14. Boston Türk Film Festivali (BTFF) Nuri Bilge Ceylan’ın “Kış Uykusu” adlı filmin gösterimiyle başlayacak.

kis-uykusu

Kuzey Amerika’daki en eski ve saygın Türk film festivallerinden ve ağırlıklı olarak uzun metrajlı filmlerden oluşan BTFF’nin bu yılki programında 23 film gösterilecek.

Boston Güzel Sanatlar Müzesi’nde 19 Mart-25 Nisan’da gerçekleştirilecek festivalde, çağdaş Türk sinemasının seçkin örnekleri ve yönetmenleri bir kez daha Amerikalı seyirciyle buluşacak.

Birçok saygın ismin de konuk edileceği etkinlikte, yönetmenler Derviş Zaim, Tayfun Pirselimoğlu, Onur Ünlü, Reha Erdem, Erol Mintaş, Murat Düzgünoğlu ve Ankara Sinema Derneği Başkanı Ahmet Boyacıoğlu ile Boston Türk Festivali Belgesel ve Kısa Film Yarışması’nda en iyi film jüri ve seyirci ödüllerini kazanan Hasan Serin, Derya Durmaz, Beyza Boyacıoğlu ve Sebastian Diaz da yer alacak.

Ayrıca, ünlü oyuncu Hülya Koçyiğit, başrolünü üstlendiği Ömer Lütfi Akad’ın “Gelin” filminin gösterimine katılacak.

Festival programı Nuri Bilge Ceylan’ın “Kış Uykusu” filminin Boston Güzel Sanatlar Müzesi’nde gösterimi ile başlayacak ve ardından yine müzede bir açılış resepsiyonu düzenlenecek.

Festivalde Nisan Dağ ve Esra Saydam’ın Deniz Seviyesi, Onur Ünlü’nün İtirazım Var, Güliz Sağlam’ın Tepecik Hayal Okulu, Beyza Boyacıoğlu ve Sebastian Diaz’ın Tonita’s, Hasan Serin’in Ağrı ve Dağ, Derya Durmaz’ın Ziazan, Derviş Zaim’in Balık, Tayfun Pirselimoğlu’nun Ben O Değilim, Ozan Açıktan’ın Silsile, Erol Mintaş’ın Annemin Şarkısı, Tunç Şahin’in Karışık Kaset, Reha Erdem’in Şarkı Söyleyen Kadınlar, Çağan Irmak’ın Unutursam Fısılda, Atıl İnaç’ın Daire, Hüseyin Karabey’in Sesime Gel, Melisa Önel’in Kumun Tadı, Çiğdem Vitrinel’in Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, Kaan Müjdeci’nin Sivas, Murat Düzgünoğlu’nun Neden Tarkovski Olamıyorum ve Ömer Lütfi Akad’ın Gelin adlı filmleri gösterilecek.

Festival Direktörü Erkut Gömülü, bu yıl da kapsamlı ve zengin programla  sinemaseverlerin karşısına çıktıklarını dile getirerek, etkinliğin Türk sinemasının ve genç kuşak Türk yönetmenlerinin ABD’deki tanıtımına önemli katkıda bulunduğunu belirtti.

TÜRK SİNEMASINDA MÜKEMMELLİK ÖDÜLÜ ÜNLÜ’NÜN

Bu arada, dokuzuncu yılını kutlayan Boston Türk Film Festivali Türk Sinemasında Mükemmellik Ödülü’nün bu yılki sahibinin Onur Ünlü olduğu açıklandı. Yönetmene ödülü Boston Güzel Sanatlar Müzesi’nde düzenlenecek bir törenle takdim edilecek.

ÖMER LÜTFİ AKAD DA ANILACAK

Festivalde, 2011 yılında hayatını kaybeden yönetmen Ömer Lütfi Akad anısına, onun 1973 yılında çektiği Gelin filmi gösterilecek. Filmin dijital olarak yenilenen kopyası  Kuzey Amerika’da ilk kez gösterilecek, sinema sanatçısı Hülya Koçyiğit başrolünü üstlendiği filmin gösterimine ve ardından düzenlenecek söyleşiye katılacak.

RUSSELL CROWE’UN SON UMUT’UNA ÖZEL GÖSTERİM

Çanakkale Savaşı’nın 100. Yılı anısına, festival programında iki film yer alacak. Yönetmenliğini Tolga Örnek’in yaptığı Gelibolu belgeseli 25 Mart’ta gösterilecek. Yönetmenliğini Russell Crowe’un yaptığı, oyuncuları arasında Yılmaz Erdoğan ve Cem Yılmaz’ın da yer aldığı Son Umut filmi ise ABD’de sinemalarda vizyona girmeden önce, 23 Nisan’da festival kapsamındaki özel bir gösterimle ilk kez seyirciyle buluşacak.

Kaynak: Habertürk

italyada-bir-turkANTDOB’un bu sezon son kez sahnelediği “İtalya’da Bir Türk” operası yoğun ilgi gördü. Antalya Devlet Opera ve Balesi (ANTDOB) ünlü İtalyan besteci Gioacchino Rossini’nin 2 perdelik eseri “İtalya’da Bir Türk” operasını son kez sahneledi.

Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde, sanatseverlerin yoğun ilgi gösterdiği operada Napoli yakınlarındaki bir sahil kasabasında geçen aşk hikayesi anlatılıyor.

Rejisör Mehmet Ergüven tarafından sahneye konulan operanın orkestra şefliğini Gaetano Soliman ve Ömer Yöndem, koro şefliğini ise Mahir Seyrek üstlendi. Eserin dekoru Gürcan Kubilay, kostümü Gülay Korkut, ışığı ise Müfit Özbek imzasını taşıyor.

ANTDOB sanatçılarının yanı sıra Ankara, İstanbul ve İzmir Devlet Opera ve Bale Müdürlüğünden konuk sanatçıların da sahne aldığı yaklaşık 2 saat süren opera, izleyenlerin beğenisini kazandı.

Kaynak: Sabah

dunyanin-en-buyuk-plak-arsiviDünyanın en büyük kişisel plak arşivinin sahibi Brezilyalı iş adamı Zero Freitas, arşivini halka açmaya hazırlanıyor

Brezilyalı iş adamı Zero Freitas, dünyanın en büyük kişisel plak arşivinin sahibi olması ve onları kataloglama yöntemiyle sık sık gündeme geliyordu.
22 yaşından beri sahip olduğu plak arşivleme tutkusu, 5 milyondan fazla plağın Sao Paolo’daki bir depoda kataloglanması ile sonuçlanan 62 yaşındaki iş adamı eşsiz arşivini insanlarla paylaşmayı planlıyor.

Zero Freitas, 2300 metrekarelik depoda, dünyanın dört bir yanından gelen plaklarla daha da genişleyen arşivinin, online bir şekilde dinlenebilmesi üzerine kurulu planı hakkında oldukça hevesli.

BBC’deki bir röportajında bu fikrini dile getiren iş adamı, müziğin anıları canlandırma konusunda çok önemli olduğunu, insanların dev arşivine ulaşarak kendi anılarını tekrar canlandırmalarını istediğini söylüyor.

Kaynak: OKU.NET

Onlarla az konuşup çok anlama yoluna gidin. Anlamadan anlaşılmayı beklemeyin. Bunun yolu da etkin ve kaliteli dinlemekten geçeceğini asla unutmayın.

terbiye

Söz verdiğiniz şeyleri muhakkak yapmaya çalışın. Onlar, asla söylenenleri unutmaz.

Çocuklar, işaret parmağınızı değil ayak izlerinizi takip eder. Yani hareketler sözlerden daha yüksek sesle konuşur. Yaptıklarınız, eylemleriniz sözlerden daha etkilidir.

Onlara dokunun, sıvazlayın, sarılın, temas kurun. Bugün Avrupa’da bir çok doktor reçetelerine ilaç yerine sabah 3 defa öğle 3 defa aksam 3 defa sevdiklerinize çocuklarınıza sarılın diye reçete belirtiyor.

Neden soruları yerine, ne, nasıl sorularını sorun “Bunu neden yaptın?”, ” Neden sinirlisin?” vb. sorular çocuklara yargılayıcı ve tehdit edici gelebilir. Bunun yerine “Ne oldu? Nasıl oldu ?” gibi sorular sorarak onların duygu ve düşüncelerini öğrenerek, kendi çözüm yollarını üretmelerine, düşünce güçlerini geliştirmelerine yardımcı olun.

Onları eleştirirken şahsını, kişiliğini değil; yapmış olduğu eylemi eleştirin Yani “sen aptalın tekisin yerine yapmış olduğun bu hareket doğru değildi gibi”. Överken de aynısını yapın.

Çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamayın. Her çocuk ayrı bir dünyaya sahiptir. Ayrı ayrı yetenekleri ayrı ayrı zekâları ve ayrı ayrı ruh yapıları vardır. Bu yüzden başka insanlarla olumsuz bir şekilde kıyaslanmak bırakın çocukları büyük insanları bile üzer.

Hatalarını yüzüne vurmak yerine onlara yakınlık gösterin. Dünyada hatasız iki insan vardır biri ölmüştür diğeri daha doğmamıştır. Hataları yüze vurmak insana direnç yaratıyor. Adeta arabanın vitesini geri almak gibi bir etki oluşturuyor.

İşi, gücü, eşi, aşı belli zamanlarda askıya alın, onlarla gezin, tozun, uzanın, takla atın… 21.yüzyıl, bize ilişkinin değil işin öncelikli olduğunu telkin ediyor. Oysa çocukların anne ve babalarıyla çok yakın ilişkiye ihtiyaçları vardır.

Anne ve baba olarak asla melek rolüne girmeyin. Çünkü sizde hata yapabilirsiniz. Her şeyin eksiksiz, hatasız ve kusursuz olsun yolundaki saplantılarınızı pencereden aşağı atın.

Çocukların-Kalbine-Girme-Taktikleri

Okuldan gelince ilk sözünüz, dersten, nottan önce bugün doya doya oynadın mı sorusu olsun. Oyun çocuklar için gıda gibi elzem bir ihtiyaçtır. Malum günümüz çocuğu beyaz betonlar arasına sıkışıp kalmıştır. Devasa enerjiler bir türlü atılamamaktadır.

Düşüncelerini değiştirmeden asla davranışlarını değiştirmeye çalışmayın. Yani önce kalbini gönlünü çalın, davranışlar bu sayede kendiliğinden değişecektir.

Çocuğunuza sevgiyi şartlı öğretirseniz oda sizi şartlı sever. Örnek: Eğer uslu çocuk olursan seni severim sözünün geri dönüşü bende seni severim ama sende benim istediklerimi yaparsan olacaktır.

İlginin dozajını iyi ayarlayın, aşırı ilgi, ilgisizlik kadar zararlıdır. Örnek: İlacın azı fayda vermez çoğu da zehirler.

Unutmayın: Yüzyıllar öncesinde olduğu gibi modern çağda da insanların kalbine girmenin tek yolu, bir gülümseyişte, sıcak bir sözde, içtenlikte gizli.”Çocuklar hayatımızın fotoğraflarıdır, nasıl poz verirsek öyle resim alırız”

Nevzat ÖZER
Psikolojik Danışman – Eğitimci Yazar

Kaynak : Dünyalılar

narsanat-canakkale-zaferi

İtilaf Devletleri; Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’u alarak İstanbul ve Çanakkale boğazlarının kontrolünü ele geçirmek, Rusya’yla güvenli bir erzak tedarik ve askeri ikmal yolu açmak, başkent İstanbul’u zaptetmek suretiyle Almanya’nın müttefiklerinden birini savaş dışı bırakarak İttifak Devletlerini zayıflatmak amaçları ile ilk hedef olarak Çanakkale Boğazı’nı seçmişlerdir. Ancak saldırıları başarısız olmuş ve geri çekilmek zorunda kalmışlardır.

Başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere tüm silah arkadaşlarını rahmet ve şükranla anıyoruz.

Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği tarafından düzenlenecek Çanakkale Zaferi’nin 100. Yılında Belgesel Gösterimi‘ne tüm halkımız davetlidir.

Bugünün anlam ve öneminde önemli payı olan ALİ REŞAT ÇAVUŞ hakkında aşağıdaki makaleyi sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Çanakkale’de Savaşan 13 Yaşındaki Gönüllü Bombacı Ali Reşat Çavuş’un Fotoğrafının Hikayesi

ali-resat-cavus-1

Çanakkale Zaferi denince unutulmaz karelerden biridir üzerinde ‘Gönüllü Bombacı’ yazan fotoğraf. Başındaki enveriyesi oldukça büyük, üzerindeki askerî kıyafet kendisine bol gelen 13-15 yaşlarındaki çocuğun fotoğrafını çoğunuz hatırlar. Genelkurmay Başkanlığı’nın 2007 yılında yayımladığı albümde yer alan ve en çok konuşulan karelerden biri olan fotoğraf (Genelkurmay o tarihte 28 fotoğraf yayımlamış, o fotoğraflardan biri de ‘Gönüllü Bombacı’ya ait meşhur kareydi). Ama kimdi bu çocuk? Gerçekten Osmanlı askerleriyle birlikte Çanakkale’de bulunmuş, düşmana karşı savaşmış mıydı? Acaba fotoğraf bir evin bahçesinde çekilmiş olabilir miydi? Ya da çocuk abisinin asker kıyafetlerini mi giymişti?

Bugüne kadar bu fotoğrafın hikâyesini hiç kimse öğrenemedi. Çanakkale Savaşı tarihi ile ilgilenen birçok araştırmacı, üzerinde el yazısıyla “Gönüllü Bombacı” yazan bu fotoğrafı, Anadolu insanının vatanı için her yaşta canını feda edebileceğinin delili olarak anlattı durdu. Hatta şu an bile internette dolaşan bu fotoğrafın altında Çanakkale’de lise ve ortaokul sıralarındaki çocukların savaştığını anlatan nice asılsız bilgi mevcut. Oysa fotoğrafın kaynağı hakkında kesin bir bilgi bulunmadığı gibi, gerçekliği konusu da hayli tartışmalıydı. Fotoğraftaki küçük çocuk, o dönemler, hatta günümüzde bile çok yaygın bir âdet olan, ‘asker büyüklerinin giysisiyle’ resim çektirmiş bir çocuk olabilirdi. Ya da resmin üzerindeki ‘Gönüllü Bombacı’ yazısını, sonradan ona bu sıfatı yakıştırmış biri yazmış olabilirdi. Ancak ilk kez, resimdeki küçük çocuğun gerçekten de Çanakkale cephesinde bulunduğunu dergimizdeki belgelerde görecek ve kendisine takılan ‘Gönüllü Bombacı’ lakabının da haksız olmadığını okuyacaksınız.

gonullu-bombaci-ali-resat-cavus

Zira 22 Ağustos 1915’te Berliner Illüstrirte Zeitung isimli Almanya’da haftalık yayın yapan derginin söz konusu sayısında Türk ordusunun bu en genç savaşçısının hikâyesi yer alıyordu. Yaklaşık 40 yıldır Çanakkale Zaferi ile ilgili belge ve bilgi toplayan Yetkin İşcen, herkesin bildiği bu fotoğrafın hikâyesini ortaya çıkartan ilk kişi. Kendisi gibi Çanakkale konusunda uzman araştırmacı-yazar Basri Emin Sütlü de bu fotoğrafın hikâyesine geçen hafta piyasaya çıkan “Hatıralarla Çanakkale-Harp Sahası Gezi Rehberi’ kitabında kısaca yer verdi.

Biz isterseniz 1915’e, Berliner Illüstrirte Zeitung isimli Alman dergisinin haberine dönelim. Haber, yayın hayatına 1892’de başlayan dergide şöyle anons ediliyor: “Ozan-şair Karl Vollmoeller Çanakkale Boğazı’nı savunanlara ilişkin haberler gönderdi. Dr. Vollmoeller’in ilk öyküsü, Türk Ordusu’nun en genç astsubayı ile ilgili…”

Almanya’dan gelerek savaşla ilgili izlenimlerini gazetesine yazan Vollmoeller’den öğrendiğimize göre fotoğraftaki çocuğun adı Ali Reşat’tı. Ali Reşat’ın hikâyesini tüm çıplaklığı ile kaleme alan Vollmoellar’e ‘Gönüllü Bombacı’nın birliğinde yer alan komutanı da yardımcı oluyordu. Şu satırlar yazara ait: “Ali…! diye bağırdı, Alman makineli tüfek birliğinin komutanı; Ali…! Çadırın arkasındaki karanlıktan ilginç ve biçimsiz bir karaltı gözüktü. Üstüne başına çekidüzen verdi ve dimdik durarak selam çaktı. … İlk izlenimim, üniforma içinde bir kız olduğu biçimindeydi… Kafasına göre oldukça büyük olan ve tropik şapkalara benzeyen, kahverengi pamuklu kumaştan yapılma ‘Enveriye’ (Türk askerinin yeni başlığı) altında iki parlak ve kuyruklu göz yanıyor, dar ve parlak bir yüzü parıldatıyordu. Görüntünün kalanı ise kaba pamukludan yapılma, balçık kahverengisi arazi üniformasının altında kayboluyordu.

ali-resat

-Beyler, bu Osmanlı İmparatorluk Ordusunun en genç astsubayı Ali Reşat Çavuş… Ali, Almanca öğrendiğini göster. Alman askeri nasıl der?

Oldukça bol ve uzun üniforma kolunun içindeki ince parmaklı eli yeniden başlığa gitti. Çatallı bir çocuk sesi duyuldu:

-Çook iyii…! (Sehr gut).

-Tamam Ali. Şimdi biz bu beylere senin nasıl astsubay olduğunu anlatacağız. Beylerin hepsi tüm cesur Türk askerlerine Almanya’dan güzel armağanlar getirdi. İşte, bir paket de senin için. Bu beyler Almanya’ya geri döndüklerinde senden söz edecekler.”

Yazara göre Ali’nin babası, Balkan Savaşı’nda bir Makedonya alayında yüzbaşıydı ve Kumanova’da şehit düşmüştü. Annesi ve kardeşleri, Sırplar tarafından katledildi. Bu katliamdan kurtulan Ali Reşat, kaçanların arkasına takılarak kendisini Trakya’ya attı ve askerlerin arasına katıldı. On üç yaşında bir çocuk, bir birlikle nasıl kalırsa öyle beslendi. Kâh geldi bir köşeye kıvrıldı, kâh arda kalanlarla idare etti. Yaklaşık 20 ay o askerlerle kaldı. Sonunda da yolu onlarla birlikte Çanakkale’ye düştü. Söz yine yazarın: “On beş yaşına gelmişti ve savaşmak istiyordu. Birisi ona bir asker pantolonu verdi ve bir de asker ceketi… Yalnızca bir silahı eksikti. Büyük adamların da kendilerinin silaha ihtiyaçları vardı. Ali’nin el bombasıyla tanışması kendi fikriydi. Bu ilk olarak nasıl oldu bilmiyorum. Ancak bir akşam kalktı ve kendi yöntemiyle İngilizlerle savaşmaya başladı. Gecenin yarısında bir cehennem gürültüsü ve delicesine atışlardan sonra, Ali Reşat sabah, bir İngiliz dürbünü ve bir Browning tabancayla geri döndü. İngiliz subaylarının bulunduğu yerleri bulma konusunda özel bir yeteneği vardı. El bombaları hep İngiliz subaylarını buluyor ve ganimetleri de buna uygun olarak seçilmiş ve aristokratik oluyordu.”

gonullu-bombaci

Genelkurmay’ın da yayımladığı bu meşhur fotoğrafın üzerinde “Gönüllü Bombacı” yazıyordu ama ismi bilinmiyordu.

Söz konusu haberde Ali’nin komutanının sözlerine de yer veriliyordu. Komutanı Ali’nin yetenekli olduğundan bahsediyordu. Gönüllü bombacıların tüm saldırılarında yer alması gerektiğini söylüyordu. “Ne yaptığını gördünüz. Ali, saldırı kollarının kahramanı oldu. Siperden ilk çıkan, düşman tel örgülerini ilk geçen ya da kesen, silahını tümüyle etkin olarak ilk kullanan oydu.”Komutanı onun, nisan ayındaki bir saldırıda, her iki bacağından ve bir mermiyle de ciğerinden kötü bir biçimde yaralandığını da anlatıyordu yazara. Ama hep ön saflarda olmak isteyen Ali’yi cephe gerisindeki bir hastaneye taşımanın da faydasız olduğunu dile getiriyordu. Buna rağmen bu yaralanmadan dolayı 4 hafta cepheden uzak kaldı Ali. Sonrasında döndüğü cephede yine düşman kurşunlarına hedef oldu. Son olarak da sol omzundan yaralanmıştı. Tüm bunlara karşın o, birkaç gün sonra yeniden iyileşerek siperlerdeki yerini almıştı. Komutanı yazara hikâyesini anlatırken hemen yanı başlarındaydı Ali. Çünkü şöyle bitiyordu metin: Bugün de erkenden ve yine bıkmadan yorulmadan bizimleydi… Öyle değil mi Ali Reşat?”

Berliner Illüstrirte Zeitung

Çanakkale Savaşı’ndan bir kesit sunan bu kare de Berliner Illüstrirte Zeitung adlı dergide yer aldı.

Gecenin karanlığında siperden çıkan, düşman askerlerinin, özellikle subayların yerlerini bulan ve bombasını atan Ali, yaşının küçüklüğüne rağmen yüreğinin büyüklüğü, cesareti ve azmi ile bir destan yazdı. Yine söz konusu hikâyeden öğrendiğimize göre cepheyi ziyarete gelen Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın huzuruna çıktı. Savaşta göstermiş olduğu yararlılıklar dolayısıyla kendisine çavuş rütbesi verildi (Dergi bu bilgiyi de vermesine rağmen haberi en genç astsubay diyerek anons etti).

karl-vollmoeller1948 yılında hayata veda eden Karl Vollmoeller iyi iş çıkartmıştı. Bizi heyecanlandıran ise 22 Ağustos 1915 tarihli haftalık dergide Ali’nin fotoğrafının da yer alıyor olmasıydı. Zaten bu fotoğraftı her şeyi aydınlığa kavuşturan. Zira 2007 yılında Genelkurmay’ın yayımladığı fotoğraf ile bu fotoğraf sanki birkaç gün arayla çekilmiş gibiydi. İşin bir başka ilginç yanı da 19 Ağustos 1915 tarihli Illustrirte Zeitung (1843-1944 yılları arasında yayın hayatını sürdürdü) adlı dergi de sayfalarında Ali’ye yer veriyordu. Çizerleriyle meşhur olan bu derginin Çanakkale’ye gelen George Lebrecht isimli çizerinin kara kalem resmi tıpa tıp Ali Reşat’a benziyordu. Üstelik 1945 yılında hayatını kaybeden ünlü ressam Lebrecht, yaptığı bu resmin altına ‘Ali Reşat’ diye not düşmüştü.

Ali Reşat ile ilgili bir Alman’ın daha hikâyesi var. Ama bu hikâye biraz farklılık arz ediyor. Hikâye, 1978 yılında ölen Armin Wegner’e ait. Oldukça uzun olan bu hikâye, 1921 yılında kaleme alınmış. Alman generali Mareşal Von der Goltz’un (Golç Paşa) ekibinde sağlık görevlisi olarak Türkiye’ye gelen ve savaşa katılan Armin Wegner isimli Alman askeri, Çanakkale cephesindeki gözlemlerini savaştan sonra ‘Hüseyin Oğlan’ adını verdiği eseriyle kitaplaştırdı. Onun anlattıkları ile Vollmoeller’in yazdıkları neredeyse tıpa tıp benzerlik arz ediyor. Yalnız Vollmoeller’in yazısındaki ‘Ali Reşat’, Wegner’in öyküsünde ‘Hüseyin’ olarak ele alınmış. Ali Reşat ismi ise Hüseyin’e sahip çıkan subayın adı olarak kitapta yer bulmuş. Armin Wegner orijinal adı Der Knabe Hussein olan kitaptaki hikâyesine şöyle giriş yapıyor: “Lüleburgaz’daki Balkan Savaşları sırasında, iki gün sonra bozguna uğrayan askerler bozkırda minaresi güdük bir parmak gibi yükselen terk edilmiş bir köyde on bir yaşında bir Türk çocuğu buldu. Mavi şalvarı topuklarına kadar uzanıyordu, kırmızı fesinin altında çekik gözleri dehşetten donuklaşmıştı. Önünde, avlunun ortasında bir köylünün ağaca bağlanmış cesedi sallanıyordu.”

Devam eden hikâye yukarıdaki hikâyede geçen komutanın anlattıklarıyla örtüşüyordu. Ali Reşat’ın İstanbul’a geldiği, 20 ay kadar kaldığı, genç acemi erlerle birlikte Beyoğlu’nun arkasındaki Taksim Kışlası’nda konakladığı, sonra Çanakkale’ye yolunun düştüğü, bombacı olduğu uzun uzun anlatılıyordu. Şu satırlar Wegner’in: “Hüseyin sabaha karşı sipere döndüğünde cepleri çikolata ve İngiliz altınıyla doluydu. Bir palaskada fişekler şıngırdıyor, kanayan parmakları arasında simsiyah parlayan bir Browning tutuyordu.” Cephede yaralandığı, Tekirdağ’a götürüldüğü, burada 4 hafta kadar kaldıktan sonra iyileşip tekrar Gelibolu’ya döndüğü de yazıyordu. Hikâye şu şekilde sonlanıyordu: “O gün Hüseyin on dört yaşına bastı. İçinde serpilmeye başladığı üniformasının omuzlarında çavuş apoletleri vardı. Anası karanlık bir gecede alevler içindeki bir kalasın altında göçüp gittiğinden bu yana kendisine analık eden toprak ona güneşten yanmış bir kabuk ve ağaç dalları gibi güçlü kollar armağan etmişti. Padişah ordusu ise ona binlerce baba vermişti. Ali Reşat onu Edirne’deki askerî okula göndermek istiyordu, akademideki tüm subaylar onu seveceklerdi.”

Evet; tarihî fotoğraftaki ‘Gönüllü Bombacı’nın, başkasının askerî elbiselerini giymiş bir genç olmadığı, tam aksine Çanakkale cephesinde, Arıburnu veya Anafartalar bölgesinde, kahramanlıklar yapmış bir genç olduğu ortaya çıkıyordu. Yakın zamana kadar kim olduğunu bilmediğimiz, üzerinde ‘Gönüllü Bombacı’ yazan fotoğrafından tanıdığımız Ali Reşat Çavuş, artık hepimizin kahramanı. Sizce hatırasını yaşatacak bir abideyi de hak ediyor değil mi?

gonullu-bombacilar

Gönüllü Bombacı’ya ait arşive ilk ulaşan Yetkin İşten emekli bir gazeteci. 40 yıldır Çanakkale üzerine çalışmalar yapıyor. Bugüne kadar Çanakkale ile ilgili bir kitabı Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla çıktı. “Birçokları gibi ben de ‘Gönüllü Bombacı’nın yer aldığı fotoğraftaki çocuğun, abisinin ya da bir yakınının kıyafetini giydiğini düşünüyordum. Zira yaşı çok küçüktü. Ayağında doğru dürüst ayakkabı yoktu. Başlığı kocamandı. Ama bugün gördük ki hikâye tahmin edebileceğimizin çok ötesinde.” diyor.

İşten, söz konusu dergileri bir arkadaşı sayesinde elde ettiğini, karıştırırken fotoğrafı gördüğünü ve fotoğraftaki çocuğu hemen tanıdığını söylüyor. “Çorap söküğü gibi geldi. Dergiye baktıktan sonra diğerlerini de araştırdım. Araştırmacı arkadaşım Basri Emin Sütlü de fotoğrafın yer aldığı derginin o günkü nüshasının tamamını elde etti. Ben ayrıca bizim tarihçilerin pek sevmediği Armin Wegner’in hikâyesini de buldum. İsimler ve olaylar neredeyse birbirinin aynı. Bunun yanında başka bir dergide bulduğumuz çizim de Ali Reşat’a çok benziyor.”

Yetkin İşten, Osmanlı ordusunda o yaşta hiç asker olmadığını söylüyor. Zira Osmanlı’da askerlik yaşı 18’di. Savaşın son senesinde çıkartılan bir kanunla yaş sınırı 17’ye düşürüldü. “Yani sağda solda çoluk çocuk askere gitti, vatanı kurtardı diyorlar ama bunun gerçekle alakası yok. Bana göre bu sebepten dolayı Çanakkale cephesine gelen Alman gazeteciler ‘Gönüllü Bombacı’ ile yakından ilgilendi. Çünkü onun yaşında başka kimse orduda bulunmuyordu.”

Peki, ‘Gönüllü Bombacı’nın akıbeti ne oldu? İşte bu noktada elde hiçbir bilgi mevcut değil: “Wegner’in hikâyesinde savaş sonrası Edirne’ye döneceği yazıyordu ama sağ kalabildi mi, bilinmiyor.”

61 yaşındaki Yetkin İşten aslen İstanbullu. 10 yıldır Çanakkale’de yaşıyor. Çanakkale Savaşı’na ilgisi lise yıllarında bir gezi sonrası başlamış. “Ziyaret için Çanakkale’ye gitmiştik. O yıllarda meşhur bir Salim Amca, onun da küçük bir müzesi vardı. 16-17 yaşlarındaydım. O müze beni çok etkiledi. O günden sonra Çanakkale ile ilgili ne gördüysem biriktirdim, sakladım. Zamanla bu araştırmaya döndü. Ama gazeteci olduğum için vakit bulamıyordum. Hürriyet dergi gruplarında çalıştım. Emekli olduktan sonra da bu tutku sebebiyle Çanakkale’ye yerleştim. Emekli olunca kendimi tamamen arşiv aramaya-taramaya verdim. Alman arşivlerinde çok fazla bilgi ve belge var. 2013’teAlmanya’ya gittim. Ama orada en az 6 ay kalmak lazımdı. 6 ay geçimimi sağlayacak ortam olmadığı için erken döndüm. Bu işlerden bir beklentim yok.”

Çanakkale’ye dair birçok bilinmeyen bu kitapta

Araştırmacı-yazar Basri Emin Sütlü, geçen hafta piyasaya çıkan ‘Hatıralarla Çanakkale-Harp Sahası Gezi Rehberi’ kitabında Gönüllü Bombacı’nın hikâyesine de kısaca yer veriyor. Söz konusu kitap harp sahalarını ziyarete gidenlerin kolayca istifade edebileceği bir eser olarak düşünülmüş. Kitap hazırlanırken, geziye giden grupların hemen hepsinin takip ettiği güzergâh esas alındı ve sadece bu güzergâhta yer alan abide ve şehitliklere yer verildi. Savaş hakkında genel bilgilere ilave olarak savaşın ruhunu yansıtan hatıraların da yer aldığı kitapta özellikle gerçek şehitlikler üzerinde duruldu. Gezilen yerlerde bulunan fakat çoğu ziyaretçinin fark etmediği detaylar özellikle belirtildi. Yıkılan abideler, haçın gölgesinde yatan şehitler, savaşa giden askerlerimizin mermere işlediği şiirler gibi daha önce bilinmeyen birçok bilginin yer aldığı 154 sayfalık kitap, Yitik Hazine yayınlarından çıktı. 1978’de doğan Basri Emin Bey, 2005’ten beri Çanakkale Muharebeleri ile ilgili araştırmalar yapıyor.

Kaynak: Aksiyon Dergisi – Onedio

Sabancı Vakfı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları işbirliğiyle düzenlenen Devlet Tiyatroları-Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde perdelerini açıyor. Bu yıl 17’nci kez düzenlenen festival, 1 ay boyunca Adanalılara keyifle takip edecekleri bir program sunacak.
Türkiye’den 16, yurt dışından 8 olmak üzere toplam 24 oyunun sahneleneceği festivalin biletleri 18 Mart’tan itibaren satışa sunulacak. Adana Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi Sahnesi’nde İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun ‘Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş’ oyunuyla başlayacak festival 30 Nisan’a kadar sürecek.

Festivalin yaklaşması nedeniyle bir mesaj yayınlayan Sabancı Vakfı Genel Müdürü Zerrin Koyunsağan, “Merhum Sakıp Sabancı’nın mirasına hep birlikte sahip çıkıyor, öncelikli çalışma alanlarımızdan biri olan kültür-sanat alanında Adana’ya yakışan bir festivale imza attığımız için gurur duyuyoruz.” dedi.

 

AnkaraSanatTiyatrosu_TesadufenKadin

 

En zengin program rekorunu kıracak

Festivalin Türkiye’nin en uzun soluklu uluslararası tiyatro festivali olduğuna dikkat çekenZerrin Koyunsağan, “Bu yılki festival, sahnelenecek 24 oyunla en zengin program rekorunu kırıyor. Yurt dışından Amerika Birleşik Devletleri, Makedonya, Yunanistan, Çin, Portekiz, Romanya, Ukrayna ve Almanya’dan farklı toplulukların oyunlarını izleyeceğiz. Yurt içinden de hem Devlet Tiyatroları’ndan hem de özel tiyatrolardan ekipler oyunlarını sahneleyecekler. Açık alan gösterileri sokakları dolduran izleyicilere çok keyifli anlar yaşatacak. Her yıl olduğu gibi bu yıl da, Sabancı Üniversitesi Gösteri Merkezi’nde sergilenecek oyunlarla festival ruhunu İstanbul’a da taşıyacağız.” dedi.

Uluslararasi-Adana-Tiyatro-Festivali-3-620x455

 

Adana 1 ay boyunca sanat kentine dönüşüyor

Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Necat Birecik’in yayınladığı festival mesajında ise; “Bu festival, Adana’nın kültür-sanat hayatı için olduğu kadar ülkemiz için de anlamlı ve dünya çapında prestiji yüksek bir tiyatro festivalidir,  yurt içinden ve yurt dışından katılan başarılı ekipler sayesinde 1 ay boyunca Adana’yı bir sanat kentine dönüştürüyoruz. Biletler her yıl festival henüz başlamadan bitiyor. Sabancı Vakfı ile 17 yıldır sürdürdüğümüz başarılı işbirliğinde tiyatronun birleştirici gücünün etkili olduğuna inanıyorum. Devlet Tiyatroları ülkemizin birçok yerinde düzenlediği Ulusal ve Uluslararası Tiyatro Festivalleri ile ayrıca halkımıza verdiği tiyatro hizmetini sürdürmekte ve şimdi Devlet Tiyatroları’nın 65 yıllık birikimi ve 17 yıllık festival coşkusu bereketli Adana topraklarında yeniden filizlenmektedir. Şimdiden Adanalı seyircilerin festivale ilgisi çok yoğun. Bu ilgi festivalin soluksuz bir heyecanla geçeceğini gösteriyor. Emeği geçen herkese teşekkür ediyor, Adanalı seyircilere şükranlarımı sunuyorum.” dedi.

Uluslararasi-Adana-Tiyatro-Festivali-17

Sakıp Sabancı Yaşam Boyu Başarı Ödülü verilecek

Tiyatro sanatının gelişmesine önemli katkılarda bulunmuş ustalara minnet ve saygı duymak amacıyla 2005 yılından bu yana verilen “Sakıp Sabancı Yaşam Boyu Başarı Ödülü” her yıl olduğu gibi festivalin açılış töreninde sahibini bulacak. Bugüne kadar Sakıp Sabancı Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü almaya hak kazanan ustalar şöyle: Cüneyt Gökçer (2005), Macide Tanır (2006), Bozkurt Kuruç (2007), Yıldız Kenter(2008), Genco Erkal (2009), Müşfik Kenter(2010), Gülriz Sururi (2011), Haldun Dormen (2012), Rutkay Aziz (2013), Prof. Zeliha Berksoy(2014).

uluslarasi-adana-tiyatro-festivali-4

Dünya’dan ve Türkiye’den tiyatro toplulukları Adana’da buluşuyor

Festivalde bu yıl Amerika Birleşik Devletleri’nden Summer Nite Theatre “Marat / Sade”,Çin’den Shangai Dramatic Arts Center “Köpeğin Yüzü”, Fransa’dan Demons Et Merveilles “Lulu’nun Beyaz Gecesi”, Portekiz’den Espetáculo da ‘Dobrar “Gôda”, Makedonya’dan Üsküp Türk Tiyatrosu “Bir Yaz Gecesi Rüyası”, Yunanistan Ulusal Tiyatrosu “Pasta” ve Ukrayna’dan Kiev Modern Bale Tiyatrosu “Carmen TV” adlı oyunlarını sergileyecek.

Türkiye’den ise İstanbul Devlet Tiyatrosu “Yaşamak Denen Bu Zahmetli İş”,  Trabzon Devlet Tiyatrosu “Rulet”, Sivas Devlet Tiyatrosu“Kanlı Düğün”, Ankara Sanat Tiyatrosu “Halktan Biri” ve “Tesadüfen Kadın Elizabeth”, Semaver Kumpanya “Kuşlar” ve “Veriler”, Tiyatro Adam“Arturo Ui’nin Önlenebilir Tırmanışı”, İkinci Kat Tiyatrosu “Fü”, Çolpan İlhan-Sadri Alışık Tiyatrosu Kafesten Bir Kuş Uçtu ve Pürtelaş Tiyatrosu “Savaş” adlı oyunlarını sahneleyecek.

Festival oyunları Adana’da Adana Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü  Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi sahnesinde ve İstanbul’da Sabancı Üniversitesi Gösteri Merkezi’nde seyirciyle buluşacak. Festival boyunca dans, oyun yazma, görme engelliler için okuma tiyatrosu, çocuklarla maske yapımı ve kukla yapımı konularında atölye çalışmaları da düzenlenecek.

Festivalin bu yıla özel açık hava gösterisi dünyaca ünlü Alman Panoptikum ekibinin hazırladığı “Transition” ismini taşıyor. Bu çarpıcı performans 10 Nisan Cuma akşamı, saat 20.00’de, Tren Garı’nda izlenebilecek. 17 – 26 Nisan tarihleri arasında Atatürk Parkı’nda düzenlenecek etkinliklerle de festival ruhu Adana sokaklarına yansıyacak.

 

Genç Tiyatro toplulukları da festival sahnesinde

Adana Tiyatro Festivali, alternatif tiyatro örneklerini Adanalı tiyatroseverlerle buluşturmak için festival sahnesinde genç tiyatro topluluklarına da yer açıyor. Festival kapsamında 5 genç tiyatro topluluğu Adana Devlet Tiyatrosu Fuaye Genç Sahne’de oyunlarını sergiliyor.Kulis Sanat Tiyatrosu “Köprüdeki Adam”, Seyyar Tiyatro “Tehlikeli Oyunlar”, Ters Ağaç KuklaTiyatrosu “Son İncir”, Ray Tiyatro “Pencere” veTiyatro Evi “Çirkin” adlı oyunlarıyla seyirciyle buluşma heyecanını yaşayacak.

Festivali her yıl 80 binden fazla seyirci takip ediyor

Adana Tiyatro Festivali, 16 yılda 40 farklı ülkeden 79 yabancı tiyatro grubunu, yerli ve yabancı 5 binden fazla sanatçıyı ağırladı. Türkiye’den özel tiyatrolar ve Devlet Tiyatroları’nın sahnelediği oyunlar da dahil toplam 292 oyun ve 628 temsil düzenlendi. Her yıl merakla beklenen Adana Tiyatro Festivali’ne Türkiye’nin birçok yerinden seyirci akın ediyor; oyunlar her yıl 80 binden fazla seyirci tarafından izleniyor.

 

istanbul-tiyatro-festivaliİstanbul Tiyatro Festivali’nin 2016 programında yer almak isteyen yerli projeler için başvuru tarihleri 30 Mart – 28 Ağustos 2015 olarak belirlendi.

20. İstanbul Tiyatro Festivali’ne katılmak isteyen yerli topluluklar için proje başvuruları 30 Mart Pazartesi gününden itibaren başlıyor. Başvurular için başvuru formu en geç 28 Ağustos 2015 tarihine kadar İstanbul Tiyatro Festivali Merkezi’ne (Sadi Konuralp Cad. No: 5 Nejat Eczacıbaşı Binası, Şişhane)  teslim edilebilir. Festivale başvuracak yerli yapımların daha önce İstanbul’da sahnelenmemiş olması gerekiyor.

20. İstanbul Tiyatro Festivali’ne seçilecek projeler iki aşamalı bir değerlendirme sonucunda belirlenecek. Değerlendirmeler, danışma kurulu ile birlikte başvuruların sona erdiği 28 Ağustos 2015 tarihinden sonra yapılacak.

İstanbul Tiyatro Festivali, 20. yaşını kutlayacağı 2016 yılında, izleyicilerini uluslararası ve ulusal düzeyde özel yapımlarla buluşturmaya hazırlanıyor. Geçen festivallerde olduğu gibi genç toplulukların gösterilerinin yer aldığı ‘Yeni Dalga’ ve Salon ile İstanbul Tiyatro Festivali ekiplerinin ortak çalışmaları sonucunda hayata geçirilen ‘Oyun Salonu’ projesi de yine festivalin ana programındaki bölümler olacak. Festival, önümüzdeki yıl da dünyaca ünlü tiyatro ve dans toplulukları ile Türkiye’den gösterileri, İstanbul’un farklı mekânlarında izleyiciyle buluşturacak.

romanEdebiyat, yaratıcılığa dayanan bütün sanat dallarında olduğu gibi, özneldir. Belirli ve herkes için geçerli ölçütlerle değerlendirilemez bu alanda verilen eserler. Yine de edebiyat eserlerini, çağdaşları ve toplum üstündeki etkilerinden yola çıkarak bir değerlendirmeye tutabiliriz. Özellikle söz konusu olan tür romansa, onların kendinden sonraki eserleri nasıl etkilediği, öbür yazın türleri üstündeki etkisinin ne olduğu ve okurların gözünde nasıl bir yer edindikleri önemlidir. Bunun içindir ki onlarca yıl önce yazılmış bir roman hâlâ okunur, edebiyat dünyasını ve bireyleri bugün de etkilemeye devam eder.

Aşağıda, 20. yüzyılda yazılan ve mutlaka okunması, anlaşılması gereken 50 roman listesi yer alıyor. Kitapların sıralaması yazıldıkları yıllara göre yapılmıştır.

1. Şikago Mezbahaları (1906) – Upton Sinclair

İşçi sömürüsünü ve Amerika’daki yetersiz gıda güvenliğini sergileyen roman, Başkan Roosevelt’in 1906′da sağlıkla ilgili iki yasayı geçirmesine neden oldu.

2. Dönüşüm (1915) – Franz Kafka

Dönüşüm, varoluşçuluğu temele alan mükemmel romanlardan biridir. Kafka’nın karakteri Gregor Samsa, bir sabah uyandığında kendini bir böcek olarak bulur. Bu böcek metaforu ise bütün toplumsal rahatsızlıklara cesaret kırıcı bir bakış açısı sunar.

3. Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi (1916) – James Joyce

Bu yarı otobiyografik roman, cinselliğe, sürgüne, sömürgeciliğe ve estetiğe bir yolculuk yapar. Kitap, Joyce’un kendisiyle mücadelesine ayna tutmaktadır.

4. Siddhartha (1922) – Hermann Hesse

Roman, yalnızca Siddhartha Gautama’nın hikâyesini anlatmaz, Siddhartha’yı yüce Buda olarak tanımlar, çünkü ana karakter ona benzer bir aydınlanma yolu izler. Yolculuğu boyunca karşılaştığı herkes ve yaşadığı her olay, Siddhartha’ya değerli bir katkıda bulunur.

5. Muhteşem Gatsby (1925) – F. Scott Fitzgerald

Caz çağının alegorisi olma özelliği taşıyan ünlü roman, “Amerikan Rüyası”nın çöküşünü, lüks bir hayat süren bir adamın hüzünlü hikâyesi yoluyla anlatır.

6. Döşeğimde Ölürken (1930) – William Faulkner

Bilinçakışı yöntemiyle yazılan romanda, on beş farklı anlatıcının ağzından karışık bir düzende aile bireylerinden birisinin gömülme arzusu yerine getirme çabası anlatılır.

7. Mübarek Toprak (1931) – Pearl S. Buck

Dünya Savaşı’ndan sonra, bir çiftçi ve karısının yaşam savaşının betimlemesi özelliği taşıyan roman, çiftçinin ve ailesinin, yaşamlarını kontrol etme hikâyesini zaman ve yer kavramlarını aşarak anlatır.

8. Dalgalar (1931) – Virginia Woolf

Sansür döneminde kadınların arzularını ve eşcinselliğini oldukça keskin hatlarla ve açıksaçıklıkla araştıran Woolf, bu kavramların “edepli toplum” değerlerinden öte bir yerde düşünülmesi için okurlarına meydan okur. Arkadaşları karşılıklı bir trajedide hemfikir olurken birçok fikir ve felsefe nihai feminist hareketin belirginleştiğini ima eder.

9. Fareler ve İnsanlar (1937) – John Steinbeck

Büyük bunalım boyunca fakirlik ve eziyetle mücadele eden iki göçmen işçinin trajik ve tozlu hikâyesi, Steinbeck’in en meşhur eserlerindendir. Kahramanlarının birbirleriyle olan ilişkisini ve etraflarındaki umutsuzluğu inceleyen bir eserdir.

10. Tanrıya Bakıyorlardı (1937) – Zora Neale Hurston

Antropolog Hurston, Karaib ve ya Afrika soyundan gelen Amerikalıların kişisel deneyimerine ışık tutmak için Amerika’nın güneyi ve Karayipler ile ilgili araştırmasına dikkat çeker.

11. Sessiz Gezegenin Dışında (1938) – C.S. Lewis

Lewis, Narnia gibi canlı ve hayal gücü kuvvetli bir dünyada, insan içgörüsüne bazı fantastik yaratıklarla uzaylı manzaraları yerleştirerek bilimkurguyu çözmeye çalışır.

12. Hoşça Kal Berlin (1939) – Christopher Isherwood

Bir hiciv geçidi, eksantrik ve grotesk figürlü, ilginç hikâyeler dizisi, Berlin’deki Nazi saldırısının öncesinde ana karakter Isherwood’un başına gelen olaylardan esinlenerek ortaya çıkmıştır.

13. Altın Gözde Yansımalar (1941) – Carson McCullers

Carson McCullers, ABD’nin güneydoğu eyaletlerinden birinde, barış zamanı bir ordugâhta geçen bu romanında, beş kişinin yalnızlıkları, düşleri, saplantıları, başarısızlıkları ve zaaflarından bir “insani cehennem” örüyor.

14. Yabancı (1942) – Albert Camus

Varoluşçu bir roman olarak etiketlenmesine rağmen, Camus, politika, felsefe, edebiyat ve din gibi çok geniş bir açıdan alır sorunları. Romanda bir katilin hayatında gittikçe artan absürt ve ruhsuz olayları anlamlandırma çabası yer alır.

15. Başka Sesler Başka Odalar (1948) – Truman Capote

Old South, etrafında bir viraneye dönüşürken genç bir çocuk tanımadığı akrabalarıyla yaşamak için gönderilir ve kendisini insanlığın anlamını, onun güzel ve karmaşık yapılarını sorgularken bulur.

16. 1984 (1949) – George Orwell

1984, şimdiye kadar yazılmış en etkili politik ve distopik romanlardan biridir. Bu tartışmasız klasik, bireyin toplumla olan ilişkisini dikkatli bir biçimde irdeler. Sadık bir sosyalist olan Orwell, komünizm, faşizm ve totalitarizmin mantıksal aşırılıklarını ortaya çıkarmak niyetindedir ve bunu büyüleyici ve korkunç anlatımı ve diliyle yazmıştır.

1951 yılında yayımlanmasına rağmen, Salinger’in ikonik, isyankâr antikahramanı Holden Caulfield hâlâ yaşamaktadır ve Amerikan toplumunun iki yüzlülüğünü ve sahtekârlığını dile getiren güvenilmez bir ses olarak da okunmaktadır.

18. Görülmeyen Adam (1953) – Ralph Ellison

Çok az roman insan hakları hareketinden önce Afroamerikan toplumunun duygularını Görülmeyen Adam kadar iyi yakalamıştır. Ellison, marjinalleşme, hayal kırıklığı ve çağdaşlarını değersizleştirme gibi kavramları politik bir bireşime dönüştürmektedir.

19. Sineklerin Tanrısı (1954) – William Golding

Makro konuya mikro bir bakış getiren roman, bir uçak kazasından sonra adaya sıkışan, orada uygarlık çatışmalarına ve farklı gruplaşma yolları arayan ve bunu, gücü güvence altına almak için yapan İngiliz okul çocuklarının hikâyesini anlatır.

20. Lolita (1955) – Vladimir Nabokov

Birçok okur romanın merkezindeki tartışma yaratan pedofili ilişkiyi görüp, romanın özünü atlamıştır. Lolita, kurbanla kurban eden arasındaki çizginin bulanıklaşmasını özenle inceler.

21. Şafak Tapınağı (1956) – Yukio Mişima

İnsan zihninin gizli kalmış yerlerini usta bir anlayışla anlatan Mişima, tapınaktaki evi tarafından büyülenen genç Budist’in deliliklerini ve eziyetlerini incelemektedir.

22. Zen Kaçıkları (1958) – Jack Kerouac

Beat neslinin temel taşı olarak bilinen Kerouac, özgür Zen Kaçıkları’nda konformist Atom Çağı’nda, toplumun gittikçe sertleşen anlam arayışını net bir biçimde gösterir.

23. Gece (1958) – Elie Wiesel

Çok az roman, soykırımın onur kırıcı ve iç burkan korkularını toplama kampında geçen, yarı otobiyografik, didaktik ve trajik bu roman kadar iyi anlatabilir.

24. Parçalanma (1958) – Chinua Achebe

Igbo lideri Okonkwo, kabilesinin hem içerde hem de İngiliz kolonisi gibi dış kaynaklarla parçalanmasını izlemektedir. Bu roman postkolonyel edebiyat tarzında şimdiye kadar yazılmış en aydınlatıcı ve provokatif eserlerden biridir.

25. Bülbülü Öldürmek (1960) – Harper Lee

Lee’nin bu uzun eseri, zorlukların içinde dürüstlüğü devam ettirme ve toplumsal ahlakı sürdürebilme mesajlarını taşıyan, içerik bakımdan zengin bir romandır.

26. Madde 22 (1961) – Joseph Heller

Heller, bu kara mizah ögeleri barındıran romanında, absürt hükümet bürokrasisi yoluyla savaşa ve şiddete ciddi eleştiriler gönderir.

27. Otomatik Portakal (1962) – Anthony Burgess

Özgür iradenin sınırlarını ve doğasını sorgulayan bu provokatif ve distopik roman, sokak çetelerinin acımasızlığıyla hükümetin yaptığı tuhaf deneyleri konu edinir.

28. Guguk Kuşu (1962) – Ken Kesey

Zihinsel sağlık enstitüsü ve MKULTRA’da edindiği tecrübelerle ortaya çıkan Kesey’nin tartışmalı romanı, toplumun yanlış anlaşılan, aşağılanan ve gözden kaçanlarına bir ışık tutmaktadır.

29. Kedi Beşiği (1963) – Kurt Vonnegut

Kedi Beşiği’nde teknoloji, din, bilim ve soğuk savaş, nüktedan ve kırıcı bir mizaha kurban gitmektedir ki bu eser aynı zamanda ana ilkeleri de ayrıntılı biçimde inceler.

30. Herzog (1964) – Saul Bellow

Mektup tarzında düzenlenen bu roman, orta yaş bunalımına yenik düşen ana karakter Moses Herzog’un zihnine bir gedik açar.

31. Paris Bir Şenliktir (1964) – Ernest Hemingway

Bu yaratıcı romanda Hemingway, 1920′li yıllarda Paris’te bir göçmen olarak edindiği tecrübeyi ve sayısız önemli yazar ve sanatçıyla olan iletişimini dile getirir.

32. Kişisel Bir Sorun (1964) – Kenzaburo Oe

Ailevi sorumluluk ve gerçeklerden kaçış bu romanın merkezini oluşturur. Bir babanın, yeni doğan zihinsel engelli oğlundan uzaklaşmak gibi yüz kızartıcı kararı ve bu karardan kendini alkole ve kadınlara vererek vazgeçmesi anlatılır.

33. Maus Hayatta Kalanın Öyküsü (1972) – Art Spiegelman

Spiegelman’in babasıyla olan hasarlı ilişkisini düzeltme çabalarını anlatan ilginç bir hikâyeyle çerçevelenen iki ciltlik bu roman, soykırım edebiyatı ve grafik roman tarzına önemli bir örnektir.

34. Gravity’s Rainbow (1973) – Thomas Pynchon

II. Dünya Savaşı’nın tuhaf ve postmodern bir yorumu olan bu roman, birbirinden farklı gerçek konu ve fikirleri araştırırken 73 bölümde 400′ü aşkın karakteri uzun uzun anlatır.

35. Suttree (1979) – Cormac McCarthy

Ortada hiçbir neden yokken varlıklı bir adam, lüks hayatını terk edip Tennessee nehrindeki tekne evine kendini hapseder. Orada birçok kötü insanla karşılaşır, kendisi ve çevresi hakkında çok şey öğrenir.

36. Alıklar Birliği (1980) – John Kennedy Toole

Şimdiye kadar Pulitzer kazanmış ve aynı zamanda sevimli bir absürt tarzı olan romanlardandır. Toole, trajik ve gülünç olan New Orleans’ın bir portesini çizer.

37. The Color Purple (1982) – Alice Walker

Walker, 1930′ların Georgia’sında geçen bu romanında, o zamanlar görmezden gelinen bir grup olan Afroamerikan kadınların var olma mücadelesini ele alıyor.

38. Beyaz Gürültü (1985) – Don DeLillo

Postmodern bir ana karakter olan Jack Gladney ve ailesi, yerel bir felaketin ardından kendi varoluşlarını incelemeye başlar.

39. Watchmen (1986) – Alan Moore

Watchmen, soğuk savaş, Thatcherizm ve Reaganizm hakkında yorum yapan, geleneksel süper kahraman mitoslarını tahlil eden, yarı gafik tarzında yazılmış bir romandır.

40. Mutfak (1988) – Banana Yoshimoto

Tokyo’da kederin, yenilginin, aşkın ve yemeğin merkeze alındığı bir kitap olan Mutfak, Yoshimoto’nun ilk romanıdır ve toplum tarafından askıya alınan hayatın sınırlarına dikkatle bakan bir romandır.

41. Biz (1988) – Yevgeny Zamyatin

1920-1921 yılları arasında yazılan fakat 1988′e kadar basılmayan bu Zamyatin romanı, iki farklı Rus devriminden edinilen deneyimlerle ortaya çıkan totaliter, kötücül ve distopik bir geleceği anlatır.

42. A Good Scent from a Strange Mountain (1992) – Robert Olen Butler

Vietnam savaşından kısa bir süre sonra Louisina’da kendi yalnız hayatlarını dokumaya başlayan göçmenler, gaziler, fahişeler ve öbür yabancılaştırılmış insanları konu alan bir kitaptır.

43. Snow Crash (1992) – Neal Stephenson

Cyberpunk hareketinin temel taşlarından biri olan ve oldukça titizlikle yazılan bu roman, Second Life gibi metaverselerin, Google Earth gibi evrensel servislerin ve internet kültüründeki dil temelli fikirlerin nihai doğuşunu doğru bir biçimde öngörmüştür.

44. Art & Lies (1994) – Jeanette Winterson

Benlik, cinsellik, yaratıcılık hakkında sorular soran, Picasso’nun, Sappho’nun hayatını içeren büyülü gerçekliğin postmodern bir eseridir.

45. Life After God (1994) – Douglas Coupland

Coupland, hayatlarında din olmadan yetişen bireyler ile maneviyatı ve anlamı bulmada sayısız yolları deneyen insanları karşılaştırır.

46. Fight Club (1996) – Chuck Palahniuk

Palahniuk, bu ilk romanında Amerikan toplumunun yalnızca yapay şeyler üretmek için insan doğasını kısıtlamasına ve baskı altına almasına derin ve keskin bir ayna tutar.

47. The Lives of Animals (1999) – J.M. Coetzee

Coetzee, insanoğlunun hayvanlara gösterdiği farklı davranışlarla veganizmden esinlenerek yazdığı bu romanda, bu iki bakış açısını dengeleyerek eserine yansıtmaktadır

48. Saksı Olmanın Faydaları (1999) – Stephen Chbosky

Anlatıcı Charlie, aslında parçası olmak istediği dünyadan ayrılma ve tecrit hissi ile büyüyen yeni nesil için, yeni çağın Çavdar Tarlasında Çocuklar’daki Holden Caulfield’i gibi davranır.

49. Places Left Unfinished at the Time of Creation (1999) – John Phillip Santos

Santos, ailesinin mirasını anmak ve araştırmak için gelecek, geçmiş ve günümüz arasında bir köprü kurar. Bunu yaparken Meksika geleneğinin parçalarıyla süslenmiş hikâyelere ve arkeolojik duyarlılığı olan bir tarih bilincine yer verir.

50. Sputnik Sweetheart (1999) – Haruki Murakami

Çok az yazar Murakami’nin anlattığı gibi karşılıksız aşkı ve kaybı anlatabilir. Yazarın şiirsel ve çağrışımsal tarzıyla bezenmiş roman, bireylerin kendilerini bir bütün olarak toplumdan uzaklaştırmasını ve bunun yarattığı yalnızlığı yansıtır.

Temaya, milliyetlere, toplumların kökenine, geçen yıllara ya da kabul gören başarı düzeyine aldırmadan, bu elli kitabın yazarı, okurlara yeni fikir ve bakış açısı kazandırmayı başarmıştır. Bazıları toplum tarafından göz ardı edilen grupların ya da bireylerin sözlerini yansıtmıştır, bazıları dışta olanı açıklamak için içsel bir bakış sergilemiş, bazıları da insanlık için olası kaderleri doğru varsaymıştır. Her durumda tümü de uygarlığın nerede başladığını ve şimdi nerede olduğunu anlatan, okunmayı hak eden romanlardır.

dag-filmleri-festivaliTürkiye’nin doğa, keşif ve macera konulu, ilk ve tek film festivali olan Dağ Filmleri Festivali, bu yıl Osmangazi Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenleniyor. 20 Mart tarihinde başlayacak ve 3 gün sürecek olan festivalde toplam 22 yerli ve yabancı film ücretsiz olarak izleyicilerle buluşacak.

Doğa bilincine dikkat çekmek, tabiatın korunması için bireyleri çevre bilincine ulaştırmak ve doğa belgeseli yapımcılığını teşvik etmek için her yıl geleneksel olarak düzenlenen Dağ Filmleri Festivali, bu yıl Osmangazi Belediyesi’nin ev sahipliğinde izleyicilerle bir araya geliyor. Festival kapsamında Akpınar Kültür Merkezi’nde gösterimleri yapılacak olan toplam 22 yerli ve yabancı filmde Dünyadan, Keşif Ruhu, Doğa-Çevre ve İnsan, Bisiklet, Kayak, Ülkemizden, Su Dünyası temaları işlenecek.

Her yıl izleyicilerine dünyanın en iyi dağ ve doğa temalı film ve belgesellerini sunan Dağ Filmleri Festivali, bu yıl 10’uncu kez doğaseverlerle buluşacak.

20 Mart tarihinde Belle ve Sebastien filmi ile başlayacak olan festivalde film gösterimlerinin yanı sıra çeşitli söyleşilerde yer alacak.

altin-koza-film-festivali22. kez sanatseverlerle buluşacak festival kapsamında her yıl olduğu gibi Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması ve Akdeniz Ülkeleri Kısa Film Yarışması gerçekleştirilecek. Ayrıca bu yıl bir ilk olarak “Adana” konulu Senaryo Yarışması ile yeni bir yarışma düzenlenecek. Yarışmanın katılım şartları önümüzdeki günlerde açıklanacak.

Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü, Türkiye’nin en köklü festivallerinden biri olan Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin Türk Sineması’nın gelişmesine ve eserlerin tanıtılmasına katkı sunmayı, sanatsal etkinlikler yoluyla da sanatçılar ve eserleriyle halk kitlelerinin buluşmasını sağlamayı hedeflediğini ifade etti. Sözlü, bu bağlamda festival kapsamında yarışma bölümleri dışında, çeşitli sergi, söyleşi, atölye çalışmaları ve etkinliklerin de gerçekleştirileceğini belirtti. Sözlü, festivalin son yıllarda gelenekselleşen bölümlerinden biri olan Adana Film Pazarı’nın ise, ülkemizde üretilen eserleri, dünyanın çeşitli köşelerinden gelen dağıtımcılarla buluşturacak olması açısından ayrıca önemli olduğunun altını çizdi.

22. Uluslararası Altın Koza Film Festivali kapsamında gerçekleştirilecek Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması ve Akdeniz Ülkeleri Kısa Film Yarışması’nın başvuru formları, önümüzdeki günlerde ‘adana-bld.gov.tr’ adresinde yayınlanacak.

27 Mart2015Dünya Tiyatro Günü’ dünyanın çeşitli yerlerinde farklı etkinliklerle kutlanırken Devlet Tiyatroları da ücretsiz temsillerle seyircisini tiyatroyla buluşturacak.

tiyatro-sahnesi-dt

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, ‘Dünya Tiyatro Günü’ nedeniyle 27 Mart Cuma günü temsil edeceği 29 değişik oyunu ücretsiz olarak sahneleyecek. Sanatseverler, Devlet Tiyatroları’nın 12 bölgesindeki 23 sahnesinde ve Gaziantep, Malatya, Çorum, Zonguldak, Denizli ve Ordu turne sahnelerinde ücretsiz temsilleri izleyebilecek. Biletler, Devlet Tiyatroları’nın gişelerinden ya da ilgili müdürlüklerden temin edilebilecek. Dünya Tiyatro Günü’nde Ankara Devlet Tiyatrosu ise, ‘Hedda Gabler’i Büyük Tiyatro Sahnesi’nde, ‘Sarı Naciye’yi Cüneyt Gökçer Sahnesi’nde, ‘Neşe, Dert, Aşk’ı Küçük Tiyatro’da, ‘Ramiz İle Jülide’yi Şinasi Sahnesi’nde, ‘Aklımdaki Kadınlar’ı Altındağ Tiyatro Sahnesi’nde, ‘Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye’yi Stüdyo Sahne’de ve ‘Nehir’i de Oda Tiyatrosu’nda ücretsiz olarak tiyatroseverlerle buluşturacak.

Nar Sanat Tiyatrosu tarafından hazırlanan Çocuk oyunları Caddebostan Kültür Merkezinde izleyicisi ile buluşuyor. Nar Sanat Tiyatrosu’nun hazırladığı oyun akışı şu şekilde:

21 Mart 2015, Cumartesi

Saat: 13:00 

Yastık Kavgası 

Ayrıntılı Bilgi İçin Tıklayınız

 

 

 

 

 

21 Mart 2015, Cumartesi

Saat: 15:00

Erimekten Korkan Buz Pıtır

Ayrıntılı Bilgi İçin Tıklayınız

 

 

 

 

 

22 Mart 2015, Pazar

Saat:13:00

Oyun Delisi

Ayrıntılı Bilgi İçin Tıklayınız

 

 

 

 

 

22 Mart 2015, Pazar

Saat:15:00

Erimekten Korkan Buz Pıtır

Ayrıntılı Bilgi İçin Tıklayınız