Şunun için etiket arşivi: dil

Eminseniz isterseniz aşağıda 7 madde halinde verilen metni okuyup tekrar düşünün!

Bize sürekli gösterilen harita..

Bize sürekli gösterilen harita..

Dünyamız, her zaman küresel güçlerin mücadelesine sahne olmuştur. Medya, ekonomi, siyaset ve popüler kültür bu mücadelenin en çetin savaşlarının yaşandığı alanlardır. Bu sefer sizi çok farklı bir arenaya götürüyoruz. Dünya haritasına bakış açınızı değiştirecek bir gerçeğin ardındaki komplo teorilerine inanamayacaksınız. İşte 7 maddede dünya haritasının ardında yatan sır!

eski tip harita

Merkatör Projeksiyonunu daha önce duymuş muydunuz? Günümüzde hemen her okulda, kurumda ve daha bir çok alanda karşılaşabileceğiniz dünya haritalarının tamamı Merkatör Projeksiyonu esas alınarak çizilen haritalardır. Ve işin doğrusunu söylemek gerekirse, dünyanın doğru kabul edilen en büyük ve yaygın yalanıdır. Merkatör Projeksiyonu, son derece yanlış hesaplamalarla çizilen haritalar ortaya koyar. Sadece ekvator çizgisi hizasında doğru sonuçlar verebilen harita, kuzey ve güney uçlarda gerçeği yansıtmayan ölçümler ortaya koyar.

1500’lü yıllarda ortaya atılan bu harita türü, her ne kadar teknik imkansızlıklardan ortaya çıkmış masum bir hata gibi görünse de aslında büyük bir propaganda malzemesidir. Çünkü ilerleyen yıllarda doğru ölçümlerle oluşturulan haritalar, kabul görmemiş ve Merkatör Projeksiyonu kullanılmaya devam etmiş. Neden? Bilimsel her türlü gelişmeye kucak açan insanlık, neden Merkatör Projeksiyonu gibi ilkel, teknik hatalarla dolu bir ölçüme bağlı kalmış? Anlatacaklarımız komplo teorisi gibi görünebilir ancak bilimsel veriler yüzlerce yıllık bir yalanı tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

1. Gerçeklerin gün ışığına çıkması

uzaydan dünya

Büyük yalan ilk önce, kaşifler tarafından fark ediliyor. Ölçeklendirmesi hakkında net bilgiler verilmeyen Merkatör Projeksiyonunu esas alarak Dünyayı gezmek için denizlere açılan yüzlerce amatör kaşif, gittikleri yerlerde garipliklerle karşılaşıyorlar. Grönland’ın güney kıyılarına yanaşan gemilerden inen kaşifler kuzeye doğru ‘uzun’ bir yolculuğa çıktıklarını düşünüyorlar ancak yolculuk sandıklarından çok kısa sürüyor. Benzer şekilde Orta Afrika’da keşfe çıkan gruplar Merkatör Projeksiyonuyla hazırlanmış haritalara göre yaptıkları yolculukta, Ümit Burnu’na hesapladıkları sürede bir türlü varamıyorlar. İlk defa kafalarda soru işareti uyandıran tespitler bazı konferanslarda dile getirilince, haritalara paralel ve meridyenler eklenerek, kuzey ve güneydeki paralel-meridyen aralıklarının boyutu büyültülüyor. Böylece haritalar çok dikkat çekmeyen çizgilerle gerçek bir görünüm sunuyormuş gibi şekillendiriliyor. Ancak yine de haritada bir şeylerin yanlış olduğu çeşitli kesimlerce iddia edilse de, geçiştiriliyor.

James Gall

James Gall

 

Geçiştirilen iddialar, sadece kaşiflerin değil astronomların da ilgisini çekiyor. İskoç astronom James Gall’ın 19. yüzyılda yaptığı çalışmalar sonrasında, haritacılar Merkatör Projeksiyon haritaların altına bir not düşmek zorunda kalıyorlar; “Güney Amerika Grönland’ın 5 katı büyüklüğündedir”. Bu ufak detay başlarda kimsenin ilgisini çekmiyor. Çekse de üstünde çok fazla düşünülmüyor. Ta ki, aradan 100 yıl geçene kadar.Arno Peters

Arno Peters

Sene 1974. Dünya 400 yıla yakın bir süredir inandırılan bir yalanın peşinde dünyayı tanımaya çalışıyor. Geçmişinde film yapımcılığı gibi işler bulunan, Berlin doğumlu Alman bilim adamı Arno Peters, Avrupa merkezli dünya fikri üzerine tezler üzerine çalışıyor. Çalışmalarında dikkatini antik haritalar üstüne yönlendiriyor. Antik çağlardaki kaşiflerin haritalarının tümünün, bilinen dünya haritasından belli başlı özelliklerle farklılaşması garibine gidiyor. “Hepsi yanılmış olamaz” diyor Peters ve mevcut dünya haritasını mercek altına alıyor. Peters, James Gall’ın çalışmaları üstünden en doğru harita projeksiyonunu hazırlamak için kolları sıvıyor. Ortaya çıkan sonuç sarsıcı boyutlarda oluyor. Bilinen dünya haritasının önemli bir bölümünün yalandan ibaret olduğu anlaşılıyor.

2. Yanlışta ısrar

asıl dünya haritası

 

1974 yılında Peters, çalışmalarını dünya ile paylaşıyor. Gerçek dünya haritası yukarıda gördüğümüz şekilde ortaya koyuluyor. Peters’ın geliştirdiği Peters-Galls Projeksiyonu bilim çevrelerince dünyanın en doğru haritası olarak kabul ediliyor. Peters’ın hazırladığı haritalar dünyaya yayılmak üzere 80 milyon adet basılıyor. Ama bu haritalar; ne okullara, ne kurumlara girebiliyor ne de medya tarafından yayınlanıyor. 1989 yılında Peters, “Peters’ın Dünya Atlası” adında bir harita kitabı da bastırıyor ancak kitap da kitlelere bir türlü ulaşamıyor. Dünya ortaya çıkan bir gerçeği görmezden geliyor ve yalanda ısrar ediyor. Merkatör Projeksiyonlu haritalar dünyanın yüzü olarak nesilden nesile aktarılmaya devam ediyor.

3. Merkatör Projeksiyonu’nun asıl sorunu

 

MARKATÖR

 

Merkatör Projeksiyonu temel sorun olarak, küre şeklinde bir cismin düzleme çevrilirken yaşadığı eğilmeler ve bükülmelerle karşılaştığı için yanıltıcı bilgiler verir. Ya da bize öyle söylenir çünkü masum görünen bu eğilme ve bükülmeler doğal değildir. Eğilip bükülmeler kuzey ve güneydeki alanların olduğundan büyük görünmesini sağlayabilir ancak asla orta alanlarda daralmaya sebep olmaz. Merkatör Projeksiyonu, kuzey ve güneydeki alanları abartılı bir şekilde büyük göstermekle kalmaz, Afrika gibi dünyanın ortasında yer alan devasa bir kıtayı da olduğundan daha küçük gösterir. Merkatör Projeksiyonun asıl sorunu geometri değil, propagandadır. Batı dünyasının propagandasına maruz kalmış bir dünyanın eğilip bükülüşünün kanlı canlı kanıtıdır!

4. Büyük Propaganda

SİYASİ HARİTA

 

Peki Merkatör Projeksiyonu kimin işine yarıyor? Ya da bu yalanı kabul etmek kimin işine geliyor? İşte size örnekler:

Kanada

Merkatör projeksiyonuna göre Kanada, ABD’nin Kuzeyinde devasa bir ülke gibi duruyor. Ama gerçek boyutlarında dünyanın kuzeyine sıkışmış bir ülke görünümünde.

ABD

Merkatör Projeksiyonunda Kuzey Amerika Güney Amerika ile hemen hemen aynu hatta daha büyük bir kıta konumunda. Ancak gerçekte Güney Amerika, Kuzey Amerika’dan gözle görülür bir şekilde daha büyük. ABD’de bu ölçeklendirme içinde Güney Amerika’nın karşısında daha küçük görünüyor.

İngiltere

Merkatör Projeksiyonu, İngiltere’yi Dünya’ya hakim bir noktaya konumlandırır. Gerçek dünya haritasında ise İngiltere kuzeydenizinde bir ada gibi görünmekte.

Avrupa

Dünyanın küresel gücü ABD değil mi? Merkatör Projeksiyonu’na göre dünya ABD merkezli gibi olması gerekmez mi? Ama bir zamanlar dünyanın küresel gücü Avrupa ülkeleriydi. Merkatör Projeksiyonuna bakarsanız, Avrupa ülkeleri dünyanın merkezinde durur. Gerçek Dünya haritasında ise merkezde Kuzey Afrika ila Orta Afrika civarında bir bölge duruyor.

Rusya

Topraklarının büyük çoğunluğunu Sibirya’nın karlar altındaki arazilerinin oluşturduğu Rusya, Merkatör Projeksiyonunda korkunç boyutlarda büyük görünüyor. Ama Gerçek dünya haritasında Asya’nın kuzeyinde bir çizgiden ibaret.

Baltık Ülkeleri

Merkatör Projeksiyonu sayesinde daha gözle görülür bir alanda karşımıza çıkar Norveç, İsveç ve Finlandiya gibi ülkeler de aslında gerçek dünya haritasında kuzeye sıkışmış ülkeler konumundalar. Hatta bir baltık ülkesi olarak sayılan Danimarka bile Grönland sayesinde adını büyük harflerle dünyanın gözüne sokabiliyor. Dünya haritasında neredeyse Afrika’dan daha büyük duran Grönland, gerçek dünya haritasında ise kuzeye sıkışmış küçük bir ada görünümünde.

5. Ne yapılmaya çalışılıyor?

WORLDMAP

Peki Merkatör Projeksiyonuyla ne yapılmaya çalışılıyor? aslında bu haritanın ekmeğini yiyen ülkelere baktığımız zaman ne yapılmaya çalışıldığı son derece açık. Ama bir de “Markatörzede” ülkelere bakalım. Yalanlarla dolu bir haritadan kimler zararlı çıkıyor?

Afrika Ülkeleri:

Hemen hemen bütün Afrika ülkeleri gerçekte olduğundan çok daha küçük bir şekilde Merkatör Projeksiyonunda gösteriliyor, çünkü zaten Afrika kıtası bütünüyle küçültülmüş!

Çin:

Çin Merkatör haritasında bile zaten büyük bir ülke gözükürken, gerçek dünya haritasında aslında ne kadar büyük olduğunu daha rahat bir şekilde görebiliyoruz. Bu noktada Rusya’nın Çin ile arasındaki boyut dengesinde inanılmaz farklılıklar otraya çıkıyor.

Arap Yarım Adası:

Dünyaya dayatılan haritada Arap Yarım Adası olarak bilinen alanın ne kadar küçük olduğu gözlerden kaçmıyor. Gerçek dünya haritasında ise Arap Yarım Adasının büyüklüğü ortaya çıkıyor.

Meksika:

Aynı şekilde Merkatör Projeksiyonu Meksika’yı olduğundan daha küçük gösterme eğiliminde. Gerçek Dünya haritasına göre ise Meksika oldukça büyük bir alan kaplıyor.

İran ve Hindistan:

İran ve Hindistan da gerçek dünya haritasında, dayatılmaya çalışılan haritaya oranla daha büyük bir alanı kaplıyor.

Güney Amerika:

Güney Amerika kıta halinde, Kuzey Amerika’dan daha büyük bir alanı kapladığı halde, Merkatör Projeksiyonuyla yapılan haritalarda abartılmış bir Grönland adasıyla birlikte Kuzey Amerika, Güney Amerika’dan daha büyük gözükmekte.

6. Bölgeler Arası Denge

Haritalar

Kıtalara mevcut dayatılan harita üzerinden objektif bir yorumla bakacak olursak; Büyük bir Rusya, büyük bir Kuzey Amerika, küçük ama merkezde bir Avrupa, bastırılmış bir Afrika ve sıkıştırılmış bir Ortadoğu görüyoruz. Dünyayı politik açıdan değerlendirecek olursanız hemen hemen aynı yorumu yapabilirsiniz. Coğrafi olarak olmasa da politik açıdan gerçekleri yansıtan bir harita karşımızda durmuyor mu? Peki ya dünyaya egemen olan politika, gerçek dünya haritasıyla paralel doğrultuda olsaydı, nasıl bir dünyada yaşıyor olurduk ve dünyaya hangi güçler egemen olurdu?

7. Sonuç

dunya-haritasi

Dayatılmaya çalışılan dünya haritasında büyük gözüken ülkelerle, gerçek dünya haritasında büyük gözüken ülkeleri karşılaştırdığımız zaman ortaya çıkan sonuçlara baktığımız zaman ister propaganda olarak tanımlayın isterseniz komplo teorisi, büyük bir kandırmacaya hala inanıyor olduğumuz yadsınamaz bir gerçek.

Ülkelerin tam yüz ölçümü için tıklayınız.

Kaynak : radikal.com.tr

Müthiş yetenekli bir ressam düşünün. Dünyanın en iyi ressamlarını kolaylıkla taklit edebiliyor. O kadar başarılı ki yaptığı taklit tablolar inanılmaz fiyatlara satılıyor. Ve bu düzeni 40 yıl boyunca devam ettirebiliyor. Bu kişiyle sizi tanıştıralım:Wolfgang Beltracchi.

Wolfgang resim yaparken

Wolfgang resim yaparken

 

Wolfgang sıradışı bir sahtekarlık yöntemiyle sanat dünyasını birbirine katmayı başarmış. Sahtekarlığı şu: Ünlü ressamların çizdiği tabloların taklitlerini yapmıyor; o kişilerin tekniğini o kadar iyi hazmetmiş ki, onların elinden çıkmış gibi yeni tablolar resmediyor.

Elbette bu tabloların orijinal olup olmadığı uzmanlarca kontrol ediliyor. Peki Wolfgang bunu nasıl aşıyor? İki şekilde: Birincisi tekniği asıl ressamdan ayırtedilemeyecek kadar iyi. İkincisi karısı Helena’nın başrol oynadığı bir hikaye uyduruyorlar. Karı koca kurguladıkları öykü şu: Helena dedesinin önemli bir resim koleksiyonu olduğunu, bunu Naziler iktidara gelince sakladığını, ölünce de kendisine geçtiğini söylüyor. Burada çok disiplinli bir çalışma yapıyorlar. Söz gelimi antikacılardan eski tuval ve diğer malzemeleri bulup bunları kullanarak resim yapıyorlar. Resimleri titizlikle eskitiyorlar. Hatta Helena’yı makyaj ve dönem kıyafetleriyle ninesi kılığına sokup antika bir kamerayla fotoğrafını bile çekiyorlar.

Karısı Helena'yı ninesine benzeterek çektikleri fotoğraf

Karısı Helena’yı ninesine benzeterek çektikleri fotoğraf

Bu sahte koleksiyonda yer alan tabloları uzun yıllar – 40 yıl – milyonlarca Dolar’a satarak inanılmaz bir hayat yaşıyorlar.

Ve sonra aptalca bir hatayla kendilerini hapiste buluyorlar. Bir tabloya ilişkin testlerde kullandıkları boyalarda titanyum bulunuyor. Halbuki o dönem boyalarda bu element kullanılmıyor. Gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Wolfgang altı, karısı dört yıl hapis yatıyor.

Wolfgang ve Helena beraberken

Wolfgang ve Helena beraberken

Peki sahtekarlığın boyutu ne? Dedektifler 36 tablodan 46 milyon Dolar (100 milyon TL!) kazandığını tespit etmişler. Wolfgang “300 tane sattım” diyor, hesabı siz yapın .

Ancak bu arada Wolfgang sanat çevrelerinde inanılmaz ünleniyor. Cezasını tamamlayıp hapisten çıkınca bu ününün sayesinde artık kendi imzasıyla resim yapmaya başlıyor.

Kaynak :azsekerli.com

Su Hakkı Kampanyası oluşumu, bu yıl Dünya Su Günü’ne denk gelen 21-22 Mart tarihlerinde dünyada büyüyen su krizine dikkat çekmek, krizin çözümü için “neoliberal politikalardan başka bir alternatif yok” diyen anlayışa karşı “Yaşam için Su Film Festivali” ile “hayır başka çözümlerimiz var” diyoruz.

su film festivali

“Kâr değil, önce insan ve doğa” diyen bir anlayış ile kolektif çözümler üretebilir ve bunları hayata geçirebiliriz” diyen Su Hakkı Kampanyası oluşumu, büyüyen bir su krizi ile karşı karşıya olduğumuz konusunda uyarıyor.

“Tüm canlıların en temel yaşam kaynaklarından biri olan suyun azalması ya da kirlenmesinin yaratacağı olumsuz etkiler, tahminlerimizin bile ötesinde olabilir. Bu olumsuz gidişat karşısında suyu elinden alınanlar, şehirlerde artan su faturaları ve ambalajlı su şirketlerinin insafına terk edilenler hem su varlıklarının korunması hem de yaşam hakkının ayrılmaz bir parçası olarak su hakkının tanınması için mücadele ediyor. Dünya Su Günü’nün esas sahipleri olan su hakkı için mücadele edenler hep birlikte haykırıyor:

Kâr için değil yaşam için su!” 

Bu yıl ilk kez İstanbul, Bursa, İzmir, Tekirdağ, Kırklareli, Kaynarca ve Karaburun’da yapılacak festival programına http://festival.suhakki.org/ adresinden ulaşabilirsiniz. Tüm gösterimler ücretsiz olacak.

PERA-MUZESİHayat Kısa, Sanat Uzun: Bizans’ta Şifa Sanatı sergisi kapsamında bir sempozyum düzenliyor. Adını Hippokrates’in ünlü aforizmasından alan sergi, Bizans’ta şifa sanatı ve pratiğini, Roma döneminden geç Bizans dönemine uzanan bir süreçte incelemeyi amaçlıyor.

Küratörlüğünü Brigitte Pitarakis’in yaptığı sergide, antik dünyanın kutsal şifacıları Apollo ve Asklepios ile rasyonel tıbbın ve farmakolojinin kurucuları Hippokrates ve Dioskorides’in altyapısını oluşturduğu Bizanslılar’ın şifa metodları (inanç, büyü, rasyonel tıp), İstanbul’daki şifa ve mucize merkezleri, doktor azizler gibi çeşitli konular; ulusal tıp ve botanik elyazmaları, mermer oyma eserler, ikonalar, rölikerler, muskalar, tıp aletleri, bitki örnekleri, antropolojik veriler, nadir baskı kitap, gravür ve arşiv fotoğrafları aracılığıyla anlatılıyor.

14 Mart Cumartesi, 09:30

Katılım ücretsizdir, kayıt gerekmemektedir.
Simultane tercüme yapılacaktır.

AYRINTILI PROGRAM

Sempozyum Hayat Kısa, Sanat Uzun : Bizans’ta Şifa Sanatı – Yeni Bakışlar

14 Mart Cumartesi 2015

09:30 Çay – Kahve

09:45 Açılış Konuşması: Brigitte Pitarakis

I.Oturum Başkan: Koray Durak

Şifaya Dair Algılar ve Endişeler

10:00-10:30 Derek Krueger (Kuzey Carolina, Greensboro Üniversitesi) Bizans’ta Şifa ve Kurtuluş

10:30-11:00 Frederick Lauritzen (Venedik) On Birinci Yüzyıl Konstantinopolisi’nde Bedeni ve Ruhu Sağaltmak

11:00-11:30 Christos Merantzas ve Brigitte Pitarakis (Patras Üniversitesi ve CNRS, Paris) Cinlerin Gürültüsünden Cennetin Melodisine: Bizans’ta Şifa Tartışma ve Çay – Kahve Arası (20 dakika)

Şifa Mabetleri ve Pagan Mirası

11:50-12:20 Şehrazat Karagöz (İstanbul Arkeoloji Müzeleri) Gerçekten Efsaneye Hekim Tanrı Asklepios

12:20-12:50 Philipp Niewöhner (Dumbarton Oaks, Washington, D.C.) Anadolu’nun Şifa Pınarları: Pagan Mirasın Sorunu Tartışma ve Öğle Yemeği

II. Oturum Başkan: Philipp Niewöhner

Şifa Mabetleri ve Azizlerin Hayat Öyküleri

14:30-15:00 Halûk Çetinkaya (Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul) Konstantinopolis’te Kosmidion

15:00-15:30 Anna Lampadaridi (CNRS/IRHT Section grecque, UPR 841, Paris). Yunan Mucize Metinleri Külliyatında Şifa: Trabzonlu Aziz Eugenios Örneği Tartışma ve Çay – Kahve Arası (20 dakika)

Tıbbi Uygulamalar, Şifa ve Hastalık

15:50-16:20 Petros Bouras-Vallianatos (King’s College, Londra) Geç Bizans’ta Tıbbi Teori ve Uygulamalar

16:20-16:50 Koray Durak (Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul) Egzotik İlaçlar ve Bizans Tıbbının Gelişimi

16:50-17:20 F. Arzu Demirel (Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Burdur) İskeletlerden Elde Edilen Veriler Işığında Anadolu Bizans Toplumlarında Sağlık

Tartışma ve Kapanış

Tüm Öğretmenler Sendikası (TÖS), Millî Eğitim Bakanlığı 2014 İdare Faaliyet Raporu’ndaki okula devam etmeyen öğrenci sayısını değerlendirdi. 

öğrenci

2013 yılında 174 bin 625 öğrenci İlköğretim kurumlarını (ilkokul ve ortaokul) terk ederken, 2014 yılında İlköğretim kurumlarında öğrenim gören 234 bin 932 öğrenci okulu terk etti. Millî Eğitim Bakanlığı’nın 2013 İdare Faaliyet Raporunda okula devam etmeyen (Okul terki)  öğrenci sayısını 90 bin olarak belirlediğini; ancak bu sayının 174 bin 625 olduğunu söyleyen TÖS, 2013’teki okul terklerine göre 2014’teki terklerin (ilkokul ve ortaokul) yüzde 35 artış gösterdiğini ve 234 bin rakamının korkunç bir rakam olduğunu söyledi.

TÖS’ün soruları

  • 235 bin okulu terk eden öğrencinin sınıflarına, cinsiyetlerine göre dağılımı nedir? Yine bu öğrencilerin kaçı ilkokul, kaçı ortaokul öğrencisidir?
  • 4+4+4  zorunlu eğitim uygulamasının bu okul terklerindeki payı nedir?
  • Bakanlık, okulu terk eden öğrencilere yönelik ne gibi çalışmalar yapmıştır ve yapmaktadır?
  • Bilindiği gibi ilkokul ve ortaokul zorunlu eğitim kapsamındadır. Bu sonuca göre devlet zorunlu eğitimi uygulayamamakta mıdır? Öyle olduğu görülmektedir.

TÖS’ün konuya ilişkin görüş ve önerileri ise şöyle:

Eğitim, toplumun hem bir aynası hem de temel belirleyicisi olduğu için ailelerin sosyo-ekonomik durumunun okul terklerinin temel sebebi olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda çocukların ve ailelerinin çeşitli fonlar ve burslarla daha fazla desteklenmesini olumlu bir seçenek olarak görmek ve uygulamak gerekir.

TÖS olarak zorunlu ilköğretim çağı öğrencilerine verilen karşılıksız desteğin artırılmasının okula terki azaltacağı düşüncesindeyiz. Ayrıca aileleri bilinçlendirme gibi diğer tedbirlerin de belirlenip uygulamaya geçirilmesi, bu konuda özel çalışmalar yapılması gerekmektedir.

Sonuç olarak 4+4+4 biçiminde çarpıtılmış 12 yıllık zorunlu eğitimin uygulamada gerçekleşmemesi (hatta 4+4+4 olarak bölünmüş olmasının okul terkini daha da artırdığı düşünülmektedir) ülkemiz için büyük bir sorundur. 2014 yılı faaliyet raporunda açıkça ifade edilen bu sonuç, bize Milli Eğitim’in sınıfta kaldığını bir kez daha göstermiştir. Siz istediğiniz kadar eğitimde çağı yakaladığınızı,  göz boyayıcı projelerle göstermek isteyin, istatistik veriler açıktır; 235 bin korkunç bir rakamdır. Ülkemiz için büyük bir ayıp ve kayıp olan bu duruma karşı tedbirler alınıp, gerekenler yapılarak acilen düzeltilme yoluna gidilmelidir.

Kaynak: Tüm Öğretmenler Sendikası

Endonezya’da 19. yy’da bulunan, yüz binlerce yıl öncesinden kalma midye kabuğu üzerinde, insan eliyle yapılmış ilk sanat eseri olabileceği düşünülen izler bulundu.

en-eski-sanat-eseri en-eski-sanat-eseri-2

Bilim insanları modern insanın atasına ait en eski sanat eserinin bulunmuş olabileceğini açıkladı. Endonezya’nın Cava adasında bulunan ve 430 ila 540 bin yıl öncesine ait olduğu düşünülen deniz kabuğu üzerinde zik zak şeklinde şekiller tespit edildi. Araştırmacılar, deniz kabuğu üzerindeki oymanın modern insanın ataları tarafından yapılan ilk sanata işaret ediyor olabileceğini belirtti.

Hollanda’nın Leiden Üniversitesi’nden Josephine Joordens, Homo erectus tarafından yapılan M şeklindeki zik zakların ve çiziklerin ne amacı taşıdığını henüz bilmediklerini, ancak türün sandıklarından daha akıllı olabileceğini ifade etti. Joordens, “Modern insanlar olarak yok olan diğer tüm insan türlerini daha aptal sanıyoruz. Ancak böyle olduğunu düşünmüyorum… Atalarımızın yeteneklerini daha iyi anlamaya çalışmalıyız” yorumunda bulundu.

Hollanda’nın Naturalis müzesinde bulunan, 1890’larda Endonezya’dan çıkarılmış 166 deniz kabuğu üzerinde yapılan incelemeler, kabukların yüzeylerinin keskin hale getirilerek kesme veya kazımak için kullanılmış olabileceklerini gösterdi. Üzerinde çizikler bulunan kabuğun ise bir köpekbalığı dişiyle işlendiği düşünülüyor. Yüz binlerce yıl önce koyu bir yüzeye sahip olan kabuğun üzerinde, çiziklerin beyaz izler bıraktığı tahmin ediliyor.

Merak ile gelen bulgu

Homo erectus’un taş aletleri kullanmakta yetenekli oldukları bilinmesine rağmen, Endonezya’da geçmişte yapılan araştırmalar az sayıda antik taş eşya ortaya çıkarmıştı. Joordens, deniz kabuğu üzerindeki çiziklerin önemli el becerisi gerektirdiğini belirterek Homo erectus’un taş dışında kabukları da kullanabildiğini anladıklarını söyledi.

Homo erectus türünü keşfeden Hollandalı araştırmacı Eugene Dubois, 19. yy’da maymundan insana geçiş yaptığına inandığı bir türe ait deliller bulmak için koloni halindeki Endonezya’ya gitmişti. 1891 yılında ‘Cava Adamı’ adını verdiği ve 1,9 milyon ile 100 bin yıl önce yaşamış insan türünü keşfetti. En son araştırmada kullanılan kabuklar da, kendi elleriyle toplandı.

Köpekbalığı dişi gibi sivri nesnelerle kabukların birçoğunda delik açtıkları belirlenen Homo erectus’un, yumuşakçalardan beslenmek için kolay bir yola başvurduğu anlaşıldı. Homo erectus, beslenmek için kullandığı deniz kabuklularını daha sonra eşya olarak da kullanıyordu. Birçok kabuğun kesici bir alet kullanılmak için işlendiğine dikkat çeken Joordens, ilk sanat eseri olabileceği düşünülen kabuğun ise ne anlam taşıdığını anlamanın çok güç olduğunu belirtti.

Joordens, Cava’daki kazı alanı Trinil’de bulunan kabuğun sırrını çözmek için, “O günlerde Homo erectus’un aklından ne geçtiğini anlamamız gerekiyor” ifadesini kullandı. Bilim insanları, Endonezya’daki yaşama şekilleri araştırılarak Homo erectus hakkında daha birçok bilgiye ulaşabileceklerini belirtti.

Kaynak: Livescience ve Al Jazeera

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Cemal Reşit Rey Konser Salonu (CRR), mart ayını Dünya Kemanları Festivali ile açacak.

dunyanin-kemanlari-festivali

İBB Cemal Reşit Rey Konser Salonu, mart ayının ilk haftasında İstanbulluları müzikal anlamda farklı kültürlerin lezzetleriyle buluşturmaya devam ediyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Cemal Reşit Rey Konser Salonu (CRR), mart ayını Dünya Kemanları Festivali ile açacak.

1 ve 2 Mart tarihlerinde gerçekleştirilecek olan Dünya Kemanları Festivali birçok masterclassa sahne olacak. Festivale; Ara Malikian, Ayla Erduran, Ani Schnarch ve Yarub Smarait’in de içlerinde yer aldığı dünyaca ünlü keman virtüözleri katılacak. Cihat Aşkın’ın koordinatörlüğünü üstleneceği festivalin ilk akşamı Ayla Erduran şerefine Onur Gecesi düzenlenecek. Program, Grammy ödüllü Parker Quartet yaylı çalgılar dörtlüsünün kapanış konseriyle son bulacak.

‘Don’t worry, be happy’ şarkısıyla bir zamanlar tüm dünyaya ‘mutlu ol’ diyen Grammy Ödüllü sanatçı Bobby McFerrin, son albümü olan “Spirityouall” ve en güzel şarkıları ile 3 Mart Salı günü 20.00’de CRR’de İstanbullu müzikseverlerle buluşacak. Dünyaca ünlü ses virtüözü McFerrin, eşsiz yorumu ve sahne performansı ile dinleyicilere uzun süre hafızalardan silinemeyecek büyülü bir akşam yaşatacak.

Piyano başında bir evliya olarak tanınan dünyanın en önde gelen piyanistlerinden Maria João Pires, önemli bir atılım gerçekleştiren genç kuşak sanatçılarından Miloš Popović ile birlikte 6 Mart Cuma günü 20.00’de CRR’de eşsiz bir resital sunacak. İkili, Schubert ve Beethoven’in piyano için yazılmış dünyaca ünlü unutulmaz eserlerini dinleyicilerle paylaşacak.

Türkiye’nin çeşitli orkestralarının önde gelen; solo, orkestra ve oda müziği kariyerlerine sahip ve alanında virtüöz sanatçılarından Muhittin Dürrüoğlu, Bülent Evcil, Selçuk Akyol, Cihangir Nuvasil, Engin Güngördü ve Cem Akçora’dan oluşan Troia Wind Ensemble, 7 Mart Cumartesi günü 20.00’de muhteşem bir oda müziği konseri sunacak.

Dünya Kadınlar Günü’nde ‘İstanbul’un Hanım Bestekârları’

Türk Sanat Müziği’ne özgün yorumlarıyla zenginlik katan İncesaz Grubu, Dünya Kadınlar Günü için hazırlanan ‘İstanbul’un Hanım Bestekârları’ programını 8 Mart Pazar günü 20.00’de İBB Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda dinleyicilere sunacak. Konserde; Mehveş Hanım, Neveser Kökdeş ve Leyla Saz gibi İstanbul’un en önemli hanım bestekârlarının şarkılarına da yer verilecek. Programda, Ezgi Köker ve Bora Ebeoğlu’nun seslendireceği şarkılara viyolonselde Hakkı Öztürk ve klarnette Evrim Güvemli eşlik edecek.

İşte programın detayları:

1 Mart Pazar

Dünyanın Kemanları Festivali – 1. Gün

Festival Koordinatörü, Cihat Aşkın
Ani Schnarch Ustalık Sınıfı (Masterclass)
Saat:10.00

(Ustalık sınıfına katılım için, 26 Şubat Perşembe günü Saat:16.00’a kadar http://crrkonsersalonu.org/?p=iletisim adresinden müracat edebilirsiniz. Adaylar, yukarıda bulunan linke özgeçmişlerini göndererek katılabilirler, Ustalık sınıfında aktif olarak yer alacak adaylar ise 27 Şubat Cuma günü web sitemiz üzerinden açıklanacaktır. Katılım ücretsizdir.)

Ani Schnarch

Rumen – İsrailli – İngiliz kemancı, birçok prestijli ödülün sahibi olan Schnarch, kuşağının en heyecan verici ve çok yönlü kemancılarından biri olarak anılıyor.

İtalya ve İngiltere’de bulunan New Virtuosi Mastercourse & Festival’i Sanat Danşmanı olan Ani, İsrail’deki ünlü Keshet Eilon keman okulunun da kurucusu ve fakülte üyesi.

Dünyanın Kemanları Açılış Etkinliği
Saat: 14.00

Söyleşi: Dünyanın Kemanları
Moderatör: Cihat Aşkın
Katılımcılar: Emre Aracı, Ertuğ Korkmaz, Ani Schnarch, Amnon Weinstein, Ara Malikian, Yarub Smarait, Mehmet Emin Bitmez

(Dünyanın Kemanları Söyleşisi, Fuaye Alanında Gerçekleştirilecektir. Katılım Ücretsizdir.)

Sergi Açılışı: Kemençe’den Kemana Akdeniz’de Bir Yolculuk (Amnon ve Avshi Weinstein)
Saat: 15.00

Amnon Weinstein

Uluslararası üne sahip büyük usta, keman yapım üstadı ve restoratörü Amnon Weinstein dünyada pek çok yardım ve eğitim amaçlı projenin öncülüğünü yaptı. İsrail ve dünyada pek çok prestijli orkestra ve sanatçı ile çalıştı.
Viyola ve trompet sanatçısı olan Weinstein zanaatını çocukluk yıllarında kendisi gibi keman yapım üstadı olan babasından öğrendi.

Avshalom Weinstein

İsrailli usta bir keman yapımcısı olan babası Amnon Weinstein tarafından yetiştirilen Avhsalom Weinstein, 3. kuşak keman yapımcısıdır.

2006 yılında Cihat Aşkın ve Küçük Arkadaşları (CAKA) projesine davet edildi ve o zamandan beri projede yer alıyor. Son iki yıldır usta bir keman ve yay yapımcısı olan Daniel Schmidt ile çalışan Avshalom, kendi atölyesini 2009 yılında İstanbul’da açtı. Atölyede keman, viyola, çello ve yay için satış, yapım, sertifika ve danışma hizmeti sunuluyor.

(Sergi Fuaye Alanında gerçekleştirilecektir. Festival boyunca, ücretsiz gezilebilir.)

Akdeniz’den Tatlar
Saat: 16.00

Ara Malikian, keman
Yarub Smarait, keman
Mehmet Emin Bitmez, ud
Cihat Aşkın, keman
(Konser ücretsizdir.)

Ara Malikian

Ara Malikian şüphesiz ki jenerasyonunun en zeki ve etkileyici kemancılarından biri. Sahip olduğu kendine özgü stili, kökeni ve zengin müzikal tecrübeleri onu müzik dünyasının en özgün ve yenilikçi seslerinden biri yapıyor.

Yarub M. Smarait

1988’de Ürdün’ün başkenti Amman’da doğmuş ve büyümüş olan keman sanatçısı Yarub Smarait, henüz 4 yaşındayken keman dersleri almaya başladı. Amman’daki Ulusal Müzik Konservatuvarı’nda başlamış olduğu derslerden sonra konservatuvar orkestrasına girdiğinde 11 yaşındaydı.
Aynı zamanda bir ses teknisyeni olan Yarub, İspanya’daki Berklee Müzik Okulu’nda modern enstalasyon alanında burslu olarak yüksek lisans yapıyor.

Mehmet Bitmez

Günümüzde dünyadaki ud virtüözlerinden biri olarak gösterilen Bitmez, öğrenim yılları ve sonrasında da Tanburi Cemil Bey’in makam ve icra anlayışını analiz ederek, ileri teknik, üslup ve tavrı üzerine kapsamlı araştırmalar yaptı.
İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı’nda öğretim görevlisi olarak görevini sürdürmektedir.

Cihat Aşkın

Prof. Ayhan Turan’ın sınıfından mezun olan Cihat Aşkın, daha sonra Londra’da Royal College of Music ve The City University’de Mastır ve Doktora programlarını bitirerek yurda döndü.
CAKA, Andante’nin düzenlediği 2011 Donizetti Klasik Müzik Ödülleri’nde Yılın Klasik Müzik Etkinliği ödülüne layık görüldü. Basın tarafından “Bu toprağın kemancısı” olarak onurlandırılan sanatçı, konserlerinde Jean-Baptiste Vuillaume (1846) ve Joseph Gagliano (1796) kemanları ile çalmaktadır.

Vieuxtemps İstanbul’da
Saat: 18.00

19. yüzyılın en önemli keman virtüözlarından biri olan Henri Vieuxtemps’ın İstanbul seyahatinin müzikli anlatımı

Katılımcı Sanatçılar Emre Aracı ve Cihat Aşkın, Roberto Issoglio

(Etkinlik, Fuaye alanında gerçekleştirilecektir. Katılım ücretsizdir.)

Emre Aracı

Müzik tarihçisi, besteci ve orkestra şefi Emre Aracı Edinburgh Üniversitesi’nden BMus (Hons.) ve PhD dereceleri ile mezun oldu.
1987’den beri Birleşik Krallık’ta yaşamakta olan Dr Emre Aracı Türkiye-Avrupa müzik ilişkileri üzerine yoğunlaştığı araştırmalarını Nurol Holding ve Çarmıklı Ailesi desteği ile sürdürmektedir.

Roberto Issoglio

Müzisyen solist olarak ulusal ve uluslararası Oda Müziği topluluklarında çalışmış; 2002’de, BBC Orkestrası ve Londra Filarmoni Orkestrası ve daha sonra Berliner Philharmoniker’ın müzisyenleriyle birlikte çalmıştır.
Roberto Issoglio beş yıldır Pâques de Cervo (IM) Festivali’nin Oda Müziği Geliştirme Kursları’nın Sanat Yönetmenliği’ni ve Mozart İtalya Derneğinin Torino Kürsüsü Başkanlığı’nı yürütmekte, aynı zamanda Marcello Abbado ve çok ünlü başka yorumcularla birlikte ulusal danışmanlık yapmaktadır.

Ayla Erduran Onur Gecesi

Saat: 20.00

Ayla Erduran, keman
Cihat Aşkın, keman
Tatjana Masurenko, viyola
Can Okan, piyano
Rahşan Apay, viyolonsel
Yelda Özgen, viyolonsel

Ayla Erduran

İstanbul’da dünyaya gelen sanatçı, önce annesiyle kemana başlamış, dört yaşında Karl Berger’in öğrencisi olmuş, ilk resitalini on yaşında, Ferdi Ştatzer eşliğinde, Saray Sinemasında vermiştir. 1946-51 yılları arasında Paris Ulusal Konservatuvarı’nda Benedetti ve Benvenuti ile eğitim görerek keman bölümünden mezun olmuştur.

Erduran’ın yaşamını anlatan, Evin İlyasoğlu’nun yazdığı “Ayla’yı Dinler misiniz?” başlıklı biyografik roman Remzi Kitabevi tarafından 2002’de; Erhan Karaesmen’in yazdığı “Evrenimizi İç Işıklarıyla Aydınlatanlar: Ayla Erduran Müzik ve Keman” başlıklı kitap SCA tarafından 2007’de yayımlanmıştır. Amerika’dan Uzakdoğuya, dünyanın her yerinde CD’leri satılan Sanatçı’nın kayıtları ülkemizde “Ayla Erduran Arşiv Serisi” başlığı altında Lila Müzik’ten yayınlanmıştır.

Tatjana Masurenko

Müzik eleştirmenlerinden olumlu tepkiler alan viyola sanatçısı Masurenko, 15 yıldır hem solo hem de oda müziği sanatçısı olarak müziğin içinde.

Can Okan

25 Mart 1986 tarihinde İstanbul’da doğdu. Beylerbeyi Lütfi Erçin İlkokulu’nda öğrenim görmekteyken, piyano öğrenimine 1994 yılında Meliha Doğuduyal ile başladı.
Can Okan, MSGSÜ Devlet Konservatuari’nda Prof. Metin Ülkü ile piyano ana sanat dalındaki doktora eğitimine, orkestra şefliği bölümünde araştırma görevliliğine ve devlet sanatçısı İdil Biret ile düzenli çalışmalarına devam etmektedir.

Yelda Özgen Öztürk

Ankara’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda viyolonsel, oda müziği ve orkestra dersleri aldı. Halen İTÜ Türk Musiki Devlet Konservatuvarı’nda yardımcı doçent olarak çalışmakta ve İTÜ Dr. Erol Üçer Müzik İleri Araştırmalar Merkezi’nde Müdür Yardımcılığı görevini sürdürmektedir.

2 Mart Pazartesi
Dünyanın Kemanları Festivali

Dünyanın Kemanları Festivali – 2. Gün
Aşkın Ensemble
Saat: 18.00

Ertuğ Korkmaz, şef
Ani Schnarch, keman
Aşkın Ensemble
Aşkın Ensemble, günümüzün kaliteli müzik ihtiyacına cevap verebilmek, oda müziği projeleri oluşturmak, müziğe sıradışı bir yorum getirmek ve genç müzisyenlerin gelişimlerini desteklemek amacı ile Cihat Aşkın tarafından 09 Mart 2007 tarihinde kuruldu.
Müzik eleştirmenlerinden olumlu tepkiler alan Aşkın Ensemble, en büyük desteğini genç ve yaratıcı müzisyenlerinden almakta ve çalışmalarını bağımsız olarak sürdürmektedir.

Ertuğ Korkmaz

Orkestra Şefi – Kompozitör

11 yaşında Ankara Devlet Konservatuvarı’nda Prof. Mehmet ERTEN ile Trompet çalışmalarına başladı. 1975 yılında Kompozisyon bölümüne kabul edildi ve Prof. Erçivan SAYDAM ile Armoni, Kontrapuan çalışmalarına başladı. 2003 yılında International Rostrum of Composers jürisi seçilen Ertuğ Korkmaz aynı yılın Mart ayında Müzik ve Sahne Sanatları alanında kurucu üye olarak Başkent Üniversitesi kadrosuna katılmıştır. Sanatçı halen Orkestra Akademik Başkent Sanat Yönetmenliği ve Daimi Orkestra Şefliği görevlerini sürdürmektedir.

Ani Schnarch

Rumen – İsrailli – İngiliz kemancı, birçok prestijli ödülün sahibi olan Schnarch, kuşağının en heyecan verici ve çok yönlü kemancılarından biri olarak anılıyor. Romanya doğumlu Schnarch, kemana 7 yaşında başladı ve çalışmalarına İsrail’de devam etti. Bartok ve Ysaye ağırlıklı resital programları büyük alkış alan sanatçının, yine Bartok’un keman ve piyano için yazmış olduğu eşsiz eserlerini seslendirdiği performansı çeşitli ülkelerde radyo, TV ve web üzerinden yayınlanıyor. Yoğun konser takviminin yanı sıra, Ani aynı zamanda Londra Kraliyet Müzik Okulu’nda aranan bir profesör olarak, Avrupa, ABD, Kanada, İsrail ve Japonya’da ustalık sınıfları veriyor, sayısız uluslararası keman yarışmalarına jüri olarak davet ediliyor. İtalya ve İngiltere’de bulunan New Virtuosi Mastercourse & Festival’i Sanat Danşmanı olan Ani, İsrail’deki ünlü Keshet Eilon keman okulunun da kurucusu ve fakülte üyesi.

Dünyanın Kemanları Festivali Kapanış Konseri

Saat: 20.00

PARKER QUARTET

Daniel Chong, keman
Ying Xue, keman
Jessica Bodner, viyola
Kee-Hyun Kim, viyolonsel

Program

S.PROKOFIEV İki numaralı Yaylı Çalgılar Dörtlüsü, Fa Majör, Op.92
J. WIDMANN 3 Numaralı Yaylı Çalgılar Dörtlüsü, “Jagdquartett”
J. BRAHMS Yaylı Çalgılar Dörtlüsü, Si bemol Majör, Op. 67

Muhteşem… (New York Times)

Hayal gücü ile dolu bir yorum anlayışı, olağanüstü bir virtüözite, (Washington Post)

Kusursuz bir mükemmeliyet (Boston Globe)

2002’de kurulan Parker Quartet “klasik müziğin laboratuarı” olarak bilinen yaylı çalgılar dörtlüsü oluşumunda, kısa sürede kuşağının önde gelen topluluklarından biri olmuş, başarılı çalışmaları büyük övgülerle, hattâ müzik endüstrisinin en prestijli ödüllerinden Grammy ile taçlandırılmış.
Gördükleri esaslı öğrenimi bir de Cleveland Quartet, Kim Kashkashian, György Kurtág, ve Rainer Schmidt gibi ustalarla pekiştiren topluluk üyeleri bu konserde yaylı çalgılar dörtlüsü için üretilmiş literatürden oldukça farklı kimliklerde üç eser sunacak: Prokofiev, Widmann ve Brahms müzikal gramerleri ve farklı deyişleriyle bu çeşitliliği yansıtacak üç isim.

3 Mart Salı / 20.00

Bobby McFerrin ‘spirityouall’

Bobby McFerrin, vokal
Gil Goldstein, piyano
David Mansfield, keman
Armanda Hirsch, gitar
Jeff Carney, bas
Louis Cato, davul
Madison McFerrin, vokal
Bir zamanlar tüm dünyaya ‘mutlu ol’ diyebilen adam, mesajını tekrarlamak üzere geliyor. Bobby McFerrin 3 Mart’ta İstanbul’da..

Onun davetkar müziğini, şifalı sesini duymak ve ruhlarımızı aydınlatmak için 3 Mart 2015’teki İstanbul konseri çok iyi bir şans.

6 Mart Cuma / 20.00

Maria João Pires, Miloš Popović Dört El ve Solo Piyano Resitali

Program

L.v.Beethoven Piyano Sonatı No 21 “ Op. 53 “Waldstein”
F. Schubert “Lebensstürme” D 947, 4 El Piyano için
F. Schubert “Fantazi” Fa minör, D 940, 4 El Piyano için
L.v.Beethoven Piyano Sonatı No 32 Op.111

Piyano başında bir evliya… Sadece çalışıyla değil, ona özünü veren duyarlılığı, kimliği, duruşuyla da apayrı bir yeri olan, dünyanın en önde gelen piyanistlerinden Maria João Pires, bu dikkat çekici buluşmada genç kuşaktan, 2000’li yıllarla birlikte önemli bir atılım gerçekleştiren Miloš Popović ile birlikte, aynı sahneyi paylaşacak.

Konserdeki partneri Miloš Popović ise, Haydn, Beethoven, Schumann ve Chopin gibi klasiklerin yanı sıra, keman sanatçısı Lorenzo Gatto ile kaydettiği, Enescu, Martinů ve Mokranjac’ın eserlerine yer verdikleri albümle dikkat çekiyor.

7 Mart Cumartesi / 20.00

Troia Wind Ensemble

Muhittin Dürrüoğlu, piyano
Bülent Evcil, flüt
Selçuk Akyol, obua
Cihangir Nuvasil, klarnet
Engin Güngördü, fagot
Cem Akçora, korno

Program

L. Van Beethoven Piyano ve üflemeli dörtlü için Beşli
F. Poulenc Piyano ve üflemeli beşli için Altılı
C. Nielsen Üfelemeli Beşli

Türkiye’nin çeşitli orkestralarının önde gelen; solo ,orkestra ve oda müziği kariyerlerine sahip ve alanında virtüöz sanatçılarından Bülent Evcil, Selçuk Akyol, Cihangir Nuvasil, Engin Güngördü ve Cem Akçora ‘dan oluşan oda müziği topluluğu, ilk kez 2009 yılında bir araya gelmiş ve çalışmalarına başlamıştır. Konserlerinde oda müziği repertuvarının önde gelen büyük bestecilerine yer veren topluluk, Brüksel Kraliyet Konservatuvarı’nda profesör ve dünyaca ünlü Türk piyano sanatçısı Muhiddin Dürrüoğlu ile de performanslar sergilemektedir. Konser programına devam eden topluluk, İstanbul konseri için; içinde NIELSEN , POULENC ve BEETHOVEN ‘in eserlerinin yer aldığı bir program sergileyecektir.

8 Mart Pazar / 20.00

İncesaz

Ezgi Köker, solist
Bora Ebeoğlu, solist
Cengiz Onural, gitar
Murat Aydemir, tanbur
Taner Sayacıoğlu, kanun
Emre Erdal, klasik kemençe
Volkan Hürsever, kontrbas
Türker Çolak, ritim saz

“İstanbul’un Hanım Bestekârları”

İncesaz bu konserde Cengiz Onural ve Murat Aydemir’in bestelerinden oluşan klasik İncesaz repertuvarının yanı sıra Dünya Kadınlar Günü’ne özel Mehveş Hanım, Neveser Kökdeş, Leyla Saz gibi İstanbul’un en özel hanım bestekarlarının şarkılarına da yer verecek. Son albümleri Geçsin Günler’in solistleri Ezgi Köker ve Bora Ebeoğlu’nun seslendireceği şarkılara Hakkı Öztürk (Viyolonsel) ve Evrim Güvemli (Klarnet) konuk sanatçı olarak katılacak.

Dünyanın en prestijli ödülleri olarak kabul edilen Oscar’lar 87. kez sahiplerini buldu. Dolby Tiyatrosu’nda düzenlenen gecenin sunuculuğunu Neil Patrick Harris yaptı. İşte 2015 yılı Oscar ödülüne layık görülen filmler ve oyuncular…

87.nobel

Dolby Tiyatrosu’nda düzenlenen gecenin sunuculuğunu Neil Patrick Harris yaptı. Harris, müzikal performansı ve esprileriyle salonda büyük beğeni topladı. California eyaletine bağlı Los Angeles kentindeki, Hollywood Kodak Tiyatrosu’nda düzenlenen törenle, 2015 yılı Oscar’ları 87. kez sahiplerini buldu.

87. OSCAR ÖDÜL TÖRENİ’NE DAMGA VURAN KONUŞMA

Törene “En İyi Yardıcı Kadın Oyuncu” kategorisindeki ödülü alan Patricia Arquette’nin konuşması damga vurdu. “Amerika’da kadınların eşit haklara sahip olmasının vakti geldi” diyen Arquette’ye en büyük destek aynı kategoride yarıştığı Meryl Steep’ten geldi.

KIRMIZI HALIDA ŞIKLIK YARIŞI

Alınan ödüllerin yanı sıra kırmızı halıda her zaman olduğu gibi göz kamaştırıcı bir şıklık yarışı vardı. Emma Stone, Elie Saab imzalı elbisesiyle gecenin en çok beğenilen isimlerinden biri oldu. Gri’nin Elli Tonu’nun yıldızı Dakota Johnson ise kırmızı Saint Laurent tuvaletiyle tüm övgüleri topladı.

28018608

 

EN İYİ FİLM

(Birdman)

28018609

EN İYİ YÖNETMEN

Alejandro G. Inarrutu (Birdman)

Julianne Moore

EN İYİ KADIN OYUNCU

Julianne Moore (Still Alice)

Eddie Redmayne

EN İYİ ERKEK OYUNCU

Eddie Redmayne (The Theory of Everything)

Birdman

EN İYİ ÖZGÜN SENARYO

Birdman (Alejandro G. Iñárritu, Nicolás Giacobone, Alexander Dinelaris, Jr. & Armando Bo)

Graham Moore

EN İYİ UYARLAMA SENARYO

The Imitation Game (Graham Moore)

Simmons

EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU

J.K. Simmons (Whiplash)

Patricia Arquette

EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU

Patricia Arquette (Boyhood)

EN İYİ ORJİNAL FİLM MÜZİĞİ

Glory, “Selma” (John Stephens and Lonnie Lynn)

EN İYİ ORJİNAL ŞARKI

The Grand Budapest Hotel (Alexandre Desplat)

Big Hero

EN İYİ ANİMASYON

Big Hero 6

Ida

YABANCI DİLDE EN İYİ FİLM

Ida (POLONYA)

CitizenFour

EN İYİ BELGESEL

CitizenFour

The Phone Call

EN İYİ KISA FİLM

The Phone Call (Mat Kirkby, James Lucas)

EN İYİ KISA BELGESEL

Crisis Hotline: Veterans Press 1 (Ellen Goosenberg Kent ve Dana Perry)

EN İYİ KISA ANİMASYON

Feast

EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ

Birdman (Emmanuel Lubezki)

EN İYİ KURGU

Wiplash (Tom Cross)

EN İYİ KOSTÜM TASARIMI

The Grand Budapest Hotel (Milena Canonero)

EN İYİ MAKYAJ VE SAÇ

The Grand Budapest Hotel (Frances Hannon ve Mark Coulier)

EN İYİ GÖRSEL EFEKT

Interstellar

EN İYİ SES KURGUSU

American Sniper

EN İYİ SES MİKSAJI

Whiplash

Müzisyenlere yönelik saldırı, sansür, gözaltı, hapis ve tehdit olaylarını değerlendiren Danimarka merkezli sivil toplum kuruluşu Freemuse, Müzik Özgürlüğü 2015 raporunu yayınladı.

freemuse-muzik

Rapora göre, Türkiye müzisyenlerin en fazla hak ihlaline uğradığı 3’üncü ülke.

Freemuse’un verilerine göre 2014 yılında 90 müzisyen saldırıya uğradı ve müziksel ifade özgürlüğü ihlal edildi.

Buna göre, geçtiğimiz yıl bir müzisyen öldürüldü, 17 müzisyen hapis cezasına çarptırıldı, dokuz müzisyen saldırıya uğradı ve 14 müzisyen hakkında hukuki soruşturma başlatıldı.

Müzisyenlere yönelik hak ihlalleri yapan ülkelerin ilk sırasında Rusya var. Rusya’yı Çin ve Türkiye takip ediyor.

Müzik Özgürlüğü raporuna göre, 2014 yılında 9 Türkiyeli müzisyen hakkında hukuki süreç başlatıldı.

İnsan hakları ve demokrasinin erozyona uğradığının kanıtı

Raporda, Rusya ve Türkiye’de müzisyenlerin maruz kaldıkları muamelelerin bu ülkelerde insan hakları ve demokrasinin erozyona uğradığının bir kanıtı olduğu belirtiliyor.

Freemuse Genel Direktörü Ole Reitov da, müzisyenleri şiddet ve tehditle susturma çabası toplumun da müzik aracılığıyla eleştirilerini dile getirme hakkının elinden alındığı görüşünde.

Reitov, “Hükümetlerin, uluslararası insan hakları sözleşmelerinden doğan yükümlülüklerine uymaları çok önemli” ifadelerini kullandı.

Kaynak: Onedio

Franz Kafkaİstanbul, 8-9 Mart’ta Franz Kafka ile ilgili önemli bir konferansa evsahipliği yapacak. Konferansın konuşmacılarından Prof. Kathi Diamant, Kafka’nın 1933’te kaybolan ve bazıları yeni bulunan metinlerini anlatacak.

Ölümünün üzerinden doksan bir yıl geçmesine rağmen bütün dünyada her daim edebiyatın gündeminde olan Avusturyalı yazar Franz Kafka, (1883–1924) bu kez iki günlük bir etkinlikte İstanbul’daki okurlarıyla buluşuyor. Düşülke Yayıncılık ve Beylikdüzü Belediyesi işbirliği ile 8-9 Mart’ta uluslararası bir Franz Kafka konferansı düzenleniyor. 2015 Uluslararası Kafka Konferansı adlı etkinliğin kendisi bile oldukça heyecan verici bir proje iken, Düşülke Genel Yayın Yönetmeni Janset Karavin, önemli bir yapıtın yayınevi tarafından konferans çerçevesinde yayımlanacağının müjdesini veriyor.

İlk kez 2004’te İngiltere ve ABD’de yayımlanan, ardından İspanyolca, Fransızca, Rusça, Almanca ve Çince olmak üzere pek çok dile çevrilen Prof. Kathi Diamant’ın “Kafka’nın Son Aşkı: Dora Diamant” adlı eseri, Türkçede okurla buluşacak. Diamant’ın kitabı önemli; zira Kafka’nın son yıllarını geçirdiği sevgilisi Dora ile aralarındaki konuşmaların yer aldığı roman diliyle yazılmış akademik bir çalışma.

Kathi Diamant, öğrenciyken adını tesadüfen duyduğu Dora Diamant hakkında uzun yıllar boyunca gerek Dora’nın günlüklerinden gerekse Alman arşivlerinden elde ettiği bilgilerle yazmış Kafka’s Last Love: The Mystery of Dora Diamant’ı. Kafka son dönemini Berlin’de Dora ile birlikte geçiriyor ve beraber Filistin topraklarına yerleşme planı yapıyorlar. Fakat bu, Kafka’nın rahatsızlığı nedeniyle hiçbir zaman gerçekleşemiyor.

Kathi Diamant, aynı zamanda Kafka’nın 1933 yılında el konulan kayıp metinlerinin bulunabilmesi amacıyla 1998’de oluşturulan Kafka Project’in (Kafka Projesi) kurucusu ve başkanı. Kafka Project halen Doğu Avrupa’da Prag, Viyana ve Berlin’de araştırmalar yapıyor (birçok elyazmasının Nazi subaylarının eline geçmiş olma ihtimali var) Magical Mystery Literary History Tour adıyla edebiyat gezileri düzenliyor. İstanbul’daki konferansın ikinci gününde konuşacak olan Kathi Diamant’ın, bugüne kadar hiç yayımlanmamış metinlerden bahsetmesi ve bunları göstermesi bekleniyor.

Ana başlığı “Kafka, Aşk ve İktidar, Şiddet Toplumu ve Militarizm” olan konferansın Kathi Diamont dışında uluslararası başka bir katılımcısı maalesef yok. Mesela dünyanın sayılı Kafka uzmanlarından, 15 Mayıs 2013’te İstanbul’a küçük bir toplantı için gelenAlman yazar Reiner Stach, Columbia Üniversitesi’nden Kafka uzmanı Mark Anderson ve Kafka Project için araştırmalar yapan Çek gazeteci Judita Matyášová’yı da bu konferansta dinlemek isterdik fakat programları uymadığı için katılamayacaklarını bildirmişler. Konferansta dinleyebileceğiniz Türkiye’den isimler ise şöyle: Fransız Kültür Merkezi Çeviri ve Yayın Destek Programı Yöneticisi yazar ve çevirmen Ahmet Soysal, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Akay, yazar Aslı Erdoğan; yazar, şair, pantomim ve ipli kukla sanatçısı, Alengirli Mecmua ve Düşülke Genel Yayın Yönetmeni Janset Karavin. İki gün sürecek konferanstaki oturumlara Ezel Akay, Haldun Çubukçu, Eraslan Sağlam, Nur Yazgan, Nedim Gürsel, Zeliha Demirel, Latife Tekin, Öykü Didem Aydın, Altay Öktem, Hakan Akdoğan, Funda Önkol, Halil Emrah Macit ve Derya Alabora da konuk olacak.

Janset Karavin, Uluslararası Edebiyat Konferansları Dizisi Projesi kapsamında gerçekleştirilecek Kafka, Dostoyevski ve Proust konferansları ile amaçlarının Türkçede kaynak yaratmak olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Yayınlarımız ve önümüzdeki senelerde Dostoyevski ve Proust ile sürecek  uluslararası etkinliklerle Türkiye’nin yeni bir edebiyat odağı olmasına katkıda bulunmak istiyoruz. Bununla beraber edebiyatın, sanatın kapsam ve etki alanının da genişlemesini, halkla buluşmasını önemsiyoruz. Halka erişmeyen sanatın, yazı eyleminin, edebiyatın amacına erişemediğini, hedef şaşırdığını, anlam kaybına uğradığını savunuyoruz.” Konferans için Taksim, Kadıköy ve Bakırköy’den servisler kaldırılacak.

Kaynak: dusulkesi

yerebatan-sarniciYapımı asırlar öncesine dayanan İstanbul’daki sarnıçlara, yerli ve yabancı turistler büyük ilgi gösteriyor.

Binlerce yıllık tarihe sahip eserlerin bulunduğu İstanbul’da, Yerebatan, Binbirdirek, Nakkaş ve Nuruosmaniye gibi çok sayıda tarihi sarnıç da önemli kültürel miras arasında yer alıyor.

İstanbul Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Emre Bilgili, İstanbul’un sarnıçları ve bu sarnıçların gelecek nesillere aktarımında yapılması gerekenler hakkında değerlendirmede bulundu.

Tarihte suyun çok stratejik unsur olduğunu dile getiren Bilgili, bu nedenle insanların suyu biriktirmek için çeşitli fikirler geliştirdiklerini söyledi.

Bunlardan birisinin sarnıçlar olduğunu ifade eden Bilgili, şu bilgileri verdi:

“Bugün suyu depolamak için başka teknolojiler kullanmamız gerekiyor. Ama sarnıçlar çok büyük kültürel miras. Bizim için öncelikli olan bunların korunmasıdır. Bu sarnıçlara tekrar su doldurup aynı fonksiyonu veremeyeceğimize göre başka fonksiyonlar düşünmemiz gerekir. Biz şunu da biliyoruz ki, kültürel miras restorasyonla beraber yaşıyor. Ama restorasyonla beraber fonksiyon veremediğiniz zaman yine yaşamıyor. Eskisinden daha da kötü olabiliyor. Dolayısıyla bu tarihi sarnıçların yaşaması için mutlaka bir fonksiyon vermemiz gerekiyor.”

“Koruma-kullanma” dengesi

Bilgili, sarnıçların gelecek nesillere aktarımında dikkat edilecek en önemli noktanın koruma ve kullanma dengesi olduğunu vurguladı.

Kullanmadan korumanın pek mümkün olmadığına dikkati çeken Bilgili, “Dolayısıyla koruma-kullanma dengesini iyi hesap ederek fonksiyonlar vermemiz gerekiyor. Bu sarnıcın yeri ve yapısına göre fonksiyonlar değişebilir. Turizm amaçlı kullanılabilir, müze yapılabilir, sarnıcın kendisi sergilenebilir, etkinlik alanı olabilir. Ama verdiğimiz fonksiyon ne olursa olsun mutlaka o sarnıcı, koruma kurallarına riayet ederek kullanmalıyız. Koruma-kullanma dengesine dikkat ettiğimiz takdirde bu yapılara bir şey olmaz” ifadelerini kullandı.

Bilgili, ticari kaygıların ön plana çıkmaması gerektiğini ifade ederek, “İstanbul’da çok sayıda sarnıç var. Yeni kazılarda ortaya çıkan sarnıçlar var. Çünkü sarnıç evde, küçük sarayda da kullanılabilen yapılardır. Asıl olan sarnıçların gelecek nesillere aktarılmasını sağlamak” diye konuştu.

Turist ilgisi

İstanbul Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Emre Bilgili, turistlerin sarnıçlara ilgisine değinerek, şöyle devam etti:

“Turistler buraları görmek istiyor. Bugün Yerebatan Sarnıcı, Ayasofya Müzesi’nin yarısı kadar ziyaretçi alıyor. Yerebatan Sarnıcı’nı 2014’te 2 milyon 120 bin 862 kişi ziyaret etmiş. Bu demek ki sarnıçlara büyük ilgi var. Onun için bunları daha çok kültür, turizm amaçlı kullanmalıyız. Tabii ki farklı etkinliklerle de değerlendirilebilir ama asıl amacını hiçbir zaman unutmamalı ona göre hareket etmeliyiz.”

Bilgili, İstanbul’daki sarnıçların daha çok Bizans döneminde inşa edildiğinin altını çizerek, Osmanlı ile birlikte su kültürünün çeşmelerle sürdürüldüğünü dile getirdi.

İstanbul’da Yerebatan ve Binbirdirek sarnıçları en çok bilinen sarnıçlar arasında bulunurken, Aetios, Bizans, Bodrum Camisi, Cağaloğlu, Çukurbostan, Nakkaş, Nuruosmaniye, Şerefiye, Seferikoz, Myraleion, Üsküdar Mevlevihanesi, Yeşilköy, Şeyh Vefa Külliyesi sarnıçları yer alıyor.

Kaynak: TRT

William Shakespeare’in ölümsüz aşk öyküsü ‘Romeo ve Juliet’, 21 Şubat’ta İstanbul’da sahnelenecek. Gösteri için 13 tır dolusu dekor, kostüm ve teknik donanım İstanbul’a getirilecek.

William Shakespeare Romeo ve Juliet

Gösteri ve sahne sanatları örneklerinin sınırlarını zorlayan bir proje olarak gösterilen ‘Romeo ve Juliet’ Şubat ayında İstanbul’a geliyor. 45 oyuncunun rol aldığı ve büyük bir teknik ekiple İstanbul’da sahne almaya hazırlanan ‘Romeo ve Juliet’ ekibi oyuncuların yanı sıra 40 teknisyen, 6 kişilik iletişim ekibi, 15 kişilik yapım sorumlusundan oluşuyor.

Bugüne dek sayısız kez bale, film, müzikal ve opera olarak sahnelenen William Shakespeare’in ölümsüz eseri, 3 boyutlu dijital sahne tasarımıyla ve orijinal dilinde sahnelenecek. Temsil sırasında 23 sahne değişimi ve 270’ten fazla kostümün kullanıldığı oyun için 13 tır dolusu dekor, kostüm ve teknik donanım İstanbul’a getiriliyor. Yönetmenliğini Giuliano Peparini’nin üstlendiği, besteleri Gerard Presgurvic, şarkı sözleri ise Vincenzo Incenzo’e ait oyun, 1 Mart’a kadar Zorlu PSM’de izlenebilecek.

Romeo e Giulietta

Etkinlik Hakkında

Shakespeare’in 420 yıl önceki hayali,
bugünün hayal gücüyle İstanbul’da…

Sonsuz aşkın müzikle dansı
Romeo & Giulietta

Cesur bir prodüktör, çılgın bir yönetmen ve 45 eşsiz oyuncu, dansçı ve akrobat; Shakespeare’in o günlerde hayal bile edemeyeceği 3 boyutlu dijital bir sahnede bu unutulmaz hikayeye yeniden hayat veriyor.

İtalya’da 8 ay gibi kısa bir sürede 400.000 kişiyi büyüleyen Romeo e Giulietta, Ama e Cambia il Mondo 270’ten fazla benzersiz kostüm, 23 sahne değişimi ve üstün teknolojik alt yapısıyla İstanbullu sanatseverlere bugüne kadar yaşamadıkları bir deneyim yaşatmak için geliyor.

İtalya’da gelmiş geçmiş en görkemli gösteri olarak adlandırılan bu muhteşem show 21 Şubat’ta Zorlu Center PSM’de perdelerini açıyor.

Aşkla değişir dünya

Verona’nın iki soylu ailesi, Montegue ve Capuleti’lerin ölümcül nefretleri iki gencin ilk görüşte başlayan ve kaderlerini mühürleyecek olan aşkına engel olamaz. Aşıkların trajik intiharıyla ölüm aşkı ebediyete yüceltirken, düşman aileleri vicdan azabıyla tüketir.

Shakespeare’in eserinde aşk, insani bir tecrübeden tüm evreni içine alacak evrensel bir boyuta taşınıyor. Shakespeare karanlığın ve ışığın üzerinde duruyor.

Romeo e Giulietta, Ama e Cambia il Mondo’da müzik, hikayeyi yeniden yaratıyor. Her özgün yorumunda olduğu gibi klasik eserin özüne hem saygı duyuyor hem ihanet ediyor.

Çatışmaları aydınlatan, tutkuları gizleyen ışık bu özgün yorumda bize müzikle dönüyor ve kötülüğün renklerini güçle doldururken, iyiliğin çerçevesini yumuşak tonlarla çiziyor.

Müzikler ve ritim kimi zaman deliliği, kimi zaman ahlakın terk edilişini simgeliyor. Aşk resmedilirken ise bunun aksine iki aşığın tutkusunun, sonsuz bekleyişinin ve çektikleri işkencenin altını çiziyor.

Vincenzo Incenzo

Yazar William Shakespeare,
Yapımcı David Zard,
Müzik Gérard Presgurvic,
Italyanca Uyarlama Vincenzo Incenzo,
Yönetmen Giuliano Peparini