tapınak

tapınak konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. tapınak konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. tapınak konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri tapınak konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

UNESCO tarafından ‘Dünya Kültür Mirası’ ve ‘Dünya Belleği’ listelerindeki tek antik şehir unvanıyla Türkiye’nin en gözde turizm merkezleri arasında yer alan Hattuşa Antik Kenti’nde bulunan 5 bin yıllık tarihi tapınak restorasyona alındı.

“Bin tanrılı kent” olarak anılan Hattuşa’da, 1906 yılında İstanbul Arkeoloji Müzesi adına başlatılan kazılar, 1931 yılından bu yana ise Alman Arkeoloji Enstitüsünün himayesinde devam ediyor. Milattan önce 1280’de Hititler ile Mısırlılar arasında yapılan ve tarihte bilinen ilk yazılı antlaşma Kadeş Antlaşması’nın da imzalandığı başkent olarak da bilinen Hattuşa’da arkeolojik kazıların yanı bilimsel çalışmalar yapılıyor. Uzmanlık gerektiren restorasyon çalışmaları Alman Arkeoloji Enstitüsü adına kazı çalışmalarını yürüten Kazı Başkanı Prof. Dr. Andreas Schachner tarafından titizlikle takip ediliyor.

Restorasyon çalışmaları hakkında bilgi veren Kazı Başkanı Prof. Dr. Andreas Schachner, büyük tapınağın Hititlerin en önemli dini yapılarından birisi olduğunu söyledi.

Tapınağın Hititler dönemindeki çıkan bir yangın sonucu tahrip olduğunu açıklayan Prof. Dr. Adrneas Schachner, “Yangında yapıdaki kireç taşlar zarar görmüş, parçalanmış. Bunları birkaç yıldır yoğun ve masraflı bir çalışma ile restore ediyoruz. Bu çatlakları temizleyerek restorasyon harcı ile doldurarak taşları birbirine yapıştırıyoruz” dedi.

Yapılan restorasyon çalışmalarıyla eserlerin koruma altına alındığını dile getiren Prof. Dr. Schachner, “Bu restorasyonlar 20-30 yıl daha eserleri koruyacak. Küçük çaplı çatlamalar olabilir. Şu anda tapınaktaki restorasyon çalışmalarının yüzde 20’si ancak tamamlandı. Çalışmalar uzmanlık gerektiriyor” diye konuştu.

Şanlıurfa’nın Siverek ilçesine bağlı Başbük Mahallesi’ndeki yapılan kazı çalışmalarında, yaklaşık 3 bin yıllık Yeni Asur dönemine ait tapınak bulundu. Şanlıurfa Müze Müdürü ve kazı başkanı Celal Uludağ, “Yaptığımız çalışmalarda bu tapınağın Yeni Asur dönemine tarihlenen yani günümüzden 3 bin yıl önceye dayanan bir Sin Mabedi olduğunu belirledik” dedi

Dünyanın en eski yerleşim alanlarından biri olan Şanlıurfa’nın Siverek ilçesine bağlı Başbük Mahallesi’nde yaklaşık 3 bin yıllık Yeni Asur dönemine ait tapınak bulundu. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izniyle bu yıl, Şanlıurfa Müze Müdürlüğü başkanlığında uzmanlar Aziz Ergin ve Yusuf Koyuncu’nun katılımıyla Siverek ilçesindeki Başbük bölgesinde kazı çalışmaları başlatıldı.

‘Sin Tapınağı’ olabilir

Kazılarda, bölgede tespit edilen bir alanda Yeni Asur dönemine tarihlenen, ana kayaya kazılmış, oval bir girişe sahip merdivenlerle inilen bir tapınak yapısı bulundu. Buluntunun yaklaşık 3 bin yıllık bir Sin Tapınağı olduğu düşünülüyor. Şanlıurfa Müze Müdürü ve kazı başkanı Celal Uludağ yaptığı açıklamada, “Arkeolojik anlamda çok zengin bir potansiyele sahip ilimizde, yürütülen kazılarla Şanlıurfa’da bulunan kültür varlıklarını ortaya çıkararak, bunları turizme kazandırmayı hedefliyoruz” dedi.

Türkiye’de bir ilk

Celal Uludağ, Başbük Mahallesi’nde buldukları tapınağın Pagan inanışına ait olduğunu düşündüklerini vurgulayarak, şunları kaydetti: “Aslında bu mekan kaçak kazı sonucu ortaya çıktı. Kaçak kazı jandarma tarafından tespit edilmiş ve yetkililerce durdurulmuştu. Konu Şanlıurfa Müzesi’ne intikal etti. Gerekli izinlerin ardından uzmanlarımızca kazı yapıldı. Yürütülen çalışmalarda bu mekanın aslında Yeni Asur dönemine ait bir Sin Tapınağı olduğu kanaatine varıldı. Duvardaki tüm resimlerin örnekleri alındı, çizimleri yapıldı ve bu sayede bilim dünyasına kazandırılmak üzere tamamlandı.

Şu an alan kaçak kazılara maruz kalmaması için koruma altına alındı ve tescillendi. Yaptığımız çalışmalarla tapınağın 3 bin yıl önceye dayanan bir Sin Mabedi olduğunu belirledik. Buradaki duvarlara ay, güneş ve yıldız tanrıları resmedilmiş durumda. Burası kutsal bir mekan ve bu kutsal mekan Türkiye’de tespit edilmiş Sin Tapınağı’nın tek örneği. Bu anlamda bizim için ve arkeoloji tarihi için çok önemli diye yorumlayabiliriz.” Uludağ, söz konusu bölgedeki kazı çalışmalarının tamamlandığını belirterek, kentteki tarihi yapıları gün yüzüne çıkarmaya devam edeceklerini vurguladı.

Şanlıurfa Göbeklitepe’nin ortaya çıkarılması 32 yıl öncesine dayanabilirmiş. Ama bilinçsizlik nedeniyle üzerine düşülmemiş.

Şanlıurfa’daki Göbeklitepe’nin ortaya çıkarılmasının hikayesini, tarlanın eski sahibi 66 yaşındaki Mahmut Yıldız, keşfin 32 yıl önceki öyküsünü anlattı…

Mısır’daki piramitlerden sonra uygarlık tarihi açısından en önemli arkeolojik bulgu kabul edilen Şanlıurfa’daki Göbeklitepe’nin ortaya çıkarılmasının hikayesini, tarlanın eski sahibi 66 yaşındaki Mahmut Yıldız, keşfin 32 yıl önceki öyküsünü anlattı.

Tarihi, milattan önce 11500 yılına kadar uzanan ve İngiltere’de bulunan Stonehenge’den 7000, Mısır piramitlerinden ise 7500 yıl daha eski olan insanlığın en büyük ibadet merkezi Göbeklitepe Tapınağı, çatı örtüsü ve canlandırma merkezi tamamlandı. 1983 yılında, Şanlıurfa kent merkezinin yaklaşık 22 km kuzeydoğusundaki Örencik Mahallesi’nde yaşayan İbrahim ve Şavak Yıldız’ın tarlalarını sürerken bulduğu oymalı taşı müzeye götürmesiyle ortaya çıkan ve ‘dünyanın en büyük arkeolojik keşfi’ olarak kabul edilen Şanlıurfa’daki Göbeklitepe’de yapılan restorasyon çalışmasının ardından hafta sonları yerli ve yabancı turistleri ağırlıyor.

“BURADA TARIM YAPILIRKEN KUTSAL BİR YER OLDUĞU BİLİNİYORDU”

Sputnik’in haberine göre UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınan Göbeklitepe’nin bulunduğu arazinin eski sahibi Mahmut Yıldız, tarihi tapınağın keşfini anlattı. Tarlada çift sürdükleri buldukları eseri at arabasıyla götürdükleri Şanlıurfa Müzesi’nde ‘kireç taşı’ denilerek geri çevrildiklerini belirten Yıldız, “Biz burada daha tarım yapıyorduk. Burası tarlaydı. Burada tarım yapılırken, kutsal bir yer olduğu biliniyordu. Amcam burada çift sürürken, tarlada iki tane eser buldu. O eserleri müzeye verdi. 1986 yılında 4-5 yıl bu eserler müzede kaldı. Daha sonra Alman arkeologlar, amcamın müzeye vermiş olduğu taşları görüyor. Ondan sonra buraya gelip burayı keşif ettiler. 1992 yılında kazı başladı. Şimdiye kadar bu kazı devam ediyor. O zaman burada bulduğumuz taşı müzeye götürdüğümüzde müze müdürü, arkeolog olmadığı için tarihi eser taşa kireç taşı olduğunu söyledi. Bunu geri götürülmesini istedi. Amcam da ‘Bir defa bu taşı getirdim, bir daha tekrar köye götürmem, yolda çöpe atarım’ deyip o taşı zor durumda kaldığı için müze teslim almıştı. Şimdi o taşın değerinin bilinmesi üzerine bölgede çıkan kazı çalışmasıyla dünya tarihine ışık tutan bir yer olarak keşif edildi” dedi.

KAZI ÇALIŞMALARINDA 20 YIL ÇALIŞTI

Dönemin arkeolojik kazıları başkanı Alman asıllı arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt öncülüğünde yürütülen kazı çalışmalarında 20 yıl görev alan Yıldız, yaşının ilerlemesi dolayısıyla 2005 yılında bu görevini bıraktı. Buna rağmen tarihten kopamayan Yıldız, Göbeklitepe’ye güvenlik görevlisi olarak hizmet ediyor. Dünyanın dört bir yanından Göbeklitepe’ye gelen yerli ve yabancı turistlere de gönüllü rehberlik yapan Yıldız, giydiği yöresel kıyafetler dolayısıyla da ören yerinin en çok tanınan simalarının başında yer alıyor.