Şunun için etiket arşivi: yazarlar

Karşıyaka Belediyesi’nin verdiği Homeros Edebiyat Ödülleri’nin 2014 yılı konusu belli oldu. Ödüller, bu kez “Bir Şairle Söyleşi”ye verilecek.

Edebiyat türleri arasında önemli bir yeri olan söyleşiyi anımsatmak, özelliklerini yitirme noktasına varan bu türün yetkin örneklerini oluşturmak için yapılacak yarışmaya son başvuru tarihi 10 Ocak 2014 olarak belirlendi.

Seçici kurulu Veysel Çolak, Abdülkadir Budak, Mustafa Fırat, Adnan Özer ve Fergun Özelli’de oluşan yarışmanın sonucu, 21 Mart “Dünya Şiir Günü”nde açıklanıp ödüller dağıtılacak.

Homeros Edebiyat Ödülleri’nin katılım koşulları şöyle:

Homeros1. Ödül, herkese açıktır.

2. Söyleşi bir şairle yapılmalı ve zamanla tarihsel bir belge niteliği kazanabilmelidir.

3. Şairle daha önce yapılan söyleşilerde, şairin yazdığı yazılarda, özellikle şiirlerinde yansıttığı şiir anlayışı açığa çıkartılmalı; biçim, biçem, teknik, imge, esin kaynağı, dil anlayışı açılarından şairin şiirleri çözümlemeli; hayat karşısında duruşu ve dünyagörüşü sorulan sorularla irdelenmeli ve yanıtları alınmalıdır.

4. Söyleşiyi yapan kişinin açıklayıcı, betimleyici, tartışmacı, öyküleyici anlatım yollarını deneyebilir ve örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme yoluna gidebilir.

5. Yarışmaya katılacak olanlar, yapacakları söyleşi için diledikleri bir şairi seçebilir.

6. Birden çok kişinin ortaklaşa yapacağı söyleşiler de yarışmaya katılabilir.

7. 06 Eylül 2013 tarihinden sonra yapılmış ve herhangi bir yerde yayımlanmış söyleşiler yarışmaya katılabilir..

8. Yarışmaya katılacak söyleşiler için sayfa sınırlaması yoktur.

9. Yarışmaya katılacak çalışmalar bilgisayarda çift aralıkla yazılmış olmalıdır.

10. Ödül, birinciye 1500 (bin beş yüz), ikinciye 1000 (bin), üçüncüye 750 (yedi yüz elli) TL’dir. Seçici kurul uygun gördüğü takdirde ödülü bölüştürebilir.

11. Dereceye giren çalışmalar kitap olarak basılacak, bunun karşılığında yazarlara yirmişer kitap verilecektir. Ayrıca telif ödenmeyecektir.

12. Ödüle son başvuru tarihi 10 Ocak 2014 günüdür. Ödül, 21 Mart 2014 günü düzenlenecek olan Dünya Şiir Gününü kutlama etkinliği sırasında açıklanacak ve sahiplerine verilecektir.

13. Ödüle katılanların yaptıkları söyleşilerin 6 nüshasını, özgeçmişlerini, adreslerini, e mail ve telefonlarını içeren bir yazı ile

“Karşıyaka Belediyesi Kültür Müdürlüğü”

Bir Şairle Söyleşi Yarışması 2014

Bahriye Üçok Bulvarı No:5

35600 Karşıyaka – İZMİR adresine APS, kargo, taahhütlü posta ile göndermeleri ya da elden teslim etmeleri gerekmektedir.

14. Ödüle katılan çalışmalar iade edilmez.

Homeros Edebiyat Ödülleri hakkında bilgi almak için:

Melih Elhan (Ödül Sekreteryas)

Tel: 0232 3994089 (Hafta içi 08.00 – 17.00)

İnternet sitesi için TIKLAYINIZ

Kaynak : []

Beyoğlu Cinemajestic’te gerçekleştirilen ve ücretsiz olarak izlenebilecek festivalin açılışına yüzlerce kişi katıldı.

“Baskın” filminin yönetmeni Can Evrenol, ilk gösterimin ardından seyircilerin sorularını yanıtlarken, Athena grubundan Gökhan ve Hakan Özoğuz, oyuncu Hatice Arslan ile Ushan Çakır da salondaki yerlerini aldı.
fantasturka-2013-afiş
Evrenol, AA muhabirine yaptığı açıklamada, korku temalı Baskın filmini çekerken 2000-2010 dönemi Fransız sinemasının etkisi altında kaldığını belirterek, gişeden hiçbir beklentisi olmadan filmin devamını çekebilmeyi temenni ettiğini söyledi.

turist-ömer-uzay-yolundaFilmle ilgili Türkiye’den bir beklenti içine girmediğini dile getiren Evrenol, “Baskın“ın yurtdışında pek çok festivale katıldığını, Londra ve Teksas’ta gösterildiğini, gelecek hafta da Barselona’da izlenebileceğini bildirdi.

Gökhan Özoğuz da Evrenol‘un filmlerine hayran olduğuna değinerek, Türk sinemasında ve kültüründe farklı noktalara dokunan iyi bir örnek oluşturduğunu kaydetti.

2013-Fantasturka-2013Festivalden önce biraz bilgi:

İlki, Ankara Kısa Filmciler Derneği tarafından 2011 yılında Ankara’da düzenlenen “Fantasturka – Türk İşi Fantastik Filmler Festivali” bir yıllık aradan sonra, Fantastik Türk Sineması’ndaki yolculuğuna devam ediyor.

19 – 22 Eylül 2013 tarihleri arasında İstanbul – Beyoğlu’nda Majestic Sineması’nda düzenlenecek olan festival, geleneksel olarak düzenlenmeye devam edecek.

Türk Sineması’nın Kayıp Filmleri İlk Kez İzleyici ile Buluşacak!

Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı, Sinema Genel Müdürdüğü tarafından Türk Sineması’nın 100. yılı öncesinde oluşturulması planlanan Türk Sineması Film Arşivi; geçmişte her biri çok büyük maddî ve manevî zorluklar eşliğinde çekilen bilim-kurgu, korku, gerilim, polisiye, western, kahramanlık fantazisi türlerindeki Fantastik Türk Sineması’nın kayıp filmleri de FANTASTURKA ile birlikte hem ilk kez seyirciyle bulaşacak ve hem de Türk Sineması’nın 100 yıllık birikimi festival içerisinde yer alacak. Örneğin; Yönetmen Oksal Pekmezoğlu’nun, Lee Falk’ın çizgi kahramanı sihirbazlar Kralı ile Kiling fotoromanının Türk  uyarlaması 1967 yapımı filmi Sihirbazlar Kralı Mandrake Klink’in Peşinde ilk kez izleyici ile buluşacak.

Fantasturka’dan Atinalı Dosta “Ahde Vefa”

2011 yılında karikatürist ve kısa filmci Metin Demirhan anısına ithaf edilen 1. Türk İşi Fantastik Filmler Festivali’nde, Vassilis Barounis’e ‘Onur Ödülü’ verilmişti. Kanser hastası olan Vassilis Barounis festivale katılamamış, festivale katılan ve kendisi de ödül alan Kunt Tulgar, Vassilis Barounis’i Atina’da ziyaret edip ödülünü ailesine teslim etmişti. Festivalin düzenlemesinin hemen ardından hayata veda eden Vassilis Barounis; Fantastik Türk Sineması’na çok değerli katkılar yapan; 2000’li yılların başlarından bu yana, Türk sinemasının 1950- 1980 arasına dönemine ait bir düzineden fazla “kayıp” filmi kendi imkânlarıyla yok olmaktan kurtarmış ve arşivlere kazandırmış bir Fantastik Türk Sineması aşığı. Bu yıl 2’inci kez düzenlenecek festival, Fantastik Türk Sineması’nın kadim dostu Vassilis Barounis anısına düzenlenecek.

Türk Sineması’nın Değerli İsimleri Fantasturka’da!

3dev_adam_afişBu yıl Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in ve Sinema Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle 2. kez düzenlenecek olan Fantasturka- Türk işi Fantastik Filmler Festivali Danışma ve Onur Kurulu’nda PToT Film’in sahibi yönetmen Şebnem Kitiş, sinema yazarı ve TV programcısı Ege Görgün, görüntü yönetmeni Aras Demiray, araştırmacı gazeteci Ali Murat Güven ve Fanatik Film sahibi Nejdet Arkın yer alacak. Ayrıca festivalde Yeşilçam’a yaklaşık 40 yıl boyunca büyük emekleri geçmiş yapımcı, yönetmen ve senaristlerde festivalin son günü onurlandırılacak. Tüm gösterimlerin ücretsiz yapılacağı festivalde, panel, atölye ve gala gibi tamamlayıcı etkinliklerde yer alacak.

Festival Film Programı Belli Oldu!

3-dev-adamBu yıl festivalde 2 Kısa Film ve 14 Kült Fantastik Türk Filmi yer alacak. Gösterilecek kısa filmler arasında, Can Evrenol– “Baskın” ve Tan Tolga Demirci – “Enterchat” filmleri yer alacak. Festivalin uzun metraj programında ise, 1953- 1994 yılları arasında çekilen 14 Fantastik Türk Filmi yer alacak. Gösterilecek filmler ise alfabetik sıraya göre şöyle:

3 Dev Adam
Aybiçe Kurt Kız
Drakula İstanbul’da
Dünyayı Kurtaran Adam
Korkusuz Kaptan Swing
Karanlık Sular
Klink Süpermen’e Karşı
Sihirbazlar Kralı Mandrake Klink’in Peşinde
Ölüler Konuşmaz ki
Pamuk Prenses ve 7 Cüceler
Süpermen Dönüyor
Tarzan İstanbul’da
Turist Ömer Uzay Yolunda
Yılmayan Şeytan
.

Festivalde film gösterimlerinin yanı sıra film yönetmenleri, yapımcıları ve sinema yazarları ile çeşitli söyleşiler gerçekleştirilecek.

 

Norveç 3. Sınırda Kelimeler Edebiyat Festivali’nde, kadınların seçme ve seçilme hakkını elde edişinin 100. yıldönümünde bu yıl ilk kez verilen Özgürlük Ödülü Aslı Erdoğan’ın 

aslı-erdogan

Norveç’in Frederikstad şehrinde gerçekleşen ve 5 Eylül’de sona eren 3. “Ord i Grenseland” (Sınırda Kelimeler) Edebiyat Festivali’nde verilen “Özgürlük Ödülü’ü yazar Aslı Erdoğan’ın oldu.

Edebiyatın tarih boyunca sınırları zorlayan ve ortadan kaldıran bir eylem olduğu fikri üzerine temellendirilen festivalde, 2013 yılının Norveçli kadınların seçme ve seçilme hakkını elde edişinin 100. yıldönümü nedeniyle ilk kez verilen Özgürlük Ödülü, görüşleri yüzünden baskılara maruz kalan, tutuklu ve ya tehdit altındaki kadın şair ve romancılara verilmesi kararlaştırılmış.

Aynı kategoride Aslı Erdoğan ile birlikte Mısırlı feminist yazar Nawal El Saadawi ve Hırvatistanlı Slavenka Drakulic de ödüle adaydı.

Aralarında uzun yıllar Uluslararası PEN örgütünün başkanlığını yapan Norveçli yazar Eugene Schoulgin ve İsveç’de yaşayan Türkiyeli Kürt yazar  Mustafa Can’ın da olduğu İsveç ve Norveçli yazarlardan oluşan juri, bu ödülü Erdoğan’a verme nedenlerini Erdoğan’ın hapse atılma riski, dışlanma ve sürgün gibi ödediği ağır bedellere rağmen tüm edebiyat hayatı boyunca haksızlık ve bastırılmışlığa karşı sergilediği kararlı duruşu ve anlattığı şiddet ve toplumsal ayrımcılığa maruz kalan kadınların hikayelerini dil getirdiği kendine has şiirsel ve büyülü yazım tarzı olduğunu açıkladı.

Norveç’te dinsel, sosyal ve kültürel gelenekleri kadın özgürlüğü açısından sorgulayan en başarılı yazarlardan biri olarak tanınan Aslı Erdoğan, ülkede ayrıca Modern Türkiye Edebiyatı’nın önde gelen isimlerinden biri olarak gösteriliyor.

Özgür Gündem gazetesinde de yazan Erdoğan, Norveç’te Kırmızı Pelerinli Kent ve Mucizevî Mandarin ve Taş Bina isimli kitaplarıyla tanınıyor.

Kaynak :[]

ASLI ERDOĞAN BİYOGRAFİ

aslı-erdoğan-foto

1967 İstanbul doğumlu. Bilgisayar mühendisliği ve fizik okudu, yüksek lisansını CERN’de (Avrupa Yüksek Enerji Fiziği Labaratuarı) hazırladı. Rİo de Janeiro’da başladığı fizik doktorasını yarıda bırakarak yazmayı seçti, iki yıl Güney Amerika’da yaşadı. 

İlk romanı Kabuk Adam 1994’te, öykü kitabı Mucizevi Mandarin 1996’da yayınlandı. Tahta Kuşlar adlı öyküsü, Deustche Welle Ödülü kazandı, dokuz dile çevrildi. İkinci romanı Kırmızı Pelerinli Kent (1998), Fransızca, Norveççe’ye çevrilerek Astes Sud tarafından yayınlandı, Gyldendal Yayınları’nın ”Marg” (Omurilik) Serisi’ne seçildi. Radikal’de yazdığı köşe yazıları Bir Delinin Güncesi ve Bir Kez Daha adlı kitaplarında toplandı. 

Şu anda beş dile çevrilmekte olan Aslı Erdoğan, ”Geleceğin 50 Yazarı” arasında gösterildi. 2004’te Hayatın Sessizliği adlı çalışması yayınlandı. 2009’da çıkardığı son kitabı ise Taş Bina ve Dİğerleri.

Tarih: 1 Mayıs – 20 Mayıs 2013
Açılış: 1 Mayıs 2013 Saat: 18.00
Yer: NHKM (Nazım Hikmet Kültür Merkezi) Kadıköy-İstanbul

redfotoğraf olarak ilkini 2008 yılında gerçekleştirdiğimiz 1 Mayıs fotoğraf sergilerinin devamı olarak 1 Mayıs 2013 yılında “dünden, bugüne” dokümanter bir 1 Mayıs sergisi gerçekleştiriyoruz.

1909 Selanikten, 1976 Taksim’e – 1977 Taksim’inden, 1980 yılına ve Darbeli yılların kesintisini yırtan Emek Sinedunden-buguneması salon kutlamalarına, Yeniden alanlara çıktığımız 1988’li yıllardan, 2013 yıllarına bir görsel hafıza tazeleme sergisidir “dünden, bugüne” 1 Mayıs sergisi.

Bu sergi, aynı zamanda bir ön sergidir.
“Haziran ayında TYS. (Türkiye Yazarlar Sendikası) ile birlikte 2013 yılının  1 Mayıs İşçi Bayramı’nda “Sendikalı ol” teması ile işçi sınıfının “birlik, mücadele ve dayanışma” gününün anlamına uygun bir etkinlik de gerçekleştireceğiz.
Sendikalı olma bilincini görünür kılmak. İşçi sınıfının mücadele ve dayanışma örgütleri olan sendikaların kapsayıcılığını göstermeye yönelik fotoğrafların çekilmesini ve paylaşılmasını sağlamak. Bu bağlamda; Hak mücadeleleri, Grevler, Direnişler ve Eylemlerle dolu fotoğrafların yazarlarca yorumlanarak sergilenmesi gerçekleştirilecektir.”

“Çalışmak rüzgârdır yelkenlerde,
Çalışmak süt, ekmek ve dokuma…”
Bertolt Brecht’in

“Normallik ve Delilik Arasındaki Sanatçılar: Bosh’dan Dali’ye Ham Sanat’tan Basquiat’ya” adı altında Ravenna Sanat Müzesi’nde açılan sergi, yaratıcılığın sınırlarında gezinen “borderline” diye tanımlanan sanatçıların dünyasında bir yolculuğa çıkarıyor ziyaretçiyi.

Ferrara’daki müzede topluca sunulan 200 yapıt, uçurumların kıyısında süregelen sonu olmayan bir yolculuğa eşlik ediyor. Geceyle gündüzün, gerçekle düşün birbirine karıştığı bu yolculukta, deliliğin sınırlarındaki sanatçılar, ziyaretçiyi kaosa sürüklüyor. Bu serginin küratörlüğünü üstlenen Ravenna Sanat Müzesi’nin (Mar) müdürü Claudio Spadoni, serginin katoloğunu yayımlayan Gabriele Mazotta ve psikiyatr Giorgio Bedoni’nin amacı da borderline sanatçıların fırçasından çıkan yapıtlar aracılığıyla her türden sınırı aşmak.

Çocuksu yaratıcılık
Fransızcada “Art Brut” diye tanımlanan, “Ham Sanat”ın temsilcisi sayılan sanatçıların yapıtlarıyla düzenlenen serginin ana teması, Paul Klee ve Jean Dubuffet’nin ”ilkel bir içgüdü” diye yorumladıkları esinlenme konusuna odaklanıyor. Tek başlarına, sessiz bir ortamda, psikiyatrik sorunları nedeniyle yaşamın kıyısına itilen yaratıcıların yapıtlarıyla karşı karşıya geliyor bu sergide ziyaretçi. “Art Brut” bu sıra dışı yaşamlarda, İsviçre’deki psikiyatri kliniklerinde yıllar süren bir yaşam süren Dubuffet’nin vurguladığı gibi primitif ve çocuksu bir nitelik ve yaratıcılık barındırıyor.

Sıra dışı bir dünyanın kapılarını aralayan Ferrara’daki sergide sanat dünyasında Pontormo diye anılan melankolik Jacopo Carrucci’nin uyguladığı diyet ve sürekli şikayet ettiği bağırsak rahatsızlığıyla ilgili yakınmalarını not düştüğü hüzünlü günlüğe de yer veriliyor. Carrucci bu günlüğü, 1554’de Floransa’daki San Lorenzo kilisesindeki bir iskeleden düşmesinin hemen ardından tutmaya başlıyor.

Müzikle terapi
Art Brut akımının bir başka önemli temsilcisi Hugo van der Goes da melankolik ve acaip davranışlarıyla dikkat çeken bir sanatçıydı. Sanat kariyerinin zirvesindeyken Brüksel’deki Roode Kloster manastırına kapanmaya karar verdi. Gerçek dışı şeyler gördüğünü söylüyor ver bağrıyordu. Yunanlı hekimlerin yolundan giden dönemin doktorları, Goes’u müzikle tedavi ediyordu.

talyan Annibale Carracci ile Carlo Dolci de melankolik karakterleriyle tanınan iki sanatçıydı. Her iki sanatçının özyaşam öykülerini kaleme alan biyografi yazarları, Carracci’nin yaşadığı aşklarla ilgili derin bir depresyona sürüklendiğini, Dolci’nin ise konuşmayı kestiğini, iletişim kurmaktan kaçındığını aktarıyor.

Viyana’da sanat tarihi mezunu olan, ardından Londra’da müzik ve tıp eğitimi alan 1886 doğumlu Hans Prinzhorn, psikanalist olmuştu. Ayrıca Heidelberg üniversitesinde ünlü bir psikiyatrın asistanlığını yapıyordu.

Prinzhorm’un “Akıl Hastalarında Plastik Faaliyet” başlıklı ilk kitabı 1922’de yayımlandı. Prinzhorm Almanya’dan Latin Amerika’ya uzanan geniş bir coğrafyada çeşitli kliniklere yatırılan akıl hastalarının farklı niteliklerdeki yapıtlarını inceliyordu.

Psikopatolojik sanat
1923 tarihli Venedik Bienali ile 1900 Paris Uluslararası Sergisi’nde, Afrikalı sanatçıların işleri olan heykellerden bir retrospektif düzenlemişti. Avrupa dışı kültürlerden gelen sanatçıların yapıtları ilk kez sunuluyordu. Aynı yıllarda primitifler ve çocukların yaptıkları resimleri çağrıştıran “ Art Brut/Ham Sanat” da modaydı.

Blaue Reiter’in Münih’de açılan bir sergisi üzerine “Die Alpen” dergisinde bir yazı yazan Paul Klee, “Çocuklar özgür bırakıldıkları sürece çok sayıda birçok ayrıntı aktaran resim yapıyor” diye not düşmüştü. Klee’nin meslektaşı Gabriele Münter, o yıllarda çocuk resimlerinin koleksiyonunu yapıyordu.

Birinci dünya savaşı sırasında İsviçre’deki kahvelerde bir araya gelen militarizm karşıtı ve anarşist Dada akımının temsilcileri, primitifler ve çocukların resimlerini çağrıştıran Art Brut akımını taklit etmişti. Öte yandan psikanalist Prinzhorm’un koleksiyonu gitgide büyüyerek 5 bin yapıta ulaşmıştı. “Psikopatolojik sanat” diye anılan kavram da bu dönemde ortaya çıkmıştı.

Jean Dubuffet 1945’de “Ham Sanat”ı, toplumdan dışlanmış ya da kendini bilinçli şekilde toplum dışına atmiş kişilerin sanatı olarak tanımlamıştı. “Art Brut”, hem ham hem de şampanya gibi “köpüklü” biir akımdı. Kendisi aynı zamanda şarap tüccarı olan Dubuffet, “Art Brut” sanatçılarını bir çatı altında bir araya getiren bir şirket de kurmuştu.

Ravenna Sanat Müzesi’nde “Borderline, Normallik ve Delilik Arasındaki sanatçılar: Bosch’dan Dali’ye, Ham Sanat”tan Basquiat”ya başlıklı sergi, 16 hazirana kadar sanat dünyasının “çılgınları”nın portreleri ile sıra dışı işlerini bir araya getiriyor.

“Art Brut” akımının takipçileri portreye çok önem veriyordu. Bu obsesif seçimin ilk örneği Van Gogh’da izleniyor. Francis Bacon, “Sevilmek için sanatçı oldum” diyordu. Gerçeküstü resmin ünlü ismi Salvador Dali’yle noktalayalım, “Bir deliyle aramda tek bir fark var; ben deli değilim!”

Kaynak : Aslı Kayabal [-]

Bu yıl 20-23 Mart tarihleri arasında düzenlenecek 7.Uluslararası Çukurova Sanat Günleri’nin (UÇSG) bu yılki teması “Bilimin Aydınlığında” olarak belirlendi.

Bu yıl 20- 23 Mart tarihleri arasında düzenlenecek 7. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri’nin (UÇSG) bu yılki teması “Bilimin Aydınlığında” olarak belirlendi. Genel sloganı yine “Yerelden ulusala, ulusaldan evrensele” olan UÇSG’nin bu yıl da özel teması her zaman olduğu gibi “Barış” olarak tespit edildi.

Suriye’deki savaş nedeniyle bu yıl da Ortadoğu ülkelerine kapalı bir etkinlik biçiminde gerçekleştirilecek 7. UÇSG, Çukurova’da Adana, Antakya, Mersin, Tarsus ve Silifke’de eş zamanlı olarak düzenlenecek.

7. UÇSG’de bu yılki sanatsal etkinliklerde ağırlıklı olarak kültür, emek, şiir ağırlıklı bir program hazırlandı.

20 Mart’ta, saat 18.00’de Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonunda yapılacak açılış törenindeTürkiye Yazarlar Sendikası (TYS) Genel Başkanı Mustafa Köz’le Çukurova Sanat Girişimi adına Çetin Yiğenoğlu, Adana Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Zihni Aldırmaz birer konuşma yapacak.

Açılış töreninde KAM Müzik Sanatçıları Erdal Akpınar, Hasan Pekyen, Ali Okutan ve Bilal Birol tarafından verilecek konserden sonra Redfotoğrafçılık ve TYS tarafından ortaklaşa hazırlanan “Göz – el Emek – Yorum Fotoğrafları Sergisi” sanatseverlerin beğenisine sunulacak.

Sergi 20-24 Mart 2013 tarihleri arasında açık kalacak.

Pek çok çevrede olduğu gibi sanat çevrelerinde ve özellikle edebiyat çevrelerinde sıkça dile getirilen bir terim olan “Sen, ben, bizim oğlan” terimini hatırlatan bu durum aslında gülünesi bir durumdur. İyi olmak, büyük olmak için “Nobel sahibi mi olmak gerekiyor?  Malum olanları da görüyoruz kimi zaman” demeden geçemedim ve bu haberi yayınladım. Buyurun bizim oğlanlarının düşüncelerini okuyalım. (Editör)

İlber Ortaylı geçtiğimiz hafta yaptığı bir açıklamada Türk edebiyatının Nobel’i, romanla değil şiirle hak ettiğini söyledi ve bir tartışmanın fitilini ateşledi. Ertuğrul Özkök de köşesinde Ortaylı’ya yüzde 100 katıldığını yazarak tartışmayı alevlendirdi.

Akşam gazetesinden Eyüp Tatlıpınar, Ortaylı’nın bu iddialı açıklamasını edebiyatçılara ve konuyla ilgili kişilere sordu..

İşte “Nobel, Türk şiirine verilse hangi şaire yakışır?” sorusunun yanıtları

“NOBEL ADAYI ŞAİR BİZDE ÇOK”
Şair Ataol Behramoğlu
× Şiirin, Nobel’i daha çok hak ettiği görüşüne katılıyorum. Nedeni çok açık; bizdeki edebiyat geleneğinin en birikimli, en gelişmiş, dünya ölçeğindeki türü şiirdir.
× 19. yüzyılda Tevfik Fikret, biçimi ve ses tonuyla, büyük dünyasıyla Nobel’i hak ediyordu.
× 20. yüzyıl başlarında Yahya Kemal, divan edebiyatı, İstanbul Türkçesi ve Fransız şiirini sentezlemesiyle hak ediyordu.
× Nazım Hikmet, herkesçe bilindiği gibi dünyanın en iyi şairlerinden. Yaklaşık olarak aynı şeyler Fazıl Hüsnü Dağlarca, Melih Cevdet Anday için de söylenebilir.
× Nobel, özellikle son yıllarda postmodern yaklaşımlara, siyasi dalgalanmalara göre veriliyor. Nobel’i Türkiye’ye veren ekibin Türk edebiyatını tanıdığını hiç zannetmiyorum.
× Türkiye’de şiirin günümüzdeki durumu dünyayla paralel gidiyor. Dünyada şiir, deyim yerindeyse moda değil. Edebiyatı gerçekten seven okurun ilgi alanında kalıyor. Dünyada hakim olan değerler parayla, eğlenceyle, hızlı tüketimle ilgili. Şiir de bu dünyaya yabancı.

“İLBER’E KATILMIYORUM”
Yazar, Eleştirmen Necmiye Alpay
× Genel olarak ödül mekanizmalarına karşı olduğum için, Nobel adaylarım yok.
× Sevgili sınıf arkadaşım İlber Ortaylı’nın sözüne gelince. ‘Nobel’i hak etmek’ sözünü ‘değerli olmak’ diye anlayacaksak İlber’e pek katılamıyorum. Türkçe şiir ile roman arasında çok temel bağlar var. Her ikisinin de okuru olan bir kimsenin, yani roman yazarının, şiirdeki duygudan beslenmemiş olması düşünülemez. İlber’in kurduğu bağ bu yönüyle önemli.
× En büyük roman ve öykü yazarları şiirden beslenmiştir, bugün de beslenmektedir: Hayatta olanlardan, Leyla Erbil, Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Tahsin Yücel… Öte yandan, özellikle Ahmet Hamdi Tanpınar’ın o müthiş hesaplaşmasından bu yana, roman olsun, düşünce yazısı olsun Türkçe düzyazıyı şiirden (siz bunu ‘dünya edebiyatından’ diye anlayınız) geri saymanın uzun uzadıya savunulacak bir yanı yok.
× İlber Ortaylı işin bu yanını değil de, Türkçe şiirin değerini vurgulamak istemiş olabilir. Ama bunun için de ödül temelli değer yarıştırmasına girmekten daha iyi yöntemler bulunabilir.

“NOBEL HAK EDENE VERİLMİYOR”
Yazar İnci Aral
× Nobel’e inanmıyorum. Zaten romanda da iyi edebiyata verildiğini düşünmediğim için, hangi türün daha çok hak ettiği tartışması biraz anlamsız. Politik kaygılar, iyi edebiyattan daha önemli bir kriter mesela.
× İyi edebiyata verilecek bir Nobel’den söz edersek Turgut Uyar’a verilebilirdi. Günümüzde Adonis’e verilebilir, ama Türkiye’den yaşayan bir şair ismi veremem.

“TÜRK ŞİİRİNİN NOBEL’DE GÖZÜ YOK”
Şair Ömer Erdem
× Pek katılamıyorum bu görüşe. Türk şiirinin Nobel’de gözü yok bence. Nobel’i dağıtan küresel düzenin karşısında bir yerde konumlandığını düşünüyorum.
× Türkiye’de şiirin geliştiği bir hakikattir ama 2000’lerden itibaren yerini romana terk etti. Şiir, bu dönemde gelişen tüketim kültürüne uygun değil çünkü. Edebi etkinliğin merkezinden uzaklaşmaya devam edecek. Yalnızca Nobel’cilerin değil, Türkiye’de yaşayanların gözünden de uzaklaşacak.
× Nobel için şair adayı istiyorsanız, yılların bir şeyler kattığı yazarları önerebilirim; Sezai Karakoç, Ülkü Tamer, İsmet Özel…

“NOBEL ADAYIM: TURGUT UYAR”
Şair Kaan Koç
× Hem coğrafi, hem sosyolojik olarak Nobel en çok şiire yakışırdı; evet. Bu coğrafyanın dalgalı, çatışmalı halini en iyi şiir yansıtıyor. Yine de şairlerin bir özeleştiri yapması gerekiyor; kendi buhranlarıyla, şairlik unvanıyla daha çok ilgileniyorlar. Doğu’nun kolaycı toplum olmasından… Şairlerin bulunduğu toplumun edebiyat kültürünü, kelime üretimini zenginleştirmesi lazım. Bizde bu eksik.
× Nobel adayım İkinci Yeni’den bir isim olabilir. Mesela Turgut Uyar…

“ŞİİR ROMANA GÖRE DAHA ÖZGÜN”
Tiyatrocu Kenan Işık
× Bizde şiir romana göre daha özgün. Bu coğrafyada binlerce yıl boyunca yer almış uygarlıklarla onların edebi, kültürel üretimleriyle ilişki kurabildiği için. Gazellerle, kasidelerle, rubailerle örneğin…
× Roman için bu durum geçerli değil. Batı’yı model aldı bizim romancılarımız. Roman Batı’da gelişen bir tür olduğu için bu doğaldı. Ama geleneksel metinlerle ilişki kurmayı, özgün olmayı, yerli olma özelliğini kazanamadı.
× Şiir daha özgün ve bu nedenle değerlidir. Nobel’i de çok daha önceden hak etmiştir. Adaylarım, geleneği sürdüren şairler olurdu. Ahmed Arif, Cemal Süreya, Edip Cansever. Değerli şairlerimiz çok. Günümüzden Bejan Matur olurdu.

“KESİNLİKLE FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA”
Şair Küçük İskender
Öncelikle sevgili Orhan Pamuk’un bu ödülü kesinlikle hak ettiğini düşünüyorum. Şiir de, roman da aynı ailenin çocukları, onları birbiriyle tokuşturmamak lazım. Bunun haricinde şiirin de aynı ödülle dönmesi tabii ki güzel bir şey olur. Bu şairi sevindirecek bir şey olmasa bile. Eğer şiirde Nobel’i alacak biri varsa o benim için kesinlikle Fazıl Hüsnü Dağlarca’dır.

“45 YILDIR AYNI SORUYLA KARŞILAŞIYORUM”
Şair Haydar Ergülen
× Nobel, romanla da hak edilerek alındı. Orhan Pamuk’tan önce Yaşar Kemal de almalıydı. Fakat şiir bizim en eski edebi geleneğimizdir. Roman Batı’da, şiir Doğu’da doğan bir tür. Bizde, bir ‘Nobel’i hak etme’ meselesi söz konusuysa en az roman kadar hak ettiği doğrudur.
× Nazım Hikmet ve Fazıl Hüsnü Dağlarca alabilirdi bu ödülü. Günümüzde Gülten Akın önemli bir şair. İnsan hakları konusundaki hassasiyetlerin Nobel jürisi tarafından gözetildiğini görüyoruz. 1980’lerde hapiste yatan oğlu için çabalamış biri Akın. Politik hassasiyetlere sahip…
× 45 yıldır aynı soruyla karşılaşıyorum; ‘Şiir öldü mü?’ Ölmüyor ama biçim değiştiriyor. Şiir organik bir edebi tür. Başka şeylerin içine sızabilir. Günlük konuşma dilinde de şiir kullanabiliriz, sinema filmi çekerken de…

“ANA DİL İKİ DURUMDA ÇOK ÖNEMLİ: SEVİŞME VE ŞİİR”
Gazeteci Ertuğrul Özkök
× Kendimi, geride bıraktığımız 10 yıllık her kuşağa ait hissediyorum aslında. 1970’lerin özelliği şiirle yaşamış olmamızdı. Şimdi Twitter’da kurulan ilişkileri şiirle kuruyorduk. Cemal Süreya’nın bir şiiri kadın-erkek ilişkilerinde bizim için bir parolaydı.
× Şiirin yaşamımızdaki etkisi büyüktür. Hala şiirle konuşuyoruz. Türk müziğinde şiirselliği kuvvetli buluyorum. Doğuş’un, Sezen Aksu’nun şarkı sözlerinde şiirselliğin kuvvetli etkisi var örneğin.
× Ana dil iki durumda çok önemlidir; sevişmede ve şiirde.
× Türk şiirinin insanlar arası ilişkileri açan maymuncuk olduğunu düşünüyorum.
× Romanı çok severim ama bana, ‘Nobel değeri en yüksek edebi ödüldür, kime verelim?’ deseler hiç düşünmeden şairleri gösteririm. Bir isim vermemi istiyorsan benim için Ece Ayhan önce gelir. Cemal Süreya, Melih Cevdet Anday, Sezai Karakoç, Enis Batur, Küçük İskender gibi şairler onu takip eder.
× Nobel jürisinin gözünde politik tavır önemli bir kriter. İnsanların politik tavırları olması elbette gerekli bir şey ama bir edebiyat ödülü için bu kriterin öne çıkarılmasını pek anlamlı bulmuyorum. Şairler politize oldukları ölçüde şiirleri değer kaybediyor. Nazım Hikmet’in en güzel şiirlerinin, kendisiyle hesaplaştığı, sevdiği kadın lara yazdığı şiirler olduğunu düşünüyorum.

“TÜRKİYE’DEN BİRİ ALACAKSA ATAOL BEHRAMOĞLU OLMALI”
Yazar Nazlı Eray
İlber Ortaylı’ya kesinlikle katılıyorum, çok doğru söylemiş. Çok iyi şairlerimiz var. Ama şairler romancılar gibi değiller. ‘Şiirim çok okunsun, çok satsın’ derdine girmez ve halkla ilişkiler çalışması yapmazlar. Zaten çok az yayınevi şiir kitabı yayınlamaya yanaşıyor. Buna rağmen onlar yazdıklarıyla mutludur ve hayranları onları takip eder, onlar hayranlarını değil.
Nobel, genellikle politik görüşlü kişilere veriliyor. Bunun değişmesi gerek. Ayrıca ‘İlla çok kalın bir kitap Nobel alır’ anlayışını da yanlış buluyorum. İncecik bir şiir kitabı birçok kalın romandan çok daha büyük duygular ifade eder. Zaten bu yüzden ‘Şiir almalı’ diyorum. Türkiye’den biri alacaksa bu kişi Ataol Behramoğlu olmalı.
Tabii şunu da unutmamak gerek, Nobel bir kitabın iyi olduğunun kanıtı değildir. Kesinlikle Nobel alması gereken ama almayan değerli edebiyatçılar olduğu gibi, Nobel aldığına kendi bile şaşıran edebiyatçılar var. Nobel’in seçim kriterlerini doğru bulmayan Sartre, Nobel Ödülü’nü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına, hem de politik konumuna zarar vereceğini düşündüğü için.

YAŞAYAN ŞAİRLERDEN BİR ADAY GÖSTERMEK ZOR”
Şair Utku Özmakas
× Türkiye’de şiir geleneğinin güçlü olduğunu ispat etmek zor değil. Dünya kütüphanelerine bakın; romancılarımız nadir bulunur ama bir Nazım Hikmet dünyanın tüm kütüphanelerinde vardır.
× Roman şiire göre daha hızlı tüketiliyor, ortalama okura hitap etme avantajı var. Şiir, özellikle İkinci Yeni akımından sonra daha fazla kültürel birikim talep eden bir tür haline geldi.
× Yaşayan şairlerden bir aday göstermek kolay değil. Metin Kaçan’ın ‘Ağır Roman’ı örneğindeki gibi, roman alanında bir iyi eser vermen yetebiliyor ama şiirde iyi olmak, istikrarla ilgili bir şey. Bir şair hakkında konuşmak için üzerinden zaman geçmesi lazım. İsim istiyorsanız Nazım Hikmet ve Turgut Uyar’ı söyleyebilirim.
× Bir ara araştırdığımda 1975 ve sonrasında doğan 146 şair saymıştım. Bu sayı, zengin üretimin halen sürdüğünü gösteriyor.

Kaynak :[-]

”Türk Dünyası Edebiyat Dergileri Kongresi”nin beşincisi, 2012 Türk Dünyasının Kültür Başkenti Astana’da düzenleniyor

TÜRKSOY’dan yapılan yazılı açıklamaya göre, bugün ve yarın gerçekleştirilecek kongre, Çin’den Kosova’ya, Yakutistan’dan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne kadar 15 ülkeden 30’dan fazla editör, yazar ve bilim adamına ev sahipliği yapacak.

Kongrede, ”Türk Dünyasında Yılın Edebiyat Adamı” ilan edilen Azerbaycan Yazarlar Birliği Başkanı Anar Rezayev’e de ödülü takdim edilecek.

Kongre kapsamında, Kazakistan’ın önemli edebiyat dergilerinden ”Culduz”un 90. yıl kutlamaları ve II. Uluslararası Kaşgarlı Mahmut Hikaye Yarışması Kazakistan etabı ödül töreni de yapılacak.

Türk Dünyası Edebiyat Dergileri Kongresi, Türk dünyasının edebiyat alanında önde gelen isimlerini bir araya getirerek karşılıklı ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla 2008 yılından beri düzenleniyor.

 

Tarihi sinemalara ve sanat filmlerine olan ilgi, AVM’lerdeki sinemalar nedeniyle her geçen gün azalıyor

stiklal Caddesi’ndeki ”Cadde-i Kebir Sinemaları” olarak anılan tarihi sinemalar, AVM sinemaları rekabet edemeyerek kapanmaya yüz tuttu. Adı Beyoğlu ile özdeşleşen sinemalardan biri olanSinepop, kasımda kapısına kilit vurarak, AVM’lere yenilen ”sanat sinemaları” arasındaki yerini alacak.

Tarihi Beyoğlu Sineması’nda soruları yanıtlayan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Kurucu Üyesi ve Onursal Başkanı Atilla Dorsay, gidişatın kötü olduğunu ama geleceğe dair umutlarını koruduğunu söyledi.

Beyoğlu, Atlas ve FİTAŞ gibi salonların sinemaseverleri ağırlamaya devam ettiğini hatırlatan Dorsay, Emek ve Alkazar sinemalarının da zamanla açılarak Beyoğlu’nun eski sinemasal havasına katkıda bulunacağını aktardı.

Dorsay, tarihi sinemaların kapatılarak yerlerine AVM yapılması konusunda, ”Bütün şehirler rantable. Paris, Londra, New York değil mi? Ama Paris’te hala ‘Rue Champollion’ verilen yerde hala eski sinema salonları vardır. Kimse onları yıkılarak yerlerine AVM veya multipleks yapmayı düşünmüyor” diye konuştu.

Beyoğlu’nda kapanmak üzere olan sinemaların iyi tanıtımlarla bu sıkıntıları aşabilecekleri tespitinde bulunan Dorsay, sinemaların teknik olarak da kendilerini yenilemeleri gerektiğini belirtti. Dorsay, sinemaların korunması için kamuoyu gücüne gereksinim duyduğunu anlatarak, Emek Sineması’nın bu yolla yok olmaktan kurtulduğunu söyledi.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’dan, arkeolojik eserlere gösterdiği hassasiyeti sinemalara da göstermesini isteyen Dorsay, ”Ertuğrul Bey çok iyi çalışmalar gerçekleştiriyor, umarım ki bu konuda da gerekeni yapar” diye konuştu.

Kapanan sinemaların ”repertuar sinema” haline getirilerek klasik filmleri göstermekle işe başlayabileceği önerisini getiren Dorsay, ”Fransa’da bunun örnekleri var. Klasik filmleri ithal edip, haftanın belli günlerinde sinema-tek gibi çalışsalar, önemli bir adım atılmış olur. O filmlerin getirilmesi de bir maliyet, bunun da farkındayım ama blu-ray kopyalarının getirilmesiyle maliyet düşürülebilir. Gösterim hakları kolayca alınan bu tür klasiklerin gösterilmesi, bu sinemalar için önemli bir etkinlik olabilir. Hatta Alkazar açılacaksa ilk olarak bu şekilde hizmet vermelidir” dedi.

 

SİNEPOP SİNEMASI DA KASIM SONUNDA KAPANIYOR

Beyoğlu ile özdeşleşen sinemalardan Sinepop da kasım ayı sonunda sinemaseverlere veda edecek. Kapanan Emek Sineması ile aynı sokakta bulunan Sinepop’un en çok Emek’in kapanmasından etkilendiğini ifade eden Dorsay, kapanan birçok sinemanın tarihi yapılar içinde yer almasını, tekrar açılmaları için bir umut olarak niteledi.
Sinema ve sanat eğitimi veren kurumlara ve okullara da önemli görevler düştüğünün altını çizen Atilla Dorsay, ”Sadece sinema, sanat ve iletişim fakülteleri öğrencileri bile ‘Biz filmlerimizi AVM’lerde değil de bu salonlarda göstereceğiz’ deseler bu salonlar dolar. Nitekim festivaller sırasında bu salonlar doluyordu. 15 günlük bir doluluk yaşanıyor ama hak verirsiniz ki bu da yeterli değil” dedi.

Sinepop çalışanlarından Adnan Şapçı ise, ”Destek konusunda işleyen çarkta bir sakatlık var” diyerek devletin sanat filmleri kadar onların gösterileceği sinemalara destek vermesini istedi.

Sinepop’un kapanacağını belirten Şapçı, ilgisizlikten yakınırken, ”O kadar ki İl Kültür Müdürlüğü’nde (İstanbul Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü) çalışıp Atlas Sineması’nın yerini soranlar var, durumumuz maalesef bu” diyerek içinde örnek verdi.

SON KALE BEYOĞLU SİNEMASI DA DÜŞMEK ÜZERE

Beyoğlu Sineması Müdürü Temel Kerimoğlu, kendilerini AVM sinemalarına direnen son kale olarak niteleyerek, dev firmalar karşısında yenilmek üzere olduklarını söyledi. ”Sinemaların kapanmaması için gazetelerde yazılar yazılsın, duyarlılık oluşsun istiyoruz ama görünen o ki ceketimizi alıp gideceğiz”

 

Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nca (DDT) bu yıl onuncusu düzenlenen “Orhan Asena Yerli Oyunlar Tiyatro Festivali”, 7 yerli yapıma ev sahipliği yapacak.

DDT’nin ev sahipliğinde Diyarbakırlı oyun yazarı Orhan Asena anısına ve 1-17 Kasım’da, bu yıl onuncusu düzenlenen, “Orhan Asena Yerli Oyunlar Tiyatro Festivali” kapsamında tiyatroseverler, Ankara, Van, İstanbul, Sivas ve Bursa Devlet Tiyatrolarının seçkin eserleri ile Ankara Opera Balesi’nin de bir temsilini izleme şansı bulacak.

DDT Müdürü Lebip Gökhan düzenlediği basın toplantısında, şu aralar bölgede farklı bir gündemin olmasına rağmen festival gibi etkinliklerin de yapıldığını ifade ederek, DDT bünyesinde Diyarbakırlı bir tiyatro adamı anısına adanan ve onuncusu düzenlenecek “Orhan Asena Yerli Oyunlar Tiyatro Festivali”ni gerçekleştireceklerini söyledi.

Festivalin önemli olduğunu, Devlet Tiyatroları (DT) bünyesinde, DDT’nin gerçekleştirdiği hem yerli yazarlara hem de yerli oyunlara destek anlamında tek yerli oyunlar festivali olduğunu ifade eden Gökhan, bu yıl sadece oyunlarla değil, Diyarbakır’da görev yapmış sanatçılarla da buluşma ve söyleşilerin yapılacağını bildirdi.

Gökhan, kapanışta Ankara Opera Balesi’nin “Töre” adlı temsille sanatseverlerle buluşacağını, açılışı ise küçük bir müzik dinletisinin ardından Orhan Asena’nın yazdığı, Serhat Nalbantoğlu’nun yönettiği “Hürrem Sultan” adlı oyun ile yapacaklarını söyledi.

“Dolu dolu bir festival geçirmeyi diliyoruz” diyen Gökhan, “Bu önemli şehirde, coğrafyada, tiyatro yapmanın keyfini ve mutluluğunu her zaman yaşıyoruz. Bütün seyircilerimizi 1 Kasım’dan itibaren festivale bekliyoruz” dedi.

“Batıda tiyatro yapmak kolay”

Gökhan, sezonu Sadık Şendil’in yazdığı, Volkan Özgömeç’in yönettiği “Kanlı Nigar” oyunuyla açtıklarını anımsatarak, oyunun yoğun ilgi gördüğünü belirtti.

Seyircinin genel olarak komedi ve müzikli oyunlara daha çok ilgi gösterdiğini anlatan Gökhan, şöyle konuştu:

“Ancak, gerçekten iyi anlatılan oyunlar da ilgi görüyor. Diyarbakır’ın harika, özel ve çok duyarlı bir seyircisi var. Tiyatroyu bilen bir seyircisi olduğuna inanıyorum. Bunun nedeni ise burada 24 yıldır DT var. Bu yüzden köklü bir seyircimiz var. Diyarbakır’da uzun yıllar çalışmış biri olarak Diyarbakır’ı başka yerde anlattığımız zaman ‘biz hiç öyle bilmiyoruz, tanımıyoruz” diyorlar. Diyarbakır zaman zaman bazı olumsuzluklara gündeme geliyor. Ama Diyarbakır’da sanat da var. Biz sanatla üzerimize düşeni yapmaya çalışıyoruz. Sanatın her dalıyla, sporun her dalıyla insanlar buluştuğu zaman daha iyi bir şekilde sorunların çözüleceğine inanıyorum. Burası özel bir bölge. Batıda tiyatro yapmak kolay. Önemli olan burada bir şeyler yapmak. Teknik anlamda zorluklar var. İstanbul’da, Ankara veya İzmir’deki herhangi bir sanatçıyla Diyarbakır’daki bir sanatçının durumu farklı. Çünkü diğer yerlerde sanatçılar kendilerine alternatifler bulabiliyorlar. Mesleki açıdan kendimizi geliştirmek için biraz uzağız. Örneğin Van DT, şu an çadırda tiyatro yapıyor. Ama Devlet Tiyatroları her il ve ilçede seyirciyle buluşuyor, buluşmaya da devam edecek.”

Festival programı

Yarın Orhan Asena’nın yazdığı Ankara DT’nin “Hürrem Sultan” oyunuyla başlayacak festivalde, Ankara DT “Keloğlan” adlı oyunuyla ikinci kez tiyatroseverleri selamlarken, Van DT 5-6 Kasım’da, “Mem ile Zin”, İstanbul DT, 8,9,10 Kasım’da “Ay Ecesi”, Sivas DT, 12,13 Kasım’da “İstanbul Efendisi”, Bursa DT de 14,15 ve 16 Kasım’da “Kuzguncuklu Fazilet” oyunlarıyla konuk olacak.

Yetkin Dikinciler, Bülent Emin Yarar ve Engin Altan Düzyatan’ın da söyleşileriyle renk katacağı festival, Ankara Opera Balesi, Turgut Özakman’ın yazdığı, koreografi ve rejisi İhsan Bengier’e ait “Töre’ adlı bale gösterisiyle sona erecek.

 

Kaynak : [-]

Alanında en büyük fuar olan Frankfurt Kitap Fuarı’nda Türkiye’deki yayınevleri için 350 metrekarelik alan ayrıldı 

64. Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı dün düzenlenen törenle kapılarını açtı. 10-14 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek fuarın bu yılki onur konuğu Yeni Zelanda olacak.

Alanında dünyanın en büyüğü olan fuar, 7 binin üzerinde yayıncıyı ağırlıyor. Fuarın ana konuları ise e-yayıncılık ve telif hakları olacak.

Türkiye ulusal standı bu yıl 48 metrekaresi çocuk kitapları bölümünde yer almak üzere toplam 350 metrekarelik bir alanda yer alacak. Stantlarda 200 civarında yayınevimizin 3.000’e yakın kitabı sergilenecek. Fuar süresince ulusal stantta 21 yayınevi, çocuk yayınları standında 8 çocuk ve gençlik edebiyatı yayıncısı kendilerine ayrılan sergi ve görüşme ünitelerinde eserlerini tanıtacak ve telif görüşmeleri gerçekleştirecek.

2012 Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı Türkiye etkinlikleri kapsamında yazarlar, yayıncılar ile çocuk çizerlerini tanıtan kataloglar ile ülkemizden birçok farklı kültürel öğe ile sanat ve edebiyatı ve ayrıca Türk yayıncılık hayatını tanıtan çok sayıda kitap, broşür ve tanıtım malzemesi de profesyonel ziyaretçilere ve hafta sonu fuarı ziyaret edecek halka sunulacak.

 

Kaynak : [-]

Türkiye’de 54 amatör, 64 profesyonel, 25 çocuk oyunu ve 35 geleneksel kategoride olmak üzere toplam 178 özel tiyatroya 4 milyon lira ödenek verilecek.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamaya göre, özel tiyatroların projelerine 2012-2013 sanat sezonunda yapılacak yardımları belirleyecek Değerlendirme Komisyonu 25 Eylül 2012 tarihinde toplandı. Özel tiyatroların destek başvuruları, Bakanlık Müsteşarı Özgür Özaslan’ın başkanlığında, Müsteşar Yardımcısı Nihat Gül, Güzel Sanatlar Genel Müdür Vekili Hülya Muratlı, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dramatik Yazarlık – Dramaturji Anasanat Dalı Başkanı Prof. Dr. Semih Çelenk, oyun yazarları Refik Erduran ve Turgay Nar’dan oluşan komisyon tarafından ayrı ayrı incelendi.

Başvuruları değerlendirirken ilgili mevzuatta belirtilen ölçütleri vebütçe olanaklarını göz önünde bulunduran komisyon, ayrıca Türk tiyatrosunu bütün yönleriyle desteklemek amacıyla, profesyonel tiyatrolar kategorisinde Türk oyun yazarlarına ait eserlerle başvuran özel tiyatrolara diğerlerinden daha yüksek miktarda yardım yapılmasını sağladı. Açıklamada şu bilgilere yer verildi:

“Hakkari, Van, Bitlis, Muş, Şanlıurfa, Amasya, Bartın, Trabzon, Sinop, Aydın, Manisa ve Sivas’ın da aralarında bulunduğu 41 farklı ilden profesyonel, çocuk oyunu, amatör ve geleneksel kategorilerde toplam 338 özel tiyatro başvurusu yapıldı. Bu rakamla 2012-2013 sanat sezonunda bu zamana kadar yapılan en yüksek başvuru sayısına ulaşıldı. Değerlendirme Komisyonu, hazırladıkları projelerden hareketle 54 amatör, 64 profesyonel, 25 çocuk oyunu ve 35 geleneksel kategoride olmak üzere toplam 178 özel tiyatroya yardım yapılmasına karar verdi. Bu karar doğrultusunda, bu zamana kadar bir sanat sezonuna yönelik en yüksek ödenek miktarı olan 4 milyon TL, bir sanat sezonunda desteklenen en fazla tiyatro sayısı olan 178 özel tiyatroya dağıtılacak. 2012-2013 sanat sezonu için yardım yapılan projelere ilişkin liste Bakanlığın www.kulturturizm.gov.tr ve www.guzelsanatlar.gov.tr internet adreslerinde yayınlanmaktadır.”