Şunun için etiket arşivi: film

Tüm dünyada binlerce kişinin oynadığı “Angry Birds” oyununun animasyon filminin 2016’da gösterime gireceği bildirildi.

Akıllı telefonuygulaması olarak 2009’da piyasa sürülen oyunun yapımcısı Rovioşirketi, 3 boyutlu animasyon filmi için, daha önce “Iron Man (Demir Adam)”, “Despicable Me (Çılgın Hırsız)” ve“Ice Age (Buz Devri)”filmlerinin yapımcılığını üstlenen John Cohen ile anlaştıklarını duyurdu.

Piyasa sürüldüğünden bu yana Angry Birds oyunu oynadığını belirten Cohen, oyunun beyaz perdeye aktarılmasına katkıda bulunacağı için çok mutlu olduğunu kaydetti.

Üç yıl önce piyasaya sürüldükten sonra bir milyardan fazla kez yüklenen Angry Birds’in yan ürünleri de satış rekorları kırıyor. En son piyasa sürülen “Angry Birds Star Wars”da, orijinal Star Wars’a paralel olarak kuşlar asiler, domuzlar ise imparatorluk olarak canlandırılıyor.

Kaynak :[-]

9-16 Mayıs 2013 tarihleri arasında yapılacak 16.Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali için başvurular başladı. Uçan Süpürge, amatör ve profesyonel sinemacıların yeni filmlerini bekliyor.

 Başkent bir yılı daha geride bırakmaya hazırlanırken, Uçan Süpürge, 2013’ün mayıs ayında düzenleyeceği Uluslararası Kadın Filmleri Festivali için hazırlıkları hızlandırdı. Ankara’nın en eski ve en sevilen kültür-sanat etkinliklerinden olan Festival, 9-16 Mayıs 2013 tarihleri arasında 16. kez gerçekleştirilecek.
Amatör ve profesyonel ayrımı yapmaksızın sinema alanında üretimi olan kadınlara kapılarını açan Festivale başvurular başladı. Festivale son bir yılda yapılmış uzun metraj, belgesel, kısa ve canlandırma filmlerbaşvurabiliyor.

Başvurular için son tarih 1 Mart
Uçan Süpürge yalnızca kadın yönetmenlerin eserlerine yer veriyor, ancak, yönetmenlerinden biri kadın olan filmler de festivalde gösterim şansı bulabiliyor.  Başvuru için Uçan Süpürge’nin sitesindeki formu doldurup beraberinde filmin bir DVD kopyasını göndermek yeterli. Festivale başvurular için son tarih 1 Mart 2013.

Festival Ankara’yı bırakmıyor

Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, 1998 yılından beri kadınların sinemadaki üretimlerini paylaşmalarına, sanat yoluyla güçlenip dayanışmalarına zemin oluşturuyor. Ankara’nın kültür göçüyle iyice kuraklaşan kültür-sanat ortamında kalmayı tercih eden ve bütün ısrarlara rağmen festivalini sanatın merkezileştiği kentlere taşımayanUçan Süpürge, 16. festivalini de Ankara’da yapacak. Seyircilerinin desteği ve kadınların güçlenmesini isteyen kurumların katkılarıyla bu yaşa gelen festival mayıs ayında seyircilerini zengin bir programla karşılayacak.

Kadınlar hayata filmlerle bakıyor

Festivalde yepyeni filmlerin yanı sıra, güncelliğini yitirmemiş başyapıtlar da seyirciyle buluşuyor. Çocuk gelinlerden eşcinsel evliliklerine, savaşlardan barış düşlerine, aktif siyasetten çevre sorunlara, yemekten aşka kadar pek çok konuyu kadın yönetmenlerin gözüyle sinemaya taşıyan Festival, dünyanın dört bir köşesinden en iyi kadın filmlerini başkentli sinemaseverler için getiriyor.

Başvuru formu için;  festival.ucansupurge.org 

 

Festival, 10-12 Aralık’ta 10 ilde eşzamanlı yapılacak

AB Delegasyonu tarafından Türkiye’deki AB Üye Devlet temsilcilikleri ve kültür merkezleri ile işbirliği içerisinde düzenlenen 2012 AB İnsan Hakları Film Günleri 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde başlıyor. Festival, 10-12 Aralık tarihleri arasında Türkiye’nin on ilinde eşzamanlı olarak düzenlenecek.

Film-severler, öğrenciler, insan hakları aktivistleri ile AB ve Türk sineması ile ilgilenen herkes Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, Kayseri, Eskişehir, Trabzon, Konya, Gaziantep ve Diyarbakır’da ücretsiz halka açık gösterilecek filmleri izlemeye davetlidir.

Avrupa Birliği, Avrupa’da ve dünya genelinde barış, uzlaşma, demokrasi ve insan haklarının ilerletilmesine yaptığı katkılardan ötürü 2012 Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüştür. Ödül töreni 10 Aralık tarihinde Oslo’da gerçekleştirilecektir.
Ödül töreni münasebetiyle ve İnsan Hakları Günü’nün (10 Aralık) önemine istinaden 2012 “ABİnsan Hakları Film Günleri” 10–12 Aralık tarihleri arasında düzenlenecektir.
AB Delegasyonu tarafından Türkiye’deki AB Üye Devlet temsilcilikleri ve kültür merkezleri ile işbirliği içerisinde Türkiye genelinde on ilde düzenlenen 3 günlük halka açık Festival kapsamında, AB’ye üye 11 ülkeden 11 film gösterilecektir.
Bizim insan haklarımız, bizim bireysel haklarımız ve bizim insani deneyimimizi konu alan AB filmlerinin gösterileceği Festival, yaşamın tüm kesimlerinden izleyicileri düşündürmeyi, etkilemeyi ve onlara ilham vermeyi amaçlamaktadır. Bunlar millet, cinsiyet, yaş, cinsel tercih ya da etnik kökene bakılmaksızın hepimizi ilgilendiren konulardır.
Burada amaç kimlik, hoşgörü, saygı, haysiyet ve kültürler arası diyalog gibi çeşitli konulara ilişkin farkındalığın yaratılması ve basmakalıp düşüncülere meydan okunması için en iyi AB filmlerinin paylaşılmasıdır.
İyi seyirler!

AB İnsan Hakları Film Günleri Gösterim Programı:

10 Aralık, Pazartesi
12:30 Lotte ve Aytaşının Sırrı, ESTONYA
15:00 Denizdeki Adam, YUNANİSTAN
17:30 Islık Calmak İstersem Calarım, ROMANYA
19:30 Daha İyi Bir Dunyada, DANİMARKA

11 Aralık, Salı
12:30 Lotte ve Aytaşının Sırrı, ESTONYA
15:00 Kano, FRANSA
17:30 Sadece Ruzgar, MACARİSTAN
19:30 Cennetteki Copluk, ALMANYA

12 Aralık, Çarşamba
12:30 Umut Liman, FİNLANDİYA
15:00 Görünmez Adamlar, HOLLANDA
17:30 Adalar, İTALYA
19:30 Kuma, AVUSTURYA

Çocuklara yönelik “Lotte and the Moonstone Secret” dışındaki diğer filmler 15 yaş üstüne hitap etmektedir.. 

Film programları ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz:
www.avrupa.info.tr/hrfilmdays

Pierre Hantaï’inin konseriyle başlayan NDS BarokMüzik Günleri bu akşam klavsen sanatçısı Orhan Memed’in 19.30’da vereceği konserle devam ediyor.

Pierre Hantaï resitaliyle başlayan, Barokist Müzik Topluluğu, Orhan Memed, Pierre Hantaï-Skip Sempé ikilisi ile devam eden NDS Barok Müzik Günleri, 12Aralık Çarşamba akşamısaat 19.30’da « Duo Traverso – Klavsen »konseriyle noktalanacak. Nihan Atalay( traverso) ve Eriko Wakita (Klavsen)’den oluşan ikili J.M. Leclair, G.F. Haendel, P. Locatelli, A. Forqueray, M. Blavet, G.P Telemann’ın eserlerini seslendirecekler.

Barokist Müzik Topluluğu

Barokist Müzik Topluluğu, barok müziğin geniş repertuvarını seyircilerle paylaşmak üzere bir araya gelen sanatçılardan oluşmaktadır.

Başak Ersöz; Cemal Reşit Rey Orkestrası, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ve Tekfen Filarmoni Orkestrası ile düzenli olarak konserlervermektedir. Sanatçı, ayrıca İstanbul Devlet Konservatuvarında doktora çalışmalarını sürdürmekte ve flüt sınıfı öğretmeniği de yapmaktadır.

Damla Tuncer; İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın devamlı üyesi olup Tekfen Filarmoni Orkestrası ile düzenli olarak konserlere katılmakta ve solo oda müziği konserleri vermektedir.

Andres Rodrigo Lopez; şeflik çalışmaları, solo-oda müziği konserlerininyanı sıra, Marmara Üniversitesi ve Miam’da öğretmenlik görevine devam etmektedir.

Yağmur Dai, Tevitöl Müzik Bölümünde öğretmenlik yaparken, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarında doktora çalışmalarını sürdürmekte ve oda müziği konserleri vermektedir.

Orhan Memed-Klavsen

Klavsen, piyano ve müzikoloji eğitimi alan Makedonya kökenli Orhan Memed, 1992’den bu yana Paris’te yaşamaktadır. Southern CaliforniaÜniversitesinde piyano ve keman eğitimini, Oxford Üniversitesinde demüzikoloji doktorasını tamamladıktan sonra, Huguette Dreyfus ile klavsen dersleri aldığı Paris’te, jürinin takdirini kazanarak altın madalyaya ve mükemmellik ödülüne layık görülür.

Konser kariyerine başlamasıyla, Éditions de l’Oiseau-Lyre yayınevine önce editör, sonra da müdür olarak atanması aynı zamana denk gelir. Araştırmalarıyla yayınları 17. yüzyıl İngiliz müziğini, 18. yüzyıl Fransız müziğini ve geleneksel Makedonya müziğini kapsar. 1998’den itibaren, Paris’te Vassar College-Wesleyan University Programında müzik tarihive opera tarihi dersleri vermektedir.

1999’da, Fransa’nın güneyinde bulunan Villecroze Müzik Akademisine sanat müdürü olarak atanır ve burada 10 yıl boyunca ustalık sınıfları, beste atölyeleri, müzikoloji kolokyumları düzenler ve yönetir.

Orhan Memed ; Christa Ludwig, Hugues Cuenod, Betsy Jolas, Keiko Abe ve Jessye Norman gibi sanatçılar üzerine belgesel filmler çevirir. ’Quand l’Europe parlait français’ (Avrupa Fransızca Konuşurken) adlı belgeselde Rameau, François Couperin ve Bach’ın müziklerini yorumlar. 2010 yılından bu yana düzenli olarak soprano Erika Escribá-Astaburuaga ile sahneye çıkmaktadır. ’Variations Goldberg de JS Bach’ başlıklı plak kaydı 2011’de piyasaya çıkmıştır. Bach’ın klavye için Partitas’ları ise, 2012’de çift CD olarak Omnia Artists Productions ‘dan çıkacaktır.

Skip Sempé – Klavsen

Nouvelle-Orléans kökenli olan Skip Sempé, ABD’deki Oberlin Konservatuvarında Müzik, Müzikoloji ve Organoloji (müzik aleti bilimi) ve Sanat Tarihi okuduktan sonra eğitimini Amsterdam’da Gustav Leonhardt’ın sınıfında tamamladı. Ardından,1500 – 1750 yıllarının bilinen veya daha az bilinen repertuvarları konusundaki araştırmalarını derinleştirmek üzere Avrupa’da oturmaya karar verdi. Tarih ve organoloji bilgisi Skip Sempé’yi, Rönesans müziğinde özel önem taşıyan doğaçlama uygulamalarını yaptığı araştırmalarıyla yeniden başlatmaya ve bunlarla beslediği kendi canlı ve özel stilini savunmaya yöneltti. Sempé kısa sürede bu nitelikleriyle tanındı.

Klavsenci ve orkestra şefi olarak, çok sayıda müzisyeni kendi etrafında topladı ve 1986’da Capriccio Stravagante‘ı kurdu. Bu topluluk, bugün “Capriccio Stravagante”, “Capriccio Stravagante Renaissance Orchestra” ve “Capriccio Stravagante Les 24 Violons” olarak üç grup olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Skip Sempé’nin solist olarak tanınması, özellikle, Elizabet Çağı eserlerine, Fransız klavsen edebiyatına (Chambonnières, d’Anglebert, Forqueray, Louis ve François Couperin, Rameau), Bach’a ve Scarlatti’ye yakınlığı, ayrıca doğaçlama ve aktarıcı yetenekleri sayesinde olmuştur.

Skip Sempé ‘misafir şef’ olarak sürekli davet almaktadır, ayrıca müzisyen olarak Julien Martin, Josh Cheatham, Sophie Gent, Olivier Fortin, Pierre Hantaï, Doron Sherwin ile ve topluluk olarak B’Rock, Collegium Vocale de Gand, Chœur Pygmalion, Chanticleer, Les Voix Humaines, Studio de Musique Ancienne de Montreal, Helsinki Baroque Orchestra ve Akademie für Alte Musik Berlin ile sahneye çıkmıştır.

Klavsenci, orkestra şefi, profesör ve konferansçı etkinliklerine sanat yönetmenliğini de ekleyen Skip Sempé, 2006’da kendi markası Paradizo’yu kurmuştur; sanatçı, solist olarak veya topluluklarıyla birlikte bu marka altında kayıt yapmaktadır. Burada ayrıca bazı yayın projelerinin eşgüdümünü de sağlamaktadır. Bunlar arasında, kendisini çok esinleyen bir müzisyen olan Wanda Landowska’ya saygı albümü, ayrıca müzik ve yorum üzerine kendi denemelerini bir araya getiren bir derleme vardır.

Pierre Hantaï – Klavsen

1964 ‘te doğan Pierre Hantaï, on yaşına doğru Bach’ın müziğine büyük ilgi duydu. Gustav Leonhardt’ın etkisiyle, önce tek başına, sonra da Arthur Haas yönetiminde klavsen öğrenmeye başladı. İlk konserlerini yalnız ya da kardeşleri Marc ve Jérôme eşliğinde verdi.

İki yıl Amsterdam’da, Gustav Leonhardt’ın yanında öğrenim gördü, ardından onun yönetimi altında çalmaya davet edildi. Takip eden yıllarda Philippe Herreweghe, Kuijken Kardeşler, François Fernandez, Marc Minkowski, Philippe Pierlot gibi çok sayıda müzisyen ve topluluk şefiyle işbirliği yaptı.

Sanatçı artık tüm dünyada, daha çok solist olarak çalmaktadır. Jordi Savall tarafından sıklıkla davet edilmekle birlikte, kardeşleriyle ve dostları Amandine Beyer, Hugo Reyne, Sébastien Marq, Skip Sempé, Olivier Fortin ve Jean-Guihen Queyras ile oda müziği çalmaktan da hoşlanmaktadır. Son zamanlarda, 1980’lerde kurduğu topluluk olan‘’Concert Français’’ yi Bach’ın süit, konçerto ve kantatlarını yorumlamak üzere yeniden oluşturmuştur.

Çıkarttığı çok sayıdaki plak arasında Mirare’ye yaptığı son kayıtlar dikkat çekmektedir : Goldberg Varyasyonları, Jean Sébastien Bach’ın Yumuşak Klavyesinin İlk Kitabı, Scarlatti’den Üç Cilt Sonat, bir François Couperin Resitali ve bir Süit Programı.

Duo Traverso – Klavsen

Nihan Atalay, Traverso
Nihan Atalay, müzik eğitimine 1992’de, Mimar Sinan Üniversitesinde Mükerrem Berk’in sınıfında yan flüt dersleriyle başladı.

Lise diplomasını aldıktan sonra Fransız hükûmetinden sanat bursu kazanarak Lyon Devlet Konservatuvarına kaydoldu ve 2003’te José-Daniel Castellon’un sınıfından Müzik Eğitimi Diplomasını aldı.

İsviçre’den de burs kazanan sanatçı, Lausanne Yüksek Müzik Konservatuvarına kabul edildi. 2005 yılında konser solisti ve pedagog diplomalarını birlikte aldı.

Yan flüt yüksek lisansını, Cenevre Yüksek Müzik Konservatuvarının Barok Müzik bölümünde tamamlarken, aynı zamanda Serge Saïtta’nın sınıfından çok iyi derece ile Post-Grade sertifikasını elde etti.

Nihan Atalay, Fondation Jean Tanner, Fondation Nicati de Luze, Cenevre Üniversite Mezunu Kadınlar Derneği ve kendisine aynı zamanda bir klasik flüt de hediye eden Cenevre Konservatuvarı Dostları ve Mezunları Derneğinden birçok ödül almıştır.

Bir yandan Cenevre Oda Orkestrası, diğer yandan Cenevre bölgesinin çeşitli barok müzik topluluklarıyla sahneye çıkmıştır.

Avrupa’da çok sayıda genç orkestralarına davet edilen sanatçı, 2005’te Luzern Festivalinde Pierre Boulez yönetiminde çalmıştır.

Türkiye’de eski müzik aletlerini çalan ilk flütçü olan Nihan Atalay, burada verdiği konserlerin yanı sıra, master sınıfları da yönetmektedir.

Sanatçı, Eylül 2011’den bu yana, Basel’daki Schola Cantorum’da ünlü flütçü Marc Hantaï ile birlikte yan flüt çalışma şansını yakalamıştır.

Eriko Wakita, klavsen

Basel’da yaşayan Eriko Wakita, hem Schola Cantorum Basiliensis’de hem de Bern ve Basel Müzik Konservatuvarlarında provacı (repetitör) olarak çalışmaktadır. Avrupa’da ve Tokyo Üniversitesinden mezun olana kadar tüm müzik eğitimini aldığı Japonya’da düzenli olarak konserler vermektedir. 2010’da Bach’ın Goldberg Varyasyonları’na ayırdığı ilk solo cd’sini kaydetmiştir.

2004’te İsviçre’ye gelerek Basel’daki Schola’da eğitim görmüş ve 2008’de buradan mezun olmuştur. Bad-Krozingen, ATAKA, Acanthus Musik Preis ve genç sanatçılar ödülü gibi çeşitli ödüllere layık görülmüştür.

2009 ve 2010 yıllarında İsviçre’nin Porrentruy kentinde düzenlenen Académies Bach/Radulescu ‘da klavseniyle, barok müzikte doğaçlama yoluyla armoni tamamlama anlamına gelen “continuo”yu sağlamıştır.

 Kaynak :[-]

Dernekten yapılan açıklamaya göre, National Geographic Türkiye ve hizmet ajansı Mineral Event işbirliğiyle organize edilen yarışma,”ulusal”, ”üniversiteliler” ve”kurumsal”kategorilerinde yapılacak.

Son başvuru tarihi, 11 Ocak 2013 olarak belirlenen yarışmada dereceye giren filmler, İstanbul’da 27 Şubat-3 Mart 2013’te düzenlenecek 8. Dağ Filmleri Festivali kapsamında gösterilecek.

Festival, 15-17 Mart 2013’te Ankara’da, 4-6 Nisan 2013’te İzmir’de de düzenlenecek.
Finale kalan eserlerin 3 Şubat 2013’te açıklanacağı yarışmayla ilgili ayrıntılı bilgiye, ”www.dogafilmleriyarismasi.com” adresinden ulaşılabiliyor

Ulusal DFY (Doğa Filmleri Yarışması)

Diğer kategoriler ve detay için için lütfen siteyi ziyaret ediniz.

(www.dogafilmleriyarismasi.com)

Herkes doğa için sesini yükseltiyor, tüm sesler Dağ Filmleri Festivali’nde yankılanıyor.

Doğa filmi yapımını özendirmek, bu alandaki gelişime katkıda bulunmak ve doğa filmleri hafızasını oluşturabilmek amacıyla düzenlenen Doğa Filmleri Yarışması’nın üçüncüsü yine DFF 2013 kapsamında hayat buluyor.

Doğaya ve çevreye dair tüm filmler yarışma jürisi tarafından değerlendiriliyor ve Türkiye’nin en prestijli ödülünü hak etmek için yarışıyor.

KATILIM KOŞULLARI

1. Yapımcılardan en az birinin ya da yönetmeninin TC vatandaşı olması gerekmektedir.
2. Yarışmaya katılacak çalışma, tamamen o kişi veya ekibe ait olmalıdır.
3. Çalışmanın içerisinde kullanılan, başkalarına ait video, müzik veya grafik gibi unsurlar, sahipleri itiraz etmediği sürece değerlendirmeye alınacaktır.
4. Kurumlar, yarışmaya istedikleri kadar çalışma ile katılabilirler. Her çalışma için ayrı başvuru yapılması gerekmektedir.
5. Yarışmaya katılacak filmler, tercih edilen herhangi bir formatta üretilmiş olabilir. Ancak, filmler DVD formatında teslim edilecektir.
6. Filmlerin 60 dakikayı aşmamasına özen gösterilmesi rica olunur.
7. Başvuru formundaki imza sahibi aynı zamanda filmin yasal sahibi olmalıdır.
8. Başvuru belgesinde belirtilecek tüm bilgilerin doğruluğu imza sahibini bağlar. Bu bilgiler nedeniyle doğabilecek hukuki sorumluluk imza sahibine aittir.
9. Yarışmaya katılan filmlerin telif hakkı- yönetmeninde saklı tutulmak üzere- ticari olmayan çevre ve kültür faaliyetlerinde, gezici festivallerde izleyicilere sunulması, TV’lerde gösterim hakkı Festival Yönetimi’ne ait olacaktır.
10. Yarışmaya katılan filmlerin kopyaları, Festival arşivine devredilecektir ve iade edilmeyecektir.

 BAŞVURULAR

1. Başvurular ücretsizdir.
2. Gönderilecek her bir film için ayrı başvuru formu doldurulmalıdır.
3. Gönderim masrafları tamamen başvuru sahibine aittir.
4. Yarışmaya son katılım tarihi: 11 Ocak 2013 günü saat 17:00
5. Yarışmaya katılmak isteyenler, en geç bu tarihe kadar aşağıdakilerle beraber filmlerini festival adresine ulaştırmalıdırlar.
· Başvuru formu, (Sitede mevcuttur)
· Eserin 5 adet kopyası (DVD formatında),
· Film ve data disklerinin üzerlerine filmin adı, süresi, yapım tarihi, yazılmalıdır.
· Bir data diski (CD, DVD yada flash bellek olabilir) içerisinde;
· Filmin kısa özeti (Sinopsis)
· Yönetmen ve ekibin kısa özgeçmişi
· Yönetmen ve ekibin dijital fotoğrafları
· Yapıtla ilgili sahnelerden en az iki adet 300 dpi çözünürlükte dijital fotoğraf.

 FESTİVAL İLETİŞİM BİLGİLERİ

DAĞ FİLMLERİ FESTİVALİ
MINERAL EVENT
Fahrettin Kerim Gökay Caddesi
Çeviköz Apt. 169/5
Göztepe—Kadıköy – İstanbul / Türkiye
T: (216) 565 86 05
F: (216) 337 41 06
E: [email protected]

Finale kalan ve festivalde gösterilecek olan filmler 03 Şubat 2013 tarihinde açıklanacaktır.

 ÖDÜLLER

Daha sonra açıklanacaktır.

 SEÇİCİ KURUL

· Daha sonra açıklanacaktır.

ÖZEL KOŞULLAR

Koşullarda belirlenmeyen diğer hususlarda, karar yetkisi Festival Yönetimi’ne aittir. Festival yönetimi gerekli gördüğü durumlarda koşulları değiştirme ve yarışmayı iptal etme hakkını saklı tutar.

Bağımsız film kanalının tanıtımı için İstanbul’a gelen Robert Redford: Türkiye’de canlı bir sanat çevresi var, burası bize uygun bir ülke.

Dünyaca ünlü Amerikalı oyuncu Robert Redford, kurucusu olduğu bağımsız film ve belgesel kanalı ‘Sundance Channel’ın Türkiye lansmanı için dün Four Seasons Otel’de basın toplantısı düzenledi. Toplantıya Redford ile Digiturk Kurumsal İletişim Direktörü Murat Yağcı, Digiturk İçerik ve Alımlar Direktörü Esra Özaral Altop ve AMC/ Sundance Channel Global Başkanı Bruce Tuchman katıldı. Soruları yanıtlayan Redford şunları söyledi:

Türkiye‘ye ve İstanbul’a ilk kez geliyorum. Çok heyecanlıyım. İki yıl önce Esra Özaral ile tanıştım. Kendisi bizi Türkiye‘ye davet etti, ben de “Kanalı Türkiye‘ye götürürseniz gelirim” dedim ve bugün burdayım.

‘Sundance’ projesine 1980’de başladık. Amacımız yeni sanatçılara ve seslere yardımcı olmaktı. Bağımsız filmleri ve belgeselleri destekleyebiliriz diye düşündük. Kanalda deneyimli kişiler bir araya geliyor ve yeni yeteneklerin gelişmesine yardım ediyoruz. Kanalın temellerini, benim de yaşadığım yer olan Utah’ta attık. Birkaç yıl önce de Türkiye‘de ‘Senaristler Laborotuvarı’nı kurduk. ‘Sundance’tan önce, bu oluşum Türkiye‘ye gelmişti.

İYİ Kİ GELDİM!

Türkiye‘ye bugüne kadar gelemedim, bir şekilde olmadı. 18 yaşında seyahat etmeye başladım. Gençken param yoktu ve otostop yapıyordum. Sonra aile kurdum ve seyahate fırsatım olmadı. Ardından ‘Sundance’ için seyahat etmeye başladım ve 25 ülkeye gittik. Türkiye‘ye gelmemem için başka bir neden yoktu, iyi ki geldim.

Kanalımızın yayın yapacağı ülkeleri seçerken çok katı kurallarımız yok. Bizim o ülkeye ne vermek istediğimiz önemli. O ülkenin sanatçılarına katkı sağlamak istiyoruz. Türkiye‘de canlı bir sanat çevresi var. Bizim için uygun bir ülke. Biz, çalışmaları alıp çok geniş izleyici kitlesine sunuyoruz.

Kaynak :[-]

 

Herkesin ortak fikri bu yılki fuarın geçmiş yılların üzerine bir hatta birkaç tuğla ekleyip yükseldiği yönünde. Eser sayısındaki artışı kastetmiyoruz; yapıtların niteliği de üst seviyelere çıkmış

Bir köşede Andy Warhol bir köşede Burhan Doğançay… Hem Magdalena Abakanowicz’in ismi gibi dev heykelleri hem günümüz Türk heykelinin genç heykeltıraşlarından Ozan Oganer’in koskoca Buda’sı. Hepsi yan yana, ardı ardına sıralanıyor. Dünyadan ve Türkiye’den usta sanatçıların, genç isimlerin tam 3 bin eseri Contemporary İstanbul’un çatısı altında Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı ile İstanbul Kongre Merkezi’nde.
Dev bir müze gibi
Fuar alanı çok büyük; tam 16 bin metre kare. Hal böyle olunca Contemporary İstanbul tam zamanlı bir vakit istiyor izleyicisinden; eserleri doya doya, sindire sindire görmesi için. Fuarın ilk günü sabah saatlerinden itibaren, üstelik İstanbullular güne yağmur ve soğuk bir havayla uyanmış olsa da, yine dolu. Orta yaşlı hanımlardan gençlere, koleksiyonerlerden öğrencilere kadar sabah 10.00 itibariyle fuar alanını doldurmaya başlıyor sanat meraklısı ziyaretçiler.
Herkesin ortak fikri bu yılki fuarın geçmiş yılların üzerine bir hatta birkaç tuğla daha ekleyip daha da yükseldiği. Sadece eser sayısındaki artışı kast etmiyoruz; fuardaki yapıtların niteliği de daha üstlere çıkıyor her yıl. İzleyici adeta dev bir çağdaş sanat müzesinde gibi hissediyor kendini.

Banksy de fuarda
Fuar üç bölümden oluşuyor. Giriş bölümünde genellikle her yıl burada konuşlanan galeriler göze çarpıyor yine: Dirimart, Galeri Baraz, Pi Artworks, x-ist Galeri, Galerist, Akbank Sanat. Alt kat, fuarın bu yılki “Yeni Ufuklar” bölümünün konukları olan Orta ve Doğu Avrupa’dan galerilere ve solo projelere ayrılmış. Türk sanat severe pek yakın olmadığı bir sanat diliyle tanışma imkanı sağlıyor bu bölüm.
Giriş bölümünden bir koridorla İstanbul Kongre Merkezi’ne ulaşıyorsunuz. Girer girmez Pera Müzesi’nden Baksı Müzesi’ne kadar kurumları görüyoruz. İstanbul Kongre Merkezi’ndeki galerilerin alanı daha ferah, daha geniş.
Fuarın yurtdışından katılan ve sanat severler tarafından heyecanla beklenen yabancı galerilerini burada bulabilirsiniz. Mesela Botero’larıyla dikkat çeken Marlborough Gallery; Andy Warhol imzalıPrenses Diana ve Prens Charles portrelerinin yanı sıra Basquiat, Robert Indiana’nın eserlerini sunan Opera Gallery; Roy Lichtenstein, Damien Hirst ve grafitinin sanat olarak kabul edilmesini sağlayan, kim olduğu bilinmeyen ve eserleri başta Hollywood yıldızları olmak üzere pek çok önemli isim tarafından kapışılan Banksy’nin yapıtlarıyla dolu olan Andipa Gallery… Bu arada meraklıları için söyleyelim Banksy’nin “Leopard and Barcode”u 145 bin sterlin, “Every Time I Make Love to You I Think of Someone Else”i 95 bin sterlin, Damien Hirst’ün eserlerinden biri 25 bin, diğeri 18 bin sterlin.

“Ölü mumyalar gerçek mi?”
Stantlar arasında dolaşırken orta yaşlı hanımların sanatçılar üzerine yorumları da kulağımıza çalınıyor: “Sanatçı artık olmuş, bir arayış içindeydi, gelişimi sürüyordu ama artık oturmuş sanatı.” Evet bu fuar gerçekten sanat meraklılarıyla dolu; galeri görevlilerine sorular soruyorlar, sanatçıları tanımaya, işlerini anlamaya çalışıyorlar.
Galeri Zilberman’ın yanında siyahperdeden çeri giriyoruz; karanlık bir oda, yerde sıra sıra kefene bürünmüş ölüler. Yanımızdaki küçük çocuk, galeri görevlisine soruyor: “Bu ölü mumyalar gerçek mi?” Eserin adı “Apoclypsse” ve yaratıcısı da Türk çağdaş sanatının en kışkırtıcı isimlerinden Şükran Moral. Sanatçının bu çalışması siyaset, din ve ırk konularında nefret teması üzerine kurulu.
Bir de eğlenceli ve izleyicilerin sürekli fotoğrafını çektiği stantlardan birine uğrayalım: Galeri x-ist bu yıl sanatçısı Ansen için özel bir proje odası yapmış. Burada sanatçının geçtiğimiz yıl başladığı “Microbigs” serisinden eserler yer alıyor. “Microbigs” Ansen’in yeni dili; geçtiğimiz yıl politikacıların heykellerini yapmıştı, Obama’dan Saddam Hüseyin’e, Tayyip Erdoğan’a kadar. Bu yıl sinemayı ele alıyor Ansen: Önemli filmlerin yönetmenlerini, karakterlerini fırınlanmış kil, plastik ve el yapımı kıyafet kullanarak yeniden yaratıyor. Behzat Ç. de tam kadro burada.
Fuar saatlar ilerledikçe daha da hareketleniyor; canlanıyor. Öyle görünüyor ki ön izleme gününde 10 bin kişinin katıldığı fuarın ziyaretçi sayısı hedefi olan 70 bin rakamına rahatlıkla ulaşacak…

Halil Altındere’den yedi altın öğüt

2010 yılında Burhan Doğançay’ın “Mavi Senfoni”sini, ünlü galerici Yahşi Baraz’ın başına geçirdiği “Portrait of a Dealer” adlı eseriyle Contemporary İstanbul’da büyük ses getirenHalil Altındere yine yapacağını yapmış. Sanatçı iki eser sergiliyor fuarda. İlki “Satış yapmak isteyen sanatçılar için tüyolar” adını taşıyor.
Amerikalı kavramsal sanatçı John Baldessari’nin 1966’da yaptığı aynı adlı işine atıfta bulunduğu eseriyle Altındere sanatçılara 7 altın öğüt sunuyor. Sanatçı fuar mantığı çerçevesinde bir iş yapmak istemiş ve bunu da başarmış.
Diğer işinin adı “Sanat her zaman arzu ve imzayla ilgilidir”. Burada da Türkiye’nin en önemli koleksiyonerlerinden biri olan Mustafa Taviloğlu ile işbirliğine gidiyor.
Taviloğlu birkaç hafta önce Altındere’den bir iş almak istemiş. Galericisiyle anlaşılmış fiyat üzerinde. Altındere Taviloğlu’ndan aldığı çeki, tıpkı 1997’de dev boyutlarda büyüttüğü 1 milyonTL’de olduğu gibi büyütmüş, altına da imzasını atmış, koleksiyonere yani Taviloğlu’na geri vermiş bu çeki. Yapıt bu kadar basit anlatılabilir ama alt metni kesinlikle çok güçlü…

Kaynak :[-]   Haber : Yasemin BAY

 

23 Kasım 2012’de Türkiye’de gösterime girecek olan, “Otel Transylvania” 3D Animasyon filminin yaratıcı kadrosunda,Hollywood animasyon filmlerinde bir çok başarılı çalışmaya imza atan bir Türk de bulunuyor.

Adam Sandler ile stüdyoda geçen 2 sene;  Yönetmenliğini Genndy Tartakovsky’nin yaptığı ve başrol seslendirmelerini, Hollywood’un önde gelen aktörlerinden Adam Sandler, Selena Gomez, Andy Samberg, Jon Lovitz gibi ünlülerin yaptığı filmde, Dracula’nın insanlardan uzakta kurduğu ve işletmeciliğini yaptığı “Hotel Transylvania”nın içerisinde geçen ilginç ve eğlenceli hikayesi “3D animasyon” filmi olarak beyaz perdeye taşındı.

Yapımına 2006 yılında başlanan ve bitim aşamasına kadar 6 yılda 6 değişik direktörün görev aldığı film Sony Pictures stüdyolarına yaklaşık 100 milyon dolara maloldu.

Şimdiye kadar hem Amerika hem de dünya pazarında yaklaşık 300 milyon dolar gibi bir hasılat elde edilen film, altı senelik bir çalışma sonrası yapımcılarının yüzünü güldürdü.

Filmin yapım aşamasında büyük bir rol oynayan ve daha önce “Aslan Kral”, “Pocahontas”, “Herkül”, “Surf’s Up”, “Treasure Planet”, “Cloudy With Chance of Meatballs” gibi Hollywood’un bir çok önemli animasyon filminde hikaye artistliği yapan Kaan Kalyon ile Sony Pictures stüdyolarında özel bir roportaj gercekleştirdik.

Malibu’da restoran garsonluğundan Hollywood’a, animasyon dünyasına

Ögrencilik yıllarında, Los Angeles Malibu’da bir restoranda garsonluk yapan Kaan Kalyon, 80’li yıllarda Amerika’nın ünlü “Talk Show” ustası Johnny Carson ile tanışdıktan sonra hayatının değiştiğini söylüyor.

Restoran adisyonlarının arkasına çizdigi figürlerinin Johnny Carson tarafından fark edilip kendisinin “Walt Disney Film” stüdyolarında çalışmasının tavsiyesi üzerine, o zamana kadar çizmiş olduğu bütün amatör çizimlerini bir pazar poşetine koyup, “Walt Disney Film” stüdyolarının yolunu tutan Kaan Kalyon’un Hollywood’a giriş macerası böyle başlamış.

“Walt Disney Film” stüdyoları tarafından yeteneği keşfedilen ve “Kaliforniya Sanat Enstitüsü”nde burslu olarak film eğitimi alan Kalyon, okul sonrası “Walt Disney” ile kontrat imzalamış ve ilk çalışmasını dünya animasyon film tarihi içerisinde büyük bir yeri olan “Aslan Kral”ın “I just want to be a King” sahnesini çizerek yapmış.

Hikayenin çizgi karakterlere dönüşmesi

Animasyon filmlerinin en önemli bölüm aşamasının bu bölüm olduğunu söyleyen Kalyon, “Bizler hikayeyi okuduktan sonra, motion pictures filimlerine göre çok daha fazla zaman harcıyoruz. Bazı seneryoların yapım aşamasının çizgi karakterlere dönüşümünün 1 ila 5 seneye kadar uzayabiliyor” diyor.

Kalyon örnek olarak “Disney” yapımı olan “Herkül” için yaklaşık sadece 1 seneyi Yunanistanve Türkiye’de karakter ve tarihi gözlem yaparak geçirdiklerini ve “Sony Pictures” yapımı olan “Surf’s Up” için ise yine yaklaşık 1 sene boyunca filmin yapım aşamasından önce San Diego hayvanat bahçesinde penguenlerle birlikte vakit geçirdiklerini, onların davranış ve hareket biçimlerini inceledikden sonra çizim aşamasına geçildiğini belirtiyor.

Kalyon ayrıca bu işe gonül veren gençler içinde, eğer animasyon dünyasında başarılı olmak istiyorsanız sadece güzel çizim yapmanın yeterli olmadığını, film yapım aşaması hakkındaeğitim alınmasının gerektiğini, genç animatörlerin çok iyi bir hayat gözlemcisi olmalarının gerektiğini söylüyor.
Şimdiye kadar çalıştığı filmler içerisinde yapım aşamasında en çok süre harcadıkları filmin Hotel Transylvania olduğunu belirten Kalyon, Adam Sandler’ın projeye katılması ile her şeyin yapım aşamasında daha da eğlenceli olduğuna da deyiniyor.

Kalyon, “Adam tam bir basketbol hastası, basketbol oynamayı çok seviyor, onun için stüdyoda basketbol sahası kuruldu. Her fırsatta çalışanlarla basketbol maçı yapıyor ve onun takımı maçı kazanana kadar mücadele bitmiyordu” diyor.

Ayrıca seslendirme sırasında bol bol çikolata yemesiyle ve bütün çalışanlara da yedirmesiyle Adam Sandler’ın aynı beyazperde filmlerinde olduğu gibi çok eğlenceli bir kişilik olduğunu söylüyor.

Türk sineması Hollywood’da nasıl başarılı olur?

Türk sinemasının son yıllardaki çıkışını başarılı bulduğunu ama Hollywood için yapılan filmlerde özellikle senaryo aşamasında acele davranıldığını düşünen Kalyon, “Hollywood için film yapmak ve bu filmlerin ödül törenlerinde boy göstermesini istiyorsak, özellikle hikaye seçimlerinde ve filmin bitiş aşamasından sonra çok önemli yeri olan pazarlama sürecinin önemli olması gerekiyor” diye tavsiyede bulunuyor.

Kalyon, özellikle yabancı filmlerin Hollywood’a gelmeden önce çok iyi bir halkla ilişkiler departmanının kurulmasının ve bunun ayrıca devlet tarafından desteklenmesinin gerektiğini söylüyor.

Kaynak : [-] Hazırlayan : Barbaros Tapan

17. Boston Türk Kültür ve Sanat Festivali’nde ünlü gitar virtüözü Cem Duruöz’ün “Anadolu’nun Hazineleri ve Ötesi” adlı konseri, Bostonlu müzikseverleri büyüledi.

17. Boston Türk Kültür ve Sanat Festivali kapsamında düzenlenen konserde Duruöz, düzenlemelerini kendisinin yaptığı geleneksel Türk müziği eserlerinin
yanı sıra Arjantin, İspanyol ve Venezuelamüziğinden de örnekler sundu.

Müzik kariyerine Türkiye’de Ulusal Gitar Yarışması’nda birincilik kazanarak başlayan Cem Duruöz, San Francisco Konservatuvarı’ndan yüksek lisans derecesi alarak kariyerine devam etti. Daha sonra dünyaca saygın müzik okulu Juliard’ta Sharon Isbin’le müzik çalışmalarını sürdürdü.

Bugüne kadar Arjantin, Brezilya, Bolivya, Peru, Japonya,Fransa, Yunanistan, İspanya, İngiltere, Polonya, Meksikagibi ülkelerde ve ABD’nin Carnegie Hall gibi seçkin konsersalonlarında başarılı konserler veren Cem Duruöz, halen Wesleyan Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapıyor ve bir yandan da dört kıtada resital ve konserler vermeye devam ediyor.

Boston Türk Festivali Direktörü Erkut Gömülü, başta İngiltere’de yayınlanan saygın “Classical Guitar” dergisi olmak üzere, müzik otoriteleri tarafından gitar tekniğinden övgüyle söz edilen ve “olağanüstü yetenekli bir müzisyen” olarak tanımlanan dünya çapındaki bir virtüözü festival çatısı altında müzikseverlerle buluşturabilmenin kendileri için büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı olduğunu söyledi.

1996’dan bu yana her yıl yapılan Boston Türk Kültür ve Sanat Festivali, “Anadolu’nun Renkleri” temalı festival programıyla sergiler, sunuşlar, atölyeler, konserler, film yarışması, Türk mutfağının tanıtımı gibi geniş bir yelpazede düzenleniyor.

Festivalin ana sponsorluğunu Turkish Cultural Foundation (TCF), Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Türk Hava Yolları yapıyor.

 

Kaynak : [-]

Gary Hustwit, çok “sıradan” bir itkiyle, ilgi duyduğu alana yönelik merakını gidermek adına belgesel çeken biri… Ancak tüm bu sıradanlığa rağmen,“Helvetica”, “Objectifed” ve“Urbanized” gibi dünyaçapında ses getiren filmleri, onu herhangi bir belgesel yönetmeni olmaktan çok farklı bir yere taşıyor.

Tipografi ve grafik tasarım üzerine, günlük yaşamdaki cansız objelerin insanhayatındaki rolü ya da şehir hayatı ve şehircilik üzerine farklı bakış açıları, onun belgesellerinde bir araya geliyor. Biz de kendisiyle bir araya gelerek, filmleri hakkında merak ettiğimiz soruların yanıtlarını arıyoruz.

– Sizi bir konunun belgeselini çekmeye yönelten nedir?

Özel ilgi alanım olan konuları keşfetmek için belgesel çekiyorum, çünkü böylece o konunun içine daha fazla dalabiliyorum. “Helvetica”da örneğin, tipografi ve grafik tasarım alanlarına merak duydum ve bunun bir belgeselini izlemek istedim ancak yoktu. Ve ben yapmaya karar verdim. Ben belgeselleri bir belgeleme yöntemi olarak görüyorum. Bilgilendirici olması gerekmiyor bence.

– “Helvetica”, “Objectifed” ve “Urbanized” birbirinden farklıkonuları ele almakla birlikte, birbirlerini tamamladıkları yönler de var mı?

“Helvetica” bittikten sonra, yaşamımı etkileyen farklı tasarım unsurları nelerdir diye düşündüm. Tasarım merakım nedeniyle belgeseller birbiri ardına sıçradı. “Objectified”da da, objelerin tasarımı ve hayatımızdakiyeri konusunu ele aldım. Ardından, bu iki belgeselin çekim sürecinde gezdiğim 100 farklı şehirde gördüklerimin sonunda “Urbanized” ortaya çıktı. Üç filmdeki temel motivasyonum görünmeyeni görünür hale getirmek oldu.

– “Urbanized”, İstanbul’da yaşayanları fazlasıyla ilgilendiren bir film. Neredeyse tümüyle kentsel dönüşüme uğrayan bir şehrin birkaç adım sonrası hepimizin merak konusu çünkü. Sizce bir şehrin tasarımında ne gibi unsurlar göz önünde bulundurulmalı?

İstanbul’da tanık olduğum, burada giderek çirkin bir durumun oluşturulduğu. İstanbul’un yayalardan çok arabalar, ofisler ve alışveriş merkezleri için tasarlanmaya başlandığını görüyorum. Genelde yetkililerşehrin gelişiminde insanların düşüncelerini dikkate almıyorlar, burada da öyle olmuş. İstanbul’da insanlar için hep bir engel var. Ulaşım açısından ise dünyanın en kötü şehirlerinden biri.

– Peki nasıl olmalıydı?

Bence bir şehrin tasarımında “şimdi”nin ne olduğu göz önünde bulundurulmalı. Ne geçmiş ne gelecek, insanlar şimdi ne düşünüyorlar, bunun yanıtları aranmalı. Yapılan, merkezde yaşayan dezavantajlı grupların, kiraların yükselmesi gibi birtakım nedenlerden dolayı şehrin çeperlerine yerleşmesi anlamına gelen organik soylulaştırma değil de devlet eliyle soylulaştırma ise bunun, o şehirde yaşayan herkes için ileride büyük götürüleri olur.

 

Kaynak : http://www.cumhuriyet.com.tr

– Şu an üzerinde çalıştığınız yeni bir film var mı?

Evet, bir fotoğrafçıyla birlikte olimpiyat oyunları düzenlenen şehirlerin başına ne geldiğini belgeliyoruz. Bu konu İstanbul’la da bağlantılı, çünkü burası dünya üzerinde olimpiyat stadı olup da olimpiyat oyunlarına katılmamış tek ülke…

İstanbul’un haftalık sanat ajandası (9-16 Kasım)

sanat duyuru

İstanbullu sanatseverler konserler, resim sergileri, tiyatro oyunları ile sanat dolu bir hafta yaşayacaklar. İstanbul’un farklı yerlerinde gerçekleştirilen sanat etkinlikleri ile İstanbulluları sanatın farklı dallarında yeni keşifler bekliyor. Sizin için haftanın önemli sanat etkinliklerini derledik…

Dünyaca ünlü Latin şarkıcı Jennifer Lopez, 14 Kasım’da Ataköy Atletizm Arena’da sahne alacak.”Dance Again” turnesi kapsamında 3 konser vermek için İstanbul’a gelecek Lopez, dünya listelerinde uzun süre ilk sırada kalan ”On The Floor” şarkısının yer aldığı ”Love” albümünün yanı sıra sevilen hit parçalarını da seslendirecek.Dünyanın en iyi senfoni orkestraları arasında gösterilen şef Lorin Maazel yönetimindeki Kraliyet Concertgebouw Orkestrası, 10 Kasım’da Haliç Kongre Merkezi’nde konser verecek. Hollanda ile Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin 400. yılı kutlamaları kapsamında gerçekleştirilecek konserde, Peter Van Anrooy’un ”Piet Hein Rhapsody”si, Sergei Prokofiev’in ”Romeo ve Juliet Süiti”nden bölümler ile Çaykovski’nin ”Op. 36 numaralı Fa minör 4. Senfonisi” seslendirilecek. Her biri virtüoz 120 müzisyenden oluşan orkestra, kurulduğu 1888 yılından bu yana Strauss, Mahler, Debussy ve Stravinsky gibi pek çok önemli besteci tarafından yönetildi.

İrlandalı hard rock grubu ”Thin Lizzy”, Avea’nın 3. Escape to Music konserleri kapsamında 11 Kasım’da Küçükçiftlik Park’ta hayranlarıyla buluşacak. ”Whiskey in the Jar” şarkısını yorumlayış biçimi, ”Jailbreak”, ”The Boys Are Back in Town” ve ”Bad Reputation” gibi parçalarıyla dünya çapında büyük bir hayran kitlesine sahip olan grup, çift gitar armonisi kullanan ilk hard rock gruplarından biri olarak kabul ediliyor. 43 yıllık kariyerinde birçok unutulmaz canlı performans sergileyen grup, müzik kanalı VH1’in ”Hard Rock’un En Büyük 100 Sanatçısı” listesinde 51. sırada gösteriliyor. Van Morrison, Little Feat ve Bob Seger gibi isimlerden ilham alan grup, 1986’da ölene kadar grubun liderliğini yapan basçı, şarkı yazarı ve solist Phil Lynott’ın mirasına duydukları saygıdan dolayı bundan sonraki albümlerini ”Thin Lizzy” adıyla çıkarmayacağını açıklamıştı.

”4. Avea Sıra Dışı Müzik” konserleri, İran asıllı grup ”Niyaz”ın yarın İstanbul Kongre Merkezi Harbiye Oditoryumu’nda vereceği konserle başlayacak. Azam Ali’nin benzersiz sesi, Loga Ramin Torkian’ın büyülü akustik/elektrik düzenlemeleri ve ”Grammy” adayı prodüktör/remiks ustası Carmen Rizzo’nun öncü elektronik ses örgüleriyle zihinlerde yer eden ”Niyaz”, zengin Sufi mistisizmi ile Orta Doğu’nun şiir ve türkülerini, akustik enstrümanlar ve modern elektronik müziğin tınılarıyla buluşturuyor. Müzik eleştirmenleri tarafından çığır açan bir topluluk olarak görülen ”Niyaz”, 2005’te piyasaya sunulan ilk albümden bu yana sayısız festival ve konserde sahne aldı. Grup, mayıs ayında yayınladığı ”Sumud” ile de Türkiye’deki müzik marketlerde en çok satılan yabancı albümler listelerinin üst basamaklarına tırmandı.

Terence Blanchard Quintet, 13 Kasım’da Nardis Jazz Club’ta sahne alacak. Günümüzün en iyi trompetçilerinden biri olarak görülen Terence Blanchard, 1990’dan bu yana birlikte çalıştığı Spike Lee’nin filmleri için yaptığı müziklerle de büyük beğeni topladı ve bu albümlerle ”Grammy” ve ”Altın Küre”ye aday gösterildi.Blanchard, 2005’te McCoy Tyner, Gary Bartz, Christian McBride ve LewisNash ile birlikte ”En İyi Enstrümantal Caz Albümü” dalında ”Grammy” ödülünü kazandı.

Azerbaycan’da düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması’nı ”Love Me Back” adlı şarkısıyla Türkiye’yi temsil eden Can Bonomo, 14 Kasım’da Salon İKSV’de konser verecek. Müzikal yolculuğunda The Shins, Wax Poetic, The Kinks, The Libertines ve The Beatles gibi gruplardan esinlenen Bonomo, alaturka nağmelerden indie melodilere uzanan tarzını ”İstanbul Müziği” olarak tanımlıyor. Bonomo, geçen yılın başlarında çıkardığı ilk albümü ”Meczup” ile geniş bir hayran kitlesine ulaştı.

Fransız şanson geleneğiyle cazı bir araya getiren Amerikalı caz şarkıcısı Stacey Kent, yarın Salon İKSV’de sevenleriyle buluşacak. İlk albümü ”Close Your Eyes”ı 1997 yılında çıkaran Stacey Kent’in ”The Boy Nex Door” albümü Fransa’da ”altın plak”a değer bulundu. Sanatçının 2007’de piyasaya sunulan ”Breakfast on the Morning Tram” albümü Fransa’da ”platin plak” aldı ve ”Grammy”ye aday gösterildi.

Portekiz’in en başarılı fado vokalistlerinden olan Carla Pires, 15 Kasım’da Salon İKSV’de hayranlarının karşısına çıkacak. Berrak alto vokaliyle beğeni toplayan Pires, Avrupa kentlerinde birçok festivalde performans gösterdi.

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO), yılın en parlak projelerinden biri olan, Güher ve Süher Pekinel’in ”Dünya Sahnelerinde Genç Müzisyenler” projesinin yıldızları ile 2012’ye veda edecek. Farklı enstrüman gruplarından yetenekli öğrencilerin destek gördüğü ve Avrupa’da dünyanın önde gelen müzisyenleriyle eğitimlerini sürdürme hakkı kazandığı projenin keman, viyolonsel ve piyano dallarından 4 genç yetenek, BİFO ile birlikte 12 Kasım’da Caddebostan Kültür Merkezi’nde konser verecek. Şef Sascha Goetzel yönetimindeki orkestra konserde, Sibelius’un ”Keman Konçertosu, Re minör, Op. 47”, Schumann’ın ”Viyolonsel Konçertosu, La minör, Op. 129”, Rachmaninoff’un ”2. Piyano Konçertosu, Do minör, Op. 18” ile Brahms’ın ”Keman Konçertosu, Re Majör, Op. 77” eserlerini seslendirecek.

Tuluyhan Uğurlu’dan Atatürk’ü anma konseri

Piyanist Tuluyhan Uğurlu, 10 Kasım’da Tepe Nautilus AVM’de Atatürk’ü anma konseri verecek. Uğurlu konserde, Atatürk için yazılan en önemli eserler arasında yer alan ”Mustafa Kemal Atatürk ve Güneşin Askerleri” isimli senfonik eserini seslendirecek. Görüntülerle de desteklenecek konserde, ”Dolmabahçe’de Hüzünlü Sonbahar”, ”Sofya’da Dans”, ”Biz Cumhuriyet’i Çok Sevdik”, ”Cumhuriyet’in Kızları”, ”Cumhuriyet Trenleri” adlı eserleriyle sahne alacak Uğurlu’ya, kavalda Murat Toraman, elektrogitar ve yaylı tamburda Uğur Varol, kontrbasta Umut Sel, vurmalı enstrümanlarda Gürkan Özkan eşlik edecek.

Sahne sanatları

”Kanlı Düğün”, ”Carmen”, ”Büyülü Aşk” adlı unutulmaz filmlerin ünlü İspanyol yönetmeni Carlos Saura’nın ”Flamenco Hoy” isimli sahne projesi, yarın, 10 ve 11 Kasım’da TİM Show Center’da görülebilecek. 11 sanatçıdan oluşan dans grubu, Rafael Estevez ve Nani Panos tarafından tasarlanan koreografiyle, asırlar boyunca hüküm süren geleneksel temalarla caz ve çağdaş müziği buluşturuyor. Gösteride, İspanyol piyanist Chano Domingez’in eserlerini, 4 ses sanatçısı yorumlayacak. Ayrıca gitar virtüözü Antonio Rey, 5 müzisyenle birlikte canlı performans sergileyecek. Chano Dominguez ve Antonio Rey’in müzikleri, modern cazla geleneksel motifleri birleştirerek izleyiciyi flamenkonun derinliklerine götürecek.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB), ”Midas’ın Kulakları” operasını yarın, 10 ve 13 Kasım’da Kadıköy Süreyya Operası’nda sahneleyecek. Librettosunu temmuz ayında hayatını kaybeden Güngör Dilmen’in yazdığı, Ferit Tüzün’ün bestelediği eserin rejisörlüğünü Yücel Erten yaptı. Orkestra şefliğini Serdar Yalçın’ın, koro şefliğini Gökçen Koray’ın yaptığı operanın koreografisi Selçuk Borak imzası taşıyor. Güngör Dilmen’in aynı ismi taşıyan manzum oyunu ve Ferit Tüzün’ün bestelerinin mükemmel uyumu sonucunda bir Türk klasiği haline gelen ”Midas’ın Kulakları”, masalsı ve şiirsel üslubuyla sanatseverlerin ilgisini çekiyor.

”Wolfgang ve Lorenzo” adlı müzikli oyun, 14 Kasım’da Fulya Konser Salonu’nda sergilenecek. Aydın Büke’nin yazdığı, H. Rıza Murat Göksu’nun sahneye koyduğu oyun, Wolfgang Amadeus Mozart’ın İtalyan metin yazarı Lorenzo Da Ponte ile üç ortak çalışmasını konu ediniyor.

”Çocuk Dünyası” adlı çocuk müzikali, 11 Kasım’da Kadıköy Süreyya Operası’nda izlenebilecek.

Fulya Konser Salonu’nda ise 10 Kasım’da ”Atatürk’ü Anma Konseri” düzenlenecek.

Devlet ve şehir tiyatroları

İstanbul Devlet Tiyatrosu oyuncuları, Küçük Sahne’de yarın, 10 ve 11 Kasım’da ”Herkesin Bildiği Sırlar”, 13, 14 ve 15 Kasım’da ”Çirkin”, Küçükçekmece Cennet Kültür ve Sanat Merkezi’nde yarın, 10 ve 11 Kasım’da ”Aşkımız Aksaray’ın En Büyük Yangını”, Cevahir Salon 1’de yarın, 10 ve 11 Kasım’da ”Yanık”, 13, 14 ve 15 Kasım’da ”Sidikli Kasabası Müzikali”, Üsküdar Tekel Sahnesi’nde 15 Kasım’da ”Çehov Makinesi”, Ahmet Mithat Efendi Sahnesi’nde yarın, 10 ve 11 Kasım’da ”Düğün Şarkısı”, Kartal Bülent Ecevit Sahnesi’nde 13 ve 14 Kasım’da ”Aşkımız Aksaray’ın En Büyük Yangını”, Cevahir Salon 2’de 13, 14, 15 Kasım’da ”Düğün Şarkısı’, Üsküdar Stüdyo Sahne’de yarın 10 ve 11 Kasım’da ”Çirkin” ile 13 ve 14 Kasım’da ”Kontrabas” adlı oyunları sahneleyecek.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda 10 ve 11 Kasım’da, Ümraniye Sahnesi’nde ”Şark Dişçisi” ve ”Fareli Köyün Kavalcısı”, Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde ”Dar Ayakkabıyla Yaşamak” ve ”Pinokyo”, Üsküdar Müsahipzade Celal Sahnesi’nde ”Perşembenin Hanımları” ve ”Ali Baba ve Kırk Haramiler”, Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde ”Mutfak Söyleşileri” ve ”Boncuk”, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde ”Çığ” ve ”Karagöz Tatlıcı”, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde ”Ateşli Sabır (Postacı)” ve ”Sokak Kedileri”, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde ”Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye” ve ”Pırtlatan Bal” adlı oyunlar izlenebilecek.

Ümraniye Sahnesi’nde ”Dar Ayakkabıyla Yaşamak”, Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde ”Vişne Bahçesi”, Üsküdar Müsahipzade Celal Sahnesi’nde ”Kabare”, Fatih Reşat Nuri Sahnesi’nde ”Büyünün Gözleri”, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde ”Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi”, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde ”Ben Sinema Artisti Olmak İstiyorum”, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde ”Toros Canavarı” adlı oyunlar ise 14 ve 15 Kasım’da sergilenecek.

Özel tiyatrolar

Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi’nde ”Tatlı Kaçık”, Tiyatro Pera’da ”Ah Smyrna’m, Güzel İzmir’im”, Metin Zakoğlu Cafe Theatre’da ”Aşk Dönümü”, İkinci Kat’ta ”Yalnızlar Kulübü”, Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde ”Otelde Komik Bir Gece”, Craft Tiyatro’da ”Uğrak Yeri”, Kozyatağı Kültür Merkezi (KKM) Gönül Ülkü ve Gazanfer Özcan Sahnesi’nde ”Sonbaharı Beklerken”, Caddebostan Kültür Merkezi’nde ”Alevli Günler”, oyunları yarın tiyatroseverlerle buluşacak.

Ayrıca, 10 Kasım’da Zübeyde Hanım Kültür Merkezi’nde ”Menan Cinleri”, Maya Cüneyt Türel Sahnesi’nde ”Eleni’den Mektuplar”, Gri Sahne’de ”Kutlama”, KKM Gönül Ülkü ve Gazanfer Özcan Sahnesi’nde ”Hasretinden Prangalar Eskittim”, Çevre Tiyatrosu’nda ”Metot”, Şişli Blackk Out Sahnesi’nde ”Tatlı Kaçık”, Kenter Tiyatrosu’nda ”Macbeth”, İkinci Kat’ta ”Torbacının Esrarı”, 11 Kasım’da garajistanbul’da ”Oda ve Adam”, Metin Zakoğlu Cafe Theatre’da ”Arkadaşım Kadın Oldu”, 12 Kasım’da Maya Cüneyt Türel Sahnesi’nde ”Meymenetsiz Musibet”, İkinci Kat’ta ”Limonata”, Kumbaracı 50’de ”Yokuş Aşağı Emanetler” oyunları izlenebilecek.

Sergi

”Atatürk: Bir İnsandan Daha Fazla…” başlıklı fotoğrafı sergisi, 10 Kasım’da Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde açılacak.  Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşamının farklı yönlerini anlatan sergide, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Koleksiyonu’ndan seçilen 30’ı aşkın fotoğraf yer alacak. Küratörlüğünü Ekrem Işın’ın yaptığı sergi, 30 Kasım’a kadar ziyaret edilebilecek.

Heykel sanatçısı Ozan Oganer’in ”Dilemma” adlı sergisi, yarından itibaren Galeri Merkur’de görülebilecek. Heykel sanatına, dantel, iğne oyası gibi malzemeleri kazandıran sanatçı, bu sergide, kendine özgü tekniğini, alışılmış materyalin yanı sıra yeni bir malzemenin sınırlarını zorlayarak genişletiyor.Sanatçının son heykel işlerinin yer aldığı sergi, 27 Kasım’a kadar ziyaret edilebilecek.

Çocuklar için

”Disney Live Mickey’nin Müzik Festivali”, yarın, 10 ve 11 Kasım’da Trump Towers Mall’da çocuklarla buluşacak.Koreografisi Madonna’nın koreografı tarafından yapılan ve dünyada izlenme rekorları kıran gösteride, Mickey Mouse ve dostları, izleyenleri, ışıltılı kostümler, hareketli ve yüksek enerjili şarkılarla dans ederek eğlendiriyor.

Atlantis Sirki, yarın, 10 ve 11 Kasım’da Merter Meydan AVM’de gösteri sunacak. Akrobasi gösterileri, fanatik köpeklerin futbol şovu, nefes kesen köpekbalıkları, akıllı foklar ve sevimli penguenler, çocuklara eğlenceli dakikalar yaşatacak.

”Sinbad ve Adalar Prensesi” adlı müzikal çocuk oyunu, 10 Kasım’da TİM Fettah Aytaç Salonu’nda, ”Balıkçı ve Pisiler” adlı tek perdeli müzikli oyun ise 11 Kasım’da Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi’nde izlenebilecek.

Bursa

Bursa Devlet Tiyatrosu (BDT), “Altın Kafeste Yangın”, “Kuzguncuklu Fazilet” ve “Tek Kişilik Yaşam”, oyunlarını sahneleyecek.

Eski devlet bakanlarından Yılmaz Karakoyunlu’nun yazdığı, Galip Erdal’ın yönettiği “Kuzguncuklu Fazilet” adlı oyunun dekor tasarımını Başak Özdoğan, kostüm tasarımını Fatma Sarıkurt, ışık tasarımını Yakup Çartık yapıyor.

1942-1944 yılları arasında yürürlükte olan Varlık Vergisi’nin toplum üzerinde yarattığı çarpıklıkları konu edinen oyun, 11 kişilik oyuncu kadrosu ile izleyicilerle buluşuyor. Oyun, Ahmet Vefik Paşa Sahnesi’nde bugün ve yarın 20.00’de, 10 Kasım Cumartesi 15.00 ve 20.00’de, 11 Kasım Pazar ise 20.00’de tiyatroseverlerle buluşacak.

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun yazdığı, Erkan Yılmaz’ın sahnelediği, Ayşe Lebriz Berkem’in yönettiği “Tek Kişilik Yaşam” adlı oyunun dekor ve kostüm tasarımı ise Hakan Dündar, ışık tasarımı Ali Karaman’ın imzasını taşıyor.

Y. Emir Çiçek’in rol aldığı oyunda, hatıraların insan hayatında gürültü patırtı içinde kısa süreli dinlenme gibi bir kaçış noktası olduğu anlatılıyor. Rüyaların, seslerin, düşüncelerin, hayallerin ve daha başka, yaşayan ya da yaşamayan diğer şeylerin bir hatırası olduğu anlatılan oyun, Feraizcizade Oda Tiyatrosu Sahnesi’nde bugün, yarın ve cumartesi 18.00’de izleyiciyle buluşacak.

Hidayet Sayın’ın yazdığı, Bora Özkula’nın yönettiği “Altın Kafeste Yangın”ın dekor tasarımını ise Özlem Karabay, kostüm tasarımını Fatma Sarıkurt, ışık tasarımını ise Ali Karaman yapıyor. Taner Turan, Rüyam Dirin, Kamil Korunan, Ecehan Şarman Çetinkaya, Sitare Tuna, Emre Yaşa, Emir Çiçek, Erol Aydın, Süheyla Zeybek, Bora Özkula’nın rol aldığı oyunda, Osmanlı sultanları arasında trajik bir hayatı olan Sultan V. Murad’ın umutsuzluklar, korkular, onur mücadelesi ve müzikle dolu 28 yıllık esareti anlatılıyor.

Oyun, 13 ve 14 Kasım tarihlerinde saat 20.00’de Ahmet Vefik Paşa Sahnesi’nde sahnelenecek.

Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu ise “Karagöz Dadım Olsana” adlı gölge oyununu sahneliyor. Tayfun Özeren’in yazdığı ve sahnelediği oyun 4 yaş ve üzerindeki çocuklara hitap ediyor. Gölge oyunu, 10 Kasım Cumartesi 14.00’de Karagöz Müzesi Sahnesi’nde seyirciyle buluşacak.  Kaynak :[-] Muhabir : Cem Şan / Haluk Yüksel

 

 

Uluslararası Sanatçı Filmleri, 20-25 Kasım 2012 tarihleri arasında İstanbul Modern Sinema’da Belleğin Kırılmaları, İlişkisel Bellek ve Tektipleşmebaşlıklı üç tematik gösterim programıyla izleyiciyle buluşuyor.

İstanbul Modern, güncel video, animasyon ve kısa filmleri dünyanın farklı köşelerine taşıyan Uluslararası Sanatçı Filmleri (Artists’ Film International) programını sunuyor. Dünyanın farklı bölgelerinden 12 sanat kurumunun ortaklığıyla yürütülen gösterim programı, ortak kurumlar tarafından davet edilen 19 sanatçının güncel video, animasyon ve kısa filmlerinden oluşuyor.

Üç farklı başlıktan oluşan Uluslararası Sanatçı Filmleri özel gösterim programlarında Sefer Memişoğlu, Alejandro Cesarco, Corin Sworn, Nguyen Trinh Thi, Liu Chuang, Sriwhana Spong, Liu Chuang, Aleksandar Jestrovic Jamesdin, Aslı Çavuşoğlu, Camila Rocha, Karim Debbagh, Ben Hagari, Bengü Karaduman, Anetta Mona Chişa & Lucia Tkacova, Hatice Güleryüz,  Berat Işık ve Özlem Günyol & Mustafa Kunt’un çalışmaları yer alıyor.

2008 yılında Art in the Auditorium adıyla Londra’nın köklü sanat kurumu Whitechapel Gallery tarafından başlatılan projeye İstanbul Modern, geçmiş yıllarda İnci Eviner, Ergin Çavuşoğlu ve Ali Kazma’nın çalışmalarıyla katılmıştı.  Bu yıl dünyanın farklı  bölgelerinden 12 sanat kurumunun ortaklığıyla gerçekleştirilen Uluslararası Sanatçı Filmleri için her ortak kendi ülkesinden bir sanatçının video, film veya animasyon çalışmasını seçti. Bu şekilde oluşturulan uluslararası video havuzu, yıl içinde ortak kurumlarda düzenlenen gösterim programları ya da sergilerle izleyiciyle buluşuyor.

Bu yıl Sefer Memişoğlu ve 2011 yapımı BREEZE adlı videosunu seçen İstanbul Modern, proje ortaklarından gelen çalışmalara ek olarak, Türkiye’den başka sanatçıların videolarına da programda yer verdi. Programın küratöryal çalışmasını İstanbul Modern’den Çelenk Bafra ve asistan küratör Senem Sekban yaptı. Ayrıca, 24 Kasım Cumartesi günü saat 16:00’da İstanbul Modern’in konuğu Sefer Memişoğlu’nun videolarının toplu gösterimi yapılacak ve sanatçıyla bir söyleşi düzenlenecek.

Uluslararası Sanatçı Filmleri programının 2012 yılı ortakları arasında, İstanbul Modern’in yanı sıra Whitechapel Gallery, Londra, İngiltere, GAMeC /Galleria d’Arte Moderna, Bergamo, İtalya, Fundacion Proa, Buenos Aires, Arjantin, Ballroom Marfa, Marfa, Texas, ABD, City Gallery Wellington, Wellington, Yeni Zelanda, San Art, Ho Chi Minh City, Vietnam, Para/Site, Hong Kong, Çin, Belgrade Cultural Centre, Belgrad, Sırbistan, Cinematheque de Tanger, Tangier, Fas, New Media Center, Haifa, İsrail, Neuer Berliner Kunstverein Video-Forum, Berlin, Almanya bulunuyor.