Yazılar

William Shakespeare’in ölümsüz aşk öyküsü ‘Romeo ve Juliet’ İstanbul’da

William Shakespeare’in ölümsüz aşk öyküsü ‘Romeo ve Juliet’, 21 Şubat’ta İstanbul’da sahnelenecek. Gösteri için 13 tır dolusu dekor, kostüm ve teknik donanım İstanbul’a getirilecek.

William Shakespeare Romeo ve Juliet

Gösteri ve sahne sanatları örneklerinin sınırlarını zorlayan bir proje olarak gösterilen ‘Romeo ve Juliet’ Şubat ayında İstanbul’a geliyor. 45 oyuncunun rol aldığı ve büyük bir teknik ekiple İstanbul’da sahne almaya hazırlanan ‘Romeo ve Juliet’ ekibi oyuncuların yanı sıra 40 teknisyen, 6 kişilik iletişim ekibi, 15 kişilik yapım sorumlusundan oluşuyor.

Bugüne dek sayısız kez bale, film, müzikal ve opera olarak sahnelenen William Shakespeare’in ölümsüz eseri, 3 boyutlu dijital sahne tasarımıyla ve orijinal dilinde sahnelenecek. Temsil sırasında 23 sahne değişimi ve 270’ten fazla kostümün kullanıldığı oyun için 13 tır dolusu dekor, kostüm ve teknik donanım İstanbul’a getiriliyor. Yönetmenliğini Giuliano Peparini’nin üstlendiği, besteleri Gerard Presgurvic, şarkı sözleri ise Vincenzo Incenzo’e ait oyun, 1 Mart’a kadar Zorlu PSM’de izlenebilecek.

Romeo e Giulietta

Etkinlik Hakkında

Shakespeare’in 420 yıl önceki hayali,
bugünün hayal gücüyle İstanbul’da…

Sonsuz aşkın müzikle dansı
Romeo & Giulietta

Cesur bir prodüktör, çılgın bir yönetmen ve 45 eşsiz oyuncu, dansçı ve akrobat; Shakespeare’in o günlerde hayal bile edemeyeceği 3 boyutlu dijital bir sahnede bu unutulmaz hikayeye yeniden hayat veriyor.

İtalya’da 8 ay gibi kısa bir sürede 400.000 kişiyi büyüleyen Romeo e Giulietta, Ama e Cambia il Mondo 270’ten fazla benzersiz kostüm, 23 sahne değişimi ve üstün teknolojik alt yapısıyla İstanbullu sanatseverlere bugüne kadar yaşamadıkları bir deneyim yaşatmak için geliyor.

İtalya’da gelmiş geçmiş en görkemli gösteri olarak adlandırılan bu muhteşem show 21 Şubat’ta Zorlu Center PSM’de perdelerini açıyor.

Aşkla değişir dünya

Verona’nın iki soylu ailesi, Montegue ve Capuleti’lerin ölümcül nefretleri iki gencin ilk görüşte başlayan ve kaderlerini mühürleyecek olan aşkına engel olamaz. Aşıkların trajik intiharıyla ölüm aşkı ebediyete yüceltirken, düşman aileleri vicdan azabıyla tüketir.

Shakespeare’in eserinde aşk, insani bir tecrübeden tüm evreni içine alacak evrensel bir boyuta taşınıyor. Shakespeare karanlığın ve ışığın üzerinde duruyor.

Romeo e Giulietta, Ama e Cambia il Mondo’da müzik, hikayeyi yeniden yaratıyor. Her özgün yorumunda olduğu gibi klasik eserin özüne hem saygı duyuyor hem ihanet ediyor.

Çatışmaları aydınlatan, tutkuları gizleyen ışık bu özgün yorumda bize müzikle dönüyor ve kötülüğün renklerini güçle doldururken, iyiliğin çerçevesini yumuşak tonlarla çiziyor.

Müzikler ve ritim kimi zaman deliliği, kimi zaman ahlakın terk edilişini simgeliyor. Aşk resmedilirken ise bunun aksine iki aşığın tutkusunun, sonsuz bekleyişinin ve çektikleri işkencenin altını çiziyor.

Vincenzo Incenzo

Yazar William Shakespeare,
Yapımcı David Zard,
Müzik Gérard Presgurvic,
Italyanca Uyarlama Vincenzo Incenzo,
Yönetmen Giuliano Peparini

FİLMmich 2. Liselerarası Kısa Film Yarışması

FİLMmich 2. Liselerarası Kısa Film YarışmasıBu yıl ikincisi düzenlenecek olan Saint Michel Fransız Lisesi Kısa Film Yarışması, 2014 senesinin Türk Sinemasının 100. Yılını anmak amacıyla yarışmaya katılmak isteyen filmlerden “Türk Sineması” referansı taşımasını beklemektedir.

Tema:

Katılımcı yönetmenler kısa filmlerinde Türk sineması izlerini istedikleri gibi kullanabilirler. Bu izler filmin bir kısmında ya da bütününde hakim olabilir. Bir anımsatma, gönderme ya da filmin tamamı şeklinde görülebilir. Bu konuda herhangi bir kısıtlama yoktur. Bu yönetmenin tercihine bırakılmıştır.

Teslim Tarihi:

Filmlerin Saint Michel Lisesi adresine posta yoluyla en geç 1 Mayıs 2015 tarihine kadar gönderilmesi gerekir.

Değerlendirme:

Filmler 22 Mayıs 2015 tarihinde Saint Michel Gençlik Festivali’nde gösterilecek, 1., 2., 3. Seyirci oylarıyla belirlenecek, sonuçlar 25 Mayıs 2015 tarihinde okulun web sitesinde açıklanacaktır.

Ödüller:

1.ye 1000TL; 2.ye 750TL, 3.ye 500TL değerinde elektronik mağazalarda kullanılmak üzere hediye çeki verilecektir.

Yarışma sadece lise ve dengi okullarda öğrenim gören öğrencilere açıktır. Yönetmenler filmleriyle birlikte öğrenci belgelerini de göndermek zorundadır.

Ayrıntılı bilgi şartnamede bulunabilir.

ÖZEL SAINT MICHEL FRANSIZ LİSESİ 2. KISA FİLM FESTİVALİ

FİLMmich 2. LİSELERARASI KISA FİLM YARIŞMASI ŞARTNAMESİ

Özel Saint Michel Fransız Lisesi bu yıl ikincisi düzenlenecek olan FİLMmich Kısa Film Yarışmasına ev sahipliği yapmaktadır. Bu kapsamda bu sene Türkiye Geneli 2. Kısa Film Yarışması ve Festivali düzenlenecektir. Türk sinemasının 100. Yılını kutladığı bu sene yarışmaya katılacak tüm kısa filmlerin eski türk filmlerine Yeşilçam karakterlerine Türk Sinema tarihinin önemli film, sahne ya da oyuncu ya da dialoglarına referanslar taşıması gerekmektedir. Bu yılki kısa film yarışması ile Saint Michel Lisesi Türk sinemasına bir saygı duruşu gerçekleştirmek istemektedir. Eski Türk filmlerinin ne şekilde yeniden üretileceği tamamen yönetmene bırakılmıştır. Yönetmenler 100 yıllık Türk Sinema tarihi geleneği ve birikiminden istedikleri düzeyde, tarzda ve miktarda yararlanabilirler. İster kısa filmin tamamı ya da sadece bir bölümü Türk Sinemasını izlerini ve ruhunu taşımalıdır.

AMAÇ: Özel Saint Michel Fransız Lisesi, “Kısa Film Yarışması” ile öğrencilerin yaratıcılıklarını geliştirmeyi, kısa film yapımını özendirmeyi, sinemanın gelişimine katkıda bulunmayı, bu yıl özel olarak Türk Sinemasının 100. yılını kutlamayı hedeflemiştir.

KAPSAM:

a) Türkiye genelindeki liselerin öğrencileri katılabilir.

b) Saint Michel Fransız Lisesi Kısa Film Yarışması’nda kurmaca, belgesel ve animasyon şeklinde hazırlanmış eserler değerlendirilecektir.

c) Yarışmaya film gönderme, filmin yönetmeni tarafından yapılmalıdır. Proje, birden çok kişi tarafından hazırlanmış olsa da, künyede yönetmen olarak sadece bir kişinin adının bulunması gerekmektedir. Birden çok yönetmeni olan filmler, yarışmaya katılamaz. Yarışmaya gönderilen filmler Kısa Film Festivali Düzenleme Komisyonu tarafından saptanacak ön eleme jürisi tarafından izlenecek ve ön eleme sonuçları www.sm.k12.tr adresinden ilan edilecektir.

d) Ön elemeyi geçen yarışma filmleri, seçili jüri tarafından değerlendirilerek ödül kazananlar belirlenecektir.

e) Ön eleme jürisi tarafından belirlenen, ödül kazanamayan yönetmenlere katılım belgesi verilecektir.

f) Ödüller birden çok film arasında paylaştırılamaz.

g) Jürinin kararı kesindir, itiraz edilemez, değiştirilemez. Eser sahibi, adli ve idari yargı yoluna müracaat haklarından vazgeçmiştir.

h) Ön Seçici Kurul tarafından seçilen filmler izleyicilere, Saint Michel Kısa Film Festivali Düzenleme Komisyonunun belirleyeceği salonlarda ve programa göre sunulur.

Ayrıntılı bilgi ve başvuru için

http://www.saintmichel.k12.tr/

Türkiye’nin ilk görme engelliler sergisi devam ediyor.

Seramik sanatçısı Nuray Erden ve Görsev Bilkay’ın İdol Seramik Atölyesi İzmir’den İstanbul’a geldi. Türkiye de ilk kez geçtiğimiz yıl Haziran ayında İzmir’de açılan bu özel seramik sergisi Beyaz Baston Görme Engelliler Haftasında bu kez İstanbul’da bir ilke imza attı.

gorme-engeller-sergisi

Tüm İdol sanatçılarının eserlerinden oluşan Seramik Sergisi Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı Derneği (TÜRGÖK ) yararına Gayrettepe Rotary Kulübü ve Rotary 2420 Bölge 4. Grup Kulüpler tarafından düzenlendi.

Sergiye katılımın yoğun olması dikkat çekerken, görme özürlülerin seramiklere elleriyle temas ederek eserleri incelemeleri çok özel görüntüler oluşmasına sebep oldu. Sergiye gelen görme özürlüler, sergilenen eserleri elleriyle tanırken, her eser ile ilgili bilgiyi ses kaydından dinleyerek ve kabartma Braille alfabesiyle yazılan tanıtım levhalarından öğrenebilme fırsatı buldular. Ayrıca seramik sanatçılarıyla tanışma ve görüşme olanağına da sahip oldular.

Sergi geliri “Görme Özürlüler Kitaplığı”’na

Serginin geliri Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı Derneği’ne bağışlanacak. Türkiye’nin ilk ve tek Görme Özürlüler Kitaplığı görme özürlülerin yazılı kaynaklardan yararlanmalarını sağlamak, onların eğitimine ve kültürel gelişimine katkıda bulunmak için 2004 yılında İzmir’de kurulmuştur. Bugüne kadar Türkiye’nin her yerine ve İngiltere Hollanda ve Kıbrıs, Amerika ve Almanya’daki görme özürlülerimize kabartma (Braille) harfleriyle yazılan kitaplar dergiler ve ses kayıtlarını ücretsiz ve iadesiz göndererek hizmet vermektedir. Bugüne kadar 6 bine yakın görme özürlüye hizmet verilmiştir.

Sergi 13-21 Ocak 2015 Saat 11.00 ile 19.00

Beşiktaş Belediyesi

Ortaköy Kültür Merkezi

Kaynak: Cumhuriyet

Nâzım Hikmet Gecesi Akatlar Kültür Merkezi’nde

Ustalara Saygı geceleri kapsamında 12 Ocak’ta şairin doğum günü kutlanıyor. Gecede kendi sesinden şiirler dinlenecek, onu ve dostlarını tanımış Hıfzı Topu anılar anlatacak.

Nazım Hikmet

Beşiktaş Belediyesi tarafından 10 senedir düzenlenen “Ustalara Saygı” etkinlikleri, yeni yılda geleneksel Nâzım Hikmet gecesiyle devam ediyor. Şairi 15 Ocak’ta kutlanacak 113. doğum günü dolayısıyla anmayı hedefleyen etkinlik, 12 Ocak Pazartesi akşamı gerçekleştirilecek. Faruk Şüyün’ün hazırladığı ve moderatörlüğünü üstlendiği “Ustalara Saygı” toplantısı, saat 20.00’den itibaren Melih Cevdet Anday Sahnesi’nde (Akatlar Kültür Merkezi) takip edilebilir.

Yapıtlarıyla edebiyat, tiyatro, sinema , müzik ve resmi de besleyen Nazım Hikmet, gecede sanatın farklı dallarından örneklerle anılacak.

Nâzım Hikmet’le ilgili yaşamından görüntülerin gösterileceği, kendi sesinden şiirlerin dinletileceği gecede Vedat Sakman, şairin şiirlerinden bestelediği 5 yapıtıyla mini bir konser verecek.

Nâzım Hikmet’i ve dostlarını yakından tanımış olan Hıfzı Topuz’un anılarını anlatacağı gecede edebiyatçı Osman Şahin, ustanın “Kadınlarımız” şiirini seslendirecek.

Türkiye televizyonlarında yasaklı olduğu dönemde Korkut Akın’ın hazırladığı bir programda ilk kez gösterilen Nâzım Hikmet görüntülerinin de yansıtılacağı gecede, Salkımsöğüt şiirinden Ethem Onur Bilgiç’in yaptığı animasyon da yer alacak.

Nâzım Hikmet’in Türkçede yayımlanmamış ve/veya yitik sanılan eserlerini bulan, yayınlanmasını sağlayan, ustanın yurtdışındaki fotoğraflarından oluşan “Alnımın Çizgilerindesin Memleketim” sergisinin de aralarında bulunduğu çok sayıda etkinlik düzenleyen M. Melih Güneş’in ustayı anlatacağı gecenin diğer konuşmacıları Atilla Birkiye, Göksel Aymaz, Işık Öğütçü, Turgay Fişekçi olacak…

Araf Ne Taraf Ramazan Etkinlikleri Kapsamında Ücretsiz İzlenebilecek

Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği’ne bağlı Nar Sanat Tiyatrosu, ARAF NE TARAF adlı 2 perde komedi tiyatro oyunu ile Ramazan Etkinlikleri kapsamında ücretsiz olarak sahnede.

Beylikdüzü Belediyesi ve Nar Sanat Tiyatrosu işbirliği ile 4 Temmuz 2014, Cuma saat : 22:00 de sahnede olacak.

Oyun Hakkında:

Pardon Zebani Bey…
…bazı sınavlar yakıcı olabilir

Birbirinden farklı iki samimi arkadaş Cennet ve Cehennem arasında ilginç bir sınava tabi tutuluyor. Ancak sorular bu kez sıcak taraftan geliyor. Soruları doğru yanıtlamak mı yoksa yanıtlayamamak mı? Bu tuhaf sınavdan kaçış Araf’ta mı? Peki, Araf Ne Taraf?

Mahmut (Cumhur SARI) ve Bilal’in (Halis BAYRAKTAROĞLU) Zebani (Uhde SEÇİL) ile olan amansız ve komik mücadelesine güzel hostes Şule (N. İrem MERCAN) de katılınca olaylar daha da şenleniyor. Zebaninin yardımcısı Zu boş duruyor mu peki? Tabi ki hayır.

CCYS (Cennet Cehennem Yerleştirme Sınavı) için geçen yılın sorularının peşine düşmüş, yeni merhum şaşkın üç komik karakter ve hiç bitmeyen bir tempo…

Toplumun genel ahlak kuralları çerçevesindeki iyinin sıradanlığı ile kötünün uç noktalarının irdelendiği oyunda onlar Araf’ı araya dursun, sizler gülme krizinden çıkma yolları arayacaksınız.

Ebru ERDEMOĞLU’nun kaleme aldığı Genel Sanat Yönetmenliğini Halis BAYRAKTAROĞLU’nun üstlendiği ARAF NE TARAF, bir NAR SANAT TİYATROSU prodüksiyonudur.

Tarih: 04 Temmuz 2014, Cuma

Saat: 22:00

Adres: Gürpınar mah. Millet Cad. Okutan İş Merkezi/ Beylikdüzü

araf-ne-taraf-beylikduzu

Sıfır Teorisi: 30 Yılın Değişen Kabusu

Terry Gilliam’ın Sıfır Teorisi’ni kısaca özetlemek gerekirse George Orwell’in 1984’üne Brazil dersek Sıfır Teorisi’ne de Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünyası diyebiliriz.

sıfır-teorisi

Terry Gilliam’ın son filmi Sıfır Teorisi (The Zero Theorem) Türkiye’de ilk defa İstanbul Film Festivali’nde gösterildi.

Gilliam son filmini şöyle anlatıyor:

“1984 yılında çektiğim Brazil’de, o tarihte dünyadan ne anlıyorsam onun resmini çizmeye çalışmıştım. Sıfır Teorisi’nde de şu anda dünyadan ne anlıyorsam onu resmetmeye çalıştım.”

1984’ten 2014’te ne değişti? Berlin Duvarı yıkıldı, Sovyetler dağıldı, 9/11, ABD’nin Irak ve Afganistan işgali, Justin Bieber, askeri darbeler, AKP, İnternet, Arap Ayaklanması, cep telefonları, Twitter/Facebook, Occupy Wall Street, Fukuşima…

Bunlar ilk on saniyede aklıma gelenler, ne yazık ki bu listeyi çıkartırken hologram teknolojisine giriş yapsak da henüz uçan araba ve uçan kaykaylarımızın (hovercraft) icat edilmediğini hüzünle hatırlatırım.

Uçan cisimler bir yana, Gilliam’ın 30 yılında ne değişti? Gilliam’ın 30 yıl içinde ürettiklerinden 12 Maymun (Twelve Monkeys) ve Balıkçı Kıral (Fisher King) her ne kadar bize bir fikir verse de, Brazil’den Sıfır Teorisi’ne baktığımızda daha renkli ve bir o kadar daha boğucu bir dünyaya geldiğimizi söyleyebiliriz.

Gri binalardan rengarenk kabuslara

2011-06-07_11-05-26_week_end_4.jpg

Brazil’in bürokrasinin batağında, gri fütüristik binaların gölgesinde, gündelik hayatın “terör” ve “şiddet” ile normalleştiği, 1984’ün var olup olmadığı bilinmeyen Büyük Birader’i gibi bir otoriteryenliği içinde tek kurtuluşumuz Icarius’un kanatlarıydı.

Ama şimdi içinde düştüğümüz daha da vahimi…

Sıfır Teorisi’nin, yani Gilliam’ın 2014’ü, renklerin ve desenlerin çılgınlığı, puslu ve gri, çamur içinde sokaklarda bizimle konuşan, bizi çağıran, bizden çağı yakalamamızı isteyen dijital reklam panoları, tüketimin ve markaların hegemonyası, üretimin bürokrasinin beyaz kağıtlarından iletişim aygıtlarına geçtiği ve iktidarın iktidar olarak kalmakla birlikte korporatist*  bir biçime büründüğü dünya…

Gökkuşağı renklerinin griden daha iyi olduğunu düşünürken Gilliam’ın filmlerinde işin tersine dönmesi neden peki?

screen

Brazil, her ne kadar otoriteryenliğin devlet ve bürokrasinin aygıtlarıyla inşa edildiği, insanların Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nın da atası olan dev gri binalarda mini minnacık odalara hapsedildiği, “terör”ün bir devlet propaganda aracı olarak kullanıldığı ve şiddetin yoğunluğu ölçüsünde normalleştiği bir dünya olsa da hala daha bir umudu içinde barındırıyordu:

Anarşist enerji mühendisi Harry Tuttle. Sistemin büyüklüğü ölçüsünde yetersizliği sebebiyle kendine alan açan Tuttle aynı zamanda bürokrasinin ve haliyle devletin de en büyük düşmanıydı.

Tuttle’ın varlığı aslında sistemin arka kapılarının ve haliyle sistem dışılığın da ispatıydı. Tabii bunu göze alabilene.

Kontrol Yönetim’de

Sıfır Teorisi’nde ise Yönetim’in (The Management) “araç”ı olmayan tek karakter Bob, ki o da Yönetimin biricik oğlu.

sıfır noktası

İki film arasındaki benzerliklere baktığımızda Bob ile Tuttle’ın misyonu her ne kadar benzer olsa da Gilliam’ın Bob ile sistem dışılığı yine sistemin içinden tarifleyişi 30 yıllık değişen mücadele biçiminin bir yansıması gibi.

Sistemin içinden çıkamama hali aslında Sıfır Teorisi’ne genel olarak işlemiş bir kavram. Öyle ki sisteme (dijital olarak) sürekli bağlı kalmaktan yani çevrimiçi olmaktan muzdarip Qohen Leth’in tek derdi olan ve kendisine hayatın anlamını söylemesini beklediği “çağrı”yı kaçırma sebebi de bir anlık “çevrimdışı” olması. Gilliam’ın filminde Leth’in Yönetim ile mücadelesinin umudu yine Leth’in sisteminin içinde yatıyor.

Gilliam için son 30 yıl için tüketim toplumu eleştirisi baki kalsa da, Brazil’i çekerken 2014’teki gibi bir dünyayı tahayyül dahi edemediği açık. Öyle ki estetik ameliyat, burjuva alışkanlıkları ve yozlaşmayla resmettiği tüketim toplumu eleştirisi Sıfır Teorisi’nde çok daha renkli ve çok daha karanlık bir hal alıyor.

Parlak renkli, kostümvari giysiler, rengarenk saçlar, çılgın kalabalık partiler, sınırsız yemek ve içecek, sürekli alıma teşvik eden interaktif ve daimi reklam panoları Sıfır Teorisi’nin gündelik hayatını oluşturuyor.

Tüm bunların yanında iktidar 30 yıldır aynı şeyin peşinde: Bilginin.

Gözetim ve denetim faaliyetiyle iktidar Sıfır Teorisi’nde de her ne kadar pozisyonunu korusa da aynı zamanda partilere katılan, “baba” olan, kişisel hırsları olan yani daha “insani” bir iktidar. Öyle ki Yönetim’i sinemada “kötü karakter” olarak izlemeye alışık olmadığımız Matt Damon canlandırıyor.

Yönetim, küçük güvenlik kameraları ve iletişim araçları üzerindeki hakimiyetiyle insanları üzerinde daimi bir kontrole sahip.  Ve iktidar kelimenin tam anlamıyla bir “işadamı”.

Keza sloganı da belli: Merak etmeyin, her şey kontrol altında!

Mücadelenin yeri: Sistemin içi mi, dışı mı?

the-zero-theorem

ki film için ortak ve değişken daha pek çok şey söylemek mümkün ancak spoiler kazasına düşmeyelim.

Ama kısaca özetlemek George Orwell’in 1984’üne Brazil dersek, Sıfır Teorisi’ne de Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünyası diyebiliriz.

1984/Brazil’in bürokratik otoriteryen distopyası, kendi sisteminin kustuğu sistem kırıcıları da üretiyor ve ürettiği ölçüde de kullanıyor. Ancak tüm bunların yanında yine de bir çıkış yolu görünüyor.

Fakat Cesur Yeni Dünya/Sıfır Teorisi’nin haz bazlı toplumu ve korporatist iktidarı, “insani” hazların maskesi altında bir hegemonya kuruyor. Bu sistemden çıkış yolu ise sisteme karşı değil bireyin kendisine karşı mücadelesini gerektiriyor. Bu yüzden renkli yüzü ve sınırsız imkanlarıyla çok daha derin ve karanlık bir dünya.

Sıfır Teorisi’ni 12 Nisan’da Nişantaşı City’s sinemasında İKSV Film Festivali’nde izleyebilirsiniz. Film hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ve şuradan ulaşabilirsiniz.

* Korporatizm, hepsi de tüketici olan bütün üreticiler tarafından, bütün tüketiciler için düzenli üretimdir. Bir taraftan işleticilerle işletilenler, diğer taraftan da üretim ile tüketim arasındaki ilişkileri değiştirme ve geliştirmeye yönelik bir ekonomipolitik sistemdir.  (vikipedi)

Kaynak :[-]

 

 

 

Sinema katliamı altında “31. İstanbul Film Festivali “geldi!

200 film gümbür gümbür geliyor

31 Mart-15 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek ”31. İstanbul Film Festivali”nde, 200’ün üzerinde film sinemaseverlerle buluşacak

Festival direktörü Azize Tan, 8 Mart’ta üniversitelerde ön gösterime başlayacaklarını, 18 üniversiteye gideceklerini ve öğrencileri festival programıyla tanıştıracaklarını söyledi.

Tan, bu yıl festivalde yarışmaların ön plana çıktığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Uluslararası yarışmanın başkanlığını Nuri Bilge Ceylan yapacak. Bu bizim için çok heyecan verici. Dünyaca tanınmış bir Türk yönetmenin bize destek vermesinden çok mutlu olduk. Murathan Mungan da ulusal yarışmamızın jüri başkanı olacak. Bu yıl ulusal yarışmamız çok iddialı olacak çünkü birçok filmin Türkiye ya da dünya prömiyerini ilk kez İstanbul’da yarışma sırasında görecek izleyicilerimiz. Çok sayıda konuk da gelecek. O konuklardan biri de Marjane Satrapi olacak. Animasyon bir yapım olan ”Persepolis” adlı filmiyle ilgi çeken yönetmen, yabancı film Oscar’larında son 5’e kalmıştı. Satrapi’nin son filmi ‘Chicken Plums” da festival kapsamında gösterilecek.”

Gelen ünlü yönetmen ve oyuncuların, sinema sohbetleri, paneller aracılığıyla seyirciyle buluşmasını sağlayacaklarını belirten Tan, ”Bu söyleşiler çok ilgi, görüyor üstelik tüm bunları ücretsiz yapıyoruz. Yine jüri başkanımız olan Nuri Bilge Ceylan da bir sinema dersi verecek” dedi.

Ulusal ve uluslararası Altın Lale yarışmalarının dışında, bir de İnsan Hakları yarışmasının düzenleneceğini dile getiren Tan, ”Belgesellerden çocuk filmlerine, deneysel filmlerden, genç yönetmenlerin filmlerine kadar çok farklı bölümlerimiz olacak. Bu yıl aynı zamanda ‘Çin Yılı’nı kutluyoruz. 2014’te de Çin de ‘Türkiye Yılı’ olacak. Karşılıklı bir işbirliğimiz söz konusu. Çin ile özel bir işbirliği gerçekleştiriyoruz” diye konuştu.

“MÜTEVAZI BİR BÜTÇEYLE FESTİVAL YAPIYORUZ”
Azize Tan, Türkiye’de sürekli yapılan bir organizasyonun dünyadaki benzerleriyle kıyaslandığını, ”Niye biz bir Berlin ya da Cannes olamıyoruz?” diye sorulduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Gönül rahatlığıyla diyebilirim ki, İstanbul Film Festivali, organizasyonun içeriği ve düzenlenmesi açısından yurt dışındaki örnekleriyle hakikaten aynı seviyede, aşağı kalır bir yanı yok. Üstelik bunu da onlara göre çok mütevazı bir bütçeyle yapıyoruz. Ama iş alt yapıya geldiğinde biz ne yazık ki çok geride kalıyoruz. Büyük festivaller, içinde bulundukları belediyeler ve hükümetler tarafından çok ciddi destekler alıyor. Bunların birer festival sarayları var. Mesela Berlin Film Festivalinin 2 bin kişilik bir sarayı var. Ses ve görüntü kalitesi çok iyi.”

“SİNEMALAR TEK TEK KAPANIYOR”
Yıllardır Beyoğlu’ndaki sinemalarda festival düzenlediklerini söyleyen Tan, sinemaların tek tek kapanmasının kendilerini çok etkilediğini belirtti.

Azize Tan, Türk sinemasında çok genç ve dinamik bir kuşağın yetiştiğine dikkati çekerek, ”Çok açıklar, dünya ile irtibat halindeler. Ancak hala Türkiye’de sinemanın endüstrileştiğinden bahsedemeyiz. O anlamda son dönemde Sinema Telif Hakları Müdürlüğünün Sinema ve Telif Hakları Müdürlüğü olarak ikiye ayrılmasını çok anlamlı buluyorum. Böylece tamamen sinemaya odaklanmış yeni bir birimin Kültür Bakanlığı içinde olması çok önemli. Ama hala sinemayla ilgili bazı problemler var. Türkiye de bir film enstitüsünün olmaması Türkiye sinemasının tek bir elden idare edilememesine neden oluyor. Oysa her ülkenin ulusal film enstitüsü bulunuyor. Türk filmlerinin yurt dışı tanıtımları da daha kurumsallaşmış bir şekilde yapılmalı.”

“DİZİ SEKTÖRÜNÜN POPÜLARİTESİ SİNEMAYI TETİKLEYEBİLİR”
Türkiye’de dizi sektörünün önemli bir noktaya geldiğine vurgu yapan Tan, ”Dizi sektöründeki bu başarıyı Türk sineması da yakalayabilir. Dizilerin yarattığı bu popülarite Türk filmlerini destekleyebilir. Bunlar sektörel anlamda birbirini besleyen şeylerdir. İki sektörün güç birliği yapması Türk sinemasını önemli yere getirecektir” dedi.

Azize Tan, 31. Film Festivalinin, İKSV’nin 40. yılına denk gelmesinin de ayrı bir anlam taşıdığını ifade ederek, açılışın Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde yapılacağını söyledi.

Tan, 31 Mart–15 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek festival kapsamında her yıl dağıtılan ”Sinema Onur Ödülleri”nin Türk sinemasına yıllar boyu emek veren yönetmen Ali Özgentürk, oyuncular Ayşen Gruda ile Halit Akçatepe ve Türkiye’nin ilk kadın film eleştirmeni Sevin Okyay’a takdim edileceğini kaydetti.

Festivale 300’ün üzerinde yabancı konuk geleceğini, yabancı gazeteciler ve eleştirmenlerin katılacağını belirten Tan, şunları kaydetti:

”İstanbul Film Festivali her geçen yıl adını biraz daha fazla duyuruyor. O yüzden bir çok önemli konuk kendi isteğiyle gelme, Türk sinemasıyla tanışma talebinde bulunuyor. Ancak siz bu insanları ağırlayacak bir sinema salonuna sahip değilseniz, bütçenizde devlet ve belediye katkısı çok sınırlıysa, sinemanızı geliştirmeniz çok zor oluyor. Elinizdeki olanaklarla yetinmek zorunda kalıyorsunuz. Yapmak istediğimiz çok şey var. Zira İstanbul’un adını taşıyan bu festival için biraz daha destek almak ve mekan sorunlarımızı aşmak istiyoruz. İstanbul bir cazibe noktası haline gelmişken, 31 yıldır başarıyla devam eden bu festivali biraz daha destekle çok daha iyi yerlere getirebileceğimize inanıyorum.”

Sayfalar

Sonuç Bulunamadı

Üzgünüz, hiç bir gönderi kriterinizle eşleşmedi