Şunun için etiket arşivi: Atatürk

tarihte-bugun-ne-oldu24 Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 83. (artık yıllarda 84.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 282 gün vardır.

Olaylar

  • 1394 – Timurlenk Şam’ı işgal etti.[kaynak belirtilmeli]
  • 1721 – Johann Sebastian Bach Brandenburg Markizi Christian Ludwig için yazdığı ve daha sonraları Brandenburg Konçertoları olarak adlandırılan 6konçertolarını sundu.
  • 1882 – Robert Koch, verem hastalığına neden olan bakteriyi (mycobacterium tuberculosis) keşfettiğini duyurdu. Bu buluşuyla 1905 yılında Tıp alanında Nobel ödülünü alacaktır.
  • 1923 – Mustafa Kemal Paşa, Time dergisine kapak oldu.
  • 1923 – Yunanistan’da cumhuriyet ilan edildi.
  • 1926 – Türkiye’de petrol arama ve işletilmesinin devletçe yönetilmesini öngören kanun TBMM’de kabul edildi.
  • 1938 – Cumhurbaşkanlığı yatı olarak satın alınan Savarona’ya, İngiltere’nin Southampton Limanı’nda törenle Türk bayrağı çekildi. 1 Haziran’da İstanbul’a getirilen Savarona,Dolmabahçe önüne demir attı. Atatürk, yatı gezerek incelemede bulundu.
  • 1976 – Arjantin Devlet Başkanı Isabel Peron, kansız darbeyle devrildi. Jorge Rafael Videla, Emilio Eduardo Massera ve Orlando Ramon Agosti’den oluşan cunta iktidara el koydu, yedi yıllık diktatörlük döneminde 30 bine yakın kişi kaybedildi.
  • 1978 – Savcı Doğan Öz öldürüldü.
  • 1998 – Hindistan’da çıkan fırtınada 250 kişi öldü 3000 kişi yaralandı.
  • 1999 – NATO, Kosova’daki çatışmalar üzerine, Yugoslavya’ya karşı hava harekâtı başlattı. II. Dünya Savaşı’ndan beri Avrupa’daki en yoğun bombardıman olan Müttefik Gücü Harekatı, Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılmasına neden oldu.
  • 2000 – Varan Turizm’e ait otobüs, yolcularıyla kaçırıldı. Olaydan sonra yakalanan üç kişi, 36’şar yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.
  • 2000 – Genelkurmay Başkanlığı, Talat Aydemir’in idamıyla sonuçlanan 1963’teki darbe girişimine katılan 1459 Harp Okulu öğrencisinin haklarını 37 yıl sonra iade etti.
  • 2001 – Apple şirketi Mac OS X 10.0 (Cheetah)’ı piyasaya sürdü.
  • 2006 – İspanya’daki ETA örgütü süresiz ve kalıcı ateşkes ilan etti.
  • 2007 – Türkiye Euro 2008 elemelerinde Yunanistanı futbol maçında 4-1 mağlup etti.
  • 2009 – Ergenekon davasında 21’i tutuklu 56 sanık hakkında hazırlanan 1909 sayfalık ikinci iddianame, davaya bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. İddianamede emekli Orgeneraller Şener Eruygur ve Hurşit Tolon, davanın bir ve iki numaralı sanıkları olarak geçiyor. Eruygur ve Tolon’un, 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması isteniyor.

Doğumlar

  • 1494 – Georgius Agricola, Alman bilimadamı, “Mineralojinin babası” (ö. 1555)
  • 1607 – Michiel de Ruyter, Hollandalı amiral (ö. 1676)
  • 1834 – William Morris, İngiliz şair, ressam (ö. 1896)
  • 1874 – Harry Houdini, ABD’li illüzyonist (ö. 1926)
  • 1879 – Neyzen Tevfik, Türk neyzen ve şair (ö. 1953)
  • 1884 – Peter Debye, Hollandalı fizikçi (ö. 1966)
  • 1886 – Edward Weston, ABD’li fotoğrafçı (ö. 1958)
  • 1887 – Roscoe Arbuckle, ABD’li komedyen (ö. 1933)
  • 1897 – Wilhelm Reich, Avusturyalı-Alman-ABD’li psikiyatrist ve psikanalist (ö. 1957)
  • 1903 – Adolf Butenandt, Alman biyokimyacı (ö. 1995)
  • 1909 – Clyde Barrow, ABD’li gang (ö. 1934)
  • 1911 – Joseph Barbera, ABD’li çizgi film yapımcısı, animatör, senarist (ö. 2006)
  • 1917 – John Kendrew, İngiliz biyokimyacı (ö. 1997)
  • 1921 – Vasili Smislov, Rus satranç oyuncusu
  • 1926 – Dario Fo, İtalyan yazar Nobel Edebiyat Ödülü sahibi
  • 1930 – Steve McQueen, ABD’li sinema oyuncusu (ö. 1980)
  • 1944 – Vojislav Koštunica, Sırbistan başbakanı
  • 1944 – Han Myeong-sook, Güney Kore başbakanı
  • 1947 – Meiko Kaji, Japon şarkıcı ve aktris
  • 1956 – Steve Ballmer, ABD’li işadamı
  • 1960 – Nena, Alman müzisyen
  • 1965 – The Undertaker, ABD’li güreşçi
  • 1970 – Lara Flynn Boyle, ABD’li aktris
  • 1972 – Christophe Dugarry, Fransız futbolcu
  • 1973 – Jim Parsons, Amerikalı televizyon dizisi ve sinema oyuncusu
  • 1974 – Alyson Hannigan, ABD’li oyuncu
  • 1976 – İnci Türkay, Türk dizi oyuncusu
  • 1977 – Jessica Chastain, ABD’li oyuncu
  • 1978 – Tomáš Ujfaluši, Çek futbolcu
  • 1984 – Chris Bosh, ABD’li basketbolcu
  • 1990 – Keisha Castle-Hughes, Yeni Zelandalı aktris

Ölümler

  • 809 – Harun Reşid, 5. Abbasi halifesi (d. 763)
  • 1455 – V. Nicholaus, papa (d. 1397)
  • 1603 – I. Elizabeth, İngiltere kraliçesi (d. 1533)
  • 1794 – Jacques-René Hébert, Fransız gazeteci ve siyasetçi (d. 1757)
  • 1869 – Antoine-Henri Jomini, Fransız asker (d. 1779)
  • 1882 – Henry Wadsworth Longfellow, ABD’li şair (d. 1807)
  • 1901 – İsmail Safa, Türk yazar (d. 1867)
  • 1905 – Jules Verne, Fransız yazar (d. 1828)
  • 1909 – John Millington Synge, İrlandalı oyun yazarı (d. 1871)
  • 1916 – Enrique Granados, İspanyol piyanist ve besteci (d. 1867)
  • 1946 – Alexander Alekhine, Rus satranç oyuncusu (d. 1892)
  • 1950 – Harold Joseph Laski, İngiliz siyaset bilimcisi ve siyasetçi (d. 1893)
  • 1953 – Mary Teck, Birleşik Krallık kraliçesi (d. 1867)
  • 1962 – Auguste Piccard, İsviçreli fizikçi (d. 1884)
  • 1968 – Alice Guy-Blaché, Fransız film yönetmeni ve yapımcısı (d. 1873)
  • 1969 – Joseph Kasavubu, Kongo Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı (d. 1910, 1913, 1915, 1917)
  • 1971 – Müfide Ferit Tek, Türk romancı (d. 1892)
  • 1971 – Arne Jacobsen, Danimarkalı mimar ve tasarımcı (d. 1902)
  • 1976 – Bernard Montgomery, İngiliz asker (d. 1887)
  • 1978 – Doğan Öz, Türkiye Cumhuriyet savcısı (d. 1934)
  • 1980 – Óscar Romero, El Salvadorlu katolik papaz (d. 1917)
  • 1984 – Sam Jaffe, ABD’li aktör (d. 1891)
  • 1986 – Ertuğrul Yeşiltepe, Türk gazeteci (d. 1933)
  • 1987 – Ekrem Zeki Ün, Türk besteci (d. 1910)
  • 1988 – Turhan Feyzioğlu, Türk hukukçu ve politikacı (d. 1922)
  • 2002 – César Milstein, Arjantinli biyokimyacı (d. 1927)
  • 2008 – Richard Widmark, ABD’li aktör (d. 1914)

Tatiller ve Özel Günler

  • Dünya Tüberküloz’la Mücadele Günü

Bu soru tarihsel olarak filozofların yanıt aradığı en önemli sorulardan birisidir.

matrix

İnsanların çoğu aslında toplumsal yaşam içerisinde gerçeği aramazlar, daha doğrusu gerçek diye bir sorunları yoktur. Çünkü çoğu zaman gerçeğe ulaşma çabası riskli ve tehlikelidir. Bu yüzden sistem tarafından kendilerine sunulan sanal gerçekliği yaşamayı tercih ederler. Çoğu insanın sorunu, içinde bulunduğu konumu korumak ve geliştirmektir. Bunun için, gerçek olmadıklarını bilseler de inanırlar ya da inanmış görünürler. Ȍyleyse toplumun bütünü için gerçek ya da gerçeklik diye bir kavram söz konusu değildir.

Gerçeği ve hakikati arayanların başına ise tarihsel olarak hep kötü şeyler gelmiştir. Gerçek, sistemin düşmanıdır, onu en ince yerinden kırar dağıtır.

Gerçek kavramının tarihsel olarak birçok alanda kullanıldığını, ama anlamlarının değiştiğini görebiliriz. Felsefe, din, sanat, bilim gerçek kavramını kullanır. Bu kavramlar halk dilinde ise içiçe geçmiştir ve yanlış kullanılmaktadır.

matrix1

“Günlük dilde de çoğu kez “gerçek” sözcüğü ‘hakikat’ ve ‘doğru’ sözcükleriyle eşanlamlı kullanılır. Ancak, felsefi kavramlar söz konusu olduğunda, ‘gerçek’ deyimiyle ‘hakikat’ ve ‘doğru’ deyimlerini birbirinden ayırmak gerekir.

Gerçek: İnsan bilincinden bağımsız, somut ve nesnel olarak varolan herşey,

Hakikat: Nesnel gerçekliğin, bilinçteki, kendine uygun kavramsal yansısı,

Doğru: Bu kavramın, hem gerçeğe hem de düşünme yasalarına uygun oluşudur.” (http://www.historicalsense.com)

Materyalist felsefeye göre herşey maddeden gelmekte ve madde olarak devam etmektedir. İdealizm ve materyalizm gerçeğin doğasını araştırır ve farklı sonuçlara varırlar. Bu konuda temel soru sudur: “Gerçeklik nedir ve neden oluşur?”

Dinler ise, gerçek kavramını kutsal kitaplarda dile getirilen düşüncelerle eşitlerler. Ve ona itaat edilmesini, sorgulanmamasını isterler. İdealist bir düşünce biçimidir bu. Çünkü din olgusu yalnızca düşüncede vardır; bilincin dışında bir madde olarak evrende yer almaz. Çünkü gerçek daima somuttur; soyut değildir.

“Bu anlamda gerçek deyimi, ‘özdek’ ve ‘nesne’ deyimleriyle de ilişkilidir. ‘Ȍzdek, bize duyumlarla verilen nesnel gerçekliktir.’ Tüm nesneler de gerçektirler. Gerçek deyince bilincimizin dışında nesnel olarak ortaya çıkmış bulunan nesne, nitelik, koşul, durum vb. gibi olgu ve olayları anlarız. Bir kuram (teori)’ın doğru olup olmadığını pratikle, eş deyişle gerçekle deneyerek anlarız. Yapmamız gereken, gerçekleri tasarımlarımıza uydurmaya çalışmak değil, tersine, tasarımlarımızı gerçeklere uygun kılmak böylelikle hakikati elde etmektir.” (Yıldırım, Ders Notları)

Gerçek, her zaman somut ve nesneldir. Diyalektik materyalist anlayışta “gerçeklik-yanılsama” üzerinde de çalışılır.

Postmodernizmde ise, evrensellik, bütünsellik, nesnellik, gerçek tezlerinden uzaklaşılmıştır. Postmodernist düşünürler, nesnel gerçekliğin, bizim algıladığımızdan daha karmaşık bir yapıya sahip olduğunu iddia ederler. Postmodernist anlayışta, gerçeklik, materyalist anlayışta olduğu gibi bilincimizin dışında var olan birşey değildir ve gerçekliği biz biçimlendiririz.

Gerçek ve “sanal gerçek”

Matrix-

Matrix filminin ünlü bir sahnesinde, filmin bir kahramanı kaşığı bakışıyla büken diğerine şöyle der: “Aslında kaşık yoktur.”

Gerçekte böyle midir?

Aslında kaşık vardır, ama kaşığın bükülmesi eylemi yoktur. Bu bir illüzyondur yalnızca beyinde öyleymiş gibi algılanmaktadır. Ama öyleymiş gibi algılandığı için, onu algılayanın gözünde “gerçek” olarak nitelenebilir. İşte manipülasyon da böyle birşeydir, tıpkı kaşık gibi gerçeğin bükülmüş ve başka birşeye dönüşmüş şekliyle gösterilmesidir.

Bundan aşağı yukarı bin yıl önce yaşamış İsmailiye tarikatı lideri Hasan Sabbah şöyle demiştir: “Hiçbir şey gerçek değilse, her şeye izin verilmiştir.”

Gerçekten hiçbir şey gerçek değil midir? Her şey bir yanılsamadan mı ibarettir? Yoksa gerçek, algıladığımız kadar mı vardır? Eğer her şeye izin verildiyse, zaten orada gerçeği bulmak çok güçtür. Sabbah’ın bu mesajı Matrix filmindeki “Aslında kaşık yoktur.”mesajıyla örtüşüyor. Çünkü Sabbah’in bence sözünü ettiği de bu illüzyon ve sanal gerçeklik dünyasıdır. Gerçeğin üzerinin örtüldüğü, manipüle edildiği bir yerde de, hiçbir insan kendisi olamaz.

Çok sonraları Dostoyevski, idealist bir bakış açısıyla bunu şöyle ifade etmiştir: “Eğer tanrı yoksa, her şeye izin verilmiştir.”

Dostoyevski’nin sözlerini biraz değiştirerek şöyle de diyebiliriz: “Eğer gerçek yoksa, her şeye izin verilmiştir.” Çünkü eğer bir insan gerçekliği yaşamıyorsa, özünde kendisini de yaşamıyor demektir; o bir başkasının hayatını yaşamakta ve bunu da ona biçilen rol kadar bunu yapabilmektedir. O zaman artık o kendisi değildir, tıpkı gerçeğin tersine çevrilmesi gibi. Gerçeğin olmadığı bir yerde, özünde insan da gerçek değildir. O kendine yabancılaşmış bir madde yığınıdır sadece.

Her şey bir simulasyondan mı ibaret?

Simulasyon kuramını geliştirmiş olan Jean Baudrillard’a göre ise simulakrum, orijinali, gerçeği, ilk örneği olmayan; kendisi zaten kopya olan birşeyin kopyasını anlatan bir terimdir. Baudrillard, gerçeğin çöktüğünü ve onun yerini “hipergerçeklik”in aldığını ve bir simulasyon çağına girildiğini savunur. Bu hipergerçeklik, hem sistem hem de gönderen olarak ortadan kaldırıp model düzeyine yükselttiği gerçeği yok etmektedir. (Baudrillard, 2003: 58)

“Baudrillard’ın bu konuda ortaya attığı en önemli kavramlardan birisi “gerçeklik ilkesi””kavramıdır. Gerçeklik ilkesi tamamen zihinde oluşan, düşünsel bir süreçtir. Bu algıya göreamaç, umut, geleceğe yönelik düşler şekillendirilir. Gerçeğin ne olduğu konusunda yanıltılan ya da gerçeklik algısı saptırılan bireyler, artık tercihlerini gerçek olmayan fakat gerçekmiş gibi onun yerini alan şey’ler üzerinden yapmaktadırlar. Bu bağlamda en büyük saf simülakrlar da Din ve Politikadır. (”M. Yiğit Ersoydan, ”Jean Baudrillard ve Simulasyon Kavramı”)

Baudrillard, Disneyland’i bütün simulakr düzenlerinin içiçe geçmiş olduğu kusursuz bir model olarak niteler; ona göre burası bir fantazm oyunu ve bir illüzyondur.

“Sanal gerçeklik, en basit şekliyle, bilgisayarda canlandırılan üç boyutlu görüntülerin, bazı aygıtların yardımıyla insanlara “gerçek bir dünya” gibi gösterilmesidir. Bugün birçok alanda farklı amaçlarla kullanılan bu teknolojiye, bu nedenle “yapay gerçeklik”, “sanal dünyalar”, “sanal ortamlar” gibi isimler de verilmektedir. Sanal gerçekliğin en önemli özelliği, özel aletler kullanan bir kişinin gördüğü görüntüyü gerçek zannederek, aldanmasıdır. Bu nedenle son yıllarda sanal gerçeklik ifadesinin İngilizce karşılığının başında “immersive” kelimesi de kullanılmaktadır ve bu kelimenin anlamı “dalmak, kaptırmak”tır. (Immersive Virtual Reality: Kaptıran Sanal Gerçeklik)

Bugün birçok insan “sanal gerçekliği” gerçekmiş gibi algılamakta ve sanal dünyada yaşamaktadır. Ȍzellikle internetin yaygınlaşması ve teknolojinin ilerlemesi, “sanal ortamlar”, “yapay gerçeklik” gibi kavramların daha sık duyulmasını da beraberinde getirmiştir. Bilgisayar oyunları, chat ortamları da ve daha pekçok şey, kişiyi kendisine yabancılaştırmakta ve onun “sanal gerçekliği” gerçekmiş gibi algılamasına neden olmaktadır.

“Gerçekler, ne yaparsanız yapın, gizlenemezdi. Araştırıp kovuşturarak ortaya çıkarılabilir, işkence yaparak sizden sökülüp alınabilirdi. Ama amacınız hayatta kalmak değil de insan kalmaksa, sonuç ne fark ederdi ki?” (Orwell, 2003: 197)

Resmi ideolojinin egemen olduğu rejimlerde ise, yine sistem kendi ideolojik aygıtları eliyle “sanal bir gerçeklik” yaratır ve toplum algılayışında bunun gerçeğin yerini almasına çalışır. Gerçeği savunarak “sanal gerçekliğe ve yalanlara” karşı çıkan kişiler ise cezalandırılırlar. Çünkü sisteme göre “gerçeklik” yoktur, yalnızca kendi “sanal gerçekliği” gerçektir.

Gerçek ve manipulasyon

Medya, iktidarın elindeki en önemli manipülasyon araçlarından birisidir. Althusser’in belirttiği gibi, devletin ideolojik aygitlarından birisidir. Küreselleşme ile birlikte dünyanın her yerinde anaakım medyada yer alan haberler de tek tipleşmiştir. Ȍrneğin sistemin çıkarına denk düşen silahlı gruplar “özgürlük savaşçısı”, sisteme aykırı olanlar ise “terörist” ilan edilir. Herşey, tek merkezden ilan edilir ve dünyanın dört bir yanındaki medyada aynı haber ve yorumlar yer alır. Burada ölçü gerçek veya doğru değil, sistemin çıkarlarıdır; bunun için gerçek ve hakikat manipüle edilir.

Baudrillard, bu manipülasyonu ve yanılsamayı çok güzel açıklayarak şöyle der: “Gündelik haberler, tarihin yok olmasına hizmet eden en önemli tezgâhtır.” (Baudrillard, 2005: 120)

Resmi ideolojinin egemen olduğu ülkelerde, gerçek tamamen tersine çevrilmiştir. Resmi tarih kitapları, egemen ideolojinin sanal kahramanlık ve zafer öyküleriyle doludur. Gerçek artık “gerçek olmayan”dır. İnsanlar küçük yaştan itibaren okulda ve heryerde, toplum içinde buna inandırılır.

Orwell’in ünlü “1984” adlı kitabında, gerçek kavramı sık sık sorgulanır. Yazar, sistem tarafından yaratılan “sanal gerçeklik” kavramının nasıl gerçeğin yerine geçirilmeye çalışıldığnı son derece çarpıcı olarak anlatır bu yapıtında. Neyin gerçek, neyin sanal olduğu birbirine karışmıştır. “Gerçek”, Büyük Birader’in sözleri ve ideolojisidir; bunlar da konjonktüre göre değişebilir.

Kitapta şöyle bir diyalog var:

“Winston: Büyük birader diye biri gerçekten var mı?

O’brien: Bu var olmakla neyi kastettiğine bağlı.

Winston: Demek istediğim, o benim gibi var mı?”

O’brien: Sen yoksun.” (Orwell, 2003: 303)

Burada gerçek kavramı, toplumun hafızasında sanal gerçeklik ile yer değiştirmiştir. Daha doğrusu sisteme göre toplumun hafızası yoktur, tek tek bireylerin de… O hafızayı, sistemin kendisi oluşturur. Buna göre, gerçek olan tek sey sistemin kendisidir, bireyler bir vida işlevi bile görmezler bu anlayışa göre.

Sahi kendi gerçekliğimizi mi yaşıyoruz, yoksa simulakr bir dünyada mıyız?

* İsmailiye tarikatı lideri Hasan Sabbah’ın sőzü.

Referanslar

Orwell, GEORGE, (2003), “1984”, Editora Companhia da Letras, Saõ Paulo, Brazil.

Baudrillard, JEAN (2005), “Şeytana Satılan Ruh ve Kötülüğün Egemenliği”, Doğu Batı Yayınları, İstanbul.

Baudrillard, JEAN (2003), “Sessiz Yığınların Gölgesinde ya da Toplumsalın Sonu”, Doğu Batı Yayınları, İstanbul.

Ersoydan, M. Yiğit, ”Jean Baudrillard ve Simulasyon Kavramı”http://www.academia.edu

Yıldırım, ȌMER: “Felsefeye Giriş” ve “Çağdaş Felsefe Tarihi” ders notlarından, Atatürk Űniversitesi.

historicalsense.com
felsefetasi.com

 

 

 

 

Kaynak : dunyalilar.org , Erol ANAR

 

Sabancı Vakfı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları işbirliğiyle düzenlenen Devlet Tiyatroları-Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde perdelerini açıyor. Bu yıl 17’nci kez düzenlenen festival, 1 ay boyunca Adanalılara keyifle takip edecekleri bir program sunacak.
Türkiye’den 16, yurt dışından 8 olmak üzere toplam 24 oyunun sahneleneceği festivalin biletleri 18 Mart’tan itibaren satışa sunulacak. Adana Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi Sahnesi’nde İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun ‘Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş’ oyunuyla başlayacak festival 30 Nisan’a kadar sürecek.

Festivalin yaklaşması nedeniyle bir mesaj yayınlayan Sabancı Vakfı Genel Müdürü Zerrin Koyunsağan, “Merhum Sakıp Sabancı’nın mirasına hep birlikte sahip çıkıyor, öncelikli çalışma alanlarımızdan biri olan kültür-sanat alanında Adana’ya yakışan bir festivale imza attığımız için gurur duyuyoruz.” dedi.

 

AnkaraSanatTiyatrosu_TesadufenKadin

 

En zengin program rekorunu kıracak

Festivalin Türkiye’nin en uzun soluklu uluslararası tiyatro festivali olduğuna dikkat çekenZerrin Koyunsağan, “Bu yılki festival, sahnelenecek 24 oyunla en zengin program rekorunu kırıyor. Yurt dışından Amerika Birleşik Devletleri, Makedonya, Yunanistan, Çin, Portekiz, Romanya, Ukrayna ve Almanya’dan farklı toplulukların oyunlarını izleyeceğiz. Yurt içinden de hem Devlet Tiyatroları’ndan hem de özel tiyatrolardan ekipler oyunlarını sahneleyecekler. Açık alan gösterileri sokakları dolduran izleyicilere çok keyifli anlar yaşatacak. Her yıl olduğu gibi bu yıl da, Sabancı Üniversitesi Gösteri Merkezi’nde sergilenecek oyunlarla festival ruhunu İstanbul’a da taşıyacağız.” dedi.

Uluslararasi-Adana-Tiyatro-Festivali-3-620x455

 

Adana 1 ay boyunca sanat kentine dönüşüyor

Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Necat Birecik’in yayınladığı festival mesajında ise; “Bu festival, Adana’nın kültür-sanat hayatı için olduğu kadar ülkemiz için de anlamlı ve dünya çapında prestiji yüksek bir tiyatro festivalidir,  yurt içinden ve yurt dışından katılan başarılı ekipler sayesinde 1 ay boyunca Adana’yı bir sanat kentine dönüştürüyoruz. Biletler her yıl festival henüz başlamadan bitiyor. Sabancı Vakfı ile 17 yıldır sürdürdüğümüz başarılı işbirliğinde tiyatronun birleştirici gücünün etkili olduğuna inanıyorum. Devlet Tiyatroları ülkemizin birçok yerinde düzenlediği Ulusal ve Uluslararası Tiyatro Festivalleri ile ayrıca halkımıza verdiği tiyatro hizmetini sürdürmekte ve şimdi Devlet Tiyatroları’nın 65 yıllık birikimi ve 17 yıllık festival coşkusu bereketli Adana topraklarında yeniden filizlenmektedir. Şimdiden Adanalı seyircilerin festivale ilgisi çok yoğun. Bu ilgi festivalin soluksuz bir heyecanla geçeceğini gösteriyor. Emeği geçen herkese teşekkür ediyor, Adanalı seyircilere şükranlarımı sunuyorum.” dedi.

Uluslararasi-Adana-Tiyatro-Festivali-17

Sakıp Sabancı Yaşam Boyu Başarı Ödülü verilecek

Tiyatro sanatının gelişmesine önemli katkılarda bulunmuş ustalara minnet ve saygı duymak amacıyla 2005 yılından bu yana verilen “Sakıp Sabancı Yaşam Boyu Başarı Ödülü” her yıl olduğu gibi festivalin açılış töreninde sahibini bulacak. Bugüne kadar Sakıp Sabancı Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü almaya hak kazanan ustalar şöyle: Cüneyt Gökçer (2005), Macide Tanır (2006), Bozkurt Kuruç (2007), Yıldız Kenter(2008), Genco Erkal (2009), Müşfik Kenter(2010), Gülriz Sururi (2011), Haldun Dormen (2012), Rutkay Aziz (2013), Prof. Zeliha Berksoy(2014).

uluslarasi-adana-tiyatro-festivali-4

Dünya’dan ve Türkiye’den tiyatro toplulukları Adana’da buluşuyor

Festivalde bu yıl Amerika Birleşik Devletleri’nden Summer Nite Theatre “Marat / Sade”,Çin’den Shangai Dramatic Arts Center “Köpeğin Yüzü”, Fransa’dan Demons Et Merveilles “Lulu’nun Beyaz Gecesi”, Portekiz’den Espetáculo da ‘Dobrar “Gôda”, Makedonya’dan Üsküp Türk Tiyatrosu “Bir Yaz Gecesi Rüyası”, Yunanistan Ulusal Tiyatrosu “Pasta” ve Ukrayna’dan Kiev Modern Bale Tiyatrosu “Carmen TV” adlı oyunlarını sergileyecek.

Türkiye’den ise İstanbul Devlet Tiyatrosu “Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş”,  Trabzon Devlet Tiyatrosu “Rulet”, Sivas Devlet Tiyatrosu“Kanlı Düğün”, Ankara Sanat Tiyatrosu “Halktan Biri” ve “Tesadüfen Kadın Elizabeth”, Semaver Kumpanya “Kuşlar” ve “Veriler”, Tiyatro Adam“Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı”, İkinci Kat Tiyatrosu “Fü”, Çolpan İlhan-Sadri Alışık Tiyatrosu “Kafesten Bir Kuş Uçtu” ve Pürtelaş Tiyatrosu “Savaş” adlı oyunlarını sahneleyecek.

Festival oyunları Adana’da Adana Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü  Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi sahnesinde ve İstanbul’da Sabancı Üniversitesi Gösteri Merkezi’nde seyirciyle buluşacak. Festival boyunca dans, oyun yazma, görme engelliler için okuma tiyatrosu, çocuklarla maske yapımı ve kukla yapımı konularında atölye çalışmaları da düzenlenecek.

Festivalin bu yıla özel açık hava gösterisi dünyaca ünlü Alman Panoptikum ekibinin hazırladığı “Transition” ismini taşıyor. Bu çarpıcı performans 10 Nisan Cuma akşamı, saat 20.00’de, Tren Garı’nda izlenebilecek. 17 – 26 Nisan tarihleri arasında Atatürk Parkı’nda düzenlenecek etkinliklerle de festival ruhu Adana sokaklarına yansıyacak.

 

Genç Tiyatro toplulukları da festival sahnesinde

Adana Tiyatro Festivali, alternatif tiyatro örneklerini Adanalı tiyatroseverlerle buluşturmak için festival sahnesinde genç tiyatro topluluklarına da yer açıyor. Festival kapsamında 5 genç tiyatro topluluğu Adana Devlet Tiyatrosu Fuaye Genç Sahne’de oyunlarını sergiliyor.Kulis Sanat Tiyatrosu “Köprüdeki Adam”, Seyyar Tiyatro “Tehlikeli Oyunlar”, Ters Ağaç KuklaTiyatrosu “Son İncir”, Ray Tiyatro “Pencere” veTiyatro Evi “Çirkin” adlı oyunlarıyla seyirciyle buluşma heyecanını yaşayacak.

Festivali her yıl 80 binden fazla seyirci takip ediyor

Adana Tiyatro Festivali, 16 yılda 40 farklı ülkeden 79 yabancı tiyatro grubunu, yerli ve yabancı 5 binden fazla sanatçıyı ağırladı. Türkiye’den özel tiyatrolar ve Devlet Tiyatroları’nın sahnelediği oyunlar da dahil toplam 292 oyun ve 628 temsil düzenlendi. Her yıl merakla beklenen Adana Tiyatro Festivali’ne Türkiye’nin birçok yerinden seyirci akın ediyor; oyunlar her yıl 80 binden fazla seyirci tarafından izleniyor.

 

Yurdumuzda son senelerde dizi film oyunculuğu ,amatör insanların tiyatro grupları kurarak oyun sergilemeleri, bunun yanında hayatını sesini kullanarak kazananlar (Şarkıcılar,politikacılar,öğretmenler,televizyon …

şan dersi

Yurdumuzda son senelerde dizi film oyunculuğu ,amatör insanların tiyatro grupları kurarak oyun sergilemeleri, bunun yanında hayatını sesini kullanarak kazananlar (Şarkıcılar,politikacılar,öğretmenler,televizyon sunucuları,din görevliler v.s.) seslerini iyi kullanmadıkları zaman seslerinin birkaç sene sonra hastalandığını , kullanılamaz hale geldiğini gördüler . Bir an evvel daha uzun sürede sağlıklı ,temiz , anlaşılabilir ,gür seslere kavuşmak için arayışlara girdiler. Önce doğru nefes alma ;arkasından da ses eğitimi . Böylece yeni bir sektör doğdu. Bu konuda usta eğitimci sayısı çok az olduğundan ortalık hiçbir eğitim almamış SES KOÇLARIYLA(!) dolmuştur.

Eğitim Fakülteleri Müzik bölümlerinde iki sene ses eğitimi görenler ( çoğu Eğitim Fakültelerinde öğretmen yokluğundan şan dersi toplu ders olarak görülür veya başka branş öğretmenleri girer), müzik kurslarından sertifika alanlar ve Konservatuarlarda şan (ses) eğitimini tamamlamamış öğrencilerin çok ucuz ücretlerle dershanelerde ses eğitimi hatta ses terapisi dersleri vermeye başlamaları; bunun yanında dershane sahiplerinin işi ucuza mâl etmek için insan sağlığını hiçe sayıp bu işe maalesef çanak tutmaları ; aylığı 200- 300 T.L. verilen bu derslerin ; bilinçsiz insanlarımıza cazip gelmesi ; bir müddet sonra yapılan bu yanlış eğitimlerin onarılması çok zor ses hastalıklarıyla karşılaşılmasına neden olmuştur.

coskun-nehir-2

COŞKUN NEHİR -İst. Dev. Operası Sanatçısı – Marmara Üniv. Atatürk Eğitim Fak. Müzik Böl. Öğ.Üyesi -Nar Sanat Eğitim Kursu, Ses Terapisti ve Şan Eğitmeni

Doğu illerinde hiç ses eğitimi almamış K.B.B. profesörünün ses eğitimi egzersizleri yaptırması, piyano çalan bir eğitmenin ‘’ Hocam ben çalıyorum öğrenci bağrıyor.Ben de paramı alıyorum . Bana ne sesinden ‘’ demesi. Kenarda köşede kalmış bir okuldan mezun olmuş bir müzik öğretmeninin veya bu öğretmenlerden 3-4 ay ders görmüş bir kursiyerin verdiği dersin ne kadar sağlıklı olabileceğini düşünebiliyor musunuz?

Sonra ne mi oluyor? Ortalık sesi hasta kişilerle doluyor .O zamanda internetten veya kitaplardan okudukları üç beş satırla sesinizi iyileştiririm diyen şarlatanlar devreye giriyor. Konserlere,operaya,sempozyumlara v.s. hiç gitmemiş kişiler bunlar.

Bir gün çok ünlü bir kanalda spikerlik yapmak isteyen ince sesli bir hanım bana telefon etti. ’’Hocam telefonunuzu ……… aldım . Sizle ses eğitimi çalışması yapmak istiyorum .Bir kaç ay sonra …. Kanalında haber spikerliğine başlayacağım. Sesimi çok ince buluyorlar , sesimin kalınlaşması gerekli bana yardım eder misiniz?’’dedi. Öğrenciyle yer ve zaman konusunda anlaşamadığımız için benimle çalışamadı ama son anda bana sorduğu soru beni bir hayli şaşırttı. ‘’ Hocam bana bir de ameliyatla sesimi kalınlaştıracaklarını söylediler. Siz ne dersiniz?’’ Bu soru karşısında şaşırdım kaldım.

İlk defa böyle bir şey duyuyordum. Elimden geldiğince telefonun karşısındaki kişiye yapacağı işin çok yanlış olduğunu anlatmaya çalıştım. Sonra bir daha hiç görüşmedik.

Eğitim Fakültesinde 3 (üç) senedir benim öğrencim gözüken ve hiçbir derse devam etmeyen bir öğrencimin İstanbul Küçükçekmece civarında bir kursta piyano, solfej ve şan dersi verdiğini söylersem bana ne derdiniz?
Sevgili okuyucularım ses eğitimi çok emek ister eğitim süresi ergenlik çağı (ses değişimi) bittikten sonra başlar ve en az 5(beş)- 6(altı) yıl sürer. Olgunlaşmaksa seneler alır. Kişinin öğretmenlik yapması için deneyim kazanması gereklidir. Bol bol başka sesleri dinlemesi , doğruyu yanlışı ayrıt etmesi , insan sesini çok iyi tanıması , ders verdiği kişinin psikolojik yapısını iyi bilmesi , standart bir şekilde değil ; kişiye göre ders yapması, mutlaka bireysel olarak öğrenciyle çalışması (toplu sınıf dersi yapılamaz.) gerekmektedir.

İnsan vücudu esas alındığında ; kişinin sizin anlattıklarınızı anlayıp ,onu vücuduna aktarabilmesi çok zordur. Onun için öğreticinin örneklemelerini çoğaltıp öğrencinin bunlardan birini algılamasını ve vücuduna tatbik etmesi ,gözlemlemesi gereklidir.Bunun yanında yorum konusuna eğiticinin çok dikkatli olması ve gene eğiticinin müzik kulağının çok iyi olması gereklidir.

Artık insan hayatında çok önemli bir yer alan ve insanın kişiliğini ortaya koyan ses eğitimi ; eğitimsiz kendini yenilemeyen sadece para kazanma tutkusu içinde bulunan , kendilerinin ses eğitimi olmayan ,pedagojik formasyondan uzak olan kişilerin eline bırakılmamalıdır.Öğrenilmesi ve öğretilmesi zaman ve sabır isteyen bir o kadar da zor olan bu işi öğretenler de bir parmağın sayıları kadar azdır.

Siz okuyucularıma tavsiyem sesinize sahip çıkıp eğitimine karar verdiğinizde mutlaka o bir parmağın sayıları kadar az olan eğitimcilerden birini bulmanızdır.

Saygılarımla…

COŞKUN  NEHİR

İST. DEV. OPERASI SAN. VE MARMARA ÜNİV. ATATÜRK EĞ. FAK. MÜZİK BÖL. ÖĞ. ÜYESİ.

Nar Sanat Kursu Ses Terapisti ve Şan Eğitmeni (Özgeçmiş İçin Tıklayınız)

Eğitmen ve Sanatçının sitesi için lütfen www.coskunnehir.com.tr tıklayınız.

 

Kaynak : bakirkoygazete.com

Bu buluşlar sadece iletişimin değil, insanlık tarihinin de gelmiş geçmiş en büyük devrimleri arasında yer alıyor. İletişim bizi bugünlere getirdi bakalım kronolojik olarak nasıl bir gelişim izlemişiz.

M.Ö 4000 – 1200Alfabe

Alfabe

İnsanın konuşmasının ardından bilgileri kaydetmeyi sağlayan alfabe, konuşmadan sonraki en büyük atılımdır. 

Alfabenin doğuşu, yazının doğuşuyla eş zamanlıdır ve Sümerlere yani günümüzden 5000 yıl önceye tarihlenir. Bilindiği üzere buna çivi yazısı (cuneiform) adı verilir. Çivi yazısına benzer simgelerle Sümerler’i takip eden (Asur, Babil, Elam, Akad, Hitit vs.) birçok Mezopotamya uygarlığı; dillerini kâğıda, taşa, toprağa dökmüşlerdir.

Çivi yazısının ardından Eski Mısır’da hiyeroglifler ortaya çıkmıştır. İlk çıkışındaki kullanım özellikleriyle ideogramatik yazı mantığı taşımaktadır.

Modern alfabenin kökeni, Fenikelilere dayanmaktadır. Fenikeliler, bu alfabeyi Mısır alfabesinden esinlenerek oluşturmuşlardır. Fenike alfabesi, Fenikelilerin tüccar olmasının da yardımıyla bütün Akdeniz çevresine yayılmıştır. Arapların, Yunanların, İbranilerin ve Latinlerin alfabeleri hep Fenike alfabesinden türemiştir.

M.Ö 550Posta Servisi

Posta Servisi

İlk gerçek posta işlemleri Persler tarafından geliştirilmiştir. Pers Kralı Büyük Kiros (MÖ 550) ve onun halefi Darius dönemlerinde posta sistemine rastlanmıştır.

Günümüze en yakın sistem Roma Döneminde oluşmaya başladı, Roma’da ilk posta sistemi Augustus Ceasar döneminde kuruldu. İki tür olan posta teşkilatında kraliyet postası hızlı atlarla çekilen ve aydınlatmalı araçlarla yapılırken, öküzlerin çektiği kağnılarla yapılan posta işleri de diğer hükûmet görevlilerince kullanılıyordu. Roma’da henüz sivil posta teşkilâtı yoktu ve posta devlet haberleşmesi için kullanılıyordu.

M.Ö 200 Kâğıt

Kâğıt

Çin’de MÖ 2. yüzyıla ait, bugünkü modern kâğıdın temsilcisi olarak sayılabilen eski arkeolojik parçalar bulunmuştur. 

Kâğıdın yapım süreci, Çinli Cai Lun’a atfedilir. Kâğıda etkili bir alternatif ise ‘ipek’tir ve Altınçağ’da Çin, büyük miktarda İpek ihracatı yapan ülke konumundaydı. 13.yüzyıl Orta Çağ’da kâğıt, Çin’den Orta Doğu ve Avrupa’ya yayıldı ve burada ilk suyla çalışan kâğıt fabrikaları inşa edildi. 19. yüzyılda sanayi üretimine geçilmesiyle birlikte maliyet düştü. Kâğıt önemli oranda kitlesel bilgi alışverişine katkılarda bulundu. 1844 yılında, Kanadalı mucit Charles Fenerty ve Alman FG Keller bağımsız ağaç liflerinin hamurlaştırılması sürecini geliştirdi.

1438 Gutenberg Baskı Makinesi

Gutenberg Baskı Makinesi

Büyük mucit Johann Gutenberg, iletişim tarihinin en önemli gelişmelerinden biri sayılan tipo baskı yöntemini 1438’de Avrupa’ya getirerek uygulamalarını yaygınlaştırmıştır. Bu yöntem, önceleri tahtadan daha sonraları bir kurşun alaşımından yapılan dökme harflerin, baskıdan sonra başka bir yazıda kullanılmak üzere saklandığı bir basım yöntemidir. Bu, yüzyıllardır Çin ve Kore’de kullanılmaktaydı.

1792 Semaphore (Semafor)

Semaphore (Semafor)

(İşaret verme aleti)  (Bayrakla iletişim yöntemi)

Fransa genelinde mekanik kollarla tepesinde 566 kule bayrak olarak Claude Chappe tarafından asker ve hükûmet için geniş mesafelerde hızlı mesaj göndermek için, ilk optik semafor sistemi icat edildi. Gemiler arasında görsel olarak haberleşmeyi sağlayan bu sistemin kullanımında, telsizin icat edilmesiyle birlikte büyük ölçüde azalma görülmüştür. Askeriyenin yanı sıra dağcılıkta da konuşarak haberleşmenin zor olduğu yerlerde, semafor kullanılmaktadır.

1840  Mors Alfabesi

Mors Alfabesi

Mors alfabesi veya Mors kodu, kısa ve uzun işaretler (• ve –) ile bunlara karşılık gelen ışık veya sesleri kullanarak bilgi aktarılmasını sağlayan yöntemdir. 1832’de telgraf ile ilgilenmeye başlayan Samuel Morse tarafından 1835 yılında oluşturuldu ve ilk olarak 1837’de kullanılmaya başladı. İlk Mors alfabesi, kullanımının zorluğundan dolayı zamanla değişikliklere uğrayarak kullanımı daha kolay hale getirilmiştir.

Mors alfabesiyle 24 Mayıs 1844’te gönderilen ilk mesaj İncil’den yaratıcının büyüklüğünü bildiren bir cümleyi içeriyordu. 

1880 Telefon

Telefon

Telefon sözcüğü Eski Yunanca Telos “Uzak” ve Phone “Ses” sözcüklerinin birleşmesinden oluşmuştur.

Konuşmaları açıkça aktaran ilk telefon aleti, Alexander Graham Bell ve Charles Sumner Tainter tarafından geliştiren radyofon isimli aygıttır. İki bilim adamı, bu aygıtla ilk başarılı denemeyi 15 Şubat 1880 günü gerçekleştirdiler. Verici Washington’da, 13. Cadde’deki Franklin Okulu’nun tepesine konmuştu.

Türklerde ilk telefon Osmanlı Devleti’nde 1908 yılında uygulanmaya başlandı. Kadıköy ve Beyoğlu santralleri 1911 yılında hizmete açıldı. İlk otomatik telefon santralı cumhuriyet döneminde Atatürk’ün emriyle 1926 yılında Ankara’da kuruldu.

1896 kKablosuz (Wireless) İletişim

Wireless İletişim

Guglielmo Marconi kablosuz mesajları iletmek için elektromanyetik radyasyon kullanarak bir sistem geliştirme fikrini Tesla, Oliver Lodge ve J.S. Stone gibi isimlerin çalışmaları üzerine geliştirdi. 1895 yılında 2.5 km bir mesafeye sinyaller gönderdi. 1901 itibariyle, Atlantik okyanusundan iletişimi başardı.

Tesla, kablosuz iletişimi, yani radyo dalgalarını patent altına almak için başvuruda bulunan ilk isimdi

1923 Televizyon

Televizyon

Televizyon 1923 yılında, John Logie Baird tarafından İngiltere’nin Hastings kasabasında icat edilmiştir. İlk televizyon görüntüsü ise yine Baird tarafından 1926 yılında yayınlanmıştır. Başlangıçta noktalar halinde ve titrek olan görüntülerin kalitesi Baird tarafından geliştirilmiştir.

Baird’in televizyon sisteminde mekanik olarak döndürülen diskler kullanmasına karşın aynı dönemde Marconi – Emi sistemi gibi elektronik olarak işleyen rakip sistemler de üretildi.

1930’ların başında televizyon elektronik eşya olarak satılmaya ve geniş kitlelere hitap etmeye başladı. Örneğin 1936 Berlin Yaz Olimpiyatları Almanya’da evlerdeki televizyonlardan izlendi.

1969 ARPANET

ARPANET

ARPANET (Advanced Research Projects Agency Network, Amerikan Gelişmiş Savunma Araştırmaları Dairesi Ağı), yeni adıyla DARPA (Defence Advanced Research Projects Agency, ABD Savunma Bakanlığı İleri Araştırma Projeleri Ajansı) için soğuk savaş sırasında geliştirilmiş dünyanın ilk çalışan paket anahtarlama ağı olmasının yanı sıra internetin de atasıdır.

Araştıma ve araştırmacıları birbirine bağlamak amacıyla geliştirilen ARPANET, daha sonraları Internet’in gelişmesine yol açan TCP/IP protokolünün ortaya çıkmasını sağlamıştır. Ve artık internet var.

Kaynak: line.do

matrakci-nasuh“Bu tablolar 1534 yılında Anadolu’nun İstanbul’dan Tebriz’e Tebriz’den Bağdat’a kadar resimli yol haritasıdır” 

Ünlü Türk minyatür sanatçısı, savaş oyunları uzmanı ve  tarihçi Matrakçı Nasuh’un eserleri, Ankara’da görücüye çıktı.

Kızılay metro istasyonunda, “Matrakçı’nın Şehirleri” konulu sergi  açıldı.

Açılışta konuşan Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Başkanı Turan Karataş,  serginin Matrakçı Nasuh’un minyatürlerinden oluştuğunu belirtti.

Karataş, sergide Prof. Dr Nurhan Atasoy’un seçtiği 40 eserin yer  aldığını ifade ederek, “Bu tablolar 1534 yılında Anadolu’nun İstanbul’dan  Tebriz’e Tebriz’den Bağdat’a kadar resimli yol haritasıdır. Matrakçı, bu eserlere  metre ve mil hesabını da koymuştur. Bu minyatürler şehirlerin 500 yıl önceki  tarihi neydi, oradaki eserler nasıldı, bunları kontrol etmek için birer belgedir”  dedi.

Karataş, serginin birkaç ay önce İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda da  açıldığını ve çok büyük ilgi gördüğünü söyledi.

“Matrakçı’nın Şehirleri” konulu sergi, 21 Şubat’a kadar gezilebilecek.

Kaynak: Medya

“Türk Musikisinde Ermeni Bestekarlar” temalı konser ile Ermeni asıllı bestecilerimiz anıldı.

Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu, "Türk Musikisinde Ermeni Bestekarlar" temalı bir konser verdi.

Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu, “Türk Musikisinde Ermeni Bestekarlar” temalı bir konser verdi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Üniversitesi (İÜ) Edebiyat Fakültesi, Türk Ocakları İstanbul Şubesi, İÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü’nün işbirliği ile düzenlenen “19-20. Yüzyıllarda Türk-Ermeni İlişkileri Sempozyumu” programı kapsamındaki konser, üniversitenin Fen Fakültesi Cemil Bilsel Konferans Salonu’da gerçekleştirildi.

Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu’nun verdiği konserin sanat yönetmenliğini Mehmet Güntekin üstlenirken, eserleri solistler Hakan Hataylı ile Ezgi Köker seslendirdi.

Koroya kanunda Hacer Tısoğlu, udda O. Nuri Özpekel, kemençede Şehnaz Ayan, tamburda Ege Yıldız, kemanda Şükrü Özoğuz ile viyolonselde Volkan Ertem eşlik etti.

Konserin sonunda sanatçı ve solistlere, protokol tarafından plaket takdim edildi.

nazim-hikmetÇağdaş Türkçe şiirin kurucularından biri olan Nazım Hikmet’in kültür mirasını devam ettirmek adına Boğaziçi Üniversitesi’nde ‘Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’ açıldı. Açılışa Orhan Pamuk görüntülü bir konuşma ile katıldı.

Türkiye’de bir üniversite bünyesinde ilk kez Nazım Hikmet adına bir merkez kuruldu. Yazar Murat Gülsoy’un öncülüğünde başlatılan proje, uzun bir araştırma ve ön çalışma sürecinin sonunda tamamlandı ve 15 Aralık’ta hayata geçirildi.

Buna göre Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde kurulan Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’nde özgün araştırmaların desteklenmesi planlanıyor. Ayrıca baraşırılı çalışmalar Nazım Hikmet Tez Ödülü ile onurlandırılacak.

Pamuk video konferansla katıldı

Merkezin açılışında görüntülü konferans yoluyla katılan Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, Nazım Hikmet’i şu sözlerle anlattı:

“Nâzım Hikmet’i anlamak onu tabu ve yasaklarla korunan bir başka put haline getirmek değil; onun bu olağanüstü yeteneğini nasıl büyük bir edebiyat haline getirdiğini adım adım görmektir.”

Ayrıca Nazım Hikmet’in kişiliğinden de etkilendiğini ve 1970’li yıllarda onun gibi şiirler yazmayı denediğini de belirten Pamuk konuşmasına şöyle devam etti:

“Benim şiirlerim çok kötüydü ama onun gibi olmak heyecanı vardı bende. Ben Lise 2’de okurken yayınlanan, Nâzım Hikmet’in hapishaneden Kemal Tahir’e gönderdiği mektuplar hayat yolunda bana çok yardımcı olmuştur. Nâzım Hikmet’in Orhan Kemal’e yazdığı mektupları da aynı heyecanla okurdum. Bu mektuplar beni toplumsal, eleştirel Türk edebiyatına da açmıştır.”

Nazım Hikmet’in kahramanlaştırılmasından da bahseden Pamuk bu konuya dair düşüncelerini şöyle aktardı:

“Biz kahramanlarımızı anlamak değil; onlara hayran olmak isteriz. Çoğumuzun menkıbename’leri tercih etmesi bu nedenledir. Kahramanlarımız hakkında tabular icat ederiz. Nâzım Hikmet’in hayatı da eserleri de bu türden tabu ve yasaklarla doludur. Atatürk döneminde Nâzım Hikmet hakkında açılan davalar, şairin çeşitli defalar sürgüne veya hapse gönderilmesine rağmen Atatürk’ü sevmeye devam etmesi; ancak hapisten çıkar çıkmaz Kuvayı Milliye Destanı’nı yarım bırakması böyle tabu bir konudur.”

Tarık Akan, Rutkay Aziz, Oya Baydar, Altan Öymen gibi tanınmış isimlerin yanı sıra akademik dünyadan, yayınevlerinden ve basından da pek çok kişi merkezin açılışında hazır bulundu.

Merkezde neler yapılacak?

Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi, edebiyat, tarih, sanat ve sosyal bilimler alanlarında disiplinler arası çalışmalar yapmak ve çağdaş Türkçe şiirin kurucu şairi şair Nazım Hikmet’i tanıtmayı planlıyor. Bu kapsamda Merkez, Türkiye’nin kültür ve sanat birikimi üzerine yapılacak özgün çalışmaları destekleyecek, araştırmacılar için uygun bir ortam hazırlayacak, ulusal ve uluslararası ölçekte bilgi paylaşımını sağlayan bir yapı oluşturacak. Ayrıca Türkiye’nin son iki yüzyıllık kültür ve sanat birikimi üzerine yapılan özgün akademik çalışmaları desteklemek üzere ‘Nâzım Hikmet Tez Ödülü’nün de her yıl verilmesi planlanıyor.

Kaynak: Al Jazeera

Türk Sineması’nın 100. yılı dolayısıyla, Görsel Sanatlar Vakfı (GÖRSAV) tarafından düzenlenen resepsiyonda sinema ödülleri verildi.

kürşat

Dış Ticaret ve Gümrüklerden Sorumlu Devlet Eski Bakanı Kürşat Tüzmen’in onur konuğu olarak katıldığı resepisiyon, Belkıs Özener,Ülkü Erakalın, Süleyman Saim Tekcan,Halit Akçatepe’nin yanı sıra Futbol Eski Başkanı Kemal Ulusu, Şişli Belediyesi Danışmanı Yaşar Gedik, Bakırköy Eski Belediye Başkanı Ahmet Bahadırlı gibi isimlerin de aralarında bulunduğu çok sayıda davetlinin katılımıyla gerçekleşti.
Asuman Karaşabanoğlu’un Görsel Sanatlar Vakfı (GÖRSAV) adına yaptığı Açılış konuşmasıyla başlayan resepsiyonda Türk film müziklerini seslendiren değerli ses sanatçısı Belkıs Özener,Türk sinemasının en fazla film çeken yönetmeni Ülkü Erakalın, Türk sineması jönlerinden ve Ressam Süleyman Saim Tekcan ve Hababam Sınıfı’nın unutulmaz  güdük Necmisi Halit Akçatepe’ye Türk sinemasının 100. yılı nedeniyle ödülleri Dış Ticaret ve Gümrüklerden Sorumlu Devlet Eski Bakanı Kürşat Tüzmen tarafından takdim edildi.

Asyaport’un ev sahipliği yaptığı resepsiyonda ayrıca, Görsel Sanatlar Vakfı ‘na 2014 yılında gönüllü hizmetlerinden ötürü, iletişim danışmanı olarak destek veren Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim üyesi Prof.Dr. Filiz Aydoğan Boschele’ye, Sinema Etkinlikleri Danışmanı Vadullah Taş‘a Finans Danışmanı Sedef Aslan‘a , Burs Komisyon Gönüllüsü Gönül Küpeli Kılıç‘a , Fahri Arıkan‘a , GÖRSAV Mütevelli Üyesi Hasan Sazcı‘ya ,Gül Erksan‘a,  GÖRSAV Avukatı Emel Sönmez Baran‘a ve Vahit Kaya‘ya, Onur konukları Kemal Ulusu, Metin Kaşo ve Kürşat Tüzmen tarafından teşekkür plaketi verildi.

10686737_950777554950375_5537038990314300105_n

Onur konuklar içinde yer alan eski futbol federasyonu başkanı ve yazar Kemal Ulusu etkinlikte” Atatürk’ün Yanıbaşında” isimli kitabını imzaladı. Resepsiyona diğer onur konukları arasında; televizyon yapımcısı Hakan Bayraktar, Marmara Üniversitesi Görsel Sanatlar Fakültesi Eski Dekanı Prof.dr.Mustafa Aslıer, karikatürist Muhittin Köroğlu, Pof.Cevat Demir, Geriatri  Vakfı Genel Koordinatörü İlknur Küken, öğretim görevlisi Metin Kaşo, Çanakkale Seramik Yöneticisi Hasan Sazcı, Varol Öncel, Bitlis Vakfı Başkanı Abdübeşir  Ceylan, Yönetmen Murat Uygur ve Tümbifet  Başkanı Cevdet Akay, Hayri Ülgen, Ali Gündüz Tekfen ve işadamı Bahattin Özbuğtuğ, Haliç Üniversitesi Konservatuar Yöneticisi Nilgün Onat, Saim Akçıl gibi isimler yer aldı.

Resepsiyona katılan davetlilere Vadullah Taş’ın kaleme aldığı  “Metin Erksan Filmleri” adlı kitap, Vadullah Taş imzasıyla hediye edildi.

Kaynak :[-]

 10 Kasım 2014 Ülkemizin kurucusu ve önderi Mustafa Kemal Atatürk‘ü kaybetmemizin yıl dönümü. Minnetle anıyoruz. Onu hep özleyeceğiz. Onun sözüyle “BENİ GÖRMEK DEMEK, MUTLAKA YÜZÜMÜ GÖRMEK DEMEK DEĞİLDİR; BENİM FİKİRLERİMİ, BENİM DUYGULARIMI ANLIYORSANIZ VE HİSSEDİYORSANIZ, BU YETERLİDİR.” hüzünden daha çok sevgi ile anmalıyız. İyi vardın iyi ki önderimiz oldun. Hep bizimlesin biliyoruz… Alelade anmak istemedik. Dünyadaki yansımalarını paylaşalım istedik. Buyurun lütfen…

Türkiye’nin kurucusu ve kurtarıcısı Mustafa Kemal Atatürk’ün Dünya’nın her yerinde tanındığını ve hemen hemen her ülkede onun adına yaptırılan bir büst ya da heykel olduğunu biliyor muydunuz?

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

 1-Belçika

Belçika`nın Almanya sınırı yakınında, Vise kentine bağlı Cheratte kasabasında bulunan Mustafa Kemal Atatürk`ün adını taşıyan meydan, bölgedeki Türkler`in gurur kaynağı. Maden ocaklarında çalışmak için Belçika`ya gelen Türk ailelerin yaşadığı bölgede, Türkiye ve Atatürk hayranı Vise Belediye Başkanı Marcel Neven`in girişimi ile 2003`te asılan 2002 yılında önce bir caddeye Atatürk adı verilmiş, bazı çevrelerden tepki gelmesi üzerine levha kaldırılmıştı. Bunun üzerine bir yıl sonra caddenin hemen yanındaki meydana Atatürk adı verilmişti.

1-Place Ataturk belçika

 

2-KEMAL ATATÜRK AVENUE – Dhaka / BANGLADESH

maps.google.com adresine gidin arama bölümüne üstteki adresi yazın harita da görebilirsiniz.

2-KEMAL ATATÜRK AVENUE – Dhaka

3-THE ATATÜRK AVENUE – İslamabad / PAKİSTAN

maps.google.com dan caddeleri görebiliyorsunuz.

3-THE ATATÜRK AVENUE – İslamabad

4-ATATÜRK STATUE – Mexico City / MEKSİKA

Meksika`da ki Atatürk Anıtı 2002 yılında Türkiye’nin Meksika Büyükelçisi Ergün Pelit tarafından yoğun girişimler sonucunda TİSK’in de katkılarıyla La Reforma caddesine yaptırılmış.

4-ATATÜRK STATUE mexico

Saat kulesinin, Meksika`nın bağımsızlığının 100. yıl dönümünü kutlamak üzere, Meksika`ya göç eden çoğu Lübnan ve Arap kökenli Osmanlı vatandaşı tarafından hediye edildiği belirtiliyor.

Saatinde hem Latince hem de Arapça sayıların kullanıldığı kulenin açılışının, 22 Eylül 1910 tarihinde, dönemin Meksika Cumhurbaşkanı Guillermo de Landa ile Osmanlı 100. Yıl Komitesi Başkanı, Osmanlı vatandaşı Antonio Letayf tarafından yapıldığı biliniyor.

1970`li yılların sonunda Lübnan asıllı Meksika vatandaşları, saat kulesinin atalarının mali katkısıyla yapıldığını ileri sürerek, levhadaki “Osmanlı” kelimesini “Lübnan” olarak değiştirtmiş, ancak Türk Büyükelçiliğinin çabaları sonucu 1986 yılında “Osmanlı” kelimesi levhaya yeniden yazdırılmıştır.

Meksika`da ki Atatürk Anıtı TİSK tarafından La Reforma caddesine yaptırılmış.

4-ATATÜRK STATUE – Mexico City

5-MUSTAFA KEMAL ATATÜRK STREET – Santo Domingo / DOMİNİCAN REPUBLİC

Calle Mustafa Kemal Ataturk, Santo Domingo, Dominican Republic Dominik Cumhuriyeti (İspanyolca República Dominicana, okunuşu `Republika Dominikana`), Karayiplerdeki Hispanyola adasında yer alan bir ülkedir. Hispanyola, Porto Riko`nun batısında, Küba ve Jamaika`nın doğusunda yer alır. Venezuela ile deniz sınırı vardır.

Adanın batı kısmında Haiti bulunur. Dominik Cumhuriyeti Avrupalıların Amerika kıtalarında ilk oluşturdukları yerleşimdir. Başkenti, Santo Domingo da Amerika`lardaki ilk sömürge başkentiydi.

Bağımsızlığının büyük bir bölümünde ülkede siyasi buhran yaşanmış, halkı temsil etmeyen ve baskıcı pekçok hükümet tarafından idare edilmiştir. 1961`de diktatör Rafael Leonidas Trujillo Molina`nın ölümünden sonra Dominik Cumhuriyeti temsili demokrasiye geçmiştir.

Yaklaşık 10 milyon nüfusa sahip.

5-MUSTAFA KEMAL ATATÜRK STREET – Santo Domingo

6-ATATÜRK Statue – Be`er Sheva / ISRAİL

Sderot David Tuviyahu ile Ali Daivis caddelerinin kesiştiği yerde.

Sderot David Tuviyahu ile Ali Daivis caddelerinin kesiştiği yerde.

7-ATATÜRK MONUMENT – Amsterdam / HOLLANDA

AMSTERDAM`ın kuzeyinde ATATÜRK ANITI. 1964 yılından bu yana bir çok GURBETÇİ Amsterdam`a yerleşmişti.

Ford fabrikasına ve NDSM`in tersanelerinde çalışmak için buraya getirilen işçiler eskiden Klaprozenweg olan şimdi ise Atatürk sokağı olarak anılan bölgenin kuzeyindeki ahşap barakalara yerleştirildiler ve buraya halk arasında Türk köyü dediler.

Anısına buraya 1978`de bir Atatürk anıtı diktiler. Anıtta Hollandaca ve Türkçe olarak “Yurtta Sulh, Dünyada Sulh” yazılı. Amsterdam`da şu anda yaklaşık 40.000 “Türk” Hollandalı yaşamaktadır. (2012) ATATÜRK Straat Stadsdeel Noord, Tuindorp,Oostzaan Nederland Vanaf 1964 vestigden zich vele Turkse gastarbeiders in Amsterdam-Noord. Zij waren hier naar toe gehaald om te werken in de Fordfabriek en de scheepswerven van NDSM.

Ataturk straat monument Amsterdam-Noord

8-ATATÜRK ANITI – Wellington / YENİ ZELANDA

M. K. Atatürk Anıtı; Tarakina koyu, başkent Wellington`ta. Anıt Cook Boğazı`na bakıyor, burasını Gelibolu Yarımadası`na benzemesinden dolayı seçmişler.

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

9-Mustafá Kemal Atatürk – Caracas / VENEZUELA 

Venezuela’nın başkenti Caracas’ta bulunan bir parktaki heykelin altında ”Modern Türk Devletinin kurucusu Kemal Atatürk” yazısı bulunmaktadır.

KARAKAS

10-Havana, Küba

Küba’da Atatürk’ten başka hiçbir yabancı devlet adamının heykeli bulunmamaktadır.

İlk Atatürk Heykelinin altında Türkçe ve İspanyolca olarak ”Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu – Yurtta Barış, Dünyada Barış ” yazıyor. 2011 yılında Küba devlet yetkililerinin isteği üzerine heykeltıraş Metin Yurdanur tarafından yapılan yeni Atatürk heykeli de başkenti Havana’nın gözde mekânlarından olan, Puerto Caddesi’ndeki bir parka konuldu.

8-havana-kuba

 

11. Atatürk Bahçe Köyü – Oostzaan, Hollanda

11. Atatürk Bahçe Köyü - Oostzaan, Hollanda

12. Canberra, Avustralya

Anzac Savaş Anıtı karşısındaki Atatürk Anıtı.

Tarihte ilk defa bir savaş iki ülke arasında dostluk bağının kurulmasına neden olmuştur. Çanakkale Muharebesi’nde şehit düşen Türk ve Anzak askerlerinin anısını yaşatmak için iki ülke arasındaki görüşmeler sonucu Avustralya’da Atatürk Anıtının açılmasına karar verilmişt

9-Canberra-AVUSTRALYA

13. Albany, Batı Avustralya

Heykelin altında ”Kemal Atatürk’ün anısına” ve ”Anzac günü 25 Nisan 1985 ” yazmaktadır.

10-Albany-BATI AVUSTRALYA

14. Statuia lui Mustafa Kemal Ataturk – Bükreş, Romanya

Romanya’daki Atatürk Meydanı. Bu meydanda bir de Atatürk Büstü bulunmaktadır.

11-Bükreş-ROMANYA

15. Atatürk straat – Rotterdam, Hollanda

Hollanda`da iki farklı şehirde.ATATÜRKSTRAAT -3066 VS ROTTERDAM,

KEMAL ATATÜRKSTRAAT – 3573 PA UTRECHT

14-Rotterdam – Utrecht -HOLLANDA

16-MUSTAFA KEMAL ATATÜRK MARG CADDESİ – Yeni Delhi /HİNDİSTAN

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK MARG CADDESİ,KONSOLOSLUKLAR BÖLGESİ – YENİ DELHİ / HİNDİSTAN

15-mustafa kemal caddedi – Yeni Delhi

17-Largo Mustafa Kemal Atatürk – Roma / İTALYA

Largo Mustafa Kemal Ataturk 00144 Roma, İtalya

16-Largo Mustafa Kemal Atatürk – Roma

18. Atatürk Park – New Jersey, ABD

Türk girişimcilerin çabaları sonucu Amerika’nın en çok Türk nüfusunun yaşadığı Paterson şehrindeki bir parka ‘Atatürk Parkı’ adı verildi.

Parka, Yalova Belediyesi’nin sponsorluğunda yapılan bir Atatürk heykelinin de dikileceği bildirildi. Paterson’da önümüzdeki aylarda başlayacak olan çevre düzenlemesi ile parkın yeni görünümü hazır hale gelecek. İlk etapta parkın peyzaj düzenlenmesine başlanılacak, ardından parkın duvar, ışıklandırma sistemi bitirilecek.

En son aşamada parka tahmini büyüklüğü kaide hariç 3,5 ton olan Atatürk heykeli dikilecek. Heykelin hazır olduğu ve ABD’ye gelmeyi beklediği belirtiliyor. Heykelin yapımından ABD’ye teslimine kadar tüm masraflarını Yalova Belediyesi karşılıyor.

atatürk hakkında

19. Yehud, İsrail

Mustafa Kemal Atatürk anısına yaptırılan bu anıtta da Atatürk’ün barışçıl anlayışını bir kez daha görüyoruz. “Yurtta sulh cihanda sulh” sözü ve hemen altındaki yazı: Türk Milleti ve Türkiye’yi seven İsrail Halkı sana ebediyen minnettar kalacaktır.

Mustafa_Kemal_Ataturk_Memorial_in_Yehud,_Israel

20. Karlovy Vary, Çek Cumhuriyeti

Atatürk 1918 senesinde o dönemde Avusturya-Macaristan imparatorluğu içinde yer alan Karlsbad”a gider. Böbrek tedavisi için Florencie isimli sanatoryumda kalır.
Avrupa”nın en eski lüks otellerinden biri olan Hotel Pupp”un yanıbaşında bulunan Florencie mütevazi bir otel görünümündedir, ve o dönemdeki ismi “Rudolf Hof” tur.
Ana kapı yanında bir levhada Türkiye Cumhuriyeti”nin kurucusu Kemal Atatürk’ün burada 1918 Temmuz’unda ikamet ettiğini belirten bir levha bulunmaktadır.
Daha sonra Florencie, Karlovy Vary”nin termal kentleri içinde nüfuzunun giderek artması ve kentin zengin turistlerin akınına uğraması sonucu, çevredeki tüm binalar da restore edilerek lüks bir otel kompleksine dönüştürülmüştür.

IMG_0402

21. Karlovy Vary’deki o levha..

Kaynak : Semra BAYRAKTAR ve farklı kaynaklar

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, kütüphane kullanıcılarının ve araştırmacılarının daha rahat ve sıcak bir ortamda çalışabilmeleri için kütüphane çalışma saatlerini yeniden düzenledi.

Atatürk_kitaplığı

Atatürk Kitaplığı arşivindeki kitaplara artık 7 / 24 erişim sağlanabilecek. 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, kütüphane kullanıcılarının ve araştırmacılarının daha rahat ve sıcak bir ortamda çalışabilmeleri amacıyla yapılan düzenlemeyle “7 gün, 24 saat” hizmet verecek. Belediyeden yapılan açıklamaya göre, modern çağın gerekliliklerine uygun ve dünyayla rekabet edebilir bir eğitim, öğretim ve araştırma altyapısı için çalışmalarını sürdüren, geliştirdiği projelerle bilgiye 7 gün, 24 saat sınırsız erişim hizmeti sunan Atatürk kitaplığı, 15 Eylül’den itibaren 7 gün, 24 saat açık olacak.

Proje kapsamında oluşturulan sayısal arşivde 4,5 milyon görüntü bulunuyor. Proje hizmete sunulduğu ilk altı aylık dönemde 2 bin 150 üye, 51 bin 140 toplam kullanıcı ve 103 bin 200 yayın indirme sayısına ulaştı. Sayısallaştırma çalışmaları çerçevesinde ise Atatürk Kitaplığı koleksiyonunda bulunan basılı ve yazılı kültürel miras eserlerini web üzerinden hizmete sunuyor.

Görüntü ve veriler internet sitesinde yayınlanıyor

Atatürk Kitaplığı, 2012’de İstanbul Kalkınma Ajansı tarafından “İBB Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü’nde Bulunan Osmanlı Dönemi Nadir Eserlerin Kataloglanması, Dijital Ortama Aktarılması ve Elektronik Ortamda Kullanıma Sunulması”  adlı proje için desteğe hak kazandı.

Proje sonunda, İBB Atatürk Kitaplığı’nda bulunan kültür mirasımızın basılı ve yazılı bilgi kaynaklarına zaman ve mekana bağlı kalmadan erişilmesi sağlandı. Görüntü ve veriler “www.ibb.gov.tr” internet adresinden ve “http://ataturkkitapligi.ibb.gov.tr/”  linki üzerinden internet ortamında hizmete sunuldu.

Kaynak :[-]

Birinci, ikinci ve üçüncü bölümünü daha önce yayınladığımız (1.Bölümü , 2.Bölümü , 3.Bölüm okumak için Tıklayınız) yazımızın bugün üçüncü bölümü ile devam ediyoruz. İyi okumalar!

ÇALGI EĞİTİMİNDE KURUMLARIN EĞİTMEN DIŞINDA ÖĞRENCİ VE VELİYE YÖNETİMSEL YAKLAŞIMI VE ÖĞRENCİ İLE İLETİŞİMİNİN ÖNEMİ

Genel anlamda Kursların yanı sıra  Halk Eğitim merkezleri, çeşitli sanat  merkezleri, bazı dernekler ve cemiyetler ile özel derslerde  eğitim alanların oransal anlamda % 85  gibi bir oranı (Nar Sanat Eğitim Kursu kayıt istatistikleri 2009-2014 yılı arası) 5-18 yaş aralığındadır.

Nar Sanat

 

Bu  açıdan bakıldığında özellikle 4-9 yaş aralığında genel karar vericilerin % 80 (Nar Sanat Eğitim Kursu kayıt istatistikleri 2009-2014 yılı arası)  gibi bir oranının velilerin talep ve istekleri ile çocuklarının çalgı eğitimine yönlendirildiğidir. 10 yaş ve üzeri yaşın büyümesiyle bu oran ters şekilde işleyip yaş büyüdükçe kendi talepleri ile oluştuğu gözlemlenmektedir.

Dolaysıyla tüm bilimsel veriler ve araştırmalar örgün eğitim ile ilişkili olarak (Güzel sanatlar Lisesi, Konservatuvar, veya Müzik Öğretmenlikleri)   yapılmasından dolayı kurslar ve benzeri genel algının “Hobi” ile çerçevelenmesi adeta incelemeye değer bulunmamasına yol açmaktadır.  Oysa Müzik eğitiminin pek çok zaman temelinin atıldığı veya  başlangıcının yapıldığı yer kurslar veya kabul etmek gerekir ki bittiği yer kurslar.  Bundan dolayı kurslar hakkında bilimsel araştırmaların artması gerektiğine inanmaktayım.

Elbette yazının başından sonuna kadar incelenen durum ve saptamalar doğru ve önemli olmakla birlikte kursiyerin eğitim alanına karşı sempati beslemesi  gerekmektedir.

Bu durum kurs alanının fiziki koşulları, ortam derslik, konum ve öğretmenler dışında veli ve öğrencinin muhatap olacağı çalışanlar ve yönetim kadrosu da dahildir.

çalgı eğitimi

Verilen çağlı eğitiminin “Hobi” olması eğitimin önemini azaltmamakta hatta daha da artırmaktadır.  Çalgı eğitimi alanların genel olarak “Okul” kavramı içerisinde zaten bir eğitim alıyor olması ve bunu bir görev olarak kabul etmesi ve zamanının çoğunu zorunlu olarak okulda geçiriyor olması benzer havayı bulacağı bir kursta ne oranda çalgı öğrencisinin kursa devam ettiği kursa sempati duymasını sağlar bunu anlamak zor olmasa gerekir.

Örgün eğitimde olduğu gibi aşırı kurallar ve resmi havanın benzer şekilde çalgı kursunda olması, ulaşılamaz idari ve serkreterya;  çocuk açısından bir süre sonra itici gelmesinin yanı sıra “görev” haline dönüşüp çocuk ve genç için bunaltıcı sıkıcı ve rutine dönüşür ki bu da çalgı eğitiminde öğrencinin motivasyonunu düşürmektedir.

Kapalı kapılar ardında müdür, yönetici ve sekreterlik görevi ile yürütülen halk eğitim ve ya özel kolej ve ilköğretim okulları ile Liselerde verilen kurslarda başarının iyi organize olmuş bir kurstan daha düşük olma sebeplerinden biridir.

Kursların pek çoğunun amacı sadece kursiyerin devamlılığını parasal kaygılar ile sürdürmektedir. Oysa çocuğun/gencin isteyerek geleceği motivasyonunu yükselteceği bir idari ve görelik çağlı eğitiminde ilk adım olan kursların  dikkat etmesi gereken bir konudur.

Her derslik yeterli ferahlık ve eğitime uygun, elverişli bir ortam sağlamanın yanı sıra gerek dersliğin gerekse kurumun sanat ile yoğrulmuş ferah ve tetikleyici görselliği içermesi gerektiği göz ardı edilmemelidir.

çalgılar

SONUÇ

Çalgı  eğitiminde başarıya odaklanma yaklaşımı oldukça önemlidir. Amaç, insanları harekete geçiren ve  motivasyonunu arttıran önemli bir güdüdür. Çalgı eğitimi çalışmalarındaki temel amaç, başarı ihtiyacından kaynaklandığı takdirde, eğitimin hızını ve kalitesini olumlu biçimde etkileyecektir.

Çalgı eğitiminin ilke ve yaklaşımları doğrultusunda belirlenecek yeni yapılanmalarla, eğitimde nitelik arttırılabilir. Genel anlamda çalgı eğitiminin sorunları giderilerek, bu eğitime yeni bir boyut kazandırılabilir.

Çalgı eğitimcilerinin iyi yetiştirilmesi ve düzeylerine uygun eğitim ortamlarında hizmet vermeleri sağlanarak,  ülke genelinde eğitimin hızı ve niteliği arttırılabilir. Çalgı öğretmenlerinin sayıları çoğaltılarak, yurt genelinde görev yapma dağılımının oranlanması da eğitimdeki kalkınma açısından önemlidir. Eğitimde öğretmen  faktörünün önemi düşünüldüğünde; çalgı öğretmeninin teknik bilgisi, müzikalitesi ve öğretim yöntem ve  tekniklerindeki yeterliliği çalgı eğitiminin kalitesini büyük ölçüde belirlemektedir.

Düzgün yapılan ve bireylere çalgı eğitiminin temel davranışlarının kazandırıldığı yaygın eğitim

uygulamalarıyla, sosyo-kültürel gelişime katkı sağlanabilir. İyi yapılan ve sergilenen örnek uygulamaların, başkalarına da örnek teşkil edeceği unutulmamalıdır. Bu bağlamda çalgı eğitimin her ortamdaki niteliğinin arttırılmasının gereği anlaşılmaktadır. Çalgı eğitimi aracılığıyla dengeli, sağlıklı ve kültürlü bireyler  yetiştirilmesi bakımından da nitelikli yapılan eğitimin önemi yadsınamaz. Mesleki  çalgı eğitimi ortamlarında yetişenlerin gelecek kaygısının giderilmesinin, eğitime yönelimde ve işine sahip çıkmada olumlu katkı sağlayacağı düşünülebilir. Var olan ya da yeni kurulacak müzik topluluklarına girebilme hedefi ve öğrenciyken bu şekilde motivasyon kurulması, mutlaka eğitimdeki istekliliği ve verimliliği yükseltecektir. Dolayısıyla uzun ve külfetli bir eğitimden geçen sanatçı gençlerin önünün açılması için, ilgili birey, kurum ve kuruluşlara görevler  düştüğü vurgulanabilir.

ÖNERİLER

  • Çalgı eğitimi, örgün ve yaygın eğitimde aynı derecede önemsenmeli, öğretimde nitelik ön planda tutulmalıdır.
  • Çalgı eğitimi ve öğretimi sırasında, öğrenci kazanımları öğretmenlerce önemsenmeli, her dersin hedefleri  önceden saptanmalı, planlanmalı ve yürütülmelidir.
  • Çalgı eğitiminde öğrencilere bilişsel, duyuşsal ve psikomotor becerilerin planlı ve aşamalı olarak kazandırılması hedeflendirilmeli ve sonuçlar yakından gözlemlenmelidir.
  • Çalgı eğitiminde yaparak ve yaşayarak ilkesi benimsenmeli, derslerde öğretmen-öğrenci denemeleriyle eğitim öğretim canlı tutulmalı, kazanımlar iyi değerlendirilmelidir.
  • Çalgı eğitimcileri, materyal bulma ve oluşturma konusunda öğrencilerine destek olmalı ve kendi materyallerini gerekirse onlarla paylaşmalıdırlar.
  • Eğitimde emeklerin boşa gitmemesi açısından, Çalgı eğitiminin disiplin ve çalışma gerektiren bir eğitim olduğu  bilinmeli, fakat bunun dozu eğitimcilerce iyi ayarlanmalıdır.
  • Özellikle amatörce yapılan çalgı eğitiminde, öğrencilerin beğenileri de dikkate alınmalı, zevk eğitimi aracılığıyla duygusal eğitimlerine katkı saylanmalıdır.
  • Çalgı eğitimcileri, kendilerini geliştirici ortamlardan yararlanmalı, bilgilerini başkalarına aktarmalı, kendileri  gibi uzman kişilerle de bilgi paylaşımı içerisinde olmalıdırlar.
  • Kurs içinde ve kurs dışında gerçekleştirilecek konserlerle çalgı  eğitimine nitelik ve hız kazandırılmalıdır.
  • Çalgı çalışmalarıyla dikkat çeken ve hızlı gelişme kaydeden öğrencilerin hedeflerine ulaşmalarına katkıda bulunmak amacıyla, teşvik edilmeleri ve desteklenmeleri gerekmektedir.
  • Çalgı konusunda kariyer yapma amacı taşıyan ve solist (Çalgı)  olabilecek belirtileri gösteren çalgı öğrencilerinin, ulusal ve uluslar arası yarışmalara hazırlanmalarına ve katılmalarına yardımcı olunmalı, destek sağlanmalıdır.
  • Farklı amaçlarla işlevlerini sürdürmekte olan müzik ağırlıklı kurslarda görev yapacak çalgı eğitimcilerinin, o kursun yapısına uygun niteliklere sahip olması mutlaka önemsenmelidir.
  • Eğitimcinin yeterli eğitim ve deneyime sahip olması ve işini seviyor olması konusunda azami dikkat gösterilmesi gerekmektedir.
  • Yaratıcı yeteneği olan çalgı eğitimcileri tarafından kurslara yönelik yeni etüt ve eserler yazılarak, çalgı literatürüne katkı  sağlanmalıdır.
  • Çalgı eğitiminde, gerektiğinde öğrenciye göre program yaklaşımı uygulanmalıdır. Yavaş gelişme gösterenlerden hemen vazgeçilmemeli, hızlı gelişme gösterenlerin de hızı kesilmemelidir.
  • İleride müzik piyasasında varlık gösterebileceği ve daha çok ilerleme ihtimali olan çalgı öğrencilerine, uygun alt yapı hazırlayarak görev ve olanaklar sunulmalıdır.
  • Çalgı eğitiminde ulusal ve uluslar arası eğitim ve öğretim yaklaşımı ihmal edilmemeli, bu doğrultuda eğitim  sürdürülmelidir

 

 

Kaynak : 

*Ağırlıklı Kaynak : Doç. Dr. Mustafa Uslu, MÜ., Atatürk Eğitim Fakültesi,Eğitim ve Öğretim Araştırmaları Dergisi , Nitelikli Keman Eğitimine Yönelik Yaklaşımlar. (1998). Türkiye’de Çalgı Eğitiminin Yaygınlaştırılması ve Geliştirilmesi. Yayımlanmamış doktora tezi, Marmara  Üniversitesi, İstanbul

*Öztosun, Ö. ve Barış,. D.A., Bireysel Çalgı Eğitimi I (Keman) Dersi Hedefl erinin Gerçekleştirme Düzeylerinin Belirlenmesi (A.İ.B.Ü. Örneği), 1924-2004 Musiki Muallim Mektebinden Günümüze Müzik Öğretmeni Yetiştirme Sempozyumu . Bildirisi, S.D.Ü., 7-10 Nisan 2004, Isparta

* Günay, E. ve Uçan, A. (1980). Çevreden evrene keman eğitimi 1. Ankara: Yeni  dağarcık, s. 8.

* Yıldırım, K. (2010). Kodaly Yönteminin İlköğretim Öğrencilerinin Keman Çalma Becerisi Üzerindeki Etkileri. Batı Anadolu . Eğitim Bilimleri Dergisi (BAED), 1(2), s.140-149.

 

D.CANN