dünya müziği

dünya müziği konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. dünya müziği konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. dünya müziği konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri dünya müziği konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

meola
meolaPiu Live prodüksiyonuyla İstanbul’ a gelecek olan İtalyan asıllı Amerikan sanatçı Al Di Meola, son albümü “Elysium & More” ile mutluluğu yeniden tanımlıyor. Amerikan füzyon cazında akla gelen ilk isimlerinden olan Al Di Meola, gitara dokunuşları ile unutulmaz bir geceye imza atacak.

Küçük yaşlarda davul çalmayı öğrenen Al Di Meola, 9 yaşında Beatles dinlemeye başladıktan sonra gitar ile buluşup, dünyaya adını duyurdu. Caza olan ilgisinin artmasıyla ünlü Berklee Müzik Koleji’ne girdi ve klavyeci Barry Miles’in öncülüğündeki füzyon caz grubu ile çalışmalarının ilk adımlarına başladı.

Profesyonel müzik kariyeri dünyaca ünlü caz ve dünya müziği piyanisti Chick Corea tarafından keşfedilmesiyle başladı. O dönemlerde günde on saat gitar çalan Al Di Meola, ses getirecek solo kariyerinin temellerini inşa etti.

Al Di Meola 1974’te Return to Forever’a katılmasıyla kendi rüyasını yazmaya başladı ve ardından 1976’da ilk albümünü çıkardıktan sonra Paco De Lucia ve John McLaughlin ile bir üçlü oluşturarak Flamenko’nun etkisinin hissedildiği bir albüm çıkardı.

Arjantinli ünlü tango bestecisi ve Bandoneon ustası Astor Piazzolla ile tanışmasının ardından Güney Amerika müziğine olan ilgisi arttı. 1966’da Paco De Lucia ve John McLaughlin’le tekrar bir araya gelen Al Di Meola ‘Guitar Trio’ albümünü çıkardı.

Land of the Midnight Sun ve Elegant Gypsy albümleri bugün hala geniş kitlelerce dinlenen ve tüm zamanların en iyi albümleri arasında gösterilen Al Di Meola, çıkardığı yeni albümü “Elysium & More” ile İstanbul’daki müzik severleri kendine bir kez daha hayran bırakacak.

40 senelik kariyerinde müzik dünyasına adını altın harflerle yazdıran Al Di Meola, 15 Kasım’da İstanbul Zorlu PSM sahnesinde sürprizleri ve gitar şovu ile herkesi büyüleyecek. Al Di Meola konseri biletlerine Biletix üzerinden ulaşabilirsiniz.

Mevsimlerden Kış ve evde sıkılıyor ne yapacağınızı bilmiyorsunuz kar lapa lapa yağıyor veya yağmıyor ne farkeder ki, nihayetinde Kış! Müzik ise bir adım ötenizde!

Biraz Caz müzik biraz, klasik rock ve pop dinlemek istiyor ama bunu da erbaplarından dinlemek istiyorsunuz… O zaman bunu kaçırmayın. İlk kez ülkemize gelen Alto Saksafon Alfred Broström ve  Caz Gitar ustalarından Özdemir Kalyoncu ile  Vokal Özge Kalyoncu üçlüsü içinizi ısıtacak ve siz hala evde misiniz? 

 

Konser :  İstanbul Stockholm buluşması

Özge Kalyoncu- Vokal

Özdemir Kalyoncu – Gitar

Alfred Broström – Alto Sax

 

Alfred Broström, Hollanda Utrecht School  of Arts jazz saksafon bölümü mezunudur. Ünlü saksafonist Toon Ros ve Joacim Rolandsson ile çalışmıştır. Yaşamını İsveç’te sürdüren sanatçı, çeşitli uluslararası projelerde yer almaktadır. İsveç halk müziği, jazz, rock ve blues ile ilgili olup, öğretmenlik ve performans üzerine yoğunlaşmaktadır. Özdemir Kalyoncu’yla Hollanda’da tanıştılar. Okul yıllarından bugüne kadar birçok farklı ülkede çeşitli konserler verdiler. Kendisi  özel davet üzerine ilk kez İstanbul’da çalmış olacak.

Özdemir Kalyoncu, Hollanda Utrecht School of Arts, Jazz gitar bölümü mezunudur. Eef Albers, Marcel Karreman, Donovan Mixon ve Harry Emery gibi öğretmenlerle çalışma fırsatı bulmuştur. Yerli ve yabancı müzisyenlerle, yurt içi ve yurt dışında, farklı projelerde yer almıştır. Jazz eğitiminin yanı sıra, Dünya müziği ve rock müziğe ilgisi olan gitarist ve besteci,  Özel Nar Sanat Eğitim Kursu’nda eğitmenlik yapmaktadır.

Özge Kalyoncu, yaklaşık 20 yılı aşkın kariyeri boyunca, dizi ve film müzikleri yapmakla birlikte çeşitli gruplarla ve solo olarak konserler vermektedir. Pera Güzel Sanatlar Merkezi flemenko gitar bölümünü bitiren sanatçı, bir çok farklı öğretmenle şan ve vokal çalışmaları yaptı. Kendi bestelerinden oluşan bir albüm hazırlığındadır ve büyülü sesiyle ikiliye eşlik edecektir.

Konser, 19 şubat 2015 Perşembe akşamı, 21.00’da, Taksim’de 60 m2 adlı mekanda gerçekleşecektir.

Çeşitli jazz standartlarından, klasik rock ve pop ezgilerinden örnekler olacaktır.

Adres ve diğer bilgiler için lütfen TIKLAYINIZ

Hani bazı insanları tanıyamamış, sohbet edememiş ve bunu yapmanın artık mümkün olamamasının verdiği üzüntüye kapıldığınız kişiler olur ya işte aşağıdaki yazıyı yazan kişi de öyle bir insana ait . İyi okumalar . (Drn) (Not: Yazar hakkında kısa bir hayat hikayesini yazının altında bulabilirsiniz.)

ulus-baker                                                                                                                                            

İnternet’te Sanat Mümkün mü?

Yazar:  Ulus Baker

İnsanların, sanatçılar da dahil olmak üzere tarihin bazı dönemlerinde “artık sanat mümkün mü” gibisinden sorular sordukları olur. Derken, bütün bu soruların bir “sinirsel çöküşün” etkilerinden ibaret olduğunu gösterecek şekilde, sanat, Rönesans’ta olduğu gibi, Barok’ta olduğu gibi, Modern sanat konusunda olduğu gibi yeniden o tuhaf parlayışlarından birini gerçekleştirmekte gecikmez. Sanatın “olanaklılığına” ilişkin soru sormak saçmadır -çünkü sanat her yerde ve her zaman yapılabilir. Sorun, neyin sanat adını almaya layık olduğunu, neyin olmadığını sormakla da yaratılamaz. Böylece İnternet’te sanat mümkün mü? gibisinden bir soruya cevap vermenin bile pek bir anlamı kalmıyor.

Fransız yarı-gerçeküstücüsü Marcel Duchamps, 20’li yıllarda “hemen her yerde, hemen her şeyle ‘sanat'”ın yapılabileceğini iddia ettiğinde sorumuza taa geçmişten bir cevap vermişti bile: “Ready-Made”, yani gelişen dev sanayi toplumunun temel çıktısı olan ürün “hazırdan alınacak” ve isteyen “sanat alıcısının” burnunun dibine dikilecektir. O andan itibaren “kolaj”, “bulunmuş nesneler”, derlenip toparlanmış her şey, bir sanat eseri olarak organize edilebilir hale geldi. Bilindiği kadarıyla geçmişin Kübistleri de kolaj tekniklerini kullanma konusunda pek tedirgin hissetmemişlerdi kendilerini.

Sorun yine de “dijital sanat” ile ilgili olarak ortaya atılabilir halde -bilgisayar teknolojileri resim üzerinde işlemleri, manipülasyonu alabildiğine kolaylaştırıyorlar (sözgelimi Photoshop ve Corel yazılımlarının inanılmaz başarısı bundan kaynaklanıyor). Tarayıcı ise “canlı imge”nin yeniden üretimi konusunda belki en büyük devrimi gerçekleştirmiş görünüyor. Kolajın,yani modern sanatın esas unsurlarından birinin alabildiğine kolaylaşması ise, insanlara artık sanatın yeniden bir tanım değişikliği geçirmesinin gerekip gerekmediğini sordurmaya başladı bile.

Ancak sorgulamaların büyük bir çoğunluğu oldukça yüzeysel bir tabakada geçiyor: Bazı avantajlardan bahsedenler var -sözgelimi bilgisayar teknolojileri insanların “sanata katılımlarını” ve sanatsal eğitimi kolaylaştırıyorlar. Web müzeleri yaygınlaşıyor ve sanat eserlerinin “imajlarına” erişim olanakları alabildiğine genişliyor. Öte taraftan, bir insan emeği ürünü olarak sanatın “çok uzun ve sürüncemeli” bir yaratım sürecini gerektirdiği konusunda eski ve kolay kolay yerinden kımıldatılamaz bir değer yargısı var. Ancak bu düzeyde yürütülen bir tartışmanın sürdürülemeyeceğini, çünkü bir sonuca vardırılamayacağını düşünebiliriz.

Her şeyden önce kolaj tekniklerinin kullanımının modern sanatın şanından olduğu Kübistlerden bu yana apaçık bir durumdur. İlk parlak çıkış dönemlerinde PopArt’ın bu tekniği giderek bir “çılgınlık” derecesine vardırdığı da doğrudur. Eserlerini neredeyse montaj sanayii teknikleriyle üretip duran Andy Warhol etrafında örülen “sanatçı kültü” her bakımdan PopArt’ın artık miadını doldurmaya başladığını pek erkenden işaretlemişti. Ancak bir sanat akımının ya da grubunun miadını doldurması, ne kullandıkları tekniklerin sona erdiği anlamına gelir, ne de sanatın kendisinin.

Bilgisayar teknolojilerinin sanata dokunduğu iki genel alanı ayırdetmeliyiz: Birincisi “dijital” ya da “fraktal” sanat diyebileceğimiz bir boyuttur. Unutulmamalı ki, bilgisayarlar yalnızca bulunmuş ya da taranmış resimlerle, metinlerle, ses ya da video kayıtlarıyla “kolajlamayı” kolaylaştırmakla kalmazlar. Aynı zamanda yalnızca bilgisayar aracılığıyla elde edilebilecek görüntü, hareket-animasyon ve seslerin de sanatsal amaçlı kullanılabileceğini de hatırlamak gerekir. Genel olarak “fraktal sanatlar” adı verilen bu alan içerisinde, en basitinden bir Paint-Shop ya da Photoshop resminden oldukça karmaşık matematiksel fonksiyonlar aracılığıyla kurgulanan fraktal görüntü ya da seslere varıncaya kadar geniş bir olanaklar kümesinin varlığı söz konusu. Bu noktada sorulması gereken bir soru var: Bilgisayar kullanılarak, klasik anlamda resim ve ses duyularının sanatsal kullanımına başvuran görüntüler, animasyonlar ve müzik üretilebilir. Oysa doğrudan doğruya matematiksel fonksiyonlar aracılığıyla üretilenlerin, insan faaliyetinin icra edildiği biçim çısından bundan önemli bir farkı bulunuyor. Çoğu zaman, “image processing” teknikleriyle görüntüler ekranda hiç görülmeden işlenebiliyorlar. Peki böyle bir şeyin “sanat” adını almaya layık olmadığını, bir tür karmaşık matematiksel denklemin işlenmesinden ve görselleşmesinden ibaret olduğunu söyleyebilir miyiz?

Bu soru, konuyu esas karmaşıklaştıran bir unsuru, insanın sanatsal yetilerinin ne olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Bu yetilerin tarih ve coğrafya içinde değişmez olmadıklarını söyleyen antropologların sayısı oldukça fazla. Ayrıca tarihçiler de bizim “sanat” adını verdiğimiz modern kategorileri, sözgelimi bir Mısır piramidine ya da Yunan tapınağına uygulamamızın tam bir saçmalık olabileceği konusunda bizi uyarıyorlar. Ama esaslı meydan okuma hayvanbilimcilerden ve ethologlardan gelmektedir: Sabahın köründe bir dalın üzerine tüneyip, ağaç yakraklarını koparan ve yere düşen yaprakların güneşten solmuş taraflarını toprağın koyuluğuyla tezat oluşturacak şekilde yukarıya çeviren, ardından tam da bu dikkat çekici sahnenin üzerinde saatlerceötüp durmaya başlayan şu “tiyatrocu kuş”a ne demeli? İnsanbiçimci bir yaklaşım ise, bunun hiç de sanat filan olmadığını, sanatsal algının ve üretimin insana ait olduğunu söylerken, bütün sanatı bir “yansıtma-taklit-öykünme” ilişkisinin dışavurumuna indirgemiyor mu? Tiyatrocu kuş örneği başka örneklerle de desteklenebilir: Bazı kuş türleri, herhangi bir yabancı kuş bilmem nasıl haritalandırdıkları bölgelerine girdiğinde rakibinden “daha güzel” ötmeye çalışır, eğer rakibi “daha güzel” öterse, hiç bir şey demeden orasını terketmek zorundadır. “Güzel” gibi sanatsal bir sözcüğü kullanmamın nedeni, olup bitenler sırasında herhangi bir “üstünlüğü” oluşturacak başka hiç bir kıstasın bulunmayışından. “Doğa” bir bakıma sanata insandan önce başlamış gibidir; insan, sanata başlamak için oldukça “gecikmiş” görünüyor; üstelik insan toplumlarının taa modern çağlara gelene dek, sanat işlevini başka işlevlerden -ritüellerden, dinden, savaştan, sevişmeden filan-pek ayırdetmiş olmadığı da anlaşılıyor.

Tam da bu nedenlerle, bilgisayarda sanatın pekala mümkün olduğunu söylemek acelecilik değildir: Ancak modern dünyanın başka bir özelliği işleri daha karışık kılmaktadır -sanatlar birbirleriyle hep “rekabet” etmek gibi garip ve sanatsal yaratıma dıştan eklenen kültürel bir olguyu hep beslemişlerdir. Modern resim, özellikle İzlenimcilik (Impressionisme) fotoğrafın meydan okuyuşuna bağlı olarak, ondan uzak olduğunu düşündüğü renk tekniklerini icat etmeye girişmişti. Bu sayede renkler ve ışık özgürleşti. Ancak fotoğraf da, başlangıçtakı “sanatsal” işlevini yine benzeri “meydan okuyuşlar” olmadan gerçekleştiremezdi -sözgelimi hareketli resimler, animasyon, son olarak da hareketli fotoğraf, yani sinema?

Peki dijital sanatlar neye ve kime meydan okumaktadırlar. Bu sanatların “kolaj” geleneğine bağlandıklarını söyledik. Ancak ona da indirgenemezler. Dijital sanatlar, daha çok “çok-yönlü-performans” adını verebileceğimiz bir alanı geliştirmeye aday görünüyorlar. Yani görüntü-animasyon-film-ses-metin bileşimini kullanan “multimedia” tekniklerinin sanatsal kullanımından bahsediyorum. Mültimedya yalnızca tekno-bilimsel bir meseleye göndermez, aynı zamanda, sanat uğraşısı için estetik-sanatsal bir iç ilişkiler kompleksi de oluşturabilir. Benim görüşümce, sessiz sinema dönemi yönetmenlerinin sesli sinemaya karşı çıkışları gibi bir olgu günümüzde geçerli değildir. Eisenstein kadar büyük bir filimcinin “tutuculuğu” gibi görülmeye çalışılan şey, aslında bir “reddediş” değil, “sessiz sinema olanaklarının”, o anda ve çok özgün bir zorunluluk altında bu yönetmen tarafından tercih edilişinden başka bir şey değildir. Çok geçmeden aynı yönetmenin ses unsurunu alabildiğine kullanan filimler yapmasını bir tür “yola geliş” diye yorumlamak ise tam bir düşünsel bönlük olurdu. Sanatçı hiç bir zaman “hah şimdi oturup güzel bir resim yapayım” demez. Bu, Columbus’un “şimdi gidip Amerika’yı keşfedeyim bakalım” demesi gibidir. Ancak çözülmesi gereken acil bir sorun, bir zorunluluk, olmazsa olmaz bir şeyin üretilmesi kaçınılmaz hale geldiğinde sanat ürünü ortaya çıkabilecektir. Dijital performans birileri için “zorunlu” bir ifade aracıysa üretilenin “sanat” olmayacağını söyleyenlere bu yüzden ancak gülünebilir.

İkincisi, dijital çağda sanat eseri üretiminin “kolaylaştığını” ve ayağa düşebileceğiini söylemek de tam bir safsatadır. Aksine, altedilmesi gereken “zorlukların”, gerekli bilgi ve uğraşı faaliyetinin sonsuzca artabileceği bile söylenebilir. Üstelik dijital sanatçı, eğer günün birinde başarılabilirse, modern kültürdeki şu standart “sanat”, “bilim” ve “toplumsal yaşam” alanları arasındaki ayrımın sınırlarını da ziyaret ederek altedebilir. İdeal durum elbette hem bilimci, hem düşünür hem de sanatçı olarak Leonardo Usta’nın imajı değil. Bir kere, o bizim anladığımız anlamda bir bilimci değil, bir “çok çok şey bilen”di; bir “düşünür” de değildi, çünkü Rönesans’ta ne Antik Yunan, ne ortaçağ Skolastiğinin felsefeleri kalmıştı, öte taraftan Descartes ve Spinoza gibi “felsefeyi yeniden başlatanlar” henüz ufukta yoktular; son olarak Leonardo bir “sanatçı” değil, çağının en saygı gören “usta”larından biridir. Aynı şekilde dijital çağ, belki de bütün alanların farklı bir bölümlenmesini, hatta ters çevrilmesini getirecektir. Mültimedyanın doğuşu, böyle bir sürecin yalnızca olanağıdır, kendisi değil. Üstelik tek olanak da değildir -özellikle “mini-mimariler” alanında ön plana çıkmaya başlayan “organik-elektronik” nanoteknolojiler daha şimdiden, enformatikten çok farklı türden unsurları işin içine katmaya başladılar bile. Daha genel olarak, benim görüşümce, teknolojiye yapılacak herhangi bir övgünün peşine düşmek de saçmalık olur -teknolojinin “tarafsız olduğu”, iyi ya da kötü yönde kullanılabileceği doğrultusundaki safça bakış açısı da artık tutulabilir değildir. Söylemek istediğim tek şey, karşımıza çıkarılan her şeyi, enformasyon otoyollarını, nanoteknolojileri, genetik mühendisliğinin yapıp edeceklerini olduğu gibi kabullenip hayıflanmaya mı oturacağımız, yoksa “tek yönlü kabullere” karşı çoğul direnç odaklarını onların içine ve sınırlarına varıncaya kadar genişletmek zorunda mı olduğumuz sorusudur. Sanat ya da aynı türden başka bir insan faaliyeti, böyle bir direnci örgütlemenin şu anda bilinen ender yollarından biridir. Bu ise, sanata yeni bir politik misyon vermek, ya da sanatçıya akıl, etik, ahlak filan öğretmek gibi bir şey değildir: Daha çok, sanatsal faaliyetin genel olarak “insanların direnci” neviinden bir şey olduğunu, başka da bir şey olamayacağını söylemeye çalışıyorum. Zamana, içine kapatıldığı mekana dayanıklı ve dirençli olmayan şeylere “sanat eseri” demediğimizi daha gündelik dil düzeyinde herkes algılayabilir. Eğer herhangi bir otantiklik varsa, bu, sanat eserinin “zamanla” kurduğu bir ilişkiden değil, aslında “zamansızlıkla” kurduğu bir ilişkiden kaynaklanabilir. Dijital sanatın bu türden araçlara sahip olamayacağını söylemek ise anlamsız olur. Sanat eserini “sanatsal” kılanın in actu (yani faaliyet bakımından) insan emeği ürünü olması, in haec ise (onu işte karşımızda kılan şey bakımından) “zaman-dışılığı” olması bizi nostaljik otantizm düşkünlüğüyle duygudaş olmaktan alabildiğine uzak tutuyor. Dijital sanat bakımından sorun, bazı kişilerin bilgisayar fobisi, eski daktilolarını sevmeleri gibisinden değildir. Bu fobi pekala anlaşılabilir (onaylamak ayrı şey); oysa sanat söz konusu olunca, dijital sanat diye bir şeyin -bir tür değil bir olanaklılık alanı oluşundan dolayı-sorun bir fobi olmayı bırakıp ciddileşir; ya malzemeyle özdeşleşen bir sanat anlayışı yeniden davet edilir, ya da 19. Yüzyıl modeli bir “sanat için sanat” teması geriye çağırılır. Sanatın dijital olması gerektiğini söylemiyoruz; dijital sanatın gerçekten sanat olduğunu, dijital teknolojilerin ise bunun “belirsiz”, yani kullanılırsa var olabilecek olanaklarını sunduğunu söylemekten başka bir şey yapmıyoruz.

internet

Her durumda, yeni ortaya çıkmakta olan bir şeyin tedirginlik verici, hatta nesnel olarak tehditkar unsurlar da taşımaması olanaksız. Bu tehdidin, çoğu insanın aradığı yerde bulunmadığını söylemek istiyorum. Fractal Paint programıyla boyanmış bir resme bakıp da “resim sanatı da bitti” yakınmasını dile getirenlerin göremediği şey, eğer “resim sanatı” diye bir şey varsa, onun zaten “malzemeye indirgenemeyeceğidir”. Tehdit, yepyeni malzemelerin amansız bombardımanından daha kötü bir yerden gelmektedir ve bu tür hayıflanmalarla daha fazla oyalanmaya değmez: Esas tehdit, geç kapitalizmin yeni yapılarıyla ilişkin olarak ortaya çıkıyor. Bir zamanlar Walter Benjamin adlı bir Alman filozofu, sanat eserinin halesinin “mekanik yeniden üretim” süreçlerinde (yani çoğaltma) yitmeye yüz tuttuğunu söylerken, en “mekanik” sanat olan fotoğrafa övgüler yağdırmaya da vardırabiliyordu işi. Bugün farkına varabileceğimiz şeyin daha o zamandan, ve kendi imgeler dünyasında farkındaydı çünkü -esas sorun sanatın eğer bir işlevi varsa onun ancak kullandığı temaları, malzemeyi, ruh hallerini, etiği, görüntüleri, formları ve içeriği “başkalarına kaptırmamak” olmasıdır. Dijital uygarlık kaçınılmaz bir şekilde etrafımızı saracak, INTERNET, mutlak bir anarşi kainatı olarak alemimizi saracak gibi görünüyor. Öyle ki, artık eski, arkaik formların nostaljisinden pek bir şey umabilecek halde olmayacağız pek yakında. Sanatın gerçek “işlevi”, ona bir işlev vermek gibi düşünceler çoğu kişinin hoşuna gitmese de bir “söyleyiş biçimi” deyip geçelim -sözgelimi ressam Miquel Barcelo’nun günlüğüne yazdığı gibi, “domatesin kırmızılığını”, “ekşimiş kavun kokusunu” Benetton’un “imajlar dünyasının” elinden söküp almak ve “kendiliğini” yeniden kazandırmaktan başka bir şey değildir. İşin bütün sırrı bazı duyguların ve sanatın hedeflediği arzuların yeniden üretilebilmesinde, imgelerin, seslerin, düşüncelerin ve duyguların kendilerini denetleyen, yönlendiren ve her an tecavüz eden düzeneklerin, denetimlerin ve sömürü araçlarının elinden koparılmalarında yatmaktadır. Bu durumun en iyi örneğini bize Rönesans resmi vermektedir: Ortaçağın ilahi temalarını, Tanrı babayı, melekleri, İsa ile Meryem’I kullanmayı sürdürür; ama bambaşka bir amaçla yapar bunu -insanların dünyası Ortaçağda o kadar daraltılmış bir haldedir ki, ilahi temaları kullanmasanız tek bir biçimi, tek bir rengi, tek bir duyumu özgür bırakamazsınız.

Pek çok nedenle, bugün henüz “daraltılmış” bir dünyada yaşamakta olduğumuzu düşünmeye eğilimliyim. Ve bu daraltma, gerçek anlamıyla teknolojiler tarafından gerçekleştirilmiş bulunuyor -televizyon ile genel salaklaşma halinin, bilgisayar ile bir tür otizmin, iletişim kolaylıklarıyla ise bir tür çılgınlığın özdeş hale geldikleri bir dünyanın ortaya çıktığı besbelli. Ama sorun, bütün bunlarla ne yapılacağıdır. “Reklamcılığın felsefesi”nden bahsedenler var; Japon modeli bir uluslararası korporatist şirketin bir “ruha” sahip olduğuna inanmamızı isteyenler var (özellikle orada çalışanlara marş filan söyletilirken); sorun bir sanatçının bir gazetede “sayfa düzenleyicisi” olarak ya da bir şirkette reklamcı olarak çalışmak zorunda kalışı değildir burada. Daha çok “reklamcılığın” kendini sanatın son ve nihai biçimi olarak olumlamak isteyişi, Benetton’un “görüntü şefi” ve “sanat yönetmeni” gibi tuhaf unvanlara sahip adamı Oliveiro Toscagni gibilerinin yalnızca bir “sanat destekleyicisi”, bir “sponsor” olarak değil, “konseptin sahipleri” gibi ortaya çıkmalarıdır. Bu tür durumlarla karşılaşıldığında “kıllanma” yeteneğimizin de dümura uğratılmış olduğu söylenebilir. Artık eskiden olduğu gibi “sınırlarla”, “disiplinlerle”, “zor” ya da “baskı” ile yönetilmemeye başladığımızda ferah bir özgürlüğün kapılarının açılacağını sanmak, çağdaş evrensel bönlüğün ta kendisidir. Bütün bunlarla başedebilecek ve mahvedebilecek bir bilgisayar virüsünün üretilip ortalığa salınması ise pek umut bağlanabilecek bir olasılık değildir. Dolayısıyla, görüntüleri kurtaracak, sesleri reklam tınılarından arındıracak bir filtreleme mekanizmasının tez zamanda elektronik ortama gönderilmesi ve orada dolaşmaya bırakılması gerekiyor. INTERNET’teki “resmi” yasaklama girişimlerinin çoğu zaman nasıl sonuçsuz kalabildiğini görsek de, bu yasağa hedef olanların “gerçek” anlamda “sanal” güçlere sahip olabildiklerini düşünmek şimdilik imkansız. Eksik olan yönler arasında en önemlisi “sanat” gibi görünüyor. Benin görüşüm, dijital sanatın “henüz gerçekleşmediği” yolunda. Bütün araçlar hazır bulunuyor, üstelik, isterseniz diyelim, “sanat icra ediliyor” orada, ama Klee’nin formülünü bir kez daha tekrarlarsak, “halkını bekleyen” bir sanat bu?

Olası Çerçeveler: Barbara Krüger, Kör Otonomedya, Deleuze & Guattari, özellikle de Urban Diary?

Ulus Baker Kimdir?

Ulus Sedat Baker, (d. 14 Temmuz 1960, Leningrad, SSCB – ö. 12 Temmuz 2007, İstanbul), Kıbrıslı Türk sosyolog, yazar, çevirmen ve öğretim üyesi.

Kıbrıs Türk’ü bir ailenin çocuğu. Babası Sedat Baker bir psikiyatr, annesi Pembe (Yusuf) Marmara (1925-1984) ise bir şair. ODTÜ SosyolojiBölümü’nü bitirdi. Gilles Deleuze ve Baruch Spinoza çevirileri yaptı, makaleler yazdı. ODTÜ, İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Özgür Üniversite’de Sinema tarihi, Sosyoloji dersleri verdi. Politik teori, medya, sinema teorisi konularında çalıştı. Dziga Vertov üzerine sinemaeleştirileri yaptı. Birikim, Toplum ve Bilim, Virgül, Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi’nde yazılar yazdı. 12 Temmuz 2007 tarihinde böbrek ve kalp yetmezliğinden ölmüştür.

Sovyetler Birliği’nde aldığı müzik eğitiminden dolayı müziğin her türünün bütün teknik bilgisine, yetkin kavrayışından ötürü de dünya müziğinin bütün arka planına, sosyolojik oluşumuna, felsefesine ilişkin olağanüstü bir birikime ve anlatım gücüne sahiptir. Özellikle de Çingene Müziği konusunda yetkindir. O, klasik müzik ve bütün dönemlerin müziğiyle Roman müziği arasındaki bağı, Türkiye’de en iyi kuran değil, tınıları, sözleri ve bütün kanıtlarıyla kuran kişi olma özelliğini taşır.

Baker adına; Körotonomedya topluluğu tarafından; 2008 yılında 11 – 14 Temmuz tarihleri arasında, Ankara’da “Ulus Baker buluşması” adlı bir konferans düzenlenmiştir.

Kitapları

  • Dolaylı Eylem, Derleyen: Ege Berensel, Birikim Yayınları
  • Beyin Ekran, Derleyen: Ege Berensel, Birikim Yayınları
  • Kanaatlerden İmajlara, Duygular Sosyolojisine Doğru, Çeviren: Harun Kemal Abuşoğlu, Birikim Yayınları
  • Yüzeybilim Fragmanlar, Derleyen: Ege Berensel, Birikim Yayınları
  • Aşındırma Denemeleri, Birikim Yayınları
  • Kant Üzerine Dört Ders, (Çeviri) Kabalcı Yayınevi
  • Spinoza Üzerine On Bir Ders, (Çeviri) Kabalcı Yayınevi
  • Leibniz Üzerine Beş Ders, (Çeviri) Kabalcı Yayınevi

Kaynaklar: Hayat Hikayesi : Wikipedia.com 

Yazı : korotonomedya.net

Bristol’un dünya müziğine kazandırdığı efsanevi İngiliz grup Portishead, ilk kez Türkiye’de konser vermeye hazırlanıyor. Ünlü grup, 20 Ağustos Çarşamba günü İstanbul’da eşsiz bir performans sergileyecek.

portishead

 1991 yılında Geoff Barrow ve Beth Gibbons tarafından kurulan Portishead, 23 yıllık kariyerlerine birbirinden özel 3 başyapıt sığdırdı.

İsmini, Barrow’un doğduğu şehirden alan grup, 1994 yılında “Dummy”, 1997 yılında grupla aynı ismi taşıyan “Portishead” ve 2008 yılında “Third” isimli albümlerini piyasaya sürdü.

Müzik akımı başlatan ender gruplardan biri olan Portishead, 20 Ağustos’ta GNL organizasyonuyla KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleştirilecek Midtown Fest sahnesinde olacak.

İngiltere’den Savages ve Thought Forms’un yanı sıra Türkiye’den The Ringo Jets, The Away Days ve Telepotik grupları, KüçükÇiftlik Park sahnesini Portishead ile paylaşacak.

Dream TV’nin medya sponsorluğunda, ilk kez Türkiye’de sahne alacak Portishead’in eşsiz müzik ziyafeti için biletler 21-28 Nisan tarihleri arasında Funclub avantajları ile ön satışta olacak ve 28 Nisan’dan itibaren de Biletix’ten satışa sunulacak.

Venezuella’dan Rusya’ya, İspanya’dan Japonya’ya uzanan geniş bir coğrafyadan seçkin solist ve topluluklar Nisan’da Ankara’da… Biletler 7 Mart’ta satışta!

31. Uluslararası Ankara Müzik Festivali AFİŞ

Her yıl Ankara baharını müzik ve dansla renklendiren, Sevda-Cenap And Müzik Vakfı’nca düzenlenen Uluslararası Ankara Müzik Festivali 31. kez 4-30 Nisan tarihleri arasında sanatseverlerle buluşuyor. Venezuella’dan Rusya’ya, İspanya’dan Japonya’ya uzanan geniş bir coğrafyadan seçkin solist ve topluluklar, senfonik müzik, oda müziği, dünya müziği ve dans alanında festival programını zenginleştiriyor. Türkiye’nin yetiştirdiği ve sanatlarını uluslararası alanda sürdüren önemli değerler de festivalde yer alıyor. Etkinliklerin 7 Mart’ta satışa sunulacak olan biletlerinin fiyatları 25 ile 150 TL arasında değişiyor. Öğrenciler için bilet başına 10 TL indirim yapılacak.

Festivalin açılışı 4 Nisan akşamı MEB Şura Salonunda Fazlı Orhun Orhon yönetimindeki Ankara Gençlik Senfoni Orkestrası tarafından yapılacak. Çaykovski ve Frank’ın orkestra eserlerinin yer aldığı konserde genç obuacı Demre Erdem, Haydn’ın obua konçertosunu seslendirecek. Ayrıca genç bestecilerimizden Onur Nurcan‘ın “Fantasia” adlı eserinin Ankara prömiyeri yapılacak.
Klasik müzik alanında festivalde yer alan orkestralar Bilkent Senfoni, Kazakistan Oda Orkestrası ve Orkestra Akademik Başkent. Orkestraların Işın Metin, Pavel Tarasevich, ve Ertuğ Korkmaz’ın şefliklerindeki konserlerinde solist olarak Japon kemancı Akiko Suwanai, ünlü piyanistimiz İdil Biret, Kazak kemancı Gaukhar Murzabekova ve flütçü Nikolai Popov yer alacak.

Bach’ın yapıtları üzerinde uzmanlaşmış Alman çellist Pieter Wispelwey, Avrupa’daki festivallerin aranan topluluğu Borodin Quartet ve piyanist Alexei Volodin, Venezuella varoşlarından müzikle fışkıran Simon Bolivar Quartet, bir Türk ve üç Yunan müzisyenden oluşan Atina’nın aranan dörtlüsü Tetraktys Quartet, vokalçello ve gitarı buluşturan Trio Anka, Hollanda’dan Duo Pehlivanlı-Safonova viyola-piyano ikilisi festival programını oda müziği dalında zenginleştirip renklendiren topluluklar. Bu bağlamda Amerika’da yaşan genç bestecimiz Erberk Eryılmaz‘ın Viyola Konçertosu’nun da Türkiye prömiyeri Esra Pehlivanlı tarafından, seçkin müzisyenlerin oluşturduğu topluluk eşliğinde yapılacak.

Pink Floyd, Liszt ve Piazzola sevenler için, üç konsepti aynı konserde Londra merkezli çalışan genç piyanist AyşeDeniz Gökcin buluşturuyor. Pink Floyd uyarlamalı topluluğun da beğenisini kazanarak internette tıklanma rekorları kıran AyşeDeniz Gökcin, Güney Amerika ve Avrupa’dan peşpeşe aldığı davetlerle verdiği konserlerden sonra, bu düzenlemelerini ilk kez Ankara’da seslendirecek. Festivalin bir başka genç yıldızı da, Amerika’da giderek ünlenen klasik gitarcımız Celil Refik Kaya.

Polonya’yla diplomatik ilişkilerin 600. yılında bir Türk-Polonya ortak projesi de “Karol Şimanovski Re-Oriented” başlığıyla festivalde yer alıyor. Bu çalışmanın özelliği, tambur, ney, kemençe, ud, kanun, bağlama gibi geleneksel Türk sazları ile keman, çello, viyola, gitar gibi Batı sazlarını bir araya getirmesi ve hazırlanan bestelerin dünya prömiyerinin yapılacak olması.

Geniş kitlelerin beğenisini kazanmış ünlü gitarist Al di Meola da, yepyeni konseptiyle 31. Uluslararası Ankara Müzik Festivali’nin dikkati çeken konuklarından biri. Al di Meola,“Beatles§More” adını verdiği konserinde Beatles parçalarını bir yaylı çalgılar dörtlüsü ve kendi triosuyla birlikte 3000 kişilik Congresium salonunda seslendirecek. Ankara’nın bu yüksek kapasiteli salonu Festivalde, Türkiye’de ilk kez “Ballet Nacional de Espana / İspanya Devlet Balesi”ninFlamenko gösterisine de sahne olacak. Festivalin kapanışı da gene Congresium’da, dünyanın en ünlü Rus topluluklarından biri olan Vladimir Ponkin şefliğindeki büyük Ossipov Balalayka Orkestrası ile yapılacak. Konserde senfonik balalayka orkestrası bazı parçalarda mezzosopranoIrina Dolzhenko ile tenorAlexander Zakharov’a da eşlik edecek.

Festivalin sokaktaki insana sürprizi ise, 5-9 Nisan arasında beş gün süreyle her akşam 19.30-21.30 arasında Kuğulu Park’ta düzenlenecek olan Alman sanatçıların Işık Gösterisi…

Program ve Fiyatlar için Lütfen TIKLAYINIZ

 

Sizler için 2014 yılında ülkemizi ziyaret edecek ve konserler verecek bazı müzisyenlerin programlarını derlemeye çalıştık. 

Frodo İstanbul’a Geliyor

dj frodo

Frodo

“Yüzüklerin Efendisi” serisinde canlandırdığı Frodo Baggins rolüyle tanınan Elijah Wood, Türkiye’ye geliyor.

Ünlü oyuncu Wood ve San Francisco’lu DJ Turquoise Wisdom’ın biraraya gelerek oluşturduğu Wooden Wisdom, yarın akşam İstanbul Blue Night Presents: “Bnat Mag. Bonanza” gecesine konuk olacak.

Steve Vai 28 Mart’ta Küçükçiftlik Park’ta

Müzik dünyasının yaşayan efsanelerinden Steve Vai, Gold’N Strings dahilinde unutulmaz performansı ile 28 Mart’ta KüçükÇiftlik Park’ta hayranlarıyla buluşacak.

İstanbul’a daha önce de gelen ve her konseriyle hayranlarını coşturan Vai, henüz 12 yaşındayken Joe Satriani’den gitar dersleri Steve Vaialarak müziğe başladı ve 18 yaşına geldiğinde efsanevi müzisyen Frank Zappa ile beraber çalışıyordu.

30 yıllık müzik hayatına, 15 milyonu aşkın albüm satışı ve 3 Grammy ödülü sığdıran Vai TEC Foundation tarafından “En üst düzey müzik simyacısı” olarak anılıyor.

Ünlü Piyanist David Helfgott da İstanbul’a Geliyor!

David Helfgott

David Helfgott

Dünyanın en önemli piyanistlerinden ve hayatı Oscar ödüllü “Shine” filmi ile beyaz perdeye aktarılan David Helfgott, çıkacağı son dünya turnesi kapsamında Türkiye’ye geliyor. David Helfgott, bu sene 70. yılını kutlayan Yapı Kredi ana sponsorluğunda, Map İletişim ve Piu Music organizasyonuyla 15 Nisan 2014 tarihindeİstanbul Kongre Merkezi’nde vereceği çok özel konser ile hayranlarıyla buluşacak.

Her gittiği ülkede müzikseverlerin yoğun ilgisiyle karşılanan David Helfgott’ın konser biletlerine Biletix’ten ulaşılabiliyor.

Albümü 4 milyondan fazla sattı!

Helfgott’ın ‘TheLast Great Romantic, Rahmaninov’ albümü 4 milyondan fazla sattı ve ‘Billboard’ dergisi tarafından en başarılı klasik müzik albümü seçildi.

The Guardian gazetesi Helfgott’dan şu cümlelerle bahsediyor: “Pavarotti futbol fanatiklerine operayı sevdirdi, David Helfgott da hayatı boyunca hiç klasik müzik konserine gitmeyecek olan insanlara piyanoyu ve klasik müziği sevdiriyor.”

David Helfgott kimdir?

David Helfgott, Melbourne’de Polonya asıllı Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Henüz beş yaşındayken, babasının öğretmenliği sayesinde başladığı piyanoda gösterdiği performans ile “harika çocuk piyanist” olarak tanındı.

On yaşına geldiğinde Perth’li piyano öğretmeni Frank Arndt’dan ders almaya başladı ve ablası Margaret ile katıldığı birkaç yerel yarışmada ödül kazandı. Genellikle romantik müzik yapan Helfgott, en zor eserlerden sayılan Rahmaninov’un 3. piyano konçertosunu icra edebilen sayılı sanatçılardan biri.

David Helfgott’ın gerçek hayat hikâyesinden senaryolaştırılan ve Aktör Geoffrey Rush’a “En İyi Erkek Oyuncu Oscar Ödülü” kazandıran “Shine” filminde, ruh sağlığı yerinde olmayan müzik aşığı bir babanın, sahip olamadığı müzisyen kimliğini oğluna kazandırmaya çalışması ve bu süreçte yaşanan dram konu edilmişti.

color tango

Color Tango

Dünya genelinde yaşayan “En İyi Tango Orkestrası” kabul edilen efsanevi “Color Tango”, 7 ve 10 Mart’ta İstanbul’da unutulmaz bir performans sunacak.

Avrupa’nın en büyük Tango festivali kabul edilen ve bu yıl altıncısı düzenlenen “tanGO TO İstanbul” dahilinde Color Tango, Türkiye’ye geliyor.

Tüm dünyada tanınan Arjantinli ve Türk dansçıların gösterileriyle zenginleştirilmiş repertuarıyla sahne alacak olan orkestra, 7 Mart’ta Şişli Kent Kültür Merkezi ve 10 Mart tarihinde Türker İnanoğlu Show Center’da sahne alacak.

İstanbulTANGO okulunun kurucuları Murat Elmadağlı ve Eşref Tekinalp’in 6 yıl evvel ilkini organize etttiği ve bu yıl Avrupa’nın en büyük tango festivali haline gelen “tanGO TO İstanbul 2014” dünya şampiyonu Arjantinli ve Türkiye’nin en iyi yerli çiftlerini konuk edecek.

‘Beirut’ İstanbul’a Geliyor

Beirut

Beirut

Batı Avrupa ve Balkan müziğini kendi yorumlarıyla harmanlayan ‘Beirut’ 17 Ağustos’ta Küçükçiftlik Park’ta performans sunacak.

Daha önce 2 kez ülkemizde sahne alan, grup farklı enstrümanları ve müzikleriyle İstanbullularla bir kez daha buluşacak. Zach Condon, Perrin Clouiter, Jason Poranski, Nick Petree, Kristin Ferebee, Paul Collins, Jon Natchez, Kelly Pratt ve Ben Lanz ile cello, akordiyon, gitar, keman, bateri, tef, ukulele, saksafon ve mandolin gibi bir çok entstürman performansını 17 Ağustos akşamı sahnede buluşturacak olan Beirut, İstanbulluların kulaklarının pasını silecek.

Metallica’nın henüz kesinleşmeyen Türkiye Konseri Hakkında Merak Edilenler

Metallica

Metallica

Metallica’nın henüz resmiyet kazanmayan Türkiye konseri ile ilgili merak ettiklerinizi sizler için cevapladık.

Cengizhan Yeldan tarafından açıklanan Metallica’nın 13 Temmuz’da konser vereceğine dair haber ile ilgili bir çok soru geliyor. Bunları tek bir yazıda toplayıp cevaplamak istedim. Umarım bir takım sorulara cevaplar bulabilirsiniz.

Soru: Metallica’nın geliyor olduğuna dair haberler nereden çıktı?
Cevap: Metallica’yı 2008 yılında Türkiye’ye getiren Purple Concerts firmasının kurucusu Cengizhan Yeldan tarafından konu ile ilgili bir twit atıldı ve grubun 13 Temmuz’da ülkemizde konser vereceğiduyuruldu. Bunun dışında herhangi bir bilgi yer almadı.

Soru: Metallica’dan resmi bir açıklama geldi mi?
Cevap: Hayır gelmedi. Metallica haricinde organizasyon şirketinin kendisinden de bir açıklama gelmedi. Metallica’nın destek hattına mail attım ve gelen cevap şu şekilde oldu: “Şu an açıklanmış olan turne bilgileri dışında herhangi bir bilgiye sahip değiliz”. Bu cevap zaten klasik bir cevap. Henüz resmiyet kazanmamış bir bilgiyi bizimle paylaşmaları garip olurdu öyle değil mi…

Soru: Metallica’nın gelme ihtimali yüksek mi?
Cevap: Evet yüksek. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Purple Concerts’in yöneticisi böyle bir açıklama yaptıysa, ortada bir şey var demektir. Muhtemelen görüşmeler devam etmekte ve son aşamaya gelindiği için Cengizhan Yeldan bunu ifşa etme gereği duydu.

Soru: Konser nerede yapılacaktır?
Cevap: 2008’deki son konser Ali Sami Yen’de yapılmıştı. 2010’da yapılan ve Metallica’nın katıldığı Sonisphere Festivali ise İnönü Stadı’nda yapılmıştı. Bildiğiniz üzere bu iki stat şu an yıkılmış durumda. Yeni mekan için öne çıkan alternatifler İTÜ Stadyumu ve TT Arena. Ayrıca üçüncü bir alternatif olarakKüçükçiftlik Park’da düşünülebilir. Bunların dışında bir alternatif yok gibi.

Soru: Konserin bilet fiyatları ne kadar olur?
Cevap: Biraz tuzlu olacaktır. 2008 yılında Metallica’nın tek başına verdiği konserde en pahalı fiyat 350 liraydı. Bu bağlamda organizasyon açısından benzer koşulların olacağını varsayarsak, döviz kuru ve ülkemizin enflasyon oranlarını hesaba katarak paranın zaman değerini hesaplamaya kalktığımızdaçıkan sonuç 900 liraya yakın bir meblağ oluyor. Fakat muhtelen o kadar pahalı olmayacaktır. 300-400 civarı bir fiyat da beklemeyin. En pahalı bilet için (muhtemelen sahne önü olur) en az 500 lirayı gözden çıkartmak gerektiğini aklınızdan çıkartmayın.

Soru: Konserde hangi parçalar çalınacak?
Cevap: Metallica yeni bir uygulamayla konser öncesi setlist’lerin belirlenmesi için dinleyicilerin oy kullanabileceği bir anket oluşturuyor. Bizim konser kesinleştiği zaman bu anket aktif hale gelecektir ve orada oylara göre setlist şekillenecek.

Soru: Alt gruplar hakkında neler dönüyor?
Cevap: Ortada çeşitli spekülasyonlar var fakat muhtemelen bunlar gerçeği yansıtmıyor. Daha konser belli değilken alt grupların ortaya çıkması çok saçma. Yine de biz dönen isimleri yazalım: Dream Theater (hadi oradan, bunu kim uydurduysa), Trivium, Rob Zombie, Ugly Kid Joe. Biraz fanteziye kaçan yorumlar ve söylentiler var fakat akla yatkın olanlar da var… Gönül ister ki 80 Kalibre çıksın.

Soru: Tüm bu haberlerin kesinleşmesi ne kadar zaman alır?
Cevap: Net açıklamanın çok yakın bir zamanda geleceğini düşünüyorum. En geç Mart ayı içerisinde konser resmiyete kavuşacaktır.

Metal All Stars Türkiye’ye Geliyor!

metalallstarsZakk Wylde, Phil Anselmo, Joey Belladona ve daha bir çok ünlü metalcinin yer aldığı Metal All Stars İstanbul’a geliyor.

Headbang’in geçtiğimiz sayısında bu haber verilmişti fakat netlik kazanan bir bilgi olmadığı için pek fazla etrafta lanse edilmedi. Metal All Stars’ın Facebook sayfasında önümüzdeki dönemin turne takvimi yayınlandı ve takvimde Türkiye de yer alıyor.

29 Mart 2014 tarihinde yapılacak olan organizasyon, metal dünyasından bir çok ünlü ismin tek bir sahnede olması anlamına geliyor. Aşağıda grupta yer alanların tam listesi bulunuyor. Müziği bırakacağını açıklayan Motley Crüe’nun Vince Neil, bu etkinlikte özel konuk olarak yer alacak.

Rock Off Festivali Biletleri Satışta!

Megadeth, Amon Amarth ve WASP’ın sahne alacağı Rock Off Festivali’nin biletleri satışa çıktı.

3-4 Ağustos 2014 tarihleri arasında yapılacak olan Rock Off Festivali’nin indirimli ön satışlarıbaşladı. 3 Ağustos günü WASP ve Amon Amarth, 4 Ağustos günü ise Megadeth’in sahne alacağı festivalin biletleri SOSYOTIX üzerinden satışa çıkarıldı.

Sahne önü kombine bileti 200 lira, genel giriş kombine bileti ise 125 liradan satışa çıktı. Bu fiyatlar adından da anlaşılacağı üzere 2 günlük. Tek günlük bilet satışı yapılmayacak. Buraya tıklayarak bilet satın alabilirsiniz.

2 gün önce biletlerin 185 ve 115 liradan satılacağı duyurulmuştu fakat bugün görüldüğü üzere daha pahalı bir fiyat ile biletler karşımızda. Hakikaten çok ilginç şeyler dönüyor. Açıklanan fiyatların indirimli ön satış fiyatı olduğunu unutmayın, yakın bir zamanda biraz daha pahalılaşacak.

New Age’in Efsane İsmi İlk Kez Türkiye’ye Geliyor

kitaro

Kitaro

New age ve dünya müziğinin önemli isimlerinden Japonyalı Kitaro, dev orkestrası eşliğinde 4 Mart’ta Haliç Kongre Merkezi’nde konser verecek.

Etnik ve elektronik öğeleri bir araya getiren, dünyanın dört bir yanında dinleyenleri felsefi ve derin yolculuklara çıkaran efsanevi müzisyen Kitaro , 4 Mart akşamı Haliç Kongre Merkezi sahnesine konuk olacak.

Pozitif Live tarafından gerçekleşecek gecede, Kitaro’ya 36 kişilik dev bir orkestra eşlik edecek.

Kapıların 17.00’da açılacağı konserin biletleri 3 Şubat Pazartesi günü tüm Biletix gişeleri ve biletix.com’dan satışa sunulacak.

“Gitarın Büyülü Elleri” Türkiye’ye Geliyor

Hollanda Kraliyet Konservatuvarı öğretim üyesi, dünyaca ünlü gitar virtüözü Enno Voorhorst, sanat yaşamında ilk defa geleceği Türkiye’de genç gitaristlere ders verecek.

Ortaya koyduğu performansla “gitarın büyülü elleri” tanımlamasını elde eden dünyaca ünlü Hollandalı virtüöz Enno Voorrhorst, sanat yaşamında ilk kez geleceği Türkiye’de genç gitaristlere ders verecek.

Hollanda Kraliyet Konservatuvarı öğretim üyesi, dünyaca ünlü gitar virtüözü Voorhost, Ensemble Feverish Music (EFM) Uluslararası Kültür Ajansının Yaşar Ünivesitesi işbirliğiyle düzenleyeceği “Uluslararası Gitar Günleri 2014” etkinliğine katılacak.

EFM Uluslararası Kültür Ajansı Kurucusu Zafer Yümlü, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ajanslarının 2014 yılı faaliyetleri kapsamında dünyaca ünlü Enna Voorhost’un ilk defa Türkiye geleceğini ve burada genç gitaristlerle “master class” çalışması yapacağını bildirdi.

450 Yıllık Orkestrayla Geliyor

daniel

Daniel Barenboim

Hem piyanist hem de şef olarak klasik müziğin zirvesinde yer alan Daniel Barenboim, 450 yıllık geçmişiyle dünyanın en eski ve saygın orkestralarından Staatskapelle Berlin’le birlikte İstanbul ’a geliyor. 9 Grammy ödüllü Barenboim yönetimindeki Staatskapelle Berlin, İKSV organizasyonuyla 15 Mayıs Perşembe akşamı Zorlu Center PSM’de sahneye çıkacak.

Staatskapelle Berlin, İstanbul konserinde iki bölümünü seslendireceği Wagner’in ‘Tristan ve Isolde’sini ilk kez 1876’da bestecisinin yönetiminde çalmıştı. Wagner’in Tannhauser kaydıyla Grammy ödülü kazanan Staatskapelle Berlin, konserde yine Wagner’in ‘Nürnbergli Usta Şarkıcılar Uvertürü’nü de yorumlayacak.Konser programında ayrıca, Elgar’ın 2. Senfonisi de yer alacak. Prestijli The Guardian gazetesinin “Daniel Barenboim ve Staatskapelle Berlin yüksek beklentileri karşılamakla kalmıyor, onların çok ötesine geçiyorlar” yorumu konserin bu yılın unutulmaz İstanbul konserlerinden biri olacağına dair ipuçları veriyor.

Theodore Kuchar Konseri

Theodore Kuchar yönetiminde 21 Şubat’ta Lütfi Kırdar Auditorium’da gerçekleşecek olan konserde müzikseverler bir araya gelecek.

Dünyanın Kemanları Festivali İstanbul’da Dört Mevsim

Dünyanın Kemanları Festivali kapsamında, İstanbul’da Dört Mevsim CRR Konser Salonu’nda..

Steps Trio Caz

Tenor ve soprano saksofonda Gürtuğ Gök, klavyede Barış Mert Peker ve perküsyonda Riccardo Marenghi. Bu üç yetenekli müzisyenin müzik kimyalarının eksiksiz uyumu hemen göze çarpıyor. Klasik caz repertuarını avangard bir anlayışla ve ilham verici şekilde yorumlayan Steps Trio, 21 Şubat akşamı hakiki bir caz deneyimi yaşatacak.

Istanbul Soul Nights

Istanbul Soul Nights partisi soul, funk ve R&B rüzgarlarıyla ile birlikte 21 Şubat’ta Babylon Lounge’ta. Hustle, 45, Dance Electrik, Bus Stop, Boogaloo, Funky Chicken, Crazy Robot, Shing-a-Ling ve Soul Street Line Dance’in danslarıyla eğleneceğiniz bu partiye görselleri ve müzikleriyle beraber Soul Sendikası ve Vj De-Mode eşlik ediyor.

Jan Blomqvist Konseri

Jan Blomqvist

Jan Blomqvist

Berlin’in son dönemlerdeki en merak uyandıran ve gelecek vadeden isimlerinden olan Jan Blomqvist unutulmayacak bir performans sergilemek için 21 Şubat’ta Cue İstiklal’de! Jan Blomqvist’in müzik serüveni oldukça ilginç. Elektronik müzikle tanışmadan önceki 7 seneyi aşkın bir süre zarfında karanlık ve melodik sounduyla Kuzey Almanya’yı sallayan bir grunge-rock grubunda şarkıcı, bas gitarist ve şarkı sözü yazarı kimliği… Ta ki Berlin’e taşınıp elektronik müziğe olan tutkusunu keşfedene kadar. Bundan sonraki süreç Jan’ın grubu iddialı bi karar vererek bırakması ve elektronik müzik odaklı kariyerine tek başına devam etmesiyle sonuçlanıyor. Şimdiki sound’unu ise Radiohead, Muse, Bodi Bill, Stephan Bodzin ve James Holden’ın müziğinin bir karışımı olarak tarif edilebilir melankolik, melodik elektro-pop ve minimal teknonun müthiş ahengi.

Electropol

Ξlectropol | Istanbul 2014 elektronik dans müziğin en gözde isimlerini İstanbul’da hayranlarıyla buluşturuyor; dünyaca ünlü festivallerin ana sahne DJ’leri 4000 kişilik dev Maslak Arena Festival Çadırı’nda konuk ediliyor.

!f Gökkuşağı Partisi

!f music’in gelenekselleşen Gökkuşağı Partisi bu yıl iki sahneye yayılıyor. ‘Asrın drag queen’i olarak anılan şarkıcı ve oyuncu Divine’ı sık sık hatırlayacağımız geceye drag kostümü ile bekleniyorsunuz. Ortamı kadar müzikleriyle de eşsiz geçecek gecenin yıldızları, kariyerindeki zirveye son hızla tırmanan İngiliz DJ Anthea ve Berlin’in en meşhur underground mekanı Berghain / Panorama Bar’ın resident DJ’i nd_baumecker. Ana sahneyi, Gökkuşağı Parti serisinin vazgeçilmez ikilisi DearHead, alternatif sahneyi ise Duygu Dönmez nam-ı diğer Just-D hareketli house setleriyle ısıtacak. Anthea kim? Yüksek enerjisi ve eşsiz prodüksiyon kabiliyeti sayesinde, en meşhur kulüplerin DJ kabinine girmeyi başaran Anthea, Loco Dice, Guti, Alex Celler, Werner Niedermeier gibi minimal müziğin sınır tanımayan isimleriyle ortaklaşa işlere imza attı. nd_baumecker kim? Yolu Almanya’da pek çok şehirden geçen Baumecker’in şu anki durağı Berlin. Deney alanı olarak tanımladığı dans pistini disco, house, techno, electro, pop ile coşturmayı başaran ND, partneri Sam Barker ile 2010 yılından beri birlikte müzik üretiyor. DearHead kim? Birlikte ilk kez 2009 !f Gökkuşağı Partisi’nde çalan, İstanbul müzik endüstrisinin başarılı iki ismi Bengi Ünsal ve Evrim Tüfekçioğlu bugüne dek festival ve kulüp etkinliklerinde çaldıkları büyüleyici setleriyle dans severlerin favori ismi haline geldi. Just D kim? İstanbul dans ortamlarının neşeli karakteri Duygu Dönmez nam-ı diğer Just D, eski-yeni en güzel house parçalarından oluşturduğu setleriyle dans pisti aşıklarının

New age ve dünya müziğinin önemli isimlerinden Japonyalı Kitaro, dev orkestrası eşliğinde 4 Mart’ta Haliç Kongre Merkezi’nde konser verecek.

kitaro

Etnik ve elektronik öğeleri bir araya getiren, dünyanın dört bir yanında dinleyenleri felsefi ve derin yolculuklara çıkaran özellikle 1980’li yıllarda “Silk Road” -İpek yolu- belgesel silk_road-kitaromüziği ile bilinen efsanevi müzisyen Kitaro , 4 Mart akşamı Haliç Kongre Merkezi sahnesine konuk olacak.

Pozitif Live tarafından gerçekleşecek gecede, Kitaro’ya 36 kişilik dev bir orkestra eşlik edecek.

Kapıların 17.00’da açılacağı konserin biletleri 3 Şubat Pazartesi günü tüm Biletix gişeleri ve biletix.com’dan satışa sunulacak.

Kasım ayında başlayacak yeni sezonunda İş Sanat”yıl boyu sanat, yıl boyu festival” yaklaşımıyla John McLaughlin, Joshua Bell gibi dünyaca ünlü sanatçıları ağırlayacak. Programda Amerikalı ünlü dans grubu Limon Dance Company’de yer alıyor

John McLaughlin

John McLaughlin

Klasik müzikten caza, gelenekselden dünya müziğine, danstan şiir dinletisine farklı etkinlikler ve sergilerle İstanbul İş Sanat’ın 14. sezonu kasım ayında başlıyor. İş Sanat’ın 14. sezonunun tanıtıldığı basın toplantısında konuşan Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Senar Akkuş, İş Sanat’ın kasımda başlayıp mayısta sona erecek yeni sezonunda 15 klasik müzik, 5 caz, 6 dünya müziği, 5 yerli proje, 2 dans gösterisi, 5 şiir dinletisi, 4 Parlayan Yıldızlar konseri ve çocuk gösterilerinin yer aldığını açıkladı. Kibele Sanat Galerisi ise 4 önemli sergiye ev sahipliği yapacak.

İş Sanat, sezonu 2 Kasım’da geleneksel hale gelen Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO)konseri ile açacak. Şef Sascha Goetzel’in yönetimindeki BİFO, genç kuşak piyanistlerinden Özgür Aydın’a eşlik edecek. Klasik müzikte sıra dışı tarzıyla dikkat çeken İngiliz Barok topluluğu Red Priest ile “kemanın şairi” olarak adlandırılan Joshua Bell yönetimindeki Academy of St Martin in the Fields sezonun öne çıkan konserleri arasında yer alacak.

MADELEINE PEYROUX DA GELİYOR
İş Sanat’ın caz konserlerinde ise, yenilikçi çalışmaları ile adından söz ettiren John McLaughlin ve tabla sanatçısı Zakir Hussain’in müzikal

Joshua Bell (Foto: Chris Lee)

Joshua Bell
(Foto: Chris Lee)

işbirliklerinin 40’ıncı yılını kutladıkları “Remember Shakti” projesi dikkat çekiyor. Time Dergisi’nin “Yılın en heyecan verici vokali” olarak nitelendirdiği caz vokalisti Madeleine Peyroux “The Blue Room” isimli son albümünün en beğenilen parçalarını İş Sanat sahnesinde seslendirecek.

LIMON DANCE COMPANY

İş Sanat, dansın uluslararası üne sahip önemli gruplarından birini daha dans severlerle buluşturacak. Dramatik ifadeleri, teknik ustalıkları ve coşkun hareketleriyle sahneye çıktıkları her ülkede izleyicilerine eşsiz deneyimler yaşatan Amerika’nın köklü dans topluluğu Limón Dance Company iki gösteriyle bu sezon İş Sanat’a konuk olacak.

İş Sanat’ta mayıs ayında ses getirecek konser ve etkinlikler

iş sanat Genç kemancı Kristóf Baráti’nin konzertmeisterliğini üstlendiği Macar Oda Orkestrası, Mischa Maisky, Lily Maisky ve Sascha Maisky ile ayın ilk konserini gerçekleştirecek olan İş Sanat sezonu Mariza, L.A. Dance Project, Şemsa İdil Ural, Michel Camilo ve Tomatito ile Senfonik Buika konserleriyle kapatacak. İSTANBUL (ANKA)- Klasik, caz ve dünya müziğinin seçkin ve beğenilen isimlerini sahnesinde ağırlayan İş Sanat 13’üncü sezonunu kapsamlı bir etkinlik serisi ile tamamlıyor. Genç kemancı Kristóf Baráti’nin konzertmeisterliğini üstlendiği Macar Oda Orkestrası, Mischa Maisky, Lily Maisky ve Sascha Maisky ile ayın ilk konserini gerçekleştirecek olan İş Sanat sezonu Mariza, L.A. Dance Project, Şemsa İdil Ural, Michel Camilo ve Tomatito ile Senfonik Buika konserleriyle kapatacak.

10-25-06 Kristof Barati PortraitsTutkuyla yorumladığı aşk şarkılarıyla tüm dünyada seyirci ve eleştirmenleri cezbeden ve “Flâmenko Kraliçesi” olarak adlandırılan Buika, Toni Cuenca yönetimindeki İstanbul Opera Orkestrası eşliğinde unutulmayacak bir senfonik konsere imza atacak.Buika’nın Türkiye’deki ilk konserine 2009 yılında ev sahipliği yapan İş Sanat, 13’üncü sezonunu da Buika’nın yeni senfonik projesi ile sonlandıracak. Müzik severlerin kaçırmaması gereken konser 24 Mayıs Cuma günü gerçekleşecek.

-MAİSKY AİLESİ İLE SEZONUN SON KLASİK MÜZİK KONSERİ-

Mischa-Maiskyİş Sanat, klasik konserler serisini ise çok özel bir etkinlikle kapatıyor. Bu yıl 65’inci yaşını kutlayan efsanevi çellist Mischa Maisky, kızı Lily Maisky ve oğlu Sascha Maisky ile İş Sanat’ta konser vermeye hazırlanıyor. 2 Mayıs’ta gerçekleşecek konserde Maisky ailesine Kristóf Baráti’nin konzertmeisterliğini üstlendiği genç ve dinamik topluluk Macar Oda Orkestrası eşlik edecek.Öte yandan tüm dünyada Fado’nun en güçlü yorumcularından biri olarak kabul edilen Mariza duygu yüklü sesiyle İş Sanat’ın konuğu oluyor. Mariza, bu yıl çıktığı dünya turnesiyle 7 Mayıs Salı akşamı İstanbullu müzikseverlerle buluşacak. 

-SIRA DIŞI BİR DANS TOPLULUĞU: L.A. DANCE PROJECT-

İş Sanat, deneyselliğe kendini adamış birinci sınıf bir çağdaş bale topluluğunun doğuşuna tanıklık ediyor. Ünlü Fransız koreograf ve dansçı Benjamin Millepied tarafından kurulan ve yönetilen L.A. Dance Project bambaşka bir dans deneyimiyle 10 Mayıs Cuma akşamı İş Sanat’ta sahne alacak. Geleneksellikten uzak, deneyselliğe açık topluluk, Millepied’in besteci Nico Muhly, sanat danışmanı Matthieu Humery, yapımcı Charles Fabius ve film yapımcısı Dimitri Chamblas gibi eski arkadaş ve dostları bir araya getirdiği bir “sanat kolektifi” olma özelliği taşıyor.

-CAZ VE FLÂMENKO RÜZGÂRLARI ESECEK-

Farklı müzikal dünyalara ait olmalarına rağmen pek çok ortak noktada buluşarak caz ve Flâmenko’yu bir arada ustalıkla icra eden Michel Camilo ve Tomatito İş Sanat’ta merakla Michel-Camilo-Tomatitobeklenen bir performansa hazırlanıyor. Kendi alanlarında usta olan ikili Spain Forever adlı göz kamaştıran bir müzikal diyalog ile yeniden bir araya geliyor. İşbirlikleriyle her zaman olay yaratan muhteşem ikili Michel Camilo ve Tomatito, Spain Forever projesiyle 16 Mayıs’ta İş Sanat’ta müzikseverlerin karşısına çıkacak.
Yetenekleriyle gelecek vaat eden genç müzisyenlerin Milli Reasürans konser salonunda sanatseverlerle buluştuğu İş Sanat’ın Parlayan Yıldızlar serisinin son konuğu Şemsa İdil Ural olacak. Genç yetenek Şemsa İdil Ural, İş Sanat’ın Parlayan Yıldızlar serisi ile 14 Mayıs Salı akşamı Milli Reasürans’ta bir resital verecek.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından, 16 yıldan bu yana aralıksız destek veren Garanti Bankası’nın sponsorluğunda düzenlenen İstanbul Caz Festivali bu sene 20. yılını kutluyor.

2–19 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek 20. İstanbul Caz Festivali,  caz dünyasının ünlü sanatçılarının yanı sıra yine pop, rock, folk ve dünya müziğinin başarılı isimlerini de müzikseverlerle özel bir programda buluşturacak.

İstanbul Caz Festivali 20. Yıl Etkinlikleri Nisan’da  Branford Marsalis & Joey Calderazzo Konserleriyle Başlıyor 

İstanbul Caz Festivali’nin 20. yıl sürprizleri erken başlıyor. Branford Marsalis ve Joey Calderazzo ikilisi, festivalin 20. yılı kapsamında 15 Nisan Pazartesi ve 16 Nisan Salı akşamları saat 21.30’da

iki gece üst üste Salon’da olacak. Caz dünyasının önemli saksafoncuları arasında gösterilen Branford Marsalis ve 90’ların başında tanışarak uzun yıllardır birlikte müzik yaptığı piyanist Joey Calderazzo, İstanbul Caz Festivali için ilk kez İstanbul’da müzikseverlerle buluşacak.

Grammy ödüllü saksafoncu Branford Marsalis aralarında Miles Davis, Dizzy Gillespie, Tina Turner, Sting, Kevin Eubanks, Bruce Hornsby gibi birçok önemli ismin kayıtlarında yer aldı. Klasik müziğe duyduğu ilgi Creation isimli albümünde güçlü bir şekilde hissedilen Marsalis, 2010 yılındaNew York Filarmoni Orkestrası ile solist olarak konserler verdi. Prodüktörlük geçmişi de bulunan ve 2002 yılında Marsalis Music adlı bir plak şirketi kuran Marsalis, halen North Carolina Central University’de ders de veriyor.

Caz dünyasına Michael Brecker Quintet’in turne kadrosuna katılarak giriş yapan piyanist Joey Calderazzo, ilk albümü In The Door vesilesiyle Branford Marsalis ile bir araya geldi ve ikilinin uzun yıllara yayılacak müzikal birliktelikleri de böylece başladı. Calderazzo Trio ismini verdiği ekibiyle başarılı albümlere imza atan ve Jerry Bergonzi, Dave Holland, Jack DeJohnette gibi birçok önemli isimle projeler gerçekleştiren Calderazzo, 1998’de Kenny Kirkland’ın vefatından bu yana, Branford Marsalis Quartet’in piyanisti olarak ekipte yer alıyor. Branford Marsalis ve Joey Calderazzo, uzun yıllara dayanan müzikal işbirliklerini ve dostluklarını, 2011 yılında çıkardıkları Songs of Mirth and Melancholy isimli albümle pekiştirdi.

20. İstanbul Caz Festivali’nin özel konseri Branford Marsalis ve Joey Calderazzo’nun 15 ve 16 Nisan’da Salon’daki konserlerinin 9 Mart Cumartesi günü Biletix satış sistemi ve İKSV Salon gişesinden satışa çıkıyor. Usta ikiliyi aynı sahnede görme fırsatını kaçırmak istemeyen cazseverlere duyurulur.

Antalya Piyano Festivali’nden muhteşem program.

Dünyaca ünlü sanatçıları ve grupları Antalya’da buluşturan, Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Uluslararası Antalya Piyano Festivali, muhteşem bir programla Kasım ayında başlıyor. 13’üncü yılında “Şehirde Müzik Var” sloganıyla yola çıkan festival, renkli ve dopdolu içeriği ile dikkat çekiyor. Sanat yönetmenliğini Fazıl Say’ın yaptığı festival, Volkswagen ana sponsorluğunda 16 Kasım – 08 Aralık tarihleri arasında Antalya’da gerçekleşecek. Efsane caz sanatçısı Chick Corea bu yıl festivalin sürpriz isimlerinden. Her gecesiyle izleyiciye ayrı bir tat sunacak olan festivalde, sahnedeki konserlerin yanı sıra halk konserleri ve öğrenciler ile sanatçıları bir araya getiren atölye çalışmaları da yer alıyor. “Şehirde Müzik Var” sloganı ile festival, 13’üncü yaşında da sanatseverlere unutulmaz bir müzik şöleni yaşatacak.

Festival açılışında Say’ın “Mezopotamya” Senfonisi
Festivalin bu yılki açılış konserlerinde ünlü besteci ve piyanist Fazıl Say’ın “Bugüne kadar yazdığım en iyi eser” olarak nitelediği ve 2012 yılında bestelediği, “Mezopotamya” başlıklı ikinci senfonisi seslendirilecek. Şaşırtıcı yeniliklerle dolu olan eser “Ovada iki çocuk”, “Dicle”, “Ölüm kültürü üzerine”, “Melodram”, “Ay”, “Güneş”, “Kurşun”, “Fırat”, “Savaş üzerine”, “Mezopotamya Türküsü” başlıklı on farklı bölümden oluşuyor. 130 kişilik dev bir orkestra için kurgulanan senfonide Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nı şef Gürer Aykal yönetecek. Antalya’da ilk kez yorumlanacak eserde solist Carolina Eyck Theremin isimli elektronik çalgısı ile Mezopotamya’daki bir meleği canlandıracak. Bas Blok Flütü ile Çağatay Akyol ve Bas Flütü ile de Bülent Evcil orkestraya eşlik edecek. Say’ın güçlü performansıyla gerçekleşecek açılış konserleri 16 Kasım Cuma ve 17 Kasım Cumartesi günü saat 20:00’de Antalya Kültür Merkezi’nde izlenebilir.
Sahne genç yeteneklerin…
Türkiye’deki birçok sanatçıyı yetiştiren ve 2006 yılında hayata veda eden piyanist Kâmuran Gündemir anısına her yıl geleneksel olarak düzenlenen “Genç Yetenekler” konseri, bu yıl da başarılı gençleri ağırlamaya devam ediyor. Bu senenin solistleri Cem Esen, Can Çakmur, Victor Maslov ve Merve Akyıldız. Genç piyanistlerin performanslarını sergileyeceği konser 18 Kasım Pazar günü saat 14:30’da Antalya Kültür Merkezi’nde ücretsiz olarak gerçekleşecek.
Andante Gecesi’nde “Midori & Özgür Aydın” 
Klasik müzik dergisi ‘Andante’ adına yapılan gecede, ülkemizi yurtdışında başarıyla temsil eden piyanist Özgür Aydın ve dünyaca ünlü Japon keman sanatçısı Midori Gato birlikte sahne alacak. 2009 yılından bu yana dünyanın farklı şehirlerinde sahne alan ikili için New York Timesgazetesinin ünlü müzik eleştirmeni Vivien Schweitzer “İkilinin sahnedeki uyumu izlemeye değer” yorumunu yapıyor. 20 Kasım Salı günü saat 20:00’de Antalya Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek “Andante Gecesi”nde ikili, çok özel bir repertuvar sunacak.
Sıra dışı “Diabelli” yorumuyla “Andreas Staier”
Alman piyanist Andreas Staier bu yıl festivalde sahne alacak bir diğer isim. Dünyanın önde gelen orkestralarıyla birlikte solist olarak sahne alan Staier, konser gecesinde izleyicilere özel bir repertuvar sunacak. Sanatçı, Beethoven’ın Viyanalı müzik yayıncısı ve besteci Anton Diabelli’nin bir valsi üzerine yazdığı Diabelli Çeşitlemeleri’ni seslendirecek. Beethoven’ın son dönem eserlerinden olan ve çeşitleme tekniğinin en kusursuz örneklerinden sayılan 33 Çeşitleme’nin seslendirileceği konser, 22 Kasım Perşembe günü saat 20:00’de Antalya Kültür Merkezi’nde izlenebilir.
İspanyol aşk şarkılarının tutkulu sesi “Buika”
Festivalin bu yılki sürprizlerinden biri de İspanyol aşk şarkılarının tutkulu sesi Buika… “En mi Peil” albümü ile tüm dünyada büyük beğeni toplayan Buika Antalya’da ilk kez festival kapsamında hayranlarıyla buluşacak. Flamenko ile cazı bir araya getiren, flamenkoyu farklı boyutlara taşıyarak dünya müziğine yepyeni bir tarz kazandıran Buika, sahnedeki enerjisi ile de seyirciyi adeta büyülüyor. 24 Kasım Cumartesi günü saat 20:00’de Antalya Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek konserde İspanyol şarkıcıya dünyaca ünlü piyanist Ivan Melon (piyano), AntonioCuenca (kontrabas) ve Ramon Porrina (vurmalılar) eşlik edecek. Seal ve Nelly Furtado gibi dünyaca ünlü pop yıldızları ile yaptığı düetlerle de dünya listelerine giren Buika, gecedeyönetmen Pedro Almadovar’ın filmlerinde yer alan enfes şarkılarını da seslendirecek.
Piyanonun zarif kraliçesi Gülsin Onay
Dünyaca ünlü Türk piyanist Gülsin Onay bu yıl festivalin en önemli konukları arasında yer alıyor. Hocası Ahmed Adnan Saygun’un dünya çapında en güçlü yorumcusu olarak kabul edilen Onay, önemli orkestralar eşliğinde sayısız ülkede bestecinin eserlerini seslendirdi. Özellikle romantik dönem bestecilerinin eserlerindeki usta yorumuyla tanınan sanatçı bu konserde Saygun ve Beethoven’ın eserlerinin yanı sıra 20. yüzyılın en önemli bestecilerinden biri olan ve bu yıl 150. doğum yılı kutlanan Fransız besteci Claude Debussy‘nin eserlerini de yorumlayacak. Kaçırılmaması gereken bu konser 26 Kasım Pazartesi günü saat 20:00’de Antalya Kültür Merkezi’nde izlenebilir.
Cazın efsanesi ismi Chick Corea ‘Trio’su ile festivalde…
Caz müziğin yaşayan efsanesi Chick Corea, festivalin en heyecanlı gecelerinden birine imza atacak. 18 Grammy ödülü olan Amerikalı besteci ve piyanist Chick Corea festival kapsamında trio’suyla birlikte ilk kez konser verecek. Gecede piyanosuyla etkileyici bir şov sunacak olan efsane sanatçıyla birlikte iki ünlü isim daha sahne alacak: basta kendi kuşağının en üstün yeteneklerinden biri olarak kabul edilen ve Sting, Pat Metheny, McCoy Tyner gibi ünlü isimlere eşlik eden Christian McBride ve vurmalılarda, Herbie Hancock, Bob Dylan, Joni Mitchell ve The Wayne Shorter Quartet ile çalışan sıradışı yetenek Brian Blade. Muhteşem performansları ile izleyicilere unutulmaz bir caz gecesi yaşatacak olan Chick Corea Trio’nun heyecanla beklenen konseri 28 Kasım Çarşamba günü saat 20:00’de Antalya Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek.
Atlantik’in öbür yanından “Tzimon Barto” geliyor
Amerikalı piyanist Tzimon Barto, çok özel bir repertuvar ile sanatseverlerin karşısında olacak. Güçlü yorumu ve sahne performansı ile beğeni toplayan piyanist, Atlantik’in diğer yakasından festivale konuk oluyor. New York Filarmoni, Chicago Senfoni ve Houston Senfoni gibi birçok uluslararası orkestra ile birlikte konserler veren Barto, özellikle Chopin, Schumann ve Gershwin yorumlarıyla dikkat çekiyor. Tzimon Barto konseri 30 Kasım Cuma günü saat 20:00’de Antalya Kültür Merkezi’nde izlenebilir.
Brad Mehldau Trio ile “caz”a doyacaksınız
Dünyanın farklı sahnelerinde verdiği konserlerin yanı sıra Stanley Kubrick’in efsane filmi “Eyes Wide Shut” gibi birçok film müziğinde de ismini sıkça gördüğümüz ünlü piyanist Brad Mehldau da, triosuyla birlikte festivale konuk olan isimler arasında yer alıyor. 2 Aralık Pazar günü saat 20:00’de Antalya Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek bu keyifli caz gecesinde Mehldau’ya Larry Grenadier (bas) ve Jeff Ballard (vurmalılar) eşlik edecek.
Yunan piyanist Anastasios Pappas da festivalde…
New York basınının “Enstrümanıyla akıllarda kalan gerçek bir müzisyen” olarak yorumladığı Yunan piyanist Anastasios Pappas festivalde izleyicilere unutulmaz bir gece yaşatacak. Pappas 4 Aralık Salı günü saat 20:00’de Antalya Kültür Merkezi’nde gerçekleştireceği resitalde, Modest Musorgski, Arjantinli besteci Alberto Ginastera ve Franz Liszt’in eserlerinin yanı sıra Fazıl Say’ın “Kara Toprak” başlıklı eserini de yorumlayacak.
Baltıklardan “Gidon Kremer Trio” rüzgarı
Festival sona yaklaşırken sahne alacak gruplardan biri de “Gidon Kremer Trio” olacak. Letonyalı ünlü keman sanatçısı ve orkestra şefi Gidon Kremer, Gürcü piyanist Khatia Buniatishvili ve Litvanyalı viyolonsel sanatçısı Giedre Dirvanauskaite’den oluşan grup farklı tarzları ve yorumlarıyla dikkat çekiyor. “Gidon Kremer Trio” konserde, Franck ve Çaykovski’nin eserlerinin yanı sıra Gidon Kremer’in geçtiğimiz yıl kaybettiği annesi Marianne Kremer’in anısına yazılan ve Kovacs Tickmayer’in Monteverdi’nin aynı isimli aryasından uyarladığı Lasciatemi Morire isimli eserini de seslendirecek. Konser 6 Aralık Perşembe Günü saat 20:00’de Antalya Kültür Merkezi’nde izlenebilir.
Festival Kapanışı “Spivakov ve Moskova Virtüözleri” ile…
Festivalin son konserinde ise gelenek yine bozulmuyor. Sanat kalitesi ile iddialı bir isme sahip olan ve dünyanın en önemli toplulukları arasında gösterilen Moskova Virtüözleri bu yıl da festival kapanışını gerçekleştirecek. Aynı zamanda festivalin daimi orkestrası olan topluluğu, yine güçlü bir isim olan şef Vladimir Spivakov yönetecek. Geceye solist olarak piyanist Philipp Kopachevsky, flütçü Julia Schasnovich, viyolonselci Dmirtry Prokofiev ve saksafoncu Matvey Sherling katılacak. Sanatseverlere müziğin farklı renklerini sunan festivalin kapanış konseri 8 Aralık Cumartesi günü saat 20.00’de Antalya Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek.
Halk Konserleri ve Workshop’lar
Halk konserleri devam ediyor
13’üncü yılında “Şehirde Müzik Var” sloganıyla yola çıkan festivalin yelpazesi bu yıl daha da genişledi. Ücretsiz halk konserleriyle Antalya’nın farklı noktalarında sanatseverlerle buluşan festival, bu yıl ilçelere kadar uzanan bir programla hazırlandı. Programda Antalya Kültür Merkezi’nde gerçekleşen konserlerin yanı sıra ücretsiz olarak düzenlenecek üç halk konseri de yer alıyor. Konserlerden ilki festivalin sanat yönetmeni olan Fazıl Say konseri. Say, 18 Kasım’daAlanya’da izleyicilerle buluşacak. Piyanonun zarif kraliçesi Gülsin Onay 23 Kasım’da Kepez’de, Yunan piyanist Anastasios Pappas ise 5 Aralık’ta Akdeniz Üniversitesi’nde bir konser verecek. Şehrin uzak bölgelerinde yaşayan ve konserlere gelme şansı olmayanlar, dopdolu bir programa sahip bu üç konserle festivali takip etme şansı yakalayacak.
Sanatçılar festival boyunca öğrencilerle
Festival bu yıl da sanatçıları ve öğrencileri farklı atölye çalışmaları ile bir araya getirmeye devam ediyor. Kalitesi kadar atölye çalışmalarıyla da eğitim alanında güç kazanan festivalde, bu yıl çalışmalar daha da arttırıldı. Dünyanın farklı ülkelerinden gelen sanatçıların gerçekleştireceği atölye çalışmalarında, öğrenciler sanatçılarla çalışma olanağı yakalayacak. Festival boyunca devam edecek olan atölye çalışmaları Akdeniz Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Antalya Koleji ve ATSO Güzel Sanatlar Lisesi’nde gerçekleşecek.
Biletler 01 Kasım’dan itibaren Biletix’te satışta
16 Kasım-08 Aralık tarihleri arasında Antalya Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek 13’üncü Uluslararası Antalya Piyano Festivali’nin biletleri yurtiçinde ve yurtdışında, 01 Kasım’dan itibaren Biletix’te satışta olacak. Festival biletleri Biletix gişelerinden ya da www.biletix.com adresinden alınabilir.
Festivalin Bilet Fiyatları
Balkon    : 35 TL
Salon      : 45 TL
Kombine:  250 TL (Tüm etkinlikleri kapsar)

İş Sanat’ın Kasım ayı etkinliklerinin ve sezon boyunca gerçekleştirilecek klasik müzik ve caz konserleriyle dans gösterilerinden oluşan toplam 24 etkinliğin biletleri 8 Ekim Pazartesi günü satışa çıkıyor.

Sanatseverler her yıl olduğu gibi İş Sanat’ta sezonun tüm klasik müzik ve caz konserleri ile dans gösterilerinin biletlerini indirimli olarak alabiliyor, ayrıca kendi konserler serisini oluşturabiliyor. İş Sanat’ta 5 etkinliğe bilet alan izleyiciler için yüzde 10, 10 etkinlik için yüzde 15, 15 etkinlik için yüzde 20 indirim sağlanıyor.

Öğrenciler için özel fiyat

Öğrenciler için konserin fiyatından bağımsız olarak sunduğu sabit özel fiyat uygulamasını bu sezon da sürdüren İş Sanat, öğrenci biletlerini yine sınırlı sayıda İş Sanat Ana Gişe’de satışa sunacak. Öğrenciler, öğrenci kimliğini göstererek her etkinlik için bir adet bilet satın alabilecek.

Klasik müziğin dev isimleri İş Sanat’ta

İş Sanat 3 Kasım Cumartesi günü şef Sascha Goetzel yönetimindeki Borusan Filarmoni Orkestrası’nın piyanist Emre Şen’e eşlik edeceği konserle sezona merhaba diyecek ayrıca bu yıl 65. yaşını kutlayan çellonun yaşayan efsanesi Mischa Maisky kızı Lily Maisky ve oğlu Sascha Maisky ile İş Sanat sahnesinde buluşacak. Sanatseverler İş Sanat’ın 13. sezonunda Alman soprano Simone Kermes, Emmanuel Pahud, Piotr Anderszewski, Janine Jansen, Gülsin Onay, Paul Lewis gibi klasik müziğin yıldızlarının yanı sıra Camerata Salzburg, Academy of St Martin in the Fields, Die Deutsche Kammerphilharmonie Bremen, Orchestre des Champs-Elysees, Berlin Oda Orkestrası gibi dünyanın en önemli topluluklarını izleme şansı bulacak. Caz
ve dansın önemli isimleri de programda yer alıyor.

Dünya ve Türk müziğinden örnekler ve çocuklara etkinlikler de Kasım ayında İş Sanat’ta
Dünya müziğinin özel sesleri bu sezonda da İş Sanat’ta yankılanacak. İspanyol pop, rock şarkıcısı Luz Casal muhteşem sesiyle müzikseverlere unutulmayacak bir Akdeniz gecesi yaşatacak. Günümüzün en popüler alternatif rock gruplarından biri olan Duman da en güzel şarkılarının akustik versiyonları ile sevenleriyle buluşacak. Mehmet Ali Alabora ile Emir Gamsızoğlu “Çocuklar için Notada Yazmayanlar”da minik sanatseverlerle hem sohbet edecek hem de özel konuklarla klasik müziğin en güzel örneklerinden bir seçki sunacak.

Kaynak : [-]