Şunun için etiket arşivi: destek

tegv eğitim desteği

Kanal D’den Canlı Yayınlanan TEGV 20.Yıl Gecesi ile 80.000 çocuğa eğitim desteği sağlandı.

tegv cem cucenoglu

20 Aralık Pazar gecesi Kanal D ekranlarından yayınlanan “TEGV (Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı) 20.YIL” özel yayında 80.000 çocuğa eğitim desteği sağlandı.

tegv eğitim desteği

Kanal D’nin 23.yaşının, TEGV’ in ise 20.yaşının kutlandığı gecede 50 bin çocuğun eğitimine destek hedeflenirken rekor sayıda gelen sms’lerle 80.000 çocuğun eğitimine katkıda bulunuldu.

tegv ecem davran

Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV), çocuklara daha aydınlık bir gelecek sağlayabilmek için 20 Aralık Pazar gecesi Kanal D’nin katkılarıyla Türkiye’nin en sevilen yüzlerini bir araya getirdi. İzleyenleri destek olmaya çağıran gecede toplanan 123.000 SMS desteği ve diğer bağışlar ile birlikte 80.000 çocuğun eğitimi güçlendirilecek.

tegv 20 yıl

Sunuculuğunu Burçin Terzioğlu ile Cem Davran’ın gerçekleştireceği programa TEGV Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Solakoğlu, Ali Sandro Garcia, Ataberk Mutlu, Barış Arduç, Celil Nalçakan, Cem Cücenoğlu, Deniz Çakır, Emel Çölgeçen, Emre Karayel, Emre Kınay, Erkan Kolçak Köstendil, Evrim Alasya, Gökçe Bahadır, Gupse Özay, Kanbolat Görkem Aslan, Mert Fırat, Şebnem Bozoklu, Tolga Sarıtaş, Tolga Tekin, Behzat Gerçeker ve Enbe Orkestrası’nın eşliğinde Türkiye’nin sevilen şarkılarını seslendirdiler.

Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği Kurucularından ve Nar Sanat Eğitim Kursu eğitmenlerinden Cem Cücenoğlu “Fikrimin İnce Gülü” parçasını seslendirdi.

 

 

MEB, liselere geçişte son bir yıldır yeni bir model üzerinde çalışıyor. Sanat ve sporla uğraşan, kurslara giden öğrenciye liseye geçişte ek puan verilmesi planlanıyor. Bu ek puan, yerleştirme puanını yüzde 30’a kadar etkileyecek…

müzik eğitimi

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), TEOG’da kültür, sanat ve spor dallarıyla ilgilenen, “sosyal” yönü öne çıkan öğrencilere ek puan vermeye hazırlanıyor. Bu faaliyetlerin liseye yerleştirme puanına yüzde 20 ya da yüzde 30 oranında etki etmesi planlanıyor.

3 BAKANLIK ÇALIŞIYOR

MEB, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı arasında işbirliği görüşmeleri başladı. Bütün il ve ilçelerde öğrencilerin gidebileceği gençlik ve kültür merkezleri ile özel sanatsal ve sportif kurslar tek tek belirlenecek. Öğrencinin okuduğu bölgede gidebileceği herhangi bir kamu ya da özel kurs bulunmaması durumunda okuldaki branş öğretmenlerine kurs açmaları için destek verilecek.

Bakanlık, “Öğrenci kurs alabilir” diye merkez ve özel kursları akredite edecek. Öğrencilerin 1. sınıftan 8. sınıfa kadar katıldığı kursların listesini tutacak bakanlık; kültür, sanat ve spor kurslarını puan değerlendirmesine tabi tutacak.

Bir öğrenci 1. sınıftan itibaren yüzme kursuna gidiyorsa TEOG sınavına girdiğinde yüzde 20 ile yüzde 30’a kadar ek puan alacak. Aynı durum müzik enstrümanı çalan ya da kültürel, sanatsal etkinliklere katılan öğrenciler için de geçerli olacak.

ÜNİVERSİTE İÇİN PLAN

muzik ve egitim

MEB yetkilileri, 64. hükümetin acil eylem planında 1 yıl içinde gerçekleşecek reformlar arasında yer alan “Öğrencilerin okul başarıları ile sosyal, sanatsal ve sportif etkinliklerinin göz önünde bulundurulduğu bir geçiş sisteminin altyapısı oluşturulacak” vaadinin üniversiteye geçişte de uygulanmasını hedeflediklerini söyledi.

Üniversiteye giriş sınavına etkisi de bekleniyor

Bunun yanı sıra benzer bir sitemin uzun vadede teke indirilecek üniversites sınavında okulların kendi yapacakları sınavlardada benzer şekilde ek puan hakkı olması düşünülmektedir.

bale-vertikalGünümüzde evrensel bir sanat dalı olan bale herkesçe anlaşılıp kavranabilir.Gerekli  ortam sağlandığında bale eğitimi her yaş ve kültürel düzeyde, yeterli fiziksel becerisi olan kişilere ulaşabilir. Bu sanata ilgili ve istekli olanlara bu eğitimi vermek gerektiği düşüncesindeyiz.

bale-Milli Eğitim Bakanlığı onaylı müfredat programımızda başlangıç seviyeleri (mini grup ve hazırlık grupları) için İngiliz Bale Eğitim metodu pedagojik bir yaklaşımla uygulanır.

Bale 1’den Bale 9’a tüm seviyeler  “RAD”, “Checcetti”  ve Rus “Vagonova” metodlarıyla desteklenir.

Klasik bale derslerimizde ritim, solfej, mimik, doğaçlama, karakter dansları (Macar, Rus ve Polonya), ayakların anatomik gelişimine paralel olarak Pointe (parmak ucu) çalışmaları yapılır. 12 yaş ve üzeri bale öğrencilerine bu dersler dışında modern dans, jazz dans, salon dansları gibi disiplinlerde verilir.
Öğrencilerimiz, her eğitim ve öğretim yılı sonunda girdikleri teknik ve uygulamalı sınavlarla “kurumumuzun sınıf  geçme belgesi”ni almaya hak kazanır.Yaklaşık 12 yıl süren eğitim sonunda başarılı oldukları taktirde “M.E.B. Kurs Bitirme Sertifikası” alır. Bunun sağladığı bale öğretmenliği yetkisiyle üniversite de öğretim gördükleri branşları dışında ikinci bir meslek daha edinmiş olurlar.

Bale okulumuzda; Derslerimiz haftada bir gün 2 ders saati şeklinde yapılmaktadır.

Bu yıl 52’ncisi düzenlenecek ‘Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin adının değiştiği açıkladı. Bundan sonra “Ödülün adı altın portakal ama film festivalinin adı da ‘Antalya Uluslararası Film Festivali’ olarak bundan sonra devam ettirilecektir. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde ödülün adıyla anılan film festivali yok” dedi. 

altın portakal1

Ekim ayından 29 Kasım – 6 Aralık tarihlerine ertelenen 52. Uluslararası Antalya Film Festivali’nde nihayet yarışma başvuruları başladı. İsmindeki ‘Altın Portakal’ı atarak yoluna devam etme kararı alan festivalde başka önemli değişiklikler de var. Belgesel ve kısa film yarışmaları kaldırıldı, ulusal yarışma ikinci lige düşürüldü ve en iyi film ödülü tutarı 350 bin liradan 100 bin liraya indirildi. Festivallerin en büyük sorunu haline gelen ‘eser işletme belgesi’ şartının yarışma yönetmeliklerinde yer almaması ise şaşkınlık yarattı.

Antalya Film Festivali’nde çok ciddi değişiklikler oluyor. Antalya’da yapılacak G20 zirvesi gerekçe gösterilerek ekim ayından 29 Kasım – 6 Aralık tarihlerine ertelen ve adındaki ‘Altın Portakal’ı atıp yoluna Uluslararası Antalya Film Festivali olarak devam etme kararı alan festivalin yarışma yönetmelikleri dün açıklandı. Böylece festivaldeki önemli değişimler de netleşmiş oldu. İlk bakışta dikkatimizi çekenleri sıralayalım…

ULUSAL YARIŞMA İKİNCİ LİGE DÜŞTÜ
Bu yıl 52’ncisi düzenlenecek Altın Portakal’ın en güçlü yanı kuşkusuz ulusal yarışmasıydı. Fakat ‘ulusal yarışma’ ikinci lige düşürüldü. En iyi filme verilen para ödülü 350 bin liradan 50 bin lirası ‘dağıtım’ şartına bağlı olmak üzere 100 bin liraya indirildi. En iyi ilk film, yönetmen, senaryo, müzik gibi kategorilerdeki para ödülleri de kaldırıldı. Eskiden en iyi ilk filme 125 bin, yönetmene 75 bin, diğer kategorilere ise 30 bin lira para ödülü veriliyordu. Son başvuru tarihi 26 Ekim 2015 Pazartesi.

ULUSLARARASI YARIŞMA NE KADAR İLGİ GÖRÜR?
‘Birinci lig’ olarak nitelendirebileceğimiz ‘uluslararası yarışma’ya Türk filmleri de alınacak ama yarışmada kaç adet yerli yapım olacak belli değil. Uluslararası yarışmanın tek para ödülü en iyi filme verilecek 50 bin euro. Diğer ödüllerin parasal karşılığı yok. Belli ki festival uluslararası arenada adından söz ettirmek istiyor, umarız ettirir ayrı konu ama diyelim yabancı bir filmin mesela şahane bir Polonya filminin kazandığı Altın Portakal bir süre sonra Türkiye ’de ne kadar ilgi çeker bekleyip göreceğiz. Son başvuru tarihi 19 Ekim Pazartesi.

BELGESEL YARIŞMASI KALDIRILDI
Geçen yıl Gezi belgeseli ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ nedeniyle büyük sansür krizi yaşayan festivalde belgesel yarışması bu yıl yok, dolayısıyla bu yarışmada verilen para ödülleri de… Belgeselcilerin gönlünü hoş tutmak içinse ‘ulusal yarışma’ yönetmeliğine ‘belgesel, animasyon ve deneysel filmler de katılabilir’ maddesi konuldu. Belki yönetmelikte böyle bir madde yoktu ama daha önce ‘İki Dil Bir Bavul’ (en iyi ilk film ödülünü kazanmıştı) gibi belgeseller Altın Portakal’ın ulusal yarışmasında yer almıştı.

KISA FİLM YARIŞMASI GİTTİ ‘SEÇKİ’Sİ GELDİ!
Festivalin para ödüllü kısa film yarışması da bu yıl yok. Yerine ‘kısa film seçkisi’ geldi. Bu bölümde profesyonel jüri olmayacak, sadece seyirci ödülü verilecek ama parasal karşılığı olmayacak.

ANTALYA FİLM FORUM’A DEVAM
Geçen yıl başlayan ve katılan sinemacıların hayli memnun kaldığı Antalya Film Forum, Zeynep Özbatur Atakan yönetiminde devam ediyor. Ödülleri de geçen yılla aynı… Work In Progress Ödülü: 100.000 TL, Kurmaca Pitching Platformu Ödülü 30.000 TL, Belgesel Pitching Platformu Ödülü 30.000 TL. Son başvuru tarihi 26 Ekim 2015 Pazartesi.

BAŞVURUSU İKİ HAFTA SONRA BİTECEK ANTALYA’DA GEÇEN SENARYO YARIŞMASI!
Bu yılın sevindirici yeniliği ise en az üçte birlik bölümü Antalya’da çekilecek projelere velirecek 100 bin TL ödüllü Antalya Film Festivali Destek Fonu Ödülü. Fakat son başvuru tarihi 12 Ekim olarak belirlendi. Yani içinde Antalya sahneleri geçecek bir senaryo yazmanız için sadece iki haftanız var! Adrese teslim bir yarışma düzenlendiyse o ayrı tabi…

‘ESER İŞLETME BELGESİ’ İSTENMİYOR MU?
Asıl şaşırtıcı olansa yönetmeliklerde Kültür Bakanlığı’ndan alınacak ‘eser işletme belgesi’ şartının yer almaması… Belki unutulmuş belki de zaten yasal zorunluluk olduğu için yönetmeliğe yazma gereği duyulmamış. PKK ’yi anlatan ‘Bakur’ belgeseli nedeniyle İstanbul ve Ankara Film Festivali’nde büyük krize yaşanmış, sinemacıların tepkisi sonucu iki festivalin de yarışmaları iptal edilmişti.

ÖDÜL AYRIMCILIĞI
Festivalin belki de en tuhaf yeniliği ödül ayrımcılığı! Zira ulusal yarışmada en iyi ilk film, yardımcı erkek/kadın oyuncu, kurgu gibi kategorilerdeki ödüller kapanıştan bir gece önce düzenlenecek ayrı bir töreninde en iyi film, yönetmen, erkek/kadın oyuncu gibi kategoriler ise kapanıştaki ödül töreninde sahiplerine verilecek.

GEÇEN YILKİ FESTİVAL KOMİTESİ NEREDE?
Direktörlüğünü Elif Dağdeviren’in üstlendiği Antalya Film Festivali’nin geçen yılki ‘festival komitesi’ ise dağıldı. Komitedeki isimlerden İstanbul Film Festivali’nin eski direktörü Hülya Uçansu ayrılırken Uluslararası Sinema Yazarları Federasyonu FIPRESCI’nın başkanlığını Alin Taşçıyan festivalin uluslararası basın danışmanı, deneyimli yapımcı Zeynep Özbatur Atakan ise Antalya Film Forum’un direktörü olarak görevlerini sürdürüyor.

Anladığımız Türkiye’nin en eski film festivali çok ciddi bir dönemeçte. Umarız yanlış yola girmez. Yoksa yazık olur 52 yıllık geçmişe… Hep olduğu gibi sonra her şey sil baştan!

Festivalle ilgili bilgi için: www.antalyaff.com 

Haber: ERKAN AKTUĞ

 Kaynak : Radikal.com.tr 

 

Bakırköy’de faaliyet gösteren Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür sanat Derneği ve derneğimizin sahibi olduğu Milli Eğitim Bakanlığına bağlı faaliyet gösteren Bakırköy’ün ilk M.E.B. onaylı belge verme yetkisine sahip olan kursumuzun destek ve katkıları ile. Down Sendromlu çocuklarımızı toplumun bir parçası haline getirmeye çalışıyoruz…

??????????????????????????????????????????????????

Amaç :  Down sendromlu çocuklarımızın tüm gelişim alanlarını yaratıcı drama teknikleri ile desteklemek ve günlük hayata adapte olmalarına yardımcı olmak.

Gün ve saat : Hafta içerisinde yoğun taleplerin oluştuğu gün ve saatlerde açılacaktır. ( 60 dakika)

Yaş: 7-11

Kazanımlar :

-Güncel yaşam becerileri

-Grupla iletişim kurabilme
-Grupla etkileşim sağlayabilme
-Bireysel özelliklerini tanıyabilme
-Diğer bir kişiye güven duygusunu geliştirebilme
-Duyu organlarını kullanabilme
-Çevresindeki ayrıntıları fark edebilme
-Empati becerisini geliştirebilme
-Çevresindeki ayrıntıları fark edebilme
-Çevresini güzelleştirebilme
-Çevre konusunda neden – sonuç ilişkilerini kurabilme
-Duygularını uygun yollarla gösterebilme
-Gözlem  yeteneğini geliştirebilme
-Çevresindeki ayrıntıları fark edebilme
-Başlama ve bitirme yönergelerini kavrayıp hayata geçirebilme
-Çevre kirliliği ile ilgili problem durumu çözebilme
-Büyük ve küçük kaslarını kullanarak çevre duyarlılığı konusunda özgün bir ürün meydana getirebilme
-Bir birey olarak kendine ait istek ve yeteneklerinin farkına varabilme.

down sendromlular

Bu çerçevede yapılacak çalışmalarla Down Sendromlu çocuklarımızın topluma uyumunu artırmaya çalışmak.

Grup mevcudu : 6

İletişim ve sorularınız için lütfen Tıklayınız

Not: Kontenjanımız sınırlı olup başvuru sırasına göre öğrenci alınacaktır.

tarihte-bugun-ne-oldu431 Mayıs, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 151. (artık yıllarda 152.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 214 gün vardır.

Olaylar

  • MÖ 1279 – Eski Mısır’da, 19. Hanedan firavunlarından II. Ramses başa geçti.
  • 1799 – Napolyon, Akka yenilgisinin ardından, savaş meydanını Cezzar Ahmed Paşa kuvvetlerine terk etti.
  • 1859 – Londra’daki ünlü saat kulesi Big Ben’in saati ilk kez çalışmaya başladı.
  • 1911 – RMS Titanic yolcu gemisi denize indirildi. (Yapımı 1912’de tamamlanacaktır)
  • 1927 – Ford Model T otomobillerin sonuncusu üretim bandından çıktı. Bu tarihe kadar aynı modelden tam 15,007,003 araç üretilmişti.
  • 1933 – İstanbul Darülfünunu’nun kapatılıp yerine Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı yeni bir üniversitenin kurulmasına ilişkin kanun kabul edildi.
  • 1946 – Varto ve Hınıs’ta 5,7 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi: 839 kişi öldü, bin 991 ev yıkıldı.
  • 1957 – Atatürk Üniversitesi kanunu kabul edildi.
  • 1960 – Türk Ordu Milli Futbol Takımı ikinci defa Dünya Şampiyonu oldu.
  • 1967 – Türkiye’de ikinci kez bir hastaya yapay kalp kapakçığı takıldı.
  • 1969 – Ünlü soprano Maria Callas, Pier Paolo Pasolini’nin Göreme’de çekeceği ‘Medea’ filmi için Türkiye’ye geldi.
  • 1971 – THKO gerillaları Sinan Cemgil, Kadir Manga, Alparslan Özdoğan Kahramanmaraş’ın Nurhak ilçesindeki Nurhak Dağları’nda güvenlik güçleri ile girdikleri çatışma sonucu öldürüldü.
  • 1983 – Milli Güvenlik Konseyi, 79 sayılı bildirisiyle Büyük Türkiye Partisi’ni kapattı.
  • 1985 – Ecstasy olarak da bilinen psychedelic ilaç Methylenedioxymethamphetamine (MDMA) ABD’de yasaklı ilaçlar listesine alındı.
  • 1987 – Yunanistan’ın ilk yasal özel radyo istasyonu yayınına başladı.
  • 1996 – Erzurum Dadaşkent Belediye Başkanı Ensar Coşkun, “öğrenciye ev verenin kanalizasyonunu tıkarım. Erkek ve kız öğrenciler kiraladıkları evlerde karı koca hayatı yaşıyor” dedi.
  • 1999 – PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yargılanmasına İmralı Adası’nda başlandı.
  • 2002 – 2002 FIFA Dünya Kupası Güney Kore ve Japonya’da başladı.
  • 2010 – İsrail ordusu, Türkiye’den hareket eden İHH (İnsani Yardım Vakfı)’nın 9 insani yardım gemisine baskın operasyonu düzenledi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, operasyonu desteklediğini açıkladı.
  • 2013 – Gezi Parkı protestolarının başlangıç tarihi. 31 Mayıs sabahı parktaki ağaçların kesilmemesi için Taksim başta olmak üzere Türkiye genelinde protestolar başlamıştır.

Doğumlar

  • 1819 – Walt Whitman, ABD’li şair (ö. 1892)
  • 1852 – Francisco Pascasio Moreno, Arjantinli kaşif, antropolog, jeolog (ö. 1919)
  • 1907 – Peter Fleming, İngiliz gazeteci, gezgin (ö. 9 Ağustos 1971)
  • 1923 – III. Rainier, Monaco prensi (ö. 2005)
  • 1930 – Clint Eastwood, ABD’li aktör ve yönetmen
  • 1931 – Robert Schrieffer, Nobel Ödülü sahibi ABD’li fizikçi
  • 1952 – Jim Vallance, Kanadalı müzisyen
  • 1955 – Nilüfer, Türk pop şarkıcısı
  • 1965 – Adnan Tönel, Oyuncu, akademisyen
  • 1972 – Facundo Arana, Arjantinli sinema oyuncusu
  • 1974 – Kenan Doğulu, Türk Pop Şarkıcısı
  • 1976 – Colin Farrell, İrlandalı aktör

Ölümler

  • 1809 – Franz Joseph Haydn, Avusturyalı besteci (d. 1732)
  • 1832 – Évariste Galois, Fransız matematikçi (d. 1811)
  • 1837 – Joseph Grimaldi, İngiliz palyaço, komedyen (d. 1779)
  • 1962 – Adolf Eichmann, Nazi subayı (İsrail’de yargılanıp idam edildi) (d. 1906)
  • 1963 – Ahmet Bedevi ‘Manisa Tarzanı’ olarak tanınan (d. 1899)
  • 1971 – Sinan Cemgil, Türk devrimci (d. 1944)
  • 1976 – Jacques Monod, Nobel ödüllü Fransız biyolog (d. 1910)
  • 1983 – Jack Dempsey, ABD’li ağır sıklet boks şampiyonu (d. 1895)
  • 1994 – Uzay Heparı, müzisyen (d. 1969)
  • 1999 – Davor Dujmovic, aktör (d. 1969)
  • 2000 – Tito Puente, Porto Riko asıllı ABD’li Latin caz müzisyeni (d. 1923)
  • 2004 – Mehmet Fuat Doğu, Türk asker ve istihbaratçı (d. 1914)
  • 2006 – Raymond Davis Jr., Nobel Ödülü sahibi ABD’li fizikçi (d. 1914)
  • 2006 – Miguel Berrocal, İspanyol ressam ve heykeltıraş (d. 1933)

Tatiller ve Özel Günler

  • Dünya Sigara İçmeme Günü
15. afyonkarahisar caz festivali

afyon-caz-festivaliGenel Sanat Yönetmenliğini Hüseyin Başkadem’in üstlendiği Afyonkarahisar Caz Festivali 1-8 Haziran tarihleri arasında on beşinci yılına merhaba diyecek. Bu yılki Festival 2013 yılında kaybettiğimiz Babylon ve Pozitif’in kurucusu Mehmet Uluğ anısına gerçekleştirilecek. Uluğ, müzik dünyasında Afyon Caz Festivali’ni  ilk yıllarından itibaren destekleyen az sayıdaki isimden biriydi.

Anadolu ’nun bu en uzun soluklu festivaline her yıl olduğu gibi bu yıl da yerli ve yabancı müzisyenler katılıyor. Festival ilk kez dünya cazının en önemli piyanist, orkestra lideri ve bestecilerinden Milan Svoboda’yı ağırlayacak olmanın heyecanını taşıyor. Svoboda kendi adını taşıyan kuartetiyle ve ikili olarak iki farklı konserle Ali Çetinkaya Tren Garı’nda Afyonlu cazseverlerle buluşacak.

 

Hüseyin Başkadem

Bu yılki Festivalin diğer sürprizi ise ülkemizden; kendine özgü yorumculuk tarzıyla büyük şöhret kazanan Öykü Gürman. Gürman değerli müzik adamı Orhan Şallıel ile birlikte gerçekleştireceği konseriyle ilk kez Afyon Caz Festivali’nde olacak.

Açılışta Petra Brabencova ve M.K. Band ile Los Quemados caz topluluklarından iki farklı caz esintisi

Petra Brabencova ve M.K. Band  Caz Altılısı hepsi de önemli müzisyenler olan Petra Brabencova – vokal, Milan Krajic – tenor saksofon/orkestra lideri, Marek Prokop – alto saksofon, Johnnie Balek – klavye, Filip Spaleny – bas gitar ve Michael Nosek‘ten – davul oluşuyor. 2 Haziran’da gerçekleştirilecek Açılış Konseri Festivalin klasikleşen tarihi mekanı Ali Çetinkaya Tren Garı’nda olacak.

Ankara Büyükşehir Belediyesi Kent Orkestrası ve Şef Kemal Günüç, Öykü Gürman-Orhan Şallıel ikilisinin konseri, Baturay Yarkın Altılısı festivalin diğer konserler i arasında. Festivalin en fazla sevilen olmazsa olmaz bölümlerinden ‘Okul Söyleşileri’  ve konserleri bu yıl da devam edecek. Ayrıca Yavuz Özkan’ın İstanbul’da Aşk Belgeseli gösterilecek, Ali Çetinkaya Tren Garı’nda Devrim Erbil Resim Sergisi ve Aykut Uslutekin Caz Fotoğrafları Sergisi açılacak.

Bu yıl Festivalin gerçekleştirilebilmesinde kamu kuruluşlarının desteği öne çıkıyor. Desteğini her yıl sürdüren Turizm ve Kültür Bakanlığı’nın yanı sıra; Afyonkarahisar Valiliği de kurumsal katkılarıyla zayıf kalan yerel desteklere karşın Festivale destek oldu. Ayrıca Afyonkarahisar İl Özel İdaresi, Afyonkarahisar Belediyesi ve TCDD Afyonkarahisar 7. Bölge Müdürlüğü de festivalin destekçileri arasında yer aldı. Pozitif Live ise Festivale destek veren ulusal kuruluşlar asrasında. Yerel sponsorlar ise Nur Lokantası, Genhan, Afyon Mermer ve Özer Band.

 

enginar-festivaliİzmir Urla Yarımadası’nın sembol ürünlerinden enginarın tanıtımı için düzenlenen 1.Uluslararası Urla Enginar Festivali’nin gala yemeği dünyada varlığını sürdüren tek tahaffuzhane olma özelliği ile zamana direnerek ayakta kalma savaşı veren Karantina Adası’ndaki tahaffuzhane binasında gerçekleşti.

Hastalık durumunda salgın ve ölümcül vakaların önüne geçilebilmesi için ulusal ve uluslararası kanunlarla oluşturulmuş stratejik öneme sahip olan Tahaffuzhane’de düzenlenen gala yemeğine; İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu da katıldı.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’na katkı ve desteklerinden dolayı plaket takdim eden Urla Belediye Başkanı Sibel Uyar, “Urlalılar adına size çok teşekkür ederim. Bizler için çok kıymetli ve değerlisiniz” dedi.

Urla’nın sakız enginarını dünyaya tanıtmak için İzmir Büyükşehir Belediyesi, Urla Belediyesi ve İzmir Ekonomi Üniversitesi işbirliği ile düzenlenen festivalin oluşmasında ve sonrasında emeği geçen ekibe enginar yapraklarının kağıda dönüştürülmesinden oluşan plaketleri Başkan Sibel Uyar takdim etti.

Birbirinden farklı enginar lezzetlerinin yer aldığı gala yemeğinde davetliler denize karşı Grup Yankı’nın şarkıları ile keyifli bir akşam yaşadı.

 27 yıldır aralıksız olarak gerçekleştirilen “İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali” adını ve saygınlığını tüm ülkelere kabul ettirmiş, önemli bir etkinlik olarak varlığını sürdürmektedir.

kısa film

Bu etkinlik, sinema sanatı kapsamında kısa zamanda çok şey anlatma temeline dayanan ve yönetmenlerinin yeteneklerini en özgün biçimde yansıtmalarına olanak tanıyan “kısa film”i desteklemek, ulusal ve uluslararası alanda genç yönetmenlerin seslerini duyurmalarına ortam hazırlamak amacıyla düzenlenmektedir. 

Yarışmaya son katılım tarihi: 31 Temmuz 2015’dir.

Her yıl Kasım ayında gerçekleştirilen ve bir hafta süren festival boyunca Türkiye’den ve yurt dışından yaklaşık 200 seçkin kısa film gösterilmekte, düzenlenen söyleşiler ve atölye çalışmaları ile genç yönetmenlere deneyimli sinemacıların birikimleri aktarılmaktadır.

Uluslararası bölümde sadece film gösterimleri vardır. Yarışmalı bölüm yoktur. Yabancı kültür merkezleri aracılığı ile ya da doğrudan festivale başvurma yoluyla elde edilen filmler, özenli bir elemeden geçirilmekte, Türkçe alt yazı yapılan filmler üç ayrı salonda, ikişer kez, yönetmenin de katılımıyla seyirciye sunulmaktadır.

Ulusal bölümde ise kurmaca, belgesel, canlandırma ve deneysel filmlerin ayrı ayrı değerlendirildiği bir yarışma bölümü vardır. Seçici kurul tarafından, festivale başvuran tüm ulusal filmler izlenmekte, içlerinden gösterim programına alınacak filmler belirlenmekte, yine aynı kurul tarafından her dalın en iyilerine ödül verilmektedir. Bu yarışmada parasal karşılığı olan bir ödül yoktur. Kazananlara “Festival Onur Plaketi” verilmektedir.

Detaylı bilgi ve başvuru için tıklayınız.

Geçtiğimiz yıl bakanlıktan alınan hibeyle çekilen Türkiye’nin ilk animasyon (3D) filmi Uzay Kuvvetleri 2911’i ilk hafta sonu sadece 1 kişi izledi.

uzay kuvvetleri

Kültür Bakanlığı’nın sinema, televizyon, dizi, yayıncılık ihracatında 1 milyar dolar seviyesine ulaşabilmek için dağıttığı hibeler sayesinde çekilen filmlerin sayısı katlanarak büyüyor. Sinema sektörüne yeni yüzler, yeni yönetmen ve yapımcılar kazandırmak amacıyla dağıtılan hibeler diğer yandan da hayal kırıklığına neden olan projeleri beyaz perdeye çıkarıyor.

Türkiye Gazetesi’nden Güven Adalı’nın haberine ve Kültür Bakanlığı Sinema Denetleme Kurumu verilerine göre, 2013 yılında gösterime giren 85 yerli uzun metraj filmin 26’sına yani yüzde 30’una devlet destek verdi. 2014’te ise 168 Türk filmi sinemada izleyicilerle buluştu. Kaç adet filmin devlet desteği aldığı henüz açıklanmasa da bu rakamın 50’yi geçmesi bekleniyor.

FİLMİ 12 KİŞİ İZLEDİ

Geçtiğimiz yıl gişede rekor hasılat ve izleyici rakamlarına ulaşan filmler çıkartan Türk sineması, sadece birkaç salonda gösterime giren, 1.000 kişinin bile izlemediği onlarca filme de tanıklık etti. Hayal kırıklığına neden olan filmler arasında yalnızca 12 seyirciyi sinemaya çekerek 72 TL gişe hasılatı elde edebilen ‘Rüzgârla Bir’ en dikkat çeken yapıt oldu.

Mayıs 2014’te izleyiciyle buluşan Türkiye’nin ilk animasyon filmi Uzay Kuvvetleri 2911’i ise sadece 522 kişi izledi. 2 hafta gösterimde kalan ve 90 salonda izleyici ile buluşan film 3 bin 805 TL hasılat elde edebildi. (Box Office Türkiye)   

EN AZ 700 BİN TL GEREKİYOR

Bir film için azami 700 bin liraya ihtiyaç duyulduğunu belirten uzmanlar, gişede hayal kırıklığına uğrayan filmlerin düşük bütçeli yapımlar olduğuna dikkat çekiyorlar. Bu filmlerin büyük bölümü ise ya devlet desteği ya da banka kredisi ile çekiliyor. ‘Sonsuz’ filminde ve nisan ayında vizyona girecek ‘Sonsuz Bir Aşk’ta başrol oynayan, yaz aylarında çekilecek yeni bir filmde de yönetmen koltuğuna oturmaya hazırlanan aktör Ferhat Gündoğdu, devlet desteğinin sinema sektörü için çok önemli olduğunu fakat doğru projelerin desteklenmediğini ifade etti. Gişede başarısız olan filmleri izlemediğini fakat desteklerin yanlış projelere kaymış olması ile başarısız filmlerin çekilebildiğini söyleyen Gündoğdu, “Maalesef kaliteli filmlerimiz sinemada seyirci toplayamıyor. Küfür ile güldüren filmlerin gişede daha başarılı olduklarını görüyoruz. Eminim ki gişede başarısız olmuş fakat senaryo ve oyuncularıyla başarılı filmler de vardır. Fakat devlet desteğini alarak başarısız projeler sinema perdesine çıkabiliyor” dedi.

sınıfta kalanlar

HANGİ KRİTERLER ARANIYOR?

Bir senaryonun Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan destek alabilmesi için desteklenmeye uygun bulunması gerekiyor. Senaryonun destek almaya uygun olup olmadığını belirleyen kurul ise senarist, yönetmen ve sinema sektörüne gönül verenlerden oluşuyor. Bu kurulda seçiciler her 2 yılda bir değişiyor. Eğer senaryo kurulun beğenisini kazanamazsa destek alamıyor. İlk defa film çekenler için ise özel bir kategori bulunuyor. Hem film sayısını artırmak hem de film çekmek isteyen yeni yetenekleri sektöre kazandırmak isteyen bakanlık, filmin çekilebilir olacağından emin olmak için bu defa en azından yapımcının deneyimli olmasını istiyor. Kuruldan geçer not alan senaryonun % 50 bütçesi bakanlık tarafından karşılanıyor.

Kaynak : onedio.com

”… Finlandiyalı çocukların okul yaşamı, Finlandiya’nın bizzat uygulamakta olduğu gençlik ve eğitim politikalarının sonucudur; PISA testlerinin değil. Fin eğitim sisteminde okuma becerileri, bilim ve matematik okur yazarlığı kadar sosyal bilimler, görsel sanatlar, spor ve pratik becerilerin geliştirilmesi de önemli. Finli çocuklar anaokul ve ilkokul hayatları boyunca oyun oynar ve zevk alarak öğrenirler. Finli öğretmenler de, ebeveynler de matematik ve ya fen derslerindeki soyut kavramları öğretmenin en iyi yolunun müzik, drama ya da spor uygulamaları olduğunu düşünür. Akademik ve akademik olmayan öğrenme biçimleri arasında kurulan bu denge çocukların okuldaki mutluluğunu sağlamanın büyülü formülüdür. PISA testleri, okul yaşamının çok önemli olan bazı kıstaslarını değerlendirme dışında bırakıyor.”  diyor  Pasi Sahlberg.

finlandiya ve eğitim

 

Düşük maliyetler, kısa okul saatleri, ile yüksek akademik başarıyı; bireyselliğe, bağımsızlığa önem veren, öğrencilerine kendi eğitim programını kendi düzenleme sorumluğunu yükleyen eğitim anlayışıyla bol boş zamanı, eğlenerek öğrenmeyi birleştiren Fin eğitim sistemi hala eğitimin rüya ülkesi olmaya devam ediyor.

İşte size Fin eğitim sistemiyle ilgili 9 şaşırtıcı gerçek.

finlandiyada ders

 

-1-

Finlandiya’da zorunlu okula başlama yaşı 7.

Yaşları ne olursa olsun, çocuklar okula kendileri yürüyerek ya da bisikletle gidiyor.

Fin kültürü çocukların bağımsız yetişmesini önemsiyor. Çocuklarını okula getirip götüren, ders çalıştıran ebeveynler diye bir şey yok.

-2-

Fin eğitim müfredatı basit ve genel bir çerçeve tanımlamaktan ibaret.

Öğrenciler, kendi ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda kendi eğitim-öğretim programlarını şekillendirme haklarına sahipler. Öğretmenler de öyle.

-3-

Finli öğrencilere eğitim hayatlarının ilk altı yılında hiçbir şekilde not verilmiyor. Sekizinci sınıfın sonuna kadar not verme zorunluluğu yok ve öğrenciler standardize edilmiş bir sınav sistemine tabi değiller. Sadece 16 yaşlarındayken ülke genelinde bir sınava giriyorlar.

-4-

Öğretmenler gün boyu sınıfta ortalama dört saat ders veriyor. Haftada iki saati ise mesleki gelişimleri için eğitimlere katılmak için ayırıyorlar.

İlk okulda öğrencilerin ders dışı/teneffüs olarak geçirdikleri zaman toplam 75 dakika. Amerika’da bu oran 27 dakikaya kadar düşüyor. Türkiye’de ise ortalama 45 dakika.

-5-

Tüm öğretmenlerin en az master derecesi var ve üniversite başarısı en yüksek %10’luk dilim arasından seçiliyorlar. Öğretmenlik toplum gözünde statüsü en yüksek mesleklerden biri.

Finlandiya öğretmenleri başarılı-başarısız olarak yargılamayan bir kültüre sahip. Eksikleri bulunan öğretmenlerin, yeni eğitim-öğretim programlarıyla kendilerini geliştirmesinin önü açılıyor. Hiçbir öğretmenin performans nedeniyle işten atılma korkusu yok.

-6-

Öğrencilere ödev verilmiyor çünkü öğrenmenin yeri okuldur.

Her çocuğa bir birey olarak değer veriliyor. Çocuklardan biri yeterince iyi öğrenemiyorsa öğretmenleri bunu hemen fark ediyor ve çocuğun öğrenme programını onun bireysel ihtiyaçlarına göre düzenliyor. Aynı şey, okula uyum göstermeyen, sıkılan ya da öğrenim durumu programın ilerisinde olan çocuklar için de geçerli.

Öğretmenlerin yüksek eğitim düzeyi, çocukların her türlü gelişimini gözlemleyebilmelerini ve esnek çözümler yaratabilmelerinin en önemli nedeni. İstatistiklere göre çocukların ortalama %30’u eğitim hayatlarının ilk dokuz yılında özel programlarla destekleniyor.

-7-

Fin okullarında spora bol bol yer var ama spor karşılaşmaları yapacak takımlar yok. Rekabet, üstünlük kazanmak Fin kültüründe değer verilen bir şey değil.

-8-

Finlandiya’da özel okul yok ve eğitim harcamalarının tümü devlet tarafından destekleniyor.

Finlandiya’da okullar birbirleriyle rekabet etmiyor, aksine dayanışıyor. Okulların hemen hemen tümünün başarı düzeyi aynı. Bu yüzden okulun bir diğerine göre ayrıcalığı yok.

Eğitim “herkes için eşit imkanlar sağlamak” demek. Eşitlik kavramına olağanüstü değer veriliyor. Tüm çocuklar zeka ve becerileri ne olursa olsun aynı sınıflarda okuyor.

-9-

Pek çok Avrupa ülkesi ve Amerika’yla karşılaştırıldığında Finlandiya’da eğitime ayrılan bütçenin daha fazlası sınıf ortamına yansıyor. Çünkü öğretmenler de, yöneticiler de hemen hemen aynı maaşı alıyor. Bu yüzden Finlandiya’da eğitim maliyetleri çok daha düşük.

Ancak 15 yıllık kıdemli bir öğretmen ortalama bir üniversite mezunundan daha iyi kazanıyor.

Kaynak: Eğitimpedia

Olimpiyat madalyası ve Nobel ödülü kazanan veya en çok sanatçı yetiştiren ülkelere bakınca, Amerika ve Avrupa başı çekiyor. Acaba onlar neyi farklı yapıyor? Biz nerede hata yapıyoruz?

yetenek

Yıl 1980. “Bloom’s Taxanomy” fikriyle tanıdığımız Chicago Üniversitesi’nden Prof. Benjamin Bloom, aslında bir başka alanda da inanılmaz araştırmalar yapıyor. O da yetenek gelişimi.

120 tane elit sporcuyu, bilim insanını, heykeltıraşı ve müzisyeni tam 4 yıl boyunca inceliyor ve çok ilginç bir şey buluyor.

Hepsi de aşağı yukarı aynı gelişim evrelerinden geçmiş. Acaba bunlar ne ve Türkiye’deki çocuklar aynı evrelerden geçebiliyor mu?

BİRİNCİ EVRE: İLGİ VE OYUN

Hepsi, çocuk yaşta kendi alanlarına ilgi duymaya başlamış ve genelde ilgileri bir rol model aracılığıyla oluşmuş. Aileden ya da yakın çevrede bir kişiden etkilenmiş. Aile de o alana ilgi duyduğu için, çocuğun etkinlikleri aile bireylerini birbirine bağlamış. Her zaman o konuda heyecanlı sohbetler yaşanmış.

En kritik nokta ise, ilk çalışmalar sadece oyun ve eğlence için yapılmış. Etkinlikler sırasında profesyonellik ve başarı beklenmeden, sadece çocuğun keyif alması sağlanmış.

İKİNCİ EVRE: UZMANLAŞMA

Çocuğun ilgisi devam edince, ailenin desteğiyle çocuk profesyonel olmaya karar vermiş. Kaliteli bir öğretmen veya koç tutulmuş. Ailedeki tüm etkinlikler çocuk etrafında dönmeye başlamış. Onun  alandaki gelişimini destekler nitelikte planlanma yapılmış.

Amaç artık keyif değil, uzmanlık kazanma olmuş. Sistemli ve disiplinli çalışma dönemi başlamış. Aile yüksek beklenti içinde olmuş, ama bu asla kazanma ya da derece gibi dış referans olmamış. Aile sadece çocuklarının ellerinden gelenin en iyisini yapmasını istemiş. Ancak bu dönemin ikinci yarısında çocuklar yarışmalara katılmaya başlamış.

Peki, çocuklar nispeten sıkıcı olan bu uzmanlık kazanma dönemini nasıl aşmışlar?

Bu dönemdeki en kritik nokta öğrenme süreci robotik değil; keşfetme, anlam bulma, problem çözme şeklinde kurgulanmış. Çocuklar alanı keşfettikçe ve geliştikçe keyif almaya başlamış.

yetenek-2

ÜÇÜNCÜ EVRE: KİŞİSELLEŞTİRME

İkinci evrede teknik olarak beceri kazananlar, bu evrede özgünleşmeye başlamış. Eserlerini ve çalışmalarını kişiselleştirmişler. Kendi tarzlarını ve imzalarını geliştirmişler. Spor/sanat/bilim bir varoluş ve özgürleşme yöntemi olmuş.

Bu kişiler yaklaşık 10.000 saat pratik yapmış.

Yetenek geliştirme süreci aşağı yukarı bu şekilde işliyor: keyif alma, uzmanlaşma ve özgünleşme.

Peki, Türkiye’de çocuklar aynı süreçten geçebiliyor mu?

Biz daha ilk evrede tökezliyoruz. Neden?

En büyük hatamız çocuk alanda pratiğe başlar başlamaz, ondan başarı beklemek. Küçücük çocukları rekabete sokuyoruz. Kazanmalarını ve derece yapmalarını bekliyoruz. Onlara baskı yapıyoruz.

İkinci evrede gelmesi gereken yarışmalar, birinci evrede geliyor. Biz küçük yaşlarda uluslararası yarışmalarda öndeyiz ama sonra kayboluyoruz. Neden?

İlk evre oturmadığı için. Eğlence ve keyif kısmını es geçtiğimiz için, çocuk başarılı olsa bile çabuk sıkılıp alanını erken yaşta bırakıyor. Yani, temeli sağlam atamıyoruz.

İkinci sorun çocukların rol modeli olmaması. Çoğu aile “Çocuğumu hangi alana yönlendirsem acaba?” diye soruyor. Bu ne demek? Kendisinin heyecan duyduğu bir alan yok. Rol model olamıyor.

Aile kendisinde olmayan bir değeri veya ilgiyi çocuğuna kazandıramaz. Çocuk, ailenin ilgisinden ve değerlerinden uzak bir alana yönlenince, aile o alanla ilgi çocukla sohbet edemiyor. Onun heyecanını ayakta tutamıyor. Çocuğun alanı aileyi bütünleştiren bir etkinlik olmuyor.

Kısacası, biz daha ilk evrede sorun yaşıyoruz. Çocuklar farklı alanları denemeli ve ilk amaç her zaman keyif alma ve oyun olmalı. Aile kendisi de model olmalı. Çocuğun etkinliği aileyi bütünleştirmeli.

O zaman sağlam bir temel atmış ve yi bir başlangıç yapmış oluruz.

Özgür Bolat

Kaynak: http://sosyal.hurriyet.com.tr/