Yazılar

Ayakkabının ‘pabuç’ hali

pabucİnsanlığa çok uzun bir süredir eşlik eden ayakkabının hikâyesi bir sergide anlatılıyor. Ayakkabının ‘pabuç’ hali ise güzellik ve estetikle buluşuyor.

Eski çağlardan bu yana soğuktan, sıcaktan, keskin yüzeylerden ve herhangi bir dış etkenden korunmak için ayaklarımızı sarıyoruz. Önceleri bir ihtiyaç olarak ortaya çıkan ‘ayakkabı’ zamanla bir var oluş nesnesine dönüştü. Bugün ihtiyaçla birlikte bir aksesuar, bir süs eşyası olarak da kullanılan ayakkabının hikayesi Sadberk Hanım Müzesi’nde sergilenmeye başlanacak. ‘Pabuç, Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonundan’ adını taşıyan sergi 27 Kasım’da başlayacak ve 31 Mayıs’a kadar da açık kalacak.

Ayakkabının bir süs eşyası olarak algılanmaya başlanması bilhassa 19. Yüzyılda başladı. Sergi kapsamında 19. ve 20. Yüzyıllardan 127 parçalık bir ayakkabı koleksiyonu ziyaretçilerle buluşacak. Orta Asya, Kuzey Afrika, Hindistan, İran ve Avrupa’nın çeşitli noktalarından toplanarak bir araya getirilen koleksiyon, ayakkabıda geleneksel batı anlayışını da ortaya koyuyor. Çizme, bot, ayakkabı, terlik ve nalın gibi farklı parçalardan oluşan sergide, ipek, gümüş, deri, keten gibi farklı malzemelerin de bir araya geldiği parçaları görmek mümkün.

‘Pabuç, Sadberk Hanım Koleksiyonundan’ sergisinde ayrıca tanınmış isimlerin ayakkabıları da sergilenecek. Mısır Hıdiv ailesinden Prenses Atiye’ye ait gelin ayakkabısı, Bursa Valisi Ahmet Münir Paşa ile Pervin Hanım’ın kızı Memduha Hanım’ın çocukluk potinleri gibi ayakkabılar, Osmanlı’nın son döneminde ayakkabıcılığın geldiği noktayı da anlatıyor.

‘Pabuç, Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonundan’ sergisinde; çoğunluğu Osmanlı’nın son döneminde üretilen ayakkabı ve terlikler oluştururken, Orta Asya, İran, Kuzey Afrika, Hindistan ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden de örnekler yer alıyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarında üretilen ayakkabıları da kapsayan 127 parçalık koleksiyon, geleneksel anlayışın yanı sıra Batı modasını yansıtan çizme, bot, ayakkabı, terlik ve nalın gibi çeşitli modelleri de bir araya getiriyor.

Deri ve kumaştan yapılmış, çoğu sırma, gümüş, tel, kılabdan ve boncuk ile süslenmiş ürünler arasında Mısır Hıdiv ailesinden Prenses Atiye’ye ait olan gelin ayakkabısından,Bursa Valisi Ahmet Münir Paşa ile Pervin Hanım’ın kızı Memduha Hanım’ın 3-4 yaşlarındayken giydiği çocuk potinine kadar ilginç hikâyelere sahip birçok eser bulunuyor. Ahşaptan oyularak yapılmış, sedef, fildişi ve gümüş malzemelerle süslenmiş nalınlar da sergide dikkat çekiyor. Koleksiyondaki etiketli ayakkabı örnekleri ise Osmanlı’nın son dönem ayakkabı üreticileri ve satıcıları hakkında bilgi veriyor.

‘ Pabuç, Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonundan’ sergisi, Çarşamba günleri hariç her gün 10:00-17:00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.  

Steinbec’in kayıp hikayesi yayınlanıyor

ABDli yazar John Steinbeck’in, 70 yıl önce yazdığı bir hikâye ortaya çıktı.

john-ve-elaine-steinbeck

Tarih1944, yazar, yönetmen, film ve radyo yapımcısı Orson Welles, BBC Radyo’daki programlarından birinde, John Steinbeck’in Welles’in yayını için kaleme aldığı With Your Wings adlı hikâyeyi, dinleyenlere okur. Öykü, II. Dünya Savaşı sırasında savaş pilotluğu yapan siyahi bir adamın hayatını anlatmaktadır. Yayının hemen ardından kaybolduğu düşünülen hikâye, Steinbeck uzmanları olarak nam salan Susan Shilinglaw ve James Dougarian tarafından bile neredeyse hatırlanmıyor. Usta yazarın eserlerinin ilk baskılarını satan antikacı Dougarian, “Açıkçası, Steinbeck’le ilgili her türlü materyalin basıldığı düşünülür. With Your Wings için hafızamı zorlasam da, ne yazık ki, hatrımda kalan hiçbir şey yok.” diyor.

ARŞİVLERDE TESADÜFEN BULUNDU

john-steinbackTeksas Üniversitesi arşivlerinde, büyük yazarların daha önce hiç basılmamış eserlerini ortaya çıkaran ve yayımlayan The Strand dergisi baş editörü Andrew F. Gulli tarafından tesadüfen ortaya çıkan kayıp hikâye, derginin bir sonraki sayısında basılarak edebiyatseverlerle buluşacak. 1968’de hayata veda eden Steinbeck, romanlarında sık sık sosyal adaletsizlik konularını işleyen ve siyahi karakterlere eserlerinde nadir yer veren bir yazar olma özelliğini taşıyor. Gulli, “Steinbeck, tam bir idealistti. Amerika’yı bir fırsatlar ülkesi olarak gören fakat diğer yandan bu ülkede yaşanan eşitsizliklere asla kayıtsız kalmayan bir yapıya sahipti” derken, With Your Wings’in bu bağlamda, savaş boyunca Afrikalı Amerikalıların, ülkeyi düşmanlara karşı nasıl koruduğunu anlatan hikâyesinin çok çapıcı olduğunu da sözlerine ekledi.

BİR ÜSTEĞMEN’NİN EVE DÖNÜŞÜ

With Your Wings, üsteğmen William Thatcher’ın gümüş apoletlerle onurlandırılarak, ordudaki eğitimini tamamladıktan sonra, Ford marka arabasına atlayıp, evine dönmesiyle başlar. Şehir merkezine giriş yapan araba, Thatcher halk tarafından alkışlarla adeta kahraman ya da bir dünya starıymış gibi karşılandığı sanılır. Steinbeck o anları şöyle anlatır; Thatcher, seyir halindeki arabasından, halkın yavaş yavaş hareketlenerek, kendi çevresinde bir halka oluşturduğunu görmeye başlar. İnsanlar sanki önyargılarıyla birlikte William’ı sarmaya geliyorlardır.” Çok geçmeden, hikâyede, orduda yapılan ırkçılık anlatılmaya başlar. Steinbeck, “Beresini çıkararak avuçlarının içinde tutar, karşısında onu seyreden babası dudaklarını ıslatarak ona şöyle dedi, ‘Evlat, bu dünyadaki her siyahi adam, senin omzundaki kanatlarla uçacaktır’

Akbank Caz Festivali 23 Ekim – 2 Kasım tarihleri arasında

akbank-caz-festivali24. yaşını kutlayan Akbank Caz Festivali belli ki yine Türkiye’nin her rengini, her şehrini kucaklayan bir festival olacak. 23 Ekim – 2 Kasım tarihleri arasında ülkemizde gerçekleşecek caz fırtınasının sorumlusu 24. Akbank Caz Festivali’nin programı,11 Eylül 2014, Perşembe günü Akbank Genel Müdürü Hakan Binbaşgil ve Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı’nın ev sahipliğinde Hilton ParkSA Otel’de gerçekleştirilen basın toplantısı ile açıklandı.

Sadece İstanbul’un festivali olmadıklarını vurgulayan Akbank Genel Müdürü Hakan Binbaşgil, “İstanbul’un her an canlı, farklı zenginlikleri bir arada taşıyan, herkesi büyüleyen havası caz müziğine çok yakışıyor. Biz de İstanbul’un enerjisini, dinamizmini, o büyülü havasını cazın farklı renkleriyle daha da zenginleştirmek için bir kez daha yola çıktık. Ancak festival İstanbul’la sınırlı kalmıyor. Etkinliklerimizi İstanbul dışındaki şehirlerimizde de yaygınlaştırıyoruz. Festival’in en önemli etkinliklerinden biri olan Kampüste Caz ile, 3-14 Kasım tarihleri arasında Gaziantep, Adana, Kayseri, Ankara, Eskişehir, Edirne, Çanakkale ve İzmir’de de cazın coşkusunu ve heyecanını üniversiteli gençlerle buluşturuyoruz.” dedi.

Ekonomi, bilim, eğitim gibi alanlardaki başarıların yanında kültür ve sanat alanındaki atılımların da bir ülkenin zenginliğini pekiştiren öğeler olduğunun altını çizen Binbaşgil, “Kültür ve sanat eserleri ülkelerin gelecek kuşaklara bırakacağı en önemli, en kalıcı miras. Kültür ve Sanat alanında gerçekleştirdiğimiz uzun soluklu projeler Akbank olarak bu alanlara verdiğimiz önemin de en büyük göstergesi.” dedi.

Caz tutkunları için usta müzisyenlerin yanı sıra Avrupa caz sahnesinin yükselmekte olan genç yıldızlarının da yer aldığı cazın farklı renklerini yansıtan zengin bir program hazırladıklarını söyleyen Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı, “Festival kapsamında, aralarında özellikle ülkemizde büyük merakla beklenen isimlerin olduğu dört usta caz sanatçısını ağırlayacağız. Cazın dahi isimleri arasında gösterilen Jamie Cullum, Festival’in en önemli isimleri arasında. Bu sene, iki önemli ustayı birlikte aynı sahnede izleyeceğiz, Kenny Barron & Dave Holland ikilisi cazseverlere unutamayacakları bir konser verecek. Bununla birlikte, caz müziğinin yaşayan en iyi kontrbasçılarından biri olarak kabul edilen Christian McBride grubu ile 24. Akbank Caz Festivali’nin konuğu olacak. Son olarak, ülkemizde merakla beklenen cazın parlak sesi Chet Faker da müzikseverlere unutulmaz bir konser verecek.

Ayrıca Festival programımızda Türkiye-Polonya diplomatik ilişkilerinin tesisinin 600. yıldönümü olması sebebiyle Leszek Mozdzer, Marcin Masecki gibi önemli Polonyalı müzisyenler de yer alıyor. Artık bir Festival klasiği haline gelen ve bu yıl altıncısı düzenlenen “Kampüste Caz”, 3-14 Kasım tarihleri arasında 9 farklı şehirde gerçekleştirilecek konserlerle cazın coşkusunu ve heyecanını üniversiteli gençlerle buluşturacak. Büyük ilgi gören “Liselerde Caz Atölyeleri” ile gençlere caz müziğini ve enstrümanlarını daha da yakından tanıma fırsatı sunmaya devam edeceğiz. Bu yıl festival kapsamındaki yeniliklerimizden biri de Deezer üzerinden kurmuş olduğumuz Akbank Caz radyomuz ve çalma listelerimiz. Bu platformda sanatçıların seçkileri yer alıyor. Mehmet Uluğ için de özel bir çalma listesi oluşturduk. 24. Akbank Caz Festivali’nin her yıl olduğu gibi bu yıl da caz severlere yeni keşifler sunmasını diliyorum” dedi.

Şehri caza boyayan program!

Şehrin en heyecan verici festivallerinden biri olan Akbank Caz Festivali’nin genel programını açıklayan Pozitif Live Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Uluğ, “Türkiye’nin en uzun soluklu ve en eski festivali Akbank Caz Festivali 24. yılında olmanın yanında seneye çeyrek asırlık bir birlikteliğe adım atıyor olmanın mutluluğu içindeyiz.” dedi. Bunun yanı sıra bu yılki festivalin geçtiğimiz sene kaybettiğimiz, festivalin yaratıcısı ve 23 yıl boyunca direktörlüğünü üstlenen Mehmet Uluğ anısına yapılacak olduğunu vurgulayan Ahmet Uluğ “24. Akbank Caz Festivali’nin bu yıl öne çıkan isimleri arasında Jamie Cullum, Kenny Barron & Dave Holland, Christian McBride Trio, Chet Faker, İbrahim Maalouf, Mario Biondi, China Moses, Dillon yer alıyor. Festival boyunca aralarında cemal reşit rey Konser Salonu, Akbank Sanat, Babylon, The Seed, Caddebostan Kültür Merkezi, Moda Sahnesi, Nardis ve Zorlu Center Performans Sanatları Merkezinin bulunduğu 17 ayrı mekanda 44 konser, 2 panel, 13 atölye gerçekleştirilecek ve yaklaşık 300 müzisyen ağırlanacak. Ayrıca 1990’da düzenlenen ilk Akbank Caz Festivali’nden, Kasım 2013’e kadar Festival’in direktörü olarak görev alan ve sayısız caz müzisyeniyle çok sayıda proje gerçekleştiren Mehmet Uluğ anısına özel bir gece düzenlenecek ve gecenin bilet geliri, Kaş’ta Mehmet Uluğ adına kurulan Müzik Evi’ni destekleme fonuna aktarılacak” dedi.

24. AKBANK CAZ FESTİVALİ PROGRAMI
•  Yıldızlar Geçidi 
24. yılında da caz dünyasının usta isimlerini ağırlayan Akbank Caz Festivali takipçilerine  yıldızlar geçidi yaşatıyor.
Genç yaşında kariyerine sığdırdığı biri Grammy, ikisi Altın Küre olmak üzere  sayısız ödülleri, dünyanın dört bir yanında verdiği konserlerdeki müthiş enerjisi ile izleyenleri kendisine hayran bırakan Jamie Cullum, Festival kapsamında  30 Ekim Perşembe günü Zorlu Center’da sahne alacak.
Rocktan caza onlarca farklı türü ustaca bir araya getiren başarılı trompetçi Ibrahim Maalouf ise 25 Ekim 2014, Cumartesi günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda Festival takipçileri ile birlikte olacak.
Sahne ismini Kaybedenler Kulübü’nün gerçek üyelerinden efsanevi caz trompetçisi Chet Baker’dan alan, günümüzde elektronik müziğin en özgün sanatçılarından biri olarak kabul edilen Avustralyalı besteci ve şarkıcı Chet Faker da 24. Akbank Caz Festivali’nde bir konser verecek.  “Rolling Stone” dergisi tarafından 2013 yılında “En İyi Bağımsız Sanatçı” seçilen Chet Faker, 2014 yılında kaydettiği albümü “Built On Glass”ın dünya turnesi kapsamında 1 Kasım 2014, Cumartesi günü gerçekleştireceği Babylon’da gerçekleştireceği konserde, caz ve dans tutkunlarına unutamayacakları bir gece yaşatacak.
İtalyan cazının müzik dünyasına en önemli katkılarından biri olan Mario Biondi de 24. Akbank Caz Festivali’nde. Dört platin müzik ödüllü ilk albümü “Handful of Soul” eleştirmenler tarafında çok beğenilen, duygusal ve sıcak ses rengiyle dinleyicileri derinden etkileyen Biondi, geçtiğimiz yıl yayınlanan “Sun” isimli son albümünün dünya turnesi kapsamında 24 Ekim 2014, Cuma günü Babylon sahnesinde olacak.

Dünyanın yaşayan en önemli caz vokalistlerinden Dee Dee Bridgewater’in kızı olan ve etkileyiciyle ses renginin yanı sıra sahne performanslarıyla da izleyenleri büyüleyen China Moses, Festival kapsamında 23 Ekim 2014, Perşembe günü The Seed’de piyanist Raphael Lemonnier ile kaydettikleri son albümü “Crazy Blues”dan besteler seslendirecek.

Brezilya doğumlu Alman şarkıcı ve piyanist Dillon, 2014 yılında yayınlanan ikinci albümü “The Unknown”nun dünya turnesi kapsamında Festival’de yer alacak. Elektronik müzikseverlerin yanı sıra melankolik besteleriyle pop ve folk tutkunlarını da etkileyen Dillon, 31 Ekim 2014, Cuma günü Babylon’da vereceği konserde özlem, aşk, kayıp, korku ya da arzu gibi “Bilinmeyenler” üzerine odaklandığı bestelerini seslendirecek.

• Cazın Ustaları

24. Akbank Caz Festivali, “Cazın Ustaları” bölümünde ise Kenny Barron, Dave Holland ve Christian McBride’ı ağırlayacak.

Birçok kez Grammy ödülüne aday gösterilen, Dizzy Gillespie ve Miles Davis gibi caz tarihinin efsaneleri tarafından keşfedilen piyanist Kenny Barron ve kontrbascı Dave Holland, 31 Ekim 2014, Cuma günü Zorlu Center’da Festival tutkunlarıyla bir araya gelecek.

Festival’in bir diğer konuğu ise kontrbas sanatçılarının günümüzdeki en önemli temsilcilerinden Grammy ödüllü Christian McBride. Ünlü sanatçı, piyanist Christian Sands ve Grammy ödüllü davul sanatçısı Ulysees Owens Jr ile yayınladıkları son albümleri “Out Here”in turnesi kapsamında 24 Ekim 2014, Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda caz tutkunlarıyla buluşacak.

• Özel Projeler

Tasavvuf muziğinin ana enstrümanı ney’i caz enstrümanları arasına sokan neyzen Kudsi Erguner, “Alman cazının kuyruklu yıldızı” olarak tanımlanan piyanist Michael Wollny ve perküsyon ustası Hamdi Akatay ile 25 Ekim 2014, Cumartesi günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda olacak.

Geçtiğimiz yıl aramızdan ayrılan, 1990’da düzenlenen ilk Akbank Caz Festivali’nden, Kasım 2013’e kadar Festival’in direktörü olarak görev alan ve sayısız caz müzisyeniyle çok sayıda proje gerçekleştiren Mehmet Uluğ, 24. Akbank Caz Festivali kapsamında özel bir gece ile anılacak. İlhan Erşahin’in ev sahipliğinde 28 Ekim 2014, Salı günü Babylon’da gerçekleştirilecek bu özel gecenin bilet geliri, Kaş’ta Mehmet Uluğ adına kurulan Müzik Evi’ni destekleme fonuna aktarılacak.
•  Yeni Kıtadan Caz ve Ötesi 
The New Yorker dergisinin, “Sadece heyecan verici bir trompetçi değil, aynı zamanda zeki bir grup lideri” olarak tanımladığı, günümüzün en önemli trompetçilerinden Ambrose Akinmusire, Festival’in  “Yeni Kıtadan Caz ve Ötesi” bölümünde caz tutkunlarıyla buluşacak. Caz dünyasının en saygın ödullerinden “Thelonious Monk Uluslararası Caz Trompet” ödülü sahibi sanatçı sadece müzikal açıdan değil, şarkı sözleri ve değindiği temalar nedeniyle sanat değeri en yüksek çalışması olarak nitelendirilen son albümü “The imagined savior is far easier to paint”den besteler ile 23 Ekim 2014, Perşembe günü Babylon sahnesinde olacak.
Eleştirmenlerin 21. yüzyılın söz yazarlığı tanımını değiştiren isim olarak nitelendirdiği  “Şair Müzisyen” Patricia Barber, dünyaca ünlü caz dergilerinde 2013’ün en iyi albümü olarak yer alan “Smash”ın dünya turnesi kapsamında hem en yeni besteleri, hem de caz literatürüne girmiş ve klasikleşmiş eserleriyle 26 Ekim 2014, Pazar günü Babylon’da unutulmaz bir gece yaşatacak.
80’li yıllarda pop şarkıcısı olarak tanınan, 90’lı yıllardan itibaren cazın çekiciliğine kapılan ve Chiago Tribune’un “Cazın en çekici seslerinden biri” olarak tanımladığı Amerikalı sanatçı Kathy Kosins, 31 Ekim 2014, Cuma günü Nardis’te vereceği konser ile Festival’e renk katacak.
Cazı, çocuk yaşlarda radyo kanalları arasında gezinirken keşfeden, modern caz, hip hop, soul ve drum’n’bass’ı ustalıkla birleştiren Jose James, günümüzde dünyanın en önemli vokalist ve şarkı yazarları arasında yer alıyor. 2010 yılında yayınlanan “No Beginning No End” albümü ile müziğin Cannes’ı kabul edilen “L’Academie du Jazz Grand Prix”  ödüllerinde ‘en iyi vokal caz albümü’ ödülüne layık görülen Jose James, Festival kapsamında 29 Ekim 2014, Çarşamba günü Babylon’da gerçekleştirilecek konserde son albümü “While You Were Sleeping”den parçalar seslendirecek.
•  Avrupa Cazından Farklı Sesler & Başka Renkler
İtalyan cazının yeni “harika cocuğu” olarak tanımlanan piyanist Claudio Filippini, basta Luca Bulgarelli ve davulda Marcello Di Leonardo’dan oluşan triosu ile 01 Kasım 2014, Cumartesi günü Akbank Sanat’ta olacak.
Rock grubu Radiohead’den ilham alan Hollandalı müzisyenlerden oluşan Zapp4’ün tüm üyeleri yaylı çalgılar çalıyor. Caz formunda altı albüme imza atan ve eleştirmenlerin “doğaçlama ve melodiyi tutkulu sololarla birleştiriyor, zaman zaman korkunç bir enerji, zaman zamansa oldukça durgun bir edayla çalsalar da müziklerinde her zaman şiirsel bir yan görünüyor” diye tanımladığı Zapp4’ün Festival kapsamında 27 Ekim 2014, Pazartesi günü Akbank Sanat’ta vereceği konserden yüzünüzde büyük bir gülümseme ile ayrılacaksınız.
Polonya cazının Tomasz Stanko sonrası yetiştirdiği en önemli caz müzisyeni kabul edilen piyanist ve film müziği bestecisi Leszek Mozdzer, muhteşem performansı ile Festival seyircisiyle buluşuyor. Konserlerinde ince ve mistik bir atmosfer yaratmakta usta olan Mozdzer, 23 Ekim 2014, Perşembe günü Akbank Sanat’ta olacak.
Henüz 24 yaşında olan ve dünyanın en önemli sahnelerinde konserler veren Amsterdam doğumlu piyanist, vokal, besteci, söz yazarı ve aranjör Karsu, 26 Ekim 2014, Pazar günü Caddebostan Kültür Merkezi’nde caz tutkunlarıyla buluşacak. Burdur gölündeki kurumaya dikkat çektiği müzik videosu ile takdir toplayan ve Hollanda’da önümüzdeki dönemde en çok konuşulacak on isim arasına seçilen Karsu, konserde 2012 yılında yayınlanan ve eleştirmenlerce oldukça beğenilen ilk albümü “Confession”dan eserler seslendirecek.
Kendilerine has müzikal stillerini eşsiz bir karışımla yeniden üretmek için bir araya gelen Amsterdamlı dokuz genç müzisyenden oluşan Jungle By Night, hip hop’dan caza, Psychedelic Rock’dan reggae ve latin müziklerine kadar çok çeşitli bireysel ilgi ve zevklerini, Afrika odaklı funk ekseninde birleştiriyor. Etiyopya’nın efsanevi müzik adamı Mulatu Astatke’yi müzikal fikir babaları kabul eden Jungle By Night, neşeli ve enerji dolu performanslarını  30 Ekim 2014, Perşembe günü Babylon sahnesinde sergileyecek.
• Kültürlerarası Buluşmalar

İstanbul’un kaotik atmosferini “harikalar diyarı” olarak gören müzisyenlerin bir araya gelmesiyle oluşan “Wonderland” projesi 24. Akbank Caz Festivali’nde. Usta sanatçı İlhan Erşahin’in klarnet üstadı Hüsnü Şenlendirici ile kurduğu topluluk, geleneksel ile modern arasındaki ses dünyasını İstanbul ekseninde kaynaştırıyor. Erşahin’in İstanbul ile olan ilişkisinin yanı sıra Türk müziğine dair ilgisinin bir ifadesi olan Wonderland projesi dub, trip-hop, elektronik caz, Balkan ve Roman müziklerini melodik bir çizgide bir araya getiriyor. Arabesk, dub, trip-hop, elektronik caz, drum’n’bass, Balkan ve Roman ezgilerinin bütünleşmesine şahit olmak için 31 Ekim 2014, Cuma günü Moda Sahnesi’nde gerçekleşecek İlhan Erşahin’s Wonderland konserini kaçırmayın.

Ortadoğulu kadın şarkıcıların duygu yoğunluğundan ve ince toplumsal eleştirilerinden ilham alsa da, sıradışı vokal anlayışı ile kendi müzik tarzını yaratan, “Tanrıça” lakaplı Yasmine Hamdan, 30 Ekim 2014, Perşembe Günü Moda Sahnesi’nde.

• Bizden Sesler

24. Akbank Caz Festivali’nin “Bizden Sesler” bölümünde Sarp Maden, Engin Recepoğulları Trio, J’ZZ-XPR’SS, İstanbul Gençlik Orkestrası, Islandman caz tutkunları ile buluşacak.

Gitar tonu ve tekniğiyle kendi özgün tarzını oluşturan, cazın sadece duygu değil entelektüel birikim de barındırdığını albümlerinde gösteren Sarp Maden, solo projesiyle Festival’de dinleyiciler ile olacak. Sarp Maden, 24 Ekim 2014, Cuma günü Akbank Sanat’ta gerçekleştireceği konserde doğaçlamalanın sakin atmosferini dinleyenleri ile paylaşacak.

Claudio Fasoli ve Antonio Zambrini’nin oluşturduğu Open Jazz Orkestra ile 12. Avrupa Caz Festivali’nde sahne alan ve bu performanslar sonrası kazandığı burs ile İtalya’da SienaMasterclass Summer Course’da eğitimini tamamlayan Engin Recepoğulları, 25 Ekim 2014, Cumartesi günü triosu ile Akbank Sanat sahnesinde olacak.

Trompet sanatçısı İmer Demirer’in girişimiyle 2013 yılında kurulan J’ZZ – XPR’SS, 2 Kasım 2014, Pazar günü Babylon sahnesindeki konserinde Türk caz sahnesinde önemli bir yere sahip olan Emin Fındıkoğlu, Ali Perret, Aydın Esen, Çağlayan Yıldız ve Can Çankaya gibi enstrümantalist ve bestecilerin özgün beste ve arajmanlardan oluşan bir repertuar seslendirecek. Farklı caz stillerine sahip bestecilerimizin eserlerini bütünlükçü bir atmosferde izlemek için J’ZZ – XPR’SS’in bu özel konserinde yerinizi ayırın.

Türkiye’de cazın en eski kurumsal destekçilerinden biri olan Akbank’ın desteği ile hayata geçirilen İstanbul Gençlik Caz Orkestrası, piyanist, besteci ve eğitmen Baki Duyarlar’ın şefliğinde yolculuğuna devam ediyor. Türk cazının gelişimi için yeni kapılar aralamayı, genç yetenekler için farklı olanaklar sağlamayı ve Türk bestecilerinin özgün bestelerini caz dinleyicileriyle buluşturmayı amaçlayan, cazın en temel grup formatlarından biri olan ‘big band’ oluşumu üzerine şekillenen İstanbul Gençlik Caz Orkestrası’nda yer alan yaşları 19 ile 25 arasında değişen 17 genç müzisyen 24. Akbank Caz Festivali kapsamında, 27 Ekim 2014, Pazartesi günü Caddebostan Kültür Merkezi’nde caz tutkunlarıyla buluşacak.

Adını Farfara grubuyla duyurmuş Tolga Böyük’ün solo projesi Islandman adı altında 24. 1 kasım 2014, Cumartesi günü Babylon’da sahne alacak.

Keşif Yolculukları: Polonya Caz Sahnesi
24. Akbank Caz Festivali’nde bu yıl, Polonya-Türkiye diplomatik ilişkilerinin 600. Yıldönümü nedeniyle 2014 yılı kültür programı kapsamında Akbank Caz Festivali ve Jazztopad Festivali işbirliğiyle “Keşif Yolculukları: Polonya Caz Sahnesi” başlığı altında özel projeler yer alıyor.
Yayınladıkları iki albüm ile Avrupa caz çevrelerince oldukça beğeni toplayan ve çok sayıda festivalde sahne alan Obara International, 30 Ekim 2014, Perşembe günü Akbank Sanat’ta vereceği konser ile Festivalciler ile buluşacak. Alto saksafonda  Maciej Obara, piyanoda Dominik Wania, basta Ole Morten Vagan ve davulda Gard Nilssen’den oluşan topluluğun caz piyanisti Krzysztof Komeda için yaptıkları saygı albümü “Komeda” müzik otoritelerince topluluğun en önemli kaydı olarak kabul ediliyor.
Polonyalı müzisyenler arasında önemli bir yere sahip olan caz piyanisti, besteci ve yapımcı Marcin Masecki, Festival kapsamında cazseverler ile buluşuyor. Yaratıcılığını belli bir müzik türü ile sınırlamayan, tarzı caz, klasik ve deneysel müzik arasında gidip gelen, çok yönlü sanatçı 26 Ekim 2014, Pazar günü Akbank Sanat’ta gerçekleştireceği konserde “vahşi doğaçlamalar”ı ile dinleyenleri büyülemeye hazırlanıyor.
Avrupa’nın doğaçlama müzik dünyasında kendisine şimdiden saygın bir yer edinen, müziğindeki yoğun avangard unsurlara rağmen ülkesinin zengin halk müziği geleneğinden oldukça yararlanan Polonyalı besteci ve klarnet sanatçısı Waclaw Zimpell, 24. Akbank Caz Festivali’ne “HERA” adını verdiği proje ile katılıyor. Zimpell’in Polonyalı üç arkadaşıyla hayata geçirdiği HERA, sahne ve izleyici arasındaki görünmeyen bariyeri yıkmayı amaçlıyor. Müzik otoritelerinin konser performanslarını “ateşli ve her an patlamaya eğilimli” olarak tanımladığı HERA, 31 Ekim 2014, Cuma günü Akbank Sanat’ta vereceği konserle dinleyenlere  unutulmaz dakikalar yaşatacak.
•  Eğlence Kapıyı Çalıyor  
Hollanda’nın en ünlü caz DJ’i olarak tanınan Maestro, efsanevi caz plak şirketi Blue Note imzalı sekiz albüm çıkardı ve altı tanesi platin ünvanını kazandı. Dünyanın bir çok festivalinde yer almış Maestro, funk, caz, latin ve elektronik müziği harmanlayan tarzıyla bu sene 24. Akbank Caz Festivalinde Babylon’da 24 Ekim 2014, Cuma günü sahne alacak.
‘Electro Swing’ tarzını bize tanıtan White Mink Swing’i yeniden yorumlayarak 20’ler ve 30’ların ruhunu günümüz modern dünyasına uyarlamayı başardı. Caz ve swing severler arasında büyük popülariteye sahip White Mink, 24. Akbank Caz Festivali kapsamında 31 Ekim 2014, Cuma günü Babylon’da dinleyicileriyle buluşacak.
PANEL ve ATÖLYE ÇALIŞMALARI
24. Akbank Caz Festivali her yıl olduğu gibi bu yılda pek çok panele ve atölye çalışmasına ev sahipliği yapacak.
PANEL: Anayoldan Çıkanlar
Tüm dünyada toplumsal ve kültürel alanda yoğun değişimlerin yaşandığı 60’lı yıllar, ABD’de ikamet eden Afro-Amerikan toplumunda eşitlik ve özgürlük konularında Radikal yapıları doğurduğu gibi, cazı da derinden etkiledi. Bu dönemin öfkeli ama son derece yaratıcı müzisyenleri, ana akım cazının beyaz Avro-Amerikan kültürünün hegemonyasına girdiğini savunmuş, devrin muziğine ve ekonomik koşullarına küçük çapta bir başkaldırı başlatmışlardır. Cazda Afrika müziğinden uzaklaşıldığını ve köklerden kopmanın politik alanda savunulan eşitlik ve özgürlük kavramlarıyla ters düştüğünü söyleyerek özgür cazın ilk örneklerini veren bu eşsiz sanatçıların anayolu terk etme öykülerinin siyasal, sanatsal ve ekonomik boyutları caz programcısı Hakan Rauf Tüfekçi moderatörlüğünde Sevin Okyay, Tolga Tüzün ve Çağatay Yıldız tarafından masaya yatırılacak.
25 Ekim 2014, Cumartesi Saat: 14.00 Yer: Akbank Sanat
PANEL: Caz Müziğinde Kadın Olmak
Çoğunlukla “vokalist” olarak kendisine sahne bulan kadın caz müzisyenlerinin tarihsel açıdan kazanımları ve kayıpları usta yazar, çevirmen ve radyo programcısı Sevin Okyay moderatörlüğünde, ceylan ertem, Karsu Dönmez ve Selen Gülün tarafından değerlendirilecek.
27 Ekim 2014, Pazartesi Saat:14.00 Yer: Akbank Sanat
PANEL: Caz Hakkında Yazmak
“Müzik sadece müzik değildir” sözüne “caz” kadar örnek gösterilebilecek pek az müzik türü vardır. Akademisyenler tarafından siyasal, ekonomik, psikolojik ve sosyolojik açılardan defalarca incelenen caz, sinemadan fotoğrafa, resimden edebiyata kadar pek çok sanat türüyle karşılıklı etkileşimde bulunmuştur. Caz müzisyenleri ile röportajlar yapan, sanatçıların biyografilerini yazan, son çıkan albümleri tanıtan, izledikleri konser ve festivalleri eleştiren bu yazarların keyifli ve gizemli dünyası “Jazz Dergisi”nin editorü Zuhal Focan moderatorlüğünde, günümüzün caz yazarları ile açığa çıkacak. Kimbilir, caz hakkında yazı yazmak icin ilham alacağınız, cesaret bulacağınız gün bugündur.
01 Kasım 2014, Cumartesi Saat: 14.00 Yer: Akbank Sanat
ATÖLYE: Çocuklarla Caz 
Orff Yaklaşımı’na dayalı olarak yapılacak “Çocuklarla Caz” atölye çalışmasında, en temel caz ritmi olan swing, beden perküsyonu, tekerlemeler ve oyunlarla çocuklara tanıtılacak. Bu ritmin üzerine Orff Çalgıları (Ksilofon, metalofon, vurmalı çalgılar) kullanılarak basit eşliklerle birlikte
çocuklarla beraber melodik doğaçlamalar yapılacak ve ortaya çıkan parçalar düzenlenerek çocuklardan renkli bir caz orkestrası oluşturulacak.
25 kim Cumartesi Saat: 14.00 Yer: Akbank Sanat
ATÖLYE: Çocuklarla Beden Müziği Atölyesi 
Festivalin küçük cazseverlere yönelik etkinliklerinden biri de “Çocuklarla Beden Müziği Atölyesi”. Sesin, sessizliğin, elin, parmakların, ayakkabının, rüzgarın, bakışların, kısacası her şeyin müziğe ve ritme dönüştüğü, çocukların hayal gücü ve yaratıcılıklarının yardımıyla müziğin büyülü dünyasına gerçekleştirecekleri bu yolculukta kılavuzumuz uzman psikolog, eğitimci, yazar ve oyuncu Burcu Tekin. Sonunda çocukların “doğaçlama” olarak hazırlayacağı kısa bir gösteri gerçekleştirilecek olan  atölye çalışması çocuklar ve ebeveynleri için yeni algı kapıları açacak.
01 Kasım 2014, Cumartesi Saat: 14.00 Yer: Akbank Sanat
ATÖLYE: Drum&Bass Magazine // Gitar Dergisi Atölyeleri
Bu sene 24. Akbank Caz Festivali kapsamında ikinci kez gercekleştirilecek Drum&Bass Magazine – Gitar Dergisi Atölyeleri, enstrümanlara ve müziğe ilgi duyan her yaştan amatör ve profesyonel katılımcıları bekliyor. Atölyeler sayesinde katılımcılar müzik bilgilerini arttırırken hem iyi vakit gecirecekler, hem de deneyimli eğitmenlerle tanışma imkanı bulacaklar.
02 Kasım 2014, Pazar Saat: 11.00- 21.30 Yer: Akbank Sanat
ATÖLYE:Tap Away
Atölye Dans’ta canlı piyano eşliğinde gerçekleştirilecek “Tap Away” atölye çalışmasında, katılımcılar, 19. yüzyılda ABD’de ortaya çıkan ve daha sonra tüm dünyaya yayılan tap dansının tüm inceliklerini eğitmenlerle beraber pratik etme şansı yakalayacak. Etkinlik ile tap dansının çeşitli  kombinasyonlarından faydalanarak, katılımcıların günlük hayatın stresinden kurtulmaları ve “Singing in the Rain” gibi  eski  müzikallerde hissedilen neşeli atmosferin günümüzün zor şehir hayatında yeniden yakalanması amaçlanıyor.
25 Ekim 2014, Cumartesi saat: 15.00 Yer: Atölye Dans
1 Kasım 2014, Cumartesi saat: 15.00 Yer: Atölye Dans
• CAZLI BRUNCH
Festival’in kulağa olduğu kadar damak zevkine de hitap eden ve büyük ilgi gören Cazlı Brunch’ları 24. yılda da devam ediyor. Haftaya caz müziği eşliğinde keyifli başlangıç yapmak isteyenler için, ilk olarak 26 Ekim 2014, Pazar günü tasarımıyla büyük beğeni toplayanBeyoğlu’nun konsept otellerinden Mama Shelter’de düzenlenecek Cazlı Brunch’da Uninvited Jazz Band sahne alacak. Grup, 1920’lerin swing ve blues klasiklerinden oluşan repetuarıyla hafta sonu keyfinize renk katacak.
Uninvited Jazz Band, 2 Kasım 2014, Pazar günü ise bu yıl üçüncü kez Cazlı Brunch’a ev sahipliği yapacak olan Hilton ParkSA’da sahne alacak. Hilton ParkSA’nın nefes kesen boğaz manzarası ve caz muzik eşliğinde gercekleşecek brunch’ta lezzetli açık büfe ve cazın en ateşli dönemlerinden gelen melodiler duygularınızı ele geçirecek.
Akbank Sanat Kafe’nin 25 Ekim ve 1 Kasım tarihlerinde  evsahipliği yapacağı “Akbank Sanat Kafe’de Akşam Üstü Caz” kapsamında Türk cazının genç yeteneklerini dinleyebilir, kendinizi caza bırakıp günün yorgunluğunu atabilirsiniz.
•   LİSELERDE CAZ ATÖLYELERİ
Müzik ile ilgili olsun ya da olmasın, lise çağındaki birçok gence ulaşmayı, onlara caz müziğini tanıtmayı ve  sevdirmeyi amaçlayan ve bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilecek olan “Liselerde Caz Atölyeleri”, yine Festival’in en önemli etkinliklerinden biri olmaya aday. Soru ve cevap şeklinde gerçekleşecek sohbetler boyunca gençler, M. Cem Tuncer, Ercüment Orkut ve Ediz Hafızoğlu ile bir araya gelerek caz müziğini ve enstrümanlarını yakından tanıma fırsatı bulacaklar.
“Liselerde Caz Atölyeleri”, 22 Ekim Çarşamba günü Üsküdar Amerikan Koleji ve Alman Lisesi, 23 Ekim Perşembe Özel Şişli Terakki Lisesi ve Özel ENKA Lisesi, 24 Ekim Cuma Avusturya Lisesi ve Galatasaray Lisesi, 27 Ekim Pazartesi kabataş Anadolu Lisesi ve İstanbul Amerikan Robert Lisesi’nde ücretsiz olarak gerçekleştirilecek.
•   KAMPÜSTE CAZ
Akbank Caz Festivali’nde festival içinde festival rüzgarını estiren, artık bir Festival klasiği haline gelen “Kampüste Caz” bu yıl da yoluna devam ediyor. Festival’in en önemli etkinliklerinden biri olan Kampüste Caz, 3-14 Kasım tarihleri arasında Gaziantep, Adana, Kayseri, Ankara, Eskişehir, Edirne, Çanakkale ve İzmir’de cazın coşkusunu ve heyecanını üniversiteli gençlerle buluşturuyor.
1850’lerden sonra Orta ve Doğu Avrupa halklarının folklorik ezgileriyle kendi yerel müzikal geleneklerini biraraya getiren müzisyenlerin, daha sonraları Amerika’da sınırlı ölçüde de olsa cazla beslenmeleriyle birlikte temelleri atıklan ve günümüzde “klez jazz” olarak adlandırılan yeni bir caz türünün en özgün topluluklarından Cukunft, Kampüste Caz kapsamında Anadolu’yu dolaşacak.
Polonya-Turkiye diplomatik ilişkisinin 600. yıldönümü nedeniyle 2014 Kültür Programı kapsamında Akbank Caz Festivali ve Jazztopad Festivali işbirliği ile gerçekleştirilecek proje ile Cukunft, Kampüste Caz boyunca gençlere görsel ve işitsel bir şölen yaşatacak.

Türkiye’nin en çok esere sahip müzik müzesi Afyonkarahisar’da

Afyon Kocatepe Üniversitesi bünyesinde açılan müze, Alman işadamının bağışıyla Türkiye’nin en çok esere sahip müzik müzesi olma özelliğine kavuştu.

muzik-muzesi-afyon

İbrahim Alimoğlu Müzik Müzesi, hem Afyon hem de Türkiye için sıra dışı bir örnek. Bundan altı ay önce kurulduğundan bu yana sürekli yapılan bağışlarla 540 eserlik bir koleksiyona şimdiden sahip oldu bile. Müzenin en büyük bağışçısı, kendi koleksiyonundan 250 enstrümanı geçtiğimiz gün teslim eden Alman koleksiyoncu Wolfgang Ott oldu.

Wolfgang-Ott-muzik-muzesi

Alman koleksiyoncu Wolfgang OTT

 

 

muzik muzesiMüze binasında gerçekleştirilen bir seremoni ile enstrümanları teslim eden Wolfgang Ott’un koleksiyonunda Afrika, Asya, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan örnekler bulunuyor. Beş kıtanın müzik geleneğini yansıtan koleksiyonunun büyük kısmı bundan böyle Afyonkarahisar kentinde yer alan müzede görülebilecek.

Afyon Kocatepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı İbrahim Alimoğlu Müzik Müzesi’nde diğer bağışlar ve mevcut koleksiyonla birlikte toplam eser sayısı 540’a ulaştı. En yeni enstrümanın 30 yıllık olduğu müzenin ilk bağışçısı da işadamı, müzeye adı verilen İbrahim Alimoğlu oldu.

9. Dağ Filmleri Festivaline gün sayarken. 25 Şubat 2014

The North Face’in sunduğu ve bu yıl “Doğaya Dokun!” temasıyla yola çıkan 9. Dağ Filmleri Festivali, 25 Şubat – 2 Mart 2013 tarihlerinde; doğa, keşif, macera ve belgesel sinema tutkunlarıyla buluşuyor. Dağ Kültürü Derneği ile Mineral Event tarafından düzenlenen festivalde ödül rekortmeni filmlerin yanı sıra macera ile adrenalin dolu toplam 47 film izleyicilerle buluşacak. 

 9_dag_filmleri_festivali_25_subatta_basliyorTürkiye’nin, doğa, keşif ve macera konulu, ilk ve tek film festivali olan Dağ Filmleri Festivali, 25 Şubat’ta, The North Face®’in ana sponsorluğundaİstanbul Beyoğlu’nda, izleyicileriyle buluşuyor. 2 Mart’a kadar sürecek festivale, Fransız Kültür Merkezi, Galatasaray Aynalı Geçit ve Pusula Sanat Merkezi ev sahipliği yapacak.
Dünyanın en iyi doğa filmleri festivalde
Festival Dünya festivallerinde gösterilen 600’den fazla film arasından seçilen 2014 seçkisi toplam 47 filmden oluşuyor. Filmler; “Dünyadan”, “Keşif Ruhu”, “Doğa-Çevre-İnsan”, “Su Dünyası”, “Bisiklet” ve “Kayak” olmak üzere, 6 tema başlığı altında toplanıyor. Seçkide; rafting, dalış, dağcılık, kaya tırmanışı, base jump, kayak, dağ bisikleti gibi doğa sporlarının yanı sıra, çevre ve doğa belgeselleriyle gezi, keşif ve insan hikayeleri de yer alıyor.
1953’te Everest’te neler oldu ?
Bu yılın en dikkat çekici teması olan “Dünyadan” ile 12 film beyaz perdeye yansıyor. Bu tema altında yüksek kalitesi ve güçlü anlatımı ile “Uçurumun Kıyısında” filmi dikkat çekiyor. Tema kapsamında ayrıca dünyanın en tehlikeli dağı olarak bilinen K2 üzerine 3 ayrı film bulunuyor.
“Bisiklet” ve rekabet
Salcano sponsorluğunda hazırlanan bu temanın en etkileyici filmi “Destansı bir hikaye” adını taşıyor. Güney Afrika’nın güzel ve heyecan verici manzarasında geçen belgeselde iki sporcunun “Cape Epic” yarışını kazanmak için yaptıkları hazırlıkları anlatıyor. Temanın diğer dikkat çekici filmi ise “Mutluluk”. Filmde Hindistan’da kötü koşullar altında yaşayan cüzzam hastalarına ve zihinsel engelli kadınlara dikkat çekmek için yapılan çok zorlu bir bisiklet yolculuğu anlatılıyor.
“Keşif Ruhu” ile kuzeye yolculuk
Adrenalin düzeyini yükselten tema “Keşif Ruhu” altında toplam 14 film gösterilecek. Tema kapsamında Norveç’ten gelen 3 film ile izleyiciler kuzey esintisi yaşayacaklar. Temanın en dikkat çekici filmi ise “Hayatımın Zirveleri : Sınırlarda yaşamak” Filmde, istisnai bir dağcı, kayak sporcusu ve dağ maratoncusu olan Kilian Jornet’in hayatı ve başarıları anlatılıyor.
Doğa, çevre ve insan öyküleri
Toplam 6 öyküyü içeren ve festivalin bir diğer güçlü teması olan “Doğa, Çevre ve İnsan” Doğa kağıt/Steppen sponsorluğunda izleyiciyle buluşuyor. Tema kapsamında 3 adet kurmaca film yer alıyor.
İnsan doğa ilişkisi üzerine dokunaklı bir hikaye “Belle ve Sebastien”
Festivalimizde “Gala” yapacak olan bu kaçırılmaması gereken Fransız filmi Alp dağlarında ikinci dünya savaşı yıllarında yaşanan bir dostluk hikayesine odaklanıyor.
Temanın diğer iki kurmaca filmi İsviçre’den geliyor. Altın Ayı ödüllü “Yukarıdaki çocuk” bir kayak merkezinden çaldığı kayakları aşağıda satan Simon’un hayatına ve ablası ie olan ilişkisine odaklanıyor. “Clara ve Ayıların Sırrı” ise doğa ile güçlü ilişkiler kurabilen Clara’nın geçmişte yaşanan bir üzücü olayı aydınlatma peşinde çıktığı yolculuğu anlatıyor.
Çocuklar ve aileler için doğa filmi : Baba oğul birlikte “Şehirden Zirveye” 
Nefis görüntüler eşliğinde izleyeceğiniz bu film Alman Sebastian ve 9 yaşındaki oğlu Luca’nın yaptığın alışılmışın dışında gezi ve tırmanışı anlatıyor. Belgesel çocuklu yaşam ezberlerimizi de bozarken bizleri başka türlü bir çocuklu yaşamın mümkün olduğuna da ikna ediyor.
İnanılmazı başarmak : Çelikten İrade
Festivalin olmazsa olması “Kayak” teması kapsamında toplam 5 film yer alıyor. Katıldığı festivallerde beğeni toplayan ve çok ciddi bir kaza geçirmesine rağmen yaşamdan kopmayan ekstrem sporcu Karina’nın hikayesini anlatan “Çelikten İrade” bu yılın en dikkat çekici filmlerinden biri.
“Zihne Doğru” ve “Valhalla”: Sinematografik mükemmellik
İzleyicilerimizin zihnine kazınan kayak filmleri ile ünlenen Kanada’lı yapımcılardan bu yıl yeni bir şaheser geliyor : “Zihne Doğru”. Sıra dışı kurgusu ve özel anlatım tekniği ile “Valhalla” ise kayak filmlerine bakışınızı değiştirecek.
Shackleton deniz ve maceraseverler için İstanbul’da…
Festivalin çiçeği burnunda teması “Su Dünyası” kapsamında gösterilecek filmler “Açık Deniz Akademi” sponsorluğunda gösterilecek.  Temanın en dikkat çekici filmi olan “Shackleton’un Kaptanı” 1914 yılında güney kutbuna yapılan keşif ekspedisyonunu gemi kaptanının gözünden anlatıyor. Film, deniz ve yelken severlerin çok ilgisini çekecek.
Su dünyası’nın diğer dikkat çekici filmleri ise “keşif” odaklı. “Londra’dan Londra’ya”, Tierra Del Fuego” ve “Ve Sonra Yüzmeye Başladık” belgesellerinde ortak nokta dünya. Bu filmlerin kahramanları dünyanın çeşitli bölgelerinde yaptıkları gezilerle keşifler çağından 500 yıl sonra dahi insanın içerisindeki keşif ruhunun ölmediğini gösteriyorlar.
Önemli iki fotoğraf sergisi de festival programında
Festival kapsamında iki ayrı Fotoğraf sergisi düzenleniyor. Fransız Kültür Merkezi’nde açılacak “Doğaya Dokun” sergisi doğa ve ona dokunan insanın hikayesine odaklanacak.
“Gala Bataklığı” fotoğraf sergisi ise bir usta fotoğrafçı Ersin Alok’tan. Hazar Denizi kıyısında ortaya çıkarılan prehistorik çağa ait kaya üstü resimlerinin yer alacağı sergi Pusula Sanat Galerisi’nde izleyiciler ile buluşacak.
Festival kapsamında; kitap sergileri, söyleşiler ve ödüllü yarışmalar da düzenleniyor. Geniş bir izleyici kitlesine hitap eden Dağ Filmleri Festivali kapsamındaki bu etkinliklerle; dağ ve doğa bilincine dikkat çekiyor, ulusal dağ ve doğa belgeselciliğine katkı sağlayarak doğa kültürü alanındaki önemli bir boşluğu dolduruyor.

33. İstanbul Film Festivali’ne az kaldı

Sundance Film Festivali programında yer alan 6 film, Türkiye’de ilk defa İstanbul Film Festivali’nde izleyicilerle buluşacak

iksv-film-festivali

Bağımsız sinemanın en önemli etkinliklerinden Sundance Film Festivali 16 Ocak’ta başlayacak. 26 Ocak tarihine kadar devam edecek festival programında yer alan 6 film, Türkiye’de ilk defa İstanbul Film Festivali’nde izleyicilerle buluşacak. İKSV tarafından bu yıl onuncu kez Akbank sponsorluğunda düzenlenen 33. İstanbul Film Festivali 5-20 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

Polonya’da Nazi işgali ile Holokost’un acı izlerini süren bir hikâye anlatan Pawel Pawlikowski ’nin son filmi Ida, daha Sundance gösterimini yapmadan uluslararası festivallerde birçok ödüle layık görülerek 2014’ün en iyilerinden olmaya doğru yol aldı. Londra, Les Arcs, Gdynia ve Varşova film festivallerinde En İyi Film, Toronto’da FIPRESCI Ödülü’nü alan Ida, ayrıca Les Arcs Film Festivali’nde her iki başrol oyuncusu Agata Kulesza ve Agata Trzebuchowska ’ya da en iyi kadın oyuncu ödüllerini kazandırdı. 1960’larda Polonya’da geçen siyah beyaz film, genç rahibe adayı Anna’nın son yeminini etmeden hemen önce aslında Yahudi olduğunu öğrenişinin öyküsünü anlatıyor.

Stranger by the Lake

Stranger by the Lake

Fransız yönetmen Alain Guiraudie ’nin ilk kez Cannes Film Festivali’nde izleyici karşısına çıkan son filmi Stranger by the Lake, ölüm, cinsellik, eşcinsel kültürü ve dostluk kavramlarına yaklaşımıyla hem izleyicilerden hem de eleştirmenlerden büyük övgü topladı. Cannes’da gösterildiği Belirli Bir Bakış Bölümü’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nün yanı sıra Eşcinsel Palmiye’ye de layık görülen, Hitchcockvari bir gizem etrafında kurgulanan filmin tamamı bir yaz mevsiminde, bir çıplaklar plajında geçiyor.

Dünyanın en saygın belgesel film festivallerinden IDFA’nın bu yıl açılış filmi olan Return to Homs, Suriye’nin Homs şehrinden devrimci gençlerin bir portresi. Yönetmen Tala Derki üç yıl boyunca iki yakın arkadaşı takip ediyor. Milli takım golcüsü, şarkılarıyla devrimin sesi olan 19 yaşındaki Basset ve 24 yaşındaki video-aktivist, kameraman Ossama pasif direnişle özgürlük hayalleri kurarken kendilerin silahlı mücadelenin içinde buluyorlar. İki yıl önce festivale konuk olan, “Devrimin Filmini Çekmek” bölümüyle aynı isimli panelde de konuşmacı olan Suriyeli belgeselci, yapımcı ve festivalci Orwa Nyrabia da filmin yapımcılarından biri.

En son cinsellik soslu kıyamet komedisi Kaboom / Gümmm! ile Filmekimi’nde izlediğimiz Gregg Araki ’nin üç yıl aradan sonra çektiği ilk uzun metrajlı filmi White Bird in A Blizzard, İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilecek filmlerden. Yönetmenin alışıldık temalarından uzaklaştığı film, annesi birdenbire ortadan kaybolan genç bir kadının altüst olan hayatını anlatan sıra dışı bir büyüme öyküsü. Filmin son derece sağlam oyuncu kadrosunda Eva Green , Shailene Woodley , Christopher Meloni gibi isimler yer alıyor. Araki’nin yazar ve şair Laura Kasischke ’nin aynı adlı romanından esinlenerek senaryosunu yazdığı filmin müziklerini de yine yönetmenin kendisi seçmiş.

Adını “perudo” olarak da bilinen, Güney Amerika kökenli bir zar oyunundan alan Liar’s Dice, aslen oyuncu olan senarist ve yönetmen Geetu Mohandas ’ın çektiği ilk uzun

white shadow

white shadow

metrajlı film. Başrollerini Geetanjali Thapa ile Lunchbox / Sefertası ve Wasseypur Çeteleri’nden tanıdığımız ünlü Bollywood oyuncusu Nawazuddin Siddiqui ’nin paylaştığı filmin kahramanı, Himalayalar’da yaşayan kendi başına buyruk, bağımsız bir kadın olan Kamla’nın köy büyüklerinin sözünü dinlemeyerek kayıp kocasını aramak üzere yollara düşmesini anlatıyor. Film, Sundance’te Dünya Sineması Dramatik Filmler bölümünde gösteriliyor.

Eylül 2013’te Venedik Film Festivali’nde En İyi İlk Film’e verilen Geleceğin Aslanı ödülüne layık görülen White Shadow / Beyaz Gölge, Afrika’nın doğusunda albinoların uğradıkları ayrımcılığı ve ölüm tehlikesini konu alıyor. Los Angeles’lı yönetmen, senarist ve kurgucu Noaz Deshe ’nin ilk filmi White Shadow / Beyaz Gölge, köyünden kaçarak büyük kente gelen Alias adında küçük bir albino çocuğu izliyor.

İstanbul Film Festivali hakkında ayrıntılı bilgi için: film.iksv.org

İstanbul Film Festivali’ni sosyal medyada takip etmek için:

Kaynak : [-]

Doodle için Google’un seçimi Carlos Juan Finlay

Küba’lı ünlü doktor ve bilim adamı Carlos Juan Finlay doodle oldu. Google’dan Carlos Juan Finlay’a 180. doğum günü jesti.

doodle

 Doktor Carlos Juan Finlay  kimdir Carlos Juan Finlay hayatı Carlos Juan Finlay biyografi Carlos Juan Finlay  google logo 3 aralık 2013 Dr Carlos Juan Finlay google doodle
Carlos Finlay’ın 180. Doğum günü

Carlos Juan Finlay’nın doğum günü Amerikan TIP Günü Olarak kutlanmaktadır
1855 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde okudu. Zaten 1868 yılında, bir kolera salgını sırasında bu İspanyol sömürge yetkililerinin hükümetin yönetiminin bir eleştiri olarak o zaman kabul edildi, çünkü çok başarılı değildi bir önermeyi profilaktik ve sağlık önlemlerinin alınmasını önerdi.

Ancak, onun asıl işi sivrisinekler tarafından sarı humma iletim nasıl oluştuğunu aydınlatmak oldu. Hastalığın transfer ajanı sivrisinek olduğu sonucuna Aedes aegypti gerçekten 1900 yılına kadar zamanın bilimsel topluluk tarafından kabul edilmedi teorisini doğruladı sayısız deneysel testleri sonucunda kendini tüm dünyaya tanıttı.

Kübalı büyük Doktor olarak bilinen Carlos Juan Finlay sarı humma virusunu testler sonucu bulan Kübalı bilim adamıdır.
Carlos Juan Finlay 3 Aralık 1833’te Puerto Príncipe’de doğdu ve Carlos J. Finlay  – 20 Ağustos 1915’te Küba’da öldü. Carlos J. Finlay, İskoç bir doktor ve  Fransız bir kadının 7 çocuğundan biriydi.

1853 yılında katıldığı Jefferson Medical College’den 1855’te mezun oldu. Ünlü Kübalı doktor ve bilim adamı Carlos J. Finlay kendisini hep şiddetli tıbbi tartışmaların içinde buldu. karaman.org

1881’de, Kübalı doktor Carlos Finlay aynı zamanda kara kusmuk diye de adlandırılan sarıhummanın belli bir dişi sivrisinek tarafından bulaştırıldığını ortaya çıkardı. Bunun yanı sıra hastalığı önleyecek bir aşıyı da buldu.

Carlos Juan Finlay,  sıtmayla sivrisinek arasındaki ilişkiyi sezip kanıtlayan bilim adamıdır.polis.web.tr

Carlos Juan Finlay Barres ‘de doğdu Küba Fransız ve İskoç asıllı.1853 yılında katıldığı Jefferson Medical College in Philadelphia dan sonra  Paris de ve Havanada eğitimini tamamladı.1855 yılında mezun olan Carlos Juan Finlay  Havana’ya yerleşti ve bir tıbbi uygulama açtı.

1881’de, Kübalı doktor Carlos Finlay aynı zamanda kara kusmuk diye de adlandırılan sarıhummanın belli bir dişi sivrisinek tarafından bulaştırıldığını ortaya çıkardı. Bunun yanı sıra hastalığı önleyecek bir aşıyı da buldu.
    Dünyanın bunun farkına varması yirmi yıl sürdü.
Günümüzde Asya harici tropik bölgelerde görülen ve dişi sivrisinekler aracılığıyla bulaşan sarı humma virüsünün çıkış yerinin Afrika olduğu ve virüsün 16. yüzyıldan itibaren köle ticaretiyle Güney Amerika’ya taşındığı tahmin ediliyor. image
Kesin teşhis edilebilen ilk sarı humma salgını, 1647 yılında Barbados Adası’nda yaşandı. Sadece bir yıl sonra, 1648’de Meksika’da Maya yerlileri arasında, 685’de de Brezilya’nın Recife kentinde salgınlar görüldü.
18. yüzyılda İtalya, Fransa, İspanya ve İngiltere’deki salgınlarda yüz binlerce insanın hayatını kaybetti.
Sarı hummanın tropik bölgelere mahsus olduğu varsayılsa da, Amerika’nın kuzey kesimi de 17. yüzyıldan başlayarak 20. yüzyılın başına dek birkaç kez salgından nasibini aldı.
19. yüzyılda ise Haiti Devrimi sırasında Fransız ordusunun üçte ikisi salgın sebebiyle telef oldu ve kalan askerlerin geri çekilmesi üzerine Haiti, 1804’te bağımsızlığını ilan etti.
Carlos Juan Finlay, 1833-1915
Hastalığın taşıyıcısının doğrudan insan teması değil de sivrisinekler olabileceğini ilk ortaya atan, 1870’lerde gerçekleştirdiği araştırmalarıyla Kübalı doktor ve bilimadamı Carlos Juan Finlay oldu. 19. yüzyıl sonundaki İspanyol-Amerikan savaşında sarı hummaya çok sayıda kurban verilmesi sonucu orduda görevli doktorlar, Finlay’in savını incelediler ve kısa sürede doğruladılar. Sivrisinekler aracılığıyla taşındığı ispatlanan ilk virüs sarı humma oldu. İlerleyen yıllarda grip, sıtma, fil hastalığı, tifüs ve başka alerjik hastalıkların da sivrisineklerle taşındığı kanıtlandı.

 

Nasreddin Hoca UNESCO listesine girmeye aday

UNESCO Türkiye Milli Komitesi, Nasreddin Hoca’nın UNESCO’nun Somut Olmayan Dünya Mirası Listesi’ne alınmasını hedefliyor

nasreddin-hoca

UNESCO Türkiye Milli Komitesi, 7-8 Mayıs’ta yaklaşık 30 ülkenin katılımıyla gerçekleştireceği toplantı sonunda “Nasreddin Hoca Fıkraları Anlatı Geleneği” hakkında bir dosya hazırlayıp böylece Nasreddin Hoca’nın UNESCO’nun Somut Olmayan Dünya Mirası Listesi’ne alınmasını hedefliyor.

UNESCO Türkiye Milli Komitesi Başkanı Öcal Oğuz, Nasreddin Hoca fıkralarının da inanılmaz geniş bir coğrafyada anlatıldığını vurgulayarak şöyle devam etti: “Dünyanın birçok yerinde Nasreddin Hoca fıkraları kuşaktan kuşağa, atadan toruna miras olarak aktarılıyor. Doğu Türkistan’da, Çin’de, Türkistan’da, Özbekistan’da, Kazakistan’da, Kırgızistan’da, Türkmenistan’da, Azerbaycan’da, Anadolu’da, Balkanlar’da, Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da, Hindistan’da Nasreddin Hoca fıkraları anlatılıyor. Bu bölgelerdeki 43 ülkeyi, 7-8 Mayıs’ta UNESCO’ya ‘Nasreddin Hoca Fıkraları Anlatı Geleneği’ni çok milletli bir dosya olarak sunmak için davet ettik. 30’un üzerindeki ülkeden olumlu yanıt geldi. UNESCO’nun bunu dünya mirası listesine almasını hedefliyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü ile bu çalışmanın içindeyiz. Bu dosyayı, UNESCO’ya sunacağız” dedi.

Nasreddin Hoca UNESCO listesine girmeye aday

UNESCO Türkiye Milli Komitesi, Nasreddin Hoca’nın UNESCO’nun Somut Olmayan Dünya Mirası Listesi’ne alınmasını hedefliyor

UNESCO Türkiye Milli Komitesi, 7-8 Mayıs’ta yaklaşık 30 ülkenin katılımıyla gerçekleştireceği toplantı sonunda “Nasreddin Hoca Fıkraları Anlatı Geleneği” hakkında bir dosya hazırlayıp böylece Nasreddin Hoca’nın UNESCO’nun Somut Olmayan Dünya Mirası Listesi’ne alınmasını hedefliyor.

nasrettin-hoca-ve-essegi
UNESCO Türkiye Milli Komitesi Başkanı Öcal Oğuz, Nasreddin Hoca fıkralarının da inanılmaz geniş bir coğrafyada anlatıldığını vurgulayarak şöyle devam etti: “Dünyanın birçok yerinde Nasreddin Hoca fıkraları kuşaktan kuşağa, atadan toruna miras olarak aktarılıyor. Doğu Türkistan’da, Çin’de, Türkistan’da, Özbekistan’da, Kazakistan’da, Kırgızistan’da, Türkmenistan’da, Azerbaycan’da, Anadolu’da, Balkanlar’da, Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da, Hindistan’da Nasreddin Hoca fıkraları anlatılıyor. Bu bölgelerdeki 43 ülkeyi, 7-8 Mayıs’ta UNESCO’ya ‘Nasreddin Hoca Fıkraları Anlatı Geleneği’ni çok milletli bir dosya olarak sunmak için davet ettik. 30’un üzerindeki ülkeden olumlu yanıt geldi. UNESCO’nun bunu dünya mirası listesine almasını hedefliyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü ile bu çalışmanın içindeyiz. Bu dosyayı, UNESCO’ya sunacağız” dedi.

Deliliğin sınırlarında sanat

“Normallik ve Delilik Arasındaki Sanatçılar: Bosh’dan Dali’ye Ham Sanat’tan Basquiat’ya” adı altında Ravenna Sanat Müzesi’nde açılan sergi, yaratıcılığın sınırlarında gezinen “borderline” diye tanımlanan sanatçıların dünyasında bir yolculuğa çıkarıyor ziyaretçiyi.

Ferrara’daki müzede topluca sunulan 200 yapıt, uçurumların kıyısında süregelen sonu olmayan bir yolculuğa eşlik ediyor. Geceyle gündüzün, gerçekle düşün birbirine karıştığı bu yolculukta, deliliğin sınırlarındaki sanatçılar, ziyaretçiyi kaosa sürüklüyor. Bu serginin küratörlüğünü üstlenen Ravenna Sanat Müzesi’nin (Mar) müdürü Claudio Spadoni, serginin katoloğunu yayımlayan Gabriele Mazotta ve psikiyatr Giorgio Bedoni’nin amacı da borderline sanatçıların fırçasından çıkan yapıtlar aracılığıyla her türden sınırı aşmak.

Çocuksu yaratıcılık
Fransızcada “Art Brut” diye tanımlanan, “Ham Sanat”ın temsilcisi sayılan sanatçıların yapıtlarıyla düzenlenen serginin ana teması, Paul Klee ve Jean Dubuffet’nin ”ilkel bir içgüdü” diye yorumladıkları esinlenme konusuna odaklanıyor. Tek başlarına, sessiz bir ortamda, psikiyatrik sorunları nedeniyle yaşamın kıyısına itilen yaratıcıların yapıtlarıyla karşı karşıya geliyor bu sergide ziyaretçi. “Art Brut” bu sıra dışı yaşamlarda, İsviçre’deki psikiyatri kliniklerinde yıllar süren bir yaşam süren Dubuffet’nin vurguladığı gibi primitif ve çocuksu bir nitelik ve yaratıcılık barındırıyor.

Sıra dışı bir dünyanın kapılarını aralayan Ferrara’daki sergide sanat dünyasında Pontormo diye anılan melankolik Jacopo Carrucci’nin uyguladığı diyet ve sürekli şikayet ettiği bağırsak rahatsızlığıyla ilgili yakınmalarını not düştüğü hüzünlü günlüğe de yer veriliyor. Carrucci bu günlüğü, 1554’de Floransa’daki San Lorenzo kilisesindeki bir iskeleden düşmesinin hemen ardından tutmaya başlıyor.

Müzikle terapi
Art Brut akımının bir başka önemli temsilcisi Hugo van der Goes da melankolik ve acaip davranışlarıyla dikkat çeken bir sanatçıydı. Sanat kariyerinin zirvesindeyken Brüksel’deki Roode Kloster manastırına kapanmaya karar verdi. Gerçek dışı şeyler gördüğünü söylüyor ver bağrıyordu. Yunanlı hekimlerin yolundan giden dönemin doktorları, Goes’u müzikle tedavi ediyordu.

talyan Annibale Carracci ile Carlo Dolci de melankolik karakterleriyle tanınan iki sanatçıydı. Her iki sanatçının özyaşam öykülerini kaleme alan biyografi yazarları, Carracci’nin yaşadığı aşklarla ilgili derin bir depresyona sürüklendiğini, Dolci’nin ise konuşmayı kestiğini, iletişim kurmaktan kaçındığını aktarıyor.

Viyana’da sanat tarihi mezunu olan, ardından Londra’da müzik ve tıp eğitimi alan 1886 doğumlu Hans Prinzhorn, psikanalist olmuştu. Ayrıca Heidelberg üniversitesinde ünlü bir psikiyatrın asistanlığını yapıyordu.

Prinzhorm’un “Akıl Hastalarında Plastik Faaliyet” başlıklı ilk kitabı 1922’de yayımlandı. Prinzhorm Almanya’dan Latin Amerika’ya uzanan geniş bir coğrafyada çeşitli kliniklere yatırılan akıl hastalarının farklı niteliklerdeki yapıtlarını inceliyordu.

Psikopatolojik sanat
1923 tarihli Venedik Bienali ile 1900 Paris Uluslararası Sergisi’nde, Afrikalı sanatçıların işleri olan heykellerden bir retrospektif düzenlemişti. Avrupa dışı kültürlerden gelen sanatçıların yapıtları ilk kez sunuluyordu. Aynı yıllarda primitifler ve çocukların yaptıkları resimleri çağrıştıran “ Art Brut/Ham Sanat” da modaydı.

Blaue Reiter’in Münih’de açılan bir sergisi üzerine “Die Alpen” dergisinde bir yazı yazan Paul Klee, “Çocuklar özgür bırakıldıkları sürece çok sayıda birçok ayrıntı aktaran resim yapıyor” diye not düşmüştü. Klee’nin meslektaşı Gabriele Münter, o yıllarda çocuk resimlerinin koleksiyonunu yapıyordu.

Birinci dünya savaşı sırasında İsviçre’deki kahvelerde bir araya gelen militarizm karşıtı ve anarşist Dada akımının temsilcileri, primitifler ve çocukların resimlerini çağrıştıran Art Brut akımını taklit etmişti. Öte yandan psikanalist Prinzhorm’un koleksiyonu gitgide büyüyerek 5 bin yapıta ulaşmıştı. “Psikopatolojik sanat” diye anılan kavram da bu dönemde ortaya çıkmıştı.

Jean Dubuffet 1945’de “Ham Sanat”ı, toplumdan dışlanmış ya da kendini bilinçli şekilde toplum dışına atmiş kişilerin sanatı olarak tanımlamıştı. “Art Brut”, hem ham hem de şampanya gibi “köpüklü” biir akımdı. Kendisi aynı zamanda şarap tüccarı olan Dubuffet, “Art Brut” sanatçılarını bir çatı altında bir araya getiren bir şirket de kurmuştu.

Ravenna Sanat Müzesi’nde “Borderline, Normallik ve Delilik Arasındaki sanatçılar: Bosch’dan Dali’ye, Ham Sanat”tan Basquiat”ya başlıklı sergi, 16 hazirana kadar sanat dünyasının “çılgınları”nın portreleri ile sıra dışı işlerini bir araya getiriyor.

“Art Brut” akımının takipçileri portreye çok önem veriyordu. Bu obsesif seçimin ilk örneği Van Gogh’da izleniyor. Francis Bacon, “Sevilmek için sanatçı oldum” diyordu. Gerçeküstü resmin ünlü ismi Salvador Dali’yle noktalayalım, “Bir deliyle aramda tek bir fark var; ben deli değilim!”

Kaynak : Aslı Kayabal [-]

“2013 Unesco Piri Reis Yılı” Piri Reis 500 Yaşında

Piri Reis Haritası 500 yaşında

Piri Reis’in 1513 yılında hazırladığı, Orta ve Güney Amerika’nın doğu kıyılarını gösteren dünya haritasının 500. yıl dönümü münasebetiyle, UNESCO 2013’ü dünyada ”Piri Reis Yılı” ilan etti.

Piri Reis’in hazırladığı ve Mısır seferi sırasında Yavuz Sultan Selim’e sunduğu dünyaca ünlü harita aylık tarih ve kültür dergisi Yedikıta’nın Şubat sayısında geniş yer buldu.
Piri Reis Haritası’nın 500. yıl dönümü ve 2013’ün UNESCO tarafından ”Piri Reis Yılı” ilan edilmesi dolayısıyla, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yeniçağ Tarihi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mahmut Ak tarafından derlenerek, Yedikıta Dergisi’nde yayınlanan makale, Piri Reis’in haritasıyla ilgili dikkati çekici bilgiler içeriyor. Piri Reis’in 1513’te Gelibolu’da hazırladığı harita, Topkapı Sarayı Müzesi, Revan Kitaplığı, Numara 1633’e kayıtlı olarak muhafaza ediliyor.

Deve derisi üzerine çizip Yavuz Sultan Selim’e sundu

Deve derisi üzerine 9 renk ile resmedilmiş ve üst kısmı koparılmış olan haritada üçü küçük, ikisi büyük 5 rüzgar gülü bulunuyor. Piri Reis çizdiği haritasında pek çok yenilikler ortaya koyduğunu, Hind ve Çin Denizlerinin şimdiye kadar Anadolu’da kimsede bulunmayan yeni haritalarını çıkardığını ve bunu Mısır’da Yavuz Sultan Selim’e sunduğunu belirtiyor.

Prof. Dr. Ak, Piri Reis’in haritasının mevcut kısmında, Atlas Okyanusu’nun iki yakasını ihtiva edecek şekilde, Batı Afrika kıyıları, Asor, Kanarya ve Yeşilburun takımadaları, Atlas Okyanusu, Güney Amerika ile Orta Amerika’nın bilinen kısımları, Florida ve Antiller’in yer aldığını anlatıyor. Prof. Dr. Ak, Piri Reis’in, haritada şekillerin yanı sıra, çizilen yerlerin özelliklerini, ne zaman kim tarafından keşfedildiğini ve kimlerden faydalandığını eklediğini hatırlatıyor. Prof. Dr. Ak’ın verdiği bilgiye göre Piri Reis, çalışmasında Kristof Kolomb’un haritasınıkullanmış, onun 3. seferine katılmış ve daha sonra Kemal Reis’e esir düşmüş olan bir yardımcısının anlattıklarından yararlanmış. Piri Reis’in haritasının en önemli özelliği, çeşitli ölçeklerdeki haritaları tek ölçeğe indirerek, birbirlerinin eksik taraflarını diğerleriyle tamamlamış olması. Harita, günümüze kadar ulaşmayan Kristof Kolomb’un keşiflerine dair en eski eser olması bakımından değer kazanıyor.

”Çağımızda bu haritanın bir benzeri kimsede yoktur”

Prof. Dr. Mahmut Ak, haritanın eşsiz oluşunu şu satırlarla anlatıyor:

”Piri Reis, 1528’de Gelibolu’da bir harita daha çizer ki, bu da Topkapı Sarayı Kütüphanesi Hazine Kitaplığı Numara 1824’te kayıtlıdır. Ceylan derisi üzerine ve 8 renkle çizilen ikinci harita birincisinden daha itinalıdır. Piri Reis bu muhteşem dünya haritasını nasıl yaptığını anlattığı satırlara ”İşte bu harti misalinde harti asır içinde kimesnede yoktur. Bu fakirin elinde telif olup şimdi bünyad oldu” diye başlar. (Çağımızda bu haritanın bir benzeri kimsede yoktur. Bu harita benim elimde şekillendi ve gün yüzüne çıktı.)Bu harita Kuzey Amerika’nın, aslı günümüze ulaşan ilk ilmi haritası olma özelliğini taşıyor.”

Kitab-ı Bahriye’nin de yazarı

Piri Reis’in çizdiği haritaların yanı sıra, bir Akdeniz seyahatnamesi konumunda olan Kitab-ı Bahriyesi’ni de zikretmek gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Ak, şunları belirtiyor:

”Genel anlamda bir Akdeniz seyahatnamesi olan Kitab-ı Bahriye, bütün Akdeniz için bir rehber olması yanında, özellikle henüz fethedilmemiş yerler hakkında Osmanlı idarecilerini bilgilendiriyor. Piri Reis’in en kalıcı hizmeti şüphesiz Osmanlı’nın Akdeniz’deki hakimiyetini kalıcı kılacak mahiyette olan, bütün limanları ve buralardaki ikmal noktalarını tanıtan Kitab-ı Bahriye’yi yazmış olmasıdır.”

Prof. Dr. Ak, Piri Reis’in çizdiği haritalar ve katıldığı seferlerde gördüğü yerler hakkında verdiği bilgilerle, Akdeniz’deki Türk varlığının pekişmesi, Kızıldeniz’in Portekiz tecavüzlerinden korunması ve Osmanlı nüfuzunun Hint sularına taşınmasında büyük hizmetleri olduğunu ifade ediyor. Ak, haritacılık ve coğrafya alanında ünlenen Piri Reis’in çizdiği haritaların, Osmanlı devlet ve ilim adamlarının dünyadaki yenilikleri takiplerine tanıklık ettiğini dile getiriyor.
 Kaynak :[-]

“Çinli Kız” adı ile bilinen ve dünyada ençok kopyalanan tablo açık artırmada

Dünyada en çok kopyalanan ve yarım milyondan çok satan “Çinli Kız” tablosu, açık artırmada satılacak.

İngiltere’nin başkenti Londra’daki Bonhams Müzayede Evi, Rus ressam Vladimir Tretchikoff’un ünlü tablosunun 20 Mart’ta yapılacak Güney Afrika Sanatı açık artırmasında satışa çıkarılacağını açıkladı. Yeşil renkli teni ve kırmızı dudaklarıyla Çinli Kız’ın portresinin, en az 1 milyon dolara alıcı bulması bekleniyor.

Kitsch kralı

Rusya’da doğan ve Şanghay’da büyüyen Tretchikoff, 1946’da Güney Afrika’ya yerleşmiş ve amcasının Cape Town’daki çamaşırhanesinde çalışan 17 yaşındaki Monika Sing-Lee’nin portresini 1952’de tamamlamıştı. Ucuz sanat ve rüküş anlamına gelen ‘kitsch’in kralı olarak tanınan Tretchikoff, 2006 yılında 93 yaşındayken hayata veda etmişti.

 

Türk müzisyenden çığır açan keşif !

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Çalgı Bölümü Başkan Yardımcısı Dr. Tolgahan Çoğulu, tüm perdeleri yer değiştirebilen ”Ayarlanabilir Mikrotonal Gitarın” patentini aldı.Tolgahan Çoğulu, dünya müzik çevrelerinde beğeniyle karşılanan gitarın, 21. yüzyılın klasik gitarı olacağına inandığını söyledi.

Tolgahan Çoğulu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ”Ayarlanabilir Mikrotonal Gitar’ı bulma serüvenini anlattı. Türkiye’deki makamsal müziklerde bulunan seslerin gitarda tam karşılığını bulmak için arayışa giriştiğini, Erkan Ogur gibi pek çok müzisyenle fikir alışverişinde bulunduğunu kaydeden Çoğulu, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Gitarla türküleri, makamsal müzikleri çalarken hep bir eksiklik hissedilir. Çünkü standart gitarda, koma (yarım sesten küçük aralıklar-mikroton) duymanız mümkün değildir. Ud gibi tüm komaların duyulabildiği perdesiz gitar, 70’li yıllardan itibaren Erkan Ogur tarafından çalınıyordu. Ancak perdesiz gitar, gitardan farklı tınılayan yeni bir enstrüman. ‘Klasik gitarın tonlarından çok uzaklaşmadan makamsal müzikler nasıl çalınabilir?’ şeklinde bir arayışa giriştim. Daha önce yapılan örnekleri inceledim. Gitarist Walter Vogtun, 1985 yılında icat ettiği hareketli perdeli Vogt gitarından esinlenerek, tüm perdeleri ayarlanmasına imkan veren ‘Ayarlanabilir Mikrotonal Gitarı’ tasarladım. Bu proje, İTÜ Dr. Erol Üçer Müzik İleri Araştırmalar Merkezi bünyesinde Prof. Şehvar Beşiroğlu yürütücülüğünde bir bilimsel araştırma projesi olarak kabul edildi. Gitarın 11 bin lirayı bulan masrafı, okul tarafından karşılandı. Gitar yapım ustası Ekrem Özkarpat’a yaptırttım. ”

“DÜNYADA GENİŞ YANKI BULDU”

Video paylaşım sitesi youtube’ta yayımladığı videoların büyük ilgi gördüğünü dile getiren Tolgahan Çoğulu, ”Türkiye’de değil ama dünyada çok büyük ilgi var. Hemen hemen her ay bir iki ülkeye konser için gidiyorum. İstanbul’a gelen dünyaca ünlü gitaristler Paco de Lucia, Al di Meola, Pat Metheny da gitarı incelediler. Çok beğendiklerini söylediler. Satriani’ye de menajeri vasıtasıyla gitarı dinlettim” diye konuştu.

”Ayarlanabilir Mikrotonal Gitar” ismiyle, icat ettiği gitarın patentini aldığını belirten Çoğulu, ”Gitar ailesine yeni bir üye kazandırmış olduk. Bu gitarda yalnızca Türkiye’deki makamsal müzikleri değil komaları, mikrotonları içeren Hint müziği, Uzakdoğu ve Afrika müziklerinin tınılarını duymak mümkün. Türkiye patentini aldım. Dünya patenti için de girişimlere başladık. 21. yüzyılın gitarını icat ettiğimizi düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

TOLGAHAN ÇOĞULU KİMDİR?

Ankara’da 1978 yılında doğan Tolgahan Çoğulu, klasik gitar eğitimine 12 yaşında başladı.

2001 yılında İTÜ Dr. Erol Üçer Müzik İleri Araştırmalar Merkezi Klasik Gitar Yüksek Lisans programına kabul edilen Çoğulu, burada Soner Egesel ve Bekir Küçükay ile çalışmalarını sürdürdü ve 2010 yılında doktorasını bitirdi.

Tolgahan Çoğulu’nun ‘Atlas’ ve ‘İki Elin Sesi’ adlı iki CD’si ve ‘Temel Müzik Eğitimi’ ve ‘Bağlama Tekniklerinin Klasik Gitara Uyarlanması’ adlı iki kitabı bulunmaktadır. 2010 yılında İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda klasik gitar bölümünü kurdu. Halen burada klasik gitar öğretmenliği yapan gitarist, 11. New York Gitar Festivali, 19. Iserlohn Gitar Festivali, 9. Zihuatanejo Gitar Festivali, 21. Brno Gitar Festivali, 2. Sarajevo Gitar Festivali, Mozarteum Üniversitesi, Codarts Üniversitesi, York Üniversitesi, Memphis Üniversitesi, Viyana Üniversitesi, Aveiro Üniversitesi, Singapur Üniversitesi, Estonya Müzik Akademisi, Bükreş Kültür Merkezi gibi yerlerde konserler verdi.

AA