela Hewitt’den “İspanyol Manzaraları”, Alliage Quartet’ten “Paris Dans Ediyor” konseri, Schubertiade, Franz Liszt Oda Orkestrası, Borodin Quartet, Kim Kashkashian konserleri dünyanın pek çok yerinden manzaralar sunacak bizlere.

-İKSV her yıl çıtayı yükseltiyor. Genç müzisyenlere de el uzatıyor. Bu festivalin bir de misyon sırtlandığını düşünebiliriz sanırım.

Genç müzisyenler bizler için çok önemli, bu ülkenin geleceği onlar. Bu nedenle 9 yıldır festivalin açılış konserlerini ülkemizin gelecek vaat eden genç müzisyenleriyle gerçekleştiriyoruz. Bu yıl açılış konserinde dinleyeceğimiz genç piyanist Can Çakmur, gerçekten özel bir yetenek. Aynı zamanda her yıl festival genç solistini sunan projemiz var. Bu yıl genç solistimizi flüt dalında seçtik. Bengisu Kömürcü Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Orkestrası eşliğinde ilk kez festival izleyicileriyle buluşacak. Tabii Barış İçin Müzik Orkestrası’nı da unutmamamız gerekir. Onlar da küçük topluluklarıyla festival süresince konser öncesi etkinliklerimizde yer alacak.

NEREDE? NE ZAMAN?

29 Haziran’a kada rsürecek. 43. İstanbulMüzik Festivali programına ve biletlerine muzik.iksv.org adresinden ulaşılabilir.

SAYILARLA MÜZİK FESTIVALİ

-Festival 42 yılda 3 bine yakın etkinlik gerçekleştirdi.

-Bu yıl yaklaşık 25 bin seyirciye ulaşacak.

-İstanbul Müzik Festivali gençleri desteklemek ve müziğe teşvik etmek amacıyla, 2007 yılından bu yana festivalin açılış konserlerinde genç müzisyenlere programında yer veriyor.

-Aynı şekilde İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın 40. yılında (2012), geleceğin sanatçılarının yetişmesine katkıda bulunmak amacıyla, vakfın kurucuları arasında yer alan ve Türkiye’de operanın gelişmesine büyük katkıda bulunan Aydın Gün anısına başlattığı teşvik ödülü, her yıl klasik müzik alanında bir gence veriliyor.

-İKSV, Barış İçin Müzik Vakfı’nın gelişimine, uluslararası arenada yer edinmesine ve sürdürülebilirliğine yönelik çalışmalar yürütecek; destekçi arayışı, iletişim çalışmaları ve organizasyona yönelik konularda da 2013 yılından beri kurumsal partnerliğini üstleniyor.

PROF. FİLİZ ALİ: BEREZOVSKY’NİN KONSERİ KAÇMAMALI

İstanbul Müzik Festivali Onur Ödülü’ne layık görülen Prof. Filiz Ali ödülünü yarın akşam alacak. Ali’den konserlerde en ön sıralarda olacağı, heyecanla beklediği konserleri aldık.

“Ödülü aldığımı duyduğumda benim için büyük bir sürpriz oldu. Ödül alma amacıyla değil, içtenlikle yaptığım ve bu nedenle ödüllendirildiğim için çok mutlu oldum. İKSV tarafından verilmesi benim için ayrıca anlamlı. Kurucularını da yakinen tanırım. İstanbul Müzik Festivali sayesinde dinleyebileceğimizi ummadığımız müzisyenler getirildi. Eskiden kaliteli müziğe ulaşmak gerçekten çok zordu.

Yaşam boyu başarı ödülü alacak olan Borodin kuarteti ile son zamanların en ilgi çeken piyanistlerinden Berezovsky’nin konserine gitmeyi çok istiyorum. Tabii AIMA Festival Orkestrası’nın Alexander Rudin ve Julian Milkis ile verecekleri konser de çok önemli. Ermeni bestecilerin eserlerinin de yorumlanacağı Kim Kashkashian & Peter Nagy konserine de gitmeyi çok isterim.”

ÇANAKKALE MUHAREBELERİNİN 100. YILI ŞEREFİNE

43. İstanbul Müzik Festivali, besteci, keman virtüözü ve şef Hasan Niyazi Tura’ya festival tarafından sipariş edilen “Şehidin Türküsü” eserinin dünya prömiyeriyle başlayacak. Tura şöyle diyor: “Festivalde dinleyicilerin duyacağı ilk notaların bestecisi olmak heyecan verici. İKSV’nin Çanakkale muharebelerinin 100. yılı şerefine bir eser ısmarlaması ve ortaya çıkan yeni eserimde Çanakkale gazisi büyükbabam Mustafa Niyazi Tura’nın, söz ve müziğini yazdığı türküsünü bir aile yadigârı olmaktan daha ileriye taşımam tarifi zor ama çok güzel duygular.”

“GENÇLERE BÜYÜK SALONLARDA ÇALMA İMKANI VERİLİYOR”

Türkiye’nin dört bir yanında ve yurtdışında eğitimlerini sürdüren 24 yaş altı flütçüler arasından Bengisu Kömürcü festivalde konuk olmaya hak kazandı. 22 yaşındaki Kömürcü, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, İstanbul Devlet Konservatuvarı Senfoni Orkestrası ve şef Antonio Pirolli ile aynı sahnede olacak. İleride eğitimci olmak isteyen Kömürcü, “İstanbul Müzik Festivali’nin çok dolu bir tarihi var. Her zaman önemli müzisyenleri ağırladı, bu sene de öyle olacak. Biz gençlere de yer veriliyor olması çok anlamlı. Çünkü maalesef bugün ülkemizde büyük bir kitleye haber verip, böyle salonlarda çalma imkânımız yok. 20 Haziran’daki konserim için de çok heyecanlıyım. Bunu bir başlangıç olarak görüyorum. Gelişmeye devam etmeyi ve ileride öğrenci yetiştirmeyi hedefliyorum” diyor.

PİYANİST ANGELA HEWİTT: BENCE HER ŞEY HARİKA OLACAK

“1700’lerde Domenico Scarlatti’nin yazdığı sonatlarının yanı sıra Albeniz’in süiti, Granados’un dansları ve Falla’nın fantezilerini çalmak ve dinlemek ilginç ve etkileyici bir deneyim. Bu isimler fevkalade eserler yazdı ve piyanistlerin neler yapabileceğini gözler önüne serdi. Bu konser için ben de çok heyecanlıyım. İstanbul’da birkaç kere çalmama rağmen İstanbul Müzik Festivali benim için ilk olacak, bu yüzden çok heyecanlıyım fakat bence harika olacak! Umarım dinleyiciler de memnun kalır.”

GABOR BOLDOCZKİ: YENİ TROMPET KONÇERTOLARI GEREK

“İstanbul’un görkemli Osmanlı saray ve bahçelerinin yanı sıra gece hayatı etkileyici. Fazıl Say ile birkaç kere çaldım, harikaydı. Gülsin Onay ile yeni bir müzikal işbirliği gerçekleştirecek olmanın heyecanını yaşıyorum. Yakında İstanbul’a yeni trompet konçertoları getirmek istiyorum.”

Kaynak: Habertürk

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği ve Özel Nar Sanat Eğitim Kursu işbirliği ile Nar Sanat eğitmenlerinden Şeyma YÜREKİR ve Erkan BAŞA’nın öğrencilerinin hazırladığı Gençlik konserine tüm halkımız davetlidir.

Nar Sanat öğrencilerinin hazırladığı konser 16 Mayıs 2015, Cumartesi akşamı saat: 18:00’de, Nar Sahnesi‘nde izleyicisi ile buluşacak.

Eğitmen: Şeyma YÜREKİR

Jbid GÖKTAŞ
La Valse D’Amelia / Y. Tiersen

Egemen HIZLIBAŞ
NO:5 Etude / A. Khatchaturian
Arabesque / F. Burgmuller

İklim KELEŞ
Bouree / J.S. Bach
Saint NİCOLAS / R. Schumann

Eliz Canse GÖYSAL
Prelude Op.28 No:4 / F. Chopin
Prelude I BWV-846 / J.S.Bach
The Storm Op.109 No: 13 / F. Burgmüller

Ceylin GÜNENÇ
March Of The Clows / J. Vogt

Ege YILMAZ
Peroname Mi Vida / G. Ruiz

Melisa KAYA
Katip / N.H. Poyraz
Eşlik: Şeyma YÜREKİR

Nil Sahra AKSAL
Balerin / J. Thompson

Mina BAYHOCA
Je Veux Un Toutou / J.VOGT

Öykü GÜLEÇ
Godfather / N.Rota
Eşlik: Şeyma YÜREKİR

İdil Deniz BAKIR
Comptine D’un Autre Ete L.apres / Y. Tiersen

Madlen ARZUMAN
Vals Op.12 No:2 / E.Grieg

Alp KAVAKLI
Dalgaların Şarkısı / E. Tufan

Lara SADİ
Melodi / A. Burkard

Ecem KOYUNCUOĞULLARINDAN
İstoria Duen Amore / C.E. Almaran
Eşlik : Şeyma YÜREKİR

Sena DEMİR
Prelude / R. Krentzlin

Selin ÜNSAL
Damdaki Kemancı / J. Bock
Eşlik: Şeyma YÜREKİR

Bengisu ÖZCAN
Tuna Dalgaları / J. Jivanovici
Eşlik: Şeyma YÜREKİR

Öykü UFACIK
Rüyaların Valsi / C. Guritt

Eğitmen: Erkan BAŞA

Defne NEDİM
Old Mac Donald / J. Thompson

Deniz KAPLAN
Dalgaların Şarkısı / E. Tufan

Azra DAYIOĞLU
Çekirge / E. Tufan
Haydi Oyuna / E. Tufan

Güneş Ekim DÖNMEZ
Prensesin Valsi / J. Thompson

Rüya YILDIZ
Ünzile / S. Aksu
Eşlik: Erkan BAŞA

19-mayıs-ataturk-u-anma-genclik-ve-spor-bayrami

“Üvey evlât gibiyiz”

İki genç balet, sitemkâr. Türkiye’de yeterince ilgi görmediklerinden yakınıyorlar. ABD’de düzenlenen Grand Prix Klasik Bale Yarışması’nda Deniz Akarslan klasik balede birinci, Berkay Günay da modern dansta ikinci oldu. Önlerinde New York finali var. Ama ceplerinde beş kuruş para yok.

Deniz ile Berkay, başarının sırrı 'disiplin' diyor. İkili, her gün 7 saat çalışıyor. [Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

Deniz ile Berkay, başarının sırrı ‘disiplin’ diyor. İkili, her gün 7 saat çalışıyor. [Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

Deniz Akarslan ve Berkay Günay, iki genç balet. Biri 16, diğeri 17 yaşında. Her ikisi de İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Bale bölümü öğrencisi.

Başak Çubukçu Prodüktör

Yazıyı Hazırlayan: Al Jazeera Türk Kanalı’nda Kıdemli Haber Prodüktörü .
Başak Çubukçu

 

Deniz ve Berkay, geçen günlerde Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen Grand Prix Klasik Bale Yarışması’nda birincilik ve ikincilik elde etti. Deniz, klasik dalda birinci oldu. Berkay da modern dansta ikinci. Bu derece, onların yaşıtları arasında Türkiye adına elde edilmiş en önemli derece.

Deniz, Berkay ve hocalarıyla prova arasında görüştük.

Grand Prix Klasik Bale Yarışması’nda elde ettikleri dereceler önemli çünkü Deniz ve Berkay, uluslararası arenada ilk kez boy gösterdi. İlk tecrübelerinde kendilerinin dahi beklemediği bir gururu yaşadılar. Aslında elde ettikleri başarı, yarı final. Asıl önlerinde daha zorlu bir etap var: final elemesi… Her ikisi de çok sıkı çalışıyorlar.

Deniz Akarslan ve Berkay Günay, iki genç balet. Biri 16, diğeri 17 yaşında. Her ikisi de İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Bale bölümü öğrencisi.

Deniz ve Berkay, geçen günlerde Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen Grand Prix Klasik Bale Yarışması’nda birincilik ve ikincilik elde etti. Deniz, klasik dalda birinci oldu. Berkay da modern dansta ikinci. Bu derece, onların yaşıtları arasında Türkiye adına elde edilmiş en önemli derece.

Deniz, Berkay ve hocalarıyla prova arasında görüştük.

Grand Prix Klasik Bale Yarışması’nda elde ettikleri dereceler önemli çünkü Deniz ve Berkay, uluslararası arenada ilk kez boy gösterdi. İlk tecrübelerinde kendilerinin dahi beklemediği bir gururu yaşadılar. Aslında elde ettikleri başarı, yarı final. Asıl önlerinde daha zorlu bir etap var: final elemesi… Her ikisi de çok sıkı çalışıyorlar.

Birbirlerini rakip olarak görmüyorlar aksine onlar tek vücutlar.

“İsmim açıklandığında sağa sola bakıyordum. Deniz dürttü. Anlamadım, beklemiyordum çünkü. Deniz’i de yanındaki Kanadalı çocuk dürttü. Bizim için sürprizdi. New York için Allah büyük.”

Amaçları, dünyaca ünlü bale okullarından burs kazanmak. Deniz’in gönlünde yatan aslan, The Royal Ballet… Berkay’ınki de Het National Ballet School.

“Bizim için çok önemli, geleceğimizi aydınlatacak. Yarışmaya, istediğimiz okulların kapıları açılsın, önümüz açılsın diye girdik. Birincilik ya da ikincilik değildi amacımız. İsim duyurmak değil. Bu yarışma sayesinde bize burs alabiliriz.”  

Konservatuardan hocaları Sergo Tereshenko’nun yüzü, öğrencilerinin 600 yarışmacı arasından dereceye girmesinden dolayı gülüyor. Tereshenko, öğrencilerini savaşçı olarak görüyor.

Deniz ile Berkay'ı finale hazırlayan Sergo Tereshenko, "Bursu kazanırlarsa büyük olay. Bir Türk kazanmış olacak" diyor. Fotoğraf: Hüseyin Narin

Deniz ile Berkay’ı finale hazırlayan Sergo Tereshenko, “Bursu kazanırlarsa büyük olay. Bir Türk kazanmış olacak” diyor. Fotoğraf: Hüseyin Narin

“İkisi de savaşçı karaktere sahip. Savaşçıysan başarılı olursun. Bunlar ilk kez yurtdışında sahneye çıkan çocuklar. Deniz, başta sahnede ufak bir fare gibiydi. Korkudan tir tir titriyordu. Ama kendisini sonradan yavaş yavaş toparladı. Demek ki asker karakteri var. Çalışkan. Sadece Allah vergisiyle olmaz, çalışmak lazım. Bunu her ikisi de yaptı.”

“Türkiye’de kıymet yok”

Çocukluk yaşlarından bu yana baleyle iç içeler. Bale, hayatlarının merkezinde değil. Bale, hayatlarının ta kendisi. Disiplini elden bırakmıyorlar. Günde yedi saat çalışıyorlar. Onlara göre bu, stadyumu altı kere turlamakla eş değer… Geri kalan saatlerde yemek yiyor, arkadaşlarıyla vakit geçiriyorlar.

Birinciliği elde eden Deniz Akarslan’a göre kabiliyet önemli ama asıl önemli olan disiplin.

“Baleye olan ilgim dokuz yaşında başladı. Teyzemin çocukları balet ve balerin. Biliyor musunuz, çocukken bale gösterisi izlerken gider televizyona sarılırmışım. Annem ve babam ne kadar aydın insan olsalar da bu duruma önceleri önyargıyla yaklaşmışlar. Sıcak bakmamışlar. Teyzem, kabul ettirdi baleyi. Bale, benim hayatım. Okuldaki çalışmamız, saat 19.30’da bitecek. Buradan çıkıp Kabataş vapuruna bineceğim. Bir saat sonra evde olacağım, yemek yiyemeden yatacağım. Sabah 08.00’de yine burada olacağım. Başarının sırrı bu. Hayatınızda sadece bale olmalı ve sadece disiplin. Olmadan çok zor, kabiliyet kurtarmıyor.”

Gençler, azimli. Elde ettikleri başarının bilincindeler ve hayallerinin avuçlarının arasından kaçmasına izin vermeyecek kadar da kararlı. Final, onların mesleklerini sürdürebilmeleri için tek şansları. En azından onlar böyle yorumluyor ve görüyor. İkincilikle dönen Berkay Günay açıklık getiriyor:

Berkay Günay'ın ailesi bale eğitimi için Mersin'den İstanbul'a taşındı. [Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

Berkay Günay’ın ailesi bale eğitimi için Mersin’den İstanbul’a taşındı.
[Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

“Baleye Türkiye’de devam etmek gibi bir hayalim yok. Tamamen yurtdışı odaklı. Bale, yurtdışında daha değer görüyor ve maddi olarak da daha doyurucu. Çünkü değer verilen bir sanat dalı. Bizim en büyük şanssızlığımız, bu meslek için Türkiye’de doğmak. Futbolcu olmak isterdim, o zaman daha çok değer buluyorsun, bu ülkede. Kıymet yok, tek kırıldığımız nokta bu. Yurtdışında sokakta ‘Ben baletim’ diyebiliyorsun göğsünü gere gere. Ama burada biraz belli etsen gelecek tepkiler hep aynı. Direkt bel altı çalışıyorlar bize.”Finalde de başarılarını devam ettirebilirlerse burs kazanma şansları olacak. Hocaları aynı zamanda devlet sanatçısı olan Sergo Tereshenko bunun elde edilmesi zor bir fırsat olduğunu söylüyor.

“New York çok zor etap. Orada kazanırlarsa burs kazanacaklar. Burs kazanınca okul seçecekler. Düşünün Royal Bale’den gelmiş burs. Kendi imkanlarıyla girmeye kalksa yıllık en az 30 bin pound ödemesi lazım. Bursu kazanırsa, hiç para ödemeyecek. Daha da ötesi bir Türk kazanmış olacak. Okul çok etkili, bunun için çalışıyorlar. İnşallah kazanırlar.”

Paraları yok

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nın iki genci ve hocalarını yurtdışına götürecek ne yazık ki bütçesi yok. Aileler devreye girip ekibi Amerika Birleşik Devletleri’ne yollayabilmek için kredi başvurusunda bulundular.

Ancak her koyun kendi bacağından asılır misali, iş başa düşmüş. Bir yandan elemelere hazırlanıp diğer taraftan kapı kapı kaynak aramaya başladılar. İlk etap için zor olsa da kaynak buldular. Deniz ve Berkay, o sürecin çok sancılı olduğunu anlatıyor.

Deniz Akarslan, balenin Türkiye'de sanatın parçası olarak görülmediğini söylüyor. [Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

Deniz Akarslan, balenin Türkiye’de sanatın parçası olarak görülmediğini söylüyor.
[Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

“Okulun tuvaletini yenilemek için bile bütçe çıkmıyor. Amerika’ya gibi bir yere dört kişiyi yollamaları çok zor. Okul yönetimi, bize yardımcı olamayacaklarını açıkladı. Verseler de borç olarak verebileceklerini söylediler. Her yere başvurduk. Lions’a başvurduk. Onlar olmasa gidemezdik. Sadece uçak için değil, oteli de hallettiler.”Gençler kaynak bulmak pahasına şirketlerin markalarını üstlerinde taşımaya bile razı olmuşlar.

“Biz şirketlere şunu da dedik: ‘Biz öylesine gidelim-gelelim demiyoruz. Sizi de temsil edeceğiz. Bize tişört, çanta verin. Onları taşıyalım. Hem sizin adınızı da taşımız oluruz.’ Ama kimse yanaşmadı.”

Berkay Günay, kendilerine ters gelse de bunu yapmaya mecbur olduklarını dile getiriyor.

“Keşke böyle olmasa… Ama başka türlü olmuyor. Kabul etmiyorlar. Yurtdışına baktığımızda aslında bize gelmeleri gerekiyor, Türkiye’de kapı kapı dolaştık. Hocamız kaç yaşında, onun bize sadece bale öğretmesi gerekirken insanların kapısında bekledi. Oraya gidebilmek bizim için çok zordu.”

New York için de ceplerinde paraları yok. Yine sancılı bir süreç onları bekliyor. Final, nisan ayında.

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı, Osmanlı'dan günümüze gelen iki sanat kurumundan biri. [Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı, Osmanlı’dan günümüze gelen iki sanat kurumundan biri.
[Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk

Okul binası yetersizİstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı binası, Kadıköy’de. 1986’dan bu yana bina arayışları devam ediyor. Bale Ana Sanat Dalı Başkanı Oral Yazıcı, mevcut binanın bale için uygun olmadığını ifade ediyor.Yazıcı, Deniz ve Berkay’ın tüm bu olumsuzluklar içinden nasıl sıyrıldıklarına şaşırdığını söylüyor:

Oral Yazıcı: Balenin içinde bulunduğu durum, 10 yıl önce çok daha iyiydi. Her geçen yıl daha da kötüye gidiyor. Fotoğraf: Hüseyin Narin

Oral Yazıcı: Balenin içinde bulunduğu durum, 10 yıl önce çok daha iyiydi. Her geçen yıl daha da kötüye gidiyor. Fotoğraf: Hüseyin Narin

“Bu okul, bale yapmaya müsait değil. Konservatuara müsait değil. 55 yaşındayım, ben 30 yıldır buradayım. Şu okulda biz geldiğimiz günden beri bina arıyoruz. Salonlarımız uygun değil. Aynı salonda orkestra çalışıyor, müzik çalışıyor. Bu çocuklar nasıl çıktılar, bazen düşünüyorum. Şaşırıyorum.”

Bunlara rağmen konservatuarda yaptıklarını mucize olarak değerlendiriyor. Aslına bakarsanız haksız da değil. Verdiği örnek de bunu gösteriyor:

“Fiziki olarak bu bina konservatuara uygun değil. Sadece bale değil, gidin bakın çocuklar tuvaletlerde çalışıyor. Klarnetini ya da keman gitarını alıyor tuvalette çalışıyor. “

Kaynak :  aljazeera.com.tr

al-jazeeraMehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ) tarafından düzenlenen 4. Genç Yetenekler Klasik Müzik Festivali, açılış konseriyle başladı.

MAKÜ Konferans Salonu’nda düzenlenen konserde, Denizli Hakkı Dereköylü Güzel Sanatlar Lisesi Çoksesli Korosu sevilen türkü ve şarkıları seslendirdi.

Daha sonra genç yeteneklerden Selin Samsar, Koray Çal, Tuna Bilgin, Aksel Başaran, Burcum Sıla Erdoğan, Doğaç Bezdüz, İrem Yalçıner, Duru Erdoğan piyano, Beste Gürkey’in ksilofon, Nilüfer Sude Güçlü, Deniz Şensoy, Ilgın Top keman, Güney Sinemce viyolonsel, Deniz Bayar flüt, Arda Uğur gitar ve Ali Hüseynzade’nin trompet çaldığı konserde ünlü bestecilerin klasik müzik eserleri seslendirildi.

Etkinlik kapsamında, dokuz yaşındaki Selin Samsar, piyanoda seslendirdiği eserlerle ilgi çekti. Yaklaşık iki saat süren konser, büyük beğeni topladı. 22 Mart’ta sona erecek festival kapsamında çeşitli konser ve etkinlikler düzenlenecek.

Kaynak: El Cezire

Hergeçen gün büyüyen ve genişleyen İstanbul’da elbetteki çok eskilere dayanan semtler de var. Kimi zaman “ya! bu isim nereden geliyor acaba?” dediğimiz muhakak olmuştur buyurun bazı semtlerin adlarının nereden geldiğini okuyalım.

Bakırköy Özgürlük Meydanı

Bakırköy Özgürlük Meydanı

Acıbadem:

Eskiden geniş çayırların, bağların, bahçelerin ve koruların arasında Osmanlı saray mensuplarının, sultanların, şehzadelerin, paşaların köşklerinin bulunduğu Acıbadem, bugün yoğun yerleşme alanıdır. Bu yoğun yerleşme arasında, geçmişin izlerini taşıyan yapılar ve mekânlar vardır. Semtin Nişantaşı olarak bilinen kesimine II. Mahmud döneminde bir nişan taşı dikilmiştir. Padişahın, bugün yerinde bulunmayan kasrından bin adım uzaktaki bir yumurtayı vurduğu, bu nişan taşının da buraya dikildiği söylenir.

Acıbadem semtinin önemli tarihsel yapıları arasında, Abdülaziz Av Köşkü, İbrahim Ağa Camii, Ethem kaptan Camii, Faik Paşa Camii olarak da bilinen kare planlı ve tek minareli Acıbadem Camii, Acıbadem Çeşmesi, Ayrılık Çeşmesi sayılabilir.

Ahırkapı: 
Marmara Denizi’nin kıyısında yer alan yedi ahır kapısından birisi olan bu semte, padişah atlarının bulunduğu has ahırın yanında yer aldığı için Ahırkapı ismi verildi.

Aksaray:
Fatih’in sadrazamı Ishak Paşa, Iç Anadolu Bölgesi’ndeki Aksaray’ı ele geçirdikten sonra orada yaşayan bölge insanlarını bugünkü Aksaray semtinin
bulunduğu yere gönderir. Aksaraylılar da semte adlarını verirler.

Arnavutköy:

Arnavutköy semti, sahil yolunda Kuruçeşme ve Bebek arasında kalmaktadır. Karşısında Kandilli ve Vaniköy bulunmaktadır. Arnavutköy’ün en eski adı Hestai’dir. Bizans döneminde Promotu ve Anaplus olarak da bilinirdi. Fatih Sultan Mehmet’in Arnavutluk ve Epir’e egemen olduktan sonra, 1486 yılında getirilen Arnavutların buraya yerleştirilmesinden dolayı bölge Arnavutköy adını almıştır.

Aşiyan: 

Kuş yuvası. Günümüzdeki ismini şair Tevfik Fikret’in burada bulunan, Farsçada kuş yuvası anlamına gelen ‘Aşiyan’ isimli evinden alıyor.

Ayrılık Çeşmesi:

İstanbul’un Kadıköy ilçesi Rasimpaşa mahallesi sınırları içinde kalan tarihî bir yapı ve aynı zamanda bölgenin adıdır. İlk inşa tarihine ilişkin kesin bir bilgi olmamakla birlikte 17. yüzyılın başında Kızlarağası Gazanfer Ağa tarafından bir namazgâh ile birlikte yaptırıldığı sanılmaktadır. Çeşme üzerindeki kitabelere bakıldığında, daha sonraları çeşmenin 1741 yılında Kızlarağası Ahmet Ağa ve 1921-1922 yıllarında 5. Mehmet’in torunu Düriye Sultan tarafından olmak üzere iki kez tamir ettirildiği öğrenilmektedir. Kimi kaynaklar çeşmenin geçmişini Bizans dönemine kadar dayandırmaktadır

Çeşmenin adının kökeni konusunda kesin kabul görmüş yazılı kaynak yoktur. Fatih Sultan Mehmet döneminden sonra doğu yönüne sefer düzenleyen Osmanlı padişahlarının son sefer hazırlıklarının tamamlandığı ve yola koyulmak için toplandığı yerin çeşmenin de içinde bulunduğu eski İbrahimağa Çayırı olduğu bilinmektedir. Ayrıca Mekke’ye gitmek üzere yola çıkan Hacı kafileleri ve Surre Alayları’nın da burada toplaşıp uğurlandığı  bilinmektedir. Rivayete göre şehirden ayrılan kafileler son olarak buradan uğurlandığı için çeşmenin adı Ayrılık Çeşmesi olarak halk diline yerleşmiştir.

Bağdat Caddesi:

Ayrılık Çeşmesi bölgesinden sefere uğurlanan padişahlar içinde 4. Murat da vardır. Bağdat seferine giderken izlediği yola da halk Bağdat Yolu adını vermiş ve bugün hâlâ Bağdat Caddesi adı kullanılmaktadır.

Bağlarbaşı:

Semt, en ünlü bağ ve bahçelerin bir dönem burada yer almasından dolayı bu adla anılıyor.

Bakırköy:

Bizanslıların ‘Makri Hori’ dedikleri semt, 14. yüzyılda Osmanlıların eline geçince ‘Makriköy’ adını aldı. 1925’te ulusal sınırlar içindeki yabancı kökenli adların değiştirilmesi sırasında Atatürk’ün isteğiyle semt Bakırköy adını aldı.

Bebek:

Rumeli Hisarı’nın yapımı ve İstanbul’un kuşatması sırasında Fatih, bu bölgenin kontrol edilme görevini Bebek takma adıyla anılan bölükbaşına vermiş. İsim oradan geliyor.

Beyazıt: 

Sultan II. Beyazıt’ın buraya kendi ismiyle anılacak bir külliye yaptırmasından sonra semt, Beyazıt olarak anılmaya başladı.

Bostancı: 
Semt, adını eskiden her türlü meyve ve sebzenin yetiştirildiği bostanlardan biri olmasından alıyor.

Çatladıkapı: 
Bizans zamanında yapılan surların Sidera adı bir verilen kapısı, 1532 tarihinde meydana gelen depremde çatlayınca, hem semt hem de kapı
Çatladıkapı olarak anılmaya başladı.

Çemberlitaş: 
Bizans’ın en önemli meydanlarından Constantinus Forumu’nun bulunduğu yerdeki büyük sütunlardan birisi olan Çemberlitaş, semte adını verdi.

Çengelköy: 
Eskiden gemi çapaları bu köyde yapıldığı için isminin buradan geldiği tahmin ediliyor.

Çıksalın:

Güzel manzaralı, geniş bir çevreye hâkim olan bölgeye, halk arasında “çık, salın” denilmeye başlanmıştır.

Eminönü: 

Osmanlı döneminde çarşıdaki esnafı denetleme yetkisi ‘Emin’lere aitti. Semt, adını burada bulunan ‘Gümrük Eminliği’nden alıyor.

Feriköy:

Çok değil, yüzyıl öncesine kadar, yerinde Aya Dimitri köyünün bulunduğu ve çoğunluğunu Rumların oluşturduğu bu küçük İstanbul yerleşiminin ormanlık bir araziye açılması, İstanbul’un namlı avcılarının gelip avlandığı avlak bir alana dönüşmesine neden olmuştur. Bu avcılardan biri de, İzmir ve İstanbul’un soylu lavantenlerinden, ticaretle uğraşan Fransız mösyö Ferry’dir. Galata’da ikamet eden Ferry, tatil günlerinde tüfeğini alıp Aya Dimitri’ye gider ve oradaki arazide sık sık avlanır ve sonunda bu güzel, küçük şirin köyde yalı-köşk yaptırmaya karar verir. Ferry’ler zaman zaman gelip kalırlar bu köşkte ve geçen zaman içinde o zamanın kimi gazete ve haberlerinde de yazılmış olduğu gibi Aya Dimitri adı, Mösyö Ferry’nin köyü diye anılmaya başlar. Feriköy’de, geçmişten günümüze kalmış tarihi mekanlar arasında Sokullu Mehmet Paşa’nın sadrazamlığı döneminde yapılmış 1570 tarihli Darüsaade Ağası Behram Çavuş Camisi, 1868 tarihli, 12 havariye adanan Dekema Apostoli Rum Kilisesi, 1861 tarihli Sırpots Vartanans Ermeni Kilisesi, Latin ve Protestan mezarlıkları bulunmaktadır. Protestan mezarlığı’nda yatan ünlü kişilerden biri de, kaleme aldığı İstanbul yazıları ve yayımladığı rehber kitaplarıyla tanınan eğitmen, arkeolog ve tercüman rehber Ernest Mamboury’dir. Yazın hayatı döneminde İstanbul’u kaleme almış bir başka İstanbul sevdalısı Salah Birsel de Feriköy’deki İslam Mezarlığı’nda yatmaktadır. Bir zamanlar Mösyö Ferry’nin küçük köyündeki 500 kişilik nüfus bugünün Feriköy’ünde 50 bine ulaşmış durumdadır.

Galata: 
Gala, Rumca da “süt” anlamına geliyor. Bir rivayete göre Galata’nın adı semtteki süthanelere gönderme yapılarak türetildi. Başka bir görüşe göre ise
Italyanca ‘denize inen yol’ anlamına gelen ‘galata’ kelimesi düşünülerek bu isim verildi.

Göztepe:

İstanbul, Anadolu Yakasında, Kadıköy İlçesi sınırları içinde bulunan bir mahalledir. İsmini Merdivenköy, Şahkulu Dergahının şeyhi olan Gözcü Baba’nın gözetleme yaptığı bölgeden almıştır.

Peki Gözcü baba nereyi gözetliyordu?

Şuan dergahın binası olan yapının olduğu bölgede Bizans döneminde Bizans imparatoru Andronikos’un av köşkü vardı. Orhan Gazi’nin İzmit’i fethinde barış antlaşması bu köşkte imzalanmıştır. Barış şartları arasında, “köşk”ün ahi tekkesi olarak kullanılması da vardı. Köşk, Türk egemenliği altında olduğu dönemlerde uzun yıllar Bektaşi kültürünün yaşatılması amacıyla Bektaşiler tarafından kullanılmıştır. Çelebi Sultan Mehmet zamanında tekkenin ahi baba şeyhlerine Bizans’ı gözetleme görevi verilmiştir. O dönemden sonra ahi baba şeyhlerine gözcü baba denmeye başlanmıştır. Yakın zamana kadar buradaki taş binada tekkenin şeyhleri oturmuştur. Son sahibi Hasan Tahsin baba’dır. Şu anda Şahkulu Sultan Dergahı olarak Alevi Cemaati ve Kültürü’nün yaşatıldığı merkezlerden biridir.

Horhor:

Fatih’te bulunan semt, adını Horhor çeşmesinden alıyor. Rivayete göre Fatih Sultan Mehmet bölge civarında yürürken yerin altından su sesleri duyar ve yanındakilere, “Buraya bir çeşme yapın baksanıza ‘hor hor’ su sesleri geliyor” der ve buraya bir çeşme yapılır. Çeşme de semt de Horhor ismiyle anılmaya başlar.
Okmeydanı: Fetih Ordusu kuşatmanın bir kısmını burada kurulan karargâhta geçirmiş. Semtin ismi de böylelikle Okmeydanı olarak kalmış.

Kadıköy:

Futbolun mabedi olan ilçe  Zamanın musiki üstadı Sine Kemani Nuri Bey’in anlatışına bakılırsa, futbola meraklı ilk Türk gençleri bir kulüp kurmağa, daha bir derli toplu birleşmeye karar vermişler. Çok geçmeden arzularını yerine getirmiş, elbiseyi de seçmişler; gömleğin göksü, yakası, kol kapakları beyaz, öbür tarafları kırmızı, pantolon keza beyaz. Kuşdili Papazın çayırlarında kendi aralarında maçlara girişmişler. Moda’daki İngilizlerden, Rumlardan mürekkep (oluşan) takımın derecesine erişmek, onları yenmek baş emelleri(en büyük arzuları). Eski cimnastikçi ve idmancılardan Sine Kemani Bay Nuri’nin rivayetine göre, ilk oynayanları sayalım: Kendisi(Nuri Bey), Emced Bey, Mehmet Ali ve kardeşi Neşet Beyler, Reşat Danyal Bey, Hafız Mustafa, Topçu zabiti Cevdet Bey, Eşref Bey, Hüsnü Paşa zade Bahriyeli Fuat Bey, Mekteb-i Sultani’li Daniş, Tahsin (Şair Tahsin Nahit) Bey, Sarı Şevki.

Karagümrük:

Bizans surlarının girişlerinden biri olan Edirnekapı’nın hemen altında olan Karagümrük semtinin adı, Osmanlı zamanında burada bulunan gümrükten gelmektedir.

Kurtuluş:

Kanuni Sultan Süleyman döneminde Sakız Adası’ndan getirilen göçmenlerin yerleştirilmesi ile yerleşim bölgesi haline gelmeye başlamıştır. Kurtuluş semti, eskiden “Tatavla” ismiyle anılırmış. Tatavla; Rumca “ahır” anlamına gelen, “Ta Tavla”dan türeyerek konulmuş. O dönemlerde sarayın ahırlarının ve otlaklarının bu bölgede bulunması bu ismi almasına sebep olmuş. 1929 yılında çıkan büyük yangından sonra semt, bugünkü “Kurtuluş” adını almış

Koşuyolu:

Acıbadem’in komşu semti Koşuyolu, Osmanlı saray mensuplarının at bindikleri, 1900-1920 yıllarında ise at yarışlarının düzenlendiği semttir.

Okmeydanı: 
Fetih Ordusu, kuşatmanın bir kısmını burada kurulan karargâhta geçirmiş. Semtin ismi de böylelikle Okmeydanı olarak kalmış.

Şişli:

Şiş yapımıyla uğraşan ve Şişçiler diye anılan bir ailenin burada bir konağı olduğu ve ‘Şişçilerin Konağı’nın zamanla değişikliğe uğrayarak ‘Şişlilerin
Konağı’ hâline gelmesiyle semtin adının Şişli olarak kaldığı anlatılıyor.

Şaşkınbakkal:
Henüz yerleşimin olmadığı dönemlerde yaz günleri denizden yararlanmak için bölgeye gelenlere bir bakkal dükkânı açıldığını görenler, burada iş yapılmayacağını düşünerek bakkala “şaşkın bakkal” yakıştırması yaptılar. Bundan sonra da semt Şaşkınbakkal olarak anılmaya başlandı.

Sütlüce:

Bugün Sütlüce semtinin olduğu yerde Süt Menbat isimli bir Rum köyü vardı. Köyün bir köşesindeki bakır bir kadın heykelinin memelerinden su akar; bu suyun, kadınların sütünü çoğalttığına inanılırdı. Bundan dolayı semt, Sütlüce olarak anılır oldu.

Tahtakale:

Sözlük anlamı ‘kale altı’ olan Taht-el-kale’nin bozulmasıyla Tahtakale’ye dönüşen semtin, Mercan ya da Beyazıt dolaylarındaki eski sur benzeri yapının aşağı kotunda yer aldığı için bu ismi aldığı tahmin ediliyor.

Taksim: 

Osmanlı zamanında su kemerleriyle civar yerleşimlerdeki sular buraya getirilir ve buradan İstanbul’un semtlerine taksim edilirdi(dağıtılırdı). Osmanlı’dan önce Bizans’ın da aynı bölgeyi taksim noktası olarak kullanmış olma ihtimali yüksektir.

Teşvikiye:
Sultan Abdülmecit’in bir mahalle kurulması için teşvikte bulunduğu semtin adı Teşvikiye olarak kaldı. Bu durumu, Harbiye Karakolu ile Rumeli ve
Valikonağı Caddelerinin kesiştiği kavşakta bulunan iki taş belgeliyor.

Unkapanı:
Bazı satış yerlerinde Arapça’da ‘Kabban’ adını taşıyan büyük teraziler bulunduğundan, buraları Kapan adını taşırdı. Sahiline buğday ve arpa yüklü gemiler demirlediğinden, semt bu adı aldı.

Üsküdar: 
Bizans devrinde, Skutari denilen asker kışlaları, şehrin bu yakasında yer aldığı için semt Skutarion diye anılıyordu. Bu isim zamanla Üsküdar’a dönüştü.

Veliefendi: 
Hipodrom bir zamanlar Şeyhülislam Veli Efendi’nin sahibi olduğu topraklar üzerinde kurulduğundan semtin adı Veli Efendi’yle anılıyor.

Zincirlikuyu:

1870 yılında Sultan Aziz’in oğlu Veliaht Yusuf İzzettin Efendi için yaptırılan yazlık saray ile kurulan ve gelişmeye açılan semt. Veliahtın, adı geçen köşkte 1917 de bileklerini keserek intihar etmesi ya da öldürülmesiyle adı uğursuz semte çıkan yer konut alanı olarak fazla gelişmemiş ve bu sebepten dolayı mezarlık Yusuf İzzettin Efendi’nin av köşkünün bahçesine kurulmuştur. Av köşkü ise halen yapı meslek lisesi olarak kullanılmaktadır. Semtin adı köşkün hemen aşağısında bulunan ve bugün izi bile kalmayan kuyudan gelir.

 Bu yıl 31 Mayıs – 29 Haziran tarihleri arasında 43. kez düzenlenecek İstanbul Müzik Festivali’nin tanıtım toplantısı, dün sabah Martı İstanbul Otel’de gerçekleşti. Basın toplantısına konuşmacı olarak, İstanbul Müzik Festivali Direktörü Yeşim Gürer Oymak ve 2006 yılından beri festival sponsoru olan Borusan Holding adına Borusan Kocabıyık Vakfı Genel Sekreteri Canan Ercan Çelik katıldı.
Haber :SELAY SARI
Folklorik öğelere vurgu
Sol Gabetta

Sol Gabetta

Festivalin bu yılki teması ‘Kültürel Manzaralar’, 19. YY Avrupasında milliyetçiliğin güçlenmesiyle klasik müzikte vurgu kazanan folklorik öğelere atıfta bulunuyor. Programda ‘İspanyol Manzaraları’, ‘Rus Mevsimleri ve Amerikan Mevsimleri’ gibi coğrafi başlıklara sahip konserlerin yanı sıra, Macar piyano virtüözü ve besteci Franz Liszt, Çek besteci Antonin Dvorak ve Macar halk müziği üzerine çalışmalarıyla etnomüzikolojinin kurucularından sayılan Bela Bartok’un eserlerine özel olarak yer veriliyor.
Festivalde sahne alacak önemli isimler arasında yıldız mezzosoprano Magdalena Kozena, Berlin Filarmoni’nin 12 Çellisti, keman virtüözü Patricia Kopatchinskaja ve çello virtüözü Sol Gabetta, Fazıl Say ve festivalin yerleşik konuk orkestrası Deutsche Kammerphilharmonie Berlin yer alıyor.
Patricia Kopatchinskaja

Patricia Kopatchinskaja

Bu yıl festival tarafından ısmarlanan iki eser de, aynı döneme ait iki tarihi olayı anma niteliği taşıyor. Besteci Hasan Niyazi Tura’ya, Çanakkale Savaşı’nın 100. yılı sebebiyle sipariş edilen senfonik şiirin dünya prömiyeri, 31 Mayıs Pazar akşamı Lütfi Kırdar UKSS’deki açılış konserinde Sascha Goetzel yönetimindeki BİFO tarafından gerçekleştirilecek. Saygın Ermeni besteci Tigran Mansurian’a sipariş edilen eser ise dünyada ilk kez, viyola virtüözü Kim Kashkashian ve piyanist Peter Nagy tarafından 10 Haziran Çarşamba akşamı Surp Vortvots Vorodman Kilisesi’nde icra edilecek. Yeşim Gürer Oymak, eseri tanıtırken, “Bu eserin, 1915’te kaybettiğimiz Ermeni kardeşlerimizi anmamıza yardımcı olmasını diliyoruz,” şeklinde konuştu.
Onur Ödülü Filiz Ali’ye
Prof.Dr. Filiz Ali

Prof.Dr. Filiz Ali

Festivalin Onur Ödülü bu yıl, hem müzisyen hem de eğitimci kimliğiyle Türkiye’de çok sesli batı müziğinin yaygınlaşmasına yaptığı katkılar sebebiyle Prof.Dr. Filiz Ali’ye sunulacak. Eğitimci kimliğiyle kurduğu Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’nin yanı sıra müzik eleştirileriyle de klasik Batı müziği alanında Türkiye’de en önemli isimlerden biri olan Ali’ye ödülü, 31 Mayıs günü festivalin açılış konserinde takdim edilecek.
Festival biletleri 14 Şubat’ta İKSV ana gişesi, Biletix satış noktaları, çağrı merkezi ve www.biletix.com web sitesinde satışa çıkacak.

“Türk Musikisinde Ermeni Bestekarlar” temalı konser ile Ermeni asıllı bestecilerimiz anıldı.

Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu, "Türk Musikisinde Ermeni Bestekarlar" temalı bir konser verdi.

Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu, “Türk Musikisinde Ermeni Bestekarlar” temalı bir konser verdi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Üniversitesi (İÜ) Edebiyat Fakültesi, Türk Ocakları İstanbul Şubesi, İÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü’nün işbirliği ile düzenlenen “19-20. Yüzyıllarda Türk-Ermeni İlişkileri Sempozyumu” programı kapsamındaki konser, üniversitenin Fen Fakültesi Cemil Bilsel Konferans Salonu’da gerçekleştirildi.

Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu’nun verdiği konserin sanat yönetmenliğini Mehmet Güntekin üstlenirken, eserleri solistler Hakan Hataylı ile Ezgi Köker seslendirdi.

Koroya kanunda Hacer Tısoğlu, udda O. Nuri Özpekel, kemençede Şehnaz Ayan, tamburda Ege Yıldız, kemanda Şükrü Özoğuz ile viyolonselde Volkan Ertem eşlik etti.

Konserin sonunda sanatçı ve solistlere, protokol tarafından plaket takdim edildi.