Yazılar

Dünya haritasının doğruluğundan emin misiniz?

Eminseniz isterseniz aşağıda 7 madde halinde verilen metni okuyup tekrar düşünün!

Bize sürekli gösterilen harita..

Bize sürekli gösterilen harita..

Dünyamız, her zaman küresel güçlerin mücadelesine sahne olmuştur. Medya, ekonomi, siyaset ve popüler kültür bu mücadelenin en çetin savaşlarının yaşandığı alanlardır. Bu sefer sizi çok farklı bir arenaya götürüyoruz. Dünya haritasına bakış açınızı değiştirecek bir gerçeğin ardındaki komplo teorilerine inanamayacaksınız. İşte 7 maddede dünya haritasının ardında yatan sır!

eski tip harita

Merkatör Projeksiyonunu daha önce duymuş muydunuz? Günümüzde hemen her okulda, kurumda ve daha bir çok alanda karşılaşabileceğiniz dünya haritalarının tamamı Merkatör Projeksiyonu esas alınarak çizilen haritalardır. Ve işin doğrusunu söylemek gerekirse, dünyanın doğru kabul edilen en büyük ve yaygın yalanıdır. Merkatör Projeksiyonu, son derece yanlış hesaplamalarla çizilen haritalar ortaya koyar. Sadece ekvator çizgisi hizasında doğru sonuçlar verebilen harita, kuzey ve güney uçlarda gerçeği yansıtmayan ölçümler ortaya koyar.

1500’lü yıllarda ortaya atılan bu harita türü, her ne kadar teknik imkansızlıklardan ortaya çıkmış masum bir hata gibi görünse de aslında büyük bir propaganda malzemesidir. Çünkü ilerleyen yıllarda doğru ölçümlerle oluşturulan haritalar, kabul görmemiş ve Merkatör Projeksiyonu kullanılmaya devam etmiş. Neden? Bilimsel her türlü gelişmeye kucak açan insanlık, neden Merkatör Projeksiyonu gibi ilkel, teknik hatalarla dolu bir ölçüme bağlı kalmış? Anlatacaklarımız komplo teorisi gibi görünebilir ancak bilimsel veriler yüzlerce yıllık bir yalanı tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

1. Gerçeklerin gün ışığına çıkması

uzaydan dünya

Büyük yalan ilk önce, kaşifler tarafından fark ediliyor. Ölçeklendirmesi hakkında net bilgiler verilmeyen Merkatör Projeksiyonunu esas alarak Dünyayı gezmek için denizlere açılan yüzlerce amatör kaşif, gittikleri yerlerde garipliklerle karşılaşıyorlar. Grönland’ın güney kıyılarına yanaşan gemilerden inen kaşifler kuzeye doğru ‘uzun’ bir yolculuğa çıktıklarını düşünüyorlar ancak yolculuk sandıklarından çok kısa sürüyor. Benzer şekilde Orta Afrika’da keşfe çıkan gruplar Merkatör Projeksiyonuyla hazırlanmış haritalara göre yaptıkları yolculukta, Ümit Burnu’na hesapladıkları sürede bir türlü varamıyorlar. İlk defa kafalarda soru işareti uyandıran tespitler bazı konferanslarda dile getirilince, haritalara paralel ve meridyenler eklenerek, kuzey ve güneydeki paralel-meridyen aralıklarının boyutu büyültülüyor. Böylece haritalar çok dikkat çekmeyen çizgilerle gerçek bir görünüm sunuyormuş gibi şekillendiriliyor. Ancak yine de haritada bir şeylerin yanlış olduğu çeşitli kesimlerce iddia edilse de, geçiştiriliyor.

James Gall

James Gall

 

Geçiştirilen iddialar, sadece kaşiflerin değil astronomların da ilgisini çekiyor. İskoç astronom James Gall’ın 19. yüzyılda yaptığı çalışmalar sonrasında, haritacılar Merkatör Projeksiyon haritaların altına bir not düşmek zorunda kalıyorlar; “Güney Amerika Grönland’ın 5 katı büyüklüğündedir”. Bu ufak detay başlarda kimsenin ilgisini çekmiyor. Çekse de üstünde çok fazla düşünülmüyor. Ta ki, aradan 100 yıl geçene kadar.Arno Peters

Arno Peters

Sene 1974. Dünya 400 yıla yakın bir süredir inandırılan bir yalanın peşinde dünyayı tanımaya çalışıyor. Geçmişinde film yapımcılığı gibi işler bulunan, Berlin doğumlu Alman bilim adamı Arno Peters, Avrupa merkezli dünya fikri üzerine tezler üzerine çalışıyor. Çalışmalarında dikkatini antik haritalar üstüne yönlendiriyor. Antik çağlardaki kaşiflerin haritalarının tümünün, bilinen dünya haritasından belli başlı özelliklerle farklılaşması garibine gidiyor. “Hepsi yanılmış olamaz” diyor Peters ve mevcut dünya haritasını mercek altına alıyor. Peters, James Gall’ın çalışmaları üstünden en doğru harita projeksiyonunu hazırlamak için kolları sıvıyor. Ortaya çıkan sonuç sarsıcı boyutlarda oluyor. Bilinen dünya haritasının önemli bir bölümünün yalandan ibaret olduğu anlaşılıyor.

2. Yanlışta ısrar

asıl dünya haritası

 

1974 yılında Peters, çalışmalarını dünya ile paylaşıyor. Gerçek dünya haritası yukarıda gördüğümüz şekilde ortaya koyuluyor. Peters’ın geliştirdiği Peters-Galls Projeksiyonu bilim çevrelerince dünyanın en doğru haritası olarak kabul ediliyor. Peters’ın hazırladığı haritalar dünyaya yayılmak üzere 80 milyon adet basılıyor. Ama bu haritalar; ne okullara, ne kurumlara girebiliyor ne de medya tarafından yayınlanıyor. 1989 yılında Peters, “Peters’ın Dünya Atlası” adında bir harita kitabı da bastırıyor ancak kitap da kitlelere bir türlü ulaşamıyor. Dünya ortaya çıkan bir gerçeği görmezden geliyor ve yalanda ısrar ediyor. Merkatör Projeksiyonlu haritalar dünyanın yüzü olarak nesilden nesile aktarılmaya devam ediyor.

3. Merkatör Projeksiyonu’nun asıl sorunu

 

MARKATÖR

 

Merkatör Projeksiyonu temel sorun olarak, küre şeklinde bir cismin düzleme çevrilirken yaşadığı eğilmeler ve bükülmelerle karşılaştığı için yanıltıcı bilgiler verir. Ya da bize öyle söylenir çünkü masum görünen bu eğilme ve bükülmeler doğal değildir. Eğilip bükülmeler kuzey ve güneydeki alanların olduğundan büyük görünmesini sağlayabilir ancak asla orta alanlarda daralmaya sebep olmaz. Merkatör Projeksiyonu, kuzey ve güneydeki alanları abartılı bir şekilde büyük göstermekle kalmaz, Afrika gibi dünyanın ortasında yer alan devasa bir kıtayı da olduğundan daha küçük gösterir. Merkatör Projeksiyonun asıl sorunu geometri değil, propagandadır. Batı dünyasının propagandasına maruz kalmış bir dünyanın eğilip bükülüşünün kanlı canlı kanıtıdır!

4. Büyük Propaganda

SİYASİ HARİTA

 

Peki Merkatör Projeksiyonu kimin işine yarıyor? Ya da bu yalanı kabul etmek kimin işine geliyor? İşte size örnekler:

Kanada

Merkatör projeksiyonuna göre Kanada, ABD’nin Kuzeyinde devasa bir ülke gibi duruyor. Ama gerçek boyutlarında dünyanın kuzeyine sıkışmış bir ülke görünümünde.

ABD

Merkatör Projeksiyonunda Kuzey Amerika Güney Amerika ile hemen hemen aynu hatta daha büyük bir kıta konumunda. Ancak gerçekte Güney Amerika, Kuzey Amerika’dan gözle görülür bir şekilde daha büyük. ABD’de bu ölçeklendirme içinde Güney Amerika’nın karşısında daha küçük görünüyor.

İngiltere

Merkatör Projeksiyonu, İngiltere’yi Dünya’ya hakim bir noktaya konumlandırır. Gerçek dünya haritasında ise İngiltere kuzeydenizinde bir ada gibi görünmekte.

Avrupa

Dünyanın küresel gücü ABD değil mi? Merkatör Projeksiyonu’na göre dünya ABD merkezli gibi olması gerekmez mi? Ama bir zamanlar dünyanın küresel gücü Avrupa ülkeleriydi. Merkatör Projeksiyonuna bakarsanız, Avrupa ülkeleri dünyanın merkezinde durur. Gerçek Dünya haritasında ise merkezde Kuzey Afrika ila Orta Afrika civarında bir bölge duruyor.

Rusya

Topraklarının büyük çoğunluğunu Sibirya’nın karlar altındaki arazilerinin oluşturduğu Rusya, Merkatör Projeksiyonunda korkunç boyutlarda büyük görünüyor. Ama Gerçek dünya haritasında Asya’nın kuzeyinde bir çizgiden ibaret.

Baltık Ülkeleri

Merkatör Projeksiyonu sayesinde daha gözle görülür bir alanda karşımıza çıkar Norveç, İsveç ve Finlandiya gibi ülkeler de aslında gerçek dünya haritasında kuzeye sıkışmış ülkeler konumundalar. Hatta bir baltık ülkesi olarak sayılan Danimarka bile Grönland sayesinde adını büyük harflerle dünyanın gözüne sokabiliyor. Dünya haritasında neredeyse Afrika’dan daha büyük duran Grönland, gerçek dünya haritasında ise kuzeye sıkışmış küçük bir ada görünümünde.

5. Ne yapılmaya çalışılıyor?

WORLDMAP

Peki Merkatör Projeksiyonuyla ne yapılmaya çalışılıyor? aslında bu haritanın ekmeğini yiyen ülkelere baktığımız zaman ne yapılmaya çalışıldığı son derece açık. Ama bir de “Markatörzede” ülkelere bakalım. Yalanlarla dolu bir haritadan kimler zararlı çıkıyor?

Afrika Ülkeleri:

Hemen hemen bütün Afrika ülkeleri gerçekte olduğundan çok daha küçük bir şekilde Merkatör Projeksiyonunda gösteriliyor, çünkü zaten Afrika kıtası bütünüyle küçültülmüş!

Çin:

Çin Merkatör haritasında bile zaten büyük bir ülke gözükürken, gerçek dünya haritasında aslında ne kadar büyük olduğunu daha rahat bir şekilde görebiliyoruz. Bu noktada Rusya’nın Çin ile arasındaki boyut dengesinde inanılmaz farklılıklar otraya çıkıyor.

Arap Yarım Adası:

Dünyaya dayatılan haritada Arap Yarım Adası olarak bilinen alanın ne kadar küçük olduğu gözlerden kaçmıyor. Gerçek dünya haritasında ise Arap Yarım Adasının büyüklüğü ortaya çıkıyor.

Meksika:

Aynı şekilde Merkatör Projeksiyonu Meksika’yı olduğundan daha küçük gösterme eğiliminde. Gerçek Dünya haritasına göre ise Meksika oldukça büyük bir alan kaplıyor.

İran ve Hindistan:

İran ve Hindistan da gerçek dünya haritasında, dayatılmaya çalışılan haritaya oranla daha büyük bir alanı kaplıyor.

Güney Amerika:

Güney Amerika kıta halinde, Kuzey Amerika’dan daha büyük bir alanı kapladığı halde, Merkatör Projeksiyonuyla yapılan haritalarda abartılmış bir Grönland adasıyla birlikte Kuzey Amerika, Güney Amerika’dan daha büyük gözükmekte.

6. Bölgeler Arası Denge

Haritalar

Kıtalara mevcut dayatılan harita üzerinden objektif bir yorumla bakacak olursak; Büyük bir Rusya, büyük bir Kuzey Amerika, küçük ama merkezde bir Avrupa, bastırılmış bir Afrika ve sıkıştırılmış bir Ortadoğu görüyoruz. Dünyayı politik açıdan değerlendirecek olursanız hemen hemen aynı yorumu yapabilirsiniz. Coğrafi olarak olmasa da politik açıdan gerçekleri yansıtan bir harita karşımızda durmuyor mu? Peki ya dünyaya egemen olan politika, gerçek dünya haritasıyla paralel doğrultuda olsaydı, nasıl bir dünyada yaşıyor olurduk ve dünyaya hangi güçler egemen olurdu?

7. Sonuç

dunya-haritasi

Dayatılmaya çalışılan dünya haritasında büyük gözüken ülkelerle, gerçek dünya haritasında büyük gözüken ülkeleri karşılaştırdığımız zaman ortaya çıkan sonuçlara baktığımız zaman ister propaganda olarak tanımlayın isterseniz komplo teorisi, büyük bir kandırmacaya hala inanıyor olduğumuz yadsınamaz bir gerçek.

Ülkelerin tam yüz ölçümü için tıklayınız.

Kaynak : radikal.com.tr

9. İzmir Uluslararası Kukla Günleri devam ediyor

Bu yıl festival programında 23 ülkeden 40 kukla tiyatrosu topluluğu 42 gösteriyi 38 gösteri mekânında 153 kez sahneleyecek. Biri Norveç’ten gelen 4 sergi sanatseverleri ağırlayacak. Biri profesyonel sahne sanatçıları, üçü çocuklar için dört atölye çalışması festival programını zenginleştirecek. İlköğretim okulları arası kukla oyunu yarışmasında heyecanlı saatler yaşanacak. Dünyanın en büyük kukla festivallerinden biri bir kez daha İzmir’de devam ediyor.

izmir kukla günleri

9. İzmir Uluslararası Kukla Günleri 5 Mart’ta başladı. İzmir bir kez daha dünyanın en ünlü kuklacılarıyla tanışıyor. Avrupa’nın lider kukla festivali olarak tanınan etkinlik İzmir’i dünyaya tanıtıyor…

23 ülke, 40 kukla tiyatrosu grubu, 42 farklı gösteri, kentin her yanındaki 38 gösteri mekânında 150’nin üzerinde temsil, biri Norveç’ten 4 sergi, biri profesyonel sahne sanatçıları için, üçü çocuklar için 4 atölye çalışması, ilköğretim okulları arası bir kukla oyunu yarışması ve daha birçok etkinlik…

Burgas State Puppet Theatre - Bulgaristan

Burgas State Puppet Theatre – Bulgaristan

9. İzmir Uluslararası Kukla Günleri 5 – 22 Mart 2015 tarihleri arasında İzmir’de, bir kez daha dünyanın en büyük kukla festivallerinden biri olarak gerçekleşecek. Festivale bu yıl 23 ülkeden sanatçılar katılacak, 40 kukla tiyatrosu grubu, 42 ayrı oyunu, 38 gösteri mekânında 150’nin üzerinde gösterimle 50.000’den fazla seyirciyle buluşturacak. Bu yıl festivalde yine dünyanın birçok ünlü kukla tiyatrosunun yanı sıra, sergiler, atölye çalışmaları ve bir kukla oyunu yarışması yer alacak.

Chıldren’s Theatre of Republıc of Srpska - Sırbistan

Chıldren’s Theatre of Republıc of Srpska – Sırbistan

Festival programında, her yıl olduğu gibi, değişik kukla teknikleriyle oynatılan oyunlar bulunuyor. Programdaki farklı yaş gruplarına yönelik oyunlar festival süresince her yaştan izleyiciye kukla sanatının her türünden en iyi örnekleri sunarken, keyifli anlar yaşatacak.
Festival direktörü Selçuk Dinçer İzmir’in kukla dünyasında çok bilinen bir merkez durumuna geldiğini ve ülkemizde modern kukla sanatının gelişimine öncülük ettiğini söyledi. Selçuk Dinçer “İzmir Uluslararası Kukla Günleri İzmir’in en önemli kültür markalarından biri ve İzmir’in adını dünyaya duyuruyor. Sevindirici olan bir diğer şey de, İzmir’de modern kukla sanatının festivalimize paralel bir şekilde hızla gelişiyor olması. Çok yakında dünyanın önemli kukla festivallerinde İzmirli grupların oynayacağı kukla gösterilerinin boy göstereceğine hiç şüphe yok.” diye konuştu.

Demmeni  Marionette Theatre - Rusya

Demmeni Marionette Theatre – Rusya

Festivalin en önemli etkinliklerinden biri de Hayali Suat Veral’ın Karagöz tasvirlerinden oluşan sergi. Bugüne değin açılmış en kapsamlı Karagöz tasvirleri sergisi olacak sergi aynı zamanda daha önce hiçbir tasvir ustasının yapmadığı büyüklükte tasvirleri de içeriyor. Suat Veral’ın 1 metre boyundaki tasvirleri Türk Gölge Oyunu Karagöz adına önemli bir yenilik.

Ensemble Material Theater - Almanya

Ensemble Material Theater – Almanya

Bu yıl festivale katılan ülkeler ve gruplar şöyle: Amerika (Paul Zaloom), Almanya (Ensemble Material Theatre), Arjantin (Objetable Theatre), Avustralya (Perth Theatre Company), Avusturya (Gundberg Figurentheater & Musik), Bulgaristan (Burgas State Puppet Theatre, Mila Theatre, Pro Rodopi Art Center, Theatre Trio, Varna State Puppet Theatre, Vidin State Puppet Theatre), Estonya (Nuku Theatre), Fransa (Centre De Creations Pour L’Enfance), Güney Kore (Hyundai Puppet Theatre), Gürcistan (Fingers Theatre), Hindistan (Katkatha Puppet Arts Trust), İngiltere (Storybox Theatre), İran (Marble Puppet Theatre), İspanya (Trukitrek Puppet Company), İsrail (The Galilee Multicultural Theatre, Train Theatre), İtalya (Teatro Necessario, Teatro Telaio Brescia), Norveç (Hordaland Teater), Polonya (Teatr Nemno), Romanya (Lightwave Theatre Company, Teatrul Tandarica, Teatrul De Marionete Gepetto), Rusya (Tomsk Regional Puppet and Actor Theatre, Demmeni Marionette Theatre), Sırbistan (Children’s Theatre of Republic of Srpska), Slovenya (Lutkovno Gledalisce Ljubljana), Türkiye (Giresun Belediyesi Şehir Tiyatrosu, Hayalperest Kukla Tiyatrosu, İlker Kılıçer Kukla Tiyatrosu, Kuklita Kukla, Küçük Salon Oyuncuları, Hayali Suat Veral, Tiyatro Oyun Kutusu, Uçaneller Kukla Evi), Yunanistan (Nevma Theatre)

Giresun Belediyesi Şehir Tiyatrosu - Türkiye

Giresun Belediyesi Şehir Tiyatrosu – Türkiye

Festivalin bu yılki destekçileri: Kültür ve Turizm Bakanlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İpragaz A.Ş., Kipa AVM, Recordati İlaç, Aliağa Belediyesi, Bornova Belediyesi, Karşıyaka Belediyesi, Konak Belediyesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Amerikan Büyükelçiliği, Avustralya Büyükelçiliği, Avusturya Kültür Ofisi, Dimitrie Cantemir Romen Kültür Merkezi, İzmir Alman Kültür Merkezi, Institut Ramon Llull, İsrail Dışişleri Bakanlığı, İzmir İtalyan Konsolosluğu, Kore Cumhuriyeti İzmir Fahri Konsolosluğu, Enrico Aliberti, Forum Bornova A.V.M., Froma Kimya, Han Tiyatrosu, İduğ, İzmir Özel Tevfik Fikret Okulları, İzmir Magazin Gazetecileri Derneği, Bizim İzmir, Haber Türk, Hürriyet, Milliyet, Posta, Yeni Asır, İsmira Otel


Festival programıyla ilgili detaylı bilgiler festivalin www.izmirkuklagunleri.com adresindeki internet sitesinde bulunabilir.

100 Yılın Bamyaları ve Direniş Sineması

Bu yıl 13’üncüsü düzenlenecek, Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nin programı ve Altın Bamya adayları yapılan bir basın toplantısıyla açıklandı. 

filmmor_ilan_logolu

Bu yıl “Kadınların Sineması, Kadınların Direnişi, Direnişin Sineması” temasıyla düzenlenecek olan gezici festival 13 Mart’ta, İstanbul’da başlayacak. 27 Nisan’a kadar, altı ayrı şehirde sürecek olan gezici festival 13-22 Mart’ta İstanbul’da, 28-29 Mart’ta Denizli’de, 4-5 Nisan’da Muğla-Bodrum’da, 11-12 Nisan’da Diyarbakır’da, 18-19 Nisan’da Adana’da, 25-26 Nisan’da İzmir’de olacak.

5 ÜLKEDEN, 61 FİLM

13. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali 13 Mart Cuma günü, saat 19:00’da Galatasaray Meydanı’ndan Pera Müzesi’ne yapılacak Festival Yürüyüşü ile başlayacak. Festivalde bu yıl 25 ülkeden, 61 filmin gösterileceği festivalde, bu yılHindistan’dan Meksika’ya çeşitli ülkelerden filmler yer alacak. Filmlerin 17’si Türkiye’den. Festivalden elde edilecek gelirse Şengal ve Kobani kamplarındaki kadınlara ve çocuklara aktarılacak.

FESTİVAL YÜRÜYÜŞLE BAŞLAYACAK

Pera Müzesi’nde Mor Kamera Umut Veren Kadın Sinemacı Ödülü’nün de verileceği açılışta Arkadaşımı Merak Ediyorum filmi gösterilecek. Festival filmleri İstanbul Modern, Pera Müzesi ve Rampa salonlarında gösterilecek. Filmler ‘Kadınların Sineması’, ‘Margarethe von Trotta Toplu Gösterimi’, ‘Nahid Persson Sarvestani Toplu Gösterimi’, ‘Kendine Ait Bir Cüzdan’, ‘Cins, Cinsiyet, Cinsiyetler’ ve ‘Bedenimiz Bizimdir’ adında altı ayrı bölümde seyirciyle buluşacak. Festival bu yıl önemli konukları da ağırlayacak. 1975’ten bu yana çektiği filmlerde güçlü kadın karakterler yaratan Margarethe von Trotta ile buluşma 17 Mart Salı günü İstanbul Modern’de.

VE ALTIN BAMYALAR…

Her yıl olduğu gibi bu yıl da festivalin kapanışı Altın Bamya Ödül Töreni ile son bulacak. Yedinci kez düzenlenecek törende Türkiye Sineması’nın 100’üncü Yılı dolayısıyla 100 yıla bakılacak. “100 Yılın Bamyası Ödülleri’nin bu yılki adayları erkek karakter kategorisinde Tecavüzcü Coşkun, Tarkan ve Recep İvedik, kadın karakter kategorisinde ise Kezban, Afrodit ve Mum Kokulu Kadınlar’daki tüm kadın karakterler.

Kaynak : onedio.com

Tarih Öncesi Dönemden 11 Mağara resim sanatı örneği

Sanatın bir çok işlevi olduğunu biliyoruz. Bazen geleceğe an bırakma, bazen kendini ifade, bazen içini dökme v.b. nasıl adlandırırsanız adlandırın insanlıkla beraber, görünürde hiç bir yaşamsal zorunluluk (!) olmadığı halde insanlar resim, müzik, heykel, dans, sözlü veya yazılı edebiyat ve daha pek çok dalda sanat eseri üretmişler. Hangi inanç ve kültürde olursa olsun sanatın var oluştan bu yana üretimini engellemek mümkün olmamıştır.

mağara dönemi

Her ne kadar bugün gazeteler düşen haberlere göre IŞİD veya daha öncesinde Afganistan’da El kaide veya daha başka toplumlarda birçok sanat dalı yasaklansa da sanatın varlığını kimse tamamen yok edemedi edemeyecekte. Bakalım sadece (!) yeme, içme, barınma, üreme ve hayatta kalma çabası içerisinde olan insanlar resim sanatına dair neler yapmışlar

1- Magura Mağarası (Bulgaristan)

1

 

Bulgaristan’ın Kuzeybatısında yer alan Magura Mağarası’ndaki bu çizimler günümüzden önce 8000 ila 4000 yıl öncesine tarihleniyor. Devasa mağarada, duvarlara çizilmiş en az 700 resim var. Dans eden ve avlanan insanlar, çeşitli vahşi hayvanlar bu tasvirlerden bazıları. Ayrıca bu resimlerin yarasa dışkısı ile çizilmesi de oldukça ilginç.

2- Eller mağarası (Arjantin)

2

Orijinal adıyla Cueva de las Manos, Arjantin’in güneyinde yer alıyor. Duvara betimlenen çizimlerin günümüzden önce 13.000 ila 9.000 yılları arasına tarihlendiği düşünülüyor. Mağara, ismini duvardaki el şablonlarından alıyor. Duvardaki ellerin genellikle sol el olması, ressamların sağ ellerinde püskürtme boruları tuttuklarını düşündürtüyor.

3- Bhimbetka (Hindistan)

3

Bhimbetka, Hindistan’ın merkezinde bulunan ve 600’den fazla resim olan bir mağara. Resimlerden en eskisi ise 12.000 yıl öncesine tarihleniyor. Genelde kırmızı ve beyaz boyalardan yapılmış fakat zaman zaman yeşil ve sarı renkler de görülüyor. Resimlerde mağarada yaşayan insanların hayatları tasvir edilmiş. Bunların yanı sıra, kaplanlar, aslanlar ve timsahlar gibi hayvanlar da resmedilmiş.

4- Serra da Capivara (Brezilya)

4

Serra da Capivara, Brezilya’da yer alan ve içinde birçok kaya sığınağı bulunan bir ulusal park. Resimlerin tarihleri 25.000 yıl öncesine kadar gidiyor. Ritüel sahneleri, avlanma sahneleri ve hayvanlar resmedilmiş. Resimlerin kabul edilen tarihi şu an için bir tartışma konusu çünkü insanların o bölgede yaşadığı zamanla çatışıyor.

5- Las Gaal (Somali)

5

Las Gaal, Somali’de bulunan dev bir mağara kompleksi. Buradaki mağara sanatının, Afrika Boynuzu olarak adlandırılan bölgenin en erken örneklerini oluşturduğu düşünülüyor. Günümüze kadar oldukça iyi korunarak gelen çizimlerde, tören cübbesi içinde inekler, insanlar, zürafalar ve evcilleştirilmiş köpekler betimlenmiş.

6- Acacus Dağları (Sahra Çölü)

6

Sahra Çölü’nde bir dağ dizisi. 14.000 yıl öncesine dayanan kaya sanatlarıyla ünlü. Buradaki çizimler oldukça ilginç çünkü çizimlerde yer alan ormanlara ve göllere bakıldığında bölge daha yağışlı bir yer gibi gösterilmiş.

7- Chauvet Mağarası (Fransa)

7

Fransa’nın güneyinde yer alan Chauvet Mağarası’ndaki çizimler 32.000 yıl öncesine kadar gidiyor. Mağara adını, 1994’te burayı keşfeden Jean-Marie Chauvet’den alıyor. Mağara, en önemli tarih öncesi sanatlarından biri olarak gösteriliyor ve 2014’te UNESCO tarafından Kültürel Miras Listesi’ne alındı.

8- Kakadu Kaya Çizimleri (Avustralya)

8

Avustralya’nın kuzeyinde yer alan Kakadu kaya çizimlerinden bazıları 20.000 yıl öncesine tarihleniyor. Kakatu Ulusal Parkı, Abarjin kaya sanatının büyük bir miktarını içeriyor. Bölgede neredeyse 5000’i aşkın sanat alanı bulunmuş durumda.

9- Altamira Mağarası (İspanya)

9

İspanya’nın kuzeyinde bulunan mağarada bulunan çizimler, ancak 19. yüzyılın sonlarında keşfedilebilmiş. Resimlerin oldukça yüksek kalitede ve iyi korunmuş olması tarihlendirmesini sorgulatmış olsa da daha sonra tarihlendirmesi kanıtlanmış.

10- Lascaux Mağarası (Fransa)

10

Fransa’nın güneyinde yer alan mağaradaki resimler 17.000 yaşında ve içlerinden bazıları dünyadaki en ünlü mağara sanatı oalrak kabul ediliyor. En ünlüsü ise “Boğaların Büyük Salonu” isimli resimdir. Bu resimde boğalar, atlar ve geyikler bulunur. Mağara şu anda ziyaretlere kapalıdır fakat ziyaretçiler için bir kopyası yapılmıştır.

11- Sulawesi Adası (Endonezya)

11

Endonezya’nın Sulawesi Adası’nda bir mağarada bulunan kaya resimlerinden olan el şablonları 40.000 yıl öncesine tarihleniyor. Domuzlar ve el şablonları resmedilmiş.

Kaynak : arkeofili.com

1800 ile 1900 yılları arasında ilk olarak neler olduğunu bilmek ister misiniz?

1800 – 1900 yılları arasında tarihte gerçekleşen ilkleri aşağıda bulabilirsiniz.

İlk tarihsel roman Waverley Sir Walter Scott

İlk tarihsel roman Waverley Sir Walter Scott

1800 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk trenyolu tüneli (Chapel Miltos, İngiltere, 1 Mayıs)
– İlk şeker fabrikası Horowitz, Avusturya
– Demir baskı makinesi (Londra)
1801 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Vitrinli ilk dükkân (8 Nisan, Londra)
– Elektrik iğneli telgraf (Fransa, 5 Kasım)
1803 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk çocuk kitaplığı (Ocak)
1804 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk demiryolu lokomotifi (6 Şubat)
– Yarışta at binen ilk kadın (25 Ağustos)
1806 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Havadan ilk propaganda (Mayıs)
– İlk kopya kâğıdı (7 Ekim)
– İlk kokteyl
1807 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk yolcu treni
1808 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk sanat eleştirisi (3 Ocak, Examiner gazetesinde, Robert Hunt imzasıyla)
– İlk daktilo
1811 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Nüfusu 1 milyon aşan ilk kent
1812 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk polis dedektifi
– İlk konserve
– İlk pamuk ipliği üretimi
1813 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Gazetede ilk satranç köşesi (Liverpool – Mercury dergisi, Londra)
– İlk buz hokeyi
1814 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk boks kulübü (Pugilistic Club, Londra, 22 Mayıs)
– İlk tarihsel roman (Waverley, Sir Walter Scott, 7 Temmuz)
– İlk buharlı savaş gemisi (Demologs, ABD, 29 Ekim)
1815 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk gaz-metre
– İlk peynir fabrikası (İsviçre)
1816 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Manş’ın buharlı gemiyle ilk aşılışı (17 Mart)
– İlk steteskop
1819 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Atlantik’i aşan ilk buharlı gemi (20 Haziran)
– Metal gövdeli ilk yolcu gemisi
– İlk kantin
– Yenebilir ilk çikolata
1821 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Doğal gazın ilk kullanımı (New York’ta, sokak ışıklarında)
– İlk boks dergisi (The Fancy, Londra)
– Ağız armonikası (Berlin)
1823 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk doğum kontrolü kampanyası (Haziran ayında, Londra’da başladı)
– Konuşan bebek (“Anne, baba” diyebilen bebekler, Paris’te yapıldı.)
1824 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk cankurtaran yeleği (30 Nisan ‘da İskoçyalı kaptan John Franklin yaptı).
– İlk kamuoyu araştırması (24 Temmuz)
– İlk lastik balon
1826 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk doğum kontrolü kitabı (Şubat ayında, Londra’da yayınlandı)
– İlk poşet çay
– Doğadan bir görüntü veren ilk fotoğraf
– İlk gaz sobası
– İdam cezasının kaldırılması
1827 tarihinde gerçekleşen ilkler

– İlk kibrit (7 Nisan)

Kibrit Kibrit her ne kadar Çin''de 6. yüzyıldan Avrupa''da ise 16. yüzyıldan beri kullanılıyor olsa da günümüzde kullanılan sürtme yöntemiyle yanan kibritin icadı 1800''lere dayanır. Bildiğimiz kibriti 1826 yılında İngiliz kimyager John Walker icat etti. Konuyla ilgili ilk çalışmalar 1680''lerde Robert Boyle ve onun asistanı Godfrey Haukweicz tarafından yürütüldü. Boyle deneylerinde fosfor ve sülfür kullandı ancak çabaları başarılı sonuçlanmadı. Walker ise stibnit potasyum klorat reçine ve nişasta karışımının sert bir yüzeye sürtülmesiyle tutuştuğunu keşfetti. Kibritin seri üretimine 1862''de geçildi.

Kibrit Kibrit her ne kadar Çin”de 6. yüzyıldan Avrupa”da ise 16. yüzyıldan beri kullanılıyor olsa da günümüzde kullanılan sürtme yöntemiyle yanan kibritin icadı 1800”lere dayanır. Bildiğimiz kibriti 1826 yılında İngiliz kimyager John Walker icat etti. Konuyla ilgili ilk çalışmalar 1680”lerde Robert Boyle ve onun asistanı Godfrey Haukweicz tarafından yürütüldü. Boyle deneylerinde fosfor ve sülfür kullandı ancak çabaları başarılı sonuçlanmadı. Walker ise stibnit potasyum klorat reçine ve nişasta karışımının sert bir yüzeye sürtülmesiyle tutuştuğunu keşfetti. Kibritin seri üretimine 1862”de geçildi.

1828 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Demiryolunda ilk ölüm
– Kakaonun Avrupa’ya gelişi
1829 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Tam sayfa ilk gazete ilanı (1 Ocak)
– Üniformalı ilk polis birliği (12 Mart)
– İlk otobüs
– Banyolu ilk otel odası (16 Ekim)
– İlk kutlama kartları
1830 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk tren istasyonu (Baltimore, 7 Ocak)
– İlk buharlı itfaiye aracı (Londra, 5 Şubat)
– Buharlı ilk yolcu treni (6 Mayıs)
– İlk çim biçme makinesi üretimi (18 Mayıs)
– Görevde öldürülen ilk polis (29 Haziran)
– Kazada can veren ilk tren yolcusu (15 Eylül)
– Trenle taşınılan ilk posta (11 Kasım)
– İlk kör piyanist (Claude Montal, Paris)

Claude Montal

Claude Montal

– İlk elastik
– İlk amatör tiyatro topluluğu (Cambridge Üniversitesi)
– İlk parafin üretimi (Almanya ve Çekoslovakya’da gerçekleştirildi)
1831 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk askeri tren (30 Haziran)
– Elektrik transformatörü (Michael Faraday, Londra, 29 Ağustos)
– Atlantik’i buhar gücüyle aşan ilk gemi (4 Eylül)
– İlk dişçi koltuğu (Londra)
1832 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk bale giysisi (12 Mart)
– İlk dinamo (Paris, 3 Eylül)
– Tirajı 100 bini aşan ilk gazete (Penny Magazine, Londra).
– İlk spor yazarı (William Trotter Porter, Baltimore Traveller gazetesi)
1833 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Full-time çalışan ilk itfaiye birliği (1 Ocak)
– İlk özel dedektiflik bürosu
1834 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Kendinden yapışkan ilk posta pulu (Ağustos)
– Atsız bir arabanın yol açtığı ilk kaza (John Scott Russel, buharlı arabasıyla İngiltere’de 5 kişiyi ezdi, 29 Temmuz)
– İlk demiryolu sinyalizasyonu
– İlk körler derneği
– İlk poker (Mississippi Nehri üzerinde bir gemide oynandı)
1835 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Gazetede ilk satranç köşesi (Bell’s Life in London, 4 Ocak)
– İlk devlet demiryolu (Belçika, 5 Mayıs)
– İlk elektrik ampulü (25 Temmuz)
– İlk jinekoloji koğuşu (Dublin, Rotunda Hastanesi)
– “Sağdan gidiniz” kuralının ilk uygulanışı (Fransa)
1836 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk özel eğitimli hemşire (Almanya, 20 Ekim)
– İlk satranç dergisi (La Palamede, Paris)
– İlk yataklı vagon
1837 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Körler için ilk dergi (ABD, Ocak)
– İlk elektrik motoru (25 Şubat)
– İlk tren biletleri (İngiltere, Nisan)
– İlk paraşüt kazası (Robert Cocking’in ölümü, İngiltere, 24 Temmuz)
– İlk yüzme yarışı (6 Ağustos, Londra)
– İlk galvanize demir (25 Ağustos, Londra)
– İlk kadınlar koleji (8 Kasım)
– İlk haber ajansı (Agence Havas, Paris)
1838 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Mors alfabesinin geliştirilmesi (New Jersey, ABD, 8 Ocak)
– İlk. hazır zarf (1 Kasım)
1839 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Ay’ın ilk fotoğrafı (Louis Daguerre, Paris, 2 Ocak)
– İlk fotoğraf sergisi (Paris, 24 Haziran)
– İlk istasyon oteli (Eylül)
– İlk vulkanize kauçuk (Charles Goodyear, ABD, Aralık)
– Yapay ışıkla ilk fotoğraf (Londra, Aralık)
– İlk metal gövdeli savaş gemisi
– İlk elektrikli lokomotif
– İlk bisiklet
– İlk mikrofilm
– İlk yapay gübre
1840 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk dişçilik okulu (İngiltere, 1 Şubat)
– İlk fotoğraf stüdyosu (4 Mart)
– İlk pul koleksiyoncusu
– Trenlerde ilk grup ve öğrenci indirimi
– İlk müzik-hol
– İlk fotoğrafçılık derneği
– Kayakla ilk yüksek atlayış (Norveç)
– Saksofon (Belçikalı Adolphe Sax buldu)
– İlk çıplak fotoğraf (Paris’te, N.P. Lerebouis çekti)
1841 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk dedektif öyküsü
– Üç boyutlu ilk fotoğraf
– İlk sıkmalı tüp
– İlk ekspres tren seferi
– Elektrikli ilk sokak lambası
– İlk futbol kulübü
1842 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk anestezi (30 Mart)
– İlk çamaşırhane
– İlk tam sayfa resimli gazete ilanı (10 Temmuz)
1843 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Tiyatroda ilk matine (New York, 25 Aralık)
– İlk kayak yarışması (Trömso, Norveç)
– İlk sabun tozu
– Üretilen ilk sigara
– İlk kadın fotoğrafçı
1844 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk basın telgrafı
– Hotelde ilk balayı dairesi
– İlk air condition
1845 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk havalı (pnömatik) lastik (10 Aralık)
– İlk eronatik dergisi (The Bolloon, Londra)
– İlk reklam takvimi (New York’ta Auburn Sigorta Şirketi bastırdı)
– İlk kabartma tozu
1846 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk sahra gazetesi (6 Haziran)
– İlk beyzbol maçı (New Jersey, 19 Haziran, Nine-Knickerbocker)
– İlk dergi fotoğrafı (Haziran)
– İlk haki üniforma
– İlk savaş fotoğrafı
1847 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Çift katlı otobüs (Nisan)
– İlk komünist partisi (1 Haziran)
– İlk fotoğraf dergisi (Le Daguerrotype, Paris)
– Bağımsızlığını kazanan ilk Afrika ülkesi (Liberya, 26 Temmuz)
– İlk taksimetre (Londra)
1848 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk medyumlar (31 Mart)
– İlk beyaz olmayan parlamenter (22 Ağustos)
– Gazetede ilk hava raporu (31 Ağustos)
– İlk çiklet
– İlk model uçak
– İlk emniyet kemeri
1849 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk kadın doktor
– İlk uluslararası yat yarışı (Bermuda, 8 Mayıs)
– İlk kaza sigortası
– İlk telefon
– İlk satranç turnuvası
– İlk kuru temizleme
1850 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk resimli posta pulu (1 Ocak)
– İlk tren feribotu (7 Şubat)
– İlk blucin
– İlk soğutma tesisi

1851 tarihinde gerçekleşen ilkler

– Uluslararası sergi (1 Mayıs, Londra)
– İlk kokteyl salonu
– İlk dondurma fabrikası
– Ev tipi ilk dikiş makinesi
– İlk oftalmoskop
1852 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk erkekler genel tuvaleti (2 Şubat)
– İlk bayanlar genel tuvaleti (11 Şubat)
– İlk yivli ağızlı şişe (F. Joseph Beltzung, Fransa, 15 Nisan)
– Elektrikli ilk alarm sistemi (ABD, 28 Nisan)
– İlk hava gemisi
– İlk akordeon (M. Bouton, Paris)
– İlk işçi kulübü
– İlk pul albümü
– İlk model (Bayan Marie Worth)
1853 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk akvaryum (21 Mayıs, Londra Hayvanat Bahçesi)
– Otelde ilk bayan garson
– İlk cips
– İlk deri altı şırınga (Fransız Charles Gabriel Pravaz buldu)
1854 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Kenarları tırtıllı ilk posta pulu
– İlk bebek yarışması (14 Ekim)
– İlk su yumuşatma tesisleri (İngiltere)
– İlk parafin lambası
1855 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk kompütür
– İlk sismograf (Deprem kayıt aygıtı, İtalyan Luigi Palmici tarafından bulundu)
1856 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk yapay solunum (Londra, 12 Nisan, St. George’sHastanesi)
– İlk sekiz saat çalışma hakkı (21 Mayıs’ta Avustralya’da tanındı)
– İlk dedektif romanı
– İlk sualtı fotoğrafı
1857 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Jokerli ilk oyun kâğıdı
– Körler için ilk kitaplık
1858 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Uluslararası ilk yüzme yarışması (9 Şubat, Melbourne)
– Elektrikli ilk hırsız alarmı
– İlk çelik gemi
– Ucu silgili ilk kurşunkalem
– İlk parmak izleri
– İlk tonik
– Havadan ilk fotoğraf
– Elektrikle çalışan ilk deniz feneri

– Asfaltlanan ilk cadde (Paris)
– Sigara içen ilk kadın
– İlk evcil kuş yarışması
– İlk menajerlik bürosu
1859 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk moda dergisi (Ocak)
– İlk işçi partisi (22 Mart)
– İlk köpek yarışması
– Elektriğin, evde ilk kullanımı (Temmuz)
– İlk işçi milletvekili

– İlk Pulmann vagon
– İlk trapez gösterisi
– İlk gezici kitaplık
– İlk çocuk bahçesi
1860 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk güneş tutulması resmi (8 Temmuz, ispanya, Fr. Secchi çekti)
– İçten patlamalı motor üretimi
– İlk Dry Martini
1861 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk fırtına uyarısı

– İlk renkli fotoğraf
– İlk hava tahmini
– İlk posta kartı
1862 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk pul kataloğu
– İlk otomobil
– İlk pul dergisi
– İlk termoplastik
– İlk yaya geçidi
1863 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk metro (10 Ocak)
– İlk faksimile (16 Şubat)
– Uluslararası ilk Kızılhaç Örgütü (17 Şubat)
– İlk atletizm kulübü (Haziran)
– İlk ağır siklet boks şampiyonası (8 Aralık’ta İngiliz Tom King, ABD’li John C. Heenan’ı yendi)
– İlk restoran-vagon
– İlk petrol tankeri

– İlk hastane treni

– İlk dinamit
1864 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Denizaltı tarafından batırılan ilk gemi (17 Şubat)
– İlk etsuyu özü
– İlk motorlu tekne
– İlk polis kaskı
– İlk balina gemisi
1865 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk hız limiti (5 Temmuz)
– İlk kadın doktor (28 Eylül)
– İlk petrol boru hattı (Ekim)
– İlk cep çakmağı (7 Kasım)
– İlk pul müzayedesi (29 Aralık, Paris)
– İlk hediye kuponu
1866 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk kadın dişçi (21 Şubat)
– İlk çelik köprü (Paris)
1867 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Mikropsuz ortamda yapılan ilk ameliyat (17 Haziran, İskoçya)
– Manş’ı kanoyla ilk geçiş (19 Ağustos)
– Parlamento seçimlerinde oy veren ilk kadın (26 Kasım)
– Otomatik satış makinesi
1868 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Kadınlararası ilk bisiklet yarışı (Fransa, 1 Kasım)
– İlk kapalı salon atletizm yarışmaları (11 Kasım)
– İlk trafik lambası (10 Aralık)
– İlk resimli çikolata kutusu
– İlk torpido
– İlk holding (Pennsylvania Co.)
– İlk futbol turnuvası (İngiltere)
1869 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Uluslararası ilk bisiklet yarışı (6 Mart, Londra)
– İlk krematör (10 Mart)
– İlk bisiklet dergisi (La Velocipede Illustre, Paris, 19 Haziran)
– İlk margarin (15 Temmuz)
1870 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk kadın borsa bankeri (19 Ocak)
– İlk tüp geçit (2 Ağustos)
– İlk daktilo üretimi (Ekim)
– Tümüyle metal gövdeli ilk bisiklet
1871 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk yarım ton fotoğraf (Mayıs)
– İlk postayla sipariş servisi (15 Eylül)
– İlk kadınlar kulübü
– Sirkte ilk güvenlik ağı
– İlk rüzgâr tüneli
1872 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk ulusal park (Yellowstone, 1 Mart)
– İlk futbol kupa finali (Londra, 16 Mart, Wanderers: 1—Royal Engineers: 0)
– Resimli ilk posta kartı
– Yehova Şahitleri’nin çıkışı
1873 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk cep sözlüğü
– İlk gazete fotoğrafı (2 Aralık)
– İlk daktilo mağazası
1874 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Fidye için kaçırılan ilk çocuk (Charley Ross, 1 Temmuz, ABD)
– İlk DDT (1 Ağustos, Fransa)
– İlk yaz okulu (New York, 4 Ağustos)
– İlk bayan bisikleti
1875 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk silahsızlanma kampanyası (Barış Derneği, Liverpool, 23 Ocak)
– Manş’ın yüzülerek ilk geçilişi (24-25
– Ağustos, Matthews Webb, 22 saat)
– Elektrikle aydınlatılan ilk fabrika (Almanya)
– İlk telif ajansı
– İlk daktilo memuresi
– Elektrikle aydınlatılan ilk istasyon (Gare du Nord, Paris)
1876 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk krematoryum (22 Ocak)
– Atlantik’i tek kolla yüzme (Alfred Johnson, 11 Ağustos, 57 gün)
– İlk cinsel eğitim
1877 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Uzun mesafeli ilk telefon görüşmesi (292 Km, 3 Nisan)
– İlk telefon santralı (17 Mayıs)
– İlk torpido bot (HMS Lightning, Mayıs, İngiltere)
– İlk fonograf (6 Aralık)
– Savaşta ilk telefon kullanımı (Hindistan)
– İlk daktilo kursu
– Kızılay Derneği’nin kuruluşu (Türkiye)
1878 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Torpidoyla batırılan ilk gemi (25 Ocak, Batum ‘da Türk gemisi)
– İlk full-time santral görevlisi (28 Ocak)
– İlk fonograf üretimi (24 Nisan)
– İlk donmuş et (Le Havre’dan Buenos
– Aires’e gönderildi, 7 Mayıs)
– Kadın santral görevlisi
– Esperanto’nun çıkışı (17 Aralık)
– Kadın polisiye yazarı
1879 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk karavan tatili (29 Ocak)
– İlk mağazalar zinciri (22 Şubat)
– Sakarin (27 Şubat’ta Baltimore’da, Johns Hopkins Üniversitesi’nde Constantine Fahlberg ve Prof. Ira Remsen – tarafından bulundu)
– Asansör takılan ilk işhanı (Eylül)
– Telefonlara numara verilmesi
1880 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk radyo-telefon
– Telefonla cepheden haber veren ilk savaş muhabiri (19 Nisan)
– Elektrikli asansör
– Minyatür elektrik motoru
– Erkek kol saati
1881 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk sosyalist parti (8 Haziran, İngiltere)
– Madenci lambası (8 Haziran, İngiltere)
– Stereofonik ses sistemi (30 Ağustos, Fransa)
– Elektrik santralı (1 Ekim)
– İlk hidrolik ekskavatör
1882
– Yeraltı telefon kablosu (16 Nisan, ABD)
– İlk troleybüs (27 Nisan, Berlin)
– Elektrikli ütü (6 Haziran, New York)
– Elektrik mühendisliği okulu (1 Temmuz, Londra)
– Elektrikle aydınlatılan ilk Noel ağacı (Aralık)
– Elektrikli vantilatör
– Donanma eğitim gemisi (George Stage, Danimarka)
– Judo (Tokyo’da, Kadokan Enstitüsü’nde, Dr. Jogoro Kano geliştirdi)
1883 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk benzinli otomobil
– İlk polis koleji (Paris)
– İlk buji (Paris)
1884 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk reklam yarışması (Mart, ABD)
– İlk lokal anestezi (15 Eylül)
– Jetonlu tartı makinesi (13 Aralık)
– Buhar türbini
– İlk mikrofilm kitaplığı (Paris)
1885 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk apandis ameliyatı 4 Ocak)
– İlk profesyonel futbol ligi (İngiltere, 20 Haziran)
– Eldivenle yapılan ilk ağır siklet dünya boks şampiyonluğu maçı (29 Ağustos,
Cincinnati, John L. Sullivan “ABD”, ile Dominick McCaffery’yi “ABD” yendi)
– İlk self-servis kafeterya (4 Eylül, New York)
– İlk benzin pompası (5 Eylül)
– İlk motosiklet (W Kasım)
– İlk güneş gözlüğü (Philadelphia)
1886 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk Coca Cola (29 Mart, ABD)
– İlk benzin motorlu tekne (Ağustos)
– İlk kadın yontusu (11 Ekim)
– Briçin çıkışı
– Torpido yüklü denizaltı
– Otomatik bilet makinesi
1887 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Başkentler arasında ilk telefon bağlantısı (Paris-Brüksel, 24 Şubat)
– İlk kadın belediye başkanı (17 Mart)
– İlk motor yarışı (20 Nisan)
– İlk hatıra pulu (Temmuz)
– İlk reklam fotoğrafı (11 Kasım)
– İlk sosyalist parlamenter
– İlk elektrokardiyogram
– İlk elektrikli ısıtıcı
– İlk Esperanto metin
– İlk kontakt lens
1888 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk toplama makinesi (Ocak)
– Politik karikatür yayınlanması (2 Şubat)
– Havalı bisiklet lastiği (28 Şubat)
– İlk haber fotoğrafı (10 Mart, Illustrated London Nevs)
– Otomobil üretimi (16 Mart)
– Yuvarlak plak çalabilen pikap (16 Mayıs)
– İlk güzellik yarışması (19 Eylül)
– İlk sinema filmi (Ekim)
– İlk foto-finiş aygıtı (New Jersey)
– İlk otobüs
– İlk motor bayii
1889 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk motorlu araç vergisi (1 Ocak)
– Bilgi işleyebilen ilk kompütür (8 Ocak)
– Havalı lastikli ilk yarış bisikleti (Belfast, 18 Mayıs)
– Esperanto gazete (Nuremberg, 1 Eylül)
– İlk müzik kutusu (23 Kasım)
– Yaratıcı reklam ajansı
– İlk benzinli traktör
– İlk elektrikli fırın
– İlk açlık grevi
– İlk bulaşık makinesi
– İlk jetonlu telefon
– Elektrikli ilk dikiş makinesi
1890 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Futbolda ilk kale ağları (İngiltere, 1 Ocak)
– İlk elektrikli sandalye (6 Ağustos)
– İlk elektrikli metro (4 Kasım)
– İlk epidiyaskop
1891 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk emekli maaşı (1 Ocak)
– İlk plak dergisi (Phonogram, ABD, 1 Ocak)
– İlk telefon link hattı (Londra-Paris, 1 Nisan)
– İlk pul makinesi (Mayıs)
– İlk moda fotoğrafı (4 Kasım)
– İlk küvöz
– İlk plak katalogu
– İlk diş macunu tüpü
1892 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk basketbol kuralları (15 Ocak)
– Poliste ilk parmak izi bürosu (31 Mart)
– İlk otomatik telefon görüşmesi (3 Kasım)
– Futbolda ilk büyük transfer (Aston
– Villa, Willie Groves için 100 sterlin ödedi)
– İlk psiko-analiz (Sigmund Freud, Viyana’da yaptı)
– İlk seyyar banka (Yeni Zelanda)
– İlk termos (İngiltere)
– İlk kadın sürücü
1893 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk film stüdyosu (1 Şubat)
– İlk yakın çekim (2 Şubat)
– Hızı saatte 100 mili aşan ilk tren (9
– Mayıs, Sirakuza, 102.8 m/s)
– İlk dizel motoru (10 Ağustos)
– İlk park yasakları (14 Ağustos)
– İlk plakalar (14 Ağustos)
– İlk ehliyet (14 Ağustos)
– İlk destroyer (28 Ekim)
– İlk renkli gazete ilavesi (19 Kasım)
– İlk fermuar
1894 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk striptiz (13 Mart)
– Sinema filmlerinin ilk ticari gösterimi (14 Nisan)
– İlk spor filmi (14 Haziran)
– Denizaşırı ilk futbol deplasmanı (Sunderland FC, ABD’ye gitti)
1895 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Soyluluk unvanı alan ilk tiyatrocu (24
Mayıs)
– İlk benzinli motor yarışı (11 Haziran)
– İlk haber filmi (20 Haziran)
– İlk film aktörü (28 Ağustos)
– İlk komedi filmi (28 Aralık)
– X ışınlarının tıpta ilk kullanımı (Viyana, 28 Aralık)
– İlk servis istasyonu
– Otomobil kullanan ilk doktor
– İlk kadın futbol kulübü (İngiltere)
– İlk voleybol (ABD)
1896 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Aşırı hızdan ceza yiyen ilk sürücü (28 Ocak)
– İlk ışın tedavisi (Chicago, 29 Ocak)
– İlk kiralık araba (Ocak)
– İlk modern olimpiyatlar (Atina, 6 Nisan)
– Sinemada ilk öpüşme sahnesi
– İlk sinema (26 Haziran)
– İlk araba hırsızlığı (9 Haziran)
– İlk otomobil kazası (17 Ağustos)
– İlk kalp ameliyatı (9 Eylül)
– İlk motosiklet yarışı (20 Eylül)
– İlk otomobil sigortası (2 Kasım)
– İlk film dergisi (Phonoscope, New York, 15 Kasım)
– Yapay ışık kullanılan ilk stüdyo (Kasım)
– İlk radyo (12 Aralık)
– İlk taksi
– İlk IQ testi
– İlk numara kadranlı telefon
1897 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Geniş ekranlı ilk film (17 Mart)
– İlk röntgen filmi (Glascow’da Dr. Macintyre, bir kurbağanın dizini çekti.)
– Filme alınan ilk savaş (Türk-Yunan Savaşı, Nisan)
– İlk taksimetre (Mayıs)
– İlk reklam filmi (5 Ağustos)
– İlk sarhoş sürücü (10 Eylül)
– İlk radyo istasyonu (Kasım)
– İlk kiralık kostümcü
– İlk plak kayıt stüdyosu
– İlk portatif daktilo
1898 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Öldürülen ilk şoför (12 Şubat)
– İlk tampon (21 Mayıs)
– Ehliyet alan ilk kadın (Mayıs)
– Dikenli telden çitler
– İlk posta kamyoneti (17 Haziran)
– İlk kadın mimar
– İlk profesyonel basketbol ligi (ABD)
– İlk hoparlör
– İlk masatenisi
– İlk ağır çekim film
– İlk Pepsi-Cola
1899 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk motosiklet kazası (11 Şubat)
– İlk radyo imdat çağrısı (17 Mart)
– Orduda motosikletlerin ilk kullanımı (30 Mart)
– İlk aspirin üretimi (Mayıs)
– İlk yürüyen merdiven (9 Haziran)
– İlk garaj
– İlk polis köpeği
– İlk periskop

Kaynak : dunyaninilkleri.com

14. !f İstanbul’da Ödüller Brezilya ve Suriye’nin!

14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, dün gece NuPera’da yapılan ödül töreniyle sona erdi.

14-f-istanbul

!f İstanbul’un 2015 ödülleri belli oldu! Bu yıl sekizincisi düzenlenen Keş!f Yarışması’nın kazananı Brezilya’dan “August Winds/Ağustos Esintisi”yle Gabriel Mascaro olurken, Aşk ve Başka Bi’ Dünya Yarışması’nın birincisi Suriye ve Fransa ortak yapımı “Silvered Water, Syria Self-Portrait/Gümüş Suyu: Suriye Otoportresi” seçildi. Türkiye’den Kısalar İzleyici Ödülü ise Orhan İnce’nin yönettiği Adem Başaran’ın oldu!

if

Selen Uçer’in sunuculuğunu yaptığı gecede Keş!f Yarışması Ödülleri, Aşk & Başka Bi’ Dünya ve Türkiye’den Kısalar İzleyici Ödülleri sahiplerini buldu.

Keş!f Ödülü Brezilyalı yönetmenin

August Winds 3

Sinema dünyasından usta isimlerin “sinemada cesur hikâye anlatımı ve biçimsel arayış” kriterlerini gözeterek, en çok “İlham Veren Yönetmen”i seçtikleri Uluslararası Keş!f Yarışması’nda bu yıl ABD, Avustralya, Brezilya, Estonya, Fransa, Hollanda, Irak, İsrail,Yunanistan, Türkiye ve Ukrayna’dan toplam 9 film, 15.000 dolar para ödüllü Keş!f Ödülü için jüri karşısındaydı.

Mehmet Kurtuluş, Lila Yacoub, Matias Piñeiro, Grant Gee ve Signe Byrge Sørense’den kurulu Keş!f Jürisi, Brezilya yapımı “August Winds/Ağustos Esintisi”nin yönetmeni Gabriel Mascaro’yu “yılın ilham veren yönetmeni” seçti. Jüri adına ödül gerekçesini okuyan Lila Yacoub ve Mehmet Kurtuluş; “Keşif Ödülü’nü, derinliğinin kaynağını basitliğinde bulan bir filme veriyoruz. Dünyanın ücra bir köşesinde günlük yaşamı gösteren film, her şeyden önce, manyetik görüntüler ve punk sesler aracılığıyla nefes alma hissi yaratmayı başarıyor. Filmin, durgunluk ve değişim üzerinde bir ritm oluşturan kaşifliğinin, bizlerde yarattığı sürpriz hissi günlerdir yerini koruyor. Bir başka ilham veren yönü ince tonu olan filmin en büyük gücü ise, yaşayanlar ve ölüler arasındaki tansiyonu ve belirsizlikleri sıradışı bir başarıyla yakalayan, o kara alt akıntıyı yaratmış olması. Bu yıl Keş!f Ödülü, Gabriel Mascaro’nun Ağustos Esintisi filmine gidiyor” dedi.

SİYAD’ın seçimi Ghobadi’den yana oldu

Aslı Daldal, Esin Küçüktepepınar ve Metin Gönen’den oluşan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) jürisinin seçimi ise Irak Kürdistanı yapımı “Mardan”ın yönetmeni Batin Ghobadi’den yana oldu.

SİYAD jürisi adına gerekçeyi okuyan Esin Küçüktepepınar ve Metin Gönen şunları söyledi: “SİYAD jürisi olarak, bir yandan Kürdistan’ın coşku uyandıran coğrafyası ile epik bir kurgusal evren yaratıp, diğer yandan geçmişin travmalarıyla şekillenen trajik bir yerel hikâye ile Kürt halkının nezdinde tüm Orta Doğu halklarının acılı tarihini sinematografik bir yaratıcılıkla anlatırken, sadece acı ve mağduriyet ifade etmek yerine bu çılgın topraklarda öncelikle kendi aidiyetine, kendi geçmişine, kendi halkının var oluşuna eleştirel ve yaratıcı bir sine-gözle bakarak içinde bulunduğumuz durumu düşünerek öznel bir özgürleşmeye seyircinin kendisini de davet eden evrensel bir sinematografik sesleniş olduğu için SİYAD Ödülü’nü Batin Ghobadi’nin “Mardan” filmine veriyoruz.”

Yılın en yaratıcı müdahalesi Suriye filmine

!f İstanbul’un geçen yıl başlattığı ve aktivist filmlerin yarıştığı 10 bin dolar değerindeki Aşk & Başka Bi’ Dünya Ödülü için ise ABD, Danimarka, Fransa, Hindistan, İrlanda, Kanada,Kolombiya, Norveç, Polonya, Rusya, Suriye ve Ukrayna’dan toplam 8 film yarıştı. Arsinée Khanjian, Marie Olesen ve Pınar Selek’ten oluşan jüri, “yılın en yaratıcı müdahalesi” olarak; Suriyeli yönetmen Ossama Mohammed’in, Suriye’de yaşayan Kürt yönetmen Wiam SimavBedirxan’ın internet yoluyla gizlice gönderdiği görüntülerle birlikte yönettikleri, Suriye veFransa ortak yapımı “Silvered Water, Syria Self-Portrait/Gümüş Suyu: Suriye Otoportresi”ni seçti.

Jüri adına gerekçeyi okuyan Arsinée Khanjian, şunları söyledi: “Festivalin yarışma için belirlediği misyonun ışığında, biz Aşk ve Başka Bi’ Dünya Yarışması jürisi olarak dünyanın acı çektiğini ve sivil halkların olumlu değişime katkı sağlama sorumluluğunu taşıdığına inanıyoruz. Bu film bizi baskı, işkence, şiddet, çaresizlik ve ölümle yüz yüze getirdi. Cüretkâr ve yüksek sesli; ancak şiirsel, samimi; ve kişisel ancak kolektif. Film, hem insanların özgürlük savaşının hem de devletlerin güç ve zorbalıklarını koruma adına kendi halklarına hizmet etmeyi ve halklarını korumayı ihmal etmelerinin zamandan bağımsız bir anlatımı. Film, biz jüri üyelerini tam anlamıyla sersemletti. Filmin oluştuğu 1001 fotoğraf ve video vahşilikleriyle, doğal olarak, bizi de can evimizden vurdu. Ama aynı zamanda bize yıkımı nasıl algıladığımızı sorgulattı ve dünyada yaşanan acıyı ve umudu nasıl aradığımızı bir kez daha hatırlattı. Görülen ve söylenen her şey ile bu film gerçek bir sinema eseri; sinemanın tüm araç ve yöntemlerini en iyi ve yaratıcı şekilde kullanıyor ve keşfediyor. Kullanılan her sözcük, ses ve görüntü bu hünerli eserin bütünlüğünü tanımlamak için önemli parçalar. Ossama Mohammed ve Wiam Simav Bedirxan’ın yönettiği Gümüş Suyu: Suriye Otoportresi, sürgün edilmenin ve kuşatılmanın perişanlığını yakalanabilecek en evrensel dille anlatıyor.”

Kısa izleyicisi Adem Başaran’ı seçti

Gecede ayrıca, 1890 sponsorluğunda düzenlenen Türkiye’den Kısalar bölümü kapsamında verilen İzleyici Ödülleri’nin sahipleri de belli oldu. 18 kısanın gösterildiği bölümde en iyi kısa Orhan İnce’nin yönettiği Adem Başaran seçilirken, Nehir Tuna’nın kısası Basur ikinciliği, Muhammet Beyazdağ’ın Çirok/Hikâye adlı kısa belgeseli de üçüncülüğü aldı. 2012’de “Ali Ata Bak” adlı kısasıyla da aynı ödülü almış olan İnce, !fİstanbul’un konuğu olarak yurt dışındaki bir festivale konuk olma hakkı kazandı.

Şimdi sıra Ankara ve İzmir’de!

12-22 Şubat tarihlerinde gerçekleşen !f İstanbul bu sene de dünyanın dört bir yanından ödüllü bağımsızlar ve ustaların son filmleri Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşturdu. Bu yıl 42 ülkeden 115 filmin gösterildiği festivali 80 bin kişi izledi. Festival, 26 Şubat’ta Ankarave İzmir’e doğru yola çıkacak ve 1 Mart’ta sona erecek.

65. Uluslararası Film Festivali’nde 19 film “Altın Ayı” ödülü için yarışacak

Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenecek 65. Uluslararası Film Festivali’nde 19 film “Altın Ayı” ödülü için yarışacak. Festivalde 441 film gösterilecek.

65 Uluslararası Film Festivali

Almanya’nın başkenti Berlin’de düzenlenecek 65. Uluslararası Film Festivali’nde (Berlinale) 72 ülkeden 441 filmin gösterileceği bildirildi.

Federal Basın ve Enformasyon Dairesi’nin salonunda Berlinale Direktörü Dieter Kosslick’in de katıldığı bir basın toplantısı ile 5-15 Şubat tarihleri arasında yapılacak festivalin programı tanıtıldı.

Bu yıl yarışma bölümünde 23 filmin gösterileceği Berlinale’de 19 film “Altın Ayı” ödülü için yarışacak.

Festival boyunca çeşitli kategorilerde 72 ülkeden toplam 441 film gösterilecek. Emine Emel Balcı’nın yönettiği “Nefesim Kesilene Kadar” filmi “Forum” bölümünde yer alırken, “Generation Kplus” bölümünde Faruk Hacıhafızoğlu’nun “Kar Korsanları”, “Generation 14plus” bölümünde kısa filmler arasında da Derya Durmaz’ın “Gri Bölge” filmi yer alıyor.

Berlinale’de dünya prömiyeri yapılacak olan “Nefesim Kesilene Kadar” filmi, aynı zamanda “En iyi ilk film ödülü” için de yarışacak. Festivalde ilk gösterimi yapılacak “Kar Korsanları” ise “Generation Kplus” bölümünde “Kristal Ayı” için mücadele edecek.

Jüri başkanı Darren Aronofsky

“Altın Ayı” ve “Gümüş Ayı” ödülleri alacak filmleri belirleyecek jürinin başkanlığınıABD’li yönetmen Darren Aronofsky yapacak. Yedi kişilik uluslararası jüride Almanoyuncu Daniel Brühl, Güney Koreli yönetmen ve senarist Bong Joon-ho, ABD’li yapımcı Martha De Laurentiis, Perulu yönetmen Claudia Llosa, Fransız oyuncu Audrey Tautou ve ABD’li senarist Matthew Weiner yer alıyor.

Uluslararası kısa film jürisinde ise sanatçı Halil Altındere bulunuyor. Jüride, Altındere’nin yanı sıra Hindistan’dan Madhusree Dutta ve Singapur’dan Wahyuni Hadi görev yapacak.

Wim Wenders’e Onur Ödülü

Festival Direktörü Dieter Kosslick, bu yılki “Onur Ödülü”nün Alman yönetmen Wim Wenders’e verileceğini açıkladı. Kosslick, “Berlinale-Kamera Ödülüne” de yönetmen Marcel Ophüls ve film tarihçisi Naum Kleiman’ın layık görüldüğünü ifade etti.

Açılışı “Nobody Wants the Night” yapacak

Berlin Film Festivali’nin bu yılki açılışı Isabel Coixet’in “Nobody Wants the Night” filmi ile 5 Şubat’ta yapılacak. Festivalde “Altın Ayı” ve “Gümüş Ayı” için yarışacak 19 film şöyle:

Almanya ve ABD yapımı Werner Herzog’un ‘Queen of the Desert’, Almanya’dan Sebastian Schipper’in ‘Victoria’, Andreas Dresen’in ‘Als wir traeumten’, ABD’den Terrence Malick’in ‘Knight of Cups’, İspanya’dan Isabel Coixet’in ‘Nobody Wants the Night’, İngiltere’den Peter Greenaway’in ‘Eisenstein in Guanajuato’, Andrew Haigh’in ’45 Years’, İran’dan Cafer Panahi’nin ‘Taksi’, Fransa’dan Benoit Jocquot’un ‘Journal d’une femme de chambre’, Guatemala’dan Jayro Bustamante ‘Ixcanul Volcano’,Rusya’dan Aleksei German’ın ‘Under Electric Clouds’, Polonya’dan Malgorzata Szumowska’nın ‘Body’, Vietnam’dan Di Phan Dang’ın ‘Cha va con va’, Çin’den Wen Jiang’in ‘Yi bu zhi yao’, Romanya’dan Radu Jude’nin ‘Aferim!’, Şili’den Patricio Guzman’ın ‘Der Perlmuttknopf’, Pablo Larrain’in ‘The Club’, Japonya’dan Sabu’nun ‘Chasuk’s Journey’ ve İtlaya’dan Laura Bispuri’nin ‘Sworn Virgin’.

65. Uluslararası Berlin Film Festivaline günler kala

65. Uluslararası Berlin Film Festivali, Almanya’nın başkenti Berlin’de 5-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenecek

berlinale65

65. Uluslararası Berlin Film Festivali’nin (Berlinale) açılışını, İspanyol yönetmen Isabel Coixet’in “Nobody Wants the Night” adlı filmin yapacağı bildirildi.
Berlinale’den yapılan yazılı açıklamaya göre, Almanya’nın başkenti Berlin’de 5-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenecek olan 65. Uluslararası Berlin Film Festivali “Nobody Wants the Night” filminin gösterimiyle açılacak.

İspanya, Fransa ve Bulgaristan ortak yapımı filmin başrollerini Juliette Binoche, Rinko Kukuchi ve Gabriel Byrne paylaşıyor.
Yönetmen Coixet’in filmlerinin bundan önce 6 kezBerlinale kapsamında gösterildiği belirtilen açıklamada, bunlardan “Mein Leben ohne mich” 2003’te ve “Elegy” filmi de 2008’de yarışma bölümünde oynadığı kaydedildi. Coixet, 2009 yılında festivalde uluslararası jüride yer almıştı.

Berlinale’de yarışma bölümünde gösterilecek ve “Altın ayı” için yarışacak filmler arasında şimdiye kadar şu filmler açıklandı:
Andrew Haigh’in “45 Years”, Andreas Dresen’in “Als wir traeumten”, Peter Greenaway’ın “Eisenstein in Guanajuato”, Jayro Bustamante’nin “Ixcanul Volcano”, Terrence Malick’in “Knight of Cups” ve Alexey German’ın “Under Electric Clouds”
Kenneth Branagh’ın “Cinderella” filmi ise yarışma bölümüne gösterilecek, ancak Altın Ayı için yarışmayacağı açıklandı.

TÜRK FİLMİ DE TARIŞACAK

Öte yandan festivalde Türkiye’den  Faruk Hacıhafızoğlu’nun “Kar Korsanları” filmi “Generation Kplus” bölümünde gösterileceği bildirildi. Berlinale’de bu bölümde yer alan filmler ”Kristal Ayı”  ödülü için yarıştığı bildirildi.
Diğer taraftan festivalin kısa film jürisinde sanatçı Halil Altındere bulunuyor. Jüride Altındere’nin yanı sıra Hindistan’dan Madhusree Dutta ve Singapur’dan Wahyuni Hadi yer alıyor.

Ayakkabının ‘pabuç’ hali

pabucİnsanlığa çok uzun bir süredir eşlik eden ayakkabının hikâyesi bir sergide anlatılıyor. Ayakkabının ‘pabuç’ hali ise güzellik ve estetikle buluşuyor.

Eski çağlardan bu yana soğuktan, sıcaktan, keskin yüzeylerden ve herhangi bir dış etkenden korunmak için ayaklarımızı sarıyoruz. Önceleri bir ihtiyaç olarak ortaya çıkan ‘ayakkabı’ zamanla bir var oluş nesnesine dönüştü. Bugün ihtiyaçla birlikte bir aksesuar, bir süs eşyası olarak da kullanılan ayakkabının hikayesi Sadberk Hanım Müzesi’nde sergilenmeye başlanacak. ‘Pabuç, Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonundan’ adını taşıyan sergi 27 Kasım’da başlayacak ve 31 Mayıs’a kadar da açık kalacak.

Ayakkabının bir süs eşyası olarak algılanmaya başlanması bilhassa 19. Yüzyılda başladı. Sergi kapsamında 19. ve 20. Yüzyıllardan 127 parçalık bir ayakkabı koleksiyonu ziyaretçilerle buluşacak. Orta Asya, Kuzey Afrika, Hindistan, İran ve Avrupa’nın çeşitli noktalarından toplanarak bir araya getirilen koleksiyon, ayakkabıda geleneksel batı anlayışını da ortaya koyuyor. Çizme, bot, ayakkabı, terlik ve nalın gibi farklı parçalardan oluşan sergide, ipek, gümüş, deri, keten gibi farklı malzemelerin de bir araya geldiği parçaları görmek mümkün.

‘Pabuç, Sadberk Hanım Koleksiyonundan’ sergisinde ayrıca tanınmış isimlerin ayakkabıları da sergilenecek. Mısır Hıdiv ailesinden Prenses Atiye’ye ait gelin ayakkabısı, Bursa Valisi Ahmet Münir Paşa ile Pervin Hanım’ın kızı Memduha Hanım’ın çocukluk potinleri gibi ayakkabılar, Osmanlı’nın son döneminde ayakkabıcılığın geldiği noktayı da anlatıyor.

‘Pabuç, Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonundan’ sergisinde; çoğunluğu Osmanlı’nın son döneminde üretilen ayakkabı ve terlikler oluştururken, Orta Asya, İran, Kuzey Afrika, Hindistan ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden de örnekler yer alıyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarında üretilen ayakkabıları da kapsayan 127 parçalık koleksiyon, geleneksel anlayışın yanı sıra Batı modasını yansıtan çizme, bot, ayakkabı, terlik ve nalın gibi çeşitli modelleri de bir araya getiriyor.

Deri ve kumaştan yapılmış, çoğu sırma, gümüş, tel, kılabdan ve boncuk ile süslenmiş ürünler arasında Mısır Hıdiv ailesinden Prenses Atiye’ye ait olan gelin ayakkabısından,Bursa Valisi Ahmet Münir Paşa ile Pervin Hanım’ın kızı Memduha Hanım’ın 3-4 yaşlarındayken giydiği çocuk potinine kadar ilginç hikâyelere sahip birçok eser bulunuyor. Ahşaptan oyularak yapılmış, sedef, fildişi ve gümüş malzemelerle süslenmiş nalınlar da sergide dikkat çekiyor. Koleksiyondaki etiketli ayakkabı örnekleri ise Osmanlı’nın son dönem ayakkabı üreticileri ve satıcıları hakkında bilgi veriyor.

‘ Pabuç, Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonundan’ sergisi, Çarşamba günleri hariç her gün 10:00-17:00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.  

Müzik hakkında bunları biliyor muydunuz?

Müzik; tarzdan tarza, kültürden kültüre birçok farklı biçimleri olmakla berber evrensel bir bütünlüğe sahiptir. Hepimiz dinlediğimiz müzik tarzıyla ilgili birçok şey biliriz; ama bilmediğimiz birçok ilginç ayrıntıda bulunmaktadır.

Elbette her şeyi bilemeyiz. Fakat bazı ilginç şeyleri bilmek gerekir ki eşe dosta analatabilelim ve konu olsun. Bilginin gereksizi olmaz değil mi?

1. Justin Bieber’ın Youtube’da izlenme sayısı Çin ve Hindistan’ın nüfus toplamından fazladır.

justin-bieber

 

2. Stratocaster ve Telecaster’ın mucidi Leo Fender gitar çalmayı bilmiyordu

Leo_Fender

 

3. Beethoven, beste yapmadan önce kafasını soğuk su dolu bir kovaya sokardı

beethoven

 

4. Müzik; kronik ağrıları %20, depresyonu %25 azaltmaktadır

muzik_dinlemek

 

5. Mozart’ın nereye gömüldüğü halen bilinmiyor

mozart_müzik

 

6. Tüm satış kayıtlarına göre, harmonika dünyanın en çok satan çalgısıdır.

harmonika

 

 

7. İlk olarak 1876 yılında telefon hattına müzik verildi, aynı zamanda telefonun icat edildiği yıldır

bell_telefonu

 

8. CD 1980 yılında Philips ve Sony tarafından üretildi

philips-cd

 

9. İrlanda, Eurovision’u en çok kazanan ülkedir.(7 kez)

irlanda-eurovision

 

10. Avrupa’da sadece kulaklıkla müzik dinleyebileceğiniz ‘Sessiz Diskolar’ vardı

sesiz_diskotek

 

11. Michael Jackson’ın ‘Thriller’ı tüm zamanların en çok satan albümüdür

TUM ZAMANLARIN EN IYI 500 ALBUMU

12. Pink Floyd’un ‘Dark Side of The Moon’ albümü 200 müzik listesinde birden 741 hafta boyunca tepedeydi, 14 yıl!

pink-flo

 

13. Enstrüman çalmak IQ’nuzu 5 puan arttırabilir

iq

14. Altın plak ödülüne layık olabilmek için Amerika’da 500,000, Türkiye ve İngiltere’de 100,000 albüm satmış olmanız gerekir

Altin_Plak_We_Are_The_World_1

 

15. ‘Disk Jokey’ terimi ilk olarak 1937’de kullandı

disc_jokey

 

Kaynak :[-]

 

 

2014 Basın fotoğrafları sergisi

2014 yılında çekilen en iyi basın fotoğrafları ‘World Press Photo-Dünya Basın Fotoğrafları 2014’ adı altında İstanbul’da sergilenecek.

JohnStanmeyer

John Stanmeyer’e ait fotoğraf Cibuti’de çekildi. Somali’deki yakınlarına ulaşmaya çalışan yerliler.

Bu yıl altıncısı gerçekleşen ‘World Press Photo-Dünya Basın Fotoğrafları’ sergisi, dünya çapında çekilmiş basın fotoğraflarından hazırlanan bir seçkiden oluşuyor. İnsanlığın 2014 yılı içerisindeki ortak hafızasını ve spordan ekonomiye, sanattan siyasete tüm gelişmelere dair bir kronoloji niteliğinde.

Bir yarışma ile hazırlanan sergi koleksiyonu, 98 bin 671 fotoğraf arasından 19 jüri üyesinin seçtiği 140 fotoğrafı görme imkanı veriyor. 132 ülkeden 5.754 katılımcının yer aldığı yarışmanın seçkisi 12 Ağustos-2 Eylül tarihleri arasında Forum İstanbul’da görülebilecek.

Kenya’daki alışveriş merkezi katliamından, albino oldukları için Hindistan’da özel bir eğitime tabi tutulan görme engelli çocuklara, Cibutili yerlilerin Somali’deki akrabalarına ulaşmak için deniz kenarlarında telefonlarının sinyali çekmesini beklemeleri gibi 2014’e dair birçok çarpıcı an bu sergide yer alıyor.

Handout/Reuters Batı Bengalden Albinolu çocuklar

Handout/Reuters Batı Bengalden Albinolu çocuklar

 

Daha Fazlası için lütfen LİNKE tıklayınız.

 

Oh! Nihayet önüne gelenin şiir yazmasına dijital rakipler geliyor!

Otobüste gelirken 3-5 şiir yazanlara şairlikten kesin olarak men edilebileceğini düşündüğümüz rakipler geliyor. Şairler(!) bu rakip için ne düşünür bilemiyoruz fakat şairlerin gocunacağına eminiz!

şiirlerin efendisi robotlar

Şiir yazan bir bilgisayar programı ilk kez tüm okurlarını insan olduğuna ikna etmeyi başarıyor. Bu algoritma, birçok alanın ardından, şiirin de robotlar tarafından ele geçirilmesi anlamına geliyor.

Her alanda gittikçe daha çok yayılan robotlar, şimdi de şiire el attı. Şair robotlar, yaratıcılık gerektiren bir alanda ilk kez Turing Eşiği’ni geçmeyi başardı. Turing Eşiği, bir makine tarafından yazılan herhangi bir metnin, onu okuyanların en az yüzde 30’unu, bir insan tarafından yazıldığına ikna etmesi anlamına geliyor. Avustralya’nın Monash Üniversitesi’nden Oscar Schwartz, insanlara “Bu şiiri bir robot mu yazdı bir insan mı” sorusunu yönelten Bot or Not isimli bir proje başlattı.

 Projenin internet sitesine girenlerin karşısına bir şiir çıkıyor ve insanlar o şiiri yazanın robot olup olmadığını anlamaya çalışıyor. İstatistiklere göre, kullanıcıların yüzde 30’undan fazlası, okudukları robot şiirini insanlara atfediyor.

 “Hem duygusal hem de felsefi olarak, robotların sanat üretmesine hazırız. Bunun birçok sebebi var. Bunlardan en önemlisi, teknolojiye yakınlığımız ve onun hayatımızla iç içe geçmiş olması. Ve robotlar sanat yapmaya başladığında, insanlara aralarında duygusal bağlar da oluşmaya başlayacak” diyen Schwartz, sanat üretimi sayesinde insanların robotlara karşı “özel hisler” besleyebileceğini söyledi.

 Schwartz, Bot or Not projesi için bir şiir yazma algoritması geliştirdi. Araştırmacı, şimdiye dek bilgisayar tarafından yazılan 300 şiirin Turing eşiğini aştığını, hatta artık eşiği yüzde 30’dan 60’a çıkarmayı düşündüğünü söyledi. Bu 300 şiir arasında şu ana dek 6 tanesi eşiği aşan sonuçlar almış. Schwartz, “Şair robotların artık ciddi bir mesele” dedi.

 Bilgisayar biliminin  gelmiş geçmiş en önemli temsilcilerinden olan Britanyalı Alan Turing, bir makinenin zeki olduğunu kanıtlamanın, kendisiyle ilişki kuranların en az yüzde 30’unu insan olduğuna ikna etmesinden geçtiğini öne sürmüştü. Mantık, kriptoloji ve felsefe alanında da çok önemli çalışmaları olan Turing, eşcinsel olması sebebiyle ülkesinde gördüğü işkence yüzünden 1954 yılında, 45 yaşında intihar etmişti. Alan Turing, teorik bilgisayar bilimi ve yapay zekanın babası olarak görülüyor.

ALAN TURING Kimdir?

alan turingAlan Mathison Turing (23 Haziran 1912 – 7 Haziran 1954), İngiliz matematikçi, bilgisayar bilimcisi ve kriptolog. Bilgisayar biliminin kurucusu sayılır. Geliştirmiş oldugu Turing testi ile makinaların ve bilgisayarların düşünme yetisine sahip olup olamayacakları konusunda bir kriter öne sürmüştür.

II. Dünya Savaşı sırasında Alman şifrelerinin kırılmasında çok önemli bir rol oynadığı için savaş kahramanı sayılmıştır. Ayrıca Manchester Üniversitesi’nde çalıştığı yıllarda, Turing makinesi denilen algoritma tanımı ile modern bilgisayarların kavramsal temelini atmıştır.

Adı ayrıca Princeton’da beraber çalıştığı tez hocası Alonzo Church ile geliştirdiği Church-Turing Hipotezi ile de matematik tarihine geçmiştir. Bu tez, bir algoritmayla tarif edilebilecek tüm hesaplamaların dört işlem, projeksiyon, eklemleme ve tarama operasyonları ile tarif edilebilecek hesaplamalardan ibaret olduğunu ifade eder. Bir matematiksel teorem olmaktan ziyade matematik felsefesi hakkında çürütülememiş bir hipotezdir.

1952 yılında şantaja maruz kaldığı şikayetiyle polise başvurup eşcinsel olduğunu açıklayan Turing, eşcinsellik suçlamasından yargılanıp 1 sene boyunca kimyasal olarak hadım etme yöntemi olarak kullanılan östrojen iğnesi vurulmaya mahkûm edilmiştir. 1954 yılında potasyum siyanid zehirlenmesinden ölmüştür. Polis araştırmasında Turing’in yediği elma ile siyanur zehiri alarak intihar sonucu öldüğüne karar verilmiştir. Buna rağmen Turing’in zehirlenmesinin kendisi tarafından intihar nedeniyle olmadığı ve başkalarının bu şüpheli ölümde bir parmağı olduğu iddiası sürmüştür.

Adı anısına verilen ve bilgisayar biliminin Nobel’i sayılan Turing Ödülü ile de akademik bilişim dünyasının bir parçası olmuştur.

Gelişim biyolojisi alanındaki en önemli matematiksel modellerden biri olan reaksiyon-difüzyon modeli de Turing tarafından formüle edilmiştir.

Çocukluğu ve Geçmişi

Annesi Sara, Hindistan’ın Orissa şehrinin Chatrapur kasabasında hamile kalmıştır. Babası Julius Mathison Turing, Britanya Hindistan koloni idaresinde Hindistan devlet memuru idi. Julius ve annesi Sara Alan’ı İngitere’de dünyaya getirmek istediler ve böylece Londra’ya gelerek Alan Turing’in 23 Haziran 1912’de doğduğu (şimdi Colonnade Hotel olan) Maide Vale’de bir eve yerleştiler. John adlı bir abisi vardı. Babası Hindistan Devlet Memurluğu işine devam etmekteydi ve Turing’in çocukluk yılları boyunca ailesi iki oğlunun kalması için İngiltere Hastings’teki arkadaşlarına bırakarak Guildford, İngiltere ve Hindistan arasında seyahat etti. Turing yaşamının erken dönemlerinde deha belirtileri gösterdi ve bunları sürekli olarak sergiledi.

Ailesi onu 6 yaşında iken bir gündüz okulu olan St Michaels’e kaydettirdi. Diğer eğitmenleri ve sonra da okulun başöğretmeni çabucak onun zekâsının farkına varmıştır. 1926’da 14 yaşındayken Dorset’te ünlü çok pahalı bir özel okul olan Sherborne Okuluna girdi. Okul sömesterinin birinci günü İngiltere’deki Genel Greve denk geldi; ancak Turing okuluna o kadar hevesliydi ki, trenlerin ülkede işlemediği o günü Southhampton’dan okula 60 milden fazla süren yolu tek başına bisikletle gitti ve yarıyolda geceyi bir otelde geçirdi.

Turing’in matematik ve bilim üzerine doğal eğilimi, Sherborne’daki eğitim tanımı daha çok klasik Antik Yunanca ve Latince üzerinde odaklanan, öğretmenlerinin saygısını kazandırmadı. Okul Müdürü ailesine şöyle yazmıştır: “Umarım iki okul arasında bilgisiz kalmaz. Eğer özel okulda kalacaksa özel okulun özel eğitimini almayı kabul etmeli; eğer sadece bir kendini bilime adamış bir bilimadamı olacaksa, vaktini bu özel okulda boşuna harcıyor.”

Buna rağmen Turing sevdiği çalışmalarda göze çarpan yeteneğini göstermeye devam ediyordu, derslerinde daha türev ve entegrasyon konularını öğrenmeden bile ileri yüksek matematik konulu problemleri çözümlemeye başlamıştı. 1928’de 16 yaşına geldiğinde Albert Einstein’ın çalışmasıyla karşılaştı; onu kavramakla kalmadı; bunu Einstein’ın Newton hareket savlarını tenkitlerini (bunların açıklamasını yapmayan ders kitabı metinleri kullanmadan) kendi kendine çalışak ortaya çıkardı.

Alan Turing - Sackville Park-Manchester

Alan Turing – Sackville Park, Manchester

Turing okulda kendinden yaşça biraz daha büyük akademik öğrenci Christopher Morcom’la yakın arkadaşlık ve aşk ilişkisi kurdu. Morcom, çocukken veremli inek sütü içmesi dolayısıyla kaptığı tüberküloz hastalığı nedeniyle, Sherborne’daki son sömestirinin bitmesinden sadece birkaç hafta kala öldü. Turing’in dini inancı yıkıldı ve ateist oldu. İnsan beyninin çalışması da dâhil, tüm dünya fenomenlerinin meteriyalistik olduğu inancını benimsedi.

Üniversite ve hesaplanabilirlilik üzerinde çalışmaları

Turing’in klasik eski Yunanca ve Latince çalışmalara istekli olmaması ve matematik ve bilimi daima tercih etmesi onun Cambridge Trinity Koleji’ne bir burs kazanmasına engel oldu. İkinci tercihi olan Cambridge Kings Kolej’e gitti. 1931’den 1934’e kadar orada öğrenciydi, seçkin bir dereceyle diploma aldı ve merkezi limit teoremi üzerinde hazırladığı bir tez yazısı dolayısıyla 1935’te Kings Kolej’e akademik üye seçildi.

28 Mayıs 1936’da sunduğu Hesaplanabilir Sayılar: Karar Verme Probleminin bir Uygulaması adlı çok önemli bir makalesinde, Kurt Gödel’in 1931’de evrensel aritmetik-tabanlı biçimsel diliyle hazırladığı hesaplama ve kanıtın sınırları ispat sonuçlarını yeniden formüle ederek, onun yerine şimdi Turing makineleri diye andığımız, daha basit ve formel usullere dayanan ispatı ortaya attı. Eğer bir algoritma ile temsil edilmesi mümkün ise düşünülmesi mümkün olan her türlü matematiksel problemin böyle bir çesit makine kullanılarak çözülebileceğini ispat etmiş oldu.

KingsCollegeChapel

Turing’in 1931-1934 ders yıllarında diploma derecesi için bulunduğu ve 1935’de okutman olduğu Cambridge Kings Kolej

Turing makinaları günümüzün hesaplama teorilerinin ana araştırma öğesidir. Turing makineleri için Sonlanma Problemi’nin kararverilemez olduğunu gösterek Karar Verme Probleminin bir sonucu olmadığını ispatlamaya devam etti: genel anlamda, algoritmik olarak sunulan bir Turing makinesi her zaman sonlanıyor olsa bile, karar vermek mümkün değildir. Kanıtının, Alonzo Church’ün lambda hesaplama teorisine dayandırdığı Turing sonucuna eşit olan kanıttan daha sonra yayınlanmasına rağmen, Turing’in çalışması çok daha kabul edilebilir ve sezgiseldi. Teorisinin yeni bir tarafı da ‘Evrensel (Turing) Makinası’ kavramı idi ve bu herhangi bir diğer makinanın görevlerini yerine getirecek bir makina fikri idi. Makale ayrıca tanımlanabilen sayılar kavramını da tanıtıyordu.

Eylül 1936’dan Temmuz 1938’a kadar Princeton Üniversitesi, İleri Etüdler Enstitüsü’nde, Alonzo Church yanında hemen hemen devamlı çalışarak geçirdi. Soyut matematik çalışmaları yanında kriptoloji üzerinde de çalışmalar yaptı ve ayrıca dört aşamalı elektro-mekanik ikili çarpma makinasının üç aşamasını tamamlayıp bitirdi. Haziran 1938’de tezini verip Princeton’dan Felsefe Doktoru ünvanını kazandı. Bilimsel tezinde bir Turing makinesinin çözemeyeceği problemler araştırmasına olanak sağlayarak, kehanet makineleri ile bağlantılı Turing makineleri ile hesaplama kavramını inceledi.

İngiltere’de Cambridge’e geri dönerek, Ludwig Wittgenstein’in matematik temelleriyle ilgili derslerine katıldı. İkisi aralarında tartışmalar yapıp birbiriyle uyuşamadılar. Turing biçimciliği savunmaktaydı ve Wittgenstein ise matematiğin mevcut olan gerçekleri yeniden keşfetmek yerine onları yeni olarak icat ettiğini iddia etmekteydi. Ayrıca Hükümet Kod ve Şifre Okulunda (GCCS) yarı-zamanlı çalışmaktaydı.

Kriptanaliz

Ana madde: Enigma şifrelemesinin analizi
İkinci Dünya Savaşı sırasında, Turing Bletchley Park’ta Alman şifrelerini kırma girişimlerinde baş katılımcılardan biriydi. Savaştan önce Marian Rejeski, Jerzy Rozycki ve Henryk Zygalski tarafından Polonya Şifre Bürosunda geliştirilen kriptanaliz üzerine eklemeler yaptı.

Hem Enigma makinası hem de bu makinaya eklenen (İngilizler tarafından ‘Tunny’ kodadı verilen teletip makinası olan) Lorenz SZ 40/42 makinasının şifrelerinin kırılmasına birçok anlayışla katkıda bulundu. Bir süre de, 8 Numaralı Kulübe’de bulunan Alman Deniz Kuvvetleri şifreli iletişimi okumadan sorumlu bölüme başkanlık yapmıştır.

Turing, Eylul 1938 itibariyle Hükümet Kod ve Şifre Okulu adındaki, İngiliz şifre kod kırma organizasyonunda yarı-zamanlı çalışmıştır. Alman Enigma makinası problemi üzerinde çalışmış ve GCCS’de kıdemli kod kırıcı Dilly Knox’la işbirliği yapmıştır. 4 Eylül 1939’da, Birleşmiş Krallık’ın Almanya’ya karşı savaş ilan etmesinin ertesi günü, Turing askeri hizmet görmek için GCCS’nin savaş zamanı üssü Bletchley Park’a katıldı.

Turing-Welchman “bombe” makinası

Bombe-makinesiBletchley Park’a katılışından birkaç hafta sonra, Turing Enigma’yı hızlı kırmaya yardımcı olacak elektromekanik bir makine tasarladı; bu makinaya Bombe adı daha önce 1932’de Polonya tasarımlı makinelerinden geliştirilmiş olan cihaza verilen Bomba adına atıfla verildi. Matematikçi Gordon Welchman’ın önerileriyle eklemelerle, Bombe Enigma, korumalı mesaj trafiğine saldırmada en onemli ve tek tam otomatikleştirilmiş kod kırma makinası olarak kullanıldı.

Turing ile aynı dönemde Bletchley Park’ta kriptanaliz üzerine çalışan Profesör Jack Good daha sonra Turing’i şu sözlerle onurlanmdırmıştır: “Turing’in en önemli katkısı, bence, kriptanalitik makine Bombe’nin tasarımıdır. Bunun esası eğitilmemiş bir kulak için çok saçma gelen bir mantık teoremine, hatta herşeyi anlayabileceğimizin muhtemel olduğuna dair çelişkili bir fikre dayanmaktaydı.”

Bombe bir Enigma makinası mesajında kullanılacak muhtemel doğru ayarlamaları (örn. çark komutları, çark ayarları…vs) araştırdı ve uygun ve makul bir şifresiz metin parçasını bulunan test için kullandı. Çarklar için, üç çarklı genel Enigma makinaları için 1019 olası durum ve 4 çarklı denizaltı Enigma makinaları için 1022 olası durum mevcuttu. Bombe elektriksel olarak tamamlanan, crib’i esas alan bir dizi mantıksal sonuç sergiledi. Bombe bir çelişki belirdiğinde tespit etti ve bir sonrakine taşıyarak düzenlemeleri eledi. Muhtemel düzenlemelerin çoğu çelişkilere sebep oluyor ve detayların araştırılması için birkaç tane bırakarak kalanı bir kenara atılıyordu. Turing’in Bombe’si ilk kez 18 Mart 1940’ta kuruldu. Savaş sonunda operasyonda ikiyüzün üzerinde Bombe vardı.

Kulübe 8 Bölümü ve Alman Deniz Kuvvetleri Enigma makinesi

Bletchley Park ana binası

Bletchley Park ana binası

Aralık 1940’ta Turing, diğer servislerin kullandığı göster geç sistemlerinden daha karmaşık olan, deniz kuvvetleri Enigma göster geç sistemini çözdü. Turing ayrıca Deniz Kuvvetleri Enigmasını kırmaya yardımcı olması için ‘Banburismus’ adı verilen Bayes tipi istatistik tekniği keşfetti. Banburismus Bombe’lerin düzenlemelerini test etmek için gerekli zamanı kısaltarak, Enigma çarklarından çıkan kesin komutları eliyordu.

1941 baharında, Turing Hut-8’deki iş arkadaşı Joan Clarke’a evlilik teklifinde bulundu, ancak yazın her iki tarafın anlaşmasıyla bu nişan bozuldu.

1942 Temmuzunda, Turing, Almanların ‘Fish’ kodadlılardan biri olan yeni Geheimschreiber (gizli yazıcı) makinesinde kullanılan Lorenz şifrecisine karşı kullanılmak üzere Turingismus ya da Turingery adı verilen bir teknik icat etti. Ayrıca, günlük-değişken şifrelere faydalı bir şekilde uygulanan kaba-kuvvet zoru ile kod çözme tekniklerine üstün hız sağlayan, öncelikle basit makinelerin yerine geçen, dünyanın ilk programlanabilen dijital elektronik bilgisayarı Collossus’un oluşturulmasına devam etmiş Max Newman’ın koruması altındaki Tommy Flowers’ın Fish takımıyla da tanıştırılmıştır. Sık rastlanılan yanlış bir kanı ise, Turing’in Colossus’un dizaynında anahtar şahıs olduğuydu ki bu doğru değildi.

Bletchley’da çalışırken, Turing, ara ara üst-seviye karşılamalarda ona ihtiyaç duyulduğunda Londra’ya 40 km koşmuş, başarılı bir uzun-mesafe koşucusudur.

Turing 1942 Kasımında Birleşik Devletler’e(USA) seyahat etti ve A.B.D. Deniz kuvvetleri kriptanalistleriyle Deniz Kuvvetleri Enigması ve Washington’da Bombe yapımı üzerinde çalıştı ve Bell labaratuvarlarında korumalı konuşma cihazlarının geliştirilmesine yardımcı oldu. Mart 1943’te Bletchley Park’a geri döndü. Hugh Alexander, Turing bazen bölümün koşturmacısında günlük ufak işlerini hallederken geçici lider olduğundan, yokluğunda resmi olarak Hut-8’in liderlik pozisyonunu üstlenmişti. Turing ise Bletchley Park’taki kriptanalistlerin genel danışmanı oldu. Savaşın ileriki kısmında, işini, mühendis Donald Bailey’in yardımıyla elektronik bilgisini daha ileri seviyede geliştirdiği Hanslope Park’a taşıdı. Birlikte Delilah kod adlı portatif, korumalı ses iletişimleri makinesinin tasarımı ve yapımına giriştiler. Farklı uygulamalara ayrılmıştı, uzun-mesafe radya yayınlarının kullanımı için eksik kapasite ve her halükarda Delilah savaş sırasında kullanabilmek için çok geç tamamlanmıştı. Turing’in onu memurlar için bir Winston Churchill’in konuşma kaydının şifreleme/deşifreleşmesi için memurlara ispat etmesine rağmen Delilah kullanıma kabul edilmedi.

1945’te, Turing savaş zamanındaki hizmetleri için OBE ile ödüllendirildi, ancak çalışması yıllarca bir sır olarak kaldı. Royal Society tarafından ölümünden kısa bir süre sonra basılan bir biyografide şöyle kayıtlara geçmiştir:

Savaştan hemen önce, o kritik zamanda bazı büyük problemler üzerine çalışmalara kendini verseydi sunulabilecek çalışmasının kalitesini gösteren, çeşitli matematiksel konuda üç kayda değer makale yazıldı. Yabancı Bürodaki çalışmasına istinaden OBE ile ödüllendirildi.

İlk bilgisayarlar ve Turing testi

1945’ten 1947’ye kadar ACE (Otomatik Bilgisayar Motoru) tasarımında çalıştığı Ulusal Fizik Laboratuvarı’ndaydı. 19 Şubat 1946’da ilk program-hafızalı bilgisayarın detaylı dizaynının makalesini sundu. ACE uygulanabilir bir dizayn olmasına rağmen, Bletchley Park’taki savaş zamanı çalışmalarını saran esrarengizlik proje başlangıcının ertelenmelerine öncülük etti ve onu hayal aleminden çıkardı. 1947’nin sonlarında altı yıllık devamlı çalışmadan sonra kendi istedigi bir alanda istediği gibi çalışmak üzere Cambridge’e döndü. O Cambridge’teyken yokluğunda Pilot ACE yapıldı. İlk programı 10 Mayıs 1950’de gerçekleştirildi.

1948’de Manchester’da Matematik Departmanına Okutman tayin edildi. 1949’da Manchester Üniversitesi’ndeki bilgisayar laboratuarında vekil yönetici oldu ve ilk gerçek bilgisayarlardan biri için Manchester Mark 1 yazılımı üzerinde çalıştı. Bu süre zarfında daha soyut işler yapmaya devam etti ve ‘Bilgisayar Mekanizması ve Zeka’ da (Mind, Ekim 1950) Turing yapay zekaya işaret etti, ve şu anda Turing testi olarak bilinen, bir makine için ‘zeki’ denilebilme standardını saptama girişimi olan bir deney ileri sürdü. İddiası eğer soru soran kişiyi, diyalog içerisinde olduğunun bir insan olduğu konusunda kandırabilirse, bir bilgisayar için düşünmenin söz konusu olabileceğiydi.

1948’te Turing aynı sınıftan mezun olduğu meslektaşı D.G. Champernowne ile çalışırken henüz var olmayan bir bilgisayar için satranç programı yazmaya başladı. 1952’de programı gerçekleştirmeye yetecek kadar bir bilgisayarı güçlendirerek, Turing bilgisayarını taklit ettiği, her bir hamlesi yaklaşık yarım saat alan bir oyun oynadı. Oyun kaydedildi, Champernowne’nın karısına karşı oyunu kazandığı söylense bile, program Turing’in meslektaşı Alick Glennie’ye karşı kaybetmiştir.

Örnek biçimleme ve matematiksel biyoloji

Turing 1952’den 1954’teki ölümüne kadar matematiksel biyoloji, özellikle morfogenez üzerine çalışmıştır. 1952’de Turing örnek biçimlendirme hipotezini öne sürerek, ‘ Morfogenezin Kimyasal Temeli ‘ adlı bir makale yazmıştır. Bu alandaki ilgi odağı canlıların yapısındaki Fibonacci numaralarının varlığını, Fibonacci filotaksisini anlamaktır. Örnek biçimlendirme alanının şu an merkezi olan reaksiyon-difüzyon denklemini kullanmıştır. Son makaleleri 1992’de A.M. Turing’in Derleme Çalışmaları eserinin basımına kadar yayınlanmamıştır.

Müstehcen uygunsuzluktan hüküm giymesi 

Turing'in evini gösteren plaka

Turing’in evini gösteren plaka

Homoseksüellik İngiltere’de yasadışıydı ve bir akıl hastalığı olarak dikkate alınmakla birlikte ceza-i yaptırımı olan suç sınıfına girmekteydi. Ocak 1952’de Turing’in 19 yaşinda bir genç olan Alan Murray ile bir sinemada tanıştı ve Alan Murray birkaç defa Turing’in evine giderek onunla birlikte kaldı. Birkaç hafta sonra Alan Murray bir tanıdığı ile birlikte Turing’in evini soymaya gitti. Turing bu hırsızlığı polise bildirdi. Polis hırsızları yakaladı ve soruşturma sırasında Alan Murray’in Turing ile homoseksüel ilişkisi olduğu gerçeği ortaya çıktı. Turing de bunun gerçek olduğunu itiraf etti. Turing ve Murray 1885 Ceza Kanunu’na Ek Yasa’nın 11. Kısmı gereğince müstehcen uygunsuzluktan suçlanıp mahkemeye verildiler. Turing pişman değildi ve 50 yıl önce Oscar Wilde’ın başına geldiği gibi aynı suçtan mahkûm edildi.

Turing’e mahkûmiyet ve durumuna bağlı olarak libidosunu azaltmak için devam eden hormonal tedavisinde göz hapsi arasında bir tercih sunuldu. Hapisten kaçmak için, bir yıl içinde kendini hadım edecek östrojen hormonu iğnelerini kabul etti. Suçlu bulunması dolayısıyla devletin gizli işleri için güvenilirlilik izni kaldırıldı ve o zamanlar çok gizli olan GCHQ’daki kriptografik konular üzerine devam eden danışmanlığı da sona erdirildi. O dönemde İngiltere hükümeti Cambridge Beş adlı çoğu akademik eğitimleri sırasında Oxford-Cambridge’de tahsil yaparken Sovyetler Birliği hesabına casusluk yapmayı kabul etmiş ve sonradan İngiliz entelejans kurumunda en yüksek rütbeleri almış olan (Guy Burgesss ve Donald Maclean) bir grup ajanlar sorunu ile uğraşmaktaydı. Casuslar ve Sovyet ajanlarının önemli mevkilerde bulunan homoseksüelleri tuzağa düşürmelerinden endişe edilmekteydi. Turing o kadar yıl sonra bile çok gizli olan Bletchley Park’da çok önemli mevkilerde çalışmıştı ve homoseksüel olma suçundan mahkeme tarafından hüküm giymişti.

8 Haziran 1954’te temizlikçisi onu Manchester’deki evinde ölü buldu. Bir gün evvel, yatağının kenarında bıraktığı yarı-yenmiş siyanür-zehirli elmayı yemek suretiyle siyanür zehirlenmesinden öldüğu açıklandı. Elmanın kendisi nedense hiçbir siyanür zehiri testine tabi tutulmadı. Ölüm sebebinin siyanür zehirlenmesi olması iddiasına rağmen naaşına post-mortem yapılmadı.

Bu şartlarda devletin çok gizli işleri için çok önemli görevlerde bulunan ve şüpheli bir tarzda ölen bir kişi olan Turing’in ölümünün kasıtlı, hatta İngiliz MI5 (gizli istihbarat) servisi tarafından bir suikast olduğuna ve intihar süsü verildiğine inanılmasına yol açmıştır. Annesi ise oğlunun laboratuvar ecza maddelerini dikkatsizce depolanıp kullanılmasına bağlı olarak zehirin yemeğe başladığı elmaya kazara bulaştığını devamlı iddia etmiştir. Bazı kişiler Turingin Pamuk Prenses peri masalı rolü yaparak intihar ettiğine inanırlar. Diğer kişiler Turing’in resmi güvenilirlilik izini kaybetmesine rağmen pasaportunun alınmadığına ve bu hükümden sonra (ABD tarafından kabul edilmemekle beraber) birkaç defa akademik nedenlerle Avrupa’ya gitmesine izin verildiğine işaret etmektedirler. Bu ziyaretler sırasında Turing’e bir suikast yapılma olasılığının çok yüksek bulunduğu bilinmektedir. Buna rağmen İngiliz resmi makamları bu ziyaretlere ve yüksek suikast olasılığına goz yummalarını kasıtlı bulmaktadırlar. Turing’in biyografisini yazan Andrew Hodges, Turing’in bu şekilde intiharının annesine biraz makul bir inkar etme imkânı verebilmek için olduğunu öne sürmektedir.

Ölüm sonrasında takdirle anılma

1966’dan beri, Bilgisayar Mekanizmaları Birliği tarafından her yıl, bilgisayar camiasına teknik makaleler yazan bir kişiye Turing Ödülü verilmektedir. Bu ödül, günümüzde bilgisayar dünyasının Nobel Ödülü olarak kabul edilmektedir.

Turing’in Londra’da doğum yeri olan (şimdi Colonnade Hotel olan) bina önüne ve Manchester’de yaşayıp öldüğü evinin önüne, İngiltere’deki önemli tarihsel kişilerin orada yaşadığına işaret etmek için binalara konulan, birer mavi plaka konulmuştur.

23 Haziran 2001’de Manchester’de Whitworth Sokağı’ndaki üniversite binaları arasında bulunan Sackville Park’da Turing’in bir bronz heykeli için açış töreni yapıldı. Güney İngiltere’de Guildford’da yerleşik “Surrey Üniversitesi” kampüsünde heykeltraş “John W. Mills” tarafından yapılan bir bronz heykel için 28 Ekim 2004’de açılış töreni yapılmıştır. Turing’in çalışmış olduğu Beltchley Park’da ise Galler’den gelen ince kayrak taşlardan heykeltraş Stephen Kettle tarafından yapılmış 1,5 ton ağırlıkta bir diğer Turing heykeli 19 Haziran 2007’de törenle açılmıştır.

İngiltere’de ve dünyanın çeşitli yerlerinde, özellikle üniversitelerde, Turing’in anısını devam ettirmek hedefiyle çeşitli etkinlikler yapılmakta ve fakültelerde ve kampüslerde özel salon, bina ve meydanlara Turing adı verilmektedir. Örneğin İstanbul Bilgi Üniversitesinde her yıl ‘Turing Günleri’ adlı uluslararası katılımlı bilimsel bir sempozyum organize edilegelmektedir. Toplantının amacı ‘Hesaplama Teorisinde ve Bilgisayar Bilimlerinde’ uluslararası çevrelerdeki yeni eğilimlerin ve gelişmelerin tartışıldığı tanıtıldığı bir zemin yaratmaktır.

10 Eylül 2009 tarihinde yani Alan Turing’in ölümünden 50 yıl sonra İngiliz başbakanı Gordon Brown ünlü matematikçiye yapılanların korkunç olduğunu kabul etti

Kaynak :[-]