Nar Sanat
  • Ana Sayfa
  • Eğitmenler
  • Kurslar
    • Müzik Eğitimleri
      • Gitar Eğitimi
      • Piyano Eğitimi
      • Keman Eğitimi
      • Bateri Eğitimi
      • Şan Eğitimi
      • Bağlama Eğitimi
      • Akordeon Eğitimi
      • Flüt Eğitimi
      • Kanun Eğitimi
      • Saksafon Eğitimi
      • Org Eğitimi
      • Ud Eğitimi
      • Solfej Eğitimi
      • Klarnet Eğitimi
      • Viyolonsel (Çello) Eğitimi
    • Görsel Sanatlar
      • Resim Kursları
      • Kara Kalem
      • Karikatür
      • Fotoğraf
    • Sahne Sanatları
      • Tiyatro
      • Diksiyon
      • Senaryo ve Kısa Film
      • Yaratıcı Drama
      • Yaratıcı Drama Liderliği
      • Yetişkinler için Drama
    • Dans Kursları
      • Bale
      • Halk Dansları (Folklor) Kursu
      • Modern Dans
      • Hip Hop
        • Çocuk HipHop Dans
        • Yetişkin HipHop Dans
      • Oryantal dans kursu
        • Zumba
      • Düğün Dansı
      • Latin Dansları
        • Tango
        • Salsa
        • Swing – Lindy Hop
        • Vals
        • Bachata
        • Samba
        • Lambada
        • Rumba
        • Cha Cha
        • Flamenko
        • Merenge
    • Koro
      • Türk Halk Müziği
      • Türk Sanat Müziği
  • Kurumsal
    • About Us
    • Basında Biz
    • Haberler
    • Akademik Yazılar
  • İletişim
  • Menu Menu
  • Link to Facebook
  • Link to Instagram
  • Link to Mail

Şunun için etiket arşivi: kabul

Sanat Haberleri

Tarihte Bugün Ne Oldu 4 Nisan

tarihte-bugun-ne-oldu4 Nisan, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 94. (artık yıllarda 95.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 271 gün vardır.

Olaylar

  • 1581 – Francis Drake dünya turunu tamamladı ve I. Elizabeth tarafından şövalyelikle ödüllendirildi.
  • 1814 – Napolyon tahtından ilk defa çekildi.
  • 1905 – Hindistan’daki depremde yaklaşık 20.000 kişi hayatını kaybetti.
  • 1929 – İstanbul’da düzenlenen Yerli Malı Kullanma ve Koruma Toplantısı’nda gençlik, yerli malı kullanmaya yemin etti.
  • 1941 – Irak’da eski başbakan Raşit Ali bir darbeyle iktidarı ele geçirdi.
  • 1949 – NATO kuruldu. Washington’da ABD, Belçika, Danimarka, Fransa, Lüksemburg, Norveç ve Portekiz, Kuzey Atlantik Paktı Örgütünün (NATO) kuruluşunu onaylayan antlaşmayı imzaladı.
  • 1953 – Deniz Kuvvetleri’ne bağlı Dumlupınar denizaltısı, NATO tatbikatından dönerken Çanakkale Boğazı’nda İsveç gemisi Naboland’la çarpışarak battı; 81 Türk denizcisinin şehit olduğu bu gün, Deniz Şehitlerini Anma Günü ilan edildi.
  • 1966 – Fransa’da NATO üslerine karşı çıkılınca Türkiye’deki üslerin durumu gündeme getirildi. Başbakan Süleyman Demirel, “Türkiye’de ABD üssü yoktur, tesisi vardır” dedi.
  • 1968 – Martin Luther King Jr. Memphis’te öldürüldü.
  • 1973 – 11 Eylül 2001’deki saldırılar sonucu yıkılan Dünya Ticaret Merkezi açıldı. Temelleri 1966’da atılan, inşaatına 1968’de başlanılan ve 37 milyon dolara mal olan binanın mimarı Minuori Yamasaki idi.
  • 1974 – Türk Hükümeti, Yunan karasularının 12 mile çıkarılmasını kabul etmeyeceğini, Ege’nin bir Yunan gölü haline getirilmesinin söz konusu olamayacağını, diplomatik kanallarla Yunanistan’a bildirdi.
  • 1975 – Microsoft şirketi Bill Gates ve Paul Allen ortaklığında kuruldu.
  • 1979 – Pakistan başkanı Zülfikar Ali Butto asılarak idam edildi.
  • 1985 – Balıkesir’de eğitim uçuşu yapan bir uçak, marangozlar sitesine düştü. Uçağın iki pilotu ile 14 kişi öldü, 21 kişi yaralandı.
  • 1988 – 7. Uluslararası İstanbul Sinema Günleri’nde iki filmin gösterilmesi müstehcenlik ve İslam’a aykırılık nedeniyle yasaklandı.
  • 1990 – Ankara Devlet Tiyatrosu İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi açıldı.
  • 1991 – Özel üniversitelere şartlı izin verildi.
  • 1997 – Politikaya atılan kadınları desteklemek amacıyla bir grup kadının öncülüğünde “Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği” (KADER) kuruldu.
  • 2001 – Yargıtay Altıncı Ceza Dairesi, İtalya’dan Türkiye’ye iade edilen Mehmet Ali Ağca’nın gasp suçundan 7 yıl 2 ay ağır hapis cezasına mahkûm edildiği kararı onadı.
  • 2002 – PKK, birçok Avrupa ülkesinde, yasaklanmasının ardından adını KADEK (Kürdistan Demokrasi ve Özgürlük Kongresi) olarak değiştirdi.
  • 2003 – Yargıtay Sekizinci Ceza Dairesi, Manisalı gençler davasında biri başkomiser 10 polisin, 60 ile 130 ay arasında değişen hapis cezalarına çarptırılmalarına ilişkin kararı onadı.
  • 2004 – Konyaspor Teknik Direktörü Tevfik Lav, Manisa yakınlarında geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti.
  • 2004 – Almanya Alevi Kadınlar Birliği, “25 Dilde Kadın Türküsü” adıyla festival düzenledi. Konserde 500 kadın aynı anda saz çalarken 300 kadın şarkı söyledi.
  • 2006 – 4 Nisan Mayın Bilincini Geliştirme Günü kapsamında ilk kez eylemler yapıldı. Gün BM tarafından 8 Aralık 2005 tarihinde ilan edilmişti.

Doğumlar

  • 186 – Caracalla, Roma imparatoru (ö. 217)
  • 1802 – Dorothea Dix, ABD’li toplumsal reformcu ve hümanist (ö. 1887)
  • 1846 – Comte de Lautréamont, Fransız yazar (ö. 1870)
  • 1858 – Remy de Gourmont, Fransız şair (ö. 1915)
  • 1884 – Isoroku Yamamoto, Japanese naval commander (ö. 1943)
  • 1914 – Marguerite Duras, Fransız yazar (ö. 1996)
  • 1915 – Muddy Waters, ABD’li müzisyen (ö. 1983)
  • 1915 – Lars Ahlin, İsveçli yazar (ö. 1997)
  • 1920 – Éric Rohmer, Fransız yönetmen (ö. 2010)
  • 1932 – Anthony Perkins, ABD’li aktör (ö. 1992)
  • 1932 – Andrei Tarkovsky, Sovyet yönetmen (ö. 1986)
  • 1949 – Abdullah Öcalan, PKK’nın kurucusu ve lideri
  • 1952 – Gary Moore, İrlandalı gitarist (Thin Lizzy)
  • 1957 – Aki Kaurismäki, Fin yönetmen
  • 1960 – Hugo Weaving, Nijerya doğumlu, İngiliz asıllı Avusturalyalı aktör
  • 1963 – Nuri Adıyeke, Girit asıllı Türk Osmanlı Dönemi tarihçisi
  • 1965 – Robert Downey, Jr., ABD’li aktör
  • 1970 – Barry Pepper, ABD’li oyuncu.
  • 1970 – Yelena Yelesina, Rus yüksek atlamacı
  • 1970 – Çağan Irmak, Türk yönetmen
  • 1976 – Emerson Ferreira da Rosa, Brezilyalı futbolcu.
  • 1976 – Pattie Mallette, Kanadalı şarkıcı Justin Bieber’ın annesi.
  • 1979 – Heath Ledger, Avustralyalı Oskar’lı aktör (ö. 2008)
  • 1983 – Ben Gordon, ABD’li basketbolcu
  • 1984 – Arkady Vyatchanin, Rus yüzücü
  • 1985 – Rudy Fernández, İspanyol basketbolcu
  • 1986 – Aiden McGeady, İrlandalı futbolcu
  • 1991 – Jamie Lynn Spears, ABD’li aktris ve şarkıcı
  • 1992 – Alexa Nikolas, ABD’li aktris
  • 1992 – Christina Metaxa, Kıbrıslı Rum şarkıcı
  • 1996 – Austin Mahone, ABD’li pop şarkıcısı

Ölümler

  • 1617 – John Napier, İskoçyalı logaritmayı bulan matematikçi (d. 1550)
  • 1774 – Oliver Goldsmith, İrlandalı yazar, şair (d. 1728)
  • 1841 – William Henry Harrison, ABD’li General ve 9. Amerika Birleşik Devletleri başkanı (d. 1773)
  • 1870 – Heinrich Gustav Magnus, Alman kimyacı ve fizikçi (d. 1802)
  • 1878 – Richard Brewer, ABD’li kovboy ve kanun kaçağı (d. 1850)
  • 1919 – William Crookes, İngiliz kimyacı ve fizikçi (d. 1832)
  • 1923 – John Venn, İngiliz matematikçi (d. 1834)
  • 1929 – Karl Benz, Alman makine mühendisi ve motor tasarımcısı (d. 1844)
  • 1931 – André Michelin, Fransız mühendis ve sanayici (d. 1853)
  • 1932 – Wilhelm Ostwald, Alman kimyacı, Nobel Kimya Ödülü sahibi (d. 1853)
  • 1941 – Emine Nazikeda, Sultan Mehmed Vahdettin Han eşi ve Baş Kadınefendi (d. 9 Ekim 1866).
  • 1968 – Martin Luther King, Jr., Nobel Barış Ödülü’lü Afrikalı-Amerikalı Baptist papaz ve Amerikan yurttaş hakları hareketi önderi (d. 1929)
  • 1979 – Zülfikar Ali Butto, Pakistan başbakanı (d. 1928)
  • 1983 – Gloria Swanson, ABD’li aktris (d. 1897)
  • 1986 – Simone de Beauvoir, Fransız yazar ve düşünür (d. 1908)
  • 1991 – Max Frisch, İsviçreli yazar (d. 1911)
  • 1992 – Muammer Hacıoğlu, Türk şair (d. 1945)
  • 1997 – Alparslan Türkeş, Türk asker ve siyaset adamı (d. 1917)
  • 2004 – Tevfik Lav, Türk teknik direktör (d. 1959)
  • 2007 – Bob Clark, ABD’li film yönetmeni (d. 1941)

Tatiller ve Özel Günler

  • NATO Günü
  • Mayın Bilinci Geliştirme Günü
04 Nisan 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/tarihte-bugun-ne-oldu5.jpg 1067 1600 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-04-04 13:36:592015-04-04 13:36:59Tarihte Bugün Ne Oldu 4 Nisan
Sanat Haberleri

Tarihte Bugün Ne Oldu 3 Nisan

tarihte-bugun-ne-oldu3 Nisan, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 93. (artık yıllarda 94.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 272 gün vardır.

Olaylar

  • 1559 – İtalya Savaşı’nı bitiren barış anlaşması imzalandı.
  • 1879 – Rus ordusu tarafından alınan Osmanlı toprağı Sofya, Bulgaristan’ın başkenti ilan edildi.
  • 1906 – Lumiere Kardeşler renkli fotoğrafı icat etti.
  • 1918 – Çaldıran ve Saray’ın düşman işgalinden kurtuluşu.
  • 1922 – Josef Stalin ilk Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri oldu.
  • 1930 – Türk kadınlarına belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanıyan yeni Belediyeler Kanunu kabul edildi.
  • 1937 – 1961’e kadar, Türkiye’nin tek demir-çelik üreticisi olarak kalan Karabük Demir Çelik Fabrikaları’nın temeli, Başbakan İsmet İnönü tarafından, Zonguldak’ın Karabük köyünde atıldı.
  • 1948 – ABD Başkanı Harry Truman, ekonomik yardımları içeren Marshall Planı’nı imzaladı.
  • 1951 – İstanbul bir kumarhanede yakalanan Büyük Doğu dergisinin sahibi Necip Fazıl Kısakürek 30 lira para cezasına çarptırıldı.
  • 1954 – Adana’da, THY’na ait bir uçak düştü, 25 kişi öldü. Kazada arkeolog, felsefeci ve siyaset adamı Remzi Oğuz Arık da 55 yaşında yaşamını yitirdi.
  • 1958 – 3 bin nükleer karşıtı protestocu Londra’dan Atom Silahları Araştırma Kuruluşu’na doğru yürüdü.
  • 1960 – Moskova’da Bolşoy Tiyatrosu’nda sahneye çıkan opera sanatçısı Leyla Gencer, Verdi’nin ‘La Traviata’ adlı yapıtında büyük başarı kazandı.
  • 1963 – 27 Mayıs, Hürriyet ve Anayasa Bayramı olarak ilan edildi.
  • 1986 – IBM ilk laptop bilgisayarlarını tanıttı.
  • 1992 – Ankara’nın Çankaya ilçesi kaymakamlığına vekil olarak atanan Azize Düşer, Türkiye’nin ilk kadın kaymakamı oldu.
  • 2007 – Fransa’da hızlı tren, deneme sürüşünde saatte 574,8 km hıza erişerek dünya rekoru kırdı.

Doğumlar

  • 1783 – Washington Irving, ABD’li yazar, denemeci, biyografi yazarı ve tarihçi (ö. 1859)
  • 1881 – Alcide De Gasperi, İtalya Cumhuriyeti İlk başbakanı, devlet adamı ve politikacı (ö. 1954)
  • 1894 – Neva Gerber, ABD’li Aktör (ö. 1974)
  • 1915 – İhsan Doğramacı, Iraklı Türkmen ilk YÖK başkanı, doktor ve akademisyen (ö. 2010)
  • 1921 – Darío Moreno, Yahudi asıllı Türk sözyazarı ve şarkıcı (ö. 1968)
  • 1922 – Doris Day, ABD’li Aktör ve yapımcı
  • 1924 – Marlon Brando, ABD’li Aktör (ö. 2004)
  • 1927 – Fethi Naci, Türk yazar ve eleştirmen (ö. 2008)
  • 1930 – Helmut Kohl, Almanya başbakanı
  • 1934 – Jane Goodall, İngiliz primatolog, etolog ve antropolog
  • 1935 – Ahmet Yüksel Özemre, ilk Türk atom mühendisi, akademisyen ve yazar (ö. 2008)
  • 1958 – Alec Baldwin, ABD’li Aktör
  • 1961 – Eddie Murphy, ABD’li Aktör ve komedyen
  • 1963 – Criss Oliva, ABD’li müzisyen (ö. 1993)
  • 1972 – Sandrine Testud, Fransız tenisçi
  • 1978 – Matthew Goode, İngiliz Aktör
  • 1978 – Tommy Haas, Alman tenisçi
  • 1982 – Fler, Alman şarkıcı
  • 1982 – Cobie Smulders, Kanadalı Aktris
  • 1984 – Maxi López, Arjantinli futbolcu
  • 1985 – Jari-Matti Latvala, Fin Dünya Ralli Şampiyonası pilotu
  • 1985 – Leona Lewis, İngiliz şarkıcı
  • 1986 – Amanda Bynes, ABD’li Aktris
  • 1992 – Yuliya Efimova, Rus yüzücü

Ölümler

  • 1882 – Jesse James, Amerikalı haydut, (d. 1847)
  • 1897 – Johannes Brahms, Alman besteci (d. 1833)
  • 1950 – Kurt Weill, Alman besteci (d. 1900)
  • 1954 – Remzi Oğuz Arık, Türk arkeolog, yazar ve siyaset adamı (d. 1899)
  • 1982 – Warren Oates, ABD’li aktör (d. 1928)
  • 1990 – Sarah Vaughan, ABD’li şarkıcı (d. 1924)
  • 1991 – Graham Greene, İngiliz yazar (d. 1904)
  • 2000 – Terence McKenna, ABD’li yazar ve filozof (d. 1946)
  • 2015 – Kayahan, Türk pop şarkıcısı, besteci ve söz yazarı (d. 1949)
03 Nisan 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/tarihte-bugun-ne-oldu5.jpg 1067 1600 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-04-03 14:59:392015-04-03 14:59:39Tarihte Bugün Ne Oldu 3 Nisan
Sanat Haberleri

Tarihte Bugün Ne Oldu 28 Mart

tarihte-bugun-ne-oldu28 Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 87. (artık yıllarda 88.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 278 gün vardır.

Olaylar

  • 1854 – Kırım Savaşı: Fransa Rusya’ya savaş açtı.
  • 1918 – Olur’un düşman işgalinden kurtuluşu.
  • 1930 – Türkiye hükûmeti yabancı ülkelerden Türkiye’deki şehirleri için Türkçe adlarını kullanmalarını resmen talep etti. Bu tarihten sonra posta idaresi Angora veyaConstatinople olarak adreslenmiş mektupları Ankara ve İstanbul’a ulaştırmadı (bkz. Ankara (isim)).
  • 1933 – Hitler, Yahudileri ve Yahudilere ait mağazaları boykot için emir verdi.
  • 1939 – Madrid, General Francisco Franco’nun güçlerinin eline düştü. İspanya İç Savaşı sona erdi.
  • 1944 – Adapazarı ve civarında 2.831 kişinin öldüğü bir deprem oldu. Mısır Kralı Faruk deprem felaketzedelerine 1000 Mısır lirası yardımda bulundu.
  • 1946 – Juan Peron, Arjantin Cumhurbaşkanı oldu.
  • 1947 – Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu kuruldu.
  • 1961 – Türkiye’de Anayasa’nın halkoyuna sunulması hakkındaki kanun kabul edildi.
  • 1962 – Türkiye’de Ekim 1960’da askeri yönetimce görevlerinden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesinin görevlerine dönmelerine olanak sağlayan kanun, TBMM’de kabul edildi.
  • 1963 – 22 Mart’ta sağlık nedenleriyle tahliye edilen eski Cumhurbaşkanı Celâl Bayar’ın serbest bırakılması tepkilere yol açınca cezasının ertelenmesine ilişkin karar kaldırıldı
  • 1965 – Amerika Birleşik Devletleri’nde Alabama’da Martin Luther King’in önderliğinde 25 bin kişi sivil haklar için yürüdü.
  • 1966 – Cemal Gürsel’in cumhurbaşkanlığı süresi bitti, yerine Cevdet Sunay cumhurbaşkanı seçildi.
  • 1970 – Ege Bölgesi’nde şiddetli bir deprem oldu. Kütahya’nın Gediz ilçesinde evlerin yüzde 80’i yıkıldı, 1086 kişi öldü.
  • 1973 – Cevdet Sunay’ın cumhurbaşkanlığı süresi bitti.
  • 1980 – Kayseri’nin Develi ilçesine bağlı Ayvazhacı köyünde, sel nedeniyle meydana gelen toprak kayması sonucunda 60 kişi öldü.
  • 2006- Diyarbakır’da gerçekleştirilen cenaze törenine polisin müdahalesi sonucu başlayan 4 gün süren olaylar sonucunda 14 kişi yaşamını yitirdi.

Doğumlar

  • 1592 – Jan Amos Comenius, Çek yazar (ö. 1670)
  • 1819 – Sir Joseph Bazalgette, İngiliz başmühendis (ö. 1891)
  • 1862 – Aristide Briand, Fransız politikacı, Nobel Barış Ödülü sahibi (ö. 1932)
  • 1868 – Maksim Gorki, Rus, sosyalist yazar (ö. 1936)
  • 1887 – Dimcho Debelyanov, Bulgar şair (ö. 1916)
  • 1897 – Sepp Herberger, Alman futbolcu ve antrenör (ö. 1977)
  • 1899 – Ernst Lindemann, İngiliz Albay (ö. 1941)
  • 1914 – Bohumil Hrabal Çek yazar (ö. 1997)
  • 1928 – Zbigniew Brzezinski, ABD’li politikacı
  • 1930 – Mustafa Eremektar, Türk karikatürist (ö. 2000)
  • 1936 – Mario Vargas Llosa, Perulu yazar
  • 1941 – Alf Clausen, Amerikalı orkestra şefi
  • 1942 – Daniel Dennett, Amerikalı felsefeci
  • 1944 – Rick Barry, Amerikalı basketbolcu
  • 1948 – Dianne Wiest, Amerikalı aktris
  • 1955 – Reba McEntire, Amerikalı country müzik şarkıcısı ve oyuncu
  • 1970 – Vince Vaughn, Amerikalı aktör
  • 1973 – Eddie Fatu, WWE güreşçisi (ö. 2009)
  • 1975 – Iván Helguera, İspanyol futbolcu
  • 1975 – Alper Yılmaz, Türk basketbolcu
  • 1977 – Devin Stiker, Amerikalı porno yıldızı
  • 1980 – Gökhan Kalafat, Türk karikatürist
  • 1981 – Julia Stiles, Amerikalı aktris
  • 1984 – Christopher Samba, Fransa doğumlu futbolcu
  • 1986 – Barbora Strýcová, Çek tennis oyuncusu
  • 1986 – Lady Gaga, Amerikalı sözyazarı,şarkıcı,müzisyen
  • 1990 – Ekaterina Bobrova, Rus buz patenci
  • 1991 – Amy Bruckner, Amerikalı aktris

Ölümler

  • 193 – Pertinax, Roma İmparatoru (d. 126)
  • 1920- Şahin Bey, Türk Kuvayı Milliyeci (d. 1877)
  • 1794 – Marquis de Condorcet, Fransız matematikçi ve filozof (d. 1743)
  • 1881 – Modest Mussorgsky, Rus besteci (d. 1839)
  • 1936 – Archibal Garrod, İngiliz hekim (d. 1857)
  • 1941 – Virginia Woolf, İngiliz yazar (d. 1882)
  • 1942 – Miguel Hernández, İspanyol şair, hapishanede öldü (b. 1910)
  • 1943 – Sergey Rahmaninov, Rus besteci (d. 1873)
  • 1953 – Jim Thorpe, ABD’li sporcu (d. 1887)
  • 1967 – Ethem İzzet Benice, Türk gazeteci ve yazar (d. 1903)
  • 1969 – Dwight D. Eisenhower, ABD’li asker ve politikacı (d. 1890)
  • 1969 – Ömer Faruk Efendi, son Osmanlı halifesi II. Abdülmecit’in oğlu ve bir dönem Fenerbahçe başkanlığı yapmıştır (d. 1898)
  • 1985 – Marc Chagall, Rus asıllı Fransız ressam (d. 1887)
  • 1994 – Eugène Ionesco, Romanya asıllı Fransız oyun yazarı (d. 1909)
  • 2000 – Mustafa Eremektar, Türk karikatürist (d. 1930)
  • 2004 – Peter Ustinov, İngiliz oyuncu, yönetmen ve yazar (d. 1921)
  • 2006 – Caspar Weinberger, ABD Savunma Bakanı (d. 1917)
  • 2011 – Cüneyt Çalışkur, Türk sanatçı ve oyun yazarı (d. 1954)

Tatiller ve Özel Günler

  • Slovakya, Çek Cumhuriyeti – Öğretmenler Günü
28 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/tarihte-bugun-ne-oldu4.jpg 1067 1600 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-28 12:33:252015-03-28 12:33:25Tarihte Bugün Ne Oldu 28 Mart
Sanat Haberleri

Ankara’da Picasso, Dali ve Abidin Dino’nun ‘elleri’

picassoÇankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi (ÇSM) Avrupa’nın en önemli koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor.

Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi (ÇSM) Avrupa’nın en önemli koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor. Pablo Picasso, Auguste Rodin, Salvador Dali, Eugène Delacroix, Le Corbusier, Man Ray, Joseph Beuys, Georg Baselitz gibi dünya sanatına yön veren sanatçıların eserlerinin buluştuğu karma ‘Ellerin Büyüsü’ sergisi sanatseverlerin beğenisine sunuldu.

Dünyaca ünlü Alman koleksiyoner Prof. Dr. Hans Zilch’e ait “Ellerin Büyüsü” adlı karma sergi Ankaralılarla buluştu. Çankaya Belediyesi’nin Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde açılan sergide 15’i heykel olmak üzere 160 eser bulunuyor. Sergide Türkiye’den sanatçıların ‘el’ konulu çalışmaları da bulunuyor. Türkiye’de Almanya’ya göçünün 50. yıldönümü kutlamalarında sergisinin küratör İbrahim Karaoğlu tarafından görülmesi ve beğenilmesi üzerine Türkiye’de gezici bir sergi açılmasını kabul eden Prof. Zilch’in 30 yılda bir araya getirdiği eserlerden oluşuyor. Ellerin Büyüsü koleksiyonu, kısa bir süre önce İzmir’de, şimdi de Ankara’da ardından da İstanbul ve Antalyalı sanatseverlerle buluşacak. Ankara için bir ilk olan Ellerin Büyüsü 31 Mart 2015 tarihine dek gezilebilir.

EL CERRAHININ BİRİKİMİ AVRUPA’NIN EN ÖNEMLİ KOLEKSİYONU OLDU

Dünyaca ünlü Alman Plastik Cerrahı Prof. Dr. Hans Zilch, ellerin cazibesini meslek yaşamına son verdikten sonra da sanat eserleri ile yaşatmaya karar verir. Pablo Picasso, Auguste Rodin, Salvador Dali, Eugène Delacroix, Le Corbusier, Man Ray, Joseph Beuys, Georg Baselitz gibi dünya sanatına yön veren sanatçıların eserlerinin yanı sıra Türkiyeli sanatçıların eserlerine de ilgi duyar. Elin oluşumu ve beynin gelişiminin paralellik gösterdiğine dikkat çeken Zilch, iki organın kendisini çok etkilediğini ve Ellerin Büyüsü fikrinin böyle ortaya çıktığını söylüyor. İlk kez Berlin Üniversitesi’nde hocalık yaparken ellerle ilgili çalışmaları biriktirmeye başlayan Zilch, Picasso eserlerinden sonra orijinal eserler toplamaya başlamış.

Ellerin Büyüsü sergisinin proje direktörlüğünü Fahri Özdemir, genel sanat yönetmenliğini Kağan Batır, küratörlüğünü ise İbrahim Karaoğlu ve Michael Maske yapıyor.

20 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/picasso.jpg 675 450 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-20 15:57:352015-03-20 15:57:35Ankara’da Picasso, Dali ve Abidin Dino’nun ‘elleri’
Sanat Haberleri

Dünya haritasının doğruluğundan emin misiniz?

Eminseniz isterseniz aşağıda 7 madde halinde verilen metni okuyup tekrar düşünün!

Bize sürekli gösterilen harita..

Bize sürekli gösterilen harita..

Dünyamız, her zaman küresel güçlerin mücadelesine sahne olmuştur. Medya, ekonomi, siyaset ve popüler kültür bu mücadelenin en çetin savaşlarının yaşandığı alanlardır. Bu sefer sizi çok farklı bir arenaya götürüyoruz. Dünya haritasına bakış açınızı değiştirecek bir gerçeğin ardındaki komplo teorilerine inanamayacaksınız. İşte 7 maddede dünya haritasının ardında yatan sır!

eski tip harita

Merkatör Projeksiyonunu daha önce duymuş muydunuz? Günümüzde hemen her okulda, kurumda ve daha bir çok alanda karşılaşabileceğiniz dünya haritalarının tamamı Merkatör Projeksiyonu esas alınarak çizilen haritalardır. Ve işin doğrusunu söylemek gerekirse, dünyanın doğru kabul edilen en büyük ve yaygın yalanıdır. Merkatör Projeksiyonu, son derece yanlış hesaplamalarla çizilen haritalar ortaya koyar. Sadece ekvator çizgisi hizasında doğru sonuçlar verebilen harita, kuzey ve güney uçlarda gerçeği yansıtmayan ölçümler ortaya koyar.

1500’lü yıllarda ortaya atılan bu harita türü, her ne kadar teknik imkansızlıklardan ortaya çıkmış masum bir hata gibi görünse de aslında büyük bir propaganda malzemesidir. Çünkü ilerleyen yıllarda doğru ölçümlerle oluşturulan haritalar, kabul görmemiş ve Merkatör Projeksiyonu kullanılmaya devam etmiş. Neden? Bilimsel her türlü gelişmeye kucak açan insanlık, neden Merkatör Projeksiyonu gibi ilkel, teknik hatalarla dolu bir ölçüme bağlı kalmış? Anlatacaklarımız komplo teorisi gibi görünebilir ancak bilimsel veriler yüzlerce yıllık bir yalanı tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

1. Gerçeklerin gün ışığına çıkması

uzaydan dünya

Büyük yalan ilk önce, kaşifler tarafından fark ediliyor. Ölçeklendirmesi hakkında net bilgiler verilmeyen Merkatör Projeksiyonunu esas alarak Dünyayı gezmek için denizlere açılan yüzlerce amatör kaşif, gittikleri yerlerde garipliklerle karşılaşıyorlar. Grönland’ın güney kıyılarına yanaşan gemilerden inen kaşifler kuzeye doğru ‘uzun’ bir yolculuğa çıktıklarını düşünüyorlar ancak yolculuk sandıklarından çok kısa sürüyor. Benzer şekilde Orta Afrika’da keşfe çıkan gruplar Merkatör Projeksiyonuyla hazırlanmış haritalara göre yaptıkları yolculukta, Ümit Burnu’na hesapladıkları sürede bir türlü varamıyorlar. İlk defa kafalarda soru işareti uyandıran tespitler bazı konferanslarda dile getirilince, haritalara paralel ve meridyenler eklenerek, kuzey ve güneydeki paralel-meridyen aralıklarının boyutu büyültülüyor. Böylece haritalar çok dikkat çekmeyen çizgilerle gerçek bir görünüm sunuyormuş gibi şekillendiriliyor. Ancak yine de haritada bir şeylerin yanlış olduğu çeşitli kesimlerce iddia edilse de, geçiştiriliyor.

James Gall

James Gall

 

Geçiştirilen iddialar, sadece kaşiflerin değil astronomların da ilgisini çekiyor. İskoç astronom James Gall’ın 19. yüzyılda yaptığı çalışmalar sonrasında, haritacılar Merkatör Projeksiyon haritaların altına bir not düşmek zorunda kalıyorlar; “Güney Amerika Grönland’ın 5 katı büyüklüğündedir”. Bu ufak detay başlarda kimsenin ilgisini çekmiyor. Çekse de üstünde çok fazla düşünülmüyor. Ta ki, aradan 100 yıl geçene kadar.Arno Peters

Arno Peters

Sene 1974. Dünya 400 yıla yakın bir süredir inandırılan bir yalanın peşinde dünyayı tanımaya çalışıyor. Geçmişinde film yapımcılığı gibi işler bulunan, Berlin doğumlu Alman bilim adamı Arno Peters, Avrupa merkezli dünya fikri üzerine tezler üzerine çalışıyor. Çalışmalarında dikkatini antik haritalar üstüne yönlendiriyor. Antik çağlardaki kaşiflerin haritalarının tümünün, bilinen dünya haritasından belli başlı özelliklerle farklılaşması garibine gidiyor. “Hepsi yanılmış olamaz” diyor Peters ve mevcut dünya haritasını mercek altına alıyor. Peters, James Gall’ın çalışmaları üstünden en doğru harita projeksiyonunu hazırlamak için kolları sıvıyor. Ortaya çıkan sonuç sarsıcı boyutlarda oluyor. Bilinen dünya haritasının önemli bir bölümünün yalandan ibaret olduğu anlaşılıyor.

2. Yanlışta ısrar

asıl dünya haritası

 

1974 yılında Peters, çalışmalarını dünya ile paylaşıyor. Gerçek dünya haritası yukarıda gördüğümüz şekilde ortaya koyuluyor. Peters’ın geliştirdiği Peters-Galls Projeksiyonu bilim çevrelerince dünyanın en doğru haritası olarak kabul ediliyor. Peters’ın hazırladığı haritalar dünyaya yayılmak üzere 80 milyon adet basılıyor. Ama bu haritalar; ne okullara, ne kurumlara girebiliyor ne de medya tarafından yayınlanıyor. 1989 yılında Peters, “Peters’ın Dünya Atlası” adında bir harita kitabı da bastırıyor ancak kitap da kitlelere bir türlü ulaşamıyor. Dünya ortaya çıkan bir gerçeği görmezden geliyor ve yalanda ısrar ediyor. Merkatör Projeksiyonlu haritalar dünyanın yüzü olarak nesilden nesile aktarılmaya devam ediyor.

3. Merkatör Projeksiyonu’nun asıl sorunu

 

MARKATÖR

 

Merkatör Projeksiyonu temel sorun olarak, küre şeklinde bir cismin düzleme çevrilirken yaşadığı eğilmeler ve bükülmelerle karşılaştığı için yanıltıcı bilgiler verir. Ya da bize öyle söylenir çünkü masum görünen bu eğilme ve bükülmeler doğal değildir. Eğilip bükülmeler kuzey ve güneydeki alanların olduğundan büyük görünmesini sağlayabilir ancak asla orta alanlarda daralmaya sebep olmaz. Merkatör Projeksiyonu, kuzey ve güneydeki alanları abartılı bir şekilde büyük göstermekle kalmaz, Afrika gibi dünyanın ortasında yer alan devasa bir kıtayı da olduğundan daha küçük gösterir. Merkatör Projeksiyonun asıl sorunu geometri değil, propagandadır. Batı dünyasının propagandasına maruz kalmış bir dünyanın eğilip bükülüşünün kanlı canlı kanıtıdır!

4. Büyük Propaganda

SİYASİ HARİTA

 

Peki Merkatör Projeksiyonu kimin işine yarıyor? Ya da bu yalanı kabul etmek kimin işine geliyor? İşte size örnekler:

Kanada

Merkatör projeksiyonuna göre Kanada, ABD’nin Kuzeyinde devasa bir ülke gibi duruyor. Ama gerçek boyutlarında dünyanın kuzeyine sıkışmış bir ülke görünümünde.

ABD

Merkatör Projeksiyonunda Kuzey Amerika Güney Amerika ile hemen hemen aynu hatta daha büyük bir kıta konumunda. Ancak gerçekte Güney Amerika, Kuzey Amerika’dan gözle görülür bir şekilde daha büyük. ABD’de bu ölçeklendirme içinde Güney Amerika’nın karşısında daha küçük görünüyor.

İngiltere

Merkatör Projeksiyonu, İngiltere’yi Dünya’ya hakim bir noktaya konumlandırır. Gerçek dünya haritasında ise İngiltere kuzeydenizinde bir ada gibi görünmekte.

Avrupa

Dünyanın küresel gücü ABD değil mi? Merkatör Projeksiyonu’na göre dünya ABD merkezli gibi olması gerekmez mi? Ama bir zamanlar dünyanın küresel gücü Avrupa ülkeleriydi. Merkatör Projeksiyonuna bakarsanız, Avrupa ülkeleri dünyanın merkezinde durur. Gerçek Dünya haritasında ise merkezde Kuzey Afrika ila Orta Afrika civarında bir bölge duruyor.

Rusya

Topraklarının büyük çoğunluğunu Sibirya’nın karlar altındaki arazilerinin oluşturduğu Rusya, Merkatör Projeksiyonunda korkunç boyutlarda büyük görünüyor. Ama Gerçek dünya haritasında Asya’nın kuzeyinde bir çizgiden ibaret.

Baltık Ülkeleri

Merkatör Projeksiyonu sayesinde daha gözle görülür bir alanda karşımıza çıkar Norveç, İsveç ve Finlandiya gibi ülkeler de aslında gerçek dünya haritasında kuzeye sıkışmış ülkeler konumundalar. Hatta bir baltık ülkesi olarak sayılan Danimarka bile Grönland sayesinde adını büyük harflerle dünyanın gözüne sokabiliyor. Dünya haritasında neredeyse Afrika’dan daha büyük duran Grönland, gerçek dünya haritasında ise kuzeye sıkışmış küçük bir ada görünümünde.

5. Ne yapılmaya çalışılıyor?

WORLDMAP

Peki Merkatör Projeksiyonuyla ne yapılmaya çalışılıyor? aslında bu haritanın ekmeğini yiyen ülkelere baktığımız zaman ne yapılmaya çalışıldığı son derece açık. Ama bir de “Markatörzede” ülkelere bakalım. Yalanlarla dolu bir haritadan kimler zararlı çıkıyor?

Afrika Ülkeleri:

Hemen hemen bütün Afrika ülkeleri gerçekte olduğundan çok daha küçük bir şekilde Merkatör Projeksiyonunda gösteriliyor, çünkü zaten Afrika kıtası bütünüyle küçültülmüş!

Çin:

Çin Merkatör haritasında bile zaten büyük bir ülke gözükürken, gerçek dünya haritasında aslında ne kadar büyük olduğunu daha rahat bir şekilde görebiliyoruz. Bu noktada Rusya’nın Çin ile arasındaki boyut dengesinde inanılmaz farklılıklar otraya çıkıyor.

Arap Yarım Adası:

Dünyaya dayatılan haritada Arap Yarım Adası olarak bilinen alanın ne kadar küçük olduğu gözlerden kaçmıyor. Gerçek dünya haritasında ise Arap Yarım Adasının büyüklüğü ortaya çıkıyor.

Meksika:

Aynı şekilde Merkatör Projeksiyonu Meksika’yı olduğundan daha küçük gösterme eğiliminde. Gerçek Dünya haritasına göre ise Meksika oldukça büyük bir alan kaplıyor.

İran ve Hindistan:

İran ve Hindistan da gerçek dünya haritasında, dayatılmaya çalışılan haritaya oranla daha büyük bir alanı kaplıyor.

Güney Amerika:

Güney Amerika kıta halinde, Kuzey Amerika’dan daha büyük bir alanı kapladığı halde, Merkatör Projeksiyonuyla yapılan haritalarda abartılmış bir Grönland adasıyla birlikte Kuzey Amerika, Güney Amerika’dan daha büyük gözükmekte.

6. Bölgeler Arası Denge

Haritalar

Kıtalara mevcut dayatılan harita üzerinden objektif bir yorumla bakacak olursak; Büyük bir Rusya, büyük bir Kuzey Amerika, küçük ama merkezde bir Avrupa, bastırılmış bir Afrika ve sıkıştırılmış bir Ortadoğu görüyoruz. Dünyayı politik açıdan değerlendirecek olursanız hemen hemen aynı yorumu yapabilirsiniz. Coğrafi olarak olmasa da politik açıdan gerçekleri yansıtan bir harita karşımızda durmuyor mu? Peki ya dünyaya egemen olan politika, gerçek dünya haritasıyla paralel doğrultuda olsaydı, nasıl bir dünyada yaşıyor olurduk ve dünyaya hangi güçler egemen olurdu?

7. Sonuç

dunya-haritasi

Dayatılmaya çalışılan dünya haritasında büyük gözüken ülkelerle, gerçek dünya haritasında büyük gözüken ülkeleri karşılaştırdığımız zaman ortaya çıkan sonuçlara baktığımız zaman ister propaganda olarak tanımlayın isterseniz komplo teorisi, büyük bir kandırmacaya hala inanıyor olduğumuz yadsınamaz bir gerçek.

Ülkelerin tam yüz ölçümü için tıklayınız.

Kaynak : radikal.com.tr

15 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/Arno-Peters.jpeg 702 871 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-15 15:18:182015-03-15 16:07:16Dünya haritasının doğruluğundan emin misiniz?
Sanat Haberleri

3. Kısa Film Yarışması Başvuruları Başladı

cevre-film-festivaliÇevre Film Festivali tarafından “Yeşil Barış Hareketi ile Limasol Sosyal Sorumluluk Kurumu’nun, çevre sorunlarına dikkat çekip, çözümlerini düşündürmek amacıyla düzenlediği “3.Kısa Film Yarışması”na başvurular başladı.”

Yarışma, Yeşil Barış Hareketi (YBH) Başkanı Doğan Sahir ile Limasol Bankası ve Sosyal Sorumluluk Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Kemaler’in bugün imza koyduğu protokolle duyuruldu.

Hüseyin Kemaler, Limasol Bankası Kültür Salonu’nda düzenlenen imza töreninde yaptığı konuşmada, üçüncü kez düzenlenecek yarışma için hala ilk günkü heyecanı yaşadıklarını belirtti. Kemaler, böyle güzel ve anlamlı bir etkinliğe sponsor olmaktan mutluluk duyduklarını söyleyerek, gelecekte organizasyonun daha da iyi olmasını temenni etti.

YBH Başkanı Doğan Sahir ise, yarışmanın düzenlenmesine katkı koyanlara teşekkür ederek, Limasol Bankası gibi köklü bir kurumun kendilerine destek olmasından gurur duyduklarını belirtti.

15 Mayıs tarihine kadar başvuru kabul edilecek yarışmanın şartnamesi ve katılım formu www.cevrefilmfestivali.com’dan indirilebilecek.  Yarışma başvuruları, Organize Sanayi Bölgesi’ndeki United Medya Group Tesisleri’nde Tayfun Çağra’ya veya K.T Devlet Tiyatroları’nda Ertaç Hazer’e ulaştırılabilir.

Limasol Türk Kooperatif Bankası’nın ana sponsorluğunda gerçekleştirilecek yarışma jürisi şu isimlerden oluşuyor:

“Sinema Sanatçısı-Uzman Ekolog Ediz Hun, Yönetmen Derviş Zaim, Limasol Türk Kooperatif Bankası Temsilcisi Özlem Kavaz Soykan, Çevre Mühendisi Yasemin Çobanoğlu, Yönetmen Mehmet İnan ve fotoğraf sanatçısı Buket Özatay”

22 Mayıs’ta toplanacak jürinin yapacağı değerlendirmede filmler derecelendirilecek ve 5 Haziran “Dünya Çevre Günü”nde AKM’de saat 19.00’da yapılacak törende sergi ve gösterimlerle ödüller sahiplerini bulacak.

Yarışmada, 1’incilik ödülü 5 bin TL, 2’incilik ödülü 4 bin TL, 3’üncülük ödülü 3 bin TL ve jüri özel ödülü de 1500 TL olarak açıklandı. Ayrıca tüm ödül alanlara kristal şilt de takdim edilecek.

Yarışmanın sponsorlarından İnnovia yetkilisi Halil Tüzünkan ise protokollerin imzalanması öncesinde yarışmaya katkı koyabilmekten mutlu olduklarını belirtti.

12 Mart 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/03/cevre-film-festivali.jpg 859 771 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-03-12 16:16:162015-03-12 16:16:163. Kısa Film Yarışması Başvuruları Başladı
Sanat Haberleri

Tarih Öncesi Dönemden 11 Mağara resim sanatı örneği

Sanatın bir çok işlevi olduğunu biliyoruz. Bazen geleceğe an bırakma, bazen kendini ifade, bazen içini dökme v.b. nasıl adlandırırsanız adlandırın insanlıkla beraber, görünürde hiç bir yaşamsal zorunluluk (!) olmadığı halde insanlar resim, müzik, heykel, dans, sözlü veya yazılı edebiyat ve daha pek çok dalda sanat eseri üretmişler. Hangi inanç ve kültürde olursa olsun sanatın var oluştan bu yana üretimini engellemek mümkün olmamıştır.

mağara dönemi

Her ne kadar bugün gazeteler düşen haberlere göre IŞİD veya daha öncesinde Afganistan’da El kaide veya daha başka toplumlarda birçok sanat dalı yasaklansa da sanatın varlığını kimse tamamen yok edemedi edemeyecekte. Bakalım sadece (!) yeme, içme, barınma, üreme ve hayatta kalma çabası içerisinde olan insanlar resim sanatına dair neler yapmışlar

1- Magura Mağarası (Bulgaristan)

1

 

Bulgaristan’ın Kuzeybatısında yer alan Magura Mağarası’ndaki bu çizimler günümüzden önce 8000 ila 4000 yıl öncesine tarihleniyor. Devasa mağarada, duvarlara çizilmiş en az 700 resim var. Dans eden ve avlanan insanlar, çeşitli vahşi hayvanlar bu tasvirlerden bazıları. Ayrıca bu resimlerin yarasa dışkısı ile çizilmesi de oldukça ilginç.

2- Eller mağarası (Arjantin)

2

Orijinal adıyla Cueva de las Manos, Arjantin’in güneyinde yer alıyor. Duvara betimlenen çizimlerin günümüzden önce 13.000 ila 9.000 yılları arasına tarihlendiği düşünülüyor. Mağara, ismini duvardaki el şablonlarından alıyor. Duvardaki ellerin genellikle sol el olması, ressamların sağ ellerinde püskürtme boruları tuttuklarını düşündürtüyor.

3- Bhimbetka (Hindistan)

3

Bhimbetka, Hindistan’ın merkezinde bulunan ve 600’den fazla resim olan bir mağara. Resimlerden en eskisi ise 12.000 yıl öncesine tarihleniyor. Genelde kırmızı ve beyaz boyalardan yapılmış fakat zaman zaman yeşil ve sarı renkler de görülüyor. Resimlerde mağarada yaşayan insanların hayatları tasvir edilmiş. Bunların yanı sıra, kaplanlar, aslanlar ve timsahlar gibi hayvanlar da resmedilmiş.

4- Serra da Capivara (Brezilya)

4

Serra da Capivara, Brezilya’da yer alan ve içinde birçok kaya sığınağı bulunan bir ulusal park. Resimlerin tarihleri 25.000 yıl öncesine kadar gidiyor. Ritüel sahneleri, avlanma sahneleri ve hayvanlar resmedilmiş. Resimlerin kabul edilen tarihi şu an için bir tartışma konusu çünkü insanların o bölgede yaşadığı zamanla çatışıyor.

5- Las Gaal (Somali)

5

Las Gaal, Somali’de bulunan dev bir mağara kompleksi. Buradaki mağara sanatının, Afrika Boynuzu olarak adlandırılan bölgenin en erken örneklerini oluşturduğu düşünülüyor. Günümüze kadar oldukça iyi korunarak gelen çizimlerde, tören cübbesi içinde inekler, insanlar, zürafalar ve evcilleştirilmiş köpekler betimlenmiş.

6- Acacus Dağları (Sahra Çölü)

6

Sahra Çölü’nde bir dağ dizisi. 14.000 yıl öncesine dayanan kaya sanatlarıyla ünlü. Buradaki çizimler oldukça ilginç çünkü çizimlerde yer alan ormanlara ve göllere bakıldığında bölge daha yağışlı bir yer gibi gösterilmiş.

7- Chauvet Mağarası (Fransa)

7

Fransa’nın güneyinde yer alan Chauvet Mağarası’ndaki çizimler 32.000 yıl öncesine kadar gidiyor. Mağara adını, 1994’te burayı keşfeden Jean-Marie Chauvet’den alıyor. Mağara, en önemli tarih öncesi sanatlarından biri olarak gösteriliyor ve 2014’te UNESCO tarafından Kültürel Miras Listesi’ne alındı.

8- Kakadu Kaya Çizimleri (Avustralya)

8

Avustralya’nın kuzeyinde yer alan Kakadu kaya çizimlerinden bazıları 20.000 yıl öncesine tarihleniyor. Kakatu Ulusal Parkı, Abarjin kaya sanatının büyük bir miktarını içeriyor. Bölgede neredeyse 5000’i aşkın sanat alanı bulunmuş durumda.

9- Altamira Mağarası (İspanya)

9

İspanya’nın kuzeyinde bulunan mağarada bulunan çizimler, ancak 19. yüzyılın sonlarında keşfedilebilmiş. Resimlerin oldukça yüksek kalitede ve iyi korunmuş olması tarihlendirmesini sorgulatmış olsa da daha sonra tarihlendirmesi kanıtlanmış.

10- Lascaux Mağarası (Fransa)

10

Fransa’nın güneyinde yer alan mağaradaki resimler 17.000 yaşında ve içlerinden bazıları dünyadaki en ünlü mağara sanatı oalrak kabul ediliyor. En ünlüsü ise “Boğaların Büyük Salonu” isimli resimdir. Bu resimde boğalar, atlar ve geyikler bulunur. Mağara şu anda ziyaretlere kapalıdır fakat ziyaretçiler için bir kopyası yapılmıştır.

11- Sulawesi Adası (Endonezya)

11

Endonezya’nın Sulawesi Adası’nda bir mağarada bulunan kaya resimlerinden olan el şablonları 40.000 yıl öncesine tarihleniyor. Domuzlar ve el şablonları resmedilmiş.

Kaynak : arkeofili.com

26 Şubat 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/02/mağara-dönemi.jpg 440 600 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-02-26 18:30:242015-02-26 18:31:07Tarih Öncesi Dönemden 11 Mağara resim sanatı örneği
Sanat Haberleri

Türk Mitolojisinde çok önemli 9 Hayvan ve 21 y.y. da Mitolijimize katılan son hayvanı merak etmiyor musunuz?

Türk mitolojisi, tarihi Türk halklarının inanmış oldukları mitolojik bütüne verilen isimdir. Eski efsaneler, Türk halklarının eski ortak inancı Tengricilikten öğeler taşımaktan ziyade sosyal ve kültürel temalarla doludur. Bunların bazıları sonradan İslâmî öğeler ile değiştirilmiştir.

Türk mitolojisi, birçok araştırmacıya göre aynı Tengricilik’te de olduğu gibi tek tanrıcı bir temelden, zamanla çok tanrıcı bir biçime doğru gelişmiştir. Ayrıca tarihi Türk halklarının temasa geçtikleri Zerdüştlük, Mani dini ve Budizm de Türkler’in mitolojisinden izler taşımaktadır. Türk halklarının mitolojilerinde çok önemli yer edinmiş ve farklı şeylerle özdeşleştirilmiş birçok hayvan miti vardır. Fakat bunlardan 9 hayvan özellikle önemlidir. Halkların ve kültürlerin evrilmesiyle beraber elbette mitolojide de bazı değişiklikler olabilmektedir. Genelde uzun yıllar alan bu evrilme bazen aniden ve şiddetle de olabilmektedir. Bu nadir durum gerçekleşmesine şahit olmak ilginç bir durum.  Sırayla bu 9 hayvana bir göz atalım ve ensonunda elbette bu ani ve şiddetli mitolojik hayvanımıza da göz atalım…

9-Kartal

kartal

Türklerin milli simgelerinden olan kartal, şamanist uygulamalarda çok yaygın olarak karşımıza çıkar. Yakutların en yüksek ruhları taşıdığına inanılan hayvan, Gök Tanrı’nın timsali olarak ya da şaman ruhunu ifade etmek amacıyla Dünya Ağacı’nın tepesinde tasavvur ediliyordu.Hayvan ata ya da yardım ruhlardan birini temsilen zaman zaman şaman elbisesi üzerinde yer alıyordu. Önemli bir türeme simgesiydi. Özellikle Göktürk ve Uygur devirlerinde kartal ve diğer yırtıcı kuşlar, hükümdar ya da beylerin timsali, koruyucu ruhun ve adaletin simgesiydi. Güneşi ve aynı zamanda güç ve kudreti ifade ediyordu.

Kartalın hükümdarlık, güç, kuvvetle ilgili simgesel anlamları İslamiyetten sonra da devam etmiş, hatta zaman zaman arma olarak da kullanılmıştır. Söz konusu yırtıcı kuş ya da kuşlar bu anlamları ifade eder biçimde gerek küçük sanatlarda gerekse mimari eserler üzerinde kabartma olarak yaygın bir biçimde kullanılmıştır.

8. Kartal Başlı Griffon

Grifonlar

Grifonlar göğü, tan ağarışını, ilim, irfan, kuvvet gibi kavramları ifade eder. Türk sanatında özellikle kartal başlı grifonlar yaygın olarak görülür. MÖ II. binyılda Shang devrine ait koyun kürek kemiklerinde yırtıcı kuşların Gök Tanrı’nın simgesi olduğu ifade edilir.

7. Kurt

 kurt1

Kurdun proto-Türk topluluklarında bir totemken, Hun devrinde ata kültünün bir parçası haline geldiği görülmektedir. Türk dünyasının çeşitli yerlerinde kaya veya mezar taşları üzerinde ya da şaman elbisesi ya da malzemelerinde tanrı-kurt tasvirlerine rastlanır.

Kurtla ilgili olarak zamanla gelişen hayvan-ata kavramı devlet, hükümdarlık vb. unsurların simgesi de olmuş, gök ve yer unsurlarıyla ilgili çeşitli anlamlar kazanmıştır. Türk-Çin mücadeleleri esnasında beyaz kurdun haraç veya vergi olarak değer kazanması onun Türkler arasındaki önemine işaret eder. Kurt, Oğuz Kağan Destanı’nda da yol gösterici bir unsur olarak karşımıza çıkar.

Kurdun Türk kozmolojisinde göz unsuruna bağlı olarak aydınlığın ve buna bağlı unsurların simgesi olduğu anlaşılmaktadır. Kurt öğesinin biçim değiştirme temasıyla da ilgisi vardır; örneğin Oğuz Kağan Destanı’nda gök kurdun bir ışıkla beraber ortaya çıkması buna işaret etmektedir.

6. Garuda

GARUDA

Hint mitolojisinde önemli yeri olan Garuda, Türk mitolojisinde de yer almıştır. Garuda; bir kartalın gagası, pençeleri ve başına sahiptir. Gövdesi, kol ve bacakları insan görünümündedir. Annesi Vinata, babasıysa Kasyapa’dır. Hayat Ağacı’nın dalları üzerinde bir yuvada bulunan yumurtadan çıkmıştır. Garuda’yla ilgili birçok efsane vardır. Bu efsanelerde Garuda, ya kutsal yılanlar olan nagalarla mücadele eder, ya da tanrılara karşı gelerek onlarla savaşır. Tanrılarla giriştiği bir mücadelede başarılı olamayınca tanrı Vişnu’nun binek hayvanı olur.

5. Ayı

ayıresmi

Türk mitolojisinde önemli bir yer tutmakla beraber hiçbir zaman kartal, at ya da kurt kadar önemli olmamıştır. Yapılan araştırmalarda, Türkler ve çevrelerindeki topluluklarda görülen orman kültünün, birtakım Türk topluluklarındaki ayı kültü ve simgeciliğinin temelini oluşturduğu anlaşılır. Ayı orman tanrı ya da orman ruhunun simgesidir. Başkurtlar gibi bazı Türk toplulukları ata saydıkları ayıdan türediklerine inanırlardı. Öte yandan Yakutlar ayı kafatası üzerinde ant içiyorlardı. Ayı elbiseleri, şamanlar arasında makbuldü. Şamanın göğe yaptığı yolculuğu esnasında bazen ayı da bir yardımcı ruh olarak kullanılıyordu.

4. Ejderha

Ejderha Figürleri

Ejderha, bütün dünyada Çin mitolojisi ve sanatına ait kabul edilirse de Türk mitolojisi ve sanatında da büyük yer tutmuştur. Bu masal hayvanı, gök ve yer-su unsurlarına bağlı olarak geniş bir uygulama alanı bulmuştur. Türk kozmolojisinde yer ejderi ve gök ejderinden söz edilir. Yeraltında ya da derin sularda bulunan yer ejderi bahar dönümünde yerin altından çıkıyor, pullar ve boynuzları oluşarak gökyüzüne yükseliyor, bulutların arasına karışıyordu. Böylece yağmur yağmasını sağlayarak, bereket ve refahın oluşmasına katkıda bulunuyordu.

Türklerde özellikle erken dönemlerde bereken, refah, güç ve kuvvet simgesi olarak kabul edilmiş bu efsanevi yaratık, Ön Asya kültürleriyle ilişkiye geçildiğinde bu anlamları zayıflamış ve daha çok altedilen kötülüğün simgesi olmuştur.

3. Aslan

aslan

Türk sanatında aslan figürleri daha çok Budizmle birlikte görülmekle beraber, Altaylarda Pazırık kurganlarından çıkarılan eserler üzerinde aslan-grifon tasvirlerine rastlanması bu hayvanın Türklerde daha erken devirlerden itibaren tanındığını gösterir. Hayvan mücadele sahnelerinde aslan gök unsuruna uygun olarak zafer kazanan konumdadır ve iyi-kötü, aydınlık-karanlık gibi kavram çiftlerinden olumlu olan tarafa karşılık gelmektedir. Dolayısıyla birçok hayvan için geçerli olduğu gibi aslan da savaş, zafer, iyinin kötüyü yenmesi, kuvvet ve kudret simgesi olmuştur.

Aslanın postu ve yelesi de yiğitlik simgesi olarak kullanılmıştır. Bu nedenle Türklerde uzun saçın yaygın olmasıyla aslan yelesi arasında simgesel ilişki kurulmuştur.

2. Kaplan

kaplan

Kaplan, Türk mitolojisi ve sanatında, Çin’dekine paralel bir şekilde yer alır. Türk kabilelerinin ve yiğitlerinin en eski tözlerindendir. Türklerde kaplanın yiğitlik ongunu ya da simgesi olması, aynı zamanda astrolojiyle ilgiliydi. Dört anayönden birine ait olan ak ya da benekli pars, dört büyük yıldız grubundan birinin de timsaliydi.Aslan gibi kaplan da bir taht simgesidir. Öte yandan zıt kavramların savaşına işaret eden hayvan mücadele sahnelerinde kaplanın galip hayvan olarak, yani olumlu unsura karşılık gelecek şekilde gösterilmiştir.

1. At

 

akhal-teke

Şamanist törenlerde at, şamanın gökyüzüne çıkacağı bineği ve kurbanlık hayvan olarak önem kazanmıştır. Çoğu kere Gök Tanrı’nın simgelerinden biri olarak önem kazanmakta ve kurban olarak da sunulmaktadır. Şaman, at yardımıyla yer altına ya da öteki dünyaya geçebildiği için at ölümün de simgesi olmuştur.

Türklerle ilgili bir çok efsane, destan ve hikayede at, sahibinin yakın arkadaşı zafer ortağı, en değerli varlığı sayılmıştır. Savaştaki faydaları dolayısıyla kuvvet ve kudret timsali de olmuştur. At sürüleri ise zenginliğin ifadesi olarak görülür.

At, Türk kozmolojisinin çeşitli unsurlarına göre de anlam kazanmaktadır; örneğin su unsurunun hayvan biçimli timsali, attır. Öte yandan su kökenli atlar denilen ve sudan çıkan kanatlı atları anlatan efsaneler de bu unsurlarla ilgilidir. Diğer bir tür efsanevi at ise; gök kökenli attır. Bu atlar da kanatlı olarak düşünülmüşlerdir.

BONUS: Trafo Kedisi

1trafo kedisiVe elbette olayın gelişimine katkıda bulunan ve kayıtlara geçmiş kedileri  aşağıdaki galeride bulabilirsiniz.











Kaynak onedio.com ve internet

24 Şubat 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/02/kartal.jpg 1188 1900 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-02-24 13:04:582015-02-24 14:28:18Türk Mitolojisinde çok önemli 9 Hayvan ve 21 y.y. da Mitolijimize katılan son hayvanı merak etmiyor musunuz?
Sanat Haberleri

87’nci Oscar ödülleri sahiplerini buldu

Dünyanın en prestijli ödülleri olarak kabul edilen Oscar’lar 87. kez sahiplerini buldu. Dolby Tiyatrosu’nda düzenlenen gecenin sunuculuğunu Neil Patrick Harris yaptı. İşte 2015 yılı Oscar ödülüne layık görülen filmler ve oyuncular…

87.nobel

Dolby Tiyatrosu’nda düzenlenen gecenin sunuculuğunu Neil Patrick Harris yaptı. Harris, müzikal performansı ve esprileriyle salonda büyük beğeni topladı. California eyaletine bağlı Los Angeles kentindeki, Hollywood Kodak Tiyatrosu’nda düzenlenen törenle, 2015 yılı Oscar’ları 87. kez sahiplerini buldu.

87. OSCAR ÖDÜL TÖRENİ’NE DAMGA VURAN KONUŞMA

Törene “En İyi Yardıcı Kadın Oyuncu” kategorisindeki ödülü alan Patricia Arquette’nin konuşması damga vurdu. “Amerika’da kadınların eşit haklara sahip olmasının vakti geldi” diyen Arquette’ye en büyük destek aynı kategoride yarıştığı Meryl Steep’ten geldi.

KIRMIZI HALIDA ŞIKLIK YARIŞI

Alınan ödüllerin yanı sıra kırmızı halıda her zaman olduğu gibi göz kamaştırıcı bir şıklık yarışı vardı. Emma Stone, Elie Saab imzalı elbisesiyle gecenin en çok beğenilen isimlerinden biri oldu. Gri’nin Elli Tonu’nun yıldızı Dakota Johnson ise kırmızı Saint Laurent tuvaletiyle tüm övgüleri topladı.

28018608

 

EN İYİ FİLM

(Birdman)

28018609

EN İYİ YÖNETMEN

Alejandro G. Inarrutu (Birdman)

Julianne Moore

EN İYİ KADIN OYUNCU

Julianne Moore (Still Alice)

Eddie Redmayne

EN İYİ ERKEK OYUNCU

Eddie Redmayne (The Theory of Everything)

Birdman

EN İYİ ÖZGÜN SENARYO

Birdman (Alejandro G. Iñárritu, Nicolás Giacobone, Alexander Dinelaris, Jr. & Armando Bo)

Graham Moore

EN İYİ UYARLAMA SENARYO

The Imitation Game (Graham Moore)

Simmons

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU

J.K. Simmons (Whiplash)

Patricia Arquette

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU

Patricia Arquette (Boyhood)

EN İYİ ORJİNAL FİLM MÜZİĞİ

Glory, “Selma” (John Stephens and Lonnie Lynn)

EN İYİ ORJİNAL ŞARKI

The Grand Budapest Hotel (Alexandre Desplat)

Big Hero

EN İYİ ANİMASYON

Big Hero 6

Ida

YABANCI DİLDE EN İYİ FİLM

Ida (POLONYA)

CitizenFour

EN İYİ BELGESEL

CitizenFour

The Phone Call

EN İYİ KISA FİLM

The Phone Call (Mat Kirkby, James Lucas)

EN İYİ KISA BELGESEL

Crisis Hotline: Veterans Press 1 (Ellen Goosenberg Kent ve Dana Perry)

EN İYİ KISA ANİMASYON

Feast

EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ

Birdman (Emmanuel Lubezki)

EN İYİ KURGU

Wiplash (Tom Cross)

EN İYİ KOSTÜM TASARIMI

The Grand Budapest Hotel (Milena Canonero)

EN İYİ MAKYAJ VE SAÇ

The Grand Budapest Hotel (Frances Hannon ve Mark Coulier)

EN İYİ GÖRSEL EFEKT

Interstellar

EN İYİ SES KURGUSU

American Sniper

EN İYİ SES MİKSAJI

Whiplash

23 Şubat 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/02/Julianne-Moore.jpg 424 620 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-02-23 14:00:362015-02-23 14:00:3687’nci Oscar ödülleri sahiplerini buldu
Sanat Haberleri

Aforizmalara devam ediyoruz. Bugün sıra “Immanuel Kant”ta

Hava hala karlı dışarısı soğuk biraz okumakta fayda var. Sıkıcı, depresif , iç karartıcı yazılardan kaçıp belki kar renginde aydınlanmaya giden yolda ışık olacak bir kaç cümle yakalarız kim bilir? “Kant yazmıştı da biz mi okumadık?” demeyin. İyi Okumalar.

Immanuel Kant

Immanuel Kant

Not: Aaforizmaların ardından “Kant” bir kaç bilgide belki merakınızı giderir.

*    Aklımda merak, şüphe ve saygı uyandıran iki şey vardır: Üzerimde yıldız gibi parlayan cennet ve içimdeki ahlak yasası.

*    Aydınlanma; kişinin kendi aklını kullanmaya cüret etmesidir.
*    Başkalarını kendi amaçlarını gerçekleştirmek için araç olarak görme.
*    Bilgi deneyle başlar ama deneyden doğmaz.
*    Bizler sırlarla dolu bir evrende bir rüyanın rüyasını görmekteyiz. Gerçekte bildiğimiz hiçbir şey yoktur. Bildiğimizi sandığımız şey sadece olaylardır. O olaylar ki, bilmediğimiz bir objeyle asla bilemeyeceğimiz bir süjenin birbirlerine olan ilgisinden doğmuştur.
*    Böcek olmayı kabul edenler, ayaklar altında kalıp ezilmekten yakınmamalıdır.
*    Bütün sahip olduğumuz bilginin tecrübe ile başladığına şüphe yoktur.
*    Dogmalar ve kurallar, insanın doğal yetilerinin akla uygun kullanılışının ya da daha doğru bir deyişle kötüye kullanılmasının bu mekanik araçları, erginleşme ve olgunlaşma için sürekli bir ayakbağı olurlar.
*    Her ne kadar inanmasam da bir tanrının varlığını kabul etmek gerekir.
*    İki şey var ki, ruhumu hep yeni, hep artan bir hayranlık ve müthiş bir saygıyla dolduruyor: Üzerimdeki yıldızlı gökyüzü ve vicdanımdaki ahlak yasası.
*    İnanca yer açmak için bilgiyi bir kenara bıraktım.
*    İnsanın yaratıldığı böyle yamuk odundan düzgün hiçbir şey yapılamaz.
*    İnsanlar ışığı görmez, ışıkla görür.
*    İyilik bir görevdir.
*    Ne var ki her yandan «düşünmeyin! aklınızı kullanmayın! » diye bağırıldığını işitiyorum. Subay, «Düşünme, eğitimini yap! », maliyeci «düşünme, vergini öde! », din adamı «düşünme, inan! » diyorlar.
*    Uçarken havayı kesen ve onun direncini hisseden kuş, bunu havasız (vakum) yerde daha iyi yapabileceği kanısına kapılabilir.
*    Zaman,sessiz bir testeredir.
*    Kavramlar duyusuz boştur duyular kavramsız kördür.

Immanuel Kant kimdir?

immanuel-kant

22 Nisan 1724 – 12 Şubat 1804 (Königsberg) tarihleri arasında yaşamış olan Alman filozofu. Alman felsefesininkurucu isimlerinden biri olmuş ve felsefe tarihinin kendisinden sonraki dönemini belirleyici olarak etkilemiştir.

Yaşamı

Kant, eleştirel felsefenin babası olarak kabul edilir. Doğu Prusya’nın Königsberg (Kaliningrad) kasabasında doğdu. Hep burada yaşadı. Üniversite eğitimi sırasında birkaç yıl öğrencilere özel dersler verdi. Eğitimi sırasında Leibniz ve Wolff’tan etkilendi. 1755tarihinde doçent derecesi aldıktan sonra üniversitede çeşitli sosyal bilimler alanlarında dersler vermeye başladı. Kant başlangıçtafizik ve astronomi alanında yazılar yazdı. 1755 yılında “Evrensel Doğal Tarih ve Cennetlerin Teorisi” adlı eserini yazdı. 1770 yılındaKönigsberg’de mantık ve metafizik kürsüsüne atandı. 1770’den sonra Hume ve Rousseau etkisiyle eleştirel felsefesini geliştirdi.12 şubat 1804’de Königsberg’te öldü.

Felsefesi

Modern felsefenin gelişim seyrine uygun olarak bilgi kuramını ön plana çıkartmıştır. Kant’ın gözünde bilim, liderleri kesin olan ve yöntemleri, ancak Hume’unki gibi felsefi bir kuşkuculuk benimsendiği zaman sorgulanabilen evrensel bir disiplindir. Bilim yansızdır ve nesneldir.

O, felsefedeki ilk ve temel misyonunun bilimi temellendirmek, daha sonra da ahlakın ve dinin rasyonelliğini savunmak olduğuna inanmıştır. Bu amacı gerçekleştirmek için, hem Descartes’ın rasyonalizminden ve hem de Hume’un empirizminden önemli gördüğü öğeleri alarak, transsendental epistemolojik idealizm diye bilinen kendi bilgi kuramını geliştirmiş, yükselen bilimin felsefi temellerini gösterdikten sonra, özgürlük ve ödev düşüncesine dayanarak Hristiyan ahlakını savunma çabası vermiştir. O, fenomenal gerçeklikle, yani bizim duyular aracılığıyla tecrübe ettiğimiz dünya ile numenal gerçeklik, yani duyusal olmayan ve hakkında bilgi sahibi olunamayacak dünya arasında bir ayrım yapmıştır.

Kant öğretisiyle bilimsel bilginin olanaklı olduğunu göstererek, Newton fiziğini temellendirir.

Başlıca Eserleri

  1. Kritik der reinen Vernunft (Saf Aklın Eleştirisi), 1781
  2. Prolegomena zu einer jeden künftigen Metaphysik (Gelecekte Bir Bilim Olarak Ortaya Çıkabilecek Her Metafiziğe Prolegomena), 1783
  3. Grundlegung zur Metaphysik der Sitten (Ahlâk Metafiziğinin Temellendirilmesi), 1785
  4. Kritik der praktischen Vernunft (Pratik Aklın Eleştirisi), 1788
  5. Kritik der Urteilskraft (Yargı Gücünün Eleştirisi), 1790
  6. Religion innerhalb der Grenzen der bloßen Vernunft (Salt Aklın Sınırları İçinde Din), 1793
  7. Metaphysik der Sitten (Ahlâk Metafiziği), 1797
  8. ferughen das kleinen

Türkçede Kant

  • Seçilmiş Yazılar / Remzi Kitabevi, Çev: Nejat Bozkurt, 1984
  • Arı Usun Eleştirisi / İdea Yayınları, Çev: Aziz Yardımlı, 1993
  • Prolegomena: Gelecekte Bilim Olarak Ortaya Çıkabilecek Her Metafiziğe / Felsefe Kurumu Yayınları, 1996
  • Pratik Usun Eleştirisi / Say Yayınları, Çev: İsmet Zeki Eyüboğlu, 1999
  • Fragmanlar / Altıkırkbeş Yayınları, Çev: Oruç Aruoba, 2000
  • Evrensel Doğa Tarihi ve Gökler Kuramı / Sarmal Yayınları, Çev: Seçkin Selvi, 2002
  • Ethica: Etik Üzerine Dersler / Pencere Yayınları, Çev: Oğuz Özügül, Yasemin Özcan, 2003
  • Immanuel Kant ve Transendental Idealizm / Alesta Yayinlari, Tuncar Tugcu,2001
  • Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi / Türkiye Felsefe Kurumu , İoanna Kuçuradi

Kaynak :  wikipedia.org.

                   narteks.net

19 Şubat 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/02/kant.jpg 536 918 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-02-19 12:55:512015-02-19 12:55:51Aforizmalara devam ediyoruz. Bugün sıra “Immanuel Kant”ta
Sanat Haberleri

Şöyle eskilerden, yani 43.000 yıl kadar öncesinden Flüt dinler misiniz?

43.000 Yıllık Dünyanın En Eski Enstrümanı Neandertal Flütünü Dinleyin

Bulunan en eski flüt

Bulunan en eski flüt

2008 yılında arkeologlar, Almanya’nın güneyinde Hohle Fels adında bir Taş Çağı mağarasında flüt parçaları buldular.  Bu flüt parçaları, akbaba ve mamut kemiklerinden yapılmıştı. Günümüzden önce yaklaşık 42.000 ila 43.000 yıllarına tarihlenen bu enstrümanlar, gelmiş geçmiş en eski enstrümanlar olarak kabul ediliyor. Daha önce en eski kabul edilen enstrümanlar ise 35.000 yıl öncesine tarihleniyordu.

Araştırmacılar, titizlikle oyularak yapılmış flütlerin, özellikle mamut kemiğinden yapılmış olanların bilhassa zorlu olduğunu düşünüyor. Keşif sırasında bazı araştırmacılar flütlerin, nesli tükenmiş neandertallere karşı, ilk Avrupalı modern insanlara avantaj sağlayan kültürel başarılarından biri olabileceğini iddia ettiler. Fakat Homo sapienlerle melezleşmeleri de dahil, Neandertallerle ilgili bilgilerimiz arttıkça bu iddiaların yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor.

Uzun yıllar boyu yeteneksiz olarak görülen Neandertaller de kendi flütlerini yapıyordu. Ya da en azından 1995’te keşfedilen, mağara ayısının femur kemiğinden yapılmış bir flüt de bunu gösteriyor. Kuzeybatı Slovenya’da, Divje Babe adında bir neandertal bölgesinde Arkeolog Ivan Turk tarafından bulunan bu enstrüman, en az 43.000 yıllık. Hatta 80.000 yaşında bile olabilir. Müzikolog Bob Fink’e göre, flütün üzerinde bulunan dört delik, dört notayla eşleşiyor. Fink: “Flütün notaları kaçınılmaz şekilde diyatonik(ton dışı nota vermeyen) ve herhangi antik ya da modern standart diyatonik bir ölçekle mükemmele yakın bir uyum gösterebilir.” dedi.

Arkeologların, Turk’un iddia ettiği gibi enstrümanın Neandertaller tarafından yapılıp yapılmadığını hararetle tartışmasına rağmen, bulgular insanın yakın akrabalarının hiçbir müzik izi bırakmadan yok olduklarını yalanlıyor ve tarih öncesi müziğin kapısını aralıyor.

Flütten çıkan sesleri duyabilmek için Slovenya Ulusal Müzesi Küratörü, flütün kilden bir kopyasını yaptı. Prehistorik enstrüman diyatonik ölçülerden tam ve yarım tonları çıkarabiliyor. Müzisyen Dimkaroski de bu flütle, Beethoven, Verdi, Ravel, Dvorak ve diğer sanatçıların eserlerinden birkaç parça çalmayı başarabilmiş. Aynı zamanda birkaç hayvan sesi de çıkartabilmiş. Slovak Müzisyen Ljuben Dimkaroski’nin çaldığı Neandertal flütünü buradan dinleyebilirsiniz:

Kaynak: arkeofili.com

18 Şubat 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/02/ilk-flüt.jpg 318 480 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-02-18 15:51:022015-02-18 15:51:02Şöyle eskilerden, yani 43.000 yıl kadar öncesinden Flüt dinler misiniz?
Sanat Haberleri

Hava soğuk. Belki biraz “İnternet’te Sanat mümkün mü?” konuşmalıyız!

Hani bazı insanları tanıyamamış, sohbet edememiş ve bunu yapmanın artık mümkün olamamasının verdiği üzüntüye kapıldığınız kişiler olur ya işte aşağıdaki yazıyı yazan kişi de öyle bir insana ait . İyi okumalar . (Drn) (Not: Yazar hakkında kısa bir hayat hikayesini yazının altında bulabilirsiniz.)

ulus-baker                                                                                                                                            

İnternet’te Sanat Mümkün mü?

Yazar:  Ulus Baker

İnsanların, sanatçılar da dahil olmak üzere tarihin bazı dönemlerinde “artık sanat mümkün mü” gibisinden sorular sordukları olur. Derken, bütün bu soruların bir “sinirsel çöküşün” etkilerinden ibaret olduğunu gösterecek şekilde, sanat, Rönesans’ta olduğu gibi, Barok’ta olduğu gibi, Modern sanat konusunda olduğu gibi yeniden o tuhaf parlayışlarından birini gerçekleştirmekte gecikmez. Sanatın “olanaklılığına” ilişkin soru sormak saçmadır -çünkü sanat her yerde ve her zaman yapılabilir. Sorun, neyin sanat adını almaya layık olduğunu, neyin olmadığını sormakla da yaratılamaz. Böylece İnternet’te sanat mümkün mü? gibisinden bir soruya cevap vermenin bile pek bir anlamı kalmıyor.

Fransız yarı-gerçeküstücüsü Marcel Duchamps, 20’li yıllarda “hemen her yerde, hemen her şeyle ‘sanat'”ın yapılabileceğini iddia ettiğinde sorumuza taa geçmişten bir cevap vermişti bile: “Ready-Made”, yani gelişen dev sanayi toplumunun temel çıktısı olan ürün “hazırdan alınacak” ve isteyen “sanat alıcısının” burnunun dibine dikilecektir. O andan itibaren “kolaj”, “bulunmuş nesneler”, derlenip toparlanmış her şey, bir sanat eseri olarak organize edilebilir hale geldi. Bilindiği kadarıyla geçmişin Kübistleri de kolaj tekniklerini kullanma konusunda pek tedirgin hissetmemişlerdi kendilerini.

Sorun yine de “dijital sanat” ile ilgili olarak ortaya atılabilir halde -bilgisayar teknolojileri resim üzerinde işlemleri, manipülasyonu alabildiğine kolaylaştırıyorlar (sözgelimi Photoshop ve Corel yazılımlarının inanılmaz başarısı bundan kaynaklanıyor). Tarayıcı ise “canlı imge”nin yeniden üretimi konusunda belki en büyük devrimi gerçekleştirmiş görünüyor. Kolajın,yani modern sanatın esas unsurlarından birinin alabildiğine kolaylaşması ise, insanlara artık sanatın yeniden bir tanım değişikliği geçirmesinin gerekip gerekmediğini sordurmaya başladı bile.

Ancak sorgulamaların büyük bir çoğunluğu oldukça yüzeysel bir tabakada geçiyor: Bazı avantajlardan bahsedenler var -sözgelimi bilgisayar teknolojileri insanların “sanata katılımlarını” ve sanatsal eğitimi kolaylaştırıyorlar. Web müzeleri yaygınlaşıyor ve sanat eserlerinin “imajlarına” erişim olanakları alabildiğine genişliyor. Öte taraftan, bir insan emeği ürünü olarak sanatın “çok uzun ve sürüncemeli” bir yaratım sürecini gerektirdiği konusunda eski ve kolay kolay yerinden kımıldatılamaz bir değer yargısı var. Ancak bu düzeyde yürütülen bir tartışmanın sürdürülemeyeceğini, çünkü bir sonuca vardırılamayacağını düşünebiliriz.

Her şeyden önce kolaj tekniklerinin kullanımının modern sanatın şanından olduğu Kübistlerden bu yana apaçık bir durumdur. İlk parlak çıkış dönemlerinde PopArt’ın bu tekniği giderek bir “çılgınlık” derecesine vardırdığı da doğrudur. Eserlerini neredeyse montaj sanayii teknikleriyle üretip duran Andy Warhol etrafında örülen “sanatçı kültü” her bakımdan PopArt’ın artık miadını doldurmaya başladığını pek erkenden işaretlemişti. Ancak bir sanat akımının ya da grubunun miadını doldurması, ne kullandıkları tekniklerin sona erdiği anlamına gelir, ne de sanatın kendisinin.

Bilgisayar teknolojilerinin sanata dokunduğu iki genel alanı ayırdetmeliyiz: Birincisi “dijital” ya da “fraktal” sanat diyebileceğimiz bir boyuttur. Unutulmamalı ki, bilgisayarlar yalnızca bulunmuş ya da taranmış resimlerle, metinlerle, ses ya da video kayıtlarıyla “kolajlamayı” kolaylaştırmakla kalmazlar. Aynı zamanda yalnızca bilgisayar aracılığıyla elde edilebilecek görüntü, hareket-animasyon ve seslerin de sanatsal amaçlı kullanılabileceğini de hatırlamak gerekir. Genel olarak “fraktal sanatlar” adı verilen bu alan içerisinde, en basitinden bir Paint-Shop ya da Photoshop resminden oldukça karmaşık matematiksel fonksiyonlar aracılığıyla kurgulanan fraktal görüntü ya da seslere varıncaya kadar geniş bir olanaklar kümesinin varlığı söz konusu. Bu noktada sorulması gereken bir soru var: Bilgisayar kullanılarak, klasik anlamda resim ve ses duyularının sanatsal kullanımına başvuran görüntüler, animasyonlar ve müzik üretilebilir. Oysa doğrudan doğruya matematiksel fonksiyonlar aracılığıyla üretilenlerin, insan faaliyetinin icra edildiği biçim çısından bundan önemli bir farkı bulunuyor. Çoğu zaman, “image processing” teknikleriyle görüntüler ekranda hiç görülmeden işlenebiliyorlar. Peki böyle bir şeyin “sanat” adını almaya layık olmadığını, bir tür karmaşık matematiksel denklemin işlenmesinden ve görselleşmesinden ibaret olduğunu söyleyebilir miyiz?

Bu soru, konuyu esas karmaşıklaştıran bir unsuru, insanın sanatsal yetilerinin ne olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Bu yetilerin tarih ve coğrafya içinde değişmez olmadıklarını söyleyen antropologların sayısı oldukça fazla. Ayrıca tarihçiler de bizim “sanat” adını verdiğimiz modern kategorileri, sözgelimi bir Mısır piramidine ya da Yunan tapınağına uygulamamızın tam bir saçmalık olabileceği konusunda bizi uyarıyorlar. Ama esaslı meydan okuma hayvanbilimcilerden ve ethologlardan gelmektedir: Sabahın köründe bir dalın üzerine tüneyip, ağaç yakraklarını koparan ve yere düşen yaprakların güneşten solmuş taraflarını toprağın koyuluğuyla tezat oluşturacak şekilde yukarıya çeviren, ardından tam da bu dikkat çekici sahnenin üzerinde saatlerceötüp durmaya başlayan şu “tiyatrocu kuş”a ne demeli? İnsanbiçimci bir yaklaşım ise, bunun hiç de sanat filan olmadığını, sanatsal algının ve üretimin insana ait olduğunu söylerken, bütün sanatı bir “yansıtma-taklit-öykünme” ilişkisinin dışavurumuna indirgemiyor mu? Tiyatrocu kuş örneği başka örneklerle de desteklenebilir: Bazı kuş türleri, herhangi bir yabancı kuş bilmem nasıl haritalandırdıkları bölgelerine girdiğinde rakibinden “daha güzel” ötmeye çalışır, eğer rakibi “daha güzel” öterse, hiç bir şey demeden orasını terketmek zorundadır. “Güzel” gibi sanatsal bir sözcüğü kullanmamın nedeni, olup bitenler sırasında herhangi bir “üstünlüğü” oluşturacak başka hiç bir kıstasın bulunmayışından. “Doğa” bir bakıma sanata insandan önce başlamış gibidir; insan, sanata başlamak için oldukça “gecikmiş” görünüyor; üstelik insan toplumlarının taa modern çağlara gelene dek, sanat işlevini başka işlevlerden -ritüellerden, dinden, savaştan, sevişmeden filan-pek ayırdetmiş olmadığı da anlaşılıyor.

Tam da bu nedenlerle, bilgisayarda sanatın pekala mümkün olduğunu söylemek acelecilik değildir: Ancak modern dünyanın başka bir özelliği işleri daha karışık kılmaktadır -sanatlar birbirleriyle hep “rekabet” etmek gibi garip ve sanatsal yaratıma dıştan eklenen kültürel bir olguyu hep beslemişlerdir. Modern resim, özellikle İzlenimcilik (Impressionisme) fotoğrafın meydan okuyuşuna bağlı olarak, ondan uzak olduğunu düşündüğü renk tekniklerini icat etmeye girişmişti. Bu sayede renkler ve ışık özgürleşti. Ancak fotoğraf da, başlangıçtakı “sanatsal” işlevini yine benzeri “meydan okuyuşlar” olmadan gerçekleştiremezdi -sözgelimi hareketli resimler, animasyon, son olarak da hareketli fotoğraf, yani sinema?

Peki dijital sanatlar neye ve kime meydan okumaktadırlar. Bu sanatların “kolaj” geleneğine bağlandıklarını söyledik. Ancak ona da indirgenemezler. Dijital sanatlar, daha çok “çok-yönlü-performans” adını verebileceğimiz bir alanı geliştirmeye aday görünüyorlar. Yani görüntü-animasyon-film-ses-metin bileşimini kullanan “multimedia” tekniklerinin sanatsal kullanımından bahsediyorum. Mültimedya yalnızca tekno-bilimsel bir meseleye göndermez, aynı zamanda, sanat uğraşısı için estetik-sanatsal bir iç ilişkiler kompleksi de oluşturabilir. Benim görüşümce, sessiz sinema dönemi yönetmenlerinin sesli sinemaya karşı çıkışları gibi bir olgu günümüzde geçerli değildir. Eisenstein kadar büyük bir filimcinin “tutuculuğu” gibi görülmeye çalışılan şey, aslında bir “reddediş” değil, “sessiz sinema olanaklarının”, o anda ve çok özgün bir zorunluluk altında bu yönetmen tarafından tercih edilişinden başka bir şey değildir. Çok geçmeden aynı yönetmenin ses unsurunu alabildiğine kullanan filimler yapmasını bir tür “yola geliş” diye yorumlamak ise tam bir düşünsel bönlük olurdu. Sanatçı hiç bir zaman “hah şimdi oturup güzel bir resim yapayım” demez. Bu, Columbus’un “şimdi gidip Amerika’yı keşfedeyim bakalım” demesi gibidir. Ancak çözülmesi gereken acil bir sorun, bir zorunluluk, olmazsa olmaz bir şeyin üretilmesi kaçınılmaz hale geldiğinde sanat ürünü ortaya çıkabilecektir. Dijital performans birileri için “zorunlu” bir ifade aracıysa üretilenin “sanat” olmayacağını söyleyenlere bu yüzden ancak gülünebilir.

İkincisi, dijital çağda sanat eseri üretiminin “kolaylaştığını” ve ayağa düşebileceğiini söylemek de tam bir safsatadır. Aksine, altedilmesi gereken “zorlukların”, gerekli bilgi ve uğraşı faaliyetinin sonsuzca artabileceği bile söylenebilir. Üstelik dijital sanatçı, eğer günün birinde başarılabilirse, modern kültürdeki şu standart “sanat”, “bilim” ve “toplumsal yaşam” alanları arasındaki ayrımın sınırlarını da ziyaret ederek altedebilir. İdeal durum elbette hem bilimci, hem düşünür hem de sanatçı olarak Leonardo Usta’nın imajı değil. Bir kere, o bizim anladığımız anlamda bir bilimci değil, bir “çok çok şey bilen”di; bir “düşünür” de değildi, çünkü Rönesans’ta ne Antik Yunan, ne ortaçağ Skolastiğinin felsefeleri kalmıştı, öte taraftan Descartes ve Spinoza gibi “felsefeyi yeniden başlatanlar” henüz ufukta yoktular; son olarak Leonardo bir “sanatçı” değil, çağının en saygı gören “usta”larından biridir. Aynı şekilde dijital çağ, belki de bütün alanların farklı bir bölümlenmesini, hatta ters çevrilmesini getirecektir. Mültimedyanın doğuşu, böyle bir sürecin yalnızca olanağıdır, kendisi değil. Üstelik tek olanak da değildir -özellikle “mini-mimariler” alanında ön plana çıkmaya başlayan “organik-elektronik” nanoteknolojiler daha şimdiden, enformatikten çok farklı türden unsurları işin içine katmaya başladılar bile. Daha genel olarak, benim görüşümce, teknolojiye yapılacak herhangi bir övgünün peşine düşmek de saçmalık olur -teknolojinin “tarafsız olduğu”, iyi ya da kötü yönde kullanılabileceği doğrultusundaki safça bakış açısı da artık tutulabilir değildir. Söylemek istediğim tek şey, karşımıza çıkarılan her şeyi, enformasyon otoyollarını, nanoteknolojileri, genetik mühendisliğinin yapıp edeceklerini olduğu gibi kabullenip hayıflanmaya mı oturacağımız, yoksa “tek yönlü kabullere” karşı çoğul direnç odaklarını onların içine ve sınırlarına varıncaya kadar genişletmek zorunda mı olduğumuz sorusudur. Sanat ya da aynı türden başka bir insan faaliyeti, böyle bir direnci örgütlemenin şu anda bilinen ender yollarından biridir. Bu ise, sanata yeni bir politik misyon vermek, ya da sanatçıya akıl, etik, ahlak filan öğretmek gibi bir şey değildir: Daha çok, sanatsal faaliyetin genel olarak “insanların direnci” neviinden bir şey olduğunu, başka da bir şey olamayacağını söylemeye çalışıyorum. Zamana, içine kapatıldığı mekana dayanıklı ve dirençli olmayan şeylere “sanat eseri” demediğimizi daha gündelik dil düzeyinde herkes algılayabilir. Eğer herhangi bir otantiklik varsa, bu, sanat eserinin “zamanla” kurduğu bir ilişkiden değil, aslında “zamansızlıkla” kurduğu bir ilişkiden kaynaklanabilir. Dijital sanatın bu türden araçlara sahip olamayacağını söylemek ise anlamsız olur. Sanat eserini “sanatsal” kılanın in actu (yani faaliyet bakımından) insan emeği ürünü olması, in haec ise (onu işte karşımızda kılan şey bakımından) “zaman-dışılığı” olması bizi nostaljik otantizm düşkünlüğüyle duygudaş olmaktan alabildiğine uzak tutuyor. Dijital sanat bakımından sorun, bazı kişilerin bilgisayar fobisi, eski daktilolarını sevmeleri gibisinden değildir. Bu fobi pekala anlaşılabilir (onaylamak ayrı şey); oysa sanat söz konusu olunca, dijital sanat diye bir şeyin -bir tür değil bir olanaklılık alanı oluşundan dolayı-sorun bir fobi olmayı bırakıp ciddileşir; ya malzemeyle özdeşleşen bir sanat anlayışı yeniden davet edilir, ya da 19. Yüzyıl modeli bir “sanat için sanat” teması geriye çağırılır. Sanatın dijital olması gerektiğini söylemiyoruz; dijital sanatın gerçekten sanat olduğunu, dijital teknolojilerin ise bunun “belirsiz”, yani kullanılırsa var olabilecek olanaklarını sunduğunu söylemekten başka bir şey yapmıyoruz.

internet

Her durumda, yeni ortaya çıkmakta olan bir şeyin tedirginlik verici, hatta nesnel olarak tehditkar unsurlar da taşımaması olanaksız. Bu tehdidin, çoğu insanın aradığı yerde bulunmadığını söylemek istiyorum. Fractal Paint programıyla boyanmış bir resme bakıp da “resim sanatı da bitti” yakınmasını dile getirenlerin göremediği şey, eğer “resim sanatı” diye bir şey varsa, onun zaten “malzemeye indirgenemeyeceğidir”. Tehdit, yepyeni malzemelerin amansız bombardımanından daha kötü bir yerden gelmektedir ve bu tür hayıflanmalarla daha fazla oyalanmaya değmez: Esas tehdit, geç kapitalizmin yeni yapılarıyla ilişkin olarak ortaya çıkıyor. Bir zamanlar Walter Benjamin adlı bir Alman filozofu, sanat eserinin halesinin “mekanik yeniden üretim” süreçlerinde (yani çoğaltma) yitmeye yüz tuttuğunu söylerken, en “mekanik” sanat olan fotoğrafa övgüler yağdırmaya da vardırabiliyordu işi. Bugün farkına varabileceğimiz şeyin daha o zamandan, ve kendi imgeler dünyasında farkındaydı çünkü -esas sorun sanatın eğer bir işlevi varsa onun ancak kullandığı temaları, malzemeyi, ruh hallerini, etiği, görüntüleri, formları ve içeriği “başkalarına kaptırmamak” olmasıdır. Dijital uygarlık kaçınılmaz bir şekilde etrafımızı saracak, INTERNET, mutlak bir anarşi kainatı olarak alemimizi saracak gibi görünüyor. Öyle ki, artık eski, arkaik formların nostaljisinden pek bir şey umabilecek halde olmayacağız pek yakında. Sanatın gerçek “işlevi”, ona bir işlev vermek gibi düşünceler çoğu kişinin hoşuna gitmese de bir “söyleyiş biçimi” deyip geçelim -sözgelimi ressam Miquel Barcelo’nun günlüğüne yazdığı gibi, “domatesin kırmızılığını”, “ekşimiş kavun kokusunu” Benetton’un “imajlar dünyasının” elinden söküp almak ve “kendiliğini” yeniden kazandırmaktan başka bir şey değildir. İşin bütün sırrı bazı duyguların ve sanatın hedeflediği arzuların yeniden üretilebilmesinde, imgelerin, seslerin, düşüncelerin ve duyguların kendilerini denetleyen, yönlendiren ve her an tecavüz eden düzeneklerin, denetimlerin ve sömürü araçlarının elinden koparılmalarında yatmaktadır. Bu durumun en iyi örneğini bize Rönesans resmi vermektedir: Ortaçağın ilahi temalarını, Tanrı babayı, melekleri, İsa ile Meryem’I kullanmayı sürdürür; ama bambaşka bir amaçla yapar bunu -insanların dünyası Ortaçağda o kadar daraltılmış bir haldedir ki, ilahi temaları kullanmasanız tek bir biçimi, tek bir rengi, tek bir duyumu özgür bırakamazsınız.

Pek çok nedenle, bugün henüz “daraltılmış” bir dünyada yaşamakta olduğumuzu düşünmeye eğilimliyim. Ve bu daraltma, gerçek anlamıyla teknolojiler tarafından gerçekleştirilmiş bulunuyor -televizyon ile genel salaklaşma halinin, bilgisayar ile bir tür otizmin, iletişim kolaylıklarıyla ise bir tür çılgınlığın özdeş hale geldikleri bir dünyanın ortaya çıktığı besbelli. Ama sorun, bütün bunlarla ne yapılacağıdır. “Reklamcılığın felsefesi”nden bahsedenler var; Japon modeli bir uluslararası korporatist şirketin bir “ruha” sahip olduğuna inanmamızı isteyenler var (özellikle orada çalışanlara marş filan söyletilirken); sorun bir sanatçının bir gazetede “sayfa düzenleyicisi” olarak ya da bir şirkette reklamcı olarak çalışmak zorunda kalışı değildir burada. Daha çok “reklamcılığın” kendini sanatın son ve nihai biçimi olarak olumlamak isteyişi, Benetton’un “görüntü şefi” ve “sanat yönetmeni” gibi tuhaf unvanlara sahip adamı Oliveiro Toscagni gibilerinin yalnızca bir “sanat destekleyicisi”, bir “sponsor” olarak değil, “konseptin sahipleri” gibi ortaya çıkmalarıdır. Bu tür durumlarla karşılaşıldığında “kıllanma” yeteneğimizin de dümura uğratılmış olduğu söylenebilir. Artık eskiden olduğu gibi “sınırlarla”, “disiplinlerle”, “zor” ya da “baskı” ile yönetilmemeye başladığımızda ferah bir özgürlüğün kapılarının açılacağını sanmak, çağdaş evrensel bönlüğün ta kendisidir. Bütün bunlarla başedebilecek ve mahvedebilecek bir bilgisayar virüsünün üretilip ortalığa salınması ise pek umut bağlanabilecek bir olasılık değildir. Dolayısıyla, görüntüleri kurtaracak, sesleri reklam tınılarından arındıracak bir filtreleme mekanizmasının tez zamanda elektronik ortama gönderilmesi ve orada dolaşmaya bırakılması gerekiyor. INTERNET’teki “resmi” yasaklama girişimlerinin çoğu zaman nasıl sonuçsuz kalabildiğini görsek de, bu yasağa hedef olanların “gerçek” anlamda “sanal” güçlere sahip olabildiklerini düşünmek şimdilik imkansız. Eksik olan yönler arasında en önemlisi “sanat” gibi görünüyor. Benin görüşüm, dijital sanatın “henüz gerçekleşmediği” yolunda. Bütün araçlar hazır bulunuyor, üstelik, isterseniz diyelim, “sanat icra ediliyor” orada, ama Klee’nin formülünü bir kez daha tekrarlarsak, “halkını bekleyen” bir sanat bu?

Olası Çerçeveler: Barbara Krüger, Kör Otonomedya, Deleuze & Guattari, özellikle de Urban Diary?

Ulus Baker Kimdir?

Ulus Sedat Baker, (d. 14 Temmuz 1960, Leningrad, SSCB – ö. 12 Temmuz 2007, İstanbul), Kıbrıslı Türk sosyolog, yazar, çevirmen ve öğretim üyesi.

Kıbrıs Türk’ü bir ailenin çocuğu. Babası Sedat Baker bir psikiyatr, annesi Pembe (Yusuf) Marmara (1925-1984) ise bir şair. ODTÜ SosyolojiBölümü’nü bitirdi. Gilles Deleuze ve Baruch Spinoza çevirileri yaptı, makaleler yazdı. ODTÜ, İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Özgür Üniversite’de Sinema tarihi, Sosyoloji dersleri verdi. Politik teori, medya, sinema teorisi konularında çalıştı. Dziga Vertov üzerine sinemaeleştirileri yaptı. Birikim, Toplum ve Bilim, Virgül, Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi’nde yazılar yazdı. 12 Temmuz 2007 tarihinde böbrek ve kalp yetmezliğinden ölmüştür.

Sovyetler Birliği’nde aldığı müzik eğitiminden dolayı müziğin her türünün bütün teknik bilgisine, yetkin kavrayışından ötürü de dünya müziğinin bütün arka planına, sosyolojik oluşumuna, felsefesine ilişkin olağanüstü bir birikime ve anlatım gücüne sahiptir. Özellikle de Çingene Müziği konusunda yetkindir. O, klasik müzik ve bütün dönemlerin müziğiyle Roman müziği arasındaki bağı, Türkiye’de en iyi kuran değil, tınıları, sözleri ve bütün kanıtlarıyla kuran kişi olma özelliğini taşır.

Baker adına; Körotonomedya topluluğu tarafından; 2008 yılında 11 – 14 Temmuz tarihleri arasında, Ankara’da “Ulus Baker buluşması” adlı bir konferans düzenlenmiştir.

Kitapları

  • Dolaylı Eylem, Derleyen: Ege Berensel, Birikim Yayınları
  • Beyin Ekran, Derleyen: Ege Berensel, Birikim Yayınları
  • Kanaatlerden İmajlara, Duygular Sosyolojisine Doğru, Çeviren: Harun Kemal Abuşoğlu, Birikim Yayınları
  • Yüzeybilim Fragmanlar, Derleyen: Ege Berensel, Birikim Yayınları
  • Aşındırma Denemeleri, Birikim Yayınları
  • Kant Üzerine Dört Ders, (Çeviri) Kabalcı Yayınevi
  • Spinoza Üzerine On Bir Ders, (Çeviri) Kabalcı Yayınevi
  • Leibniz Üzerine Beş Ders, (Çeviri) Kabalcı Yayınevi

Kaynaklar: Hayat Hikayesi : Wikipedia.com 

Yazı : korotonomedya.net

17 Şubat 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/02/ulus-baker.jpg 546 800 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-02-17 18:07:492015-02-17 18:12:40Hava soğuk. Belki biraz “İnternet’te Sanat mümkün mü?” konuşmalıyız!
Page 4 of 512345

Archive

  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Şubat 2025
  • Eylül 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Ocak 2024
  • Aralık 2023
  • Kasım 2023
  • Ekim 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Haziran 2023
  • Mayıs 2023
  • Nisan 2023
  • Mart 2023
  • Şubat 2023
  • Ocak 2023
  • Aralık 2022
  • Kasım 2022
  • Ekim 2022
  • Eylül 2022
  • Ağustos 2022
  • Haziran 2022
  • Mayıs 2022
  • Kasım 2021
  • Ekim 2021
  • Eylül 2021
  • Ağustos 2021
  • Haziran 2021
  • Mart 2021
  • Şubat 2021
  • Ocak 2021
  • Aralık 2020
  • Kasım 2020
  • Ekim 2020
  • Eylül 2020
  • Ağustos 2020
  • Temmuz 2020
  • Haziran 2020
  • Mayıs 2020
  • Nisan 2020
  • Mart 2020
  • Şubat 2020
  • Ocak 2020
  • Aralık 2019
  • Kasım 2019
  • Ekim 2019
  • Eylül 2019
  • Ağustos 2019
  • Temmuz 2019
  • Haziran 2019
  • Mayıs 2019
  • Nisan 2019
  • Mart 2019
  • Şubat 2019
  • Ocak 2019
  • Aralık 2018
  • Kasım 2018
  • Ekim 2018
  • Eylül 2018
  • Ağustos 2018
  • Temmuz 2018
  • Haziran 2018
  • Mayıs 2018
  • Nisan 2018
  • Mart 2018
  • Şubat 2018
  • Ocak 2018
  • Aralık 2017
  • Kasım 2017
  • Ekim 2017
  • Eylül 2017
  • Ağustos 2017
  • Temmuz 2017
  • Haziran 2017
  • Mayıs 2017
  • Nisan 2017
  • Mart 2017
  • Şubat 2017
  • Ocak 2017
  • Aralık 2016
  • Kasım 2016
  • Ekim 2016
  • Eylül 2016
  • Ağustos 2016
  • Temmuz 2016
  • Haziran 2016
  • Mayıs 2016
  • Nisan 2016
  • Mart 2016
  • Şubat 2016
  • Ocak 2016
  • Aralık 2015
  • Kasım 2015
  • Ekim 2015
  • Eylül 2015
  • Ağustos 2015
  • Temmuz 2015
  • Haziran 2015
  • Mayıs 2015
  • Nisan 2015
  • Mart 2015
  • Şubat 2015
  • Ocak 2015
  • Aralık 2014
  • Kasım 2014
  • Ekim 2014
  • Eylül 2014
  • Ağustos 2014
  • Temmuz 2014
  • Haziran 2014
  • Mayıs 2014
  • Nisan 2014
  • Mart 2014
  • Şubat 2014
  • Ocak 2014
  • Aralık 2013
  • Kasım 2013
  • Ekim 2013
  • Eylül 2013
  • Ağustos 2013
  • Temmuz 2013
  • Haziran 2013
  • Mayıs 2013
  • Nisan 2013
  • Mart 2013
  • Şubat 2013
  • Ocak 2013
  • Aralık 2012
  • Kasım 2012
  • Ekim 2012
  • Eylül 2012
  • Ağustos 2012
  • Temmuz 2012
  • Haziran 2012
  • Mayıs 2012
  • Nisan 2012
  • Mart 2012
  • Şubat 2012
  • Ocak 2012
  • Aralık 2011
  • Kasım 2011
  • Ekim 2011
  • Eylül 2011
  • Haziran 2011
  • Mayıs 2011
  • Nisan 2011
  • Mart 2011
  • Şubat 2011
  • Ocak 2011
  • Haziran 2010
  • Nisan 2010
  • Ekim 1999
  • Eylül 1999

Categories

  • Bizden Haberler
  • Güncel Haberler
  • News
  • Personal
  • Sanat Haberleri

Facebook

Instagram

No images available at the moment

Follow Me!

Bize Ulaşın

T.C. M.E.B.
Özel Nar Sanat Eğitim Kursu

Adres : İncirli cad. Kartaltepe mah. Kıbrıs Sok. Okan apt. No:6/1 34145 Bakırköy, İstanbul  Türkiye

( Eski Town Center’in -Şuan Altınbaş Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nin karşısı-, Yaşar Hastanesi’nin yanındaki sokak )

Çalışma saatlerimiz haftanın 7 günü  09:00 – 21:00 saatleri arasındadır.

+90 212 570 80 68

+90 530 880 71 80

[email protected]

Bağlantılar

  • Sanat Haberleri
  • Nar Sanat İstanbul Eğitim Ve Kültür Sanat Derneği
  • M.E.B. Sertifika Vermeye Yetkili Kurumlar
  • Site Haritası
  • Güncel Haberler

Konum

© Telif Hakkı - Nar Sanat - Enfold WordPress Theme by Kriesi
  • Link to Facebook
  • Link to Instagram
  • Link to Mail
  • Ana Sayfa
  • Eğitmenler
  • Kurslar
  • Kurumsal
  • İletişim
Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön