Şunun için etiket arşivi: Türkiye

nazim-hikmetÇağdaş Türkçe şiirin kurucularından biri olan Nazım Hikmet’in kültür mirasını devam ettirmek adına Boğaziçi Üniversitesi’nde ‘Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’ açıldı. Açılışa Orhan Pamuk görüntülü bir konuşma ile katıldı.

Türkiye’de bir üniversite bünyesinde ilk kez Nazım Hikmet adına bir merkez kuruldu. Yazar Murat Gülsoy’un öncülüğünde başlatılan proje, uzun bir araştırma ve ön çalışma sürecinin sonunda tamamlandı ve 15 Aralık’ta hayata geçirildi.

Buna göre Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde kurulan Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’nde özgün araştırmaların desteklenmesi planlanıyor. Ayrıca baraşırılı çalışmalar Nazım Hikmet Tez Ödülü ile onurlandırılacak.

Pamuk video konferansla katıldı

Merkezin açılışında görüntülü konferans yoluyla katılan Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk, Nazım Hikmet’i şu sözlerle anlattı:

“Nâzım Hikmet’i anlamak onu tabu ve yasaklarla korunan bir başka put haline getirmek değil; onun bu olağanüstü yeteneğini nasıl büyük bir edebiyat haline getirdiğini adım adım görmektir.”

Ayrıca Nazım Hikmet’in kişiliğinden de etkilendiğini ve 1970’li yıllarda onun gibi şiirler yazmayı denediğini de belirten Pamuk konuşmasına şöyle devam etti:

“Benim şiirlerim çok kötüydü ama onun gibi olmak heyecanı vardı bende. Ben Lise 2’de okurken yayınlanan, Nâzım Hikmet’in hapishaneden Kemal Tahir’e gönderdiği mektuplar hayat yolunda bana çok yardımcı olmuştur. Nâzım Hikmet’in Orhan Kemal’e yazdığı mektupları da aynı heyecanla okurdum. Bu mektuplar beni toplumsal, eleştirel Türk edebiyatına da açmıştır.”

Nazım Hikmet’in kahramanlaştırılmasından da bahseden Pamuk bu konuya dair düşüncelerini şöyle aktardı:

“Biz kahramanlarımızı anlamak değil; onlara hayran olmak isteriz. Çoğumuzun menkıbename’leri tercih etmesi bu nedenledir. Kahramanlarımız hakkında tabular icat ederiz. Nâzım Hikmet’in hayatı da eserleri de bu türden tabu ve yasaklarla doludur. Atatürk döneminde Nâzım Hikmet hakkında açılan davalar, şairin çeşitli defalar sürgüne veya hapse gönderilmesine rağmen Atatürk’ü sevmeye devam etmesi; ancak hapisten çıkar çıkmaz Kuvayı Milliye Destanı’nı yarım bırakması böyle tabu bir konudur.”

Tarık Akan, Rutkay Aziz, Oya Baydar, Altan Öymen gibi tanınmış isimlerin yanı sıra akademik dünyadan, yayınevlerinden ve basından da pek çok kişi merkezin açılışında hazır bulundu.

Merkezde neler yapılacak?

Boğaziçi Üniversitesi Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi, edebiyat, tarih, sanat ve sosyal bilimler alanlarında disiplinler arası çalışmalar yapmak ve çağdaş Türkçe şiirin kurucu şairi şair Nazım Hikmet’i tanıtmayı planlıyor. Bu kapsamda Merkez, Türkiye’nin kültür ve sanat birikimi üzerine yapılacak özgün çalışmaları destekleyecek, araştırmacılar için uygun bir ortam hazırlayacak, ulusal ve uluslararası ölçekte bilgi paylaşımını sağlayan bir yapı oluşturacak. Ayrıca Türkiye’nin son iki yüzyıllık kültür ve sanat birikimi üzerine yapılan özgün akademik çalışmaları desteklemek üzere ‘Nâzım Hikmet Tez Ödülü’nün de her yıl verilmesi planlanıyor.

Kaynak: Al Jazeera

Strasbourg Odyssee sinemasında devam eden 26.Türk Sinema Günleri’nde 12 Aralık Cuma akşamı yönetmen, senarist Onur Ünlü’nün dram, fantezi türü siyah-beyaz ve renkli ‘Sen Aydınlatırsın Geceyi’ filmi gösterildi. Odyssee sineması yönetmeni Faruk Günaltay programa davetli olan yönetmen Onur Ünlü’nünİstanbul Fransız Konsolosluğundan vize verilmediği için Strasbourg’a gelemediğini duyurdu.

onur-ünlü

2014 Antalya Film Festivalinde ‘İtirazım Var’ filmiyle en iyi yönetmen ödülünü kazanan yönetmen Onur Ünlü ‘Sen Aydınlatırsın Geceyi’ filmiyle de çok sayıda ödül kazanmıştı.

2013 yapımı 1saat 45 dakikalık ‘Sen Aydınlatırsın Geceyi’ sinema filmi 2013 yılında 32. İstanbul Film Festivalinde Ulusal Yarışmada Altın Lale en iyi film ödülü, en iyi senaryo Onur Ünlü’ye verilmişti. Sinema filmi Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Birliği (FIPRESCI) tarafından en iyi film seçilmişti.

Çok sayıda Türk ve Fransız sanatseverler Odyssee salonunda ‘Sen Aydınlatırsın Geceyi’ filmini büyük bir ilgiyle izledi. İzleyenler arasında eski AİHM başkanı Jean Paul Costa, Strasbourg Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Ragıp Ege, Prof. Paul Dumont, AK nezdinde Türkiye Daimi Temsilcilik çalışanları bulundu.

13 Aralık Cumartesi akşamı Onur Ünlü’nün 2014 yapımı ‘İtirazım Var’ filmi beyaz perdeye geliyor. Yönetmen Onur Ünlü, sanatçılar Leyla Hazal Kaya ve Serkan Keskin’nin ‘Odyssee’ salonuna gelip, gelmeyeceği merakla bekleniyor. Odyssee sinemasın yönetmeni Faruk Günaltay 19 Aralık Cuma akşamı Odyssee’de ‘Türk Sineması ve Türkiye nereye gidiyor’ konulu açık oturum yapılacağını duyurdu.

Kaynak : onedio.com

arkeolojiTürkiye’nin ilk restorasyon, arkeoloji ve müzecilik teknolojileri fuarı Şubat ayında gerçekleşecek. Fuar, dünya çapında uzmanları ağırlayacak.

Oldukça uzun bir isme sahip yeni bir kültür fuarı yakında İstanbul’da meraklılarıyla buluşacak: ‘Heritage 2015 Restorasyon, Arkeoloji ve Müzecilik Teknolojileri Fuarı ve Konferansları’. Lütfi Kırdar Uluslar arası Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapılacak olan fuarın tarihleri ise 5-7 Şubat 2015 olarak belirlendi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü ve UNESCO Türkiye Milli Komisyonu’nun destekleriyle düzenlenen organizasyonda, Türkiye’de ‘Kültürel Miras’ eğitimi-yönetimi, belgelemede yeni yöntemler, sergilemede ve teşhirde yeni araçlar, arkeolojide yeni teknikler, konservasyon ve restorasyon teknikleri, yeni uygulamalar ve müzecilik teknolojileri gibi ana başlıklar yer alacak.

Konferans ve eğitimlerin yanı sıra, film gösterimleri, sergiler, gezi programları ve küçük çaplı konserler de planlanıyor.

Öğrenciler, akademisyenler ve özel sektörde yatırımcı olarak bu alanlarda çalışanlar için önemli bir boşluğu dolduracak olan fuar aynı zamanda, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı yürütülen kazılar için de farklı olanaklar sunacak.

Kaynak: Al Jazeera

Yarışma için son başvuru tarihi 12 Aralık 2014.
zeytinburnu ve tfsf

Tarih : Son Başvuru Tarihi: 12 Aralık 2014

Zeytinburnu: Tarihi, insanı ve konumu itibariyle tek başına bir anlam ifade etmektedir. Mekânsal açıdan yarışmaya gönderilen fotoğrafların, İstanbul ilinin Zeytinburnu ilçesine ait olduğunun anlaşılması gerekmektedir.

Bilecik Belediyesi’nce bu yıl dokuzuncusu düzenlenen Ulusal Bilecik Tiyatro Festivali “Annemin Şoförü” adlı oyunla sona erdi.

bilecik-tiyatro-festivali

Belediye Şeyh Edebali Kültür ve Kongre Merkezi’nde 17 Kasım’da başlayan ve 14 gün süren festivalin son oyunu “Annemin Şoförü”nü Hakan Altıner’i yönetti. Suna Keskin, Atila Pekdemir, Selda Özbek ve Damla Cercişoğlu’nun oyunculuğunu üstlendiği oyunda birbirini çok seven ama bir o kadar da “dediğim dedik” dört kişinin öyküsü anlatıldı.

Oyun sonunda oyunculara ödüllerini veren Belediye Başkanı Selim Yağcı, festivalin 10. yılını uluslararası düzeyde olabilecek şekilde kutlayacaklarını ifade etti:

“Bu yolculuğa çıktığımız 2004 yılında bir taraftan mahallelerimizdeki altyapı eksikliklerini giderirken diğer taraftan da sanat anlamında bir eserin temellerini attık. O gün başlamasaydık bugün sanatsal anlamda ihtiyaç olan bu noktaya çıkmamız mümkün değildi. 2004 yılında başlattığımız yolculukta bir hedefi ortaya koymuştuk. O gün, ‘Festivalin 10’uncusuna geldiğimizde uluslararası düzeyde kutlayacağız’ dedik. Bunu yapacağız. Açılışı ve kapanışıyla, Türkiye gündeminde Bilecik daha fazla yer tutacak. Bilecik’in tanıtımı noktasında yapılan etkinlikler son derece önemli.’

Etkinlikte, hayatını kaybeden tiyatro sanatçısı Nejat Uygur’un oğulları Süheyl ve Behzat Uygur kardeşler, torunu Mana Uygur ile Wilma Elles, Cengiz Küçükayvaz, Ercüment Balakoğlu, Serpil Tamur, Özge Özder, Berke Üzrek, Onur Yaprakçı, Şahin Sekman, Barbaros Uzunöner, Merve Servi,  Berke Hürcan, Can Törtop, Songül Öden, Levent Ülgen, Atila Pekdemir ve Suna Keskin’in de aralarında bulunduğu yaklaşık 100 sanatçı sahne aldı. Necla Uygur, Serpil Tamur, Hakan Altıner ve Yalçın Menteş’e ‘Kristal çınar onur’ ödüllerinin verildiği festivalde, aralarında ‘Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye öğüdü’, ‘Dünyanın sonu.net’, ‘Haydi hayırlısı’, ‘Şenlik çıkmazı’, ‘Müziksiz evin konukları’, ‘Tuzak’, ‘Hz. Ömer, adalet mülkün temelidir’in bulunduğu birçok oyun sahnelendi.

Kaynak: Al Jazeera

20. Gezici Sinema Festivali “Sinema Aşkına” teması ile 28 KAsım – 8 aralık tarihleri arasında yola çıkmaya hazırlanıyor. Festival programında, Kieslowski, Godard gibi yönetmenlerin filmleri yer alıyor.

gezici-festival-20

Ankara Sinema Derneği’nin T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlediği Gezici Festival, 20’nci yılını “Sinema Aşkına!” teması ile kutlamaya hazırlanıyor. 28 Kasım – 8 Aralık 2014 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak festival,Ankara’dan yola çıkacak. 28 Kasım – 4 Aralık’ta başkentteki gösterimleri devam ederken, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi’nin katkılarıyla, 3 – 7 Aralık tarihleri arasında Eskişehir’e konuk olacak. Gezici Festival yolculuğunu, Sinop Kültür ve Turizm Derneği’nin katkılarıyla, 5 – 8 Aralık’ta Sinop’ta tamamlayacak.

Dünya ve Türkiye sinemasının seçkin örneklerini yurdun değişik kentlerindeki sinemaseverlerle buluşturmak ve Türkiye sinemasını dünyaya tanıtmak için tam 20 yıldır yollarda olan Gezici Festival, bugüne kadar toplam 5 ülke ve 23 şehre giderek, 56 bin 872kilometre yol katetti. Sinema sevdasıyla 20 yıldır kent kent dolaşan festivalde, bu yıl aynı tutkuyla sinema yapan yönetmenlere özel bir bölüm ayrıldı. “Sinema Aşkına!” sinemaya duyulan aşkın hiç bitmediğinin birer kanıtı olan ve sinema tutkusunu konu alan filmleri bir araya getiriyor.

Usta yönetmen Krzystof Kieslowski Amatör’de (Camera Buff), kamerasına giderek daha çok bağlanan ve dün- yaya yalnızca vizörden baktığı için çevresindekileri yitiren bir sinemasevere odaklanıyor. Hayat ya da sinema ikileminin bir yansıması olan filmde, çocuğunun doğumu öncesinde onu filme çekebilmek için bir kamera alan ancak kendisini film çekmenin büyüsüne kaptırıp, elindekileri yavaş yavaş kaybetmeye başlayan bir adamın hikayesi anlatılıyor.

Yönetmen Krzysztof Kieślowski

Yönetmen Krzysztof Kieślowski

Çektiği her filmle bir anlatım aracı olarak sinemanın sınırlarını zorlayan Jean-Luc Godard, son filmi Dile Veda (Goodbye to Language) ile bu kez dijital ve üç boyutlu sinemanın, Hollywood’un ufkunun çok ötesinde, derin ve çok boyutlu bir anlatıya imkan sağlayabildiğini kanıtlıyor. Her şeyin düzensiz bir sırayla cereyan ettiği film; görsel, sinematik ve akıllara durgunluk veren üç boyutlu bir keyif sunuyor.

Sinemanın olanakları üzerine bir güncel deneme olarak öne çıkan Yael Andre imzalı, Diktatör Olduğumda (When I Will Be Dictator), bir zamanlar amatör sinemacıların gözdesi olan Süper 8 formatındaki görüntüler aracılığıyla kurgulanan hikayesi ile dikkat çekiyor. Bir bilim kurgu belgeseli niteliğindeki film, sinemada gerçeklik ve kurmaca arasındaki ilişkiyi sorguluyor.

Kamerayı yetişkinlerin dünyasından çocuklarınkine taşıyan eleştirmen ve yönetmen Mark Cousins İlk Film’de (The First Movie), savaşla büyüyen ve daha önce hiç film görmemiş çocukların sinemayla tanışmasını perdeye yansıtıyor. Kuzey Irak Kürt Bölgesi’ndeki Goptapa’ya ziyaretini kaydeden Cousins’ın filmi; yer yer belgesel, yer yer kompozisyon, yer yer çağdaş günce niteliğinde bir yapım olarak seyirciyle buluşuyor.

Cem Kaya’nın, bu yıl Locarno Film Festivali’nde prömiyerini yapan filmi Motör Nam-ı diğer Remake,Remix, Ripoff, 60’lı ve 70’li yılların popüler Türk sinemasının tutkulu emektarlarını yakından tanımayı sağlıyor. Film, Yeşilçam döneminde dolaylı ya da dolaysız yollardan yabancı filmlerden etkilenmiş yapımcıları, yönetmenleri ve bu etkileşimin doğurduğu sonuçları sinemaya aktarıyor. Başkalarından alınan bir fikri kendine ait bir yapı içinde dönüştürürken ortaya çıkan yeniliklere odaklanan film, etkileşimin kültürel faaliyet olarak çok önemli olduğunu ve yaratıcılığın temelinde taklit etmenin var olduğunu vurguluyor.

Hayranlık duyduğu yönetmenin yerini almaya çalışan bir sinemaseverin gerçek hikayesinden yola çıkarak filme alınan Yakın Plan (Close-Up), aşkın nasıl saplantıya ve yanlışlıklar komedisine dönüşebileceğini gözler önüne seriyor. Yönetmenliğini Abbas Kiarostami’nin yaptığı film, kendini ünlü yönetmen Mohsen Makhmalbaf olarak tanıtıp, Tahranlı üst sınıf bir ailenin içine yavaşça sızan Sabzian adında, işsiz İranlı bir adama karşı açılmış bir davayla başlıyor. Sabzian’ın aileyle geçirdiği sürece ait kesitler, kamera önünde eksiksiz canlandırılıyor ve seyirci gördüğünün ne kadarı gerçek ne kadarı kurgu asla emin olamıyor.

Kiarostami’nin bu klasik yapıtını kendi işlettiği sinemada gösterime sokma hikayesini anlatan Nanni Moretti’nin kısa filmi Yakın Plan’ın Galası (Opening Day of Close-Up) da Yakın Plan ile birlikte gösterilecek. Bu kısa film, Moretti’nin meslektaşına ve anaakım-dışı sinemaya bir saygı duruşu niteliğinde

20. Gezici Festival Tanıtım Filmi

14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’ne başvurular için son iki hafta! Türkiye sinemasındaki yeni bakışları keşfetmesiyle tanınan festival, 12 Şubat – 1 Mart 2015 tarihleri arasında gerçekleştirilecek…

if_isatanbul

12-22 Şubat 2015 tarihlerinde İstanbul’da, 26 Şubat-1 Mart 2015 tarihlerinde ise Ankara ve İzmir’de gerçekleştirilecek 14. !f İstanbulUluslararası Bağımsız Filmler Festivali’ne filmbaşvuruları devam ediyor. 2014-2015 yapımı kurmaca uzun, belgesel ve kısa filmlerin kabul edileceği festival için son başvuru tarihi 28 Kasım Cuma.

Türkiye’nin keşfi ve başka bi’ dünyası aranıyor

if istanbul_Birdman

Yapılacak değerlendirme sonucu belgesel ve kurmaca uzun filmler, !f İstanbul’un Türkiye’den ve/ya Türkiye hakkında, yeni, bakışları değiştirebilecek filmleri bir araya getirdiği “Ev” bölümünde gösterilecek.

Başvuran filmler arasından bir film ise, festivalin yarışmalı bölümü “Keş!f”te yarışacak. !f İstanbul’un ilk kez 2008’de başlattığı ve dünyadan ve Türkiye’den genç yetenekleri keşfettiği yarışmasında “yılın en ilham verici yönetmeni” seçiliyor ve filmin yönetmeni 15.000 dolar para ödülünün sahibi oluyor.

Festivalin geçen yıl başlayan yeni yarışmalı bölümü “Aşk & Başka Bi’ Dünya” ise, aktivist temalı filmleri ağırlayacak ve başvuru yapan kurmaca ya da belgesel filmlerden biri de bu bölümde Türkiye adına yarışacak. Bu yarışmanın birincisini bekleyen ödül ise 10.000 dolar olacak.

Kısaları !fçiler öneriyor

if

!f İstanbul’un vazgeçilmez bölümü “Türkiye’den Kısalar” geçen yıl olduğu gibi, yönetmen ve yapımcıların yanı sıra kısa film izleyicilerinin önerileriyle hazırlanıyor. “Türkiye’den Kısalar”a yapılacak öneriler için tür, konu, teknik ve süre gibi kısıtlamalar aranmıyor; Türkiyeli yönetmenlerin hareketli görüntüyle ürettikleri 2014 yapımı ‘her şey’ öneri olarak sunulabiliyor.

Bu öneriler arasından !f İstanbul’un tematik seçkiler halinde derleyerek programlayacağı “Türkiye’den Kısalar” seçkisi İstanbul, Ankara ve İzmir’de çeşitli festival sinemaları ve mekanlarında ücretsiz olarak !f izleyicilerine sunulacak. 12-22 Şubat tarihlerinde İstanbul’da yapılacak gösterimlerde izleyicinin seçeceği bir kısanın yönetmeni de, uluslararası bir festivale izleyici olarak katılmaya hak kazanacak.

14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’ne katılmak isteyen Türkiye yapımı filmler için son başvuru tarihi 28 Kasım 2014.

Festival’e başvuru ve kısalar öneri formuna festivalin web sitesi www.ifistanbul.com’dan ulaşabilirsiniz

Bu yıl ikincisi düzenlenen Boğaziçi Film Festivali 14 Kasım’da başlıyor. 102 ülkeden 3 bin 682 filmi festival süresince izlenebilecek.

uluslararası boğaziçi  film festivali

Düzenlenen basın toplantısında konuşan Uluslararası Boğaziçi Film Festivali danışmanı ve jürisi Belçim Bilgin, “Uluslararası Boğaziçi Film Festivali genç bir festival olmasına karşın gerek film gösterimleri gerek atölye çalışmaları ile kalite çıtasını yükseltiyor. Kısa film yarışmasına gösterilen ilgiden de anlaşılabileceği gibi İstanbul’ın kısa film dünyası için bir dünya başkenti haline gelme potansiyeli mevcut. Festival bünyesindeki atölye çalışmalarıyla bunun sağlıklı bir zeminde devam etmesine katkı sağlayacağız.” dedi.

Festival danışmanı ve jürileri arasında yer alan Semir Aslanyürek de Türkiye’de sinemanın gelişmesinde festivallerin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Sinemausta-çırak ilişkisi içinde yoğrulan bir sektör. Genç sinemacıların sektörü tam olarak algılayabilmeleri için farklı türleri, farklı bakış açılarını tanımaları ve özümsemeleriyle mümkün. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali özellikle kısa film alanındaki iddiasıyla cazibe merkezi olma iddiası taşıyor. Bunun yanı sıra dünyadan farklı örneklerin yer aldığı seçkisiyle kendine özgü bir üslup geliştirdiğini de söyleyebiliriz.”

Festival Genel Sanat Yönetmeni Kamil Koç da festivalin içeriği hakkında şunları söyledi: “Festival süresince konuk ülke Polonya’nın yanı sıra Asya filmlerinden seçkiler ve Derviş Zaim filmlerini göstereceğiz. Böylelikle sinemanın uzun soluklu bir yolculuk ve zihinsel bir izlek olarak algılanmasına yardımcı olmayı amaçlıyoruz. Hollywood’da ünlü isimlere koçluk yapan Ivana Chubbuck gibi isimler de festival bünyesindeki atölyeler ile tecrübelerini aktarma imkanı bulacaklar. Türk sinemasının 100. doğum gününe rastlayan festival açılışımızın Türkiye’de özgün bakış açısına sahip sinema insanlarının yetişmesine katkı sağlamasını arzu ediyoruz.”

33-uluslararasi-istanbul-kitap-fuari33. İstanbul Kitap Fuarı 8 Kasım’da başlıyor. Türkiye ve yurtdışından 850 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla düzenlenencek fuarda, 270 de etkinlik gerçekleştirilecek.

Bu yıl 33’üncüsü düzenlenecek Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, 8-16 Kasım tarihleri arasında ziyarete açık olacak. TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi-Büyükçekmece’de kapılarını açmaya hazırlanan fuarda 850 yayınevi yer alacak. Türk sinemasının 100. yılı olması sebebiyle fuarın bu yılki temalarından biri de ‘Sinemamızın 100. Yılı’ olacak. Bu kapsamda onur yazarı olarak seçilen Atilla Dorsay’ın sinema eleştirmenliği, oyuncu, yönetmen ve sinema yazarlarının katılımıyla yapılacak söyleşilerle konuşulacak ve bunun yanı sıra yaklaşık 50 etkinlik de bu tema etrafında düzenlenecek.

Onur konuğu Macaristan

Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın ülke olarak onur konuğu ise Macaristan olarak belirlendi. ‘Macaristan: Bir Bahçeden Bir Bahçe’ye’ başlığı altında Macar edebiyatı ve Macar kültürünün tanıtılacağı etkinliklerde, Macar edebiyatının en tanınmış yazarlarından Péter Esterházy, László Darvas, Dóra Csányi, Katalin Szegedi, Péter Zilahy, Tóth Krisztina, Spiró György, Mihály Hoppál, Timur Davletov, Fodor Pál, Dávid Géza ve Zsofia Mautner de konuk olarak katılacak. Ayrıca fuar katılımcıları bu yıl Macar müzikleri eşliğinde, Macar yemeklerinden tatma imkanı da bulabilecek.

Marquez anılıyor

Bu yıl içinde ölen Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez, Kolombiya Büyükelçiliği’nin düzenleyeceği bir programla anılacak. ‘Hayatı, Eserleri ve Türk Halkının Marquez’e Bakışı’ başlığı altında düzenlenecek olan etkinlikte, Jaime Abello ve Seçkin Selvi konuşmacı olacak.

33. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, hafta içi 10:00-19:00, hafta sonu ise 10:00-20:00 arasında açık kalacak. Kitap fuarı ile eşzamanlı olarak 24. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı-ARTIST 2014 de gezilebilecek.

Kaynak: Al Jazeera

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Selman Ada, sanatçıların TÜSAK ile ilgili kaygısını anlıyor ve ‘Dünyanın hiçbir ülkesinin hiçbir yöneticisi sanatı yok etmeye çalışmaz, en azından bu ülkede böyle bir şey yok’ diyor.

Kaynak :Al Jazeere

Selman_Ada

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Selman Ada, 20 yaşındayken dünyanın en genç opera orkestrası şefi olarak literatüre geçti. [Fotoğraf: Mehmet Zeki Öztürk – Al Jazeera]

Röportaj: Bedia Ceylan Güzelce

Röportaj           Bedia Ceylan Güzelce

Geçtiğimiz yaz, devletin sanat kurumlarının içerisinde köklü değişikliklerin başladığı bir yıl oldu. Önce sanat kurumlarının kapatılmasını öngören TÜSAK (Türkiye Sanat Kurumu) yasa tasarısı gündeme geldi ardından da üst kademede bir görev değişikliği gerçekleştirildi. İzmir, İstanbul, Mersin, Ankara, Antalya ve Samsun’da bulunan devlete bağlı altı opera ve bale kurumunun sorumluluğu el değiştirdi. Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’ne Rengim Gökmen’in görevden alınmasıyla getirilen besteci ve piyanist Selman Ada, yeni sezon repertuvarının hangi duyarlılıklara göre şekilleneceğinden, TÜSAK yasa tasarısının yarattığı endişeye ilk kez soruları yanıtladı. Görevde kalacağı süre içerisinde kalıcı bir otağ sahnesi kurmayı hayal eden Ada, 2015 yaklaşırken Türkiye-Ermenistan dostluğuna vurgu yapan eserlerin sahnelenip sahnelenmeyeceğine, gelecek yıllarda 17 farklı Türkçe’de eserler üretilip üretilmeyeceğine dair Al Jazeera’nin sorularını yanıtladı.

Devlet Opera ve Balesi yeni ve tartışmalı bir döneme başladı, sizinle birlikte ne değişti ya da ne değişecek kurumda?

Selman_Ada_02

[Fotoğraf: Mehmet Zeki Öztürk – Al Jazeera

Bu yıl için hiçbir değişiklik olmayacak. Çünkü devlet opera ve baleleri dünyada eşi benzeri olmayan büyüklükte kurumlar bu açıdan ben veya bir başkasının bu kurumlara gelmesi ile öyle büyük değişiklikler olmaz. Ancak benim ve ekibimin izlerini 2015-2016 sezonunda biraz daha fazla göreceksiniz. 2014-2015 yüzde 90 ölçüsünde eski yönetimin yine çok saygıdeğer çalışmalarından oluşuyor. Çok ufak çapta bazı değişiklikler yapıyoruz. Ama onlar teknik sebeplerle yapılan değişiklikler.Devlet Opera ve Balesi’nin repertuvarı Temmuz ayında son halini alır. Siz de bu tarihte göreve geldiniz. Bu yılın repertuvarında herhangi bir tasarrufunuz oldu mu?

Müdahale gibi değil ancak bu yıl repertuvara benim soktuğum Vincenzo Bellini’nin ‘I Puritani’ operası bulunuyor. Bellini’nin daha önce hiç oynanmamış, önemli bir eserdir. Ocak bütçesi itibariyle, ortaya çıkan olanaklar dahilinde Samsun’da Maskeli Balo’yu yapabiliyoruz.

17 farklı Türkçe’de eserler sahnelenecek’

Selman Ada'nın bestelemiş olduğu Ali Baba ve Kırk Haramiler operası Ankara'da sahnelenmişti. [Devlet Opera ve Balesi arşivi]

Selman Ada’nın bestelemiş olduğu Ali Baba ve Kırk Haramiler operası Ankara’da sahnelenmişti.
[Devlet Opera ve Balesi arşivi]

Devlet Opera ve Balesi’nin yeni genel müdürü olarak, bugüne dek ihmal edilmiş ya da eksikliğini gördüğünüz ve yenilenmesi gerktiğini düşündüğünüz herhangi bir uygulama var mı?Eksikler demek doğru olmaz ancak bazı içeriksel eklemelerimiz olabilir. Genel olarak bizim rengimiz Türkçe eserlerin seslendirilmesi, sahnelenmesiyle ortaya çıkacak aslında. Türkçe eserler deyince 17 farklı Türkçe’yi düşünmeliyiz burada. Bu farklı Türkçeler arasında anlaşmak kolay olmayabilir ancak bunları anlaşılır şekilde rötuşlayarak Kırgız, Türkmen, Özbek, Azeri eserlerinin repertuvarlarda daha fazla yer bulacağını göreceksiniz. Ancak buna mukabil bizim de Türk bestecilerimizin eserlerinin o ülkelerde ilk defa belki de sahneleneceğini göreceğiz. Çünkü onlar tarafından bizim eserlerimiz hiç oynanmamış. Yani mütekabiliyet esasına dayalı olarak karşılıklı, dil ve kültür birliği üzerinden bir ortak proje yapmayı düşünüyorum.

2015 Türkiye’deki ve dünyanın dört bir yanındaki Ermeniler için önemli bir yıl. Bu bağlamda ‘dostluk’ ve ‘kültürlerin birliği’ başlığı altında başka projeleriniz olacak mı?

Selman Ada, AKM'nin yarattığı boşluğun büyük bir sanat külliyesi ile kapanacağını belirtiyor. [Fotoğraf: Mehmet Zeki Öztürk - Al Jazeera]

Selman Ada, AKM’nin yarattığı boşluğun büyük bir sanat külliyesi ile kapanacağını belirtiyor.
[Fotoğraf: Mehmet Zeki Öztürk – Al Jazeera]

Bakanlığımızın yürüttüğü bazı projeler var. Türk-Ermeni dostluğunu vurgulayan ve bu anlamda birtakım özellikleri olan projelerin çalışmasını da Sefer Yılmaz ile birlikte yürütüyoruz. Tabii ki şimdilik detay vermek için çok erken bu konular daha somut bir hal aldığında açıklayacağız. Ama bir Türkiye Ermenisi’nin yazdığı eserin, operanın Ermenice olarak ya da Türkçe olarak hem Türkiye’de hem de Ermenistan’da seslendirilmesini çok istiyoruz.‘Popülist olmayan popüler eserler sahneleyeceğiz’

İzlemesi ve takip etmesi zor bir sanat olarak bilinir opera ve bale. Operayı geniş kitlelerle nasıl buluşturacaksınız?

Ağır operalar diye bir kavram var. Bunlar izlenmesi ve anlaşılması en zor eserlerdir. Onlar bizim prestijimiz için mutlaka olacak ancak buna mukabil halkımıza daha sıcak gelebilecek, geniş kitlelere hitap edebilecek, sanat değerinden ödün vermeyen, popülist olmayan ancak popüler olan eserler sahneye koyacağız. Halkımız çok değerli ve operayla, baleyle bir sevgi bağı kurulsun istiyoruz. Repertuvarlarımızı yaparken kendi kültürümüzü mutlaka ön plana çıkarmayı düşünüyoruz. Bu ancak ve ancak turnelerle mümkün olabilir. Turneleri de daha evvelki anlayıştan farklı olarak, her ilimizle birlikte komşu illerini de temel almak kaydıyla sürdüreceğiz. Bu bize lojistik açıdan büyük bir tasarruf imkanı sağlıyor. Daha fazla temsil yapma olanağı getiriyor beraberinde. Aynı parayla on temsil yapacağınıza otuz temsil yapabilirsiniz bu suretle. Her il, çevresindeki illere de hizmet götürdüğü zaman Devlet Opera ve Balesi’nin ulaşacağı il sayısı 30’a çıkacak.

‘Otağ sahnesi kuracağız’

Devlet Opera ve Balesi kurulurken üç ilde daha müdürlükler açılması planlanıyordu, bununla ilgili bir çalışma var mı?

Fotoğraf: Mehmet Zeki Öztürk - Al Jazeera Selman Ada ile Ankara'daki Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü binasında bir araya geldik.

Fotoğraf: Mehmet Zeki Öztürk – Al Jazeera
Selman Ada ile Ankara’daki Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü binasında bir araya geldik.

İdealimiz daha evvelden öngörülen Van, Sivas ve Gaziantep operalarının açılmasıdır ancak bu henüz bir ideal halindedir. Eğer bunlar da imkan dahilinde açılabilirse biz 30 yerine 75 ile ulaşabilmiş olacağız. Geri kalanlara da turne yapmak suretiyle 81 ili her yıl opera ve bale ile halkımızı buluşturabileceğiz. Ayrıca benim tamamen kendi ürettiğim bir proje var ki bu da ekibim tarafından beğenildi, henüz görüşmelerini sürdürmekteyiz. Büyük bir otağ kurmayı düşünüyoruz. Tek bir tıra yüklenip, taşınabilen, içerisinde sahnesinin yanı sıra kaloriferi, havalandırması, tuvaleti, banyosu, fuayesi de olan büyük çadırlar bunlar. Türkiye’de gidilmesi çok zor olan yerler var. Bu tip yerlere bu tırı yani otağı göndererek yine halkımızı sanatla, operayla buluşturmayı planlıyorum. Ondan sonra halkımızın operayı sevip sevmediğini tartışalım. Ya da halkla operanın ilişkisini bu süreçten sonra sorgulayalım. Biz bu ilişkiyi sorgularken, üç beş yere gidip soru sorup, varsayımlar üzerinden fikir yürütme hakkına sahip değiliz.

‘Pek az sanatçı sanattan anlar’

Sizin sanat anlayışınıza göre, bir opera kurumunun repertuvarı neye göre hazırlanmalıdır, halkın duyarlılıkları önce mi gelir?

Sanat insanların beynine ve kalbine hitap eden bir hizmet alanıdır. Düşündürücüdür, incelticidir. Bizim halkımızın da çok sıcak olduğunu, en umulmadık yerde inanılmaz alkışları cömertçe sanatçılarına sunduğunu da söyleyebilirim. Yeter ki ortada ‘iyi’ bir iş olsun, insanlar bunu müthiş bir şekilde hissedebiliyor. Sanat hiçbir zaman en anlayanına göre yapılmaz, sanat her zaman hislenene göre yapılır. Ben bundan anlamıyorum demek doğru değil. O zaman da ben ‘Hangi sanatçı sanattan anlıyor?’ sorusunu sorarım. Dünyada pek az sanatçı sanattan anlar. Halk dediğiniz geniş kitleler sanattan anlamak zorunda değildir, siz onların hislerine hitap etmeye özen göstermek zorundasınız. Bunun da tek yolu, yaptığımız işin kalitesini düşürmemektir.

Sizin kendi besteleriniz ve eserleriniz de var, bunları sahneleyecek misiniz?

Görevim süresince pek sahnelemeyi düşünmüyorum, yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için. Belki bir yılbaşı konseri verebilirim ancak ona da henüz karar vermiş değilim.

TÜSAK tartışmaları

Devlete bağlı sanat kurumlarının kapatılmasını, sayısının azalmasını öngören TÜSAK adlı bir yasa tasarısı sık sık gündeme geliyor, devletin sanat kurumlarında küçülmeye gitmesi söz konusu mu?

Ben bu konuda pek konuşmayı tercih etmiyorum ancak birkaç öznel cümle söyleyebilirim. Dünyanın hiçbir ülkesinin hiçbir yöneticisi, sanatı yok etmeye çalışmaz, en azından bu ülkede böyle bir şey yok. Ben yakinen takipteyim. Algı yönetimi ya da algı sıkıntıları yaşanıyor olabilir. Bazı çevreler her şeyin yok olacağı üzerinden düşünüyor. Bir şeylerin yerine daha iyisi konabiliyorsa o zaman etraflıca düşünebiliriz. Her şeyin daha iyisini hak eden bu ülkede hangi dönem, hangi yönetim olursa olsun bu tip değişikliklere zaten gidecektir. Muhakkak en iyisini yapmak fikriyle bu işlere girişilir. Bizler de sanat kurumları için nasıl daha iyiyi, en iyiyi bulmak. Bu noktada herkes müsterih olsun. Beklemek, güven duymak gerekir. Beyhude sıkıntılara girmemeli kimse.

Sanatın sadece muhafazakâr, sadece liberal, sadece anarşist ya da sadece herhangi başka bir duyarlılığa hitap etmesi söz konusu mudur?

Sanat söz konusu olduğunda bu tip zeminleri tartışmaya gerek yoktur. Bunlar zamanla oluşur. Bakın, sanat bir toplumun aynasıdır, eğer Türkiye’de halkımızın büyük bir kısmı muhafazakârsa onun anlayışına uygun sanat da zaten ortaya çıkar, gelişir ve genişler. Başka şekilde de gelişir tabii ki, mesela avangardistler de vardır, bu da yasak değildir. Naif sanat da vardır. İsteyen istediği şekilde sanat eserini üretebilir. Bununla ilgili kimsenin bir dahli yoktur.

‘AKM kapanınca halk mutsuz oldu’

Atatürk Kültür Merkezi (AKM) yapıldığında İstanbul nüfusu 2,5 milyon civarındaydı, şu anda 20 milyona yaklaşıyor. AKM tek başına yetecek midir?

AKM büyük bir kitleye hitap ediyordu ve her akşam doluyordu. O birdenbire gidince, İstanbul Operası çok dar alanlara sıkıştı. Bu da hem sanatçılarda hem de halkta bir mutsuzluk oluşmasına sebep oldu. Yani halk bir alışkanlığı terk etmek zorunda kaldı. İstanbul’da muhakkak bir külliye mantığında, atölyeleri, sahneleri ve tüm etkinlik alanlarıyla bir opera-bale binası inşa edilmeli. Bu bir ihtiyaçtır. İzleyicinin opera ve bale ile bağını yeniden kurabilmek için bir bina yetmeyecek elbette. AKM’de iki salon vardır bir de cep tiyatrosu vardı. Biz tüm mekanları kullanıyorduk ve o dönemde yeterli oluyordu. Operanın ihtiyacını AKM karşılayabilir ama bale temsillerini belki başka bir yerde yapmak, hatta bunu Anadolu yakasına taşıyarak izleyiciyi de hareket ettirmek daha işlevsel olabilir. Maksat opera ve baleyi ayırmak değil tabii ki. Her iki kıtayı da değerlendirmek çok zenginleştirici olabilir.

 

Bayburt’ta kurduğu Baksı Müzesi ile geçtiğimiz 2014 yılında Avrupa Konseyi Müze Ödülü’nü kazanan Prof. Dr. Hüsamettin Koçan, TBMM tarafından bu yıl beşincisi verilecek olan ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi Onur Ödülü’nü almaya hak kazandı. Hüsamettin Koçan, ödülünü 1 Ekim Çarşamba günü, TBMM’nin açılış töreninde Meclis Başkanı Cemil Çiçek’ten teslim alacak.

Bayraktar köyü ve baksı müzesi

Bayraktar köyü ve baksı müzesi

Kendi çabaları ve gönüllülerin katkılarıyla, hiçbir devlet yardımı almadan, 2010 yılında Bayburt’ta açtığı Baksı Müzesi ile bugüne dek birçok ödüle layık görülen Hüsamettin Koçan, ulusal ve uluslararası müzecilik anlayışına da yeni bir bakış açısı getirmiş oldu. Bölgede yarattığı istihdam olanaklarının yanı sıra güncel sanat koleksiyonuyla da büyük ilgi gören Baksı Müzesi’nde orijinal bir Joan Miro heykelciği bulunuyor.

Türkiye’nin temsil ve tanıtımına katkı gösteren kişilere verilen ödül için 103 aday arasından iki isim belirlendi. Prof. Dr. Hüsamettin Koçan’ın yanı sıra Ankara Üniversitesi Hematoloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Taner Demirer’e de ödülü 1 Ekim’de takdim edilecek.

“Kelebeğin Rüyası” adlı filme besteleriyle imza atan Rahman Altın, Amerika’daki Moondance Uluslararası Film Festivali’nde “En İyi Film Müziği” ödülüne layık görüldü.

kelebeğin rüyası

Başrollerinde Kıvanç Tatlıtuğ, Mert Fırat ve Belçim Bilgin’in rol aldığı Kelebeğin Rüyası filmi için bestelediği müziklerle daha önce 15. Milano Uluslararası Film Festivali’nde (İtalya) “En İyi Film Müziği”, 13. World Soundtrack Academy’de (Belçika) “Halkın Seçimi”, 46. SİYAD Sinema Ödülleri’nde “En İyi Müzik” ve 19. Kral Türkiye Müzik Ödülleri’nde “En İyi Film Müziği” ödüllerini alan Türk besteci Altın, MoondanceFestival’inde film müziği dalında en güçlü aday olarak gösteriliyordu.

İngiltere, İtalya, İspanya, Yunanistan ve ABD’de yayınlanan 2013 Film Müziği listelerinde ‘1 numara’ olmayı başarmış ilk ve tek Türk besteci olarak kariyerinde önemli bir yükseliş yaşayan Rahman Altın, Moondance “En İyi Film Müziği” ödülü alarak ”Kelebeğin Rüyası” filmiyle gelen ödüllerine bir yenisini daha eklemiş oldu.

Colorado eyaletine bağlı Boulder şehrinde düzenlenen ve ”Amerika’nın Cannes’i” olarak gösterilen festivalde Kelebeğin Rüyası filmi, En İyi Film Müziği, En İyi Aktör ve En İyi Film dalları dahil üç dalda aday gösterilmişti.