Şunun için etiket arşivi: fransa

Almanya’nın başka kentlerinden, dahası Avrupa’nın başka ülkelerinden gelen ‘Fazıl Say hastaları’nın sayısı hiç de az değil. Onlarla biraz konuştuğunuzda, yıl boyunca Say’ın konserlerininizini sürdüklerini anlıyorsunuz. Say nereye, onlar da oraya…

Oteldeki odam Main Irmağı’na bakıyor. Duvarda ise Alman dışavurumcu Schmidt-Rottluff’tan iki manzara. Schmidt-Rottluff, Naziler Almanya’da iktidara gelince resim yapması yasaklanmış bir ressam. Main, sessiz sakin akıyor.

Her yolculuk yanına bir kitap ister bir başka yolculuğa kapı açsın diye. İki saat kadar sonra, Fazıl Say’ın menajeri Kadir Dursun’la otelin lobisinde buluşup “Fazıl Say Gecesi”ne gideceğim. Beklerken,Leonardo Sciascia’nın beni Sicilya’ya götüren “Şarap RengiDeniz”ini okuyorum. Main, bozbulanık akıyor.

Maestro Griffiths

Lobiye indiğimde beni bir sürpriz bekliyor. Kadir Dursun’un yanında, gecede Hessen Radyosu Senfoni Orkestrası’nı yönetecek olan Howard Griffiths. Griffiths hiç yabancımız değil.

On yıl kadar Zürih Oda Orkestrası’nın sanat yönetmenliğini üstlenen, Kraliyet Filarmoni Orkestrası, Fransa Ulusal Orkestrası, Moskova Radyosu’nun Çaykovski Senfoni Orkestrası, Varşova FilarmoniOrkestrası, Basel Senfoni Orkestrası, Londra Mozart Players gibi saygın toplulukları yöneten Griffiths, uzun yıllardır Türk viyolacı Semra Griffiths’le evli ve bir ayağı hep Türkiye’de. Uzun süredir ülkemizde dekonserler yönetiyor, Türk bestecilerin yapıtlarının seslendirilmesine özel bir önem veriyor.

Ama beni asıl şaşırtan, Griffiths’in yeni kitabı oluyor. Maestro, çocuklariçin bir müzik kitabı yazmış: “Cadı ile Maestro.” Almancası yeniyayımlanmış. İngilizcesi de 2013’te çıkacak. Karin Hellert-Knappe’nin nefis resimleri ve Fabian Künzli’nin bu kitap için bestelediği müziği içeren bir CD eşliğinde.

“Fazıl Say Gecesi”ne doğru yola çıkmadan bir şeyler atıştırmak zorundayız, çünkü gerçek anlamda bir müzik maratonu bizi bekliyor: Say’ın “Hezarfen” Ney Konçertosu, “İstanbul Senfonisi”, Türkiye’de henüz seslendirilmeyen “Uzay Senfonisi” ve Say’ın yorumuylaBeethoven’ın “Ayışığı Sonatı”, ardından Chopin’den 3 Gece Müziği.

Arte’den canlı yayın

Hessen Radyosu Senfoni Orkestrası’nın konser salonu çok özel bir salon. Çünkü aynı zamanda “tam teşekküllü” dev bir kayıt stüdyosu. Bin kadar dinleyici alıyor, ama Gece’nin burada yapılmasının ayrı bir anlamı var: Avrupa’nın en saygın kültür-sanat TV kanallarından Arte, konseri canlı olarak yayınlıyor. Arte kameramanlarının kameralarına iliştirilmiş nota sayfaları hemen dikkati çekiyor. O zaman, bu tür konser çekimlerindeki zamanlamanın kusursuzluğunu daha iyi anlıyorum…

Salon, kuşkusuz, dolu. Kuşkusuz, Türkler de var. Ama büyük çoğunluk Alman. Belki çok daha ilginci, dinleyiciler arasında, Almanya’nın başka kentlerinden, dahası Avrupa’nın başka ülkelerinden gelen “Fazıl Say hastaları”nın sayısının hiç de az olmaması. Onlarla biraz konuştuğunuzda, yıl boyunca Say’ın Avrupa konserlerinin izini sürdüklerini anlıyorsunuz. Fazıl Say nereye, onlar da oraya…

Orkestranın yanı başında

Say, Griffiths’in alıp götürdüğü orkestranın “Uzay Senfonisi”ni,“İstanbul Senfonisi”ni, “Hezarfen Ney Konçertosu”nu yorumlayışını salonda, onların yanı başında izliyor, dinliyor. Ben de zaman zaman onun dinleyişini izliyorum. Kimileyin, bu yapıtları sanki ilk kez dinliyormuşçasına çocuksu bir saflık beliriyor bakışlarında. Kimileyin, orkestranın ustalığından duyduğu coşkulu hoşnutluk okunuyor yüzünde.

Besteleriyle kendi ruh yapısı arasında yakınlıklar kuruyorum. Büyük coşkunluklar, cezbeler, çalkantılarla dinginlikler, sessizlikler hep iç içe.

Hezarfen’in düş gücü!

Çalınıştan önce Hezarfen Ahmed Çelebi’ye adadığı Ney Konçertosu’yla ilgili açıklama yaparken, sonsuz düş gücüyle yerçekimine direnmeye kalkarken aslında insanlığın “geriye çekimi”ne baş kaldıran o “bin fenli”, “bin bilimli” geliyor gözümün önüne.

“Hezarfen”i dinlerken, “çok şey bildiği” için Cezayir’e sürülen Çelebi’yi düşünüyorum ve Hayyam’ın “Var mı dünyada günah işlemeyen, söyle; / Yaşanır mı hiç günah işlemeden, söyle; / Bana kötü deyip kötülük edeceksen, / Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle!” dizeleri geçiyor aklımdan.

Dört saatlik konser çılgınca alkışlarla son bulduğunda, bakıyorum, yüzlerde en küçük bir yorgunluk belirtisi yok. Yorgunluk ne söz, daha şimdiden ertesi günkü öğle konserine hazırlıyorlar kendilerini. “Fazıl Say’la bir hafta sonu yaşama”nın keyfini bu kez Mozart’la, Haydn’la, Erkin’le, Say’ın “Boşanma” adlı yaylı çalgılar dörtlüsüyle katmerleştirmek üzere.

Rushdie, Hayyam ve Say

İstanbul’a dönerken, uçakta, Salman Rushdie’nin son kitabını düşünüyorum. “Şeytan Âyetleri” adlı romanı yüzünden Humeyni’nin hakkında “ölüm fetvası” verdiği yıllar boyunca yaşadıklarını anlattığı“Joseph Anton” adlı kitabını. “Joseph Anton”, Rushdie’nin gizlilikte yaşamak zorunda kaldığı o yıllarda kullandığı takma ad. Sevdiği iki yazarın, Joseph Conrad ve Anton Çehov’un adlarından oluşuyor.

Birkaç hafta önce Cumhuriyet Kitap’a yazdığım bir yazı düşüyor aklıma.“Nasıl bir ülkedeyiz!” diyorum kendi kendime. “Hayyam’ın birkaç dizesi yüzünden Fazıl Say yargılanıyor ülkemizde. Dünya alkışlıyor, ülkesi yargılıyor! Rushdie’nin ‘Joseph Anton’u yayımlanmalı ve okunmalı ki, Türkiye’de Joseph Anton’lar olmasın. Fazıl Say, on yıl sonra, sözgelimi Cemal Reşit Rey ve Adnan Saygun adlarından esinli ‘Cemal Saygun’ adlı bir kitap yazmak zorunda kalmasın…”

 

Kaynak : [-]

 “WOMİST –  İstanbul Dünya Müzikleri Festivali”nin üçüncüsü 15 – 29 Kasım 2012 tarihleri arasında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü’nün Himayesinde, Pi Production  organizasyonu ile gerçekleştiriliyor.

Işıl ve Manuel Reina’nın birlikte kurduklari FLAMENCO REINA Grubu, izleyicisine sıcak,neşeli, dramatik Flamenco repertuari yanisira tutkulu Flamenco dansları da sunuyor. Her biri Flamenco sanatçısı olan 5 müzisyenden oluşan ekip, her gösterisinde farklı dinamiklerle Flamenco Sanatı’nın sınırlarını aşıyor. İspanya’nın sıcak Endülüs rüzgarlarını Türkiye topraklarında hissettirerek Flamenco Sanatı’na başka bir boyut katıyor.

Manuel Reina – Dan s ve Cajon

Isil Reina – Dans

Pico de Triana – Vokal

Alper Kargin – Gitar

Kerem  Can Ozpekel – Gitar

  • 16 Kasım 2012 20:00
  • İBB BAKIRKÖY CEM KARACA K.M.
  • Giriş Ücretsiz

 Sanat yönetmeni Özdem Petek, Womist’in amacının merkeze odaklı müzik konserlerini İstanbul halkının yararlanabileceği diğer semtlere yaymak olduğunu belirterek, Carla Pires ve Forabandit konserleri dışındaki tüm konserlerin ücretsiz yapılacağını açıkladı.

 Portekiz’in önde gelen fado yorumcularından biri olan Carla Pires,   15 Kasım akşamı Salon İKSV’de yer alacak “3. İstanbul Dünya Müzikleri Festivali”nin açılış konserinde, etkileyici alto sesi ve güçlü sahne performansı ile dinleyicilerine coşkulu bir ‘fado’ gecesi vaat ediyor. Portekiz gitarı, klasik gitar ve akustik bastan oluşan grubu eşliğinde şarkılarını söyleyen Pires, şarkılarındaki hüznü ve sevinci dinleyicilerine aktarmaktaki başarısı ile tanınan, günümüz fadosunun en seçkin temsilcilerinden biri.

16 Kasım Dünya Flamenco günü,  Manuel ve Işıl Reina’nın birlikte kurdukları Flamenco Reina Grubunun sıcak, neşeli, dramatik repertuarı ile kutlanacak. İspanya’nın sıcak Endülüs rüzgarlarını Türkiye topraklarına taşıyarak, Flamenco Sanatı’na başka bir boyut kazandıran topluluğun  konseri,  İBB Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi’nde yer alacak.

Repertuarlarında Arnavut, Türk, Boşnak, Kosova, Makedon, Hırvat, Bulgar, Yunan müziklerini kucaklayan Kosova grubu Kuarteti Pentagram’ın, Funk-jazz, evergeen, klasik ve pop tarzında yorumladıkları eserleri, Anita Ahmeti’nin vokali eşliğinde, 21 Kasım İBB Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi’nde izlenebilir.

Rajastan,  çingenelerin kalbinde kuşaktan kuşağa uzanan zengin ve ünlü müzikal mirasa sahip olan Hindistan’ın bir bölgesi. Dhoad Gypsy Band, Rajastan’ın benzersiz ritmik hızı ve karmaşıklığı içinde,  seyirciyi ve sanatçıyı bir trans halinde buluşturan müziğiyle, tutkulu ve unutulmaz bir deneyim yaşatacak.  Konser 27 Kasım  İBB Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi’nde.

İran’lı Mahsa & Marjan Vahdat’ın müziğinin kökleri, klasik İran şarkı geleneğine uzanıyor. Mahsa, Tahran Üniversitesindeki öğreniminde ve geleneksel müziğin ustalarından aldığı özel derslerde özgün bir şarkı tekniği geliştirdi. Kardeşi Marjan Vahdat da, Mahsa ile aynı yıllarda müzik dünyasına adım attı. Minoo Mohebbi’den piyano, Maleki’den geleneksel İran şarkı tekniği, Romin Kakavanol ve Masoud Shoari’den setar dersleri aldı. Eşşiz bir yorum ve ses rengine sahip olan Mahsa ve Marjan Vahdat, 28 Kasım  İBB Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi’ndeki konserlerinde dinleyicilerine mükemmel bir gece vaat ediyor.

 Forabandit,  Fransız, Türk ve İran’lı üç müzisyenin birlikteliğinden doğdu. Fransa’nın güneyi Oksitan dünyasının ozanlarının gazel geleneğine çağdaş bir bakış açısı kazandıran mandolin sanatçısı, şarkıcı Sam Karpenia ve gezgin ozanların temsilcisi Anadolu aşıklarının şarkılarını ölümsüzleştiren Ulaş Özdemir, geleneksel şarkıları yeni bir yorumla sunuyorlar. Bijan Chemirani’nin vurmalı çalgılarda çıkardığı acem ritmi ise, bu iki genç şairin bestelerine ahenk katıyor. Konser, 29 Kasım Fransız Kültür Merkezinde. Konser öncesi, saat 19’da sanatçıların katılacağı “Trubadur ve Aşıkların Dünyasında Şiir ve Müzik”  konulu bir söyleşi var.

 Bilgi için:  [email protected]

 

  3. WOMİST PROGRAMI

– 15 Kasım Perşembe      Salon İKSV

21.00                        Carla Pires “Fadolar” (Portekiz)

– 16 Kasım Cuma            İBB Bakırköy Cem Karaca K.M 

20.00                       “Dünya Flamenko Günü”

                                                  Flamenco Reina  (İspanya- Türkiye )

–  21 Kasım Çarşamba    İBB Kartal Bülent Ecevit K.M.

20.00                        Kuarteti Pentagram (Kosova)

– 27 Kasım Salı               İBB Kartal Bülent Ecevit K.M.

20.00                        Dhoad Gypsy Band  (Rajastan, Hindistan)

– 28 Kasım Çarşamba      İBB Bakırköy Cem Karaca K.M.

20.00                        Mahsa & Marjan Vahdat  (İran)

–  29 Kasım Perşembe      Fransız Kültür Merkezi

19.00                        Söyleşi : Forabandit

20.00                        “Forabandit”

                                                  Sam Karpienia, Bijan Chemirani, Ulaş Özdemir

(Fransa – İran – Türkiye)

 

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi kuruluşunun onuncu yılını Monet sergisiyle kutluyor.

6 Ocak 2013’e dek izlenebilecek ‘Monet’nin Bahçesi’ sergisi, izlenimciliğin isim babası Monet’nin olgunluk döneminde Giverny’deki evinin bahçesinde ürettiği doğa ve çiçek tablolarına ağırlık veriyor.

Bu sene 10’uncu yılını kutlayan Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nin (SSM) düzenlediği ‘Monet’nin Bahçesi’ sergisi bugün ziyarete açıldı. Fransa’daki Marmottan Monet Müzesi’nin koleksiyonundan yapılan 39  tabloluk seçkiyi sunan sergi, Monet’nin ağırlıklı olarak çiçek ve doğa temalı tablolarına yer veriyor. Çünkü, sergideki tablolar “Belki de ressam olmayı çiçeklere borçluyum” diyen Monet’nin olgunluk dönemindeki sanatsal üretiminin ana temasını oluşturan Giverny Bahçesi’ne odaklı. Monet’nin 1883 yılında ikinci eşi ve çocuklarıyla birlikte yaşadığı Giverny’deki ev, sanatçının sanatsal üretiminin de kaynağı haline gelmişti. Evin dekorasyonu, eski meyve bahçesinin bir çiçek bahçesine dönüştürülmesi ve daha sonra buraya bir su bahçesinin eklenmesi, Monet’nin tam 15 yılını aldı. Sonrasında Giverny Bahçesi’nde çiçeklerle sarılı bir hayat süren Monet, tablolarında da hep onları resmetti. Öyle ki, bahçedeki renkleri paletine göre oluşturuyor; bahçeyi de bir sanat eseri gibi hayranlık yaratacak şekilde tasarlıyordu.

Paleti ve piposu da sergileniyor

SSM’de açılan ‘Monet’nin Bahçesi’ sergisi; empresyonizm, namı diğer izlenimcilik akımına adını veren Monet’nin Giverny Bahçesi’ndeki evi, geç dönem bahçe manzaraları, nilüferler ve ünlü Japon köprüsü tablolarına yer veriyor.
Bunların yanı sıra, Monet’nin yakın arkadaşı ressam Auguste Renoir imzalı Monet ve eşi Camille’in portreleri ve fotoğraflarıyla, Monet’nin paleti, çalışma gözlüğü ve piposu gibi kişisel eşyasını da sergide görmek mümkün.

Sanatçının bahçe tutkusunu ve büyük önem verdiği aile yaşamını yansıtan ‘Monet’nin Bahçesi’nde

Monet’nin Nar Ağacı

ressam, sanat yaşamında sergilediği yenilikçi yaklaşımlar ve 1940 ile 50’lerin geleneklere karşı gelen genç sanatçılarına ilham veren kimliğiyle izleyiciye tanıtılıyor. Marmottan Monet Müzesi Küratörü Marianne Mathieu tarafından hazırlanan sergiyi, 6 Ocak 2013’e dek görmek mümkün.

 

Kaynak :[-]

 

 

 

 

Fikir ve Sanat Eserleri Kanun Tasarısı’nda, internet ortamında müzik, film ve e-kitap paylaşanlara ağır yaptırım öngörülüyor

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yenilenen “Fikir ve Sanat Eserleri Kanun Tasarısı” yürürlüğe girdiğinde, facebook, twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinden müzik, film, e-kitap ve makale paylaşmanın cezası artacak. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanun Tasarısı’nda değişiklik yapılmasını öngören taslağın 20 Eylül’de AB temsilcilerinin görüşüne sunulacağını sunulacağını ve ekimde TBMM gündemine getirilmesinin hedeflendiğini kaydetti. Günay, “İzinsiz müzik, film, e-kitap indirmenin ve paylaşmanın tabii ki karşılığı olacak” dedi.

En az bin lira ceza kesilecek
Kültür Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürü Doç. Dr. Abdurrahman Çelik yeni düzenlemenin Fransa ve ABD’de iyi sonuçlar verdiğini söyledi. Düzenlemenin Adalet Bakanlığı, Telif Hakları Genel Müdürlüğü. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, meslek birlikleri tarafından oluşturulduğunu anlatan Çelik, şunları söyledi:

“En son 2004’te değişen kanunda önemli değişikliklere gidirildi. Facebook, twitter gibi sosyal paylaşım ağlarıyla film, e- kitap, makale, müzik paylaşımında bulanan ya da bir kişinin paylaşımını alıp tekrar paylaşan kişiler ilk önce uyarılacak. Kişi üç kez uyarıldıktan sonra paylaşıma devam ediyorsa bin ile 50 bin TL arasında ceza ödeyecek. Türkiye’de en çok 18-24 yaşlarındaki kişiler internetten film, müzik paylaşımında bulunuyor. Veliler çocuklarının ne yaptıklarını bilmedikleri için uyarıda bulunamıyor. Bu nedenle amacımız insanları cezalandırmak değil bilinçlendirmek. Fransa’da sistem uygulandığında uyarılanların yüzde 95’i bir daha eser paylaşmamış.”

Korsana karşı robot yazılım
“Tasarı için yeni bir sistem de oluşturuldu. Meslek birliklerinin oluşturduğu veri tabanlarının bulunacağı sistemde, her bir eser içinde de özel bir kod olacak. Robot yazılım, bu kodlara sahip herhangi bir eserin başka bir bilgisayara gönderilmesi veya paylaşılmasını anında tespit edecek. Sistem internetten indirdiğiniz e-kitap ve filmi mail yolu ile paylaşımınız dahilinde devreye girecek ve paylaşan kişi ceza ödeyecek.”

Savcılara tam yetki geliyor
Çelik tasarıdaki bir diğer değişikliği de şöyle anlattı: “Filminiz vizyona girmeden, çalındı ve internette paylaşılmaya başladı. Hemen mahkemeye başvurabiliyorsunuz. Bu işlem önceden de vardı fakat süreç uzundu. Yeni tasarı ile savcılara anında müdahale yetkisi verildi. Artık savcı eserin paylaşımını anında durdurabiliyor” dedi.

Emeklilere  özel ödenek
Tasarısı kapsamında emekli sanatçıların da unutulmadığını dile getiren Çelik, “Yeni tasarı ile emekli sanatçılarımıza özel bir ödenek açılacak. Telif Haklarına Yıl boyunca gelen gelirin yüzde 10’u emekli sanatçılarımız için harcanacak. Sanatçının nelere ihtiyacı olduğu saptanacak, ihtiyaç doğrultusunda ev kirası, gibi bir çok gider karşılanacak” dedi.

Otomobildeki korsana ceza
Kişilerin araçlarında internetten indirilen müziklerden oluşturulan albüm bulundurmasının da suç sayılabileceğini dile getiren Çelik, “Siz bedelini ödeyerek parça indirebilirsiniz. Fakat internetten indirdiğiniz parçalarla yaptığınız albümü bir arkadaşınıza veremezsiniz. Bir trafik çevirmesinde aracınızda doldurma albüm bulunuyorsa albümü size veren kişi ceza ödeyecek” diye konuştu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca hazırlanan ‘Telif Hakkı’ kanun taslağı tamamlandı. İncelenmek üzere Avrupa Birliği’ne gönderilen yasa taslağı, internetten indirilecek müzik, film ve dosya için para cezası öngörüyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca hazırlanan ‘Telif Hakkı’ kanun taslağı tamamlandı. İncelenmek üzere Avrupa Birliği’ne gönderilen yasa taslağı, internetten indirilecek müzik, film ve dosya için para cezası öngörüyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca tarafından hazırlanan 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun taslağı tamamlandı.

Telif yasası olarak adlandırılan yasanın 51 maddesi değişiyor.

Bugün gazetesinde yer alan habere göre, Avrupa Birliği telif hukukuna uyumluluğunun incelenmesi için Avrupa’ya gönderilen tasarı yeni yasama yılında Meclis’e sunulacak.

Fransa’da tartışma konusu olan HADOPI yasasını örnek olarak hazırlanan yasa taslağı cezalardan yeni haklara kadar çok önemli değişiklikler içeriyor.

Özellikle internetteki telif hakları için önemli değişiklikler getiren yasa, hak sahipleri meslek birlikleri üzerinden ihlal yapan bireyle dolaylı yollarla muhatap olabilecek.

Yasa taslağındaki 73/B maddesi bireysel kullanıcıları kapsıyor. Burada ilgili eserin nereden indirildiği değil hangi İP tarafından indirildiği dikkate alınıyor.

Buna göre önce hak sahibinden izin almaksızın bir eseri indiren bireysel kullanıcıların İP adresleri telif birliklerince Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) tarafından akredite edilmiş bir yazılım tarafından tespit edilecek.

TİB tarafından tespit edilen kimlik bilgileri ve iletişim bilgileri de ihtarda bulunmak üzere Bakanlığa bildirilecek.

Bakanlık ihtarın gönderilmesinden itibaren 6 ay içerisinden ihlal yapan kişilere e-posta yoluyla, sonra da iadeli taahhütle mektupla ikinci bir ihtar gönderilecek.

İkinci ihtardan sonra geçecek 6 ay içerisinde ihlal yapan bireysel kullanıcılar hakkında Cumhuriyet Savcısı tarafından idari para cezası uygulanacak.

Söz konusu para cezasının ne kadar olacağı kısmı ise taslakta boş bırakıldı. Miktarı Bakanlar Kurulu belirleyecek.

MEVCUT YASA SUÇ SAYMIYOR
Mevcut yasaya göre Türkiye’De internetten herhangi bir veri indirmek suç değil. Yeni yasada tüm bunların bir sisteme oturtulması amaçlanıyor.

Kaynak : [-] 

19. İstanbul Caz Festivali yarın akşam Haliç Kongre Merkezi’nde, yaşayan en önemli caz piyanisti Keith Jarrett’ı ağırlayacak

müzisyen Keith Jarrett, davulcuJack DeJohnette ve kontrbasçı Gary Peacock

19. İstanbul Caz Festivali cazın üç efsane ismini ağırlıyor! Doğaçlamaları ile caz standartları ve klasik müzik eserlerine getirdiği benzersiz yorumuyla tanınan Amerikalı besteci ve müzisyen Keith Jarrett, davulcuJack DeJohnette ve kontrbasçı Gary Peacock, 18 Temmuz Çarşamba akşamı saat 20.00’de, Haliç Kongre Merkezi’nin sahnesinde bir araya geliyor!

Yaşayan en büyük caz piyanistleri arasında gösterilen KeithJarret, 20. yüzyılın en önemli caz davulcusu Jack DeJohnette ve kontrbas ustası Gary Peacock, 1996 yılında 3. İstanbul Caz Festivali’nde verdikleri ilk İstanbul konserlerinden tam 16 yıl sonra yeniden festival izleyicisinin karşısında…

İlk kez, 1977 yılında Gary Peacock’un Tales of Another albümü için bir araya gelmelerinin ardından üçlü, 1983’te “Standards Trio” ismiyle başladıkları müzik yolculuklarına sayısız albüm ve konser performansı sığdırdı. Standards Volume 1, Standards Volume 2 veChanges gibi başarılı stüdyo albümleri yanı sıra 15 konser albümü yayınladılar. Bugüne kadar birlikte beş kez Grammy adayı olan üçlü, aralarında Downbeat ve Jazz Times dergilerinin “En İyi Akustik Caz Grubu” ödülü de bulunmak üzere dünyanın dört bir yanında birçok ödülün de sahibi oldu.

Üçlü, 1991’de ölümünden iki hafta sonra, gençlik yıllarında hepsinin de birlikte müzik yaptığı Miles Davisanısına, New York’taki Power Station stüdyosunda ByeByeBlackbird isimli şarkıyı kaydetti.

Yaşayan en büyük ve üretken caz piyanistlerinden Keith Jarrett’ın, ilk konser bileti 8 yaşındayken satıldıve aynı yaşta ilk iki bestesini yaptı. KeithJarrett’in caz ile tanışması ise lise yıllarında oldu ve müzik kariyerinin başlarında caz müziği ustaları Art Blakey, Charles Lloyd ve Miles Davis ile birlikte çalışma fırsatı yakaladı. Müziğinde sadece klasik caz ile sınırlı kalmayarak, Batı Klasik Müziği, Gospel, Blues ve etnik halk ezgilerinden de yararlanan Jarrett, 1968’den 70’li yılların sonuna dek, kendi triosuyla solo albümler yayımladı ve konserler verdi.

5 solo albümü bulunan Jarret’ın, 1999 yılı sonunda yayınlanan solo albümü The Melody At Night, With You albümü en çok satan caz albümlerinden biri oldu ve bu albümdeki performansıyla Amerika, Fransa ve Japonya başta olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki birçok prestijli caz ödülüne layık görüldü. Aralarında Polar Müzik Ödülü, LeonaSumming Müzik Ödülü gibi ödüllerin de bulunduğu, dünya çapında sayısız ödülün sahibi olan Jarret, 8 kez de Grammy’ye aday gösterildi.

Standards Trio’nun davulcusu Jack Dejohnette, 20. yüzyılın en önemli caz davulcusu kabul ediliyor. Miles Davis, Charles Lloyd ve Bill Evans gibi caz müziğin önemli isimleri ile genç yaşlarda çalışmaya başlayan DeJohnette hakkında Miles Davis “Çaldıklarının üzerine müzik üretmeden duramadığınız bir ritim yaratıcısı” diyor. Dejohnette’in çalıştığı diğer isimler arasında Joe Henderson, FreddieHubbard, John Schofield ve SonnyRollins gibi isimler bulunuyor. 2009 yılında Peace Time isimli albümü ile en iyi New Age albüm Grammy’sini alan DeJohnette 30 yılı aşkın süredir KeithJarrett ile birlikte çalışıyor.

Müziğe, piyano ve davul çalarak başlayan Gary Peacock, grubundaki kontrbasçı ayrıldığında kontrbasa geçti ve kontrbası ana enstruman olarak benimsedi. Çalıştığı isimler arasında Bill Evans, Miles Davis, Albert Ayler olan Peacock, Standards Trio dışında Ron Carter, Jan Garbarek, RalfTowner ve Bill Frisser gibi isimlerle de ortak çalışmalara imza attı. Standarts Trio’nun biraraya gelmesine vesile olan solo albümüTales of Another’ı 1977’de yayınladı.

Keith Jarrett, Jack Dejohnette ve Gary Peacock konserinin biletleri oturmalı 350, 250, 200, 150, 120, 100 TL ve 60 TL (öğrenci) üzerinden, BİLETİX satış kanalları, İKSV ve konser günü mekân girişinden temin edilebilir.

 

Kaynak:[-]       

Bugün başlayacak Avignon Tiyatro Festivali bu yıl 66.yaşına basarken aynı zamanda kurucusu Jean Vilar’ın da 100. Yaşını kutlayacak.

Avignon: Fransa’nın Provence-Alpes-Côte d’Azur bölgesinde Vaucluse departmaninda, Rhône Nehri’nin kıyısında bulunan şehir

 Dünyanın en saygın ve büyük tiyatro festivallerinden 7-28 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecekAvignon Tiyatro Festivali 66. yaşında şenliğin kurucusu tiyatro yönetmen ve oyuncusu Jean Vilar’ın (1912-1971) Yüzüncü yaşını da anacak. 2004 yılında başlayan ortak yönetici (*) uygulamasının bu seneki kişiliği İngiliz rejisör, tiyatro ve sinema oyuncusu Simon McBurney(1957 – Cambridge). Fransız ve dünya tiyatrosunun önemli kişiliklerinden Vilar’ın (özellikle de direnişçi şair René Char 1907-1988) bir avuç arkadaşıyla 1947 yılında başlattığı sanat ve

sanatçıyla seyirciyi yakınlaştırmak, sanatların anası tiyatroyu yalnızca ayrıcalıklı bir azınlığın eğlence aracı olmaktan çıkartıp kitlelerle buluşturmak girişimi sağlam adımlarla yürüyüşünü sürüdürüyor. Bu amaç zaman zaman dans, sirk gibi farklı alanlara açılan festivale yelpazesini genişleterek deneysel, öncü ve ilerici nitelikteki eserler ve yorumlar kazandırma olanağını da sağladı. Sergi, konferans, film gibi faaliyetlerle hatırlanan Vilar’a en büyük saygı ve katkı İngiliz yönetmen McBurney’in festivale daha ziyade metinsel yani tiyatro eserler seçmesiyle geldi. AyrıcaKompleXKapharnaüM isimli bir kolektif Jean Vilar’a özel, çok yönlü bir “Kamu Meydanı” başlıklı ‘olay’ bir gösteri sunacak.

“In” Tiyatro zengini
Resmi, “In” programında yer alan 53 eser 330 sefer sahnelenecek. Festival 7 Temmuz akşamı, her zaman olduğu gibi Avignon Papalar Sarayı Şeref Avlusu’nda Simon McBurney’in topluluğu “Complicite”nin yorumladığı

Kerem Gelebek

tanınmış Rus yazar Mihail Bulgakov’un (1891-1940) “Usta ve Margarita” klasiğiyle açılacak. McBurney’in sürprizleri arasında dünyaca ünlü edip, kültür ve eylem adamı John Berger de var. Berger Juliette Binoche ve McBurney eşliğinde “A’dan X’e” ve eşi Katya Berger eşliğinde de “Uyuyor musun?” başlıklı metin ve mektuplarını okuyacak. Arthur Nauzyciel Çehov, Stéphane Braunschweig Pirandello, Katie Mitchel Sebald, Thomas Ostermeier İbsen gibi klasik oyun ve metinlerin özgün yorumlarıyla has tiyatroseverleri sevindirirken Christophe Martaler, Sophie Call, Suzanne Andrade-Paul Barritt, Fanny Bouyagui, Nicolas Stemann, Christophe Honoré, Steven Cohen, Romeo Castelluccitiyatronun sınırlarını zorlayan yaratılarıyla Avignon’un değişik işlev misyonlarını da yerine getirmiş olacaklar. Sidi Larbi Cherkaoui, Olivier Dubois, Josej Nadj, Nacera Belaza gibi koreograf ve dansçılar şenliğin yöneticileri Hortense Archambaultve Vincent Baudriller’in fetiş tercihi dansın da ihmal edilmediğini kanıtlıyacaklar. Festivalde nadir rastlanan bir sürpriz gösteri de koreografisini Christian Rizzo’nun yaptığı orijinal başlığıyla “Sakınan Göze Çöp Batar” şeklinde programa giren Türk dançıKerem Gelebek’in tek başına yorumladığı bir göç ve sürgün şiirsel baleyle yaşanacak.

“In” programını geçen yıl yüzde 94 doluluk oranıyla 130 bin biletli seyirci izlemişti.

OFF yine yüklü
Bir de bu işin “Off”u var. “Off” demek resmi “In” gösterilerinin dışında kalan her türlü programlı gösteriler demek. Piyesler, okumalar, sokak gösterileri; kukla, dans, müzik, sirk… “Off”da öngörülen 1161 gösteri her yaştan, her çağdan, her soydan ve boydan ilgili ilgisiz seyirciye, Avignon ziyaretçilerine hitap ediyor. 114’ü Fransa dışında, 25 ayrı ülkeden toplam 975 topluluk, yaklaşık 6000 oyuncu-sanatçı 104 ayrı mekânda bu benzersiz kenti muhteşem ve dev bir sahneye çeviriyor. “Off”un Off’larını katarsak Avignon neredeyse her biri 24 saat süren 22 gün süresince tiyatroyu taçlandırıyor, dünyayı şenlendiriyor. Geçen yıl 1,3

 

Festivalin daha önceki yıllarda ağırladığı ortak festival yöneticileri şöyle: milyon kişinin izlediği “Off” programı bu yıl 1,4 milyon seyirci bekliyor.
…………………………………………………………………..

Thomas Ostermeier (2004), Jan Fabre (2005), Josef Nadj (2006), Frédéric Fisbach (2007),Valérie Dréville ve Romeo Castellucci (2008), Wajdi Mouawad (2009), Olivier Cadiot veChristoph Marthaler (2010) ve Boris Charmatz (2011)

 

Kaynak : [-]

İstanbul Kültür Sanat Vakfı, dünyaca ünlü dans topluluğu Nederlands Dans Theater II’yi 15 Haziran Cuma akşamı saat 20.30’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde izleyiciyle buluşturuyor.

Çağdaş dansın Avrupa’daki en önemli ve dünyadaki en başarılı temsilcilerinden biri olarak kabul edilen ve daha önce 32. İstanbul Müzik Festivali kapsamındaki gösterileriyle seyredenleri kendilerine hayran bırakan Nederlands Dans Theater, Hollanda ve Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin başlangıcının 400. yıldönümü kutlamaları kapsamında bir kez daha İstanbul’da. Bu kez, Hollanda Kraliçesi Beatrix’in Türkiye ziyareti vesilesi ile İstanbul’a gelecek 16 genç ve dinamik dansçının yer aldığı Nederlands Dans Theater II, dünyaca ünlü koreograflar Jirí Kylián, Hans van Manen, Alexander Ekman ve Sol León & Paul Lightfoot’un yapımlarından oluşan bir programla seyirciyle buluşacak. Hollanda Kraliyeti tarafından desteklenen gösterinin eş sponsorluğunu Ant Kalıp ve Organik Holding üstleniyor.

NEDERLANDS DANS THEATER II ÜNLÜ KAREOGRAFLARIN DANSLARIYLA SAHNEDE

Nederlands Dans Theater II’nin İstanbul’daki gösterilerindeki ilk eser, 1982 yılına ait bir Jirí Kylián koreografisi olan “Songs of a Wayfarer”. Bu performansta, Gustav Mahler’in “Lieder eines fahrenden Gesellen” adlı eseri beş çiftin dansıyla sahneye aktarılacak. Topluluk, “Songs of a Wayfarer”in ardından, Hans van Manen’in Nederlands Dans Theater II’nin genç dansçıları için 2001 yılında yaptığı ve iki kişi arasındaki ilişkiyi betimleyen “Simple Things” adlı eseri sunacak. Koreografisi, Sol León ve Paul Lightfoot’a ait “Shutters Shut” eserinde ise dansçılar kendi işaret dilinde modern edebiyatın öncülerinden ABD’li yazar Gertrude Stein’ın oldukça özgün olan “If I told him” şiirini dört dakikalık özel bir dansla sergileyecek. 2003 yılında prömiyerini yapan çalışmayı ilginç kılan, müziğin yerini tamamıyla konuşulanın sıra dışılığının alması. Nederlands Dans Theater II’nin programında yer alan son eser; Alexander Ekman’ın ilk kez 2010 yılında sahnelenmiş olan “Cacti” adlı koreografisi olacak. “Cacti”de, sahnedeki 16 dansçı ile 4 müzisyen, Haydn, Beethoven ve Schubert’in müzikleri eşliğinde, bedenleri ve enstrümanlarıyla bir senfoni oluşturacak.

NEDERLANDS DANS THEATER

Paul Lightfoot’un sanatsal önderliğinde 1959 yılında Nederlands Balesi’nden ayrılarak kendilerine yeni bir tarz yaratmayı amaçlıyan 22 dansçı tarafından kurulan Nederlands Dans Theater, 600’den fazla bale prodüksiyonunun oluşturduğu zengin bir repertuara ve yarım asrı aşkın tecrübesiyle çağdaş dansta çığır açan bir topluluk. Bugüne kadar topluluk, büyük ustalar Jir(í Kylián ve Hans van Manen, yerleşik koreograflar Sol León ve Paul Lightfoot, yardımcı koreograflar Crystal Pite, Johan Inger, Alexander Ekman ve Nacho Duato, Mats Ek, William Forsythe, Marco Goecke, Wayne McGregor, Ohad Naharin gibi konuk koreograflarla büyüdü ve gelişti. Nederlands Dans Theater’in dansçıları arasından, yaşları 17 ile 23 arasında değişen 16 başarılı dansçının yer aldığı Nederlands Dans Theater II topluluğu ise kurulduğu 1978 yılından bugüne kadar Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Almanya, Güney Kore, İsviçre, İtalya, İsveç, Danimarka, Norveç gibi pek çok ülkede etkileyici gösteriler gerçekleştirerek adını duyurdu. Tarzı, gücü, olağanüstü esnekliği ve tutkuyu, inandırıcılık ve sınır tanımaz bir yetenekle birleştiren bir ekip olan Nederlands Dans Theater II, Jirí Kylián, Hans van Manen, Ohad Naharin, Sol León & Paul Lightfoot ve Johan Inger gibi koreografların yanı sıra, genç ve yetenekli koreograflarla da çalışıyor.

Nederlands Dans Theater II gösterisinin 120 TL, 90 TL ve 60 TL üzerinden satılan biletleri Biletix satış noktaları, Biletix Çağrı Merkezi (0216 556 98 00), www.biletix.com ve İKSV’den (10.00–19.00 saatleri arasında; Pazar günleri hariç) alınabilir.

 Festival izleyicisi tarafından yakından takip edilen dünyaca ünlü müzisyen Marcus Miller, İKSV’nin kuruluşunun 40. yılı için “The Istanbul Project” isimli özel bir proje hazırlıyor. Miller’ın İstanbul Caz Festivali’nin siparişi üzerine oluşturduğu “The Istanbul Project”in dünya prömiyeri, Türkiye’den değerli müzisyenlerin katılımıyla, 5 Temmuz Perşembe günü Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde saat 21.00’de gerçekleştirilecek.

Marcus Miller

Marcus Miller’ın müzik direktörlüğünü üstlendiği “The Istanbul Project” başlıklı projenin tanıtımı için

28 Mayıs Pazartesi akşamı The Marmara Taksim’de bir basın toplantısı düzenlendi. Basın toplantısına, projede yer alacak müzisyenlerle tanışmak ve fikir alışverişinde bulunmak için İstanbul’a gelen Marcus Miller’ın yanı sıra, projedeki Türkiyeli müzisyenlerden Okay Temiz, İmer Demirer ve Bilal Karaman da katıldı. İKSV Resmi İletişim Sponsoru Vodafone Türkiye’ninFacebook sayfasından da canlı olarak yayımlanan basın toplantısının moderatörlüğünü İstanbul Caz Festivali Direktörü Pelin Opcin üstlendi.

19. İstanbul Caz Festivali kapsamında, 5 Temmuz Perşembe akşamı Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi’nde gerçekleştirilecek “The Istanbul Project” başlıklı konserde, Marcus Miller’a Türkiye’nin önde gelen klarnet virtüözlerinden Hüsnü Şenlendirici, vurmalı çalgılar ustası Burhan Öcal, en basit ritimleri çarpıcı bir anlatıma dönüştüren usta sanatçı Okay Temiz (vurmalı çalgılar), ülkenin yetiştirdiği en iyi caz trompet sanatçılarından İmer Demirer (trompet) ve kendine has tekniği ve ileri seviyedeki müzikal bilgisiyle gitar virtüözü Bilal Karaman (gitar) eşlik edecek. Ekibin diğer üyeleri ise üstün yetenekleri sebebiyle Marcus Miller tarafından desteklenen genç müzisyenler Louis Cato (davul), ve Alex Han’ın (saksafon), yanı sıra Miller’ın üyesi olduğu bir başka topluluk SMV ile birlikte birçok konser veren önemli müzisyen Federico Gonzalez Peña (tuşlu çalgılar).

“The Istanbul Project” konserinin biletleri Biletix satış kanalları ve İKSV’den satılıyor. Lale Kart sahipleri, biletlerini %25’e varan özel indirimlerle temin edebiliyor.

19. İstanbul Caz Festivali, İKSV tarafından Garanti Bankası sponsorluğunda  3-19 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek. İstanbul Caz Festivali’nin proje siparişi vererek, dünya yıldızları ile Türkiye’den sanatçıların buluşturacağı prömiyerler serisi önümüzdeki yıllarda da devam edecek.

Mar cus Miller

Projenin müzik direktörlüğünü üstlenen Marcus Miller,  yıllardır yayınladığı başarılı albümleri ve etkileyici tekniğiyle Türk seyircilerin yakından tanıdığı bir isim. Daha önce birçok kez İstanbul Caz Festivali’nin konuğu olarak konser veren Marcus Miller, çocukluk idolü Miles Davis’in yanı sıra Aretha Franklin, Roberta Flack ve David Sanborn gibi pek çok ünlü sanatçıyla çalışmalarda bulundu; Joe Sample, McCoy Tyner, Bill Withers, Elton John, Bryan Ferry, Jay Z and LL Cool J’in de dâhil olduğu 400’ün üstünde albümde gitar çaldı.

David Sanborn’la beraber Voyeur ve Upfront adlı albümlerle iki defa Grammy ödülünü kazanan Miller, uzun yıllar yapımcı ve session gruplarında müzisyen olarak çalışmasının ardından 1993 yılında kendi kariyerine ağırlık vererek The Sun Don’t Lie adlı ilk solo albümünü çıkardı. Daha sonraki yıllarda, House Party (Martin Lawrence), Boomerang (Eddie Murphy), Siesta (Ellen Barkin), Ladies Man (Tim Meadows), and The Brothers (Morris Chestnut and D.L. Hughley) gibi pek çok filmin müziklerini besteledi.

Hüsnü Şenlendirici

 

Hüsnü Şenlendirici

Klarnet virtüözü Hüsnü Şenlendirici 15 Mart 1976 tarihinde Bergama, İzmir’da doğdu.

5 yaşında klarnet çalmaya başladı. 1990 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı Çalgı Eğitim Bölümü’ne girdi, iki yıl sonra okuldan ayrıldı. Vurmalı çalgılar ustası Okay Temiz’in o yıllardaki “Magnetic Band” grubu ile çalmaya başlayan Hüsnü, grupla birlikte yüzlerce festivalde Türkiye’yi temsil etti. Aynı zamanda, babası Ergun Şenlendirici’nin altı kişilik grubu Laço ile yurtdışında birçok önemli festivale de katıldı. Hüsnü Şenlendirici “Dünya altın klarnet” ödülünün de sahibidir. 1996 yılında, askerdeyken Pozitif’ten gelen teklif sonrası New York’lu acid jazz, funk topluluğu Brooklyn Funk Essentials ile ortak bir albüm ve konser yapmak amacıyla Türk Müziğine özgü enstrümanlardan oluşan 13 kişilik Laço Tayfa’sını kurdu.

Burhan Öçal 

Burhan Öçal

İstanbul ve Zürih’te yaşayan Burhan Öçal, genç yaşta Avrupa’ya gidişiyle, kendini müzik dünyasının bağrında buldu. Bugün hala çalışmaya devam ettiği, dünya çapında ünlü isimlerle de yine o günlerde tanıştı. İsviçre’deki ilk yıllarında Pierre Favre, George Gruntz, Maria Joao Pires ve Peter Waters gibi sanatçılarla çalıştı. Öcal, birçok solo albüme imza atarken, Montreal (where he before an audience of 150 thousand) Montreux, Chicago, Paris, Rome, İstanbul, Vienna,Berlin gibi birçok caz festivalinde sahne aldı. Öçal ayrıca birçok senfoni orkestrası ile çalışamalara imza attı. Burhan Öçal ayrıca çeşitli sinema filmlerinde de rol aldı.

 Okay Temiz

 1939 yılında İstanbul’da doğan sanatçı Türk müziği ile ilgili ilk tınıları musiki eğitimi almış annesi Naciye Temiz’den aldı. Yine annesinin desteği ile Ankara Klasik Müzik Devlet Konservatuarında vurmalı çalgılar ve timpani eğitimi aldı. 1955’te profesyonel müzik yaşantısına adım attı. 1957-1959 yıllarında tophane sanat enstitüsünde eğitim çalışmalarını sürdürmüş ve buradaki eğitimi sayesinde kendine has karakterleri ve tınıları olan davulunu kendisi yapmıştır. 1967 yılında Ulvi Temel orkestrasına katılıp Avrupa’da büyük dans lokallerinde çalıştı. Danimarka ve İsveç’te beraber çalıştığı Dexter Gorden, George Russel, Clark Teery gibi önemli isimlerle çalıştı. Dyani ve Güney Afrikalı trampetçi Mongezi Feza ile birlikte Xaba grubunu oluşturdular. 1974 yılında kurduğu İsveç Türk caz grubu Oriental Wind ile önemli konserlere imza attı. 1991’de Fis Fis Tziganes adlı albümü fransa’da 3000 albüm içinde ilk 3 sıraya girdi. 1992’de Türkiye’de gerçekleştirdiği Green Wave albümü World Music  DJ’lerinin her sene gerçekleştirdikleri ilk on içerisinde yer aldı. Magnetic Band isimli albümü Finlandiya’da kaydetti. İsveç’te birçok albüme ve konserlere imza attı. 1998’de Türkiye’ye yerleşti. Okay Temiz Avrupa, Amerika ve Hindistan’da yaklaşık 3300 konser verdi ve 350 festivale katıldı.

İmer Demirer

 İmer  Demirer, 12 yaşında trompetle tanıştı ve 10 yıl süren klasik eğitimin ardından İstanbul Konservatuarı’ndan mezun oldu. Uluslararası festivallerde sıkılıkla yer alan sanatçı; Aaron Goldberg, Essiet Essiet, Ari Honig ve Emin Fındıkoğlu gibi isimlerle çalıştı. Herbie Hancock ,Wynton Marsalis, Kenny Baron Kenny Garret gibi isimlerlede  ” jam-session ” larda çaldı. Demirer, Türk Caz müziğinin şimdiden en saygın ve önemli trompet sanatçılarından biri olarak tanımlanıyor. 2009 Ekim ayında ilk albümü olan “You, Me & Char” Pozitif Müzik etiketiyle yayınlandı. 2010 yılında Ayşe Gencer’in albümünde de yer alan İmer Demirer, farklı tarzlarda ki müzisyenlerle yeni projeler üzerinde çalışıyor.

Bilal Karaman

Bilal Karaman

Gitarist Bilal Karaman’ın gitarla ilk tanışması 11 yaşında oldu ve çalmayı kendi kendine öğrendi. Doğan Canku’yla Flamenko teknikleri çalıştı, Önder Focan’ın Caz Grup atölyelerine katıldı.Donovan Mixon ve Wolfgang Muthspiel ile caz gitar, Erkan Oğur ile Türk müziği ve perdesiz gitar, Aydın Esen ile yüksek armoni ve doğaçlama çalıştı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Müzik bölümünde tam burslu okuyarak bir çok yerli ve yabancı müzisyenle çalışma olanağı kazandı 2004 yılında başarıyla mezun oldu. Yurtiçi ve yurtdışında birçok organizasyonda önemli isimlerle sahne alan Karaman 2009 yılında Kavela ve Cogito gruplarını kurdu.  Yine 2009’da Nardis Caz Gitar yarışmasında Birinci oldu.İleri seviyedeki müzikal bilgisi ve tekniğinin yanı sıra kendine has bir tarzı olan gitarist geleneksel Türk müziklerine çağdaş yaklaşımlarda bulunarak Türk müziklerini daha ileriye taşımayı hedefliyor, kendi bestelerinde de modal ve melodik motifler, modern armoniler ve doğaçlamaları sıkça kullanıyor.

 Kaynak : [-]

 

 Dünyada her yıl 10 milyar dolar kaynak aktarılan sanat piyasası Türkiye’de yaklaşık olarak 300 milyon dolarda kalıyor. 10 yılda 20 kat büyüyen Türkiye piyasası da dikkat çekiyor. UniCredit Art Banking Sorumlu Direktörü Domenico Filipponi, Türkiye’deki sanat piyasasının umut vaatettiğini, Türk eserlerinin konulu satışlarla yurtdışındaki görünürlüğünün arttığını söyledi.  (Haber : Meltem KARA)

 DÜNYADA her yıl 10 milyar dolar kaynak aktarılan sanat piyasası Türkiye’de yaklaşık 300 milyon dolarda kalıyor. 10 yılda 20 kat büyüyen ve sanat eseri sahibi sayısında ciddi artış yaşanan Türkiye’de sanat piyasının hacmi artarken, yurtdışından da ilgi görüyor. UniCredit Art Banking Sorumlu Direktörü Domenico Filipponi, Türkiye’deki sanat piyasasının umut vaadettiğini belirterek, Türk eserlerinin konulu satışlarla yurtdışındaki görünürlüğünün arttığını söyledi. Ancak sanat piyasasında asıl yükselişe geçen kesimin BRIC ülkeleri olduğunu kaydeden Filipponi, temeli geleneksel koleksiyonculuğa dayanan Avrupa pazarının, daha ‘sofistike’ olmanın yanı sıra daha fazla da çeşitlilik içerdiğini, yakın dönemde elde edilen servetlere sahip olan yükselen piyasaların ise nispeten daha az ‘kültürlü’ ve sofistike olup, moda ve finansal tutum güdümünde hareket ettiğini ifade etti.

Müzelik eserler etkilenmedi
Yakın geçmişe bakıldığında, yatırımların çeşitlendirilmesinde geçerli bir alternatif olan sanata yönelik ilginin son 10 yıldır sürekli arttığını söyleyen Domenico Filipponi, şunları söyledi: “2008 yılının ikinci yarısında Lehman Brothers’ın iflas etmesinin ardından, üst düzey sanat eserlerine yapılan yatırımın değerini oldukça iyi koruduğu görüldü. Genel olarak sanat eserleri 2000 ve 2011 yılları arasındaki tüm dönemlerde hisse senetlerinden daha güçlü performans gösterdi. Kriz sanat eserlerinin değerini pek de etkilemedi. En azından, ‘müzelik’ üst düzey kalitedeki eserlerin değerini etkilemediğini söylemek mümkün. Yüksek kalitelerinden ötürü, büyük oranda modern ve çağdaş sanat alanındaki bu tür eserler ciddi bir büyüme ortaya koydu. Burada, elbette pazarın üst ucundan bahsediyoruz.”
BRIC ülkeleri toparlıyor
Ancak krizlerden, aynı zamanda koleksiyonerlerin tercihlerindeki değişimlerden etkilenen çok sayıda alanın bulunduğunu anlatan Filipponi, “19. yüzyıl resimleri, eski üstatların çizimleri, mobilyalar, gümüşler ve porselenler bunlara örnek verilebilir. Bunların geldiği fiyatlar daima ‘kalite’ göz önünde bulundurularak satın alındığı takdirde gerçekten de gelecekteki yatırımlar için iyi bir fırsat olabilir” diye konuştu. Sanat piyasasında baştaÇin olmak üzere Rusya ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerin talebiyle toparlanma yaşandığını vurgulayan Filipponi, şöyle devam etti: “Başta Çin olmak üzere, gelişmekte olan ülkeler ve BRIC ülkelerinde 2000 yılından bu yana, sanat eserlerine yönelik, küresel pazardaki hızlı büyümeye paralel bir ilgi var. Bu büyüme, yeni ve oldukça varlıklı.”
Türkiye umut vaatediyor
Türkiye’deki sanat piyasasının umut vaadettiğini ifade eden Domenico Filipponi, şöyle devam etti: “Londra’daki Sotheby’s müzayede evi tarafından 26 Nisan tarihinde düzenlenen Türk Çağdaş Sanat Eserleri satışları ve 24 Nisan’da yine Londra’da gerçekleştirilen ‘Oryantalist Satış’ gibi konulu satışlar, piyasanın yurtdışındaki görünürlüğünü artırdı. Öte yandan İstanbul Bienali’nin yükselen başarısının da gözler önüne serdiği gibi, uluslararası kamuoyunun takdiri kazanılıyor. Modern ve çağdaş sanat pazarına baktığımızda, yurtiçi Türk sanat piyasasının büyüklüğü, 2000 yılında 10.2 milyon dolarken 2008 yılında 45.6 milyon dolara çıktı.”

Çin gelirde ilk sırada

SANAT piyasasına dünyada ne kadar kaynak aktarıldığını müzayede evleri tarafından yayınlanan rakamlara göre sıralayan Domenico Filipponi, şu bilgileri verdi: “2011 yılında Çin 4.79 milyar dolar, Amerika Birleşik Devletleri 2.72 milyar dolar, İngiltere 2.24 milyar dolar,Fransa 521 milyon dolar olmak üzere toplamda yaklaşık 10 milyar dolar civarında kaynak aktardı. Çin, küresel sanat eserleri müzayede gelirlerinin yüzde 41.4’ünü üreterek aynı zamanda dünyada ilk 10’da yer alan sanatçılardan 6’sına ev sahipliği yaparak pazar payını yükseltiyor. ABD, 2011 yılındaki küresel sanat eseri satışlarının yüzde 23.5’ini temsil ediyor. Küresel sanat piyasasında, 2011 yılında İngiltere üçüncü sıradaki yerini yüzde 19.3’lük pazar payıyla korurken, Fransa ise yine dördüncü sırada kalıyor.”

Sanatı yatırım aracı olarak görenlerin sayısı hızla artıyor

YAPI Kredi Özel Bankacılık Pazarlama Direktörü İmre Tüylü, gelişmekte olan ülkelerin sanat piyasasına olan ilgilerinin artma sebebinin ekonomik ve kültürel alandaki gelişmelerden kaynaklandığını belirterek, şunları anlattı: “Son yıllarda milyoner sayısı arttıkça, bu alana daha fazla kişi yöneliyor. Kazanılan para ve yatırımcı, yatırım yaptığı alanları genişletirken sanatla tanışıyor. Sanat diğer yatırım araçları gibi değildir, yaşayan bir yanı vardır; alternatif getiri sağlayan çok önemli bir enstrümandır. Biz de Yapı Kredi Private Banking olarak ülkemizde sanatın gerektiği önemi ve değeri kazanması için çalışmalarımızı Özel Bankacılık çatısı altında pazarlama ekibimiz ile sürdürüyor; finansman desteği ile sanatın alternatif bir yatırım aracı olarak kullanılması için destek veriyoruz.”

Kaynak : [-]


Dünyanın en seçkin kuklalarını İstanbul’da buluşturan Uluslararası İstanbul Kukla Festivali (www.istanbulkuklafestivali.com) bu yıl 15’inci yılını 15 farklı ülkeden seçkin grupları ağırlayarak kutluyor. 3 – 13 Mayıs arasında pek çok farklı mekanda düzenlenecek festival kapsamında iki sergi , konferans ve workshop ta yer alıyor.

15.istanbul kukla festivali

İstanbul’u yıllardır rengarenk bir kukla şölenine çeviren Uluslararası İstanbul Kukla Festivali bu yıl 15’inci yılını kutluyor.Cengiz Özek’in Sanat Yönetmenliğinde 3 – 13 Mayıs arasında gerçekleştirilecek festival, masa kuklasından ipli kuklaya, gölge oyunundan video performanslarına, gelenekselden moderne, zengin içeriğiyle seyirciyle buluşmaya hazırlanıyor.
15’inci Uluslararası Kukla Festivali bu yıl, yaptığı araştırmalarla ‘Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun genç kuşaklara kalmasını sağlayan ve ‘Karagöz’ adlı kitabıyla Karagöz geleneğini ölümsüzleştiren ünlü edebiyatçı Cevdet Kudret anısına düzenleniyor. Ayrıca festivalin Onur Ödülü günümüzün en iyi tasvir yapımcıları arasında yer alan ve kukla sanatını yeni kuşaklara sevdiren Ali Kıyak’a verilecek.

Festival bu yıl 13 Ülkeyi Konuk Ediyor

Endonezya gölge kuklası - Java'nın Sülieti

Kukla Festivali 15’inci Yılında 13 ülkeden seçkin gruplarla Mayıs ayında Fransız Kültür Merkezi, İtalyan Kültür Merkezi, Kukla İstanbul, Kozzy Kültür Merkezi, AFL Kültür Merkezi-Göztepe,Caddebostan Kültür Merkezi, Kenter Tiyatrosu, Pera Müzesi, Oyuncular Sahnesi, Maya Sahnesi, İstanbul Metrosu – Taksim girişi, Halkalı Kültür ve Sanat Merkezi, Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi Forum İstanbul, Başakşehir Kültür ve Sanat Merkezi, Marmara Forum ve İstanbul sokaklarında şehri renklendiriyor.
Festival, İtalyan Kültür Merkezinde İtalya’nın en beğenilen kukla gruplarından Walter Broggine’nin ölmek isteyip, bir türlü ölemeyen kuklanın başına gelen komik olayların  sahnelediği Solo adlı performansla açılışını yapıyor.
Bu yıl birbirinden çok özel grupları ağırlayan festivalde ABD’den Company Scoot Land modern varyete şovu, Kolombiya’dan El Bau de la Fantasia masa kuklası tekniği,Peru’dan Jose Navorro yerel özelliklerini içinde barındıran ipli kukla tarzındaki A la Carte adlı varyete, kuklanın başkenti sayılan Çek Cumhuriyeti Prag’tan Karromtogrubunun ipli kukla tekniğindeki inanılmaz görsellikteki sirki, Hollanda Lichtbende adlı grubun dev ekranda şiirsel gölge oyunu, Singapur’dan Mascots and Puppets Specialists grubun pırıltı ve ışıltılarla dolu varyete tekniğindeki gösterisi, Fransa’dan insan ve kukla ilişkisini mükemmel bir görsellikle seyirciyle paylaşan Rue  Barreegrubu, Romanya’nın köklü kukla tiyatrolarından Tandarica’nın Voltaire’in Candite adlı eserinden hareketle hazırladıkları, büyüklere yönelik, zaman zaman cinsellik kokan, eğlenceli oyununu, Şili’den Teatrapo grubunun tango yapan şuh ve cilveli kuklası, İspanya’nın Titeres Cachirulo grubundan masa kuklası tekniğinde enerjik kuklaları Ole Ole yer alıyor.

Festival Çin Yılı’nda Pekin Gölge Tiyatrosunu Konuk Ediyor


Ayrıca bu yıl ülkemizde Çin yılı olması nedeniyle Pekin Gölge Tiyatrosu, festivale çok özel bir gölge oyunuyla konuk oluyor. Türkiye’den ise Tiyatro TemAlem Buysa Kral Übü ve Lahana SarmaAhşap Çerçeve, Dona Rosita’nın Dokunaklı Güldürüsü, Hamlet, Semaver Kumpanya’dan uzun yıllardır sahnelerde kalan Hoca Nasrettin, Bülent Aksu’dan modern bir Karagöz uyarlaması, Kültür AŞ. Gösteri Sanatları merkezinin sahnelediği Leyle ile Mecnun adlı halk hikayesini , Trup adlı grubun son oyunu Küçük Bir Kukla Süiti, Tiyatro Yeniden’den Küçük Prens ve Çiçek’i, Cengiz Özek gölge tiyatrosundan dünyada bir çok ödüle layık görülen, Büyülü Ağaç ve Çöp Canavarı adlı modern yaklaşımlı Karagöz gösterileri yer alıyor.

İki Sergi İki Konferans
Festival kapsamında, Cengiz Özek’in özel koleksiyonundan seçkiyle Endonezya gölge tiyatrosunun seçkin örneklerinden oluşturulan ‘Java’nın Sülieti’ Forum İstanbul’da ilgilileriyle buluşuyor. Dünyanın en tanınmış kuklacılarının fotoğraflarını çekerek büyük ve önemli bir fotoğraf arşivi oluşturan Mario Foli, Ülkemizden de Hayali Torun Çelebi ve Cengiz Özek’in fotoğraflarını arşivine eklemişti…İşte bu büyük Fotoğraf sanatçısının çalışmalarını merak edenler için Mario Foli-Kukla ve Kuklacı başlıklı segisini İstanbul Taksim metrosunda yürüyen yol katında görebilecekler..
Konferans kapsamında ise festivalin konuğu  Romanya’dan Mrs. Carmen Stanciu . ‘Dünya Kuklası’ üzerine vereceği Konferans Mimar Sinan Üniversitesi Sahne Dekorları ve Kostümü bölümünde gerçekleşerek festivali renklendirecek.

Festival bu yıl festival, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteği ve İtalyan Kültür Merkezi,  Cervantes Kültür Merkezi, Fransız Kültür Merkezi, ABD İstanbul Başkonsolosluğu, Hollanda İstanbul Başkonsolosluğu, Çek Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu, Romanya İstanbul Başkonsolosluğu, Şehir Hatları, Forum İstanbul, Marmara Forum, Medya Takip, Ulaşım A.Ş Kadıköy, Beşiktaş, Beyoğlu, Küçükçekmece, Başakşehir Belediyeleri işbirliğiyle gerçekleşecek.

Bu yıl Tam 25 TL. Öğrenci 15 TL. den satışa çıkan festival biletleri, www.mybilet.com  adresinden ya da oyunlardan bir saat önce, oyunun oynanacağı salon girişinden alınabilecek.
Geniş bilgi için, www.istanbulkuklafestivali.com adresi yada 0212 234 16 02 –0212 nolu telefonlar aranabilir.

 

Kaynak : 1- [-]  

                   2-[-]

 

TÜYAP ve Türkiye Yayıncılar Birliği’nin işbirliğiyle düzenlenen 17. İzmir Kitap Fuarı kapılarını ziyaretçilere açtı

17.izmir kitap fuarı

İzmir Uluslararası Fuar Alanı’nda düzenlenen 17. İzmirKitap Fuarı, Vali Yardımcısı Nevzat Ergün, Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Prof. Dr. Onur Bilge Kula, TÜYAP Kültür Fuarları Danışma Kurulu Başkanı yazar Doğan Hızlan, Türkiye Gazeteciler Federasyonu ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel ve çok sayıda davetlinin katılımıyla açıldı.

Vali Yardımcısı Nevzat Ergün, törende yaptığı konuşmada, kitap fuarının kentin önemli bir ihtiyacı olduğunu ifade etti.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu da kişinin bilinçlenmesi için daha fazla kitap okuması gerektiğini, bilinçlendikçe doğruların geliştiğini söyledi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Prof. Dr. Onur Bilge Kula ise Türkiye’de 3 bin 670 yayınevi bulunduğunu, bunlardan bin 300’ünün sürekliliği sağlamış yayınevlerinden oluştuğunu kaydetti. Türkiye’de 2009 yılı verilerine göre, 33 bin 342 kitap için ”ISBN” numarası aldığına kaydeden Kula, bu rakamın İngiltere’de 133 bin, Almanya’da 82 bin, İspanya’da 42 bin, Fransa ve İtalya’da ise 38 bin olduğuna dikkati çekti.

Kula, bakanlık olarak, edebiyatın çevirisine maddi destek verdiklerini, bu kapsamda bin eserin 42 dilde çevirisi yapılarak 52 ülkeye yayımlandığını belirterek, ”Edebiyatın üretiminin desteklenmesi çalışmaları kapsamında, 2013 yılından itibaren kurulacak 8 üyelik komisyonla belirlenen sanatçılara aylık ödemeler yapacağız. Edebiyatta üretkenlik ve çeşitlilik sağlanacak” dedi.
Fuarın bu yılki onur konuğu Yaşar Aksoy
İzmir Kitap Fuarı’nın bu yılki ”onur konuğu yazarı” Yaşar Aksoy ise insanlık tarihinin gelişimi ve etik değerlerine ilişkin 5 eserlik bir seri oluşturulsa bunun ilk sırasında Homeros’un İlyada’sı olacağını ifade ederek, Homeros’un vatanı İzmir’de milyonları kitapla buluşturan bir organizasyonun yapılmasından büyük mutluluk duyduğunu ifade etti.

Konuşmasında ”Ergenekon” davası kapsamında tutuklu bulunan CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’ın kendisine gönderdiği mektubu da okuyan Yaşar Aksoy’a tören sonunda, TÜYAP Kültür Fuarları Danışma Kurulu Başkanı Doğan Hızlan ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Kocaoğlu tarafından plaket ile Enver Ercan’ın kaleme aldığı ”Ege’de Zaman Yolcusu Yaşar Aksoy” kitabı takdim edildi.

Fuarın açılışının ardından, stantları dolaşan Kocaoğlu ile Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı Atilla Sertel, İzmir Gazeteciler Cemiyeti tarafından oluşturulan ”Balbay’a Özgürlük” standını ziyaret etti. Stantta, CHP İzmir Milletvekili Erdal Aksünger, CHP Denizli Milletvekilleri İlhan Cihaner ve CHP Parti Meclisi Üyesi Ercan Karakaş, Mustafa Balbay’ın kitaplarını onun yerine imzaladı.

Kocaoğlu, stant ziyaretinin ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, adalet istediklerini, bu isteklerinin haksız yere tutuklu bulunan tek kişi kalmayana kadar devam edeceğini söyledi.

Sertel ise Türkiye’de 99 gazetecinin tutuklu bulunduğunu, sürelerinin uzunluğu nedeniyle tutukluluğun cezaya dönüştüğünü savundu.

İzmir’de 22 Nisan’a kadar açık kalacak fuara, 350 yayınevi ve sivil toplum örgütü katılıyor. Çok sayıda yazarın imza günleri ile yer alacağı fuarda, 120 etkinlik düzenlenecek. Fuarda, ayrıca yazar Sabahattin Ali’nin fotoğraflarından oluşan ”Bir Fotoğraf Camı Sergisi” ile ”Çizgilerle Erdal İnönü Karikatür Sergisi” de sanatseverlerle buluşacak.

 

Şunun için etiket arşivi: fransa

Sonuç Bulunamadı

Üzgünüz, hiç bir gönderi kriterinizle eşleşmedi