zero

zero konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. zero konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. zero konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri zero konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

dunyanin-en-buyuk-plak-arsiviDünyanın en büyük kişisel plak arşivinin sahibi Brezilyalı iş adamı Zero Freitas, arşivini halka açmaya hazırlanıyor

Brezilyalı iş adamı Zero Freitas, dünyanın en büyük kişisel plak arşivinin sahibi olması ve onları kataloglama yöntemiyle sık sık gündeme geliyordu.
22 yaşından beri sahip olduğu plak arşivleme tutkusu, 5 milyondan fazla plağın Sao Paolo’daki bir depoda kataloglanması ile sonuçlanan 62 yaşındaki iş adamı eşsiz arşivini insanlarla paylaşmayı planlıyor.

Zero Freitas, 2300 metrekarelik depoda, dünyanın dört bir yanından gelen plaklarla daha da genişleyen arşivinin, online bir şekilde dinlenebilmesi üzerine kurulu planı hakkında oldukça hevesli.

BBC’deki bir röportajında bu fikrini dile getiren iş adamı, müziğin anıları canlandırma konusunda çok önemli olduğunu, insanların dev arşivine ulaşarak kendi anılarını tekrar canlandırmalarını istediğini söylüyor.

Kaynak: OKU.NET

Terry Gilliam’ın Sıfır Teorisi’ni kısaca özetlemek gerekirse George Orwell’in 1984’üne Brazil dersek Sıfır Teorisi’ne de Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünyası diyebiliriz.

sıfır-teorisi

Terry Gilliam’ın son filmi Sıfır Teorisi (The Zero Theorem) Türkiye’de ilk defa İstanbul Film Festivali’nde gösterildi.

Gilliam son filmini şöyle anlatıyor:

“1984 yılında çektiğim Brazil’de, o tarihte dünyadan ne anlıyorsam onun resmini çizmeye çalışmıştım. Sıfır Teorisi’nde de şu anda dünyadan ne anlıyorsam onu resmetmeye çalıştım.”

1984’ten 2014’te ne değişti? Berlin Duvarı yıkıldı, Sovyetler dağıldı, 9/11, ABD’nin Irak ve Afganistan işgali, Justin Bieber, askeri darbeler, AKP, İnternet, Arap Ayaklanması, cep telefonları, Twitter/Facebook, Occupy Wall Street, Fukuşima…

Bunlar ilk on saniyede aklıma gelenler, ne yazık ki bu listeyi çıkartırken hologram teknolojisine giriş yapsak da henüz uçan araba ve uçan kaykaylarımızın (hovercraft) icat edilmediğini hüzünle hatırlatırım.

Uçan cisimler bir yana, Gilliam’ın 30 yılında ne değişti? Gilliam’ın 30 yıl içinde ürettiklerinden 12 Maymun (Twelve Monkeys) ve Balıkçı Kıral (Fisher King) her ne kadar bize bir fikir verse de, Brazil’den Sıfır Teorisi’ne baktığımızda daha renkli ve bir o kadar daha boğucu bir dünyaya geldiğimizi söyleyebiliriz.

Gri binalardan rengarenk kabuslara

2011-06-07_11-05-26_week_end_4.jpg

Brazil’in bürokrasinin batağında, gri fütüristik binaların gölgesinde, gündelik hayatın “terör” ve “şiddet” ile normalleştiği, 1984’ün var olup olmadığı bilinmeyen Büyük Birader’i gibi bir otoriteryenliği içinde tek kurtuluşumuz Icarius’un kanatlarıydı.

Ama şimdi içinde düştüğümüz daha da vahimi…

Sıfır Teorisi’nin, yani Gilliam’ın 2014’ü, renklerin ve desenlerin çılgınlığı, puslu ve gri, çamur içinde sokaklarda bizimle konuşan, bizi çağıran, bizden çağı yakalamamızı isteyen dijital reklam panoları, tüketimin ve markaların hegemonyası, üretimin bürokrasinin beyaz kağıtlarından iletişim aygıtlarına geçtiği ve iktidarın iktidar olarak kalmakla birlikte korporatist*  bir biçime büründüğü dünya…

Gökkuşağı renklerinin griden daha iyi olduğunu düşünürken Gilliam’ın filmlerinde işin tersine dönmesi neden peki?

screen

Brazil, her ne kadar otoriteryenliğin devlet ve bürokrasinin aygıtlarıyla inşa edildiği, insanların Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nın da atası olan dev gri binalarda mini minnacık odalara hapsedildiği, “terör”ün bir devlet propaganda aracı olarak kullanıldığı ve şiddetin yoğunluğu ölçüsünde normalleştiği bir dünya olsa da hala daha bir umudu içinde barındırıyordu:

Anarşist enerji mühendisi Harry Tuttle. Sistemin büyüklüğü ölçüsünde yetersizliği sebebiyle kendine alan açan Tuttle aynı zamanda bürokrasinin ve haliyle devletin de en büyük düşmanıydı.

Tuttle’ın varlığı aslında sistemin arka kapılarının ve haliyle sistem dışılığın da ispatıydı. Tabii bunu göze alabilene.

Kontrol Yönetim’de

Sıfır Teorisi’nde ise Yönetim’in (The Management) “araç”ı olmayan tek karakter Bob, ki o da Yönetimin biricik oğlu.

sıfır noktası

İki film arasındaki benzerliklere baktığımızda Bob ile Tuttle’ın misyonu her ne kadar benzer olsa da Gilliam’ın Bob ile sistem dışılığı yine sistemin içinden tarifleyişi 30 yıllık değişen mücadele biçiminin bir yansıması gibi.

Sistemin içinden çıkamama hali aslında Sıfır Teorisi’ne genel olarak işlemiş bir kavram. Öyle ki sisteme (dijital olarak) sürekli bağlı kalmaktan yani çevrimiçi olmaktan muzdarip Qohen Leth’in tek derdi olan ve kendisine hayatın anlamını söylemesini beklediği “çağrı”yı kaçırma sebebi de bir anlık “çevrimdışı” olması. Gilliam’ın filminde Leth’in Yönetim ile mücadelesinin umudu yine Leth’in sisteminin içinde yatıyor.

Gilliam için son 30 yıl için tüketim toplumu eleştirisi baki kalsa da, Brazil’i çekerken 2014’teki gibi bir dünyayı tahayyül dahi edemediği açık. Öyle ki estetik ameliyat, burjuva alışkanlıkları ve yozlaşmayla resmettiği tüketim toplumu eleştirisi Sıfır Teorisi’nde çok daha renkli ve çok daha karanlık bir hal alıyor.

Parlak renkli, kostümvari giysiler, rengarenk saçlar, çılgın kalabalık partiler, sınırsız yemek ve içecek, sürekli alıma teşvik eden interaktif ve daimi reklam panoları Sıfır Teorisi’nin gündelik hayatını oluşturuyor.

Tüm bunların yanında iktidar 30 yıldır aynı şeyin peşinde: Bilginin.

Gözetim ve denetim faaliyetiyle iktidar Sıfır Teorisi’nde de her ne kadar pozisyonunu korusa da aynı zamanda partilere katılan, “baba” olan, kişisel hırsları olan yani daha “insani” bir iktidar. Öyle ki Yönetim’i sinemada “kötü karakter” olarak izlemeye alışık olmadığımız Matt Damon canlandırıyor.

Yönetim, küçük güvenlik kameraları ve iletişim araçları üzerindeki hakimiyetiyle insanları üzerinde daimi bir kontrole sahip.  Ve iktidar kelimenin tam anlamıyla bir “işadamı”.

Keza sloganı da belli: Merak etmeyin, her şey kontrol altında!

Mücadelenin yeri: Sistemin içi mi, dışı mı?

the-zero-theorem

ki film için ortak ve değişken daha pek çok şey söylemek mümkün ancak spoiler kazasına düşmeyelim.

Ama kısaca özetlemek George Orwell’in 1984’üne Brazil dersek, Sıfır Teorisi’ne de Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünyası diyebiliriz.

1984/Brazil’in bürokratik otoriteryen distopyası, kendi sisteminin kustuğu sistem kırıcıları da üretiyor ve ürettiği ölçüde de kullanıyor. Ancak tüm bunların yanında yine de bir çıkış yolu görünüyor.

Fakat Cesur Yeni Dünya/Sıfır Teorisi’nin haz bazlı toplumu ve korporatist iktidarı, “insani” hazların maskesi altında bir hegemonya kuruyor. Bu sistemden çıkış yolu ise sisteme karşı değil bireyin kendisine karşı mücadelesini gerektiriyor. Bu yüzden renkli yüzü ve sınırsız imkanlarıyla çok daha derin ve karanlık bir dünya.

Sıfır Teorisi’ni 12 Nisan’da Nişantaşı City’s sinemasında İKSV Film Festivali’nde izleyebilirsiniz. Film hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ve şuradan ulaşabilirsiniz.

* Korporatizm, hepsi de tüketici olan bütün üreticiler tarafından, bütün tüketiciler için düzenli üretimdir. Bir taraftan işleticilerle işletilenler, diğer taraftan da üretim ile tüketim arasındaki ilişkileri değiştirme ve geliştirmeye yönelik bir ekonomipolitik sistemdir.  (vikipedi)

Kaynak :[-]

 

 

 

Cannes ve Venedik gibi sinema dünyasının nabzını belirleyen ve o yüzden dünyanın en önemli üç film festivalinden bir olarak nitelenen Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı’yı sürpriz bir şekilde Çin Halk Cumhuriyeti’nden ‘Bai Ri Yan Huo’ adlı film kazandı.

altın ayı-berlin-2014

Yönetmen; Diao Yinan-Eniyi erkek oyuncu dalında gümüş ayı alan; Fan Liao

Diao Yinan’ın yönettiği ve klasik ‘film noir’ tarzı polisiye filmlere göndermeler yapan ‘Bai Ri Yan Huo’ 1999 yılında Çin’in kuzeyinde yaşanan bir dizi cinayetin eski bir polis tarafından çözülmesi olayını yaratıcı resimler ve sürükleyici bir senaryo ile anlatıyor.

altin-ayi6 Şubat’ta başlayan festivalin ana yarışmasındaki 20 film arasından sıyrılan ‘Bai Ri Yan Huo’nun başrolünde oynayan Liao Fan ise festivalin en iyi erkek oyuncusu seçilerek Gümüş Ayı’yı kazandı.

En iyi kadın oyuncu ödülü ise usta yönetmen Japon Yoji Yamada’nın ‘Chiisai Ouchi’ adlı filmde rol alan Haru Kuroki’ye gitti.

Festivalin en önemli ikinci ödülü Gümüş Ayı’yı festivalin açılış filmi de olan yönetmen Wes Anderson’un ‘Grand Budapest Hotel’ adlı filmi kazandı. Berlinale’nin baştan ön plana çıkan filmlerinden olan ‘Grand Budapest Hotel’, 2. Dünya Savaşı öncesinde ünlü bir Avrupa otelinin kapıcısı Gustave H ile zamanla onun en güvenilir arkadaşı haline gelen lobby-boy Zero Moustafa’nın hikayesini anlatıyor.

Eleştirmenler tarafından Altın Ayı için favori gösterilen Richard Linklater’in ‘Boyhood’u en iyi yönetmen ödülü ile Berlin’den ayrıldı. En son Before Midnight filmiyle izleyici karşısına çıkan Linklater’ın senaryosunu yazıp yönettiği film, Teksaslı bir ailenin ve çocuklarının 6 yaşından itibaren 12 yıl boyunca süren büyüme evresini, bu süreç boyunca yaşananları beyaz perdeye aktarıyor. 400 filmin seyirci ile buluştuğu festivalde İngiliz yönetmen Ken Loach tüm sanat yaşamı için Altın Ayı onur ödülünün sahibi oldu.

64. kez düzenlenen bu yılki Uluslararası Berlin Film Festivali programında Türkiye Sineması’ndan dört uzun, bir de kısa metrajlı film yer aldı. Türk Sineması’nın ilk eseri olarak kabul edilen ‘Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı’ adlı belgeselin çekilişinin 100. yıldönümünde festivalde yer alan Türk filmleri büyük beğeni topladı.

Festivalin ‘forum’ bölümünde, yönetmenliğini Melisa Önel’in yaptığı ve Mira Furlan, Timuçin Esen ile Ahmet Rıfat Şungar’ın rol aldığı ‘Kumun Tadı’ adlı yapım seyirciyle buluştu. Eleştirmenler tarafından çok olumlu tepkiler alan film Karadeniz’de bir sahil kasabasında insan kaçakçılığı yapan Hamit’in, botanik bilimcisi olan yabancı bir kadınla ilişkisi ve kasabada birkaç gün mahsur kalan kaçak göçmenlerle hayatlarının kesişmesinin hikayesini anlatıyor. Semih Kaplanoğlu’nun 2010 yılında Berlinale’yi kazanan ‘Bal’ filmini anımsatan sinema dili ve temposuyla dikkati çeken filmin yönetmeni beyazperdeye farklı anlatımları yansıtmayı amaçladığını belirtiyor.

Kumun Tadı’nın Türkiye’de ilkbahar aylarında vizyona girmesi planlanıyor.

Kutluğ Ataman / Kuzu Filmi

Kutluğ Ataman / Kuzu Filmi

Festivalin Panorama bölümünde ise Kutluğ Ataman’ın Almanya ve Türkiye yapımı ‘Kuzu’ filmi büyük ilgi gördü. Prestijli ‘Cicae Art Cinema Award’ ödülünü kazanan filmde başrolleri paylaşan Nesrin Cavadzade, Cahit Gök ile Erzincanlı küçük oyuncular Mert Taştan ve Sıla Lara Cantürk, Berlinale’deki prömiyerde büyük alkış aldı. Kutluğ Ataman’ın Erzincan’da doğduğu köyde çektiği film, babası İsmail’in sünnet düğününün masraflarını karşılayacak parası olmaması nedeniyle korkular geçiren Mert’in bakış açısından Anadolu’nun birçok yerinde devam eden toplumsal baskılara, gelenek ve törelere eleştirisel bir bakış getiriyor.

Son yıllarda özellikle video enstalasyon alanındaki çalışmaları ile dünya çapında tanınan bir sanatçı olan Ataman bu kez sinemaya yönelmesini beyaz perdenin doğrudan duygulara hitap eden özelliği ile gerekçelendiriyor. ‘Kuzu’ filminin Türkiye’deki ilk gösteriminin Adana Altın Koza Film Festivali’nde yapılması hedefleniyor.

Öte yandan Berlinale’de ‘Generation 14plus’ bölümünde Türkiye, Almanya, Hollanda ve Yunanistan ortak yapımı olan, Zeynep Dadak ile Merve Kayan’ın ‘Mavi Dalga’, ‘Generation Kplus’ bölümünde Türkiye, Almanya ve Fransa yapımı Hüseyin Karabey’in Kürtçe çektiği ‘Were Denge Min’, kısa metrajlı filmler arasında da Hasan Serin’in ‘Ağrı ve Dağ’ filmi de gösterime girdi.

 

Kaynak : [-]

Efsane Heavy Metal grubu Metallica 8 Aralık’ta Antartika’da tarihinin en sessiz ve en az seyircili konserini vererek tarihe geçti. O tarihten bu yana Penguenlerin ne düşündüğünü bilemiyoruz elbette fakat Tüm kıtalarda konser tamamlandı. “Sıra nerede?” demeden geçemiyoruz.

penguenler-ve rock

Dünyanın en ünlü heavy metal gruplarından biri olan Metallica, 8 Aralık’ta Antartika’da yaklaşık yüz kişilik “dev” bir konser verdi. Antartika’da verdiği konserle bir ilke imza atan grup, dün resmi Facebooksayfasından olayı, “Bir yıl içinde yeni kıtada konser vererek tarih yazdık” sözleriyle duyurdu.

Coca Cola Zero Güney Amerika organizasyonunun sponsorluğuyla gerçekleştirilen konserde Metallica grubu da bir hayalini gerçekleştirmiş oldu. Zira grup üyeleri, uzun zamandır her konser sonrasında verdiği röportajlarda Antartika’nın en çok konser vermek istedikleri yer olduğunu tekrarlıyordu.

metalika-antartika-konseri

Metallica’dan önce Live8 kapsamında Nuntaka adlı bir indie grubun performansını 17 kişi izlemiş(+Penguen sayısı hakkında net bilgi yok), konser tüm dünyada canlı yayınlanmıştı.

Grup Antartika’da, bir çadır içinde, neredeyse hiç anfi kullanmadan ve tüm elektriği güneş panelleriyle elde ederek verdiği konserde, sırasıyla Creeping Death, For Whom The Bell Tolls, Sad But True, Welcome Home (Sanitarium), Master Of Puppets, One, Blackened, Nothing Else Matters, Enter Sandman, Seek & Destroy parçalarını seslendirdi. Konser sırasında amfi kullanılmaması Antartika konserine aynı zamanda grubun “en sessiz” konseri unvanını da kazandırdı.

Konserin tamamını ve sahne arkasını aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz. (Kameraman Penguenleri çekmemiş özür dileriz)

Kaynak : onedio.com

Coca-Cola tarafından ilk kez 2003 yılında düzenlenen ve bu sene 10. yaşını dolduran Türkiye’nin en büyük açık hava müzik festivali Rock’n Coke, bu sene de sürpriz yenilikleri ve eşsiz atmosferi ile yine festivalseverlere unutulmaz bir haftasonu yaşatacak.

rock-n-coke-213

Ses getirecek festival programının detaylarını www.rockncoke.com üzerinden açıklayan Rock’n Coke, bu sene artan sahne sayısı ile bir çok farklı müzik türüne ve yenilenmiş festival alanı ile müzik dışı özel performanslara da ev sahipliği yapacak.

Dünyaca ünlü birçok grubun sahne alacağı Rock’n Coke Sahnesi ve Coca-Cola Zero Sahnesi; bu yıl ilk kez kesintisiz dans ve elektronik müzikle dolu olacak, dünyaca ünlü gruplar ve DJ’lerin yer alacağı Party Arena; dünyanın farklı ülkelerinden taze ve çizgi dışı müzik gruplarının performans göstereceği Keşif Sahnesi ve birbirinden farklı işbirlikleri ile zengin bir programı olacak Şehir Sahnesi bu yıl festivalseverlere eşsiz bir müzik ziyafeti sunacak.

Yabancı sanatçı organizasyonu Sziget, yerli sanatçı seçimi ve festival organizasyonu ise showhow tarafından gerçekleştirilen Rock’n Coke İstanbul 2013 ile ilgili detayları www.rockncoke.com ‘dan öğrenebilirsiniz!

18 yaşından küçük katılımcılar, yanında bir ebeveyni ile birlikte festivale katılabilirler.18 yaşından küçük katılımcıların beraberindeki anne ve/veya babası, festival alanı girişinde “Festival boyunca 18yaşından küçük katılımcısına refakat edeceğini” belirten bir taahhütnameyi imzalayarak, 18 yaşından küçük katılımcıyla festivale giriş yapabilecektir. 18 yaşından küçük katılımcılar; bileklikleri olsa dahi festival alanına giriş yapabilmek için anne ve/veya babası ile birlikte olmalıdırlar.18 yaşından küçük katılımcılara refakat eden ebeveynler de kendi biletlerini ibraz etmek zorundadırlar.

 Rock’n Coke Istanbul 2013 

06 Eylül 2013 18:00
Hezarfen Havaalanı, İstanbul

 

 

Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi (Academy of Motion Picture Arts and Sciences) tarafından 1929’dan beri verilen Oscar ödülleri için bu yıl yarışacak adaylar belli oldu.

85. Akademi Ödülleri Töreni ise 24 Şubat’ta gerçekleştirilecek. Törende bu yıl 50. yaşını kutlayan James Bond’a özel bölüm ayrılacak.

Bu yıl Oscar’a damgasını vuran film, 12 dalda aday ilan edilen, yönetmenliğini Steven Spielberg’ün yaptığı “Lincoln”. Onu 11 kategoride aday gösterilen “Life of Pi” takip ediyor. Avusturyalı yönetmen Michael Haneke’nin bol ödüllü filmi “Amour” ise hem “En İyi Film” hem de “En İyi Yabancı Film” kategorisinde yer aldı.

En iyi kadın oyuncu:

Naomi Watts, “The Impossible”,
Jessica Chastain, “Zero Dark Thirty”,
Jennifer Lawrence, “Silver Linings Playbook”,
Emmanuelle Riva, “Amour”,
Quvenzhané Wallis, “Beasts of the Southern Wild”

En iyi erkek oyuncu:

Daniel Day Lewis, “Lincoln”,
Denzel Washington, “Flight”,
Hugh Jackman, “Les Miserables”,
Bradley Cooper, “Silver Linings Playbook”,
Joaquin Phoenix, “The Master”

En İyi Film adayları:

“Amour”,
“Argo”,
“Beasts of the Southern Wild”,
“Django Unchained”,
“Les Miserables”,
“Life of Pi”,
“Silver Linings Playbook”
“Zero Dark Thirty.”

Yardımcı kadın oyuncu kategorisinde açıklanan adaylar şöyle:

Amy Adams, “The Master”
Sally Field, “Lincoln”
Anne Hathaway, “Les Miserables”
Helen Hunt, “The Sessions”
Jacki Weaver, “Silver Linings Playbook”

Yardımcı erkek oyuncu kategorisinde açıklanan adaylar şöyle:

Alan Arkin, “Argo”
Robert De Niro, “Silver Linings Playbook”
Philip Seymour Hoffman, “The Master”
Tommy Lee Jones, “Lincoln”
Christoph Waltz, “Django Unchained”

En iyi yönetmen:

David O’Russell, “Silver Linings Playbook”,
Ang Lee, “Life of Pi”,
Steven Spielberg, “Lincoln”,
Michael Haneke, “Amour”,
Benh Zeitlin, “Beasts of the Southern Wild”,

En iyi görüntü: 

– Beasts of the Southern Wild,
– Silver Linings Playbook,
– Zero Dark Thirty,
– Lincoln,
– Les Miserables,
– Life of Pi,
– Amour,
– Django Unchained,
– Argo

En iyi Animasyon Filmi

– BraveMark Andrews and Brenda Chapman
– Frankenweenie
– ParaNorman
– The Pirates! Band of Misfits
– Wreck-It Ralph

En iyi Kostüm

– Jacqueline Durran, “Anna Karenina”
– Paco Delgado, “Les Misérables”
– Joanna Johnston, “Lincoln”
– MirrorEiko Ishioka, “Mirror”
– Colleen Atwood, “Snow White and the Huntsman”

 En iyi yabancı film

– Amour – Avusturya
– Kon-Tiki – Norway
– No – Chile
– A Royal Affair – Denmark
– War Witch – Canada

En iyi saç ve makyaj

– Howard Berger, Peter Montagna and Martin Samuel, “Hitchcock”
– Peter Swords King, Rick Findlater and Tami Lane, “The Hobbit: An Unexpected Journey”
– Lisa Westcott and Julie Dartnell, “Les Misérables”

1 –  Jimi Hendrix’in kardeşi Leon Hendrix ilk kez İstanbul’da!

 27 yıllık kısa hayatına sığdırdığı 3 stüdyo ve 1 konser albümü ile Rock tarihine adını altın harflerle yazdıran Jimi Hendrix’i Tuborg Gold’un katkılarıyla Roxy’de anıyoruz… hem de öz kardeşi Leon Hendrix ile! Geçtiğimiz günlerde Rolling Stone dergisinin yaptığı “Dünyanın En İyi 100 Gitaristi” listesinde birinci seçilen Jimi Hendrix için Roxy’de düzenlenecek anı gecelerinde Jimi Hendrix’in öz kardeşi Leon Hendrix grubu The Blue Experience ile sahne alacak ve Jimi Hendrix’in unutulmaz şarkılarını çalıp seslendirecekler.

Türkiye’de ilk kez bir Hendrix’in sahne alacağı etkinlik olarak da görülecek olan The Jimi Hendrix Show, Tuborg Gold sponsorluğunda gerçekleşecek.

Little Wing, Crosstown Traffic, Foxy Lady, Purple Haze, Hey Joe, Stone Free, Voodoo Child gibi unutulmaz Jimi Hendrix şarkılarının öz kardeşi Leon Hendrix ve grubu tarafından seslendirileceği The Jimi Hendrix Show sizi 2 saatliğine de olsa Jimi Hendrix’in yaşadığı dönemlere götürecek.

İstanbul’un köklü mekanlarından Roxy’de gerçekleşecek olan The Jimi Hendrix Show’un biletleri 40 TL (Tam) ve 30TL (Öğrenci) olarak belirlendi. Biletler Biletix ile Troya Tur (Beşiktaş), Mephisto (Taksim), Hammer Müzik (Kadıköy) ve Zero Müzik (Kadıköy)’ten temin edilebilir.

THE JIMI HENDRIX SHOW feat. LEON HENDRIX

2- Bob Marley’in grubu, The Wailers İstanbul’da…

60’lı yılların sonlarından itibaren milyonlarca insanı etkisi altına alan Reggae müziğin efsane ismi Bob Marley’in grubu The Wailers, 15 Şubat’ta Tuborg Gold’un katkılarıyla İstanbul Küçükçiftlik Park’ta sahne alıyor.

1963 yılında Bob Marley, Peter Tosh ve Bunny Wailer tarafından kurulan The Wailers, Jamaika kökenli Ska, Rocksteady ve Reggae müzik tarzlarının en önemli grubu olarak kabul ediliyor. Albümleri 250 milyondan fazla satan 40 yıllık efsane grubun konserlerini bugüne kadar 24 milyondan fazla kişi dinledi.

Sting, Stevie Wonder, Carlos Santana gibi isimlerle ortak çalışmaları bulunan The Wailers, grubun dünü ve bugününün simgesel ismi Aston “Family Man” Barrett ve karizmatik yeni vokalistleri Koolant ile birlikte Reggae tarihinin en başarılı örneklerini vermeye devam ediyor.

Dünya çapında Bob Marley’den sonra Reggae müzik hareketinin en önemli temsilcisi olmaya devam eden The Wailers’ın 15 Şubat’ta İstanbul’da vereceği konser, Tuborg Gold sponsorluğunda düzenleniyor.

Küçükçiftlik Park’ta gerçekleşecek konserin bilet fiyatı 20 TL olarak belirlendi. Biletler Beyoğlu’nda Mephisto Kitabevi, Kadıköy’de ise Zihni Müzik ve Zero Müzik’ten temin edilebilecek.