Şunun için etiket arşivi: hindistan

Türkiye’nin AB üyeliğinin sıkça konuşulmaya başlandığı dönemde İzmir Avrupa Caz Günleri olarak başlayan etkinlik, Gümrük Birliği’ne kabulümüzün ardından hızlanan süreç içinde kapsamı genişletilerek İzmir Avrupa Caz Festivali adını almıştır.

21 CAZ FESTİVALİ İZMİR

4- 20 Mart 2013 tarihlerinde 20’ncisini gerçekleştirdiğimiz Festivalin amacı, Avrupa’nın ve Türkiye’nin kendi alanlarında önemli gelişmeler sağlamış caz sanatçılarını bir araya getirerek bu kültürü geniş kitlelere yaymaktır. İtalya, Fransa, Avusturya, Almanya, Hollanda, Polonya’dan gelen caz sanatçıları İzmirli caz severlerle buluşurken, çok sayıda genç izleyici Avrupa Cazını dinlemek, anlamak, öğrenmek ve sevmek fırsatını bulmaktadır.

İzmir Avrupa Caz Festivali’nin en büyük farkı, eğitim ağırlıklı olmasıdır. Festivale konser vermek için gelen sanatçılar atölye çalışmaları ve ustalık sınıflarıyla İzmirli genç sanatçılara birikimlerini aktarmaktadır. Atölye çalışmalarına katılan başarılı gençlerden ikisi Siena Caz Vakfı ve İKSEV işbirliği ile İtalya’da Siena Yaz Caz Ustalık Sınıfları kurslarına burslu olarak katılmaktadır. Bugüne kadar 18 genç bu olanaktan yararlanmıştır. Ayrıca festivalin resmi afişi, son 11 yıldır, yine genç tasarımcılara yönelik düzenlenen ve tüm Türkiye’den yeteneklerin katıldığı Caz Afiş Yarışması ile seçilmektedir.

FURIO DI CASTRI QUARTET

FURIO-DI-CASTRI-QUARTET

 AÇILIŞ KONSERİ               
          3 Mart, Pazartesi
20:30 AASSM Konser Salonu
Jacopo Albini, tenor saksafon
Fabio Giachino, piyano
Furio di Castri, kontrbas
Ruben Bellavia, davul

Furio Di Castri, Bas

12 Eylül 1955’te Milano’da doğdum. Trompet çalmaya 11 yaşında başladım, daha sonra 13 yaşında elektrobasa geçtim. Önceleri blues ve progressive rock gruplarını ve ritimlerini kendi kendine öğrenen bir müzisyendim. İlk albümümü (Dedalus, Trident records) 1973 yılında yaptım ve o zamandan sonra da kontrbas çalmaya başladım.

1978 yılında Roma’ya taşındım ve orada tenor saksafonist Maurizio Giammarco ve alto sanatçısı Massimo Urbani ile çalmaya başladım. Roma’da bulunduğum sırada Chet Baker ile tanıştım ve 1988’ e kadar  zaman zaman birlikte çaldık. O yıllarda Milano’da Larry Nocella, Luigi Bonafede, Franco d’Andrea ile birlikte çalarak ve Walter Davis jr, Jimmy Knepper, Freddie Hubbard, Art Farmer, Al Grey gibi müzisyenlere katılarak çok aktif bir dönem geçiriyordum.

Şubat 1981’de Enrico Rava’nın kuartetine, birkaç ay sonra da Michel Petrucciani’nin triosuna dâhil oldum. Açıkçası uzun zamandan beri birlikte çalıyoruz. Tam olarak Enrico ile 8 yıl, Michel’le 3 yıldır. Bunun yanı sıra geçmiş yıllarda da birlikte yeni projelere, tur ya da konserlere katılarak veya müzik kayıtları yaptığımız zamanlarda sık sık görüşüyorduk.

1981 yılından bu yana Richard Galliano, Dino Saluzzi, Joe Lovano, Charles Lloyd, Steve Lacy, John Surman, Dave Liebman, Joe Lovano, Pharoah Sanders, Michael Brecker, Sal Nistico, Lee Konitz, Joe Henderson, Franco Ambrosetti, Kenny Wheeler, Charles Tolliver, Ray Anderson, Muhal Richard Abrams, Michel Grailler, Gordon Beck, Franco d’Andrea, John Taylor, Jon Balke,  John Taylor, Paul Bley, Don Friedman, Enrico Pieranunzi, Rita Marcotulli, Stan Tracey, John Abercrombie, Philip Catherine, Paul Motian, Tony Oxley,  Barry Altschul, Daniel Humair, Jon Christensen, Joe La Barbera, Bruce Ditmas, André Ceccarelli gibi birçok harika müzisyenle birlikte çalıyorum.

90’larda trompet sanatçısı Paolo Fresu ile düo olarak sahne almaya başladım. Birlikte 14’ün üzerinde CD kaydettik. Piyanist ve akordiyonist Antonello Salis’in katılımıyla birlikte grubumuz PAF trio halini aldı.

Tüm Avrupa, Rusya, Ortadoğu, ABD, Arjantin, Brezilya ve Çin’de çalmaya devam ediyorum.

1992’den bu yana farklı gruplara ve projelere önderlik ediyorum ve caz müzik atölye çalışmaları, tiyatro, dans ve çağdaş sanatlar için müzik besteliyorum.

1990 yılında Siena Jazz (I) kurumunun yaz dönemi caz müzik atölye çalışmalarında bas ve caz müzik üzerine doğaçlama hakkında ders vermeye başladım ve 1996’da müzik konservatuarında caz müzik profesörü oldum.

Baş ve yardımcı şef olarak 21 albüm kaydettim (Things, Solo, Opale, Unknown Voyage, Evening Song,  What color for a tale, Urlo, Contos,  Chaos, Mythscapes, Scalabrun, Hands, Paf, Wooden  You, Fellini, Morph, L’esigenza di andare verso il basso, Zapping, Il Vino all’Opera, Welcome, Omaggio a Modugno, Memorie di Adriano).

Grup üyesi olarak Enrico Rava, Kenny Wheleer, Paul Bley, John Taylor, Chet Baker, Michel Petrucciani, Paolo Fresu, Dino Saluzzi, Dave Liebman, Aldo Romano ile birlikte 150’den fazla kayıtta yer aldım.

ÖĞRENİMİ:

• Sassari Müzik Konservatuarı (I)  – 1996/ 1998

• Parma Müzik Konservatuarı (I) – 1998/ 1999

• Torino Müzik Konservatuarı (I) –  2000’den bu yana (Kontrbas enstrümanı konusunda öğretim görevlisi, Caz besteleme, Caz orkestra ve topluluğu, Analiz, Caz Bölümü Başkanlığı)

• Siena Yaz Dönemi Caz Atölye Çalışmaları – 1990’dan bu yana (Kontrbas enstrümanı konusunda öğretim görevlisi ve orkestra)

• Aşamalar ve Ustalık Sınıfları:

HeMu Haute ecole de musique – Lausanne (CH)

Newpark School, Dublin (Eire)

Kraliyet Konservatuarı, Den Haag (NL)

DAMS, Bologna (I)

Accademia Chigiana, Siena (I)

BİRLİKTE ÇALIŞTIĞI SANATÇILAR:

• RICHARD GALLIANO: düo, trio, kuartet ve kuintet. 1995’ten itibaren İtalya, Fransa, Avusturya, Almanya, Kanada, Japonya, Malezya ve Endonezya’daki konserler.

• ENRICO RAVA: 1981 – 1988 arasında kuartet ve çeşitli gruplar içerisinde Avrupa’da konser ve turlar.

• JOHN TAYLOR: 1986’dan itibaren trio ve kuartet halinde konserler ve turlar.

• PAUL BLEY: Paul Motian ya da Bill Elgart ile trio halinde konserler (1988 ve1990 yılında), John  Surman ve Tony  Oxley ile 1994’te Avrupa Turnesi

• JOE HENDERSON: Enrico Rava, John Taylor ve Paul Motian ile birlikte Avrupa Turnesi. 1988’de Tony Oxley ile birlikte trio halinde konserler

• CHET BAKER: 1979 – 1987 yılları arasında İtalya konserleri

• MAURIZIO GIAMMARCO: 1978 – 1986 yılları arasında trio, kuartet ve kuintet olarak

• MASSIMO URBANI: 1978 – 1985 yılları arasında trio ve kuartet olarak,

• MICHEL PETRUCCIANI: 1981 – 1984 ve 1985 – 1988 yılları arasında trio olarak

• ALDO ROMANO: 1988 – 1995 yılları arasında konserler ve uluslar arası turneler

• PAOLO FRESU: 1990 yılından itibaren düo, trio, kuartet ve çeşitli gruplar halinde konserler ve turneler

ULRICH DRECHSLER & STEFANO BATTAGLIA DUO

ULRICH DRECHSLER & STEFANO BATTAGLIA DUO

ULRICH DRECHSLER & STEFANO BATTAGLIA DUO

    4 Mart, Salı                           

20:30 AASSM Küçük Salon

Ulrich Drechsler, basklarnet, basset-horn

Stefano Battaglia, piyano

Ulrich Drechsler, Baskarnet

“Müzik sözcüklerle söylenemeyecek şeyleri anlatma gücüne sahiptir. O, herhangi bir insanın tüm varoluşunu, kalbini, ruhunu ve aklını yansıtır. Olması gerektiği kadar net.’’ Ulrich Drechsler

Ulrich Drechsler dokuz yaşındayken kendi şehrindeki sokak grubunda klarnet çalmaya başladı. Klasik Müzik Konservatuarı’na giriş sınavlarına hazırlanmak amacıyla Stuttgart’taki opera binasında klarnet hocalarından biri ile çalıştı. On altı yaşındayken kendi kendine onu daha çok doğaçlama müziğe yönlendiren tenor saksafon çalmayı öğrendi. Sonunda caz öğrenimi göremeye karar verdi ve Avusturya’ya taşındı. 1992 – 1998 yılları arasında Graz’da Güzel Sanatlar Üniversitesine devam etti.

Ulrich Drechsler, 1999 yılından beri serbest besteci ve müzisyen olarak Viyana’da yaşıyor. Ana enstrümanı olarak basklarneti seçti. Öğrencilik yıllarında edindiği sahne deneyimleri onun çok yönlü projelerinde yansımaktadır.

Viyana’ya gelmesinden kısa süre sonra, baterist Alex Deutsch ve basist Oliver Steger ile birlikte uluslar arası sansasyon yaratan Trio Cafe Drechsler grubunu kurdu. Modern elektronik müzik gibi çeşitli müzik tarzlarının stilistik özellikleri, tamamen doğaçlama ve akustik bağlamın içine karışır. Grup üçüncü albümleri ile 2005 yılında Avusturya Amadeus Ödülünü kazanmıştır.

Ulrich Drechsler, “Poesis’’ Kuartetinde kendini klasik müziğe adadı. Grup, 2001 yılında Franz Schubert’in “Die Winterreise’’ adlı şarkı döngüsünün tamamıyla yeni bir uyarlamasını “Nebensonnen’’ adıyla caz kuartet için piyasaya sürdü.

Ulrich Drechsler, Thelonious Monk’un müziğine büyük bir hayranlık besliyordu. Bu doğrultuda “The Monk In All Of Us” grubunu kuran Ulrich, kendisini tamamen caz müzik tarihinin bu müthiş dehasının müzikal sanat eserlerini yorumlamaya adadı. Bas-/kontrbas, klarnet, trompet, telli kontrbas ve davulların egzotik düzenlemesi ile grup, müthiş piyanistin bestelerinin içerisinden bilinmeyen yollara seyahat eder. Onların ilk albümü “Monk In All Of Us”, prestijli Hans Koller Ödülü için 2005’te aday gösterildi.

2005’te kurulan Ulrich Drechsler Kuartet ile Ulrich ilk kez grup lideri olmuştu. Uzun zamandan beri arkadaşları olan Oliver Steger, Jörg Mikula ve sıra dışı Norveçli piyano sanatçısı Tord Gustavsen’in eslik ettiği bu fantastik grup ile Ulrich Drechsler ilk kez kendi bestelerini sundu. Tord Gustavsen ile birlikte fikirlerini mükemmel biçimde özümseyen ve bu fikirleri hiçbir hataya mahal vermeyecek şekilde yönlendiren bir grup üyesi kazanmıştı. İlk albüm “Humans & Places”, dinleyicilerden ve eleştirmenlerden olağanüstü yorumlar aldı.

Altı yıllık yoğun konser turunun ardından, “Café Drechsler”in yerine yeni bir  proje geçti: “Drechsler” yeni oluşturulan kuartetin ismiydi. Onun kadrosu – Ulrich Drechsler’in ardından – Oliver Steger ve döner tablalarda The Great Zuzee tarafından eşlik edilen Jörg Mikula’dan oluşuyordu. Müziğin tanıdık ve dans için olması ve ayrıca da Hiphop, Drum’n’bass, Caz, R&B, Bossa Nova vb.’nin bir karışımı olmasına rağmen, yeni kadrosu sebebiyle tamamıyla yeni, bağımsız ve çağdaş bir müzikal tarz ortaya çıkmıştı. İlk albüm “Fortune Cookies” 2006 yılında piyasaya sürüldü.

Bestelerine yeni ifade biçimleri kazandırmak için gitarist Heimo Trixner ve perküsyonist Jörg Mikula ile 2007 yılında “Daily Mysteries Trio” yu kurdular ve aynı yıl içerisinde “Daily Mysteries” albümünü çıkardılar. Tord Gustavsen’le çalıştığı zamanlardaki müziğe benzer olarak melodiler ve onların yumuşak hareketi baskın bir rolde çalıyordu. Bas klarnetin eşsiz yorumu, gitar ve bateri, ayrıca enstrümanların mutlak dengesi müzisyenlere genel durum içerisinde çok daha özgür hareket edebilme imkânı sunar. Böylece müzik, yükselen bir atmosferik karakter edinir.

2009 yılında “The Big Easy” isimli yeni bir albümle birlikte Ulrich, kendi caz grubu “Drechsler”in yeni bir dizilimini tanıttı. Klavyede Avusturya’dan Benny Omerzell ve tanınmış baterist Jörg Mikula ile birlikte İsviçreli bas müzisyen Patrick Zambonin, son olarak da DJ Zuzee grubun müzikal tarzını tamamıyla canlandırdılar ve yenilediler. Özellikle Klavyedeki Benny Omerzell müziği tamamıyla yeni özellikleri ile vermektedir.

Aynı yıl Ulrich, ilk film müziği çalışmalarını tamamladı. Farklı grup projelerinden müzisyenler ile birlikte, Michael Pfeifenberger tarafından yönetilen Avusturya filmi “Tadespolka” için müziklerin neredeyse tamamını o oluşturdu.

Ön düzenlemeden aşağı yukarı iki yıl sonra, 2010 yılında yeni kuartet projesini ortaya koydu. Aklından geçen, yeni bir ses keşfetmek için en beğendiği enstrümanların ikisini, basklarnet ve çelloyu bir araya getirmekti. Grup, tam anlamıyla eşsiz bir kadroya sahipti: Ulrich – bas klarnet, Jörg Mikula – bateri ve tef ile iki sıra dışı çello sanatçısı Rina Kaçinari ve Christof Unterberger. Yeni Ulrich Drechsler Çello Kuartet’in ilk albümü “Concinnity” ünlü Alman plak şirketi Enja etiketi ile Ağustos 2010’da piyasaya sürüldü.

2012 yılında tekrar Enja plak şirketinden “Beyond Words” albümü çıkartıldı. Kadro; Ulrich – bas klarnet, iki genç Avusturyalı sanatçı Benny Omerzell – piyano ve Lukas Koenig bateri, son olarak da fantastik İsrailli kadın sanatçı Efrat Alony’yi bünyesinde barındırıyordu. “ Beyond Words” albümünde yer alan müzik, samimiyet ve tutku ile karakterize edilmekte ve Ulrich’in bu müzik tarzındaki en iyi çalışmasını ortaya koymaktadır. 2012 yılında ayrıca, Michael Pfeifenberger’in yeni belgeseli “Call me a Jew” için müzik oluşturma sürecinde yer aldı.

2013 ilkbaharında Ulrich, ünlü “Café Drechsler”in yeni bir versiyonunu ortaya koydu. Yeni albüm “Streamer”, Viennese Plak Şirketi tarafından Monkey Music etiketiyle piyasaya sürüldü. Tamamıyla yeni olan elektro-akustik kuintet kadrosu ile Ulrich Drechsler, çağdaş elektronik club müziğindeki etkin görüntüsünü benimsemiş oldu.

Aynı yıl içerisinde İtalyan piyano sanatçısı Stefano Battaglia ile birlikte çalışmaya başladı. “Little Peace Lullaby” isimli yeni düo program, her iki müzisyenin de duygusal, incelikli ve sadece güzel besteleme ve çalmaya olan aşklarını göstermektedir.

2014 yılında bu ikili, birkaç konser turuyla yeni müziklerini insanlara duyuracaklar. Ayrıca yıl ortası için bir albüm kaydı planlanmaktadır. Bunun yanı sıra Ulrich, Enja Yellowbird kayıt şirketi adına yeni bir kayıt projesi için bas klarnet, piyano ve ud’dan oluşan bir trio eşliğinde yeni besteler üzerine çalışmaya devam ediyor. Albümün 2015 ilkbaharında piyasaya sürülmesi bekleniyor.

Stefano Battaglia, Piyano

1965’te Milano’da doğan Stefano, yedi yaşındayken piyano çalmaya başladı. Onun klasik müzik kariyeri birkaç İtalya ve Avrupa festivali ve solist olarak yüzlerce konserden oluşmaktadır. Özellikle Barok müziği (çoğunlukla Bach, Scarletti ve Haendel), 17. yüzyıl programını ve modern müziği (çoğunlukla Hindemith, Boulez, Messiaen ve Ligeti) çaldı. 1986 yılında Johann Sebastian Bach Festivallerine davet edildi. 1991 yılında Orchestra Giovanile Europea’nın solisti olarak sahne aldı.

Bunun yanı sıra J.S.Bach’ın  Art of the Fugue ve Partitas, ayrıca on altıncı yüzyıldan virginal müzik çalması için (Fitzwilliam Virginal Book), İsviçre ve İtalyan radyo – televizyonlarına davet edildi.

Caz müzik çevrelerince 1988 yılında en iyi yetenek, 1999 yılında ise Musica Jazz dergisi tarafından en iyi İtalyan müzisyen olarak ödüllendirildi. Birlikte çalıştığı kişiler arasında en iyi İtalyan müzisyenler ve Lee Konitz, Kenny Wheeler, D. Redman, Tony Oxley, Barre Philips, Steve Swallow, Enrico Rava, Aldo Romano, Bill Elgart, Dominique Pifarely, Jay Clayton, Pierre Favre ve diğer birçok uluslararası sanatçı yer almaktadır.

Tüm dünyada en önemli festivaller ve birçok uluslararası buluşmalarda doğaçlayıcı kimliğiyle 1000’in üzerinde konserde çaldı. 100’den fazla CD kaydetti (çoğunlukla şef kimliğiyle ve on tanesi solo piyano için), piyano solosu ve trio kayıtları için birçok ödül aldı. Solo performansının yanı sıra, trio formatı (piyano bas ve bateri) ve düo piyano-perküsyon formatı (Tony Oxley, Pierre Favre, Bill Elgart ve Michele Rabbia ile) üzerine yaptığı incelemeye odaklandı.

Aktif olarak 1988’den itibaren Siena Jazz’da caz müzik ustalık sınıfları için ders veriyor ve 1996’dan bu yana da müziğin müzikal anlamda araştırılması, doğaçlanması, bestelenmesi ve oluşturulması üzerine bir atölye çalışması olan Laboratorio Permanente di Ricerca Musicale’e önderlik ediyor.

Rainer Maria Rilke tarafından kaleme alınan Die Sonette an Orpheus eserindeki 56 şiirin hepsini ve Juan de la Cruz’ın (1542-1591) bir metnine (Monte Carmelo’nun Mistik Dağı) dayanan çalışmasını müziğe aktardı.

Şarkının on dördüncü yüzyıldan günümüze kadar geçirmiş olduğu evrimi temel alan ve bundan esinlenen büyük bir program olan The Book of Songs üzerine çalışmalar yaptı.

Alec Wilder’in müziği üzerine çalıştı ve The music of Alec Wilder: Art Songs,Popular Songs isimli monografik bir program yarattı ve bu programı bir besteci olarak Wilder’in geniş ve kapsamlı üretkenliğine dayandırdı.

Popüler ve çağdaş diller yoluyla, Pier Paolo Pasolini ve Rothko resimlerine dikkat çekmek için eklenen birtakım bestelerden oluşan Rothko Rooms’u kutlayan bir opera yarattı.

2004’ten bu yana ECM Plak Şirketi’nin şefi olarak kayıt yapıyor (beş albüm: ikili albüm Raccolto, ikili albüm Re: Pasolini, Pastorale, The River of Anyder, Songways).

JAZZ TIMES

Battaglia, gözüpek özgürlük ve kendinden emin bir dikkatle çalan eşi benzeri az görülen bir sanatçı. En iyi Avrupalı caz müzisyenlerinin İtalya’dan çıkması bunun için kuvvetli delil oluşturabilir. Stefano Battaglia’nın ECM için yaptığı beş albüm, geçen on yıl içerisinde bir ECM piyanisti tarafından çıkarılan en güçlü çalışmaları içermektedir. Thomas Conrad

CADENCE

Devamlı olarak Keith Jarrett ve Cecil Taylor ile karşılaştırılan Battaglia, kendisini Bill Evans’ın müziğine kayıt yapmaya adadı. Kariyerinin bu aşamasında bu tarz kıyaslamalar, stilistik geçmişin konusu olmaktan ziyade, daha çok piyano ile yaptığı çalışmalarda gösterdiği kalitenin izleridir. İster klasik müzik (Arturo Benedetti Michelangeli, Aldo Ciccolini, Maurizio Pollini ve yukarıda adı geçen tüm isimler) olsun isterse caz (Enrico Pieranunzi); en iyi İtalyan piyanistlerde fark edilebilen dikkat, ses kalitesi, zarafet ve gücün aynı oranda karışımıyla,  Battaglia adeta dünyadaki en harika piyanistlerden bir tanesidir. Onun müziği, dinlediklerini kategorize etmekten ziyade daha çok kalite ile ilgilenen tüm piyano müzikseverlerine şiddetle önerilmektedir. Stuard Broomer

DOWNBEAT

Battaglia hiçbir kategoriye girmeyen eşi benzeri az görülen bir piyanist. Onda Paul Bley ve Keith Jarret gibi büyük isimlerin yansımaları var. Melodik olan yerlerdeki vurgu ile uyum içinde olan, ancak geçişlerden ortaya çıkan şarkının yapısı ve standart ahenginin kaybolmasından kaçınan çizgiler için Battaglia bir hediyedir. Bu geçişler, müziğin başlangıcından serializm-sonrasına kadar her şeyi harekete geçirebilirler. Bill Shoemaker

JAZZ JOURNAL INTERNATIONAL

Battaglia hem harika bir dokunuşa hem de çok iyi bir biçimde hükmedilen ve aşırı etkili ritmik hislere sahip. O swingi oldukça iyi işleyebiliyor. Ayrıca müziğini çok daha az senkoplu, diğer bir deyişle daha Avrupa klasik müzik tarzında ifade ediyor. Bir diğer artısı olarak da oda müziğinin çeşitli yapılarına karşı olağanüstü bir duyarlılığa sahip olduğunu söyleyebiliriz: yaratıcılığın olgunluğuna dair güçlü bir kanıt ve ayrıca yaptığı müzik güçlü caz etkileri olan ancak yadsınamayacak şekilde Avrupai bir müzik. Michael Tucker

JAZZ VIEWS

Battaglia çalarken, ana eğilimi olan caz geleneğinden daha çok bir klasik müzik yaklaşımı benimsemiş biçimde doğaçlayıcı bir estetik paylaşıyor. Bir klasik müzik sanatçısı olarak da Battaglia bizleri hiç şaşırtmıyor. Bir taraftan kasvetli ancak huzurlu yerler keşfederken, diğer taraftan güzelliğin algılaması zor ve tuhaf yanını tanımlıyor. John Kelman

BBC MUSIC MAGAZINE

Battaglia, müziğini klasik müzik şekli ve çizgisi içerisinde uygularmışçasına doğaçlıyor: piyanistin tuhaf şarkısal doğaçlamaları sakin, ferah ve hatta cüretkâr. Büyüleyici. Richard Cook

THE GUARDİAN

Başarılı bir klasik müzik konser resitali sunmasını sağlayan ağırbaşlı duyarlılığını fazlasıyla ortaya çıkaran diğer bir hayranlık uyandıran Avrupalı piyanist. Bill Evans, Keith Jarret ve Paul Bley’deki gibi caz kökenine ve onu sık sık serbest doğaçlama üstatları ile çalışırken bulabileceğiniz açık sözlülüğe sahip bir isim.

Onun müziği, açık bir yapı şeklinde ve özlem duyarcasına romantik, tamamı ile klasik müzik bağlılıkları olan, melodik anlamda cesur, ışık saçan bir birikim, ton renklendirmeleri, soprano sesin yavaş yükselişi, geniş doğaçlamalar. JF

JAZZ TIMES

Stefano Battaglia yeni şiirsellik konseptleri yaratıyor ve sunuyor. Bazen notalı şekilde, ancak çoğu zaman asla tekrarlanamayacak ve hayal gücünün spontan hareketleri içerisinde keşfedilen doğaçlamalar. İster yazılı olsun ister doğaçlanmış, Battaglia tarafından çalınan müzik her zaman oradaymış gibi kulağa kaçınılmaz geliyor. Thomas Conrad

FREQUENCY

Başka hiçbir İtalyan müzisyen, Manfred Eicher, ECM yapımcısı ve patronluğun müzikal tecrübesiyle böylesine aynı eksende görünmemişti.Federico Scoppio

ALL ABOUT JAZZ U.S.A

Battaglia’nın esin kaynağı yüzyıllarca yıl geçmişten gelmesine rağmen, yaptığı müzik zamansızdır. John Kelman

CD AUDIO REVIEW

Klasik müzik eğitimi almış piyanist Stefano Battaglia’nın müziksel faaliyeti, modern caz müziği ve çağdaş klasik müzik arasındaki bir birliktelikle karakterize edilmektedir. Bu müzik, yoğun atmosferi, harmonik deneyselliği, karmaşık sesleri ile dinlendiğinde ilk etapta belki eğlendirmeyen ancak devam edildiğinde buna değdiğini görebileceğiniz bir yapıya sahiptir. Diğer bir tabirle ECM müzikal kanonu ile harika bir uyum. Sanatçının önceki çalışmaları daha çok deneysel ve entelektüel bir yapıdaydı. Şuan ise daha çok şiirsel, daha hızlı ve diriliğe sahip ve aynı zamanda Battaglia’nın müzikal fikirleri ve yaklaşımının bilgeliğini ve karmaşıklığını hala korumaya devam eden bir yapıdadır. Eğlencenin ve deneyselliğin harika bir şekilde dengelendiği olgun bir çalışma. A.Zona

JAZZ TIMES

Stefano Battaglia’nın ECM için yapmış olduğu beş albüm, geçen on yıl içerisinde bir ECM piyanisti tarafından çıkarılan en güçlü çalışmaları içermektedir. Thomas 

KALİMA

Laia Genc-Anne Kaftan-Sascha Ley

Laia Genc-Anne Kaftan-Sascha Ley

 5 Mart, Çarşamba                

20:30 AASSM Küçük Salon

Sascha Ley, vokal

Laia Genc, piyano

Anne Kaftan, soprano saksafon, basklarnet

MODERN CHAMBER JAZZ & WORLD (Lüksemburg, Köln)

Sascha Ley’in büyüleyici triosu modern temalarla düşsel folklorun ustaca birleştirilmesinden doğan, serbest ve içten caza cesur yaklaşımıyla şaşırtmakta ve inandırmaktadır. 2010 yılında ilk albümüyle uluslararası bir ilgi görerek, Tremplin Jazz d’Avignon Dinleyici Ödülünü kazanan Trio, orijinal ve yaratıcı müziğini incelikle işlemeye devam etmiştir. Üst derecede melodik çizgi ve dinamik ritmin kesişimi üzerine Kalima’nın incelemeleri ikinci albüm “Everything Within”de bir kez daha şiirselliğini ortaya sermektedir.

DİSKOGRAFİ

Kalima –  2010

Everything Within- 2013 / Label Neuklang / Misafir müzisyen Ramesh Shotham

EN SON ELEŞTİRİLER (2013)

Harika bir trio… Ustaca, ince ince örülmüş, merakla beklenen, ama aynı zamanda rahatlatan ve dinlendiren, bu kelimeler “Kalima” triosunun benzersiz müziğini betimlemekte. Dikkatli kulaklar her yeni dinleyişte, hatta her seferinde yeni keşifler yapacaklar. Melodiva (D) 07/13 (Marion Möhle)

Kalima, dolu dolu müzik yapan yenilikçi bir trio. Başlık trionun mottosunu ortaya koyuyor: Sınırlar olmadan yaşa ve çal. Cesur müziklerden korkmayan ve sürprizlere açık herkes bu yeni cazı sevecek Jazz Flits (NL) 06/13 Hessel Fluitman

Tek kelimeyle müthiş, az bulanan incilerin peşinde, farklı titreşimleri birarayan getiren bir hayal gücünün temelinden doğmuş. Bu albüm fevkalade bir müzik gösterisi D’Zeitung (L)06/13 (Michel Schröder)

CD gerçekten güzel ve her dinleyişte daha da güzelleşiyor. Loboblog 06/13 (Paulo Lobo)

Vokal akrobatı şarkıcı Sascha Ley Kalima triosunun merkezindeyken, piyanist Laia Genc ve Anne Kaftan (basklarnet ve soprano saksafon) kendi enstrümanlarını cesur seslere sürüyorlar Lira (SE) 06/13 (Rasmus Klockljung)

Sascha Ley tüm ses evrenini size sunuyor. Müzik dolu galaksileri. Müthiş bir trio ile beraber. Sürprizlere açık olun. Jazzpodium (D) 05/13 (Jörg Konrad)

…sadece dinlenmesinin güzelliği yanında dikkat çekici sanatsal bir zekâ. Luxemburger Wort (L) Gaston Carré 05/13

Müthiş aranjmanlar…. Muhteşem Kalima grubu. Melodiva (D) Hildegard Bernasconi 04/13

Bütünlük ve çeşitliliğin özel bir karışım, çağdaş müziğin zirvesinde gerçekten olağanüstü bir müzik gösterisi. Jazzzeitung (D) Hans-Jürgen von Osterhausen 04/13

“Dünya müziğine tutkulu vokal caz hayranları bu albüme çıldırmalılar. (…) Yeni sesler, yeni yaklaşımlar ve vokal cazına yeni bir bakış. İnanılmaz yaratıcı.”@CriticalJazz 02/13 (Brent Black)

Muhteşem bir trio. Modern cazla dünya müziğinin muhteşem bileşimi. Bu sıkı kompozisyondan muhteşem melodiler ve ritimler fışkırıyor. Büyük ve çok ilginç bir albüm. Radio Der Belgische Rundfunk (B) 02/13 (Hans Reul)

İnanılmaz farklı müzikleri sunarak, renkli ve gösterişli, yumuşacık ve duyarlı orijinal caz. Kalima’nın müziği inanılmaz eğlenceli. Müziklerine kapılıp gitmeleri gerçek bir zevk. D’Land (L) 02/13 (Marc Fiedler)

“Everything Within” sofistike kompozisyonlarıyla müziksel bir serüven, samimi bir yakınlık oluşturuyor. Laia Genc ve Anne Kaftan virtüöz seviyesinde ve Sascha Ley kontralto sesini muhteşem şekilde katıyor, rahat, hâkim ve doğal söylüyor. Aralarındaki dengenin farkında, müzikal bir diyalog. Telecran (L) 02/13 (Martina Folscheid)

FESTİVALLER Tremplin JAZZ d’Avignon (F), Crest Jazz vocal (F), Nancy Jazz Pulsations (F), JazzfestivalViersen (D), Hüttenjazz Völklingen (D), Jazz Festival Preveza (GR), Berlin Music Week (D), Music Night Cologne (D), Sommermusik Saarbrücken (D), Jazz Festival Trifolion (Festival Echternach), Jazz Rallye

Luxembourg (L), Altrimenti Female Voice Festival (L), Festival der Kulturen (L), Festival Kulturfabrik (L), Jazzkomm, Berlin (D)

KLÜPLER ve Salonlar  e.a. B-Flat Berlin (D), Skwer Warsaw (PL), Palace of

culture, Warsaw (PL), Jazz Dock, Prag (CZ), Wabe, Berlin (D), Hinterhofsalon, Cologne (D), Salon de Jazz, Köln (D), Walhalla, Wiesbaden (D), WG Würzburg (D), Altxerri, San Sebastián (E), Forsans, Gaâs (F), Trinitatis, Bonn (D), JAIL Luxembourg (L), L’Inouï (L), Kulturfabrik (L) …

SANATÇILAR (Lüksemburg  Köln)

Sascha Ley besteci ve vokalist olarak müziksel yolculuğunda cesur adımlar atmaktan hoşlanıyor. Caz, serbest doğaçlama, düşsel folklor ve modern müzikle flörtleri benzersiz tarzına ve etkili sesine ilham veriyor. www.saschaley.net

Laia Genc çalarken ve bestelerken güçlü dokunuşlar yapıyor. Hubert Nuss ve  John Taylor ana akımdan farklı kişisel tarzını geliştirmekte ona destek oldular ve Köln Caz Okulu’nda müziği ve melodik renkler için onun anlayışını şekillendirdiler.  www.laiagenc.de

Anne Kaftan, Charlie Mariano’nun eski öğrencisidir. Klasik müzikten deneysel popa dek müziğe stilistik yaklaşımlar getirdi. Diğer projelerinin yanı sıra, Travelling Light albümünün kaydı ile beraber 2006 yılında Sascha ile çalışmaya başladı.

www.myspace.com/annekaftan

           AÇIK CAZ ORKESTRASI FİNAL KONSERİ     

açık-caz-orkestrası

 6 Mart, Perşembe                 

20:30 AASSM Küçük Salon          

Ücretsiz/ Davetiyeli

21. İzmir Avrupa Caz Festivali Atölyeleri

İzmir Avrupa Caz Festivali’ni benzerlerinden farklı kılan en önemli unsurlardan biri de Festivalin konserlerle sınırlı kalmaması, gençler için aynı zamanda bir ‘caz eğitimi festivali’ niteliği taşımasıdır. 12. İzmir Avrupa Caz Festivali’nde başlatılan Açık caz Orkestrası Atölyesi çalışmaları 18. İzmir Avrupa Caz Festivali’nde daha akademik bir kimliğe bürünerek bir haftaya çıkarılmış, Combo sınıflarında, eğitici ve öğrenicinin bire bir çalışabileceği bir eğitim modeli benimsenmiştir. 19. ve 20. İzmir Avrupa Caz Festivallerinde atölyeler çeşitlendirilmiştir.

21. İzmir Avrupa Caz Festivali’nde; İzmir İtalyan Konsolosluğu işbirliği ile Furio Di Castri Quartet yönetiminde geleneksel “Açık Caz Orkestrası”, Polonya İstanbul Başkonsolosluğu işbirliği ile ressam-grafiker Rafal Olbinski yönetiminde “Grafik Tasarım”, Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçiliği işbirliği ile Timuçin Şahin Quartet yönetiminde “Kompozisyon ve Doğaçlama”, Polonya Kültür ve Ulusal Miras Bakanlığı ile Culture PL işbirliği ile Janusz Prusinowski Trio – Adam Strug Monodia Polska-Ewa Grochowska yönetiminde “Şarkıların ve Dansın Hayat Boyu Yolculuğu- Polonya’dan Türkiye’ye Buluşmaları” ve Maciej Obara International Quintet yönetiminde “Doğaçlama”, Goethe Enstitüsü İzmir işbirliği ile Uli Kempendorf Quartet atölyeleri yapılacaktır.

21. İzmir Avrupa Caz Festivali’nin atölye çalışmaları, İzmirli genç müzisyenler için kendilerini yurt dışında tanıtma fırsatı da olmaktadır. Akademi İKSEV’de yapılacak Caz atölyesi çalışmalarından sonra AASSM Küçük Salonda 6 Mart 2014 Perşembe günü Açık Caz Atölyesi Final Konseri, 18 Mart 2014 Salı günü ise “Şarkıların ve Dansın Hayat Boyu Yolculuğu- Polonya’dan Türkiye’ye Buluşmaları” Final konseri yapılacaktır.

SEMİNER: “CAZ ORKESTRASININ MOTORU: DAVUL”

francesco martinelli

7 Mart, Cuma

14:00   İKSEV Salonu

Konuşmacı: Francesco Martinelli, caz tarihçisi

Ücretsiz / Tercüme edilecektir

Francesco Martinelli

Gazeteci ve caz tarihçisi Francesco Martinelli  1975 yılından beri cazın gelişimiyle ilgilenmektedir.  Anavatanı olan Pisa, İtalya’da yüzlerce konserin yapımcısı olmuştur ve 1997 yılından beri  İtalya Instable Orkestra Festivali’nin sponsorluğunu yürütmektedir. İtalya’da türünün en temel kaynağı ve Avrupa’nın en önemlilerinden birisi olan Siena Caz Arşivinin yöneticisi olarak,  Siena’da New York Üniversitesi Müzik Yaz Okulu’nda caz tarihi, doğaçlama müzik, dil bilimi ve kayıtlı seslerin korunmasıyla ilgili kurslar ve dersler vermektedir. Aynı zamanda New York’ta New York Üniversitesi ile William Paterson Koleji’nde ve İtalya’da pek çok üniversite, konservatuvar ve festivalde dersler vermiştir.  Musica Jazz, World Music, Amadeus ve All About Jazz gibi dergilerde, All Music Guide ve Roots World web sitelerine sürekli olarak yazı yazarak destek veren Francesco Martinelli, dört cilt monografik gramofon kaydı yayınlamıştır. 2003 yılında Pisa şehrinde sürdürdüğü Çevre Mühendisliği görevinden istifa etmiş ve  çalışmalarını müzik yazarı, caz tarihçisi ve destekçisi olarak sürdürmeye karar vermiştir.  Anthony Braxton’s Live in Istanbul  (Braxton House)  konserinin notalarını yazdıktan ve İstanbul Uluslararası Caz Festivali’ne davet edildikten sonra Türk müziğine karşı bir ilgisi oluşmuş ve Türkiye’deki caz festivalleriyle ilgili bir çok makale yazmıştır. 2004 – 2005 yıllarında  İstanbul Bilgi Üniversitesi’ne bir dönem ders vermek için davet edilmiştir. İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı’nın düzenlediği İzmir Avrupa Caz Festivali’nin de danışmanlığını yürütmektedir.

    SEMİNER: “Jazz Forum-50 yılın ardından”

Paweł Brodowski

10 Mart, Pazartesi 

14:00   İKSEV Salonu

Konuşmacı: Paweł Brodowski, Jazz Forum- The European Jazz Magazin editörü

Ücretsiz / Tercüme edilecektir

Etkinlik, 2014 yılında kutlanan Polonya-Türkiye ilişkilerinin tesisinin 600. yıldönümü münasebetiyle düzenlenecek olan kutlamaların kültür programı çerçevesinde gerçekleştirilmektedir.     turkiye.culture.pl

Rafal Olbiński, tanınmış bir ressam ve çizerdir. 1981 sonbaharında Polonya Güzel Sanatlar ve Bilimler Enstitüsü’nde posterlerini sergilemek için Polonya’dan New York’a gitti. New York ziyareti esnasında, 1981 yılının Aralık ayında Polonya’da sıkıyönetim ilan edilmişti. Bu gelişme üzerine Olbiński New York’ta kalmaya karar verdi. Mart 1982’de “Psychology Today” onun ilk Amerikan kapak çalışmasını yayınladı. Bu yayının hemen ardından, aralarında “Time”, “Newsweek”, “Business Week” dergilerinin de bulunduğu diğer birçok dergi için de kapak tasarlamaya başladı. Resimsel çizimleri uzun yıllar efsanevi sanat direktörleri Jerelle Kraus ve Steven Heller ile birlikte çalıştığı “The New York Times”da düzenli olarak yayınlandı. 1990’lı yıllarda New York Şehir Operası için büyük övgü alan bir dizi poster ortaya çıkardı ve bu durum, Amerika ve Polonya’da birçok tiyatro dekoru için sahne setleri ve onun tasarladığı posterleri önemli hale getirdi. En çok bilinen tarafı posterleri ve çizimleri olmasına rağmen, şiirsel sürrealizmi kendi tarzında işleyerek harika işler çıkaran bir ressam olarak da çalışmaya devam etti.

New York ve Los Angeles’taki the Society of Illustrators tarafından kendisine verilen altın ve gümüş madalyalar dâhil olmak üzere bugüne dek toplam 150’nin üzerinde ödül kazanan Olbiński, 1994 yılında Dünya’nın En Unutulmaz Posteri, the “Prix Savignac” için Paris’te International Oscar ile ödüllendirildi. 1995 yılında davet edildiği bir yarışma için tasarladığı poster “New York City – Capital of the World”, New York Belediye Başkanı Rudolf Giuliani’nin liderlik ettiği bir jüri tarafından New York Şehrinin resmi posteri seçildi.

New York’taki uluslararası kariyerine başlamadan önce, Rafał Olbiński on yılını Varşova’da, Polonya caz müzik dergisi “Jazz Forum”un sanat direktörlüğünü yaparak geçirdi. Kapak tasarımları ve düzenlemeler yaptığı bu süre boyunca dergiye eşsiz bir görünüm kazandıran birçok farklı tekniği kullanarak kapak çizimleri ortaya çıkardı. “Jazz Forum” ile çalışması, New York’taki grafik dizayn ve çizim dünyası için Olbiński’nin alt yapısını oluşturmasında yardımcı oldu ve ayrıca sağlam temelli bir dergi olarak Olbiński’nin tekniğinde uzmanlaşmasını sağladı.

Temmuz 2012’de Varşova’daki “Jazz Forum” kapak sergisinin açılışında Rafał Olbiński, “Jazz Forum’da çalıştığım zamanlara dair inanılmaz anılarım var, çünkü orada mutlak bir sanatsal özgürlük keşfetmiştim. Yaptığım şeylere asla karışmayan Jan Byrczek (Jazz Forum’un kurucusu ve ilk baş editörü) ve o zamanki Paweł Brodowski (1979’dan beri baş editör) tarafından bana verilen özgürlüğü dünyadaki başka hiçbir derginin direktörü ya da baş editörü bana vermezdi. Bu sebeple orada çalıştığım zamanlarda farklı tarzlar ve farklı kapak kalitelerini görebileceğiniz birçok deneysel çalışma yapabildim. Sanırım bu uygulamalar olmadan şuan geldiğim noktaya asla ulaşamazdım. “Jazz Forum” bana büyük bir destek verdi.(…) Bu çalışmalardan bazılarının onca yılın ardından hala kendilerini koruyabilmiş olmasına çok şaşırdım.” En sonunda şakayla karışık ekliyor: “ Kendimi oldukça takdir edilmiş hissediyorum ve bu iltifatı sonunda değerli bir şeyler üretmek için bir tür kredi olarak sayıyorum.”

“Jazz Forum”un baş editörü Pawel Brodowski, onun editör ekibinde olduğu dönemde Rafał Olbiński’nin ortaya koyduğu 10 yıllık çalışmalarını anımsadı: “Rafal zaman zaman ofise gelirdi, daima rahat bir şekilde. Çok büyük bir evrak çantası vardı, haliyle o zamanlar bilgisayarlar yoktu henüz. Her zaman çalıştığı materyallerin ve bazı dergilerin etrafında olmasına özen gösterirdi. Bu dergileri alır, inceler ve bunlarda bir şeyi beğendiğinde başka şeylere dikkat etmezdi, hemen büyük bir makas ile bu beğendiği yeri kesip alırdı. Bazen bu duruma karşı çıkardım ama o devamlı endişe etmememi söylerdi. O evrak çantasında bir resim stoku taşıyordu. Bu resimler işine yarar olduğunda, onlardan faydalanıyordu. Bizimle birlikte geçirdiği 10 yıl boyunca tüm kapaklar, daha doğrusu neredeyse hepsi ve tüm düzenlemeler onun eseriydi. O, bu uzun dizgi teknelerini eve götürür ve onları kendi stüdyosunda düzenlerdi. Sadece editörlük ofisinde çalışmıyor, aynı zamanda Pagart ile çalışarak posterler yaratıyordu. Kendisine inanıyordu, çeşitli yarışmalara projelerini gönderiyordu ve neredeyse her zaman ödüller alıyordu. Bu durum onun için hiç de sürpriz olmuyordu. Jan Byrczek Amerika’ya gittiğinde, ben de (Byrczek’ ın ricasıyla) oraya gider ve ona yardım ederdim. Bu zamanlarda Rafal devamlı olarak işin başında duruyordu. 1981 yılına geldiğimizde o henüz uluslararası kariyerinin çok başındaydı. “Jazz Forum”daki işinin, onun ilk atölye çalışması olarak işlev gördüğünü ve Rafal’a, böyle bir kariyer oluşturmasına olanak sağladığını düşünüyoruz. Rafal’ın bir zamanlar bizimle çalışmasından dolayı oldukça gururluyuz. O zamanlar ya da daha sonra tanıştığım insanlar arasından Rafal gerçek bir kariyer yaptı.

Rafał Olbiński tarafından “Jazz Forum” için yapılmış olan tüm kapak çalışmaları www.polishjazzarch.com sitesinden bulunabilir. Bu sitede, derginin dijitalleştirilmiş arşiv düzenlemeleri 1965 – 1989 yılları arası Lehçe, 1967 – 1992 yılları arası İngilizce, 1976 – 1981 yılları arası Almanca olarak da mevcuttur.

Dünyadaki caz müziğin en önemli etkinliklerini 40 yıldan uzun bir süredir sistematik olarak okuyucularına aktarması sebebiyle “Jazz Forum”, uluslar        arası boyutta yer alan eşsiz bir dergidir. 1965 yılında olağanüstü derecede yaratıcı bir birey olan ve o zamana dek 10 yıldır baş editörlük yapan Jan Byrczek tarafından kuruldu. “Jazz Forum” eşsiz bir dergiydi, çünkü Polonya’da komünist rejimin bulunduğu yıllarda İngilizce (1967-1992) ve Almanca (1976-1981) olarak da basılmış olan bu tarzdaki tek dergiydi. Tüm dünyadan 100’ün üzerinde muhabirle çalışan “Jazz Forum”, dünya caz müziğinden haberler sunuyordu.

“Jazz Forum”da Miles Davis, Tomasz Stańko, Zbigniew Seifert, Joe Zawinul, Gil Evans, Chick Corea, Pat Metheny, Jan Garbarek ve bununla birlikte Krzystzof Penderecki, Czesław Niemen, Sting gibi müzik starları ile yapılan ve ayrıca John Coltrane, Charles Mingus, Urszula Dudziak, Krzystof Komeda, Zbigniew Namysłowski gibi müzisyenler hakkında röportajlar; Newport – New York Caz Festivali, Monterey Caz Festivali, Berlin Caz Müzik Günleri, North Sea Caz Festivali, Montreux Caz Festivali, Jazz Jamboree, Jazz nad Odrą ve daha birçok uluslararası festivallerden haberler; Joachim Berendt, Roman Kowal, Andrzej Schmidt, Stefan Zondek gibi isimler tarafından verilen müzikal konferanslar; albüm ve kitap incelemeleri; Avrupa Caz Müziği’nin önde gelen isimleri, çeşitli ülkelerden tanınmış müzisyenlere ait biyografiler; Polonya Halk Cumhuriyeti (PRL) döneminden Rafał Olbiński, Jan Sawka, Edward Lutczyn tarafından oluşturulan grafikler ve eşsiz reklamlar bulunabilir.

Zbigniew Seifert Vakfı (www.zbigniewseifert.org), 2011 yılında “Jazz Forum” un dijitalleştirilmiş arşiv düzenleme projesini tamamladı. Böylece materyaller, www.polishjazzarch.com sitesinden ücretsiz olarak indirilebilmektedir. 2013 yılında Zbigniew Seifert Vakfı, “Jazz Forum” dergisinin seçilmiş 30 kapağı için bir sergi organize etti.

Bu projenin yaratıcısı, Lublin John Paul II Katolik Üniversitesi’nin Sanat Tarihi Bölümü’nden ve Maria Curie-Skłodowska Üniversitesi’nin Sanat Bölümü’nden mezun olan Izabela Gabrielson’dur. Doktora derecesini Varşova’daki Kardinal Stefan Wyszyński Üniversitesi’nden alan Izabela’nin doktora araştırması Rafal Olbiński’nin çalışmalarına ve Polonya çağdaş göçmen sanatının belgelenmesine katkı sağlayanlara adanmıştır.

Izabela Gabrielson şuan Amerika’da yaşamaktadır. Orada Northwest College’ in Sanat ve Dizayn bölümünde ve Seattle’daki the Foster/White Galerisi’nde Güzel Sanatlar bölümünde görev yapmaktadır.

          BENJAMIN HERMAN TRIO       

Ernst Glerum_Joost Patocka_Benjamin Herman

Ernst Glerum_Joost Patocka_Benjamin Herman

10 Mart, Pazartesi        

20:30 AASSM Küçük Salonu

Benjamin Herman, saksafon
Ernst Glerum, kontrbas
Joost Patocka, davul

Benjamin Herman, saksafon

 

Benjamin Herman ilk saksafonuna 12 yaşında sahip oldu. 13 yaşındayken artık profesyonel olarak çalıyordu. Birkaç yıl içerisinde tüm dünyadan farklı gruplarla çalışıyor ve kendi projesini başlatıyordu. Çığır açan New Cool Collective grubunu kurduğunda, 1990’lı yıllarla birlikte ünü caz müzik dünyasında yayıldı. Hala genç bir delikanlıyken solist olarak isim yapmış olan Benjamin Herman, Candy Dulfer’dan Misha Mengelberg’e kadar her tür sanatçıyla yüzü aşkın kayıt yapmıştır. Herman aynı zamanda Hollanda ve yurtdışında besteci olarak da kariyer yapmıştır. New Cool Collective  grubunun yanı sıra daha küçük grubu ile birlikte verdiği konserler caz meraklılarının yanı sıra tüm müzik tarzlarından insanları etkileyerek dans caz, surf ve punk müzik, serbest caz ve tüm dünyadan geleneksel müziklerden esinlenmiştir. Aynı zamanda  Byard, Monk ve Mengelberg gibi bestecilerin repertuarlarını derinlemesine araştırmıştır.

Bugün Benjamin Herman, caz dünyasının sınırlarının ötesini keşfeden Hollanda’nın en üretken ve en özgün caz müzisyenlerinden biridir. 2005 yılında Dox Plak Şirketi ile anlaşma imzaladıktan sonra biri dizi CD ve vinil üretti. Ayrıca “Campert” isimli albümü (Hollandalı şair Remco Campert’ın eşlik ettiği) ile üçüncü Edison ödülünü kazandı. Paul Weller ile kayıt yaptı ve turneye çıktı. Çeşitli festivaller programladı ve Brezilya, Arjantin, Kenya, Rusya, İngiltere, Kanada, Birleşik Krallık, İrlanda ve Japonya’ya turneye çıktı ve Hollanda’da çok sayıda proje üzerinde çalıştı.

2006 yılında prestijli VPRO/ Boy Edgar ödülünü aldı ve Esquire dergisi tarafından “2008 yılı en iyi giyinen Hollandalı Erkek” seçildi.

 

2009 yılında Benjamin ve NCC, 4 CD’lik bir vinyl ve DVD yayımladı. 10. solo albümü Blue Sky Blond ( Paul Weller, Perquisite, Git Hyper, Jesse van Ruller ve daha birçok ismin eşlik ettiği) 2009 yılında Hollanda’da en çok indirilen caz albümü oldu. 2010 yılında dört sesli parçası ile ABD’ye turneye gitti, Şanghay’da 7 vinyl EP kaydetti ve ekstra canlı bir CD ile yaptığı Hypochristmastreefuzz albümünün özel bir sürümünü yayınladı. New Cool Collective grubu 12. albümünü 2011 yılında çıkardı. 2012 Haziran ayında Benjamin’in yeni albümü Deal çıktı. Film yönetmeni Eddy Terstall’ın son filminin müziklerini yazdı. Başlangıçta yalnızca film müziğini yazacaktı ancak senaryoyu okuması tam bir albüm yapması için ilham kaynağı oldu.

“KÜRŞAT AND ANISINA”

KÜRŞAT AND

KÜRŞAT AND

11 Mart, Salı

20:30 AASSM Konser Salonu

IN’N OUT

Eda And Trio

Cazın Ustaları: Sibel Köse, İmer Demirer, Neşet Ruacan, Volkan Hürsever, Ateş Tezer

IN’N OUT:

Mehmet Büyükkeskin, vokal

Alpay Çiftçi, gitar

Yavuz Darıdere, piano,tp

Haldun Özşakar, piano,kontrabas

Emre Kartari, davul

 

Eda AND Trio:

Eda And, piano, kompozisyon

Franz Blumenthal, kontrbas

Jan-Phillip Meyer, davul

 

Cazın Ustaları:

Sibel Köse, vokal

İmer Demirer, trompet

Neşet Ruacan, gitar

Volkan Hürsever, kontrbas

Ateş Tezer, davul

Kürşat And

1964 yılında Ankara’da doğan Kürşat And, müziğe kemanla başladı, İzmir Devlet Konservatuarı Kontrbas Bölümü’nden mezun oldu. Caza okul yıllarında ilgi duydu ve Tuna Ötenel, Ali Perret, Erol Pekcan, Muvaffak Falay, Selçuk Sun, İmer Demirer, Neşet Ruacan, Peter King, Jean Loup Longnon gibi pek çok caz ustasıyla çaldı, konserler verdi, uluslararası festivallerde yer aldı. 20 seneyi aşkın süredir İzmir Devlet Senfoni Orkestrasında görev yapıyordu. Genç caz neslinin idolü, Türkiye’nin Ray Brown’u olarak bilinirdi.

Kürşat İçin

Her ölüm acıdır, her ölüm zamansızdır sevenleri için …”Ateş düştüğü yeri yakar” diye eski bir söz vardır. Ancak gerek sanatı, gerek kişiliğiyle çevresine ışık saçmış öyle değerli insanlar vardır ki, onlar bu dünyadan göçüp gittiğinde ateş yalnızca düştüğü yeri yakmaz… İşte o özel kişilerden biriydi sevgili KÜRŞAT AND… Onu sahnede her dinleyişimde, İzmir’den çıkan bu genç kontrbasçıya hayran kalıyordum… Onunla yolumuz bir kez kesişmişti…1998 yılıydı… İzmir’den İstanbul’a yeni taşınmıştım. Hala İzmir Avrupa Caz Günleri’nin danışmanıydım… O yıl gerçekleşecek caz günleri için bir Türk All-Stars oluşturma olanağını bulmuştum. Caz günlerinin kapanışını da bu topluluk yapacaktı. Ankara’dan piyanist ve alto saksafoncu TUNA ÖTENEL, İstanbul’dan trompetçi İMER DEMİRER, tromboncu ve şarkıcı FATİH ERKOÇ, gitarcı NEŞET RUACAN, davulcu CAN KOZLU, İzmir’den de doğal olarak KÜRŞAT AND’ı bir araya getirdim bu özel proje için… Final gecesi verdikleri konserle, Avrupalı toplulukları gölgede bırakmışlardı. Özellikle KÜRŞAT AND’ın TUNA ÖTENEL ile yarattığı sinerji inanılmazdı. Sevgili İMER, FATİH, NEŞET ve CAN’ın katılımı da bu sinerjiyi doruk noktasına ulaştırmıştı.

Yıllar içinde onun kendini aşmasını uzaktan da olsa izleyebildim. En verimli çağıydı… O zengin, dolgun bas tonuyla, tekniğiyle bütünleşen sıcacık, alçakgönüllü varlığı, çok özlenecek kuşkusuz…  HÜLYA TUNÇAĞ

DAINIUS PULAUSKAS 

DAINIUS PULAUSKAS GROUP

Dainius Pulauskas-Valerijus Ramoska-Liutauras Janusaitis-Kestutis Vaiginis-
Domas Aleksa-Linas Buda

12 Mart, Çarşamba       

20:30 AASSM Küçük Salon

Dainius Pulauskas, keyboard

Valerijus Ramoska, trompet, flugelhorn
Liutauras Janusaitis, tenor saksafon

Kestutis Vaiginis, alto ve soprano saksafon

Domas Aleksa, bas

Linas Buda, davul

Grup Dainius Pulauskas 1996 yılında kuruldu ve bir anda Litvanya’nın önde gelen caz gruplarından ve Litvanya caz müziğinin uluslararası alanda tanınmış temsilcilerinden biri haline geldi. İlk on yıllık süreçte grup, tüm Avrupa’da, ayrıca Çin ve Hindistan’daki caz festivallerinde sahne aldı, 5 albüm ve bir DVD (Trajectories) kaydetti ve kısa süre önce senfoni orkestrasıyla bir program yayınladı. Birkaç yıldır altı kişiden oluşan grup, son yıllarda farklı birleşimler içerisinde sahne aldı. Grubun başarısının sırrı, her bir grup üyesinin sanatsal mükemmelliği, birbirleri ile eşsiz uyumu ve tabi ki müzikleridir. Risto Haapsamo tarafından “modern cazın güçlü nabzı” olarak tanımlanan bu müzik, kendine has ve göz alıcı unsurları bir arada bulundurur. Grubun repertuarı büyük ölçüde grubun lideri Dainius Pulauskas’ın bestelerinden oluşmaktadır. Gerek kuzey ırkının sertliği ile dikkat çeken gerekse enerji ve canlılığı kaynaştıran müziği, müzikal niteliklerin sağlam yapılanmasını ve akustik ve elektronik enstrümanların renkli bir birleşimini devamlı olarak gözler önüne serer.

Litvanya’nın en etkili ve en aktif caz gruplarından biri olan Grup Dainius Pulauskas’ı Litvanya caz müziğinin elçileri olarak adlandırmak yanlış olmaz. Finli caz müzik eleştirmeni Risto Haapsamo, bu birleşmenin deyimsel açıdan zengin yapısından “modern caz müziğinin güçlü nabzı” şeklinde bahsetmiştir.
Grup müzik dünyasına 1996’da giriş yaptı. Kariyerine kuintet olarak Birštonas Caz Festivali’nde başlayan gruba, daha sonra saksafonist Rimantas Brazaitis katıldı ve grup altı kişilik bir yapıya dönüştü. 1997’de grup “Penetration” isimli ilk albümünü çıkardı. Dainius Pulauskas Sekstet oldukça kısa bir sürede Litvanya caz müziği alanında şöhret basamaklarını hızla tırmanarak tüm yerel rekorları kırdı. 1998’de gruba saksafonist Vytautas Labutis katıldı. Son yıllarda Leonid Shinkarenko, Eugenijus Jonavičius, Kestutis Vaiginis, Skirmantas Sasnauskas gibi müzisyenlerin farklı projeler için gruba katılmasıyla, grup listesi daha fazla değişkenlik göstermektedir.

Oldukça tanınmış bir grup olan Dainius Pulauskas, Avrupa ve Asya’da birçok prestijli caz müzik etkinliğine katıldığı için sadece Litvanya’da değil, uluslar arası boyutta da bilinmektedir. Grubun sahne aldığı etkinlikler şunlardır: JazzBaltica (1998 Salzau, Almanya), Pekin, Şanghay ve Çangçun Uluslararası Caz Festivali (1999, Çin), JazzYatra (2001, Hindistan), SKIF-5 (2001, St. Petersburg), Kopenhag Caz Festivali (2002, Danimarka), Stockholm Caz Festivali (2002, İsveç), Oslo Jazz (2004, Norveç), Sibiu Jazz (2005, Romanya), Big Band Jam (2007, Washington, ABD), Cakarta Caz Festivali (2007, Endonezya), Penang Caz Festivali (2009, Malezya), Beishan (Zhuhai) and Shenzhen Caz Festivalleri (2011, Çin), Hong Kong Caz Festivali (2011, Hong Kong), Acacia Caz Festivali, Adis Ababa (2012, Etiyopya), Kahire Caz Festivali (2013, Mısır), Cape Town Uluslar arası Caz Festivali (2013, Güney Afrika), Ottawa Uluslar arası Caz Festivali (2013, Kanada), Garana Caz Festivali (Romanya), Bratislava Caz Günleri (2013, Slovakya), Londra Caz Festivali (2013, İngiltere).

Litvanyalı Müzisyenler Birliği, başarılarını takdir etmek adına 2001 yılında Gruba Altın Disk ödülünü verdi. Ayrıca 2004’te, Litvanya caz müziğine olan katkıları için Litvanya Enstitüsü tarafından “LT Identity” ödülüne layık görüldü.

 ONDREJ KRAJNAK

Ondrej Krajnak

13 Mart, Perşembe    

20:30 AASSM Küçük Salon

Ondrej Krajnak, piyano

Ondrej Krajňák, Piyano

Ondrej Krajňák 1 Mart 1978 tarihinde Levice, Slovakya’da dünyaya geldi.

Genç yaşlardan itibaren kendisini müziğe kaptıran ve bu konuda babasından cesaret alan Ondrej, müzisyen bir aileden geliyordu.

Genç bir virtüöz piyanist, besteci, aranjör, lektör (okutman) ve bir performans sanatçısı olan Ondrej, henüz altı yaşında Levice’deki Güzel Sanatlar İlkokulu’nda piyano dersleri almaya başladı. Çok erken yaşlardan itibaren klasik müzikle ilgilendi ve birkaç yarışmaya katıldı. Ayrıca bu yarışmalardan klasik müzik alanında özel bir ödül kazandı.

Caz müzikle ilk buluşması, on yaşındayken radyoda Oscar Peterson Trio’yu dinlemesiyle oldu. Bu müzikten öylesine etkilenmişti ki Zilina Caz Festivali’ndeki genç bir caz müzik yorumcusunun konserine kendisini götürmesi için babasını ikna etmişti. Kendi triosu ile orada sahne alan Ondrej, “Festivalin Keşfi” olarak bir ödül kazandı. O zamandan beri kendisini aynı anda hem klasik hem de caz müziğine adamıştır.

Güzel Sanatlar İlkokulu’nda öğrenimini tamamladıktan sonra, Macaristan’ın Budapeşte Şehri’nde Erkel Ferenc Caz Akademisi’nde öğrenimine devam etti. Bu süre zarfında Polonya’daki caz müzik yarışmasında yer aldı ve oradan özel bir ödül kazandı. 18 yaşındayken Budapeşte’de düzenlenen Caz müzik piyano yarışmasında okulunu temsil etti ve solo performansıyla ödülü kazandı. Erkel Ferenc Caz Akademisi’nden mezun olduktan sonra kendisine Boston’da (ABD) bulunan prestijli Berklee Müzik Konservatuarı’nda eğitim görmesi için burs önerildi ancak bu öneriye sıcak bakmadı.

Ondrej Krajňák, Çek ve Slovak çevrelerde bulunan en iyi piyanistlerden biri sayılmaktadır. Oscar Peterson, Gonzalo Rubalcaba, Chick Corea ya da Adam Makovic gibi müzisyenlerin onu etkileyen isimler arasında olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca klasik müzik alanında etkilendiği isimler arasında Johann Sebastian Bach, Béla Bartók, Frederyk Chopin ve Sergej Prokofjev bulunmaktadır. Ondrej Krajňák, Slovak ve uluslararası çevrelerden seçkin performans sanatçılarıyla iş birliği içerisinde sayısız projede yer aldı.

 

Çalıştığı projeler:  Banská Bystrica’dan Nothing but Swing Trio’da misafir olarak. Juraj Bartoš & Radovan Tariška -Hot House (BJD 2001, 2003 yılında canlı performans ve 2009 yılında Çek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın yardımı sayesinde Çek Cumhuriyeti Sarayı’ndan Canlı Performans CD’leri), Be connection’da ve CZ/SK Matúš Jakabčic Big Band’de Berco Balogh ile birlikte misafir olarak.

Ondrej daha sonraları Prag’a taşındı. Çek sanatçı Ida Kelarová’ın projesine yaptığı davete bağlı olarak turnede ve konserlerde çaldı. Ayrıca, bu kez sadece Slovakya ve Çek Cumhuriyeti’nde değil, aynı zamanda Avusturya, Almanya ve Danimarka’da da sahne aldı.

Ondrej, hızla Çek Cumhuriyeti’ndeki caz müzik etkinliklerinde kendini göstermeye başladı ve bu etkinliklerin en iyi müzisyenleriyle beraber bazı projelere imza attı: Çek şarkıcı Oľga Škrancová ile birlikte (CD When I fall in love 2003), Robert Balcar trio’da misafir olarak, Milan Svoboda Big Band ile birlikte, şarkıcı Mirian Bayle’nin projesinde (Brno Caz Festivali 2003).

Daha sonra Gustav Brom Big Band ile ve Slovak efsanesi bateri sanatçısı Jozef  “Dodo” Šošoka (CD Slovak Caz Trio) ile birlikte çalışmaya başladı, Radovan Tariška ile düo olarak (CD Elements 2006) Paris, Varşova, Londra, Almanya’da düzenlenen konserlerde çaldı.

Ardından Slovak şarkıcı Hanka Gregušová birlikte çalışma isteğinde bulundu. (Reflections of my soul 2007). Bazen düo olarak Klaudius Kováč ile çalar, bazen de Tomáš Baroš ve Marián Ševčík’le çaldığı kendi triosu ile. Onun triosu, Avrupa ve dünya efsaneleri Harry Sokal, Igor Butman ve Alex Sipiagin tarafından sık sık davetler almaktadır.

Ida Kelarová & Jazz Famelija projesinin üyesi olan Ondrej, Lucerna ve Prag’da seçkin caz sanatçılarıyla birlikte çaldı: Iva Bittová, Július Baroš, Miriam Bayle, David Doruška, Radovan Tariška, George Mráz, Lamborgini yaylı çalgılar dörtlüsü (DVD Kelarová ve Bittova Jazz). Bu DVD’de ayrıca aranjör olarak çalıştı.

Radovan Tariška Sekstet’in misafir proje üyesi olarak, 2008 Bratislava Caz Günleri’nde usta trompet sanatçısı Ryan Carniaux (ABD) ile birlikte çaldı. Zuzana Lapcikova Kuintet’in üyesi olarak, grubun son kaydı “Parting-Comebacks” isimli son kayıtla, dünya müziği kategorisinde Andel 2011 müzik ödülünü aldı.

Ondrej’in son kaydı Forever Ernest, Temmuz 2013’te piyasaya sunuldu.

GREGORY PRIVAT

GREGORY PRIVAT

                              14 Mart, Cuma                                 

20:30 AASSM Küçük Salon

Gregory Privat, piyano

Grégory Privat, Piyano

Caz piyanisti Grégory Privat Martinique’te doğdu. Malavoi Caribbean Grubu’nun ünlü piyanisti olan babası José Privat’ın müzikal etkisi, Grégory’nin müzisyen olmasında büyük önem taşımaktadır. Daha 16 yaşındayken, en aktif öğrencilerinden biri olduğu lisesinin okuduğu bölümü için müzik bestelemeye başladı.

Klasik piyanodan vazgeçerek caz ve doğaçlamaya yöneldi. Toulouse’da mühendislik eğitim aldığı sırada Grégory, solo olarak ve yerel mekânlardaki caz buluşmalarında bir trio ile çalmaya başladı. Şansına ki, sahnede çalmak için birçok fırsat eline geçiyordu ve Grégory ilk sahne tecrübesini 2005 yılında Martinique’teki Biguine Caz Festivali’nde edindi.

Okulundan yeni mezun olan Grégory, Paris çevrelerini fethetmeye kararlıydı. Jean Emmanuel (Ka) Dommergues ve William Dauber (Ka) ile birlikte bir trio kurdu. Caz müziğin, Karayip melodilerinin ve KA’nın (geleneksel Guadeloupe perküsyonu) bir karışımını çalan grup, güçlü performansına rağmen, birtakım zorluklarla karşı karşıya kaldı ve bir yıl sonra dağıldı. Ancak bunu takip eden yıllarda Grégory birçok değerli grup üyesi ile tanışma fırsatı buldu. Bu isimlere Orlando “Maraca” Valle, Rémi Vignolo, Jacques Schwarz-Bart, Catia Werneck, Sonny Troupé, Guillaume Perret, Stéphane Belmondo dâhildir.

Merakın yanı sıra, müziğinde ilerleme ve mükemmelleşme tutkusu Grégory’i birkaç uluslararası piyano yarışmasına katılması için cesaretlendirdi. Temmuz 2008’de bu merak, Montreux Caz Festivali’nde Caz Piyano Yarışması yarı finaline ve 2010’da Concours Martial Solal’a iki bilet ile ödüllendirildi. Bir müddet sonra Le Baiser Salé, the New Morning, ya da the Duc des Lombards gibi Paris’in büyük caz mekanlarında bestelerini çalmaya başlayan Grégory, kendisi için yeni bir eğitim metodu geliştirdi, daha kişisel ve daha içten bir metot. Bu eğitimin katkısıyla 2011 yılında ‘Ki Kote’ isimli ilk albümünü yaptı.

İlk albümün ardından, medya ve halk tarafından da farkedilen (ayrıca 3000’in üzerinde albüm satan) Grégory Privat, kendi müzikal evreninden yeni eserler sunmak ve 1902 yılında Martinique’in eski başkenti Saint-Pierre’i yerle bir eden Pelée Dağı’nın ölüm saçan patlamasıyla kendi zindanının duvarları etrafında korunan bir mahkum olan Cyparis’in hikayesini sesli bir illüstrasyonunun kurgulamak için artık hazırdır. Tarih, Cyparis’in bu felaketten sağ kurtulan tek kişi olduğu iddiasını destekliyor.

Muhteşem hikaye anlatma kabiliyeti sayesinde, Cyparis istemeden Barnum & Bailey Sirki için bir « sirk ucubesi » haline geldi. Korkunç yanıklarını ve yaralarını göstererek, Barnum & Bailey Sirki ile birlikte tüm dünyayı gezdi. Cyparis’in hikayeleri Plus Loin / Abeille Musique kayıt etiketiyle sonbaharda piyasada satışa sunulacak.

   ULI KEMPENDORFF QUARTET

IMGP0666

                      15 Mart, Cumartesi                         

20:30 AASSM Küçük Salon

Uli Kempendorff, tenor saksafon, klarnet, kompozisyon

Ronny Graupe, gitar

Jonas Westergaard, bas

Oliver Steidle, davul

FIELD

FIELD, Berlinli saksafonist Uli Kempendorff tarafından kurulan bir kuartettir. Grup, liderinin caz ve batı müzik geleneğinden, aynı zamanda Avrupa dışı klasik müzik ve folklorundan esinlenerek yazdığı besteleri çalmaktadır. Çok çeşitli materyallerden faydalanan FIELD, ahenkli bir tını yaratmayı başarmakla kalmayıp, aynı zamanda Berlin Caz Müzik çevrelerinin mizah, içtenlik, yenilik ve yoğunluk gibi duygular uyandıran coşkulu enerjisini bünyesinde barındırmaktadır.

“Berlin Caz çevrelerinden doğan gruplar arasında en çok ümit vaat edenlerden birisi olan Field’in her bir şarkısı, müzikal düşüncelerin, önemli anların ve sürprizlerin bir arada bulunduğu küçük bir evrene sahiptir.” – Jazzthing, 101, Rolf Thomas

“Berlin Caz Çevrelerinde yer alan bu seçilmiş oluşum ile Kempendorff, 21. yüzyıl için bebop gibi bir tür yaratmayı başarıyor. Şarkıları arka arkaya ve karmaşa yüklü biçimde çalma tutkusu dinleyicileri müziğin içerisine çekmeye devam ediyor.”

“Alman Caz Müzik Çevrelerinin bütün umutlarını yükseltecek türden bir katılım.”  (Benno Bartsch, Jazzpodium 06/10)

Uli Kempendorff-Tenor Saksafon, Klarnet, Beste

Berlin’de doğan Kempendorff, 2000-2004 yılları arasında Berlin’de “Hanns Eisler” Müzik Akademisi’nden iki diploma ve DAAD (Alman Akademik Değişim Hizmetleri )öğrencisi olarak bir yıllık burs elde etti ve New York’ta bulunan CCNY’de (City College of New York) okudu. 2010-2012 yılları arasında SRS’de “Serious Series” isimli birtakım konser organizasyonlarının küratörlüğünü ve öncülüğünü yapan Kempendorff, Berlin Sanat Orkestrası’nın kurucu üyesi ve yöneticisiydi. Birlikte çalıştığı ve albüm kaydı yaptığı müzisyenler arasında Uli Gumpert, Tobias Delius, Christian Lillinger, Julia Hülsmann, Gebhard Ullmann, Hendrik Walsdorff, Benjamin Weidekamp, Andrew D´Angelo ve Mike Pride vardır. Berlin şehri tarafından kendisine birkaç kez burs verilen Kempendorff, İsviçre’nin Fribourg şehrinde yapılan Jazz Concours yarışmasında finalist olmuştu.www.ulikempendorff.de

Ronny Graupe-Gitar

Karl-Marx-City’de doğan Graupe, Leipzig’deki “Felix Mendelssohn Bartholdy” Müzik Akademisi’nde ve Danimarka’nın Kopenhag şehrindeki “Rytmisk Musik-konservatorium” de okudu. Birlikte 4 albüm kaydı gerçekleştirdiği ve tüm Avrupa, Afrika, Filipinler, New York ve Venezuela’daki sayısız festivalde sahne alan Hyperactive Kid adlı grubun kurucu üyesidir. “Ronny Graupe´s Spoom” Trio’ya öncülük eden Graupe, Rolf Kühn ve Tri-O, Benjamin Weidekamp Kuartet, Yellow Bird, Pablo Held’in “Glow” Grubu, Berlin Sanat Orkestrası, Symmetry (Nils Wogram ve Henning Sieverts ile birlikte) ve Dejan Tersic’ın Underground grubu ile birlikte çalmaktadır.  ronnygraupe.de

Jonas Westergaard – Bas

Kopenhaglı Westergaard, müzik eğitimini “Rytmisk Musikkonservatorium”da tamamladı. 2006’da Danimarka Ulusal Radyosu’ndan albüm yapmasına ve kendi noneti (dokuzlusu) ile çalmasına olanak sağlayan özel bir burs kazandı. Bu durumun sonucu, 2008’de Stunt Records tarafından piyasaya sürülen “Helgoland” albümünden dinlenebilir. Birlikte sahne aldığı ve albüm kayıtları gerçekleştirdiği isimler arasında George Garzone, Michael Blake, Tim Berne, Steven Bernstein, Mikkel Ploug, Jakob Bro, Lovedale, Henrik Walsdorff, John Tchicai, Christian Lillinger ve Christopher Dell bulunmaktadır.

Oliver Steidle- Bateri

Nürnberg doğumlu Steidle, Nürnberg Müzik Akademisi’nde bateri eğitimi aldı. Grubu SoKo Steidle (w/ Rudi Mahall) ile tüm Avrupa’da festivallerde sahne aldı. Bu kadroyla birlikte albüm kayıtları yaptı ve bunların üçünü piyasaya sürdü. Kalle Kalima´nın “Klima Kalima Trio” ile 2008’de en iyi solist dalında Mannheim Neuer Deutscher Jazzpreis ödülünü kazandı. Yine aynı yarışmada 2006 yılında bu ödüle Der Rote Bereich ile ulaşmıştı. Birlikte sahne aldığı ve albüm kaydı gerçekleştirdiği isimler arasında Alexander von Schlippenbach, Axel Dörner, Daniel Erdmann, Philipp Gropper, Aki Takase, Olaf Rupp, Matthias Schubert, Frank Gratkowskiand Peter Brötzmann bulunmaktadır. myspace.com/oliversteidle

  TİMUÇİN ŞAHİN QUARTET     

timucin_sahin

17 Mart, Pazartesi        

20:30   AASSM Küçük            

Timucin Sahin, gitarlar, kompozisyon

Loren Stillman, alto saksafon

Christopher Tordini, bas

Gene Jackson, davul

Timuçin Şahin, Gitarist, besteci, eğitmen

Timuçin Şahin, San Francisco Bay Guardian, AllaboutJazz, Jazzwise, Downbeat ve Jazz-Times’in yanı sıra diğer birçok yayın tarafından çağdaş caz müziğin günümüzdeki en eşsiz seslerinden biri olarak tanınmaktadır. Perdesiz elektrik gitarla ortaya koyduğu eşsiz melodi ve bestelerindeki duygusal içerik onu kıyaslanamaz bir sanatçı yaparken, müziğinin sınıflandırılmasını da neredeyse imkansız hale getiriyor. Hem besteleri hem de çift saplı gitarı (onun kendine has özelliği) ile gerçekleştirdiği performansı, karşılaştırılamaz bir özgünlük yayıyor.

Sanatçının müziği, bilgi ve tecrübenin geniş çaplı bir yoğunluğundan oluşmuştur. Ayrıca bu müzik, bir gitarist olarak onun önemli becerileriyle şekillenmiştir. Müziğinde doğaçlamalardan faydalanan Timuçin Şahin bunu yaparken, notalı müziği doğaçlamadan ayırabilmek oldukça güçtür. Onun bu müziği, enstrümantal hayal gücü ve elde edilen ritim yoluyla çok fazla esneklik kazanan ritmik yapıların zarafetiyle karakterize edilir.

Müzik tutkunları onun müziğini şu şekilde tanımlıyorlar: “Şahin’in geniş çeşitlilik gösteren tonları ve deneylemelerinde pek çok şey var. Beste ve performansa yaklaşımı aktif bir katılımı zorunlu kılıyor. Bir öğrencinin tek zamanlı bir filmine benzetmekten ziyade, onun müziği tıpkı ardı ardına gelen denemelerde kavrama ve iç görünün oluşmasını sağlayan David Lynch ya da Atom Egoyan filmini irdelemek gibi.”

Türkiye’de doğan Timuçin Şahin, Hilversum ve Amsterdam Konservatuarı’nda caz gitar ve klasik müzik besteleme üzerine eğitim almak için genç yaşlarda Hollanda’ya göç etti. Ardından Manhattan Müzik Okulu’nda çalışmalarına devam etti.

İlk ödülünü 2001 yılında prestijli Hollanda Caz Müzik Yarışması’nda ve bunun ardından diğer ödüllerini 2002 yılında Jur Naessens Müzik Ödülleri’nde ve 2006 yılında Deloitte Caz Müzik Ödülleri’nde elde etti.

Grup şefi olarak çıkardığı üçüncü albüm “BAFA”, günümüz çağdaş caz müziğinin en eşsiz ve en tavizden uzak caz müzik kayıtlarından biri olarak büyük saygınlık kazanmıştır.

Raul d’Gama Rose, All About Jazz’da bunun hakkında şöyle yazıyordu:

“Saksafon ve gitarın konuştukları dil, Coleman’ın Pat Metheny ile giriştiği efsanevi Harmolodic düelloların ardından asla aynı tadı vermemişti. Geçen onca zamandan sonra, Timuçin Şahin Bafa albümüyle, bu noktaya ulaşabilme şansına sahip.”

Son zamanlarda kuintet çalışması “INHERENCE” albümünü çıkartan Şahin’in bu albümü Downbeat tarafından  “oldukça etkileyici, içgüdüsel, hatta ussal ve enerjik bir kuintet albüm” olarak yorumlandı.

Timuçin Şahin’in birlikte çaldığı ve birlikte kayıt yaptığı isimlerden bir kaçını saymak gerekirse, bu isimler Randy Brecker, Greg Osby, Robin Eubanks, Kai Eckhardt, Mike Mainieri, Mark Turner, Tony Moreno, Aydin Esen, Gene Jackson, Dave Kikoski, Ernst Reizeger, John O’ Gallagher, Owen Hart Jr, Donny McCaslin, Tyshawn Sorey, Thomas Morgan, Ralph Alessi, Tom Rainey, Sean Rickman, Loren Stillman, Russ Lossing, Dan Weiss, Concertgebouw Jazz Orchestra’dır.

Timuçin Şahin ayrıca, Amsterdam Percussion Group, Occult Ensemble, Mivos String Quartet, Timetable Percussion Ensemble,Enric Monfort Ensemble, Ere Lievonen, Verso, Amsterdam Conservatory Symphonic Orchestra, Brisk Quartet, TobeSung, Loadbang ve birçok diğer müzik topluluğu için besteler yaptı ve hizmetler verdi.

Bununla birlikte Timuçin Şahin, ustalık sınıfı görevlerinde kendine özgü gitar çalma ve besteleme hakkındaki genel düşüncelerini paylaşmayı sürdürüyor. Bu çalışmalarını icra ettiği belli başlı yerlerden bazıları şunlardır: Manhattan Müzik Okulu – New York (ABD), New York Üniversitesi (ABD), Amsterdam Konservatuarı (NL) ve Tilburg Konservatuarı (NL)

Timuçin Şahin ayrıca NYU Arts and Science kapsamında bir doktora adayıdır ve doktora tezi üzerine çalışmalar yürütmektedir.

   

JANUSZ PRUSINOWSKI TRIO feat. ADAM STRUG  MONODIA POLSKA & EWA GROCHOWSKA VOKAL TOPLULUKLARI & TÜRK KONUKLARI

JANUSZ PRUSINOWSKI TRIO feat. ADAM STRUG

 18 Mart, Salı   

20:30   AASSM Küçük Salon

“Şarkıların ve Dansın Hayat Boyu Yolculuğu

Polonya’dan Türkiye’ye Buluşmalar Konseri”

Ücretsiz/ davetiyeli 

Dofinansowano ze środków Ministra Kultury i Dziedzictwa Narodowego Rzeczypospolitej Polskiej.
Wydarzenie realizowane w ramach programu kulturalnego obchodów 600-lecia polsko-tureckich stosunków dyplomatycznych w 2014 roku.

www.turkiye.culture.pl
Proje, 2014 yılı Polonya-Türkiye ilişkilerinin tesisinin 600. yıldönümü münasebetiyle düzenlenen kutlamaların kültür programı çerçevesinde ve Polonya Cumhuriyeti Kültür ve Milli Miras Bakanlığı finansal işbirliğiyle gerçekleştirilmektedir. www.turkiye.culture.pl

JANUSZ PRUSINOWSKI TRIO

Trio’nun benzersiz stili merkez Polonya’nın köylü müziğinin bilgili şekilde yorumlanmasından süzülmüştür. Yeni, genç dinleyicilere mazurkayı -şarkı, oyun, dans ve doğaçlama şekilde- ulaştırmaktadırlar. Mevcut müziklere yönelmeden arkaik ve görünüşte basit melodileri ve ritimleri sunmak ne kadar çağdaş olabilir ki?

Trio’yu dinlerken geleneksel Polonya folk müziğinin neleri yansıttığını veya farklı türlerce yansıtıldığını duyabilirsiniz: melodik kalıpta ve rubato kullanımında Chopin müziği ve ritimsiz müzik, blues ve caz doğaçlamanın ortak aşkı, 20. Yüzyıl klasikleri ile emprovizasyondan doğan tonal olgunluk, rockun enerji ve gücü.
2008 ve 2012 yılları arasında grup birçok Avrupa ülkesi, Asya, Kanada ve ABD’de (Carnegie Hall ve Chicago Symphony Center dâhil) performans sergiledi. Grup Janusz Olejniczak, Tomasz Stanko, Michal Urbaniak ve Alim Qasimov gibi ünlü sanatçılarla beraber çaldı. İki tane eleştirmenlerin takdirini kazanan albüm çıkardılar: Mazurkas (2008), Heart (2010) ve Knee-deep in Heaven (2013).

Ekim 2012’de Janusz Prusinowski Trio Selanik’teki prestijli dünya müzik fuarı WOMEX 2012 (World Music Expo)’de ana sahnede performans sergilemek için resmi olarak seçildi. Grubun 2013’teki başarıları arasında ABD, Almanya, Finlandiya, Rusya, Fransa, Belçika ve Hollanda’daki turları yer almaktadır.

Prusinowski Trio bu turda iki yeni üye ile sahneye çıkacak. Grup, gruba kaç kişi katılırsa katılsın, müziklerinin temeli olan üç vuruşlu metronoma ithafen kendilerini “trio” olarak adlandırmaktadır. Prusinowski Trio aşağıdaki şekilde sahne alacaktır: Janusz Prusinowski, keman, vokal, Polonya akordeonu; Piotr Piszczatowski, baraban davulu, tef; Michal Zak, kaval, zurna, klarnet; Piotr Zgorzelski – kontrbas, dans; Szczepan Pospieszalski, trompet

ADAM STRUG VE MONODIA POLSKA

Adam Strug, kendi ülkesinin (Mazowsze belgesinin kuzeydoğu kısmı) sözel geleneğinden gelen dini ve seküler şarkıları söyleyen bir şarkıcıdır. Repertuarını dedesinden (1880 doğumlu), ninesinden (1913 doğumlu) ve cenazelerde beraber şarkı söylediği, sekiz yıl boyunca eşlik ettiği komşusu bir cenaze şarkıcısından (1914 doğumlu) öğrenmiştir. Strug bugün kullanılan major-minör gamlardan daha eski müzikal şarkılar söylemekte, eski tonları, sesleri ve vokal biçimlerini korumaktadır. Monodia Polska’nın şefidir.

Monodia Polska Polonya’nın Lomza Bölgesi ve Kurpie Zielone bölgesinden Adam Strug tarafından derlenen melodik türlerde eski Polonya dini ve seküler şarkıları söyleşen bir Polonya korosudur. Polonya dilinde ‘monodia’ enstrümansız koro halinde veya laterna gibi geleneksel enstrümanlar eşliğinde şarkı söylemek anlamına gelmektedir. Koro major-minor gamları reddetmektedir, çünkü 18. Yüzyılda org ve opera geleneği baskındı. Koro folk sanatçılarının sözlü geleneğince korunan eski müzik gamlarını, orijinal şarkı söyleme yöntemlerini, vokal tarzını kullanarak antik ilahi ve erken dönem müzikleri yeniden yorumlamıştır.
“Monodia” tarafından devam ettirilen sözel gelenek Polonya şövalye şarkılarını, barok ve on sekizinci yüzyıl dualarını, romantik dini şarkıları, Tanrıya saygı ve bağlılık ifade eden çeşitli folk şarkılarını kapsamaktadır. Monodia’ya ilham veren Kurpian şarkıları Polonya kırsalındaki insanların müzikal ve şiirsel zekasını yansıtmaktadır. Maharetleri bir yandan Orta Doğu vokal sanatını andırması, diğer yandan Polonyalı besteciler Karol Szymanowski ve Henryk Mikolaj Gorecki’nin büyük eserlerine ilham veren Polonya kültürünün bir parçası olmalarıdır.
Monodia Polska şu şekilde sahne alacaktır: Adam Strug, Janusz Prusinowski, Szczepan Pospieszalski, Piotr Piszczatowski

EWA GROCHOWSKA GROUP

Ewa Grochowska -şarkıcı, viyolensel sanatçısı- Przystałowice Małe (merkez Polonya)’den ünlü geleneksel müzisyen Jan Gaca’nın öğrencisidir. Yerel “kajocki” stili çalma üzerine inceleme yapmıştır, bölge dans ve şarkılarının gizemini çözmüştür.
Merkez ve Güneydoğu Polonya’nın geleneksel enstrümantal müziği ve geleneksel şarkıları ana ilgi alanıdır. Doğu-Merkez Avrupa’daki şarkı söyleme tarzları ve stilleri üzerine araştırmalar yapmıştır. Teorik araştırma ve uygulamaları geleneksel müzik anlayışına yöneliktir, çünkü modern kültürün parçası olarak mevcut tarzlar köylü kökenlere ve geçmiş hakkında derin bilgilere saygılı olarak uygulanmaktadır. Bu tarzları kullanırken estetik zevki ile potansiyel enerji ve ruhu sonsuz merakından beslenmektedir.

Ewa Grochowska Group’un şefidir. Ewa Grochowska Group şu şekilde sahne alacaktır: Ewa Grochowska, Kaja Prusinowska, Justyna Piernik, Maniucha Bikont

JANUSZ PRUSINOWSKI TRIO feat. ADAM STRUG  MONODIA POLSKA & EWA GROCHOWSKA VOKAL TOPLULUKLARI

 EWA GROCHOWSKA

EWA GROCHOWSKA

19 Mart, Çarşamba           

20:30   AASSM Küçük Salon

Janusz Prusinowski, keman, vokal, akordeon

Piotr Piszczatowski, baraban davul, bendir

Michal Zak, flüt, klarnet

Szczepan Pospieszalski, trompet

Piotr Zgorzelski, folk bas

“Monodia Polska Vokal Topluluğu”

Adam Strug, Janusz Prusinowski, Szczepan Pospieszalski, Piotr Piszczatowski, vokaller

“Ewa Grochowska Vokal Topluluğu”

Ewa Grochowska, Kaja Prusinowska, Justyna Piernik, Maniucha Bikont, vokaller

Dofinansowano ze środków Ministra Kultury i Dziedzictwa Narodowego Rzeczypospolitej Polskiej.
Wydarzenie realizowane w ramach programu kulturalnego obchodów 600-lecia polsko-tureckich stosunków dyplomatycznych w 2014 roku.

www.turkiye.culture.pl
Proje, 2014 yılı Polonya-Türkiye ilişkilerinin tesisinin 600. yıldönümü münasebetiyle düzenlenen kutlamaların kültür programı çerçevesinde ve Polonya Cumhuriyeti Kültür ve Milli Miras Bakanlığı finansal işbirliğiyle gerçekleştirilmektedir. www.turkiye.culture.pl

JANUSZ PRUSINOWSKI TRIO

Trio’nun benzersiz stili merkez Polonya’nın köylü müziğinin bilgili şekilde yorumlanmasından süzülmüştür. Yeni, genç dinleyicilere mazurkayı -şarkı, oyun, dans ve doğaçlama şekilde- ulaştırmaktadırlar. Mevcut müziklere yönelmeden arkaik ve görünüşte basit melodileri ve ritimleri sunmak ne kadar çağdaş olabilir ki?

Trio’yu dinlerken geleneksel Polonya folk müziğinin neleri yansıttığını veya farklı türlerce yansıtıldığını duyabilirsiniz: melodik kalıpta ve rubato kullanımında Chopin müziği ve ritimsiz müzik, blues ve caz doğaçlamanın ortak aşkı, 20. Yüzyıl klasikleri ile emprovizasyondan doğan tonal olgunluk, rockun enerji ve gücü.   2008 ve 2012 yılları arasında grup birçok Avrupa ülkesi, Asya, Kanada ve ABD’de (Carnegie Hall ve Chicago Symphony Center dâhil) performans sergiledi. Grup Janusz Olejniczak, Tomasz Stanko, Michal Urbaniak ve Alim Qasimov gibi ünlü sanatçılarla beraber çaldı. İki tane eleştirmenlerin takdirini kazanan albüm çıkardılar: Mazurkas (2008), Heart (2010) ve Knee-deep in Heaven (2013).

Ekim 2012’de Janusz Prusinowski Trio Selanik’teki prestijli dünya müzik fuarı WOMEX 2012 (World Music Expo)’de ana sahnede performans sergilemek için resmi olarak seçildi. Grubun 2013’teki başarıları arasında ABD, Almanya, Finlandiya, Rusya, Fransa, Belçika ve Hollanda’daki turları yer almaktadır.

Prusinowski Trio bu turda iki yeni üye ile sahneye çıkacak. Grup, gruba kaç kişi katılırsa katılsın, müziklerinin temeli olan üç vuruşlu metronoma ithafen kendilerini “trio” olarak adlandırmaktadır. Prusinowski Trio aşağıdaki şekilde sahne alacaktır: Janusz Prusinowski, keman, vokal, Polonya akordeonu; Piotr Piszczatowski, baraban davulu, tef; Michal Zak, kaval, zurna, klarnet; Piotr Zgorzelski – kontrbas, dans; Szczepan Pospieszalski, trompet

ADAM STRUG VE MONODIA POLSKA

Adam Strug, kendi ülkesinin (Mazowsze belgesinin kuzeydoğu kısmı) sözel geleneğinden gelen dini ve seküler şarkıları söyleyen bir şarkıcıdır. Repertuarını dedesinden (1880 doğumlu), ninesinden (1913 doğumlu) ve cenazelerde beraber şarkı söylediği, sekiz yıl boyunca eşlik ettiği komşusu bir cenaze şarkıcısından (1914 doğumlu) öğrenmiştir. Strug bugün kullanılan major-minör gamlardan daha eski müzikal şarkılar söylemekte, eski tonları, sesleri ve vokal biçimlerini korumaktadır. Monodia Polska’nın şefidir.

Monodia Polska Polonya’nın Lomza Bölgesi ve Kurpie Zielone bölgesinden Adam Strug tarafından derlenen melodik türlerde eski Polonya dini ve seküler şarkıları söyleşen bir Polonya korosudur. Polonya dilinde ‘monodia’ enstrümansız koro halinde veya laterna gibi geleneksel enstrümanlar eşliğinde şarkı söylemek anlamına gelmektedir. Koro major-minor gamları reddetmektedir, çünkü 18. Yüzyılda org ve opera geleneği baskındı. Koro folk sanatçılarının sözlü geleneğince korunan eski müzik gamlarını, orijinal şarkı söyleme yöntemlerini, vokal tarzını kullanarak antik ilahi ve erken dönem müzikleri yeniden yorumlamıştır.
“Monodia” tarafından devam ettirilen sözel gelenek Polonya şövalye şarkılarını, barok ve on sekizinci yüzyıl dualarını, romantik dini şarkıları, Tanrıya saygı ve bağlılık ifade eden çeşitli folk şarkılarını kapsamaktadır. Monodia’ya ilham veren Kurpian şarkıları Polonya kırsalındaki insanların müzikal ve şiirsel zekasını yansıtmaktadır. Maharetleri bir yandan Orta Doğu vokal sanatını andırması, diğer yandan Polonyalı besteciler Karol Szymanowski ve Henryk Mikolaj Gorecki’nin büyük eserlerine ilham veren Polonya kültürünün bir parçası olmalarıdır.
Monodia Polska şu şekilde sahne alacaktır: Adam Strug, Janusz Prusinowski, Szczepan Pospieszalski, Piotr Piszczatowski

EWA GROCHOWSKA GROUP

Ewa Grochowska -şarkıcı, viyolensel sanatçısı- Przystałowice Małe (merkez Polonya)’den ünlü geleneksel müzisyen Jan Gaca’nın öğrencisidir. Yerel “kajocki” stili çalma üzerine inceleme yapmıştır, bölge dans ve şarkılarının gizemini çözmüştür.  Merkez ve Güneydoğu Polonya’nın geleneksel enstrümantal müziği ve geleneksel şarkıları ana ilgi alanıdır. Doğu-Merkez Avrupa’daki şarkı söyleme tarzları ve stilleri üzerine araştırmalar yapmıştır. Teorik araştırma ve uygulamaları geleneksel müzik anlayışına yöneliktir, çünkü modern kültürün parçası olarak mevcut tarzlar köylü kökenlere ve geçmiş hakkında derin bilgilere saygılı olarak uygulanmaktadır. Bu tarzları kullanırken estetik zevki ile potansiyel enerji ve ruhu sonsuz merakından beslenmektedir.

Ewa Grochowska Group’un şefidir. Ewa Grochowska Group şu şekilde sahne alacaktır: Ewa Grochowska, Kaja Prusinowska, Justyna Piernik, Maniucha Bikont

 KAPANIŞ KONSERİ         

MACIEJ OBARA INTERNATIONAL QUINTET feat. TOM ARTHURS       

      obara starszy i młodzi

20 Mart, Perşembe

20:30   AASSM Küçük Salon

Maciej Obara, saksafon

Tom Arthurs, trompet

Dominik Wania, piyano

Ole Morten Vaagan, bas

Jon Falt, davul

Etkinlik, 2014 yılında kutlanan Polonya-Türkiye ilişkilerinin tesisinin 600. yıldönümü münasebetiyle düzenlenecek olan kutlamaların kültür programı çerçevesinde gerçekleştirilmektedir. turkiye.culture.pl

Maciej Obara, Saksafon

Polonyalı besteci ve alto saksafonist Maciej Obara 2006 yılında bir anda ünlendi ve müzikal fikirlerini dile getirmek için hemen ideal partner arayışına girdi.

Bu isimlerden bir tanesi, efsanevi Polonyalı trompetçi Tomasz Stańko’nun grubunda çalarken karşılaştığı Dominik Wania’dır. Müzikte, harmonik öğelerin dışına çıkmaktan her zaman kaçınan Obara, uluslararası sanatçılarla iddialı ve iyi hazırlanmış bir proje yaratarak klasik caz trionun henüz oturmamış olan müzikal yönünü zenginleştirmesi konusunda teşvik edilmiş ve Take Five’a (Londra Caz Festivali’nin yapımcılarından olan Serious tarafından organize edilen profesyonel bir Avrupa gelişim projesi) katıldığı sırada bu sanatçılara rastlamıştı.

Obara’nın Take Five’a katılmasının en önemli sonucu; Avrupa’nın uluslar arası bir proje oluşturması ve Obara’nın bu projeye iki Norveçli müzisyeni davet etmesiydi: basist Ole Morten Vågan ve baterist Gard Nilssen.

Obara Internation, For Tune Records adına büyük beğeni toplayan iki kayıt piyasaya sürdü: Komeda ve Live at Manggha. Yeni çıkarılan bu kayıtlarla birlikte Obara, uluslararası konser turnelerinde grupla birlikte çalması için, olağanüstü bir trompet sanatçısı olan Tom Arthurs’a davette bulundu.

Tom ArthursTrompet, kornet, kompozisyon

Tom Arthurs, eski bir BBC New Generation yeteneği ve Avrupa Take Five’ın katılımcısıdır. Arthurs, orkestra ve ayrıca, zengin ve içten içeriğe sahip Oda Müziği ile oldukça deneysel olmasına rağmen başarılı ve etkileyici olan doğaçlama müziği arasında kendisine yer edinmiştir. 2001 yılı Peter Whittingham Ödülü’nün sahibi, BBC Caz Ödülleri’nde üç kez aday gösterilen (En İyi Enstrüman Çalan Müzisyen ve Yükselen Yıldız olarak) Tom, New Generation Projesi’nin bir parçası olarak BBC Radyo 3’te oldukça ön plana çıkartılmıştır.  Ayrıca festival kredileriyle Berlin, North Sea, Cheltenham, Moers, Bath, Jazzd’or, Londra, Manchester, Belfast ve Kudüs dâhil olmak üzere uluslararası düzeyde birçok festivalde sahne almıştır.

Çeşitli özel projeler ve ortak çalışmalarda Tom’un, John Surman, John Taylor, Tom Rainey, Drew Gress, Ingrid Laubrock, Jack DeJohnette, Iain Ballamy, Thomas Strønen, Rudi Mahal, Julia Hülsmann, Nicolas Masson, John Schröder, Matthew Bourne ve Kenny Wheeler dâhil olmak üzere birçok müzisyenle birlikte sahne aldığı görülmüştür.

Dominik Wania, Piyano

Dominik Wania, yerel caz etkinliklerinde birçok ünlü müzisyenle yürüttüğü ortak çalışmalar ve geniş yelpazeli doğaçlama becerisini ortaya koymak için klasik müzik eğitiminden faydalanma yeteneği sayesinde Polonya’da oldukça tanınmaktadır.  Wania ayrıca, Danilo Perez tarafından yönetilen Boston’daki The New England Konservatuarı’nda öğrenim görmesine olanak sağlayan Mloda Polska bursunu almaktadır.

Ole Morten Vågan, Basist, Besteci

İskandinavya’daki en ilginç genç gruplardan birisi olan MOTIF’in şefliğini yapmaktadır. Bu grup ayrıca, (Rudi Mahall, Axel Dörner, Frerdik Ljungkvist ve Jon Fält tarafından seçilen) DnB Nor Kongsberg Caz Ödülleri’nin sahibi Mathias Eick’i de bünyesinde bulundurmaktadır.

Balkan müziğinden stüdyo müziğine kadar farklı müzik tarzlarını temsil eden birçok grup ile birlikte çalışan Vågan, Tore Brunborg, Maria Kannegaard Trio, Håkon Kornstad gibi Norveç’in en temel sanatçılarından bazıları ve Bobo Stenson, Joshua Redman ve John Scofield gibi uluslararası yıldızlar ile birlikte çaldı. Yine de Audun Kleive ve Christian Wallumrod ile birlikte ortaya koyduğu Generator X projesinde örneklerinin görülebildiği gibi onun en çok aidiyet hissettiği tarz, modern doğaçlama müziğidir.

Jon Fält, Bateri

İsveç’teki en beğenilen bateristlerden biridir. 2004 yılı İsveç Caz Müzik Kutlama Festivali kapsamında “Yılın en iyi çıkış yapan sanatçısı” olarak ödül almaya hak kazandı. Hemen ertesi yıl baterist Ronnie Gardiner ondan “Daha geniş çapta tanınmayı hak eden bir baterist” diye söz etmişti. Bugünlerde Jon’un birlikte turneye çıktığı gruplar arasında Bobo Stenson Trio, Yun Kan 3,5 and 10 (İsveçli saksafonist Frerdik Ljungkvist’in grubu), The Deciders, The Stoner, Flux – Windemo Landin Fält ve daha birçok önemli grup yer almaktadır.

“Enstrümanını fazla ortodoksvari kullanmayan ve oldukça zeki ve tamamen kişisel tarzda parçaları renklendirmek için ölçülü çalmaktan vazgeçen Jon Fält, oldukça üstün bir bateristtir.”

“ Fält bateriyi alışılmışın dışında ve heyecan verici bir tarzda çalıyor. Onu çalarken dinlemek, tıpkı çalarken izlemek kadar keyifli.”

(12. CAZ AFİŞİ YARIŞMASI sonuç sergisi)

!f İstanbul bağımsız sinemanın başarılı örneklerini, yılın çok konuşulan ve bol ödüllü filmlerini sinemaseverlerle buluştururken, !f music partileriyle İstanbul’un eğlence hayatına alternatif olacak, !f ² ile de 30 şehre film götürecek.

Npectacualr Now

Npectacualr Now

Toronto’dan Venedik’e, Cannes’dan Sundance’e, dünyanın önemli festivallerinde ilgi görmüş, yılın en çok beklenen filmleri de Türkiye’de ilk kez seyirciyle yine bu festivalde buluşacak.

“Galalar” bölümündeki filmlerden birkaçı şöyle:

The Hunting Party/Av Partisi, Amerikalı Richard Shepard’ın yazıp yönettiği, Jude Law’ı en sıra dışı rollerinden birinde görme imkanı sunacak suç komedisi

Dom Hemingway; arkadaşlıklar ve geçici aşklar üzerine eğlenceli hikayesiyle eleştirmenlerin gözdesi olmuş,

Tarantino’nun “2013’ün en iyi filmleri” listesinde de 5. sırada yer almış Joe Swanberg imzalı Drinking Buddies/Akşamdan Kalanlar;

San Sebastian’da Büyük Ödül’ün yanı sıra Özel Mansiyon ve Selanik’ten FIPRESCI ve Jüri Özel ödüllerini alan, Bad Hair/Kıvırcık Saç;

Locarno’da kadın oyuncu dahil dört ödül birden alan, Atina ve Valladolid’de seyircinin gönlünü kazanıp ödüllere boğulan Short Term 12/Kısa Dönem 12;

Louise Archambault’un Locarno’dan Seyirci Ödüllü aşk filmi Gabrielle;

Alex Gibney’nin Julian Assange ve Bradley Manning’in psikolojilerini ve onların etrafında yaratılan efsaneleri kurcalayan belgeseli We Steal Secrets: The Story of WikiLeaks/Sırları Çalıyoruz: WikiLeaks’in Hikâyesi;

Ünlü İtalyan aktris Valeria Golino’nun yönettiği, yılın en ödüllü filmlerinden Honey/Bal;

ilk uzunu Reconstruction/Yeniden Sev Beni’den beri kendine sıkı hayranlar yaratan Christoffer Boe’nun yeni filmi Sex, Drugs & Taxation / Spies & Glistrup;

Amerikan bağımsız sinemasının gözde kadın yönetmenlerinden Kelly Reichardt’ın bir barajı havaya uçurmayı hedefleyen radikal çevreci üç aktivistin hikâyesine odaklandığı filmi Night Moves/Gece Planı;

Karl Lagerfeld, Tom Ford, Donatella Versace’nin arz-ı endam ettikleri, Fransız Vogue dergisinin eski editörü Carine Roitfeld’in hayatını anlatan Mademoiselle C/Matmazel C; aynı zamanda ünlü bir modacı olan Agnès B.’nin bir çocukluk travmasının çetin ve sinemasal olarak çok yönlü hikâyesini anlattığı filmi My Name is Hmmm…/Benim Adım Hmmm…;

2007’de çektiği Amal’la tanınan Hindistan asıllı Kanadalı yönetmen Richie Mehta’nın çalışmaya gönderdikleri çocukları Siddharth’ı kaybeden bir ailenin hikâyesini konu alan Siddharth;

Sundance’te oyuncu performanslarına Jüri Özel Ödülü getiren ve yılın en parlayan bağımsızlarından The Spectacular Now/Şu An Muhteşem;

Irvine Welsh’in aynı adlı romanından uyarlanan, James McAvoy’u seks düşkünü, alkolik ve uyuşturucu bağımlısı bir polis olarak izleyeceğimiz Filth/Pislik ve

sıkı sinefillerin ilk uzunu Abel’den beri takip ettikleri Hollandalı usta Alex van Warmerdam’ın son yapıtı Borgman/Bela.

Ayrıca, yılın beklenen filmlerinden Nymphomaniac, Dallas Buyers Club, The Double, Under the Skin, Is the Man Who Is Tall Happy?: An Animated Conversation with Noam Chomsky, The Wind Rises ve The Grandmaster da Türkiye galasını yapacak filmler arasında…

!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin uluslararası yarışmalı bölümü Keş!f, altıncı yılında yılın ilham veren yönetmenini aramaya devam ediyor. İlk ya da ikinci filmini yönetmiş yönetmenlerin filmlerinin yarıştığı “Keş!f” bölümünde, ABD, Almanya, Fransa, Fas, Irak, İngiltere, İran, İsviçre, Nepal, Norveç, Sırbistan ve Türkiye’den toplam 9 film yarışacak.

Hamam, Hayal Kurma Oyunları, Anlat İstanbul, Ses, Aşk Tesadüfleri Sever filmlerinin oyuncusu, en son “Muhteşem Yüzyıl” adlı televizyon dizisinde Şehzade Mustafa rolünde izlediğimiz Mehmet Günsür; Silkwood, House of Games, Valmont ve The People vs. Larry Flynt gibi pek çok klasik filmde yapımcılık, Amadeus’tan Man on the Moon’a, Brokeback Mountain’dan Gangs of New York’a, birçok filmde yürütücü yapımcılık yapmış Michael Hausman; New York Film Festivali seçim komitesinde görev alan, aynı zamanda New Directors/New Films’in ortak direktörlüğünü ve Film Society of Lincoln Center’ın programlama direktörlüğünü de yürüten sinema yazarı ve film küratörü Dennis Lim; La Moitié gauche du frigo, Congorama, It’s Not Me, I Swear! gibi ödüllü filmlerin yanı sıra en son 2011’de Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar adaylığı kazandığı Monsieur Lazhar’ın Kanadalı yönetmeni Philippe Falardeau ve Berlinale’nin yenilikçi filmleri öne çıkardığı Forum bölümünün direktörü Christoph Terhechte’den kurulu Keş!f jürisi, 2014’ün ilham veren yönetmenini seçecek.

Keş!f Uluslararası Yarışma filmleri ise şöyle: Ramon Zürcher’in Toronto, Cannes, Berlin gibi festivallerde büyük övgüyle karşılanan filmi The Strange Little Cat/Tuhaf Kedicik; İngiliz yönetmenler Stephanie Spray ve Pacho Velez’in Locarno’da En İyi İlk Film dalında özel mansiyon kazanan filmleri Manakamana; Clio Barnard’ın Cannes’da Label Europa Cinemas Ödülü’nü kazanmış, Stockholm ve Londra film festivallerinde ‘En İyi Film’ seçilmiş The Selfish Giant/Bencil Dev’i; İranlı Shahram Mokri’ye Venedik’te Orrizonti Jürisi’nden Teknik Başarı Ödülü’nü getiren Fish&Cat/Balık ve Kedi; Iraklı yönetmen Hisham Zaman’ın Kuzey Kürdistan’da başlayan ve İstanbul’a uğrayan, Tribeca’dan ödüllü filmi Before Snowfall/Kar Yağmadan Önce; Abdellah Taïa’nın bir gey çocuğun Arap toplumunda büyümesini anlattığı Salvation Army/Kurtuluş Ordusu; Narimane Mari’nin belgesel sinemanın kalesi sayılan CPH:DOX’dan en iyi belgesel ödüllü filmi Bloody Beans/Kahrolası Fasulyeler; Sırbistanlı kadın yönetmen Mina Djukic’in büyüme hikâyesi The Disobedient/Haylaz ve Türkiye’den Zeynep Dadak ve Merve Kayan’ın dünya prömiyerini Berlinale’nin Generation bölümünde yapacak, Altın Portakal’da ‘En İyi İlk Film’, ‘En İyi Senaryo’ ve ‘En İyi Kurgu’ ödüllerini toplamış filmleri Mavi Dalga.

Keş!f bölümündeki filmler ayrıca, Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) jürisi tarafından değerlendirmeye alınacak. Burçin Yalçın, Cem Altınsaray ve Müge Turan’dan oluşan jüri, seçecekleri bir filme SİYAD Ödülü’nü verecek.

!f İstanbul’un bu yılki yenilikleri arasında ise, uluslararası yarışma “Keş!f”e kardeş gelen Aşk & Başka Bi’Dünya özellikle dikkat çekiyor. Filmleriyle yeni ve açık yollara, yöntemlere ve birlikteliklere işaret eden sinemacıları bir araya getirecek Aşk & Başka Bi’Dünya Yarışması, kamerayla dünyayı değiştirmeyi başarmış yönetmenleri İstanbul’da ağırlayacak ve “yılın en yaratıcı müdahalesini” arayacak. Aşk & Başka Bi’Dünya’yı yepyeni bir platforma dönüştürmeyi amaçlayan !f İstanbul, bu yarışma dışında ayrıca bir konuşma serisi ve aktivist sinemacılar buluşması da düzenleyecek.

!f İstanbul’un sinemada oyun alanı yaratan ve seyirciyi oynamaya davet eden filmleri bir araya getiren bölümü “Oyun” da ise, oyuncul belgeseller, kaçık bilimkurgular, kült adayı ilk filmler, Japonya’dan gerçeküstücü fanteziler ve animasyon dünyasının en son hitleri seyirciyi yeryüzünün ve insanlık tarihinin belki de en eski eylemiyle, ‘oyun’la baş başa bırakacak.

!f İstanbul, her yıl sinemanın değişik mıntıkalarında gezinen “Özel Gösterimler” bölümüne bu sefer iki ustanın işini konuk ediyor. Qatsi Üçlemesi’nin kült yönetmeni Godfrey Reggio’nun diyalogsuz bir modern yaşam portresiyle geri döndüğü Visitors/Ziyaretçiler ve sinemaseverleri usta yönetmen David Lynch’in bilinmeyen hayatına tanıklık ettirip meditasyon çalışmalarına göz attıracak, David Lynch: Meditation, Creativity, Peace/David Lynch: Meditasyon, Yaratıcılık, Huzur dikkat çeken yapımlardan.

!f İstanbul’un kemikleşen bölümlerinden “!f kült”e bu yıl Charles Laughton’ın 1955 tarihli klasiği The Night of the Hunter/Caniler Avcısı konuk oluyor. Aslen oyuncu olarak tanınan Laughton’ın ilk ve son yönetmenlik denemesi olan film, kendisine vaiz süsü veren ama aslında kendini kadınları öldürmeye adamış Powell’ın, hapishanede öğrendiği bir gerçekle bankadan soyulmuş paraların peşine düşmesini anlatıyor. Başroldeki Robert Mitchum’ın sinema tarihinin en etkileyici kötü karakterlerinden birine hayat verdiği bu kara film, döneminde değeri bilinmemiş olsa da zamanla kült mertebesine erişmiş ve kendine sıkı hayranlar edinmişti. Bu yıl içinde çeşitli ülkelerde yeniden gösterime girecek Caniler Avcısı, yenilenmiş kopyasıyla Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’da olacak.

Yaratıcılığa ve deneyimlere açık sinemaseverlerin !f alanı “Karanlık & Köşeli” bölümünde bu yıl da, karanlık ve rahatsız edici yapımlardan yılın en çok konuşulan fantastik ve avangart filmlerine, seyircide ‘görme biçimleri’ni değiştirip, algının kapılarını sonuna kadar açmayı hedefleyen filmler toplanıyor.

Müzik filmlerini buluşturan !f music’in bu yılki seçkisinde yer alan filmler ise şöyle: 2009’da Cherrybomb’la dikkatleri çeken ikili Lisa Barros D’Sa ve Glenn Leyburn’un radikal, asi ve son derece tutkulu bir müziksever Terri Hooley’nin 70’lerin Belfast’ında plak dükkânı açmakla başlayan, İrlanda’nın punk babasına dönüşen hayatını anlattıkları Good Vibrations, Amerika’nın en iyi indie gruplarından The National’ı konu alan ama onun hakkında olmayan bir belgesel olma tuhaflığıyla grubun hayranlarının ilgisini hak eden Mistaken For Strangers; eskiden A Silver Mt. Zion olarak da bilinen Kanadalı ünlü post-rock grubu Thee Silver Mt. Zion Memorial Orchestra’nın evcil çifti Efrim ve Jessica’nın bir yandan müzik, bir yandan da ev yaşamlarına eşlik etmememizi sağlayan Gel Bizimle Dertlen!; Küba’yı kasıp kavuran, hükümetin konser vermelerine ve hatta albüm yapmalarına izin vermediği underground rap grubu Los Aldeanos’la tanışmamıza vesile olan Viva Cuba Libre: Rap is War/Viva Cuba Libre: Rap Savaştır ve çağımızda müzisyen olmanın getirdiği zorluklara odaklanan, 15. yılına giren New York Red Bull Müzik Akademisi’nin eğitimlerinin yanı sıra, Brian Eno, Rakim ve Lee ‘Scratch’ Perry gibi isimleri de izleyeceğimiz Ne Fark Eder? Müzik Yapmaya Dair Bir Film.

!f music kapsamında ayrıca 3 özel etkinlik gerçekleşecek. !f istanbul’un açılış partisi için İstanbul’a gelecek olan İngiliz müzik prodüktörü, söz yazarı, remix sanatçısı Ewan Pearson; Protools, Logic ve Ableton Live yazılım programları üzerine çalışma tekniklerini anlatacağı “Dijitalden analoga, kendi sesini yaratmak” başlıklı bir sohbet düzenleyecek. (16 Şubat, 18.00 – 19.00)

!f music kapsamında bir de pop up etkinliği gerçekleşecek. 19 Şubat’ta Babylon’da yaşanacak sinema ve konser deneyiminde, görüntü ve müziğin sıradışı bir şekilde bir araya geldiği Jem Cohen’in filmlerine, Guy Pucciotto’nun (Fugazi) gitarı, Jim White’ın (Dirty Three) davulu ve George Xylouris’un udu eşlik edecek. Jem Cohen, bu performans için özel olarak bir araya getirdiği 3 yeni kısa filmiyle izleyicileri sağanak yağmurlu şehir manzaralarının, gece ve müzelerin gizemli dünyasına, müzisyen arkadaşlarının eşliğinde büyüleyici bir yolculuğa davet edecek. (19 Şubat Çarşamba / 21.00)

Dünyada ilk kez !f İstanbul tarafından gerçekleştirilen ‘alternatif dağıtım ve paylaşım’ projesi “!f ²’’ bu yıl beşinci kez yapılacak. Festivalin son üç günü olan 21-22-23 Şubat tarihlerinde İstanbul’da gösterilecek 5 film, 30 şehir ve 36 farklı noktada, 15 bin kişiye aynı anda ulaşacak. İstanbul’daki festival salonlarını Türkiye’nin 26 şehrinin yanı sıra Lefkoşa, Gümrü, Kudüs, Erivan ve Ramallah’a taşıyacak “!f ²’’de Tek Başına Dans, Gabrielle, Bad Hair/Kıvırcık Saç, Honey/Bal ve Everyday Rebellion/Her Gün İsyan filmleri gösterilecek.

!f İstanbul’un kısa metrajlı film üretimine dair son bir yıl içerisindeki eğilimlerin derlemesini yapmak amacıyla hazırladığı “Türkiye’den Kısalar”, bu yıl da yönetmen ve yapımcıların yanı sıra kısa film izleyicilerinin önerileriyle hazırlandı. !f İstanbul’un tematik olarak programladığı “Türkiye’den Kısalar” seçkileri İstanbul, Ankara ve İzmir’de çeşitli festival sinemaları ve mekanlarında ücretsiz olarak !f izleyicilerine sunulacak. İstanbul’daki gösterimler sırasında yapılacak “İzleyici Oylaması” sonucu bir kısa filmin yönetmeni uluslararası bir festivale izleyici olarak katılmaya hak kazanacak.

!f İstanbul’da tüm bu gösterimler ve etkinliklerin yanı sıra; Sundance Enstütüsü ile ortaklaşa yürütülen Sundance Senaryo Lab öncesi, Zeynep Dadak ve Merve Kayan’ın yönettiği Mavi Dalga’ya özel bir atölye gerçekleşecek.

SALT Beyoğlu, Açık Sinema, Cezayir; İzmir’de Fransız Kültür Merkezi ise, festivalin İstanbul’daki etkinlik ve atölye çalışmalarının mekanı olacak.

!f İstanbul’un 2014 kampanyasının yüzü olan “Acımadı ki!” adlı tanıtım filmi, “Rafineri” tarafından hazırlandı ve Walky Talky yönetmenliğinde, Anima tarafından çekildi.

!f İstanbul’un Kapanış Filmi Boyhood

boyhood

Richard Linklater’ın 12 yıla yayılan çekim sürecinde oyuncularını yaşlanırken ve büyürken çektiği, benzeri olmayan başyapıtı Boyhood/Çocukluk, Altın Ayı için yarışacağı Berlinale’in ardından ilk defa !f İstanbulda izleyicilerle buluşacak.

Before Sunrise, Before Sunset ve Before Sunset’ten oluşan üçlemesiyle sinemaseverlerin gönlünde taht kuran Richard Linklater’ın, 2002 yılından beri her sene 4 oyuncusuyla buluşarak çektiği Çocukluk, sinema tarihinde benzeri olmayan bir proje!

Ellar Coltrane’in canlandırdığı Mason adlı bir çocuğun ilk okul yıllarından koleje girmesine kadar olan süreçteki büyümesine tanıklık ettiğimiz film, onun bir yandan boşanmış anne ve babasıyla yaşadıklarına odaklanırken, bir taraftan Linklater’in kendi kızı Lorelei Linklater’ın canlandırdığı kız kardeşi Samantha ile olan ilişkisine odaklanıyor.

Çocukluk, 23 Şubat Pazar günü 22:00’de Cinemaximum Beyoğlu Fitaş’ta gösterilecek. Filmin biletleri ise 10 Şubat’tan itibaren biletix.com, biletix gişeleri ve çağrı merkezlerinin yanı sıra festival sinemalarındaki gişelerden satışa çıkarılacak.

The North Face’in sunduğu ve bu yıl “Doğaya Dokun!” temasıyla yola çıkan 9. Dağ Filmleri Festivali, 25 Şubat – 2 Mart 2013 tarihlerinde; doğa, keşif, macera ve belgesel sinema tutkunlarıyla buluşuyor. Dağ Kültürü Derneği ile Mineral Event tarafından düzenlenen festivalde ödül rekortmeni filmlerin yanı sıra macera ile adrenalin dolu toplam 47 film izleyicilerle buluşacak. 

 9_dag_filmleri_festivali_25_subatta_basliyorTürkiye’nin, doğa, keşif ve macera konulu, ilk ve tek film festivali olan Dağ Filmleri Festivali, 25 Şubat’ta, The North Face®’in ana sponsorluğundaİstanbul Beyoğlu’nda, izleyicileriyle buluşuyor. 2 Mart’a kadar sürecek festivale, Fransız Kültür Merkezi, Galatasaray Aynalı Geçit ve Pusula Sanat Merkezi ev sahipliği yapacak.
Dünyanın en iyi doğa filmleri festivalde
Festival Dünya festivallerinde gösterilen 600’den fazla film arasından seçilen 2014 seçkisi toplam 47 filmden oluşuyor. Filmler; “Dünyadan”, “Keşif Ruhu”, “Doğa-Çevre-İnsan”, “Su Dünyası”, “Bisiklet” ve “Kayak” olmak üzere, 6 tema başlığı altında toplanıyor. Seçkide; rafting, dalış, dağcılık, kaya tırmanışı, base jump, kayak, dağ bisikleti gibi doğa sporlarının yanı sıra, çevre ve doğa belgeselleriyle gezi, keşif ve insan hikayeleri de yer alıyor.
1953’te Everest’te neler oldu ?
Bu yılın en dikkat çekici teması olan “Dünyadan” ile 12 film beyaz perdeye yansıyor. Bu tema altında yüksek kalitesi ve güçlü anlatımı ile “Uçurumun Kıyısında” filmi dikkat çekiyor. Tema kapsamında ayrıca dünyanın en tehlikeli dağı olarak bilinen K2 üzerine 3 ayrı film bulunuyor.
“Bisiklet” ve rekabet
Salcano sponsorluğunda hazırlanan bu temanın en etkileyici filmi “Destansı bir hikaye” adını taşıyor. Güney Afrika’nın güzel ve heyecan verici manzarasında geçen belgeselde iki sporcunun “Cape Epic” yarışını kazanmak için yaptıkları hazırlıkları anlatıyor. Temanın diğer dikkat çekici filmi ise “Mutluluk”. Filmde Hindistan’da kötü koşullar altında yaşayan cüzzam hastalarına ve zihinsel engelli kadınlara dikkat çekmek için yapılan çok zorlu bir bisiklet yolculuğu anlatılıyor.
“Keşif Ruhu” ile kuzeye yolculuk
Adrenalin düzeyini yükselten tema “Keşif Ruhu” altında toplam 14 film gösterilecek. Tema kapsamında Norveç’ten gelen 3 film ile izleyiciler kuzey esintisi yaşayacaklar. Temanın en dikkat çekici filmi ise “Hayatımın Zirveleri : Sınırlarda yaşamak” Filmde, istisnai bir dağcı, kayak sporcusu ve dağ maratoncusu olan Kilian Jornet’in hayatı ve başarıları anlatılıyor.
Doğa, çevre ve insan öyküleri
Toplam 6 öyküyü içeren ve festivalin bir diğer güçlü teması olan “Doğa, Çevre ve İnsan” Doğa kağıt/Steppen sponsorluğunda izleyiciyle buluşuyor. Tema kapsamında 3 adet kurmaca film yer alıyor.
İnsan doğa ilişkisi üzerine dokunaklı bir hikaye “Belle ve Sebastien”
Festivalimizde “Gala” yapacak olan bu kaçırılmaması gereken Fransız filmi Alp dağlarında ikinci dünya savaşı yıllarında yaşanan bir dostluk hikayesine odaklanıyor.
Temanın diğer iki kurmaca filmi İsviçre’den geliyor. Altın Ayı ödüllü “Yukarıdaki çocuk” bir kayak merkezinden çaldığı kayakları aşağıda satan Simon’un hayatına ve ablası ie olan ilişkisine odaklanıyor. “Clara ve Ayıların Sırrı” ise doğa ile güçlü ilişkiler kurabilen Clara’nın geçmişte yaşanan bir üzücü olayı aydınlatma peşinde çıktığı yolculuğu anlatıyor.
Çocuklar ve aileler için doğa filmi : Baba oğul birlikte “Şehirden Zirveye” 
Nefis görüntüler eşliğinde izleyeceğiniz bu film Alman Sebastian ve 9 yaşındaki oğlu Luca’nın yaptığın alışılmışın dışında gezi ve tırmanışı anlatıyor. Belgesel çocuklu yaşam ezberlerimizi de bozarken bizleri başka türlü bir çocuklu yaşamın mümkün olduğuna da ikna ediyor.
İnanılmazı başarmak : Çelikten İrade
Festivalin olmazsa olması “Kayak” teması kapsamında toplam 5 film yer alıyor. Katıldığı festivallerde beğeni toplayan ve çok ciddi bir kaza geçirmesine rağmen yaşamdan kopmayan ekstrem sporcu Karina’nın hikayesini anlatan “Çelikten İrade” bu yılın en dikkat çekici filmlerinden biri.
“Zihne Doğru” ve “Valhalla”: Sinematografik mükemmellik
İzleyicilerimizin zihnine kazınan kayak filmleri ile ünlenen Kanada’lı yapımcılardan bu yıl yeni bir şaheser geliyor : “Zihne Doğru”. Sıra dışı kurgusu ve özel anlatım tekniği ile “Valhalla” ise kayak filmlerine bakışınızı değiştirecek.
Shackleton deniz ve maceraseverler için İstanbul’da…
Festivalin çiçeği burnunda teması “Su Dünyası” kapsamında gösterilecek filmler “Açık Deniz Akademi” sponsorluğunda gösterilecek.  Temanın en dikkat çekici filmi olan “Shackleton’un Kaptanı” 1914 yılında güney kutbuna yapılan keşif ekspedisyonunu gemi kaptanının gözünden anlatıyor. Film, deniz ve yelken severlerin çok ilgisini çekecek.
Su dünyası’nın diğer dikkat çekici filmleri ise “keşif” odaklı. “Londra’dan Londra’ya”, Tierra Del Fuego” ve “Ve Sonra Yüzmeye Başladık” belgesellerinde ortak nokta dünya. Bu filmlerin kahramanları dünyanın çeşitli bölgelerinde yaptıkları gezilerle keşifler çağından 500 yıl sonra dahi insanın içerisindeki keşif ruhunun ölmediğini gösteriyorlar.
Önemli iki fotoğraf sergisi de festival programında
Festival kapsamında iki ayrı Fotoğraf sergisi düzenleniyor. Fransız Kültür Merkezi’nde açılacak “Doğaya Dokun” sergisi doğa ve ona dokunan insanın hikayesine odaklanacak.
“Gala Bataklığı” fotoğraf sergisi ise bir usta fotoğrafçı Ersin Alok’tan. Hazar Denizi kıyısında ortaya çıkarılan prehistorik çağa ait kaya üstü resimlerinin yer alacağı sergi Pusula Sanat Galerisi’nde izleyiciler ile buluşacak.
Festival kapsamında; kitap sergileri, söyleşiler ve ödüllü yarışmalar da düzenleniyor. Geniş bir izleyici kitlesine hitap eden Dağ Filmleri Festivali kapsamındaki bu etkinliklerle; dağ ve doğa bilincine dikkat çekiyor, ulusal dağ ve doğa belgeselciliğine katkı sağlayarak doğa kültürü alanındaki önemli bir boşluğu dolduruyor.

Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği ve M.E.B. Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak Baş öğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm öğretmenlerimizin ve kuruluşumuzdan bu yana kurumumuza emeği geçen tüm öğretmenlerimizin gününü kutları en içten dileklerimizle teşekkür ederiz. 

öğretmenler günü

 

Öğretmenler Günü, öğretmenlik mesleğini icra eden kimseleri onurlandırmak için çeşitli etkinliklerin düzenlendiği bir kutlama günüdür.

Pek çok ülkede 1994’ten beri her yıl 5 Ekim günü UNESCO tavsiyesiyle Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. 5 Ekim günü, 1966 yılında Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”’nın sona erip UNESCO temsilcileri ile ILO tarafından “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”’ni oybirliği ile kabul edilişinin yıldönümüdür.

Kendi kültürel ve tarihi özelliklerine, okul tatil günlerine göre çeşitli ülkelerde farklı tarihler Öğretmenler Günü olarak belirlenmiştir. Örneğin 12 Arap ülkesinde (Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Fas, Katar, Libya, Mısır, Suudi Arabistan, Tunus, Umman, Ürdün, Yemen) her yıl 28 Şubat günü, Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Öğretmenler Gününün tatil olup olmadığı da ülkesine göre değişir.

İş günlerinde Öğretmenler Gününü kutlayan ülkeler

Azerbaycan

Azerbaycan’da her sene 5 Ekim günü Uluslararası Öğretmenler Günü olarak kutlanıyor. [1]

Avustralya

Avustralya’da Öğretmenler Günü Ekim ayının son cuma gününde kutlanır. [2]. UNESCO tarafından Dünya Öğretmenler Günü olarak kutlanması tavsiye edilen 5 Ekim’de Avustralya’da genellikle okullar tatil olduğu için ekim ayının son cuma günü Öğretmenler Günü olarak kabul edilmiştir[2].

Çek Cumhuriyeti

Evrensel eğitimin ilk savunucularından Jan Amos Comenius’un doğum yıldönümü olan 28 Mart günü Öğretmenler Günü olarak kutlanır.

Hindistan

Hindistan Öğretmenler Günü’nü 5 Eylül’de kutlar. Bu, eski Hindistan devlet başkanı ve öğretmeni Dr. Sarvepalli Radhakrishnan’ın doğum günüdür. Dr. Radhakrishnan 1962’de Hindistan cumhurbaşkanı olunca bazı öğrencileri ve arkadaşları onun doğumgününü kutlamalarına izin vermesi konusunda kendisine isteklerini danışmıştır. Dr. Radhakrishnan da yanıt olarak Benim doğumgünümü ayrıca kutlamak yerine, 5 Eylül Öğretmenler Günü olarak kutlansa bu benim kendi gurur ayrıcalığım olur. demiştir.

Bu gün Hindistan’da tatil değildir. Bu gün bir kutlama günü olarak kabul edilip öğrenciler normal bir günmüş gibi okula gelir; olağan etkinlikler ve dersler, kutlama aktiviteleriyle birlikte teşekkür ve hatırlama da içerir. Bazı okullarda bu günde öğretmenlerin sorumluluklarını son sınıf öğrencileri alarak öğretmenlerinin kıymetini bildiklerini onlara gösterir.

Geleneksel olarak, Hintliler öğretmenlere çok büyük bir saygı ve onur barındırmışlardır. Eski bir Hintlinin söylediğine göre (genellikle öğrencilere öğretilir) öğretmeni 3. sırada sıralar, Tanrı’dan bile önce: Anne, Baba ve Öğretmen Tanrı’dır anlamında “Maata, Pitha, Guru, Daivam”. Bir beyitin (doha) söylemi Guru Govind doou khare kake lagon paai? Balihari guru aap ki Govind deeo batai, ne göre “İlk selamımı kime vermem gerektiği konusunda içinden çıkılmaz bir durum içindeyim: Öğretmen mi yoksa Tanrı mı. Beni Tanrı’yı bilmem konusunda aracılık edecek kişi olan öğretmeni seçmeliyim.” Başka bir örnek olarak, Hinduizm’in kutsal kitabının orta kısımlarında “Guru Bramha, Guru Vishnu, Guru devo Maheshwaraha – Gurusakshath parabramha tasmai shree gurve namaha,” der, çevirisiyse “Öğretmen üçlü birliktir. Öğretmenin kendisi Tanrı’nın önündeki belirtidir.” Öğretmen her çocuğa her kimseye bilgi vermekle kalmaz onun annesi görevini de üstlenmiş olur.

İran

Murtaza Mutahhari’nin öldürülüşünün yıldönümü olan 2 Mayıs günü Öğretmenler Günü’dür.

Malezya

Malezya’da Öğretmenler Günü (Malezyaca: Hari Guru) 16 Mayıs’ta kutlanır.

Peru

1953’ten bu yana 6 Temmuz günü resmi olarak Öğretmenler Günü’dür. Peru’nun bağımsızlığını kazanmasından sonra 6 Temmuz 1822’de kabul edilen bir yasa ile ülkedeki ilk öğretmen okulunun kurulması sebebiyle 6 Temmuz günü seçilmiştir.

Slovakya

Jan Amos Comenius’un doğum yıldönümü olan 28 Mart günü Öğretmenler Günü olarak kutlanır.

Türkiye

Türkiye’de her yıl 24 Kasım, Öğretmenler Günü olarak kutlanır. Bu, 1981 yılında başlamış bir uygulamadır.

24 Kasım 1928, Türkiye Cumhuriyeti devletininin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği”ni kabul ettiği gündür. Bakanlar Kurulu, Mustafa Kemal Atatürk’e “Millet Mektepleri Başöğretmenliği” ünvanını 11 Kasım 1928’de yaptığı toplantıda vermiş ve bu ünvan, 24 Kasım’da Millet Mektepleri Talimatnamesi’nin yayınlanması ile resmileşmişti.

Atatürk’ün 100. doğum yıl dönümü olan 1981 yılında onun “başöğretmen” oluşunun yıldönümlerinde ülke çapında Öğretmenler Günü kutlanmasına karar verildi. Öğretmenler Günü ile ilgili kutlamalar, 26 Kasım 1992’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Öğretmenler Günü Kutlama Yönetmeliği çerçevesinde gerçekleşir.

Kaynak : [-]

 Türkiye’de yaplan kutlamalar

Tüm bunların yanı sıra elbette kimi zaman ileri demokrasinin olduğu ülkelerdeki gibi “Öğretmenler günü kutlamaları” yapılmaktadır.

Eğitim-Sen’in; ‘Meslek onurumuza ve haklarımıza sahip çıkmak, toplumsal yaşamda ve eğitimde yaşanan dayatmalara hayır demek için; 23 Kasım’da Ankara’dayız!’

açıklamasına parelel Tandoğan’dan Kızılay’a yürüyen Eğitim-Sen üyeleri ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının üyelerine Kızılay Meydanı’nda sert bir müdahalede bulunuldu. Polisin müdahalesinden sonra ortalık resmen savaş alanın döndü. Müdahale esnasında Eğitim-Sen 1 Nolu Şube üyesi Aslı Akdemir başına isabet eden gaz kapsülüyle yaralandı ve hastaneye kaldırıldı. Olaylarda Aslı Akdemir’in de aralarında bulunduğu toplam 7 kişi çeşitli yerlerinden yaralandı.

İşte an an yaşananlardan kareler…  (Kaynak:[-])

 

 

İstanbul özel günler yaşıyor. Bir tarafta kapılarını yeni açan 13.Uluslararası İstanbul Bienali; diğer yanda Sakıp Sabancı Müzesi’nde, kentin tarihi dokusu ile manalı bir ahenk yakalayan, kavramsal sanatın büyük ismi Anish Kapoor’un Türkiye’deki ilk kişisel sergisi… 10 Eylül’de sanatçının katılımıyla açılışı gerçekleşen etkinlik, sıra dışı boyuttaki taş eserleriyle sanatseverleri sonsuzluk ve karşıtlık kavramı üzerine düşündürecek

Anis-KapoorGeçen hafta Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki katıldığım sergi ile ilgili basın toplantısında, yaşayan en ünlü ve yaratıcı sanatçılardan biri olan Anish Kapoor’u birebir görmek, düşüncelerini ve çalışmalarını sesinden duymak gerçekten büyük bir ayrıcalıktı.

Bir başka ayrıcalık da böylesi bir serginin ayağımıza kadar gelebilmiş olması! Uzun zamandan beri bu olayın hayalini kuran Sakıp Sabancı Müzesi yetkilileri sergiyi gerçekleştirmek için, Akbank’ın da desteğiyle müzeyi yıkıp adeta yeniden inşa ettiler. Tonlarca ağırlıktaki devasa taş eserleri (en büyüğü 12 ton) gördüğünüzde bunları buraya nasıl taşıdılar, nasıl binanın içine soktular diye hayret içinde düşünüyorsunuz. Dokuz tırla Türkiye’ye taşınan 32 eseri yerleştirmek için dört vinç çalıştı ve SSM adeta bir şantiye alanı haline geldi. Bu gayretli çaba sadece bizim değil, Kapoor’un ve “Elektrik direğinin kaldırılmasına bile itiraz etmediler” diyen sergi küratörü Sir Norman Rosenthal’in de haklı takdirini kazanmış. Bundan sonra SSM’nin altından kalkamayacağı hiçbir sergi olamaz bence.

Anish Kapoor’un “Enerjik, açık ve müthiş dinamiklere sahip bir yer” olarak tanımladığı İstanbul’a olan sevgisi, şehrin tarihi, mimari değerleri ve Bienal, şimdiye kadar hiçbir yerde sergilenmeyen bu eserleri kentimize getirmesine vesile olmuş. Kararını pekiştiren bir diğer nokta da; ölçeğinin kaybolacağı endişesiyle bu işlerinin açık havada sergilenmesini istememesi ve sanatçının kapalı mekân arzusunu kabul eden müzenin olumlu yaklaşımı olmuş.

Anish-Kapoor-dev-heykelleri-1Taş, eski ve hafızası olan bir materyal; nice olaya şahit olmuş ve nice sır barındırmakta… Sergideki eserlerin birçoğu farklı coğrafyalardan toplanan mermer, kaymaktaşı, oniks ve granit gibi malzemelerden oluşuyor. Bu arkaik dünyada, kendi deyimiyle taşı ‘taciz eden’, kötüye kullanan Kapoor, ondan harika formlar yaratıyor.

Binaya girdiğimde kendimi zamansız bir arkeoloji müzesinde hissettim. Boyutlarının yanı sıra abartıdan uzak ve yalın duruşları dikkatimi çekti heykellerin. Bir de o kadar uyumlu yerleştirilmişler ki, farklı malzemelerden ve farklı dönemlerde yapılmalarına rağmen bir bütünlük ve temasal bir birliktelik oluşturmuşlar.  Bazı formlar, özellikle de oyuklar sık sık karşınıza çıkıyor; zaten Kapoor da bunları tekrar etmekten sakınmadığını ifade ediyor. Sanatçı, her ne kadar çalışmalarının nasıl algılandığı ile ilgilenmediğini söylese de; sanırım maddeye odaklanıp manayı göz ardı etmememiz için benzer malzeme ve minimalist bir yaklaşımla gerçekleştirmiş yapıtlarını. Az sözle, geçmişten geleceğe uzanan bir sonsuzluk ve süreklilik kavramı içinde insanlık tarihine vurgu yaparken, madde ile maneviyat arasındaki karşıtlığı da ön plana çıkarıyor.

Seyircileri eserleriyle iletişime; soyut işlerini, anlamın tam sınırında (anlamla anlamsızlık arasında) tutarak manipüle ettiğini söyleyen sanatçının her yapıtını, gizini keşfetmek ister gibi uzun uzun seyretme ihtiyacı duyuyorsunuz. Özellikle derin delikler, yarıkların içindeki oyuklar, dehlizler esrarengiz bir dünyanın kodları gibi insanda merak ve hafif bir korku yaratıyor. Sanki bir girdaba yakalanıp döne döne o deliğin içinde kaybolacak gibi hissediyorsunuz. Hemen hemen herkes başını bu deliklere sokarak derinliğin sonunu görmeye çalışıyor.

Dolaşmaya devam ederken, insan bedeninin farklı organlarını andıran formlar, eril/dişil girinti ve çıkıntılar, parlak mermerlerde renk pigmentlerin oluşturduğu damarlar gözüme çarpıyor. Aklıma Norman Rosenthal’in “Anish önemlidir. O, hiçbir eserini önceden tasarlamaz, eskiz yapmaz. Onun sergisine bir roman, bir tiyatro eseri gibi bakmalısınız. Çok katarsis (ruhsal arınma) yaşanır sergilerinde” sözleri geliyor.

Anish-Kapoor-dev-heykelleri-2Optik illüzyon yaratan aynalar serginin en ilginç parçaları; sanatla teknolojiyi birleştiren, ünlü ‘Gök Ayna’, iç bükey formuyla müzenin bahçesinde yerini almış. Yanılsamalar yaratan ve sonsuzluk hissi veren bu objelerde bakanı kendisiyle karşılaştırıyor. Kapoor izleyiciyi yönlendirmeyi sevmiyor, onun eserle kendi deneyimini yaşamasını ve kendi evrenini kurmasını istiyor.

Sarı, Erdem, Kaçınılmazlık, Dil, Mezar, Sekiz, Çiçek, Ejderha çalışmalarından bazıları… Daha öncel Guggenheim Kraliyet Sanat Akademisi’nde de sergilenen ‘Sarı (Yellow/ 1999)’, serginin en etkileyici çalışması bana göre; cam elyafı ve pigmenten oluşan bu devasa yapıtı dakikalarca seyrederken o sonsuz sarı içinde kaybolduğumu hissettim.

Bu sergiyi, özel bir vakit ayırarak, tadını çıkararak gezin; taşın ne kadar kadim bir malzeme olduğunu, sadeliğin ne kadar çok şey anlatabileceğini tecrübe edin.  Kendi deneyimlerinizi yansıtın. Zaten sanat da en açık bir diyalog şekli değil midir?

 

 

Anish Kapoor kimdir?

1954 Mumbai doğumlu olan Anish Kapoor, 1970’li yıllardan bu yana sanat eğitimi için gittiği İngiltere’de yaşıyor. Londra’da Hornsey College of sanatçı-anish-kapoorArt ve Chelsea School of Art and Design’da sanat eğitimi gören sanatçı, bugün Kraliyet Akademisi üyesi ve Britanya İmparatorluk Nişanı sahibi. Kapoor, 1970’lerin sonunda ziyaret ettiği anavatanı Hindistan’da gördüğü boya pigmentlerinden etkilenerek yaptığı ‘pigment heykelleri’ ile dikkat çekti. 1980’lerden itibaren Yeni İngiliz Sanatı adı altında anılmaya başlayan ve Tony Cragg, Richard Deacon, Bill Woodrow gibi sanatçılardan oluşan grup içinde anıldı. 1990’da Venedik Bienali’nde, 1992’de Documenta’da İngiltere’yi temsil eden Kapoor, 1991 yılında aldığı Turner Ödülü’yle İngiliz sanat ortamının önde gelen sanatçılarından biri haline geldi. 1990’lı yıllardan itibaren malzeme dağarcığını büyük ölçüde genişleten ve yeni endüstriyel teknolojilerin kullanımını gerektiren büyük boyutlu projelere yönelen Kapoor’un İngiltere’de gerçekleştirdiği en dikkat çekici işler arasında, 2002 yılında Unilever Serisi kapsamında Tate Modern’de gerçekleştirdiği ‘Marsyas’ heykeliyle, 2012’de Londra Olimpiyatları sırasında gerçekleştirdiği Olimpiyat Kulesi ‘Arcelor Mittal Orbit’ yer aldı.

1990’lardan 2000’li yıllara uzanan süreçte dünya çapında birçok sergi gerçekleştiren Anish Kapoor’un dikkat çeken büyük boyutlu projeleri arasında, Kunsthaus Bregenz’de 20 tonluk kırmızı vazelin ve mumdan oluşan heykeli ‘Benim Kırmızı Yurdum’ (2003), Chicago’daki Millennium Park’ta 110 tonluk paslanmaz çelik heykeli ‘Bulut Geçit’ (2004), Viyana’da Museum fur Angewandte Kunst’ta ve Londra’da Royal Academy’de ‘Köşeye Ateş Etmek’ enstalasyonu (2009) ve Paris Grand Palais’de sergilediği ‘Leviathan’ heykeli bulunur.

 Haber : Tuna SAYLAĞ   

Kaynak : []

 

Pek çoğumuz hayvanları severiz fakat sanat dünyasında pek çok sanatçı için hayvanların daha farklı bir önemi vardır. Özellikle kediler belkide yazı ve şiirlerde ya da fotoğraflarda ve resimlerde en çok yer alan hayvandır.  Sanat haberleri için dolaşırken rastladığımız hoş bir derlemeyi paylaşmak istedik.

Derleme için  vibburak‘a teşekkürler.

“Kedilere Aşık 11 Yazar

T.S. ELİOT

T.S. ELİOT

Yazarlar bazen katı yürekli ve şefkatsiz bir karakter bürünüp kendi yalnız dünyalarına saklanırken bazen de bir arkadaşa ihtiyaç duyuyorlar. Her ne kadar köpeklerin insanoğlunun en iyi dostu olduğu söylense de bu yazarlar bir başka dört-ayaklı canlıyı arkadaş edinmiş belli ki.

T.S. ELİOT
Modernist şiirlerinde sıklıkla kedigillere imalarda bulunan Eliot’un en önemli eserlerinden biri de Hollywood’da en uzun süre sergilenen müzikal olma özelliğini taşıyan “Cats”in özü olarak kabul edilen, kedilerine ithaf ettiği 15 şiirden oluşan “Yaşlı Sıçanın Kedi Rehberi”dir. Andrew Lloyd Webber’in ünlü müzikalini izleyenlerin hatırlayacağı Yaşlı Deuteronomy, Rum Tum Tugger ve Bay Mistoffelees gibi isimler Eliot’un kitabından alınmadır.

ERNEST HEMİNGWAY

ERNEST HEMİNGWAY

ERNEST HEMİNGWAY

Küba, Finca Vigia’daki evlerinde yaşayan Hemingway ailesinin akıllarını kedilerle bozmuşlardı. Ünlü yazara gezilerinden birinde altı ayak parmağı olan (polidaktil) Kartopu adında bir kedi hediye edilmişti. Öyle ki 1931 yılında Batı Key’deki evine taşındığında Kartopu’nun burada özgürce dolaşıp kendi küçük kolonisini kurmasına izin verdi.Günümüzde aynı ev civarında Kartopu’nun elliye yakın torunu yaşamakta ve bazen bu altıparmaklı kedilere “Hemingway Kedileri” denmektedir.

WILLIAM S. BURROUGHS

WILLIAM S. BURROUGHS

WILLIAM S. BURROUGHS

Burroughs her ne kadar vahşi ve ilaç etkisinde yazılarıyla tanınsa da içinde bir yerlerde yumuşak bir taraf saklıyor, özellikle söz konusu kedileri olunca. İçimdeki Kedi adlı otobiyografik kısa bir roman da kaleme alan Burroughs’ın ölmeden önceki son yazısı sahip olduğu dört kediye duyduğu sevgiyi anlatıyor: “Sorunları çözebilecek tel şey sevgidir, benim Fletch, Ruski, Spooner ve Calico’ya duyduğum sevgi gibi. En doğal ağrı kesici.. SEVGİ.”

MARK TWAIN

MARK TWAIN

MARK TWAIN

Amerika’nın ünlü mizahçı ve edebiyatçısı Twain de bir kedi aşığıydı. Hatta çok sevdiği siyah kedisi Bambino kaybolduğunda American dergisine bir reklam verip kedisini bulup getirene 5$ para ödülü vereceğini açıklamıştı.

SAMUEL JOHNSON

SAMUEL JOHNSON

SAMUEL JOHNSON

Hayatı boyunca büyük bir kedi aşığı olan, yaşadığı dönemde her işin adamı olarak görülen edebiyatçı, James Boswell tarafından kaleme alınan Samuel Johnson’ın Hayatı adlı biyografik eser sayesinde ölümsüzleşti. Boswell kitabında Johnson’ın kedisi Hodge’den bahsederken, Johnson’ın kediyi olduıkça şımarttığını söylüyor. Johnson her gün kedisi için istiridye alır, hayvandan hoşlanmayan çalışanlarını kovarmış. Hodge Johnson’ın Londra’daki evinin bahçesinde bulunan heykeliyle ölümsüzleşti.

WILLIAM BUTLER YEATS

WILLIAM BUTLER YEATS

WILLIAM BUTLER YEATS

Açıkça olmasa da Yeats’in kedilere düşkünlüğü “Kedi ve Ay” gibi kendini bir kedi ve sevgilisi ünlü feminist aktris Maude Gonne’yi de aya benzettiği şiirlerinden anlaşılabilir. Şiir Gonne’nin kedisi Minnaloushe’nin süreki aya bakmasına ithafen yazılmış. Şair şiirinde Gonne’ye aşkını kedinin aya baktığı gibi kendisinin de bir gün sevilme ümidiyle ona baktığını anlatsa da Gonne bu aşka hiç karşılık vermemiş ve Yeats’in evlenme teklifini kabul etmemiş.

PATRICIA HIGHSMITH

PATRICIA HIGHSMITH

PATRICIA HIGHSMITH

Edebi dünyada pek arkadaş canlısı olarak anılmasa da –bir keresinde “insanlarla konuşmak zorunda olmadığımda daha yaratıcı oluyorum demişti- Yetenekli Bay Ripley ve Trendeki Yabancılar’ın yazarının yaratıcılığı görünen o ki kedilerinin yanındayken kötü etkilenmiyor. Kedileriyle birlikte yediği, yazdığı hatta uyuyan Highsmith’in 1995’te İsviçre’de ölene kadar kedilerini hiç yanından ayırmadığı biliniyor.

CHARLES DICKENS

CHARLES DICKEN

CHARLES DICKEN

Tarihin en önemli ve iz bırakan yazarlarından biri olan Charles Dickens’ın“Dünyada bir kedinin sevgisinden daha büyük bir hediye olabilir mi?” sözü kedileri ne kadar çok sevdiğini anlatıyor. Saatlerce masasından kalkmadan yazan Dickens’ın kedileri bir şeye ihtiyaç duyduklarında yazarın mumunu söndürmeleriyle ün yapmışlar. 1862 yılında en sevdiği kedisi Bob öldüğünde Dickens o kadar üzülmüş ki kedinin tüylerini fildişi bir mektup açıcının içine koymuş ve açıcının üzerine “Bob’un değerli hatırası, 1862” yazmış.

NEIL GAIMAN

NEIL GAIMAN

NEIL GAIMAN

Amerikan Tanrıları ve Sandman’in yazarı güncel yazılarında sürekli kedileri Hermione, Pod, Zoe, Prensen ve Hindistancevizi’nden bahsediyordu. Her ne kadar şu anki yazılarında bundan pek bahsetmese de 2010 yılı ve öncesindeki yazılarında bir kedi aşığı görmek mümkün.

WILLIAM CARLOS WILLIAMS

WILLIAM CARLOS WILLIAMS

WILLIAM CARLOS WILLIAMS

İmgeci şair W.C. Williams yazarlık kariyerinin yanında doktorluk da yapmaktaydı. Şiirinde günlük hayatın küçük anlarından bahseden şairin “Poem (As the Cat)” şiiri bir kediyi konu alıyor.

Dedektif romancılığı üzerinde büyük bir etkisi olan Raymond aynı zamanda hard-boiled noir kurgu türünün ilkelerini belirledi. Ünlü kitapları Big Sleep ve The Long Goodbye’da baştan çıkaran kadınları, değişen kurguları ve okuru kamçılayan söz oyunlarını kullandı. Tüm bunların yanında kedilere sevgisi de çok büyüktü. Kedisi Taki’yi Chandler “ Kedimiz tam bir tiran olma yolunda. Ne zaman yalnız kalsa insanı kanını donduran bir sesle bağırıyor. Servis tezgâhının üzerinde bir masada uyuyor ve ara sıra bir onu sallasın istiyor. Akşam 8’de ılık sütünü içiyor ve bunun için 7.30’dan itibaren bağırmaya başlıyor,” sözleriyle anlatıyor. ”

RAYMOND CHANDLER

RAYMOND CHANDLER

RAYMOND CHANDLER

Dedektif romancılığı üzerinde büyük bir etkisi olan Raymond aynı zamanda hard-boiled noir kurgu türünün ilkelerini belirledi. Ünlü kitapları Big Sleep ve The Long Goodbye’da baştan çıkaran kadınları, değişen kurguları ve okuru kamçılayan söz oyunlarını kullandı. Tüm bunların yanında kedilere sevgisi de çok büyüktü. Kedisi Taki’yi Chandler “ Kedimiz tam bir tiran olma yolunda. Ne zaman yalnız kalsa insanı kanını donduran bir sesle bağırıyor. Servis tezgâhının üzerinde bir masada uyuyor ve ara sıra bir onu sallasın istiyor. Akşam 8’de ılık sütünü içiyor ve bunun için 7.30’dan itibaren bağırmaya başlıyor,” sözleriyle anlatıyor.

Kaynak : Onedio.com

16-18 Eylül tarihlerinde Haliç Kongre Merkezi’nde ilk kez düzenlenecek çağdaş sanat fuarı ArtInternational İstanbul’a 50’si yurtdışından toplam 60 galeri katılıyor. 

 art-istanbul-sanat-fuarıSanat fuarı hususunda henüz yolun başında sayılan İstanbul , dünya sanat merkezlerine bir adım daha yaklaşıyor. 16-18 Eylül tarihlerinde Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenecek yeni uluslararası çağdaş sanat fuarı ArtInternational Istanbul’a, İstanbul’dan New York’a, Dubai’den Viyana’ya, uluslararası alanın birçok prestijli galerisi katılacak.

Fuarda stand açacak 60 galerinin 50’si yurtdışından gelecek. Asya’nın en büyük uluslararası sanat fuarlarından Art HK’nin kurucusu ve Hindistan’da bu yıl beşincisi yapılan India Art Fair’ın ortaklarından Angus Montgomery ile Türkiyeli fuarcılık şirketi Fiera Milano İnterteks’in işbirliğiyle yapılacak fuar, Dyala Nusseibeh’in koordinatörlüğü ve Stephane Ackermann’ın artistik direktörlüğünde gerçekleşecek.
Dün, ArtInternational Istanbul’un kurucularından Sandy Angus, direktör Dyala Nusseibeh, artistik direktör Stephane Ackermann, video enstalasyon programı küratörü Başak Şenova ve inisiyatifler bölümü küratörü Özkan Cangüven’in katılımıyla gerçekleştirilen bir basın toplantısıyla programı açıklanan fuar, yerli ve yabancı 60 galeriye ev sahipliği yapacak. Fuar ekibi, galeri seçiminde son derece seçici davranıldığının altını özellikle çiziyor. Viyana’dan Ursula Krinzinger, İstanbul’dan Leyla Tara Suyabatmaz, Dubai’den Isabelle van den Eynde ve New York’tan Leila Heller’den oluşan seçim komitesinin Avrupa, Amerika ve Ortadoğu ’da yaptıkları değerlendirme sonucu seçilen galeriler arasında, Londra’dan Pace ve Lisson Gallery, Paris’ten Yvon Lambert, Berlin’den Arndt gibi çağdaş sanat takipçilerini epey heyecanlandıracak galeriler de var, sanatseverlerin keşfini bekleyen görece ‘şöhretsiz’ galeriler de.
Son dönemin en tartışmalı sanatçılarından, heykel, yerleştirme, tuval ve çizimleriyle tanınan Damien Hirst, yeni dalga Suudi Arabistan çağdaş sanatının en önemli isimlerinden Ahmed Mater, Fransız fotoğraf sanatçısı Sabine Pigalle ve video işleriyle bilinen Sophia Pompery, Londralı sanatçı Julian Opie ve Yugoslav ‘body art’ performans sanatçısı Marina Abramovic ArtInternational Istanbul’un galeriler aracılığıyla İstanbul’a taşıyacağı isimlerden bazıları. Fuara Türkiye’den yalnızca artSümer, x-ist, Galeri Zilberman, Galeri Manâ, Galeri Non, Galerist, Pi Artworks, Pilot Galeri, Rampa Gallery ve Egeran Galeri’nin katıldığı fuarda izleme fırsatı bulacağımız yerli isimler arasında ise Selim Birsel, Azade Köker, Ahmet Elhan, Bahadır Baruter, Ansen, Burak Delier, Güçlü Öztekin, İnci Furni, Vahap Avşar ve Nevin Aladağ dikkat çekiyor.
Mekân tasarımını Erhan Patat’ın yaptığı fuar kapsamında galeri sergileri dışında sanatsal aktiviteler ve özel projeler de düzenlenecek. David Claerbout’un ilk gösterimini ArtInternational Istanbul’da yapacağı ‘Travel (1996-2013)’ isimli videosu; performans sanatçısı Camila Rocha’nın fuarın açılış gününde, 2007’de kaybettiği çağdaş sanatçı eşi Hüseyin Bahri Alptekin’in anısına lokal bir bando ekibiyle düzenleyeceği ‘To See The Band Passing By’ adlı performansı; Fransız sanatçı Tal Isaac Hadad’ın farklı kompozisyonları birleştirerek elde ettiği ‘Piano Constraints’ bunlardan bazıları. Ayrıca uluslararası sanatçılardan performanslar, oditoryum konuşmaları, Başak Şenova küratörlüğünde gerçekleşecek video gösterimleri ve Özkan Cangüven eşliğinde hazırlanan non-profit inisiyatifler de fuarın sanat aktiviteleri arasında.

NOT: ArtInternational İstanbul 16-18 Eylül tarihleri arasında 12.00 – 20.00 saatleri arasında sanatseverlerin ziyaretlerine açık olacak. Fuarın bilet ücretleri; günlük tam 30 TL, üç günlük tam 60 TL, üç günlük öğrenci 15 TL olarak satışa sunulacak ve Biletix’ten ya da Haliç Kongre Merkezi’nde bulunan gişelerden alınabilecek.

KATILACAK GALERİLER VE SANATÇILARDAN SEÇMELER

  • Amsterdam’dan Akinci: Cevdet Erek ve Imogen Stidworthy.
  • Berlin’den ARNDT:
  • Wim Delvoye.
  • İstanbul’dan artSümer: Basım Magdy.
  • Cidde’den Athr Gallery: Ahmed Mater ve Sami Alturki.
  • Londra’dan Carroll / Fletcher: Eulalia Valldosera ve
  • Michael Najjar.
  • Lugano’dan Cortesi Contemporary: Damien Hirst, Enrico Castellani, Fernando Botero, Francesco Vezzoli ve Marc Quinn.
  • Lizbon’dan Galeria Filomena Soares: Didier Faustino, Dias & Riedweg, Helena Almeida, Ângela Ferreira, Bruno Pacheco, Carlos Motta, Ghada Amer & Reza
  • Farkhondeh, Shirin Neshat ve
  • Peter Zimmermann.
  • İstanbul’dan Egeran Galeri: Selim Birsel, İlhan Koman ve Ivan Navarro.
  • İstanbul’dan Galeri Non: Uriel Orlow ve Extramücadele.
  • İstanbul’dan Galeri Zilberman: Alpin Arda Bahcık, Azade Köker, Özlem Şimşek, Zeren Göktan, Ahmet Elhan ve Walid Siti.
  • Hamburg’dan Galerie Conradi: Thomas Baldischwyler.
  • Paris’ten Galerie Dix9: Sophia Pompéry.
  • İstanbul’dan Galerist: Arik Levy, Arslan Sükan, Elif Uras ve Francesco Albano.
  • Stockholm’den Galleri Andersson/Sandström: Tony Cragg, Antony Gormley, Anne-Karin Furunes, Assa Kauppi, Ian McKeever ve Riitta Päiväläinen.
  • San Francisco’dan Gallery Wendi Norris: Lionel Bawden, Val Britton, Sherin Guirguis ve Julio César Morales.
  • Buenos Aires’ten Ignacio Liprandi Artes Contamporaneo: Tomás Espina.
  • Dublin’den Kerlin Gallery: Callum Innes, Liam Gillick,
  • Mark Francis, Phil Collins ve Sean Scully.
  • Dubai’den Lawrie Shabibi: Wafaa Bilal, Nadia Kaabi-Linke, Driss Ouadahi, Shahpour Pouyan, Marwan Sahramani ve Larissa Sansour.
  • New York’tan Leila Heller Gallery: Shiva Ahmadi, Ayad Alkadhi, Ana Laura Aláez, Reza Aramesh, Hadieh Shafie, Kezban Arca Batıbeki ve Richard Hudson ile.
  • Londra Lisson Gallery: Marina Abramovic, Spencer Finch, Jonathan Monk, Rashid Rana, Richard Deacon, Jason Martin, Pedro Reyes, Richard Wentworth, Jason Martin, Julian Opie ve Santiago Sierra.
  • Salzburg’dan Mario Mauroner Contemporary Art: Alfred Haberpointner, Anthony Cragg, Bernardi Roig, Carlos Aires, Jan Fabre, Javier Pérez, Susy Gomez ve Paolo Grassino.
  • Pekin/Londra/New York’tan Pace: Keith Coventry ve Kevin Francis Gray.
  • İstanbul’dan Pi Artworks: Gülay Semercioğlu ve Susan Hefuna.
  • İstanbul’dan Pilot Galeri: Burak Delier ve Hamra Abbas.
  • Londra’dan Repetto Ltd Modern and Contemporary Fine Art: Pier Paolo Calzolari, Christo, Abbas Kiarostami ve Shirin Neshat.
  • İstanbul’dan x-ist: Ahmet Polat, Ansen, Bahadır Baruter ve Serkan Adın.
  • Paris’ten Yvon Lambert: Douglas Gordon, Loris
  • Gréaud, Zilvinas Kempinas ve Bertrand Lavier.

Kaynak : [-] ELİF EKİNCİ 

 

Sabancı Müzesi’nde açılan ‘Oryantalizmin 1001 Yüzü’, resimden mimariye, dekorasyondan modaya oryantalizmi her yönüyle ele alan hayli etkileyici bir sergi.

sabancı müzesiSakıp Sabancı Müzesi, yeni sergisi ‘Oryantalizmin 1001 Yüzü’yle bugüne dek olmadığı kadar geniş bir çerçeveden oryantalizmi masaya yatırıyor. Nazan Ölçer’in basın toplantısında söylediği gibi pek çok alanı kapsayan çetin ceviz bir sergi. Bir yandan adıyla sanattan mimariye birçok alan üstünde etkileyici olan ‘1001 Gece Masalları’na gönderme yaparken bir yandan da oryantalizmin içindeki çelişkileri gözler önüne seriyor.

Orient, Latincede yükselen anlamına gelen ve güneşin doğduğu yönü işaret eden ‘oriens’ kelimesinden dönüşmüş bir sözcük. Ortaçağ boyunca yalnızca Ortadoğu’yu ‘Orient’ olarak adlandıran Avrupa, ticari, siyasi, sömürge ilişkileri ve seyahatlerin artmasıyla daha doğudaki, Hindistan, Çin, Japonya’ya kadar uzanan bir bölgeyi de bu isme dahil eder. ‘Orient’, kendisini merkez olarak gören Osmanlı için Avrupalıların bakış açısını yansıtır. ‘Şarkiyat’ sözcüğü ise Batı’da bir bilim dalı olan ‘Oriental Studies’in 20. yüzyılda Türkçeye çevrilmesiyle kullanılmaya başlanır.

‘Oryantalizmin 1001 Yüzü’ sergisi, oryantalizmin geçmişi çok daha eskilere dayansa da Batı’nın Doğu’yla ilişkilerinin başladığı 19. yüzyıla odaklanıyor. Sergi, Napoléon Bonaparte’ın 1798’de kalabalık bir ‘akademik’ heyetle gerçekleştirdiği Mısır Seferi sonrasında Batı’nın bilinçli bir uzmanlaşmayla askeri alanda olduğu kadar şarkiyat konusunda da üstünlük elde ettiği dönemle başlıyor.

Mısır Seferi sonrası gelen bilgiler büyük ilgi topluyor. Üniversitelerde Doğu’yu araştıran bölümleri kuruluyor, Arapça, Farsça, Osmanlıca okutuluyor. Bu yüzden de sergide akademik ve bilimsel bir harekete dönüşen Mısır Seferi’nin ardından gelişen bilimsel oryantalizm alanında, geç Osmanlı bağlamı içindeki bazı yapıtlar da dahil olmak üzere, yer alan örnekler dönemi kavramak için çok önemli.

oryantalizmEdward Said’in oryantalizmi
Oryantalizme çok yönlü bir bakış açısıyla yaklaşan ‘Oryantalizmin 1001 Yüzü’ sergisi, Batı ile Doğu arasındaki etkileşimleri ve Edward Said’in 1978’de yayımladığı ‘Oryantalizm’ kitabı ile başlayan yoğun tartışmaları da dikkate alıyor. Akademik bir kadro ile konularının önde gelen uzmanlarının oluşturduğu bilimsel danışma komitesinin desteğiyle hazırlanan sergi ‘oryantalizm’ kavramını, sadece Batılı merkez tarafından kontrol edilen tek taraflı bir söylem olmaktan çıkarıp, farklı alanlara yansımaları ile geniş bir yelpazede sunuyor. Serginin danışma kurulunda Ahmet Ersoy, Edhem Eldem, Zeynep Çelik, Baha Tanman, Zeynep İnankur, Semra Germaner, Turgut Saner, Emine Naskali, Filiz Ali, Bahattin Öztuncay, Engin Özendes, Gökhan Akçura, Zeynep Kızıltan gibi birbirinden değerli bilim insanları var. Serginin ana sponsorluğunu da Çiftçi Towers üstlenmiş, sergi alanının çok özel tasarımı ise Metin Deniz’e ait.

Sergide 19. yüzyıl başında gerçekleşen arkeolojik kazılar, değerli kitaplar, Avrupa’daki oryantalist mimarinin Osmanlı’daki uygulamaları, oryantalist tarzda iç mekân tasarımları, sahne dekoru, kıyafetler, stüdyo fotoğrafları ve 19. yüzyılda başlayan Doğu’ya seyahatin değişik aşamaları, obje ve örnekleriyle sunuluyor. Tabii ki oryantalizmle her zaman eş anlamlı kullanılan oryantalist heykel ve tablolar da unutulmamış. Doğu’nun kalıplaşmış imajının oluşmasına katkıda bulunan edebi oryantalizm alanında ilk tercümesi Fransızcaya Galland tarafından çevrilmiş, 19. ve 20. yüzyıldan ‘1001 Gece Masalları’nın farklı dillerdeki resimli nüshaları da sergilenen belgeler arasında.

Sergi bize çok net bir biçimde Batı’nın imgeleriyle yaratılan Doğu imgesini Doğu’nun nasıl yeniden üreterek sahiplendiğini ve zaman içinde var olan önyargılarda nasıl bir payı da olduğunu gözler önüne seriyor.

1800’lerin ikinci yarısında Doğu yaşantısı, oryantalist ressamların tablolarından esinlenerek yaratılan Almanya’nın Dresden kentindeki Yenice Tütün Fabrikası, Avusturya’daki Böcek Fabrikası gibi Osmanlı, Arap, İran hatta Hindistan mimarisi karışımı hayali mimari örnekleri binalar daha sonra bize yeni bir tarz olarak Batı’dan gelerek Osmanlı başkentini etkisi altına alıyor. Çırağan Sarayı, Topçu Kışlası, İstanbul Üniversitesi’nin giriş kapısı, Sirkeci Garı gibi eklektik unsurlar taşıyan bu yapılar böyle bir ikinci oryantalizm ürünü.

Oryantalizm bitti mi, bugün ne durumda? Sergi süresince bu soruya konferanslar dizisiyle cevap aranacak. Oryantalizmi daha iyi anlamak istiyorsanız konularının uzmanlarının vereceği bu konferansları kaçırmayın derim.

Oryantalizm ve Mimari

Oryantalist mimarlıkta Osmanlı ve Türk motiflerinin de belirli bir payı vardı. Çadır, hamam ve cami gibi yapılar Batı’nın hafızasında Türk mekânlarıyla özdeşti. Ancak, adında ‘Türk’ sözcüğü geçen birçok yapı Elhamra’nın dantelsi dekorasyonu ve Hint-İslam mimarlığının gösterişli kubbeleri, minareleri ve kuleleriyle tasarlanıyordu. 19. yüzyıldan Oryantalist özellikler sergileyen Avrupalı ve Osmanlı mimari eserler, ‘Oryantalizm ve Mimari’ adı altındaki bölümde inceleniyor.

Atölyede oryantalizm

Bu bölüm, Batılı sanatçılar tarafından üretilmiş oryantalist tablo ve fotoğraflardan oluşuyor. Avrupalı oryantalist ressamlar genel olarak savaş ve av konularını, harem ve hamam sahnelerini, gündelik hayattan alıntıları, etnik kıyafet ve tipleri, portreleri, çöl, vaha ve bedevilerin hayatlarını tablolarına konu ediniyor. Doğu’yu temsil eden fonlar önüne yerleştirilmiş divan gibi detaylarla yapay ve hayali bir Doğu yaratmanın amaçlandığı, gerçek Osmanlı yaşamı yerine, Batılının kafasındaki Osmanlı imajının nasıl yansıtıldığı tüm açıklığıyla görülüyor.

Modada oryantalizm

Doğu’nun lüks malları arasında ipekli kumaşlar, değerli taşlar ve mücevherat öteden beri revaçtadır. 17. yüzyılda, Türk kıyafetleri moda haline gelir, Versailles Sarayı’nda Türk kaftanlarına özenilerek tasarlanmış ceketler giyilmeye başlanır. Ancak Napoléon’un Mısır Seferi bu modayı farklı bir boyuta taşır. ‘Modada Oryantalizm’ bölümünde 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Léon Bakst, Erté ve Paul Poiret gibi dönemin ünlü moda ve sahne tasarımcıları tarafından tasarlanan oryantalist kıyafetler sergileniyor.

Oryantalizmi küçümsemiyoruz

Nazan Hanım, gerçekten de yaşadığımız dönemin tartışmalarına cevap verecek bir sergi hazırladınız, çıkış noktanız ne oldu?
Nazan Ölçer: Uzun süredir yanlış bir algılamayı düzeltmek ihtiyacındaydım. Oryantalizmin tanımının içinde hep bir yargılama, küçümseme vardı. Tanımları yerli yerine koyamama tartışamama gibi bir sorunumuz var. Biz bu sergide sadece Batı’nın Edward Said’in söylediği ‘küçümseyici bakış açısını’ yansıtmıyoruz. Çünkü bazen Doğu da kendini Batı’nın gözüyle görmüş. Batı, Doğu zannederek imgelerle bir sürü şey üretmiş. Doğu da Batılıların imgeleriyle yaratılmış bu Doğu’ya sahiplenmiş hatta yeniden üretmiş. Hiçbir şey siyah-beyaz zıtlığında değil. Napolyon’un Mısır Seferi olumsuzlukları kadar bilim sanat alanında olumlu kapılara da yol açtı. Biz ve öteki diye bir bakış açısı var ve bunu her yönüyle tartışılmasının önemli olduğunu düşündüğüm için bu sergiyi yaptık.

Kaynak : [-]  Yazar : Müge  AKGÜN

 

 

UNESCO Türkiye Milli Komitesi, Nasreddin Hoca’nın UNESCO’nun Somut Olmayan Dünya Mirası Listesi’ne alınmasını hedefliyor

nasreddin-hoca

UNESCO Türkiye Milli Komitesi, 7-8 Mayıs’ta yaklaşık 30 ülkenin katılımıyla gerçekleştireceği toplantı sonunda “Nasreddin Hoca Fıkraları Anlatı Geleneği” hakkında bir dosya hazırlayıp böylece Nasreddin Hoca’nın UNESCO’nun Somut Olmayan Dünya Mirası Listesi’ne alınmasını hedefliyor.

UNESCO Türkiye Milli Komitesi Başkanı Öcal Oğuz, Nasreddin Hoca fıkralarının da inanılmaz geniş bir coğrafyada anlatıldığını vurgulayarak şöyle devam etti: “Dünyanın birçok yerinde Nasreddin Hoca fıkraları kuşaktan kuşağa, atadan toruna miras olarak aktarılıyor. Doğu Türkistan’da, Çin’de, Türkistan’da, Özbekistan’da, Kazakistan’da, Kırgızistan’da, Türkmenistan’da, Azerbaycan’da, Anadolu’da, Balkanlar’da, Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da, Hindistan’da Nasreddin Hoca fıkraları anlatılıyor. Bu bölgelerdeki 43 ülkeyi, 7-8 Mayıs’ta UNESCO’ya ‘Nasreddin Hoca Fıkraları Anlatı Geleneği’ni çok milletli bir dosya olarak sunmak için davet ettik. 30’un üzerindeki ülkeden olumlu yanıt geldi. UNESCO’nun bunu dünya mirası listesine almasını hedefliyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü ile bu çalışmanın içindeyiz. Bu dosyayı, UNESCO’ya sunacağız” dedi.

Nasreddin Hoca UNESCO listesine girmeye aday

UNESCO Türkiye Milli Komitesi, Nasreddin Hoca’nın UNESCO’nun Somut Olmayan Dünya Mirası Listesi’ne alınmasını hedefliyor

UNESCO Türkiye Milli Komitesi, 7-8 Mayıs’ta yaklaşık 30 ülkenin katılımıyla gerçekleştireceği toplantı sonunda “Nasreddin Hoca Fıkraları Anlatı Geleneği” hakkında bir dosya hazırlayıp böylece Nasreddin Hoca’nın UNESCO’nun Somut Olmayan Dünya Mirası Listesi’ne alınmasını hedefliyor.

nasrettin-hoca-ve-essegi
UNESCO Türkiye Milli Komitesi Başkanı Öcal Oğuz, Nasreddin Hoca fıkralarının da inanılmaz geniş bir coğrafyada anlatıldığını vurgulayarak şöyle devam etti: “Dünyanın birçok yerinde Nasreddin Hoca fıkraları kuşaktan kuşağa, atadan toruna miras olarak aktarılıyor. Doğu Türkistan’da, Çin’de, Türkistan’da, Özbekistan’da, Kazakistan’da, Kırgızistan’da, Türkmenistan’da, Azerbaycan’da, Anadolu’da, Balkanlar’da, Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da, Hindistan’da Nasreddin Hoca fıkraları anlatılıyor. Bu bölgelerdeki 43 ülkeyi, 7-8 Mayıs’ta UNESCO’ya ‘Nasreddin Hoca Fıkraları Anlatı Geleneği’ni çok milletli bir dosya olarak sunmak için davet ettik. 30’un üzerindeki ülkeden olumlu yanıt geldi. UNESCO’nun bunu dünya mirası listesine almasını hedefliyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü ile bu çalışmanın içindeyiz. Bu dosyayı, UNESCO’ya sunacağız” dedi.

Türkiye’nin önde gelen psikedelik folk gruplarından Baba ZuLa, Ekümenopolis’ belgeseline yaptığı müziklerden ilham alarak 1 Şubat’ta başladığı “Ekümenopolis İstanbul” dünya turnesine devam ediyor.

baba zulaDünya turnesine 1 Şubat’ta Tokyo’da başlayan Baba ZuLa sırasıyla Japonya, Kıbrıs, Türkiye, Almanya, Belçika, İsviçre, Danimarka, Avusturya, İtalya, Sırbistan ve İsrail’de oryantal rock’n roll tarzıyla hem dinleyicilere müzik şöleni sunucak hem de “Ekümenopolis İstanbul” konusuyla dinleyicileri düşündürecek.

Eşsiz sahne şovları, ilginç kostümleri ve şiirsel müzikleriyle rock’n roll’u yeniden yorumlayan Baba ZuLa neoliberal kentleşmenin fotoğrafı olan ve çizgi film bölümünün müziklerini bestelediği Ekümenopolis belgesinden ilham alarak dünyanın birçok ülkesinde konserveriyor.

Şimdiye kadar çıkardıkları 7 albüm, besteledikleri film müzikleri ve verdikleri sayısız konser ile dünya çapında tanınan ekip, bu kez psychedelic folk tarzını 26 gün boyunca tüm dünyaya duyurmaya, hazırlanıyor.

Farklı tarzıyla yıllardır Babylon’un vazgeçilmez grubu olan ve özellikle yabancılar ve gençlerden büyük ilgi gören Baba ZuLa en son albümü “Gecekondu”yu 2010 yılında yayınladıktan sonra geçtiğimiz sene Ekümenopolis belgesine bir parça yaptı ve Hindistan’da canlı konser albümünü yayınladı.

01.02.13. // Tokyo, Japonya

02.02.13. // Tokyo, Japonya

03.02.13 // Kumamoto, Japonya

09.02.13. // Lefkoşa, Kıbrıs

16.02.13 // İstanbul,Türkiye

20.02.13 // Antalya, Türkiye

21.02.13 // İzmir,Türkiye

22.02.13 // Denizli, Türkiye

02.03.13 // İstanbul, Türkiye

06.03.13 // İstanbul, Türkiye

07.03.13 // Ankara, Türkiye

08.03.13 // Eskişehir, Türkiye

12.03.13 // Frankfurt, Almanya

13.03.13 // Leipzig, Almanya

15.03.13 // Köln, Almanya

16.03.13 // Gent, Belçika

17.03.13 // Bochum, Almanya

20.03.13 // Karlsruhe, Almanya

21.03.13 // Zürih, İsviçre

22.03.13 // Stuttgart, Almanya

23.03.13 // Kopenhag, Danimarka

24.03.13 // Berlin, Almanya

26.03.13 // Kassel, Almanya

27.03.13 // Graz, Avusturya

28.03.13 // Viyana, Avusturya

29.03.13 // Triest, İtalya

30.03.13 // Genk, Belçika

04.04.2013 // İstanbul, Türkiye

20.04.2013 // Belgrade, Sırbistan

26.04.2013 // Trento, İtalya

27.04.2013 // İstanbul, Türkiye

05.05.2013 // İstanbul, Türkiye

25.05.2013 // İstanbul, Türkiye

30.05.2013 // Tel Aviv, İsrail

Kaynak :[-]

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Akbank sponsorluğunda düzenlenen ve yaklaşık 150 bine ulaşan takipçisiyle Türkiyenin en büyük sinema etkinliği olan İstanbul Film Festivalinin otuz ikincisi 30 Martta başlıyor.

 Festival sponsorluğunu dokuzuncu kez Akbank’ın üstlendiği İstanbul Film Festivalinin otuz ikincisi, 30 Mart14 Nisan tarihlerinde yapılacak. Her zaman olduğu gibi programındaki filmlerin niteliği ve çeşitliliğiyle öne çıkan 32. İstanbul Film Festivali, sinemaseverlere 20nin üzerinde bölümde 200ü aşkın filmin yanı sıra usta sinemacıların katılacağı söyleşiler, atölye çalışmaları ve sinema dersleriyle dolu iki hafta sunuyor.

Festival bu yıl 2012 ve 2013ün parlak filmlerinden unutulmaz sinema klasiklerine, usta yönetmenlerin başyapıtlarından Ocak ayında Sundance ve Şubat’ta Berlin Film Festivali’nde prömiyeri yapılan filmlere, Altın Lale ve FACE yarışmalarından belgeseller ve çocuk filmlerine uzanan bir yelpazede izleyiciyle buluşacak. Festival programında “Kadın Hikâyeleri gibi yeni bir bölümün yanı sıra, uzun bir aranın ardından yeniden canlandırılan “Edebiyattan Beyazperdeye”, Eylül’de başlayacak 13. İstanbul Bienali işbirliğiyle hazırlanan “BenKentli Vatandaş Değil Miyim?” ve “Gerçek Mucizedir: Carlos Reygadas” gibi özel bölümler yer alıyor. Festival kapsamında sektörden her yıl daha çok ilgi toplayan Köprüde Buluşmalar’ın da sekizincisi düzenlenecek.

32. İstanbul Film Festivali programı 4 Mart Pazartesi akşamı Martı İstanbul Hotel’de düzenlenen bir toplantıyla, İKSV Genel Müdürü Görgün Taner, Akbank Genel Müdürü Hakan Binbaşgil ve İstanbul Film Festivali Direktörü Azize Tan tarafından basına açıklandı.

Toplantıda açış konuşmasını yapan İKSV Genel Müdürü Görgün Taner, festivalin destekçilerine teşekkür ettikten sonra İstanbul Festivalleri’nin bu yılki tanıtım afişlerinde yeni bir işbirliğine gidilerek farklı sanat dallarının önemli isimleriyle, grafik sanatçısı ve İKSV Kurumsal Kimlik Danışmanı Bülent Erkmen’in tasarımlarının bir araya getirildiğini belirtti. 32. İstanbul Film Festivali için, Nuri Bilge Ceylan’ın Uykusuz Gece adlı fotoğrafı ve yönetmenin el yazısı, Bülent Erkmen’in tasarımıyla festival afişine dönüştürüldü. Basın toplantısında, Bülent Erkmen’in festival afişleriyle ilgili hazırladığı özel video mesajı da salondaki katılımcılarla ekrandan paylaşıldı.

Kültür ve sanatın her zaman öncelik verdikleri alanlar arasında olduğunun altını çizen Akbank Genel Müdürü Hakan Binbaşgil, “İstanbul Film Festivali ülkemizde kültür ve sanatın kurumsallaşmasında bir dönüm noktasını temsil ediyor. Festival Türkiyede köklü bir sinema kültürünün gelişmesini sağlıyor. Tam 32 yıldır sinemaseverleri dünya sinemasının en seçkin, en özgün filmleriyle buluşturan festivalin 9. kez destekleyicisi olmaktan biz de büyük gurur duyuyoruz.” dedi. Binbaşgil, vizyonuyla projeye yön veren Şakir Eczacıbaşı’nı tekrar saygıyla andıklarını hatırlatarak konuşmasını şu şekilde sürdürdü: “Sinemaseverlerin her yıl özlemle bekledikleri bu etkinlik, bu yıl da yine birbirinden harika filmlerle dolu. Akbank Galalarında sinema tutkunları için seçtiğimiz filmler bu yıl da müthiş. Binlerce sanatsever bir kez daha sinema salonlarında farklı dünyaların kapılarını aralayarak, 2 saatliğine de olsa bu filmlerle farklı dünyaları deneyimleme fırsatı bulacak; farklı hayalleri yaşayacak.”

Basın toplantısında daha sonra söz alan İstanbul Film Festivali Direktörü Azize Tan, festival programında yer alan filmler, festivale katılacak konuklar ve festival sırasında düzenlenecek etkinliklerle ilgili ayrıntılı bilgi aktardı.

 İSTANBUL FİLM FESTİVALİ DANIŞMA KURULU

İstanbul Film Festivali Danışma Kurulu, yapımcı Zeynep Özbatur Atakan, yönetmen Semih Kaplanoğlu ve sinema yazarı Esin Küçüktepepınar’dan oluşuyor. Atilla Dorsay da Danışma Kurulu Onur Üyesi olarak İstanbul Film Festivali’ne destek olmaya devam ediyor.

Belgesel Danışma Kurulu’nda ise belgesel yönetmenleri Berke Baş ve Elif Ergezen ile akademisyen ve yönetmen Alisa Lebow yer alıyor.

32. İSTANBUL FİLM FESTİVALİNİN DESTEKÇİLERİ

İstanbul Film Festivali bu yıl 20nin üzerinde kurumun desteğiyle gerçekleştirilecek. TC Kültür ve Turizm Bakanlığı bu yıl da festivale büyük destek veriyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Beyoğlu Belediyesi de festivale verdiği tanıtım desteğini sürdürüyor.

Festival Sponsoru Akbank’ın yanı sıra festivale 7 tema sponsoru destek oluyor:

–     Efes                                    Ulusal Yarışma ve Türkiye Sineması

–     Sabah Gazetesi                   Dünya Festivallerinden

–     NTV                                    “NTV Belgesel Kuşağı

–     SinemaTV                           “Antidepresan

–     Malezya Havayolları            “Mayınlı Bölge

–     Nescafe Gold                      Yeni Bir Bakış

–     tv2                                      “Geceyarısı Çılgınlığı

Festivalin sevilen bölümü “Akbank Galaları” da bu yıl festival programında yer almaya devam ediyor.

İstanbul Film Festivali, Groupama sponsorluğunda altı yıl önce başlattığı Özel Gösterim: Türk Klasikleri Yeniden” bölümüyle Türkiye sinemasının önemli yapıtlarını yeniden beyazperdeye taşıyor. Bu yıl Lütfi Ö. Akad’ın yönettiği, başrollerinde İzzet Günay ile Türkan Şoray’ın yer aldığı 1968 yapımı unutulmaz melodram Vesikalı Yarim, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Prof. Sami Şekeroğlu SinemaTV Merkezi tarafından restore edilerek izleyicilere sunulacak.

Bu yıl Köprüde Buluşmalar’ın sekizincisi, Efes sponsorluğunda gerçekleştirilecek.

Festivalin konaklama sponsorluğunu ise Martı İstanbul Hotel üstleniyor.

Festivalin teknolojik ürünler sponsoru da Arçelik.

İKSV’nin tüm festivallerine, Öncü Sponsor Eczacıbaşı Holding, Resmi Havayolu Türk Hava Yolları, Resmi İletişim Sponsoru Vodafone, Resmi Taşıyıcı DHL ve Servis Sponsoru GFK destek veriyor.

FESTİVAL AFİŞİNDE

NURİ BİLGE CEYLAN VE BÜLENT ERKMEN İMZASI

2013 yılında düzenlenecek İstanbul Festivalleri’nin afişlerinde farklı sanat dallarının önemli isimlerinin yapıtları, desenleri ve el yazıları, grafik sanatçısı ve İKSV Kurumsal Kimlik Danışmanı Bülent Erkmen tasarımlarıyla bir araya geliyor. 32. İstanbul Film Festivali’nin afiş görseli, günümüz “auteur” sinemasının önde gelen yönetmenlerinden, senarist ve fotoğraf sanatçısı Nuri Bilge Ceylan’ın “Babam İçin” serisindeki, kendi babasının bir fotoğrafından oluşturuldu. Festival için Nuri Bilge Ceylan’ın Uykusuz Gece fotoğrafını seçen Bülent Erkmen tasarımında, yönetmenin el yazısını da afişe taşıdı.

Bülent Erkmen, yaptığı seçimle ilgili olarak “Uykusuz bir gecede baktığını görmeyen açık bir gözün gördükleridir sinema çünkü. Gecenin karanlığında yastığın yumuşaklığına gömülen başa kadar çekilmiş yorganın bedeni saran hayalperest güveni, sinema karanlığında koltuğa gömülme anında karşılığını bulur.” diyor.

Programı geçen ay açıklanan 41. İstanbul Müzik Festivali için, önde gelen güncel sanatçılarımızdan Sarkis’in parmak izi ve el yazısı, Bülent Erkmen’in tasarımıyla festival afişine dönüştürülmüştü. Bu yıl yirmincisi gerçekleştirilecek İstanbul Caz Festivali’nin, yine bir sanatçının katılımıyla Bülent Erkmen tarafından hazırlanacak afişi ise, festivalin önümüzdeki günlerde yapılacak toplantısında basınla paylaşılacak.

FESTİVALİN AÇILIŞ VE KAPANIŞ TÖRENLERİ

32. İstanbul Film Festivali, 29 Mart Cuma akşamı İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’ndaki açılış töreniyle başlayacak. Sunuculuğunu Memet Ali Alabora’nın yapacağı açılış töreni CNN TÜRK’ten canlı yayımlanacak. Törenin hemen ardından, Pedro Almodovar’ın, festival kapsamında “Akbank Galaları”nda izlenebilecek son filmi Im So Excited / Aklımı Oynatacağım, festivalin açılış filmi olarak gösterilecek.

14 Nisan Pazar akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda yapılacak kapanış ve ödül töreni ise NTV’den canlı yayımlanacak. Ceyda Düvenci ve Mert Fırat’ın sunacağı gecede, Altın Laleler ile festivalin diğer ödülleri açıklanacak. Törenin ardından Altın Lale Uluslararası Ödülünü kazanan film gösterilecek.

FESTİVALİN ONUR ÖDÜLLERİ

İstanbul Film Festivali Onur Ödülleri bu yıl altı önemli isme veriliyor.

Festivalin açılış töreninde Türkiye sinemasına yıllar boyu emek vermiş oyuncu Lale Belkıs, görüntü yönetmeni Aytekin Çakmakçı, oyuncu Ahmet Mekin ve senarist Ayşe Şasa’ya festivalin Sinema Onur Ödülü takdim edilecek. Atıf Yılmaz’ın 1966 yılında çektiği, senaryosunu Ayşe Şasa’nın yazdığı Ah Güzel İstanbul, Lale Belkıs’ın rol aldığı Kalbimin Efendisi ve Ahmet Mekin’in oynadığı Bir Türke Gönül Verdim filmleri de festival programında gösterilecek.

Usta yönetmen CostaGavras da festivalin Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü alacak. Missing / Kayıp, Z ve Eden is West / Cennet Batıda gibi filmlerinin ünlü yönetmeni CostaGavras’a ödülü, “Akbank Galaları” kapsamındaki filmi Capital / Kapital’in 7 Nisan Pazar günü Atlas sinemasında saat 13.30’da gerçekleştirilecek gösteriminden önce verilecek. Yönetmen, aynı gün 16.00’da Akbank Sanat’ta Alin Taşçıyan moderatörlüğünde bir de sinema dersi verecek.

Festivalin bu yılki en son onur ödülü ise, 32. İstanbul Film Festivali Altın Lale Uluslararası Yarışma Jüri Başkanı Peter Weir’e takdim edilecek. Gallipoli / Gelibolu, Dead Poets Society / Ölü Ozanlar Derneği, Green Card / Yeşil Kart ve The Truman Show / Truman Show gibi filmlerinin usta yönetmeni Peter Weir’e Sinema Onur Ödülü, festivalin 14 Nisan Pazar akşamı yapılacak kapanış ve ödül töreninde verilecek. Yönetmen, festival kapsamında sinema dersi de verecek. Peter Weir’in sinema dersi 12 Nisan Cuma günü 16.00’da Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

FESTİVALDE ALTIN LALE HEYECANI

İstanbul Film Festivali’nin merakla beklenen Altın Lale Uluslararası ve Ulusal Yarışmaları kapsamında bu yıl da Türkiye ve dünya sinemasının seçkin örnekleri ödül için yarışacak. Festivalin ikinci haftasında jüri ve izleyici karşısına çıkacak filmlere ödülleri, 14 Nisan Pazar akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda düzenlenecek kapanış töreninde takdim edilecek.

Yarışma heyecanı Mart ayında başlıyor. Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Üyesi, sinema eleştirmeni Ceyda Aşar’ın, yarışma filmlerinin yönetmenleriyle yapacağı röportajlar, Mart ayı ve festival boyunca film.iksv.org adresinden ve sosyal medyadan takip edilebilecek.

  • Altın Lale Uluslararası Yarışma

32. İstanbul Film Festivali’nin “Uluslararası Yarışma” bölümünde festivalin büyük ödülü Altın Lale için, sanat ve sanatçı temasını işleyen ya da bir edebiyat eserinden uyarlanan 12 film yarışacak. Şakir Eczacıbaşı anısına verilen Altın Lale Uluslararası Yarışma Ödülü, bu yıl da Eczacıbaşı Topluluğu tarafından 25.000 avroluk para ödülüyle desteklenecek. Bu ödülün 10.000 avrosu Altın Lale’nin sahibi olacak filmin yönetmenine, 10.000 avrosu filmin Türkiyedeki dağıtımını üstlenecek firmaya, 5.000 avrosu ise Jüri Özel Ödülünü kazanan filme verilecek.

32. İstanbul Film Festivali Altın Lale Uluslararası Yarışma Jürisi’nin başkanlığını Peter Weir üstleniyor. Weir’ın yanı sıra jüride Berlin Film Festivali’nde Teddy Ödülü’nü kazanan, festivalin “Dünya Festivallerinden” bölümünde gösterilecek In The Name Of / …Adına filminin yönetmeni Malgoska Szumowska, İranlı oyuncu Fatemeh Simin MotamedArya ve Screen International dergisi sinema yazarlarından Marc Adams yer alacak.

Yılmaz Erdoğan’ın iki şairi konu aldığı filmi Kelebeğin Rüyası, “Uluslararası Yarışma”da Altın Lale için yarışacak filmlerden. İkinci Dünya Savaşı döneminden iki genç şairin, Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip’in hayat hikâyelerinden yola çıkan filmin başrollerinde Kıvanç Tatlıtuğ ve Mert Fırat’ın yanı sıra Belçim Bilgin, Farah Zeynep Abdullah ve Yılmaz Erdoğan yer alıyor.

İlk filmi Köprüdekiler, 28. İstanbul Film Festivali’nde “Ulusal Yarışma”da Altın Lale Ödülü’nü alan Aslı Özge’nin ikinci filmi Hayatboyu da “Uluslararası Yarışma”da Altın Lale için yarışacak. Hayatboyu, birbirinden kopamayan ama duygusal bakımdan tıkanan, biri sanatçı biri mimar, evli bir çiftin hikâyesini anlatıyor. Şubat ayında Berlin Film Festivali’nin “Panorama” bölümünde ilk gösterimi gerçekleştirilen filmin başrollerini Defne Halman ve Hakan Çimenser paylaşıyor.

Uluslararası Yarışma”nın bir diğer filmi, ödüllü yönetmen Bruno Dumont’un, Fransız kadın heykeltıraş Camille Claudel’in akıl hastanesindeki günlerini konu edindiği filmi Camille Claudel, 1915. Filmde sanatçıyı, Avrupa sinemasının yıldızlarından Juliette Binoche canlandırıyor. Film Şubat ayında Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı için yarışmıştı.

Yönetmenliğini Tony Krawitz’in üstlendiği Avustralya yapımı Dead Europe / Ölü Avrupa, tarih, suçluluk ve sırlar üzerine bir film. Yönetmenin Yunan tragedyası formundan esinlendiği filmi, Avrupa’nın geneline yayılmış suçluluk hissini, ailesinin günahlarıyla yüzleşmek zorunda kalan Isaac karakteri üzerinden işliyor.

Yaron Zilbermanın yönettiği A Late Quartet / Son Konser, Beethoven’in Yaylılar Dörtlüsü Opus 131 adlı olağanüstü eserinden esinleniyor. Son konserlerinden önce duygusal çalkantılar yaşayan bir klasik müzik dörtlüsünün ekseninde ilerleyen filmin kahramanlarını, Hollywood’un parlak oyuncularından Philip Seymour Hoffman, Catherine Keener, Christopher Walken ve Mark Ivanir canlandırıyor.

The Class / Sınıf filmi ile Altın Palmiye Ödülü kazanan Laurent Cantet’in ikinci İngilizce filmi Foxfire / Can Ateşi, Amerikan yazar Joyce Carol Oates’in Türkçeye de Can Ateşi adıyla kazandırılan Foxfire: Confessions of a Girl Gang romanının uyarlaması. 1950’lerde erkek egemen, şiddet ve gerilim dolu bir ortama dönüşen New York’ta, beş cesur genç kızın oluşturdukları çete, kadın isyanını çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor. Laurent Cantet, festivalin konuğu olarak İstanbula gelecek ve filminin gösterimine katılacak.

Yönetmenliğini Lenny Abrahamson’un üstlendiği, Kevin Power’in Bad Day In Blackrock adlı romanından uyarlanan What Richard Did / Ne Yaptın Richard?, Dublin’in kaymak tabakasından, altın çocuk tabir edildiği halde kendine güveni olmayan bir lise öğrencisinin bir anlık öfkesi sonucu trajediyle sonlanan hikâyesini anlatıyor.

Kenya’nın bugüne kadarki ilk Oscar adayı olan Nairobi Half Life / Yarım Kalan Hayat, ülkesinde yerli bir film için görülmemiş bir gişe başarısı yakaladı. Soluk soluğa izleyeceğiniz film, Kenya’da küçük bir köyden oyuncu olma hayalleriyle başkent Nairobi’ye gelen Mwas’ın hikâyesini anlatıyor. Yönetmen David Tosh Gitonga, içinde mücadele, hırs, suç, fahişelik ve yozlaşma geçen gerçek bir Nairobi hikâyesi anlatıyor.

Its All So Quiet / Her Şey O Kadar Sessiz Ki yalnızlık, cinsel baskı ve yaşlanmak hakkında dokunaklı bir aile dramı. Gerbrand Bakker’in aynı adlı, çoksatan ödüllü romanını uyarlayıp yöneten, Hollanda’nın başarılı isimlerinden Nanouk Leopold. Film, Berlin Film Festivali’nde, Aralık ayında hayatını kaybeden başrol oyuncusu Jeroen Willems anısına gösterildi.

İran’ın yasaklı sinemacılarından Cafer Panahi’nin, yine gizlice ve yetkililerden izin almadan çektiği son filmi Closed Curtain / Perde, Berlin Film Festivali’nde En İyi Senaryo Ödülü’ne layık görüldü. Film çekmesi 20 yıl boyunca yasaklanan Panahi’nin, ortak yönetmen Kamboziya Partovi ile birlikte çektiği Perde, hayat, gerçeklik ve film çekmek hakkında fikirler yürütürken, hem film türleri hem de öykü içinde öyküler arasında geziniyor.

Yasmina Khadra’nın Türkçe dahil 40 dile çevrilen ve dünya çapında çok satan kitabından aynı adla uyarlanan The Attack / Saldırı, İsrailli Arap doktor Emin’in, karısı hakkındaki asıl gerçeği keşfetmesini anlatıyor. Filmin yönetmeni Ziad Doueiri hikâyeyi olabildiğince sade ve gerçekçi bir şekilde aktarabilmeyi hedeflediğini söylüyor.

Tarkovski’nin Solaris’inin senaryosunu kaleme almış Ukraynalı Yahudi yazar Friedrich Gorenstein’in bir öyküsüne dayanan House With A Turret / Kuleli Ev’in yönetmen ve senaristi Eva Neymann. Film, sekiz yaşında bir çocuğun gözünden savaşla mahvolmuş bir ülkenin perişan durumunu anlatıyor. Karlovy Vary, Batum ve Tallinn’de ödüller kazanan filmin yönetmeni Eva Neymann, festivalin konuğu olarak İstanbula gelecek.

Kazakistan’ın en başarılı yönetmenlerinden Darezhan Omirbayev, senaryosunu da üstlendiği Student / Öğrenci filmiyle Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sını yepyeni bir bakış açısıyla beyazperdeye uyarlıyor. Bresson havası taşıyan Öğrenci, neredeyse elle tutulabilir yoğunluktaki umutsuzluk duygusuyla, komünizm sonrası korsan-kapitalist Kazakistan toplumunun acımasız bir politik incelemesi.

  • Ulusal Yarışma ve Türkiye Sineması

İstanbul Film Festivali’nde “Ulusal Yarışma ve Türkiye Sineması sponsorluğunu, festivale 26 yıldır destek veren Efes üstlenecek. Festivalde Türkiye’den, yapımı 2012–2013 sezonunda tamamlanmış filmlerin bir araya geldiği “Türkiye Sineması” bölümünde “Ulusal Yarışma”nın yanı sıra “Yarışma Dışı”, Belgeseller ve “Yeni Türkiye Sineması” başlıkları altında 31 film gösterilecek.

  • Altın Lale Ulusal Yarışma

Altın Lale Ulusal Yarışma Ödülü için yapımı 2012–2013 sezonunda tamamlanan Türkiye’den filmler yarışacak. “Ulusal Yarışma” jüri başkanlığını, Türkiye sinemasının usta yönetmenlerinden Tayfun Pirselimoğlu üstlenecek. Altın Lale Ulusal Yarışma Jürisi’nin diğer üyeleri ressam Komet, oyuncu Nihal Yalçın, Montpellier Uluslararası Akdeniz Filmleri Festivali Direktörü JeanFrançois Bourgeot ve Cine+Club, Classic&Star ve Famiz kanallarının direktörü Bruno Deloye. Jüri festivalde, En İyi Film, En İyi Yönetmen, Jüri Özel Ödülü, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu ve En İyi Özgün Müzik olmak üzere, toplam 9 dalda ödül verecek

Ulusal Yarışma” kategorisinde yer alacak filmler arasından jürinin seçeceği En İyi Film’e 150.000 TL, En İyi Yönetmen’e ise 50.000 TL ödül verilecek. İlk kez 2011 yılında para ödülüyle desteklenen Jüri Özel Ödülü bu yıl da en iyi ikinci filme verilecek. Onat Kutlar anısına verilecek bu ödülü kazanan filmin yapımcısına Efes tarafından 30.000 Amerikan doları takdim edilecek. Festivalde En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Erkek Oyuncu seçilecek isimler 10.000er TL alacak. 32. İstanbul Film Festivali Altın Lale Ulusal Yarışma’da jüri ayrıca, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu ve En İyi Özgün Müzik dallarında da ödüller verecek.

Altın Lale Ulusal Yarışma’da ödül için bu yıl 10 film jüri karşısına çıkacak. Yarışmadaki 6 film dünya, 2 film ise Türkiye prömiyeri yapacak. Ulusal Yarışma” bölümünün filmleri şöyle:

–     Özür Dilerim / Cemil Ağacıkoğlu

–     Yozgat Blues / Mahmut Fazıl Coşkun

–     Saroyan Ülkesi / Lusin Dink

–     Kelebeğin Rüyası / Yılmaz Erdoğan

–     Köksüz / Deniz Akçay Katıksız

–     Karnaval / Can Kılcıoğlu

–     Hayatboyu / Aslı Özge

–     Sen Aydınlatırsın Geceyi / Onur Ünlü

–     Soğuk / Uğur Yücel

–     Devir / Derviş Zaim

  • Yarışma Dışı

Selim Evci’nin Rüzgarlar ve Osman Sınav’ın Uzun Hikâye filmleri festivalin “Yarışma Dışı” bölümünde izleyicilerle buluşacak.

  • Yeni Türkiye Sineması

İlk ya da ikinci filmini çeken yönetmenlerin yapıtlarının bulunduğu “Yeni Türkiye Sineması başlığında bu yıl Ömer Can’ın Toprağa Uzanan Eller, Deniz Çınar’ın İçimdeki Çember, Serhat Furtuna’nın Oyuncu, Dilek Keser ve Ulaş Güneş Kacargil’in Evdeki Yabancılar, Alpgiray M. Uğurlu’nun Uvertür ve Ömer Leventoğlu’nun Mavi Ring adlı filmleri izleyiciyle buluşacak.

  • Belgeseller

Festivalin Belgesel Danışma Kurulu’nun 40ın üzerinde başvuru arasından yaptığı seçki, “Türkiye Sineması”nın “Belgeseller” kuşağında gösterilecek.

Piran Baydemir’in Fecira, Caner Canerik’in Ot, Münir Alper Doğan’ın Böyle Söyledi Habip, Kemal Emir’in Zemo, Dilek Göçkin’in Bûka Baranê, Onur Günay ve Burcu Yıldız’ın Hasret-Garod, Hatice Kamer’in Annemin Pusulası, Cenk Örtülü ve Zeynep Koç’un İşkenceyi Gördük, Sami Solmaz’ın Savaşın Tanıkları, Somnur Vardar’ın Yolun Başında, Andrea Luka Zimmerman’ın Taşkafa, Bir Sokak Hikâyesi, Dieter Sauter’in Adieu İstanbul ve Ayşe Funda Aras’ın Gurbet Pastası belgeselleri, izleyiciyle ilk kez festival kapsamında buluşacak.

FIPRESCI ÖDÜLÜ

Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Birliği (FIPRESCI) bu yıl da İstanbul Film Festivali kapsamında ödül verecek. Festivalde Ulusal ve Uluslararası Yarışma’da yer alan birer filme FIPRESCI Ödülü takdim edilecek. Başkanlığını Hollanda’dan Dana Linssen’in yapacağı FIPRESCI Jürisi’nde Avustralya’dan Lesley Chow, İsveç’ten Jon Asp, Kanada’dan Guilhem Caillard ve Türkiye’den Berke Göl ile Burcu Aykar yer alacak.

RADİKAL GAZETESİ HALK ÖDÜLÜ

İKSV’nin medya sponsorlarından Radikal Gazetesi, İstanbul Film Festivali’nde her yıl olduğu gibi Ulusal ve Uluslararası Yarışma’da yer alan birer filme Radikal Halk Ödülü verecek. Radikal Halk Ödülü’nü alacak iki filmi, festival izleyicileri, festival sinemalarında yer alan Radikal kutularına oy atarak belirleyecekler. Oy kullananlar arasında çekilecek kura sonucunda çeşitli ödüller sahiplerinin olacak. Büyük ödülü kazanacak şanslı izleyici, Radikal Gazetesi’nin davetlisi olarak uluslararası bir film festivalini izlemek üzere yurtdışına gidecek,

SİNEMADA İNSAN HAKLARI:

AVRUPA KONSEYİ SİNEMA ÖDÜLÜ FACE

Avrupa Konseyi’nin katkılarıyla 7 yıl önce, yalnızca İstanbul Film Festivali kapsamında verilmeye başlayan Avrupa Konseyi Sinema Ödülü FACE (Film Award of the Council of Europe) bu yıl da, “Sinemada İnsan Hakları bölümündeki bir filme verilecek. İnsan hakları konusunda kamuoyunda duyarlılık ve bilinç yaratan, konunun öneminin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunan 11 filmin gösterileceği “Sinemada İnsan Hakları Bölümü”nden seçilecek filmin yönetmenine kapanış ve ödül töreninde Avrupa Konseyi’nden bir yetkili tarafından 10.000 avroluk para ödülü takdim edilecek. FACE Ödülü’ne Avrupa Konseyi’nin Avrupa sinema yapıtlarını destekleyen Eurimages Fonu da ortak.

FACE Jürisi’nin başkanlığını, geçen yıl CrulicThe Path Beyond / CrulicÖteki Tarafa Yolculuk adlı filmi ile İnsan Hakları Yarışması’nda Jüri Özel Ödülü alan Anca Damian üstlenecek. Jüride ayrıca, ödüllü belgesel yönetmeni Dan Setton, Eurimages Genel Sekreteri Roberto Olla ve Avrupa Konseyi İnsan Hakları ve Hukuki İşler Yönetmenliği Direktörü Philippe Boillat yer alıyor.

Sadece müzikleriyle değil politik duruşlarıyla da önemli bir yer edinmiş Grup Yorum’un yapımcılığını üstlendiği F Tipi Film, “Sinemada İnsan Hakları” bölümünde FACE Ödülü için yarışacak filmlerden. F tipi bir hapishanede geçen filmde Ezel Akay, Barış Pirhasan, S. Süreyya Önder, Aydın Bulut, Hüseyin Karabey, Reis Çelik, İnan Altın, Vedat Özdemir ve M. İlker Altınay, hapishanenin ayrı ayrı hücrelerinden birer hikâye anlatıyor.

FACE Ödülü için yarışacak bir diğer film, Ali Aydın’ın ilk filmi Küf. Karanlık ve ağır atmosferli Küf’te Ali Aydın, gözaltında kaybolan bir gencin ardından geride kalanların hikâyesini konu alıyor.

Anaïs BarbeauLavalette’nin senaryosunu yazıp yönettiği Inchallah / İnşallah, son Berlin Film Festivali’nde Panorama Özel Mansiyon Ödülü ve FIPRESCI Ödülü’ne layık görüldü. İnşallah, Batı Şeria’daki bir Filistin mülteci kampında, geçici bir klinikte kadın doğum uzmanı olarak çalışan Chloe’nin farklı kesimlerden tanıdıklarıyla birlikte savaşın etkisini hissedişini anlatıyor.

A World Not Ours / Dünya Bizim Değil, Lübnan’ın güneyindeki Aynül Hilva Filistin mülteci kampında birkaç nesil boyu orada kalan bir ailenin 20 yılını izliyor. Yönetmenliğini Mahdi Fleifel’in yaptığı ve Abu Dabi Film Festivali’nde En İyi Belgesel Ödülü kazanan filmde yönetmen, kendi ailesinin hem yakın hem mizah dolu portresini çiziyor,

Sovyet istilasının ardından Afganistan’dan Fransa’ya göçen yazar ve yönetmen Atiq Rahimi’nin Yeryüzü ve Küller’den sekiz yıl sonra çektiği The Patience Stone / Sabır Taşı’nda, otuzlarında güzel bir kadının, izbe bir odada baktığı felçli kocasına tek yönlü bir itirafta bulunuşunu anlatıyor.

“Sinemada İnsan Hakları” bölümünde gösterilecek ve FACE Ödülü için yarışacak filmlerden One Night / Bir Gece’nin yönetmeni Lucy Mulloy, festivalin konuğu olarak İstanbula gelecek. Film, üç Kübalı gencin Havana’dan Miami’ye kaçma maceralarını anlatıyor. Tribeca, Brasilia, Atina ve Stockholm’da ödüller kazanan filmin başrol oyuncuları Anailín De La Rúa De La Torre ile Javier Núñez Florián, filmde anlatıldığı gibi Amerika’ya iltica etmişler.

Srdan Golubovic’in, Sundance’de gösterilen Circles / Kesişen Hayatlar filmi, Bosna Savaşı’nda, Müslüman bir sivilin hayatını kurtarırken kendi hayatını tehlikeye atan Sırp askeri Aleksic’in gerçek hikâyesinden esinleniyor.

Kim Mordaunt’un Berlin Film Festivali’nde En İyi İlk Film Ödülü’nü kazanan filmi The Rocket / Roket de FACE Ödülü için yarışacak filmlerden. Laos’ta çekilen ilk uluslararası yapım olan Roket’te, lanetli olmadığını kanıtlamak için bir roket şenliğine katılarak dev bir füze yapan Ahlo’yu izliyoruz.

Berlin’de Gümüş Ayı’yı kazanan, Danis Tanovic’in An Episode in the Life of an Iron Picker / Bir Hurdacının Hayatı, hurda demir toplayarak hayatını zorlukla kazanan Nazif’in öyküsünü anlatıyor. 2001 yılında No Mans Land / Tarafsız Bölge filmiyle Oscar’ın sahibi olan Danis Tanovic’in filminde kendilerini oynayan amatör oyuncularından Nazif Mujic, Berlin’de En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı. Filmin yönetmeni ve aynı zamanda yapımcılarından Danis Tanovic ile yapımcıları Cedomir Kolar ve Amra Baksic Camo, Köprüde Buluşmalar kapsamında düzenlenecek bir panelde konuşmacı olarak yer alacaklar. 9 Nisan Salı günü 11.00’da Salon İKSV’de düzenlenecek “Bütçesiz Film Yapmak Mümkün mü?” panelinde, bu düşük bütçeli filmin yapım sürecini anlatacaklar

FESTİVALDEN SEYFİ TEOMAN ANISINA:

SEYFİ TEOMAN EN İYİ İLK FİLM ÖDÜLÜ

CMYLMZ FİKİRSANAT DESTEKLİYOR

İstanbul Film Festivali’nde bu yıldan itibaren, erken yaşta kaybettiğimiz yönetmen ve yapımcı Seyfi Teoman anısına bir ödül verilecek. Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü’ne, festivalin Altın Lale Uluslararası ve Ulusal Yarışmaları’nın yanı sıra, “Türkiye Sineması” bölümünde yer alan “Yarışma Dışı” ve “Yeni Türkiye Sineması” kuşakları ile “Sinemada İnsan Hakları” bölümünde gösterilen Türkiye yapımı tüm ilk filmler aday olabilecek.

Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü’nü kazanan filmin yönetmenine Cem Yılmaz, CMYLMZ Fikirsanat aracılığı ile 30.000 TL takdim edecek. Ödülü beş yıl boyunca destekleyecek Cem Yılmaz, “sinemamızın değerli ismi Seyfi Teomanın adını yıllar boyunca anacak olmanın sevincini” yaşadığını belirtirken, “ilk filmlere ilham olacak nice genç, güzel fikirlere sahip her zaman genç sinemacılara destek, filmcinin öncelikli görevidir” diyor.

Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü’nün ilk yılki jürisinde yönetmen Emin Alper, oyuncu Saadet Aksoy ve Almanya’dan, sinema eleştirmeni Rudiger Suchsland yer alıyor.

Çok genç yaşta kaybettiğimiz Seyfi Teoman, gerek yönettiği, gerekse yapımcılığını üstlendiği filmlerle hem İstanbul Film Festivali’nde, hem de dünyanın belli başlı festivallerinde pek çok ödül kazanmıştı. Teoman, ilk filmi Tatil Kitabı’yla İstanbul Film Festivali Altın Lale Ulusal Yarışma’da En İyi Film Ödülü’nü almıştı. İkinci filmi Bizim Büyük Çaresizliğimiz de 61. Berlin Film Festivali’nde yarıştıktan hemen sonra İstanbul’da hem Ulusal, hem Uluslararası Yarışma’da yer almış ve Altın Lale Uluslararası Yarışma’da Jüri Özel Ödülü’nü kazanmıştı. Teoman’ın yapımcıları arasında bulunduğu, Emin Alper’in yönettiği Tepenin Ardı filmi de geçen yıl Altın Lale Ulusal Yarışma’da En İyi Film Ödülü’nü kazanmıştı. Seyfi Teoman, 14 Nisan 2012 akşamı Lütfi Kırdar’da Tepenin Ardı filminin yapımcısı olarak ödülü almak üzere sahneye çıktıktan iki gün sonra, 16 Nisan’da geçirdiği trafik kazasını atlatamayarak, üç haftalık yoğun bakım sürecinin ardından 8 Mayıs 2012’de aramızdan ayrıldı. İstanbul Film Festivali, Seyfi Teoman’ı En İyi İlk Film Ödülü ile her yıl anmaya devam edecek.

SEZONUN MERAKLA BEKLENENLERİ “AKBANK GALALARI”NDA

İstanbul Film Festivali’nin popüler bölümlerinden “Akbank Galaları”nda, geniş kitleye seslenen, yıldızları usta yönetmenlerle buluşturan, merakla beklenen filmlerin Türkiyedeki ilk gösterimleri yapılacak. Gösterimler Pazar hariç her gece 21.30 seansında Nişantaşı CityLife (Citys) sinemasında yapılacak.

Festivalin açılışında gösterilecek İspanyol yönetmen Pedro Almodovar’ın son yapıtı Im So Excited / Aklımı Oynatacağım, neredeyse tamamı uçakta geçen bir komedi filmi. Meksika’ya giden bir uçaktaki yolcular uçuş sırasında sorun yaşanınca son saatlerini geçirdiklerini düşünerek en gizli sırlarını birbirlerine anlatmaya başlarlar. Almodovar’ın “hafif, çok hafif bir komedi” olarak tanımladığı filmin başrollerini Carlos Areces, Raul Arevalo ve Javier Camara paylaşırken, Penelope Cruz ve Antonio Banderas da filme konuk oluyorlar.

“İntikam Üçlemesi”yle tanınan Koreli yönetmen Park ChanWook’un ilk Hollywood filmi Stoker / Lanetli Kan, genç bir kız, annesi ve amca olduğunu iddia eden gizemli bir adam arasındaki aşk üçgenini anlatıyor. Filmde Nicole Kidman, Albert Nobbs, Restless ve Jane Eyre gibi birçok filmde yıldızı parlayan Avustralyalı oyuncu Mia Wasikowska ve A Single Man / Tek Başına Bir Adam’daki performansıyla dikkat çeken Matthew Goode var. Prömiyerini Sundance’de yapan Lanetli Kan’ın senaryosu Prison Break dizisiyle ünlenen oyuncu Wentworth Miller’a ait. Park ChanWook, 2007 yılında 26. İstanbul Film Festivali’nin konuğu olarak İstanbul’a gelmişti.

Blue Valentine / Aşk ve Küller ile tanınan yönetmen Derek Cianfrance’nin son filmi The Place Beyond the Pines / Babadan Oğula, “Akbank Galaları”nın merakla beklenen filmlerinden. Drive / Sürücü filmindeki gibi yine direksiyonun arkasında karşımıza çıkacak Ryan Gosling’e filmde, Hangover / Felekten Bir Gece ve Silver Linings Playbook / Umut Işığım ile büyük hayran kitlesi edinen Bradley Cooper, Eva Mendes ve Ray Liotta eşlik ediyor.

Matt Damon ve John Krasinski’nin senaryosunu birlikte yazdığı, Berlin Film Festivali Özel Mansiyon Ödülü’nün sahibi Promised Land / Kayıp Umutlar”da Matt Damon yönetmen koltuğunu vakitsizlikten dostu Gus Van Sant’a devretti. Film, ABD’de yaşanan ekonomik krizin kasaba sakinlerini nasıl etkilediğini bir doğal gaz şirketinin tezgâhları üzerinden anlatıyor. Başrollerini yine Matt Damon, John Krasinski ve Frances McDormand’ın paylaştığı film başta Amerika olmak üzere, enerji politikalarının bütün dünyada yarattığı olumsuz etkilerin tartışılmasına yol açtı.

Tekerlekli sandalye ragbisini konu aldığı Murderball / Ölüm Oyunu belgeseliyle tanıdığımız yönetmen Henry Alex Rubin ilk kurmaca filmi Disconnect ile internetin günlük hayatımıza etkisini anlatıyor. Başrolünü Alexander Skarsgård’ın oynadığı, ilk gösterimi Venedik Film Festivali’nde yapılan film, hayatı internet yüzünden olumlu ya da olumsuz etkilenen karakterlerin kesişen öykülerini ele alıyor.

Sundance ve Berlin’de en çok konuşulan filmlerinden, Anne Fontaine’nin Two Mothers / Yasak Aşk’ı merakla beklenen gala filmlerinden. Başrollerini Robin Wright ile Naomi Watts’ın paylaştığı film, birbirlerinin oğulları ile aşk yaşayan iki kadın arkadaşın hikâyesini anlatıyor. Büyük tartışmalar yaratan film, aile ve ahlak kavramlarının çelişkilerini sergiliyor.

Ethan Hawke ile Julie Delpy’nin canlandırdıkları Jesse ve Celine çiftinin 24 saatlik ilk birlikteliklerini anlatan Before Sunrise / Gün Doğmadan ve çiftin aşkının Fransa’ya taşındığı Before Sunset / Gün Batmadan’ın ardından, serinin üçüncü filmi Before Midnight / Gece Yarısından Önce festivalde. 9 yıldır birlikte yaşayan Jesse ve Celine’nin Yunanistan tatilleri sırasında geçen filmin yönetmenliğini yine Richard Linklater üstleniyor. Başrol oyuncularından Ethan Hawke, filmi “acımasızca dürüst” olarak nitelendiriyor.

Yönetmenliğini ve senaristliğini François Ozon’un yaptığı In The House / Başka Bir Hayat, 16 yaşındaki Claude’nin, yazma yeteneğiyle birlikte keşfettiği gözlemciliğinin nasıl röntgencilik boyutuna geçtiğini anlatıyor. Başka Bir Hayat, 2012 San Sebastian En İyi Film, En İyi Senaryo ve 2012 Toronto FIPRESCI Ödülleri’nin sahibi. Oyuncu kadrosunda Fabrice Luchini, Kristin Scott Thomas ve Emmanuelle Seigner gibi yıldız isimler yer alıyor.

Yönetmenliğini Susanne Bier’in yaptığı Love Is All You Need / Sadece Aşk, aşk ve mizah dolu bir film. Kanser olduğunu öğreninceye kadar sıradan bir hayat süren bir kadın ile karısının ölümü yüzünden tüm dünyayı suçlayan dul bir adamın, çocuklarının düğünü için gittikleri İtalya’da tanışmasıyla başlayan film, aile, aşk ve mutluluğun gerçek değerini sorguluyor. Başrolleri Pierce Brosnan, Kim Bodnia ve Trine Dyrholm paylaşıyorlar.

The Perks Of Being A Wallflower / Saksı Olmanın Faydaları, yönetmen Stephen Chobsky’nin kendi çoksatan romanından sinemaya uyarladığı bir hikâye. Hayat boyu yanımızdan ayrılmayan dostları ele alan filmin başrollerinde Harry Potter”le tanıdığımız Logan Leman ve We Need to Talk About Kevin / Kevin Hakkında Konuşmalıyız filminin oyuncusu Ezra Miller yer alıyor. Saksı Olmanın Faydaları, komik ve dokunaklı bir ergen hikâyesi olmanın ötesinde, büyüme sürecinin gelgitli hallerini, kimlik sorunlarını, arkadaşlık, aile, ilişkiler ve cinsellik konularını da masaya yatırıyor.

Sinema klasikleri arasına giren Interview with the Vampire / Vampirle Görüşme’den 17 yıl sonra Neil Jordan Byzantium / Bir Vampir Hikâyesi ile karşımızda. Bu kez anne-kız vampirlerin hikâyesini anlatan Jordan’ın filmi iki yüz yıllık bir süreyi kapsıyor. Huzurlu bir balıkçı kasabasında geçen Bir Vampir Hikâyesi, bol kanlı ve melankolik atmosferiyle etkileyici, Gotik bir dönem filmi ve aynı zamanda şık ve çağdaş bir gerilim.

Yönetmen ve senarist David Gordon Green’in son filmi Prince Avalanche / Yolların Prensi, İzlanda filmi Either Way’ın Amerikan uyarlaması. Prömiyeri Sundance Film Festivali’nde yapılan, David Gordon Green’e Berlin’de En İyi Yönetmen Gümüş Ayı Ödülü’nü kazandıran Yolların Prensi erkek dostluğunu tamamen yenilikçi ve samimi bir biçimde irdeliyor.

Stéphane Osmont’un kitabından uyarlanan Capital / Kapital’de kapitalist sistemin içyüzü dünyanın en tanınmış politik film yönetmenlerinden CostaGavras tarafından gözler önüne seriliyor. Kapital, Avrupa’nın en büyük bankasının yeni yönetim kurulu başkanı olunca, kurul üyelerine “Yeni Robin Hood benim! Yoksullardan çalıp zenginlere vermeye devam!” açıklamasını yapan, para dünyasının efendisi haline gelen Marc Tourneuil’in önlenemez yükselişini konu alıyor. 7 Nisan Pazar günü Atlas sinemasında saat 13.30’da gerçekleştirilecek Kapital’in gösteriminden önce, CostaGavras’a festivalin Yaşam Boyu Başarı Ödülü sunulacak. Yönetmen aynı gün 16.00’da Akbank Sanat’ta, Alin Taşçıyan moderatörlüğünde bir sinema dersi de verecek.

ÖZEL GÖSTERİM: TÜRK KLASİKLERİ YENİDEN

İstanbul Film Festivali, Groupama sponsorluğunda altı yıl önce başlattığı Özel Gösterim: Türk Klasikleri Yeniden” bölümüyle Türkiye sinemasının önemli yapıtlarının yıllar sonra yenilenip sinema perdesinde tekrar gösterilmelerini sağlıyor.

Festival kapsamında gerçekleştirilecek özel gösterimde bu yıl Lütfi Ö. Akad’ın 1968 tarihli benzersiz melodramı Vesikalı Yarim, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Prof. Sami Şekeroğlu SinemaTV Merkezi tarafından restore edilerek izleyicilere sunulacak. Sait Faik Abasıyanık’ın Menekşeli Vadi adlı öyküsünden Safa Önal’ın senaryolaştırdığı filmin başrollerinde Türkan Şoray ve İzzet Günay yer alıyor

Sinemaseverler Groupama işbirliğiyle, daha önceki yıllarda Erden Kıral’ın 1979 yapımı Bereketli Topraklar Üzerinde, Lütfi Ö. Akad’ın 1949 tarihli Vurun Kahpeye, Atıf Yılmaz’ın 1978 tarihli Selvi Boylum Al Yazmalım, Memduh Ün’ün 1958 tarihli filmi Üç Arkadaş ve Halit Refiğ’in 1964 tarihli Gurbet Kuşları filmlerini restore edilmiş kopyalarından izleme şansı bulmuştu.

FESTİVALDE BU YILA ÖZEL BÖLÜMLER

  • Gerçek Mucizedir: Carlos Reygadas

Ünlü yönetmen Carlos Reygadas 32. İstanbul Film Festivali’nde! Festivalde yönetmenin tüm uzun metraj filmleriyle birlikte iki kısa filmi de gösterilecek. Festivalin konuğu olarak İstanbul’a gelecek Carlos Reygadas, festival kapsamında bir de sinema dersi vererek izleyicilerle buluşacak. 9 Nisan Salı günü 16.00’da Salon İKSV’de düzenlenecek sinema dersi, Sinema Dergisi moderasyonunda gerçekleştirilecek.

2012’de Cannes Film Festivali’nde Post Tenebras Lux / Karanlıktan Aydınlığa filmiyle En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazanan Reygadas, çağdaş Meksika sinemasının önde gelen yönetmenlerinden. Anlatım tarzı, mesafeli duruşu ve kendine özgü görsel yaklaşımıyla tanınan Carlos Reygadas, bu ülke sinemasının alışıldık kalıplarını kırmasıyla Meksikalı sinemacılar arasında usta olarak anılıyor.

Festivalde yönetmenin 2002 yapımı filmi Japan / Japonya, 2005 yapımı filmi Battle in Heaven / Cennette Savaş, 2007’de Cannes Film Festivali’nde Jüri Ödülü alan filmi Silent Light / Sessiz Işık ve yönetmene 2012’de yine Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazandıran son filmi Post Tenebras Lux / Karanlıktan Aydınlığa’nın yanı sıra kısa filmlerinden Max ve Prisonniers / Tutsaklar gösterilecek.

  • İstanbul Film Festivali ve İstanbul Bienali işbirliğiyle:

Ben Kentli-Vatandaş Değil miyim? Barbarlık, sivil uyanış ve şehir

32. İstanbul Film Festivali, Eylül’de başlayacak 13. İstanbul Bienali’yle özel bir işbirliği yapıyor. 13. İstanbul Bienali’nin ön etkinlikleri kapsamında hazırlanan, “Ben KentliVatandaş Değil miyim? Barbarlık, sivil uyanış ve şehir” başlıklı film programı, festival kapsamında izleyicilerle buluşacak. Küratörlüğünü Fulya Erdemci’nin yaptığı “Anne Ben Barbar mıyım?” başlıklı bienalin film programı, Fulya Erdemci’ye ek olarak Yeal Messer ve Gilad Reich’in küratörlüğü ile Ece Üçoluk’un asistan küratörlüğünde gerçekleştirilecek.

14 Eylül10 Kasım 2013 tarihleri arasında düzenlenecek bienalin kapsayıcı temasını, siyasi ve kamusal bir forum olarak kamusal alan fikrini sorgulamayı hedefleyen film programı, vatandaşlık/kentlilik, kamusal alan, demokrasi ve sanat gibi temalara odaklanan belgeseller, filmler ve video yapıtlarından oluşuyor. Neoliberal sistemin istikrarsızlaştırıcı gücüne ve barbarlık, aktivizm ve sivil katılım gibi kavramları yeniden tanımlayan bu sisteme verilen farklı tepkilere odaklanan film programında gösterilecek filmler farklı ekonomik modeller için öneriler, bir ütopya inşa etmek için taslaklar ve sivil hayalgücü araştırmaları konularına bakıyor.

Ben KentliVatandaş Değil miyim?” bölümünde gösterilecek filmler arasında The Exterminating Angel / Yokedici Melek (Luis Buñuel) ve Dont Touch the White Woman / Beyaz Kadına Dokunma (Marco Ferreri) gibi klasiklerin yanı sıra Tomorrow / Yarın (Andrey Gryazev) ve California Dreaming / Kaliforniya Rüyası (Bregtje van der Haak) gibi son dönemde çekilmiş çarpıcı belgeseller ile siyasetin şiirine odaklanan The Tower / Kule (Chto Delat) ve Dammi I Colori / Bana Renk Ver (Anri Sala) gibi video yapıtları yer alıyor.

Festival işbirliğiyle düzenlenecek 13. İstanbul Bienali Film Programı’nda, film gösterimlerinin yanı sıra “Ben KentliVatandaş değil miyim? Barbarlık, sivil uyanış ve şehir” başlıklı bir söyleşi de yer alıyor. 8 Nisan Pazartesi günü 16.00’da Pera Müzesi’nde, Fulya Erdemci ve Yael Masser moderatörlüğünde düzenlenecek söyleşiye konuşmacı olarak, programda gösterilen Foreigners out! / Yabancılar Dışarı! filminin yönetmeni Paul Poet ve belgesel yönetmeni Berke Baş katılacak

  • Kadın Hikâyeleri

Festivalin yeni bölümü “Kadın Hikâyeleri”nde güçlü kadın karakterlerin yer aldığı filmler yer alıyor.

Ernest Hemingway’ın, Variety dergisinin Umut Vaat Eden Oyuncu ilan ettiği torunu Dree Hemingway’ın rol aldığı Starlet / Genç Yıldız, 2012’nin en iyi bağımsız filmlerinden biri sayılıyor. Genç Yıldız, 21 ve 85 yaşındaki iki kadının kesişen yollarını anlatıyor. Prince of Broadway ve Take Out filmlerinin yönetmeni Sean Baker, “gerilla vérité” tarzını benimsediği filminde arkadaşlığın gerçek anlamını sorguluyor. Genç Yıldız Austin’de Jüri Özel Mansiyonu, Locarno Film Festivali’nde Genç Jüri Ödülü kazandı. İzleyiciler, Sean Baker ile gösterim sonrasında tanışma fırsatı bulacaklar

Parque vía’nın Meksikalı yönetmeni Enrique Rivero’nun ikinci filmi Mai Morire / Ölme yalnızlık, aile ve zamanın akışına dair ince ve gerçekçi bir film. Geçen yıl Roma’da En İyi Teknik ve Huelva’da Jüri Özel Ödülleri’ni kazanan film, babasının ölümünün ardından annesiyle birlikte olmak için doğduğu kasabaya dönen Chayo’nun, sevdikleri uğruna özgürlüğünü kaybetmesinin hikâyesini anlatıyor. Ölme özellikle muhteşem görüntüleri ve doğa ile iç içe geçen gelenekleri yansıtmasıyla büyük övgü topladı. Filmin yönetmeni Enrique Rivero, filminin gösterimine katılarak izleyicilerin sorularını yanıtlayacak.

Festival takipçilerinin Orlando, Yes / Evet ve Rage ile yakından tanıdıkları Sally Potter’in yazıp yönettiği Ginger and Rosa / Ginger ve Rosa, 1960’ların İngiltere’sinde iki genç kızın birbirine bağlılığını anlatıyor. Filmde Elle Fanning ve Alice Englert’e Alessandro Nivola, Annette Bening ve Timothy Spall’dan oluşan sağlam bir oyuncu kadrosu eşlik ediyor. Kişiliklerini arayan, ayrılmaz iki genç kızın yaşadıklarını ve Soğuk Savaş’ın onları nasıl etkilediğini konu edinen filmin özellikle müzikleri dikkat çekici.

Gerçek bir olaydan esinlenerek çekilen Our Children / Çocuklarım’ın yönetmeni Joachim Lafosse. Sağlıksız aile bağları üzerine çok katmanlı bir inceleme ve aşırı sevginin sonuçlarına dair bir analiz sunan filmin oyuncu kadrosunda Niels Arestrupe, Tahar Rahim, Stéphane Bissot gibi isimler yer alıyor. Emilie Dequenne de filmdeki performansıyla 2012’de Cannes Film Festivali’ndeki “Belli Bir Bakış” bölümünde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü aldı.

  • Edebiyattan Beyazperdeye

Hikâyeleri ve kahramanlarıyla ilgi çeken kitaplardan uyarlanan filmlerin yer aldığı, festivalin en kıdemli bölümlerinden “Edebiyattan Beyazperdeye” bu yıl yeniden canlanıyor.

Yönetmenliğini ve senaristliğini Sergei Loznitsa’nın yaptığı In The Fog / Sislerin İçinde, barbarlık, insanlık onuru ve savaşı konu alıyor. 1942’de SSCB’nin batı sınırı Nazi işgali altındadır ve hainlik yaptığı iddiasıyla demiryolu işçilerinden biri direnişçiler tarafından cezalandırılmak üzere ormana götürülür; ormanda pusuya düşürüldüklerinde işçi ahlaki bir karar vermek zorunda kalır. Sislerin İçinde, 2012’de Cannes Film Festivali’nde FIPRESCI Ödülü, Minsk’de Büyük Ödül, Odessa ve Erivan’da En İyi Film ve Cottbus’ta En İyi Erkek Oyuncu Ödülleri’ni aldı.

Nisan 2012’de hayatını kaybeden Fransız Yeni Dalga’sının büyük yönetmeni Claude Miller’in son başyapıtı Thérèse Desqueyroux, François Mauriac’ın 1927’de yayımlanan romanının uyarlaması; çağına göre ileri fikirleri taşra ahlakıyla çelişen Thérèse Desqueyroux’nun hem evliliğini kurtarma, hem de hayatı doya doya yaşama çabasının hikâyesi. Cannes Film Festivali’nin kapanış filmi olarak gösterilen son filminde yönetmen Miller, geleneksel aile değerlerine sıkışıp kalmış bir insanı kadın hakları mücadelesi, özgürleşme ve cinsel serbestlik kavramları üzerinden anlatıyor.

Henry James’in 1897’de yayımlanan aynı adlı romanından günümüze uyarlanan What Maisie Knew / Arada Kalan, altı yaşındaki bir çocuğun, ebeveynlerinin boşanması sırasında annesiyle babası arasında kalarak yaşadığı sarsıntıyı konu alıyor. Filmin oyuncu kadrosu Julianne Moore, Steve Coogan, Onata Aprile, Alexander Skarsgard ve Joanna Vanderham gibi isimlerden oluşuyor.

Usta yönetmen Lasse Hallström’ün Salmon Fishing in the Yemen’in hemen ardından çektiği The Hypnotist / Hipnozcu, Lars Kepler’in aynı adlı romanından uyarlama bir gerilim-polisiye. Acımasız bir katilin bütün bir aileyi yok ettiği katliamdan kurtulan evin küçük oğlunun, kayıp kız kardeşini arayışını anlatan bu nefes kesen filmin oyuncu kadrosunda Lena Olin, Mikael Persbrandt ve Tobias Zilliacus yer alıyor.

Victor Hugo’nun aynı adlı romanından uyarlanan LHomme qui rit / Gülen Adam, “Edebiyattan Beyazperdeye” bölümünün ilgi çekecek filmlerinden. JeanPierre Améris’in uyarlayıp yönettiği bu şiirsel ve siyasal dramın başrollerini Gérard Depardieu ve C.R.A.Z.Y filminden hatırlanacak MarcAndré Grondin üstleniyor. Prömiyeri Venedik Film Festivali’nde yapılan filmin yönetmeni Améris, festival kapsamında İstanbul’da olacak.

Anthony Bruno’nun gerçek olaylardan esinlenerek yazdığı, aynı adlı kitaptan uyarlanan The Iceman / Katil’in yönetmeni Ariel Vromen. Film, acımasız bir tetikçi ve aynı zamanda mazbut aile babası Richard Kuklinski’yi, çocukluğundan çete günlerine ve tutuklanışına dek izliyor. Katilin güçlü kadrosunda Take Shelter / Sığınak filmindeki oyunculuğu çok beğenilen Michael Shannon’un yanı sıra Winona Ryder, Chris Evans, James Franco, Stephen Dorff ve David Schwimmer gibi yıldız isimler yer alıyor.

Bölümün merakla izlenecek filmlerinden biri de, The House of the Spirits / Ruhlar Evi’nin ünlü yönetmeni Bille August’un son filmi Night Train to Lisbon / Lizbona Gece Treni. Kadrosunda, başroldeki Jeremy Irons’un yanı sıra, Christopher Lee gibi sürpriz bir ismin de yer aldığı film, 1970’lerin faşist Salazar Lizbon’unda geçen bir arkadaşlık, ihanet, baskı ve devrim hikâyesi. Yönetmen Bille August, filmin festivaldeki gösteriminde izleyicilerle buluşmak ve soruları yanıtlamak için İstanbulda olacak.

FESTİVALİN VAZGEÇİLMEZLERİ

  • Dünya Festivallerinden

Sabah Gazetesi sponsorluğundakiDünya Festivallerinden” bölümü, festival izleyicilerine 20’ye yakın tanınmış yönetmenin saygın festivallerde gösterilen, çoğu ödüllü son yapıtlarından örnekler sunacak.

Metot oyuncusu olarak ün yapmış, Oscar Ödüllü efsane aktör Dustin Hoffman, Quartet / Dörtlü filmiyle ilk kez yönetmen olarak karşımıza çıkacak. Oyuncu kadrosunda Maggie Smith, Tom Courtenay ve Billy Connolly gibi isimlerin yer aldığı Dörtlü, yakın arkadaş olan dört eski opera sanatçısının bir araya gelerek yeni bir konsere hazırlanmalarını anlatıyor. Altın Küre adayı olan, ilk gösterimi Toronto’da yapılan filmin senaryosunda ünlü oyun yazarı Ronald Harwoodun imzası var.

Hindistan’da olay yaratan Gangs of Wasseypur / Wasseypur Çeteleri, hem Bollywood, hem gangster filmi meraklılarını memnun edecek. Maden kasabası Wasseypur’un kontrolünü ele geçiren Khan Ailesi’nin 70 yılı aşan güç, suç ve intikam öyküsü, ailenin Bollywood sinemasına olan ilgisi sayesinde bambaşka bir görünüm alıyor. Yönetmenliğini Anurag Kashyap’ın üstlendiği, toplam 320 dakika uzunluğunda, iki bölüm halinde gösterilecek film ilk kez Cannes Film Festivali’nde “Yönetmenlerin On Beş Günü” bölümünde izleyici karşısına çıktı.

At Any Price / Ailem İçin, bir baba-oğul ilişkisini anlatırken şehirleşme, rekabet ve sanayileşme gibi olgulara değiniyor. Yönetmenliğini, Roger Ebert tarafından “son on yılın en iyi yönetmeni” sözleriyle övülen İran asıllı Ramin Bahrani’nin yaptığı Ailem İçin’in ilk gösterimleri Venedik ve Toronto Film Festivalleri’nde yapıldı. Heather Graham’ın da kadroda yer aldığı filmde baba ve oğlu Dennis Quaid ile Zac Effron canlandırıyorlar.

Andrzej Jakimowski’nin, 2007 yapımı bol ödüllü popüler filmi Tricks’i izleyen üçüncü yapıtı Imagine / Hayallerin Ötesinde sinemaseverleri, dünyayı algılama yollarının keşfine çıkarıyor. Geçen yıl Varşova Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ve İzleyici Ödülleri’ni kazanan film, Lizbon’da görme engellilere hizmet veren bir klinikte eğitmen olarak işe başlayan ve hastalara alışılmadık yöntemlerle oryantasyon eğitimi veren Ian’ın hikâyesini anlatıyor. Andrzej Jakimowski, filminin festivaldeki gösteriminde bulunacak.

Yönetmen Fernando Trueba ve efsanevi Fransız senarist JeanClaude Carrière, The Artist And The Model / Sanatçı ve Modeli filmiyle hayata yeni adım atan genç bir kadın ile son günlerini yaşadığını hisseden yaşlı heykeltıraş arasındaki hoş bir ilişkiyi, yaşam ve ölümü, gençlik ve yaşlılığı anlatıyor. 2012’de San Sebastian’da En Iyi Yönetmen Ödülü alan film 1943’te, işgal altındaki Fransa’daki küçük bir kasabada geçiyor.

2012 Cannes Film Festivali’nin kapanış filmi Renoir, ressam Pierre-Auguste Renoir ile müstakbel film yönetmeni oğlu Jean Renoir’in öyküsü. Gilles Bourdos’un yönettiği filmde savaşta yaralanınca iyileşmek için babası Auguste Renoir’in yanına giden ve babasının göz ağrısı Andrée’nin büyüsüne kapılan Jean’ın nasıl sinemacıya dönüştüğü anlatılıyor. Filmin yönetmeni Gilles Bourdos, festivalin konuğu olarak İstanbula gelecek isimlerden.

Daniel Algrant imzalı Greetings From Tim Buckley / Tim Buckleyye Sevgilerle, kendi kuşaklarının efsanevi müzisyenlerinden baba-oğul Tim ve Jeff Buckley’in hiç kesişmeyen yollarının hikâyesini anlatıyor. Gerçek olaylardan ilham alan filmde, Tim Buckley anısına düzenlenecek konserde sahne alması istenen Jeff Buckley, konser hazırlığı sırasında New York sokaklarında geçmişe doğru bir yolculuğa çıkar ve hiçbir zaman barışamadığı geçmişi, kökleri ve babasının müziğiyle tanışır. Tıpkı babası gibi trajik bir ölümle aramızdan ayrıldığında ondan sadece iki yaş büyük olan Jeff Buckley’i Gossip Girl dizisinde oynadığı Dan Humphrey karakteriyle ünlenen Penn Badgley canlandırıyor.

Yönetmen Chang JungChi’nin ilk uzun metraj filmi Touch of the Light / Kalbimdeki Işık, görme engelli Tayvanlı piyano dehası Huang YuSiang’ın gerçek yaşam öyküsüne dayanan bir aşk hikâyesi. Filmde kendini canlandıran Siang’ın, üniversite çağına geldiğinde gerçek dünyaya adım atarak gören öğrencilerle birlikte kendi yolunu çizmeye çalışması anlatılıyor. Busan’da İzleyici Ödülü kazanan bu umut dolu, dokunaklı dram Tayvan’ın Oscar adayıydı.

İskandinavya’nın en iddialı prodüksiyonlarından Kontiki, Amerika’daki insanların 1500 yıl önce deniz yoluyla Polinezya’ya gelerek koloniler kurdukları teorisini ispatlamaya çalışan Norveçli kaşif Thor Heyerdahl’ın, 1947’de birbirini hiç tanımayan deneyimsiz beş adamla bir sal üzerinde çıktığı 8000 kilometrelik deniz yolculuğunu anlatıyor. Çekimleri Maldivler, Malta, Norveç, İsveç, Tayland, Bulgaristan ve New York’ta yapılan, Joachim Rønning ve Espen Sandberg’in yönetmenliğini üstlendiği Kontiki, 16,6 milyon dolarlık bütçesiyle Norveç sinema tarihinin en pahalı yapımı. Ülkesinde gişe rekorları kıran bu nefes kesici azim öyküsü, bu yıl Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar adayı olmuştu.

Yönetmenliğini Malgoska Szumowska’nın yaptığı ve Berlin’de Teddy Ödülü kazanan In The Name Of / …Adına, memleketi Polonya’da özellikle din ve cinsellik konularında büyük tartışmalara yol açtı. Film, küçük bir kasabaya atanan genç bir rahibin eşcinsel ilgileri yüzünden suçlanışının hikâyesi. Altın Lale Uluslararası Yarışma’nın bu yılki jüri üyelerinden yönetmen Malgoska Szumowska ve filmin oyunculardan Mateusz Kosciukiewicz, filmin festivaldeki gösterimine katılacaklar.

Prömiyeri, Şubat ayında düzenlenen Berlin Film Festivali’nde yapılan ve festivalden Altın Ayı ile FIPRESCI Ödülleri’yle dönen Child’s Pose / Çocuk Pozu, “Dünya Festivallerinden” bölümünde gösterilecek merakla beklenen filmlerden. Calin Peter Netzer’in, Maria ve 29. İstanbul Film Festivali’nde gösterilen Medal of Honor / Şeref Madalyası filmlerinin ardından çektiği bu son filmi, bir anne ve oğlun hikâyesini heyecan verici, ve mizahî bir dille anlatıyor.

  • NTV Belgesel Kuşağı

İstanbul Film Festivali’nin belgeseller bölümünün sponsorluğunu bu yıl da NTV üstlenecek.

En İyi Belgesel dalında Oscar’ın yanı sıra, Sundance’de İzleyici Ödülü ve Jüri Özel Ödülü, Tribeca, Moskova, Atina, Durban ve Los Angeles’te En İyi Belgesel ve İzleyici Ödülleri’ni kazanan Searching for Sugarman / Bir Şarkının Peşinde, festivalin en ilginç filmlerinden. Müzik aşkını, sözleri ruha işleyen şarkıların uyandırdığı tutkuyu ele alan, Malik Bendjelloul’un yönettiği bu film, 60’lar sonunda Detroit’te bir barda keşfedilişinin ardından kendisinden yıllar boyu haber alınamayan müzisyen Rodriguez’in izini sürüyor.

Leviathan, insanoğlunun en eski mücadelesi olan balıkçılığı hem balıkçı hem de avın gözünden, şimdiye dek izlediğimizden çok farklı şekilde anlatıyor. İplere bağlı düzinelerce kamera kullanılan filmin senaryo yazarı, yönetmeni, kurgucu ve yapımcıları, antropolog, bilim insanı, sanatçı ve sinemacı Véréna Paravel ile Harvard Üniversitesi’ndeki Duyusal Etnografya Laboratuvarı Yöneticisi Lucien CastaingTaylor.

Bölümün öne çıkanlarından bir diğeri ünlü performans sanatçısı Marina Abramovic ile yenilikçi tiyatro yönetmeni Robert Wilson’un 2011’deki birlikteliğinden doğan Bob Wilsons Life and Death of Marina Abramovic / Marina Abromovicin Yaşamı ve Ölümü. Giada Colagrande’nin yönetmenliğini üstlendiği belgeselde, Abramovic’in deneysel opera türünde yeniden kurgulanan yaşam öyküsünün anlatılışında Robert Wilson’a Abramovic’in yanı sıra şarkıcı ve besteci Antony Hegarty ve oyuncu Willem Dafoe eşlik ediyor. Abramovic’in 2010 yılında MoMa’da yaptığı performansı anlatan belgesel Marina Abramovic: The Artist Is Present / Marina Abramoviç: Sanatçı Aramızda geçen yıl yine festival kapsamında gösterilmişti.

Oscar Ödüllü sinemacı Alex Gibney, 200’den fazla işitme engelli çocuğu taciz eden rahip Lawrence Murphy’nin hikâyesinden yola çıkarak günümüzün dehşet verici skandallarından birini Mea Maxima Culpa: Silence In The House of God / Madonna Ağlıyor filminde belgeliyor. ABD’de rahiplerin cinsel tacizine yönelik, bilinen ilk halk protestosunu araştıran Gibney, Katolik Kilisesi’nin gücünü nasıl kötüye kullandığını, Milwaukee’den başlayarak İrlanda ve İtalya’daki kilise korolarına, Vatikan’da Papalık makamından henüz istifa eden Kardinal Ratzinger’e uzanan örtbas ve milyon dolarlık tazminatlar zincirini ortaya koyuyor.

Dünyanın en gizli kapaklı ve belki de en çok tartışılan örgütlerinden birinin kendi yöneticileri tarafından ifşa edildiği The Gatekeepers / Bekçiler, hem İsrail hem de Ortadoğu siyasetinin içyüzünü aydınlatıyor. İsrail gizli servisi Şin Bet’in altı eski müdürünün icraatlarını, kararlarını ve başlıca olayların arka planını kendi ağızlarından anlattıkları belgesel, geçen yıl Los Angeles ve New York Film Eleştirmenleri Birlikleri’nin En İyi Belgesel Film Ödülleri’ni kazandı. Yönetmenliğini Dror Moreh’in üstlendiği, Errol Morris’in The Fog of War’ından esinlenen film En İyi Belgesel dalında Oscar’a da aday gösterildi. Film İsrail’de büyük tartışmalara yol açtı.

Arıların peşine düşen yönetmen Markus Imhoof, More Than Honey / Baldan Acı filmiyle izleyenleri arıların dünyasına götürerek insanoğlunun geleceğine dair karanlık bir öngörüyle karşımıza çıkıyor. Albert Einstein’in “Arılar yok olup giderse insanlık sadece dört yıl ayakta kalır” sözünden yola çıkarak artık endişelenme vakti geldiğini düşünen Imhoof, filminin festivaldeki gösterimine katılarak izleyicilerin sorularını yanıtlayacak.

Tom Donahue’nin yönettiği, yaptıkları seçimlerle Hollywood’u yeniden tanımlayan sinemanın vazgeçilmezleri, kast direktörlerini anlatan Casting By / Oyuncu Seçimi tabuları yıkan Marion Dougherty ve Lynn Stalmasyer gibi mesleğin öncüleriyle, Al Pacino, Jeff Bridges, Robert Redford, Woody Allen, Diane Lane, Morgan Freeman, Warren Beatty, Glenn Close, Channing Tatum, Gabourey Sidibe, George Lucas ve Bette Midler gibi bugün efsane olmuş isimlerle yapılan röportajları bir araya getiriyor.

Becoming Traviata / Traviata ve Biz izleyenleri çok özel bir kadınla, hem sanat yapıtı hem de bir efsane olan, Verdi’nin trajik kahramanı La Traviata’yla tanıştırıyor. Philippe Béziat’ın yönetmenliğini yaptığı film dünyaca ünlü Fransız soprano Natalie Dessay’ı 2011 ilkbaharında, iki ay boyunca Jean-François Sivadier yönetiminde ilk provalardan galada sahne alışına kadar izliyor.

Müzik tutkunlarının kaçırmaması gereken filmlerden Sound City, müzik tarihine Nirvana ve Foo Fighters gruplarıyla ismini yazdırmış ünlü müzisyen Dave Grohl’un ilk yönetmenlik denemesi. Dave Grohl, Sound City’de Amerika’nın efsanevi fakat pek tanınmayan kayıt stüdyosu Sound City’ye vefa borcunu ödüyor. Film, 70’ler, 80’ler ve 90’larda Fleetwood Mac, Neil Young, Stevie Nicks, Tom Petty, Metallica, Nirvana gibi isimlerin albümlerine ev sahipliği yapan Sound City’nin hikâyesini, stüdyoyu yakından tanıyan müzisyenlerin ağzından aktarıyor.

Bölüm kapsamında gösterilecek bir diğer film, Free Radicals: A History of Experimental Film / Bir Deneysel Sinema Tarihi. Festival kapsamında, avangart ve deneysel sinemanın tarihini gözler önüne seren bu filmin yönetmeni Pip Chodorov ile yazar, editör, festivalci ve sinemacı HeinzPeter Schwerfel bir söyleşide bir araya gelecekler. 5 Nisan Cuma günü 16.00’da Akbank Sanat’ta gerçekleştirilecek “Serbest Radikaller Deneysel Sinema Üzerine Bir Söyleşi”nin moderatörlüğünü Lara Kamhi üstlenecek.

  • Antidepresan

İlk kez 2010 yılında 29. İstanbul Film Festivali’nde özel bölüm olarak yer alan ve kısa sürede festivalin vazgeçilmezlerinden olan “Antidepresan”, SinemaTV sponsorluğunda izleyicilerle buluşuyor.

Goodbye Lenin’in yardımcı yönetmenliğini yapan, reklam ve müzik filmleri yönetmeni Jan Ole Gerster’in ilk uzun metraj filmi Oh Boy / Eyvah melankoliyle mizah arasında gidip gelen bir kent hikâyesi. Hayatı akışına bırakarak yaşamaya çalışsa da sürekli tökezleyen Berlinli Niko’nun komik ve hüzünlü yaşamını anlatan film, geçen yıl, Oldenburg Alman Bağımsızlık Ödülleri’nde En İyi Alman Filmi, Üstün Oyunculuk ve İzleyici Ödülleri’nin yanı sıra Münih Genç Alman Sineması Ödülü’nün de sahibi oldu.

Festivalde geçen yıl “Geceyarısı Çılgınlığı” bölümünde gösterilen Kill List’in yönetmeni Ben Wheatley, bu yıl Sightseers / Garip Turistler adlı kara komedisiyle yeniden festival seyircisiyle buluşuyor. İngiltere’nin Göller Bölgesi’ni karavanlarıyla boydan boya dolaşan katil çiftin komik, şiddet ve kan dolu tatilini anlatan filmin başrollerini Alice Lowe ve Steve Oram paylaşıyor.

Moonrise Kingdom’un senaristi Roman Coppola’nın yazıp yönettiği ve yapımcılığını üstlendiği A Glimpse Inside The Mind Of Charles Swan III / Erkek Aklı, aybedilmiş aşklar, dostluk ve intikam hayalleriyle işlenmiş eğlenceli bir komedi. İnsan birini hem sevip hem de ondan nefret edebilir mi? Bu çılgın komedide Charlie Sheen, başarılı grafiker Charles olarak karşımıza çıkıyor.

Mika Kaurismäki’nin son filmi Road North / Kuzeye Giden Yol, birbirinden uzak düşen baba ile oğlun izini süren, hem dokunaklı hem de komedi unsurları barındıran bir yol filmi. St. Petersburg’da İzleyici Ödülü alan Kuzeye Giden Yol filminde Finlandiya’nın önde gelen film ve müzik ikonlarından VesaMatti Loiri ve Samuli Edelmann rol alıyor.

I Give It A Year / Bu Aşk Fazla Sürmez, Sacha Baron Cohen’in Borat ve Bruno’nun senaryolarını birlikte yazdığı Dan Mazer’in son filmi. Romantik komedilerin bittiği noktada başlayan bu hareketli film olabilecek en uyumsuz çiftin, Josh ve Nat’ın evliliklerinin ilk yılını komik bir dille anlatıyor.

  • Mayınlı Bölge

İstanbul Film Festivali’nin ilgiyle beklenen bölümlerinden, Malezya Havayolları’nın sponsorluğundakiMayınlı Bölge”de farklı tür ve anlatım teknikleriyle sınırları zorlayan, yaklaşımları ve teknik özellikleriyle tekinsiz yerlerde dolaşan 10 film gösterilecek.

Dog Days / Zor Günler, ImportExport gibi ödüllü filmlerin ve State of the Nation / Ulusun Hali gibi belgesellerin tartışmalı yönetmeni Ulrich Seidl’in, aynı aileden üç kadının çıktığı üç farklı tatilde kendi cennetlerini aramalarını anlatan “Cennet Üçlemesi”nin tümü festivalde gösterilecek. İlk film, cennetin dünyevi aşkta olduğuna inanan ve genç bir sevgili bulmak için Kenya’ya giden Teresa’yı anlatan Paradise: Love / Cennet: Aşk. İkinci film Paradise: Faith / Cennet: İnanç, Teresa’nın, Venedik’te kapı kapı gezerek misyonerlik yapan, dindar kız kardeşi Anna Maria’yı anlatıyor. Son film Paradise: Hope / Cennet: Umut ise, Teresa’nın, tatilini zayıflama kampında geçiren kızının hikâyesine odaklanıyor. Bu üç film sırasıyla Cannes, Venedik ve Berlin Film Festivalleri’nde yarışmalı bölümde gösterilmişti.

Khadak ve Altiplano’nun yaratıcıları Peter Brosens ve Jessica Woodworth’un son filmi The Fifth Season / Beşinci Mevsim tüyler ürpertici bir kıyamet hikâyesi. Küçük bir Fransız köyüne bahar gelmeyince köyün yaşadığı panik ve kaos hali, büyük bir umutsuzluk fonunda ve olağanüstü görüntüler eşliğinde anlatılıyor. İlk gösterimleri Venedik ve Toronto’da yapılan Beşinci Mevsim, Venedik’te Genç Sinema, Yeşil Damla Ekoloji, Valladolid’de Jüri Özel, Gençlik Jürisi ve FIPRESCI Ödülleri’ni kazandı. Yönetmenlerden Peter Brosens, festivalin konuğu olarak İstanbul’a geliyor.

2010 yılında Uncle Boonmee filmiyle Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanarak büyük ses getiren Taylandlı yönetmen, video sanatçısı Apichatpong Weeresethakul’un son filmi Mekong Hotel, gerçek ile kurmaca arasında gidip gelen, bu dünyadan öbür dünyaya geçiş yapan bir duygu ve düşünce egzersizi. Sinema dünyasının son zamanlardaki en kendine has seslerinden Weeresethakul, filmde vampiri andıran anne ile kızı ve genç âşık ile Mekong Nehri arasındaki bağı özgün tarzıyla anlatıyor. Mekong Hotel aynı zamanda, Weeresethakul’un 2002’de hazırladığı, ancak yüksek bütçesi yüzünden çekemediği Ecstasy Garden projesi için ekibiyle yaptığı provayı da ekrana aktarıyor. Weeresethakul, 2001’de İstanbul Bienali’ne de sanatçı olarak katılmıştı.

2012’de Tallinn’de En İyi Yönetmen ve Venedik’te Eşcinsel Aslan Ödülleri’ni kazanan Weight / Yük’te morgda çalışan, hayattan umudu kesmiş, doğuştan kambur levazımatçı Jung’un öyküsü anlatılıyor. Sert sahneleriyle Venedik Film Festivali’ndeki ilk gösteriminde sansasyona yol açan Yük, yönetmen Jeon KyuHwan’un sözleriyle “insanların bir yük gibi taşıdıkları yaşamın ağırlığı üzerine grotesk bir fantezi.”

Romantik, yoğun, canlı ve büyüleyici Upstream Color / Gizli Kimya, 2013 yılının merakla beklenen filmlerinden. Sundance’nin ardından, uluslararası prömiyeri Şubat ayında Berlin’de yapılan filmin yönetmeni Shane Carruth, 2004 yılında çektiği bir önceki filmi Primer / Kapsül ile Sundance’de Jüri Büyük Ödülü’nü kazanmıştı. Yönetmenin bu yeni filminde, insanoğlunun kökenlerini ve aşkın entrikalarını irdeleyen karmaşık bir aşk hikâyesi anlatılıyor.

  • Yeni Bir Bakış

Nescafe Gold’un sponsor olduğu Yeni Bir Bakış” bölümünde, ilk ya da ikinci filmleriyle dünya sinema endüstrisinin dikkatini üzerlerine çeken genç yönetmenlerin filmleri izleyicilerle buluşacak.

Geçen yıl Cannes Film Festivali’nde Belirli Bir Bakış Ödülü’nü alan After Lucia / Luciadan Sonra, ilk filmi Daniel ve Ana ile yakaladığı başarıyı sürdüren 1979 doğumlu Meksikalı yönetmen Michel Franco’nun ikinci yönetmenlik denemesi. Meksika’nın Oscar adayı Luciadan Sonra, bir trafik kazası sonucu eşini kaybeden Roberto ile kızının, yeni bir başlangıç yapmak üzere taşındıkları Meksiko’da yasla başa çıkma ve büyük şehre ayak uydurma çabalarını anlatıyor.

İlk gösterimlerini Venedik ve Toronto Film Festivalleri’nde yapan A Hijacking / Fidye, Hint Okyanusu’ndaki yük gemisi MV Rozen’in Somalili korsanlar tarafından kaçırılışını ve mürettebatın rehin alınışını anlatıyor. Submarino ve The Hunt / Onur Savaşı filmlerinin başarılı senaristi Tobias Lindholm’un ikinci filmi Fidye’nin oyuncu kadrosunda Amalie Ihle Alstrup, Johan Philip Asbæk ve Ole Dupont yer alıyor. Filmin çekildiği MV Rozen, daha önce gerçekten açık denizde korsanlar tarafından kaçırılan bir gemi. Kadroda arabulucuyu oynayan Gary Skjoldmose Porter gerçek hayatta da kaçırılan bir gemide rehin düşmüş ve arabuluculuk yapmış.

Çağdaş Habil-Kabil hikâyesi A Respectable Family / Saygın Bir Aile, belgeselci yanıyla tanınan Massoud Bakhshi’nin son kurmaca filmi. Yönetmen Bakhshi, 1979 İslam Devrimi sonrasındaki çocukluğundan, savaş yıllarındaki gençliğinden ve günümüz Tahran’ındaki deneyimlerinden yola çıkarak hazırladığı filmini Batı’da yaşayan İranlı bir akademisyen üzerinden anlatıyor.

Peddlers / Hamallar, Bollywood’a alternatif yeni bir Hindistan sinemasının en iyi örneklerinden. Filmin yönetmeni ve senaristi Vasan Bala filminin eksik kalan bütçesini Facebook’tan tamamlamasıyla Hindistan bağımsız sineması için umut ışığı yaktı. Hamallar, başıboş yetim Mac, cinsel sorunları olan polis memuru Ranjit ve kanser tedavisi için uyuşturucu işine giren eski öğretmen Bilkis’in kesişen hayatlarını konu alıyor. Bombay sokaklarında geçen bu karanlık suç filmi 2012 Cannes’da Eleştirmenler Hafta’sında gösterildi.

Filistinli yönetmen Annemarie Jacir’in filmi When I Saw You / Seni Gördüğümde, Şubat ayında düzenlenen Berlin Film Festivali’nde NETPAC Ödülü’ne layık görüldü. Jacir’in Salt of This Sea / Bu Denizin Tuzu’nun ardından çektiği bu ikinci filmi 1967 yılında, Filistinli mültecilerin yerleştiği bir kampta geçiyor ve 11 yaşında, başına buyruk bir çocuğun özgürlük peşinde babasını arayışını konu alıyor. Huffington Post Seni Gördüğümde’yi “son derece dokunaklı sinemasal bir şiir” sözleriyle övdü.

Geçen yıl Selanik Film Festivali’nde En İyi Senaryo, İzleyici ve Jüri Özel Ödülleri’ni alan Epilogue / Son, festivalin “Yeni Bir Bakış” bölümünün merak uyandıracak filmlerinden. Amir Manor’un ilk uzun metraj filmi, yaşlı bir çiftin mahrem portresini çizerken tüketim ve bürokrasi çarkları içinde yabancılaşmış ve körelmiş İsrail toplumunu da eleştiriyor. Haneke’nin büyük ses getiren Amour / Aşk filmine benzetilen Son’un senarist ve yönetmeni Amir Manor, festivalin konuğu olacak.

Müzik tutkunlarının kaçırmaması gereken filmlerden Gimme the Loot / Malları Ver, soul müzik, hip hop ve grafiti dünyasının nefes kesici bir bileşimiyle yola çıkan yönetmen Adam Leon’un ilk uzun metrajı. Austin SXSW festivalinde En İyi Kurmaca Film Ödülü’nü alan Malları Ver, grafiti sanatçısı bir çiftin hikâyesini anlatıyor.

  • Geceyarısı Çılgınlığı

Uyarıcı filmleri uykuya tercih edenlerin dört gözle beklediği geleneksel “Geceyarısı Çılgınlığı” bölümünün sponsoru tv2. Festival boyunca cuma ve cumartesi geceleri 24.00 seansında gösterilecek filmler izleyicilerin uykusuna mal olacak.

Bölümün kaçırılmayacak filmlerinden biri hiç kuşkusuz 26 farklı yönetmenin çektiği 26 farklı ölüm hikâyesinden oluşan The ABCs of Death / Ölümün Alfabesi. İlk gösterimi Toronto’da yapılan bu çılgın film, on beş ülkeyi kapsayan prodüksiyonu, Ben Wheatley, Jorge Michel Grau ve Xavier Gens gibi dünyaca ünlü sinemacıların yönettiği bölümleriyle çok iddialı. Alfabenin her bir harfi için farklı bir yönetmen tarafından çekilen 26 film, kışkırtıcı, şok edici, komik ve sinir bozucu.

Bölümde ayrıca Midnight Meat Train ile tanınan Ryûhei Kitamura’nın No one lives / Herkes Ölecek ve El Orfanato / Yetimhanenin yaratıcılarının yapımcılığını üstlendiği, Oriol Paulo’nun The Body / Ceset filmleri de yer alıyor.

  • Ustalar

Ustalar” bölümünde bütün sinemaseverler, dünya sinemasına yön vermeyi sürdüren usta yönetmenlerin son filmlerini izleme fırsatı bulacak.

Ken Loach’ın, prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yapan ve büyük beğeni toplayan belgeseli Spirit of 45 / 45 Ruhu, festivalin kaçırılmayacaklarından. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından İngiltere’de esen umut rüzgârlarının vahşi kapitalizmle yok oluşunu anlatan 45 Ruhu, dönemin tanıklarının anlatılarıyla arşiv görüntülerinden oluşuyor. Bir önceki filmi The Angels Share / Meleklerin Payı Filmekimi’nde gösterilen Ken Loach, son filminde İngiltere’nin bir birlik ruhu içinde savaşın yıkıntıları arasından çıkışının izini sürüyor.

En yaşlı sinemacı, 103 yaşındaki Manoel de Oliveira’nın, Portekizli modernist Raul Brandão’nun 1923 tarihli oyunundan uyarladığı filmi Gebo And The Shadow / Gebo ve Gölge’nin başrollerinde Claudia Cardinale, Jeanne Moreau, Leonor Silveira, Oliveira’nın torunu Ricardo Trepa ve Michael Lonsdale yer alıyor. İlk gösterimi Venedik Film Festivali’nde gerçekleştirilen, Abu Dabi Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü alan film, 19. yüzyıl sonlarında oğlunu korumak için kendini feda eden bir adamın hikâyesini anlatıyor.

Fransız Yeni Dalga akımının önemli isimlerinden Alain Resnais’in son filmi You Aint Seen Nothin Yet / Henüz Bir Şey Görmediniz, “Ustalar” bölümünün iddialı yapımlarından. Alain Resnais, son filminde kurgu ile gerçeği, film ile tiyatroyu harmanlarken aşk, yaşam, ölüm gibi temaları irdeliyor.

Efsanevi belgeselci ve fotoğrafçı Raymond Depardon, altı yılını doğduğu ülkeyi geniş format kamerayla fotoğraflayarak geçirdi ve uzun yıllar birlikte çalıştığı Claudine Nougaret ile alışılmışın dışında bir seyahat güncesi hazırladı. Journal De France / Fransa Günlüğü benzersiz bir Fransa portresi çizerken sıradışı bir kariyerin ve sanat fotoğrafçılığının etkileyici özetini de sunuyor. Yolculuk, Depardon’un muhabirlik yaptığı zamanlardan Çad, Venedik, Cannes, Bokassa gibi mekânlara ve Jean-Luc Godard gibi isimlere uzanıyor.

Tabuları yıkan sinemacı Peter Greenaway, Goltzius And The Pelican Company / Goltzius ve Pelikan Kumpanyası ile bu kez seks, din ve sanatın iç içe geçtiği üç katmanlı bir film sunuyor. Yönetmenin Rembrandt’ın etrafındaki komployu anlattığı Nightwatching / Gece Bekçisi ile başladığı “Hollandalı Ustalar” üçlemesinin ikinci filmi olan Goltzius ve Pelikan Kumpanyası, 16. yüzyılda yaşamış baskı ve gravür ustası Hendrik Goltzius’u izliyor. Film, Goltzius’un zina, ensest, aldatma, pedofili, fahişelik ve ölüsevicilikten oluşan altı cinsel tabuyu sahnelemesini konu alıyor.

20. yüzyılın en önemli düşünürlerinden Hannah Arendt’in yaşamının bir bölümünü konu alan Hannah Arendt, Berlin’den sonra 32. İstanbul Film Festivali’nde gösterilecek. Önceki çalışmalarında Rosa Luxemburg ve Hildegard von Bingen’in hayatlarını da beyazperdeye taşıyan yönetmen Margarethe von Trotta’nın son filmi, kahramanını Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann’ın 1960 yılında Kudüs’te yargılanışını izlerken resmediyor. Arendt, The New Yorker dergisine Eichmann hakkında hazırladığı yazı dizisinin ardından, 1961–1964 yıllarında tüm dünyadan gelen sert tepkilere direniyor. Filmde Arendt’i ünlü Alman oyuncu Barbara Sukowa canlandırıyor. “Düşünen bir kadının filmi”ni yaptığını belirten Margarethe Von Trotta, “kötülüğün sıradanlığı”nı keşfiyle dünyayı sarsan Arendt’in hikâyesini etkileyici bir biçimde anlatıyor.

Fist in the Pocket / Cepteki Yumruklar, Good Morning Night / Günaydın Gece ve Vincere / Yenmek’in usta yönetmeni İtalyan Marco Bellocchio, son filmi Dormant Beauty / Uyuyan Güzel ile izleyiciyi ötanazi konusunda çok yönlü bir keşfe çıkarıyor. Uyuyan Güzel, 2012 Sao Paulo Eleştirmen Ödülü’nü ve filmin oyuncusu Fabrio Falco 2012 Venedik En İyi Yeni Genç Erkek Oyuncu Ödülü’nü aldı.

Usta yönetmen Mike Figgis’in son filmi Suspension of Disbelief / Gördüğüne İnan, festivalin merakla beklenenlerinden. Gerçeklikle hayal arasında geçişlerle örülü, senaryoyla gerçek hayatın birbirine karıştığı bu psikolojik gerilim, Mulholland Dr. / Mulholland Çıkmazı ve Black Swan / Siyah Kuğu gibi modern klasiklerle kıyaslanan postmodern bir cinayet filmi.

  • Çocuk Mönüsü

Festivalin ailece izlenebilecek, uluslararası çocuk filmi festivallerinde beğeni toplayan yapıtların gösterildiği “Çocuk Mönüsü” bölümünde en iyi çocuk filmlerinden bir seçki sunulacak. Festival süresince hafta sonları Citys ve Rexx sinemalarında, 11.00 ve 13.30 seanslarında gösterilecek filmlere simültane Türkçe seslendirme yapılacak.

Bölüm kapsamında, Stéphane Aubier, Vincent Patar ve Benjamin Renner’in Ernest & Celestine / İki Arkadaş, Michel Ocelot’un Kirikou and The Men and the Women / Kirikou ve Erkekler ve Kadınlar ve Stephan Schesch’in Moon Man / Aydaki Adam filmleri festivalin küçük takipçileriyle buluşacak.

  • Anılarına

Festivalin “Anılarına” bölümde yakın zamanda kaybettiğimiz sinema üstatlarının filmleri izleyicilerle buluşacak.

Anılarına” bölümünde sadece sinemada değil, sözünü söylediği her alanda zamanın ötesinde işler yapmış usta yönetmen Metin Erksan anısına, yönetmenin 1974’te TRT için çağdaş Türk öykülerinden uyarladığı beş orta metraj filmi gösterilecek. Sabahattin Ali’nin Hanende Melek, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Geçmiş Zaman Elbiseleri, Samet Ağaoğlu’nun Bir İntihar, Sait Faik Abasıyanık’ın Müthiş Bir Tren ve Kenan Hulusi Koray’ın Sazlık öykülerinden senaryolaştırılan bu az görülmüş beş filmi kaçırmamak gerek.

Geçen Mayıs ayında yitirdiğimiz sinema yazarı, tarihçisi ve SİYAD’ın onursal üyesi Rekin Teksoy, SİYAD’ın seçtiği bir filmle anılacak. SİYAD, Rekin Teksoy’un anısına, onun edebiyata ve İtalyan sinemasına duyduğu sevgiyi bir araya getiren Pier Paolo Pasolini’nin Decameron / Dekameron filmini seçti.

Oyuncu Harold Lloyd’un anısına Fred C. Newmeyer ve Sam Taylor’un Safety Last! / Güvenlik Sonra Gelir filmi gösterilecek. Ocak ayında kaybettiğimiz yönetmen Nagisa Oshima’nın anısına Merry Christmas Mr. Lawrence / Mutlu Noeller Bay Lawrence, Tony Scott’ın anısına ise The Hunger / Açlık filmi festivalde olacak.

Başrol oyuncusu River Phoenix’in 1993 yılındaki trajik ölümü nedeniyle yarıda kalan ve Eylül 2012’de Hollanda Film Festivali’ndeki gösterimine kadar izleyiciyle buluşamayan Dark Blood / Kirli Kan da, “Anılarına” bölümünde gösterilecek filmlerden. George Sluizer’in yönettiği film, Hollanda ve Berlin Film Festivallerindeki gösterimlerinin ardından, River Phoenix’in ölümünün 20. yıldönümü anısına 32. İstanbul Film Festivali’nde gösterilecek. Yönetmen George Sluizer de festivale konuk olarak katılacak.

FESTİVALİN AKREDİTASYON VE KONUK AĞIRLAMA MERKEZİ

İstanbul Film Festivali’nin akreditasyon ve konuk ağırlama merkezi Akbank Sanat, akreditasyon sağlanan tüm sinema profesyonellerine ve medya mensuplarına festival boyunca açık olacak.

FESTİVAL SİNEMALARI VE SEANSLARI

Festivalin gösterimleri Beyoğlu’nda Atlas, Beyoğlu, Pera Müzesi, Nişantaşı’nda Citys, Ortaköy’de Feriye ve Kadıköy’de Rexx olmak üzere 6 sinemada yapılacak.

Filmlerin gösterim seansları 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30. Festivalin büyük ilgi gören “Geceyarısı Çılgınlığı bölümünde bu yıl her cuma ve cumartesi gecesi 24.00’da yüksek gerilimli bir film gösterilecek.

FESTİVAL BİLETLERİ 16 MART CUMARTESİ GÜNÜ SATIŞA ÇIKIYOR

32. İstanbul Film Festivali biletleri 16 Mart Cumartesi günü 10.00’dan itibaren:

–     Biletix satış noktaları,

–     Biletix çağrı merkezi (0216 556 98 00),

–     Biletix web sitesi (www.biletix.com) ve

–     Atlas, Beyoğlu ve Rexx sinemalarında açılacak ana gişelerden alınabilecek.

Festivalde bilet fiyatları tam 15 TL, öğrenci ile 65 yaş ve üstü sinemaseverler için ise 10 TL olacak. Hafta içi gündüz seanslarındaki indirimli bilet uygulaması bu yıl da devam edecek. Festival boyunca, hafta içi gündüz seansları (11.00, 13.30 ve 16.00) yalnızca 5 TL olacak.

  • Festivalde filmleri en ucuza izleme şansı yine Lale üyelerinin

Festival boyunca filmleri en ucuza izleme şansı Lale üyelerinin olacak. Lale üyeleri biletlerinde %25e varan özel indirimlerden yararlanabilecekler. Lale Kart sahipleri için indirimli ön satış dönemi 12 Mart’ta başlayacak. 12 Mart’ta Siyah Lale üyeleri, 13, 14 ve 15 Mart’ta Beyaz, Kırmızı ve Sarı Lale üyeleri biletlerini özel indirimlerle temin edebilecekler. Lale üyeleri öncelikli biletlerini Atlas, Beyoğlu ve Rexx sinemalarından alabilecekler.

  • Axess kart sahipleri festivalde de avantajlı

Festival Sponsoru Akbank’ın Axess Kart sahiplerine sunduğu çok önemli bir avantajı hatırlatmakta fayda var. Axess Kart sahipleri festival boyunca hafta içi gündüz seansları hariç satın alacakları biletlerde %20 özel indirimden yararlanacaklar.

  • “BitamBiöğrenci” projesiyle öğrencilere destek olmak ister misiniz?

İKSV, 2007 yılında başlattığı “BitamBiöğrenci” projesiyle, işbirliği içinde bulunduğu çeşitli sivil toplum kuruluşları ve sanata duyarlı izleyiciler sayesinde, kültürel etkinliklere katılma şansı bulamayan öğrencileri sanatla buluşturmaya devam ediyor. Sinemaseverler, alacakları biletlere ek olarak yapacakları 15 TLlik katkıyla 10 öğrencinin film gösterimlerine katılmasını sağlayarak “BitamBiöğrenci” projesine destek verebilirler.

Sinemaseverler 15 gün boyunca ellerinden düşürmeyecekleri 32. İstanbul Film Festivali kitapçığını 9 Mart Cumartesi gününden itibaren festival sinemalarından (Atlas, Beyoğlu, Citys, Feriye, Rexx) ve İKSV’den 4 TL karşılığında temin edebilirler.

İstanbul Film Festivali hakkında ayrıntılı bilgi için:

film.iksv.org

İstanbul Film Festivali’ni sosyal medyada takip etmek için:

facebook.com/istanbulfilmfestivali

twitter.com/istfilmfest

İstanbul Film Festivali ile ilgili yüksek çözünürlüklü görselleri www.iksvphoto.com adresinden indirebilirsiniz.

Festivalin, İKSV Stüdyo tarafından hazırlanan tanıtım videosunu ve basın toplantısından görüntüleri https://files.secureserver.net/0fMi4kzyy15j5W adresinden indirebilir, festivalde yer alacak filmlerin tanıtım görüntüleri için [email protected] adresi üzerinden İKSV Medya İlişkileri ile temasa geçebilirsiniz.

Basın mensuplarının festivalle ilgili tüm soruları için: (212) 334 07 12 ve (212) 334 07 14

32. İSTANBUL FİLM FESTİVALİ ETKİNLİKLERİ

İKSV tarafından Akbank sponsorluğunda düzenlenecek İstanbul Film Festivali sinemaseverlere 32. yılında da filmleriyle olduğu kadar etkinlikleriyle de yoğun bir program sunacak. Festival kapsamında film gösterimlerinin yanı sıra ücretsiz gerçekleştirilecek sinema dersleri ve söyleşiler de düzenlenecek. Yurtdışından konukların konuşmacı olarak yer alacağı etkinliklerin tümünde konsekütif ya da simültane Türkçe çeviri yapılacak. 32. İstanbul Film Festivali etkinlikleriyle ilgili ayrıntılı ve güncel haberler, film.iksv.org, twitter.com/istfilmfest ve facebook.com/istanbulfilmfestivali adreslerinden takip edilebilecek.

FESTİVALDE SİNEMA DERSLERİ

  • 7 Nisan Pazar, Akbank Sanat, 16.00

Costa-Gavras Sinema Dersi

Politik sinemanın saygın ustalarından CostaGavras, festival kapsamında 7 Nisan Pazar günü 16.00’da Akbank Sanat’ta bir söyleşi gerçekleştirecek. Festivalin bu yılki Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nün sahibi olacak yönetmen CostaGavras, festival kapsamında vereceği bu sinema dersinde sinema anlayışı ve filmleri üzerine bir sohbet gerçekleştirecek. Yapıtları her zaman tartışma yaratan, Missing / Kayıp, Z ve Eden is West / Cennet Batıda gibi filmleriyle eşitsizliğe, insan hakları ihlallerine, faşizme karşı sözü olan CostaGavras, sinemadaki ilk yıllarından festival programında “Akbank Galaları”nda yer alan son filmi Capital / Kapital’e, değişen dünyayla birlikte sinemasının da nasıl evrildiğini anlatacak. Moderatörlüğünü sinema yazarı Alin Taşçıyan’ın yapacağı söyleşiye katılmak isteyenler yer kuponlarını, etkinlik sabahı 10.00dan itibaren Akbank Sanat’tan alabilecekler.

  • 9 Nisan Salı, Salon İKSV, 16.00

Carlos Reygadas Sinema Dersi

2000’li yılların, filmleri en çok tartışılan önemli yönetmenlerinden Meksikalı Carlos Reygadas, festival kapsamında 9 Nisan Salı günü 16.00’da Salon İKSV’de vereceği sinema dersiyle, kendi sinema dünyasını yaratma macerasını seyircilerle paylaşacak. Geçen yıl Post Tenebras Lux / Karanlıktan Aydınlığa ile Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazanan Carlos Reygadas, sinema dersinde filmlerinin kendine özgü ritmini anlatacak. Festival programında “Gerçek Mucizedir: Carlos Reygadas” başlıklı bölümde tüm uzun metraj filmleri ve iki kısa filmi gösterilecek yönetmenin sinema dersi, Sinema dergisi moderatörlüğünde yapılacak. Yer kapasitesi sınırlı olacak bu etkinliğe katılmak isteyenler, [email protected] adresine e-posta göndererek kayıt yaptırabilecekler.

  • 12 Nisan Cuma, Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi, 16.00

Peter Weir Sinema Dersi

Bu yılki Altın Lale Uluslararası Yarışma’nın jüri başkanlığını üstlenen ünlü yönetmen Peter Weir festival kapsamında 12 Nisan Cuma günü 16.00’da Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi’nde bir sinema dersi verecek. Avustralya Yeni Dalgası’nın önde gelen yönetmenlerinden Peter Weir, Picnic at Hanging Rock / Hanging Rockta Piknik, Gallipoli / Gelibolu gibi ilk dönem filmlerinden Dead Poets Society / Ölü Ozanlar Derneği, The Truman Show, Master and Commander / Dünyanın Uzak Ucu gibi geniş kitlelere ulaşan Amerikan yapımı filmlerine dramatik derinliğiyle övgü toplayan kariyerinden söz edecek. Peter Weir’in, yer kapasitesi sınırlı olacak sinema dersine katılım için [email protected] adresine e-posta göndererek kayıt yaptırmak yeterli.

FESTİVALİN SÖYLEŞİLERİ

  • 5 Nisan Cuma, Akbank Sanat, 16.00

Serbest Radikaller – Deneysel Sinema Üzerine Bir Söyleşi

Serbest Radikaller Deneysel Sinema Üzerine Bir Söyleşi”de, festivalde “NTV Belgesel Kuşağı”nda gösterilecek Free Radicals: A History of Experimental Film / Bir Deneysel Sinema Tarihi filminin yönetmeni Pip Chodorov ile yazar, editör, festivalci ve sinemacı HeinzPeter Schwerfel, deneysel sinema çerçevesinde sinema ile sanatın kesişme noktalarını ortaya koyacaklar. Pip Chodorov ve HeinzPeter Schwerfel söyleşide, avangart ve deneysel sinemanın çağdaşlarını nasıl yeni alanlara yönlendirdiğini konuşacaklar. 5 Nisan Cuma günü 16.00’da Akbank Sanat’ta gerçekleştirilecek söyleşinin moderatörlüğünü Lara Kamhi üstlenecek. Etkinliği takip etmek için gereken yer kuponu, etkinlik sabahı 10.00dan itibaren Akbank Sanat’tan temin edilebilecek. Almanca orijinalinden Türkçeye, Dirimart tarafından çıkarılan RES Yayınları bünyesinde kazandırılan, HeinzPeter Schwerfel’in son kitabı Kino und Kunst: eine Liebesgeschichte / Sinema ve Sanat: Bir Aşk Hikâyesi’nin tanıtımı da 7 Nisan Pazar günü 11.00’da Cezayir Restaurant’ta düzenlenecek.

  • 8 Nisan Pazartesi, Pera Müzesi, 16.00

13. İstanbul Bienali İşbirliğiyle:

Ben Kentli-Vatandaş Değil miyim? Barbarlık, sivil uyanış ve şehir

14 Eylül10 Kasım 2013 tarihleri arasında Fulya Erdemci’nin küratörlüğünde düzenlenecek 13. İstanbul Bienali’nin, festival kapsamındaki “Ben KentliVatandaş Değil miyim? Barbarlık, sivil uyanış ve şehir başlıklı film programı çerçevesinde, çağımızda uygarlığın sınırlarını sorgulayan kurmaca film, belgesel ve video çalışmaları gösterilecek. Program, neoliberal sistemin istikrarsızlaştırıcı gücüne ve barbarlık, aktivizm ve sivil katılım gibi kavramların yeniden tanımlandığı bu sisteme gösterilen farklı tepkilere odaklanacak. Festivalde, bölüm kapsamında izleyicilerle buluşacak Foreigners out! Schlingensiefs Container / Yabancılar Dışarı! filminin yönetmeni Paul Poet ile İstanbul Film Festivali Belgesel Danışma Kurulu Üyesi, yönetmen Berke Baş “bu karmaşık kavramları sinema nasıl ifade edebilir?” ve “mevcut gerçekliğe alternatifler önermede sinemacıların rolü nedir?” sorularının konuşulacağı bir söyleşi gerçekleştirecekler. Film programının küratörlerinden Yael Messer ve Fulya Erdemci’nin sunacağı söyleşi, 8 Nisan Pazartesi günü 16.00’da Pera Müzesi’nde yapılacak.

  • 6 Nisan Cumartesi, Akbank Sanat, 16.00

Belgeseller ve Kitle Fonlaması

Festivalde, son dönemde belgesel filmler için de alternatif bir kaynak yaratma yöntemi olarak kullanılmaya başlayan, internet üzerinden gerçekleştirilen kitle fonlaması üzerine bir söyleşi gerçekleştirilecek. docİstanbul işbirliğiyle ve Berke Baş’ın moderatörlüğünde, 9 Nisan Salı günü 14.00’da Salon İKSV’de düzenlenecek söyleşiye, bütçelerini kısmen de olsa kitle fonlaması yöntemi ile oluşturmuş Ekümenopolis filminin yapımcısı Gaye Günay, Diyar filminin yönetmeni Devrim Akkaya ve Benim Çocuğum filminin yönetmeni Can Candan ile yapımcısı Ayşe Çetinbaş katılacak. Yer kapasitesi sınırlı olacak bu etkinliğe katılmak isteyenler yer kuponlarını, etkinlik sabahı 10.00dan itibaren Akbank Sanat’tan alabilecekler.

FESTİVALE PARALEL GÖSTERİMLER

  • 13 Nisan Cumartesi ve 14 Nisan Pazar, Akbank Sanat, 15.00

Akbank 9. Kısa Film Festivali: Ödüllü Filmler

1828 Mart 2013 tarihlerinde yapılacak Akbank 9. Kısa Film Festivali’nde ödül alacak filmler, 32. İstanbul Film Festivali kapsamında, 13 Nisan Cumartesi ve 14 Nisan Pazar günleri 15.00’da Akbank Sanat’ta ücretsiz olarak sinemaseverlerle buluşacak. Yarışmanın ön eleme jürisinde bu yıl, oyuncu ve oyuncu koçu Bahar Kerimoğlu, Maltepe Üniversitesi öğretim görevlisi Serkan Öztürk ve yönetmen Selim Evci yer alacak. Festivalde jüriler filmleri, En İyi Kurmaca Film, En İyi Belgesel Film ve bu yıl ilk kez En İyi Canlandırma kategorilerinde değerlendirilecek. Etkinliğe katılmak isteyenler yer kuponlarını, gösterim günlerinde 10.00dan itibaren Akbank Sanat’tan alabilecekler.

  • 13 Nisan Cumartesi, Pera Müzesi, 11.00

Vicdan Filmleri

Hrant Dink Vakfı’nın, “Gelin, Vicdanımızla Bakalım” çağrısıyla dünyanın her yerinden eli kamera tutan, amatör, profesyonel herkesi film çekmeye davet ettiği “Vicdan Filmleri” projesinin üçüncüsüne katılan filmlerden 21i, 32. İstanbul Film Festivali kapsamında izleyicilerle buluşacak. 31 Mart1 Kasım 2012 tarihleri arasında www.vicdanfilmleri.org adresine yüklenen, en fazla 5 dakika uzunluğundaki 57 kısa filmden, Alin Taşçıyan, Arzu Başaran, Eric Bogosian, Hülya Uçansu, Marco Bechis, Rakel Dink, Reha Erdem ve Robin Kirk’ten oluşan uluslararası jüri tarafından seçilen 21 film, 13 Nisan Cumartesi günü 11.00’da Pera Müzesi’nde izlenebilecek. Seçkide Yabancı (Aylin Ohri), The Joy Of Quiet (Arthur Sukiasyan), Belleksiz (Şükriye Arslan), Yeniden Merhaba Diyeceğim Güneşe (Can Deniz Erün), O Ses (Sezer Belli), Zelâl (Muhammet Emrah Demirel), Yalnız Bir Zombi (Simin Soyer), Çocuk Ölmek (Burcu Gerçeker), Dönüşüm (Ufuk Engin Can), Gurur ve Şeref (Dilber Shatursun), Para/Pere/Money (Bedirhan Sakci), Erk (Cemal Çelik), Kırmızı (Muhammed Sami Bayram), Muhteşem Üçlü (Ali Bozan), Disturbdance (Guli Silberstein), Küçük (Caner Çetiner), Ayakkabı (Buluş Oygur), Uykusuz (Sinan Salaz), Kent Sürgünleri (Emrah Çam), About The Ephemeral (Silvina Der-Meguerditchian), O An (Suat Şenocak) filmleri yer alacak. “Vicdan Filmleri” seçkisinin, 5 TL üzerinden temin edilebilecek biletleri, gösterim günlerinde 10.00dan itibaren Pera Müzesi’nden alınabilecek.

KÖPRÜDE BULUŞMALAR 8 YAŞINDA!

32. İstanbul Film Festivali kapsamında düzenlenen Köprüde Buluşmaların sekizincisi, bu yıl Efes sponsorluğunda gerçekleştirilecek.

Bu yıl Köprüde Buluşmalar’ın sekizincisi, Efes sponsorluğunda gerçekleştirilecek. Sinemaya desteğini 26 yıldır sürdüren Efes, İstanbul Film Festivali’nde Türkiye Sineması bölümü sponsoru olmasının yanı sıra, Altın Lale Ulusal Yarışma’da 30.000 Amerikan doları değerinde Jüri Özel Ödülü’nü de veriyor. Bu yıldan itibaren sinemaya verdiği desteği artıran Efes, Köprüde Buluşmalar’ın sponsorluğunu da üstlenerek Türkiye’de filmlere sadece bittikten sonra değil, daha proje ve yapım aşamasından itibaren destek vermeye başlıyor.

Köprüde Buluşmalar kapsamında 10 Nisan Çarşamba ve 11 Nisan Perşembe günlerinde, Türkiye’den yönetmen ve yapımcıların katılacağı Film Geliştirme ve Yapım Aşaması Atölyeleri gerçekleştirilecek. Film projelerinin ve yapımı devam eden filmlerin ilk uluslararası sunumlarının yapılacağı atölyeler, 11 Nisan Perşembe akşamı düzenlenecek ödül töreniyle sona erecek.

Katılımcıları 8 Mart Cuma günü açıklanacak Film Geliştirme Atölyesi sonunda seçilecek projelere 10.000 Amerikan doları değerinde TC Kültür ve Turizm Bakanlığı Destek Ödülü, 10.000 avro değerinde CNC Ödülü, 2500 avro değerinde Binger Senaryo Danışmanlık Ödülü ve Melodika Ses Post-prodüksiyon Ödülü verilecek

Katılımcıları 22 Mart Cuma günü açıklanacak Yapım Aşaması Atölyesi’nde yer alacak bir filmin yapımcısına, filmin tanıtımında kullanılması amacıyla, bu yıl ilk defa 10.000 Amerikan doları değerindeki Efes Ödülü verilecek. Geçen yıl ilk defa verilen 1000VOLT Post Prodüksiyon Ödülü de bu yıl yine devam ediyor.

Köprüde Buluşmalar, Medienboard BerlinBrandenburg ve Hamburg SchleswigHolstein Film Fonları’nın işbirliğiyle oluşturulan TürkiyeAlmanya Ortak Yapım Film Geliştirme Fonu bu yıl da, çekimine başlanmamış Türkiye-Almanya ortak yapımlarına destek olmaya devam edecek. Bu üç kurum tarafından iki ülke arasındaki kültürel işbirliğini artırmak ve ortak yapımları desteklemek amacıyla oluşturulan bu fonun seçici kurul toplantısı Köprüde Buluşmalar sırasında yapılacak. Desteklenecek projeler ve Köprüde Buluşmalar atölyelerinin kazananları 32. İstanbul Film Festivali kapsamında, 11 Nisan Perşembe gecesi düzenlenecek Köprüde Buluşmalar Ödül Töreni’nde açıklanacak.

KÖPRÜDE BULUŞMALAR PANELLERİ

Yılın çeşitli dönemlerinde olduğu gibi festival sırasında da devam edecek Köprüde Buluşmalar panelleri, sinemacıların ilgisini çekecek konulara odaklanacak. 512 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek paneller, tüm film profesyonellerine ve sinemaseverlere açık olacak.

5 Nisan Cuma günü 13.30’da Akbank Sanat’ta düzenlenecek “Proje geliştirme aşaması hakkında ne biliyoruz?” başlıklı panelde, Tobias Pausinger ve Gabriele Brunnenmeyer, film yapımında çekim öncesi hazırlık ve proje geliştirme aşaması üzerine bilinmesi gerekenler konusundaki deneyimlerini sinema öğrencileriyle paylaşacaklar.

8 Nisan Pazartesi günü 13.00’da Akbank Sanat’ta gerçekleştirilecek “VoD ve Yeni Dağıtım İle Tanıtım Yöntemleri” panelinde, yeni medya sektörünün önde gelen kurumlarından Under Milky Way’in kurucularından PierreAlexander Labelle, VoD ve yeni dağıtım yöntemlerinden bahsederken aynı zamanda bu konuda yapılan araştırmaların sonuçlarını da paylaşacak.

Önümüzdeki yıl Türkiye ile diplomatik ilişkilerinin 600. yılını kutlayacak Polonya ile ileride gerçekleştirilecek ortak yapımların ilk adımı olacak Polonya Film Sektörü ile Tanışma” paneli, 8 Nisan Pazartesi günü 15.00’da Akbank Sanat’ta yapılacak. Panelde, Polonya Film Merkezi işbirliğiyle Lodz Sinema Okulu ve Wajda Okulu temsilcileri de yer alacaklar.

9 Nisan Salı günü 11.00’da Salon İKSV’de düzenlenecek “Bütçesiz Film Yapmak Mümkün mü?” panelinde, Berlin Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü ve En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü alan ve festivalde “Sinemada İnsan Hakları Yarışması”nda gösterilecek, yapımı oldukça küçük bir bütçe ile gerçekleştirilen An Episode in the Life of an Iron Picker / Bir Hurdacının Hayatı filminin yönetmeni ve aynı zamanda yapımcılarından Danis Tanovic ile yapımcıları Cedomir Kolar (A.S.A.P) ve Amra Baksic Camo (Scca/pro. ba) filmin merak edilen yapım süreci hakkında konuşacaklar.

Torino Film Lab atölyesi kapsamında geçen yıl başlayan Uyarlama Atölyesi’nin kurucularından Isabelle Fauvel, 9 Nisan Salı günü 14.00’da Akbank Sanat’ta, Türkiye sinemasında örneklerini son yıllarda görmeye başladığımız edebiyat uyarlamaları üzerine bir sinema dersi verecek.

Birçok yapımcının aşina olduğu ortak yapımlarda postprodüksiyon aşamasında yaşanan sorunlara çözüm önerileri, bu konuda atölyeler düzenleyen ep2c’nin kurucularından, yapımcı Diana Elbaum ve İsrail Film Fonu yöneticisi, yapımcı Katriel Schory tarafından sinemacılarla 11 Nisan Perşembe günü 14.30’da Akbank Sanat’ta paylaşılacak.

2007 yılından bu yana Türkiye ve Ermenistan’dan sinemacıları bir araya getiren, 2009 yılından itibaren de iki ülkeli ortak yapımlara maddi destek veren, Türkiye’den Anadolu Kültür, Ermenistan’dan Altın Kayısı Film Festivali girişimiyle kurulan ErmenistanTürkiye Sinema Platformu, altı yıllık deneyimini festival takipçileri ve sektör profesyonelleriyle 11 Nisan Perşembe günü 16.00’da Fransız Kültür Merkezi’nde paylaşacak. Platformun 2010 yılında desteklediği, Türkiye’de ve dünyada pek çok festivalde gösterilen Komşular filminin yönetmeni Gor Baghdasaryan, platformun 2011 yılında desteklediği, bu yıl ise Altın Lale Ulusal Yarışma’da yer alan Saroyan Ülkesi’nin yönetmeni Lusin Dink, Ermenistanlı sinema eleştirmeni Artsvi Bakhchinyan, platform danışmanı Melek Ulagay ve platform direktörleri Çiğdem Mater ile Susanna Harutyunyan yer alacak.

Panellere katılmak için, festival öncesinde İKSV’deki Köprüde Buluşmalar ofisinde, festival sırasında ise Akbank Sanat’ta ön kayıt yaptırılabilir. Panellerin tümüne katılım ücreti toplam 75 TL olarak belirlendi

KÖPRÜDE BULUŞMALAR DANIŞMA KURULU

Köprüde Buluşmalar’ın danışma kurulu, Gezici Film Festivali yöneticisi, yönetmen ve yapımcı Ahmet Boyacıoğlu, Mithat Alam Film Merkezi yöneticisi, SE-YAP Yönetim Kurulu Üyesi, yapımcı Yamaç Okur, Yeni Sinemacılar ve SE-YAP’ın yönetim kurullarının üyesi, yapımcı Sevil Demirci ile CineMart Art:Film kurucusu ve danışmanı Tobias Pausinger’den oluşuyor.

Köprüde Buluşmalar ile ilgili ayrıntılı bilgi için:

film.iksv.org/tr/koprudebulusmalar

onthebridge@iksv.org

Köprüde Buluşmalar’ı sosyal medyada takip etmek için:

facebook.com/koprudebulusmalar

32. İSTANBUL FİLM FESTİVALİ FİLM LİSTESİ

ULUSLARARASI YARIŞMA – 13 FİLM

–     Ne Yaptın Richard? / What Richard Did / Lenny Abrahamson / İrlanda

–     Can Ateşi / Foxfire / Laurent Cantet / Fransa-Kanada

–     Saldırı / The Attack / Ziad Doueiri / Lübnan-Fransa-Katar-Belçika

–     Camille Claudel, 1915 / Bruno Dumont / Fransa

–     Kelebeğin Rüyası / The Butterfly’s Dream / Yılmaz Erdoğan / Türkiye

–     Yarım Kalan Hayat / Nairobi Half Life / David Tosh Gitonga / Kenya-Almanya

–     Ölü Avrupa / Dead Europe / Tony Krawitz / Avustralya

–     Her Şey O Kadar Sessiz Ki / Boven is het stil / It’s all so quiet / Nanouk Leopold / Holland-Almanya

–     Kuleli Ev / Dom s bashenkoy / House With A Turret /  Eva Neymann / Ukrayna

–     Öğrenci / Student /  Darezhan Omirbayev / Kazakistan

–     Hayatboyu / Lifelong / Aslı Özge / Türkiye

–     Perde / Pardé / Closed Curtain / Jafar Panahi & Kamboziya Partovi / İran

–     Son Konser / A Late Quartet / Yaron Zilberman / ABD

YARIŞMA DIŞI – 2 FİLM

–     Bayanlar ve Baylar / Final Cut – Hölgyeim és uraim / Final Cut – Ladies and Gentlemen / György Pálfi / Macaristan

–     Mekong Hotel / Apichatpong Weerasethakul / Tayland-İngiltere

SİNEMADA İNSAN HAKLARI YARIŞMASI – 10 FİLM

–     F Tipi Film / F Type Film / Ezel Akay, Barış Pirhasan, S. Süreyya Önder, Aydın Bulut, Hüseyin Karabey, Reis Çelik, İnan Altın, Vedat Özdemir, M. İlker Altınay / Türkiye

–     Küf / Mold / Ali Aydın / Türkiye

–     İnşallah / Inch’Allah / Anaïs Barbeau-Lavalette / Kanada-Fransa

–     Dünya Bizim Değil / A World Not Ours / Mahdi Fleifel / İngiltere-Lübnan-Danimarka

–     Kesişen Hayatlar / Krugovi / Circles / Srdan Golubovic / Sırbistan-Almanya-Fransa-Slovenya-Hırvatistan

–     Roket / The Rocket / Kim Mordaunt / Avustralya-Laos

–     Bir Gece / Una Noche / One Night / Lucy Mulloy / ABD-İngiltere-Küba

–     Jiseul / Muel O / Güney Kore

–     Sabır Taşı / Syngué Sabour / The Patience Stone / Atiq Rahimi / Afganistan-Fransa-Almanya

–     Bir Hurdacının Hayatı / Epizoda u zivotu beraca zeljeza / An Episode in the Life of an Iron Picker / Danis Tanovic / Bosna Hersek-Fransa-Slovenya

TÜRKİYE SİNEMASI – 31 FİLM

ULUSAL YARIŞMA – 10 FİLM

–     Özür Dilerim / Forgive Me / Cemil Ağacıkoğlu

–     Köksüz / Nobody’s Home / Deniz Akçay Katıksız

–     Yozgat Blues / Mahmut Fazıl Coşkun / Türkiye-Almanya

–     Saroyan Ülkesi / Saroyanland / Lusin Dink

–     Kelebeğin Rüyası / The Butterfly’s Dream / Yılmaz Erdoğan

–     Karnaval / Can Kılcıoğlu

–     Hayatboyu / Lifelong / Aslı Özge

–     Sen Aydınlatırsın Geceyi / Thou Gild’st The Even / Onur Ünlü

–     Soğuk / Cold / Uğur Yücel

–     Devir / The Cycle / Derviş Zaim

YARIŞMA DIŞI – 2 FİLM

–     Rüzgarlar / Winds / Selim Evci

–     Uzun Hikaye / A Long Story / Osman Sınav

YENİ TÜRKİYE SİNEMASI – 6 FİLM

–     Toprağa Uzanan Eller / King of the Cotton / Ömer Can

–     İçimdeki Çember / The Circle Within / Deniz Çınar

–     Oyuncu / The Actor / Serhat Furtuna

–     Evdeki Yabancılar / Strangers in the House / Dilek Keser-Ulaş Güneş Kacargil

–     Mavi Ring / The Blue Van / Ömer Leventoğlu

–     Uvertür / Overture / Alpgiray M. Uğurlu

BELGESELLER – 13 FİLM

–     Gurbet Pastası / Journey of the Cake / Ayşe Funda Aras

–     Fecîra / Piran Baydemir

–     Ot / Was / Grass / Caner Canerik

–     Böyle Söyledi Habip / Thus Spoke Habip / Münir Alper Doğan

–     Zemo / Kemal Emir

–     Bûka Baranê / Dilek Gökçin

–     Hasret / Garod / Longing / Onur Günay & Burcu Yıldız

–     Annemin Pusulası / Qiblenameya deya min / My Mother’s Compass / Hatice Kamer

–     İşkenceyi Gördük / We Have Seen Torture / Cenk Örtülü & Zeynel Koç

–     Elveda İstanbul / Adieu Istanbul / Dieter Sauter / Türkiye-Almanya

–     Savaşın Tanıkları / The Witnesses of the War / Sami Solmaz

–     Yolun Başında / Beginnings / Somnur Vardar

–     Taşkafa, Bir Sokak Hikayesi / Taşkafa, Stories from the Street / Andrea Luka Zimmerman

SİNEMA ONUR ÖDÜLLERİ – 3 FİLM

–     Kalbimin Efendisi / Master of My Heart / Ertem Eğilmez

–     Bir Türke Gönül Verdim / I Loved A Turk / Halit Refiğ

–     Ah Güzel İstanbul / Oh, Beautiful Istanbul / Atıf Yılmaz

ÖZEL GÖSTERİM: TÜRK KLASİKLERİ YENİDEN – 1 FİLM

–     Vesikalı Yarim / My Prostitute Love / Lütfi Ö. Akad

AKBANK GALALARI – 13 FİLM

–     Aklımı Oynatacağım / Los Amantes Pasajeros / I’m So Excited / Pedro Almodovar / İspanya

–     Sadece Aşk / Den skaldede frisør / Love is all you need / Susanne Bier / Danimarka

–     Lanetli Kan / Stoker / Park Chan-wook / ABD-İngiltere

–     Saksı Olmanın Faydaları / The Perks of Being A Wallflower / Stephen Chbosky / ABD

–     Babadan Oğula / The Place Beyond the Pines / Derek Cianfrance / ABD

–     Yasak Aşk / Two Mothers / Anne Fontaine / Fransa-Avustralya

–     Kapital / Le Capital / Capital / Costa-Gavras / Fransa

–     Yolların Prensi / Prince Avalanche / David Gordon Green / ABD

–     Bir Vampir Hikayesi / Byzantium / Neil Jordan/ İrlanda-İngiltere

–     Geceyarısından Önce / Before Midnight / Richard Linklater / ABD

–     Başka Bir Hayat / Dans la maison / In the House / François Ozon / Fransa

–     Disconnect / Henry Alex Rubin / ABD

–     Kayıp Umutlar / Promised Land / Gus Van Sant / ABD

USTALAR  – 14 FİLM

–     Aşk Kokusu / Après Mai / Something in the Air / Olivier Assayas / Fransa

–     Uyuyan Güzel / Bella Addormentata / Dormant Beauty / Marco Bellocchio / İtalya-Fransa

–     Gebo ve Gölge / O gebo e a sombra / Gebo and the Shadow / Manoel De Oliveira / Portekiz-Fransa

–     Fransa Günlüğü / Journal De France / Raymond Depardon & Claudine Nougaret / Fransa

–     Güreş ve Aşk / Mes séances de lutte / Love Battles / Jacques Doillon / Fransa

–     Gördüğüne İnan / Suspension of Disbelief / Mike Figgis / İngiltere

–     Goltzius ve Pelikan Kumpanyası / Goltzius and the Pelican Company / Peter Greenaway / İngiltere-Hollanda-Fransa-Hırvatistan

–     İftira Ağı / Sou Suo / Caught in the Web / Chen Kaige / Çin

–     45’ Ruhu / The Spirit of 45’ / Ken Loach / İngiltere

–     Gün Doğarken / Kad svane dan / When Day Breaks / Goran Paskaljevic / Sırbistan-Fransa-Hırvatistan

–     Henüz Bir Şey Görmediniz / Vous N’avez Encore Rien Vu / You Ain’t Seen Nothin’ Yet / Alain Resnais / Fransa-Almanya

–     Balığa Gidiyorum / Días de pesca / Gone Fishing / Carlos Sorin / Arjantin

–     İhanet Oyunları / Steekspel / Tricked / Paul Verhoeven / Hollanda

–     Hannah Arendt / Margarethe Von Trotta / Almanya-Lüksemburg-Fransa

DÜNYA FESTİVALLERİNDEN22 FİLM

–     Tim Buckley’den Sevgilerle / Greetings from Tim Buckley / Daniel Algrant / ABD

–     Ailem İçin / At Any Price / Ramin Bahrani / ABD

–     Renoir / Gilles Bourdos / Fransa

–     Bir Yudum Bahar / Quelques heures de printemps / A Few Hours of Spring / Stéphane Brizé / Fransa

–     Tarihi Şehir Merkezi / Centro Histórico / Historic Centre / Manoel de Oliveria & Aki Kaurismaki & Victor Erice & Pedro Costa / Portekiz

–     Dörtlü / Quartet / Dustin Hoffman / İngiltere

–     Hayallerin Ötesinde / Imagine / Andrzej Jakimowski / Polonya-Portekiz-Fransa-İngiltere

–     Kalbimdeki Işık / Ni Guang Fei Xiang / Touch of the Light / Chang Jung-Chi / Tayvan-Hong Kong

–     Wasseypur Çeteleri / Gangs of Wasseypur / Anurag Kashyap / Hindistan

–     Derin Sular / Djúpið / The Deep / Baltasar Kormákur / İzlanda

–     7 Kasa / 7 Cajas / 7 Boxes / Juan Carlos Maneglia & Tana Schembori / Paraguay

–     Çatışmadan Sonra / Baad el Mawkeaa / Apres la Bataille / After the Battle / Yousry Nasrallah / Mısır-Fransa

–     Çocuk Pozu / Pozitia Copilului / Child’s Pose / Calin Peter Netzer / Romanya

–     Ölü ve Mutlu / El muerto y ser feliz / The Dead Man and Being Happy / Javier Rebollo / İspanya-Fransa-Arjantin

–     Zeytin / Zaytoun / Eran Riklis / İngiltere-İsrail

–     Bwakaw / Jun Robles Lana / Filipinler

–     Kon-Tiki / Joachim Rønning & Espen Sandberg / Norveç-Danimarka-İngiltere

–     … Adına / W imie… / In the Name of / Malgorzata Szumowska / Polonya

–     Beyaz Fil / Elefante Blanco / White Elephant / Pablo Trapero / İspanya-Arjantin-Fransa

–     Sanatçı ve Modeli / El artista y la modelo / The artist and the model / Fernando Trueba / İspanya

–     Yarım Kalan Şarkı / Song For Marion / Paul Andrew Williams / İngiltere

–     Gizem / Mystery / Lou Ye / Çin-Fransa

YENİ BİR BAKIŞ16 FİLM

–     Saygın Bir Aile / Yek Khanévadéh-e Mohtaram / A Respectable Family / Massoud Bakhshi / Fransa-İran

–     Hamallar / Peddlers / Vasan Bala / Hindistan

–     Karakuş / Blackbird / Jason Buxton / Kanada

–     Belalı Mahalle / Ill Manors / Ben Drew / İngiltere

–     Lucia’dan Sonra / Después de Lucía / After Lucia / Michel Franco / Meksika-Fransa

–     Nur / Noor /  Guillaume Giovanetti & Çağla Zencirci / Fransa-Pakistan

–     Ayakçı / Chalán / Gofer / Jorge Michel Grau / Meksika

–     Seni Gördüğümde / When I Saw You / Annemarie Jacir / Filistin-Ürdün-Yunanistan-Birleşik Arap Emirlikleri-ABD

–     Neredesin Süpermen? / Bekas / Karzan Kader / İsveç-Finlandiya-Irak

–     Malları Ver / Gimme the Loot / Adam Leon / ABD

–     Fidye / Kapringen / A Hijacking / Tobias Lindholm / Danimarka

–     Son / Hayuta ve Berl / Epilogue / Amir Manor / İsrail

–     Ayıcık / Teddy Bear / Mads Matthiesen / Danimarka

–     Kurt Çocuk / Neuk-dae-so-nyeon / A Werewolf Boy / Jo Sung-Hee / Güney Kore

–     Villegas / Gonzalo Tobal / Arjantin-Hollanda-Fransa

–     Göç / Alyah / Elie Wajeman / Fransa

NTV BELGESEL KUŞAĞI20 FİLM

–     Liderin Gülüşü / Il Sorriso del Capo / The Smile of the Leader / Marco Bechis / İtalya

–     Bir Şarkının Peşinde / Searching for Sugar Man / Malik Bendjelloul / İsveç-İngiltere

–     Traviata ve Biz / Traviata et Nous / Becoming Traviata / Philippe Béziat / Fransa

–      İp / The Tightrope / Simon Brook / Fransa-İtalya

–     Leviathan / Lucien Castaing-Taylor & Véréna Paravel / Fransa-İngiltere-ABD

–     Bir Deneysel Sinema Tarihi / Free Radicals: A History of Experimental Film / Pip Chodorov / Fransa

–     Marina Abramovic’in Yaşamı ve Ölümü / Bob Wilson’s Life and Death of Marina Abramovic / Giada Colagrande / İtalya

–     İnanmaktan Vazgeçme / Don’t Stop Believin’: Everyman’s Journey / Ramona S. Diaz / ABD

–     Oyuncu Seçimi / Casting by / Tom Donahue / ABD

–     Sapığın İdeoloji Rehberi / The Pervert’s Guide To Ideology / Sophie Fiennes / İngiltere-İrlanda

–     Madonna Ağlıyor / Mea Maxima Culpa: Silence in the House of God / Alex Gibney / ABD

–     Sound City / Dave Grohl / ABD

–     Baldan Acı / More than honey / Markus Imhoof / Almanya-Avusturya-İsviçre

–     Görevimiz Lars / Mission to Lars /  James Moore & William Spicer / İngiltere-ABD

–     Bekçiler / The Gatekeepers / Dror Moreh / İsrail-Fransa-Almanya-Belçika

–     Ölümcül Yardım / Assistance mortelle / Fatal Assistance / Raoul Peck / Fransa-Haiti-ABD-Belçika

–     Radyo Evi / La Maison de la Radio / Nicolas Philibert / Fransa

–     State 194 / Dan Setton / İsrail-Filistin-ABD

–     Balkan Ruhu / Balkan Spirit / Hermann Vaske / Almanya

–     Roman Polanski: İstenmeyen Adam / Roman Polanski: Odd Man Out / Marina Zenovich / ABD

MAYINLI BÖLGE12 FİLM

–     Beşinci Mevsim / La cinquième saison / The Fifth Season / Peter Brosens & Jessica Woodworth / Belçika-Hollanda-Fransa

–     Gizli Kimya / Upstream Color / Shane Carruth / ABD

–     Silikon Gelin / The Mechanical Bride / Allison De Fren / ABD-Almanya-Japonya-İngiltere

–     Tanrı Amerika’yı Korusun / God Bless America / Bobcat Goldthwait / ABD

–     Beyaz Nöbet / White Epilepsy / Philippe Grandrieux / Fransa

–     Yük / The Weight /  Jeon Kyu-hwan / Güney Kore

–     Kuş Yemi Yiyen Oğlan / To agori troei to fagito tou pouliou / Boy Eating the Bird’s Food / Ektoras Lygizos / Yunanistan

–     Makao’yu Son Gördüğümde / A Última Vez Que Vi Macau / The Last Time I Saw Macao / João Pedro Rodrigues & João Rui Guerra da Mata / Portekiz-Fransa

–     Cennet: Aşk / Paradies: Liebe / Paradise: Love / Ulrich Seidl / Avusturya-Almanya-Fransa

–     Cennet: İnanç / Paradies: Glaube / Paradise: Faith / Ulrich Seidl / Avusturya-Almanya-Fransa

–     Cennet: Umut / Paradies: Hoffnung / Paradise: Hope / Ulrich Seidl / Avusturya-Almanya-Fransa

–     Halat / La Sirga / William Vega / Kolombiya

EDEBİYATTAN BEYAZPERDEYE11 FİLM

–     Gülen Adam / L’Homme Qui Rit / The Man Who Laughs / Jean-Pierre Améris / Fransa-Çek Cumhuriyeti

–     Lizbon’a Gece Treni / Night Train to Lisbon / Bille August / Almanya-İsviçre-Portekiz

–     Hipnozcu / Hypnotisören / The Hypnotist / Lasse Hallström / İsveç

–     Bukalemunun Rengi / Tsvetat Na Hameleona / The Color of the Chameleon / Emil Hristow / Bulgaristan

–     Kollarımda Kal / À coeur ouvert / A Monkey On My Shoulder / Marion Laine / Fransa-Arjantin

–     Sislerin İçinde / V tumane / In the Fog / Sergei Loznitsa / Almanya-Rusya-Hollanda-Belarus-Letonya

–     Arada Kalan / What Maisie Knew / Scott McGehee & David Siegel / ABD

–     Bir Kadının Gözyaşı / Thérèse Desqueyroux / Claude Miller / Fransa

–     Büyük Umutlar / Great Expectations / Mike Newell / İngiltere-ABD

–     Katil / The Iceman / Ariel Vromen / ABD

–     Kuru Gürültü / Much Ado About Nothing / Joss Whedon / ABD

ANTIDEPRESAN10 FİLM

–     Montreuil Kraliçesi / Queen of Montreuil / Sólveig Anspach / Fransa

–     The Sapphires / Wayne Blair / Avustralya

–     Erkek Aklı / A Glimpse Inside the Mind of Charles Swan III / Roman Coppola / ABD

–     Zıt Kardeşler / Le Grand Soir / Gustave de Kervern & Benoît Delépine / France-Belgium

–     Eyvah / Oh Boy / Jan Ole Gerster / Almanya

–     Salyangozlar ve İnsanlar / Despre oameni si melci / Of Snails and Men / Tudor Giurgiu / Romanya-Fransa

–     Kutsal Dörtlü / Svatá Ctverice / The Holy Quaternity / Jan Hrebejk / Çek Cumhuriyeti

–     Kuzeye Giden Yol / Tie pohjoiseen / Road North / Mika Kaurismäki / Finlandiya

–     Bu Aşk Fazla Sürmez / I Give It A Year / Dan Mazer / İngiltere

–     Garip Turistler / Sightseers /  Ben Wheatley / İngiltere

KADIN HİKAYELERİ9 FİLM

–     Vecide / Wadjda / Haifaa Al-Mansour / Suudi Arabistan

–     Starlet / Sean Baker / ABD

–     Boşluğu Doldurmak / Lemale et Ha’Halal / Fill the Void / Rama Burshtein / İsrail

–     Çocuklarım / À perdre la raison / Our Children / Joachim Lafosse / Belçika-Lüksemburg-Fransa-İsviçre

–     Telekız / Call Girl / Mikael Marcimain / İsveç-Norveç-Finlandiya-İrlanda

–     Ye Uyu Öl / Äta sova dö / Eat Sleep Die / Gabriela Pichler / İsveç

–     Bir Hayalimiz Vardı / Ginger & Rosa / Sally Potter / İngiltere

–     Ölme / Mai Morire / Enrique Rivero / Meksika

–     Küçük Şeyler / Halbschatten / Everyday Objects / Nicolas Wackerbarth / Almanya-Fransa

GERÇEK MUCİZEDİR: CARLOS REYGADAS – 6 FİLM

–     Karanlıktan Aydınlığa / Post Tenebras Lux / Meksika-Fransa-Hollanda-Almanya

–     Sessiz Işık / Stellet licht / Silent Light / Meksika-Fransa-Hollanda-Almanya

–     Cennette Savaş / Batalla en el cielo / Battle in Heaven / Meksika-Belçika-Fransa-Almanya-Hollanda

–     Japonya / Japón / Japan / Meksika-Almanya-Hollanda-İspanya

–     Tutsaklar / Prisoners / Prisonniers / Belçika

–     Max / Maxhumain / Belçika

ÇOCUK MÖNÜSÜ – 3 FİLM

–     İki Arkadaş / Ernest et Célestine / Ernest & Celestine / Stéphane Aubier & Vincent Patar & Benjamin Renner / Fransa

–     Kirikou ve Erkekler ve Kadınlar / Kirikou et les Hommes et les Femmes / Kirikou and The Men and the Women / Michel Ocelot / Fransa

–     Aydaki Adam / Der Mondmann / Moon Man / Stephan Schesch / Almanya-Fransa-İrlanda

GECEYARISI ÇILGINLIĞI3 FİLM

–     Ölümün Alfabesi / The ABCs of Death / 26 yönetmen / ABD

–     Herkes Ölecek / No one lives / Ryûhei Kitamura / ABD

–     Ceset / El cuerpo / The Body / Oriol Paulo / İspanya

ANILARINA11 FİLM

–     Geçmiş Zaman Elbiseleri / Dresses of Times Past / Metin Erksan / Türkiye

–     Hanende Melek / Melek The Singer / Metin Erksan / Türkiye

–     Bir İntihar / A Suicide / Metin Erksan / Türkiye

–     Müthiş Bir Tren / A Terrific Train / Metin Erksan / Türkiye

–     Sazlık / Reeds / Metin Erksan / Türkiye

–     Dekameron / Il Decameron / The Decameron / Pier Paolo Pasolini / İtalya-Fransa-Almanya

–     Güvenlik Sonra Gelir / Safety Last! / Fred C. Newmeyer & Sam Taylor / ABD

–     Mutlu Noeller Bay Lawrence / Merry Christmas Mr. Lawrence / Nagisa Ôshima / İngiltere-Japonya

–     Açlık / The Hunger / Tony Scott / İngiltere

–     Karşımdaki Gece / La noche de enfrente / Night Across the Street / Raoul Ruiz / Fransa-Şili

–     Kirli Kan / Dark Blood / George Sluizer / ABD-İngiltere-Hollanda

BEN KENTLİ-VATANDAŞ DEĞİL MİYİM? BARBARLIK, SİVİL UYANIŞ VE ŞEHİR – 17 FİLM

–     1960 Yazı / Chronique d’un été / Chronicle of a Summer / Edgar Morin & Jean Rouch / Fransa

–     Yabancılar Dışarı! / Ausländer Raus! Schlingensiefs Container / Foreigners out! Schlingensief’s Container / Paul Poet / Avusturya

–     Kule / The Tower: A Songspiel / Chto Delat / Rusya

–     Bana Renk Ver / Dammi I Colori / Anri Sala / Arnavutluk

–     İnşaat Var / En Construcción / Work in Progress / Jose Luis Guerin / İspanya

–     Gravity Hill Haber Filmi No. 5 / Gravity Hill Newsreel No. 5 / Jem Cohen / ABD

–     Yarın / Zavtra / Tomorrow / Andrey Gryazev / Rusya

–     Artıklar / Spoils: Extraordinary Harvest / Alex Mallis / ABD

–     Kaliforniya Rüyası / California Dreaming / Bregtje van der Haak / Hollanda

–     Sıkıştırma / Squeeze / Mika Rottenberg / ABD

–     İşgal / The Take / Avi Lewis / Kanada

–     Ah Güzel İstanbul / Oh, Beautiful Istanbul / Atıf Yılmaz / Türkiye

–     Gizli Topluluk / Secta / Egle Budvytyte / Hollanda

–     Saç / Hair / Agniezska Polska / Polonya

–     Bu Bir Kapı / C’est une Hek / Joost Conijn / Hollanda-Fas

–     Beyaz Kadına Dokunma / Touche pas à la femme blanche / Don’t touch the white woman / Marco Ferreri

–     Yok Edici Melek / El ángel exterminador / The Exterminating Angel / Luis Buñuel / Meksika

Öğretmenler Günü, öğretmenlik mesleğini icra eden kimseleri onurlandırmak için çeşitli etkinliklerin düzenlendiği bir kutlama gündür.

Pek çok ülkede 1994’ten beri her yıl 5 Ekim günü UNESCO tavsiyesiyle Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. 5 Ekim günü, 1966 yılında Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”’nın sona erip UNESCO temsilcileri ile ILO tarafından “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”’ni oybirliği ile kabul edilişinin yıldönümüdür.

Kendi kültürel ve tarihi özelliklerine, okul tatil günlerine göre çeşitli ülkelerde farklı tarihler Öğretmenler Günü olarak belirlenmiştir. Örneğin 12 Arap ülkesinde (Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Fas, Katar, Libya, Mısır, Suudi Arabistan, Tunus, Umman, Ürdün, Yemen ) her yıl 28 Şubat günü, Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Öğretmenler Gününün tatil olup olmadığı da ülkesine göre değişir.

Türkiye

Türkiye’de her yıl 24 Kasım, Öğretmenler Günü olarak kutlanır. Bu, 1981 yılında başlamış bir uygulamadır.

24 Kasım 1928, Türkiye Cumhuriyeti devletininin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği”ni kabul ettiği gündür. Bakanlar Kurulu, Mustafa Kemal Atatürk’e “Millet Mektepleri Başöğretmenliği” ünvanını 11 Kasım 1928’de yaptığı toplantıda vermiş ve bu ünvan, 24 Kasım’da Millet Mektepleri Talimatnamesi’nin yayınlanması ile resmileşmişti.

Atatürk’ün 100. doğum yıl dönümü olan 1981 yılında, onun “başöğretmen” oluşunun yıldönümlerinde ülke çapında Öğretmenler Günü kutlanmasına karar verildi. Öğretmenler Günü ile ilgili kutlamalar, 26 Kasım 1992’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Öğretmenler Günü Kutlama Yönetmeliği çerçevesinde gerçekleşir.

 

Atatürk’ün öğretmenlik mesleğine bakışı şu sözlerinde kesin bir nitelendirim açık bir anlamlandırım ve derin bir anlatım bulur:

– Dünyanın her yerinde öğretmenler insan topluluğunun en özverili ve saygıdeğer üyeleridir. (1923)- Ulusumuzu yetiştirmek gibi kutsal bir görevi üstüne almış olan yüce Türk öğretmen topluluğu …(1921)

-Gelecekteki kurtuluşumuzun saygıdeğer öncüleri olan Türkiye öğretmenleri…(1921)

– Hükümetin en verimli ve en önemli görevi milli eğitim işleridir..(1922)

– Cumhurbaşkanı olmasaydım Milli Eğitim Bakanı olmak isterdim…

– Benim asıl kişiliğim (niteliğim) öğretmenliğimdir. Ben milletimin öğretmeniyim…(1936)

– Eğitimdir ki ulusu özgür; şanlı ve yüksek bir toplum olarak yaşatır..(1924)

– Eğitim okul demektir. .(1919)

– Okul adını hep birlikte büyük saygı ile analım! (1922)

– Gerçek zaferi siz (öğretmenler) kazanıp sürdüreceksiniz..(1922)

– Eğitim bakanı olarak milli irfanı yükseltmeye çalışmak en büyük emelimdir.

– Bilim ordusunun değeri siz öğretmenlerin değeri ile ölçülecektir…(1923)

– Öğretmenler…bilim esasından kazanmaya başladıkları egemenliği sonuca ulaştırmalıdırlar.

– Bununla öğretmenlik mesleği gerçek gelişme devrine dahil olacaktır…(1924)

– Öğretmenler sizin başarınız Cumhuriyet’in başarısı olacaktır…(1924)

– Öğretmenler! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır…(1924)

– Öğretmenler! Cumhuriyet sizden fikri hür.Vicdanı hür.İrfanı hür nesiller ister…(1924)

– Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir…(1925)

İş günlerinde Öğretmenler Gününü kutlayan diğer ülkeler

Azerbaycan

Azerbaycan’da her sene 5 Ekim günü Uluslararası Öğretmenler Günü olarak kutlanıyor.

Avustralya

Avustralya’da Öğretmenler Günü Ekim ayının son cuma gününde kutlanır. [2]. UNESCO tarafından Dünya Öğretmenler Günü olarak kutlanması tavsiye edilen 5 Ekim’de Avustralya’da genellikle okullar tatil olduğu için ekim ayının son cuma günü Öğretmenler Günü olarak kabul edilmiştir.

Çek Cumhuriyeti

Evrensel eğitimin ilk savunucularından Jan Amos Comenius’un doğum yıldönümü olan 28 Mart günü Öğretmenler Günü olarak kutlanır.

Hindistan

Hindistan Öğretmenler Günü’nü 5 Eylül’de kutlar. Bu, eski Hindistan devlet başkanı ve öğretmeni Dr. Sarvepalli Radhakrishnan’ın doğum günüdür. Dr. Radhakrishnan 1962’de Hindistan cumhurbaşkanı olunca bazı öğrencileri ve arkadaşları onun doğumgününü kutlamalarına izin vermesi konusunda kendisine isteklerini danışmıştır. Dr. Radhakrishnan da yanıt olarak Benim doğumgünümü ayrıca kutlamak yerine, 5 Eylül Öğretmenler Günü olarak kutlansa bu benim kendi gurur ayrıcalığım olur. demiştir.

Bu gün Hindistan’da tatil değildir. Bu gün bir kutlama günü olarak kabul edilip öğrenciler normal bir günmüş gibi okula gelir; olağan etkinlikler ve dersler, kutlama aktiviteleriyle birlikte teşekkür ve hatırlama da içerir. Bazı okullarda bu günde öğretmenlerin sorumluluklarını son sınıf öğrencileri alarak öğretmenlerinin kıymetini bildiklerini onlara gösterir.

Geleneksel olarak, Hintliler öğretmenlere çok büyük bir saygı ve onur barındırmışlardır. Eski bir Hintlinin söylediğine göre (genellikle öğrencilere öğretilir) öğretmeni 3. sırada sıralar, Tanrı’dan bile önce: Anne, Baba ve Öğretmen Tanrı’dır anlamında “Maata, Pitha, Guru, Daivam”. Bir beyitin (doha) söylemi Guru Govind doou khare kake lagon paai? Balihari guru aap ki Govind deeo batai, ne göre “İlk selamımı kime vermem gerektiği konusunda içinden çıkılmaz bir durum içindeyim: Öğretmen mi yoksa Tanrı mı. Beni Tanrı’yı bilmem konusunda aracılık edecek kişi olan öğretmeni seçmeliyim.” Başka bir örnek olarak, Hinduizm’in kutsal kitabının orta kısımlarında “Guru Bramha, Guru Vishnu, Guru devo Maheshwaraha – Gurusakshath parabramha tasmai shree gurve namaha,” der, çevirisiyse “Öğretmen üçlü birliktir. Öğretmenin kendisi Tanrı’nın önündeki belirtidir.” Öğretmen her çocuğa her kimseye bilgi vermekle kalmaz onun annesi görevini de üstlenmiş olur.

İran

Murtaza Mutahhari’nin öldürülüşünün yıldönümü olan 2 Mayıs günü Öğretmenler Günü’dür.

Malezya

Malezya’da Öğretmenler Günü (Malezyaca: Hari Guru) 16 Mayıs’ta kutlanır.

Peru

1953’ten bu yana 6 Temmuz günü resmi olarak Öğretmenler Günü’dür. Peru’nun bağımsızlığını kazanmasından sonra 6 Temmuz 1822’de kabul edilen bir yasa ile ülkedeki ilk öğretmen okulunun kurulması sebebiyle 6 Temmuz günü seçilmiştir.

Slovakya

Jan Amos Comenius’un doğum yıldönümü olan 28 Mart günü Öğretmenler Günü olarak kutlanır.