tiyatro oyuncular

tiyatro oyuncular konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. tiyatro oyuncular konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. tiyatro oyuncular konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri tiyatro oyuncular konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

istanbulnameye-yogun-ilgi

Yapımcılığı Türker İnanoğlu’nun üstlendiği, 50 kişilik kadro tarafından sahneye taşınan İstanbulname müzikalinin gala gösterimine, sanatseverler ve tiyatro oyuncuları yoğun ilgi gösterdi.istanbulnameye-yogun-ilgi

TİM Show Center’daki gala öncesi düzenlenen basın toplantısında konuşan başrol oyuncularından Nükhet Duru, heyecanlı olduklarını dile getirerek, “Gerçekten ne maddi, ne manevi, hiç kimsenin tahmin ettiği gibi olmayan bir durumda çalışılıyor tiyatroda ama tiyatro insanlarının kendilerine ait bir nezaketi, sabrı ve adanmışlığı vardır. Ben şarkıcı olmama rağmen, onun içinde olmaya özen gösterdim. Çünkü ben de tiyatro aşığıyım” dedi.

Tiyatronun “aşk” varsa yapılabileceğini söyleyen Duru, “3 aydır burada zor şartlarda, soğukta, karda, kıyamette, asla aksatmadan, 8 saat eve uyumaya gidip tekrar geri dönüş yaparak çalıştık. Bütün istediğimiz, seyircimiz bizi daha çok sevsin, daha çok alkışlasın ve içinde bulunduğu durumları unutacak kadar, 2-2,5 saat daha çok eğlensin. Başka hiçbir amacı yoktur bu işi yapanların” diye konuştu.

“BUNU DA YAŞAMAK MUTLULUĞUNA ERDİM”

Ünlü oyuncu Kayhan Yıldızoğlu da çok güzel bir kadroyla beraber olduklarını kaydederek, “Oyun oynamaya geliyorum sevincinden daha ziyade, bu güzel insanlarla beraber olacağım diye daha büyük bir sevinçle geliyorum. Açıkça söylüyorum, çok güzel bir kulis. Çok sevdiğim insanlar. Hayatımın bu devresinde, bunu da yaşamak mutluluğuna erdim. Hepsine teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

Başarılı oyuncu Cezmi Baskın ise tiyatronun, oyunculuğun “er meydanı” olduğunun altını çizerek, “Buraya çıkan insan artık, Tanrı, seyirci ve biz, üçümüz beraber kalıyoruz. Onun için bu iş çok meşakkatli, yürek isteyen, kalp durduran, ödünü kopartan bir meslektir. Burada kimse kimseye yardım edemez kolay kolay, sahnenin üstünde. Biz oyunlarımız bittiği zaman, sağlıklı bir şekilde oyunumuz biterse, birbirimize ‘geçmiş olsun’ deriz. Çünkü kalbimiz durabilir, bacağımız kırılabilir. Sesimiz kısılabilir. Onun için oyun bittiği zaman, geçmiş olsun deriz” diye konuştu.

Tiyatronun 4 bin yıldır kesintisiz devam ettiğini söyleyen Baskın, şöyle devam etti:

“İnşallah daha da uzun süreler devam edecek. Seyircilerimizden, tiyatroya daha çok emek, biraz maddi destek, tiyatroculara destek ve özen göstermelerini rica ediyorum. Eğer bu meslek ortadan kalkarsa, diziler gelip geçici. Bu kalıcı bir meslek, bir sanat. Seyircilerimizi buraya daha çok bekliyoruz ve bize destek olmalarını istiyoruz.”

Baskın, ekiple büyük bir uyum içinde olduklarını dile getirerek, “Terimizi, emeğimizi akıtıyoruz, inşallah seyirci de buna takdir gösterir” dedi.

8 KİŞİLİK CANLI ORKESTRA

Ferdi Merter’in yazdığı, Selen Korad Birkiye’nin uyarladığı müzikalin yönetmenliğini Şakir Gürzumar üstlendi.

Başrollerini Nükhet Duru, Kayhan Yıldızoğlu, Caner Cindoruk, Cezmi Baskın, Ozan Çobanoğlu, Melda Gür, Selçuk Borak, Murat İpek, Yiğit Yapıcı, Pelin Akil ve Ezgi Erol’un paylaştığı müzikalde, ayrıca 8 kişilik canlı orkestra yer alıyor.

Bambaşka kültürel kimliklere sahip ve bir arada yaşayan insanların hayat hikayelerinin aktarıldığı müzikal, dekor, kostüm ve müzikleriyle eski İstanbul’u izleyiciye yansıtıyor.

Müzikali izlemeye gelenler arasında Halit Kıvanç, Nevra Serezli, Erol Evgin, Atilla Dorsay gibi isimler de yer aldı.

İstanbul sahnelerinin 100 duayeni kitap oldu

 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü dolayısıyla kentin kültür hayatına damgasını vuran 100 duayenin yaşam öyküsünü ”İstanbul’un 100 Sahne Sanatçısı” adlı kitapta bir araya getirdi.100 usta

Kültür AŞ’den yapılan açıklamaya göre, ”İstanbul’un 100 Sahne Sanatçısı” isimli eser, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde, ”tiyatro sevdalılarına armağan, sanatçılara saygı duruşu, araştırmacılara ışık olma” amacıyla yayımlandı.

Kitapta, geleneksel tiyatronun Güllü Agop ve Naşit Özcan gibi isimlerinden başlayarak, tiyatro, opera ve bale dallarında şehirdeki kültür hayatına damgasını vuran sanatçıların yaşam öyküleri bir araya getirildi. Şehrin sanat geçmişi açısından önemli bir kaynak özelliği taşıyan kitap, İstanbul sahnelerini süsleyen sanatçıları hatırlamak ve gelecek nesillere tanıtmak amacıyla kaleme alındı.

Çalışmada, yer verilen 70 tiyatro ile 30 opera ve bale sanatçısının bazılarının hayat hikayeleri şöyle: 

– Güllü Agop (1840-1902): Osmanlı döneminin tiyatro oyuncusu ve yönetmeni Güllü Agop, Türk tiyatrosunun kurucularından sayılıyor. Güllü Agop, Gedikpaşa Tiyatrosu’nda Ahmet Fehim, Ahmet Necip, Muhterem Efendi, Mehmet Vamık gibi ilk Türk tiyatro oyuncularını ve Kel Hamit, Kavuklu Hamdi, İsmail Hakkı Dümbüllü gibi ünlü tuluatçıları yetiştirdi.

– Kavuklu Hamdi (1841-1911): Ramazanda oynanan orta oyununu kapalı yerde ve sahnede de oynayabilmek için oyunların metinlerini sahneye uyarlayarak, ”perdeli orta oyunu” denilen türü ortaya çıkaran Kavuklu Hamdi, son dönemini Eyüp’te kahvecilik yaparak geçirdi ve yoksulluk içinde hayata veda etti.

– Tomas Fasulyeciyan (1843-1901): Osmanlı tiyatrosunun önemli isimlerinden Tomas Fasulyeciyan, kurduğu toplulukla Filibe, Edirne, Çanakkale, Trabzon, Ordu illerini kapsayan uzun bir turneye çıktı. Sanatçı, Türk tiyatro tarihine önemli katkılarda bulundu ve unutulmaz tiratlarıyla tarihe geçti.

       -”Sultan Hamid’i güldüren adam”- 

 – Naşit Özcan (1889-1943): ”Komik-i Şehir” lakabıyla tanınan Türk tiyatrosunun ünlü tuluat ustası Naşit Efendi, ”Sultan Hamid’i bile güldüren adam” olarak da anıldı. Türkiye’de ilk kez tiyatro temsillerinde sessiz film kullanan Naşit Özcan, ”Bir Millet Uyanıyor”, ”Duvaksız Gelin” ve ”Düğün Gecesi” filmlerinde oynadı.

  – Muhsin Ertuğrul (1892-1979): Türkiye’de tiyatro ve sinema alanlarında ilklere imza atan Muhsin Ertuğrul, 1931’de ilk sesli Türk filmi ”İstanbul Sokaklarında”yı çekti. Türk tiyatrosunun Batılı anlamda kurucusu kabul edilen Muhsin Ertuğrul, 82 yaşında Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği’ne atandı. İlerleyen yaşına rağmen Semt Tiyatrosu, Öğle Tiyatrosu ve Gezici Tiyatro gibi çeşitli uygulamalarla yeni bir tiyatro seferberliği başlattı.

– İsmail Hakkı Dümbüllü (1897-1973): Geleneksel Türk tiyatrosunun son temsilcisi, orta oyunu ve tuluat ustası İsmail Hakkı Dümbüllü, 30 yaşına kadar Kel Hasan’ın yanında çalıştı, ardından Şehzadebaşı Tiyatrosu’na geçti. ”Geleneksel Kavuğu” Kel Hasan’dan alan İsmail Hakkı Dümbüllü, bunu Münir Özkul’a devretti. Kel Hasan’dan öğrendiklerini kişiliğiyle birleştirerek oluşturduğu ”Dümbüllü Tarzı”nı hem sahnede hem de perdede sergileyen oyuncu, Nasreddin Hoca ile özdeşleştirildi.

         -İlk kadın sanatçılar- 

– Bedia Muvahhit (1897-1994): Atatürk’ün ”Türk kadını sahneye çıkmalı. Bu sahnemiz için elzemdir” sözleri üzerine tiyatroya başlayan Bedia Muvahhit, 1923’ten emekli olduğu 1975 yılına kadar hep seyirci karşısındaydı. Bedia Muvahhit, yalnız oyuncu olarak değil, oyun yazarlığı ve çevirmenliğiyle de tiyatroya hizmet verdi.

– Afife Jale (1902-1941): 13 Nisan 1919’da açılışı yapılacak Hüseyin Suat’ın ”Yamalar” adlı oyununda, Eliza Binemeciyan’ın Paris’e gitmesi nedeniyle boş kalan ”Emel” rolüyle sahneye çıkan Afife Jale, böylece sahneye çıkan ilk Müslüman Türk kadını oldu.

          -Sahnedeki rahatlığına kendisi bile inanamadı- 

Münir Özkul (1925): Münir Özkul, lise öğrencisiyken Bakırköy Halkevi’nde ”Mahçuplar” adlı komedi oyunuyla sahneye çıkarak, amatör oyunculuğa başladı. Gerçek hayatta da oldukça mahcup bir kişiliği olan Özkul, sahnedeki rahatlığına kendisi bile inanamadı. Profesyonel oyunculuğa Ses Tiyatrosu’nda ”Aşk Köprüsü” isimli oyunla başlayan Özkul, 1951’de Küçük Sahne’nin kuruluşuna dahil olarak Muhsin Ertuğrul’la çalışma fırsatı yakaladı. Maaşlı oyunculuğun kendine göre olmadığını anlayan Özkul, 1963-1964 yıllarında tiyatrosunu kurarak, Newyork’ta ”Bir Pazar”, ”General Çöpçatan” ve ”Aşk Aşk Aşk” adlı oyunlarda roller aldı. 1940’lı yılların sonunda tesadüfen film setlerine adım atan Özkul, ”Hababam Sınıfı” serisindeki tatlı sert okul müdürü ”Kel Mahmut” tiplemesiyle ünlendi. Adile Naşit ile oynadıkları filmlerle Türk sinemasının unutulmaz ikililerinden oldular.

– Nejat Uygur (1927): Kısa süre çalıştığı gemide, asker ocağında, evinde, mahallesinde herkesi güldüren ve İsmail Dümbüllü tarafından keşfedilen Uygur, 1949’ta profesyonel hayatına Nejat Uygur Tiyatrosu ile adım attı. Amatör ve profesyonel olarak 60 yıldan fazla süredir tiyatro yapan Nejat Uygur’un 50’den fazla ödülü bulunuyor. Devlet Sanatçısı unvanına sahip sanatçı, 2 kez ABD, 4 kez Avrupa ve 35 yıla yakın da Anadolu turnesi yaptı, yurdun hemen her yanını ekibiyle dolaştı.

-Ödül, ilk kez ”yıldız” olmayan oyuncuya verildi- 

 

   – Adile Naşit (1930-1987): İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun Çocuk Tiyatrosu’na 1944’te giren Adile Naşit, ”Her Şeyden Biraz” adlı oyunla ilk defa profesyonel olarak sahneye çıktı. Sinemaya 1948’de girmesine rağmen oynadığı küçük rollerle yetinmek zorunda kalan sanatçı, 1976’da ”İşte Hayat” adlı filmdeki rolüyle Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ”En iyi kadın oyuncu” ödülünü kazandı. Bu, Türk sinemasında, ”yıldız” olmayan bir başoyuncunun kazandığı ilk ödül olarak tarihe geçti. Adile Naşit, ”Hababam Sınıfı” serisindeki Hafize Ana rolü ve Münir Özkul ile oynadıkları aile komedilerindeki iyi yürekli, sevimli anne, teyze rolleriyle Türk sinemasının unutulmaz isimleri arasına girdi.

   – Gazanfer Özcan (1931-2009): Lise yıllarında oynadığı ”Hisse-i Şayia” adlı oyundaki Bican Efendi rolüyle tiyatroyla tanışan Özcan, Şehir Tiyatroları Çocuk Bölümü’nde profesyonel oyunculuğuna başladı. Özcan, 1962 yılına kadar devam ettiği Şehir Tiyatroları’ndan eşiyle kurdukları Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan Tiyatrosu sebebiyle ayrıldı.

         -Yıldız Kenter, hala sahnelerde- 

         – Yıldız Kenter (1928): Kenter, 1948’de Shakespeare’in ”On İkinci Gece” adlı eseriyle Ankara Devlet Tiyatrosu’nda profesyonel oyunculuğa başladı. Yıldız Kenter, kardeşi Müşfik Kenter ve eşi Şükran Güngör ile 1960’da Site Tiyatrosu’nu kurdu. Tiyatro, adını iki yıl sonra Kenter Tiyatrosu olarak değiştirdi. Yıldız Kenter ilerleyen yaşına rağmen kendinden çok daha genç oyuncuların oynamaya cesaret dahi edemediği tek kişilik oyunlar ”Ben Anadolu”, ”Alyoşa” ve ailesinin tarihini konu edinerek yazdığı ”Hep Aşk Vardı” ve son olarak ”Kraliçe Lear” ile izleyenlerin beğenisini kazanmaya devam ediyor. 

   -Sururi’nin ünlü makyajının sırrı- 

 – Gülriz Sururi (1929): Çocukken tanıştığı sahnelere ilk kez 1942’de İstanbul Şehir Tiyatrosu Çocuk Bölümü’nde ”Şeytan” adlı oyunun başrolünde çıkan sanatçı, çeşitli tiyatrolarda çalıştı. Sururi’nin modaya dönüşen ünlü makyajını yapmasına, 1957’de geçirdiği göz hastalığı sonucu sağ gözünün şiş kalması neden oldu.

  – Erol Günaydın (1933-2012): Günaydın, ilk kez Galatasaray Lisesi öğrencisiyken sahneye çıktı. Lise bitince Devlet Tiyatrosu’na katılan sanatçı, Münir Özkul ile  geleneksel tiyatro yapmaya karar verdi. Tiyatroların bir bir kapanması sonucu ekonomik sıkıntılar yaşayan ve seslendirme yapmaya başlayan Günaydın, sevilen çizgi film kahramanı Ayı Yogi’yi uzun yıllar seslendirdi. Birçok dizi ve filmde rol alan ve 2012’de vefat eden sanatçı, meddahlık geleneğinin son temsilcisi olarak tarihe geçti.

 

 Çocuk -Genç ve Yetişkin Tiyatro  Kursu /Dersi

Ders Yapısı :  Talepler doğrultusunda Hafta içi veya Hafta sonu olup bir gün 2 ders saati şeklinde işlenmektedir.

Yaş Grupları : 10 Yaş ve üstü şeklinde olup farklı yaş grupları için gruplar oluşturulmaktadır.

Çocuk, Genç ve Yetişkinler için değişik yaş grupları olup 10 yaş ve üzeri tiyatro eğitimi aynı grup içersinde değerlendirilmektedir. Taleplerin genel oluşumuna göre haftanın hangi gün ve saati olacağı belirlenmektedir. Dönem sonunda ise alınacak eğitim eşliğinde enaz bir kez oyun sahneye konacaktır. Elbette M.E.B. Onaylı sertifikanızı da unutmuyoruz!

Tiyatroya dair …

Tiyatronun toplumun eğitimindeki yeri ve önemini düşünürken, tiyatronun öncelikle insanları birbirinden ayıran ve her değeri bir yana savuran ırk, din, dil, politika ayrımı gibi olguları birleştirici etkisini göz ardı etmemeliyiz diye düşünüyorum. Tiyatro, her şeyden önce bu olguları birbirine yaklaştıran, birbirlerine ortak eden her şeyi değerlendirmek gibi bir işlev üstleniyor. Tiyatro insan yaşamında yer alan gülmek, ağlamak, sevinmek, üzülmek, ferahlık duymak, bunalmak; kısacası, kalple, duygularla ilgili her şeyi değerlendiriyor. Tiyatro, ayrıca bütün insanlarda ortak bir kalbin varlığını meydana çıkarmasıyla da topluma hizmet ediyor. Bu bakımdan, tiyatro için rahatlıkla en etkili barış yolu da diyebiliyoruz.

HAYATIN GİZİNİ KAVRAYABİLMEK
Tiyatronun, insanlığın uzak geçmişinden şimdisine ve oradan da sonrasına uzanan uzun bir zaman diliminde, her yaşa, her mesleğe, her dine, her dile, her ırka oyundaşlık etme fırsatı veren bir sanat türü olduğunu da söyleyebiliriz. Bir anlık karanlığın ardından aydınlanan sahne, oyun evrenine açılan perde, oyuncular, gerçeğin benzeri ama aynısı olmayan dekor, hepsi bir oyunun kuralları çerçevesinde bir araya gelmiş şeyler. Tiyatro hayatın aynası, evet; ama asla kendisi değil. Oysa, örneğin sinema, tiyatronun aksine, gerçeği yansıttığı oranda başarılı sayılmakta. Bilinç düzeyi oyun oynama evresinden, oyun seyretme noktasına ulaşmış her insan, tiyatronun gizemli ortamında, bir süreliğine uzaklaşırken hayattan, daha güçlü olarak dönebilecek donanımları da elde etmiş sayılıyor. Hayatın gizini, daha çok bir tiyatro sahnesinin derinliğinde kavrayabiliyoruz.

TOPLUMUN EĞİTİMİNDE TİYATRONUN ROLÜ
Tiyatro yolu ile eğitme, tiyatronun eğitici ve zevk verici olması, eğlendirirken eğitmesi, öğretirken-eğlendirmesi, tiyatro sanatının başlangıcından beri tartışılmış, savunulmuş bir düşünce tarzı. Yazarların, sahneye koyucuların, oyunları hakkında yaptıkları açıklamalarda öncelikle seyirciye ne öğretmek istediklerini belirlediklerini daha önce öğrenmiştim, biliyorum. Tiyatronun etkili bir sanat dalı olduğu, insanın ve toplumun eğitiminde bu etkinlikten yararlanılması gerektiği düşüncesinin çeşitli biçimlerde tekrarlandığını bir büyüğüm öğretti bana. Yalnız, öğretilmesi istenen gerçekler, eğitilmesi istenen görüşler dönemden döneme değişmekteymiş. Her dönemin tiyatrosu kendini besleyen kaynağın yeğlediği yönde bir eğitimi amaçlarmış. Klasik tiyatro, geleneklerin, inançların, ahlak değerlerinin doğrultusunda tutucu bir eğitime yönelir; romantik tiyatro birey hakkını, özgür vicdanı savunurmuş. Gerçekçi tiyatro, örtülü çirkinlikleri bilimin ışığında incelemeye çalışır, öncü tiyatrolar toplumun kabuk bağlamış yaralarını deşermiş. Bütün bunları hep o büyüğümden öğrendim. Tiyatronun, sanatsal etkinliği yanında böylesine görevleri üstlenmesi ne kadar saygıya değer değil mi? Bu bağlam içinde çocuk tiyatrosunun eğiticiliği ve öğreticiliği de elbette doğal sayılmalı.

ÇOCUĞUMUZ İÇİN TİYATRO
Sözünü ettiğim büyüğüm, eğitilmek istenen çocuğun yaşının, anlayış gücünün, ruhsal durumunun, yaşantısının, bilgi ve görgüsünün, içinde bulunduğu ekonomik durumun, kültürel özelliklerin bilinmesi gerektiğini bana anlattı. Yapılan eğitimin günlük yaşam ile uzlaşıp uzlaşmadığı, çocuğu çelişkiye düşürüp düşürmediğinin araştırılması gerektiğini söyledi. Çocuğu aile ilişkilerinde, okul yaşamında, arkadaşları ile ilişkisinde uyumsuzluğa götürebilecek bir eğitim, kendi içinde ne kadar haklı nedenlere dayanırsa dayansın, ne kadar doğru düşünülmüş olursa olsun, yarar yerine zarar verecekmiş, öyle söyledi. “Doğru bildiklerimize ne kadar inanıyor, onları ne ölçüde koruyup savunuyorsak, tiyatrocu yöneldiği çocuk seyirciyi de o ölçüde sevmeli, ona inanmalı, onu esirgemeli,” dedi. Çocuk olan insanı incitmemek, inandığımız ilkeden sapmamak kadar önemli olmalıymış. Çocuk taşıyamayacağı kadar ağır bir düşünce yükü altında ezilmemeli, yaşamı ile uzlaştıramayacağı görüşlerle şaşırtılmamalıymış. Büyüğüm; çocuk tiyatrosunun, büyükler için yapılan tiyatrodan daha zor olmasının, daha çok çaba gerektirmesinin nedenleri olarak bunları sıraladı. “Doğumda bir bebeğin mikrop kapmamasına nasıl dikkat ediliyorsa, bebeğe verilen sütün pastörize olmasına nasıl özen gösteriliyorsa, çocuk hastalıklara karşı nasıl korunuyor, büyümesini engelleyecek ağır işlerde çalıştırılması nasıl yasaklanıyorsa, yapacağı sporun niteliği nasıl yaşına göre saptanıyor, beden gelişiminin doğru olmasına çalışılıyorsa, tiyatro yolu ile eğitilirken aynı ölçüde titiz davranmak, ruhsal gelişimini dikkate almak gerekir.” Aynen böyle dedi büyüğüm.

HANGİ TÜR TİYATRO YEĞLENMELİ
Bence bizler için en yararlı tiyatro, bizlere sevinmesini öğreten, içimizde biriken enerjiyi istediğimiz gibi kullanmamızı sağlayan, bizleri sevgi ile besleyen, içten güçlendiren tiyatro oyunları olmalı.

Gelin tiyatroda sevinelim, yaşamanın, sevmenin, dayanışmanın tadına varalım.

Yaşamayı ve yaşatmayı, mutlu olmayı ve mutlu etmeyi öğrenelim.

(Yazan : Üstün AKMEN)

Tiyatro Eğitimi için ÖN KAYIT formunu doldurabilirsiniz.

ÖN KAYIT


 Çocuk -Genç ve Yetişkin Tiyatro  Kursu /Dersi

Ders Yapısı :  Talepler doğrultusunda Hafta içi veya Hafta sonu olup bir gün 2 ders saati şeklinde işlenmektedir.

Yaş Grupları : 10 Yaş ve üstü şeklinde olup farklı yaş grupları için gruplar oluşturulmaktadır.

Çocuk, Genç ve Yetişkinler için değişik yaş grupları olup 10 yaş ve üzeri tiyatro eğitimi aynı grup içersinde değerlendirilmektedir. Taleplerin genel oluşumuna göre haftanın hangi gün ve saati olacağı belirlenmektedir. Dönem sonunda ise alınacak eğitim eşliğinde enaz bir kez oyun sahneye konacaktır. Elbette M.E.B. Onaylı sertifikanızı da unutmuyoruz!

Tiyatroya dair …

Tiyatronun toplumun eğitimindeki yeri ve önemini düşünürken, tiyatronun öncelikle insanları birbirinden ayıran ve her değeri bir yana savuran ırk, din, dil, politika ayrımı gibi olguları birleştirici etkisini göz ardı etmemeliyiz diye düşünüyorum. Tiyatro, her şeyden önce bu olguları birbirine yaklaştıran, birbirlerine ortak eden her şeyi değerlendirmek gibi bir işlev üstleniyor. Tiyatro insan yaşamında yer alan gülmek, ağlamak, sevinmek, üzülmek, ferahlık duymak, bunalmak; kısacası, kalple, duygularla ilgili her şeyi değerlendiriyor. Tiyatro, ayrıca bütün insanlarda ortak bir kalbin varlığını meydana çıkarmasıyla da topluma hizmet ediyor. Bu bakımdan, tiyatro için rahatlıkla en etkili barış yolu da diyebiliyoruz.

HAYATIN GİZİNİ KAVRAYABİLMEK
Tiyatronun, insanlığın uzak geçmişinden şimdisine ve oradan da sonrasına uzanan uzun bir zaman diliminde, her yaşa, her mesleğe, her dine, her dile, her ırka oyundaşlık etme fırsatı veren bir sanat türü olduğunu da söyleyebiliriz. Bir anlık karanlığın ardından aydınlanan sahne, oyun evrenine açılan perde, oyuncular, gerçeğin benzeri ama aynısı olmayan dekor, hepsi bir oyunun kuralları çerçevesinde bir araya gelmiş şeyler. Tiyatro hayatın aynası, evet; ama asla kendisi değil. Oysa, örneğin sinema, tiyatronun aksine, gerçeği yansıttığı oranda başarılı sayılmakta. Bilinç düzeyi oyun oynama evresinden, oyun seyretme noktasına ulaşmış her insan, tiyatronun gizemli ortamında, bir süreliğine uzaklaşırken hayattan, daha güçlü olarak dönebilecek donanımları da elde etmiş sayılıyor. Hayatın gizini, daha çok bir tiyatro sahnesinin derinliğinde kavrayabiliyoruz.

TOPLUMUN EĞİTİMİNDE TİYATRONUN ROLÜ
Tiyatro yolu ile eğitme, tiyatronun eğitici ve zevk verici olması, eğlendirirken eğitmesi, öğretirken-eğlendirmesi, tiyatro sanatının başlangıcından beri tartışılmış, savunulmuş bir düşünce tarzı. Yazarların, sahneye koyucuların, oyunları hakkında yaptıkları açıklamalarda öncelikle seyirciye ne öğretmek istediklerini belirlediklerini daha önce öğrenmiştim, biliyorum. Tiyatronun etkili bir sanat dalı olduğu, insanın ve toplumun eğitiminde bu etkinlikten yararlanılması gerektiği düşüncesinin çeşitli biçimlerde tekrarlandığını bir büyüğüm öğretti bana. Yalnız, öğretilmesi istenen gerçekler, eğitilmesi istenen görüşler dönemden döneme değişmekteymiş. Her dönemin tiyatrosu kendini besleyen kaynağın yeğlediği yönde bir eğitimi amaçlarmış. Klasik tiyatro, geleneklerin, inançların, ahlak değerlerinin doğrultusunda tutucu bir eğitime yönelir; romantik tiyatro birey hakkını, özgür vicdanı savunurmuş. Gerçekçi tiyatro, örtülü çirkinlikleri bilimin ışığında incelemeye çalışır, öncü tiyatrolar toplumun kabuk bağlamış yaralarını deşermiş. Bütün bunları hep o büyüğümden öğrendim. Tiyatronun, sanatsal etkinliği yanında böylesine görevleri üstlenmesi ne kadar saygıya değer değil mi? Bu bağlam içinde çocuk tiyatrosunun eğiticiliği ve öğreticiliği de elbette doğal sayılmalı.

ÇOCUĞUMUZ İÇİN TİYATRO
Sözünü ettiğim büyüğüm, eğitilmek istenen çocuğun yaşının, anlayış gücünün, ruhsal durumunun, yaşantısının, bilgi ve görgüsünün, içinde bulunduğu ekonomik durumun, kültürel özelliklerin bilinmesi gerektiğini bana anlattı. Yapılan eğitimin günlük yaşam ile uzlaşıp uzlaşmadığı, çocuğu çelişkiye düşürüp düşürmediğinin araştırılması gerektiğini söyledi. Çocuğu aile ilişkilerinde, okul yaşamında, arkadaşları ile ilişkisinde uyumsuzluğa götürebilecek bir eğitim, kendi içinde ne kadar haklı nedenlere dayanırsa dayansın, ne kadar doğru düşünülmüş olursa olsun, yarar yerine zarar verecekmiş, öyle söyledi. “Doğru bildiklerimize ne kadar inanıyor, onları ne ölçüde koruyup savunuyorsak, tiyatrocu yöneldiği çocuk seyirciyi de o ölçüde sevmeli, ona inanmalı, onu esirgemeli,” dedi. Çocuk olan insanı incitmemek, inandığımız ilkeden sapmamak kadar önemli olmalıymış. Çocuk taşıyamayacağı kadar ağır bir düşünce yükü altında ezilmemeli, yaşamı ile uzlaştıramayacağı görüşlerle şaşırtılmamalıymış. Büyüğüm; çocuk tiyatrosunun, büyükler için yapılan tiyatrodan daha zor olmasının, daha çok çaba gerektirmesinin nedenleri olarak bunları sıraladı. “Doğumda bir bebeğin mikrop kapmamasına nasıl dikkat ediliyorsa, bebeğe verilen sütün pastörize olmasına nasıl özen gösteriliyorsa, çocuk hastalıklara karşı nasıl korunuyor, büyümesini engelleyecek ağır işlerde çalıştırılması nasıl yasaklanıyorsa, yapacağı sporun niteliği nasıl yaşına göre saptanıyor, beden gelişiminin doğru olmasına çalışılıyorsa, tiyatro yolu ile eğitilirken aynı ölçüde titiz davranmak, ruhsal gelişimini dikkate almak gerekir.” Aynen böyle dedi büyüğüm.

HANGİ TÜR TİYATRO YEĞLENMELİ
Bence bizler için en yararlı tiyatro, bizlere sevinmesini öğreten, içimizde biriken enerjiyi istediğimiz gibi kullanmamızı sağlayan, bizleri sevgi ile besleyen, içten güçlendiren tiyatro oyunları olmalı.

Gelin tiyatroda sevinelim, yaşamanın, sevmenin, dayanışmanın tadına varalım.

Yaşamayı ve yaşatmayı, mutlu olmayı ve mutlu etmeyi öğrenelim.

(Yazan : Üstün AKMEN)

Tiyatro Eğitimi için ÖN KAYIT formunu doldurabilirsiniz.

ÖN KAYIT