teks

teks konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. teks konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. teks konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri teks konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

Dünya Kadınlar Günü ya da Dünya Emekçi Kadınlar Günü her yıl 8 Mart’ta kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gündür. İnsan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılmaktadır.Türkiye’de ise 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı.

Tarihçe

8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 120 kadın işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000’i aşkın kişi katıldı.

26 – 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın “Internationaler Frauentag” (International Women’s Day – Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını öneren Clara Zetkin (solda) Rosa Luxemburg ile.

İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda (3. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısı) gerçekleşti. Adı da “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak belirlendi. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan[kaynak belirtilmeli] Dünya Kadınlar Günü, 1960’lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleşen çeşitli gösterilerde anılmaya başlanmasıyla Batı Bloku ülkelerinde daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etti.

Bununla birlikte Birleşmiş Milletler’in resmi internet sayfasında, günün tarihine ilişkin bölümde kutlamanın New York’ta ölen kadın işçilerin anısına yapıldığı yazılmamıştır.

Türkiye’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Türkiye’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın, ve yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı.

“Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı” programından Türkiye’nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında “Türkiye 1975 Kadın Yılı” kongresi yapıldı. 12 Eylül Darbesi’nden sonra cunta yönetimi tarafından dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmasına izin verilmedi. 1984’ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” kutlanmaya devam edilmektedir.

 

Concert du musÈe Guimet, samedi 9 dÈcembre Raghunath Manet ´ Nocturne indien ª concert de Sarasvati veena et percussions de líInde du sud : mridangam, tabla, tavilÖ ì Raghunath Manet is an accomplished veena player. He is an artist of extraordinary talent and caliber. He has mastered the intricacies of handling this instrument and I wish him the very best in all his future endeavorsî. Dr Balamurali Krishna

Hint müziği birbirine görece bağlı üç dönemi sergiler.

1-M.Ö 3000 yıllarında yükselmeye başlayan eski  kültür.

2-M.Ö 1500 yıllarında kök salan veda kültürü.

3-M.Ö 1000 yıllarında başlayıp günümüze uzanan  geleneksel Hint Kültürü.

M.Ö 3000 yıllarında kuzeybatı Hindistan’da ilk hint  kültürü yeşermiştir.Bu kültürün gelişim koşulları Mezopotamya ve Mısır benzeridir. Bu erken dönem hakkında pek bir bulgu yoktur ve 3000 yıl öncesi için sadece bazı tahminler yapılmaktadır.

İkinci temel evre olan veda kültürü M.Ö 1500 yıllarında Hindistan’a gelen ve Ari dilini konuşan boyların toplumsal tabakalaşmayı yerleştirmesiyle başlar

Veda kültürü kast sistemiyle özdeşir: Kastların müzikleri vardır.

Veda Sanskrit dilinde “bilgi” anlamına gelir.Tanrının adı “Brahma”’dır.

Veda kültürünün müziği teksesli vokallerdir.İlk kez  Bhrata tarafından açıklığa kavuşturan melodiler,ton bilgisinin dayanaklarıdır.Hinduizm Veda geleneklerini ağırlıklı olarak içeren Hindistan’ın başlıca dinidir.Ancak eski çağlarla günümüz öğretisi arasında farklar vardır.

Hint Müziğin üçünü evresi M.S 1000 yıllarında başlar.Böylece Hint makamlarını belirleyen “RAGA” sistemi ile usulleri belirleyen “TALA” adlı ritmik sistem günümüze kadar uzanan geleneksel Hint Müziğini tarihteki yerine oturtmuştur.

ARAŞTIRMA KAYNAK:AHMET SAY MÜZİK TARİHİ

Hazırlayan: Sena Sevim

davetiye

 

Artev Sanat Galerisi yeni yılın ilk sergisini 23 Ocak Cumartesi günü saat 15.00 ‘da açıyor. Ayrıca sergi; Hale Şakar Ürkmezgil, Alp Bartu, Bahattin Odabaşı, Basri Erdem ve Ali Candaş gibi önemli sanatçılara ev sahibeliği yapacak.

 

Şehnaz Hale Şakar Ürkmezgil Kimdir?

Şehnaz Hale Şakar Ürkmezgil (d. 1949, Ankara), Türk heykeltıraş. İstanbul’un Bakırköy ilçesinde yaşamaktadır. 1973 yılında eski adı ile DTGSYO (Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu), şimdiki adı ile Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Serbest – Grafik İllüstrasyon Bölümü’nden mezun oldu.

1973-1990 yılları arasında reklam sektöründe art direktör ve kreatif direktör olarak çalıştı. 1989 yılından sonra seramik ile başladığı çalışmalarını bronz heykele yönlendiren sanatçı, 1997 yılından bu yana figüratif tarzda, mermer yontu ve bronz döküm ile çalışmalarını sürdürmektedir.

hale ürkmezgil (2)KİŞİSEL SERGİLER:

1996  Gülmine Sanat Merkezi…Seramik Heykel

1998  Kıbrıs / Lefkoşa Saçaklı Ev…Bronz Heykel

2000  İst.The Marmara Opera Sanat Koridoru…Bronz Heykel

2000  Ankara / Karaca Sanat Galerisi…Bronz Heykel

2001  İst.The Marmara Opera Sanat Koridoru…Bronz Heykel

2002  Pera Sanat Galerisi …Bronz Heykel

2002  Ankara / Şekerbank Ömer Sunar Sanat Galerisi…Bronz Heykel

2004  Ankara / Galeri Sanat Yapım…Bronz Heykel

2005  Çağla Cabaoğlu Art Gallery…Bronz Heykel

2007  Bakraç Sanat Galerisi…Bronz Heykel ve Desen

2007  Karadeniz Ereğli / 14.Uluslararası Kültür Sanat Festivali…Bronz Heykel ve Desen

2010  Levent Tenis Klübü “Desenleme” Sergisi

2011  Bakraç Sanat Galerisi

2011  Doku Sanat Galerisi/İstanbul

2011  Doku Sanat Galerisi/Ankara

2012  Artev Sanat Galerisi

2012 Doku Sanat Galerisi / Heykel / Desen – İstanbul

2013 Doku Sanat Galerisi / Heykel -İstanbul

2014 Doku Sanat Galerisi / Heykel-İstanbul

2015 Doku Sanat Galerisi / Heykel – İstanbul

2015 Krişna Sanat Galerisi / Heykel / Desen – Ankara

 

YURT DIŞI SERGİLER / ETKİNLİKLER:

1997  Almanya / Hannover-Türk Evi

1997  Almanya / Köln-Atatürkçü Düşünce Derneği

2002  Umut Vakfı”Bireysel Silahsızlanma ve Bireysel Barış”Heykel Yarışması

Onun Silahı Sevgi ,heykeli ile Seçici Kurul Teşvik Ödülü

2002  Ankara Gazi Eğitim Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi”Sevgi Emektir”heykeli

2003  Fransa / ”Roumaziéres – Loubert – Sculptures dargile”Performans yarışması

2013 “90′ıncı yılda 90 Türk sanatçısı Berlin’de” konsepti ve “Özgür ve 90″  /T.C. Berlin Büyük Elçiliği

   FUAR VE BAZI KARMA SERGİLER

1992  Kadın Eserleri Kütüphanesi

1993  Pera Sanat Galerisi

1997  Yunus Emre Kültür Merkezi( Basad )

1998  Yunus Emre Kültür Merkezi

1999  Ankara / Su Ana Sanatevi

2000  10.Art İst Sanat Fuarı ( Su Ana Sanatevi )

2001  1.Ankara Sanat fuarı – Ankart ( Su Ana Sanatevi )

2001  İst. Menkul Kıymetler Borsası ( Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği )

2001  2001 Sanat Galerisi

2002  Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması Lütfü Kırdar ( Pera Sanat Galerisi )

2002  2.Ankara Sanat Fuarı – Ankart ( Galeri Oda )

2002  Artİst 12. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( Pera Sanat Galerisi )

2002  İzmir / Resim ve Heykel Müzesi Sanat Galerisi

2002  Çağla Cabaoğlu Art Gallery

2002  Harbiye Askeri Müze ( Basad )

2003  Bakraç Sanat Galerisi

2003  İstanbul Basın Müzesi Sanat Galerisi

2003  Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması Lütfü Kırdar ( Çağla Cabaoğlu Art Gallery )

2003  Artİst 13. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( Lebriz Com )

2003  Antalya / Ansan Sanat Galerisi

2004  8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Kadın Karması ( Pera Sanat Galerisi )

2004  Ankara / Galeri Sanat Yapım “Kadın”

2004  Artİst 14. İstanbul Sanat Fuarı  – Tüyap ( Lebriz Com )

2004  Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması Lütfü Kırdar ( Bakraç Sanat Galerisi )

2005  Artİst 15. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( Lebriz Com )

2005  Antalya / ahk interiors ( Çağla Cabaoğlu Art Gallery )

2005  Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması Lütfü Kırdar ( Bakraç Sanat Galerisi )

2006  8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Kadın Karması ( Pera Sanat Galerisi )

2006  Artİst 16. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( 2001 Sanat Galerisi )

2006  Art İstanbul Çağdaş Sanat Günleri – Antrapo ( Bakraç Sanat Galerisi)

2007  Ankara / Karaca Sanat Galerisi “10.Yıl”Kişisel Katılımcılar

2007  Ankara / Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği “37.Yıl”

2008  Beşiktaş Çağdaş 3. Sanat Fuarı MKM ( Ortaköy Sanat Galerisi )

2009  86/86 Cumhuriyet Sergisi (Cumhuriyet Sanat Galerisi Taksim Meydanı)

2009  Nişantaşı Sanat Parkı (Sinpa A.Ş / Şişli Belediyesi)

2010  Birleşmiş ressamlar ve Heykeltraşlar Derneği (BRH) Sergi ve Work Shop

2010  Art Show 2010. MKM

2010  Doku Sanat Galerisi (Yaz Karma Sergisi)

2011 Artev  Sanat Galerisi

2011 Eskişehir Sukurusu Atölyesi  “Ucube Sergisi” / Eskişehir

2011 Nar Sanat İstanbul 8 Mart / 8 Kadın Sanatçı Sergisi

2011 “Ustaya Saygı” Heykel Sergisi MKM

2012  “42. Yılı için 142 sanatçı “BRHD

2012  Artev Sanat Galerisi

2012 Galeri Sanat Yapım (30.Yıl Sergisi) , Ankara

2013 Next Level, Ankara

2013 İstanbul ARTBOSPHORUS Çağdaş Sanat Fuarı

2013 Işık Üniversitesi Galerisi -Şile  8 Mart Dünya Kadınlar Günü

2014 GÖRSAV “Buluşma”-İstanbul

2014  Romen geneleksel Martişor Kutlaması ve   Dünya Kadınlar Günü ne adanmış “2014 Kadın Sanatçılar Günü”  Romanya Büyükelçiliği – Ankara

2014 Artev Sanat galerisi – İstanbul

2014 Doku Sanat Galerisi “Güz Karması” / İstanbul

2015 GÖRSAV “Cam Tavanı Delen Kadınlar” – İstanbul

2015 Bahçede Heykel / İstanbul

 

ali-candaş-sonALİ CANDAŞ KİMDİR?

Ali Candaş (d. 1940 Trabzon / Beşikdüzü), İstanbul ‘da yaşamaktadır. İlköğrenimini Erzurum Gazi İlkokulunda yaptı. 1952 yılında Erzurum Pulur Köy Enstitüsü’ne sınavla girdi.1956 yılında İstanbul, Çapa öğretmen Okulu resim semineri öğrencisi oldu. 1959 yılında Bu okuldan ilkokul öğretmeni olarak mezun oldu. Aynı yıl İstanbul- Çatalca Bahşayiş köyü öğretmeni oldu Aynı yıl Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’nü ikincilikle kazandı. 1962 yılında resim-iş öğretmeni olarak Urfa Kız Öğretmen Okulu’na atandı. 1965’te Trabzon Karma Ortaokuluna nakli çıktı. Aynı yıl, Ordu, Perşembe Öğretmen Okulu resim-İş öğretmenliğine geçiş yaptı. 1971 yılında ilk kişisel sergisini bu şehirde açtı. 1973 yılında İstanbul-Çapa Öğretmen Okulu resim öğretmenliğine atandı. Bu okulda beş yıl çalıştıktan sonra 1978 yılında İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü’ne geçti. (Şimdiki adıyla Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü. Aynı kurumdan Prof. Ünvanı ile 2006 yılında kendi isteği ile emekli oldu.

 

Kişisel sergiler

  • 1971 Ordu Halk Kütüphanesi–Ordu
  • 1983 İstanbul -Ankara ;Taksim Sanat Galerisi-İstanbul –Parmakkapı İş Sanat Galerisi-İstanbul ,Turkuvaz Sanat Galerisi – Ankara
  • 1984 İstanbul – İzmir; Resim Heykel Müzesi – İzmir, Taksim Sanat Galerisi – İstanbul
  • 1985 Ankara Turkuvaz Sanat Galerisi – Ankara
  • 1986 İstanbul; Ankara Taksim Sanat Galerisi – İstanbul, Yaratım Sanat Galerisi – Ankara
  • 1987 İstanbul Ramko Sanat Merkezi – İstanbul
  • 1988 İstanbul, Ankara,İzmir;Dönüşüm Sanat Galerisi – Ankara, Leonardo Sanat Galerisi-İzmir, Gorbon Sanat Galerisi-İstanbul,Ümit Yaşar Sanat Galerisi-İstanbul
  • 1989 İstanbul Atatürk Sanat Galerisi- A.E.F. İstanbul, Altıneller Sanat Galerisi- İstanbul
  • 1990 Ankara Doku Sanat Galerisi- Ankara
  • 1991 Ankara Doku Sanat Galerisi – Ankara
  • 1992 Ankara, İzmir; Emlakbank Sanat Galerisi- Ankara, Leonardo Sanat Galerisi- İzmir
  • 1993 Bandırma, Ankara, İstanbul; Kocaeli Bandırma Belediyesi Sanat Galerisi-Bandırma,Doku Sanat Galerisi – Ankara

Alkent Actuel Art Galeri- İstanbul, Kocaeli Üniversitesi Sanat Galerisi– Kocaeli

  • 1994 İstanbul Karsu Tekstil Sanat Galerisi- İstanbul
  • 1995 İstanbul ,Ankara Doku Sanat Galerisi – Ankara, Alkent Actuel Art Galeri – İstanbul
  • 1996 Ankara, Antalya, İstanbul Doku Sanat Galerisi – Ankara,Türkiye Kalkınma Bankası Sanat Galerisi- Antalya,6.Sanat Fuarı – İstanbul, Karsu Tekstil Sanat Galerisi – İstanbul
  • 1997 Adapazarı, Ankara, Didim, İstanbul Sakarya Sanatevi – Adapazarı, Doku Sanat Galerisi – Ankara,Didim Sanat Galerisi – Didim, Doku Sanat Galerisi – Ankara, Meb Sanat Galerisi-İstanbul
  • 1998 Ankara Doku Sanat Galerisi – Ankara
  • 1999 İzmir, Ankara,Antalya Vakko Sanat Galerisi-İzmir, Doku Sanat Galerisi- Ankara, Orkun-Ozan Sanat Galerisi- Antalya
  • 2000 İstanbul, Ankara Garanti Sanat Galerisi – İstanbul, Doku Sanat Galerisi – Ankara
  • 2001 İzmir, Ankara Temizocak Sanat Galerisi – İzmir, Doku Sanat Galerisi – Ankara
  • 2002 İstanbul Doku Sanat Galerisi – İstanbul, Alkent Actuel Art Galeri – İstanbul
  • 2003 Ankara Doku Sanat Galerisi – Ankara
  • 2004 İstanbul, Adana; Ankara Atatürk Kültür Merkezi – Taksim – İstanbul, Doku Sanat Galerisi – Ankara, Sanatçılar Der. Galerisi – Adana, Myra Sanat Galerisi – İstanbul
  • 2005 İstanbul; Ankara Doku Sanat Galerisi – İstanbul, Doku Sanat Galerisi – Ankara, Bakraç Sanat Galerisi – İstanbul
  • 2006 İstanbul,Ankara Doku Sanat Galerisi – İstanbul, Doku Sanat Galerisi – Ankara, Cream Art Sanat Galerisi – İstanbul
  • 2007 İstanbul, Ankara Doku Sanat Galerisi – İstanbul, Doku Sanat Galerisi – Ankara
  • 2011 İstanbul, Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği sergi salonu –Fotoğraf Sergisi

Karma Sergiler

SERGİLER – KARMA VE GRUP

  • 1973 İstanbul -Ankara DYO sergisi İzmir – Ankara – İstanbul , 34.Devlet Resim Sergisi- Ankara – İstanbul
  • 1975 İstanbul İstanbul Arkeoloji Müzesi Açık Hava Sergisi
  • 1976 İstanbul İrfan Ertem Sanat Galerisi – İstanbul
  • 1979 İstanbul Eğitimci Ressamlar Sergisi- Taksim Sanat Galerisi – İstanbul
  • 1983 İstanbul, Mersin, Ankara Günümüz Sanatçıları 4. Açık Hava Sergisi- İstanbul,Uluslararası 9. Mersin Festivali, Sergisi – Mersin,44. Devlet Resim Heykel Sergisi – Ankara
  • 1984 İstanbul , Ankara, Cezayir; İzmir Günümüz Sanatçıları 5. Sergisi – İstanbul, Enka Sergisi – İstanbul, İnönü Vakfı Sergisi – İstanbul, Türkiye –Cezayir Sergisi – Ankara – Cezayir, DYO Sergisi – İzmir – Ankara
  • 1985 İzmir, Ankara, İstanbul, Bursa Adalar Belediyesi Sergisi, DYO Sergisi – İzmir – Ankara – İstanbul – Bursa, 45. Devlet Resim – Heykel Sergisi – Ankara – İstanbul – İzmir, İzmir Ticaret Odası 100.yıl Sergisi – İzmir
  • 1986 İstanbul, Ankara, Eskişehir ,İzmir 1. Asya – Avrupa Bienali Sergisi – Ankara, Türkiye Jokey Klübü Sergisi – İstanbul

T.B.M.M. Egemenlik Sergisi, T.P.A.O. Atatürk Yarışması Sergisi – Ankara, Esbank Yunus Emre Sergisi – Eskişehir – Ankara – İstanbul – İzmir

  • 1987 İstanbul, Eskişehir, Ankara, Bursa, Tekirdağ, Trabzon Lisesi 100.yıl Sergisi- İstanbul, Esbank – Yunus Emre Sergisi – Eskişehir – İstanbul – Ankara – Bursa, Selahattin Taran Anısı Sergisi- İstanbul – Ankara, Bandırma Kuş Cenneti Festivali Sergisi – Ankara, Tekirdağ – Kiraz Festivali Sergisi – Tekirdağ, Tekel Sergisi – İstanbul
  • 1988 İstanbul,Ankara,Bandırma, Lahey, Eskişehir,T.B.M.M. Egemenlik Sergisi – Ankara, Pamukbank 37.yıl Sergisi- İstanbul

Bandırma Festivali Sergisi- Bandırma, Lahey Sergisi – Lahey, Yunus Emre Sergisi – Eskişehir,

  • 1989 İstanbul, Ankara Gorbon Sanat Galerisi Yaz Sergisi, Öğretim Üyeleri Sergisi- İstanbul, 50.Devlet Resim-Heykel Sergisi- Ankara
  • 1990 İstanbul, Avusturya,Salzburg AIAP (UPSD) Dayanışma Sergisi, İ.Ü.İşl.Fak. Kulübü karma Sergisi – İstanbul

Öğretim Üyeleri Sergisi – Viyana – Avusturya, Öğretim Üyeleri Sergisi – Salzburg

  • 1991 İstanbul, Avusturya Öğretim Üyeleri Sergisi – Gras – Avusturya, Dünya Kadınlar Günü Sergisi]] – İstanbul, İ.T.Ü. Sanatçı Elele Sergisi – İstanbul
  • 1992 İstanbul Geçmişten Günümüze Karma Sergisi – İstanbul, Benadam Sanat Galerisi – İstanbul
  • 1993 İstanbul, Ankara Kas Hastalıkları Derneği Sergisi – İstanbul, Haydarpaşa Numune Hastanesi Sergisi – İstanbul, Çıplak Estetiği Sergisi – Ankara
  • 1994 İstanbul R-Türk Kanser Derneği Sergisi – İstanbul, Kas Hastalıkları Derneği Sergisi – İstanbul, Maltepe Bel. Füsun Kahveci San. Gal. Sergisi – İstanbul
  • 1995 Kişinev, İstanbul Moldova Grup Sergisi – Kişinev, UPSD Bosna – Hersek Sergisi – İstanbul, Gazilerimize Ressam Desteği Sergisi – İstanbul, Afife Jale Sanata Evet Sergisi – İstanbul
  • 1996 Çatalca Çatalca Bel. Öğretim Üyeleri Sergisi – Çatalca
  • 1997 Avusturya Öğretim Üyeleri Sergisi – Viyana – Avusturya
  • 1998 İstanbul, Edirne Ardahan’dan Edirne’ye 75.yıl Sergisi – Ardahan – Kırklareli – Edirne, 75.yıl Sergisi- İstanbul
  • 1999 İstanbul, Ankara Hocalar ve Hocaların Hocaları Sergisi – Ankara – İstanbul
  • 2000 İstanbul, Ankara Ruhi Su ‘İmece’ Sergisi – İstanbul, Köy Enstitüleri 60.yıl Sergisi – Kadıköy – Ankara, Türk Çağdaşlaşmasında Kadın Sergisi – İstanbul, Yaz Karma Sergisi – Doku Sanat Gal. – Ankara, Ankart (Doku Sanat ile) Ankara, Yaz Karması- Doku Sanat Gal. – İstanbul
  • 2001 İstanbul, Ankara Yaz Karma Sergisi – Doku Sanat Gal. – Ankara, Yaz Karma Sergisi – Doku Sanat Gal. – İstanbul, İstanbul Sanat Fuarı (Doku Sanat Gal.) ile Cumhuriyet Sergisi A.E.F., Cumhuriyet Sergisi – Beşiktaş Kültür Merkezi – İstanbul
  • 2002 İstanbul, Bursa,Ankara Sasav Karma Sergisi – Maltepe-İstanbul,Uludağ Üniversitesi Sanat Galerisi Açılış Sergisi – Bursa

Pakpen Sanat Galerisi Açılış Sergisi – İstanbul, Karma Yaz Sergisi – (Doku sanat ile) İstanbul, T.C. Ziraat Bankası Koleksiyon Sergisi – Ankara, Neyran Sanat Galerisi Karma Sergisi – İstanbul

  • 2003 İstanbul, Edirne,Çanakkale, Bolu,Bandırma,Balıkesir, Eskişehir Ares Sanat Evi Karma Sergisi – İstanbul

Basri Erdem Koleksiyon Sergisi – İstanbul, Basri Erdem Koleksiyon Sergisi – Edirne, Basri Erdem Koleksiyon Sergisi – Çanakkale, Basri Erdem Koleksiyon Sergisi – Bolu İzzet Baysal Üniversitesi, Bandırma Festivali Sergisi – Bandırma, Balıkesir Liseliler Derneği Sergisi – Balıkesir, Balıkesir Bel. Kültür Sanat Eğitim Mer. Sergisi – Balıkesir, Tema Vakfı Yararına Sergi – İstanbul (Antik A.Ş.),Öğr. Üyeleri Sergisi – Anadolu Üni. – Eskişehir

  • 2004 İstanbul, Ankara Ulusal Kanal 150 Sanatçıyla Büyük Sergi – İstanbul, Bağımsız Cumhuriyet Partisi Sergisi – Ankara

Cumhuriyet için Resim – Heykel Sergisi – Ankara, Karma Sergi – Sasav – İstanbul, 2. Sanat Eğitimi Sempozyumu Sergisi – Ankara, Baskı Müzesi Destek Sergisi – İstanbul, Sasav Sergisi – İstanbul

  • 2005 İstanbul, Ankara Dört Ustadan Karma Sergi – Doku Sanat – Ankara, Ege Art Ege Üniversitesi Fuar Sergisi – İzmir, Gurup Sergisi – Cream Art Sanat Galerisi -İstanbul, Yeni Yıl Sergisi – Doku Sanat Gal. -İstanbul, Güney Asya İçin Dayanışma Sergisi – Ankara

Maltepe Üniversitesi. Sergisi – İstanbul, Doku Sanat Gal. Karma Sergisi – İstanbul, Kargaşa Sergisi – İstanbul

  • 2006 İstanbul İnkarı inkar Sergisi – İstanbul, Art İstanbul fuar Sergisi – Bakraç Sanatla – İstanbul
  • 2007 İzmir, Eskişehir Begüm Sanat Galerisi Karma Sergisi – İzmir, 17 Nisan Köy Enstitülüler Sergisi – Eskişehir

Ödüller

  • 1983 9.Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali Resim Yarışması

ÖDÜL

  • 1987 TBMM Milli Egemenlik ve Barış konulu Resim Yarışması

MANSİYON

  • 1987 4.Yunus Emre ‘Sevelim sevilelim’ Resim Yarışması
  • 1987 21. DYO Resim Yarışması

MANSİYON

  • 1988 TBMM Milli Egemenlik temasını da içeren Resim Yarışması

BİRİNCİLİK

  • 1988 Uluslararası Bandırma Kuş Cenneti Kültür ve Sanat Festivali

BAŞARI PLAKETİ YAYINLAR

  • 1987 Ramko Sanat Merkezi Kataloğu
  • 1992 Emlakbank Sergi Kataloğu
  • 1993 Alkent Actuel Art Sergi Kataloğu
  • 1994 Karsu Tekstil Sanat Gal. Kitapçığı
  • 2000 Garanti Sanat Galerisi Sergi Kataloğu
  • 2002 Alkent Actuel Art Kitabı (200 sayfa)
  • 2004 Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Sergisi Kitapçığı

 

Alp Bartu Kimdir?

ALP BARTU1947’de Manisa’da doğmuş, ilk ve orta öğrenimini Hatay, Adana ve Antakya illerinde yaptıktan sonra Marmara Üniversitesi’ne bağlı Eğitim Fakültesi’nin Resim Bölümü’nden 1976- 1977 akademik yılında mezun olmuştur.

Daha sonra birçok orta öğretim okul ve kuruluşlarında resim öğretmeni olarak görev aldıktan sonra 1993 yılında Maçka Teknik Plastik Sanatlar Bölümü’nden emekli olmuştur.

Resimleri yurtiçi ve yurtdışı özel koleksiyonlarla, banka koleksiyonlarında bulunmaktadır.

Alp Bartu toplumumuzun çeşitli kesimlerinden seçtiği konuları renk ve biçim düzenlemesiyle işlemiştir. Figür doğa ilişkisini sevinç, üzüntü ve heyecanla birleştirerek resimlerinde yansıtan sanatçı, İstanbul’da yaşamaktadır.

Alp Bartu’nun resminde, uyumlu ve dengeli bir biçimde bir araya getirilen insanlarının özellikle öne çıkmayışları, birbirinin arkasında yok olmayışları çok önemli bir özellik olarak göze çarpıyor. Bütünlük parça için değil, parçalar bütünlük içinde görevlendiriliyor. Resme bakan izleyiciler de dansçıların, balıkçıların, eğlenen insanların, çalgıcıların bir parçası oluyor. Her şeyin bu öbeğin(grubun) dengesi içinde bulunması çok önemli.

Bartu, çalışmalarında insan yüzlerini belirsizleştiren, kendine özgü kişisel bir biçem oluşturacak sanatsal anlatıma varabilmiş. Yüzlerin beyaz bir leke ile kapanması yeterli bulunmuş, yüzlerde ayrıntı yok, mimik yok bütünlük içindeki hareketlerde izleyicinin dikkatini başka yere çekecek ayrıntı yok. Resimdeki insanların hareketleri, bizleri, büyük bir etkiyle dikkatimizi iyice toplamaya, özellikle olayların içine sürüklemeye zorluyor.

Alp Bartu’nun yağlıboya resimlerini, insan ilişkilerinin bireyselliğini belirtmekten çok onların insancıl ilişkilerine ağırlık vermiş anlamda görmek gerek. İnsanların yüzlerinden çok genel anlatımını ele alan Bartu’nun, onların psikolojik yapısıyla da ilgilenmeyerek her birini bir arada bulunan kimliği belirsiz birer üye, bir öbeğin ya da topluluğun birlikteliğindeki bir varlık olarak gösterdiğini ve bu anlamda sağlanmış olan uyum ve bütünlüğe vardığını
görebiliyorsunuz.

 

basri erdemBasri Erdem Kimdir?

İlköğreniminin ardından, girdiği altı yıllık Kepirtepe İlköğretmen Okulu’nun sınavını kazanarak yatılı okuma hakkını elde etti. Okula kaydını yaptırarak; üç yıl boyunca öğrenim gördü. Öğretmen okullarının güzel uygulamalarından biri olan yeteneğe yönlendirme uygulamasından yararlanarak öğretmen okulunun üçüncü sınıfından dördüncü sınıfa geçerken; ders notlarının aritmetik ortalamasının yüksek oluşuna paralel resim yeteneğinin öğretmenleri tarafından keşfi ile 1963 yılında yetenek sınavıyla İstanbul Ortaköy İlköğretmen Okulu resim seminerine girdi. Kültür ve pedogojik derslerinin yanı sıra ağırlıklı olarak haftada sekiz saat da resim derslerinde temel sanat eğitimi aldı. 1966 yılında sınıf öğretmeni olarak mezun olan Erdem, bir yıl ilkokullarda sınıf öğretmenliği yaptı. Almış olduğu sanat eğitiminin dürtüsü ile şimdki adı Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi olan dönemin İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü’nün uygulamalı yetenek sınavını kazanarak 1967yılında bölüme kaydını yaptırdı. Üç yıl gördüğü resim eğitiminin ardından resim öğretmeni olarak mezun olup; 1970 yılından 1974 yılına kadar Urfa Kız İlköğrtmen Okulu’nda resim öğretmenliği yaptı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitim enstitülerine eleman kazandırmak amacıyla açmış olduğu sınavı başararak; 1974 yılında İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü, Grafik Dalı öğretmenliğine atandı. Altı yıl sonra Atatürk Yüksek Öğretmen Okulu öğretmenliğine atanan Basri Erdem, 1985yılında Marmara Üniversitesi’nde Lisans tamamladı. Doktoraya eşdeğer Sanatta yeterlik ünvanını 1986’da alan sanatçı , 1.Asya Avrupa Bienali’ne katıldı. 1987 yılında Doçent 1997 yılında da Profesör oldu. Yurt dışında çeşitli sanat etkinliklerine katılarak eserleri sergilenen Erdem, 2007 yılına kadar Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalıştıktan sonra, kendi isteği ile emekli oldu.

Halen Fevziye Mektepleri Vakfı üniversitesi olan Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görevine devam etmektedir.

Sergileri

  • 1997 Başak Sıgorta Sanat Galerisi İzmir
  • 1998 Mıknatıs sanat Galerisi Ankara
  • 1999 Akpınar Sanat Galerisi Ankara
  • 2000 Art Hall Sanat Galerisi İstanbul
  • 2001 Mıknatıs Sanat Galerisi Ankara
  • 2003 Galeri IV. Sanat Erguvan Kat istanbul
  • 2003 YEKÜV Nilüfer Gökay Eğitim ve Kültür Merkezi İstanbul
  • 2004 Kaynak Sanat Galerisi İstanbul
  • 2006 Palet Sanat Galerisi İstanbul
  • 2008 Art Park Galerisi Ankara
  • 2008 Bakraç Sanat Galerisi İstanbul
  • 2008 YEKÜV Nilüfer Gökay Eğitim ve Kültür Merkezi İstanbul

 

Bahattin Odabaşı Kimdir?

bahattinSivas Gürün’de 1947 yılında doğan Odabaşı, Eğitim Enstitüsü Resim Bölümünü birincilikle bitirdi. 1968 yılından bu yana yurtiçi ve yurtdışında 200’e yakın karma sergiye katılan ve kişisel sergi açan Odabaşı, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Resim Ana Sanat Dalı’nda yardımcı doçent olarak görev yaparken, 1996 yılında emekli oldu.

İstanbul Beykoz’daki özel atölyesinde 2006 yılından bu yana sanat çalışmalarını sürdüren Odabaşı, sanat fuarları ve sempozyumlara katılarak, birikimlerini sanat dünyası ile paylaşıyor.

Çağdaş Türk resim sanatında özgün bir doğa yorumcusu olarak tanınan Odabaşı, halen İstanbul Arel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapıyor.

 

 

 

 

arel-uniArel Üniversitesi akademisyenleri, Büyükçekmece Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi İbrahim Çallı Salonu’nda 24 Nisan – 06 Mayıs 2015 tarihleri arasında Arel’li akademisyenler başlığı altında bir karma sergi düzenliyor.

İstanbul Arel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığı öncülüğünde, Güzel Sanatlar Fakültesi (Grafik Tasarımı ve Moda ve Tekstil Tasarımı Bölümü) ve Meslek Yüksekokulu (Grafik Tasarımı ve Moda Tasarımı Programı) tam zamanlı öğretim elemanlarının ürettikleri eserleri ortak bir başlıkta bir araya getiren sergi, karşılıklı fikir ve sanat paylaşımını sağlamasını amaçlamasının yanı sıra; İstanbul Arel Üniversitesi ve Büyükçekmece Belediyesi arasında kurulmuş olan kültürel ve sanatsal ilişkileri güçlendirerek,  gelecekte Üniversite / Belediye işbirliğinde gerçekleştirilecek daha büyük projeler için bir adım oluşturmak niyetindeler.

Öğretim elemanlarının kişisel görsel dil ve tasarım anlayışları doğrultusunda oluşturdukları eserlerini izleyici ile buluşturacak olan sergi,   Sema Abakay, Candan Akpınar, Cihat Aral, Duygu Atalay, Murat Atukeren, M. Taragay Ayçe, Nesrin ÇEtiner, Evrim Demir, Pınar Eren, Selahattin Ganiz, Ahmet Öner Gezgin, Ahmet Süreyya Koçtürk, Bahattin Odabaşı, Erol Özden, F. Gülnur Özer, Mehmet Özet, Elif Sabancı, Ayten Sürür, Ecehan Toprak, Nilüfer Yeşilyurt, Vural Yıldırım, Simge Yücel’in katılımlarıyla gerçekleşecektir.

Sergi Tarih Aralığı: 24 Nisan- 06 Mayıs 2015

Açılış ve Kokteyl: 24 Nisan 2015, Cuma, Saat 18:00

Sergi Yeri: Büyükçekmece Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi İbrahim Çallı Salonu,
Büyükçekmece – İstanbul

NOT: Sergi, Pazar günleri dışında 09:00-17:00 saatleri arasında gezilebilir.

Kaynak: Medya

Bugüne yakışacak aforizmalar  Eflatun (platon)’a ait Aforizmalar. Buyrun size felsefe ve aforizma.

platon-eflatun

*    Akıllı adamlar söyleyecek sözleri olduğu için, aptallar illa konuşmak zorunda oldukları için konuşurlar.
*    Doğru düşünce bilgidir.
*    Bilginin elde edilmesi, bizi iyiye ulaştıracaktır.
*    Mutluluk bilgi ile kazanılır.
*    Boş bir kafa, şeytanın çalışma odasıdır.
*    Bilge insanlar konuşurlar çünkü söyleyecek bir şeyleri vardır. Aptal insanlar konuşurlar çünkü bir şey söylemek zorundadırlar.
*    Cesaret, tehlike karşısında akıl ve zekanın kullanılmasıdır.
*    Düşünmek, ruhun kendi kendine konuşmasıdır.
*    Bir insan tanrıların varlığına hiç inanmasa da, eğer aynı zamanda dürüst bir mizacı varsa, böyle kişiler insanlardaki kötülükten nefret eder; yanlışlıklara karşı olan nefretleri, onları yanlış işler yapmaktan uzaklaştırır; haksızlıktan kaçınırlar ve namuslu yaşarlar.
*    Karanlıktan korkan bir çocuğu kolaylıkla affedebiliriz. Hayattaki gerçek trajedi yetişkinlerin aydınlıktan korkmasıdır.
eflatun-platom*    Bilirken susmak, bilmezken söylemek kadar kötüdür.
*    İnsanın kendini fethetmesi zaferlerin en büyüğüdür.
*    Kendini bilmek ruhunu bilmektir.
*    Gözlemle,dinle,sus,az yargıla,çok sor!
*    Yeryüzünde barışı sağlayacak sihirli değnek analarla öğretmenlerin elindedir. Eğitim demek, vücutta ve ruhtaki güzelliği ve mükemmelliği son mertebesine kadar geliştirmek demektir.
*    Makamını kaybedersen üzülme! Güneş de her sabah doğar ve akşam batar.
*    Bir insanın akıllı olmasına bir şey dediğimiz yok. Yeter ki; aklını başkalarına kabul ettirmeye çalışmasın.
*    Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir.
*    Müziğini değiştirirseniz sitenin duvarları yıkılır.
*    Müziğin insanı götüreceği yer güzellik sevgisidir.
*    Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir.
*    Kendini idare etmesini bilmeyenler, kendi yurttaşlarını yönetmek iddiasında bulunamazlar.
*    İktidar, iktidara düşkün olmayan ve iktidardan gelecek yararlara ihtiyacı bulunmayanlara verilmelidir.
*    Kendini yönetirsen dünyayı yönetecek gücü bulabilirsin
*    Bir zorba, ne zaman düşman ülkeyi işgalle veya anlaşmayla sustursa ve artık düşmandan korkacak bir şey kalmasa, tekrar bir başka savaşı başlatmalıdır ki insanlar bir lidere ihtiyaç duysun.
*    Şehir halkı huy ve tabiat itibariyle iyi olmadıkları zamanlarda istibdat idaresine ihtiyaç duyabilir. İdareci karakter itibariyle müstebitse istibdat ozaman kötülenebilir. Köleler ve kötüler için istibdat en üstün iyiliktir..Telhis-u Nevamis-ul Eflatun s52
*    Devlet işleri, devlet içinde idare edenlerle idare edilenlerin yönetime katılmasıyla gerçekleşir. Telhis-u Nevamis-ul Eflatun s48
*    İnsanoğlu, bilgeliği sevenler siyasi gücü ellerine alana kadar veya siyasi gücü ellerinde tutanlar bilgeliği sevene kadar problemlerin bittiğini görmeyecek.(Sokrates haksız yere öldürüldükten sonra sarfettiği söz.)
*    Kötülüklerin ilki ve en büyüğü, haksızlıkların cezasız kalmasıdır.
*    Hak ve doğrulukla galip olan şahıs faziletli şahıs, hak ve doğrulukla galip olan şehir de faziletli şehirdir. Telhis 29
*    Oğullarım büyüdüğünde, dostlarım onları cezalandırmanızı istiyorum sizden; eğer servetini veya herhangi bir şeyi erdemden daha çok önemserlerse veya aslında hiçbir şey değilken bir şeymiş gibi davranırlarsa, hayatta göreceğiniz iş ne olursa olsun, erdem olmayınca elde edeceğiniz her şeyin, yapacağınız her işin sonunda utanç ve kötülük vardır.
*    Kötülüğün yolu yakındır kolay ulaşılır ona. İyiliğin önüne ise alınteri ve vicdanı koymuştur Tanrı.
*    Terbiyenin gâyesi, insanlarda bulunan kabiliyetleri geliştirmektir.
*    Beden terbiyesi ruhu eğitmek içindir. Bedenlerin doğrulup düzelmesi ruhun doğrulup düzelmesini sağlar. Telhis-u Nevamis-ul Eflatun s43
*    Güzel adetler kullanıldığı ölçüde pekişir, sağlamlaşır. şayet ihmal edilirse silinip gider. Gençler ve çocuklar bunu bilemez. Öyleyse bu onlara kabul ettirlip yaptırılır. Telhis-u Nevamis-ul Eflatun s39
*    İyi görüp beğenen yani düzgün insan kanuna sarılır. Telhis-u Nevamis-ul Eflatun s46
*    Kabilecilik ailecilik kanunsuzdur, fayda sağlamaz. Telhis-u Nevamis-ul Eflatun s46
*    Bir hüküm, bütün insanların aynı şekilde sarılması gereken şey değildir. Mesela ihtiyarın raksı gibi. Telhis-u Nevamis-ul Eflatun s40
*    Adet ve kanunlar iyilik ile kabul edilmelidir.İyilik ve fayda bundadır. Baskı ve kölelik yolu ile kabul ettirilmesi ile doğacak zarar sayılamaz.
*    Her şey de iyi kötü olabilir. Musıkide iyi olan; karakteri sağlamlaştıran, insanı cömertliğe ve cesarete, iyi ve faydalı ahlaka sevk eden musıki iyidir. TNE s.38
*    İnsana aklı kazandıracak olan şey yalnız ve yalnız edeptir.Telhis-u Nevamis-ul Eflatun s47
*    Edebini kaybeden kimse kötülükten zevk alır.Telhis-u Nevamis-ul Eflatun s47
*    Edep sahibi yalnızca iyiliklerden zevk alır.
*    Kanun sahibinin en önemli vazifesi; gayret gösterip edebi gerçekleştirmek ve yerleştirmektir.
*    Edep, devlet başkanları ve benzeri kişilerin tabiatına yerleşince bunu neticesi olarak iyilikler çoğalır, bunlar iyi olarak görülüp beğenilir. Böylece halk da bunların gerçek olduğuna inanır ve iyiliklerin kabulünde birleşir. İşte istenen istikamet budur.Telhis-u Nevamis-ul Eflatun s48
*    İdareciler edepli olmadıkları zaman hem kendi işleri hem de idareleri altında bulunanların işleri bozulur. Telhis-u Nevamis-ul Eflatun s48
*    Nefsin hastalığı kendisinde ilahi siyaset adabının bulunmamasıdır.Telhis-u Nevamis-ul Eflatun s48
*    İşlerin doğru düzgün yürümesi için şehrin halkına edepli bir başkan lazımdır.Telhis-u Nevamis-ul Eflatun s48
*    Devlet işleri içten gelen bir sevgi, edep ve kamil akıl ile yürütülmezse onun sonu ÇÖKÜŞ ve YOK OLUŞTUR.Telhis-u Nevamis-ul Eflatun s50
*    Hakikatte şehir bir yer veya insanlar topluluğundan ibaret değildir..Şehir olmanın gerekleri vardır.Bunlar:halkının kanun kabul eder olması gerekir.İlahi bir idarecisinin bulunması, halkınında  övülüp beğenilecek bir takım huyları bir takım adetlerini görülmesi, coğrafyasının halkın ihtiyaçlarını sağlayacağı zaruri şeylerin temininine imkan erecek elverişli tabiatı olmalıdır.Telhis-u Nevamis-ul Eflatun s51
*    Şehir halkı ne kadar iyi olursa , idarecileride o kadar çok ilahi vasıfta olur.Telhis-u Nevamis-ul Eflatun s52
*    Bilirken susmak bilmezken söylemek kadar çirkindir.
*    Her şeyin en mühim noktası, başlangıçtır.
*    Küçük şeylere gereğinden çok önem verenler, elinden büyük iş gelmeyenlerdir.
*    Görünen değişiyor, görünmeyen değişmiyor.
*    Felsefe, doğruyu bulma yolunda, düşünsel bir çalışmadır.
*    Beden ruhun mezarıdır…
*    Nefsinin öğretmeni, vicdanının öğrencisi ol.
*    Bir karenin kenarlarıyla köşegenlerinin rasyonel orantılı olmadığı gerçeğinden habersiz olan, insan sıfatına layık değildir.
*    Öğretmenlik her şeyden evvel bir tanrı sanatıdır.
*    Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkmayın, yapılması gereken tek şey, sadece kendinizi sevilmeye bırakmaktır.
*    Sadece ölüler savaşların sonunu görmüştür.
*    Bilinen bir şey hakkında araştırma yapmak gereksiz, bilinmeyen bir şey hakkında araştırma yapmak imkansızdır.
*    Eşcinsellik, barbarlar tarafından ve aynen büyük fikirleri kölelerinin öğrenmesi açıkça liderin işine gelmediği için felsefeyi sevmedikleri gibi, eşcinselliğin yaratma eğiliminde olduğu güçlü dostlukların ve ateşli aşkların da liderin işine gelmediği despot hükümetlerin yönetimi altında yaşayan insanlar tarafından ayıp karşılanır.
*    Nerede eşcinsel ilişkiye girmenin ayıp olduğu kaanati varsa, bunun suçlusu kısmen yasaların kötülüğü, kısmen yöneticilerin despotluğu ve kısmen yönetilenlerin korkaklığıdır.
*    Dost hem iyi görünen hem de iyi olan insandır.
*    Sorgulanmayan bir hayat, yaşanmaya değmez.

* İyi insanlar sorumlu davranmak için yasalara ihtiyaç duymazlar, kötü insanlar ise yasaları bir şekilde aşar.

 

Kaynak : narteks.net

Zaman zaman yayınladığımız aforizmalara bir yeni birini daha dahil ediyoruz. Sıradaki aforizmalar Fyodor Mihayloviç Dostoyevski£ye ait. İyi okumalar…

Not: Herzaman olduğu gibi Yazarımız hakkında bilgiyi Aforizmalardan sonra bulabilirsiniz.

Dostoyevsk

*    Başkaları için kendinizi unutun, o zaman sizi de hatırlayacaklardır.
*    Bazen susarsın. Yenilmiş eksik ve yaramaz sanırlar seni. Unutma, susan bilir ki konuştuğu zaman kimse kaldıramaz..
*    Sadece hayat veren değil, hayat verip hak eden, baba adını taşıyabilir.
*    Çocuk, dünyanın en büyük saadetidir.
*    İnsanoğlu çok derin bir varlıktır.Ben tanrı olsaydım bu kadar derin yaratmazdım.
*    Evlenme-boşanma işi sırf kadınların elinde olsaydı, bir tek nikah sağlam kalmazdı.
*    Kadın, her şeyi gören gözü bile aldatır.
*    Kalbi olup da aklı olmayan bir kadın, aklı olup da kalbi olmayan bir kadın kadar mutsuzdur.
*    Herkesin yolu ayrı.
*    Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur.
*    Bu dünyadaki en zor şey, kendi kendine sadık kalmaktır.
*    Sevgi her zaman karşılık görür, kin de.
*    Sevgi ile kin kalpte uzun süre barınamaz.
*    İnsanların birbirini tanıması için en iyi zaman, ayrılmalarına en yakın zamandır.
*    Eğer sen, başkalarından kendine saygı beklersen bu onlar için büyük bir şeydir.Sadece kendine saygı duyabilirsen diğerleri de sana saygı duymaya mecbur kalır.(1861)
*    Baş kaldıranları her zaman yenecek üç güç vardır yeryüzünde bunlar; mucize, sır ve otoritedir. (Karamazov Kardeşler, 1880)
*    Acıda hazların en tatlısı saklıdır.
*    Bence, şeytan diye bir şey gerçekte yoksa, kişioğlu uydurmuşsa onu, kendine bakarak, kendisini örnek alarak uydurmuştur. (Karamazov Kardeşler, 1880)
*    Yeni bir adım atma, yeni bir kelime söyleme, insanların en fazla korktuğudur.(Suç ve Ceza, 1866)
*    Bir insanın en iyi tarifi iki ayaklı ve nankör olmasıdır.
*    Bir insanın hayatının ikinci yarısı, ilk yarıda kazanılan alışkanlıkların sürdürülmesinden ibarettir.
*    Ben hasta bir adamım… Gösterişsiz, içi hınçla dolu bir adamım ben. Sanıyorum, karaciğerimden hastayım. Doğrusunu isterseniz, ne hastalığımdan anladığım var, ne de neremin ağrıdığını tam olarak biliyorum.(Yeraltından Notlar, 1864)
*    Bir ağacın önünden onu sevmeden, onun var oluşundan mutluluk duymadan geçilebileceğini aklım almıyor.
*    Tanrı olmasaydı her şey mûbah olurdu.
*    Rus’u kazıyın, altından kesinlikle Kazak çıkar.
*    İnsanın yalnızca mutluluğa değil ,mutsuzluğa da ihtiyacı vardır.Mutluluk kadar mutsuzluk da gereklidir.
*    Ancak acı çekerek kendimizi bulabiliriz.
*    Aşk olduktan sonra saadetsiz yaşanabilir.
*    İnsanın aklı çoğaldıkça can sıkıntısı artar.
*    Yeryüzünde tek bir çocuk dahi acı çekiyorsa , Tanrı yoktur !

Dostoyevsk kimdir?

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (Rusça: Фёдор Миха́йлович Достое́вский, (d: 11 Kasım 1821, Jülyen: 30 Ekim, Moskova – ö: 9 Şubat 1881, Jülyen: 28 Ocak, Sankt Petersburg), Rus roman yazarı.

Çocukluğu sarhoş bir baba ve hasta bir anne arasında geçiren Dostoyevski, annesinin ölümünden sonra Petersburg’taki Mühendis Okulu’na girdi. Babasının ölüm haberini burada aldı. Okulu başarıyla bitirdikten sonra İstihkâm Müdürlüğü’ne girdi. Bir yıl sonra istifa ederek buradan ayrıldı.[1] Ordudan ayrıldıktan sonra edebiyata yönelen Dostoyevski’nin ilk kitabı İnsancıklar, 1846 yılında yayımlandı. Bu eserinin ardından yazdığı kitaplarla beklediği başarıya ulaşamayan Dostoyevski’nin umudu kırıldı ve politikayla ilgilenmeye başladı.

1849 yılında devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiası ile tutuklandı. On ay hapisanede kalan Dostoyevski, kurşuna dizilmek üzereyken diğer sekiz tutuklu arkadaşı ile affedildi. Cezası dört yıl kürek, dört yıl da adî hapse dönüştürüldü. Cezasını çekmesi içinSibirya’da bulunan Omsk Cezaevi’ne gönderildi. Burada geçirdiği dört yılın ardından er rütbesi ile hizmete verildi. Subaylığa kadar yükseldi. 1857 yılında Maria Dmitrievna Isayeva ile evlendi. Beş yıl boyunca görev yapan Dostoyevski, 1859 yılında özgür bırakıldı ve Petersburg’a yerleşti.

Petersburg’a döndükten sonra Ezilenler (1861) ve Ölüler Evinden Anılar (1862) adlı eserleri yazdı. Kardeşiyle birlikte iki dergi çıkardı.1862’de arzuladığı Avrupa seyahatini gerçekleştirdi. Sara nöbetleri ve kumar bağımlılığı yüzünden maddi açıdan darlığa düştü. Bu dönemde Yeraltından Notlar (1864), Suç ve Ceza (1866), Kumarbaz (1866), Budala (1868), Ebedi Koca (1870) ve Ecinniler (1872) gibi eserleri yazdı. Eşinin ölümünden sonra sekreteriyle evlendi. Yeniden borçlandı ve kumaranelerde gezmeye başladı. Kızının ölümünün ardından büyük bir sarsıntı geçirdi. Delikanlı (1875), Bir Yazarın Günlüğü (1876) ve Karamazov Kardeşler (1879) adlı eserlerinde yazarlık hayatı boyunca konu edindiği temaları yeniden ele aldı. Karamazov Kardeşler adlı yapıtını üç yılda bitiren Dostoyevski, bir ciğer kanamasıyla yatağa düştü ve 28 Ocak 1881 tarihinde öldü. Dostoyevski için 31 Ocak 1881 tarihinde yapılan cenaze töreninde yaklaşık otuz bin kişi tabutunun arkasından yürüdü. Dünya edebiyatını en çok etkileyen ve en çok okunan yazarlardan biri olan Dostoyevski’nin eserleri birçok 20. yüzyıl düşünürünün fikirlerini derinden etkiledi.

Hayatı

dostoyeveskii gençlik

Çocukluğu ve Gençliği :  

Dostoyevski, Mikhail ve Maria Dostoyevski’nin oğlu olarak 11 Kasım 1821 tarihinde Moskova’da doğdu. Altı çocuklu ailenin ikinci çocuğuydu. Babası Mikhail, askeri cerrahlıktan emekli olduktan sonra Mariinsky Hastanesi’nde yoksullara hizmet etmeye başladı. Hastane, Moskova’nın en kötü yerlerinden birinde bulunuyordu. Dostoyevski de bu hastane de doğdu. Mikhail, alkole bağımlıydı ve evini sıkı disiplin ile yönetiyordu. Çok kolay sinirlenebiliyordu. Dostoyevski’nin annesi Maria ise bir tüccar kızıydı.

Dostoyevski, çocukluğunu çoğu zaman sarhoş bir baba ve hasta bir anne arasında geçirdi. Babasının çalıştığı hastaneden bulunan hastalar ile vakit geçirmeyi ve onların hikâyelerini dinlemeyi çok seven Dostoyevski, ilköğrenimini Moskova’da yaptı. Annesi tüberküloz hastalığı yüzünden öldüğü zaman, sert disipliniyle tanınan Petersburg Mühendis Okulu’na gönderildi. Arkadaşlarının, sinirli ve aşırı duyarlı bir yapıya sahip olduğu için “Ateş Fedya” lakabını verdikleri Dostoyevski, Petersburg’ta zamanını kitap okuyarak, düşüncelere dalarak ya da kardeşi Mihail ile söyleşerek geçirdi. Babasının 1839’daki ani ölümünü burada öğrendi.

Eşinin ölümünden sonra kendisini içkiye daha çok veren babası Mikhail bu olayın ardından sahibi olduğu toprağa çekilmişti. Mikhail’in ölümünün sebebi tam olarak bilinmiyor. İddialardan biri, eşinin ölümünden sonra toprağına çekilen Mikhail’in buradaki köylülere çok kötü davrandığı ve onun kötülüklerine katlanamayan köy halkının en sonunda onu öldürdüğüdür. Bir başka iddia da Mikhail’in tamamen doğal sebeplerden öldüğüdür. Babasının ölümünü Petersburg’ta haber alan Dostoyevski, onun ölümünü istediği düşüncesi yüzünden depresyona girdi. Sara nöbetlerinin ilkini hayatının bu evresinde geçirmeye başladı. Petersburg Mühendis Okulu’ndaki öğrenimini başarıyla bitirerek, asteğmen rütbesiyle Petersburg’taki İstihkâm Müdürlüğü’nde göreve verildi. Ancak bu görevi bir yıl sürdürebildi. Askerlikten nefret eden Dostoyevski görevinden istifa ederek yazarlığa başladı.

İlk yazarlık dönemi

Ordudan ayrıldıktan sonra kurgusal roman yazmaya başladı. Dostoyevski’nin ilk kitabı olan İnsancıklar (Bednye Lyudi) ilk olarak 1846 yılında yayımlandı. Dostoyevski, toplumunu acımasız kurallarında yaşlı bir adamın öksüz bir kıza duyduğu sevdayı iç dünyasındaki derin çatışmalarla işledi. Halkın sıcak ilgisiyle karşılanan bu kitap, eleştirmenlerden de övgüler aldı.[2] Ünlü eleştirmen Belinski, romanı okuduktan sonra Dostoyevski’ye gelecekte büyük bir yazar olacağına dair övgü dolu sözler söyledi. ŞairNikolay Neksarov, Dostoyevski hakkında “Yeni bir Gogol doğdu” diye konuştu. Yazarlıkta ün sağladıktan sonra 1846 yılında Gogol esintileri bulunan kitabı Öteki (Dvoynik) yayımlandı. Yazar bu romanda, kendini ortadan kaldırmaya çalışan benzeriyle sürekli çatışma halinde bulunan bir memurun hikâyesini anlattı. Bu romanda ele aldığı çift kişilik temasını daha sonra bazı romanlarında kullansa da roman, Belinsky dahil hiçbir eleştirmence beğenilmedi. Eleştirmenler romanı sıkıcı buldu ve alay etti.

1847 yılında ise Ev Sahibesi (Hozyayka) isimli romanı yayımlandı. Dostoyevski bu eseri ile de beklediği övgülerin aksine olumsuz eleştiriler aldı. Dostoyevski, ruhsal çöküntüye düştü ve üzüntüden hasta oldu. Ancak yazarlığı bırakmayan Dostoyevski, 1848 senesinde Beyaz Geceler (Belıye Noçi) ve Bir Yufka Yürekli (Slaboye Serdtse) adlı kitapları yayımlattı. Bir Yufka Yürekli, yazara itibarını yeniden kazandırsa da beklediği başarıyı elde edemeyen Dostoyevski’nin umudunu kırdı. Yazarlıkta umudunu kırılan Dostoyevski, politikayla ilgilenmeye başladı ve genç liberallerin (Tetrashevski) grubuna girdi.

Sibirya’ya sürgün

Dostoyevski, 23 Nisan 1849 tarihinde devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiasıyla sekiz arkadaşı ve ağabeyi ile birlikte tutuklandı. Ölüm cezasına çarptırılan Dostoyevski, sekiz ay hapisanede yattıktan sonra diğer dokuz komplocu ile idam edilecekleri yere götürüldü. Tam kurşuna dizilmek üzerelerken af kararı çıktı. İdam cezası, dört yıl kürek ve altı yıl adî hapis cezasına dönüştürüldü. Sibirya’daki Omsk Kalesi’ne sürüldü. Suç ve ceza kavramları ile en yoğun şekilde burada tanıştı.Kürek mahkûmu olduğu süre içinde, kolları damgalandı, kafası tıraş edildi ve taş kırdı. Sara nöbetleri yüzünden birçok kere hastaneye kaldırıldı. Burada geçirdiği yıllar İncil’i ve mahkûmlardaki gönül zenginliğini keşfetmesine olanak sağladı.

Sürgünde geçirdiği dört senenin ardından 1854 yılında kürek cezasından kurtularak er rütbesi ile kışla hizmetine verildi. Semipalatinsk’te zorunlu ikamete mahkûm edildi. Burada bulunan Alayın Yedinci Hat Taburunda beş yıl görev yaptı. Subaylığa kadar yükseldi. 1857 yılınınŞubat ayında, veremli ve dul Maria Dmitrievna Isayeva ile, subay kocasının ölümünden sonra evlendi. Dostoyevski, Isayeva ile ona acıdığı için evlendi.

İkinci yazarlık dönemi

Dostoyevski - 1863

Dostoyevski – 1863

1859’da ordudan terhis edilerek Moskova dışında küçük bir yerde kalmaya zorlanan Dostoyevski, özgürlüğüne kavuştuktan sonraPetersburg’a döndü. Kardeşi Mihail ve arkadaşı N.N. Strahov ile birlikte Vremya (Zaman) ve sonra da Epoha (Dönem) adlı dergileri hazırladı. Bu dergilerde Slavcı düşünceyi savunduğunu belirten yazılar yazdı. Ezilenler (Unijenniye i Oskorblyonniye) ve Ölü Evinden Anılar (Zapiski iz Mertvogo Doma) ile kendinden söz ettirdi. 1863 yılında arzuladığıAvrupa seyahatini gerçekleştirdi. Sara nöbetleri ve kumar borçları yüzünden sıkıntıya düşen ve yayımcılardan yazmadığı romanların avanslarını alarak yaşayan Dostoyevski,Yeraltından Notlar adlı yapıtı 1864 yılında yayımlandı. Romanda bir zihnin derinliklerine indi. Suç ve Ceza (Prestuplenie i Nakazanie) ve Kumarbaz (İgrok) adlı yapıtları1866 yılında yayımlandı. Dostoyevski, Suç ve Ceza‘yı 1858 yılında Semipalatinsk’te bulunduğu zaman Roussky Slovo dergisi için uzun bir hikâye olarak tasarlamıştı. Bunun nedeni, Sibirya’dan ayrılana dek roman yazmama kararı almasıydı. Dostoyevski, kardeşi Mihail’e gönderdiği bir mektupta kitap hakkında

“Konusu gerçekten çok güzel. Kahramana gelince, bugüne kadar hiç denenmemiş bir kişi. Ama bugünün Rusyasına bakacak olursak, böyle bir kişi karşımıza sık sık çıkmaktadır. Bu sonuca halkın kafasını yeni fikirleri anlayarak vardım. Öyle hissediyorum ki, yeni fikirler ve görüşlerle döndüğüm zaman, romanımı genişletmekte başarılı olacağım. Kişi aceleye gelmemelidir dostum. Ve insan iyi olanın dışında hiçbir şey yapmamalıdır. “diye yazdı.

Dostoyevski'nin ikinci eşi Anna

Dostoyevski’nin ikinci eşi Anna

Dostoyevski, bu eserinde bir Rus aydını olan Raskolnikov’un kendi doğrusu adına işlediği cinayetleri ve vicdanıyla hesaplaşmasını konu edindi. Yazar, küçük bir otel odasında ve kötü bir ekonomik durumla yazdığı Suç ve Ceza‘yı 1866 yılında tamamlamıştı. Dostoyevski’nin yazdığı Budala (Idiot) eseri 1866, Ebedi Koca (Veçnıy Muj) 1870,  Ecinniler (Besı) 1872 yılında yayımlandı. Bütün bu başyapıtlar birbirinin izledi. Karısı öldükten sonra sekreteri Anna Grigoriyevna Snitkina ile evlendi.[9] Yeniden borçlanan ve kumaranelerde dolaşmaya başlayan Dostoyevski, bir kız çocuk sahibi oldu. Ancak kızı fazla yaşayamadı ve doğduktan kısa süre sonra öldü. Dostoyevski de bu yüzden büyük bir sarsıntı geçirdi. 1875’te Delikanlı (Podrostok), 1876’da Bir Yazarın Günlüğü (Dnevnik Pisatelya) ve 1879’da Karamazov Kardeşler (Bratya Karamazovi) adlı romanları yayımlandı. Hayatı boyunca eserlerinde işlediği temaları yeniden ele aldığı, insan duygularının derinliğine inen eserler yazan Dostoyevski, Karamazov Kardeşler‘de Ivan ve Alyosha Karamazov adlı karakterler için filozof Vladimir Sergeyevich Solovyov’dan ilham aldı  Zosima ve Alyosha’nın öne çıkacağı Bir Büyük Günahkarın Yaşamı adlı eseri tamamlayamadı.1881 yılının Ocak ayında bir ciğer kanaması geçirerek yatağa düştü ve 28 Ocak 1881 tarihinde öldü. Dostoyevski için 31 Ocak 1881 tarihinde yapılan cenaze töreninde yaklaşık otuz bin kişi tabutunun arkasında yürüdü.[

Temalar

Dostoyevski, beğeniyle karşılanan ilk romanı İnsancıklar‘dan sonra yazdığı Öteki ve Ev Sahibesi ile olumsuz yorumlar aldı ve depresyona girdi. Ancak yazar, kendisini ruhsal çöküntüye götüren düşüncelerden uzaklaşmayı bildi. Dış dünyadan kopan zihninin parçalanışını kendi çözen yazarın eserlerindeki ruhbilimsel açıdan en zengin tema da çift kişilik temasıdır. Kendini ortadan kaldırmaya çalışan benzeriyle sürekli çatışma hali içerisinde bulunan bir memuru anlattığı Öteki adlı yapıtında daha sonra da işleyeceği bir tema olan çift kişilik temasını işlemişti.[11]

Ellili yaşlarında içine bazen bir karamsarlık ve ağırlık çöken Dostoyevski, bu durumu ikinci eşi Anna Grigoriyevna Snitkina’ya “Sanki bir suç işlemişim gibi bir çeşit sebepsiz hüzün ve keder içindeyim” diye açıklamıştı. Ecinniler‘de Stavrogin’i bir çocuğa tecavüz ettirmiş olması yüzünden de kendini hep suçlamıştı.

Dostoyevski kendi çocukluğunda, annesine acı çektirmesinden, sürekli sarhoş olmasından ve hizmetkârlara kötü davranmasından dolayı babasından nefret ediyordu. Eserlerinde kullandığı, kaderine boyun eğen ve uysal kadın örneğini kendi evinde; annesinde gördü. Kadının alttan alması, erkeği daha da kızdırmaktan başka bir işe yaramayacağını görmüştü. Çok duyarlı biri olan Dostoyevski, bu yüzden babasına kin besliyordu. Babasının ölümünü haber aldığında, “Babamın ölümünde benim hiçbir suçum yok, ama bu öldürmenin kefaretini ödemeye hazırım, çünkü içimden onu öldürmek geçiyordu” diyerek Karamazov Kardeşler adlı romanında yer alan Dimitri Karamazov’un tepkisinin benzerini gösterdi. Dostoyevski, babasının ölümünü istediğini düşünerek depresyona girdi. Bazı yazarlara göre de ilk sara nöbetlerine de bu düşünce sebep oldu. Sigmund Freud ve birçok psikanalizci, babaya duyulan bu nefrete ve bunu izleyen suçluluk düşüncesine dayanarak Dostoyevski’nin hastalığının sinirsel kökenli olduğunun ortaya çıkardı.

Andre Gide, Ezilenler adlı romanın, aşağılanışın insanı cehennemlik ettiği, alçakgönüllüğünse kutsallaştırdığı fikriyle dolu olduğunu söylemişti. George Steiner ise Charles Dickensvari bir havanın olduğunu söylediği Ezilenler‘de bulunan temanın Ebedî Koca‘da, Ecinniler‘de ve Karamozov Kardeşler‘da da yer aldığını söyledi. Nicholas Berdyaev, Dostoyevski’nin bütün yaratıcı gücünü insana ve insanın kaderi temasına adadığını, bunun da onu ölümsüz kılmaya yettiğini belirtti.

Devlet aleyhinde bir komploya katıldığı iddiası ile tutuklandıktan sonra sekiz ay hapisanede kalan Dostoyevski, suç ve ceza kavramlarıyla en yoğun şekilde burada karşılaştı. İdam edilmek üzereyken affedildi. Cezası dört yıl kürek ve altı yıl adî hapse dönüştürüldü. Dört yılın sonunda er rütbesi ile kışlaya verildi ve 1859 yılında terhis edildi. Suç ve Ceza adlı eserini 1858 yılında oluşturmaya başladı. Bu eserinde ahlak kavramını vesiyaseti harmanladı. Dostoyevski, bu romanda sadece Rus halkını değil, tüm insanlığı tehdit eden bir kısır döngüden kurtulmanın gerçekleşebileceğini vurguladı. Yazar, John Stuart Mill’in ekonomik refah için biresel bencilleşmeyi öneren kuramını Semyon Zaharoviç Marmeladov’un ağzından eleştirdi.

Dostoyevski, düşünce ve sanat deneyimini sürekli olarak arttırdı. Tanrı’dan, ateizmden, kötülükten, özgürlükten söz eden roman karakterleri, gerçekte aynı bilincin farklı anları gibidir. Bu karakterler aracılığıyla Dostoyevski, cinleri ruhundan uzaklaştırır. Bakış açısı değişmekle beraber eserleri, gerçeğin hep aynı çoşkulu ve acı veren arayışı içerisindedir.

Eserleri

Fyodor-Dostoyevski

Romanlar

  • (1846) Bednye lyudi (Бедные люди); Türkçe yayım adı: İnsancıklar
  • (1846) Dvojnik (Двойник. Петербургская поэма); Türkçe yayım adı: “Öteki”
  • (1849) Netochka Nezvanova (Неточка Незванова); Türkçe yayım adı: Netochka Nezvanova
  • (1861) Unizhennye i oskorblennye (Униженные и оскорбленные); Türkçe yayım adı: Ezilmiş ve Aşağılanmışlar
  • (1862) Zapiski iz mertvogo doma (Записки из мертвого дома); Türkçe yayım adı: Ölüler Evinden Anılar
  • (1864) Zapiski iz podpolya (Записки из подполья); Türkçe yayım adı: Yeraltından Notlar
  • (1866) Prestuplenie i nakazanie (Преступление и наказание); Türkçe yayım adı: Suç ve Ceza
  • (1867) Igrok (Игрок); Türkçe yayım adı: Kumarbaz
  • (1869) Idiot (Идиот); Türkçe yayım adı: Budala
  • (1872) Besy (Бесы); Türkçe yayım adı: Ecinniler
  • (1875) Podrostok (Подросток); Türkçe yayım adı: Delikanlı
  • (1881) Brat’ya Karamazovy (Братья Карамазовы); Türkçe yayım adı: Karamazov Kardeşler

Kısa Öyküler

  • (1847) Roman v devyati pis’mah (Роман в девяти письмах); Türkçe yayım adı: Dokuz Mektupları Romanı
  • (1847) “Gospodin Prokharchin” (Господин Прохарчин); Türkçe yayım adı: “Mr. Prokharçin”
  • (1847) “Hozyajka” (Хозяйка); Türkçe yayım adı: “Ev Sahibesi”
  • (1848) “Polzunkov” (Ползунков); Türkçe yayım adı: “Polzunkov”
  • (1848) “Slaboe serdze” (Слабое сердце); Türkçe yayım adı: “Bir Yufka Yürekli”
  • (1848) “Chuzhaya zhena i muzh pod krovat’yu” (Чужая жена и муж под кроватью); Türkçe yayım adı: “The Jealous Husband” Kıskanç Koca
  • (1848) “Chestnyj vor” (Честный вор); Türkçe yayım adı: “An Honest Thief” Namuslu Bir Hırsız
  • (1848) “Elka i svad’ba” (Елка и свадьба); Türkçe yayım adı: “A Christmas Tree and a Wedding” Bir Noel Ağacı Ve Düğün
  • (1848) Belye nochi (Белые ночи); Türkçe yayım adı: Beyaz Geceler
  • (1857) “Malen’kij geroj” (Маленький герой); Türkçe yayım adı: “Küçük Kahraman”
  • (1859) “Dyadyushkin son” (Дядюшкин сон); Türkçe yayım adı: “Amcanın Rüyası”
  • (1859) Selo Stepanchikovo i ego obitateli (Село Степанчиково и его обитатели); Türkçe yayım adı: Stepançikovo Köyü
  • (1862) “Skvernyj anekdot” (Скверный анекдот); Türkçe yayım adı: “Tatsız Bir Olay”
  • (1865) “Krokodil” (Крокодил); Türkçe yayım adı: “Timsah”
  • (1870) “Vechnyj muzh” (Вечный муж); Türkçe yayım adı: “Ebedi Koca”
  • (1873) “Bobok” (Бобок); Türkçe yayım adı: “Bobok”
  • (1876) “Krotkaja” (Кроткая); Türkçe yayım adı: “Uysal Bir Ruh”
  • (1876) “Muzhik Marej” (Мужик Марей); Türkçe yayım adı:Köylü Marey
  • (1876) “Mal’chik u Hrista na elke” (Мальчик у Христа на елке); Türkçe yayım adı: Mesih’in Noel ağacı Boy de
  • (1877) “Son smeshnogo cheloveka” (Сон смешного человека); Türkçe yayım adı: “Bir Adamın Düşü”

Kurgusal olmayan eserler

  • Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları (1863)
  • Bir Yazarın Günlüğü (Дневник писателя) (1873–1881)

 

 

Kayaklar : Wikipedia.org

                    narteks.net

 

Bir düredir aforizmları yayanlamaya başladık. Bugün sıra Buddha’nın Bakalım Gautama Buddha neler söylemiş. Elbette Aforizmaların ardından ‘Buddha Kimdir?’sorusunun cevabını bulabileceksiniz.

buddha

 

*    Önce kendi gideceğin yolu öğren, sonra öğretmeye kalk
*    Kendine bir ışık ol, kendi hakikatının içine doğru tut.
*    İnsanlar arasında nehri geçip karşı kıyıya ulaşan azdır. Büyük bir çoğunluk nehrin kıyısında bir aşağı bir yukarı doğru koşup durur.
*    Formlar, benlik/ruh değildir; algılama benlik değildir, kavrayışlar benlik değildir, mental oluşumlar ve hisler de “ben” değildir, hiçbiri “ben”/”ruh” değildir, bunların hepsi değişime tabiidir ve kalıcı değildir.
*    Nedensellik, etkileşim, koşullar ve ayırt edici algılama…Dört büyük element bunlardandır.
*    Fiziksel objelerin aslında kendilerinden gerçekliklerinin olmadığını öğretiyorum, bunların ancak zihnin ürünleri olduğunu söylüyorum, aslında hepsi bir hayaldir. Bunların duyularla algılandığı ve ayırt edildiği doğrudur fakat aslında diğer yandan hiçbirinin kendiliğinden kendi doğaları, gerçeklikleri yoktur. Onlar gerçekte görülmüyorlar ama zihin tarafından ‘tasarımlanıyorlar’. Bir bakıma kavranabiliyorlar ama bir bakıma da gerçekte kavranamıyorlar.
*    Nefret hiçbir zaman nefretle yok edilemez. Nefret sevgiyle yok edilir bu ölümsüz kanundur.
*    Öfkeyi sevgiyle, kötülüğü iyilikle yen. Açgözlülüğü cömertlikle, yalanı gerçekle yen.
*    Hınca hınçla cevap verilirse, hınç ortadan kalkar mı?
*    Uykuda yaşayan insanı uyandırmak için belirli şartların yerine getirilmesi gerekir. Belirli şartlar sağlanamazsa farkındalık oluşmaz.
*    İnsan isimlere, formlara ve maddesel dünyaya bağlanır ve onların zihnin bir yanılsaması olduğunu, zihinde oluştuğunu unutur ve hata yapar böylece zihnin özgürlüğü engellenmiş olur.
*    Bizim olan her şey düşüncelerimiz sonucundadır. Düşüncelerimizde kurulur,düşüncelerimizde oluşur. Eğer bir kimse kötü düşünceyle konuşur ya da davranırsa onu tıpkı tekerleğin kağnı çeken bir öküzü izlemesi gibi, acı izler.
*    Nedensellikler, zerreler, en küçük şeyler, madde, fiziksellikler hepsi gerçekte zihinde oluşan, zihnin oluşturduğu şeylerdir.
*    Sizi kendinizden başka hiç kimse kurtaramaz. Kendi kendinize ışık olun.
*    Bir şeye sırf kulaktan duydunuz diye körü körüne inanmayın, birkaç kuşaktan beri itibar görüyorlar diye, geleneklerin de doğru olduğuna inanmayın. Sırf hocalarınızın ya da rahiplerin otoritesine dayanıyor diye hiçbir şeye inanmayın. Ancak bizzat hissettiğiniz, denediğiniz ve doğru olarak kabul ettiğiniz, kendinizin ve başkalarının hayrına olan şeylere inanın ve tutumunuzu onlara uydurun.
*    Bu dünyayı bir hava kabarcığı bir serap gibi düşün. Dünyayı böyle gören kişiyi ölüm görmez.
*    Damı basit yapılmış bir eve yağmur dolması gibi, derin düşünmeyen beyine de tutku öyle dolar.
*    Derin düşünen bilge kişinin tek bir günlük yaşamı, bilgisiz ve kontrolsüz kişinin bütün bir yaşamından daha değerlidir.
*    Nasıl ki okçu okların düz olmasına özen gösterir,usta da dağınık düşüncelerini öyle toparlayıp yönlendirir.
*    Kimse ‘nasıl olsa bana zararı dokunmaz’ diyerek küçücük de olsa kötülük düşünmesin. Su damlalarının damlaya damlaya su kabını doldurması gibi, budala kimse de azar azar toplayarak kendini kötülükle doldurur.
*    Gökten altın yağsa insanın arzuları doyurulamaz. İsteğin küçük bir zevk verdiğini ve aslında acıya neden olduğunu bilen kişi, bilge kişidir.
*    Bizden nefret edenlerden nefret etmeden yaşayalım. Gelin, bizden nefret edenler arasında nefretten kurtulmuş olarak yaşayalım.
*    Sağlık en büyük hediyedir, doyumluluk en büyük zenginlik, güven en iyi akrabalıktır. Nirvana ise en büyük mutluluk.
*    Başkalarının kusurları kolayca görülür ama kendi kusurumuz görülmez; kişi komşusunun kusurlarını ayıklar bulur, kendi kusurlarını ise kumarda hile ile zar saklar gibi saklar.

budha heykeli
*    Yaşayan varlıkların hepsi; zayıf, güçlü, uzun, kısa, büyük, orta veya küçük görünen, görünmeyen; doğmuş olan veya doğmakta olan, hepsi mutlu olsun! Kimse kimseyi aldatmasın, kimse kimseyi küçümsemesin, kimse kimseye öfke ile darılma ile zarar vermek istemesin.
*    Geçmişte kim olduğunu bilmek istiyorsan, şu an kim olduğuna bak. Kim olacağını bilmek istiyorsan, ne yaptığına bak.
*    Aklınla ve sağlıklı zihninle uzlaşmıyorsa hiçbir şeye inanma, onu ben demiş olsam bile.
*    Kin taşımak yanan bir kömür parçasını başkasına atmak için eline almak gibidir. Sadece kendini yakarsın.
*    Bırakmayı öğren. Mutluluğun anahtarı budur.
*    Övmek veya yermek bilge kişinin dengesini bozamaz.
*    Bir derdin varsa, derman bulmaya çalış; bulamıyorsan da, onu dert etme.
*    Buddha denizinin kıyıları yoktur.
*    Bu dünyayı yaratan, zihninizdir.
*    Ne anne, ne baba ne de herhangi bir akraba insana iyi yönetilen bir akıldan daha fazla yararlı olabilir.
*    Bir kişinin kendi kendini yenerek kazandığı zafer, bir başkasının savaşta bin kişiyi bin kez yenerek kazandığı zaferden daha iyidir.
*    Bütün biçimler gerçek dışıdır, bunu idrak edebilen kişi acılara tepki vermez; işte bu saflık yoludur.
*    Varlığın öteki kıyısına vardığında önce, sonra ve ortada olandan vazgeç.
*    Öfkeniz yüzünden cezalandırılmayacaksınız, öfkeniz tarafından cezalandırılacaksınız.
*    İnsan hayatı aslında acılardan ibarettir; bu acıların sebebi bencil ve doymak bilmez isteklerdir; insanın bencilliği ve istekleri sona erdirilebilir; sonuçta bütün bu doymak bilmez arzu ve iştah ortadan kaldırıldığında, ulaşılan durum nirvana olarak adlandırılır. Bencillik ve isteklerden kaçışın yöntemi, “Sekiz Katlı Asil Yol” diye adlandırılır: Doğru görüş, doğru niyet, doğru konuşma, doğru hareket, doğru geçim kaynağı, doğru çaba, doğru düşünme ve doğru meditasyon.

Kaynak : narteks.net

new-yorkta-istanbul-esintisiDoğuyla batıyı birleştiren İstanbul’dan esintiler taşıyan üç boyutlu, metal, cam, mermer, bronz heykel ve yağlı boya resimlerin sunulduğu “İstanbul Esintisi” sergisi, New York’ta düzenlenen resepsiyonla sanatseverlerin ziyaretçine açıldı.

Türk Kültür Vakfı ve Armaggan Sanat ve Tasarım Galerisi işbirliğinde düzenlenen ve Türkiye’den birçok sanatçının eserlerinin yer aldığı “İstanbul Esintisi” sergisi, New York’ta yeni hizmete giren, tekstilden gıdaya pek çok alanda bağımsız tasarımcıyı bir araya getirerek aynı zamanda bir alışveriş platformu olarak hizmet veren Bene Rialto’da Amerikalı sanatseverlerin beğenisine sunuldu.

Serginin açılışına New York Başkonsolosu Ertan Yalçın, Amerika Türk Koalisyonu Başkanı Lincoln McCurdy ile New York’ta yaşayan Türk toplumu temsilcileri ve Amerikalı sanatseverler katıldı.

Farklı teknik, stil ve bakış açılarını yansıtan Aslı Kutluay, Pembe Hilal Tüzüner, Meral Değer, Dinçer Güngörür, Ayşegül Kırmızı, Dilek Aydıncıoglu, Camekan, Nadia Arditti, Semra Özümerzifon ve Derya Özparlak gibi Türk sanatçıların eserlerinin yer aldığı serginin küratörlüğünü Şanel Şan Sevinç yapıyor.

Sergi, 15 Ocak 2015’e kadar ziyarete açık kalacak.

Birinci ve ikinci bölümünü daha önce yayınladığımız (1.Bölümü , 2.Bölümü okumak için Tıklayınız) yazımızın bugün üçüncü bölümü ile devam ediyoruz. İyi okumalar!

ÖĞRETMEN FAKTÖRÜ

Her alanda olduğu gibi çalgı eğitimine yönelik olarak da öğretmen faktörünün, eğitimin temel kalitesinde en  önemli unsurlardan biri olduğu belirtilebilir. Bu bağlamda, öğretmenin çalgı dersine yönelik yeterlilikleri  gündeme gelmektedir. Çalgı öğretmeninin kendi bilgi ve donanımının yanı sıra, dersteki tutum, davranış ve uygulamaları da eğitimin sonuçlarını etkilemektedir.

Öğretmenlik özel bilgi ve beceri isteyen önemli bir meslektir. Öğretmen, eğitim ortamında yol gösterici, tutarlı  bir orkestra şefi gibi davranmalıdır. Yoksa bilgi aktaran, bulan, yapan değil, bunlarla birlikte ve daha çok  bulduran, yaptıran, çözdürebilen olmalıdır. Hiçbir öğrencinin diğerinin özdeşi olmadığı unutulmamalı, bireysel  ayrılıklar göz önünde tutulmalı, eğitim öğretim ortamı buna göre düzenlenmelidir. Yeni çok seçenekli öğrenme öğretme yöntemleri işe koşulup, öğrencilerin yeteneklerini geliştirmelerine olanak tanınmalıdır. (Sönmez, 1994)

Öğretmenin çalgı çalmayla ilgili doğru bilgi ve becerilerle donanımlı olması, bir zorunluluk olmakla birlikte,  bireysel olarak yapılan çalgı eğitimi için bu bilgi ve becerilerin öğrenciye aktarılması, çoğu kez yeterli  olamamaktadır. Bu aşamada öğrencinin öğrenme kapasitesi kadar, öğretmenin her öğrenciye göre geliştireceği  öğretme yöntemleri üretme yeteneği de büyük önem taşımaktadır.( Uluç, 2006 ).

Çalgı eğitimi hangi ortamda yapılırsa yapılsın, eğitimin amaçlarını gerçekleştirebilecek yetkinlikte bir çalgı öğretmeninin varlığı gerekmektedir. Kurs dahi olsa çalgı eğitiminin yapıldığı kurumlarda, çalgı

öğretmeninin müziksel bilgi birikimi, sanatsal düzeyi, pedagojik formasyon bilgisi, müzik aletlerini çalma tekniklerine hakim olması, öğretim yöntem ve tekniklerini uygulayabiliyor olması oldukça önemlidir. Müzik aleti eğitimcisinin  çalgısını iyi düzeyde çalıyor ve derste kullanıyor olması, dersin verimli geçmesini etkileyen temel unsurlardandır.

Müzik aleti ile ilgili teknikleri ve çalma yöntemlerini iyi bilen ve öğreten, müzik  literatürünü iyi tanıyan, sanatçı kimliğini öğrencilere yansıtan, çalışılan etüt ve eserlerde doğru, temiz ve yorumlu çalma unsurlarını önemseyen öğretmenin başarılı olma olasılığı oldukça yüksektir.

Çalgı öğretmeninin eğitime dönük başarısında, öğrenci ile olan diyalogu, müziksel iletişimi ve paylaşımı oldukça önemlidir. Öğrenciye kendisini ve dersini sevdiren öğretmen, büyük ölçüde başarıyı yakalama fırsatı  bulacaktır. Öğrencinin derse yönelik güdülenmesinin ve motivasyonunun sağlanması öğretmen başarısıyla orantılıdır.

Nitelikli bir çalgı öğretmeni, mutlaka öğreteceği konuyu iyi bilmeli ve bunu öğretim ortamında dersine  yansıtabilmelidir. Öğretmen, canlı ve enerji dolu, ayrıca öğretme isteğine sahip olmalıdır. Öğretmen, öğrencisine yakın davranmalı, onun duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışmalıdır.

Öğrencisine öz güven kazandıran, ders içi ve ders dışı yardımlarla öğrenciyi destekleyen, onu en üst düzeyde  yetiştirmeyi amaç edinen çalgı öğretmeni, nitelikli müzik enstrümanı eğitimi adına önemli bir sorumluluğu yerine getirmiş olacaktır.

MOTİVASYON FAKTÖRÜ

piyano öğrencisi narsanat.com

 

Çalgı  öğretiminde başarılı olabilmenin, öğrenci ve öğretmenin derse yönelik motivasyonlarıyla ilgili olduğu  belirtilebilir. Sosyal bir ortamda gerçekleşen müzik dersleri, öğrencinin bir diğerinden daha iyi olmak, öğretmen ve aile tarafından takdir görmek ve yeteneği karşısında alkış almak gibi faktörlerle motive olmasını sağlar(Baldassare, 1999).

Müzikal motivasyonu ele alan birçok çalışma, aileye ve daha az ölçüde öğretmene odaklanmıştır. Bir çok  konuda fedakar davranmaları gerekmesine rağmen, küçük çocukları neyin müziğe ittiği konusunda çok az  düşünülmüştür. Buna ek olarak yaşıtların rolü, okul çevresi ve motivasyon sağlayan daha geniş kavramlar gibi öğrencilerin potansiyelleri ve belirli bir uzmanlıkları olduğu halde, enstrüman çalmayı bırakmalarının nedenleri  ise çok az araştırılmıştır ( Hallam, 2002 ).

Çalgı eğitimi içsel davranış ve duygularla bağlantılı olduğu için, içsel motivasyonun oldukça önemli olduğu bilinmelidir.

İçsel motive olan öğrenciler, kendi tatminleri için bir görevi sürdürebilirler. Bu tür motivasyonda öğrenme, tek bir araç olmaktan daha ziyade zevk veren genel bir  deneyime dönüşür. Öğrenim yaşamlarının başlarında içsel motivasyon yönünde cesaretlendirilen öğrenciler, sonraki eğitimlerinde de içsel motivasyonu sürdürürler. Böylece, başarı motivasyonu için temeller oluşturulmuş  olur. Bunlara ek olarak içsel motivasyona sahip öğrenciler, dışsal motive olmuş akranlarıyla göreceli olarak karmaşık bir vazifeyi daha iyi icra etme yeteneğine sahip olurlar.

Bir de harekette bulunma isteğinden yoksun olma durumu vardır ki, bu da amotivasyon olarak adlandırılır.  Amotive olunduğu zaman, kişinin davranışları isteksizdir. Amotivasyon bir aktivitenin anlamsızlaşmasıyla sonuçlanır. ( Ryan, 1995 ) Kaynağı, etki alanı ve etki derecesi konusunda çeşitli tartışmalar yürütülürken,  motivasyonun öğrenmede önemli bir yere sahip olduğu, ortak kabul gören bir görüş olarak ortaya çıkmaktadır.

Yine öğrenme sürecindeki bazı sorunların kaynağının burada yattığı, başarı ve başarısızlıkların önemli bir  oranının motivasyonla açıklanabileceği genel kabul görmektedir. Çalgı eğitiminde kesintiye uğramamak adına  motivasyon yaratabilecek durumların tedbiri önceden alınmalıdır.

ÖZYETERLİK FAKTÖRÜ

Çalgı eğitiminin sağlıklı ve başarılı sürdürülebilmesi ile özyeterlik kavramının doğrudan bağlantısı bulunmaktadır.

Öğrenme sonuçları, bireyin öğreneceği konuyla ilgili yeterliliğini, anlayışını arttırır. Öğrenme amaçları, bilginin stratejik geçiş sürecinde derinleşmesiyle ilgilenir, bu da okul başarısını arttırır. Özyeterlik duygusu yüksek  bireylerin, başarı düzeylerinin de yükseldiği belirtilebilir (Açıkgöz Ün, 1996).

Özyeterlik, Bandura’nın sosyal öğrenme kuramında öne çıkan önemli bir kavram olup, bireylerin olası durumlar  ile başa çıkabilmek için gerekli olan eylemleri ne kadar iyi yapabildiklerine ilişkin bireysel yargılarıdır (Bandura 1982). Tschannen-Moren ve Woolfolk Hoy (2001:784) ise yaptıkları bir araştırmada, özyeterliğin “Kişinin yeni  bir durum karşısında, başarı düzeyinin ne olacağına ilişkin kendisi ile ilgili olan beklentileri” olduğunu  belirtmişleridir. Bu bilgiler ışığında çalgı çalmaya yönelik özyeterlik, çalgı çalma konusunda kişinin kendini  ne kadar yeterli hissettiğine dair bireysel yargıları olarak tanımlanabilir.

Kişinin yapacağı bir işe yönelik olan bireysel yargıları, içsel ve dışsal nedenler gibi farklı etmenlerden

etkilenebilir. Mathews, kişinin bir işi başarmasına yönelik motivasyonun ve becerinin tek başına yetenekten ve  bilgiden çok, o işe karşı geliştirilen özyeterlik algısı tarafından belirlendiğini belirtmiştir. Yapılacak olan işe dair bilgi ve beceri kazanımının da seviyesini, özyeterlik algıları belirlemektedir. Çalgı çalmaya yönelik öz yeterlik algısı da gerek teknik gerekse müzikal sorunların çözülmesinde büyük etkendir. Bireyin çalgı çalmaya yönelik sahip olduğu öz yeterlik algısı bireyin çalgı çalmak için ne kadar efor harcayacağını ve karşılaştığı bir sorunu çözmek için ne kadar zaman ayıracağını belirler. Kişinin kendisini çalgı çalmak konusunda yetersiz hissetmesi,çalgı çalışmalarına ayıracağı süreyi olumsuz yönde etkileyebilir. Kendisini çalgı çalmak için yeteneksiz hisseden birey ne kadar çalışırsa çalışsın başarıya ulaşamayacağını düşündüğü için çalgı çalışmayı bırakabilir.

(Şeker ve Bilen, 2010:116). Bu yaklaşımlardan, özyeterliğin bireye kazandırılmasının ne kadar önem taşıdığı anlaşılmaktadır.

AKTİF ÖĞRENME FAKTÖRÜ

Çalgı eğitiminde, eğitilene o eğitim sürecinin gerektirdiği sorumlulukları vererek, aktif öğrenme olarak tanımlanan öğrenme biçiminden yararlanılabilir.

Aktif öğrenme, öğrenenin öğrenme sürecinin sorumluluğunu taşıdığı, öğrenene öğrenme sürecinin çeşitli  yönleri ile ilgili karar alma ve karmaşık öğretimsel işlerle, öğrenenin öğrenme sırasında zihinsel yeteneklerini kullanmaya zorladığı bir öğrenme sürecidir(Açıkgöz, 2003: 17).

Aktif öğrenme anlayışına göre öğrenmenin nasıl gerçekleştirileceği, ne kadar öğrenildiği ve öğrenmeyle ilgili  eksiklerin neler olduğu gibi kararları öğrenen almalıdır. Öğrenme sürecinde, öğrenenin öğrenmeyi nasıl gerçekleştirdiği, ne kadar öğrendiği, eksiklerin neler olduğu, nasıl yoğunlaşacağı, ne zaman ve kimden yardım  isteyeceği, nasıl kavrayacağı, öğrenme süreçlerinin amaçları ile ilgili bir dizi karar alınır. Geleneksel öğretim  yöntemlerinde bu kararları öğretmen alırken, aktif öğrenmede bu kararlar öğrenci tarafından alınır(Sönmez, 2003: 114).

Çalgı üzerinde aktif öğrenmeye yönelik çalışmaların, yıllardır uygulanan ve bilimsel yanı bulunan öğretim  sistemlerini dışlayacağı düşünülmemelidir. Çalgı öğrencisinin, öğrenmesini kolaylaştırmak ve zevkli kılmak amacıyla, karşılaştığı problemleri nasıl çözeceğini düşünmesini sağlamak, aktif  öğrenmenin temel  ilkelerindendir.

Yazının 4. bölümü ve kaynaklar daha sonra yayınlanacaktır.

Diren C.

2012 yılında ilki düzenlenen ve büyük ilgi gören “Maddenin Halleri” bu yıl yine sanatçı ve tasarımcıları ‘birlikte çalışma, üretme ve disiplinlerarası bakış’ başlıkları altında ikinci kez bir araya getiriyor.

maddenin-halleri“Maddenin Halleri 2″ sergisi 22 Ocak – 27 Mart 2014 tarihleri arasında Armaggan Art & Design Gallery’de sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Sergi, sanatçı ve tasarımcıların birlikte çalışarak yarattıkları eserler ve ürünler üç aydan fazla sürede oluştu.

Farklı disiplinlerin iş birliği içinde çalışmasını merkeze alan sergide; deri, ahşap, gümüş, mermer, bakır, kağıt ve tekstil gibi pek çok malzeme projeyi zenginleştiriyor.

Galerinin koordinatörü ve sergi küratörü Şanel Şan, Maddenin Halleri 2 sergisinin çıkış noktası ile ilgili olarak; ”Bir tasarım ve üretim markası olan Armaggan’ın bünyesindeki galeride sergilenen eserler, tıpkı markanın özel tasarlanan ürünleri gibi, sanatçılar tarafından sergi için özel olarak üretildi” diyor.

Sergide; farklı malzemeleri kullanan, teknikleri ayrı fakat sanat görüşleri paralel olan 50’den fazla sanatçı ve tasarımcının, 24 grup ve 7 bireysel çalışma sonucu ürettiği eserler yer alıyor.

Maddenin Halleri 2 Sergisine Katılan Sanatçılar

maddenin_halleriGruplar:
Avedis Kendir – Betül Cankara
Didem Durukan – Çiğdem Buçak Telli
Emre Evrenos – Arda Yorgancılar
Evren Erol – Lara Karaso
Gülperin Sertdemir – Haluk Tatari
Zeynep Torun – Mutlu Torun
Nevin Esen Rodoplu – Nilgün Sabar
Neşe Çoğal – İpek Altunmaral
Jülide Arslan – Meltem Eti Proto – Aliye Arslan
Collaborate 4
Nuray Özler – Desen Halıçınarlı
Sami Savatlı – Hüseyin Rüstemoğlu
Sıla Özgün – Gülfidan Özmen
Önder Özkan – Erim Bikkul
Efe Urgunlu – Tan Mavitan
Nazar Şigaher – Saba Barlas
Gamze Yalçın – Saliha Yılmaz
Yasha Butler – Derya Özparlak
Joelle Hançerli – Nevres Merve Kutlay
Hülya Sözer – Özlem Tuna
Osman Yaldır – Füsun Yaldır
Tablet Design – Mel Art (Meliha Babalık)
Sinem Kaya –  Hakan Erol
Naif Design – Sinem Yıldırım

Bireysel:
Nergiz Yeşil
Serim Turaçlı
Aziz Tavil
Serkan Akyol
Gönül Nuhoğlu
Sibel Niksarlı
Tan Taşpolatoğlu

Beyoğlu Cinemajestic’te gerçekleştirilen ve ücretsiz olarak izlenebilecek festivalin açılışına yüzlerce kişi katıldı.

“Baskın” filminin yönetmeni Can Evrenol, ilk gösterimin ardından seyircilerin sorularını yanıtlarken, Athena grubundan Gökhan ve Hakan Özoğuz, oyuncu Hatice Arslan ile Ushan Çakır da salondaki yerlerini aldı.
fantasturka-2013-afiş
Evrenol, AA muhabirine yaptığı açıklamada, korku temalı Baskın filmini çekerken 2000-2010 dönemi Fransız sinemasının etkisi altında kaldığını belirterek, gişeden hiçbir beklentisi olmadan filmin devamını çekebilmeyi temenni ettiğini söyledi.

turist-ömer-uzay-yolundaFilmle ilgili Türkiye’den bir beklenti içine girmediğini dile getiren Evrenol, “Baskın“ın yurtdışında pek çok festivale katıldığını, Londra ve Teksas’ta gösterildiğini, gelecek hafta da Barselona’da izlenebileceğini bildirdi.

Gökhan Özoğuz da Evrenol‘un filmlerine hayran olduğuna değinerek, Türk sinemasında ve kültüründe farklı noktalara dokunan iyi bir örnek oluşturduğunu kaydetti.

2013-Fantasturka-2013Festivalden önce biraz bilgi:

İlki, Ankara Kısa Filmciler Derneği tarafından 2011 yılında Ankara’da düzenlenen “Fantasturka – Türk İşi Fantastik Filmler Festivali” bir yıllık aradan sonra, Fantastik Türk Sineması’ndaki yolculuğuna devam ediyor.

19 – 22 Eylül 2013 tarihleri arasında İstanbul – Beyoğlu’nda Majestic Sineması’nda düzenlenecek olan festival, geleneksel olarak düzenlenmeye devam edecek.

Türk Sineması’nın Kayıp Filmleri İlk Kez İzleyici ile Buluşacak!

Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı, Sinema Genel Müdürdüğü tarafından Türk Sineması’nın 100. yılı öncesinde oluşturulması planlanan Türk Sineması Film Arşivi; geçmişte her biri çok büyük maddî ve manevî zorluklar eşliğinde çekilen bilim-kurgu, korku, gerilim, polisiye, western, kahramanlık fantazisi türlerindeki Fantastik Türk Sineması’nın kayıp filmleri de FANTASTURKA ile birlikte hem ilk kez seyirciyle bulaşacak ve hem de Türk Sineması’nın 100 yıllık birikimi festival içerisinde yer alacak. Örneğin; Yönetmen Oksal Pekmezoğlu’nun, Lee Falk’ın çizgi kahramanı sihirbazlar Kralı ile Kiling fotoromanının Türk  uyarlaması 1967 yapımı filmi Sihirbazlar Kralı Mandrake Klink’in Peşinde ilk kez izleyici ile buluşacak.

Fantasturka’dan Atinalı Dosta “Ahde Vefa”

2011 yılında karikatürist ve kısa filmci Metin Demirhan anısına ithaf edilen 1. Türk İşi Fantastik Filmler Festivali’nde, Vassilis Barounis’e ‘Onur Ödülü’ verilmişti. Kanser hastası olan Vassilis Barounis festivale katılamamış, festivale katılan ve kendisi de ödül alan Kunt Tulgar, Vassilis Barounis’i Atina’da ziyaret edip ödülünü ailesine teslim etmişti. Festivalin düzenlemesinin hemen ardından hayata veda eden Vassilis Barounis; Fantastik Türk Sineması’na çok değerli katkılar yapan; 2000’li yılların başlarından bu yana, Türk sinemasının 1950- 1980 arasına dönemine ait bir düzineden fazla “kayıp” filmi kendi imkânlarıyla yok olmaktan kurtarmış ve arşivlere kazandırmış bir Fantastik Türk Sineması aşığı. Bu yıl 2’inci kez düzenlenecek festival, Fantastik Türk Sineması’nın kadim dostu Vassilis Barounis anısına düzenlenecek.

Türk Sineması’nın Değerli İsimleri Fantasturka’da!

3dev_adam_afişBu yıl Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in ve Sinema Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle 2. kez düzenlenecek olan Fantasturka- Türk işi Fantastik Filmler Festivali Danışma ve Onur Kurulu’nda PToT Film’in sahibi yönetmen Şebnem Kitiş, sinema yazarı ve TV programcısı Ege Görgün, görüntü yönetmeni Aras Demiray, araştırmacı gazeteci Ali Murat Güven ve Fanatik Film sahibi Nejdet Arkın yer alacak. Ayrıca festivalde Yeşilçam’a yaklaşık 40 yıl boyunca büyük emekleri geçmiş yapımcı, yönetmen ve senaristlerde festivalin son günü onurlandırılacak. Tüm gösterimlerin ücretsiz yapılacağı festivalde, panel, atölye ve gala gibi tamamlayıcı etkinliklerde yer alacak.

Festival Film Programı Belli Oldu!

3-dev-adamBu yıl festivalde 2 Kısa Film ve 14 Kült Fantastik Türk Filmi yer alacak. Gösterilecek kısa filmler arasında, Can Evrenol– “Baskın” ve Tan Tolga Demirci – “Enterchat” filmleri yer alacak. Festivalin uzun metraj programında ise, 1953- 1994 yılları arasında çekilen 14 Fantastik Türk Filmi yer alacak. Gösterilecek filmler ise alfabetik sıraya göre şöyle:

3 Dev Adam
Aybiçe Kurt Kız
Drakula İstanbul’da
Dünyayı Kurtaran Adam
Korkusuz Kaptan Swing
Karanlık Sular
Klink Süpermen’e Karşı
Sihirbazlar Kralı Mandrake Klink’in Peşinde
Ölüler Konuşmaz ki
Pamuk Prenses ve 7 Cüceler
Süpermen Dönüyor
Tarzan İstanbul’da
Turist Ömer Uzay Yolunda
Yılmayan Şeytan
.

Festivalde film gösterimlerinin yanı sıra film yönetmenleri, yapımcıları ve sinema yazarları ile çeşitli söyleşiler gerçekleştirilecek.

 

“Sanat yaşamın kendisi”

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İnci Deniz Ilgın, genç sanatçı ve tasarımcıların profesyonel yaşamla bağlarının nasıl sağlamlaşacağını, 2013’te yapılacak Uluslararası Öğrenci Trienali’ni, İKSV’nin ilk Tasarım Bienali’ne katılımlarını anlattı.

5.Uluslararası Öğrenci Trienalinden bir kare

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, her yıl düzenlediği mezuniyet sergilerine bir yenisini daha ekledi. Acıbadem’deki sergi salonunda ve fakültenin bölüm koridorlarında açılan sergi, çağdaş sanat ve tasarımın en genç üretimini yaz sonuna kadar İstanbul’la paylaşacak. Sergi dolayısıyla Fakülte Dekanı Prof. Dr. İnci Deniz Ilgın ile görüştük.

– Bu sergi genç sanatçı ve tasarımcıların sanat piyasasına atılmadan yaptıkları son sergi. Bir yönetici ve tasarımcı olarak üretim heyecanını canlı tutmak ve sürekli kılmak için neler yapılmalı ?

– Sanat ve tasarım yaşamın kendisi. Bugün yaşadığımız iç ve dış mekânlar ve bu mekânlarda düşünmemize yol açan sanat eserleri, elimizde tuttuğumuz kalemin formu, üzerimizdeki giysiler, oturduğumuz sandalye, okuduğumuz kitap, izlediğimiz sinema, reklam, bunların tümü sanatçı ve tasarımcıların eserleri. Bu eserler aynı zamanda disiplinlerarası bir aradalığın ürünleri. Sanat ve tasarımın bu yaşamsal niteliğini daha görünür kılmak ve bilinç yaratmak, eğitimci ve yönetici olarak bizlerin görevi. Bu bağlamda, eğitimle profesyonel yaşam arasındaki bağı daha çok güçlendirmemiz gerektiğine inanıyorum.

– Sergilenen işler diploma projeleri aynı zamanda, yani okulu bitirmek için proje yapmak gerekli. Bu üretimleri geçen yıllarla kıyaslarsak, biçim içerik ve malzeme açısından neyle karşılaşıyoruz?

Öğrencilerimizin işleri, aldıkları ayrıcalıklı eğitimin kalitesini ve çağın izlerini taşıyor. Son yıllarda, teknoloji ve iletişim alanındaki gelişmelerin getirdiği yeni yaşam biçimlerinin projelere doğrudan yansıdığını gözlemliyoruz. Sosyal medyanın yaşamımızdaki güçlü varlığı projelerin içeriğine de yansıyor. Disiplinlerarası yaklaşım, çok işlevlilik, evrensel tasarım, sürdürülebilirlik gibi kavramlar projelere daha etkin biçimde entegre olmaya başladı.

– Fakültenizin, İKSV’nin Türkiye’de ilkini düzenlediği Uluslararası Tasarım Bienali’ne katılacağını biliyoruz. Hangi bölümler katılıyor?

Fakültemiz, bienalin “Üniversite Programı”na grafik, iç mimarlık ve tekstil bölümleri öğrenci projeleriyle katılıyor. Öğrencilerimiz bienalin belirlediği “Kusurluluk” teması ile ilgili projeler ürettiler. Ayrıca öğretim elemanlarımız bireysel projeleri ile “Adhokrasi” ve “Musibet” temalı sergilere katılmak üzere başvurularını yaptılar.

– 2010 yılında Uluslararası Çağrılı Afiş Bienali düzenlemiştiniz. Bu da sizin fakültenin ilklerinden biriydi.

Evet, grafik bölümü öğretim elemanlarımızın girişimi ile bir başka ilke daha imza atarak Uluslararası Çağrılı Afiş Bienali’ni başlattık. Kendi alanlarında isim olmuş, ülkemizden ve dünyadan çok sayıda afiş tasarımcısının yapıtları, üniversitemizin Cumhuriyet Müzesi’nde izleyicilerle buluştu. İkincisi Ekim 2012’de gerçekleşecek olan bienalin hazırlıkları ise tamamlanmak üzere.

– 2013, Trienal yılı. Bu konudaki hazırlıklarınız ne durumda?

2013 Haziran ayında gerçekleşecek olan 6. Uluslararası Öğrenci Trienali dünyadaki ilk ve tek örnek olarak eğitim sistemleri arasında bağ kurma, birlikte üretmeye dayalı ortak paylaşım alanları yaratma, kültürlerarası bağ kurma gibi önemli bir misyona sahip. Bu yıl başlığımız “Connecting the dots” sanatın ve tasarımın birleştiren gücünü görünür kılmayı hedefliyor ve bunu önemsiyoruz. 6. Trienal’le birlikte bir yenilik daha yapıyoruz ve daha önceki yıllarda sadece haziran ayında gerçekleşen sergi, workshop, sempozyum ve kısa film gösterilerinden oluşan etkinliklerin, workshop ayağını, yan etkinlik olarak tüm seneye yayıyoruz. Böylece ulusal ve uluslararası katılımcılarla gerçekleştireceğimiz yaratıcı paylaşımımızı daha çok güçlendirerek, süreklilik yaratmayı hedefliyoruz.

 

Kaynak : [-]   Nazlı Pektaş