“Tehlikeli İlişkiler” bu hafta Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde izlenebilir.

Tiyatro

İstanbul

■ Devlet Tiyatroları Beykoz Ahmet Mithat Efendi Sahnesi’nde “Aşkın Sıradanlığı” Cuma 20.00, Cumartesi 15.00 ve 20.00. Cevahir Sahneleri Salon 1’de “Sezuan’ın İyi İnsanı” Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma 20.00, Pazar 15.00. Cevahir Sahneleri Salon 2’de “Kontrabas” Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma 20.00, Cumartesi 15.00 ve 20.00. Küçük Sahne’de “Kırmızı” Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma 20.00, Cumartesi 15.00 ve 20.00, Pazar 15.00. Küçük Çekmece DT Sahnesi’nde “Açıl Kafam Açıl” Cuma 20.00, Cumartesi 15.00 ve 20.00, Pazar 15.00. Üsküdar Stüdyo Sahnesi’nde “İmparatorluk Kuranlar” Cuma, Cumartesi 20.00, Üsküdar Tekel Sahnesi’nde Konya DT “Gılgameş” Perşembe 20.00, Cumartesi, Pazar 15.00. (0 212 292 39 00)

■ İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları F. Reşat Nuri Sahnesi’nde “Çığ” Çarşamba, Cumartesi 15.00 ve 20.30, Perşembe, Cuma 20.30, Pazar 15.00. GOP Ferih Egemen Sahnesi’nde “Benim Arkadaşım Yok” Perşembe, Cuma 10.30 ve 13.30. Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “Tehlikeli İlişkiler” Çarşamba, Cumartesi 15.00 ve 20.30, Perşembe, Cuma 20.30, Pazar 15.00. Kâğıthane Sadabad Sahnesi’nde “İstanbul Efendisi” Çarşamba, Cumartesi 15.00 ve 20.30, Perşembe, Cuma 20.30, Pazar 15.00. Kâğıthane Küçük Kemal Sahnesi’nde “Boya Benek” Perşembe, Cuma 10.30 ve 13.30. Haldun Taner Sahnesi’nde “Dullar” Çarşamba 15.00 ve 20.30, Perşembe, Cuma 20.30, Pazar 15.00. Ümraniye Sahnesi’nde “Kabare” Çarşamba, Cumartesi 15.00 ve 20.30, Perşembe, Cuma 20.30, Pazar 15.00. Üsküdar Müsahipzade Sahnesi’nde “Düşüş” Çarşamba, Cumartesi 15.00 ve 20.30, Perşembe, Cuma 20.30, Pazar 15.00. Üsküdar K. Yılmazer Sahnesi’nde “Boya Benek” bugün ve yarın 10.30 ve 13.30’da. (0 212 455 39 00)

■ Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda Müşfik Kenter Sahnesi’nde “Aklı Havada” Cuma 20.30, “Hoşu’nun Utancı” Cumartesi 11.00, www.aşkbu-mu.com Cumartesi 20.30, “Benim Güzel Pabuçlarım” Pazar 11.00, “Külhanbeyli Müzikali” Pazar 15.30. Turhan Tuzcu Sahnesi’nde “Medeni Hali: Kadın” Çarşamba 20.30, “Şişman Domuz” Salı 20.30. (0 212 661 38 94)

■ Ortaoyuncular’da “Nasri Hoca ve Muhalif Eşeği” Cuma, Cumartesi 20.00, Pazar 18.00. (0 212 251 18 65)

■ Dostlar Tiyatrosu’nun “Nereye Gidiyoruz?” Salı, Çarşamba 20.00 Ataşehir Zübeyde Hanım Kültür Merkezi, Cumartesi 20.00 Maltepe Türkan Saylan Kültür Merkezi, Pazar 19.30 Kartal Hasan Âli Yücel Kültür Merkezi. “Ben Bertolt Brecht” Cuma 20.30 Muammer Karaca Tiyatrosu. (0 212 252 59 35)

■ Tiyatro Pera’da “Rahat Yaşamaya Övgü (Brecht Kabare)” Cuma, Cumartesi 20.00, “Şerefe Hatıralar (İstanbul 1955)” Pazar 18.30.

■ Kenter Tiyatrosu’nda “Ağaç İrfan” cumartesi 20.30 (0 212 246 35 89)

■ Dot’ta DOT’un yeni oyunu Öksüzler Dotmarsta Salonu’nda perşembe, cuma, cumartesi 21.00, Pazar 17.00 (0 212 232 44 40)

■ Semaver Kumpanya’nın “Metot” Çarşamba, Perşembe 20.30. “Karagöz ve Hacivat” Cumartesi 11.30, “Metot” cumartesi 20.30. Çevre Tiyatrosu’nda. (0 212 585 59 35)

■ Tiyatro Kedi’nin “Kibarlık Budalası” oyunu Perşembe 20.30 Tiyatro Kedi Blackout Sahnesi. Cuma 20.30 Akatlar Kültür Merkezi. “Koca Sinan” Cuma 20.00 Sefaköy Kültür Merkezi. “Don Kişot” cumartesi 20.30 Tiyatro Kedi Blackout Sahnesi, “Koca Sinan” Pazar 18.30 Tiyatro Kedi Blackout Sahnesi. (0 212 257 79 36)

■ Kumbaracı50’de “Bernarda Alba’nın Evi” bugün 20.30, “444” Salı 20.30, “Cadının Boçası” Çarşamba 20.30, “Kıyıya Oturmanın Böylesi” Perşembe 20.30, “Hakiki Gala” Cuma 20.30, “Bernarda’nın Evi” cumartesi 20.30, “Kayıp Eşya Bürosu” Pazar 13.00. (0 212 243 50 51)

■ Duru Tiyatro’da “Aşk Her Yerde” cumartesi 20.45, “Sondan Sonra” Pazar 16.00 (0 216 338 56 36)

■ İkincikat’ta “Bulanık” bugün, “Cam Yapraklar” yarın, “Yalnız Batı” Çarşamba, “Yok Oğlum, Biz Evdeyiz” Perşembe, “Aut” Cuma, cumartesi, “Tetikçi” Pazar. (0 212 292 32 47)

■ Maya Sahnesi’nde “Ford Mach Bağdat Caddesi’nde” Salı 20.30, “Gece O Kadar Kirliydi ki İkisi de Kayboldu” Çarşamba 20.30, “Bir Kadın Uyanıyor” Perşembe 20.30, “Van Gogh” Cuma 20.30, “Moliere Efendi” cumartesi 16.00, “Eleni’den Mektuplar” cumartesi 20.30. “Cimri” Pazar 20.00. (0 212 252 74 52)

Ankara

■ Akün Sahnesi’nde, “Nâzım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan On Bir Tablo” yarın ve 24 Mart’a dek saat 20.00’de, “Pal Sokağı Çocukları/çocuk oyunu” 23, 25 Mart’ta saat 11.00’de, “Fosforlu Cevriye” 27-30 Mart tarihleri arasında saat 20.00’de, 31 Mart’ta saat 15.00 ve 20.00’de. (0 312 427 19 71)

■ Altındağ Tiyatrosu’nda, “Boğaç Han/çocuk oyunu” 22, 25 Mart’ta saat 11.00’de, “Kafes Arkasında” 20, 21, 22, 23 Mart’ta saat 20.00’de, 24 Mart’ta saat 15.00 ve 20.00’de, “Sinek Kadar Kocam Olsun, Başımda Bulunsun” 27, 28, 29, 30 Mart’ta saat 20.00’de, 31 Mart’ta saat 15.00 ve 20.00’de. (0 312 316 59 02)

■ Büyük Tiyatro’da, “Elma Hırsızları” yarın ve 23 Mart’ta saat 20.00’de, 25 Mart’ta saat 15.00’te, “Kerbela” 27 ve 30 Mart’ta saat 20.00’de. (0 312 324 22 10)

■ Çayyolu Cüneyt Gökçer Sahnesi’nde, “Kerbela” 20-25 Mart tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Benim Tatlı Meleğim/çocuk oyunu” 21, 22 Mart’ta saat 11.00’de, “Barış” 27 ve 28 Mart’ta saat 20.00’de. (0 312 240 00 91)

■ Küçük Tiyatro’da, “Keloğlan Keleşoğlan/çocuk oyunu” 21, 25, 28 Mart’ta saat 11.00’de, “Sönmüş Yıldızlar” yarın ve 21, 22, 23 Mart’ta saat 20.00’de, 24 Mart’ta saat 15.00 ve 20.00’de, “George Dandin” 27, 28, 29 ve 30 Mart’ta saat 20.00’de, 31 Mart’ta saat 15.00 ve 20.00’de. (0 312 311 11 69)

■ Oda Tiyatrosu’nda, “Yosunlar/yeni oyun” yarından itibaren 31 Mart’a dek saat 18.30’da. (0 312 311 11 69)

■ Stüdyo Sahne’de, “Bir Delinin Hatıra Defteri” yarından itibaren 30 Mart’a dek pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde saat 20.00’de. (0 312 397 30 24)

■ İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi’nde, “Orkestra” 24 Mart’a dek saat 20.00’de, “Yastık Adam” 28 ve 29 Mart’ta saat 20.00’de, 31 Mart’ta saat 15.00’te. (0 312 397 30 24)

■ Şinasi Sahnesi’nde, “Soğuk Bir Berlin Gecesi” yarın ve 21, 22, 23 Mart’ta saat 20.00’de, 24 Mart’ta saat 15.00 ve 20.00’de, “Kırmızı/İstanbul Devlet Tiyatrosu” 27, 28, 29 ve 30 Mart’ta saat 20.00’de, 31 Mart’ta saat 15.00 ve 20.00’de. (0 312 467 17 44)

■ Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde, Tiyatro Pembe Kurbağa tarafından sahnelenecek “Akıllı Topaç/çocuk oyunu” 31 Mart’ta saat 10.30’da. (0 312 442 30 50)

■ Tiyatro Pembe Kurbağa’da, “Ali Nihat’la Sihirli Yolculuk/çocuk oyunu” 31 Mart’ta saat 10.30’da, “Hiçyemez Prenses/çocuk oyunu” 24 ve 31 Mart’ta saat 12.00’de, “Bebek Tiyatrosu/Şık Şık Şıkırdak” 25 Mart’ta saat 12.00’de. (0 312 418 02 98)

■ Mavi Sahne’de, “Tuluatmasyon/Her Şey Doğaçlama Komik Gösteri” 28 ve 31 Mart’ta saat 20.00’de, “Hiç/Neyzen Tevfik” 27 ve 30 Mart’ta saat 20.00’de, “Mutfak Cadıları” 21, 22, 23 ve 24 Mart’ta saat 20.00’de, 25 Mart’ta saat 17.00’de, “Cinfikir/çocuk oyunu” 24, 25 ve 31 Mart’ta saat 12.00’de. (0 312 241 02 33)

■ Ankara Sanat Tiyatrosu’nda, “Zübük” 21, 23, 28, 30, 31 Mart’ta saat 20.00’de, 25 Mart’ta saat 15.30’da, “Argos Sanat Tiyatrosu/He Diye…” bugün ve 22 Mart’ta saat 20.00’de. “Antalya Bölge Tiyatrosu/Deliorman” yarın saat 20.00’de, “Kırmızı Şapkalı Kurt/çocuk oyunu” 24 ve 25 Mart’ta saat 13.00’te, “Giderayak” 24 Mart’ta saat 18.30’da, “Tiyatro Kafe/Matruşka” 25 Mart’ta saat 20.00’de, “Bakırköy Sanat Tiyatrosu/Gün Anneme Gebe” 26 Mart’ta saat 20.00’de, “İran Pasargad Theater/Denouement-Akıbet” 27 Mart’ta saat 20.00’de, “İsviçre Theatre Ad Hoc/Sürgünden Sürgüne” 29 Mart’ta saat 20.00’de, “Sihirli Parmaklar/çocuk oyunu” 31 Mart’ta saat 13.00’te. (0 312 417 76 76)

■ Tiyatro Tempo’da, “Benim Sevgili Yağmurum/gençlik oyunu” yarın saat 20.00’de, “Bir Beckett Oynamak/gençlik oyunu” 23 Mart’ta ve 6 Nisan’da saat 20.00’de, “Göknineye Konuk Geldi/çocuk oyunu” 1 Nisan’da saat 13.00’te, “Tozlu Kitaplar/çocuk oyunu” 8 Nisan’da saat 13.00’te, “Yaşamayı Beklerken/gençlik oyunu” 12 Nisan’da saat 20.00’de, “Palyaço Kral/çocuk oyunu” 15 Nisan’da saat 13.00’te, “İyi ki Doğdun Karagöz/çocuk oyunu” 22 Nisan’da saat 13.00’te. (0 312 232 32 92)

Adana

■ Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu oyuncuları, Üstün Dökmen’in yazdığı, Ali Hürol’un sahneye koyduğu, ‘Komşu Köyün Delisi’ adlı oyunu, Dünya Tiyatrolar Günü’nde 20.00’de, cumartesi günü ise 15.00’te yeniden sahneleyecek. (0322 458 00 08)

Samsun

■ Samsun Devlet Tiyatrosu’nda, 20 Mart Salı ve 21 Mart Çarşamba günü saat 20.00’de Antalya Devlet Tiyatrosu’nca hazırlanan “Eşeğin Gölgesi” adlı oyun sahnelenecek. (0362 431 50 00)

■ Samsun Gazi Sahnesi’nde 20 Mart Salı günü, 20.00’de Düşevi oyuncuları, “Süreyya” isimli oyunu seyirciyle tekrar buluşturacak. (0362 230 78 01)

Sergi

■ Nuri Battal’ın sergisi 20 Mart – 12 Nisan tarihleri arasında Ritz Carlton Hotel, Süzer Plaza’da.

■ Özgür Yener’in “Vakitsiz Vakitlerim” isimli sergisi 20 Mart – 4 Nisan tarihleri arasında Galeri Espas’ta. (0212 227 70 17)

■ Charles Csuri’nin sergisi 20 Mart – 10 Mayıs tarihleri arasında Kasa Galeri, Karaköy’de.

■ Gizem Enuysal’ın “Oyunda Kal” resim sergisi 20 Mart – 20 Nisan tarihleri arasında Akademililer Sanat Merkezi’nde. (0212 245 02 29)

■ Usta Fırçaların Buluşması başlıklı karma sergi 19 Mart’a kadar Derinlikler Sanat Merkezi’nde. (0212 291 82 55)

■ Alp Klanten’in “ALP” isimli sergisi 20 Mart’a kadar Maçka Sanat Galerisi’nde. (0 212 240 80 23)

■ Gülercan Hacıoğlu’nun “Gece Bekçileri” isimli sergisi 20 Mart’a kadar Galatea Art’ta. (0212 245 33 20)

■ What I Love isimli karma sergi 21 Mart’a kadar Borusan Müzik Evi’nde. (0 212 261 60 60)

■ Serap Ünveren’in seramik sergisi 23 Mart’a kadar Bakraç Sanat Galerisi’nde. (0216 362 18 26)

■ Anadolu Sanatçılar Derneği’nin geleneksel 8 Mart Sergisi 23 Mart’a kadar Anadolu Sanatçılar Derneği Galerisi’nde. (0216 5170896)

■ Özge Öner ve Rıdvan Özgür’ün “RENKARENK” isimli sergisi 24 Mart’a kadar Terakki Vakfı Sanat Galerisi’nde. (0 212 351 00 60)

■ Mustafa Köseoğlu’nun sergisi 24 Mart’a kadar Alta Sanat’ta. (0 212 282 69 65)

■ Handan Orhon’un “Sevgi Penceresinden” isimli takı sergisi 24 Mart’a kadar Ayşe Takı Galerisi’nde. (0 212 343 21 54)

■ Hüsn-ü Hat Sergisi 25 Mart’a kadar Sanat Akmerkez’de. (0212 282 01 70)

■ İsmail Acar’ın “Aşk” isimli retrospektif sergisi 28 Mart’a kadar Çırağan Palace Kempinski Sanat Galerisi’nde. (0212 326 46 46)

■ İlker Yardımcı, Pembe Hilal Tüzüner, Semra Ecer ve Serdar Kaynak’ın heykel sergisi 28 Mart’a kadar Artisan’da. (0 212 247 90 81)

■ Arzu Başaran ve Ruth Biller’ın “Transfigurative” isimli sergisi 28 Mart’a kadar Art350’de. (0216 369 80 50)

■ Tünay Tınç’ın sergisi 28 Mart’a kadar Doruk Sanat Galerisi’nde. (0212 252 05 35)

■ Turgut Mutlugöz’ün “Zevk Sonsuzluk İster” isimli sergisi 29 Mart’a kadar Mabeyn Gallery’de. (0 212 261 60 60)

■ Setenay Alpsoy’un “Görünmeyen Kent” isimli sergisi 29 Mart’a kadar Evin Sanat Galerisi’nde. (0 212 265 81 58)

■ ÇAĞDAŞIMIZ MODERNLER isimli sergi 30 Mart’a kadar Teşvikiye Sanat Galerisi’nde. (0 212 241 65 35)

■ Soner Çakmak’ın sergisi 30 Mart’a kadar Artium Modern Sanat Galerisi’nde. (0 212 352 76 74)

■ Mustafa Köseoğlu’nun “Seçkiler” sergisi 30 Mart’a kadar T.C. Ziraat Bankası Tünel Sanat Galerisi’nde.

■ Ahmet Güneştekin’in “Kesişmeler – Dönüşümler” sergisi 30 Mart’a kadar Güzel Sanatlar Müzesi’nde.

■ İzzet Keribar’ın “Farklı Yaklaşımlar Üzerine” adlı fotoğraf sergisi 30 Marta kadar Schneidertempel Sanat Merkezi’nde. (0212 249 01 50)

■ Halil’in “Tepme” isimli sergisi 31 Mart’a kadar The Empire Project’te. (0 212 292 5968)

■ Burcu Gökçek’in “çok güzel çinekop var” isimli sergisi 31 Mart’a kadar .artSümer’de. (0 212 249 10 35)

■ Merve Şendil’in “BirdDay” isimli sergisi 31 Mart’a kadar PiArtworks’de. (0 212 293 71 03)

■ Matthieu Paley’in sergisi 31 Mart’a kadar İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nde. (0 212 393 81 11 )

■ Meltem Işık’ın sergisi 31 Mart’a kadar Galeri Nev’de. (0 212 252 15 25)

■ Tema(s)siz isimli karma sergi 31 Marta kadar Galeri İlayda’da. (0212 227 92 92)

■ Adile Gülan, Tülay Oskay Işın, Yusuf Özsarfati, Evrensel Derman ve Nihat Evren Derman’ın karma sergisi 31 Mart’a kadar Tolga Eti Sanat Evi’nde. (0216 368 26 79)

■ Ahmet Sarper’in “Dünyadan İnsan Manzaraları – Hindistan” isimli fotoğraf sergisi 31 Mart’a kadar YEKÜV Sanat Galerisi’nde. (0212 231 17 92)

■ Ercan Akın’ın “Kimlik” isimli sergisi 31 Mart’a kadar Galeri Merkur’de. (0 212 225 37 37)

■ Bennu Gerede’nin “Kiss&Bet” isimli fotoğraf sergisi 31 Mart’a kadar Chalabi Art Gallery’de. (0212 291 39 09)

■ Sultanlar, Tüccarlar, Ressamlar ve Konstantiniyye’den İstanbul’a Boğaziçi Anadolu yakası fotoğrafları sergisi 1 Nisan’a kadar Pera Müzesi’nde. (0212 211 41 00)

■ Güzel Ama Yalnız Kadınlar isimli karma sergi 1 Nisan’a kadar ALAN İstanbul’da. (0 212 252 94 53)

■ Selahattin Aydın’ın “Kendisi ya da Gerçeği” adlı kişisel sergisi 1 Nisan’a kadar Artgalerim Nişantaşı Sanat Galerisi’nde. (0212 265 10 34)

■ Silver Gözütok Güçlü’nün sergisi 1 Nisan’a kadar Estethica Ataşehir Cerrahi Tıp Merkezi’nde. (0216 578 78 16)

■ Jacques Bosser’in “Femme” isimli sergisi 1 Nisan’a kadar GET-ME-ART Gallery’de.

■ Torumtay Ailesi Resim Koleksiyonu Sergisi 3 Nisan’a kadar Almelek Sanat Galerisi’nde. (0212 265 38 51)

■ Seher Uysal, Seval Şener, Özgün Evren Ertürk’ün karma sergisi 4 Nisana kadar GaleriBu’da. (0212 243 91 93)

■ Mart Kedileri isimli sergi 5 Nisan’a kadar Ürün Sanat Galerisi’nde. (0216 363 12 80)

■ İnci Eviner’in sergisi 6 Nisan’a kadar Salt Galata’da.

■ Lagun Canavarı sergisi 6 Nisan’a kadar Yerebatan Sarnıcı’nda.

■ Ebru Özseçen’in “Gerçek Aşk Gönül Eşi” adlı sergisi 7 Nisan’a kadar RAMPA’da. (0212 327 08 00)

■ Hande Varsat’ın “Daima Yüklü” adlı sergisi 7 Nisan’a kadar Galeri Apel’de. (0212 292 72 36)

■ Süleyman Gündüz ve Uğur Günyüz’ün “Retrospektif” adlı sergisi 7 Nisan’a kadar Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisi’nde.

■ Jak Baruh’un “Metropole Bakmak” isimli sergisi 8 Nisana kadar Pg Art Gallery’de. (0212 252 80 00)

■ Deniz Aktaş ve Seçil Büyükkan’ın “İçinde ya da Dışında” adlı sergisi 8 Nisan’a kadar ART SUİTES Gallery’de. (0 212 251 55 61)

■ Gogi Chagelishvili’nin “Kış ve Çiçekler” adlı resim sergisi 9 Nisan’a kadar Pirosmani Sanat Galerisi’nde (0212 252 68 12).

■ Matthieu Paley’in “Masalsı Dünyadan Fısıltılar” sergisi 10 Nisan’a kadar Gallery LiNART’ta. (0 212 281 12 00)

■ Burcu Or Bayram’ın sergisi 10 Nisan’a kadar Füsun İnan Art Gallery’de. (0212 232 40 49)

■ Marwan’ın sergisi 11 Nisan’a kadar GaleriArtist’te. (0212 227 68 52)

■ 20 Işık ve Gölgeleri fotoğraf sergisi 10 Nisan’a kadar İFSAK’ta. (0212 292 42 01)

■ Muhittin Köroğlu’nun “Adalet” isimli karikatür sergisi 10 Nisan’a kadar Tatbiki Sanat Atölyesi’nde. (0216 3389837)

■ Mehmet Pesen’in sergisi 14 Nisan’a kadar Kibele Sanat Galerisi’nde.

■ Erdinç Bakla’nın “Göbeklitepe Rüzgârı” heykel sergisi 14 Nisan’a kadar Galeri Işık’ta.

■ Luz Blanco’nun “Hatırlamıyorum” sergisi 14 Nisan’a kadar Sanatorium Gallery’de.

■ Ahmet Doğu İpek’in “Çokluk” isimli ilk kişisel sergisi 14 Nisan’a kadar Sanatorium Gallery’de.

■ Ümmühan Yörük’ün “Aralıklı Yakınlık” isimli sergisi 14 Nisan’a kadar PiArtworks’te. (0212 245 40 87)

■ İsmail Tetikçi’nin “Bakış” isimli sergisi 14 Nisan’a kadar Ormo Sanat Galerisi’nde. (0212 252 00 47)

■ Kilden Suretler, Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonu’ndan Antik Çağ Terrakotta Figürinleri sergisi 15 Nisan’a kadar Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi’nde. (0212 284 63 63)

■ Murat Havan’ın “The Cult” isimli sergisi 15 Nisan’a kadar Piramid Sanat Merkezi’nde. (0212 297 31 15)

■ Ali Cabbar’ın “Kırmızı Koridor” isimli sergisi 15 Nisan’a kadar Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde.

■ Genç Sanatçılar IV Seramik Sergisi 15 Nisan’a kadar Galeri 5’te. (0212 258 12 45)

■ Nazmi Ziya Güran’ın “Işığın Ressamı” sergisi 17 Nisan’a kadar Rezan Has Müzesi’nde. (0212 533 65 32)

■ Ahmet Polat’ın “Kemal’in Rüyası” isimli fotoğraf sergisi 21 Nisan’a kadar DEPO’da. (0212 292 39 56)

■ Opera Afişleri Sergisi 21 Nisan’a kadar Süreyya Operası’nda. (216 5425087)

■ O Zamanlar Konuşuyorduk isimli sergi 22 Nisan’a kadar SALT Galata’da. (0212 334 22 00)

■ 20 genç ressamın “bir” kavramını yorumladığı sergi 25 Nisan’a kadar Art&Design Gallery’de.

■ No 1 isimli karma sergi 28 Nisan’a kadar Nesrin Esirtgen Collection’da.

■ Luk Berghe’nin “Ütopya Koleksiyonu” adlı sergisi 28 Nisan’a kadar Mimarlık Araştırmaları Stüdyosu MARS’ta. (0212 2454850)

■ Youssef Nabil’in “Hiç Gitmedin” adlı sergisi 28 Nisan’a kadar GALERİST’te. (02122324902)

■ Kesintisiz Avangard isimli karma sergi 28 Nisan’a kadar Kuad Galeri’de.(0212 227 00 08)

■ Hesaplaşma adlı karma sergi 28 Nisan’a kadar Akbank Sanat’ta.

■ Ali İbrahim Öcal’ın “Patetik Koridor” isimli ikinci kişisel sergisi 28 Nisan’a kadar DAİRE’de. (0212 252 52 59)

■ Murat Akagündüz’ün “Cennet – Cehennem” adlı sergisi 28 Nisan’a kadar Galeri Manâ’da. (0212 243 66 66)

■ Jale Nejdet Erzen’in sergisi 29 Nisan’a kadar Mine Sanat Galerisi’nde. (0 2 1 2 2 3 2 3 8 1 3)

■ La La La İnsan Adımları – Boijmans Van Beuningen Müzesi Koleksiyonundan Bir Seçki isimli sergi 6 Mayıs’a kadar İstanbul Modern’de. (0 212 334 73 53)

■ Oyun Alanları: Grafik Tasarımcıların Deneysel Üretimleri Hakkında Bir Sergi isimli sergi 9 Mayıs’a kadar Siemens Sanat’ta. (0212 334 11 04)

■ Van Gogh Alive isimli sergi 15 Mayıs’a kadar Karaköy Antrepo 3’te.

■ Mehmet Aksoy’un 50. yıl sergisi 20 Mayıs’a kadar Tophane-i Amire’de.

■ Mona Hatoum’un “Hâlâ Buradasın” isimli sergisi 27 Mayıs’a kadar ARTER’de. (0212 243 37 67)

■ Musevitoğlu Atölyesi Resim Sergisi 31 Mayıs’a kadar Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde. (0212 259 77 40)

■ Dünden Sonra isimli fotoğraf sergisi 3 Haziran’a kadar İstanbul Modern’de. (0 212 334 73 53)

■ Rembrandt ve Çağdaşları sergisi 10 Haziran’a kadar Sakıp Sabancı Müzesi’nde. (0 212 311 40 92)

■ Adalar, Mimarlar, Binalar isimli sergi Haziran 2012’ye dek Adalar Müzesi’nde. (0216 382 64 30)

Ankara

■ Ayşe Bilir – resim – 20 Mart’a dek – Atlas Sanat Galerisi’nde. (0 312 468 59 04)

■ Düriye Kozlu/Gündönümleri – resim – 23 Mart’a dek – Ziraat Bankası Mithatpaşa Sanat Galerisi’nde. (0 312 417 84 58)

■ Değer Sarıyıldız – resim – 23 Mart’a dek – Ankara Vakıf Eserleri Müzesi’nde. (0 312 311 49 25)

■ Koleksiyon’dan/Desen-Karışık Teknik-Özgün Basım – resim – 24 Mart’a dek – Galeri Polart’ta. (0 312 439 14 80)

■ KarikaTIP- karikatür – 24 Mart’a dek – Ankara Tabip Odası Sanat Galerisi’nde. (0 312 418 87 00)

■ Ayşe Arkün – resim – 25 Mart’a dek – Fırça Sanat Galerisi’nde. (0 312 38 60 08)

■ Marek Brzozowski – resim – 26 Mart’a dek – Doku Sanat Galerisi’nde. (0 312 439 78 80)

■ Daver Darende – resim – 28 Mart’a dek – Medya Sanat Galerisi’nde. (0 312 428 39 55)

■ Kadir Ablak – resim – 29 Mart’a dek – Aysel Gözübüyük Sanat Galerisi’nde. (0 312 241 08 95)

■ Manoucher Kouchak Pour/Çeşm-i Hüner – resim – 30 Mart’a dek – IC Sanat Galerisi’nde. (0 312 417 82 64)

■ Azimet Karaman – seramik ve heykel – 30 Mart’a dek – Krişna Sanat Galerisi’nde. (0 312 418 02 55)

■ Aynur Ocak – resim – 30 Mart’a dek – Ankara Sanayi Odası Kültür Merkezi’nde. (0 312 417 12 00)

■ Gülay Birben – resim – 31 Mart’a dek – Gözde Sanat Galerisi’nde. (0 312 442 11 31)

■ Valerio Adami – resim – 31 Mart’a dek – Galeri Nev’de. (0 312 437 93 90)

■ Zahit Büyükişliyen – resim – 31 Mart’a değin – Helikon Sanat Galerisi’nde. (0 312 441 78 01)

■ Gürbüz Doğan Ekşioğlu – resim – 31 Mart’a dek – Nurol Sanat Galerisi’nde. (0 312 468 86 70)

■ Ardan Özmenoğlu – baskı resim – 4 Nisan’a dek – Galeri Siyah Beyaz’da. (0 312 428 26 41)

■ Şule Atasoy Tansel – heykel – 6 Nisan’a dek – Ziraat Bankası Kuğulu Sanat Galerisi’nde. (0 312 466 05 40)

İzmir

■ Aphrodisias Sanat Merkezi, 20 Mart’tan itibaren Ezgi-Can Gökçe’nin çini seramik ve Hülya Kuloğlu’nun resim sergilerini ağırlayacak. Her iki sergi de 31 Mart’a dek izlenimde.

■ Gencay Kasapçı resim ve heykel sergisi, Selçuk Yaşar Sanat Galerisi’nde izlenimde.

■ Faden Suzan Kudsioğlu’nun resim ve seramik sergileri, 21 Mart’a dek Ege Üniversitesi 50. Yıl Köşkü Sanat Galerisi’nde.

■ Tahir Ün’ün “Naylon Barınaklar” konulu fotoğraf sergisi 27 Nisan’a dek Çizgelikedi Görsel Kültür Merkezi’nde izlenimde.

■ Urla Nüans Sanat Galerisi 24 Mart’a dek Hasan Gürsoy, Metin Cansız, Suna Bilek ve Uğur Belger’in, “deniz” temalı resim, heykel ve fotoğraflarına ev sahipliği yapacak.

Adana

■ Adana-Osmaniye Tabip Odası’nın düzenlediği ‘40 Hekim 40 Fotoğraf’ adlı geleneksel sergi, kadın doktorlardan oluşan Ritim Atölyesi Perküsyon Grubu’nun müzik dinletisi eşliğinde açıldı. Sergi hafta boyu Ortopedia Hastanesi Sergi Salonu’nda izlenime açık tutulacak.

(0322 458 00 08)

■ Yusuf Oktar’ın, ‘Anadolu Ezgileri’ adlı resim sergisi hafta boyu büyükşehir belediyesi tiyatro fuayesinde izlenebilecek.

(0322 458 93 47)

Müzik

■ ‘Kadıköy Süreyya Operası Sahnesi’nde OpusAmadeus Oda Müziği Festivali kapsamında çarşamba günü saat 20.00’de “Corelli Consort” konseri izlenebilir. (0 216 346 15 31)

■ ‘Tamirane’de cumartesi günü saat 22.30’da “Malia” konseri izlenebilir.(0 212 311 73 09)

■ ‘Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda bugün saat 20.00’de “Çoksesli Türküler”, yarın saat 20.00’de “Valy Boghean & Friends”, çarşamba günü saat 20.00’de “Kremerata Baltica & Gidon Kremer”, perşembe günü saat 20.00’de “Derya Türkan, Enver Izmaylov featuring Jarrod Cagwin, Eric van der Westen”, cuma günü saat 20.00’de “Zamanda Yolculuk – Nesrin Körükçü, Çetin Körükçü”, cumartesi günü saat 20.00’de “CRR İstanbul Senfoni Orkestrası: Özyurt Kantatı” konseri izlenebilir. (0 212 231 54 97)

■ ‘Babylon’da yarın saat 21.30’da “Lokal Anestezi Special Guest: Ceza”, çarşamba günü saat 21.30’da “Asmalı Showcase #2 // Kök, She Past Away, Softa”, perşembe günü saat 21.30’da “BaBa ZuLa”, cuma günü saat 22.00’de “Oldies But Goldies: İki Mekânlı Parti”, cumartesi günü saat 22.30’da “Burn Dubstep Series: Hatcha featuring MC Crazy D” konseri izlenebilir. (0 212 292 73 68)

■ ‘Nardis Jazz Club’da bugün saat 21.30’da “Hey Rim Jeon Trio”, yarın saat 21.30’da “Onur Ataman Ensemble”, çarşamba günü saat 21.30’da “Sanem Kalfa & George Dumitriu Duo”, perşembe günü saat 21.30’da “Nezih Yeşilnil Quintet”, cuma günü saat 22.30’da “Ece Göksu Quartet” ve cumartesi günü saat 22.30’da “Elif Çağlar Muslu Quartet” konseri izlenebilir. (0 212 244 63 27)

■ ‘The Seed’de pazar günü saat 20.00’de “Mor Karbasi” konseri izlenebilir. (0 212 323 60 50)

■ ‘Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde bugün saat 22.30’da “Jazz Open Mic”, yarın saat 22.30’da “Ete Kurttekin”, çarşamba günü saat 22.30’da “Timuçin Esen”, perşembe günü saat 22.30’da “Ceylan Ertem – Sezen Aksu Tribute”, cuma günü saat 22.30’da “Aylin Aslım” konseri izlenebilir. (0 212 244 25 58)

■ ‘İş Sanat Kültür Merkezi’nde yarın saat 20.00’de “I Musici”, cuma günü saat 20.00’de “Aşkın Nur Yengi” konseri izlenebilir. (0 212 316 10 83)

■ ‘Enka Oditoryum’da yarın saat 20.30’da “Cana Gürmen & Burçin Büke” konseri izlenebilir. (0 212 276 22 14)

■ ‘Caddebostan Kültür Merkezi’nde çarşamba günü saat 21.30’da “Ayhan Sicimoğlu&Latin All Stars” konseri izlenebilir. (0 216 386 29 49)

■ ‘Borusan Müzik Evi’nde çarşamba günü saat 20.00’de “Music Creativity Limited”, perşembe günü saat 20.00’de “Çellistanbul & Burcu Karadağ”, cuma günü saat 21.30’da Büyükberber + Hassfurther + Reisinger” konseri izlenebilir. (0 212 336 32 80)

■ ‘Fulya Sanat’ta cuma günü saat 20.00’de “İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası”, pazar günü saat 20.00’de OpusAmadeus Oda Müziği Festivali kapsamında “Viyana Klasikleri Partisinden Romantik Bir Şenliğe” konseri izlenebilir. (0 212 215 60 29)

■ ‘Jolly Joker Balans’ta çarşamba günü saat 21.00’de “Joy FM Sunar: Black – Colin Vearncombe”, perşembe günü saat 21.00’de “Halil Sezai”, cuma günü saat 22.00’de “Levent Yüksel”, cumartesi günü saat 22.00’de “Yaşar” konseri izlenebilir. (0 212 249 07 49)

■ ‘Salon’da çarşamba günü saat 21.30’da “maNga”, cuma günü saat 22.30’da “Tiger Lillies”, cumartesi günü saat 22.30’da “Matt Bianco” konseri izlenebilir. (0 212 334 07 52)

■ ‘Ghetto’da çarşamba günü saat 21.30’da “Alp Ersönmez ‘Cereyanlı’ feat. İmer Demirer”, perşembe günü saat 21.30’da “Kafabindünya”, cuma günü saat 22.30’da “Göksel”, cumartesi günü saat 22.30’da “Ayhan Sicimoğlu & Friends Friends: Musica de Puerto Rico” konseri izlenebilir. (0 212 251 75 01)

■ ‘Notre Dame de Sion Fransız Lisesi Gösteri Salonu’nda çarşamba günü saat 19.30’da “Çello-piyano ikili” konseri izlenebilir. (0 212 219 16 97)

■ ‘BÜ Albert Long Hall’da çarşamba günü saat 19.30’da “‘Dalgaların Tılsımında’ – fagotçu Frank Forst, flütçü Wally Hase ve piyanist Yukiko Sano” konseri izlenebilir. (0 212 359 58 00)

■ ‘Bronx’ta perşembe günü saat 21.00’de “Richie Kotzen”, cuma günü saat 22.00’de “Malt”, cumartesi günü saat 21.00’de “Duman” konseri izlenebilir. (0 212 293 53 98)

■ ‘St. Antuan Kilisesi’nde Bach Before & After kapsamında cuma ve cumartesi günü saat 20.30’da “Kudsi Erguner, Eric – Maria Couturier” konseri izlenebilir. (www.bachbeforeandafter.com)

Ankara

■ Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde, Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı öğretim üyeleri ve öğrencilerinin sunacağı, Tuğçe Uyar (viyola) ve Gulmira Tokobaveya’nın (piyano) solist olarak yer alacağı konser 31 Mart’ta saat 10.30’da.

(0 312 442 30 50)
Opera Bale

İstanbul

■ ‘Kadıköy Süreyya Operası’nda pazar günü saat 11.00’de “Bremen Mızıkacıları” adlı çocuk müzikali seslendirilecek. (0216 346 15 31)

Ankara

■ Opera Sahnesi’nde, “Rusalka/opera” 21 Mart’ta saat 20.00’de, “Zorba/bale” 22 Mart’ta saat 20.00’de.

(0 312 324 68 01)

Gösteri Söyleşi

■ ‘Fulya Konser Salonu’nda salı günü saat 20.00’de “Seyahatname 2” adlı dans gösterisi sahnelenecek. (0212 252 11 11)

■ ‘Live Haymatlos’ta cumartesi günü saat 21.30’da “Flamenco Reina” adlı dans gösterisi sahnelenecek. (0212 243 55 35)

■ ‘Haliç Kongre Merkezi’nde cumartesi ve pazar günleri “Anadolu Ateşi Çocuk Grubu Kıvılcım”ın dans gösterisi sahnelenecek. (0212 311 11 11)

■ ‘PhotoWorld Fotoğraf Merkezi’nde yarın “Herkes Uyurken – Gecenin Öteki Yüzü” adlı film gösterimi gerçekleştirilecek. (0216 418 19 76)

■ ‘İstanbul Modern Sinema’da salı günü saat 16.00’da “Bir Tür Mutlu Yaşam Rehberi: Amelia” adlı film gösterimi gerçekleştirilecek. (0212 334 73 00)

■ ‘Fransız Kültür Merkezi’nde perşembe günü “La Forteresse” (“Kale”) adlı film gösterimi gerçekleştirilecek. (0212 393 81 11)

■ ‘Goethe-Institut İstanbul’da perşembe günü saat 19.00’da “Uyku Hastalığı” adlı film gösterimi gerçekleştirilecek. (0212 249 20 09)

 

Kynk. : cumhuriyet.com.tr

 

kapitalizm

Hollywood : Ne görmek istiyorsanız o’nu gösterir ! ya da  Sistem pardon “kapitalizm daima kendini korur” !  “Hollywood”

ABD Başkanları sinemayı, halkı politik kararlara hazırlamak ve ABD sempatizanlığı oluşturmak için bir araç olarak kullandı… İşte ABD’nin propagandasında kullanılan o filmler…

kapitalizmYönetmen Barry Levinson’ın Türkiye’de ‘Başkan’ın Adamları’ ismiyle gösterilen Wag the Dog (1997) filminde, Beyaz Saray danışmanlarından Robert De Niro, Başkan’ın adının karıştığı seks skandalını, seçimlere kısa bir süre kala medyanın ve Amerikan halkının gündeminden çıkarmak için ilginç bir yönteme başvurur.Hollywood yapımcısı rolündeki Dustin Hoffman ile bir araya gelerek, dikkatleri hayali bir savaş senaryosuna yönlendiren De Niro, tüm dünyayı ilgilendiren krizi yönetmek için bir beyin takımı kurar ve kitleleri meşgul etmeyi başarır. Levinson’ın Amerikan siyaseti ve medya ahlakı üzerine ince eleştiriler yönelten filmi, Beyaz Saray ile Hollywood arasında uzun bir geçmişe dayanan koalisyonun şifrelerini ilk kez gün yüzüne çıkarıyordu. Beyaz Saray’ın, sıkıntılı günlerde ülke içinde moral yükseltmek için film endüstrisiyle işbirliğine ihtiyaç duyduğu görülüyor.

ABD başkanları için sinema, politik kararlarına halkı hazırlamak ve uluslararası kamuoyunda Amerikan sempatizanlığı oluşturmak için ikna gücü yüksek bir propaganda aracı oldu. Mesajlar, kimi zaman politik kimi zaman da komedi ve aksiyon türünde yapımlarla verildi.

‘BU FİLM, SAVAŞI KAZANMAMIZA YARDIMCI OLACAK MI?’

1930’lu yıllar boyunca tüm dünyayı etkileyen ekonomik buhranda umutları yıkılan kitlelerin trajediden kaçış olarak sinemalara akın etmesi Başkan Franklin D. Roosevelt’in dikkatinden kaçmadı. Roosevelt, beyazperdenin, topluma yön verebilecek etkili bir politik araç olabileceğini o sırada keşfetti.

Roosevelt, 1933’te hükümetin film yapımına doğrudan müdahalesini yasalaştırdı ve bunun karşılığında stüdyo sahiplerine sınırsız yetkiler verdi. Başkan Roosevelt, Amerika Birleşik Devletleri’nin 1. Dünya Savaşı sonrasında dünyada aktif bir rol oynaması konusunda kararlıydı. Ama kendisi gibi düşünmeyen Amerikan kamuoyunu buna hazırlamak için büyük çaba sarf ediyordu. Çoğu Amerikalı, Avrupa’da devam eden 2. Dünya Savaşı’na tamamen ilgisiz kalmayı tercih ediyordu. Pearl Harbor saldırısı, bölünmüş Amerikalıları birleştirmişti; ancak savaşa karşı olan azımsanmayacak bir kesim vardı.

Hollywood stüdyolarının kapılarını çalan Roosevelt’in imdadına Humphrey Bogart ve Ingrid Bergman’ı bir araya getiren 1942 yapımı Kazablanka (Casablanca) filmi yetişti. Gişe rekoru kıran filmde, Alman toplama kamplarından kaçarak Kazablanka’ya gelen direnişçilerin Lizbon üzerinden ABD’ye iltica etmeleri, romantik bir aşk hikâyesi ekseninde gösteriliyordu. Konu, tarihi gerçeklerle hiç örtüşmese de Kazablanka, dikkatleri Pasifik’in öte kıyısında yaşananlara dikkat çekmeyi başarmıştı. Filmin ilk gösterimi bu yüzden, 1943 Kasım’ında General Dwight Eisenhower komutasında Kuzey Afrika’daki Alman birliklerini yenerek Kazablanka’ya giren İngiliz ve Amerikan askerlerine yapıldı.

Kazablanka’nın hemen ardından Savaş Bilgilendirme Ofisi (OWI) bünyesinde kurulan Sinema Dairesi’ne, milliyetçilik duygularını yükseltmek ve Amerikan ordusunun güçlü imajını yükseltmeyi amaçlayan propaganda filmleri üretme görevi verildi. Savaş yıllarında Paramount hariç film stüdyoları, OWI’nin tüm senaryoları çekim öncesinde okumasına ve rötuşlar yapmasına izin verdi.

“Amerikan milliyetçiliğini anlatmak için propaganda enjekte etmenin en kolay yolu filmlerin içerisine orta şiddetli propaganda katmaktır.” diyen dönemin OWI Müdürü Elmer Davis, önüne gelen senaryolar için sadece şu soruyu soruyordu: “Bu film, savaşı kazanmamıza yardımcı olacak mı?”

KOVBOY FİLMLERİNDE, ANTİ-KOMÜNİZM PROPAGANDASI

Kazablanka’nın yapımcısı Warner Bross, Franklin D. Roosevelt’in sadık bir destekçisi oldu. Bunun karşılığında sinema, savaş yıllarında Avrupa kıtasında çalışmasına müsaade edilen ve kazancını artıran tek sektör oldu.

II. Dünya Savaşı’nda Frank Capra, John Ford ve William Wyler gibi yönetmenler vatanseverlik duygularını okşayan Nazizm karşıtı filmlerle Amerikan kamuoyuna moral verdi. Capra, Savaşa Giriş (1942), Nazilere Darbe (1942), Britanya Savaşı (1943), Bölmek ve Fethetmek (1943), Düşmanın Japon’u Tanı (1945), Tunus Zaferi (1945) ve Neden Savaşıyoruz? (Why We Fight?) adlı propaganda amaçlı savaş belgeseli serileri yaptı. Kapalı gişe oynayan, Olmak Ya da Olmamak (To Be or Not To Be 1942) isimli komedi filminde Hitler alaya alındı.

Soğuk Savaş’ın etkili olduğu 1950’li yıllarda, ABD’de Senatör McCharty ve arkadaşlarının başını çektiği komünist avında işe Hollywood’dan başlanması anlamlıydı. ‘Komünistler geliyor’ paranoyasının hâkim olduğu bu dönemde, yüzlerce senarist, oyuncu ve yönetmen baskılara maruz kaldı, işten çıkartıldı; hapse atıldı. Kara listede ismi olan senaristlere, kazanmalarına rağmen Oscar’ları verilmedi.

OWI, 1945’te kapatıldı; fakat Beyaz Saray’ın Hollywood’la kurduğu örtülü koalisyon format değiştirerek devam etti. Sovyet rejiminin yayılma politikasına karşı sinema büyüsünü kullanan Beyaz Saray, kovboy filmleriyle ustaca düşünülmüş bir propaganda yolu izledi. Başkan Harry Truman ve Eisenhower dönemlerinde seri üretimle çekilen western filmlerinde, çitlerle çevrili özel mülkünde özgürce yaşayan ve pazar günleri kiliseyi aksatmayan muhafazakâr değerlere sahip aile modeli özendirilerek, komünizmin ‘ortak mülkiyet’ ve din konusundaki söylemlerine karşı bir model geliştirildi. Frank Capra, filmleriyle Amerikan Rüyası’nın ilham kaynağı oldu.

Kovboyların amansız düşmanı ise halka korku salan, gerçekte Kızılordu’yu temsil eden ‘Kızıl’derililerdi… Posta Arabası (Stagecoach 1939) ve Çöl Aslanı (The Searchers 1956) gibi türün önemli filmlerine imza atan John Ford, propaganda içerikli kovboy filmleriyle özdeşleşti. Stalin, kovboy filmleriyle beyazperdede Amerikan ikonu haline gelen ve sıkı bir anti-komünist olan John Wayne için KGB’ye ölüm emri verdi.

Hollywood, Vietnam Savaşı’nın seslerinin duyulduğu 1962 yılında, 2. Dünya Savaşı’nda Amerikan askerlerinin kahramanlıklarını anlatan savaş filmlerinin seri üretimine başladı. Normandiya çıkarmasını anlatan 2 Oskar ödüllü En Uzun Gün (The Longest Day) filminde Richard Burton, John Wayne, Henry Fonda ve Robert Mitchum gibi dönemin ünlü yıldızları düşük ücretlerle oynadı. Film, Vietnam öncesinde, ‘insanlığın güveni için çarpıştık, gerekirse yine yaparız.’ mesajını veriyordu.

Ne var ki Vietnam Savaşı’nda işler Beyaz Saray’ın planladığı gibi yolunda gitmedi. Warner Bross, bu kez Vietnam’dan gelen kötü haberleri perdelemek için çıkış yolu arayan Başkan Lyndon Johnson’ın tutunacağı bir can simidi oldu. Cepheden ulaşan iç karartıcı haberlere rağmen Vietnam’dan çekilmeyi politik çıkarları için göze alamayan Başkan Johnson, karşı propaganda için düğmeye bastı. Amerikan ordusunun ‘Ezileni kurtarmak’ sloganıyla kurulan özel gücü Yeşil Bereliler’in Vietnam’da ‘kahramanca mücadelesi’ni konu alan The Green Berets (1968) filmi çekildi. Başrolde John Wayne’nin oynadığı filmde ‘Vietnam’da her şey yolunda’ mesajı verildi. Oysa Yeşil Bereliler gösterimde olduğu sırada Pentagon, Vietnam’da tarihinin en büyük kayıplarını verdiğini rapor ediyordu.

REAGAN, KAHRAMAN FİLMLERİYLE SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRDİ

Aktörlükten ABD Başkanlığı’na geçiş yapan Ronald Reagan da politikaları için sinemayı profesyonelce kullandı. Beyaz Saray, 1980’li yıllarda bir yandan Soğuk Savaş’ta galip taraf olmayı, diğer yandan da Vietnam yenilgisinin toplumda oluşturduğu ezikliği telafi etmeyi, gündeminin ilk sırasına aldı.

Reagan’ın, özgürlüğünden taviz vermeyen, ‘güçlü ve muhafazakâr Amerikalı’ hayali kısa sürede yapımcıların elinde ete kemiğe büründü. Sylvester Stallone, Arnold Schwarzenegger, Chuck Norris ve Bruce Willis gibi oyuncular korkusuz kovboyların yerini alarak güçlü kaslarıyla kötülere hadlerini bildirdi.

Stallone, Rambo 2’de (1985) Vietnam’da esir tutulan Amerikalı askerleri tek başına komünistlerin elinden kurtararak Vietnam yenilgisinin intikamını alır. Rambo 3’te (1988) Ruslara karşı özgürlük mücadelesi veren Afganlılara katılır ve onlara beyazperdede zafer kazandırır. Rocky 4’te (1985) ise Amerikan bayraklı şortuyla Rus rakibi Ivan Drago’yu kendi ülkesinde ve Sovyet yöneticilerinin hazır bulunduğu salonda ringe seren Stallone, finalde “herkes değişebilir” tiradıyla komünist dünyaya çağrıda bulunur.

Reagan döneminde, Vietnam Savaşı ve Watergate skandalıyla sarsılan Amerikan halkını birbirine kenetlemek için, ülkenin kuruluş yıllarında yaşanan İç Savaş ve sonrasını konu alan diziler üretildi. Kuzey ve Güney (North and South 1985), Şefler (Chiefs 1983), Mavi ve Gri (The Blue and The Gray 1982) gibi tarihi dizi filmlerde milliyetçilik duyguları kabartıldı. İlk Kan (First Blood-1982) filmiyle toplum dışına itilen Vietnam gazilerine ‘sizi anlıyoruz’ denildi.

Top Gun (1986) filminde donanma pilotu Tom Cruise, Sovyetler’e ait MiG uçaklarıyla havada yaptığı mücadeleyi kazanır.

Rakibi SSCB’nin kıtalar arası balistik füzelerinin uzaydan kontrol edilmesini öngören savunma programına Yıldız Savaşları (Star Wars) adını veren Reagan, medyanın desteğiyle kısa sürede ülkesini süper güç yapan kahraman bir başkomutan figürüne büründü.

Time dergisi Reagan’ı ‘Yılın Adamı’ seçerken, Hollywood ‘Süper Başkan’ figürüne göndermeler yapan kahraman filmlerine ağırlık verdi. Superman (1983/1987), Robocop (1987), Batman (1989), Cehennem Silahı (Lethal Weapon (1987), American Ninja (1985) filmleri gerçekte Reagan döneminin felsefesini parlatan yapımlar olarak dikkat çekti.

Oliver Stone, Müfreze (Platoon 1986) filminde savaşın acımasızlığına vurgu yapsa da alt metinde ‘onlar savaştılar; ama kahramanca öldüler’ mesajını vererek Vietnam’da zedelenen ulusal onuru onarma gayretine girişti. Stone’un, eleştirmenlerce en iyi işi kabul edilen Salvador (1986) filmi, ABD’nin Latin Amerika ülkelerindeki uygulamalarını iğneleyen bir akış izlese de arka fonda, ‘bu coğrafyada yaşananlar Beyaz Saray’ın sistemli politikası değil, kişi ve kurumların kişisel hatası’ düşüncesi aşılanır.

JAMES BOND, ‘GÜÇLÜ BATI’ İMAJININ SEMBOLÜ

Ian Fleming’in romanlarından sinemaya uyarlanan İngiliz ajan 007 James Bond, Soğuk Savaş döneminde kapitalist NATO ülkelerinin üstün teknolojisini de kullanarak dünyayı ‘kötü Ruslar’dan kurtaran politik bir sembol oldu. MI6 ajanı İngiliz olsa da tüm James Bond filmleri Hollywood desteğiyle çekildi.

Küba krizinin dünyayı yeni bir savaşın eşiğine getirdiği 1963’te tamamlanan ‘Rusya’dan Sevgilerle’de (From Russia with Love) James Bond, komünist Ruslar karşısında zekâsı ve yüksek teknoloji sayesinde yüzü gülen taraf olur.

1967 yapımı İnsan İki Kere Yaşar (You Only Live Twice) filminde ise bu kez dünyayı tehdit eden ‘kötü’, komünist Çin’dir.

1983 yapımı ‘Ahtapot’ (Octopussy) filminde kötü adam Sovyet Generali Orlov’un amacı, çaldığı nükleer savaş başlıklarını Batı Almanya sınırları içindeki bir ABD hava üssünde patlatarak, Batı Avrupa ülkelerinin silahsızlanma politikasına yönelmelerini sağlayarak bu ülkelerin Sovyet yayılması için kolay lokma olmasıydı. Filmde Sovyetler, diğer Bond filmlerinin aksine ‘iyi’ yanlarıyla da temsil edilir.

Yaşayan Gün Işıkları (The Living Daylights- 1987) filminde ise Bond ülkesinden kaçan bir Rus generale yardım ederken, NATO ülkelerinin amansız düşmanı Sovyet gizli servisi, ilk kez sakıncasız olarak resmedilir. Serinin 19. filmi ‘Dünya Yetmez’ (1999) filminde Bond, Sovyetlerin dağılmasının ardından bağımsızlıklarını ilan eden Kazakistan ve Azerbaycan’da uluslararası bir teröristin izini sürer. Artık ne ideolojik düşman vardır ne de KGB…

Bond ezeli rakibi Ruslarla giderek yakınlaşırken, SSCB lideri Mihail Gorbaçov, ‘ekim devrimi’nin 70. yıldönümündeki konuşmasında Stalin ve Troçki’yi eleştiriyor, Avrupa ve Asya’da yerleştirilmiş olan orta ve kısa menzilli füzelerin imha edilmesini kabul ederek yeni dönemin sinyalini veriyordu.

Düşman algısının kısmen değişmesinin sebebi, Soğuk Savaş’ta yaşanan yeni süreçle yakından ilgiliydi. Sovyet lideri Gorbaçov, 1985 yılından itibaren ABD Başkanı Reagan ile Cenevre ve Reykjavik’te art arda zirve toplantıları yapmış, silahsızlanma, silahların denetimi, bilim, kültür, eğitim alanlarında bilgi alışverişi konuları ilk kez telaffuz edilmişti. Gorbaçov’un Soğuk Savaş’ı bitiren Perestroika (yeniden yapılanma) ve Glasnost (açıklık) adını verdiği reform çalışmaları sonunda Reagan, 1987’de orta menzilli füzelerin imhası için antlaşma imzaladı.

Soğuk Savaş’ta esen ılık rüzgârlar çok geçmeden Hollywood’da da etkisini gösterdi. Kaslarıyla ‘güçlü Amerikalı’ projesinin prototipi olan Arnold Schwarzenegger, Kızıl Ateş (Red Heat 1988) filminde bu kez ABD’ye kaçan bir uyuşturucu kaçakçısını kovalayan disiplinli Rus polisini canlandırdı. Schwarzenegger’in, ‘Ivan Danko’ rolünü canlandırdığı Kızıl Ateş, Kızıl Meydan’da çekilen ilk ABD filmi oldu. Böylece kamuoyu, Beyaz Saray ile Kremlin arasında başlayan yakınlaşmaya hazırlatıldı.

SSCB’nin dağılmasından sonra ABD’nin süper güç olduğu tek kutuplu dünyada, Washington imajını parlatırken masal dünyasının büyüsüne ihtiyaç duydu. Bill Clinton’ın başkanlığı döneminde (1993-2001) ise başkanları sempatik ya da kahraman gösteren yapımlara ağırlık verilerek sempatik başkan algısı oluşturulmaya çalışıldı. Michael Douglas (The American President 1995), Kevin Klein (Dave 1993), Harrison Ford (Air Force One 1996), Bill Pullman (Independence Day 1996) Amerikalıların sevgi ve güvenini kazanan başkan figürünü canlandırdı.

‘KOMÜNİST’ TEHDİT YERİNİ ‘ARAP TETÖRİSTLER’E BIRAKTI

Soğuk Savaş’ın ardından Hollywood kahramanlarının yeni düşmanı Arap teröristler oldu. Arnold Schwarzenegger, ‘Gerçek Yalanlar’da (True Lies 1994) ülkesini bir grup Arap teröristten kurtarır. Denzel Washington’ı, ‘Kuşatma’ (The Siege 1998) filminde New York’ta bombalama eylemleri yapan Arap teröristlerin izini süren FBI ajanı rolünde görürüz.

George W. Bush, başkanlığının ilk yılında yaşanan 11 Eylül saldırılarının ardından ABD güvenliğini tehdit eden İran, Irak ve Kuzey Kore gibi ülkeler için önleyici savaş doktrinini açıkladı. Afganistan müdahalesi ve Irak’ın işgalini takip eden Guantanamo ve Ebu Gureyb Hapishanesi gibi uygulamalar dünya kamuoyunda Amerikan karşıtı sivil eylemlerin artmasına sebep olunca, Hollywood tekrar göreve çağrıldı.

Leonardo DiCaprio, ‘Yalanlar Üstüne’ (Body of Lies 2008) filminde Ortadoğulu terörist bir liderin dünyanın çeşitli yerlerinde bombalama eylemi yapmasını engeller. Filmde Arap coğrafyası, güven vermeyen bir yer olarak gösterilir. 6 Oscar kazanan ‘Ölümcül Tuzak’ (The Hurt Locker 2008) filminde Amerikan askerlerinin kahramanlığı anlatılırken alt metinde ‘Irak’ta herkesin potansiyel bir düşman’ olduğu izleyiciye empoze edilir.

Green Zone (2010) filminde CIA, Irak’ın bölünmemesi için uğraş veren ama başaramayan bir örgüt olarak gösterilir. Irak Savaşı’nı konu alan filmlerde, ABD’nin, gerçekte çıkarları için değil, bölge halkının özgürleştirilmesi için orada olduğu mesajı verilir.

George Clooney, birinci Körfez Savaşı’nı konu alan ‘Üç Kral’da (Three Kings 1999) Irak ordusunun zulmüne uğrayan yerel halkı koruyarak, gerçekte ABD ordusunun neden çölde olduğunun cevabını verir.

Ridley Scott’ın propaganda filmi ‘Kara Şahin Düştü’de (Black Hawk Down 2001) 1993’te Birleşmiş Milletler gücüne bağlı olarak kötü adamları yakalamak için Somali’ye gönderilen bir grup Amerikan askerinin hikâyesi etkileyici bir görsellikle anlatılır. Alt metinde, ‘yerel halkın özgürlüğü için buradayız’ mesajı dikkat çeker.

ABD’nin Irak’ı işgal ettiği 2003 yılında gösterime giren Güneş’in Gözyaşları (Tears of The Sun) filminde, orduya bağlı özel kuvvetlerde görev yapan Bruce Willis, emrindeki mangayla, bir grup mülteciyi Nijerya’daki diktatörün elinden kurtarmaya çalışır. Film, Irak’taki varlığı tartışılan Amerikan askerleri için iyi bir propaganda olur.

Michael Bay’ın, Transformers (2007) filminde Amerikan ordusu, doğal kaynakları ele geçirmek için başka bir gezegenden gelen kötü robotlardan Dünya’yı kurtarır. Bay, Armageddon (1998) filminde de ‘dünyayı kurtaran Amerikalı’ temasını merkezine alır ve Dünya’ya çarpmak üzere olan bir astreoidi, petrol sondaj uzmanı Bruce Willis hayatını feda ederek yok eder. Bir anlamda ‘biz iyi adamız’ mesajı alttan alta verilir.

Wag the Dog filminin gösterime girdiği 1998 yılında ilginç bir olay yaşandı. ABD Başkanı Bill Clinton ile Beyaz Saray stajyerlerinden Monica Lewinsky arasında Beyaz Saray’da yaşanan seks skandalı Clinton’ı başkanlığını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı. Clinton, Kongre’de bir konuşma yaparak Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in nükleer silah yapımına göz yumduğunu öne sürdü ve Kongre’de Bağdat’a saldırı tehdidinde bulundu. Aralık ayında dört gün süren Çöl Tilkisi Operasyonu’nda Irak’ın farklı yerleri bombalanarak gözdağı verildi.

Kynk: CİHAN

 

 Editör Notu :  “18 Mart Şehitleri Anma Günü” olduğunu unutmuş değiliz tam tersine… Kutlu olsun!

 

-ANKARA-

 

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, 22-23 Mart’taki konserlerinde piyano sanatçısı Andreas Haefliger’i ağırlayacak.

 

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, 22-23             Mart’taki konserlerinde piyano sanatçısı Andreas Haefliger’i ağırlayacak.
Orkestrayı Danail Rachev’in yöneteceği konserde, Johannes Brahms’ın “Piyano Konçertosu No.1” ile Peter İlyiç Çaykovski’nin “1.Senfoni Op. 13” seslendirilecek.
Bilkent Senfoni Orkestrası 17 Mart’taki konserinde keman sanatçısı Akiko Suwanai’yi konuk edecek. Orkestrayı Lior Shambadal’ın yöneteceği konserde Jean Sibelius’un “Keman konçertosu, re minör Op. 47” ile Johannes Brahms’ın
“Senfoni No.1, Do minör Op. 68” adlı eserleri yorumlanacak.
Ankara Devlet Tiyatrosu bu hafta 17 OyunAnkara Devlet Opera ve Balesi 4 eserle izleyiciyi selamlayacak.
Başkentte hafta boyunca gerçekleştirilecek kültür sanat etkinliklerinden bazıları şöyle:

-Tiyatro-
Büyük Tiyatro: “Genç Osman” adlı Oyun, 18 Mart’ta sahne alacak. Turan Oflazoğlu‘nun kaleme aldığı yapıtın yönetmeni Şakir Gürzumar. Dekor tasarımını Sertel Çetiner’in, giysi tasarımını Gülümser Erigür’ün yaptığı eserin ışık düzeni Şükrü Kırımoğlu’nun, müzikleri Can Atila’nın imzasını taşıyor. Eserde Akın Erozan, Tolga Tuncer, İlhan Kantarcı, Kutay Sungar, Ahmet Erkut, Nusret Şenay, Cahit Çağıran, KayhanSarıgöllü, Uğur Kaya, Mine Medya Haktanır, İhsan Sanıvar, Neşe Baykent ve Füsun Akay başlıca rolleri paylaşıyor.

Faruk Erem’in yazdığı, Mehmet Baydur’un Oyunlaştırdığı, Volkan Özgömeç’in yönettiği “Elma Hırsızları”, 20 Mart’ta görülebilecek. Faruk Erem’in “Bir Ceza Avukatının Anıları” adlı eserinden Mehmet Baydur tarafından Oyunlaştırılan eser, hukuk ve yasaların adil olması zorunluluğunu farklı sosyal çevrelerden insanların yaşanmış gerçek hayat hikayeleriyle anlatıyor. Dekor tasarımı Kerem Çetinel’e, ışığı Kazım Öztürk’e ait eserin müziği Cem İdiz imzasını taşıyor. Eserde, Ahmet Türkoğlu, Oktay Dal, Edip Tümerkan, Levent Şenbay, Tolga Çiftçi, Çağrı Evren Turan başlıca rolleri paylaşıyor.

Cüneyt Gökçer Sahnesi: Türk tiyatrosunun klasiklerinden “Fosforlu Cevriye”, bugünden itibaren hafta boyunca görülebilir. Gülriz Sururi‘nin Oyunlaştırdığı ve yönettiği eserin dekor tasarımını Hakan Dündar, kostümlerini Fatma Görgü yaptı. Işık düzeninin Yakup Çartık’ın gerçekleştirdiği eserin besteleri Atilla Özdemiroğlu’na ait. Fosforlu Cevriye’yi Feray Darıcı’nın canlandırdığı eserde, İsmet Numanoğlu, Ali Hakan Beşen, Engin Özsayın, İclal Karaduman, Kader İlhan, Nermin Uğur, Dara Tan, Buket Türkyılmaz, Ömer Comba, Volkan İsmail Duru ve Zeynep Aytek Metin başlıca rollerde. Ünlü müzikal, eski kantocu, yeni randevucu Sümbül Dudu’nun evinde geçenleri neşeli bir dille anlatıyor.
Sunay Akın Anlatıyor” 19 Mart’ta seyirciyle buluşacak.
Ali Berktay’ın kaleme aldığı, Ayşe Emel Mesci’nin yönettiği “Kerbela”, 20 ve 21 Mart’ta izlenebilecek. Dekor tasarımını Murat Gülmez’in, kostümlerini Hale Eren’in hazırladığı eserin ışık düzeni Yakup Çartık’a ait. Eserde Rengin Samurçay, Aysel Çakar Kara, Ötüken Hürmüzlü, Gül Gökçe, Alpay Ulusoy, Erdinç Gülener, Serdar Kayaokay, Volkan Benli, Leyla Gülener, Nihat Hakan Güney, Ersin Ayhan, UmutKaradağ, Osman Nuri Ercan, Çetin Azer Aras ve Alper Tazebaş başlıca rolleri üstleniyor.
“Benim Tatlı Meleğim” adlı çocuk Oyunu 21 Mart’ta izlenebilir.
Şinasi Sahnesi: “Soğuk Bir Berlin Gecesi” Oyunu, 20 ve 21 Mart’ta seyirciyle buluşacak. Barış Eren‘in yazıp yönettiği yapıtın dekor tasarımı Sinan Yardımedici’ye, kostümleri Günnur Orhon’a, ışık düzeni Zeynel Işık’a ait. Olcay Kavuzlu, Fulya Koçak, Ferahnur Barut, Eray Eserol, Adnan Erbaş ve Mahmut Işık’ın rol aldığı yapıt, Avrupa‘nın ortasında uygar bir kentte yabancı durumuna düşürülen, dışlanan ve ötekileştirilen Tarık’ın dramını işliyor.

Küçük Tiyatro: Angelo Savelli’nin kaleme aldığı ve yönettiği “Figaro”, bugün, yarın ve 17 Mart’ta izlenebilir. Dekor ve kostümlerini Ceren Karahan’ın, ışık düzenini Zeynel Işık’ın hazırladığı yapıtta Şivan Binici, Tolga Tecer, Erdinç Doğan, Orkide Çivicioğlu, Aylin Atilla Konak, Aylin Levent, Deniz Yılmaz ve Burak Talı rol alıyor. Yapıt, Fransız Devrimi’nden 10 yıl sonra başarısız bir devrimin yaşandığı 1799 Napolisi’nde geçiyor.
“Sönmüş Yıldızlar” adlı eser, 20 ve 21 Mart’ta seyirciyle buluşacak.
“Keloğlan Keleşoğlan”, 18 ve 21 Mart’ta küçük izleyiciyle birlikte olacak.
Akün Sahnesi: “Rab Şeytana Dedi Ki”, bugün, yarın ve 17 Mart’ta sahne alacak. Nihat Asyalı’nın kaleme aldığı, Bozkurt Kuruç’un yönettiği eser, mitolojide ve kutsal kitaplarda yer alan Sysphos ve sabreden Eyüp öykülerinden oluşan müzikli danslı ve şarkılı bir Oyun.
“Pal Sokağı Çocukları” isimli Oyun, 18 Mart’ta temsil verecek. “Nazım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaralarından Onbir Tablo” adlı yapıtı, 20 ve 21 Mart’ta görülebiler.

Altındağ Tiyatrosu: “Haydi Karına Koş” adlı yapıt, hafta boyunca sahne alacak. Ray Cooney’nin kaleme aldığı, Ali Hürol’ün yönettiği eser, John adlı çapkın erkeğin birbirinden habersiz eşleri Barbra ve Mary arasındaki koşuşturmasını ve beraberinde yaşanan komik olayları işliyor.

Geleneksel Türk tiyatrosunun önemli yazarlarından Musahipzade Celal’in kaleme aldığı “Kafes Arkasında” isimli Oyun, 20 ve 21 Mart’ta izlenebilecek. Yönetmenliğini Münir Canar’ın üstlendiği Oyunun dekoru Güven Öktem’e, kostümleri Sevgi Türkay’a, ışığı Burhanettin Yazar’a, müziği Kemal Günüç’e ait. Eserde, İsmet Numanoğlu, Caner Gezener, Cengiz Uzun, Özgür Öztürk, Ergin Özdemir, Teoman Gülen, Özgür Cengiz, Tunç Yıldırım, Ulaş Ersoy başlıca rolleri paylaşıyor.

İrfan Şahinbaş Sahnesi: Arthur Miller’in yazdığı, Yıldırım Türker’in dilimize çevirdiği, Ayşe Emel Mesci’nin yönettiği “Orkestra” bugün, 17 ve 21 Mart’ta seyirci karşısına çıkacak. Dekoru Murat Gülmez’e, kostümü Hale Eren’e, ışığı Önder Arık’a ait eserde, rol alanlar Zeynep Hürol, Funda Gökgücü, Özlem Gür, Miraç Eronat, Aysın Işımer, Şeyda Akova Balcıoğlu, Mehmet Gökçer, Okay İrkören.

Stüdyo Sahne: Nikolay Vasiliyeviç Gogol’un “Bir Delinin Hatıra Defteri”, 13 Mart’ta görülebilir. Sylvie Luneau ile Roger Coggio tarafından uyarlanan, Coşkun Tunçtan’ın Türkçeleştirdiği yapıtın proje tasarımı ve yönetmenliğini Cem Emüler üstleniyor. Eserde, 1960’lı yıllarda Türk tiyatrosunun büyük ustası Genco Erkal’ın iki farklı yorumla sahneye getirdiği Aksenti İvanoviç Poprişçin karakterini Erdal Beşikçioğlu canlandırıyor. Tek kişilik Oyunun dekor ve giysi tasarımı Sertel Çetiner’in, ışık düzeni Seyhun Ayaş ile Zeynel Işık’ın, müzik, ses ve efekt tasarımı da Tayfun Gültutan’ın imzasını taşıyor. Gogol’un içinde yaşadığı Rus toplumunun genel yapısını ve bireylerini büyük bir dikkatle tahlil ettiği eser, yazarın birbirinden ilginç gözlemlerini yansıtması açısında önem taşıyor. Hayatın gerçeklerini kabul edemeyen ve hezeyanlar içinde olan bir adamın adım adım deliliğe giden dramını gözler önüne seren yapıtta Beşikçioğlu, sahneye kurulan özel bir vinçle seyirci karşısına çıkıyor.

Oda Tiyatrosu: “Dönülmez Akşamın Ufkundayız” adlı yapıt, bugün, yarın ve 17 Mart’ta izlenebilecek.
Şahin Örgel’in yazdığı, Murat Çidamlı’nın yönettiği “Yosunlar” adlı Oyun 20 Mart’ta prömiyer yapacak. Dekoru Hakan Dündar’a, kostümü Töre Özsel’e ait esede Neşet Erdem, Şemsettin Zırhlı, Aslı Artuk Şener rol alıyor.

-Opera-bale-

Opera Sahnesi: Dünyada sahne aldığı operalarda seyircinin yoğun ilgisiyle izlenen Çek besteci Antonin Dvorak’ın “Rusalka” operası 17 Mart’ta prömiyer yapacak. Eser, 21 Mart’ta da izlenebilecek.

Eserin rejisi gerek sahne üzerinde kullandığı sıra dışı teknikler ve ışık Oyunlarıyla seyircisine su altında yaşanacak görsel bir şölen vaadeden Aytaç Manizade’ye ait. Orkestra şefliğini Mariano Rivas ve Sunay Muratov, dekoru Çağda Çitkaya, kostümleri Ayşegül Alev, koreografisi Uğur Seyrek’e ait eserde koro şefliğini Lyubomira Aleksandrova üstleniyor.

Mozart’ın ünlü eseri “Don Giovanni”, 19 Mart’ta görülebilir. Dünyanın en çapkın adamı Don Juan’ın, gözüne kestirdiği son 3 kadının yaşamına mal olmasını işleyen Oyunu Yekta Kara sahneye koydu. Orkestra şefliğini Winfried Müller ve Sunay Muratov’un dönüşümlü olarak yaptığı eserde, koroyu Alessandro Cedrone yönetiyor. Dekoru Christian Floeren, kostümleri Şanda Zıpçı, ışığı Fuat Gök’e ait eserde Don Giovanni rolünü Eralp Kıyıcı ve Serkan Kocadere dönüşümlü olarak üstlenirken, Donna Anna rolünde Feryal Türkoğlu ve Seda Aracı, Don Ottavio rolünde Ayhan Uştuk, Şenol Talınlı ve Murat Karahan, II. Commendatore rolünde Mithat Karakelle ve Özgür Savaş Gençtürk, Donna Elvira rolünde Esin Talınlı ve Mehlika Karadeniz, Leporello rolünde Sabri Karabudak ve Kemal Yaşar, Zerlina rolünde Görkem Ezgi Yıldırım ve Burcu Soysev, Masetto rolünde Cem Beran Sertkaya ve Berkant Coşkun izleyici karşısına çıkıyor.

Operet Sahnesi: “Çanakkale Şehitlerini Anma Konseri”, 18 Mart’ta gerçekleşecek. Konserde soprano Gül Seçkin, tenor Cumhur Böler, tenor Haser Tek, bariton Umut Kosman, piyanoda Çiçek Cihan Tek’in eşliğinde günün anlamına ilişkin türküler seslendirilecek.

“Evlilik Senedi” adlı opera, 20 Mart’ta izlenebilecek.

-Konser-

CSO: Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, 22-23 Mart’taki konserlerinde piyano sanatçısı Andreas Haefliger’i ağırlayacak. Orkestrayı Danail Rachev’in yöneteceği konserde, Johannes Brahms’ın “Piyano Konçertosu No.1” ile Peter İlyiç Çaykovski’nin “1.Senfoni Op. 13” seslendirilecek.

BSO: Bilkent Senfoni Orkestrası 17 Mart’taki konserinde keman sanatçısı Akiko Suwanai’yi konuk edecek. Orkestrayı Lior Shambadal’ın yöneteceği konserde Jean Sibelius’un “Keman konçertosu, re minör Op. 47” ile Johannes Brahms’ın
“Senfoni No.1, Do minör Op. 68” adlı eserleri yorumlanacak.

 

 

 

-TRABZON-

 

 

 

Trabzon Devlet Tiyatrosu, “Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü” ve “Islık Sever Max” adlı tiyatro Oyunlarını sahneliyor.

 

Trabzon Devlet Tiyatrosu, “Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü” ve “Islık Sever Max” adlı tiyatro Oyunlarını sahneliyor.

Dario Fo’nun yazdığı, Füsun Demirel‘in Türkçeye çevirdiği Oyununun yönetmenliğini Mehmet Atay üstleniyor. Eserin dekoru Sinan Yardımedici, kostümleri Gülümser Erigür, ışık tasarımı Nihat Bahar, müzikleri ise Musa Göçmen tarafından hazırlandı.

Ersan Utku Ölmez, Ceyhun Gen, Fatih Topçuoğlu, Yavuz Topçuoğlu, Kadri Özcan, Uğur Keleş, Nazlı Ceren Agron ve Mehmet Fukul’un rol aldığı Oyun, bugün ve yarın saat 20.00’da, 17 Mart Cumartesi saat 15.00 ve 20.00’da Atapark Haluk Ongan Sahnesinde tiyatroseverlerle buluşacak.

Trabzon Devlet Tiyatrosu, ayrıca “Islık Sever Max” adlı çocuk Oyununu da sahneliyor.

Carsten Krüger ve Volker Ludwig’in yazdığı, Meriç Gök’ün Türkçeye çevirdiği ve Birkan Görgün’ün yönettiği “Islık Sever Max” adlı Oyunda Emre Ön, Sinem Bilgin, Dalya Filmci, Birkan Görgün ve Yavuz Topçuoğlu rol alıyor.

Dekor ve kostümleri Aytuğ Dereli, ışık tasarımı Muharrem Boran, müzikleri Emin Serdar Kurutçu’ya ait Oyun, 18 Mart Pazar günü saat 13.30’da ve 21 Mart Çarşamba günü ise saat 13.00’da Atapark Haluk Ongan Sahnesinde tiyatroseverlerin beğenisine sunulacak.

Oyunda, her gün aynı işleri büyük bir can sıkıntısı içerisinde yapan beş arkadaşın her zamanki gibi aynı yerde, aynı bankta oturmaları ve o sırada oradan geçmekte olan bir Oyuncunun kendilerine bir teklif sunmasıyla gelişen olaylar konu ediliyor.

 

 

 

-SAMSUN-

 

Samsun Devlet Opera ve Balesi, bugün saat 20.00’da, Terme ilçesinde yaşadıkları düşünülen efsanevi savaşçı kadınlar “Amazonlar”ı Samsunlu sanatseverler için tekrar sahneleyecek.

 

Samsun Devlet Opera ve Balesi “Amazonlar” ve

“Seslerle Anadolu” ile izleyicinin karşısına çıkacak, Samsun Devlet Tiyatrosu’nda ise “Eşeğin Gölgesi” adlıOyun sahnelenecek

Samsun Devlet Opera ve Balesi, bugün saat 20.00’da, Terme ilçesinde yaşadıkları düşünülen efsanevi savaşçı kadınlar “Amazonlar”ı Samsunlu sanatseverler için tekrar sahneleyecek.

Bestesini Vakhtang Kakhidze, librettosunu Medeia Magalashvili, dekor ve kostüm tasarımını İsmail Dede’nin yaptığı eserde, Amazonlar’ın altın postu bulmak için Teselya’dan Kolkhis’e doğru yola çıkan İasonlar ve Argonotlar ile karşılaşmaları anlatılıyor.

Samsun Devlet Opera ve Balesi ayrıca, 17 Mart Cumartesi günü saat 20.00’da Çarşambayı Sel Aldı, Ben Seni Sevdiğimi Dünyalara Bildirdim, Allı Turnam, Beyaz Giyme Söz Olur, Amman Avcı, Geçti Dost Kervanı,Bolu Beyi, Çökertme, Hekimoğlu, Yüksek Yüksek Tepelere gibi pek çok türkünün görsel ögeler ve danslarla hayat bulduğu “Seslerle Anadolu“yu yeniden sahneleyecek.

KaradenizTürkülerinden Ege zeybeğine, İstanbul şarkılarından Mevlana‘ya, Karagöz Hacivat‘tanKöroğlu‘na uzanan geniş bir yelpazeyi barındıran Seslerle Anadolu‘nun dekor ve kostüm tasarımını Sevtaç Demirer, koreografisini Özden Aktürk, müzik düzenlemelerini Ali Aykaç yaptı, Mehmet Yılmaz sahneye koydu.

Turne sahnesi olarak hizmet veren Samsun Devlet Tiyatrosu’nda, 20 Mart Salı ve 21 Mart Çarşamba günü saat 20.00’da Antalya Devlet Tiyatrosu’nca hazırlanan

“Eşeğin Gölgesi” adlı Oyun sahnelenecek.

Haldun Taner’in yazdığı, Işıl Kasapoğlu‘nun sahneye koyduğu Oyun, şehirdeki panayıra çalışmak için giden berber Şaban’ın kiraladığı eşeğin sahibiyle arasında geçen olayları konu alıyor.

Samsun Gazi Sahnesi’nde bugün saat 20.00’de Samsun Seyir Tiyatrosu, “Vay Başımıza Gelenler” adlıOyunla seyircinin karşısına çıkmaya devam edecek. Günlük hayattaki ilginç olayların komik bir dille anlatıldığı ve Öner Yıldırım’ın sahneye koyduğu Oyunun müziklerini Sertaç Batkın yaptı.

Gazi Sahnesi’nde ayrıca 20 Mart Salı günü, 20.00’da Düşevi Oyuncuları,

“Süreyya” isimli Oyunu seyirciyle tekrar buluşturacak. Can Kibiroğlu’nun yazdığı, Cem Kaynar‘ın sahneye koyduğu Oyunda, hayatının sonuna gelmiş bir kadının yarım bıraktığı birçok şeyi ölmeden önce tamamlamaya çalışması konu ediliyor.

– ORDU –

Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu (OBKT), yarın akşam ve 20 Mart Salı günü 20.00’da “Eşeğin Gölgesi” isimli Oyunu seyirciyle buluşturmaya devam edecek.

Haldun Taner’in yazdığı ve Murat Demirbaş’ın sahneye koyduğu Oyun, Abdaliya adlı hayali bir ülkenin, Şabaniye kasabasında geçer. Şehirdeki panayıra çalışmak için gitmek isteyen berber Şaban, Merzifon1235 model bir eşek kiralar. Yolculuk sırasında aşırı sıcaktan bunalan Şaban, biraz dinlenmek için durur ve eşeğin gölgesine oturur. Eşek sahibi Mestan “Ben sana eşeği kiraladım, gölgesini değil” diyerek gölge kirası ister. Tartışırlar, tartışma mahkemeye intikal eder. İş basit bir kira davasından çıkarak farklı bir boyut kazanır.

-ÇORUM-

Turne sahnesi olarak hizmet veren Çorum Devlet Tiyatrosu’nda, yarın 20.00’da ve 17 Mart Cumartesi günü 14.00 ile 20.00 saatlerinde Trabzon Devlet Tiyatrosu’nca hazırlanan “Ben Feuerbach” adlı Oyunsahnelenecek.

Tankred Dorst’un yazdığı, Yurdaer Okur’un Sema Engin’in çevirisiyle sahneye koyduğu Oyunda, uzun süre akıl hastanesinde tedavi gördükten sonra yeniden mesleğini yapmaya çalışan, tiyatroya tutkun birOyuncunun hikayesi anlatılıyor.

 

 

 

-İSTANBUL-

 

 

Müzik kariyerinde 60 yılı geride bırakan yenilikçi müzisyen Randy Weston Trio, yarın CRR Konser Salonunda bir konser verecek.

 

Müzik kariyerinde 60 yılı geride bırakan yenilikçi müzisyen Randy Weston Trio, yarın CRR KonserSalonunda bir konser verecek. Başta Monk olmak üzere, Count Basie, Nat King Cole, Art Tatum ve Duke Ellington cazcılardan ilham alan Weston, Afrika müziği ile Amerika müziği arasındaki bağlantıyı kurma konusunda başarılı bir müzisyen olarak dikkati çekiyor.

Şevket Akıncı ve Tuna Pase’nin yarın Borusan Müzik Evinde sergileyecekleri, ismini Haruki Murakami’nin kitabından alan “Sputnik Sweetheart” projesi, müzik ve filmi birleştiriyor. Akıncı’nın gitar, Pase’ninelektronikler, flüt ve vokalde hünerlerini sergileyeceği konserde, Bela Tarr’ın 1988 yılı yapımı Damnation filminden Yağmurlu, gri ve hüzünlü kareler müziğe eşlik edecek.

Tüm zamanların en iyi caz müzisyenlerinden biri olarak kabul edilen Ron Carter, “Golden Striker Trio” grubu ile yarın İstanbul Jazz Center’da bir performans sergileyecek.

Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu – Mehteri”, 17 Mart Cumartesi günü CRR Konser Salonunda Çanakkale Zaferinin yıldönümü nedeniyle türküler, marşlar, ilahiler ve şiirler seslendirecek. Programda, mehterbaşı olarak Kürşat Tuncay görev yapacak.

İskoçya ve Avrupa‘nın seçkin müzisyenlerinden oluşan Scottish Ensemble, 17 Mart Cumartesi akşamı İş Sanat Kültür Merkezinde, trompetin usta yorumcusu Alison Balsom ile birlikte sahne alacak. Balsom, Şubat 2011’de Londra’daki Wigmore Hall’da prömiyerini yaptığı MacMillan’ın yeni eseri Seraph’ı daTürkiye‘de ilk kez İş Sanat’ta seslendirecek.

Duru sesi ve dinamizmi ile beğeni toplayan Zuhal Olcay, 17 Mart Cumartesi akşamı Bahçeşehir Kültür Sanat Merkezinde sevenleriyle buluşacak. Konserde, kendisine Gürol Ağırbaş, Cem Tuncer, Birol Ağırbaş, Tolga Kılıç, Göksun Çavdar ve Levent Bursalı eşlik edecek.

Sezen Aksu, 17 Mart Cumartesi akşamı Bostancı Gösteri Merkezinde İstanbul‘un Anadolu yakasındaki dinleyicileri ile bir araya gelecek.

Müzik kariyerinde 60 yılı geride bırakan yenilikçi müzisyen Randy Weston Trio, yarın CRR Konser Salonunda bir konser verecek.

Başta Monk olmak üzere, Count Basie, Nat King Cole, Art Tatum ve Duke Ellington cazcılardan ilham alan Weston, Afrika müziği ile Amerika müziği arasındaki bağlantıyı kurma konusunda başarılı bir müzisyen olarak dikkati çekiyor.

-Hollandalı funk üçlüsü Kraak & Smaak Salon İKSV’de-

Türk ve Rum müzisyenlerden oluşan Cafe Aman, 17 Mart Cumartesi akşamı Türker İnanoğlu Maslak (TİM) Show Center’da, izleyenleri rembetiko ezgileriyle coşturacak. İstanbul dönem müziği, dansları ve görsel zenginliğiyle konseri izleyenler 19. yüzyıl Osmanlı’sına yolculuk edecek.

Borusan Müzik Evi, Nova Muzak Series kapsamında 17 Mart Cumartesi akşamı Hauschka olarak tanınan “Volker Bertellman”ı ağırlayacak. Hauschka, “Ghost piyano”sundan çıkardığı tonları, yaptığı future jazz düzenlemeleri ve müziğindeki minimalist ve deneysel eğelerle birlikte pek çok dinleyicinin dikkatini çekiyor.

Nu-disco’dan elektro-funk’a uzanan eğlenceli müzikleriyle Hollandalı funk üçlüsü Kraak & Smaak, 17 Mart Cumartesi akşamı Salon İKSV’ye konuk olacak.

Güney Afrikalı post-grunge ve alternatif metal grubu Seether, 17 Mart Cumartesi akşamı ilk kez Türkiye‘deBabylon sahnesinde olacak.

Grammy ödüllü Gerald Clayton, 18 Mart Pazar akşamı CRR Konser Salonunda müzikseverlerle buluşacak. Konserde, piyanodaki Gerald Clayton’a davulda Justin Brown, kontrbasta Joe Sanders eşlik edecek.

“Opus Amadeus Oda Müziği Festivali” kapsamındaki “Oda Müziğinin Doruklarında” konseri, 18 Mart Pazar akşamı Fulya Sanat’ta gerçekleştirilecek. Piyanoda Özgür Aydın, kemanda Özcan Ulucan ve viyolonselde Ozan Tunca, oda müziği repertuvarının çok seçkin örneklerinden oluşan bir programla klasik müzikseverlerin karşısına çıkacak.

Çelik Kasapoğlu tarafından 2005 yılında kurulan ve müzikal tiyatro eserlerinin yanı sıra film müzikleri, caz ve popüler müzik türlerinden örnekleri seslendiren “Ladies&Gentlemen”, bu defa “Çok Sesli Türküler” başlığı altında yeni bir repertuvarla seyirci karşısına çıkacak. Çelik Kasapoğlu şefliğindeki konser, 19 Mart Pazartesi akşamı CRR Konser Salonunda gerçekleştirilecek.

-Moldovalı flütçü Valy Boghean, CRR sahnesinde-

Moldovalı flütçü Valy Boghean, 20 Mart Salı günü CRR Konser Salonunda “Valy Boghean & Friends” isimli bir konser verecek. Boghean, Moldova’nın ve Romanya’nın Balkan Festivallerinde 8 kere, Avrupa‘nın çeşitli ülkelerinde 11 kez en iyi flütçü unvanını aldı.

İş Sanat, bu yıl 60. yıldönümünü kutlayan ünlü İtalyan oda topluluğu “I Musici”yi, günümüzün en önemli modern ve barok keman yorumcularından biri kabul edilen Giuliano Carmignola ile birlikte sahnesinde konuk edecek.

Dünya genelinde 25 milyon kopya satan Vivaldi’nin başyapıtı Mevsimler’in tarihteki ilk kaydını yaparak haklı bir üne sahip olan topluluğun konseri, 20 Mart Salı akşamı İş Sanat Kültür Merkezinde gerçekleştirilecek.

Cana Gürmen ve Burçin Büke, 20 Mart Salı akşamı ENKA İbrahim Betil Oditoryumunda “İki Piyanonun Tuşlarından” konserini verecek. Konserde seslendirilecek “İki piyano için sonat” başlıklı eser, adını, biri klasik, biri caz çalan iki ayrı piyanisti bir araya getirmesinden alıyor. Konserin ikinci yarısına kontrbasta Yaz Baltacıgil, perküsyonda Müşfik Uzun eşlik edecek.

-Sahnede deneysel bir çalışma: “Music Creativity Limited” –

“Opus Amadeus Oda Müziği Festivali”nin diğer konseri “Egzotik Barok Renkler ve Sürprizler” 21 Mart Çarşamba akşamı Kadıköy Süreyya Operasında müzikseverlerle buluşacak. Budapeşte Corelli Consort Barok Müzik Topluluğunun vereceği konserde, Vivaldi, Corelli, Fekete, Bach, Kurtag ve Handel’den eserler sunulacak.

21 Mart Çarşamba akşamı Borusan Müzik Evi, deneysel bir çalışmaya sahne olacak. “Music Creativity Limited” konserine katılan müzisyenlerin çoğu ilk kez bu sahnede birbirleriyle karşılaşacak. Konserin tasarımcısı olan ve “beklentisiz müzik” konusunda çalışmalar yapan Hakan Kurşun, bu çalışmasını “bir şimdiki zaman yerleştirmesi” olarak tanımlıyor.

Kremerata Baltica & Gidon Kremer konseri, 21 Mart Çarşamba akşamı CRR Konser Salonunda düzenlenecek. Keman sanatçısı Gidon Kremer’in Letonya, Litvanya ve Estonya’dan sanatçılarla birlikte kurduğu Kremerata Baltica orkestrası, Kremer’in 50. doğum gününde, genç Baltık sanatçılarından bölgenin müzikal yaşamına uygun olarak oluşturuldu.

Ayhan Sicimoğlu & Latin All Stars, 21 Mart Çarşamba akşamı Caddebostan Kültür Merkezinde, latin müzik ve dans severleri ağırlayacak. Programda, latin müziğinin sevilen parçalarının yorumlanmasına ek olarak, bestesi ve sözleri Ayhan Sicimoğlu’na ait olan Türkçe Latin parçalar da yer alıyor.

-Viyolenselin büyülü tınısı Çellistanbul-

Adını, sihirli atmosferi ve tarihi zenginliği ile bilinen İstanbul şehrinden esinlenerek alan viyolonsel dörtlüsü Çellistanbul, 22 Mart Perşembe akşamı Borusan Müzik Evinde müzikseverlerle buluşacak. Çağ Erçağ, Melih Kara, Ozan Tunca ve Murat Berk’ten oluşan grup, viyolonselin büyülü tınısını birbirinden seçkin yapıtlar eşliğinde dinleyenleri ile buluşturmaya hazırlanıyor.

“Derya Türkan, Enver Izmaylov featuring Jarrod Cagwin, Eric van der Westen” konseri, 22 Mart Perşembe akşamı CRR Konser Salonunda gerçekleştirilecek. İncesaz grubundan kemençe sanatçısı Derya Türkan, bu konserde Özbek gitarist Izmaylov, Amerikalı perküsyon sanatçısı Cagwin ve Hollandalı kontrbas sanatçısı Eric van der Westen ile birlikte sahne alacak.

Kültür Bakanlığı İstanbul Devlet Modern Folk Müziği Topluluğu, 22 Mart Perşembe akşamı Sabancı Üniversitesi Gösteri Merkezinde bir konser verecek.

-Devlet ve Şehir Tiyatroları-

Devlet Tiyatrolarında bu hafta tiyatroseverler, Beykoz Ahmet Mithat Efendi Sahnesinde “Opera Komik”, Cevahir Sahnelerinde “Sezuan’ın İyi İnsanı”, “At” ve “Kontrabas”, Küçük Sahne’de “Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni” ve “Kırmızı”, Küçükçekmece DT Sahnesinde “Aşkın Sıradanlığı” ve “Zalım Mahmut (Bir Kurtlu Kıssa)”, Üsküdar Tekel Sahnesinde “Birdy” ve “Gılgameş” Oyunlarını izleyebilecek.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında bu hafta sergilenecek Oyunlar ise şöyle:

“Fatih Reşat Nuri Sahnesinde, “Ufak Bir Hata” ve “Çığ”, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesinde “Tehlikeli İlişkiler”, Kağıthane Sadabad Sahnesinde “Lüküs Hayat” ve “İstanbul Efendisi”, Kadıköy Haldun Taner Sahnesinde “Günlük Müstehcen Sırlar” ve “Dullar”, Ümraniye Sahnesinde “Toros Canavarı” ve

“Kabare”, Üsküdar Müsahipzade Sahnesinde “Otobüs” ve “Düşüş”, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesinde “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi” ve “Mutfak Söyleşileri”.

-Sahne sanatları-

“Eleni’den Mektuplar” Oyunu, yarın Halkalı Kültür ve Sanat Merkezinde tiyatroseverlerle buluşacak. Oyun, “Issız bir adaya düşseniz, ne alırsınız yanınıza- Annenizi kaybettiğinizde, neyi ararsınız- Yolunuzu kaybettiğinizde yeniden nasıl yola çıkarsınız-” sorularından yola çıkan hikayesiyle dikkati çekiyor.

Büyükçekmece Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi, 17 Mart Cumartesi akşamı Ayşe Bayramoğlu’nun yazdığı, Tilbe Saran’ın yönettiği “Düğün” Oyununa ev sahipliği yapacak.

Cem Davran ve Erkan Can’ın rol aldığı “Alevli Günler”, 17 Mart Cumartesi akşamı Caddebostan Kültür Merkezinde, 19 Mart Pazartesi akşamı Yunus Emre Kültür Merkezinde tiyatroseverlerle buluşacak. “İstanbul Halk Tiyatrosu” tarafından sergilenen komedi türündeki Oyunu Irmak Bahçeci yazdı, Yıldıray Şahinler yönetti.

Özen Yula’nın yönettiği, Mevlana’nın ruh ikizi Şems’in cinayetine odaklanan

“Şems!..Unutma!..” Oyunu, 19 Mart Pazartesi akşamı Kadıköy Halk Eğitim Merkezinde izlenebilir.

Shakespeare’in “Venedik Taciri” Oyunu, Nesrin Kazankaya yönetmenliğinde 19 Mart Pazartesi akşamı Caddebostan Kültür Merkezinde sahnelenecek.

Arap bir çocuk ile Musevi bir kadının dostluğu üzerine kurulu “Onca Yoksulluk Varken”, 22 Mart Perşembe akşamı Caddebostan Kültür Merkezinde, izleyenlere barış mesajları verecek. Emile Ajar’ın yazdığı Oyun, Nedim Saban tarafından Türkçe’ye uyarlandı ve yönetildi.

-Çocuklar için-

“Keloğlanın Kısmeti” 17 Mart Cumartesi ve 18 Mart Pazar günleri Halkalı Kültür ve Sanat Merkezinde, “Prenses ve Bezelye Tanesi”, 17 Mart Cumartesi ve 18 Mart Pazar günleri Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezinde sergilenecek.

Müjdat Gezen Tiyatrosu Savaş Dinçel Sahnesi, 17 Mart Cumartesi günü, çocuklara kendi ailelerini ve çevrelerindeki aile yapılarını anlatmayı amaçlayan

“Biz Kocaman Bir Aileyiz” çocuk Oyununa evsahipliği yapacak.

“Bilmişler Okulu” Oyunu, 17 Mart Cumartesi ve 18 Mart Pazar günleri Bahçelievler Kültür Merkezinde çocuklarla buluşacak.

Halis Kurtça Kültür Merkezinde, 17 Mart Cumartesi günü “Ali Babanın Çiftliği”, 18 Mart Pazar günü ise “Dev Adam Şak” Oyunları sergilenecek.

-Sergiler-

Murat Akagündüz’ün “Cehennem-Cennet” sergisi, yarın Galeri Mana’da başlayacak. 28 Nisan 2012’ye kadar sürecek sergide, Akagündüz’ün Yurt-Anadolu serisinden yeni resimlerle birlikte, sergiye adını veren Cehennem-Cennet adlı video yerleştirmesi sunuluyor.

Daha önce eserleri İstanbul Bienallerinde gösterilen Mona Hatoum’un, 1990’lardan bu yana ürettiği 30 işini içeren “Hala Buradasın” sergisi, Emre Baykal küratörlüğünde Arter’de gerçekleşecek. Mona Hatoum’un sanatsal pratiğine dair kapsamlı bir deneyim sunacak sergi, 17 Mart-27 Mayıs 2012 tarihleri arasında gezilebilecek.

“Opera Afişleri Sergisi”, 17 Mart Cumartesi günü Kadıköy Süreyya Operasında başlayacak. 1941’de Türk opera topluluğunun ilk temsilini verdiği, 1941 yılından bu yana gerçekleştirilen çeşitli konserlerin afişlerini içeren sergi, 21 Nisan 2012 tarihine kadar açık olacak.

Galeri Elipsis, yarın başlayacak “Editions II” fotoğraf sergisine evsahipliği yapacak. 19 Nisan 2012’ye kadar sürecek sergide, Alp Klanten, Charles Richards, Metehan Özcan, Seza Bali ve Yusuf Sevinçli’nin eserleri yer alıyor.

-Beyaz Müzayede- 

Türk ve dünya ustalarının, orta kuşak ve gençlerin başyapıtlarının sergileneceği 19. Beyaz Müzayede, 17 Mart Cumartesi ve 18 Mart Pazar günleri Conrad’da düzenlenecek.

İki bölümden oluşan müzayedede, toplam 360 eser ve heykel sunulacak. Müzayedede eserleri bulunan sanatçılar arasında, Canan Tolon, Haluk Akakçe, Leyla Gediz, Adnan Çoker, Ömer Uluç, Ferruh Başağa, Mehmet Güleryüz, Komet, Erol Akyavaş, Fahrelnisa Zeid, Mübin Orhon, Nejad Melih Devrim, Abidin Dino, Julian Opie, Peter Halley, Macus Lüpertz bulunuyor.

 

 

 

– İzmir-

 

 

 

Yılın kültür-sanat etkinlikleri bakımından en yoğun günlerini, iki uluslararası festival nedeniyle Mart ayında yaşayan İzmir, 19.İzmir Avrupa Caz Festivali ve 6.Uluslararasıİzmir Kukla Günleri’nin yanı sıra, çok sayıda etkinlik ve gösteriye ev…

 

Yılın kültür-sanat etkinlikleri bakımından en yoğun günlerini, iki uluslararası festival nedeniyle Mart ayında yaşayan İzmir, 19. İzmir Avrupa Caz Festivali ve 6. Uluslararası İzmir Kukla Günleri’nin yanı sıra, çok sayıda etkinlik ve gösteriye ev sahipliği yapacak.

Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde (AASSM) 3 Mart Cumartesi akşamı neyzen Şenol Filiz’in konuk olarak katıldığı “Arifa” konseriyle başlayan 19. İzmir Avrupa Caz Festivali, bu hafta verilecek iki konserlesona erecek.

Çok sayıda etkinliğe, atölye çalışmalarına da evsahipliği yapan festivalde sanatseverler, bu akşam Tomasz Stanko Quartet konserini izleyebilecek. Trompette Tomasz Stanko, piyanolarda Dominik Wania ve Fender Rhodes ile kontrbasta Michal Baranski ve davulda Olavi Louhivuori’den oluşan dünyaca ünlügrup, İzmirli sanatseverlerle bu akşam 20.30’da buluşacak.

İzmir Avrupa Caz Festivali, 17 Mart Cumartesi akşamı düzenlenecek Paganini Trio konseriyle sona erecek. Piyanoda Tuluğ Tırpan, kemanda Atilla Aldemir, saksafonda Wolfgang Pusching’ten oluşan üçlüye, kapanış konserinde perküsyon sanatçısı Burhan Öçal eşlik edecek.

6. İzmir Uluslararası Kukla Günleri ise 26 Mart Pazartesi gününe kadar birbirinden renkli etkinliklerle İzmir‘i adeta bir karnaval kentine dönüştürmeyi sürdürecek.

16 ülkeden katılan 30 kukla tiyatrosunun, 36 farklı Oyunu, kentin farklı bölgelerindeki 35 gösteri merkezinde 132 kez sahneleyecekleri Kukla Günleri, bu yıl da Selçuk Dinçer koordinatörlüğünde, çok sayıda belediye ve kurumun destekleriyle düzenleniyor. Festival kapsamında bu hafta gösterimlerin yanı sıra, en çok ilgi çeken etkinliklerin başında gelen Forum Bornova Kukla Yarışması’nın dördüncüsü yapılacak.

Forum Bornova‘da 17 Mart Cumartesi ve 18 Mart Pazar günleri yapılacak yarışmada, yılbaşında profesyonellerden kukla yapımı ve oynatma konusunda ders alan ilköğretim okullarından ekipler, Camille Saint Seans’in “Hayvanlar Karnavalı” eserini, kendi hazırladıkları dekor ve kuklalarla sahneleyecek.

Yarışmaya katılan 23 ilköğretim okulunun temsillerini yalnızca profesyoneller ve akademisyenlerden oluşan jüri değil, haftasonu alışveriş merkezine gelen minikler ve yetişkinler de izleyebilecek. Yarışma sonuçları 18 Mart Pazar günü akşam saatlerinde açıklanacak.

-İZDSO ve İZDOB’da bu hafta-

İzmir Devlet Senfoni Orkestrası (İZDSO), bu hafta nefesli çalgıların solistliği üstleneceği bir konserle dinleyicileriyle buluşuyor.

AASSM’de yarın akşam, İZDSO şefi ve müzik direktörü İbrahim Yazıcı yönetimindeki konserde solistlikleri obuada Murat Özülken, viyolonselde Erman İmayhan ve fagotta Ömüz Kızıl üstlenecek.

Özel, renkli ve zengin repertuvarı ile izleyicisine müzikli dakikalar yaşatmaya hazırlanan İzmir Devlet Senfoni Orkestrası, Handel, Giacchino Rossini, Alessandro Marcello, Joseph Haydn ve Bach’ın eserlerini yorumlayacak.

İzmir Devlet Opera ve Balesi ise bu hafta “Çakırçalı Efe” adlı dans tiyatrosu ve bir konserle seyircilerini selamlayacak.

“Çakırcalı Efe” 17 Mart Cumartesi ve 19 Mart Pazartesi akşamları, İZDOB’un Elhamra Sahnesi’nde perdelerini açacak.

İzmir‘in Ödemiş ilçesinde 1872 yılında doğan ve 1912 yılında öldürülen Çakırcalı Mehmet Efe‘nin hayatının anlatıldığı danslı Oyununun koreografisi Kadir Bengier’e ait. Müzikleri Cem İdiz tarafından yazılan Oyunda orkestrayı Ali Hoca yönetiyor.

İZDOB sanatçıları, 20 Mart Salı akşamı ise 2003 yılında hayata gözlerini yuman dünyaca ünlü opera sanatçısı Suna Korad anısına konser verecek.

Konserde, sopranolar Birgül Su Ariç, Aytül Büyüksaraç, Eylem Demirhan Duru, Derya Kırcalı Gürlük,Evren Işık ve Şebnem Arfai Zarandi’ye piyanoda Cemile Cabbar Kızılateşli eşlik edecek. Konserde sanatçılar, çeşitli operalardan seçtikleri aryaları seslendirecek.

-İZDT’de bu hafta-

İzmir Devlet Tiyatroları (İZDT), bu hafta 4 sahnede tiyatroseverler için perdelerini açacak.

İZDT’nin Konak Sahnesi’nde 18 Mart Pazar gününe kadar kadına şiddet konusunun ele alındığı müzikliOyun “Anam, Bacım, Avradım” izlenebilecek. Pazar gününü “Edi’nin Annesi Nerede-” isimli Oyunla minik tiyatroseverlere ayıran Konak Sahnesi, haftanın geri kalanında “Satıcının Ölümü” adlı Oyuna evsahipliği yapacak. Arthur Miller’in yazdığı, Barış Eren’in yönettiği “Satıcının Ölümü”, 1929 ekonomi krizinin Amerikan toplumu üzerindeki yıkıcı etkisini anlatıyor.

Konak Melek Ökte Sahnesi ise Pazar günü sahnelenecek “Kedi Danışman” adlı çocuk Oyunu hariç, haftanın tümünü, prömiyerini bu akşam yapacağı “Don Kişot’un Maceraları” adlı yeni Oyununa ayırıyor.

Hans Ostarek’in yazdığı, Yunus Emre Bozdoğan’ın yönettiği Oyunda, Cervantes’in ölümsüz karakteri Don Kişot’un efsaneleşmiş maceraları, onu kaybettikten sonra değerini anlayan dostları tarafından anlatılıyor.

Karşıyaka Ragıp Haykır Sahnesi ise yine Pazar günü hariç, haftanın kalan günlerinde “Halktan Biri” adlıOyunu sanatseverlerle buluşturacak.

Sam Bobrick’in yazdığı, Metin Oyman’ın yönettiği Oyun ilginç bir konuya sahip. Oyunda, hayatından ve ülkesinin gidişatından mutsuz olan, bu mutsuzluğunu da ABD başkanlarına yazdığı sayısız mektupta dile getiren Travis Pine’ın, CIA ajanlarının evine yaptığı ziyaretle değişen hayatı anlatılıyor.

Karşıyaka Oda Tiyatrosu’nda 20 Mart Salı ve 21 Mart Çarşamba akşamları, yönetmenliğini Tayfun Eraslan’ın üstlendiği “Yerin Altında” adlı Oyunla perdelerini açacak. İki perdelik Oyunda, fantastik bir konu, trajikomik bir anlatımla ele alınıyor. Oyun, “Dünyayı tehdit eden felaket senaryoları gerçekleşse, günümüz Türkiye’sinde neler olurdu-” sorusuna eğlenceli bir anlatımla yanıt arıyor.

-Etkinlikler, sergiler-

İzmir Sanat Büyük Salon, 18 Mart Pazar akşamı, Sahne Tozu Tiyatrosu’nun

“Yıl 2033” adlı Oyununa ev sahipliği yapacak.

Aynı salonda 19 Mart Pazartesi akşamı, “Sirtolar, Longalar” konserinde, müzikseverler gitarda Genco Atay, udda Bülent Dağdeviren, flütte Seda Minareci, piyanoda Çağrıhan Erkan ve perküsyonda Ozan Pars’ı dinleyebilecek.

Fatih Erkoç Akustik Trio, yarın akşam Karşıyaka Opera ve Tiyatro Sahnesi’nde hayranlarının karşısında olacak.

Zuhal Olcay, yarın akşam Atatürk Kültür Merkezi Yunus Emre Salonu’nda konser verirken, sevilen grup Model de Ooze Venue’de İzmirlilerle buluşacak.

İzmir Devlet Resim Heykel Müzesi, yarından itibaren Emine Bıyıklı’nın “Bir Yitik Zaman” adlı resim sergisine ev sahipliği yapacak.

 

 

 

– BURSA-

 

“Karmakarışık”, “Hiç Kimsenin Öyküsü” ve çocuk Oyunu “Alaaddin’in Sihirsiz Lambası”nı sahneleyecek.

 

Bursa Devlet Tiyatrosu (BDT) “Gönül Avcısı”,

“Karmakarışık”, “Hiç Kimsenin Öyküsü” ve çocuk Oyunu “Alaaddin’in Sihirsiz Lambası”nı sahneleyecek.

Diego Fabbri’nin yazdığı, Levent Ulukut’un yönettiği komedi Oyunu Gönül Avcısı’nın, dekoru Işın Mumcu, kostümleri Gülümser Erigür, ışık düzeni Mehmet Yaşayan’a ait.

Emir Çiçek, Ecehan Şarman Çetinkaya, Rüyam Dirin ve Demet Oran’ın rol aldığı Oyunda, bir erkeğin üçkadınla ilişkisi anlatılıyor. Oyunda, “Bir adam aynı anda üç kadını sevebilir mi- Üç kadına birden, yalan söylemeden onlara sahip olabilir mi- Bu üç kadın birbirlerini tanıyıp, bu adamı kabul edebilirler mi-” sorularının yanıtları aranıyor, kahramanın içine düştüğü durum yansıtılıyor.

Oyun, Ahmet Vefik Paşa (AVP) Sahnesi’nde bugün ve yarın saat 20.00’de, 17 Mart Cumartesi günü isesaat 15.00 ve 20.00’de seyirciyle buluşacak.

Ray Cooney’in yazdığı, Haldun Dormen ve Kemal Uzun’un çevirdiği

“Karmakarışık” adlı Oyunun yönetmeni Kerem Atabeyoğlu.

İngiliz yazar Ray Cooney’in en komik ve en tempolu Oyunu olarak bilinen

“Karmakarışık”, İngiltere hükümetinin Başbakan Yardımcısı Bay Philips‘in, muhafazakar partinin sekreteriyle yapacağı bir gecelik kaçamakta yaşanan ilginç olayları anlatıyor. Ancak kaçamak, beklenmedik olaylara gebedir. Otel odasında bulunan bir ceset, trajikomik olayları beraberinde getirir.

Bakan, doğacak skandalı önlemek üzere hemen özel kalem müdürünü yanına çağırır. Otel personelinin, sekreterin kocasının, bakanın karısının geceye dahil olmasıyla olaylar daha da karışır.

Oyun, Ahmet Vefik Paşa (AVP) Sahnesi’nde 20 ve 21 Mart’ta saat 20.00’de tiyatroseverlerle buluşacak.

Erdi Mamikoğlu’nun yazdığı, Taner Turan’ın yönettiği “Hiç Kimsenin Öyküsü”nün dekorunu Murat Gülmez, kostümlerini Ceren Karahan, ışık tasarımını ise Ali Karaman hazırladı. Kemal Okur ve Yener Sezgin’in rol aldığı Oyunda, savaş ve ardından gelen barış konu ediliyor. Oyun, Oda Tiyatrosu’nda bugün ve yarın ile 17 Mart Cumartesi günü saat 18.00’de izlenebilecek.

Harun Özer’in yazdığı, Ebru Kara’nın yönettiği “Alaaddin’in Sihirsiz Lambası” adlı çocuk Oyununun dekor ve kostüm tasarımını Özge Akarsu, ışık tasarımını Ali Karaman, dans düzenini Erdem Gündüz yapıyor. Cihan Büyükışık, Serap Uluyol Karanfilci, Ozan Sargın, Cansu Yılmaz, Özlem Altaş, Eray Soykan, Ali Pınar, Hayati Özen, Savaş Ak, Emre Sefer, Mutlu Dereli, Cem Korkmaz, Emre Yaşa, Adnan Tunalı’nın rol aldığıOyunda, kimsenin çalışmadığı, üretmediği, her şeyin bir dileğe bağlı olduğu, kimsenin hiçbir şey yapmadan istediklerinin önüne geldiği bir dünya konu ediliyor. Oyun, AVP Sahnesi’nde 20 Mart’ta saat 14.00’te sahnelenecek.

-Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu-

Bursa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu, Amerikan Edebiyatı’nın korku ve gerilim yazarı olan Ira Levin’in kaleme aldığı, Hale Kuntay’ın Türkçeye çevirdiği

“Ölüm Tuzağı” adlı Oyunu sahneliyor.

Mustafa Kurt’un yönettiği “Ölüm Tuzağı” adlı Oyun, para ve şöhret tutkusunun insanları nasıl baştan çıkardığını anlatıyor. Oyun, bugün ve yarın saat 20.30’da, 17 Mart Cumartesi 14.00’te Tayyare Kültür Merkezi’nde sahnelenecek.

Şehir Tiyatrosu, bugün saat 11.00 ve 14.00’te, Çocuk Sanat Evi’nde

“Kuşbakışı” adlı çocuk Oyunu sahneleyecek.

Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu, “Karagöz Dadım Olsana” adlı gölge Oyununu sahneliyor. Tayfun Özeren’in yazdığı ve sahnelediği Oyun 4 yaş ve üzerindeki çocuklara hitap ediyor. Gölge Oyunu, bugün ve yarın saat 11.00 ve 14.00’te, Karagöz Müzesi Sahnesi’nde seyirciyle buluşacak.

Tiyatroda, 21 Mart Çarşamba günü saat 11.00 ve 14.00’te, “Güliver Devler Ülkesinde” adlı çocuk Oyunu sahneye konulacak.

Sami Güner Sanat Galerisi’nde 12 Mart’ta açılan Erdinç Karaçam‘ın Fosil Sergisi, 17 Mart’a kadar açık kalacak.

 

-ANTALYA-

 

Antalya Büyükşehir Belediyesi ıle Antalya Kültür ve Sanat Vakfı (AKSAV) tarafından düzenlenen altın portakal şiir ödülü etkinlikleri, Akdeniz Üniversitesi’nde düzenlenecek panellerle başlayacak.

 

 

 

Antalya Büyükşehir Belediyesi ile Antalya Kültür ve Sanat Vakfı (AKSAV) tarafından düzenlenen Altın Portakal Şiir Ödülü etkinlikleri, Akdeniz Üniversitesi’nde düzenlenecek panellerle başlayacak.

 

16. Altın Portakal Şiir Ödülü etkinlikleri kapsamında bugün Akdeniz Üniversitesi’nde gerçekleşecek panellerin ardından Saat 17.30’da Antalya Kültür Merkezi fuayesinde şiir sergisi açılışı yapılacak.

 

Etkinlikler kapsamında 17 Mart’ta gerçekleşecek 15. Şiir Sempozyumu’nda 2011 yılının Altın Portakal Ödüllü şairi Ahmet Telli’nin şiiri ele alınacak. Şiir ödülüne değer görülen şair Ahmet Telli’ye ödülü sempozyum programı içinde sunulacak.

 

 

 

-ANTDOB-

 

Antalya Devlet Opera ve Balesi (ANTDOB) sanatçıları bugün, Halid Ziya Uşaklıgil’in aynı adlı eserinden uyarlanan ”Aşk-ı Memnu” adlı operayla sanatseverlerin karşısında olacak.

 

Eserde ”Bihter” karakterini Sema Çavuşoğlu ve Nurdan Küçükekmekçi Aydın, ”Behlül” karakterini Göksay Yaran ve Oğuz Çimen, ”Adnan” karakterini Şafak Güç ve Engin Suna, ”Firdevs” karakterini Aslı Ayan, Aytül Büyüksaraç ve Hülya Kazan, ”Nihal” karakterini Gizem Ceylan, ”Mlle de Courton” karakterini Serap Çiftçi, Ebru Kaptan ve Medine Tuganova, ”Beşir” karakterini ise Okan Başel, Oben Bostancı ve Devrim Demirel dönüşümlü canlandırıyor.

 

Eserin kostüm tasarımı Nursun Ünlü’ye, dekor tasarımı Kemal Çağda Çitkaya’ya ait. Koroyu Caner Ruhselman yönetiyor.

 

ANTDOB sanatçıları 17 Mart’ta Çanakkale Zaferi’nin 97’nci yılında şehitleri, ”Şehitler Oratoryosu”’ ile anılacak. Hasan Niyazi Tura’nın bestelediği eserin librettosu eski Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman’a ait.

 

ANTDOB sanatçıları 19 Mart’ta ”Kuklacı” adlı çocuk müzikalini, 20 Mart’ta ise ”Mevlana’nın Çağrısı” balesini sahneleyecek.

 

”Mevlana’nın Çağrısı” Can Atilla tarafından bestelenen müzikleri, Mehmet Balkan tarafından hazırlanan koreografisiyle izleyicileri etkili bir atmosferin içine çekecek.

 

Lale Balkan’ın sahneye koyduğu tek perdelik balede, Mevlana’nın yaşamından kesitler, felsefesini ve evrenselleşmesini yansıtacak biçimde ”Oluşum”, ”Çağrı” ve ”Dönüşüm” başlıklarıyla üç ana fikir üzerinde oluşturuldu. Eserin dekoru Tayfun Çebi, kostümü Funda Çebi, ışık tasarım Mustafa Eski, video tasarımı ise Şafak Türkel’e ait.

 

Eserler, Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde sahnelenecek.

 

-ADT-

 

Antalya Devlet Tiyatrosu (ADT) oyuncuları bugün, yarın ve 17 Mart’ta ”Eşeğin Gölgesi” adlı oyunu sahneleyecek.

 

Oktay Gözpınar, Bahar Işık, Uğur Sertel, Gökhan Tüzün ve Murat Bölük’ün rol aldığı oyunda, şehirdeki panayıra çalışmak için gitmek isteyen Berber Şaban bir eşek kiralar. Yolculuk sırasında aşırı sıcaktan bunalan Şaban, biraz dinlenmek için durur ve eşeğin gölgesine oturur. Eşek sahibi Mestan, ”Ben sana eşeği kiraladım, gölgesini değil” diyerek gölge kirası ister. Bunun üzerine iki taraf arasında çıkan tartışma, ülkenin eşekçiler ve gölgeciler olarak ikiye bölünmesiyle sonuçlanan politik bir davaya dönüşür.

 

ADT oyuncuları 18 ve 20 Mart’ta ”Pinokyo” adlı çocuk oyununu, 21 Mart’ta ise Aziz Nesin’in ”Toros Canavarı” adlı eserini sahneleyecek.

 

”Toros Canavarı”nda Nuri Sayaner isimli mülayim bir memur emeklisi, ailesiyle monoton bir hayat sürmektedir. Aile bir taraftan geçim sıkıntısıyla diğer taraftan onları apartmandan atmak isteyen ev sahibiyle uğraşmaktadır. Tahliye davasını kazanan Sayaner ailesinin sevinci çok uzun sürmez. Ev sahibi, alt ve üst katlara yerleştirdiği adamlarla ve çevirdiği türlü oyunlarla apartmanı zindana çevirir. Nuri Bey, ailesinin ısrarları sonucu karakola gidip şikayetçi olmak zorunda kalır. Yıllardır aranmakta olan ”Toros Canavarı” adıyla nam yapmış seri katil yerine emekli memur Nuri Bey Polisler tarafından yakalanır. Nuri Sayaner’in karakola adımını attığı o geceden sonra herkesin kaderi değişecektir.

 

-ABT-

 

Antalya Büyükşehir Belediye Tiyatrosu (ABT) bugün ”İnadına Yaşamak” oyunuyla izleyiciyle buluşacak.

 

Prof. Dr. Metin Balay’ın yazdığı ve yönettiği oyunda, Müfit Kayacan, Mehmet Özgür ve Murat Ercanlı rol alıyor. Oyunda, günlük hayatın koşuşturması içinde farkına varılmadan yaşanıp gidilen, ancak sahnede karşımıza çıkınca akıllarımızda yer eden hikayelerde seyirci bazen gülüp bazen duygusallaşacak.

 

ABT oyuncuları yarın Turgut Özakman’ın yazdığı ”Fehim Paşa Konağı” adlı oyunu sahneleyecek.

 

Abdülhamit döneminde yaşanan istibdat döneminin güçlü paşalarından Fehim Paşa’nın yanına aldığı Yusuf adlı genç, Fehim Paşa’nın kızına aşık olur. Bütün mahallelinin de ortak olduğu olayda Mahalle sakinleri kızı paşadan ister. Ancak Fehim Paşa kızı vermediği gibi adam tutarak Yusuf’u öldürtmeye kalkışır.

 

Topluluk, 17 Mart’ta ”Üç Kafadar Hırsız Kuklacı Olursa” ve ”Tersine Dünya” adlı eserleri sahneleyecek.

 

”Üç Kafadar Hırsız Kuklacı Olursa” adlı oyunda, üç kişinin hırsızlık yapmak için girdikleri evde buldukları kuklalar, kostümler ve eşyalarla eğlenirken hayatlarında yaşadıkları değişiklikler konu ediliyor.

 

”Tersine Dünya”da ise kadın ve erkek rollerinin yer değiştirdiği hayali bir dünya seyirciye sunuluyor. Erkeklerin evlerde oturup çocuk baktığı, çamaşır ve bulaşıkla uğraştığı, kadınların ise bitirim olup serserilik yaptığı Tersine Dünya’da toplumsal yapıdaki çarpıklıklar mizahi dille gözler önüne seriliyor.

 

-KBT-

 

Kepez Belediye Tiyatrosu (KBT) oyuncuları yarın ve 17 Mart’ta Erdem Bayazıt Kültür Merkezi’nde Cevat Fehmi Başkut’un yazdığı, Abdullah Sürekli’nin yönettiği ”Hacı Yatmaz” adlı eseri sahneleyecek.

 

KBT oyuncuları 17 Mart’ta Tülin Tümtürk Yılmaz’ın yazdığı ve yönettiği tek perdelik çocuk oyunu ”Ağaç Ev”i de sahneleyecek.

 

 

 

-ELAZIĞ-

 

 

 

Elazığ’da, Diyarbakır Devlet Tiyatrosu “Titanik Orkestrası” adlı Oyunu, İzmir Devlet Tiyatrosu ise “Sıçan” adlı Oyunu sahneleyecek.

 

Elazığ’da, Diyarbakır Devlet Tiyatrosu “Titanik Orkestrası” adlı Oyunu, İzmir Devlet Tiyatrosu ise “Sıçan” adlı Oyunu sahneleyecek.

 

Hristo Boyçev’in yazdığı, Hüseyin Mevsim’in çevirdiği ve Zurab Sıkharulıdze’nin yönettiği “Titanik Orkestrası” adlı Oyunda, Ali Çelik, Uğur Çınar, Ozan Hafızoğlu, Pelin Tozkoparan ve Fatih Yurdakul rol alıyor. Bir perdelik Oyun, bugün saat 20.00’da Elazığ Devlet Klasik Türk Müziği koro binasında seyirciyle buluşacak.

 

Bu arada İzmir Devlet Tiyatrosu tarafından hazırlanan Justine Del Corte’nin yazdığı, Barış Eren’in çevirdiği ve Sinan Pekinton’un yönettiği ‘Sıçan’ adlı Oyunun dekor tasarımı Melih Karakurt’a, giysi tasarımı Yıldız Köse İpekoğlu’na, ışık tasarımı ise Zeynel Işık’a ait.

 

Birbirlerini yıllardır görmeyen, geçmişe ve ailelerine ait sorunları çoktan halının altına süpürmüş olan iki kız kardeşin yıllar sonra bir araya gelince, ailenin kirli çamaşırlarının trajikomik biçimde ortaya dökülmesini anlatan Oyunda, Özlem Başkaya, Musa Zindan, Hande Gürler, Özkan Gezgin ve Okan Koç rol alıyor.

 

İki perdelik Oyun, 20, 21 ve 22 Mart’ta Elazığ Devlet Klasik Türk Müziği koro binasında sahnelenecek.

 

-ERZURUM-

 

Erzurum Devlet Tiyatrosu “Fermanlı Deli Hazretleri” Oyununu sahneleyecek.

 

Musahipzade Celal’in yazdığı, Münir Canar’ın yönettiği “Ferman Deli Hazretleri” adlı Oyunda, Bahar Başar, Mehmet Yıldız, Ergin Özdemir, Gökhan Kocaoğlu, Serkan Kunter, Burak Altay ve Yasemin Bulun rol alıyor.

 

Oyunda, din kullanılarak veya alet edilerek toplumda oluşan fırsatçılık, büyücülük gibi olumsuzluklar eleştiriliyor.

 

Oyun, bugün ve yarın saat 19.30’da, 17 Mart’ta ise 14.00 ile 19.30’da izlenebilecek.

 

-MALATYA-

 

Malatya’da da Diyarbakır Devlet Tiyatrosu, “Titanik Orkestrası” adlı Oyunu sahneleyecek.

 

Hristo Boyçev’in yazdığı, Hüseyin Mevsim’in çevirdiği, Zurab Sıkharulıdze’nin yönettiği Oyunda Ali Çelik, Uğur Çınar ve Ozan Hafızoğlu rol alıyor.

 

Tek perdelik Oyun, 16 Mart Cuma günü saat 20.00, 17 Mart Cumartesi de saat 14.00 ve 20.00’da Sabancı Kültür Merkezinde sahnelenecek.

 

-Sivas-

 

Sivas Devlet Tiyatrosu (SDT) bu hafta “Batakhane Güzeli” adlı Oyunla tiyatroseverlerle buluşuyor.

 

Sivas Devlet Tiyatrosu (SDT) bu hafta “Batakhane Güzeli” adlı Oyunla tiyatroseverlerle buluşuyor.

Erman Canatan’ın yazıp, Abdullah Ceran’ın yönettiği “Batakhane Güzeli” adlı Oyunda, Ozan Kalkan, Nesimi Kaygusuz, Mustafa Yıldıran, Burcu Ongun Altay, Volkan Gündüz, Kerem Yücel, Begüm Şahin, Özge Günay, Can Atak, Burçhan Göze, Cuma Çifçi, Hasan Pehlivanoğlu, Neslihan Gelmez, Turgay Dursun, Sercan Ataman, Emre Erdenliğ, Özlem Şeker, Tufan Ceran, Ümit Güven Abike ve Menekşe Kapan rol alıyor.

Oyunun reji asistanlığını Özge Günay, dekor tasarımını Suar Şeylan, kostüm tasarımını Funda Çebi, ışıktasarımını ise Mehmet Kumru üstleniyor. Oyunda, kadının toplumdaki yeri ve toplumun kadına bakış açısı,müzik ve dansla iç içe bir şekilde anlatılıyor. 2 perdelik Oyun, bugün ve yarın saat 19.30, 17 Martta ise saat 19.30’da sahnelenecek.

SDT, Eric Vos’un yazdığı, Can Gürzap‘ın çevirisini yaptığı “Dans Eden Eşek” adlı çocuk Oyununu da 21 Mart Çarşamba günü saat 10.30 ve 13.30’da sahneleyecek. Özge Günay, Begüm Şahin, Kerem Yücel, Can Atak, Burcu Ongun Altay ve Burçhan Göze’nin rol aldığı Oyunda, hırsızlık yapmak ya da dürüst insan olmak arasında seçim yapan iki kafadarın hikayesi anlatılıyor.

 

ESKİŞEHİR-

 

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda, “Azizlikler”, “Açık Aile, “Her Şeye Rağmen” ve “Şimdi Olmaz Sevgilim” adlı Oyunlar sahnelenecek.”

 

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda, “Azizlikler”, “Açık Aile, “Her Şeye Rağmen” ve “Şimdi Olmaz Sevgilim” adlı Oyunlar sahnelenecek.

Aziz Nesin’in öykü, şiir, masal, taşlama ve köşe yazılarından Genco Erkal‘ın sahneye uyarladığı “Azizlikler”Oyununda Özlem Akdoğan, Hakkı Kuş, Zafer Ergül, Ali Eyidoğan ve İsmail Dündar rol alıyor. Oyun, yarın ve 17 Mart’ta Tepebaşı Sahnesi’nde saat 20.00’da sanatseverlerin izlenimine sunulacak.

Valerie Petrof’un yazdığı “Her Şeye Rağmen” adlı çocuk Oyununda Şehir Tiyatrosu sanatçıları Çiğdem Altuğ, Ercüment Yılmaz, Ezgi Çoşkun ve Zuhal Lale rol alıyor. Oyun, 20 Mart’ta saat 11.00’da 22 Mart’ta ise saat 14.00’da Çağdaş Cam Sanatları Müzesi Çocuk Sahnesi’nde izleyiciyle buluşacak.

Evlilik, aşk ve aldatma konularını tempolu ve mizahi bir dille ele alan

“Şimdi Olmaz Sevgilim” Oyununda ise Mehmet Alp Sunaoğlu, Mustafa Kılıkcı, Ezgi Çoşkun, Zuhal Lale, Çisem Erdoğan, Şayan Noyan, İlker Alemdar ve Saffet Öztürk rol alıyor.

Ercüment Yılmaz‘ın yönettiği Oyun, 17 ve 20 Mart’ta saat 20.00’da Sultandere Sahnesi’nde izleyiciyle buluşacak.

İtalyan yazar Dario Fo’nun yazdığı, çevirisini Füsun Demirel‘in yaptığı

“Açık Aile” adlı Oyunu Tolga Tümer yönetiyor. Özlem Boyacı ve Korel Cezayirli’nin rol aldığı Oyunda,kadın ve erkek ilişkileri farklı bir bakış açısıyla anlatılıyor.

Oyun, Tepebaşı Sahnesi’nde 21 ve 22 Mart’ta saat 20.00’da sahnelenecek

 

 

 

– KONYA-

 

 

 

Konya Devlet Tiyatrosu (KDT), Cem Günen’in yazdığı, Tomris Çetinel’in yönettiği “Suskunlar Kapısı (Bab-ı Hamuşan)” ile “Güzel ve Çirkin” adlı oyunları sahneleyecek.

 

Konya Devlet Tiyatrosu (KDT), Cem Günen’in yazdığı, Tomris Çetinel’in yönettiği “Suskunlar Kapısı (Bab-ı Hamuşan)” ile “Güzel ve Çirkin” adlı oyunları sahneleyecek.

 

Dekoru Hakan Dündar, kostümleri Özge Akarsu ve ışık düzeni Kazım Öztürk’e ait “Suskunlar Kapısı”nda, Doğan Doğru, Asım Tuncay Aynur, Bengisu Gürbüzer Doğru, Nur Yazar, Nevra Sayar, Ozan Umut Çobanoğlu, Yıldırım Gücük, Yaşar Özboz, Ahmet Çökmez, Mustafa Uzman ve Hasan Tanılmış rol alıyor.

 

Şems-i Tebrizi’nin hayatıyla Mevlana’nın hoşgörüsünün anlatıldığı oyun, bugün ve yarın saat 19.30’da, 17 Mart Cumartesi 14.00’da ve 19.30’da KDT Sahnesi’nde izleyicinin beğenisine sunulacak.

 

“Güzel ve Çirkin” adlı oyun da izleyiciyle buluşacak. Dekoru Aytuğ Dereli, kostümleri Ceren Karahan ve ışık düzeni Hakan Özdemir’e ait oyunda, Nur Yazar, Tuncay Aynur, Ozan Çobanoğlu, Ebru Gülerarslan, Ahmet Çökmez, Ferdi Dalkılıç, Özlem Özkan, Nevra Sayar, Gonca Kunduzcu, Selin Genç, Çağatay Eker, Canan Kalkır ve Duygu Biçer rol alıyor. Oyun, 18 Mart’ta saat 14.00’da sahnelenecek.

 

Kaynak: http://www.haberler.com

 

 


Alp Zeki Heper

Yönetmen Alp Zeki Heper’in Danıştay tarafından yasaklandığı için 46 yıldır gün ışığına çıkmayan “Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri” adlı filminin gösterimine ailesinin bir ferdinin onay vermemesi nedeniyle, Ankara Uluslararası Film Festivali’nin programından çıkarıldığı belirtildi.

 

Alp Zeki Heper

alp zeki heper / Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri

23. Ankara Uluslararası Film Festivalini düzenleyen Dünya Kitle İletişimi Vakfı’ndan yapılan açıklamada, 1984 yılında hayatını kaybeden Alp Zeki Heper’in, Danıştaytarafından yurtiçi ve yurtdışında gösterimi yasaklanan “Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri” filminin seyirciyle buluşması için gerekli izinler için görüşmeler yapıldığı ifade edildi.

Heper’in eşi ile kızına ulaşıldığı ve filmin onların izniyle festivalin özel gösterimi için programa alındığının aktarıldığı açıklamada, filmin 46 yıl önce Heper tarafından Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi arşivinde saklanması için Prof. Sami Şekeroğlu’na verildiği kaydedildi. Filmle ilgili tasarrufun Şekeroğlu’nun emekli olmasının ardından üniversiteye geçtiğine yer verilen açıklamada, şöyle denildi:
“Ankara Uluslararası Film Festivali olarak Heper ailesinin, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema TV Merkezi yetkilileri ile bağlantıya geçmesini sağladık. Aile adına Alp Zeki Heper’in kızı Fatoş Heper’in, filmin festivalde gösterimi için gerekli izni verdiklerini Sinema TV Merkezi yetkililerine bildirmesinin ardından filmin gösterim kopyası hazırlandı.

Ankara Uluslararası Film Festivali’nde özel izinle gösteriminin gerçekleştirileceği bilgisini basınla paylaştığımız ‘Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri’ filmini sinemaseverlerle buluşturmanın heyecanını yaşarken, Heper ailesinin fertlerinden birinin filmin gösterimine rızası olmadığını öğrendik. Hem Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sinema-TV Merkezi’ni, hem de Ankara Uluslararası Film Festivali olarak bizi zor durumda bırakan bu gelişme karşısında Alp Zeki Heper’in anısına saygısızlık etmeyerek bu durumu yargı konusu yapmamak adına filmi üzülerek programdan çıkarıyoruz. Tasarrufumuz dışında gelişen bu değişiklikten dolayı, heyecanımızı paylaşan tüm sinemaseverlerden özür diliyoruz.”

Festivalde bu filmin yerine Batı Sineması’nda 19 Mart’taki saat 21.30 seansında Ruhi Karadağ’ın “Simurg”, 20 Mart’taki aynı seansta İsa Yıldız’ın “Memleket Meselesi” filmlerinin izleyiciyle buluşacağı bildirildi.
Filme bilet alanlara iade işlemleri ile ilgili bilginin Ankara Uluslararası Film Festivali ve mybilet internet sayfalarından duyurulacağı kaydedildi.

 İlk Yapılan Açıklama şu şekildeydi:

(http://www.milliyet.com.tr ‘den alıntıdı )

“1939 doğumlu Alp Zeki Heper, Fransa’da sinema okuduktan sonra 1960’larda uluslararası başarı elden eden iki kısa film yönetti.  Türkiye’ye döndükten sonra Lütfi Akad’ın yönetmen yardımcılığını üstlenen Heper, 27 yaşındayken, 1966’da çektiği ilk uzun metrajlı filmi “Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri”yle sansürle tanıştı. Soyut bir aşk hikayesi anlatan, başrollerini Ayfer Feray, Engin Cezzar’ın kız kardeşi Mine Cezzar, Marliese Schneiderhan ve Halil Türkmen’in paylaştıkları film, dönemin ‘Film Komisyon Kontrol Kurulu’ tarafından ‘müstehcen’ bulunduğu için Danıştaytarafından yasaklandı. 

‘Aşka karşı tutumdur müstehcen olan’
Yönetmen konuyla ilgili bir röportajında “Aşk hiçbir zaman müstehcen olmamıştır. Aşka karşı tutumdur müstehcen olan… Özgürlükle baskıyı, şiddeti, işkenceyi karşı karşıya getirmeye çalışmıştım. Anılarla ilgili zor anlatımlı olan bir filmdi. Sevginin, tutkunun, işkenceyi, baskıyı yok etmesini dilemiştim. Özgürlüğün delice bir sevgi olduğunu düşünüyordum. Öyle simgelemeye çalışıyordum özgürlüğü. Müstehcenlikle suçlandım. En sonunda yazan, yöneten, kurgulayan, görüntüleyen, oynayan, yapımcı ve seyirci de olabilirim. Yani tek başıma da izlemek zorunda kalabilirim filmlerimi…” demişti.
İşte o film, “Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri”, Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından 15 -22 Mart tarihleri arasında, 23. kez düzenlenecek Ankara Uluslararası Film Festivali’nde Mimar SinanGüzel Sanatlar Üniversitesi’nin katkıları, Heper ailesinin izni ve desteğiyle 46 yıl sonra Türkiye’de ilk kez gösterilecek. Film, festival kapsamında 19 ve 20 Mart tarihlerinde saat 21.30’da Batı Sinemaları’nda seyirciyle buluşacak.

Vasiyetimdir, göstermeyeceksin’
Heper, filmin tek kopyasını  Mimar Sinan Sinema-TV Merkezi’nin kurucusu Prof. Sami Şekeroğlu’na teslim etmişti. Şekeroğlu, Ankara Film Festivali için kaleme aldığı yazıda o günleri şöyle anlatıyor:
“‘Bunu sana hediye ediyorum. Ama söz ver hiç kimseye göstermeyeceksin’ dedi. Biraz yumuşatmaya çalıştım ama ikna edemedim. ‘Ömrüm boyunca sana güvendim. Vasiyetimdir, göstermeyeceksin’dedi. Onu kaybettiğimizi duyduğumda çok üzülmüş ve onun için bir gösteri yapmayı arzulamıştım. Ama söz vermiştim, filmi göstermem doğru olmaz diye vazgeçtim. Araştırmacılar ve kızı hariç hiç kimseye göstermedim.”
Emekli olduktan sonra filmi Mimar Sinan Üniversitesi’ne veren Şekeroğlu, festivalin talebi ve Heper ailesinin izni ile filmin gösterileceğini belirtti.
3 yılda çektiği 4 uzun metrajlı filmin ardından sinemayı bırakan Heper, 1984’te deri kanseri nedeniyle öldü.
Filmin gösterim tarihi: 19 & 20 Mart 2012 Saat: 21:30

Yönetmen Alp Zeki Sezer hakkında Kısa Bilgi:

Eğitimi ve sinemaya başlaması

Galatasaray Lisesi’nden mezun olduktan sonra, önce hukuk öğrenimi için Cenevre’ye gitti. Bir yıl sonra okulu bırakarak Fransa’ya geçti. Burada Paris Yüksek Sinema Enstitüsü ‘nü (Institut des Hautes Etudes Cinématographiques – IDHEC) bitirdi. Okulun en başarılı yönetmeni seçildi. Paris’te kısa film çalışmalarına başladı. Bir Kadın ve Şafak isimli iki kısa film çekti. 1963’te Bir Kadın ‘la IDHEC, Şafak‘la ise hem IDHEC hem Avusturya Kültür Bakanlığı En İyi Film ödülünü aldı. Her iki film de, 2006’da 17. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde gösterildi.

Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri ve diğer filmleri

Türkiye’ye döndü ve Lütfü Akad’ın yanında yönetmen yardımcısı olarak çalışmaya başladı. 1966’da kendi sinema prodüksiyon şirketini kurdu ve yapımcı yönetmen olarak çalışmaya başladı. Aynı yıl ilk filmi Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri’ni yönetti. Fransa’da öğrendiği sinema dilini kullandığı, soyut bir aşk hikâyesini şiirsel görüntülerle anlattığı bu filmde amatör oyunculara yer verdi. Film, dönemin yönetmen ve eleştirmenlerinden ilgi gördü. Buñuel etkileri taşıyan ve karakterlerin cinsel bunalımlarına odaklanan Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri, film kontrol komisyonu tarafından müstehcen bulunaraksansürlendi. Film ayrıca, Danıştay tarafından sansürlenen ilk film oldu. Heper, bu yasaklara karşı tepkisini bir gazete ropörtajında, “Aşk hiçbir zaman müstehcen olmamıştır. Aşka karşı tutumdur müstehcen olan.” sözleriyle ortaya koydu. 2. Antalya Altın Portakal Film Festivaline katılan ancak seyirci karşısına çıkarılamayan film, yalnızca özel gösterimlerde izlenebildi. Genel olarak görüntüleri açısından estetik bulunurken, yabancılaşmayı anlatan içeriği fazla ilgi görmedi. Sonraki dönemlerde de seyirci karşısına çıkarılmadığından, sadece sinema arşivlerinde bulunan ve merak edilen bir film olarak kaldı.

İlk filmiyle ilgili yaşadığı bu olumsuzlukların ardından Adana’ya giderek bir süre kayınpederinin çiftliğinde yaşadı, sonra İstanbul’a döndü. Sinema çalışmalarına devam eden Heper, 1967’de toplumsal taşlama türüne dahil edilebilecek filmi Dolmuş Şoförü’nü yönetti. Bu kez, iki yıldız oyuncu olan Fatma Girik ve İzzet Günay’la çalıştı. Buna rağmen film ticari başarı elde edemedi. 1968’de yine bir yıldız oyuncuyu, Cüneyt Arkın’ı başrolünde oynattığı nispeten ticari bir film sayılabilecek Eşkıya Halil/Haydutu çekti. Bu filmle, ilk kez bir filmi gösterim ve dağıtım şansı bulmuş oldu. Aynı yıl Doğu-Batı çatışmasını konu alan ve Fikret Hakan’ın başrolde oynadığı son filmi Kara Battal’ın Acısı ‘nı çekti. Film, Bizans Kalesinin onarımında çalışan bir Rum genç kızı öldürmekle suçlanıp haksız yere idam edilen Türk delikanlının öyküsünü anlatır.

Sinemayı bırakması ve ölümü

Sinema anlayışını, “En sonunda yazan, yöneten, kurgulayan, görüntüleyen, oynayan, yapımcı ve seyirci de olabilirim. Yani tek başıma da izlemek zorunda kalabilirim filmlerimi.” sözleriyle ifade eden Heper’in filmleri, karmaşık yapıya sahip olması ve dağıtım ve gösterim şansı bulamadığı için seyirciyle buluşamadı. Filmlerinin çoğunu yaktı. 9 ocak 1984’te malign melanoma yüzünden (bir deri kanseri) öldü.

Çalışmaları:

Kısa Metrajlı :

Alp Zeki Heper

Bir Kadın Le parfum de la Dame En Noir

  • Bir Kadın / Le parfum de la Dame En Noir (16mm), 1962
  • Şafak / L’Aube (35mm), 1963

Uzun Metrajlı:

Alp zeki sezer

Dolmuş Şoförü, 1967

  • Soluk Gecenin Aşk Hikayeleri, 1966
  • Dolmuş Şoförü, 1967
  • Kara Battal’ın Acısı, 1968
  • Eşkıya Halil (Haydut), 1968

Yayımlanmış Kitapları

  • Demir Pençe: Casuslar Savaşı, 1969


Filmle ilgili Danıştay 12. Dairesinin 28-3-1967 gün E.966/7481, K.967/481 sayılı kararı şu  şekilde:

Dava konusu filmin bütünü itibariyle umumi ahlak ve adaba, aile müessesesinin kudsiyetine aykırı olduğu gerekçesiyle yasaklandığı anlaşılmaktadır. Filmin bu sebeple yasaklanmasının yerinde olup olmadığının tespiti için Naip Üye nezaretinde yapılan incelemede bilirkişi Vedat Tanrı’nın 10-2-1966 tarihli raporunda (cinsel sorunların sinematografik yoldan ele alınmaya çalışıldığı filmde gösterilmesinde sakıncalı bir cihet görülmediği) bildirilmişse de; 3-1-1967 günlü ara kararımız veçhiyle filmin ayrıca heyet halinde görülmesi uygun görülmüştür. Sahneden görülen eserle; değişik yaş ve seviyede kimseye hitap edilmesi itibariyle, bunlarda, hususiyetle hukuka ve genel ahlak kuralları çerçevesi içinde ahlaka uyarlık aranması tabidir. Tezi olmayan ve aksiyonlarında ahenk görülmeyen bahse konu filmde; insan hayatı, adeta şuur ve şuuraltı ile sadece cinsi arzular üzerine kurulmak istenmekte; gizli kalması gerekli arzu ve hareketler parklarda, umuma açık yerlerde, hatta trafiğin en yoğun olduğu cadde ortalarında cereyan ederken görülmekte; marazi tiplerin sahneye aktarılan ıstıraplı ruh hali, ar veya haya hislerini rencide etmektedir. Konunun iddia edildiği gibi rüyada geçmiş birtakım kompleksleri ifadeye çağırmış olması, filmin tüm halinde seyredenler üzerinde bıraktığı izlere ahlak ve adaba aykırı olduğunu kabule mani değildir. Bu itibarla adı geçen filmin halka gösterilmesinin ve yurt dışına çıkarılmasının yasaklanmasında ‘Filmlerin ve Film Senaryolarının Kontrolüne dair Nizamname’nin 7’nci maddesinin 6’ncı fıkrası hükmüne aykırılık görülmediğinden davanın reddine… 29-3-1967 günü oy birliğiyle karar verildi.’

Heper ise karar karşısında şöyle bir tepki veriyor: ‘Soluk Gece’de aşkla, yani özgürlükle baskıyı, şiddeti, işkenceyi karşı karşıya getirmeye çalışmıştım. Anılarla ilgili, zor anlatımlı olan bir filmdi. Sevginin, tutkunun, işkenceyi, baskıyı yok etmesini dilemiştim. Özgürlüğün delice bir sevgi olduğunu düşünüyordum. Öyle simgelemeye çalışmıştım özgürlüğü. Müstehcenlikle suçlandım. Altından kalkılması güç bir suçlamaydı bu. Sansürcülere göre delice sevgi üstüne kurulu bütün divan şiirimizi, Yavuz Sultan Selim’in, Baudelaire’in, Breton’un, Eluard’ın tüm şiirlerini toplatmak gerekiyordu. Delice sevgi üstüne kurulu bütün Çin ve Japon siirini yok saymak gerekiyordu. Şaşırmış kalmıştım.’

 

Kaynaklar :

Ümit Bayazoğlu: Uzun, İnce Yolcular – 37 Portre, YKY 2004, ISBN 975-08-0861-4.

(Yeres (der.), 65 Yönetmenimizden Yerlilik, Ulusallık, Evrensellik Geriliminde Sinemamız, s. 28)

http://masmasmaraksi.blogspot.com/2011/11/alp-zeki-heper-bir-kadn-le-parfum-de-la.html

http://www.sinematurk.com/

http://www.imdb.com/name/nm1287462/

http://t24.com.tr

http://tr.wikipedia.org/wiki/Alp_Zeki_Heper

 

 Yetenekli ve yaratıcı Parisli sanatçılardan oluşan kolektif ARTAPOT, “satın alınabilir sanat” anlayışını Türkiye’ye getiriyor.

Pop Art’tan ilham alarak  erişilebilir fiyatlarda, kaliteli ve yaratıcı yağlı boya tablolar sunan ARTAPOT, sanat severlerin, koleksiyonerlerin ve markaların gözdesi olacak.

artaport

Görsel sanatların tadına varıp, onları hayatımıza sokmak için artık zengin olmaya gerek yok! Bir çoğumuzun görsel duygulara ve estetik deneyimlere karşı açlık hissettiği günümüzde, Fransız Stephanie Triau’nun kuruculuğunda,Türkiye’de artık yeni bir sanat oluşumu var; ARTAPOT!

Herkes için sanat!

Sanata kasıntısız, takıntısız ve eğlenceli bir çerçeveden bakan Parizyen sanatçılardan oluşan ARTAPOT, sanatı artık hepimiz için ulaşılabilir hale getiriyor. Sanatın, sadece galerilerde kalmaması gerektiğini ve herkesin istediği esere sahip olma hakkının olduğunu savunan ARTAPOT, artık kendinizle bağdaştırabileceğiniz sanatı sizlerle buluşturuyor. ARTAPOT, ruhun derinliklerindeki duygu ve hatıraları uyandıran Pop-Art tarzındaki eserlerini, çağdaş sanatın merkezlerinden biri olan Paris’ ten ayağımıza kadar getiriyor.
ARTAPOT’un tüm eserleri, deneyimli ve yaratıcı sanatçılar tarafından elde üretiliyor. El emeğinin az bulunduğu dijital çağda, ARTAPOT eserlerinin her birinin yağlı  boya tablo olması onları daha da değerli kılıyor.

İroni, eğlence ve zevk Artapot’ta!
Favori rock, pop ve popüler kültür ikonlarından ilham alarak uygun fiyatlı sanat eserleri yaratan bu yetenekli kolektif, yaratımlarını koleksiyonlar halinde sunuyor. ARTAPOT’un mevcut koleksiyonları, efsanevi albüm kapakları, unutulmaz reklam afişleri, çocukluğumuzun süper kahramanları ve sembolleşmiş dünya starlarının coğu zaman eleştirel bir bakış acçısıyla yorumlanmasıyla yaratılan, esprili, ironik yağlı boya tablolardan oluşuyor. Kolektif, popüler kültüre dair yeni ve değişik konular üzerinde yepyeni koleksyionlar yaratma devam ediyor.
Elvis, Beatles, Bowie ve Nirvana gibi 60’lardan günümüze ikon haline gelmiş bu albümlere saygı duruşunda bulunan ARTAPOT, tuval üzerine yağlı boya ile gizlediği “ahtapot” ile tablolara kendi ironik yorumlarını katıyor.
Favoriniz ister efsanevi müzik grubu The Doors’un Morisson Hotel’inin albüm kapağı olsun, ister süper kahramanların renkli dünyası, isterseniz Duchamp’ın pisuarı olsun, istediğiniz her şey bu özel sanatçıların elinden çıkıyor. Hem de en uygun fiyata!
Kasım 2010’da düzenlenen Contemporary İstanbul Sanat Fuarı’nda tüm dikkatleri üzerine çeken ARTAPOT’un kurucusu Stephanie Triau; beklentinin çok üzerinde ilgi gördüklerini dile getirdi. Triau; “Fuar boyunca ARTAPOT standı oldukça ilgi gördü. Eserlerimiz birçok insanı gülümsetti. Koleksiyonerlerden, daha önce bir sanat eseri almamış insanlara kadar birçok insan, ARTAPOT tablolarına büyük ilgi gösterdi. Koleksiyonerler, eserleri eğlenceli, kaliteli ve ulaşılabilir fiyatlı bulurken;  daha önce hiç sanat eserine sahip olmamış insanların ise eserlerimizle en derin duygularına hitap etmek ve onlara ulaşılabilir sanatı sunmaktan oldukça keyif aldık” dedi.
Kişiye ve markaya özel eserler Artapot’ta!
Markalar, işletmeler, mimar ve dekoratörlere özgün tablolar da yaratan ARTAPOT’un müşterileri arasında; Perrier, Nespresso, Intercontinental Paris ve Orange gibi uluslararası markalar da bulunuyor. Ayrıca kişiye özel eserler de yaratan ARTAPOT, hayalinizdeki yağlı boya tabloyu sizin için, size özel olarak  üretebiliyor.

ARTAPOT’un bu sıradışı ve özel eserlerine Beşiktaş’taki atölyesinden, Nişantaşı  BiberBar, PRfit-Bebek ofisinden ve artapotgallery.com adresinden ulaşabilirsiniz.
Stephanie Triau Kimdir?
Fransız Stephanie Triau, üniversitede siyaset bilimi eğitimi sırasında, sanata olan düşkünlüğü nedeniyle Paris’te Science-Po ve Sorbonne Üniversitesi’nde yan dal olarak sanat tarihi eğitimi aldı. Üniversite eğitiminin ardından, küratör olmak amacıyla New York’a giden Stephanie Triau, hem New York Üniversitesi’nde müze bilimleri bölümünde okudu hem de ünlü Metropolitan Müzesi’nde 19. yüzyıl küratörleriyle staj yapma imkanı yakaladı.
Paris’in ünlü yağlı boya uzmanı ve galeri sahibi ile birlikte çalıştıktan sonra kendini geliştirmeye karar verip, ESSEC’ ten yüksek lisansını (MBA) tamamladı.
Louis Vuitton, Dior, TAG Heuer, Moet gibi prestijli markaların sahibi LVMH grubunda 10 yıl boyunca, ve 2,5 yıl boyunca da Publicis Grup’ta, Pazarlama, Araştırma ve Medya Yöneticiliği gibi pozisyonlarda uzmanlaştı.
Ardından bir Türk ile evlendikten sonra, oğluyla birlikte 2010 senesinde İstanbul’a taşınıp, yeni bir sanat konsepti lanse etmek istediğine karar verdi ve ARTAPOT’u kurdu.

 

Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Antalya Kültür Sanat Vakfı (AKSAV) tarafından düzenlenen 16.Altın Portakal Şiir Ödülü etkinlikleri, 15 Mart Perşembe günü başlıyor.

Antalya Büyükşehir Belediyesi ile Antalya Kültür ve Sanat Vakfı (AKSAV) tarafından düzenlenen AltınPortakal Şiir Ödülü etkinlikleri, Akdeniz Üniversitesi’nde düzenlenecek panellerle başlayacak.

16. Altın Portakal Şiir Ödülü etkinlikleri kapsamında bugün Akdeniz Üniversitesi’nde gerçekleşecek panellerin ardından Saat 17.30’da Antalya Kültür Merkezi fuayesinde şiir sergisi açılışı yapılacak.

Etkinlikler kapsamında 17 Mart’ta gerçekleşecek 15. Şiir Sempozyumu’nda 2011 yılının Altın Portakal Ödüllü şairi Ahmet Telli’nin şiiri ele alınacak. Şiir ödülüne değer görülen şair Ahmet Telli’ye ödülü sempozyum programı içinde sunulacak.

-ANTDOB-

Antalya Devlet Opera ve Balesi (ANTDOB) sanatçıları bugün, Halid Ziya Uşaklıgil’in aynı adlı eserinden uyarlanan ”Aşk-ı Memnu” adlı operayla sanatseverlerin karşısında olacak.

Eserde ”Bihter” karakterini Sema Çavuşoğlu ve Nurdan Küçükekmekçi Aydın, ”Behlül” karakterini Göksay Yaran ve Oğuz Çimen, ”Adnan” karakterini Şafak Güç ve Engin Suna, ”Firdevs” karakterini Aslı Ayan, Aytül Büyüksaraç ve Hülya Kazan, ”Nihal” karakterini Gizem Ceylan, ”Mlle de Courton” karakterini Serap Çiftçi, Ebru Kaptan ve Medine Tuganova, ”Beşir” karakterini ise Okan Başel, Oben Bostancı ve Devrim Demirel dönüşümlü canlandırıyor.

Eserin kostüm tasarımı Nursun Ünlü’ye, dekor tasarımı Kemal Çağda Çitkaya’ya ait. Koroyu Caner Ruhselman yönetiyor.

ANTDOB sanatçıları 17 Mart’ta Çanakkale Zaferi’nin 97’nci yılında şehitleri, ”Şehitler Oratoryosu”’ ile anılacak. Hasan Niyazi Tura’nın bestelediği eserin librettosu eski Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman’a ait.

ANTDOB sanatçıları 19 Mart’ta ”Kuklacı” adlı çocuk müzikalini, 20 Mart’ta ise ”Mevlana’nın Çağrısı” balesini sahneleyecek.

”Mevlana’nın Çağrısı” Can Atilla tarafından bestelenen müzikleri, Mehmet Balkan tarafından hazırlanan koreografisiyle izleyicileri etkili bir atmosferin içine çekecek.

Lale Balkan’ın sahneye koyduğu tek perdelik balede, Mevlana’nın yaşamından kesitler, felsefesini ve evrenselleşmesini yansıtacak biçimde ”Oluşum”, ”Çağrı” ve ”Dönüşüm” başlıklarıyla üç ana fikir üzerinde oluşturuldu. Eserin dekoru Tayfun Çebi, kostümü Funda Çebi, ışık tasarım Mustafa Eski, video tasarımı ise Şafak Türkel’e ait.

Eserler, Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde sahnelenecek.

-ADT-

Antalya Devlet Tiyatrosu (ADT) oyuncuları bugün, yarın ve 17 Mart’ta ”Eşeğin Gölgesi” adlı oyunu sahneleyecek.

Oktay Gözpınar, Bahar Işık, Uğur Sertel, Gökhan Tüzün ve Murat Bölük’ün rol aldığı oyunda, şehirdeki panayıra çalışmak için gitmek isteyen Berber Şaban bir eşek kiralar. Yolculuk sırasında aşırı sıcaktan bunalan Şaban, biraz dinlenmek için durur ve eşeğin gölgesine oturur. Eşek sahibi Mestan, ”Ben sana eşeği kiraladım, gölgesini değil” diyerek gölge kirası ister. Bunun üzerine iki taraf arasında çıkan tartışma, ülkenin eşekçiler ve gölgeciler olarak ikiye bölünmesiyle sonuçlanan politik bir davaya dönüşür.

ADT oyuncuları 18 ve 20 Mart’ta ”Pinokyo” adlı çocuk oyununu, 21 Mart’ta ise Aziz Nesin’in ”Toros Canavarı” adlı eserini sahneleyecek.

”Toros Canavarı”nda Nuri Sayaner isimli mülayim bir memur emeklisi, ailesiyle monoton bir hayat sürmektedir. Aile bir taraftan geçim sıkıntısıyla diğer taraftan onları apartmandan atmak isteyen ev sahibiyle uğraşmaktadır. Tahliye davasını kazanan Sayaner ailesinin sevinci çok uzun sürmez. Ev sahibi, alt ve üst katlara yerleştirdiği adamlarla ve çevirdiği türlü oyunlarla apartmanı zindana çevirir. Nuri Bey, ailesinin ısrarları sonucu karakola gidip şikayetçi olmak zorunda kalır. Yıllardır aranmakta olan ”Toros Canavarı” adıyla nam yapmış seri katil yerine emekli memur Nuri Bey Polisler tarafından yakalanır. Nuri Sayaner’in karakola adımını attığı o geceden sonra herkesin kaderi değişecektir.

-ABT-

Antalya Büyükşehir Belediye Tiyatrosu (ABT) bugün ”İnadına Yaşamak” oyunuyla izleyiciyle buluşacak.

Prof. Dr. Metin Balay’ın yazdığı ve yönettiği oyunda, Müfit Kayacan, Mehmet Özgür ve Murat Ercanlı rol alıyor. Oyunda, günlük hayatın koşuşturması içinde farkına varılmadan yaşanıp gidilen, ancak sahnede karşımıza çıkınca akıllarımızda yer eden hikayelerde seyirci bazen gülüp bazen duygusallaşacak.

ABT oyuncuları yarın Turgut Özakman’ın yazdığı ”Fehim Paşa Konağı” adlı oyunu sahneleyecek.

Abdülhamit döneminde yaşanan istibdat döneminin güçlü paşalarından Fehim Paşa’nın yanına aldığı Yusuf adlı genç, Fehim Paşa’nın kızına aşık olur. Bütün mahallelinin de ortak olduğu olayda Mahallesakinleri kızı paşadan ister. Ancak Fehim Paşa kızı vermediği gibi adam tutarak Yusuf’u öldürtmeye kalkışır.

Topluluk, 17 Mart’ta ”Üç Kafadar Hırsız Kuklacı Olursa” ve ”Tersine Dünya” adlı eserleri sahneleyecek.

”Üç Kafadar Hırsız Kuklacı Olursa” adlı oyunda, üç kişinin hırsızlık yapmak için girdikleri evde buldukları kuklalar, kostümler ve eşyalarla eğlenirken hayatlarında yaşadıkları değişiklikler konu ediliyor.

”Tersine Dünya”da ise kadın ve erkek rollerinin yer değiştirdiği hayali bir dünya seyirciye sunuluyor. Erkeklerin evlerde oturup çocuk baktığı, çamaşır ve bulaşıkla uğraştığı, kadınların ise bitirim olup serserilik yaptığı Tersine Dünya’da toplumsal yapıdaki çarpıklıklar mizahi dille gözler önüne seriliyor.

-KBT-

Kepez Belediye Tiyatrosu (KBT) oyuncuları yarın ve 17 Mart’ta Erdem Bayazıt Kültür Merkezi’nde Cevat Fehmi Başkut’un yazdığı, Abdullah Sürekli’nin yönettiği ”Hacı Yatmaz” adlı eseri sahneleyecek.

KBT oyuncuları 17 Mart’ta Tülin Tümtürk Yılmaz’ın yazdığı ve yönettiği tek perdelik çocuk oyunu ”Ağaç Ev”i de sahneleyecek.

 

İstanbul Üniversitesi Kadıköy Konservatuarı Öğretim Elemanı Fulya Tezer, Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı Müzik ve Piyano Bölümü öğrencilerine “Sanat tıbbı ve piyano” konulu seminer verdi.

İstanbul Üniversitesi Kadıköy Konservatuarı Öğretim Elemanı Fulya Tezer, Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı Müzik ve Piyano Bölümü öğrencilerine “Sanat tıbbı ve piyano” konulu seminer verdi.

İstanbul Üniversitesi Kadıköy Konservatuarı Öğretim Elemanı Fulya Tezer, Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı Müzik ve Piyano Bölümü öğrencilerine “Sanat tıbbı ve piyano” konulu seminer verdi.

Tezer, konuşmasında sanatçıların yaşadığı fiziksel ve ruhsal hastalıklar ve bunlarla mücadele konusunda yaptıkları çalışmaları anlattı. Genç sanatçı adaylarının katıldığı seminer Devlet Konservatuarı Salon 2003’te düzenlendi. Yurt içi ve yurt dışında sanat tıbbı konusunda çeşitli çalışmalar yapan Fulya Tezer, bir çok sanatçının yaşadığı meslek hastalıklarını çözme konusunda aydınlatıcı bilgiler verdi.

Son 30 yıldır Amerika ve Avrupa’da sanat tıbbının önemli bir aşama kaydederek tıbbın ana dallarından biri olduğunu aktaran Tezer, Türkiye’de de bu konuda çalışmalar yaptığını ifade etti. Yakın zamanda Çapa Tıp Fakültesi hekimleriyle ve tanınmış sanatçılarla ortak bir program hazırladıklarını belirten Tezer “Sanat tıbbı, üzerinde durulması gereken önemli bir konu. Birçok sanatçı sanat tıbbıyla alakalı bilgiye sahip olmadığı için, fiziksel ve ruhsal problemler yaşıyor. Bizim amacımız hem hekimlerle hem de sanatçılarla birlikte ortak çalışmalar yaparak bu sıkıntıların önüne geçmektir” dedi.

Avrupa’da sanat tıbbının sanatçıların yaşamında önemli bir yere sahip olduğunu aktaran Tezer, şunları söyledi: ” Türkiye sanat konusunda önemli bir ülke. Birçok sanatçı yetiştiriyoruz ancak yaşadıkları sorunlarla ilgili onlara yardımcı olamıyoruz. Sanat tıbbının sanatçılar tarafından anlaşılması, yaşadıkları sıkıntıları çözmede yardımcı olacaktır”

Kynk: http://www.medya73.com

Akbank 8. Kısa Film Festivali başlıyor!

20 ülkeden 110 film, 40 seans, 11 söyleşi ve atölye çalışması, sinemadünyasından 21 konuğun yer aldığı festival, 19-29 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Festivale 557 film başvurdu Akbank 8. Kısa Film Festivali, 19-29 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Akbank Sanat’tan yapılan açıklamaya göre, 20 ülkeden 110 film, 40 seans, 11 söyleşi ve atölye çalışması, sinema dünyasından 21 konuğun yer aldığı Akbank 8. Kısa Film Festivali, 10 gün boyunca ücretsiz takip edilebilecek.

Festivalin “Uluslararası Bölüm”ünde bu yıl, Türkiye, AlmanyaABDİspanyaFransa, Belçika,Brezilya, Polonya, Finlandiya, Küba, Polonya, Kolombiya, Arjantin, Avustralya, Norveç, Macaristan, İtalyaİsrail, Güney Kore ve Kanada’dan gelen kısa filmlerin yanı sıra, Cannes, Clermont-Ferrand, Rotterdam, Milano, Berlin, Sydney gibi dünyanın saygın film festivallerinde gösterilen ve ödül alan kısa filmler de sinemaseverlerle buluşacak.

Festivalin “Kısadan Uzuna” bölümü, bu yıl yönetmen Ümit Ünal’ı konuk edecek. Uzun metraj filmlerinden sonra kısa filmler çeken ve kısa filme olan ilgisi ile tanınan Ümit Ünal’ın baştan sona dijital olarak çekilen ilk Türk filmi olan “9” ve kısa filmleri festival kapsamında seyircilerle buluşacak. Ünal Ayrıca “Kısadan Uzuna” başlıklı söyleşide sinema serüvenini kısa filmcilerle paylaşacak.

Can Dündar’a ayrılan “Belgesel Sinema” bölümünde, yönetmen Dündar’ın “Yılmaz Güney”, “Aşk Bu mu” ve “Tan Baskını” isimli belgeselleri gösterilecek. Ayrıca Can Dündar, “Belgesel Sinema” başlıklı söyleşide deneyimlerini paylaşmak üzere festival izleyicileriyle bir araya gelecek.

“Deneyimler” bölümünün konuğu olan Almanyalı görüntü yönetmeni Sebastian Wiegartner, dünyanın çeşitli bölgelerinde yaptığı “Shooting with HD-DSLR” atölyesi ile festivale derinlik katacak. Sebastian Wiegartner, festivaldeki söyleşisinde, HD-DSLR kameralarla çekim yapmanın inceliklerini ve dijital sinemada görüntü estetiği konularını anlatacak.

“Canlandırma Kısalar” bölümünde, Türkiye’den ve dünyadan 19 canlandırma kısa film örneğine yer verilecek.

Bu yıl belgesellerden oluşan “Özel Gösterim” bölümünde ise Rüya Arzu Köksal’ın “Bir Avuç Cesur İnsan”,Aysim Türkmen’in “Galata Kulesi Sokak No:23”, Mehmet Özgür Candan’ın “Geçmiş Mazi Olmadı” ve Selim Evci’nin “Kırmızıyı Arayan Adam” adlı filmleri izleyicilerle paylaşılacak.

Söyleşiler

Festival, söyleşileri ile de sinema dünyasının ünlü isimlerini sanatseverlerle bir araya getirecek. Yönetmen Aysim Türkmen, Erol Mintaş, Umut ral ve Emre Akay “Kısa Filmde Söz Yönetmenlerin”, Cahit Berkay, Selim Demirdelen ve Murat Ertel “Sinemada Müzik”, avukat Erdem Türkekul, BİROY Başkanı Atilla Engin ve SENDER Başkanı Nilgün Öneş “Telif Hakları”, Laçin Ceylan, Akasya Asıltürkmen, Türkü Turan ve Melih Selçuk “Oyuncu Gözüyle Kısa Film” başlıklı söyleşide sinemaseverlerle buluşacak.

Festival boyunca Akbank Sanat’ta “Işıl Özgentürk ile Senaryo”, “Derya Alabora ile Oyunculuk”, “Bora Gökşingöl ile Kurgu”, “Mehmet Aksın ile Görüntü Yönetmenliği” ve “Sebastian Wiegartner ile Shooting with HD-DSLR” atölye çalışmaları gerçekleştirilecek.

Akbank 8. Kısa Film Festivali jürisi, her yıl olduğu gibi bu yılda üç farklı kategoriden oluştu. Festivalin, 372 filmin başvurduğu yarışmalı bölümü “Festival Kısaları”nı oluşturan ön eleme jüri kurulunda, belgesel yönetmeni Emel Çelebi, kurgucu Bora Gökşingöl ve yönetmen Selim Evci yer aldı.

Festivalin “En İyi Kurmaca Film”ini belirleyecek kurmaca kategorisi jüri kurulu, yapımcı Zeynep Özbatur, oyuncu Uğur Polat, sinema yazarı Cüneyt Cebenoyan, yönetmen Seren Yüce ve Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı’dan oluştu.

“En İyi Belgesel Film”i belirleyecek belgesel kategorisi jüri kurulunda ise yazar Yekta Kopan, belgesel yönetmeni Ethem Özgüven ve Aysim Türkmen, gazeteci ve sinema yazarı Burçak Evren, Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı yer aldı.

“En İyi Kurmaca Film” ve “En İyi Belgesel Film” yönetmenleri Akbank Sanat tarafından 8 bin lira ile ödüllendirilecek.

 

İKSV tarafından 10 Mayıs-5 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilecek ’18. İstanbul Tiyatro Festivali’ yurt içinden ve yurt dışından çeşitli tiyatro ve dans gruplarını seyirciyle buluşturacak

İstanbul Kültür Sanat Vakfınca (İKSV) düzenlenen ”18. İstanbul Tiyatro Festivali”, 10 Mayıs-5 Haziran 2012 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.
İKSV açıklamasına göre festival, bu yıl da yurt içinden ve yurt dışından çeşitli tiyatro ve dans gruplarını seyirciyle buluşturacak.

Festivalde, Kutluğ Ataman da ”Sılsel” adlı performansla ilk kez yer alacak.

Çeşitli atölye çalışmaları ve konferanslarla zengin bir program sunan festivalden önce 2-9 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek ”Türkiye’de Çin Kültürü Yılı” etkinlikleri de festivale eklenecek.

Festival programı ise 20 Mart’ta basın toplantısıyla açıklanacak.

İstanbul Tiyatro Festivali Tarihçesi

 Yerli ve yabancı tiyatro ve dans topluluklarının iki yılda bir Mayıs ayında, üç hafta boyunca izleyiciyle buluştuğu uluslararası bir etkinlik olan İstanbul Tiyatro Festivali ilk kez 1989 yılında gerçekleştirildi. 2002 yılından bu yana iki yılda bir düzenlenen festival kapsamındaki yapımlar ve topluluklar, hem izleyiciye hem de sanat dünyasına farklı açılımlar kazandırıyor; ulusal ve uluslararası, klasik ve çağdaş yorumlar, her iki yılda bir İstanbul Tiyatro Festivali merceğinden sahnelere yansıyor.

2002 yılında, Nâzım Hikmet’in doğumunun 100. yılında, Genco Erkal’ın tasarladığı ve yönettiği nazım’a Armağan adlı yapımla festival ilk prodüksiyonunu gerçekleştirdi. Atılan bu adım, izleyen yıllarda yerli toplulukların İstanbul Tiyatro Festivali’ne yeni projelerle katılmaları için zemin oluşturdu. Bu gelişme festivale her anlamda ivme kazandırdı ve bugün de kazandırmaya devam ediyor.

Farklı kültürler ve ülkeler arasında sanatsal anlamda kesişmelerin, benzerliklerin ve ayrılıkların altını çizmek amacını güden festival uzun süredir ortak yapımlara ağırlık veriyor ve bu anlamda yöneldiği alanları genişletiyor. Festivalin bu bağlamda hayata geçirdiği çalışmalardan biri Tanztheater Wuppertal Pina Bausch ile 2003 yılında özel proje olarak gerçekleştirilen ve bugün hâlâ dünyayı dolaşan nefes. 2006 yılında festival kapsamında gerçekleştirilen ve birçok topluluğu İstanbul’da buluşturan 4. Uluslararası Tiyatro Olimpiyatları da yine bu doğrultuda yürütülen çalışmalar arasında.

İstanbul Tiyatro Festivali, 2009 yılında Avignon Festivali, Atina & Epidaurus Festivali, Barcelona Grec Festivali ile birlikte Akdeniz Festivalleri Birliği Kadmos’u kurdu. Kadmos, yalnızca ortak prodüksiyonları değil, ortak eğitim alanlarını da destekleyen bir birlik olarak çalışmalarına devam ediyor. Yine bu kapsamda yürütülen “Kadmos Seyahat” ise çeşitli ülkelerin genç sanatçılarına ve dramaturglarına farklı festivalleri izleme olanağı tanıyan bir eğitim projesi olarak sürdürülüyor. İstanbul Tiyatro Festivali’nin çalışmalarını yürüttüğü bir diğer eğitim programı da ilk adımları Piccolo Teatro di Milano ile birlikte atılan “Mediterranean Project”.

1997 yılından bu yana her yıl bir Türk ve bir yabancı sanatçıya Yaşam Boyu Başarı Ödülü sunan İstanbul Tiyatro Festivali, eğitim projeleri, ortak yapımları ve günümüz toplumsal sorunlarına dair temalara değinen programıyla her iki yılda bir gösteri sanatları alanında ulusal ve uluslararası düzeydeki yeni yönelimleri ve çalışmaları İstanbul’a taşımaya devam ediyor.

İstanbul Tasarım Bienali, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, Eren Holding, Koray Şirketler Topluluğu, Vestel ve VitrA eş sponsorluğunda 13 Ekim–12 Aralık 2012 tarihleri arasında gerçekleştirilecek

İstanbul Tasarım Bienali’nin etkinlik programını anlatmak, bienalin teması ve sergi içeriğiyle ilgili bilgileri paylaşmak amacıyla, 12 Mart Pazartesi akşamı Galata özel Rum İlköğretim Okulu’nda bir basın toplantısı düzenlendi.

İstanbul Tasarım Bienali, 13 Ekim- Aralık 2012 tarihleri arasında, Emre Arolat ve Joseph Grima küratörlüğünde, Londra Tasarım Müzesi Direktörü; ve aynı zamanda İstanbul Tasarım Bienali Danışma Kurulu üyesi olan Deyan Sudjic’in önerisi ile belirlenen “Kusurluluk” ; (Imperfection) teması altında gerçekleştirilecek. İstanbul Tasarım Bienali sergileri, kentsel tasarım, mimarlık, endüstiri ürünleri tasarımı, grafik tasarım, moda tasarımı, yeni medya tasarımı gibi başlıca alanlar ve ilgili tüm yaratıcı ürün  ve projeleri kapsayacak. Bienal sergileri, İstanbul Modern ve Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda yer alırken, etkinlikler şehrin farklı noktalarına yayılacak.

Basın toplantısına, İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı ve İstanbul Tasarım Bienali Direktörü Özlem Yalım Özkaraoğlu’nun yanı sıra İstanbul Tasarım Bienali küratörleri Emre Arolat ve Joseph Grima konuşmacı olarak katıldı. Toplantıda, bienal temasını ayrı ayrı yorumlayarak, bağımsız iki yaklaşım sunacak küratörlerden Emre Arolat “Müsibet” ; Joseph Grima da “Adhokrasi”; başlıklarını taşıyacak sergilerinin detaylarını ilk defa basın mensuplarıyla paylaştı.

Basın toplantısında ayrıca, İstanbul Tasarım Bienali vesilesiyle ilk defa bir  kürel etkinliğe ev sahipliği yapacak Galata Özel Rum İlk Öğretim Okulu adına Yönetim Kurulu Başkanı Meri Komorosano da kısa bir konuşma yaptı.

İstanbul Tasarım Bienali, sektörün yaratıcı ve önde gelen dört firmasının eş sponsorluğuyla gerçekleştirilecek. Bienalin eş sponsorlarından Eren Holding adına Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Eren, Koray Şirketler Topluluğu’nu temsilen Koray İnşaat CEO;su ve Yönetim Kurulu Üyesi M. Şamil Çapar, Vestel adına Vestel Şirketler Grubu İcra Kurulu Başkanı  Ömer Yüngüm ve VitrA adına Eczacıbaşı Yapı  Ürünleri Grubu Başkanı Hüsamettin Onanç da basın toplantısına katıldı.

İstanbul Tasarım Bienali Hakkında  (Detaylı bilgi için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz)

Tasarımın üretime, ekonomik kalkınmaya, sosyal ve toplumsal gelişime, kültürel etkileşime ve bireylerin yaşam kalitesine olumlu etkisini vurgulamayı hedefleyen İstanbul Tasarım Bienali’nin ilki 2012 yılında gerçekleştirilecek.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen İstanbul Tasarım Bienali’nin çalışmaları, yurtiçi ve yurtdışında kendi alanlarında önde gelen isimlerden oluşan bir danışma kurulunun katılımı ile yürütülüyor. Yaratıcı endüstrilerde yer alan tüm aktörler belirlenen tema doğrultusundaki fikir, proje, söylem veya ürünleri ile bienale başvuruda bulanabilecekler.

Neden İstanbul?
Türkiye’de son dönemde ivme kazanan ekonomik ve endüstriyel kalkınmayla birlikte yaratıcılık ve yenilikçilik de önem kazandı. Günden güne gelişen potansiyeli ve çokkültürlü yapısıyla İstanbul, yaratıcı endüstrilerin yerel merkezi konumunda bulunuyor; global bir merkez olma yönünde de hızla ilerliyor. İstanbul ve çevresindeki coğrafyadan doğan farklı bakış açılarının küresel çerçevede oluşmuş tasarım söylemlerini zenginleştireceği inancıyla yola çıkan İstanbul Tasarım Bienali, son dönemde hareketlenen yenilikçi ve yaratıcı çalışmalara İstanbul’un katılımını sağlamayı amaçlıyor.
Tasarım Bienali , öncelikli olarak kamuoyundaki “tasarım” farkındalığını arttırmayı, ülke için tasarım ve yenilikçilik politikalarının oluşumuna katkı sağlayacak bir platform oluşturmayı, ulusal ve uluslararası ölçekte bir tasarım arşivinin ve kaynakçasının oluşturulmasına katkıda bulunmayı, global tasarım problemlerine çözümler sunmayı ve bu coğrafyadaki yaratıcı potansiyeli ortaya koymayı hedefliyor.

TASARIM BIENALI TEMASI

Londra Tasarım Müzesi Direktörü ve İstanbul Tasarım Bienali Danışma Kurulu Üyesi olan Deyan Sudjic’in önerisi ile;

İlk İstanbul Tasarım Bienali’nin teması Kusurluluk / Imperfection. Böyle bir temanın içeriğini incelemek için İstanbul’dan daha iyi bir şehir olamaz, çünkü sonsuz katmanları olan bu şehir sürekli gelişen kentsel, sosyal ve kültürel değişimin getirdiği bir canlılığa sahip. Bir şehir olarak İstanbul kusursuzluktan çok uzak, buna karşın dünyadaki en enerji verici ve en hareketli şehirlerden birisi. Bu şehrin kendine has özelliği, bu kusurluluğun doğurduğu belirsizlik ve geçicilik durumu. Bir tema olarak kusurluluk bir yandan İstanbul’un farklı yaratıcı potansiyeline övgü niteliği taşırken, bir yandan da günümüz dünyasında tasarım ile ilgili geniş bir bakış açısının oluşumunu destekleyecek. Dünyaya İstanbul hakkında bir şeyler söylerken çağdaş tasarımın doğası adına keskin bir bakış açısı sunacak. Kusurluluk eski kavramlara yeni bir bakış açısı ile yaklaşıyor. Bir Japon konsepti olan “Wabi”ye, yeni olarak süreksizlik, geçicilik ve kusurluluk katıyor. Yeni nesiller için harekete geçirici olan kusurluluk, aynı zamanda ütopik bir bakış açısından vazgeçtiğimizi, onun yerine gündelik hayatın dağınık gerçekliğiyle çalışmaktan ilham aldığımızı kabullenmek anlamına geliyor.

Makine üretiminin kalitesi göz önünde tutulduğunda, kesinlik veya tekrar gibi kavramların arayışına girmek bir anlam taşımıyor. Bu şekilde, algılanan standartlar ve süreçlerden sapmak olası hale geliyor. Kusurluluk ile çalışmak her zaman kusursuzluk ile çalışmaktan zor olmuştur. Mükemmel bir obje yaratmaya çalışmak, tasarladığınız her birleşim yerinde, attığınız her dikişte, şekillendirdiğiniz her yüzeyde nereye ulaşmanız gerektiğini bilmek demektir. Ancak kusurlulukta olumlu nitelikler ararken bir sürece ya da kavramsal bir çerçeveye gözünüz kapalı bir şekilde inanıp, yalnızca beceri, istikrar ve tutarlılıkla istediğiniz sonuca ulaşmayı bekleyemezsiniz. Her karar kişisel bir seçimdir; bir felsefenin sonucu değildir.

Bir tasarımcı için kusurluluk özelliklerinin arayışında önemli olan nokta, alınan estetik kararları haklı çıkarma gerekliliğidir. Kusursuzluk, bir objenin kolayca sahip olacağı bir nitelik değildir ancak bir kavram olarak açık ve anlaşılırdır. Seri üretim çağında kusursuzluk aynı objeden yüzlerce, binlerce ve belki de milyonlarca üretebilme olasılığının güvencesi haline gelmiştir. Kusursuzluk kelimesinin kendisi, ima ettiği özellikleri taşıyan orijinal bir objenin varlığına işaret eder. Bu tarz objeler, kendine has özellikler taşımaktan ziyade, başka bir şeyin mükemmel kopyaları olarak kabul edilirler.

Seri üretim objeleri, orijinalin olmadığı, prototip ya da modellerin bulunduğu bir çağın ürünüdür. Buradaki odak nokta, objelerin seri olarak üretilmiş olmasının doğasıdır. Bu, belli bir üretime ait tüm Volkswagen’ların birbiriyle aynı olması demektir. Mekanik yeniden üretim çağında, Walter Benjamin’in sanatın “aura”sı adını verdiği özelliğe sahip olan ve diğer objelerden ayırt edilebilecek tek bir ideal obje yoktur. Bunun aksine, çoğunluk için bir performans vaadi vardır. Her araba aynı özelliklere sahiptir; bu da modelin özellikleridir. Bir açıdan da bu, insanın ayırt edici ve kişiye özgü olana yönelik arzularının, yani sahip olduklarımızı yalnızca bize ait kılma içgüdüsünün tam tersidir. Kusursuzluk arayışı, seri üretim çağının erken dönemlerindeki anlayışın bir parçasıdır. Kusurluluk gibi bir kavramın çekim alanını keşfetmek tasarımcıyı çok daha korumasız bir duruma sokar; sanki bir güvenlik ağı yokmuş gibi, tasarım sürecindeki her adım bir karar vermeyi gerektirir.

Şu anda, endüstriyel üretimi yeni bir çok yönlülük seviyesinde kullanma imkânımız var. Bu, makinelerin elle yaratılmış gibi görünen objeler üretmesi demek değil; 19. yüzyılın başından beri üretimin görünen yüzünün arkasında olan bir şey. Makine üretiminin kalitesi göz önünde tutulduğunda, kesinlik veya tekrar gibi kavramların arayışına girmek bir anlam taşımaz. Çeşitlilik ve bireysellik gibi değerleri bu sürece katmak mümkün hale gelir. Parlak yüzeylerin yerini daha az cilalanmış yüzeyler alır. Saf geometri, mümkün olan tek biçim dili olmaktan çıkar. Katkısız renk, yerini bulanık karışımlara bırakır. Simetri, tek seçenek değildir.

Nesnelere bir bireyin sahip olduğu karizmayı kazandırmak üzere seri üretim yöntemleri ile uğraşırken muhtemel belirsizliklerden yararlanmayı çekici kılan da ürettiğiniz her vazonun, her camın ve hatta her sandalyenin diğerlerinden farklı ve bazı açılardan ayırt edilir şekilde kişisel olduğunu açıkça ortaya koymaktır. Bu, endüstriyel olanı yumuşatmak ve evcilleştirmek demektir.

KÜRATÖRLER

Emre AROLAT

1986’da MSÜ Mimarlık Fakültesi’nden mezun olduktan sonra 1986-87 yıllarında ABD Washington D.C.’de Metcalf Mimarlık Bürosu’nda çalıştı. 1987-2004 yılları arasında Arolat Mimarlık’ta, Şaziment ve Neşet Arolat’la birlikte tasarımcı ortak olarak çalışan Emre Arolat, 2004 yılında Gonca Paşolar ile birlikte EAA-Emre Arolat Architects’i kurdu. Proje ve uygulamalarıyla kazandığı ödüller arasında 2005 Mies van der Rohe Award for European Architecture ( Highly Commended), 2006 AR Awards for Emerging Architecture (Highly Commended), 2010 Cityscape Dubai Awards, 2011 MIPIM AR Future Projects Awards, 2011 Green Good Design Awards ve 2011 WAF ( World Architecture Festival) Awards ( Highly Commended) yer alıyor. Atölye yürütücüsü ve jüri üyesi olarak pek çok üniversitede görev alan Emre Arolat, İpekyol Tekstil Fabrikası yapısı ile 2010 yılında Aga Khan Mimarlık Ödülü’nün sahibi oldu. EAA’nın küratörlüğünü üstlendiği “Nazaran…/With regard to…”, “An/Moment” ve ”Fabrika/The Factory” sergileri, ofisin projeleri kadar mimarlık yaklaşımının da geniş kitlelerce paylaşılmasını sağladı. EAA’nın “Emre Arolat-Yapılar/Projeler 1998-2005”, “Dalaman Havalimanı”, “…nazaran” ve “Fabrika” isimli kitapları bulunuyor.

 

 

Joseph GRİMA

Milano’da Çalışmalarını Milano’da sürdüren mimar, editör, yazar ve küratörJoseph Grima, Milano’da Gio Ponti tarafından kurulan ve çağdaş mimari, tasarım ve sanat alanlarında uluslararası bir üne sahip bir dergi olan Domus’un genel yayın yönetmenliğini yürütmektedir. New York’ta bulunan, kâr amacı gütmeyen ve mimarlık ile sanat dallarında yaratıcı pozisyonların gelişmesine adanmış bir galeri ve etkinlik alanı olan Storefront for Art and Architecture’ın eski direktörüdür. Çalışmaları Venedik Mimarlık Bienali, Experimenta ve New York’taki New Museum gibi mekân ve etkinliklerde yer almıştır. Abitare, Volume, Bracket, Urban China ve New Geographies gibi pek çok kitap, dergi ve süreli yayının editörlüğünü üstlenmiş ve katkıda bulunmuştur. En son Moskova’daki Streka Institute of Media, Architecture and Design’da olmak üzere Avrupa ve Amerika’da ders vermiş ve konuşmalar yapmıştır. Vitra Tasarım Müzesi ve Shorefast Foundation’ın danışma kurulu üyeleri arasındadır.

Adhokrasi

yazan Joseph Grima

Küratörlüğünü Joseph Grima’nın üstlendiği Adhokrasi, birinci İstanbul Tasarım Bienali’nin iki ana sergisinden birisidir.

Bir sanayileşme ve modernite disiplini olarak tasarım, kuruluşundan itibaren çağdaş varoluşun hemen her cephesine etki etmiş – hatta bu varoluşu tanımlamıştır. Tasarım eylemleri kentlerden, yazıtiplerine, mimariden, taşıtlara, objelere, arayüzlere ve altyapısal sistemlere kadar yaşamlarımıza doygunluk noktasında nüfuz ediyor. Tasarım artık her zaman, her yerde ve bu haliyle neredeyse görünmezliğe bürünmüş durumda. Bulunduğu noktada gündelik hayatın içine öylesine işlemiş ki tasarımın aslında geniş bir etki alanı olan, kaçınılmaz surette politik bir aktivite olduğunu unutuyoruz. Oysa bugün tasarım kısa ve çelişkilerle dolu tarihinin en önemli kavşaklarından birinde duruyor.

Sosyal ve kültürel organizasyonun baskın üslubu olarak “network” (iletişim ağı) modelinin gelişiyle, bugün çok temel bir değişim gerçekleşiyor. Tasarım artık Fordist sanayiciliğin yukarıdan aşağıya modeline uygun şekilde, çoğunluğun kullanması için tüketim ürünleri meydana getiren seçkin azınlığın egemenliğindeki bir alan değil. Kitlesel pazarlar için sabit obje üretimi tanımının ötesine taşındığı bir evrim geçiriyor, coğrafi merkezi Batı’dan başka yerlere kayıyor. Anında bilgi paylaşımı, sayısız uluslarötesi iletişim ağının ortaya çıkışı, yeni üretim teknolojileri ve rekabet kültürü yerine işbirliği kültürüne doğru yönelen kolektif dürtülerin bileşimi tasarım eyleminin ekonomik ve politik bağlamda yeniden yorumlanması gerektiğini öneriyor.

Bu yeni paradigma, tasarımın üstlenebileceği ve henüz başlangıç aşamasında olan bir role işaret ediyor. Tasarıma düşen bu rol, öz-örgütlenme, karşılıklı etkileşim platformları üretme ve kökleşmiş üretim ağlarının güçlendirilmesi gibi alanlarda işlev göstererek toplumu şekillendirme olabilir. Açık-kaynak (open-source) hareketinin ortaya çıkışı; ekonomik mikro-üretim teknolojilerinin devreye girişi; hacker and maker (yetenekli ve zeki bilgisayar kurtları) kültürünün patlaması; Arduino gibi projeler sayesinde teknolojinin demokratikleşmesi ve Kickstarter gibi katılımcı platformlar – tüm bunlar tüketim kültürünün yerleşik geleneklerinden uzaklaşan ideolojik bir dönüşüme, tasarımın toplum içinde yeni bir rol üstlendiğine ve son kullanıcıların yalnızca pasif tüketiciler değil aktif aracılar oldukları yeni bir anlayışın başlangıcına işaret ediyor. Bugün ilk defa, devletlerin veya büyük şirketlerin stratejileri ile bireylerin taktiklerinin etki alanlarında bir denkleşme ihtimali doğdu ve buna karşılık yerleşik iktidar yapıları da süratli bir evrim sürecine girdiler.Birçok açıdan tasarım, dünyanın geleceğine dair hızla gelişen çelişkilerin sahnesi konumunda. Tasarımın kendine ait yeni bir dil arayışı aslında yeni ağ örgüsü içerisinde bir halk tabakası oluşturulma uğraşı niteliğinde.

Adokrasi çağına hoşgeldiniz. Bürokrasinin tam karşıtı olan adokrasi yeni fırsatlar yakalamak, öz-örgütlenmeyi hayata geçirmek, yeni ve beklenmedik üretim metodolojileri geliştirmek için kabullenilmiş gelenekleri ve iktidar yapılarını teğet geçer. “İletişim Ağı”nın yatay ve rizomatik* dünyasında yaşar ve bu dünyada yenilik – becerikli, yıkıcı, dogma karşıtı, spontane – her yerden gelebilir.

Adhokrasi: Başvurular için çağrı

➝ Başkalarının da tasarım yapmalarını, kendi kendilerine organize olmalarını ve işbirliklerine imkan veren projeler arıyoruz.
➝ “Tasarımcı”, “üretimci” ve “tüketici” arasındaki geleneksel, dengeli ve üçgen ilişkiyi sarsan projeler arıyoruz.
➝ Tasarım pratiğinin siyasi etkilerini vurgulayan projeler arıyoruz.
➝ Yenilikçi (innovative) yapım ve üretim metodolojilerine deneysel yaklaşan projeler arıyoruz.
➝ Bir siyasi aktivizm biçimi olarak tasarımı kullanan projeler arıyoruz.
➝‘Network’lerden doğan veya ‘network’lerde işlev gösteren projeler arıyoruz.
Geleneklere uymayan* ekonomik modeller öneren projeler arıyoruz.
➝ Açık-kaynak (open-source) hareketinin ve gündelik yaşam üzerine etkilerinin sınırlarını zorlayan projeler arıyoruz.
➝ Geleneksel teknikleri ve uzmanlık bilgi ve becerisini yeni araçlar ve teknolojilerle birleştiren projeler arıyoruz.
➝ Müellifi olmayan veya sayabileceğinizden çok daha fazla müellifi olan projeler arıyoruz.
➝ Dogma karşıtı projeler arıyoruz.
➝ Varolan tasarımları yeni kullanım şekillerine uyarlayan projeler arıyoruz.
➝ Kabullenilmiş tasarım tanımlarına meydan okuyan projeler arıyoruz.

*rhizome: kök, gövde

*geleneklere uymayan: Küratörün orijinal metnindeki terim unorthodox’dur.

Musibet

yazan Emre Arolat

Küratörlüğünü Emre Arolat’ın üstlendiği Musibet, birinci İstanbul Tasarım Bienali’nin iki ana sergisinden birisidir.

Büyük Dönüşüm Ekseninde, Tasarımda Bağlam ve Anti-Bağlam’ın Estetizasyonu

13 Ekim – 12 Aralık 2012 tarihleri arasında İstanbul’da ilk kez düzenlenecek olan İstanbul Tasarım Bienali kapsamında İstanbul Modern’de yer alacak olan serginin kentsel ve mimari tasarım alanındaki omurgasının, ilk bakışta birbirine zıt gibi gözükseler de her birinin son derece güncel ve yaygın olmasıyla birbirlerine şaşırtıcı bir biçimde yaklaşan iki tasarım yönelimi arasında kalan sıkışık alan üzerinden kurgulanmasını öngörülüyor. Bunlardan biri bağlamın ve özgüllüğün, diğeri ise bağlamsızlığın ve yeniciliğin estetizasyonu. İlki bağlamı kudretli yönetimlerin elinde araçsallaştırır ve içini tehlikeli bir sahte-tarihselcilik dayatmasıyla doldururken ikincisi yersizliği parlatmanın peşinde koşuyor. Bu iki kutbu doğuran ve besleyerek günden güne gürbüzleştiren gösteri dünyası ile bu dünyayı temsil eden yaygın tasarım medyasının kritiği bu serginin ana hedeflerinden. Ancak belki daha da önemlisi bu eleştirel pozisyonun kentsel ve mimari tasarımı taze bir özgürleşme alanı olarak açığa çıkarma potansiyeli
Bienal’in eş küratörlerinden olan Emre Arolat tarafından kaleme alınan “Gösteri dünyasında özgül bir seçenek ve belki de bir umut fidesi olarak İstanbul Tasarım Bienali” başlıklı metin, bu potansiyelin kavramsal çerçevesini oluşturmayı amaçlıyor.

Bu çerçeve bağlamında üretilecek işlerin,

• Kavramsal metinde sözü edilen üst başlık ve alt-nişlerde tanımlanan konulara ilişkin araştırma, dokümantasyon, eleştirel okuma, provokasyon ve benzeri yöntemlerin birini ya da bir kaçını içerecek şekilde kurgulanması,

• Konuyu ele alış biçiminin gerektirdiği ifade şekline uygun olarak iki boyutlu görsel/metinsel yüzeylerden üç boyutlu obje üretimine, kısa/uzun metrajlı filmlerden dijital temsil araçlarına kadar burada sayılmayan her türlü medyanın kullanımı konusunda serbest olması ve başvuruda; kullanılan medya ile konu arasındaki ilişkinin tarif edilmesi,

• Herhangi bir sergi mekanında alansal olarak ne kadar yer tutacağı, hangi malzemelerden meydana geleceği, malzemelerin boyutları ve diğer teknik gereksinimleri ile birlikte yaklaşık bir maliyet analizinin sunulması,

• Yukarıdaki koşulları asgari olarak yerine getirecek şekilde kurgulanması ve başvuruların katılımcının uygun gördüğü herhangi bir formatta hazırlanması,beklenmektedir.

KÜRATÖRYEL EKIP

Adokrasi

Küratör
Joseph Grima

Yardımcı Küratör
Elian Stefa
Ethel Baraona Pohl

Grafik Tasarım
Marco Ferrari, Elisa Pasqual

Web Geliştirici
Elian Stefa

Musibet

 Küratör

Emre Arolat

Yardımcı Küratör
Nil Aynalı

Danışma Kurulu

Mehmet Asatekin
George Beylerian
Levent Çalıkoğlu
Prof. Dr. John Heskett
Defne Koz
Faruk Malhan
Sevil Peach
Deyan Sudjic
İlhan Tekeli
Alexander von Vegesack

Mekânlar

İstanbul Modern

Galata Özel Rum İlköğretim Okulu

 

ETKINLIKLER

Ön Etkinlikler

‘Neden Bienal?’ – Yuvarlak Masa Toplantısı

Atölye Programları

‘Neden Tasarım?’ Uluslararası Tasarımcılarla Soru-Cevap

‘Neden Tasarım, Neden Bienal?’: İstanbul Tasarım Sempozyumu

ETKINLIKLER

Ön Etkinlikler

‘Neden Bienal?’ – Yuvarlak Masa Toplantısı

Atölye Programları

‘Neden Tasarım?’ Uluslararası Tasarımcılarla Soru-Cevap

‘Neden Tasarım, Neden Bienal?’: İstanbul Tasarım Sempozyumu

Üniversite Programı

İstanbul Tasarım Bienali teması “Imperfection/Kusurluluk”, üniversite programı kapsamında, çeşitli tasarım dallarında eğitim veren fakültelerin ilgili bölümlerinin öğrencileri ve liderleriyle yorumlanarak, farklı üniversite projelerinde işlenecek.

Paralel Katılımcılar

Tasarım odaklı firma ve kuruluşlar, Tasarım Bienali süresince kendi mağaza ve stüdyolarında Bienal teması olan “Kusurluluk” ile bağlantılı etkinlikler gerçekleştirebilecekler. Bu etkinliklerin paylaşımcı, katılımcı ve düşündürücü olması hedefleniyor.

Detay için :  http://istanbuldesignbiennial.iksv.org

 

6.Uluslararası Çukurova Sanat Günleri 22 Mart’ta başlıyor

Adana Büyükşehir Belediyesi, Mersin Büyükşehir Belediyesi ve Antakya Ticaret ve Sanayi Odası’nın girişim destekçisi olduğu ve Türkiye Yazarlar Sendikası ile Arap Yazarlar Birliğinin desteği ile gerçekleştirilen 6. Uluslararası Bu yıl 22 -26 Mart tarihleri arasında yapılacak. Etkinlik, Çukurova Sanat Girişimi tarafından düzenleniyor.

Bu yıl 22-26 Mart tarihleri arasında düzenlenecek 6. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri (6. UÇSG)’nin bu yılki teması “barış” olarak belirlendi. Genel sloganı “Yerelden ulusala, ulusaldan evrensele” olan UÇSG’nin bu yıla özelteması ise “Barış için kardeşlik, kardeşlik için barış” olarak belirlendi.

Suriye’nin Halep kenti ile Çukurova’da 7 merkezde (Adana, Antakya, İskenderun, Mersin, TarsusSilifke ve Anamur) eş zamanlı düzenlenecek 6. UÇSG’de bu yılki sanatsal etkinliklerde ağırlıklı olarak barış konusu işlenecek. “Barış” vurgusu etkinliğin açılışında da kendini gösterecek.

22 Martta, 18.00’de Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonunda yapılacak açılış töreninde Arap Yazarlar Birliği Temsilcisi Gassan Kâmil Vannus bir konuşma yapacak.

Başkanı Macit Özcan ile Adana Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Zihni Aldırmaz’ın da birer konuşma yapacağı açılış töreninde ÇUMDER (Çukurova Müzik Dostları Derneği) tarafından düzenlenen konserde Nefesli Trio adıylasahne alacak Tuna Bozkaya (klarinet), Özgür Alper (obua) ve Eray İnal (fagot) barış için müzik yapacak.

Açılış töreninde ayrıca Berrin Hız ile M. Nevzat Hız ikilisinin “Caritna Suriye” (Komşumuz Suriye) isimli fotoğraf sergisi sanatseverlerin beğenisine sunulacak.

 

Opus Amadeus Oda Müziği Festivali’nin ikinci konserinde flütist Bülent Evcil ve piyanist Gökhan Aybulus, Mozart’ın hayatının pek erken bir döneminde, 8 yaşında yazdığı flüt sonatlarını seslendirecekler. Etkinlik 11 Mart Pazar günü saat 20.00’de başladı. Biletleri Biletix’ten alabilirsiniz.

Mozart’ın melodik zenginliği ve afacan çocuk coşkusuyla bestelenmiş birbirinden zarif bu eserler çok erken yaşta  olgunlaşmaya başlayan Avusturyalı dahinin oda müziğine kazandırdığı lezzet dolu bir sonat sepeti.

Gökhan Aybulus konserde Rus besteci Sergei Rachmaninoff’un 1931 yılında bestelediği ve  20 varyasyondan oluşan “Corelli’nin bir Teması Üzerine Varyasyonları” ile  J.S. Bach’ın Ferrucio Busoni tarafından piyanoya uyarlanan, ilahi  huzurun notalarla  temsil edildiği koral prelüdlerini de seslendirecek. Claude Debussy’nin solo flüt için yazdığı “Syrinx” adlı eseriyle büyük Fransız bestecinin doğumunun 150. Yılı da bu kutlanacak.

W.A.MOZART ( 1756-1791)

Si bemol Majör Flüt ve Piyano Sonatı, KV 10

Sol Majör  Flüt ve Piyano Sonatı, KV 11

La Majör Flüt ve Piyano Sonatı, KV 12

SERGEI RACHMANINOFF ( 1873-1943)

Corelli’nin bir  Teması Üzerine Varyasyonlar, Op. 42

CLAUDE DEBUSSY  ( 1862- 1918)

Syrinx, L 129

J.S.BACH – FERRUCIO BUSONI ( 1866-1924)

Koral prelüd   “İch ruf zu Dir”,  BWV 639

Koral prelüd  “Nun komm der Heiden Heiland ” BWV 659

W.A.MOZART

Fa Majör Flüt ve Piyano Sonatı, KV 13

Do Majör  Flüt ve Piyano Sonatı, KV 14

Si bemol Majör Flüt ve Piyano Sonatı, KV 15

 

Kaynak : cumhuriyet.com.tr