Sanat Makaleleri, Sanat Haberleri, Aforizmalar, Bugün tarihte ne oldular, derken şiiri unutmamalıyız değil mi?

şiir yazmak

Bugün Pazar

Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldanmadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben…
Bahtiyarım…

Nazım Hikmet Ran

****

Şikayet

Ne garip adamım ben.

İçinde hazzım bulunan ızdıraptan

şikayet edip duruyorum.

Halil Cibran

****

RUBAİ

Niceleri geldi, neler istediler;
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler;
Sen hiç gitmeyecek gibisin, değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler.

Ömer Hayyam

 ****

Bensiz seni senden
Başkası anlamaz
Sensiz beni benden
Başkası anlamaz
Senden benden bize
Olanca varmadan
Bizsiz bizi bizden
Başkası anlamaz

Özdemir Asaf

*** 

Konuşsam sessizlik Sussam ayrılık

Resmin rehindir gurbetimde
Gurbetimde sesleri aşındırmış kimliksiz bir kasaba
Ve senin kederini ıslatan o yağmurlar rehin

Alnı özlemle dağınık bir akşam getirdim sana
Sar, büyüt ellerinle, konuk et sıcaklığına
Konuk et kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana…

Ve akşam, bir kez daha
Saçlarını topla ve dağıt sesini rüzgârlara
?Bir of çeksen karşıki dağlar yıkılır?

Çekmiyorsun!

Akarsuları imrendiren yüzün de
Sabahçı kahveler de biliyor
Görüşmeyeli yorgunum
Yıkık kentler kanadı sevinçlerimle
Görüşmeyeli ya sen nasılsın
Adım, adresim durur mu defterinde?
Şimdi siirt’te koyun kokulu bir gecedeyim
Beynimde iklimsiz papatyalar
Ve kuşatılmış bir akşam duruyor penceremde

Sokakların gün batınca neden boşaldığını
Ve yüreğimin neden kabardığını bilmiyorum
Konuşsam: sessizlik/gitsem: ayrılık

Sonra kıpırtısız yasladım göğsümü boğulmuş güne
Al bu çağrıları sulara göm, o uzak sulara
Gurbetini rehnetme özlemimde?

Yılmaz Odabaşı

***

Anayasası İnsanın

Paul Eluard için yazılmıştır

Kan yasası bu insanın:
Üzümden şarap yapacaksın
Çakmak taşından ateş
Ve öpücüklerden insan!

Can yasası bu insanın:
Savaşlara yoksulluklara
Ve binbir belaya karşın
İlle de yaşayacaksın!

Us yasası bu insanın:
Suyu şavka döndürüp
Düşü gerçeğe çevirip
Düşmanı dost kılacaksın!

Anayasası bu insanın
Emekleyen çocuktan
Uzayda koşana dek
Yürürlükte her zaman

Can Yücel

***

Aramızda

Sevgilim sevgilim
Kuzey sanrısı gibidir
Geceyi beşe filan böler
Sonra ayılar hüzünden ölmez
Sevgilim sevgilim
Açlıktan ölür onlar

İşte bundan ötürü
Hüznü artık bir ayıya bıraktım
Sevgilim sevgilim
Bir ayıya
İster ormanda kullansın
İster buzdağında

Hayatın kutlu olsun sevgilim
Ki sana değişe değişe aktım
Kimi zaman bir japon gibi uykusuz kaldım
-Uykusuz kalır mı onlar bilmem aslında-
Sevgilim sevgilim
Bir orman gibi çoğal aramızda
Şehirden bir çocuk olarak şurda burda
Bir sabuntozu markasında köpürerek
Çınarın tutsaklığını
Ve menekşenin tutsaklığını
Ve menekşenin sevincini yaşa
Sevgilim sevgilim
Hüzüne yer var hayatımızda

Turgut Uyar

***

Seni günlere böldüm

Seni günlere böldüm, seni aylara
Daha yıllara, yüzyıllara böleceğim
Ve her zaman söyleyeceğim ki beni anla
Böyle eskitilmiş de olsa bu kalbi
Minesi çatlamış bir diş gibi
Durduracağım karşında.
Şiirler söylenir, şiirler biter
Biz bu sevdayı neresine sakladıktı sen ona bak da
Kahverengi avuçlarına mı gözlerinin
Tam oradan mı kahverengi yağan bir aydınlığa.
Bütün günler yenileşir her bekleyişte
Ve bütün dünler, bütün geçmişler
Kapısını açarsın ki bir de, hiç kimseler yok
Çaresiz, benim sana gelişim de hep böyle.
Dün akşama doğru turuncu bir bulut geçti
Sonra bütün bulutlar hep birden geçti
Anılar, anılar, belki hepsi bir kelime.
Edip Cansever

***

dokunmasam parmağına
beni unutacak
sanırsın

oysa artık hiç düşünmüyorum
kaç kişinin pulun tadını
ki
kaç kişinin cizlavetin adını bildiğini

düşünmeden sadece
yumuşak bir bantla bağlayın gözlerimi

biliyorsun
hâlâ intiharın  yaşlanmış haliyim
bana aldırmayın
şakaydı hepsi

hiç görmedim rusların
aystafenosa girdiğini
ama iyi bilirim
bir ülkenin üç kuruşa satıldığını
bir çocuğun yalnızlığını
bir babanın yoksunluğunu
dini kurgulayıp
annesini cennete almamayı
ah ulan ah
kör sessizlikler
kaç cümle ile yazıyorum
bir bilseniz
yağmurun tavanda dağılmasını
kaç cümle
ile ağacın
ormana küsmesini
ben seni değil
sessizliğini
özlüyorum
desem
çığlık

çığlık çığlık
sevişmek istersin
bir yalnız bırak hele
bir yalnız bırak beni
yapmam gereken işler var daha
daha şiir yazmalı
seni sevmeli
küfretmeli
çay içmeli
rakının dibini görmeli
anneme gitmeli
dünyayı kurtarmalı
ve
savaşları bitirmeliyim
yok yapamıyorsam
muhakkak
intihar etmeliyim

bir yalnız bırak
bana  beni
hele bak
bi’bak neler olacak

Naci Özcan – A.Cann

***

ve daha niceleri… devam edelim istiyorsanız [email protected] a mail atın her hafta seçki yapalım veya kendi şiirinizi gönderin yayınlayalım.

tarihte-bugun-ne-oldu22 Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 81. (Artık yıllarda 82.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 284 gün vardır.

Olaylar

  • 1737 – Osmanlı Devleti’nde Sadrazamlığa Yeğen Mehmed Paşa’nın yerine Hacı İvazzade Mehmed Paşa getirildi.
  • 1829 – Yunanistan’ın kuruluşuna ilişkin protokol, Londra’da düzenlenen konferansta Avrupa devletleri elçilerince imzalandı.
  • 1888 – İngiltere’de dünya futbolunun en eski futbol organizasyonu olan The Football League kuruldu.
  • 1921 – Kurtuluş Savaşı (Türkiye): Kuva-yi Milliye güçleri Fransız ordusu birliklerini Feke’yi terk etmek zorunda bıraktı.
  • 1933 – İlk düzenli toplama kampı olan Dachau Toplama Kampı kuruldu.
  • 1939 – Memelland (günümüz Klaipėda ve civarı) Almanya’ya katıldı.
  • 1941 – Refah şilebi bir denizaltı tarafından batırıldı, 168 kişi öldü. Bu saldırıyı hiçbir ülke üstlenmedi, gemiyi kimin batırdığı açıklığa kavuşamadı.
  • 1942 – II. Dünya Savaşı: İkinci Sirte Muharebesi (Kraliyet Donanması ile Regia Marina arasında meydana gelen deniz muharebesi)
  • 1942 – 6 ve daha fazla çocuğu olan ailelere ikramiye verilmesi kararlaştırıldı.
  • 1943 – Türkiye ile ABD arasında karşılıklı radyo yayın servisi açıldı.
  • 1944 – II. Dünya Savaşı: Monte Cassino’daki Alman direnişi kırıldı.
  • 1945 – Mısır, Suriye, Lübnan, Ürdün, Suudi Arabistan, Irak ve Yemen, Kahire’de Arap Birliği’ni kurdular.
  • 1963 – The Beatles’ın ilk albümü Please Please Me çıktı.
  • 1963 – Yassıada duruşmalarında idama mahkûm edilen, ancak müebbete çevrilen eski Cumhurbaşkanı Celâl Bayar’ın, tahliye kararı çıktı.
  • 1967 – Güney Kore’de Daewoo şirketi kuruldu.
  • 1968 – Paris’te, Nanterre Üniversitesi’nde, ABD’nin Vietnam’da yürüttüğü savaşa karşı çıkan ve eğitimde reform yapılmasını isteyen öğrenciler, Daniel Cohn-Bendit’in liderliğinde üniversitenin birinci amfisini işgal ederek, 68 olaylarını başlattı.
  • 1969 – Devrimci Milliyetçi Gençlik Kurultayı İstanbul’da toplandı. Kısa adı FKF olan Fikir Kulüpleri Federasyonu lideri Yusuf Küpeli ile Deniz Gezmiş bir manifesto yayımladılar. “Tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye” hedefi için mücadele programını açıkladılar.
  • 1982 – Yurtdışına kaçan Banker Kastelli’nin kasasına el konuldu; 70 banker ve banka yöneticisinin yurtdışına çıkışı yasaklandı.
  • 1986 – Mehmet Ali Ağca İtalya’da ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
  • 1988 – Türkiye İmar Bankası T.A.Ş kuruldu.
  • 1993 – Intel Pentium satışa sunuldu.
  • 1995 – Irak’ın kuzeyindeki harekatta 3 bin PKK mensubu çembere alındı, 200’ü öldürüldü, sekiz asker öldü, 11 er yaralandı.
  • 2001 – Diyarbakır DGM’de 5 yıl süren Yüksekova Çetesi davasında 15 sanığa 3 ile 30 yıl arasında değişen hapis cezaları verildi.
  • 2003 – Hakkında üç ayrı gıyabi tutuklama kararı bulunan işadamı Halil Bezmen cezaevine konuldu.
  • 2006 – Zamanının yaşayan en yaşlı hayvanı olarak kabul edilen kaplumbağa Adwaitya öldü.

Doğumlar

  • 1459 – I. Maximilian, Kutsal Roma imparatoru (ö. 1519)
  • 1599 – Anthony van Dyck, Flaman ressam (ö. 1641)
  • 1799 – I. Wilhelm, Prusya kralı ve Alman İmparatorluğu imparatoru (ö. 1888)
  • 1868 – Robert A. Millikan, Nobel Ödülü sahibi ABD’li fizikçi (ö. 1953)
  • 1869 – Emilio Aguinaldo, Filipinler bağımsızlık mücadelesi önderi.
  • 1888 – Kuniaki Koiso, Japon asker ve siyasetçi (ö. 1950)
  • 1905 – Grigori Kozintsev, Sovyet sinema yönetmeni (ö. 1973)
  • 1907 – James Maurice Gavin, ABD’li asker (ö. 1990)
  • 1909 – Nathan Rosen, İsrailli fizikçi (ö. 1995)
  • 1913 – Vartan İhmalyan, Ermeni yazar (ö. 1987)
  • 1913 – Sabiha Gökçen, Türk pilot (ö. 2001)
  • 1924 – Osman Fahir Seden, Türk yönetmen (ö. 1998)
  • 1931 – Burton Richter, Amerikalı fizikçidir
  • 1947 – Érik Orsenna, Fransız politikacı ve roman yazarı
  • 1948 – Andrew Lloyd Webber, İngiliz müzisyen
  • 1949 – John Benjamin Toshack, Galli futbol adamı
  • 1959 – Carlton Cuse, Meksikalı yapımcı, senarist
  • 1966 – António Pinto, Portekizli sporcu
  • 1972 – Elvis Stojko, Kanadalı buz patenci
  • 1976 – Reese Witherspoon, ABD’li aktris
  • 1977 – John Otto, ABD’li müzisyen

Ölümler

  • 1832 – Johann Wolfgang von Goethe, Alman şair ve yazar (d. 1749)
  • 1953 – Ahmet Şükrü Oğuz, Türk siyasetçi (d. 1881)
  • 1958 – Mike Todd, Amerikalı film ve tiyatro yapımcısı (d. 1907)
  • 1993 – Samiha Ayverdi, Türk yazar (d. 1905)
  • 2001 – Sabiha Gökçen, Türk pilot (d. 1913)
  • 2001 – William Hanna, ABD’li prodüktör (d. 1910)
  • 2003 – Suna Korad, Türk opera sanatçısı (d. 1935)
  • 2004 – Ahmed Yasin – Hamas’ın kurucusu (d. 1938)
  • 2004 – Janet Akyüz Mattei, ABD’li astronom (d. 1943)
  • 2005 – Kenzō Tange, Japon mimar (d. 1913)
  • 2007 – Kadir Has, Türk işadamı (d. 1921)
  • 2010 – Özhan Canaydın, Galatasaray Spor Kulübü eski başkanı, iş adamı ( d. 1943 )
  • 2011 – Hamza Yanılmaz, Elazığ 23.Dönem milletvekili ,Elazığ eski belediye başkanı ( d. 1963 )

Tatiller ve Özel Günler

  • Dünya Su Günü
  • Dünya Çocuk Şiirleri Günü

Bireyin karşısındaki herhangi bir bireye ya da topluluğa karşı taleplerini, duygu ve düşüncelerini aktarabilmesi, kabaca kendisini ifade edebilmesi ‘iletmek’ kavramıyla tanımlanabilir. İnsan ilişkilerini tam anlamıyla açıklayabilmemiz için iletmek kavramından yola çıkarak iletişimi de ele almalıyız. İletişimin sözcük yapısı incelendiğinde karşılıklı yapılan bir eylem olduğunu görmekteyiz. İletmeyi kabaca insanın kendisini ifade edebilmesi ve bunu karşısındakine aktarabilme yetisi olarak tanımlayabiliriz demiştik. Öyleyse karşıdaki bireyin ya da insan topluluğunun, şu anda özne konumunda olan bireyin aktarmaya çalıştıklarını algılayıp, anlayıp, özümsemesi ve yanıtlaması ise ‘iletişim’ olur.

eniyi sanat okulu

‘İnsanlar kafanızdan geçenleri okuyamayacaklarına göre, ne istediğinizi onlara siz söylemek sorundasınız.’İletişim kavramını Patrica Jakubowski’nin bu sözüyle de pekiştirebiliriz.

çocuk yalnızlığı

Watzlawick, Bavelas ve Jackson iletişimde bulunmamanın imkânsız olduğunu söylemişlerdir. Bunun sebebi gayet açıktır. İnsanın konuşamadan, bir şeyleri karşısındakiyle paylaşmadan ve başkalarıyla etkileşime giremeden yaşamını sürdürmesi onu bir bitkiden farksız kılar. Hatırlarsanız Robinson Crouse romanında, adada yalnız kalan kahraman çevresinde hiç kimse olmadığından bir süre sonra hayvanlarla konuşmaya, adeta bir insanla konuşuyormuşçasına onlarla iletişim kurmaya çalışmıştır. Bu da iletişimin, insan hayatının devamı için ne kadar kritik bir yere sahip olduğunu gösterir delillerden biridir. Bir iletişime etkinlik kazandıran bazı ögeler vardır.

1.Mesajı gönderen kişi: Mesaj, en az iki veya daha fazla kişi arasındaki bir aktarımdır. İletişimi başlatan kişinin bu sorumluluğu alması, açık, net, dürüst ve empati ile iletişime başlaması gerekir.

2.Mesajın yapılandırılması: İletişimde göz ardı edilen ancak iletişim sorunlarının oluşmasında oldukça etken olmasından dolayı önemli görülen öğelerden biri de mesajın yapılandırılmasıdır. Mesajda kullanılacak kelimeler, ses tonu, beden dili gibi unsurlar bazen üzerinde fazla düşünülmeden seçilir ve mesaj yapılandırılıp yollanır. Ancak mesaj bazen söylenilmek istenen tüm ayrıntıları içermez, o zaman karşı tarafın yanlış anlamasına neden olabilir ve “ben böyle söylemek istemedim” demek zorunda kalınabilir. Bazen de susmak hiçbir şey söylememek yine bir tür mesaj yollamaktır. Dolayısıyla, mesaj karşıdaki kişinin ne gördüğü, ne hissettiği ve ne duyduğudur.

3.Mesajı alan kişi: Mesajı alan kişinin kişilik yapısı, alışkanlıkları, mesajı yollayan kişiyle arasındaki ilişkinin kalitesi gibi etkenler gelen mesajın alıcı tarafından yorumlanmasında rol oynar.

4.İletişimin yer aldığı ortam: Yer, zaman ve durum da iletişim sürecindeki önemli öğelerden biridir. İletişimin yer aldığı ortam, ne dendiğini, nasıl dendiğini, ne anlaşıldığını ve nasıl bir tepki verileceğini etkiler. Örneğin, televizyondan haberleri dinleyen kocasına eşinin seslenerek yardım istemesi; ancak tüm dikkatinin dinlediği haberlerde olmasından dolayı kocasının bunu duymaması ve tepkisiz kalması, bu durumun da eşi tarafından önemsememek şeklinde yorumlanması gibi.

İletişim, insan yaşamının her alanında, sosyal yaşantının ve bunun sonucu olarak bireyin entegrasyon aşamalarında bir vazgeçilmez olmasıyla beraber yaşantının büyük bir bölümünü kapsayan eğitim hayatının başarılı ve amacına uygun bir şekilde götürülmesinde de önemli, bir yer tutar. Okullardaki başarısız öğrencilerin var oluşunu ya da okullarda öğrencilerin kendilerinden beklenemeyecek düzeyde etik dışı davranışlarda bulunmasını iletişim yetersizliğine bağlamak, iletişimin eğitim ve öğretim olguları üzerinde ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu vurgulamak için yeterlidir. Yani bütün bu davranışları tamamıyla öğrencilerin tembelliğine, öğretmenlerin yetersizliğine ya da sistemin yanlışlığına bağlamak bizleri hataya düşürebilir. Elbette ki bunların da etkisi büyüktür fakat en temel sebep öğretmenlerle öğrenciler arasındaki iletişim bağının zayıflaması hatta kopmaya yüz tutmuş hale gelmesidir.

eğitimci

 

Verimli bir öğrenme süreci verimli bir iletişim ile ayrılmaz bir bütündür.

Bütün bu etkenleri göz önünde bulundurduğumuzda verimli bir öğrenme sürecinin aslında verimli bir iletişim ile ayrılmaz bir bütün olduğunu görürüz. Eğitim öğretim yuvalarını ele aldığımızda; öğretmeni mesajı gönderen, anlatılanların yani derslerin belirli bir sistem ve yönteme dayalı olmasını ve derslerin anlatılış tarzını mesajın yapılandırılması, öğrenmek üzere orada bulunanları yani öğrencileri mesajı alan kişi, dersin anlatıldığı ortamı yani sınıfı ve bunun yanı sıra diğer fiziksel koşulları ise iletişimin yer aldığı ortam olarak adlandırabiliriz. İletişimin istenen yönde gerçekleşebilmesi için öncelikle iletişime geçecek olan bireylerin birbirlerini hangi anlamda ya da hangi bakış açısıyla gördüğünün bilinmesi gerekir. Yani öğretmen ve diğer eğitmen kadronun öğrencilere, buna karşılık öğrenci ya da öğrenci gruplarının eğitmen kadroya hangi gözle baktığı önemlidir. Bazı öğrencilerle öğretmenleri hakkında biraz söyleşi yapıldığında, onların kaleminden çizilmiş bir öğretmen şablonuyla karşılaşılır. Öğretmen, adeta onlardan farklı bir gezegende yaşayan, farklı ihtiyaçları olan, kendilerinden daha farklı şeyler tüketen, selam verseler dahi onlara kızıp neden selam veriyorsun diye notlarını kıracak olan, daima sert, insani ve vicdani duygular taşımayan bir birey olarak konulur önünüze ve eğer siz de bir öğretmenseniz kendinizi baştan aşağıya bir daha süzersiniz. Aynı şekilde bazı öğretmenlerle de söyleşi yapıldığında öğrencilere bakış açılarının olması gerekenden çok farklı olduğunu görülür. Yaptığı işin ciddiyetinin farkında değildir.

öğretim

Geçmişten beri yığıla gelen bilimsel bilgilerin yanı sıra toplumsal normları ve insani olan bütün kuralları gelecek nesillere en iyi biçimde anlatabilmek için kendini yetiştirme çabası göstermeden, karşısındakini küçük gören ve onları çok güçlü bir silah olduğunu düşündükleri notla tehdit ederler. Öğrencileri bu ülkenin geleceği olarak değil de; derslerine girdiği için para kazanabildiği bir ekmek teknesi olarak görür.

Elbette ki bu görüşler asla genellenemez, bütün öğretmen ve öğrencilere atfedilemez. Burada belirtilen öğrenci ve öğretmen şablonları, iletişim yetersizliği yaşayan bir grubu ve bu grubun belirttiğim gibi birbirlerini yanlış birer bakış açısından görmeleri sonucu böyle bir iletişim kopukluğunun meydana geldiğini anlatmak için verilmiştir. Bunun yanında birbirlerine karşı oluşturdukları şablonlardan haberleri yoktur, tamamen bağımsız görüşlerdir. İşte iletişimin koptuğu nokta da burasıdır.

Öğretmeni için zihninde böyle bir şema çizmiş öğrencinin dersteki davranışlarını ele alalım. Anlatılan konuyla ilgili kendince çok mantıklı olarak gördüğü bir soru geliyor aklına. Tam parmak kaldırıp sorusunu soracakken, zihnindeki öğretmen şeması parmağını aşağıya indiriyor. Öğrenmek istediğini rahatça dile getiremiyor. Dersin tam ortasında tuvalet ihtiyacı öğrenciyi rahatsız etmeye başlıyor. Parmak tam kalkacakken yine vazgeçiyor ve dersin sonunda kendisini tuvalete zor atıyor. Tabi ki de bu süreçte anlatılanlar havada kalıyor ve uçup gidiyor. Bir kayıp daha ve daha niceleri… Çizdiğimiz öğretmen şablonun dersi anlatış tarzını ve anlatırken zihninden geçenleri inceleyelim şimdi de. Az önceki bahsettiğimiz öğretmenin olması gereken bakış açısıyla hiçbir şekilde örtüşmeyen, ve dersin bitiş zilini dört gözle bekleyen edayla ders süresi geçirilmeye çalışılıyor.

eğitim ve öğretim

Karşısında oturanlar bu ülkenin geleceği değilmişçesine gösterilen umursamaz davranışların belki de onların, yaşadığı bu coğrafyaya birer felaket olarak geri dönmesine sebep olacaktır. Görüldüğü üzere iletişimin verimli olarak sağlanabilmesi için mesajı yollayan ile mesajı alacak olanın birbirlerine hangi gözle baktığı önemli bir yer tutar. Burada öğretmenin bu şekilde davranması ve sonucunda öğrencilerin başarısız bir grafik çizmeleri zayıflamış ve kopmaya yüz tutmuş bir iletişim sürecinin sonucudur. Bu iletişim sürecinin bu yönde gerilemesinin sebebi ise bahsettiğimiz gibi bireylerin birbirlerine nasıl baktıklarıdır. Diğer bir yandan öğretmen bahsedilen gibi değil tam tersi bir bakış açısı geliştirseydi, buna bağlı olarak da öğrencinin öğretmenine karşı geliştirdiği şemalar farklılık gösterseydi, öğretmeni için kendisinin önündeki engelleri kaldıran ve karanlıkları aydınlığa kavuşturan bir yol gösterici şeması oluştursaydı emin olun aralarındaki iletişim asla kopmaz bir hâl alırdı. Bu sayede öğrenciler ders dışında da öğretmenleriyle zaman geçirir, onlarla çok daha fazla şeyi paylaşabilirlerdi. Aralarındaki iletişim bağının güçlenmesiyle eğitim öğretim olguları da en verimli halini alabilirdi. Dersin yapıldığı ortam ve bununla birlikte diğer fiziksel koşulların iyi bir şekilde sağlanması, diğer bir yandan da mesajın yapılandırılması diye adlandırdığımız müfredat ve diğer akademik olgular, verilen mesajın anlaşılması ve bunun sonucunda verimli bir iletişim ağının kurulmasına katkıda bulunur. Öğrencilerin okul ile iletişiminin pürüzsüz bir hale getirilmesi, bunun yanında kendisi ve yaşadığı çevresiyle de verimli bir iletişim ağı kurabilmesine yardımcı olabilmek için okullara psikolojik danışmanlar atanmaktadır.

Unutulmamalıdır ki iyi bir iletişim daima sözcüklerle sağlanamaz. Sözcüklerin yanı sıra, fırçanın tuvale, kalemin kağıda anlatmak istedikleriyle ve bazen sessizlikle bazen de zarif bir gülümsemeyle her şey bir çırpıda halledilebilir.

Kaynaklar ;

Kavuncu, Velidedeoğlu, Nur, Kadın Erkek İlişkilerinde Sorunlar ve Çözümleri, Morpa Yay., İst, 2006

dunyalilar.org

”… Finlandiyalı çocukların okul yaşamı, Finlandiya’nın bizzat uygulamakta olduğu gençlik ve eğitim politikalarının sonucudur; PISA testlerinin değil. Fin eğitim sisteminde okuma becerileri, bilim ve matematik okur yazarlığı kadar sosyal bilimler, görsel sanatlar, spor ve pratik becerilerin geliştirilmesi de önemli. Finli çocuklar anaokul ve ilkokul hayatları boyunca oyun oynar ve zevk alarak öğrenirler. Finli öğretmenler de, ebeveynler de matematik ve ya fen derslerindeki soyut kavramları öğretmenin en iyi yolunun müzik, drama ya da spor uygulamaları olduğunu düşünür. Akademik ve akademik olmayan öğrenme biçimleri arasında kurulan bu denge çocukların okuldaki mutluluğunu sağlamanın büyülü formülüdür. PISA testleri, okul yaşamının çok önemli olan bazı kıstaslarını değerlendirme dışında bırakıyor.”  diyor  Pasi Sahlberg.

finlandiya ve eğitim

 

Düşük maliyetler, kısa okul saatleri, ile yüksek akademik başarıyı; bireyselliğe, bağımsızlığa önem veren, öğrencilerine kendi eğitim programını kendi düzenleme sorumluğunu yükleyen eğitim anlayışıyla bol boş zamanı, eğlenerek öğrenmeyi birleştiren Fin eğitim sistemi hala eğitimin rüya ülkesi olmaya devam ediyor.

İşte size Fin eğitim sistemiyle ilgili 9 şaşırtıcı gerçek.

finlandiyada ders

 

-1-

Finlandiya’da zorunlu okula başlama yaşı 7.

Yaşları ne olursa olsun, çocuklar okula kendileri yürüyerek ya da bisikletle gidiyor.

Fin kültürü çocukların bağımsız yetişmesini önemsiyor. Çocuklarını okula getirip götüren, ders çalıştıran ebeveynler diye bir şey yok.

-2-

Fin eğitim müfredatı basit ve genel bir çerçeve tanımlamaktan ibaret.

Öğrenciler, kendi ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda kendi eğitim-öğretim programlarını şekillendirme haklarına sahipler. Öğretmenler de öyle.

-3-

Finli öğrencilere eğitim hayatlarının ilk altı yılında hiçbir şekilde not verilmiyor. Sekizinci sınıfın sonuna kadar not verme zorunluluğu yok ve öğrenciler standardize edilmiş bir sınav sistemine tabi değiller. Sadece 16 yaşlarındayken ülke genelinde bir sınava giriyorlar.

-4-

Öğretmenler gün boyu sınıfta ortalama dört saat ders veriyor. Haftada iki saati ise mesleki gelişimleri için eğitimlere katılmak için ayırıyorlar.

İlk okulda öğrencilerin ders dışı/teneffüs olarak geçirdikleri zaman toplam 75 dakika. Amerika’da bu oran 27 dakikaya kadar düşüyor. Türkiye’de ise ortalama 45 dakika.

-5-

Tüm öğretmenlerin en az master derecesi var ve üniversite başarısı en yüksek %10’luk dilim arasından seçiliyorlar. Öğretmenlik toplum gözünde statüsü en yüksek mesleklerden biri.

Finlandiya öğretmenleri başarılı-başarısız olarak yargılamayan bir kültüre sahip. Eksikleri bulunan öğretmenlerin, yeni eğitim-öğretim programlarıyla kendilerini geliştirmesinin önü açılıyor. Hiçbir öğretmenin performans nedeniyle işten atılma korkusu yok.

-6-

Öğrencilere ödev verilmiyor çünkü öğrenmenin yeri okuldur.

Her çocuğa bir birey olarak değer veriliyor. Çocuklardan biri yeterince iyi öğrenemiyorsa öğretmenleri bunu hemen fark ediyor ve çocuğun öğrenme programını onun bireysel ihtiyaçlarına göre düzenliyor. Aynı şey, okula uyum göstermeyen, sıkılan ya da öğrenim durumu programın ilerisinde olan çocuklar için de geçerli.

Öğretmenlerin yüksek eğitim düzeyi, çocukların her türlü gelişimini gözlemleyebilmelerini ve esnek çözümler yaratabilmelerinin en önemli nedeni. İstatistiklere göre çocukların ortalama %30’u eğitim hayatlarının ilk dokuz yılında özel programlarla destekleniyor.

-7-

Fin okullarında spora bol bol yer var ama spor karşılaşmaları yapacak takımlar yok. Rekabet, üstünlük kazanmak Fin kültüründe değer verilen bir şey değil.

-8-

Finlandiya’da özel okul yok ve eğitim harcamalarının tümü devlet tarafından destekleniyor.

Finlandiya’da okullar birbirleriyle rekabet etmiyor, aksine dayanışıyor. Okulların hemen hemen tümünün başarı düzeyi aynı. Bu yüzden okulun bir diğerine göre ayrıcalığı yok.

Eğitim “herkes için eşit imkanlar sağlamak” demek. Eşitlik kavramına olağanüstü değer veriliyor. Tüm çocuklar zeka ve becerileri ne olursa olsun aynı sınıflarda okuyor.

-9-

Pek çok Avrupa ülkesi ve Amerika’yla karşılaştırıldığında Finlandiya’da eğitime ayrılan bütçenin daha fazlası sınıf ortamına yansıyor. Çünkü öğretmenler de, yöneticiler de hemen hemen aynı maaşı alıyor. Bu yüzden Finlandiya’da eğitim maliyetleri çok daha düşük.

Ancak 15 yıllık kıdemli bir öğretmen ortalama bir üniversite mezunundan daha iyi kazanıyor.

Kaynak: Eğitimpedia

“Üvey evlât gibiyiz”

İki genç balet, sitemkâr. Türkiye’de yeterince ilgi görmediklerinden yakınıyorlar. ABD’de düzenlenen Grand Prix Klasik Bale Yarışması’nda Deniz Akarslan klasik balede birinci, Berkay Günay da modern dansta ikinci oldu. Önlerinde New York finali var. Ama ceplerinde beş kuruş para yok.

Deniz ile Berkay, başarının sırrı 'disiplin' diyor. İkili, her gün 7 saat çalışıyor. [Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

Deniz ile Berkay, başarının sırrı ‘disiplin’ diyor. İkili, her gün 7 saat çalışıyor. [Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

Deniz Akarslan ve Berkay Günay, iki genç balet. Biri 16, diğeri 17 yaşında. Her ikisi de İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Bale bölümü öğrencisi.

Başak Çubukçu Prodüktör

Yazıyı Hazırlayan: Al Jazeera Türk Kanalı’nda Kıdemli Haber Prodüktörü .
Başak Çubukçu

 

Deniz ve Berkay, geçen günlerde Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen Grand Prix Klasik Bale Yarışması’nda birincilik ve ikincilik elde etti. Deniz, klasik dalda birinci oldu. Berkay da modern dansta ikinci. Bu derece, onların yaşıtları arasında Türkiye adına elde edilmiş en önemli derece.

Deniz, Berkay ve hocalarıyla prova arasında görüştük.

Grand Prix Klasik Bale Yarışması’nda elde ettikleri dereceler önemli çünkü Deniz ve Berkay, uluslararası arenada ilk kez boy gösterdi. İlk tecrübelerinde kendilerinin dahi beklemediği bir gururu yaşadılar. Aslında elde ettikleri başarı, yarı final. Asıl önlerinde daha zorlu bir etap var: final elemesi… Her ikisi de çok sıkı çalışıyorlar.

Deniz Akarslan ve Berkay Günay, iki genç balet. Biri 16, diğeri 17 yaşında. Her ikisi de İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Bale bölümü öğrencisi.

Deniz ve Berkay, geçen günlerde Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen Grand Prix Klasik Bale Yarışması’nda birincilik ve ikincilik elde etti. Deniz, klasik dalda birinci oldu. Berkay da modern dansta ikinci. Bu derece, onların yaşıtları arasında Türkiye adına elde edilmiş en önemli derece.

Deniz, Berkay ve hocalarıyla prova arasında görüştük.

Grand Prix Klasik Bale Yarışması’nda elde ettikleri dereceler önemli çünkü Deniz ve Berkay, uluslararası arenada ilk kez boy gösterdi. İlk tecrübelerinde kendilerinin dahi beklemediği bir gururu yaşadılar. Aslında elde ettikleri başarı, yarı final. Asıl önlerinde daha zorlu bir etap var: final elemesi… Her ikisi de çok sıkı çalışıyorlar.

Birbirlerini rakip olarak görmüyorlar aksine onlar tek vücutlar.

“İsmim açıklandığında sağa sola bakıyordum. Deniz dürttü. Anlamadım, beklemiyordum çünkü. Deniz’i de yanındaki Kanadalı çocuk dürttü. Bizim için sürprizdi. New York için Allah büyük.”

Amaçları, dünyaca ünlü bale okullarından burs kazanmak. Deniz’in gönlünde yatan aslan, The Royal Ballet… Berkay’ınki de Het National Ballet School.

“Bizim için çok önemli, geleceğimizi aydınlatacak. Yarışmaya, istediğimiz okulların kapıları açılsın, önümüz açılsın diye girdik. Birincilik ya da ikincilik değildi amacımız. İsim duyurmak değil. Bu yarışma sayesinde bize burs alabiliriz.”  

Konservatuardan hocaları Sergo Tereshenko’nun yüzü, öğrencilerinin 600 yarışmacı arasından dereceye girmesinden dolayı gülüyor. Tereshenko, öğrencilerini savaşçı olarak görüyor.

Deniz ile Berkay'ı finale hazırlayan Sergo Tereshenko, "Bursu kazanırlarsa büyük olay. Bir Türk kazanmış olacak" diyor. Fotoğraf: Hüseyin Narin

Deniz ile Berkay’ı finale hazırlayan Sergo Tereshenko, “Bursu kazanırlarsa büyük olay. Bir Türk kazanmış olacak” diyor. Fotoğraf: Hüseyin Narin

“İkisi de savaşçı karaktere sahip. Savaşçıysan başarılı olursun. Bunlar ilk kez yurtdışında sahneye çıkan çocuklar. Deniz, başta sahnede ufak bir fare gibiydi. Korkudan tir tir titriyordu. Ama kendisini sonradan yavaş yavaş toparladı. Demek ki asker karakteri var. Çalışkan. Sadece Allah vergisiyle olmaz, çalışmak lazım. Bunu her ikisi de yaptı.”

“Türkiye’de kıymet yok”

Çocukluk yaşlarından bu yana baleyle iç içeler. Bale, hayatlarının merkezinde değil. Bale, hayatlarının ta kendisi. Disiplini elden bırakmıyorlar. Günde yedi saat çalışıyorlar. Onlara göre bu, stadyumu altı kere turlamakla eş değer… Geri kalan saatlerde yemek yiyor, arkadaşlarıyla vakit geçiriyorlar.

Birinciliği elde eden Deniz Akarslan’a göre kabiliyet önemli ama asıl önemli olan disiplin.

“Baleye olan ilgim dokuz yaşında başladı. Teyzemin çocukları balet ve balerin. Biliyor musunuz, çocukken bale gösterisi izlerken gider televizyona sarılırmışım. Annem ve babam ne kadar aydın insan olsalar da bu duruma önceleri önyargıyla yaklaşmışlar. Sıcak bakmamışlar. Teyzem, kabul ettirdi baleyi. Bale, benim hayatım. Okuldaki çalışmamız, saat 19.30’da bitecek. Buradan çıkıp Kabataş vapuruna bineceğim. Bir saat sonra evde olacağım, yemek yiyemeden yatacağım. Sabah 08.00’de yine burada olacağım. Başarının sırrı bu. Hayatınızda sadece bale olmalı ve sadece disiplin. Olmadan çok zor, kabiliyet kurtarmıyor.”

Gençler, azimli. Elde ettikleri başarının bilincindeler ve hayallerinin avuçlarının arasından kaçmasına izin vermeyecek kadar da kararlı. Final, onların mesleklerini sürdürebilmeleri için tek şansları. En azından onlar böyle yorumluyor ve görüyor. İkincilikle dönen Berkay Günay açıklık getiriyor:

Berkay Günay'ın ailesi bale eğitimi için Mersin'den İstanbul'a taşındı. [Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

Berkay Günay’ın ailesi bale eğitimi için Mersin’den İstanbul’a taşındı.
[Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

“Baleye Türkiye’de devam etmek gibi bir hayalim yok. Tamamen yurtdışı odaklı. Bale, yurtdışında daha değer görüyor ve maddi olarak da daha doyurucu. Çünkü değer verilen bir sanat dalı. Bizim en büyük şanssızlığımız, bu meslek için Türkiye’de doğmak. Futbolcu olmak isterdim, o zaman daha çok değer buluyorsun, bu ülkede. Kıymet yok, tek kırıldığımız nokta bu. Yurtdışında sokakta ‘Ben baletim’ diyebiliyorsun göğsünü gere gere. Ama burada biraz belli etsen gelecek tepkiler hep aynı. Direkt bel altı çalışıyorlar bize.”Finalde de başarılarını devam ettirebilirlerse burs kazanma şansları olacak. Hocaları aynı zamanda devlet sanatçısı olan Sergo Tereshenko bunun elde edilmesi zor bir fırsat olduğunu söylüyor.

“New York çok zor etap. Orada kazanırlarsa burs kazanacaklar. Burs kazanınca okul seçecekler. Düşünün Royal Bale’den gelmiş burs. Kendi imkanlarıyla girmeye kalksa yıllık en az 30 bin pound ödemesi lazım. Bursu kazanırsa, hiç para ödemeyecek. Daha da ötesi bir Türk kazanmış olacak. Okul çok etkili, bunun için çalışıyorlar. İnşallah kazanırlar.”

Paraları yok

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nın iki genci ve hocalarını yurtdışına götürecek ne yazık ki bütçesi yok. Aileler devreye girip ekibi Amerika Birleşik Devletleri’ne yollayabilmek için kredi başvurusunda bulundular.

Ancak her koyun kendi bacağından asılır misali, iş başa düşmüş. Bir yandan elemelere hazırlanıp diğer taraftan kapı kapı kaynak aramaya başladılar. İlk etap için zor olsa da kaynak buldular. Deniz ve Berkay, o sürecin çok sancılı olduğunu anlatıyor.

Deniz Akarslan, balenin Türkiye'de sanatın parçası olarak görülmediğini söylüyor. [Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

Deniz Akarslan, balenin Türkiye’de sanatın parçası olarak görülmediğini söylüyor.
[Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk]

“Okulun tuvaletini yenilemek için bile bütçe çıkmıyor. Amerika’ya gibi bir yere dört kişiyi yollamaları çok zor. Okul yönetimi, bize yardımcı olamayacaklarını açıkladı. Verseler de borç olarak verebileceklerini söylediler. Her yere başvurduk. Lions’a başvurduk. Onlar olmasa gidemezdik. Sadece uçak için değil, oteli de hallettiler.”Gençler kaynak bulmak pahasına şirketlerin markalarını üstlerinde taşımaya bile razı olmuşlar.

“Biz şirketlere şunu da dedik: ‘Biz öylesine gidelim-gelelim demiyoruz. Sizi de temsil edeceğiz. Bize tişört, çanta verin. Onları taşıyalım. Hem sizin adınızı da taşımız oluruz.’ Ama kimse yanaşmadı.”

Berkay Günay, kendilerine ters gelse de bunu yapmaya mecbur olduklarını dile getiriyor.

“Keşke böyle olmasa… Ama başka türlü olmuyor. Kabul etmiyorlar. Yurtdışına baktığımızda aslında bize gelmeleri gerekiyor, Türkiye’de kapı kapı dolaştık. Hocamız kaç yaşında, onun bize sadece bale öğretmesi gerekirken insanların kapısında bekledi. Oraya gidebilmek bizim için çok zordu.”

New York için de ceplerinde paraları yok. Yine sancılı bir süreç onları bekliyor. Final, nisan ayında.

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı, Osmanlı'dan günümüze gelen iki sanat kurumundan biri. [Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı, Osmanlı’dan günümüze gelen iki sanat kurumundan biri.
[Fotoğraf: Hüseyin Narin/Al Jazeera Türk

Okul binası yetersizİstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı binası, Kadıköy’de. 1986’dan bu yana bina arayışları devam ediyor. Bale Ana Sanat Dalı Başkanı Oral Yazıcı, mevcut binanın bale için uygun olmadığını ifade ediyor.Yazıcı, Deniz ve Berkay’ın tüm bu olumsuzluklar içinden nasıl sıyrıldıklarına şaşırdığını söylüyor:

Oral Yazıcı: Balenin içinde bulunduğu durum, 10 yıl önce çok daha iyiydi. Her geçen yıl daha da kötüye gidiyor. Fotoğraf: Hüseyin Narin

Oral Yazıcı: Balenin içinde bulunduğu durum, 10 yıl önce çok daha iyiydi. Her geçen yıl daha da kötüye gidiyor. Fotoğraf: Hüseyin Narin

“Bu okul, bale yapmaya müsait değil. Konservatuara müsait değil. 55 yaşındayım, ben 30 yıldır buradayım. Şu okulda biz geldiğimiz günden beri bina arıyoruz. Salonlarımız uygun değil. Aynı salonda orkestra çalışıyor, müzik çalışıyor. Bu çocuklar nasıl çıktılar, bazen düşünüyorum. Şaşırıyorum.”

Bunlara rağmen konservatuarda yaptıklarını mucize olarak değerlendiriyor. Aslına bakarsanız haksız da değil. Verdiği örnek de bunu gösteriyor:

“Fiziki olarak bu bina konservatuara uygun değil. Sadece bale değil, gidin bakın çocuklar tuvaletlerde çalışıyor. Klarnetini ya da keman gitarını alıyor tuvalette çalışıyor. “

Kaynak :  aljazeera.com.tr

21 Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 80. (Artık yıllarda 81.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 285 gün vardır.

tarihte-bugun-ne-oldu

Olaylar

Macaristan Sovyet Cumhuriyeti lideri Béla Kun
1590 – Osmanlı Devleti ve İran arasında Ferhat Paşa Antlaşması imzalandı.
1779 – Osmanlı Devleti ile Rusya arasında Aynalıkavak Antlaşması imzalandı.
1788 – ABD’nin Louisiana eyaletinin New Orleans kenti yangında tamamen yandı.
1851 – Çin imparatoru Tu Duc bütün Hıristiyan rahiplerin öldürülmesini emretti.
1857 – Tokyo’da meydana gelen depremde 100.000’den fazla kişi öldü.
1871 – Otto von Bismarck prens ünvanını aldı.
1914 – Başyazarlığını Nigar Hanım’ın yaptığı “Kadınlık” adlı dergi haftalık olarak yayımlanmaya başladı.
1918 – Tortum’un düşman işgalinden kurtuluşu.
1919 – Macaristan Sovyet Cumhuriyeti kuruldu.
1921 – Askerî Polis Teşkilâtı’nın faaliyetlerine son verildi.
1928 – Charles Lindbergh’e ilk trans-atlantik uçuşu gerçekleştiren kişi olması dolayısıyla şeref madalyası verildi.
1935 – Şah Rıza Pehlevi, uluslararası topluluğa seslenerek ülkesinin Persia olarak değil, “Aryanların ülkesi” anlamına gelen İran olarak adlandırılmasını istedi.
1937 – Tunceli’de Dersim İsyanı başladı.
1941 – Ankara radyosu yeniden Rumca yayına başladı.
1952 – 950 grostonluk Galatasaray şilebi, Karadeniz’de Kefken açıklarında battı, 15 kişilik mürettebattan kurtulan olmadı.
1960 – Apartheid: Sharpeville Katliamı: Güney Afrika’da polis, silahsız bir grup siyah göstericinin üzerine ateş açtı: 69 siyah öldü, 180’i yaralandı.
1963 – Alkatraz Hapishanesi kapatıldı.
1964 – Boulanger Müzik Ödülü’nü Türk piyanist İdil Biret kazandı.
1965 – Ranger 9 Ay’da araştırma yapmak üzere fırlatıldı.
1965 – Martin Luther King 3.200 kişilik bir grupla, insan hakları yürüyüşü için Selma, Alabama’dan Montgomery, Alabama’ya doğru yola çıktı.
1978 – Rodezya’da beyaz ırkın egemenliği sona erdi, üç siyah bakan göreve başladı.
1978 – Ankara Belediyespor kuruldu.
1979 – Atina Yüksek Mahkemesi aldığı kararla Türkiye’nin Kıbrıs’a yaptığı müdahalenin, Zürih Antlaşması’nın IV. maddesine göre yasal olduğunu onayladı.
1980 – Jimmy Carter, ABD’nin, Sovyetlerin Afganistan’ı işgalini protesto ettiğini ve Moskova’da düzenlenen 1980 Yaz Olimpiyatları’na katılmayacağını açıkladı.
1990 – Moğolistan’da çok partili siyasi hayata geçildi.
1990 – Namibya, Güney Afrika’dan bağımsızlığını ilan etti.
1991 – Ankara’nın eski belediye başkanlarından, mimar ve yazar Vedat Dalokay ile eşi trafik kazasında öldü.
1991 – Nevruz kutlamalarında birçok il ve ilçede olaylar çıktı.
1992 – Van, Şırnak, Cizre ve Adana’da Nevruz kutlamaları sırasında çıkan olaylarda 38 kişi öldü.
1993 – Nevruz kutlamaları olaysız geçti. Aynı gün Antalya’da yapılan Türklük Kurultayı kutlamalarına Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve Başbakan Süleyman Demirel de katıldı.
2008 – Ergenekon Çetesi suçlamasıyla İlhan Selçuk, Doğu Perinçek, Kemal Alemdaroğlu gözaltına alındılar.
2009 – TRT Avaz yayına girdi.

Doğumlar

1522 – Mihrimah Sultan, Osmanlı Sultanı (ö.1578)
1685 – Johann Sebastian Bach, Alman besteci (ö.1750)
1685 – Georg Friedrich Händel, Alman besteci (ö.1759)
1768 – Jean-Baptiste Joseph Fourier, Fransız matematikçi ve fizikçi (ö. 1830)
1867 – İsmail Safa, Türk şair ve yazar (ö. 1901)
1870 – Cenap Şahabettin, Servet-i Fünun dönemi şairi ve yazarı (ö. 1934)
1903 – Frank Sargeson, Yeni Zelandalı yazar ve romancı (ö. 1982)
1904 – Nikos Skalkottas, besteci (ö.1949)
1906 – Samed Vurgun, Azeri şair (ö.1956)
1907 – Zoltan Kemeny, İsviçreli heykeltraş (ö.1965)
1923 – Abbas Sayar, Türk romancı (ö. 1999)
1925 – Peter Brook, tiyatrocu, yönetmen
1927 – Hans-Dietrich Genscher, Alman politikacı
1932 – Walter Gilbert, ABD’li fizikçi, biyolog
1935 – Brian Clough, İngiliz futbolcu (ö. 2004)
1938 – Luigi Tenco, İtalyan müzisyen (ö. 1967)
1942 – Fradique de Menezes, São Tomé ve Príncipe’li politikacı (3 Eylül 2001’den itibaren devlet başkanı)
1946 – Timothy Dalton, İngiliz aktör
1949 – Slavoj Žižek, Sloven filozof
1955 – Philippe Troussier (Omar Tourssier), Fransız futbol teknik direktörü
1958 – Gary Oldman, İngiliz aktör ve yönetmen
1960 – Ayrton Senna, Brezilyalı formula pilotu (ö. 1994)
1961 – Lothar Matthäus, Alman futbolcu
1962 – Matthew Broderick, ABD’li aktör
1963 – Ronald Koeman, Hollandalı futbol oyuncusu
1968 – Jaye Davidson, ABD’li sinema sanatçısı
1968 – Dalian Atkinson, İngiliz futbolcu
1968 – Tolunay Kafkas, Türk futbolcu ve teknik direktör
1969 – Ali Dayi, İranlı futbolcu ve teknik direktör
1972 – Derartu Tulu, Etiyopyalı atlet
1973 – Hozan Beşir, Kürt sanatçı
1980 – Ronaldinho, Brezilyalı futbolcu
1980 – Marit Bjørgen, Norveçli sporcu
1991 – Antoine Griezmann, Fransız futbolcu
1997 – Martina Stoessel, Arjantinli oyuncu ,şarkıcı ,dansçı

Ölümler

1617 – Pocahontas, Algonquin Kızılderilisi, İngilizlere esir düştükten sonra İngiltere’de evlenip orada öldü (d. 1595)
1653 – Tarhuncu Sarı Ahmed Paşa, Osmanlı devlet adamı (d. ?)
1762 – Nicolas Louis de Lacaille, Fransız astronom. (d. 1713)
1801 – Andrea Luchesi, İtalyan besteci (d. 1741)
1910 – Nadar, Fransız fotoğrafçı (d. 1820)
1915 – Frederick Winslow Taylor, ABD’li mühendis (d. 1856)
1939 – Ali Hikmet Ayerdem, Türk asker (d. 1877)
1942 – Hüseyin Suat Yalçın, Türk şair ve oyun yazarı (d. 1867)
1956 – Satı Çırpan Türk politikacı, ilk kadın milletvekillerinden (d. 1890)
1958 – Ferdi Tayfur, Türk dublaj sanatçısı (d. 1904)
1973 – Aşık Veysel Türk şair ve ozan (d. 1894)
1985 – Sir Michael Redgrave, İngiliz aktör (Vanessa Redgrave’in babası) (d. 1908)
1987 – Robert Preston, ABD’li aktör (d. 1918)
1991 – Vedat Dalokay Türk mimar ve politikacı (d. 1927)
1992 – John Ireland, Kanadalı sinema oyuncusu ve yönetmen (d. 1914)
1998 – Galina Ulanova, Rus ballerina (d. 1910)
2004 – Ludmilla Tchérina, Fransız balerin ve aktris (d. 1924)

Tatiller ve Özel Günler

Dünya Ormancılık Günü
Nevruz Bayramı
Dünya Down Sendromlular Günü
Dünya Şiir Günü
Dünya Irk Ayrımı İle Mücadele Günü
Dünya Uyku Günü

pera-fest-2015PERA FEST, 13. yılında sonbahardan ilkbahara taşındı.

21 Mart Dünya Şiir Günü’nde başlayarak 3 Nisan’a dek sürecek 13. PERA FEST’in bu yılki teması “Şiddete Karşı Sanat”.

Kültürlerarası İletişim Disiplinlerarası Sanat Derneği ve PPR ( Pi Prodüksiyon Halkla İlişkiler) işbirliğinde düzenlenen festivalin programı tiyatro ağırlıklı.

Festival kapsamında sergilenen oyunlardan “şiddet” temasını işleyen oyunlar arasından bir seçki sunulacak. Toplumsal/SiyasalŞiddet” ve “Kadına yönelik Şiddet” üzerinde odaklanan oyunların ardından yazar, yönetmen ve oyuncuların katılımı ile söyleşiler düzenlenecek. Festivalin son haftasında, Salt Beyoğlu’nda ‘şiddet’ temalı filmler gösterilecek.

PERA FEST, bu yılki programıyla “tiyatronun direnen çocuklarına şapka çıkarmak” istediklerini belirtiyor.

Festival kapsamındaki etkinliklerin geliri toplulukların olacak. Biletler, oyunların sahneleneceği tiyatrolardan ve internet üzerinden temin edilebilecek.

Festival, saat 14.00’da Tiyatro Pera’nın “ Şiirinle Gel ! ” başlıklı Dünya Şiir Günü etkinliği ile başlayacak. Etkinlikte oyuncular seçtikleri şiirleri bir kutuda toplayacaklar ve kutudan çektikleri şiirleri doğaçlama okuyacak.

Girişi ücretsiz olan etkinlikte izleyiciler de, seçtikleri bir şiiri kutuya atacaklar ve oyunculardan birinin bu şiiri okumasını bekleyecekler. Dünya Şiir Günü etkinliğinin bir de konuk şairi var; Bejan Matur.

Saat 16.30’da ise, Şermola Performans’ta Destar Tiyatro’nun yeni oyunu “ Çenadengızi (Deniz Kızı) ” sergilenecek. Galisyalı yazar Secho Sende’nin oyununu sahneye koyan Aslı Öngören ve oyuncular, oyun sonrası yapılacak söyleşiye katılacak.

günü 18.30’da, Kumbaracı yokuşundaki BiSahne’de Bi Tiyatro’nun yeni oyunu, Edward Bond’un “ Kırmızı, Siyah ve Cahil ” sergilenecek. Oyun sonrası gerçekleştirilecek “Şiddet Kültürü ve Edward Bond” konulu tartışmaya Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Işıl Baş, Kültür Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yusuf Eradam ve BiTiyatro’nun kurucuları, Laçin Ceylan ve Nihat İleri katılacak.

20.00’de, Küçük Sahne’de İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun “ Sevgili Hayat ” adlı yeni oyunu, PERA FEST için ücretsiz sergilenecek. Oyun sonrası yapılacak söyleşiye, yazar Funda Özşener, yönetmen Metin Belgin, müzisyen Stelyo Berber ve oyuncular Ebru Aytürk Evren ile Yeşim Gül katılacak.

günü saat 18’de Beyoğlu’ndaki Maya Cüneyt Türel Sahnesi’nde “Yitirilen Külltür Mirasımız: Beyoğlu’nun Tiyatro Yapıları” adlı bir söyleşi var.

Konuşmacılar, Devlet Tiyatroları eski Genel Müdürü Yücel Erten, İstanbul Şehir Tiyatroları eski Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya, tasarımcı Metin Deniz ve mimar Prof. Hasan Kuruyazıcı.

Aynı akşam, 20.30’da Tiyatyro Pol, Harbiye’de bir apartman dairesinde, aile içi şiddet’i konu alan “ Teklif ” adlı oyunu sergileyecekler.

“Seyirci Gözüyle : Tiyatroya Disiplinlerarası Yaklaşımlar” başlıklı söyleşiye, mimar – şair Cengiz Bektaş, hukukçu – psikolog Miyese Kendirci, doktor-yazar-oyuncu Ercan Kesal, tiyatro yönetmeni Yeşim Özsoy Gülan, oyuncu Zeynep Özden ve PERA FEST Sanat Yönetmeni Vecdi Sayar katılıyor.

günü 18.00’de Beyoğlu Aznavur pasajındaki Sekizinci Kat adlı tiyayroda düzenlenecek “Kadına Karşı Şiddet ve Tiyatro” başlıklı söyleşi, Ebru Nihan Celkan, Jale Karabekir, Zeynep Özyağcılar, Merve Engin, Tilbe Saran ve Sündüz Haşar’ın katılımı ile gerçekleşecek. Söyleşinin ardından 20.30’da Tiyatro Neki’nin “Kesit” adlı oyunu oynanacak.

Dünya Tiyatro Günü’nde saat 17.00’de Orhan Aydın, Metin Boran, Cuma Boynukara, Ayşe Lebriz Berkem, Kemal Oruç, Ragıp Yavuz ve Üstün Akmen Tiyatro Rampa’daki söyleşide “Tiyatroya Yönelen Şiddet: Sansür ve Baskılar”ı tartışacak.

Saat 20.30’da ardından, Matei Visniec’in “İlerleme Kelimesi Annemin Ağzında Feci Yanlış Tınlıyordu” oyunu sergilenecek.

Festivalin ikinci yarısında da, D 22 “Bent”, Büyülü Sahne “Kadın Oyunları”, İkinci Kat “Üst Kattaki Terörist”, Gaklata Perform “Aşk ve Faşizm”, Altuıdan Sonra Tiyatro “Hak”, Tiyatro Hal “Kırmızı”, Tiyatro Martı “Uçlar” adlı oyunları sergileyecek.

PERA FEST kapsamında, 28 Mart – 1 Nisan tarihleri arasında Salt Beyoğlu’nda şiddet temasına ilginç yaklaşımlar içeren “Sivas” ve “Beyaz Tanrı” adlı kurmaca filmler veAntalya Film Festivali’nde sansür tartışmasının odağındaki “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” adlı belgesel gösterilecek.

Katılımın ücretsiz olacağı bu gösterimlerin yanısıra 1 Nisan’da gene Salt Beyoğlu’daYaşar Kemal’in anısına bir etkinlik düzenlenecek. Arif Keskiner’in “Binbir Renk-Binbir Çiçek – Yar Kemal” balıklı söyleşisinin ardından “Türkan Şoray’ın “Yılanı Öldürseler” adlı filmi gösterilecek.

al-jazeeraMehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ) tarafından düzenlenen 4. Genç Yetenekler Klasik Müzik Festivali, açılış konseriyle başladı.

MAKÜ Konferans Salonu’nda düzenlenen konserde, Denizli Hakkı Dereköylü Güzel Sanatlar Lisesi Çoksesli Korosu sevilen türkü ve şarkıları seslendirdi.

Daha sonra genç yeteneklerden Selin Samsar, Koray Çal, Tuna Bilgin, Aksel Başaran, Burcum Sıla Erdoğan, Doğaç Bezdüz, İrem Yalçıner, Duru Erdoğan piyano, Beste Gürkey’in ksilofon, Nilüfer Sude Güçlü, Deniz Şensoy, Ilgın Top keman, Güney Sinemce viyolonsel, Deniz Bayar flüt, Arda Uğur gitar ve Ali Hüseynzade’nin trompet çaldığı konserde ünlü bestecilerin klasik müzik eserleri seslendirildi.

Etkinlik kapsamında, dokuz yaşındaki Selin Samsar, piyanoda seslendirdiği eserlerle ilgi çekti. Yaklaşık iki saat süren konser, büyük beğeni topladı. 22 Mart’ta sona erecek festival kapsamında çeşitli konser ve etkinlikler düzenlenecek.

Kaynak: El Cezire

picassoÇankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi (ÇSM) Avrupa’nın en önemli koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor.

Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi (ÇSM) Avrupa’nın en önemli koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor. Pablo Picasso, Auguste Rodin, Salvador Dali, Eugène Delacroix, Le Corbusier, Man Ray, Joseph Beuys, Georg Baselitz gibi dünya sanatına yön veren sanatçıların eserlerinin buluştuğu karma ‘Ellerin Büyüsü’ sergisi sanatseverlerin beğenisine sunuldu.

Dünyaca ünlü Alman koleksiyoner Prof. Dr. Hans Zilch’e ait “Ellerin Büyüsü” adlı karma sergi Ankaralılarla buluştu. Çankaya Belediyesi’nin Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde açılan sergide 15’i heykel olmak üzere 160 eser bulunuyor. Sergide Türkiye’den sanatçıların ‘el’ konulu çalışmaları da bulunuyor. Türkiye’de Almanya’ya göçünün 50. yıldönümü kutlamalarında sergisinin küratör İbrahim Karaoğlu tarafından görülmesi ve beğenilmesi üzerine Türkiye’de gezici bir sergi açılmasını kabul eden Prof. Zilch’in 30 yılda bir araya getirdiği eserlerden oluşuyor. Ellerin Büyüsü koleksiyonu, kısa bir süre önce İzmir’de, şimdi de Ankara’da ardından da İstanbul ve Antalyalı sanatseverlerle buluşacak. Ankara için bir ilk olan Ellerin Büyüsü 31 Mart 2015 tarihine dek gezilebilir.

EL CERRAHININ BİRİKİMİ AVRUPA’NIN EN ÖNEMLİ KOLEKSİYONU OLDU

Dünyaca ünlü Alman Plastik Cerrahı Prof. Dr. Hans Zilch, ellerin cazibesini meslek yaşamına son verdikten sonra da sanat eserleri ile yaşatmaya karar verir. Pablo Picasso, Auguste Rodin, Salvador Dali, Eugène Delacroix, Le Corbusier, Man Ray, Joseph Beuys, Georg Baselitz gibi dünya sanatına yön veren sanatçıların eserlerinin yanı sıra Türkiyeli sanatçıların eserlerine de ilgi duyar. Elin oluşumu ve beynin gelişiminin paralellik gösterdiğine dikkat çeken Zilch, iki organın kendisini çok etkilediğini ve Ellerin Büyüsü fikrinin böyle ortaya çıktığını söylüyor. İlk kez Berlin Üniversitesi’nde hocalık yaparken ellerle ilgili çalışmaları biriktirmeye başlayan Zilch, Picasso eserlerinden sonra orijinal eserler toplamaya başlamış.

Ellerin Büyüsü sergisinin proje direktörlüğünü Fahri Özdemir, genel sanat yönetmenliğini Kağan Batır, küratörlüğünü ise İbrahim Karaoğlu ve Michael Maske yapıyor.

Fransız Louis ve Auguste Lumiere Kardeşler, bundan 120 yıl önce bugün, beyaz perdede gösterilen ilk filmi çekmeye başladı…

sinema tarihi

‘Lyon’daki Lumiere Fabrikası’ndan Çıkış’ adlı sadece 46 saniye süren bu filmin ilk özel beyaz perde gösterimi 22 Mart 1895’de, ilk bilet kesilen halka açık gösterimi ise aynı yılın 28 Aralık’ında gerçekleştirildi. Bugün, doğdukları Lyon’da adlarını taşıyan bir müzeyle anılan ve eserleri görülebilen Lumiere Kardeşler, bu buluşlarıyla insanlığa büyülü bir dünyanın kapılarını açtı.

 

Yaşayan en yaşlı film yönetmeni Manuel de Oliveira, ‘bu büyüyü’ şöyle özetliyor:
Yaşayan en yaşlı film yönetmeni Manuel de Oliveira

Yaşayan en yaşlı film yönetmeni Manuel de Oliveira

“Sinema hayatın aynasıdır, sadece hayatı resmetmez aynı zamanda onu daha önce görülmemiş bir şekilde bize gösterir. Hayatın tek aynası sinemadır, bu da hayatın tüm anılarına sahip olmak demektir.”

Thomas Edison’un icat ettiği ‘kinetoskop’, ilk sinema kamerası olarak kabul edilir.

Fakat çekilen filmler sadece bu aletin üzerindeki merceğe bakarak izleyebiliyordu. Bu ‘tek kişilik sinemayı’ beyaz perdede oynatıp, günümüzde bildiğimiz anlamıyla sinemayı yaratmak ise ancak Lumiere Kardeşler’in ‘sinematograf’ı bulmasıyla mümkün oldu.

Bu buluşla, 120 yılda yüzlerce yönetmen, aktör ve film beyaz perdede efsaneleşerek hayatımıza girdi.

Kaynak : Nezahat Sevim, Euronews

Rönesans Gayrimenkul Yatırım bünyesindeki alışveriş merkezlerinin, Yaratıcı Çocuklar Derneği ve Fotopya işbirliği ile gerçekleştirdiği fotoğraf yarışmalarının 3’üncüsü düzenleniyor

cocuk hakları kareleri

Fotopya – Rönesans Holding – Yaratıcı Çocuklar Derneği  “Çocuk Hakları Kareleri” Fotoğraf Yarışması

Geçtiğimiz senelerde “Gülümseten Kareler” ve “Dostluk Kareleri” konulu fotoğraf yarışmalarına gösterilen yoğun ilgi nedeniyle bu yıl 3’üncüsü düzenlenecek yarışmanın son başvuru tarihi, 17 Nisan. Katılmak isteyenler www.fotopya.com adresinden başvuruda bulunabilecek. “Çocuk Hakları Kareleri” konulu yarışmanın sonunda, farklı kategorilerdeki tam 69 eser sahibi, toplamda 22 bin 650 TL’lik ödülün sahibi olacak.

Çocuk Hakları ile ilgili toplumda bilinç oluşturmayı ve çocuk haklarının önemine dikkat çekmeyi amaçlayan “Çocuk Hakları” isimli fotoğraf yarışması; “18 yaş üstü”, “Lise 9-12. sınıf öğrencileri” ve “Ortaokul 5-8. sınıf öğrencileri” kategorilerinde gerçekleştirilecek. Seçici kurulunda, akademisyen, fotoğrafçı ve yöneticilerden oluşan seçkin bir ekibin yer aldığı yarışma sonucunda dereceye girenler, birbirinden değerli hediye çekleri ile ödüllendirilecek.

Dereceye giren fotoğraflar ve sahipleri, Fotopya-Mag, Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu, Yaratıcı Çocuklar Derneği, Optimum Outlet, Kozzy AVM ve Piazza AVM’nin facebook ve twitter sayfaları üzerinden 11 Mayıs gününde duyurulacak. Bu fotoğraflar, yine Rönesans’ın ülke geneline yayılmış; İstanbul’daki Kozzy AVM, İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana’daki Optimum Outlet’ler ile Samsun, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’daki Piazza AVM’lerinde sergilenecek.

 

Bugünümüzü iyisi ve kötüsü ile inşa eden insanlar da bir zamanlar çocuktu. 

Yaşadığımız şu anki hayatımızı nasıl dünün çocukları şekillendirdiyse, geleceğimizi de bugünün yetişmekte olan çocukları şekillendirecek.

Dünya üzerindeki mutlu topluluklardan biri olabilmek için,
hatalarımızı görmek ve düzeltmeye çalışmak zorundayız.

Çekilecek fotoğraflar üzerinden bugün yaşanan aksaklıkların tespit edilmesi ve tüm Türkiye genelinde sergilenmesi, bizlere bu yanlışlara müdahele etme ve onları düzeltebilme yolunu acaçacaktır.  Bu hedef doğrultusunda Rönesans Holding, Yaratıcı Çocuklar Derneği ve Fotopya olarak bu sene üçüncüsünü gerçekleştireceğimiz ödüllü fotoğraf yarışmamızın konusunu “Çocuk Hakları Kareleri” olarak belirledik.

Atılan her başarılı adım hem bizlere hem çocuklarımıza daha mutlu bir dünya sağlayacak, yapılan her yanlış ise bizleri daha karanlık ve mutsuz bir dünyaya mahkum edecek.
Uluslararası Çocuk Hakları Bildirgesi’nden Bir Kaç Madde…

·         Çocukların gelir düzeyine ve nerde yaşadığına bakılmadan alması gereken eğitim hakkı

·         Güvenli bir ortamda yaşama, büyüme hakkı

·         Düşüncelerini özgürce konuşarak, yazarak anlatabilme hakkı

·         Çocukların düşüncelerine saygı gösterilmesi hakları

·         Bedensel, zihinsel şiddete karşı korunma hakları

·         Sağlık hizmeti alma hakkı

·         Çevre kirliliğinden, yetersiz beslenmeden korunma hakları

·         Zihinsel ve bedensel engelli çocukların her türlü eğitim, sağlık ve yaşam koşullarının ücretsiz şekilde sağlanması          ile ilgili hakları

·         Çocukların uyuşturuculara karşı korunma hakları

·         Cinsel sömürüye karşı korunma hakları

·         Zorla çalıştırılamaya karşı korunma hakları…
Dünyamızı daha mutlu bir dünya yapma yolunda, olumlu veya olumsuz yaklaşımlardaki düşüncelerinizi içeren  değerli fotoğraflarınızı yarışmamıza bekliyor ve bu anlamlı desteğiniz için sizleri şimdiden kutluyoruz.

13. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nin gösterildiği Beyoğlu’ndaki Rampa Kafe zabıtalar tarafından basıldı. Film gösterimi yarıda kesilerek salon boşaltılmak istendi. Filmin yönetmeni tepkisini “Welcome to Turkey | Türkiye’ye hoş geldiniz” sözleriyle ifade etti.

FİLMMOR

Bu yıl 13’üncüsü gerçekleştirilen Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nde bir zabıta baskını yaşandı.

Beyoğlu’ndaki Rampa Kafe’deki salonda film gösterimi sırasında zabıtalar, mekanın film gösterimi için ruhsatının olmadığı gerekçesiyle salonu bastı ve izleyicileri dışarı çıkarmak istedi. Festival koordinatörlerinin direnişi ile karşılaşan zabıtlar salonundaki izleyicilerin fotoğraflarını çekti.

Festival Koordinatörü Melek Özman, festivalin tüm izinlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından alındığını söyleyerek, “Zabıtalar mekanın film gösterimi için ruhsatı olmadığını ileri sürerek film gösterimini kesip salonu mühürlemek istedi. Yaklaşık bir saat kadar zabıtaya direndik gerekirse gözaltına alın fakat festival gösterimini durdurmayacağız dedik” ifadelerini kullandı.

Özman, belediyeyi ve ilişkileri olduğu milletvekillerini arayarak zabıtaları durduklarını belirtti.

Zabıta baskını sırasında filmi gösterilen yönetmen Nassima Guessoum, baskın sırasında salonda olmadığını baskından sonra solana geldiğini dile getirerek “Kadınların direnmesiyle zabıtalar geri çekildi. Korktum ve zabıtaların her şeyi alacaklarını düşünerek filmimin kopyasını ve tüm gereçlerimi aldım” dedi.

Filmin Cezayirli yönetmeni Nassima Guessoum tepkisini “Welcome to Turkey” (Türkiye’ye hoş geldiniz) sözleriyle ifade ettiği belirtildi.

Olay sonrası Filmmor yeni logosunu yayınladı..

filmmor-yeni-logo

Kaynak: Onedio