Şunun için etiket arşivi: bilim

19 Şubat’ta Moskova’nın merkezindeki Puşkin Müzesi’nde “IX-XIX yüzyıllarda İslam dünyasındaki klasik sanat. Allah’ın 99 ismi” adlı sergi açıldı. Osmanlı tarihine ait olan birçok eserin sergilendiği müzedeki kolleksiyon Marjani Vakfı’na ait bulunuyor.

Sergilenecek eserler için farklı teknik, stil ve sanat türlerinin bulunduğu giyimden yemek kapları, süsleme ve portre minyatürlerine kadar 99 şaheser ürünü seçildi. Tüm eserler Marjani Vakfı tarafından Sotheby’s ve Cchristie’s adlı büyük uluslararası müzayedelerde farklı türdeki açık arttırmalarda satın alındı ve Türkiye dahil farklı ülkelerden uzmanlar tarafından sürekli olarak özgünlük ve tarihsel gerçekliliği incelendi.

Sergi Safevi İranı, Timur, Türkiye’deki Osmanlılar ve Mısır’daki Memlükler dönemlerini içeren Moğol sonrası çağa ait Moğol öncesindeki sanat, Moğol dönemindeki sanat ve Moğol dönemi sonrasındaki dönem olmak üzere üç farklı bölümden oluşuyor.

Marjani Vakfı Müdürü Galina Lasikova’nın sözlerine göre, serginin incisi Osmanlı Sultanı için hediye olarak İran’da yapılan halılardan bir seccadedir. Lasikova konu ile ilgili olarak “Bu halıların bir kısmı İstanbul’da Topkapı Sarayı’nda bulunuyor. Bazıları Avrupa kolleksiyonlarında yer alıyor. Seccademiz ise üzerinde ayetler dışında Esma-ül Hüsna bulunduğundan sergimizin kapağı olarak kabul ediliyor. Eser, 1570-1580 yıllarında yapıldı” dedi.

Sergilenen eserler arasında Osmanlı dönemine ait el yazması da bulunuyor. Lasikova bunun hakkında “’Dünyada sayılı el yazmalarından. Bu eseri aldığımızda, 15.yüzyıldaki İran’a ait olduğunu söylemişlerdi. Ancak incelemeler sonucu 2. Beyazıt dönemine, yani Erken Osmanlı dönemine ait olduğu anlaşıldı” ifadelerini kullandı.

Salı günkü sergi açılışında konuşan müze müdürü İrina Antonova projenin büyük perspektifleri olduğunu söyledi. Ayrıca, İslam sanatının devlet bazında en büyük kolleksiyonunun yer aldığı St.Petersburg’daki Erminaj Müzesi ile de işbirliği yapılma olasılığı olduğunu hatırlattı.

Tatar teoloğu ve tarihçisi Marjani Şihabutdina’nın (1818-1889) adını taşıyan vakıf 2006 yılında kuruldu. Şu anda Marjani Vakfı yayıncılık, müze ve sergi, bilimsel ve kültürel alanlarda bazı projeleri hayata geçiriyor.

Kaynak: [-]

Melbourne Üniversitesi’nden Neil McLachlan, müziğin anlaşılması ve beğenilmesiyle ilgili daha önceki kuramların ses, kulak gibi fiziksel özelliklere ve doğuştan gelen armoniyi işitme becerisine dayandırıldığını belirtti.

Bilimadamı, ancak ekibiyle yaptıkları araştırmanın armoninin, beynin “sesleri duymak için eğitilmesiyle” öğrenilebileceğini gösterdiğini vurguladı.

McLachlan, bazı egzotik kültürlerin müziğinin ya da cazın kulağa kötü gelebilmesinin sebebinin, bu müzikleri kurallarına göre dinlemenin öğrenilmemesinden kaynaklandığını ifade etti.

Müzik eğitimi alan 66 gönüllünün katılımıyla yapılan araştırmada, kişilerin aşina oldukları notaların oluşturduğu sesleri uyumlu buldukları veya beğendikleri görüldü.

Araştırmacılar beynin, caz ve rock müzikteki gibi özel varyasyonları sevmek için eğitilebileceğini vurguladı.

McLachlan, bu araştırmayla bazı notaların kulağa “Güzel” veya “Kötü” gelip gelmediği yönünde yıllardır süren tartışmayı, “güzellik beyindedir” cevabını vererek sonlandırdıklarını savundu.

Araştırma, “Journal of Experimental Psychology: General” dergisinde yayımlandı.

Kaynaklar : [-] 

http://www.onedio.com

Küçükçekmece Gölü Havzası’nda yürütülen Bathonea Kazıları’nda, arkeoloji dünyasında ilgiyle karşılanan ve İstanbul’un tarihinde yeni bir sayfa açacak kalıntılara ulaşıldı.

İstanbul’da yeni bir ‘antik şehir’ heyecanı.Kazılarda antik döneme ait büyük taşlarla oluşturulmuş düzenli bir su yolu ve dev bir sarnıç-havuz bulundu.

Kocaeli Üniversitesi Arkeoloji Bölümü, öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Şengül Aydıngün başkanlığında Kocaeli, İstanbul ile yabancı üniversitelerden bilim insanlarının katılımıyla süren Avcılar ve Küçükçekmece ilçeleri sınırları arasında kalan Küçükçekmece Göl Havzası/Bathonea Kazıları’nda ortaya çıkan sonuçlar İl Özel İdaresi’nde düzenlenen bir toplantıyla açıklandı. Kazı sonucunda tespit edilen bulgular bölgede bir antik kentin olabileceği ihtimalini güçlendiriyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı desteği yanında İstanbul Valiliği İl Özel İdaresince sağlanan geniş bütçeli ödenekle gerçekleşen kazılarda İstanbul’un Roma’nın başkenti olmasının ardından inşa edildiği sanılan yeraltı su kanalları sistemi bulundu. İşçilik ve inşaat tekniği yönünden, bazı bölümleri Geç Roma dönemine ve bazı bölümleri daha da eskiye Roma imparatorluğu dönemine tarihlenen kanallar, hem burada yapılar topluluğundan oluşan büyük bir yerleşimin varlığını ispatlıyor. 7 bin metre küplük su hacmine sahip büyük sarnıç, Yrd. Doç. Aydıngün’ün açıklamalarına göre, 70 metresi kazılarak ortaya çıkarılan orijinal uzunluğunun 120 metreye kadar uzayacağı tahmin edilen, İmparator Konstantin ve dönemin önemli din adamlarının adını taşıyan damgalı tuğladan inşa edilmiş olan dev bir sarnıç-havuz. Kazıldığı ölçüleriyle 7 bin metre küplük su alabileceği hesaplanan sarnıcın yanı sıra yapılan çalışmalarda İstanbul’un Roma’nın Başkenti olmasının ardından inşa edildiği sanılan yeraltı su kanalları sistemi de bulundu. Kazılarda ayrıca 5-6’ncı yy’da yapılmış dini bir yapıya rastlanıldı, 1034 tarihli bir sikke de bulundu.

Haber:  Gülcan Tezcan

Kaynak : [-]

Pierre Hantaï’inin konseriyle başlayan NDS BarokMüzik Günleri bu akşam klavsen sanatçısı Orhan Memed’in 19.30’da vereceği konserle devam ediyor.

Pierre Hantaï resitaliyle başlayan, Barokist Müzik Topluluğu, Orhan Memed, Pierre Hantaï-Skip Sempé ikilisi ile devam eden NDS Barok Müzik Günleri, 12Aralık Çarşamba akşamısaat 19.30’da « Duo Traverso – Klavsen »konseriyle noktalanacak. Nihan Atalay( traverso) ve Eriko Wakita (Klavsen)’den oluşan ikili J.M. Leclair, G.F. Haendel, P. Locatelli, A. Forqueray, M. Blavet, G.P Telemann’ın eserlerini seslendirecekler.

Barokist Müzik Topluluğu

Barokist Müzik Topluluğu, barok müziğin geniş repertuvarını seyircilerle paylaşmak üzere bir araya gelen sanatçılardan oluşmaktadır.

Başak Ersöz; Cemal Reşit Rey Orkestrası, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ve Tekfen Filarmoni Orkestrası ile düzenli olarak konserlervermektedir. Sanatçı, ayrıca İstanbul Devlet Konservatuvarında doktora çalışmalarını sürdürmekte ve flüt sınıfı öğretmeniği de yapmaktadır.

Damla Tuncer; İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın devamlı üyesi olup Tekfen Filarmoni Orkestrası ile düzenli olarak konserlere katılmakta ve solo oda müziği konserleri vermektedir.

Andres Rodrigo Lopez; şeflik çalışmaları, solo-oda müziği konserlerininyanı sıra, Marmara Üniversitesi ve Miam’da öğretmenlik görevine devam etmektedir.

Yağmur Dai, Tevitöl Müzik Bölümünde öğretmenlik yaparken, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarında doktora çalışmalarını sürdürmekte ve oda müziği konserleri vermektedir.

Orhan Memed-Klavsen

Klavsen, piyano ve müzikoloji eğitimi alan Makedonya kökenli Orhan Memed, 1992’den bu yana Paris’te yaşamaktadır. Southern CaliforniaÜniversitesinde piyano ve keman eğitimini, Oxford Üniversitesinde demüzikoloji doktorasını tamamladıktan sonra, Huguette Dreyfus ile klavsen dersleri aldığı Paris’te, jürinin takdirini kazanarak altın madalyaya ve mükemmellik ödülüne layık görülür.

Konser kariyerine başlamasıyla, Éditions de l’Oiseau-Lyre yayınevine önce editör, sonra da müdür olarak atanması aynı zamana denk gelir. Araştırmalarıyla yayınları 17. yüzyıl İngiliz müziğini, 18. yüzyıl Fransız müziğini ve geleneksel Makedonya müziğini kapsar. 1998’den itibaren, Paris’te Vassar College-Wesleyan University Programında müzik tarihive opera tarihi dersleri vermektedir.

1999’da, Fransa’nın güneyinde bulunan Villecroze Müzik Akademisine sanat müdürü olarak atanır ve burada 10 yıl boyunca ustalık sınıfları, beste atölyeleri, müzikoloji kolokyumları düzenler ve yönetir.

Orhan Memed ; Christa Ludwig, Hugues Cuenod, Betsy Jolas, Keiko Abe ve Jessye Norman gibi sanatçılar üzerine belgesel filmler çevirir. ’Quand l’Europe parlait français’ (Avrupa Fransızca Konuşurken) adlı belgeselde Rameau, François Couperin ve Bach’ın müziklerini yorumlar. 2010 yılından bu yana düzenli olarak soprano Erika Escribá-Astaburuaga ile sahneye çıkmaktadır. ’Variations Goldberg de JS Bach’ başlıklı plak kaydı 2011’de piyasaya çıkmıştır. Bach’ın klavye için Partitas’ları ise, 2012’de çift CD olarak Omnia Artists Productions ‘dan çıkacaktır.

Skip Sempé – Klavsen

Nouvelle-Orléans kökenli olan Skip Sempé, ABD’deki Oberlin Konservatuvarında Müzik, Müzikoloji ve Organoloji (müzik aleti bilimi) ve Sanat Tarihi okuduktan sonra eğitimini Amsterdam’da Gustav Leonhardt’ın sınıfında tamamladı. Ardından,1500 – 1750 yıllarının bilinen veya daha az bilinen repertuvarları konusundaki araştırmalarını derinleştirmek üzere Avrupa’da oturmaya karar verdi. Tarih ve organoloji bilgisi Skip Sempé’yi, Rönesans müziğinde özel önem taşıyan doğaçlama uygulamalarını yaptığı araştırmalarıyla yeniden başlatmaya ve bunlarla beslediği kendi canlı ve özel stilini savunmaya yöneltti. Sempé kısa sürede bu nitelikleriyle tanındı.

Klavsenci ve orkestra şefi olarak, çok sayıda müzisyeni kendi etrafında topladı ve 1986’da Capriccio Stravagante‘ı kurdu. Bu topluluk, bugün “Capriccio Stravagante”, “Capriccio Stravagante Renaissance Orchestra” ve “Capriccio Stravagante Les 24 Violons” olarak üç grup olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Skip Sempé’nin solist olarak tanınması, özellikle, Elizabet Çağı eserlerine, Fransız klavsen edebiyatına (Chambonnières, d’Anglebert, Forqueray, Louis ve François Couperin, Rameau), Bach’a ve Scarlatti’ye yakınlığı, ayrıca doğaçlama ve aktarıcı yetenekleri sayesinde olmuştur.

Skip Sempé ‘misafir şef’ olarak sürekli davet almaktadır, ayrıca müzisyen olarak Julien Martin, Josh Cheatham, Sophie Gent, Olivier Fortin, Pierre Hantaï, Doron Sherwin ile ve topluluk olarak B’Rock, Collegium Vocale de Gand, Chœur Pygmalion, Chanticleer, Les Voix Humaines, Studio de Musique Ancienne de Montreal, Helsinki Baroque Orchestra ve Akademie für Alte Musik Berlin ile sahneye çıkmıştır.

Klavsenci, orkestra şefi, profesör ve konferansçı etkinliklerine sanat yönetmenliğini de ekleyen Skip Sempé, 2006’da kendi markası Paradizo’yu kurmuştur; sanatçı, solist olarak veya topluluklarıyla birlikte bu marka altında kayıt yapmaktadır. Burada ayrıca bazı yayın projelerinin eşgüdümünü de sağlamaktadır. Bunlar arasında, kendisini çok esinleyen bir müzisyen olan Wanda Landowska’ya saygı albümü, ayrıca müzik ve yorum üzerine kendi denemelerini bir araya getiren bir derleme vardır.

Pierre Hantaï – Klavsen

1964 ‘te doğan Pierre Hantaï, on yaşına doğru Bach’ın müziğine büyük ilgi duydu. Gustav Leonhardt’ın etkisiyle, önce tek başına, sonra da Arthur Haas yönetiminde klavsen öğrenmeye başladı. İlk konserlerini yalnız ya da kardeşleri Marc ve Jérôme eşliğinde verdi.

İki yıl Amsterdam’da, Gustav Leonhardt’ın yanında öğrenim gördü, ardından onun yönetimi altında çalmaya davet edildi. Takip eden yıllarda Philippe Herreweghe, Kuijken Kardeşler, François Fernandez, Marc Minkowski, Philippe Pierlot gibi çok sayıda müzisyen ve topluluk şefiyle işbirliği yaptı.

Sanatçı artık tüm dünyada, daha çok solist olarak çalmaktadır. Jordi Savall tarafından sıklıkla davet edilmekle birlikte, kardeşleriyle ve dostları Amandine Beyer, Hugo Reyne, Sébastien Marq, Skip Sempé, Olivier Fortin ve Jean-Guihen Queyras ile oda müziği çalmaktan da hoşlanmaktadır. Son zamanlarda, 1980’lerde kurduğu topluluk olan‘’Concert Français’’ yi Bach’ın süit, konçerto ve kantatlarını yorumlamak üzere yeniden oluşturmuştur.

Çıkarttığı çok sayıdaki plak arasında Mirare’ye yaptığı son kayıtlar dikkat çekmektedir : Goldberg Varyasyonları, Jean Sébastien Bach’ın Yumuşak Klavyesinin İlk Kitabı, Scarlatti’den Üç Cilt Sonat, bir François Couperin Resitali ve bir Süit Programı.

Duo Traverso – Klavsen

Nihan Atalay, Traverso
Nihan Atalay, müzik eğitimine 1992’de, Mimar Sinan Üniversitesinde Mükerrem Berk’in sınıfında yan flüt dersleriyle başladı.

Lise diplomasını aldıktan sonra Fransız hükûmetinden sanat bursu kazanarak Lyon Devlet Konservatuvarına kaydoldu ve 2003’te José-Daniel Castellon’un sınıfından Müzik Eğitimi Diplomasını aldı.

İsviçre’den de burs kazanan sanatçı, Lausanne Yüksek Müzik Konservatuvarına kabul edildi. 2005 yılında konser solisti ve pedagog diplomalarını birlikte aldı.

Yan flüt yüksek lisansını, Cenevre Yüksek Müzik Konservatuvarının Barok Müzik bölümünde tamamlarken, aynı zamanda Serge Saïtta’nın sınıfından çok iyi derece ile Post-Grade sertifikasını elde etti.

Nihan Atalay, Fondation Jean Tanner, Fondation Nicati de Luze, Cenevre Üniversite Mezunu Kadınlar Derneği ve kendisine aynı zamanda bir klasik flüt de hediye eden Cenevre Konservatuvarı Dostları ve Mezunları Derneğinden birçok ödül almıştır.

Bir yandan Cenevre Oda Orkestrası, diğer yandan Cenevre bölgesinin çeşitli barok müzik topluluklarıyla sahneye çıkmıştır.

Avrupa’da çok sayıda genç orkestralarına davet edilen sanatçı, 2005’te Luzern Festivalinde Pierre Boulez yönetiminde çalmıştır.

Türkiye’de eski müzik aletlerini çalan ilk flütçü olan Nihan Atalay, burada verdiği konserlerin yanı sıra, master sınıfları da yönetmektedir.

Sanatçı, Eylül 2011’den bu yana, Basel’daki Schola Cantorum’da ünlü flütçü Marc Hantaï ile birlikte yan flüt çalışma şansını yakalamıştır.

Eriko Wakita, klavsen

Basel’da yaşayan Eriko Wakita, hem Schola Cantorum Basiliensis’de hem de Bern ve Basel Müzik Konservatuvarlarında provacı (repetitör) olarak çalışmaktadır. Avrupa’da ve Tokyo Üniversitesinden mezun olana kadar tüm müzik eğitimini aldığı Japonya’da düzenli olarak konserler vermektedir. 2010’da Bach’ın Goldberg Varyasyonları’na ayırdığı ilk solo cd’sini kaydetmiştir.

2004’te İsviçre’ye gelerek Basel’daki Schola’da eğitim görmüş ve 2008’de buradan mezun olmuştur. Bad-Krozingen, ATAKA, Acanthus Musik Preis ve genç sanatçılar ödülü gibi çeşitli ödüllere layık görülmüştür.

2009 ve 2010 yıllarında İsviçre’nin Porrentruy kentinde düzenlenen Académies Bach/Radulescu ‘da klavseniyle, barok müzikte doğaçlama yoluyla armoni tamamlama anlamına gelen “continuo”yu sağlamıştır.

 Kaynak :[-]

”Türk Dünyası Edebiyat Dergileri Kongresi”nin beşincisi, 2012 Türk Dünyasının Kültür Başkenti Astana’da düzenleniyor

TÜRKSOY’dan yapılan yazılı açıklamaya göre, bugün ve yarın gerçekleştirilecek kongre, Çin’den Kosova’ya, Yakutistan’dan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne kadar 15 ülkeden 30’dan fazla editör, yazar ve bilim adamına ev sahipliği yapacak.

Kongrede, ”Türk Dünyasında Yılın Edebiyat Adamı” ilan edilen Azerbaycan Yazarlar Birliği Başkanı Anar Rezayev’e de ödülü takdim edilecek.

Kongre kapsamında, Kazakistan’ın önemli edebiyat dergilerinden ”Culduz”un 90. yıl kutlamaları ve II. Uluslararası Kaşgarlı Mahmut Hikaye Yarışması Kazakistan etabı ödül töreni de yapılacak.

Türk Dünyası Edebiyat Dergileri Kongresi, Türk dünyasının edebiyat alanında önde gelen isimlerini bir araya getirerek karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla 2008 yılından beri düzenleniyor.

 

British Museum’daki dünyanın yedi harikasından biri olan Mausolleum’un Türkiye’ye iade edilmesi için Ocak’ta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) açılacak dava öncesinde başlatılan imza kampanyası internet ortamına taşında. www.askinmabedi.com sitesindeki kampanyaya en büyük destek ünlülerden geldi.

Ferhan Şensoy, Ali Poyrazoğlu, Merve İldeniz, Fedon ve Suavi başta olmak üzere birçok sanatçı Türkiye topraklarından götürülen tarihi hazinenin getirilmesi için dijital imza verdiler. Eski Kültür ve Turizm Bakanı Ercan Karakaş, eski ANAP’lı bakanlardan İmren Aykut’un da katıldığı uluslararası kampanya bütün hızıyla sürüyor. Toplanan imzalar, Avukat Remzi Kazmaz’ın AİHM’de 30 avukat arkadaşıyla açacağı davanın dosyasına konulacak.

BU FİLMİ AİHM YARGIÇLARI DA İZLEYECEK

AİHM’e gidecek dava dosyasında bir de belgesel yer alacak. Yönetmenliğini Kazmaz’ın yaptığı Aşkın Mabedi– Maussolleion isimli filmde antik çağın hazinesi ve Türkiye’den götürülüşünün hüzünlü hikayesi anlatılıyor. 32 dakikalık belgeselin en dramatik sahnelerden birini eserin Anadolu’ya getirilmesi için Halikarnas Balıkçısı’nın (Cevat Şakir) yaptığı girişimin anlatıldığı bölüm oluşturuyor.

Dünyanın yedinci harikasının kendi doğal atmosferleri yerine, Londra’da olmasından büyük üzüntü duyan Şakir, İngiltere’ye Kraliçe’ye bir mektup gönderiyor. Şakir mektubunda “Londra’daki parçalar, Bodrum’un mavisiyle bütünleşmektedir. Londra’da kalmamaları gerekmektedir. Onları bütünleştikleri maviyle buluşturmak gerek” diyor. Türkiye’den gelen mektubu okuyan Kraliçe, daha sonra müze müdürüne havale ediyor. Birkaç ay sonra müze müdüründen Şakir’e şu yanıt geliyor:

“Önerinizi çok ciddiye aldık. Bilim insanlarına taşların yapısını incelettik; gerçekten de eserlerin maviyle bütünleştikleri doğrudur. Bu yüzden eserlerin müzede sergilendiği salonu Bodrum mavisine boyadık. Yakın ilginize teşekkür ederiz!”

SATIŞA SUNULDU

İngilizce versiyonu da bulunan filmde aşkın, acının, sadakatin, sanatın abidesi anlatılırken canlandırılan sahneler ve efektler izleyiciyi antik dönemin atmosferinde bir yolculuğa çıkarıyor. Tüm müzik marketlerde satışa sunulan filmi Ocak’ta AİHM yargıçları da izleyecek.

ROMANIN BASKISI TÜKENDİ

Yine Remzi Kazmaz tarafından kaleme alınan Kral Mausolos tarafından karısı Artemisia’ya duyduğu aşkı ölümsüzleştirmek amacıyla yapılan Mausolos’un Aşkın Mabedi isimli romanın 2’nci baskısı da tükendi. İngilizce ve Türkçe olmak üzere iki dilde yeniden baskıya giren roman, yakında bir kez daha okurlarıyla buluşacak.

 

Kaynak :[-]

Almanya’nın başka kentlerinden, dahası Avrupa’nın başka ülkelerinden gelen ‘Fazıl Say hastaları’nın sayısı hiç de az değil. Onlarla biraz konuştuğunuzda, yıl boyunca Say’ın konserlerininizini sürdüklerini anlıyorsunuz. Say nereye, onlar da oraya…

Oteldeki odam Main Irmağı’na bakıyor. Duvarda ise Alman dışavurumcu Schmidt-Rottluff’tan iki manzara. Schmidt-Rottluff, Naziler Almanya’da iktidara gelince resim yapması yasaklanmış bir ressam. Main, sessiz sakin akıyor.

Her yolculuk yanına bir kitap ister bir başka yolculuğa kapı açsın diye. İki saat kadar sonra, Fazıl Say’ın menajeri Kadir Dursun’la otelin lobisinde buluşup “Fazıl Say Gecesi”ne gideceğim. Beklerken,Leonardo Sciascia’nın beni Sicilya’ya götüren “Şarap RengiDeniz”ini okuyorum. Main, bozbulanık akıyor.

Maestro Griffiths

Lobiye indiğimde beni bir sürpriz bekliyor. Kadir Dursun’un yanında, gecede Hessen Radyosu Senfoni Orkestrası’nı yönetecek olan Howard Griffiths. Griffiths hiç yabancımız değil.

On yıl kadar Zürih Oda Orkestrası’nın sanat yönetmenliğini üstlenen, Kraliyet Filarmoni Orkestrası, Fransa Ulusal Orkestrası, Moskova Radyosu’nun Çaykovski Senfoni Orkestrası, Varşova FilarmoniOrkestrası, Basel Senfoni Orkestrası, Londra Mozart Players gibi saygın toplulukları yöneten Griffiths, uzun yıllardır Türk viyolacı Semra Griffiths’le evli ve bir ayağı hep Türkiye’de. Uzun süredir ülkemizde dekonserler yönetiyor, Türk bestecilerin yapıtlarının seslendirilmesine özel bir önem veriyor.

Ama beni asıl şaşırtan, Griffiths’in yeni kitabı oluyor. Maestro, çocuklariçin bir müzik kitabı yazmış: “Cadı ile Maestro.” Almancası yeniyayımlanmış. İngilizcesi de 2013’te çıkacak. Karin Hellert-Knappe’nin nefis resimleri ve Fabian Künzli’nin bu kitap için bestelediği müziği içeren bir CD eşliğinde.

“Fazıl Say Gecesi”ne doğru yola çıkmadan bir şeyler atıştırmak zorundayız, çünkü gerçek anlamda bir müzik maratonu bizi bekliyor: Say’ın “Hezarfen” Ney Konçertosu, “İstanbul Senfonisi”, Türkiye’de henüz seslendirilmeyen “Uzay Senfonisi” ve Say’ın yorumuylaBeethoven’ın “Ayışığı Sonatı”, ardından Chopin’den 3 Gece Müziği.

Arte’den canlı yayın

Hessen Radyosu Senfoni Orkestrası’nın konser salonu çok özel bir salon. Çünkü aynı zamanda “tam teşekküllü” dev bir kayıt stüdyosu. Bin kadar dinleyici alıyor, ama Gece’nin burada yapılmasının ayrı bir anlamı var: Avrupa’nın en saygın kültür-sanat TV kanallarından Arte, konseri canlı olarak yayınlıyor. Arte kameramanlarının kameralarına iliştirilmiş nota sayfaları hemen dikkati çekiyor. O zaman, bu tür konser çekimlerindeki zamanlamanın kusursuzluğunu daha iyi anlıyorum…

Salon, kuşkusuz, dolu. Kuşkusuz, Türkler de var. Ama büyük çoğunluk Alman. Belki çok daha ilginci, dinleyiciler arasında, Almanya’nın başka kentlerinden, dahası Avrupa’nın başka ülkelerinden gelen “Fazıl Say hastaları”nın sayısının hiç de az olmaması. Onlarla biraz konuştuğunuzda, yıl boyunca Say’ın Avrupa konserlerinin izini sürdüklerini anlıyorsunuz. Fazıl Say nereye, onlar da oraya…

Orkestranın yanı başında

Say, Griffiths’in alıp götürdüğü orkestranın “Uzay Senfonisi”ni,“İstanbul Senfonisi”ni, “Hezarfen Ney Konçertosu”nu yorumlayışını salonda, onların yanı başında izliyor, dinliyor. Ben de zaman zaman onun dinleyişini izliyorum. Kimileyin, bu yapıtları sanki ilk kez dinliyormuşçasına çocuksu bir saflık beliriyor bakışlarında. Kimileyin, orkestranın ustalığından duyduğu coşkulu hoşnutluk okunuyor yüzünde.

Besteleriyle kendi ruh yapısı arasında yakınlıklar kuruyorum. Büyük coşkunluklar, cezbeler, çalkantılarla dinginlikler, sessizlikler hep iç içe.

Hezarfen’in düş gücü!

Çalınıştan önce Hezarfen Ahmed Çelebi’ye adadığı Ney Konçertosu’yla ilgili açıklama yaparken, sonsuz düş gücüyle yerçekimine direnmeye kalkarken aslında insanlığın “geriye çekimi”ne baş kaldıran o “bin fenli”, “bin bilimli” geliyor gözümün önüne.

“Hezarfen”i dinlerken, “çok şey bildiği” için Cezayir’e sürülen Çelebi’yi düşünüyorum ve Hayyam’ın “Var mı dünyada günah işlemeyen, söyle; / Yaşanır mı hiç günah işlemeden, söyle; / Bana kötü deyip kötülük edeceksen, / Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle!” dizeleri geçiyor aklımdan.

Dört saatlik konser çılgınca alkışlarla son bulduğunda, bakıyorum, yüzlerde en küçük bir yorgunluk belirtisi yok. Yorgunluk ne söz, daha şimdiden ertesi günkü öğle konserine hazırlıyorlar kendilerini. “Fazıl Say’la bir hafta sonu yaşama”nın keyfini bu kez Mozart’la, Haydn’la, Erkin’le, Say’ın “Boşanma” adlı yaylı çalgılar dörtlüsüyle katmerleştirmek üzere.

Rushdie, Hayyam ve Say

İstanbul’a dönerken, uçakta, Salman Rushdie’nin son kitabını düşünüyorum. “Şeytan Âyetleri” adlı romanı yüzünden Humeyni’nin hakkında “ölüm fetvası” verdiği yıllar boyunca yaşadıklarını anlattığı“Joseph Anton” adlı kitabını. “Joseph Anton”, Rushdie’nin gizlilikte yaşamak zorunda kaldığı o yıllarda kullandığı takma ad. Sevdiği iki yazarın, Joseph Conrad ve Anton Çehov’un adlarından oluşuyor.

Birkaç hafta önce Cumhuriyet Kitap’a yazdığım bir yazı düşüyor aklıma.“Nasıl bir ülkedeyiz!” diyorum kendi kendime. “Hayyam’ın birkaç dizesi yüzünden Fazıl Say yargılanıyor ülkemizde. Dünya alkışlıyor, ülkesi yargılıyor! Rushdie’nin ‘Joseph Anton’u yayımlanmalı ve okunmalı ki, Türkiye’de Joseph Anton’lar olmasın. Fazıl Say, on yıl sonra, sözgelimi Cemal Reşit Rey ve Adnan Saygun adlarından esinli ‘Cemal Saygun’ adlı bir kitap yazmak zorunda kalmasın…”

 

Kaynak : [-]

Biliyoruz hafta yeni başladı sayılır ama olsun Pazaratesi sendromu yoksa salı sendromu da yok! Farklı bir “Rube Goldberg Makinası” ile biraz tebessüm edelim mi? 

2007 yılında Coca Cola’nın reklamlarında büyük çapta kullandığı ” Coca Cola mutluluk fabrikası” adlı reklamına benzer Red Bull reklamını ilginç bulduk. Dileriz bir kaç dakika da olsa eğlenirsiniz.

“Yiğiti öldür reklamın hakkını ver” ! farklı ve eğlenceli bir yaklaşım …

Elbette “Rube Goldberg” in “Profesör Lucifer Gorgonzola Butts” adlı karışık ve uğraştırıcı deneyler yapan kahramanını ve İrfan Sayar‘ın yarattığı bizim ünlü çizgi kahramanımız bilim kişisi Porof Zihni Sinir procelerini anmadan yapamayacağız….

 

“Now Wakes the Sea/Deniz Artık Uyanıyor” projesinin yapıtları Siemens Sanat’ta.

Siemens Sanat’ta 04 Aralık 2012 tarihinde başlayacak olan “Now Wakes the Sea/Deniz Artık Uyanıyor” sergisi, kıyı bölgeleri tüketim, turizm, ekonomik, politik, çevresel, kent planlaması, küresel politikalara bağlı olarak geliştirilen dış stratejiler için bir oyun alanı olarak kullanılırken, kıyı-kentsel yaşamın sürdürülebilirliğine yönelik gözlemler ve beklentileri bir tartışma alanına taşıyor.

Hollanda merkezli Satellietgroep’ın liderliğinde gerçekleştirilen, Karadeniz ve Kuzey Denizi’ne kıyısı olan ülkelerde sanatçıların, sinemacıların yeni yapıtlar geliştirebilmesi, var olan çalışmalarını değerlendirebilmeleri ve ortaya çıkan yapıtları üretildikleri yerlerde ve diğer ülkelerde sergilemeleri, benzeri projeleri yine işbirlikleri ile hayata geçirebilmelerine yönelik, araştırmaya dayalı programlar geliştirmeyi amaçlayan “Now Wakes the Sea/Deniz Artık Uyanıyor” projesinin yapıtları Siemens Sanat’ta.

Xentrikarts (Bahanur Nasya & Yılmaz Vurucu), Maurice Bogaert, İmre Azem, Rüya Köksal & Aydın Kudu, Bram Vermeulen/VPRO, Rik Delhaas & Daimon Xantholoulos, Eliane Esther Bots, Aram Tanis & Jacolijn Verhoef, Barbara Hanlo, Fidan Ekiz, Henrik Lund Jorgenson (DK/SE)’un belgesel/video yapıtlarının yer aldığı sergi, 04 Aralık’tan itibaren Siemens Sanat’ta izleyicisiyle buluşuyor.

Küresel bir sorunun yerel sonuçlarını ve bu bağlamdaki süreci araştıran, mimari, sanat ve bilimi bir araya getiren “Now Wakes the Sea/Deniz Artık Uyanıyor” projesi konuk sanatçı programlarını bir araştırma metodu olarak kullanıyor. Bu proje, yeni perspektifler üretmek amacıyla sanatçıların yerel ortaklarla alan çalışma yapmalarına, plan çıkarmalarına ve kıyı bölgelerindeki dönüşümlerin son durumunu araştırmalarına olanak sağlıyor. Proje, çeşitli sanatsal ve/veya bilimsel metodları kullanarak farklı kıyı bölgelerini, Karadeniz ve Kuzey Denizi çevresindeki ülkeleri, kentleri, oralarda yaşayanları, karşılaştırarak farklı bakış açılarını bir araya getirerek bir diyalog süreci başlatıyor.

Proje ortaklığını Avrupa Kültür Derneği’nin yaptığı, Sinopale (Uluslararası Sinop Bienali) kapsamında gerçekleştirilen “Now Wakes the Sea/Deniz Artık Uyanıyor” projesi Türkiye Hollanda 400.Yıl programı içinde, Tandem – European Cultural Foundation, MitOst e.V., Centre for Cultural Management, Culture Action Europe, European Commisson (Culture), Robert Bosch Stiftung – SICA, Lahey Belediyesi, Haagse Brug, Stroom, İstanbul Hollanda Başkonsolosluğu, ECF and SfA desteğiyle gerçekleştiriliyor.

“Now Wakes the Sea/Deniz Artık Uyanıyor” sergisi, 04 Aralık 2012 – 25 Ocak 2013 tarihleri arasında, haftanın her günü 10.00 – 19.00 saatleri arasında Siemens Sanat’ta izlenebilir.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Çalgı Bölümü Başkan Yardımcısı Dr. Tolgahan Çoğulu, tüm perdeleri yer değiştirebilen ”Ayarlanabilir Mikrotonal Gitarın” patentini aldı.Tolgahan Çoğulu, dünya müzik çevrelerinde beğeniyle karşılanan gitarın, 21. yüzyılın klasik gitarı olacağına inandığını söyledi.

Tolgahan Çoğulu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ”Ayarlanabilir Mikrotonal Gitar’ı bulma serüvenini anlattı. Türkiye’deki makamsal müziklerde bulunan seslerin gitarda tam karşılığını bulmak için arayışa giriştiğini, Erkan Ogur gibi pek çok müzisyenle fikir alışverişinde bulunduğunu kaydeden Çoğulu, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Gitarla türküleri, makamsal müzikleri çalarken hep bir eksiklik hissedilir. Çünkü standart gitarda, koma (yarım sesten küçük aralıklar-mikroton) duymanız mümkün değildir. Ud gibi tüm komaların duyulabildiği perdesiz gitar, 70’li yıllardan itibaren Erkan Ogur tarafından çalınıyordu. Ancak perdesiz gitar, gitardan farklı tınılayan yeni bir enstrüman. ‘Klasik gitarın tonlarından çok uzaklaşmadan makamsal müzikler nasıl çalınabilir?’ şeklinde bir arayışa giriştim. Daha önce yapılan örnekleri inceledim. Gitarist Walter Vogtun, 1985 yılında icat ettiği hareketli perdeli Vogt gitarından esinlenerek, tüm perdeleri ayarlanmasına imkan veren ‘Ayarlanabilir Mikrotonal Gitarı’ tasarladım. Bu proje, İTÜ Dr. Erol Üçer Müzik İleri Araştırmalar Merkezi bünyesinde Prof. Şehvar Beşiroğlu yürütücülüğünde bir bilimsel araştırma projesi olarak kabul edildi. Gitarın 11 bin lirayı bulan masrafı, okul tarafından karşılandı. Gitar yapım ustası Ekrem Özkarpat’a yaptırttım. ”

“DÜNYADA GENİŞ YANKI BULDU”

Video paylaşım sitesi youtube’ta yayımladığı videoların büyük ilgi gördüğünü dile getiren Tolgahan Çoğulu, ”Türkiye’de değil ama dünyada çok büyük ilgi var. Hemen hemen her ay bir iki ülkeye konser için gidiyorum. İstanbul’a gelen dünyaca ünlü gitaristler Paco de Lucia, Al di Meola, Pat Metheny da gitarı incelediler. Çok beğendiklerini söylediler. Satriani’ye de menajeri vasıtasıyla gitarı dinlettim” diye konuştu.

”Ayarlanabilir Mikrotonal Gitar” ismiyle, icat ettiği gitarın patentini aldığını belirten Çoğulu, ”Gitar ailesine yeni bir üye kazandırmış olduk. Bu gitarda yalnızca Türkiye’deki makamsal müzikleri değil komaları, mikrotonları içeren Hint müziği, Uzakdoğu ve Afrika müziklerinin tınılarını duymak mümkün. Türkiye patentini aldım. Dünya patenti için de girişimlere başladık. 21. yüzyılın gitarını icat ettiğimizi düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

TOLGAHAN ÇOĞULU KİMDİR?

Ankara’da 1978 yılında doğan Tolgahan Çoğulu, klasik gitar eğitimine 12 yaşında başladı.

2001 yılında İTÜ Dr. Erol Üçer Müzik İleri Araştırmalar Merkezi Klasik Gitar Yüksek Lisans programına kabul edilen Çoğulu, burada Soner Egesel ve Bekir Küçükay ile çalışmalarını sürdürdü ve 2010 yılında doktorasını bitirdi.

Tolgahan Çoğulu’nun ‘Atlas’ ve ‘İki Elin Sesi’ adlı iki CD’si ve ‘Temel Müzik Eğitimi’ ve ‘Bağlama Tekniklerinin Klasik Gitara Uyarlanması’ adlı iki kitabı bulunmaktadır. 2010 yılında İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda klasik gitar bölümünü kurdu. Halen burada klasik gitar öğretmenliği yapan gitarist, 11. New York Gitar Festivali, 19. Iserlohn Gitar Festivali, 9. Zihuatanejo Gitar Festivali, 21. Brno Gitar Festivali, 2. Sarajevo Gitar Festivali, Mozarteum Üniversitesi, Codarts Üniversitesi, York Üniversitesi, Memphis Üniversitesi, Viyana Üniversitesi, Aveiro Üniversitesi, Singapur Üniversitesi, Estonya Müzik Akademisi, Bükreş Kültür Merkezi gibi yerlerde konserler verdi.

AA

 

 

İçeriği itibariyle şehrin en sıradışı etkinliklerinden biri olan “Ölüm Sanat Mekan Sempozyumu” üçüncü kez Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi(MSGSÜ) Fındıklı Kampüsü’nde 5-7 Kasım günleri gerçekleşecek.

Sempozyumun düzenleyicisi Gevher Gökçe Acar’ın sunuş yazısında;

“Ölüm bilinci şüphesiz tarih boyunca kültür ve sanat yaratmasında insanoğlunu tetikleyen etkenlerin başında gelmiştir. Zygmunt Bauman kültürü “insanların farkında oldukları şeyi unutturmaya yönelik incelikli, karşı-anımsatıcı teknik bir aygıt” olarak tanımlarken, kaynağını ölüm bilincine ve ölüm gerçeğini unutma gereksinimine bağlar. Ölü gömme ritüelleri, mezar ve mezarlıkların ortaya çıkışı tarihöncesi uzmanları tarafından insanlık eşiğinden geçmenin önkoşulu olarak kabul edilir. Ölüm kavramı, insanı hayatın geçiciliği karşısında kalıcı bir şeyler yaratma konusunda uyarmış ve sanat yapıtının doğuşuna zemin hazırlayarak başta plastik sanatlar, edebiyat ve müzik gibi alanlarda olmak üzere sanat yaratımının bütün dallarında estetik yönden en etkileyici yapıtların oluşmasına aracı olmuştur. Öte yandan ölüm gerçekleştiğinde, ölüyü dini inançlar çerçevesinde öte dünyaya hazırlama ve aynı zamanda geride kalanların ölüm acısını hafifletme çabalarının sonucu olarak ortaya çıkan mezar anıtları da, gene ölüm ve yaratma arasındaki ilişkinin somut kanıtlarını oluşturur. “Ölüm Sanat ve Mekân III Sempozyumu’nun amacı, ölüm kavramının gerek birey ve toplumun yaşamındaki, gerekse sanat yaratımındaki yeri ve önemini felsefe, toplum bilimleri, mimarlık ve çeşitli sanat dalları üzerinden irdeleyerek bir kez daha vurgulamak”sözleriyle içeriği ve amacı özetliyor.

Sempozyumda; Levent Şentürk, Nurullah Ulutaş, Fatih Danacı, Gevher Gökçe Acar, Barış Özgen Şensoy, Erdem Ceylan, Mehmet Kerem Özel, Zeynep Sayın, Melih Başaran, Ahmet Erözenci, Buket Akgün, Tuna Erdem, Ercan Kesal, Can Denizci, Haluk Çetinkaya, Filiz Özer, Eva Aleksandru Şarlak, Yusuf Benli bildiri sunacaklar, film gösterimleri izlenecek ve Yusuf Benli, Kumru Dilber, Makbule Oral’ın ağıt icraları dinlenecek.

Sempozum programı

5 Kasım Pazartesi (Video Konferans Salonu – MSGSÜ Fındıklı Kampüsü)
11:00-11:15 Açılış
11:15-11:45 Levent Şentürk “Demirbaş Dolabından Dönme Dolaba: İktidar, Bellek ve Ölüm Katmanları Arasında”
11:45-12:15 Nurullah Ulutaş “Felsefî Bir Gerekçeyle Ölümü Estetize Etme Sanatı: Roman ve İntihar”
12:15-12:45 Fatih Danacı “Korku Sinemasında Yeniden Dirilme Konsepti”
14:00-14:30 Gevher Gökçe Acar “Orta Asya’dan İstanbul’a Şamanizm’den İslâm’a Türklerde Ölümün Değişen ve Değişmeyen Yüzü”
14:30-15:15 Belgesel Film Gösterimi: Tibet’in Ölüler Kitabı

6 Kasım Salı (Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu – MSGSÜ Fındıklı Kampüsü)
11:00-11.30 Barış Özgen Şensoy “Freud’da Ölüm ve Sanat: İmkânlar, Sınırlar ve Metodoloji”
11:30-12:00 Erdem Ceylan “Toten-Bau-haus: Bauhaus’ta Ölüm”
12:00-12:30 Mehmet Kerem Özel “Şehitlik Tasarımında İnsani Boyut: Muammer Onat’ın Girne Karaoğlanoğlu Şehitliği”
12:30-13:00 Zeynep Sayın “Çin’den Bizans’a Ölüm”
14:15-14:45 Melih Başaran “Maurice Blanchot’nun Yaşam-Ölümöyküsel (Biothanatographique) Metni: Ölüm Anım”
14:45-15:15 Ahmet Erözenci “Edebiyatta Ölüm-Bir Kişisel Yaklaşım”
15:15-15:45 Buket Akgün “Karanlık Ana Tanrıça’nın Soyundan Gelmek: Edebiyat ve Sanatta Cadılar ve Ölüm”

16:15-16:45 Film Gösterimi: Annabel Lee Animatör George Higham Kostnice [Kemiklik] Yönetmen Jan Švankmajer

 

7 Kasım Çarşamba (Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu – MSGSÜ Fındıklı Kampüsü) 10:30-11:00 Tuna Erdem “Sinema ve Televizyon Dizilerinde Nekrofili”
11:00-11:30 Ercan Kesal “Bir Zamanlar Anadolu’da Filminin Senaryo Yazım Sürecinde ‘Ölüm’ Üzerine Okumalar”
11:30-12:00 Can Denizci “Franz Schubert’in ‘Kış Yolculuğu’ Şarkı Dizisinde Simgesel Ev Olgusu: Yolculuk ve Ölüm Eğretilemeleri” 13:30-14:00 Haluk Çetinkaya “Antik Dünyada Ölüm Algısı ve Sanattaki Yansıması”
14:00-14:30 Filiz Özer “Ata Kültünün Antik Roma Sanatına Etkisi”
14:30-15:00 Eva Aleksandru Şarlak “Şişli Hristiyan Mezarlıklarında Üslup Çeşitliliği”
15:30-16:00 Yusuf Benli “Ozanların Dilinden: Halk Şiirinde Ölüm”
16:00-17:00 Ağıt icraları: Yusuf Benli, Kumru Dilber, Makbule Oral

İletişim: Gevher Gökçe Acar 0212 252 16 00/277

[email protected]

[email protected]

Kaynak : [-]

 

“Dünyanın en eski kenti” Şanlıurfa’da “Türkiye’nin En Büyük Mozaik Müzesi”nin temeli bugün atılıyor

Savaşçı Amazon Kraliçeleri

Birkaç yıl önce Haleplibahçe semtindeki Temalı Park Projesi’nin temel kazıları sırasında MS 5. ve 6. yüzyıllarda yapıldığı sanılan, Roma dönemine ait yönetici sarayının tabanında “Savaşçı Amazon Kraliçeleri”nin av ve savaş sahnelerinin tasvir edildiği mozaikler bulundu. Bilimsel danışma kurulunun eserlerin başka bir yere nakli sırasında zarar görebileceği endişesi üzerine, projede değişikliğe gidildi. Alanda yapılması kararlaştırılan ve bir süredir üzerinde çalışılan Arkeoloji Müzesi, Arkeopark ve Mozaik Müzesi Projesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla hızlandırıldı. 200 bin metrekarelik alana inşa edilecek proje 38 milyon TL’ye mal olacak.

Temel atma töreni Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın da katılacağı törenle bugün yapılacak.Şanlıurfa Kültür ve Turizm Müdürü Selami Yıldız, 26 bin metrekarelik alana Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi, 4 bin metrekarelik alana ise Edessa Mozaik Müzesi’nin yapılacağını, her iki müze arasında 29 bin metrekaralik arkeoparkın yer alacağını bildirdi.

Yıldız, “Toplam 60 bin metrekare ile Türkiye’de ve bölgede en büyük müze kompleksine sahip olacağız’’ dedi. Yıldız, mozaik bakımından Türkiye’de İstanbul, Gaziantep ve Hatay’ın ön plana çıktığına değinerek, müzenin yapılmasıyla birlikte Şanlıurfa’nın bu kentlerden açık ara öne geçeceğini savundu.

 

Şunun için etiket arşivi: bilim

Sonuç Bulunamadı

Üzgünüz, hiç bir gönderi kriterinizle eşleşmedi