Slovakya

Slovakya konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. Slovakya konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. Slovakya konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri Slovakya konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

tarihte-bugun-ne-oldu425 Mayıs, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 145. (Artık yıllarda 146.) günüdür.

Olaylar

  • 1571 – İspanya Kralı, Venedik ve Papa, Osmanlı Devleti aleyhine ittifak kararı aldı.
  • 1924 – Türkiye Millî Futbol Takımı, Olimpiyat Oyunları kapsamındaki ilk milli maçında, Çekoslovakya’ya 5-2 yenildi.
  • 1944 – Nuri Demirağ’ın fabrikasında yapılan ilk Türk yolcu uçağı İstanbul’dan Ankara’ya uçtu.
  • 1953 – ABD, Nevada’da bulunan deneme bölgesinde, topçu birlikleri tarafından atılan ilk ve tek nükleer bomba denemesini yaptı.
  • 1954 – Türkiye, Osmanlı borçlarının son taksitini ödedi.
  • 1954 – Tokyo’da yapılan Dünya Serbest Güreş Şampiyonası’nda Türkiye birinci oldu.
  • 1961 – ABD Başkanı John F. Kennedy ABD Kongresi’nde yaptığı bir konuşmada 1960’lı yıllar sona ermeden önce mutlaka Ay’a ayak basacaklarını ilan etti.
  • 1963 – 30 Afrika ülkesi bir araya gelerek Afrika Birliği Örgütü’nü kurdu.
  • 1977 – Yıldız Savaşları filmi gösterime girdi.
  • 1982 – Falkland Savaşı sırasında İngilizlerin HMS Coventry adlı destroyeri Arjantin uçakları tarafından batırıldı.
  • 1983 – Milli Güvenlik Konseyi kürtaj yasa tasarısını kabul etti.
  • 1988 – Irak Basra’yı İran’dan geri aldı.
  • 1989 – Mihail Gorbaçov, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Devlet Başkanı oldu.
  • 1997 – Afganistan’dan kaçan General Raşid Dostum, Türkiye’ye sığındı.
  • 2001 – 32 yaşındaki Coloradolu Erik Weihenmayer, Everest Dağı’nın zirvesine ulaşan ilk görme özürlü insan unvanını aldı.
  • 2003 – Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Uzak’ adlı filmi 56’ncı Cannes Film Festivali’nde ‘Elephant’ filmiyle birlikte En İyi Film ödülünü paylaştı.
  • 2005 – Azeri petrolünü Türkiye üzerinden dünya pazarına ulaştırması amaçlanan Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattına ilk petrol verildi.
  • 2005 – UEFA Şampiyonlar Ligi 2004-2005 sezonu finali Atatürk Olimpiyat Stadı’nda yapıldı. Normal süresi 3-3 biten maçı Liverpool penaltılarla 6-5 Milan’ı yendi.
  • 2008 – 61. Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü Nuri Bilge Ceylan aldı. Ceylan ödülünü kucaklarken, “Benim yalnız ve güzel ülkeme ithaf ediyorum” dedi. Ceylan, üçüncü kez Cannes’da ödül alarak bir rekora da imza attı..
  • 2010 – Samandıra’da eğitim uçuşu yapan bir askeri uçak, sokağın ortasına düştü. 3 personel hafif yaralandı.

Doğumlar

  • 1803 – Ralph Waldo Emerson, ABD’li yazar ve düşünür (ö. 1882)
  • 1818 – Jacob Burckhardt, İsviçreli tarihçi (ö. 1897)
  • 1865 – Pieter Zeeman, Nobel Fizik Ödüllü Hollandalı bilim adamı (ö. 1943)
  • 1927 – Robert Ludlum, ABD’li yazar (ö. 2001)
  • 1939 – Ian McKellen, İngiliz oyuncu
  • 1945 – Meriç Başaran, tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu
  • 1946 – Sümeyra, ses sanatçısı.
  • 1948- Bülent Arınç, Türk siyasetçi
  • 1973 – Tomasz Zdebel, Polonyalı futbolcu
  • 1976 – Ethan Suplee, ABD’li aktör
  • 1976 – Stefan Holm, İsveçli atlet
  • 1979 – Burak Satıbol, Türk tiyatro, reklam oyuncusu.
  • 1985 – Tuğba Daşdemir, Türk alp disiplini kayakçısı.
  • 1985 – Demba Ba, Fransa pasaportlu Senegalli futbolcu.

Ölümler

  • 1848 – Annette von Droste-Hülshoff, Alman yazar (d. 1797)
  • 1895 – Ahmet Cevdet Paşa, “Cevdet Tarihi”nin yazarı Osmanlı devlet adamı (d. 1822)
  • 1934 – Gustav Holst, İngiliz besteci (d. 1874)
  • 1954 – Robert Capa, Macar asıllı ABD’li fotoğrafçı (d. 1913)
  • 1974 – Ulvi Uraz, tiyatro ve sinema sanatçısı (d. 1921)
  • 1983 – İdris I, Libya kralı (d. 1890
  • 1983 – Necip Fazıl Kısakürek, şair, gazeteci ve yazar (d. 1904)
  • 2001 – Alberto Korda, Kübalı fotoğrafçı (d. 1928)
  • 2010 – Paul Gray, metal müzik grubu Slipknot’ın bas gitaristi (d. 1972)
  • 2014 – Wojciech Jaruzelski, eski Polonya cumhurbaşkanı (d. 1923)

Tatiller ve Özel Günler

  • Havlu Günü

29 Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 88. (artık yıllarda 89.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 277 gün vardır.

tarihte-bugun-ne-oldu

 

Olaylar

  • 1430- Osmanlı orduları Selanik ve İyonya’yı fethetti.
  • 1461- İngiltere tahtı için yapılan Güller Savaşı’ında, York Hanedanı’ından  Edward, Lancaster ailesinden VI. Henry’yi Towtonsavaşında yendi.
  • 1903- Marconi’nin telsiz sistemi aracılığıyla Londra ve New York arasında düzenli haber akışı başladı.
  • 1938- Harp Okulu Mahkemesi, Nazım Hikmet’i 28 yıl hapse mahkûm etti.
  • 1950- Nazım Hikmet, Bursa Cezaevinde açlık grevine başladı.
  • 1957- Kıbrıs’ta gerginliğin tırmanması üzerine Ada’da sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
  • 1966- Leonid Brejnev, Sovyetler Birliği Komünist Partisi birinci sekreterliğine getirildi. Brejnev, ABD’nin Vietnam politikasını kınadı.
  • 1968- Türkiye’de ilk böbrek nakli, İstanbul’da Doktor Atıf Taykurt ve ekibi tarafından gerçekleştirildi.
  • 1973- Vietnam Savaşı: ABD’nin son birlikleri de Güney Vietnam’dan ayrıldı.
  • 1979- Uganda’da İdi Amin rejimi askeri darbeyle devrildi. İdi Amin kaçtı.
  • 1982- Kanada Yasası ile Kanada bağımsızlığını aldı.
  • 1989- Londra’da dünyanın ilk tüp beşizleri doğdu.
  • 1989- DYP Siirt Milletvekili Abdülrezzak Ceylan, TBMM’de bir tartışma sırasında vurularak öldürüldü. ANAP Siirt Milletvekili İdris Arıkan olayın zanlısı olarak tutuklandı.
  • 2004- Bulgaristan, Estonya, Litvanya, Letonya, Romanya, Slovakya ve Slovenya NATO’ya kabul edildiler.
  • 2005- Isparta’nın Sütçüler Kaymakamı Mustafa Altınpınar’ın, ilçedeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarına Orhan Pamuk’un kitaplarının kütüphane ve kitaplıklardan ayıklanarak imha edilmesi talimatı verdiği ortaya çıktı. Isparta Valiliği talimatı iptal etti.
  • 2006- Dünya’nın büyük bir bölümünde gözlemlenen tam güneş tutulması gerçekleşti.
  • 2009- Türkiye’de yerel seçimler gerçekleşti.
  • 2015 – Alex De Souza, Sao Paulo Alianz ParkStadı’nda Jübilesini Yaptı.

Doğumlar

  • 1790- John Tyler, ABD’li politikacı (ö. 1862)
  • 1824- Ludwig Büchner, Alman filozof ve fizikçi (ö. 1899)
  • 1826- Wilhelm Liebknecht, Alman gazeteci ve politikacı (ö. 1900)
  • 1869- Kalust Sarkis Gülbenkyan, Ermeni iş adamı (ö. 1955)
  • 1884- Memduh Şevket Esendal, Türk yazar (ö. 1952)
  • 1902- Marcel Aymé, Fransız yazar (ö. 1967)
  • 1916- Eugene McCarthy, Amerikalı politikacı (ö. 2005)
  • 1918- Sam Walton, Amerikalı işadamı (ö. 1992)
  • 1937- Gordon Milne, İngiliz futbol adamı
  • 1939- Terence Hill, İtalyan aktör
  • 1940- Astrud Gilberto, Brezilyalı şarkıcı
  • 1943- Sir John Major, İngiliz devlet adamı ve Britanya başbakanı
  • 1943- Vangelis, Yunan bestecisi ve müzik adamı
  • 1945- Walt Frazier, Amerikalı basketbolcu
  • 1949- Kayahan Açar, Türk besteci ve şarkıcı
  • 1950- Mory Kanté, Malili müzisyen
  • 1953- Süher Pekinel, Türk piyanist
  • 1953- Güher Pekinel, Türk piyanist
  • 1954- Ahmed Doğan, Bulgaristanlı politikacı
  • 1957- Christopher Lambert, Fransız aktör
  • 1963- Elle Macpherson, Avustralyalı model, oyuncu, yardımsever ve işkadını
  • 1968- Lucy Lawless, Yeni Zelandalı aktris ve şarkıcı
  • 1972- Rui Costa Portekizli futbolcu
  • 1973- Marc Overmars, Hollandalı futbolcu
  • 1976- Jennifer Capriati, Amerikalı tenis oyuncusu
  • 1981- Nihal Yalçın, Türk tiyatrocu

Ölümler

  • 1772- Emanuel Swedenborg, İsveçli bilim adamı (d. 1688)
  • 1912- Robert Falcon Scott, İngiliz kâşif (d. 1868)
  • 1939- Hafız İbrahim Demiralay, Türk politikacı ve din adamı (d. 1883)
  • 1956- Fuat Uzkınay, İlk Türk sinemacılardan (d. 1888)
  • 1966- Abdullah Ziya Kozanoğlu, Popüler tarihsel roman yazan Türk yazar (d. 1906)
  • 1970- Ayşe Şekibe İnsel, Türk politikacı (d. 1886)
  • 1972- Joseph Arthur Rank, İngiliz sanayici ve film yapımcısı (d. 1888)
  • 1980- Mantovani, İtalyan asıllı besteci (d. 1905)
  • 1982- Carl Orff, Carmina Burananın Alman bestecisi (d. 1895)
  • 1984- Ömer Sami Coşar, Türk gazeteci ve yazar
  • 1984- İlhami Bekir Tez, Türk şair
  • 1985- Marc Chagall, Fransız ressam
  • 1992- Paul Henreid, Avusturyalı aktör (d. 1908)
  • 1993- Alfred Preis, Avusturyalı mimar (d. 1911)
  • 1995- Jimmy McShane, Kuzey İrlandalı şarkıcı, Baltimora (d. 1957)
  • 1999- Joe Williams, Amerikalı şarkıcı (d. 1918)
  • 2009- Maurice Jarre, Fransız besteci (d. 1924)

 

 

Kaynak : wikipedia.org

 

tarihte-bugun-ne-oldu28 Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 87. (artık yıllarda 88.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 278 gün vardır.

Olaylar

  • 1854 – Kırım Savaşı: Fransa Rusya’ya savaş açtı.
  • 1918 – Olur’un düşman işgalinden kurtuluşu.
  • 1930 – Türkiye hükûmeti yabancı ülkelerden Türkiye’deki şehirleri için Türkçe adlarını kullanmalarını resmen talep etti. Bu tarihten sonra posta idaresi Angora veyaConstatinople olarak adreslenmiş mektupları Ankara ve İstanbul’a ulaştırmadı (bkz. Ankara (isim)).
  • 1933 – Hitler, Yahudileri ve Yahudilere ait mağazaları boykot için emir verdi.
  • 1939 – Madrid, General Francisco Franco’nun güçlerinin eline düştü. İspanya İç Savaşı sona erdi.
  • 1944 – Adapazarı ve civarında 2.831 kişinin öldüğü bir deprem oldu. Mısır Kralı Faruk deprem felaketzedelerine 1000 Mısır lirası yardımda bulundu.
  • 1946 – Juan Peron, Arjantin Cumhurbaşkanı oldu.
  • 1947 – Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu kuruldu.
  • 1961 – Türkiye’de Anayasa’nın halkoyuna sunulması hakkındaki kanun kabul edildi.
  • 1962 – Türkiye’de Ekim 1960’da askeri yönetimce görevlerinden uzaklaştırılan 147 öğretim üyesinin görevlerine dönmelerine olanak sağlayan kanun, TBMM’de kabul edildi.
  • 1963 – 22 Mart’ta sağlık nedenleriyle tahliye edilen eski Cumhurbaşkanı Celâl Bayar’ın serbest bırakılması tepkilere yol açınca cezasının ertelenmesine ilişkin karar kaldırıldı
  • 1965 – Amerika Birleşik Devletleri’nde Alabama’da Martin Luther King’in önderliğinde 25 bin kişi sivil haklar için yürüdü.
  • 1966 – Cemal Gürsel’in cumhurbaşkanlığı süresi bitti, yerine Cevdet Sunay cumhurbaşkanı seçildi.
  • 1970 – Ege Bölgesi’nde şiddetli bir deprem oldu. Kütahya’nın Gediz ilçesinde evlerin yüzde 80’i yıkıldı, 1086 kişi öldü.
  • 1973 – Cevdet Sunay’ın cumhurbaşkanlığı süresi bitti.
  • 1980 – Kayseri’nin Develi ilçesine bağlı Ayvazhacı köyünde, sel nedeniyle meydana gelen toprak kayması sonucunda 60 kişi öldü.
  • 2006- Diyarbakır’da gerçekleştirilen cenaze törenine polisin müdahalesi sonucu başlayan 4 gün süren olaylar sonucunda 14 kişi yaşamını yitirdi.

Doğumlar

  • 1592 – Jan Amos Comenius, Çek yazar (ö. 1670)
  • 1819 – Sir Joseph Bazalgette, İngiliz başmühendis (ö. 1891)
  • 1862 – Aristide Briand, Fransız politikacı, Nobel Barış Ödülü sahibi (ö. 1932)
  • 1868 – Maksim Gorki, Rus, sosyalist yazar (ö. 1936)
  • 1887 – Dimcho Debelyanov, Bulgar şair (ö. 1916)
  • 1897 – Sepp Herberger, Alman futbolcu ve antrenör (ö. 1977)
  • 1899 – Ernst Lindemann, İngiliz Albay (ö. 1941)
  • 1914 – Bohumil Hrabal Çek yazar (ö. 1997)
  • 1928 – Zbigniew Brzezinski, ABD’li politikacı
  • 1930 – Mustafa Eremektar, Türk karikatürist (ö. 2000)
  • 1936 – Mario Vargas Llosa, Perulu yazar
  • 1941 – Alf Clausen, Amerikalı orkestra şefi
  • 1942 – Daniel Dennett, Amerikalı felsefeci
  • 1944 – Rick Barry, Amerikalı basketbolcu
  • 1948 – Dianne Wiest, Amerikalı aktris
  • 1955 – Reba McEntire, Amerikalı country müzik şarkıcısı ve oyuncu
  • 1970 – Vince Vaughn, Amerikalı aktör
  • 1973 – Eddie Fatu, WWE güreşçisi (ö. 2009)
  • 1975 – Iván Helguera, İspanyol futbolcu
  • 1975 – Alper Yılmaz, Türk basketbolcu
  • 1977 – Devin Stiker, Amerikalı porno yıldızı
  • 1980 – Gökhan Kalafat, Türk karikatürist
  • 1981 – Julia Stiles, Amerikalı aktris
  • 1984 – Christopher Samba, Fransa doğumlu futbolcu
  • 1986 – Barbora Strýcová, Çek tennis oyuncusu
  • 1986 – Lady Gaga, Amerikalı sözyazarı,şarkıcı,müzisyen
  • 1990 – Ekaterina Bobrova, Rus buz patenci
  • 1991 – Amy Bruckner, Amerikalı aktris

Ölümler

  • 193 – Pertinax, Roma İmparatoru (d. 126)
  • 1920- Şahin Bey, Türk Kuvayı Milliyeci (d. 1877)
  • 1794 – Marquis de Condorcet, Fransız matematikçi ve filozof (d. 1743)
  • 1881 – Modest Mussorgsky, Rus besteci (d. 1839)
  • 1936 – Archibal Garrod, İngiliz hekim (d. 1857)
  • 1941 – Virginia Woolf, İngiliz yazar (d. 1882)
  • 1942 – Miguel Hernández, İspanyol şair, hapishanede öldü (b. 1910)
  • 1943 – Sergey Rahmaninov, Rus besteci (d. 1873)
  • 1953 – Jim Thorpe, ABD’li sporcu (d. 1887)
  • 1967 – Ethem İzzet Benice, Türk gazeteci ve yazar (d. 1903)
  • 1969 – Dwight D. Eisenhower, ABD’li asker ve politikacı (d. 1890)
  • 1969 – Ömer Faruk Efendi, son Osmanlı halifesi II. Abdülmecit’in oğlu ve bir dönem Fenerbahçe başkanlığı yapmıştır (d. 1898)
  • 1985 – Marc Chagall, Rus asıllı Fransız ressam (d. 1887)
  • 1994 – Eugène Ionesco, Romanya asıllı Fransız oyun yazarı (d. 1909)
  • 2000 – Mustafa Eremektar, Türk karikatürist (d. 1930)
  • 2004 – Peter Ustinov, İngiliz oyuncu, yönetmen ve yazar (d. 1921)
  • 2006 – Caspar Weinberger, ABD Savunma Bakanı (d. 1917)
  • 2011 – Cüneyt Çalışkur, Türk sanatçı ve oyun yazarı (d. 1954)

Tatiller ve Özel Günler

  • Slovakya, Çek Cumhuriyeti – Öğretmenler Günü

tarihte-bugun-ne-oldu27 Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 86. (artık yıllarda 87.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 279 gün vardır.

Olaylar

  • 425 – İmparator II. Theodosius zamanında, Konstantinopolis’te, Auditorium adıyla ilk yüksekokul açıldı. Okulda 31 profesör, Latince ve Grekçe hitabet ve gramer, hukuk ve felsefe dersleri vermeye başladı.
  • 630 – Tang Hanedanı Yin Dağları’nda (günümüzde İç Moğolistan) Doğu Göktürk Kağanlığını yendi.
  • 1692 – Bahadırzade Arabacı Ali Paşa sadrazamlıktan alınarak yerine Bozoklu (Bıyıklı) Mustafa Paşa atandı.
  • 1854 – Kırım Savaşı: Birleşik Krallık Rusya İmparatorluğuna savaş ilan etti.
  • 1890 – Louisville, Kentucky’de çıkan fırtınada 76 kişi öldü 200 kişi yaralandı.
  • 1891 – Servet-i Fünun dergisinin ilk sayısı çıktı.
  • 1918 – Besarabya ve Moldova Romanya’ya katıldı.
  • 1918 – Olur’un düşman işgalinden kurtuluşu.
  • 1958 – Nikita Khrushchev, SSCB’de başbakanlığa yükseldi.
  • 1969 – Koç Holding’e ait Aygaz tankeri Ege Denizi’nde alabora oldu, 15 kişilik mürettebattan 1 kişi kurtulabildi.
  • 1970 – Gediz, Kütahya’da deprem oldu, 1087 kişi hayatını kaybetti.
  • 1972 – Türkiye Halk Kurtuluş Partisi – Cephesi lideri Mahir Çayan ve arkadaşları Ünye Radar Üssü’nden 3 İngiliz teknisyeni kaçırdı.
  • 1976 – Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil ile ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Washington, DC’de Savunma İşbirliği Anlaşması’nı imzaladı. Bu anlaşmaya göre,Türkiye üslere izin çıkaracak, ABD de buna karşılık Türkiye’ye yardımda bulunacaktı.
  • 1977 – Kanarya Adaları’nın Tenerife Havaalanı’nda uçuşa geçmek üzere olan Hollanda Havayolları’na ait Boeing 747 tipi yolcu uçağı, yine havalanmak üzere olan Pan Am’a ait başka bir Boeing ile pistte çarpıştı. Kazada 575 kişi öldü, 70 kişi yaralandı.
  • 1986 – Hayali mobilya davasında 10 yıldır yargılanan Yahya Demirel tahliye edildi.
  • 1987 – ‘Hora’ (Sismik-1) gemisinin, petrol aramak için Ege’nin uluslararası karasularına açılmasının Yunanistan’ın petrol aramaları için açıkladığı tarihe rastlaması, iki ülkenin silahlı kuvvetlerini alarma geçirdi.
  • 1994 – Eurofighter Typhoon ilk test uçuşunu yaptı.
  • 1996 – ABD Başkanı Bill Clinton, eşi Hillary Clinton ve kızı Chelsea ile Türkiye’ye geldi.
  • 1999 – Nissan – Renault arasında güç birliği anlaşması imzalandı.
  • 2012 – Türkiye, Şam Büyükelçiliği’nin bütün faaliyetlerini askıya aldı.

Doğumlar

  • 1676 – Francis II Rákóczi, Macar bağımsızlık hareketinin önderi (ö. 1735)
  • 1797 – Alfred de Vigny, Fransız yazar ve şair (ö. 1863)
  • 1822 – Ahmet Cevdet Paşa, Türk devlet adamı (ö. 1895)
  • 1824 – Virginia Louisa Minor, kadınların oy hakkı mücadelesinin öncülerinden Amerikalı eylemci
  • 1845 – Wilhelm Conrad Röntgen, Alman fizikçi Nobel Fizik Ödülü sahibi (ö. 1923)
  • 1871 – Heinrich Mann, Alman yazar (ö. 1950)
  • 1879 – Edward Steichen, ABD’li fotoğrafçı (ö. 1973)
  • 1886 – Ludwig Mies van der Rohe, Alman mimar (ö. 1969)
  • 1886 – Sergey Mironoviç Kirov, Bolşevik lider
  • 1889 – Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Anadolu Ajansı’nın kurucularından Türk yazar (ö. 1974)
  • 1891 – Lajos Zilahy, Macar yazar (ö. 1974)
  • 1893 – Karl Mannheim, Alman sosyolog
  • 1897 – Fred Keating, ABD’li aktör (ö. 1961)
  • 1899 – Gloria Swanson, ABD’li aktris (ö. 1983)
  • 1901 – Eisaku Sato, Japon siyasetçi, 3 dönem Japon başbakanı
  • 1912 – James Callaghan, İngiliz politikacı (ö. 2005)
  • 1923 – Louis Simpson, Jamaica asıllı ABD’li yazar
  • 1924 – Sarah Vaughan, ABD’li piyanist
  • 1927 – Mstislav Leopoldoviç Rostropoviç, Sovyet orkestra şefi ve piyanist
  • 1927 – Coşkun Kırca, Türk politikacı ve diplomat (ö. 2005)
  • 1941 – Ivan Gašparovič, Slovakyalı politikacı
  • 1946 – Zeliha Berksoy, tiyatro sanatçısı
  • 1953 – Adnan Yücel, Türk yazar (ö. 2002)
  • 1963 – Quentin Tarantino, ABD’li film yönetmeni ve oyuncu
  • 1967 – Talisa Soto, ABD’li aktris ve model
  • 1970 – Mariah Carey, ABD’li şarkıcı
  • 1970 – Elizabeth Mitchell, ABD’li oyuncu
  • 1971 – David Coulthard, İskoç formula yarışçısı
  • 1972 – Jimmy Floyd Hasselbaink, Hollandalı futbolcu
  • 1974 – Gaizka Mendieta, İspanyol futbolcu
  • 1975 – Fergie, R&B şarkıcısı
  • 1977 – Elías Larry Ayuso, Porto Rikolu basketbolcu
  • 1978 – Marius Bakken, Norveçli atlet
  • 1988 – Brenda Song, ABD’li dizi ve sinema oyuncusu
  • 1988 – Jessie J, İngiliz şarkıcı

Ölümler

  • 1770 – Giovanni Battista Tiepolo, İtalyan ressam (d. 1696)
  • 1945 – Halit Ziya Uşaklıgil, Türk yazar (d. 1866)
  • 1968 – Yuri Gagarin, Sovyet kozmonot (d. 1934)
  • 1972 – Maurits Cornelis Escher, Hollandalı ressam (d. 1898)
  • 1981 – Mao Dun, Çinli yazar (d. 1895)
  • 1986 – İhap Hulusi Görey, Türk grafik sanatçısı (d. 1898)
  • 1991 – Aldo Ray, ABD’li aktör (d. 1926)
  • 1998 – Ferry Porsche, Avusturyalı otomobil üreticisi (d. 1909)
  • 2002 – Billy Wilder, ABD’li yönetmen (d. 1906)
  • 2002 – Dudley Moore, İngiliz aktör (d. 1935)
  • 2006 – Stanislaw Lem, Polonyalı yazar (d. 1921)
  • 2007 – Paul Lauterbur, Amerikalı bilim adamı (d. 1929)

Tatiller ve özel günler

  • Dünya Tiyatrolar Günü: 1961 yılından beri 48 ülkede her yıl 27 Mart Uluslararası Tiyatro Birliği’nin ulusal merkezlerinin öncülüğünde kutlanıyor.

1800 – 1900 yılları arasında tarihte gerçekleşen ilkleri aşağıda bulabilirsiniz.

İlk tarihsel roman Waverley Sir Walter Scott

İlk tarihsel roman Waverley Sir Walter Scott

1800 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk trenyolu tüneli (Chapel Miltos, İngiltere, 1 Mayıs)
– İlk şeker fabrikası Horowitz, Avusturya
– Demir baskı makinesi (Londra)
1801 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Vitrinli ilk dükkân (8 Nisan, Londra)
– Elektrik iğneli telgraf (Fransa, 5 Kasım)
1803 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk çocuk kitaplığı (Ocak)
1804 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk demiryolu lokomotifi (6 Şubat)
– Yarışta at binen ilk kadın (25 Ağustos)
1806 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Havadan ilk propaganda (Mayıs)
– İlk kopya kâğıdı (7 Ekim)
– İlk kokteyl
1807 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk yolcu treni
1808 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk sanat eleştirisi (3 Ocak, Examiner gazetesinde, Robert Hunt imzasıyla)
– İlk daktilo
1811 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Nüfusu 1 milyon aşan ilk kent
1812 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk polis dedektifi
– İlk konserve
– İlk pamuk ipliği üretimi
1813 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Gazetede ilk satranç köşesi (Liverpool – Mercury dergisi, Londra)
– İlk buz hokeyi
1814 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk boks kulübü (Pugilistic Club, Londra, 22 Mayıs)
– İlk tarihsel roman (Waverley, Sir Walter Scott, 7 Temmuz)
– İlk buharlı savaş gemisi (Demologs, ABD, 29 Ekim)
1815 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk gaz-metre
– İlk peynir fabrikası (İsviçre)
1816 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Manş’ın buharlı gemiyle ilk aşılışı (17 Mart)
– İlk steteskop
1819 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Atlantik’i aşan ilk buharlı gemi (20 Haziran)
– Metal gövdeli ilk yolcu gemisi
– İlk kantin
– Yenebilir ilk çikolata
1821 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Doğal gazın ilk kullanımı (New York’ta, sokak ışıklarında)
– İlk boks dergisi (The Fancy, Londra)
– Ağız armonikası (Berlin)
1823 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk doğum kontrolü kampanyası (Haziran ayında, Londra’da başladı)
– Konuşan bebek (“Anne, baba” diyebilen bebekler, Paris’te yapıldı.)
1824 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk cankurtaran yeleği (30 Nisan ‘da İskoçyalı kaptan John Franklin yaptı).
– İlk kamuoyu araştırması (24 Temmuz)
– İlk lastik balon
1826 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk doğum kontrolü kitabı (Şubat ayında, Londra’da yayınlandı)
– İlk poşet çay
– Doğadan bir görüntü veren ilk fotoğraf
– İlk gaz sobası
– İdam cezasının kaldırılması
1827 tarihinde gerçekleşen ilkler

– İlk kibrit (7 Nisan)

Kibrit Kibrit her ne kadar Çin''de 6. yüzyıldan Avrupa''da ise 16. yüzyıldan beri kullanılıyor olsa da günümüzde kullanılan sürtme yöntemiyle yanan kibritin icadı 1800''lere dayanır. Bildiğimiz kibriti 1826 yılında İngiliz kimyager John Walker icat etti. Konuyla ilgili ilk çalışmalar 1680''lerde Robert Boyle ve onun asistanı Godfrey Haukweicz tarafından yürütüldü. Boyle deneylerinde fosfor ve sülfür kullandı ancak çabaları başarılı sonuçlanmadı. Walker ise stibnit potasyum klorat reçine ve nişasta karışımının sert bir yüzeye sürtülmesiyle tutuştuğunu keşfetti. Kibritin seri üretimine 1862''de geçildi.

Kibrit Kibrit her ne kadar Çin”de 6. yüzyıldan Avrupa”da ise 16. yüzyıldan beri kullanılıyor olsa da günümüzde kullanılan sürtme yöntemiyle yanan kibritin icadı 1800”lere dayanır. Bildiğimiz kibriti 1826 yılında İngiliz kimyager John Walker icat etti. Konuyla ilgili ilk çalışmalar 1680”lerde Robert Boyle ve onun asistanı Godfrey Haukweicz tarafından yürütüldü. Boyle deneylerinde fosfor ve sülfür kullandı ancak çabaları başarılı sonuçlanmadı. Walker ise stibnit potasyum klorat reçine ve nişasta karışımının sert bir yüzeye sürtülmesiyle tutuştuğunu keşfetti. Kibritin seri üretimine 1862”de geçildi.

1828 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Demiryolunda ilk ölüm
– Kakaonun Avrupa’ya gelişi
1829 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Tam sayfa ilk gazete ilanı (1 Ocak)
– Üniformalı ilk polis birliği (12 Mart)
– İlk otobüs
– Banyolu ilk otel odası (16 Ekim)
– İlk kutlama kartları
1830 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk tren istasyonu (Baltimore, 7 Ocak)
– İlk buharlı itfaiye aracı (Londra, 5 Şubat)
– Buharlı ilk yolcu treni (6 Mayıs)
– İlk çim biçme makinesi üretimi (18 Mayıs)
– Görevde öldürülen ilk polis (29 Haziran)
– Kazada can veren ilk tren yolcusu (15 Eylül)
– Trenle taşınılan ilk posta (11 Kasım)
– İlk kör piyanist (Claude Montal, Paris)

Claude Montal

Claude Montal

– İlk elastik
– İlk amatör tiyatro topluluğu (Cambridge Üniversitesi)
– İlk parafin üretimi (Almanya ve Çekoslovakya’da gerçekleştirildi)
1831 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk askeri tren (30 Haziran)
– Elektrik transformatörü (Michael Faraday, Londra, 29 Ağustos)
– Atlantik’i buhar gücüyle aşan ilk gemi (4 Eylül)
– İlk dişçi koltuğu (Londra)
1832 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk bale giysisi (12 Mart)
– İlk dinamo (Paris, 3 Eylül)
– Tirajı 100 bini aşan ilk gazete (Penny Magazine, Londra).
– İlk spor yazarı (William Trotter Porter, Baltimore Traveller gazetesi)
1833 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Full-time çalışan ilk itfaiye birliği (1 Ocak)
– İlk özel dedektiflik bürosu
1834 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Kendinden yapışkan ilk posta pulu (Ağustos)
– Atsız bir arabanın yol açtığı ilk kaza (John Scott Russel, buharlı arabasıyla İngiltere’de 5 kişiyi ezdi, 29 Temmuz)
– İlk demiryolu sinyalizasyonu
– İlk körler derneği
– İlk poker (Mississippi Nehri üzerinde bir gemide oynandı)
1835 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Gazetede ilk satranç köşesi (Bell’s Life in London, 4 Ocak)
– İlk devlet demiryolu (Belçika, 5 Mayıs)
– İlk elektrik ampulü (25 Temmuz)
– İlk jinekoloji koğuşu (Dublin, Rotunda Hastanesi)
– “Sağdan gidiniz” kuralının ilk uygulanışı (Fransa)
1836 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk özel eğitimli hemşire (Almanya, 20 Ekim)
– İlk satranç dergisi (La Palamede, Paris)
– İlk yataklı vagon
1837 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Körler için ilk dergi (ABD, Ocak)
– İlk elektrik motoru (25 Şubat)
– İlk tren biletleri (İngiltere, Nisan)
– İlk paraşüt kazası (Robert Cocking’in ölümü, İngiltere, 24 Temmuz)
– İlk yüzme yarışı (6 Ağustos, Londra)
– İlk galvanize demir (25 Ağustos, Londra)
– İlk kadınlar koleji (8 Kasım)
– İlk haber ajansı (Agence Havas, Paris)
1838 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Mors alfabesinin geliştirilmesi (New Jersey, ABD, 8 Ocak)
– İlk. hazır zarf (1 Kasım)
1839 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Ay’ın ilk fotoğrafı (Louis Daguerre, Paris, 2 Ocak)
– İlk fotoğraf sergisi (Paris, 24 Haziran)
– İlk istasyon oteli (Eylül)
– İlk vulkanize kauçuk (Charles Goodyear, ABD, Aralık)
– Yapay ışıkla ilk fotoğraf (Londra, Aralık)
– İlk metal gövdeli savaş gemisi
– İlk elektrikli lokomotif
– İlk bisiklet
– İlk mikrofilm
– İlk yapay gübre
1840 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk dişçilik okulu (İngiltere, 1 Şubat)
– İlk fotoğraf stüdyosu (4 Mart)
– İlk pul koleksiyoncusu
– Trenlerde ilk grup ve öğrenci indirimi
– İlk müzik-hol
– İlk fotoğrafçılık derneği
– Kayakla ilk yüksek atlayış (Norveç)
– Saksofon (Belçikalı Adolphe Sax buldu)
– İlk çıplak fotoğraf (Paris’te, N.P. Lerebouis çekti)
1841 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk dedektif öyküsü
– Üç boyutlu ilk fotoğraf
– İlk sıkmalı tüp
– İlk ekspres tren seferi
– Elektrikli ilk sokak lambası
– İlk futbol kulübü
1842 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk anestezi (30 Mart)
– İlk çamaşırhane
– İlk tam sayfa resimli gazete ilanı (10 Temmuz)
1843 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Tiyatroda ilk matine (New York, 25 Aralık)
– İlk kayak yarışması (Trömso, Norveç)
– İlk sabun tozu
– Üretilen ilk sigara
– İlk kadın fotoğrafçı
1844 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk basın telgrafı
– Hotelde ilk balayı dairesi
– İlk air condition
1845 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk havalı (pnömatik) lastik (10 Aralık)
– İlk eronatik dergisi (The Bolloon, Londra)
– İlk reklam takvimi (New York’ta Auburn Sigorta Şirketi bastırdı)
– İlk kabartma tozu
1846 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk sahra gazetesi (6 Haziran)
– İlk beyzbol maçı (New Jersey, 19 Haziran, Nine-Knickerbocker)
– İlk dergi fotoğrafı (Haziran)
– İlk haki üniforma
– İlk savaş fotoğrafı
1847 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Çift katlı otobüs (Nisan)
– İlk komünist partisi (1 Haziran)
– İlk fotoğraf dergisi (Le Daguerrotype, Paris)
– Bağımsızlığını kazanan ilk Afrika ülkesi (Liberya, 26 Temmuz)
– İlk taksimetre (Londra)
1848 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk medyumlar (31 Mart)
– İlk beyaz olmayan parlamenter (22 Ağustos)
– Gazetede ilk hava raporu (31 Ağustos)
– İlk çiklet
– İlk model uçak
– İlk emniyet kemeri
1849 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk kadın doktor
– İlk uluslararası yat yarışı (Bermuda, 8 Mayıs)
– İlk kaza sigortası
– İlk telefon
– İlk satranç turnuvası
– İlk kuru temizleme
1850 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk resimli posta pulu (1 Ocak)
– İlk tren feribotu (7 Şubat)
– İlk blucin
– İlk soğutma tesisi

1851 tarihinde gerçekleşen ilkler

– Uluslararası sergi (1 Mayıs, Londra)
– İlk kokteyl salonu
– İlk dondurma fabrikası
– Ev tipi ilk dikiş makinesi
– İlk oftalmoskop
1852 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk erkekler genel tuvaleti (2 Şubat)
– İlk bayanlar genel tuvaleti (11 Şubat)
– İlk yivli ağızlı şişe (F. Joseph Beltzung, Fransa, 15 Nisan)
– Elektrikli ilk alarm sistemi (ABD, 28 Nisan)
– İlk hava gemisi
– İlk akordeon (M. Bouton, Paris)
– İlk işçi kulübü
– İlk pul albümü
– İlk model (Bayan Marie Worth)
1853 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk akvaryum (21 Mayıs, Londra Hayvanat Bahçesi)
– Otelde ilk bayan garson
– İlk cips
– İlk deri altı şırınga (Fransız Charles Gabriel Pravaz buldu)
1854 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Kenarları tırtıllı ilk posta pulu
– İlk bebek yarışması (14 Ekim)
– İlk su yumuşatma tesisleri (İngiltere)
– İlk parafin lambası
1855 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk kompütür
– İlk sismograf (Deprem kayıt aygıtı, İtalyan Luigi Palmici tarafından bulundu)
1856 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk yapay solunum (Londra, 12 Nisan, St. George’sHastanesi)
– İlk sekiz saat çalışma hakkı (21 Mayıs’ta Avustralya’da tanındı)
– İlk dedektif romanı
– İlk sualtı fotoğrafı
1857 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Jokerli ilk oyun kâğıdı
– Körler için ilk kitaplık
1858 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Uluslararası ilk yüzme yarışması (9 Şubat, Melbourne)
– Elektrikli ilk hırsız alarmı
– İlk çelik gemi
– Ucu silgili ilk kurşunkalem
– İlk parmak izleri
– İlk tonik
– Havadan ilk fotoğraf
– Elektrikle çalışan ilk deniz feneri

– Asfaltlanan ilk cadde (Paris)
– Sigara içen ilk kadın
– İlk evcil kuş yarışması
– İlk menajerlik bürosu
1859 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk moda dergisi (Ocak)
– İlk işçi partisi (22 Mart)
– İlk köpek yarışması
– Elektriğin, evde ilk kullanımı (Temmuz)
– İlk işçi milletvekili

– İlk Pulmann vagon
– İlk trapez gösterisi
– İlk gezici kitaplık
– İlk çocuk bahçesi
1860 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk güneş tutulması resmi (8 Temmuz, ispanya, Fr. Secchi çekti)
– İçten patlamalı motor üretimi
– İlk Dry Martini
1861 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk fırtına uyarısı

– İlk renkli fotoğraf
– İlk hava tahmini
– İlk posta kartı
1862 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk pul kataloğu
– İlk otomobil
– İlk pul dergisi
– İlk termoplastik
– İlk yaya geçidi
1863 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk metro (10 Ocak)
– İlk faksimile (16 Şubat)
– Uluslararası ilk Kızılhaç Örgütü (17 Şubat)
– İlk atletizm kulübü (Haziran)
– İlk ağır siklet boks şampiyonası (8 Aralık’ta İngiliz Tom King, ABD’li John C. Heenan’ı yendi)
– İlk restoran-vagon
– İlk petrol tankeri

– İlk hastane treni

– İlk dinamit
1864 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Denizaltı tarafından batırılan ilk gemi (17 Şubat)
– İlk etsuyu özü
– İlk motorlu tekne
– İlk polis kaskı
– İlk balina gemisi
1865 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk hız limiti (5 Temmuz)
– İlk kadın doktor (28 Eylül)
– İlk petrol boru hattı (Ekim)
– İlk cep çakmağı (7 Kasım)
– İlk pul müzayedesi (29 Aralık, Paris)
– İlk hediye kuponu
1866 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk kadın dişçi (21 Şubat)
– İlk çelik köprü (Paris)
1867 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Mikropsuz ortamda yapılan ilk ameliyat (17 Haziran, İskoçya)
– Manş’ı kanoyla ilk geçiş (19 Ağustos)
– Parlamento seçimlerinde oy veren ilk kadın (26 Kasım)
– Otomatik satış makinesi
1868 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Kadınlararası ilk bisiklet yarışı (Fransa, 1 Kasım)
– İlk kapalı salon atletizm yarışmaları (11 Kasım)
– İlk trafik lambası (10 Aralık)
– İlk resimli çikolata kutusu
– İlk torpido
– İlk holding (Pennsylvania Co.)
– İlk futbol turnuvası (İngiltere)
1869 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Uluslararası ilk bisiklet yarışı (6 Mart, Londra)
– İlk krematör (10 Mart)
– İlk bisiklet dergisi (La Velocipede Illustre, Paris, 19 Haziran)
– İlk margarin (15 Temmuz)
1870 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk kadın borsa bankeri (19 Ocak)
– İlk tüp geçit (2 Ağustos)
– İlk daktilo üretimi (Ekim)
– Tümüyle metal gövdeli ilk bisiklet
1871 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk yarım ton fotoğraf (Mayıs)
– İlk postayla sipariş servisi (15 Eylül)
– İlk kadınlar kulübü
– Sirkte ilk güvenlik ağı
– İlk rüzgâr tüneli
1872 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk ulusal park (Yellowstone, 1 Mart)
– İlk futbol kupa finali (Londra, 16 Mart, Wanderers: 1—Royal Engineers: 0)
– Resimli ilk posta kartı
– Yehova Şahitleri’nin çıkışı
1873 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk cep sözlüğü
– İlk gazete fotoğrafı (2 Aralık)
– İlk daktilo mağazası
1874 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Fidye için kaçırılan ilk çocuk (Charley Ross, 1 Temmuz, ABD)
– İlk DDT (1 Ağustos, Fransa)
– İlk yaz okulu (New York, 4 Ağustos)
– İlk bayan bisikleti
1875 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk silahsızlanma kampanyası (Barış Derneği, Liverpool, 23 Ocak)
– Manş’ın yüzülerek ilk geçilişi (24-25
– Ağustos, Matthews Webb, 22 saat)
– Elektrikle aydınlatılan ilk fabrika (Almanya)
– İlk telif ajansı
– İlk daktilo memuresi
– Elektrikle aydınlatılan ilk istasyon (Gare du Nord, Paris)
1876 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk krematoryum (22 Ocak)
– Atlantik’i tek kolla yüzme (Alfred Johnson, 11 Ağustos, 57 gün)
– İlk cinsel eğitim
1877 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Uzun mesafeli ilk telefon görüşmesi (292 Km, 3 Nisan)
– İlk telefon santralı (17 Mayıs)
– İlk torpido bot (HMS Lightning, Mayıs, İngiltere)
– İlk fonograf (6 Aralık)
– Savaşta ilk telefon kullanımı (Hindistan)
– İlk daktilo kursu
– Kızılay Derneği’nin kuruluşu (Türkiye)
1878 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Torpidoyla batırılan ilk gemi (25 Ocak, Batum ‘da Türk gemisi)
– İlk full-time santral görevlisi (28 Ocak)
– İlk fonograf üretimi (24 Nisan)
– İlk donmuş et (Le Havre’dan Buenos
– Aires’e gönderildi, 7 Mayıs)
– Kadın santral görevlisi
– Esperanto’nun çıkışı (17 Aralık)
– Kadın polisiye yazarı
1879 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk karavan tatili (29 Ocak)
– İlk mağazalar zinciri (22 Şubat)
– Sakarin (27 Şubat’ta Baltimore’da, Johns Hopkins Üniversitesi’nde Constantine Fahlberg ve Prof. Ira Remsen – tarafından bulundu)
– Asansör takılan ilk işhanı (Eylül)
– Telefonlara numara verilmesi
1880 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk radyo-telefon
– Telefonla cepheden haber veren ilk savaş muhabiri (19 Nisan)
– Elektrikli asansör
– Minyatür elektrik motoru
– Erkek kol saati
1881 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk sosyalist parti (8 Haziran, İngiltere)
– Madenci lambası (8 Haziran, İngiltere)
– Stereofonik ses sistemi (30 Ağustos, Fransa)
– Elektrik santralı (1 Ekim)
– İlk hidrolik ekskavatör
1882
– Yeraltı telefon kablosu (16 Nisan, ABD)
– İlk troleybüs (27 Nisan, Berlin)
– Elektrikli ütü (6 Haziran, New York)
– Elektrik mühendisliği okulu (1 Temmuz, Londra)
– Elektrikle aydınlatılan ilk Noel ağacı (Aralık)
– Elektrikli vantilatör
– Donanma eğitim gemisi (George Stage, Danimarka)
– Judo (Tokyo’da, Kadokan Enstitüsü’nde, Dr. Jogoro Kano geliştirdi)
1883 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk benzinli otomobil
– İlk polis koleji (Paris)
– İlk buji (Paris)
1884 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk reklam yarışması (Mart, ABD)
– İlk lokal anestezi (15 Eylül)
– Jetonlu tartı makinesi (13 Aralık)
– Buhar türbini
– İlk mikrofilm kitaplığı (Paris)
1885 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk apandis ameliyatı 4 Ocak)
– İlk profesyonel futbol ligi (İngiltere, 20 Haziran)
– Eldivenle yapılan ilk ağır siklet dünya boks şampiyonluğu maçı (29 Ağustos,
Cincinnati, John L. Sullivan “ABD”, ile Dominick McCaffery’yi “ABD” yendi)
– İlk self-servis kafeterya (4 Eylül, New York)
– İlk benzin pompası (5 Eylül)
– İlk motosiklet (W Kasım)
– İlk güneş gözlüğü (Philadelphia)
1886 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk Coca Cola (29 Mart, ABD)
– İlk benzin motorlu tekne (Ağustos)
– İlk kadın yontusu (11 Ekim)
– Briçin çıkışı
– Torpido yüklü denizaltı
– Otomatik bilet makinesi
1887 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Başkentler arasında ilk telefon bağlantısı (Paris-Brüksel, 24 Şubat)
– İlk kadın belediye başkanı (17 Mart)
– İlk motor yarışı (20 Nisan)
– İlk hatıra pulu (Temmuz)
– İlk reklam fotoğrafı (11 Kasım)
– İlk sosyalist parlamenter
– İlk elektrokardiyogram
– İlk elektrikli ısıtıcı
– İlk Esperanto metin
– İlk kontakt lens
1888 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk toplama makinesi (Ocak)
– Politik karikatür yayınlanması (2 Şubat)
– Havalı bisiklet lastiği (28 Şubat)
– İlk haber fotoğrafı (10 Mart, Illustrated London Nevs)
– Otomobil üretimi (16 Mart)
– Yuvarlak plak çalabilen pikap (16 Mayıs)
– İlk güzellik yarışması (19 Eylül)
– İlk sinema filmi (Ekim)
– İlk foto-finiş aygıtı (New Jersey)
– İlk otobüs
– İlk motor bayii
1889 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk motorlu araç vergisi (1 Ocak)
– Bilgi işleyebilen ilk kompütür (8 Ocak)
– Havalı lastikli ilk yarış bisikleti (Belfast, 18 Mayıs)
– Esperanto gazete (Nuremberg, 1 Eylül)
– İlk müzik kutusu (23 Kasım)
– Yaratıcı reklam ajansı
– İlk benzinli traktör
– İlk elektrikli fırın
– İlk açlık grevi
– İlk bulaşık makinesi
– İlk jetonlu telefon
– Elektrikli ilk dikiş makinesi
1890 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Futbolda ilk kale ağları (İngiltere, 1 Ocak)
– İlk elektrikli sandalye (6 Ağustos)
– İlk elektrikli metro (4 Kasım)
– İlk epidiyaskop
1891 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk emekli maaşı (1 Ocak)
– İlk plak dergisi (Phonogram, ABD, 1 Ocak)
– İlk telefon link hattı (Londra-Paris, 1 Nisan)
– İlk pul makinesi (Mayıs)
– İlk moda fotoğrafı (4 Kasım)
– İlk küvöz
– İlk plak katalogu
– İlk diş macunu tüpü
1892 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk basketbol kuralları (15 Ocak)
– Poliste ilk parmak izi bürosu (31 Mart)
– İlk otomatik telefon görüşmesi (3 Kasım)
– Futbolda ilk büyük transfer (Aston
– Villa, Willie Groves için 100 sterlin ödedi)
– İlk psiko-analiz (Sigmund Freud, Viyana’da yaptı)
– İlk seyyar banka (Yeni Zelanda)
– İlk termos (İngiltere)
– İlk kadın sürücü
1893 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk film stüdyosu (1 Şubat)
– İlk yakın çekim (2 Şubat)
– Hızı saatte 100 mili aşan ilk tren (9
– Mayıs, Sirakuza, 102.8 m/s)
– İlk dizel motoru (10 Ağustos)
– İlk park yasakları (14 Ağustos)
– İlk plakalar (14 Ağustos)
– İlk ehliyet (14 Ağustos)
– İlk destroyer (28 Ekim)
– İlk renkli gazete ilavesi (19 Kasım)
– İlk fermuar
1894 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk striptiz (13 Mart)
– Sinema filmlerinin ilk ticari gösterimi (14 Nisan)
– İlk spor filmi (14 Haziran)
– Denizaşırı ilk futbol deplasmanı (Sunderland FC, ABD’ye gitti)
1895 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Soyluluk unvanı alan ilk tiyatrocu (24
Mayıs)
– İlk benzinli motor yarışı (11 Haziran)
– İlk haber filmi (20 Haziran)
– İlk film aktörü (28 Ağustos)
– İlk komedi filmi (28 Aralık)
– X ışınlarının tıpta ilk kullanımı (Viyana, 28 Aralık)
– İlk servis istasyonu
– Otomobil kullanan ilk doktor
– İlk kadın futbol kulübü (İngiltere)
– İlk voleybol (ABD)
1896 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Aşırı hızdan ceza yiyen ilk sürücü (28 Ocak)
– İlk ışın tedavisi (Chicago, 29 Ocak)
– İlk kiralık araba (Ocak)
– İlk modern olimpiyatlar (Atina, 6 Nisan)
– Sinemada ilk öpüşme sahnesi
– İlk sinema (26 Haziran)
– İlk araba hırsızlığı (9 Haziran)
– İlk otomobil kazası (17 Ağustos)
– İlk kalp ameliyatı (9 Eylül)
– İlk motosiklet yarışı (20 Eylül)
– İlk otomobil sigortası (2 Kasım)
– İlk film dergisi (Phonoscope, New York, 15 Kasım)
– Yapay ışık kullanılan ilk stüdyo (Kasım)
– İlk radyo (12 Aralık)
– İlk taksi
– İlk IQ testi
– İlk numara kadranlı telefon
1897 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Geniş ekranlı ilk film (17 Mart)
– İlk röntgen filmi (Glascow’da Dr. Macintyre, bir kurbağanın dizini çekti.)
– Filme alınan ilk savaş (Türk-Yunan Savaşı, Nisan)
– İlk taksimetre (Mayıs)
– İlk reklam filmi (5 Ağustos)
– İlk sarhoş sürücü (10 Eylül)
– İlk radyo istasyonu (Kasım)
– İlk kiralık kostümcü
– İlk plak kayıt stüdyosu
– İlk portatif daktilo
1898 tarihinde gerçekleşen ilkler
– Öldürülen ilk şoför (12 Şubat)
– İlk tampon (21 Mayıs)
– Ehliyet alan ilk kadın (Mayıs)
– Dikenli telden çitler
– İlk posta kamyoneti (17 Haziran)
– İlk kadın mimar
– İlk profesyonel basketbol ligi (ABD)
– İlk hoparlör
– İlk masatenisi
– İlk ağır çekim film
– İlk Pepsi-Cola
1899 tarihinde gerçekleşen ilkler
– İlk motosiklet kazası (11 Şubat)
– İlk radyo imdat çağrısı (17 Mart)
– Orduda motosikletlerin ilk kullanımı (30 Mart)
– İlk aspirin üretimi (Mayıs)
– İlk yürüyen merdiven (9 Haziran)
– İlk garaj
– İlk polis köpeği
– İlk periskop

Kaynak : dunyaninilkleri.com

Bir süredir aforizma yayınlıyoruz bugün sırada Che Guevara var. Elbette bu büyük devrimcinin hayatını aforizmalarından sonra okuya bilirsiniz.İyi okumalar.

Che Guevara - 1959

Che Guevara – 1959

*    Ne kadar farklı olursa olsun; sana ait olmayana tenezzül etme, Ve ne kadar basit olursa olsun senin olandan Asla vazgeçme.
*    Ayakkabılarımın altı delikti ; ama üstü her zaman boyalıydı.
*    Aç insanların karnını doyurduğum zaman bana kahraman diyorlar. Bunların neden aç olduğunu sorduğum zaman ise; bana komünist diyorlar.
*    Vur, korkak herif, sonuçta sadece bir adam öldüreceksin. (Ölmeden önce, katiline)
*    Belki Hiç Birşey Yolunda Gitmedi Ama Hiçbir Şey De Beni Yolumdan Etmedi!”
*    Hayatta Öyle Seçimler Yap Ki; Kazandığın Şeyler, Kaybettiklerine Değsin…
*    Hayatta Daima Gerçekleri Savun! Takdir Eden Olmasa Bile, Vicdanına Hesap Vermekten Kurtulursun.
*    Kaybetmekten Korkma; Birşeyi Kazanman Için Bazı Şeyleri Kaybetmelisin. Ve Unutma; Kaybettiğinde Değil, Vazgeçtiğinde Yenilirsin.
*    Birşeyi Yapmak Için, Onu Çok Sevmelisiniz. Birşeyi Sevmek Için, Ona Delicesine Inanmalısınız.
*    Kaybettiğin Tek Savaş, Uğrunda Savaşmaktan Vazgeçtiğindir.
*    Ölüm seni yanıltmasın.. düşün yaşayanları alnını korkusuzca kaldır kimin yanındasın yerin neresi, ve senin en çaresiz anında tek silahın nedir?
*    Ben Ernesto’ydum sadece Ernesto, sizde sadece birşey olarak var olursunuz.Che olmayı kendim istedim, sizde inanırsanız olursunuz, inanırsanız.
*    Ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin… Savaş sloganlarımız kulaktan kulağa yayılacaksa ve silahlarımız elden ele geçecekse ve başkaları mitralyöz sesleriyle, savaş ve zafer naralarıyla cenazelerimize ağıt yakacaklarsa ölüm hoş geldi, safa geldi…
*    Devrimcinin görevi devrim yapmaktır.
*    Gerçekçi olalım, imkansızı isteyelim.
*    Devrimden başka bir hayat yoktur.
*    Bir yalan, hangi amaç için söylenmiş olursa olsun, her zaman, en kötü gerçekten daha kötüdür.
*    Şansın yok, bunu kullan!
*    Bir, iki, birden çok Vietnam yaratalım.
*    Birşeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Birşeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız.
*    Savaşan, kaybedebilir. Savaşmayan, çoktan kaybetmiştir.
*    En önemlisi,dünyanın neresinde olursa olsun her haksızlığı kendinize karşı yapılmış gibi hissetme kaabiliyetinizi koruyabilmenizdir. Bu bir devrimcinin en önemli özelliğidir.
*    Dizlerimin üzerinde yaşamaktansa,ayaklarımın üzerinde ölmeyi tercih ederim.
*    Bir devrimci başkasına atılan tokadı kendi yüzünde hissedendir..
*    Bir çiçeği katledebilirsiniz ama baharı asla!
*    Bizim gibi kaşifler burjuvalara otel parası ödemektense ölmeyi tercih ederler.
*    Yağmur komünisttir; çünkü herkese eşit yağar. Rüzgar ise kapitalisttir zayıf olanı yıkar.
*    Düşmanın Yoksa, Hayatta Hiç Başarılı Olamadın Demektir.
*    Yoksula Gülmedim, Zenginliğe Özenmedim, Faşistleri Sevmedim, Ezilenleri Dövmedim, Ben Devrimci Doğdum, Devrimci Öleceğim.

Ernesto Che Guevara kimdir?

Che Guevara 22 yaşında iken, yıl 1951.

Che Guevara 22 yaşında iken, yıl 1951.

Ernesto “Che” Guevara, kısaca Che Guevara ya da el Che, (14 Mayıs 1928- 9 Ekim 1967), Arjantinli doktor, marksistpolitikacı, Küba gerillaları ile Enternasyonalist gerillaların lideri ve devrimcidir.

Tıp eğitimi alırken Latin Amerika’yı baştan başa dolaştı ve bu sayede birçok insanın karşı karşıya kaldığı yoksulluğu doğrudan gözlemleyebildi. Bu deneyimler sonucunda bölgedeki ekonomik eşitsizliği ortadan kaldırmanın tek yolunun devrim olduğuna ikna olarak Marksizm’i incelemeye başladı ve Başkan Jacobo Arbenz Guzmán’ın önderliğinde Guatemala’nın sosyal devrimine katıldı.

Bir süre sonra 1959 yılında Küba’da yönetimi ele geçiren Fidel Castro’nun askeri nitelikli 26 Temmuz Hareketi’nin bir üyesi oldu. Yeni hükümette çeşitli önemli görevlerde bulunduktan, gerilla savaşı teorisi ve uygulamaları üzerine makaleler ve kitaplar yazdıktan sonra diğer ülkelerdeki devrimci hareketlere katılmak üzere 1965 yılında Küba’dan ayrıldı. İlk olarak Kongo-Kinşasa’ya (sonraları Kongo Demokratik Cumhuriyeti) daha sonra da CIA ve Amerikan Ordusu Özel Harekât Birlikleri’nin ortak operasyonu sonrası yakalanacağıBolivya’ya gitti. Guevara 9 Ekim 1967’de Vallegrande yakınlarındaki La Higuera’da Bolivya Ordusu’nun elindeyken öldürüldü. Son saatlerinde yanında bulunanlar ve onu öldürenler, yargısız infaz edildiğine tanıklık etmişlerdir.

Ölümünden sonra Guevara dünya üzerinde sosyalist devrimci hareketlerin sembolü haline gelmiştir. Guevara’nın Alberto Kordatarafından çekilen fotoğrafı “dünya üzerindeki en ünlü fotoğraf ve 20. yüzyılın sembolü” olarak nitelenmiştir.

Aile geçmişi ve gençliği

 Aleida March, Camilo (h), Hilda (h), Che ile Celia (h) Aleida'nın dostlarıyla(h), 1963.

Aleida March, Camilo , Hilda , Che ile Celia Aleida’nın dostlarıyla, 1963.

 

Ernesto Guevara, İspanyol ve İrlanda asıllı bir ailenin beş çocuğunun en büyüğü olarakArjantin’in Rosario şehrinde dünyaya gelmiştir. Annesinin ve babasının soyu Basklara dayanır.Bask[›] Doğum belgesinde doğum tarihi olarak 14 Haziran 1928 görünmesine karşılık bazı kaynaklarda aynı yılın 14 Mayıs günü doğduğu belirtilmektedir.[7]

Guevara’nın atalarından Patrick Lynch 1715 yılında İrlanda’da Galway’de doğmuş, İrlanda’yı terk edip İspanya’nın Bilbao şehrine, oradan da Arjantin’e gitmiştir. Guevara’nın büyük büyükbabası Francisco Lynch 1817’de büyükannesi Ana Lynch 1868’de doğmuştur.Ana Lynch’in oğlu ve Che’nin babası Ernesto Guevara Lynch 1900 yılında doğmuştur. Guevara Lynch 1927’de Celia de la Serna y Llosa ile evlenmiş ve üç erkek, iki kız çocukları olmuştur.

Guevara, çocukluğunda, bu sol eğilimli üst sınıf ailede bile dinamik kişiliği ve radikal görüşleriyle bilinirdi. Her ne kadar yaşamı boyunca onu etkileyecek olan astım krizlerinden ıstırap çekse de mükemmel bir atlet olmuştur. Bu engeline rağmen hevesli bir rugby oyuncusuydu ve ‘’Fuser’’ (aşırı saldırgan oyun tarzı nedeniyle verilen, azgın, kudurmuş anlamına gelen ‘’El Furibundo’’ sözcüğü ile annesinin soyadı olan ‘’Serna’’dan oluşturulmuş bir takma isim) lakabıyla anılmaktaydı. Guevara babasından satranç öğrendikten sonra 12 yaşından itibaren yerel turnuvalara katılmaya başladı. Ergenlik döneminde şiire, özellikle de Pablo Neruda’nın şiirlerine merak saldı. . Guevara, Latin Amerika’da kendi sınıfında yaygın olduğu üzere yaşamı boyunca şiir yazdı. Pek çok konuya meraklı, hevesli bir okuyucuydu, ilgilendiği kitaplar Jack London ve Jules Verne’in macera klasiklerinden, Sigmund Freud’un cinsellik üzerine denemelerine ve  Bertrand Russell’ın toplum felsefesi üzerine tezlerine kadar giden bir çeşitlilik gösteriyordu. Ergenliğinin son dönemlerinde fotoğrafçılığa merak saldı ve vaktinin önemli kısmında insanları, gittiği yerleri ve sonraları da arkeolojik alanları fotoğrafladı.

Guevara, tıp öğrenimi için 1948’de Buenos Aires Üniversitesi’ne girdi. Kesintili öğrenim hayatını, Mart 1953’te tıp öğrenimini bitirip aynı yılın 12 Haziran’ında diplomasını alarak noktaladı.  Uzman hekimlik yapabilmek için gerekli klinik eğitimi tamamlayıp tamamlamadığı açık değildir. Eğer bu klinik eğitimi tamamlamadıysa “doctor en medicina” (tıp doktoru) değil de “médico” (pratisyen hekim) olmuş olabilir.

Guevara öğrenciliği boyunca Latin Amerika’da uzun yolculuklara çıktı. 1951 yılında eski arkadaşı biyokimyager Alberto Granado, yıllardır konuştukları Güney Amerika seyahati için tıp eğitimine bir yıl ara vermesini önerdi. Kısa süre sonra, ‘’La Poderosa II’’ (Güçlü II) adını verdikleri 500 cc.lik 1939 model Norton marka motosikletle Alta Gracia’dan yola çıktılar. Peru’da Amazon Nehri kıyısındaki San Pablo cüzzam kolonisinde gönüllü olarak birkaç hafta geçirmeyi düşünüyorlardı. Guevara’nın bu yolculuğu anlattığı seyahat notları “Notas de viaje’’ 2004 yılında “Diarios de motocicleta” (Motosiklet Günlükleri) adıyla sinemaya uyarlanmıştır.

Bu yolculuk sırasında kitlelerin yoksulluğunu, baskıyı ve güçsüzlükleri yakından gözlemleyen ve Marksizm’den etkilenen Guevara, Latin Amerika’daki ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin tek çözümünün devrim olduğu sonucuna vardı. Yolculukları, Latin Amerika’ya ayrı uluslardan oluşan bir karma yapı olarak değil de kurtuluşu ancak kıta çapında bir strateji ile gerçekleşebilecek tek bir vücut olarak bakmasını sağladı. Sınırları olmayan ve tek bir ‘’mestizo’’ (Avrupalı ve yerli melezi) kültürle bağlanmış birleşik İber-Amerika kurabilmeyi hayal etmeye başladı İber-Amerika[›]. Bu düşünce, sonraki devrimci eylemlerinde öne çıkacaktı. Arjantin’e döner dönmez, Güney ve Orta Amerika’da kaldığı yerden gezilerine devam edebilmek için tıp öğrenimini hızla bitirdi.

Guatemala

che guevera -gerilla

Guevara, 7 Temmuz 1953’te, Bolivya, Peru, Ekvador, Panama, Kosta Rika, Nikaragua,Honduras ve El Salvador’dan geçip aralık ayının son günlerinde Guatemala’ya vardı. O sıralarda popülist bir hükümetin başındaki Başkan Jacobo Arbenz Guzmán özellikle toprak reformu ve diğer değişikliklerle bir toplumsal devrim yapmaya çalışıyordu. Beatriz halasına yazdığı mektupta Guatemala’ya bir süre yerleşmesinin sebebini şöyle açıklıyordu: “Guatemala’da gerçek bir devrimci olabilmek için gerekli ne varsa yapacağım ve kendimi mükemmelleştireceğim.” Ğ

Jon Anderson’a göre Guevara’nın Guatemala’daki ana siyasi bağlantısı Perulu sosyalist Hilda Gadea’ydı. ‘’American Popular Revolutionary Alliance’’ (APRA) (Amerikan Popüler Devrimciler İttifakı. Lideri Víctor Raúl Haya de la Torre olan siyasi bir oluşum.) üyesi olan Gadea, Arbenz hükümetindeki birçok üst düzey politikacıyı Guevara ile tanıştırdı. Daha önce Kosta Rika’da tanıştığı ve Fidel Castro ile bağlantılı bir grup Kübalı sürgünle de bağlantı kurdu. Bu sürgünlerin arasında Küba’nın Oriente eyaletindekiBayamo’da bulunan ‘’Carlos Manuel de Céspedes’’ barakalarına yapılan saldırıyla bağlantısı olan Antonio ‘’Nico’’ López de vardı.[11]. LopezGranma Küba’ya çıktıktan kısa süre sonra ‘’Ojo del Toro’’ köprüsünde hayatını kaybedecekti.[12] Siyah İsa ile ilgili dinî eşyaların satışında bu ‘’moncadista’’lara katılan Guevara aynı zamanda Venezuelalı iki sıtma uzmanına da yardımcı olmuştur. Bu sıralarda, Arjantinlilere özgü, “hey”, “dostum”, “birader” anlamına gelen “che” ünlemini çok sık kullanması nedeniyle ünlü “Che” takma adını kullanmaya başlamıştır (/tʃe/olarak telaffuz edilir). Yalnızca Arjantin, Paraguay ve Uruguay ile Brezilya’nın güneyinde kullanılan bu sözcük, kullananın Rio de la Plata bölgesinden geldiğini gösterir.

Ekonomik durumu genellikle pek iyi değildi ve Hilda’nın ziynet eşyalarını rehine vermek zorunda kalmıştı. 15 Mayıs 1954’te Komünist Çekoslovakya’dan Arbenz hükümetine destek olarak gönderilen yüksek kalitede Skoda piyade ve hafif topçu silahları İsveç gemisi ’’Alfhem’’ ile Puerto Barrios’a ulaştı. Bu silahların miktarı CIA tarafından 2.000 ton ve ilginç bir şekilde John Lee Anderson tarafından da 2 ton olarak tahmin edilmektedir. (Anderson’ın tahmin ettiği miktarın yazım hatası olduğu sanılmaktadır çünkü bu rakamdan bahseden güvenilir kayıt sayısı çok azdır.) Guevara yeni bir vize almak üzere kısa süre için El Salvador’a geçti ve Guatemala’ya geri döndü.

Bu sırada CIA tarafından desteklenen Carlos Castillo Armas liderliğindeki darbe başlamıştı. Arbenz karşıtı kuvvetler, Çekoslovak silahlarının trenler yardımıyla dağıtılmasını durduramıyorlardı ancak güçlerini toparladıktan sonra hava desteğinin yardımıyla ilerlemeye başlamışlardı.

Guevara birkaç günlüğüne Komünist Gençlik tarafından örgütlenen silahlı milislere katılmış, bu grubun harekete geçmemesi üzerine tekrar tıbbi hizmetlere dönmüştür. Darbenin ardından Guevara çarpışmak için gönüllü oldu ancak Arbenz yabancı destekçilerinin ülkeyi terketmesini istiyordu. Gadea tutuklandıktan sonra Guevara kısa süre için Arjantin konsolosluğunda saklandı ve sonra Meksika’ya geçti.

Arbenz hükümetinin CIA destekli bir darbeyle devrilmesi üzerine, Guevara’nın Amerika Birleşik Devletleri’nin emperyalist bir güç olduğuna ve Latin Amerika ve diğer gelişmekte olan ülkelerdeki sosyoekonomik eşitsizlikleri düzeltmeye çalışan hükümetlere karşı koyacağına dair görüşleri kesinleşti. Bu onun sosyalizmin ancak silahlı mücadele sonunda elde edilebileceği ve bu koşulları da ancak silahlanmış bir halkın savunabileceği yönündeki düşüncelerini kuvvetlendirmiştir.

Küba

Eylül 1954’te Meksika’ya gelişinden kısa süre sonra, Guevara Nico López ve Guatemala’dan tanıdığı diğer Kübalı sürgünlerle arkadaşlığını tazeledi. Haziran’da López onu Raúl Castro ile tanıştırdı. Birkaç hafta sonra Küba’daki siyasi hapishaneden salıverilen Fidel Castro Meksika’ya geldi ve 8 Temmuz 1955’te Raúl, Guevara’yı Fidel Castro ile tanıştırdı. Bütün gece süren ateşli bir sohbetin ardından Guevara, Castro’nun aradığı esin kaynağı devrim lideri olduğuna kanaat getirerek Küba diktatörüFulgencio Batista’yı devirmek için kurulan ‘’26 Temmuz Hareketi’’ne katıldı. Grubun doktoru olmasına karar verildiyse de hareketin diğer üyeleriyle askerî eğitime katıldı, eğitimin sonunda eğitmenleri AlbayAlberto Bayo tarafından en göze çarpan öğrenci olarak nitelendirildi. Bu sırada Gadea, Guatemala’dan gelmişti ve Guevara ile ilişkileri devam ediyordu. 1955 yazında hamile olduğunu söyleyince, Guevara hemen evlenmelerini önerdi. 18 Ağustos 1955’te evlendiler ve 15 Şubat 1956’da Hilda Beatriz adını verdikleri kızları doğdu.

25 Kasım 1956’da Tuxpan, Veracruz’dan Küba’ya doğru yola çıkan Granma yatında Kübalı olmayan tek kişi Guevara’ydı. Karaya çıkar çıkmaz Batista’nın askerlerinin saldırısına uğrayan ekibin yarısı hemen orada veya yakalandıktan sonra öldürüldü. Guevara, bu çatışmada kaçan bir yoldaşın düşürdüğü cephaneyi almak için tıbbî malzeme çantasını bıraktığını ve o ânı, doktordan savaşçıya dönüştüğü an olarak hatırladığını yazar.  Hayatta kalan 15–20 isyancı kaçarak Sierra Maestra dağlarına saklanır ve Batista rejimine karşı gerilla savaşına girişir.

Yoldaşları tarafından cesareti ve askerî yeteneği nedeniyle saygı gören Guevara isyancılar arasında bir lider, bir Comandante Comandante[›] olur.. Birçokları için de “acımasızlığı” nedeniyle korkulan kişidir. Muhbir, kaçak ve casus olarak suçlu bulunan birçok kişinin infazından sorumludur. 1958 Aralığının son günlerinde devrimin en önemli olaylarından olanSanta Clara’ya saldıran “intihar timi”ni (isyan ordusundaki en tehlikeli işleri bu tim yapıyordu) yönetti.Generallerinin ve özellikle de General Cantillo’nun ‘’Central America’’ isimli çalışmayan şeker fabrikasında Castro ile buluştuğunu ve isyan lideri ile ayrı bir barış pazarlığı yaptığını öğrenen Batista 1 Ocak 1959’da Dominik Cumhuriyeti’ne kaçmıştır.

7 Şubat 1959’da zafer kazanan hükümet tarafından Guevara “doğuştan Küba vatandaşı’’ ilan edildi. Kısa süre sonra Meksika’dan Granma yatıyla yola çıkmadan önce, ayrıldığı Gadea ile evliliğini resmen sona erdirmek için boşanma işlemlerine başladı. 2 Haziran 1959’da, 26 Temmuz Hareketi’nin Küba doğumlu bir üyesi olan ve 1958 sonlarından beri birlikte yaşadığı Aleida March ile evlendi. 

La Cabaña hapishanesinin komutanlığına atandı ve 2 Ocak 1959’dan 12 Haziran 1959’a kadar altı ay boyunca üstlendiği bu görevdeyken Batista rejiminin memurlarının, BRAC gizli servis (Buró de Represión de Actividades Comunistas/Komünist eylemlerin bastırılmasından sorumlu servis) mensuplarının, savaş suçlusu olduğu iddia edilenlerin ve siyasî muhaliflerin yargılanması ve infazından sorumlu oldu. TIME dergisine göre, yönettiği yargılamaların “adil” olmadığı iddia edilmekteydi. Daha sonra Ulusal Toprak Reformu Enstitüsü’nde önemli bir göreve geldi INRA[›] ve Küba Merkez Bankası’nın başkanı oldu. BNC[›] (sık sık parayı kınadığı ve yürürlükten kaldırılmasını desteklediği için bu horgörüyü göstermek adına Küba paralarını takma adı olan “Che” ile imzalamıştır).

Bu sıralarda satranca olan ilgisi tekrar canlanan Guevara Küba’da yapılan ulusal ve uluslararası turnuvalara katılmıştır. Özellikle genç Kübalıları oyunu öğrenmeleri için teşvik ediyor ve onların ilgisini çekecek etkinlikler düzenliyordu.

1959 yılından itibaren Guevara Küba’dan, diğer ülkelerdeki devrimci hareketlere yardım etti ama bunların tümü başarısızlıkla sonuçlandı. İlk deneme Panama’da yapılmıştı, diğer bir eylem de 14 Haziran’da Dominik Cumhuriyeti’nde yapıldı. (“El Argelino” diye de bilinen Henry Fuerte ve Enrique Jiménez Moya önderliğinde.)

1960 yılında Guevara ‘’La Coubre’’ silah gemisi patlamasında kurbanlara yardım etti. Kurtarma operasyonu sırasındaki ikinci patlamayla birlikte ölü sayısı yüzü aşmıştır.[26] Bu patlamada ölenlerin cenaze töreninde Alberto Korda Che’nin ünlü fotoğrafını çekmiştir. La Coubre’nin sabotaj ya da kaza sonucu mu patladığı bilinmemektedir. Sabotaj olduğunu iddia edenler, sorumlu olarak Merkezî Haberalma Örgütü’nü (CIA),[27] ve sabotajı yapan kişi olarak da merkezî eyaletlerdeki Batista karşıtı güçlerden Guevara’nın rakibi olan ve daha sonra CIA ajanı olduğu sanılan William Alexander Morgan’ı gösterirler.[28] Kübalı sürgünler, patlamanın sorumlusunun Guevara’nın SSCB’ye sadık rakipleri olduğunu ileri sürerler. [29]

Guevara daha sonra Sanayi Bakanı MININD[›] olarak Küba sosyalizminin açık ve kesin bir hale gelmesine yardımcı olmuş, ülkenin önde gelen kişileri arasına girmiştir. “Gerilla Savaşı’’ adlı kitabında silahlı başkaldırıya önayak olacak geniş örgütlere gerek duymadan küçük bir gerilla grubu (‘’foco’’) tarafından başlatılan Küba modeli devrim fikrinin tekrar edilmesini savunmuştur. El socialismo y el hombre en Cuba (1965) (Küba’da sosyalizm ve insan) adlı denemesinde sosyalist devletle birlikte “yeni bir insan” biçimlendirmenin gerekliliğini savunur. Bazıları Guevara’yı bu ‘’yeni insan’’ın alımlı ve yalın bir modeli olarak görür.

1961 yılındaki Domuzlar Körfezi İşgali’nde Guevara çarpışmalara katılmamıştır. Castro’nun emriyle Küba’nın en batısındaki Pinar del rio eyaletindeki bir kuvvetin başına geçmiş ve burada sahte çıkarma kuvvetini püskürtmüştür. Bu harekât sırasında yüzünden kurşun yarası almış ama kendi silahının kazara ateş almasıyla yaralandığını söylemiştir.

Guevara 1962 Ekim ayında ortaya çıkan Küba Füze Krizi’ne neden olan Sovyet nükleer balistik füzelerinin Küba’ya getirilmesinde anahtar rol almıştır. Birkaç ay sonra İngiliz gazetesi ‘’Daily Worker’’ ile yaptığı görüşmede eğer füzeler Küba kontrolünde olsaydı başlıca ABD şehirlerine doğru bu füzeleri kullanacağını söylemiştir.

Daha detaylı okuma için LÜTFEN TIKLAYINIZ:

 

Türkiye’nin AB üyeliğinin sıkça konuşulmaya başlandığı dönemde İzmir Avrupa Caz Günleri olarak başlayan etkinlik, Gümrük Birliği’ne kabulümüzün ardından hızlanan süreç içinde kapsamı genişletilerek İzmir Avrupa Caz Festivali adını almıştır.

21 CAZ FESTİVALİ İZMİR

4- 20 Mart 2013 tarihlerinde 20’ncisini gerçekleştirdiğimiz Festivalin amacı, Avrupa’nın ve Türkiye’nin kendi alanlarında önemli gelişmeler sağlamış caz sanatçılarını bir araya getirerek bu kültürü geniş kitlelere yaymaktır. İtalya, Fransa, Avusturya, Almanya, Hollanda, Polonya’dan gelen caz sanatçıları İzmirli caz severlerle buluşurken, çok sayıda genç izleyici Avrupa Cazını dinlemek, anlamak, öğrenmek ve sevmek fırsatını bulmaktadır.

İzmir Avrupa Caz Festivali’nin en büyük farkı, eğitim ağırlıklı olmasıdır. Festivale konser vermek için gelen sanatçılar atölye çalışmaları ve ustalık sınıflarıyla İzmirli genç sanatçılara birikimlerini aktarmaktadır. Atölye çalışmalarına katılan başarılı gençlerden ikisi Siena Caz Vakfı ve İKSEV işbirliği ile İtalya’da Siena Yaz Caz Ustalık Sınıfları kurslarına burslu olarak katılmaktadır. Bugüne kadar 18 genç bu olanaktan yararlanmıştır. Ayrıca festivalin resmi afişi, son 11 yıldır, yine genç tasarımcılara yönelik düzenlenen ve tüm Türkiye’den yeteneklerin katıldığı Caz Afiş Yarışması ile seçilmektedir.

FURIO DI CASTRI QUARTET

FURIO-DI-CASTRI-QUARTET

 AÇILIŞ KONSERİ               
          3 Mart, Pazartesi
20:30 AASSM Konser Salonu
Jacopo Albini, tenor saksafon
Fabio Giachino, piyano
Furio di Castri, kontrbas
Ruben Bellavia, davul

Furio Di Castri, Bas

12 Eylül 1955’te Milano’da doğdum. Trompet çalmaya 11 yaşında başladım, daha sonra 13 yaşında elektrobasa geçtim. Önceleri blues ve progressive rock gruplarını ve ritimlerini kendi kendine öğrenen bir müzisyendim. İlk albümümü (Dedalus, Trident records) 1973 yılında yaptım ve o zamandan sonra da kontrbas çalmaya başladım.

1978 yılında Roma’ya taşındım ve orada tenor saksafonist Maurizio Giammarco ve alto sanatçısı Massimo Urbani ile çalmaya başladım. Roma’da bulunduğum sırada Chet Baker ile tanıştım ve 1988’ e kadar  zaman zaman birlikte çaldık. O yıllarda Milano’da Larry Nocella, Luigi Bonafede, Franco d’Andrea ile birlikte çalarak ve Walter Davis jr, Jimmy Knepper, Freddie Hubbard, Art Farmer, Al Grey gibi müzisyenlere katılarak çok aktif bir dönem geçiriyordum.

Şubat 1981’de Enrico Rava’nın kuartetine, birkaç ay sonra da Michel Petrucciani’nin triosuna dâhil oldum. Açıkçası uzun zamandan beri birlikte çalıyoruz. Tam olarak Enrico ile 8 yıl, Michel’le 3 yıldır. Bunun yanı sıra geçmiş yıllarda da birlikte yeni projelere, tur ya da konserlere katılarak veya müzik kayıtları yaptığımız zamanlarda sık sık görüşüyorduk.

1981 yılından bu yana Richard Galliano, Dino Saluzzi, Joe Lovano, Charles Lloyd, Steve Lacy, John Surman, Dave Liebman, Joe Lovano, Pharoah Sanders, Michael Brecker, Sal Nistico, Lee Konitz, Joe Henderson, Franco Ambrosetti, Kenny Wheeler, Charles Tolliver, Ray Anderson, Muhal Richard Abrams, Michel Grailler, Gordon Beck, Franco d’Andrea, John Taylor, Jon Balke,  John Taylor, Paul Bley, Don Friedman, Enrico Pieranunzi, Rita Marcotulli, Stan Tracey, John Abercrombie, Philip Catherine, Paul Motian, Tony Oxley,  Barry Altschul, Daniel Humair, Jon Christensen, Joe La Barbera, Bruce Ditmas, André Ceccarelli gibi birçok harika müzisyenle birlikte çalıyorum.

90’larda trompet sanatçısı Paolo Fresu ile düo olarak sahne almaya başladım. Birlikte 14’ün üzerinde CD kaydettik. Piyanist ve akordiyonist Antonello Salis’in katılımıyla birlikte grubumuz PAF trio halini aldı.

Tüm Avrupa, Rusya, Ortadoğu, ABD, Arjantin, Brezilya ve Çin’de çalmaya devam ediyorum.

1992’den bu yana farklı gruplara ve projelere önderlik ediyorum ve caz müzik atölye çalışmaları, tiyatro, dans ve çağdaş sanatlar için müzik besteliyorum.

1990 yılında Siena Jazz (I) kurumunun yaz dönemi caz müzik atölye çalışmalarında bas ve caz müzik üzerine doğaçlama hakkında ders vermeye başladım ve 1996’da müzik konservatuarında caz müzik profesörü oldum.

Baş ve yardımcı şef olarak 21 albüm kaydettim (Things, Solo, Opale, Unknown Voyage, Evening Song,  What color for a tale, Urlo, Contos,  Chaos, Mythscapes, Scalabrun, Hands, Paf, Wooden  You, Fellini, Morph, L’esigenza di andare verso il basso, Zapping, Il Vino all’Opera, Welcome, Omaggio a Modugno, Memorie di Adriano).

Grup üyesi olarak Enrico Rava, Kenny Wheleer, Paul Bley, John Taylor, Chet Baker, Michel Petrucciani, Paolo Fresu, Dino Saluzzi, Dave Liebman, Aldo Romano ile birlikte 150’den fazla kayıtta yer aldım.

ÖĞRENİMİ:

• Sassari Müzik Konservatuarı (I)  – 1996/ 1998

• Parma Müzik Konservatuarı (I) – 1998/ 1999

• Torino Müzik Konservatuarı (I) –  2000’den bu yana (Kontrbas enstrümanı konusunda öğretim görevlisi, Caz besteleme, Caz orkestra ve topluluğu, Analiz, Caz Bölümü Başkanlığı)

• Siena Yaz Dönemi Caz Atölye Çalışmaları – 1990’dan bu yana (Kontrbas enstrümanı konusunda öğretim görevlisi ve orkestra)

• Aşamalar ve Ustalık Sınıfları:

HeMu Haute ecole de musique – Lausanne (CH)

Newpark School, Dublin (Eire)

Kraliyet Konservatuarı, Den Haag (NL)

DAMS, Bologna (I)

Accademia Chigiana, Siena (I)

BİRLİKTE ÇALIŞTIĞI SANATÇILAR:

• RICHARD GALLIANO: düo, trio, kuartet ve kuintet. 1995’ten itibaren İtalya, Fransa, Avusturya, Almanya, Kanada, Japonya, Malezya ve Endonezya’daki konserler.

• ENRICO RAVA: 1981 – 1988 arasında kuartet ve çeşitli gruplar içerisinde Avrupa’da konser ve turlar.

• JOHN TAYLOR: 1986’dan itibaren trio ve kuartet halinde konserler ve turlar.

• PAUL BLEY: Paul Motian ya da Bill Elgart ile trio halinde konserler (1988 ve1990 yılında), John  Surman ve Tony  Oxley ile 1994’te Avrupa Turnesi

• JOE HENDERSON: Enrico Rava, John Taylor ve Paul Motian ile birlikte Avrupa Turnesi. 1988’de Tony Oxley ile birlikte trio halinde konserler

• CHET BAKER: 1979 – 1987 yılları arasında İtalya konserleri

• MAURIZIO GIAMMARCO: 1978 – 1986 yılları arasında trio, kuartet ve kuintet olarak

• MASSIMO URBANI: 1978 – 1985 yılları arasında trio ve kuartet olarak,

• MICHEL PETRUCCIANI: 1981 – 1984 ve 1985 – 1988 yılları arasında trio olarak

• ALDO ROMANO: 1988 – 1995 yılları arasında konserler ve uluslar arası turneler

• PAOLO FRESU: 1990 yılından itibaren düo, trio, kuartet ve çeşitli gruplar halinde konserler ve turneler

ULRICH DRECHSLER & STEFANO BATTAGLIA DUO

ULRICH DRECHSLER & STEFANO BATTAGLIA DUO

ULRICH DRECHSLER & STEFANO BATTAGLIA DUO

    4 Mart, Salı                           

20:30 AASSM Küçük Salon

Ulrich Drechsler, basklarnet, basset-horn

Stefano Battaglia, piyano

Ulrich Drechsler, Baskarnet

“Müzik sözcüklerle söylenemeyecek şeyleri anlatma gücüne sahiptir. O, herhangi bir insanın tüm varoluşunu, kalbini, ruhunu ve aklını yansıtır. Olması gerektiği kadar net.’’ Ulrich Drechsler

Ulrich Drechsler dokuz yaşındayken kendi şehrindeki sokak grubunda klarnet çalmaya başladı. Klasik Müzik Konservatuarı’na giriş sınavlarına hazırlanmak amacıyla Stuttgart’taki opera binasında klarnet hocalarından biri ile çalıştı. On altı yaşındayken kendi kendine onu daha çok doğaçlama müziğe yönlendiren tenor saksafon çalmayı öğrendi. Sonunda caz öğrenimi göremeye karar verdi ve Avusturya’ya taşındı. 1992 – 1998 yılları arasında Graz’da Güzel Sanatlar Üniversitesine devam etti.

Ulrich Drechsler, 1999 yılından beri serbest besteci ve müzisyen olarak Viyana’da yaşıyor. Ana enstrümanı olarak basklarneti seçti. Öğrencilik yıllarında edindiği sahne deneyimleri onun çok yönlü projelerinde yansımaktadır.

Viyana’ya gelmesinden kısa süre sonra, baterist Alex Deutsch ve basist Oliver Steger ile birlikte uluslar arası sansasyon yaratan Trio Cafe Drechsler grubunu kurdu. Modern elektronik müzik gibi çeşitli müzik tarzlarının stilistik özellikleri, tamamen doğaçlama ve akustik bağlamın içine karışır. Grup üçüncü albümleri ile 2005 yılında Avusturya Amadeus Ödülünü kazanmıştır.

Ulrich Drechsler, “Poesis’’ Kuartetinde kendini klasik müziğe adadı. Grup, 2001 yılında Franz Schubert’in “Die Winterreise’’ adlı şarkı döngüsünün tamamıyla yeni bir uyarlamasını “Nebensonnen’’ adıyla caz kuartet için piyasaya sürdü.

Ulrich Drechsler, Thelonious Monk’un müziğine büyük bir hayranlık besliyordu. Bu doğrultuda “The Monk In All Of Us” grubunu kuran Ulrich, kendisini tamamen caz müzik tarihinin bu müthiş dehasının müzikal sanat eserlerini yorumlamaya adadı. Bas-/kontrbas, klarnet, trompet, telli kontrbas ve davulların egzotik düzenlemesi ile grup, müthiş piyanistin bestelerinin içerisinden bilinmeyen yollara seyahat eder. Onların ilk albümü “Monk In All Of Us”, prestijli Hans Koller Ödülü için 2005’te aday gösterildi.

2005’te kurulan Ulrich Drechsler Kuartet ile Ulrich ilk kez grup lideri olmuştu. Uzun zamandan beri arkadaşları olan Oliver Steger, Jörg Mikula ve sıra dışı Norveçli piyano sanatçısı Tord Gustavsen’in eslik ettiği bu fantastik grup ile Ulrich Drechsler ilk kez kendi bestelerini sundu. Tord Gustavsen ile birlikte fikirlerini mükemmel biçimde özümseyen ve bu fikirleri hiçbir hataya mahal vermeyecek şekilde yönlendiren bir grup üyesi kazanmıştı. İlk albüm “Humans & Places”, dinleyicilerden ve eleştirmenlerden olağanüstü yorumlar aldı.

Altı yıllık yoğun konser turunun ardından, “Café Drechsler”in yerine yeni bir  proje geçti: “Drechsler” yeni oluşturulan kuartetin ismiydi. Onun kadrosu – Ulrich Drechsler’in ardından – Oliver Steger ve döner tablalarda The Great Zuzee tarafından eşlik edilen Jörg Mikula’dan oluşuyordu. Müziğin tanıdık ve dans için olması ve ayrıca da Hiphop, Drum’n’bass, Caz, R&B, Bossa Nova vb.’nin bir karışımı olmasına rağmen, yeni kadrosu sebebiyle tamamıyla yeni, bağımsız ve çağdaş bir müzikal tarz ortaya çıkmıştı. İlk albüm “Fortune Cookies” 2006 yılında piyasaya sürüldü.

Bestelerine yeni ifade biçimleri kazandırmak için gitarist Heimo Trixner ve perküsyonist Jörg Mikula ile 2007 yılında “Daily Mysteries Trio” yu kurdular ve aynı yıl içerisinde “Daily Mysteries” albümünü çıkardılar. Tord Gustavsen’le çalıştığı zamanlardaki müziğe benzer olarak melodiler ve onların yumuşak hareketi baskın bir rolde çalıyordu. Bas klarnetin eşsiz yorumu, gitar ve bateri, ayrıca enstrümanların mutlak dengesi müzisyenlere genel durum içerisinde çok daha özgür hareket edebilme imkânı sunar. Böylece müzik, yükselen bir atmosferik karakter edinir.

2009 yılında “The Big Easy” isimli yeni bir albümle birlikte Ulrich, kendi caz grubu “Drechsler”in yeni bir dizilimini tanıttı. Klavyede Avusturya’dan Benny Omerzell ve tanınmış baterist Jörg Mikula ile birlikte İsviçreli bas müzisyen Patrick Zambonin, son olarak da DJ Zuzee grubun müzikal tarzını tamamıyla canlandırdılar ve yenilediler. Özellikle Klavyedeki Benny Omerzell müziği tamamıyla yeni özellikleri ile vermektedir.

Aynı yıl Ulrich, ilk film müziği çalışmalarını tamamladı. Farklı grup projelerinden müzisyenler ile birlikte, Michael Pfeifenberger tarafından yönetilen Avusturya filmi “Tadespolka” için müziklerin neredeyse tamamını o oluşturdu.

Ön düzenlemeden aşağı yukarı iki yıl sonra, 2010 yılında yeni kuartet projesini ortaya koydu. Aklından geçen, yeni bir ses keşfetmek için en beğendiği enstrümanların ikisini, basklarnet ve çelloyu bir araya getirmekti. Grup, tam anlamıyla eşsiz bir kadroya sahipti: Ulrich – bas klarnet, Jörg Mikula – bateri ve tef ile iki sıra dışı çello sanatçısı Rina Kaçinari ve Christof Unterberger. Yeni Ulrich Drechsler Çello Kuartet’in ilk albümü “Concinnity” ünlü Alman plak şirketi Enja etiketi ile Ağustos 2010’da piyasaya sürüldü.

2012 yılında tekrar Enja plak şirketinden “Beyond Words” albümü çıkartıldı. Kadro; Ulrich – bas klarnet, iki genç Avusturyalı sanatçı Benny Omerzell – piyano ve Lukas Koenig bateri, son olarak da fantastik İsrailli kadın sanatçı Efrat Alony’yi bünyesinde barındırıyordu. “ Beyond Words” albümünde yer alan müzik, samimiyet ve tutku ile karakterize edilmekte ve Ulrich’in bu müzik tarzındaki en iyi çalışmasını ortaya koymaktadır. 2012 yılında ayrıca, Michael Pfeifenberger’in yeni belgeseli “Call me a Jew” için müzik oluşturma sürecinde yer aldı.

2013 ilkbaharında Ulrich, ünlü “Café Drechsler”in yeni bir versiyonunu ortaya koydu. Yeni albüm “Streamer”, Viennese Plak Şirketi tarafından Monkey Music etiketiyle piyasaya sürüldü. Tamamıyla yeni olan elektro-akustik kuintet kadrosu ile Ulrich Drechsler, çağdaş elektronik club müziğindeki etkin görüntüsünü benimsemiş oldu.

Aynı yıl içerisinde İtalyan piyano sanatçısı Stefano Battaglia ile birlikte çalışmaya başladı. “Little Peace Lullaby” isimli yeni düo program, her iki müzisyenin de duygusal, incelikli ve sadece güzel besteleme ve çalmaya olan aşklarını göstermektedir.

2014 yılında bu ikili, birkaç konser turuyla yeni müziklerini insanlara duyuracaklar. Ayrıca yıl ortası için bir albüm kaydı planlanmaktadır. Bunun yanı sıra Ulrich, Enja Yellowbird kayıt şirketi adına yeni bir kayıt projesi için bas klarnet, piyano ve ud’dan oluşan bir trio eşliğinde yeni besteler üzerine çalışmaya devam ediyor. Albümün 2015 ilkbaharında piyasaya sürülmesi bekleniyor.

Stefano Battaglia, Piyano

1965’te Milano’da doğan Stefano, yedi yaşındayken piyano çalmaya başladı. Onun klasik müzik kariyeri birkaç İtalya ve Avrupa festivali ve solist olarak yüzlerce konserden oluşmaktadır. Özellikle Barok müziği (çoğunlukla Bach, Scarletti ve Haendel), 17. yüzyıl programını ve modern müziği (çoğunlukla Hindemith, Boulez, Messiaen ve Ligeti) çaldı. 1986 yılında Johann Sebastian Bach Festivallerine davet edildi. 1991 yılında Orchestra Giovanile Europea’nın solisti olarak sahne aldı.

Bunun yanı sıra J.S.Bach’ın  Art of the Fugue ve Partitas, ayrıca on altıncı yüzyıldan virginal müzik çalması için (Fitzwilliam Virginal Book), İsviçre ve İtalyan radyo – televizyonlarına davet edildi.

Caz müzik çevrelerince 1988 yılında en iyi yetenek, 1999 yılında ise Musica Jazz dergisi tarafından en iyi İtalyan müzisyen olarak ödüllendirildi. Birlikte çalıştığı kişiler arasında en iyi İtalyan müzisyenler ve Lee Konitz, Kenny Wheeler, D. Redman, Tony Oxley, Barre Philips, Steve Swallow, Enrico Rava, Aldo Romano, Bill Elgart, Dominique Pifarely, Jay Clayton, Pierre Favre ve diğer birçok uluslararası sanatçı yer almaktadır.

Tüm dünyada en önemli festivaller ve birçok uluslararası buluşmalarda doğaçlayıcı kimliğiyle 1000’in üzerinde konserde çaldı. 100’den fazla CD kaydetti (çoğunlukla şef kimliğiyle ve on tanesi solo piyano için), piyano solosu ve trio kayıtları için birçok ödül aldı. Solo performansının yanı sıra, trio formatı (piyano bas ve bateri) ve düo piyano-perküsyon formatı (Tony Oxley, Pierre Favre, Bill Elgart ve Michele Rabbia ile) üzerine yaptığı incelemeye odaklandı.

Aktif olarak 1988’den itibaren Siena Jazz’da caz müzik ustalık sınıfları için ders veriyor ve 1996’dan bu yana da müziğin müzikal anlamda araştırılması, doğaçlanması, bestelenmesi ve oluşturulması üzerine bir atölye çalışması olan Laboratorio Permanente di Ricerca Musicale’e önderlik ediyor.

Rainer Maria Rilke tarafından kaleme alınan Die Sonette an Orpheus eserindeki 56 şiirin hepsini ve Juan de la Cruz’ın (1542-1591) bir metnine (Monte Carmelo’nun Mistik Dağı) dayanan çalışmasını müziğe aktardı.

Şarkının on dördüncü yüzyıldan günümüze kadar geçirmiş olduğu evrimi temel alan ve bundan esinlenen büyük bir program olan The Book of Songs üzerine çalışmalar yaptı.

Alec Wilder’in müziği üzerine çalıştı ve The music of Alec Wilder: Art Songs,Popular Songs isimli monografik bir program yarattı ve bu programı bir besteci olarak Wilder’in geniş ve kapsamlı üretkenliğine dayandırdı.

Popüler ve çağdaş diller yoluyla, Pier Paolo Pasolini ve Rothko resimlerine dikkat çekmek için eklenen birtakım bestelerden oluşan Rothko Rooms’u kutlayan bir opera yarattı.

2004’ten bu yana ECM Plak Şirketi’nin şefi olarak kayıt yapıyor (beş albüm: ikili albüm Raccolto, ikili albüm Re: Pasolini, Pastorale, The River of Anyder, Songways).

JAZZ TIMES

Battaglia, gözüpek özgürlük ve kendinden emin bir dikkatle çalan eşi benzeri az görülen bir sanatçı. En iyi Avrupalı caz müzisyenlerinin İtalya’dan çıkması bunun için kuvvetli delil oluşturabilir. Stefano Battaglia’nın ECM için yaptığı beş albüm, geçen on yıl içerisinde bir ECM piyanisti tarafından çıkarılan en güçlü çalışmaları içermektedir. Thomas Conrad

CADENCE

Devamlı olarak Keith Jarrett ve Cecil Taylor ile karşılaştırılan Battaglia, kendisini Bill Evans’ın müziğine kayıt yapmaya adadı. Kariyerinin bu aşamasında bu tarz kıyaslamalar, stilistik geçmişin konusu olmaktan ziyade, daha çok piyano ile yaptığı çalışmalarda gösterdiği kalitenin izleridir. İster klasik müzik (Arturo Benedetti Michelangeli, Aldo Ciccolini, Maurizio Pollini ve yukarıda adı geçen tüm isimler) olsun isterse caz (Enrico Pieranunzi); en iyi İtalyan piyanistlerde fark edilebilen dikkat, ses kalitesi, zarafet ve gücün aynı oranda karışımıyla,  Battaglia adeta dünyadaki en harika piyanistlerden bir tanesidir. Onun müziği, dinlediklerini kategorize etmekten ziyade daha çok kalite ile ilgilenen tüm piyano müzikseverlerine şiddetle önerilmektedir. Stuard Broomer

DOWNBEAT

Battaglia hiçbir kategoriye girmeyen eşi benzeri az görülen bir piyanist. Onda Paul Bley ve Keith Jarret gibi büyük isimlerin yansımaları var. Melodik olan yerlerdeki vurgu ile uyum içinde olan, ancak geçişlerden ortaya çıkan şarkının yapısı ve standart ahenginin kaybolmasından kaçınan çizgiler için Battaglia bir hediyedir. Bu geçişler, müziğin başlangıcından serializm-sonrasına kadar her şeyi harekete geçirebilirler. Bill Shoemaker

JAZZ JOURNAL INTERNATIONAL

Battaglia hem harika bir dokunuşa hem de çok iyi bir biçimde hükmedilen ve aşırı etkili ritmik hislere sahip. O swingi oldukça iyi işleyebiliyor. Ayrıca müziğini çok daha az senkoplu, diğer bir deyişle daha Avrupa klasik müzik tarzında ifade ediyor. Bir diğer artısı olarak da oda müziğinin çeşitli yapılarına karşı olağanüstü bir duyarlılığa sahip olduğunu söyleyebiliriz: yaratıcılığın olgunluğuna dair güçlü bir kanıt ve ayrıca yaptığı müzik güçlü caz etkileri olan ancak yadsınamayacak şekilde Avrupai bir müzik. Michael Tucker

JAZZ VIEWS

Battaglia çalarken, ana eğilimi olan caz geleneğinden daha çok bir klasik müzik yaklaşımı benimsemiş biçimde doğaçlayıcı bir estetik paylaşıyor. Bir klasik müzik sanatçısı olarak da Battaglia bizleri hiç şaşırtmıyor. Bir taraftan kasvetli ancak huzurlu yerler keşfederken, diğer taraftan güzelliğin algılaması zor ve tuhaf yanını tanımlıyor. John Kelman

BBC MUSIC MAGAZINE

Battaglia, müziğini klasik müzik şekli ve çizgisi içerisinde uygularmışçasına doğaçlıyor: piyanistin tuhaf şarkısal doğaçlamaları sakin, ferah ve hatta cüretkâr. Büyüleyici. Richard Cook

THE GUARDİAN

Başarılı bir klasik müzik konser resitali sunmasını sağlayan ağırbaşlı duyarlılığını fazlasıyla ortaya çıkaran diğer bir hayranlık uyandıran Avrupalı piyanist. Bill Evans, Keith Jarret ve Paul Bley’deki gibi caz kökenine ve onu sık sık serbest doğaçlama üstatları ile çalışırken bulabileceğiniz açık sözlülüğe sahip bir isim.

Onun müziği, açık bir yapı şeklinde ve özlem duyarcasına romantik, tamamı ile klasik müzik bağlılıkları olan, melodik anlamda cesur, ışık saçan bir birikim, ton renklendirmeleri, soprano sesin yavaş yükselişi, geniş doğaçlamalar. JF

JAZZ TIMES

Stefano Battaglia yeni şiirsellik konseptleri yaratıyor ve sunuyor. Bazen notalı şekilde, ancak çoğu zaman asla tekrarlanamayacak ve hayal gücünün spontan hareketleri içerisinde keşfedilen doğaçlamalar. İster yazılı olsun ister doğaçlanmış, Battaglia tarafından çalınan müzik her zaman oradaymış gibi kulağa kaçınılmaz geliyor. Thomas Conrad

FREQUENCY

Başka hiçbir İtalyan müzisyen, Manfred Eicher, ECM yapımcısı ve patronluğun müzikal tecrübesiyle böylesine aynı eksende görünmemişti.Federico Scoppio

ALL ABOUT JAZZ U.S.A

Battaglia’nın esin kaynağı yüzyıllarca yıl geçmişten gelmesine rağmen, yaptığı müzik zamansızdır. John Kelman

CD AUDIO REVIEW

Klasik müzik eğitimi almış piyanist Stefano Battaglia’nın müziksel faaliyeti, modern caz müziği ve çağdaş klasik müzik arasındaki bir birliktelikle karakterize edilmektedir. Bu müzik, yoğun atmosferi, harmonik deneyselliği, karmaşık sesleri ile dinlendiğinde ilk etapta belki eğlendirmeyen ancak devam edildiğinde buna değdiğini görebileceğiniz bir yapıya sahiptir. Diğer bir tabirle ECM müzikal kanonu ile harika bir uyum. Sanatçının önceki çalışmaları daha çok deneysel ve entelektüel bir yapıdaydı. Şuan ise daha çok şiirsel, daha hızlı ve diriliğe sahip ve aynı zamanda Battaglia’nın müzikal fikirleri ve yaklaşımının bilgeliğini ve karmaşıklığını hala korumaya devam eden bir yapıdadır. Eğlencenin ve deneyselliğin harika bir şekilde dengelendiği olgun bir çalışma. A.Zona

JAZZ TIMES

Stefano Battaglia’nın ECM için yapmış olduğu beş albüm, geçen on yıl içerisinde bir ECM piyanisti tarafından çıkarılan en güçlü çalışmaları içermektedir. Thomas 

KALİMA

Laia Genc-Anne Kaftan-Sascha Ley

Laia Genc-Anne Kaftan-Sascha Ley

 5 Mart, Çarşamba                

20:30 AASSM Küçük Salon

Sascha Ley, vokal

Laia Genc, piyano

Anne Kaftan, soprano saksafon, basklarnet

MODERN CHAMBER JAZZ & WORLD (Lüksemburg, Köln)

Sascha Ley’in büyüleyici triosu modern temalarla düşsel folklorun ustaca birleştirilmesinden doğan, serbest ve içten caza cesur yaklaşımıyla şaşırtmakta ve inandırmaktadır. 2010 yılında ilk albümüyle uluslararası bir ilgi görerek, Tremplin Jazz d’Avignon Dinleyici Ödülünü kazanan Trio, orijinal ve yaratıcı müziğini incelikle işlemeye devam etmiştir. Üst derecede melodik çizgi ve dinamik ritmin kesişimi üzerine Kalima’nın incelemeleri ikinci albüm “Everything Within”de bir kez daha şiirselliğini ortaya sermektedir.

DİSKOGRAFİ

Kalima –  2010

Everything Within- 2013 / Label Neuklang / Misafir müzisyen Ramesh Shotham

EN SON ELEŞTİRİLER (2013)

Harika bir trio… Ustaca, ince ince örülmüş, merakla beklenen, ama aynı zamanda rahatlatan ve dinlendiren, bu kelimeler “Kalima” triosunun benzersiz müziğini betimlemekte. Dikkatli kulaklar her yeni dinleyişte, hatta her seferinde yeni keşifler yapacaklar. Melodiva (D) 07/13 (Marion Möhle)

Kalima, dolu dolu müzik yapan yenilikçi bir trio. Başlık trionun mottosunu ortaya koyuyor: Sınırlar olmadan yaşa ve çal. Cesur müziklerden korkmayan ve sürprizlere açık herkes bu yeni cazı sevecek Jazz Flits (NL) 06/13 Hessel Fluitman

Tek kelimeyle müthiş, az bulanan incilerin peşinde, farklı titreşimleri birarayan getiren bir hayal gücünün temelinden doğmuş. Bu albüm fevkalade bir müzik gösterisi D’Zeitung (L)06/13 (Michel Schröder)

CD gerçekten güzel ve her dinleyişte daha da güzelleşiyor. Loboblog 06/13 (Paulo Lobo)

Vokal akrobatı şarkıcı Sascha Ley Kalima triosunun merkezindeyken, piyanist Laia Genc ve Anne Kaftan (basklarnet ve soprano saksafon) kendi enstrümanlarını cesur seslere sürüyorlar Lira (SE) 06/13 (Rasmus Klockljung)

Sascha Ley tüm ses evrenini size sunuyor. Müzik dolu galaksileri. Müthiş bir trio ile beraber. Sürprizlere açık olun. Jazzpodium (D) 05/13 (Jörg Konrad)

…sadece dinlenmesinin güzelliği yanında dikkat çekici sanatsal bir zekâ. Luxemburger Wort (L) Gaston Carré 05/13

Müthiş aranjmanlar…. Muhteşem Kalima grubu. Melodiva (D) Hildegard Bernasconi 04/13

Bütünlük ve çeşitliliğin özel bir karışım, çağdaş müziğin zirvesinde gerçekten olağanüstü bir müzik gösterisi. Jazzzeitung (D) Hans-Jürgen von Osterhausen 04/13

“Dünya müziğine tutkulu vokal caz hayranları bu albüme çıldırmalılar. (…) Yeni sesler, yeni yaklaşımlar ve vokal cazına yeni bir bakış. İnanılmaz yaratıcı.”@CriticalJazz 02/13 (Brent Black)

Muhteşem bir trio. Modern cazla dünya müziğinin muhteşem bileşimi. Bu sıkı kompozisyondan muhteşem melodiler ve ritimler fışkırıyor. Büyük ve çok ilginç bir albüm. Radio Der Belgische Rundfunk (B) 02/13 (Hans Reul)

İnanılmaz farklı müzikleri sunarak, renkli ve gösterişli, yumuşacık ve duyarlı orijinal caz. Kalima’nın müziği inanılmaz eğlenceli. Müziklerine kapılıp gitmeleri gerçek bir zevk. D’Land (L) 02/13 (Marc Fiedler)

“Everything Within” sofistike kompozisyonlarıyla müziksel bir serüven, samimi bir yakınlık oluşturuyor. Laia Genc ve Anne Kaftan virtüöz seviyesinde ve Sascha Ley kontralto sesini muhteşem şekilde katıyor, rahat, hâkim ve doğal söylüyor. Aralarındaki dengenin farkında, müzikal bir diyalog. Telecran (L) 02/13 (Martina Folscheid)

FESTİVALLER Tremplin JAZZ d’Avignon (F), Crest Jazz vocal (F), Nancy Jazz Pulsations (F), JazzfestivalViersen (D), Hüttenjazz Völklingen (D), Jazz Festival Preveza (GR), Berlin Music Week (D), Music Night Cologne (D), Sommermusik Saarbrücken (D), Jazz Festival Trifolion (Festival Echternach), Jazz Rallye

Luxembourg (L), Altrimenti Female Voice Festival (L), Festival der Kulturen (L), Festival Kulturfabrik (L), Jazzkomm, Berlin (D)

KLÜPLER ve Salonlar  e.a. B-Flat Berlin (D), Skwer Warsaw (PL), Palace of

culture, Warsaw (PL), Jazz Dock, Prag (CZ), Wabe, Berlin (D), Hinterhofsalon, Cologne (D), Salon de Jazz, Köln (D), Walhalla, Wiesbaden (D), WG Würzburg (D), Altxerri, San Sebastián (E), Forsans, Gaâs (F), Trinitatis, Bonn (D), JAIL Luxembourg (L), L’Inouï (L), Kulturfabrik (L) …

SANATÇILAR (Lüksemburg  Köln)

Sascha Ley besteci ve vokalist olarak müziksel yolculuğunda cesur adımlar atmaktan hoşlanıyor. Caz, serbest doğaçlama, düşsel folklor ve modern müzikle flörtleri benzersiz tarzına ve etkili sesine ilham veriyor. www.saschaley.net

Laia Genc çalarken ve bestelerken güçlü dokunuşlar yapıyor. Hubert Nuss ve  John Taylor ana akımdan farklı kişisel tarzını geliştirmekte ona destek oldular ve Köln Caz Okulu’nda müziği ve melodik renkler için onun anlayışını şekillendirdiler.  www.laiagenc.de

Anne Kaftan, Charlie Mariano’nun eski öğrencisidir. Klasik müzikten deneysel popa dek müziğe stilistik yaklaşımlar getirdi. Diğer projelerinin yanı sıra, Travelling Light albümünün kaydı ile beraber 2006 yılında Sascha ile çalışmaya başladı.

www.myspace.com/annekaftan

           AÇIK CAZ ORKESTRASI FİNAL KONSERİ     

açık-caz-orkestrası

 6 Mart, Perşembe                 

20:30 AASSM Küçük Salon          

Ücretsiz/ Davetiyeli

21. İzmir Avrupa Caz Festivali Atölyeleri

İzmir Avrupa Caz Festivali’ni benzerlerinden farklı kılan en önemli unsurlardan biri de Festivalin konserlerle sınırlı kalmaması, gençler için aynı zamanda bir ‘caz eğitimi festivali’ niteliği taşımasıdır. 12. İzmir Avrupa Caz Festivali’nde başlatılan Açık caz Orkestrası Atölyesi çalışmaları 18. İzmir Avrupa Caz Festivali’nde daha akademik bir kimliğe bürünerek bir haftaya çıkarılmış, Combo sınıflarında, eğitici ve öğrenicinin bire bir çalışabileceği bir eğitim modeli benimsenmiştir. 19. ve 20. İzmir Avrupa Caz Festivallerinde atölyeler çeşitlendirilmiştir.

21. İzmir Avrupa Caz Festivali’nde; İzmir İtalyan Konsolosluğu işbirliği ile Furio Di Castri Quartet yönetiminde geleneksel “Açık Caz Orkestrası”, Polonya İstanbul Başkonsolosluğu işbirliği ile ressam-grafiker Rafal Olbinski yönetiminde “Grafik Tasarım”, Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçiliği işbirliği ile Timuçin Şahin Quartet yönetiminde “Kompozisyon ve Doğaçlama”, Polonya Kültür ve Ulusal Miras Bakanlığı ile Culture PL işbirliği ile Janusz Prusinowski Trio – Adam Strug Monodia Polska-Ewa Grochowska yönetiminde “Şarkıların ve Dansın Hayat Boyu Yolculuğu- Polonya’dan Türkiye’ye Buluşmaları” ve Maciej Obara International Quintet yönetiminde “Doğaçlama”, Goethe Enstitüsü İzmir işbirliği ile Uli Kempendorf Quartet atölyeleri yapılacaktır.

21. İzmir Avrupa Caz Festivali’nin atölye çalışmaları, İzmirli genç müzisyenler için kendilerini yurt dışında tanıtma fırsatı da olmaktadır. Akademi İKSEV’de yapılacak Caz atölyesi çalışmalarından sonra AASSM Küçük Salonda 6 Mart 2014 Perşembe günü Açık Caz Atölyesi Final Konseri, 18 Mart 2014 Salı günü ise “Şarkıların ve Dansın Hayat Boyu Yolculuğu- Polonya’dan Türkiye’ye Buluşmaları” Final konseri yapılacaktır.

SEMİNER: “CAZ ORKESTRASININ MOTORU: DAVUL”

francesco martinelli

7 Mart, Cuma

14:00   İKSEV Salonu

Konuşmacı: Francesco Martinelli, caz tarihçisi

Ücretsiz / Tercüme edilecektir

Francesco Martinelli

Gazeteci ve caz tarihçisi Francesco Martinelli  1975 yılından beri cazın gelişimiyle ilgilenmektedir.  Anavatanı olan Pisa, İtalya’da yüzlerce konserin yapımcısı olmuştur ve 1997 yılından beri  İtalya Instable Orkestra Festivali’nin sponsorluğunu yürütmektedir. İtalya’da türünün en temel kaynağı ve Avrupa’nın en önemlilerinden birisi olan Siena Caz Arşivinin yöneticisi olarak,  Siena’da New York Üniversitesi Müzik Yaz Okulu’nda caz tarihi, doğaçlama müzik, dil bilimi ve kayıtlı seslerin korunmasıyla ilgili kurslar ve dersler vermektedir. Aynı zamanda New York’ta New York Üniversitesi ile William Paterson Koleji’nde ve İtalya’da pek çok üniversite, konservatuvar ve festivalde dersler vermiştir.  Musica Jazz, World Music, Amadeus ve All About Jazz gibi dergilerde, All Music Guide ve Roots World web sitelerine sürekli olarak yazı yazarak destek veren Francesco Martinelli, dört cilt monografik gramofon kaydı yayınlamıştır. 2003 yılında Pisa şehrinde sürdürdüğü Çevre Mühendisliği görevinden istifa etmiş ve  çalışmalarını müzik yazarı, caz tarihçisi ve destekçisi olarak sürdürmeye karar vermiştir.  Anthony Braxton’s Live in Istanbul  (Braxton House)  konserinin notalarını yazdıktan ve İstanbul Uluslararası Caz Festivali’ne davet edildikten sonra Türk müziğine karşı bir ilgisi oluşmuş ve Türkiye’deki caz festivalleriyle ilgili bir çok makale yazmıştır. 2004 – 2005 yıllarında  İstanbul Bilgi Üniversitesi’ne bir dönem ders vermek için davet edilmiştir. İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı’nın düzenlediği İzmir Avrupa Caz Festivali’nin de danışmanlığını yürütmektedir.

    SEMİNER: “Jazz Forum-50 yılın ardından”

Paweł Brodowski

10 Mart, Pazartesi 

14:00   İKSEV Salonu

Konuşmacı: Paweł Brodowski, Jazz Forum- The European Jazz Magazin editörü

Ücretsiz / Tercüme edilecektir

Etkinlik, 2014 yılında kutlanan Polonya-Türkiye ilişkilerinin tesisinin 600. yıldönümü münasebetiyle düzenlenecek olan kutlamaların kültür programı çerçevesinde gerçekleştirilmektedir.     turkiye.culture.pl

Rafal Olbiński, tanınmış bir ressam ve çizerdir. 1981 sonbaharında Polonya Güzel Sanatlar ve Bilimler Enstitüsü’nde posterlerini sergilemek için Polonya’dan New York’a gitti. New York ziyareti esnasında, 1981 yılının Aralık ayında Polonya’da sıkıyönetim ilan edilmişti. Bu gelişme üzerine Olbiński New York’ta kalmaya karar verdi. Mart 1982’de “Psychology Today” onun ilk Amerikan kapak çalışmasını yayınladı. Bu yayının hemen ardından, aralarında “Time”, “Newsweek”, “Business Week” dergilerinin de bulunduğu diğer birçok dergi için de kapak tasarlamaya başladı. Resimsel çizimleri uzun yıllar efsanevi sanat direktörleri Jerelle Kraus ve Steven Heller ile birlikte çalıştığı “The New York Times”da düzenli olarak yayınlandı. 1990’lı yıllarda New York Şehir Operası için büyük övgü alan bir dizi poster ortaya çıkardı ve bu durum, Amerika ve Polonya’da birçok tiyatro dekoru için sahne setleri ve onun tasarladığı posterleri önemli hale getirdi. En çok bilinen tarafı posterleri ve çizimleri olmasına rağmen, şiirsel sürrealizmi kendi tarzında işleyerek harika işler çıkaran bir ressam olarak da çalışmaya devam etti.

New York ve Los Angeles’taki the Society of Illustrators tarafından kendisine verilen altın ve gümüş madalyalar dâhil olmak üzere bugüne dek toplam 150’nin üzerinde ödül kazanan Olbiński, 1994 yılında Dünya’nın En Unutulmaz Posteri, the “Prix Savignac” için Paris’te International Oscar ile ödüllendirildi. 1995 yılında davet edildiği bir yarışma için tasarladığı poster “New York City – Capital of the World”, New York Belediye Başkanı Rudolf Giuliani’nin liderlik ettiği bir jüri tarafından New York Şehrinin resmi posteri seçildi.

New York’taki uluslararası kariyerine başlamadan önce, Rafał Olbiński on yılını Varşova’da, Polonya caz müzik dergisi “Jazz Forum”un sanat direktörlüğünü yaparak geçirdi. Kapak tasarımları ve düzenlemeler yaptığı bu süre boyunca dergiye eşsiz bir görünüm kazandıran birçok farklı tekniği kullanarak kapak çizimleri ortaya çıkardı. “Jazz Forum” ile çalışması, New York’taki grafik dizayn ve çizim dünyası için Olbiński’nin alt yapısını oluşturmasında yardımcı oldu ve ayrıca sağlam temelli bir dergi olarak Olbiński’nin tekniğinde uzmanlaşmasını sağladı.

Temmuz 2012’de Varşova’daki “Jazz Forum” kapak sergisinin açılışında Rafał Olbiński, “Jazz Forum’da çalıştığım zamanlara dair inanılmaz anılarım var, çünkü orada mutlak bir sanatsal özgürlük keşfetmiştim. Yaptığım şeylere asla karışmayan Jan Byrczek (Jazz Forum’un kurucusu ve ilk baş editörü) ve o zamanki Paweł Brodowski (1979’dan beri baş editör) tarafından bana verilen özgürlüğü dünyadaki başka hiçbir derginin direktörü ya da baş editörü bana vermezdi. Bu sebeple orada çalıştığım zamanlarda farklı tarzlar ve farklı kapak kalitelerini görebileceğiniz birçok deneysel çalışma yapabildim. Sanırım bu uygulamalar olmadan şuan geldiğim noktaya asla ulaşamazdım. “Jazz Forum” bana büyük bir destek verdi.(…) Bu çalışmalardan bazılarının onca yılın ardından hala kendilerini koruyabilmiş olmasına çok şaşırdım.” En sonunda şakayla karışık ekliyor: “ Kendimi oldukça takdir edilmiş hissediyorum ve bu iltifatı sonunda değerli bir şeyler üretmek için bir tür kredi olarak sayıyorum.”

“Jazz Forum”un baş editörü Pawel Brodowski, onun editör ekibinde olduğu dönemde Rafał Olbiński’nin ortaya koyduğu 10 yıllık çalışmalarını anımsadı: “Rafal zaman zaman ofise gelirdi, daima rahat bir şekilde. Çok büyük bir evrak çantası vardı, haliyle o zamanlar bilgisayarlar yoktu henüz. Her zaman çalıştığı materyallerin ve bazı dergilerin etrafında olmasına özen gösterirdi. Bu dergileri alır, inceler ve bunlarda bir şeyi beğendiğinde başka şeylere dikkat etmezdi, hemen büyük bir makas ile bu beğendiği yeri kesip alırdı. Bazen bu duruma karşı çıkardım ama o devamlı endişe etmememi söylerdi. O evrak çantasında bir resim stoku taşıyordu. Bu resimler işine yarar olduğunda, onlardan faydalanıyordu. Bizimle birlikte geçirdiği 10 yıl boyunca tüm kapaklar, daha doğrusu neredeyse hepsi ve tüm düzenlemeler onun eseriydi. O, bu uzun dizgi teknelerini eve götürür ve onları kendi stüdyosunda düzenlerdi. Sadece editörlük ofisinde çalışmıyor, aynı zamanda Pagart ile çalışarak posterler yaratıyordu. Kendisine inanıyordu, çeşitli yarışmalara projelerini gönderiyordu ve neredeyse her zaman ödüller alıyordu. Bu durum onun için hiç de sürpriz olmuyordu. Jan Byrczek Amerika’ya gittiğinde, ben de (Byrczek’ ın ricasıyla) oraya gider ve ona yardım ederdim. Bu zamanlarda Rafal devamlı olarak işin başında duruyordu. 1981 yılına geldiğimizde o henüz uluslararası kariyerinin çok başındaydı. “Jazz Forum”daki işinin, onun ilk atölye çalışması olarak işlev gördüğünü ve Rafal’a, böyle bir kariyer oluşturmasına olanak sağladığını düşünüyoruz. Rafal’ın bir zamanlar bizimle çalışmasından dolayı oldukça gururluyuz. O zamanlar ya da daha sonra tanıştığım insanlar arasından Rafal gerçek bir kariyer yaptı.

Rafał Olbiński tarafından “Jazz Forum” için yapılmış olan tüm kapak çalışmaları www.polishjazzarch.com sitesinden bulunabilir. Bu sitede, derginin dijitalleştirilmiş arşiv düzenlemeleri 1965 – 1989 yılları arası Lehçe, 1967 – 1992 yılları arası İngilizce, 1976 – 1981 yılları arası Almanca olarak da mevcuttur.

Dünyadaki caz müziğin en önemli etkinliklerini 40 yıldan uzun bir süredir sistematik olarak okuyucularına aktarması sebebiyle “Jazz Forum”, uluslar        arası boyutta yer alan eşsiz bir dergidir. 1965 yılında olağanüstü derecede yaratıcı bir birey olan ve o zamana dek 10 yıldır baş editörlük yapan Jan Byrczek tarafından kuruldu. “Jazz Forum” eşsiz bir dergiydi, çünkü Polonya’da komünist rejimin bulunduğu yıllarda İngilizce (1967-1992) ve Almanca (1976-1981) olarak da basılmış olan bu tarzdaki tek dergiydi. Tüm dünyadan 100’ün üzerinde muhabirle çalışan “Jazz Forum”, dünya caz müziğinden haberler sunuyordu.

“Jazz Forum”da Miles Davis, Tomasz Stańko, Zbigniew Seifert, Joe Zawinul, Gil Evans, Chick Corea, Pat Metheny, Jan Garbarek ve bununla birlikte Krzystzof Penderecki, Czesław Niemen, Sting gibi müzik starları ile yapılan ve ayrıca John Coltrane, Charles Mingus, Urszula Dudziak, Krzystof Komeda, Zbigniew Namysłowski gibi müzisyenler hakkında röportajlar; Newport – New York Caz Festivali, Monterey Caz Festivali, Berlin Caz Müzik Günleri, North Sea Caz Festivali, Montreux Caz Festivali, Jazz Jamboree, Jazz nad Odrą ve daha birçok uluslararası festivallerden haberler; Joachim Berendt, Roman Kowal, Andrzej Schmidt, Stefan Zondek gibi isimler tarafından verilen müzikal konferanslar; albüm ve kitap incelemeleri; Avrupa Caz Müziği’nin önde gelen isimleri, çeşitli ülkelerden tanınmış müzisyenlere ait biyografiler; Polonya Halk Cumhuriyeti (PRL) döneminden Rafał Olbiński, Jan Sawka, Edward Lutczyn tarafından oluşturulan grafikler ve eşsiz reklamlar bulunabilir.

Zbigniew Seifert Vakfı (www.zbigniewseifert.org), 2011 yılında “Jazz Forum” un dijitalleştirilmiş arşiv düzenleme projesini tamamladı. Böylece materyaller, www.polishjazzarch.com sitesinden ücretsiz olarak indirilebilmektedir. 2013 yılında Zbigniew Seifert Vakfı, “Jazz Forum” dergisinin seçilmiş 30 kapağı için bir sergi organize etti.

Bu projenin yaratıcısı, Lublin John Paul II Katolik Üniversitesi’nin Sanat Tarihi Bölümü’nden ve Maria Curie-Skłodowska Üniversitesi’nin Sanat Bölümü’nden mezun olan Izabela Gabrielson’dur. Doktora derecesini Varşova’daki Kardinal Stefan Wyszyński Üniversitesi’nden alan Izabela’nin doktora araştırması Rafal Olbiński’nin çalışmalarına ve Polonya çağdaş göçmen sanatının belgelenmesine katkı sağlayanlara adanmıştır.

Izabela Gabrielson şuan Amerika’da yaşamaktadır. Orada Northwest College’ in Sanat ve Dizayn bölümünde ve Seattle’daki the Foster/White Galerisi’nde Güzel Sanatlar bölümünde görev yapmaktadır.

          BENJAMIN HERMAN TRIO       

Ernst Glerum_Joost Patocka_Benjamin Herman

Ernst Glerum_Joost Patocka_Benjamin Herman

10 Mart, Pazartesi        

20:30 AASSM Küçük Salonu

Benjamin Herman, saksafon
Ernst Glerum, kontrbas
Joost Patocka, davul

Benjamin Herman, saksafon

 

Benjamin Herman ilk saksafonuna 12 yaşında sahip oldu. 13 yaşındayken artık profesyonel olarak çalıyordu. Birkaç yıl içerisinde tüm dünyadan farklı gruplarla çalışıyor ve kendi projesini başlatıyordu. Çığır açan New Cool Collective grubunu kurduğunda, 1990’lı yıllarla birlikte ünü caz müzik dünyasında yayıldı. Hala genç bir delikanlıyken solist olarak isim yapmış olan Benjamin Herman, Candy Dulfer’dan Misha Mengelberg’e kadar her tür sanatçıyla yüzü aşkın kayıt yapmıştır. Herman aynı zamanda Hollanda ve yurtdışında besteci olarak da kariyer yapmıştır. New Cool Collective  grubunun yanı sıra daha küçük grubu ile birlikte verdiği konserler caz meraklılarının yanı sıra tüm müzik tarzlarından insanları etkileyerek dans caz, surf ve punk müzik, serbest caz ve tüm dünyadan geleneksel müziklerden esinlenmiştir. Aynı zamanda  Byard, Monk ve Mengelberg gibi bestecilerin repertuarlarını derinlemesine araştırmıştır.

Bugün Benjamin Herman, caz dünyasının sınırlarının ötesini keşfeden Hollanda’nın en üretken ve en özgün caz müzisyenlerinden biridir. 2005 yılında Dox Plak Şirketi ile anlaşma imzaladıktan sonra biri dizi CD ve vinil üretti. Ayrıca “Campert” isimli albümü (Hollandalı şair Remco Campert’ın eşlik ettiği) ile üçüncü Edison ödülünü kazandı. Paul Weller ile kayıt yaptı ve turneye çıktı. Çeşitli festivaller programladı ve Brezilya, Arjantin, Kenya, Rusya, İngiltere, Kanada, Birleşik Krallık, İrlanda ve Japonya’ya turneye çıktı ve Hollanda’da çok sayıda proje üzerinde çalıştı.

2006 yılında prestijli VPRO/ Boy Edgar ödülünü aldı ve Esquire dergisi tarafından “2008 yılı en iyi giyinen Hollandalı Erkek” seçildi.

 

2009 yılında Benjamin ve NCC, 4 CD’lik bir vinyl ve DVD yayımladı. 10. solo albümü Blue Sky Blond ( Paul Weller, Perquisite, Git Hyper, Jesse van Ruller ve daha birçok ismin eşlik ettiği) 2009 yılında Hollanda’da en çok indirilen caz albümü oldu. 2010 yılında dört sesli parçası ile ABD’ye turneye gitti, Şanghay’da 7 vinyl EP kaydetti ve ekstra canlı bir CD ile yaptığı Hypochristmastreefuzz albümünün özel bir sürümünü yayınladı. New Cool Collective grubu 12. albümünü 2011 yılında çıkardı. 2012 Haziran ayında Benjamin’in yeni albümü Deal çıktı. Film yönetmeni Eddy Terstall’ın son filminin müziklerini yazdı. Başlangıçta yalnızca film müziğini yazacaktı ancak senaryoyu okuması tam bir albüm yapması için ilham kaynağı oldu.

“KÜRŞAT AND ANISINA”

KÜRŞAT AND

KÜRŞAT AND

11 Mart, Salı

20:30 AASSM Konser Salonu

IN’N OUT

Eda And Trio

Cazın Ustaları: Sibel Köse, İmer Demirer, Neşet Ruacan, Volkan Hürsever, Ateş Tezer

IN’N OUT:

Mehmet Büyükkeskin, vokal

Alpay Çiftçi, gitar

Yavuz Darıdere, piano,tp

Haldun Özşakar, piano,kontrabas

Emre Kartari, davul

 

Eda AND Trio:

Eda And, piano, kompozisyon

Franz Blumenthal, kontrbas

Jan-Phillip Meyer, davul

 

Cazın Ustaları:

Sibel Köse, vokal

İmer Demirer, trompet

Neşet Ruacan, gitar

Volkan Hürsever, kontrbas

Ateş Tezer, davul

Kürşat And

1964 yılında Ankara’da doğan Kürşat And, müziğe kemanla başladı, İzmir Devlet Konservatuarı Kontrbas Bölümü’nden mezun oldu. Caza okul yıllarında ilgi duydu ve Tuna Ötenel, Ali Perret, Erol Pekcan, Muvaffak Falay, Selçuk Sun, İmer Demirer, Neşet Ruacan, Peter King, Jean Loup Longnon gibi pek çok caz ustasıyla çaldı, konserler verdi, uluslararası festivallerde yer aldı. 20 seneyi aşkın süredir İzmir Devlet Senfoni Orkestrasında görev yapıyordu. Genç caz neslinin idolü, Türkiye’nin Ray Brown’u olarak bilinirdi.

Kürşat İçin

Her ölüm acıdır, her ölüm zamansızdır sevenleri için …”Ateş düştüğü yeri yakar” diye eski bir söz vardır. Ancak gerek sanatı, gerek kişiliğiyle çevresine ışık saçmış öyle değerli insanlar vardır ki, onlar bu dünyadan göçüp gittiğinde ateş yalnızca düştüğü yeri yakmaz… İşte o özel kişilerden biriydi sevgili KÜRŞAT AND… Onu sahnede her dinleyişimde, İzmir’den çıkan bu genç kontrbasçıya hayran kalıyordum… Onunla yolumuz bir kez kesişmişti…1998 yılıydı… İzmir’den İstanbul’a yeni taşınmıştım. Hala İzmir Avrupa Caz Günleri’nin danışmanıydım… O yıl gerçekleşecek caz günleri için bir Türk All-Stars oluşturma olanağını bulmuştum. Caz günlerinin kapanışını da bu topluluk yapacaktı. Ankara’dan piyanist ve alto saksafoncu TUNA ÖTENEL, İstanbul’dan trompetçi İMER DEMİRER, tromboncu ve şarkıcı FATİH ERKOÇ, gitarcı NEŞET RUACAN, davulcu CAN KOZLU, İzmir’den de doğal olarak KÜRŞAT AND’ı bir araya getirdim bu özel proje için… Final gecesi verdikleri konserle, Avrupalı toplulukları gölgede bırakmışlardı. Özellikle KÜRŞAT AND’ın TUNA ÖTENEL ile yarattığı sinerji inanılmazdı. Sevgili İMER, FATİH, NEŞET ve CAN’ın katılımı da bu sinerjiyi doruk noktasına ulaştırmıştı.

Yıllar içinde onun kendini aşmasını uzaktan da olsa izleyebildim. En verimli çağıydı… O zengin, dolgun bas tonuyla, tekniğiyle bütünleşen sıcacık, alçakgönüllü varlığı, çok özlenecek kuşkusuz…  HÜLYA TUNÇAĞ

DAINIUS PULAUSKAS 

DAINIUS PULAUSKAS GROUP

Dainius Pulauskas-Valerijus Ramoska-Liutauras Janusaitis-Kestutis Vaiginis-
Domas Aleksa-Linas Buda

12 Mart, Çarşamba       

20:30 AASSM Küçük Salon

Dainius Pulauskas, keyboard

Valerijus Ramoska, trompet, flugelhorn
Liutauras Janusaitis, tenor saksafon

Kestutis Vaiginis, alto ve soprano saksafon

Domas Aleksa, bas

Linas Buda, davul

Grup Dainius Pulauskas 1996 yılında kuruldu ve bir anda Litvanya’nın önde gelen caz gruplarından ve Litvanya caz müziğinin uluslararası alanda tanınmış temsilcilerinden biri haline geldi. İlk on yıllık süreçte grup, tüm Avrupa’da, ayrıca Çin ve Hindistan’daki caz festivallerinde sahne aldı, 5 albüm ve bir DVD (Trajectories) kaydetti ve kısa süre önce senfoni orkestrasıyla bir program yayınladı. Birkaç yıldır altı kişiden oluşan grup, son yıllarda farklı birleşimler içerisinde sahne aldı. Grubun başarısının sırrı, her bir grup üyesinin sanatsal mükemmelliği, birbirleri ile eşsiz uyumu ve tabi ki müzikleridir. Risto Haapsamo tarafından “modern cazın güçlü nabzı” olarak tanımlanan bu müzik, kendine has ve göz alıcı unsurları bir arada bulundurur. Grubun repertuarı büyük ölçüde grubun lideri Dainius Pulauskas’ın bestelerinden oluşmaktadır. Gerek kuzey ırkının sertliği ile dikkat çeken gerekse enerji ve canlılığı kaynaştıran müziği, müzikal niteliklerin sağlam yapılanmasını ve akustik ve elektronik enstrümanların renkli bir birleşimini devamlı olarak gözler önüne serer.

Litvanya’nın en etkili ve en aktif caz gruplarından biri olan Grup Dainius Pulauskas’ı Litvanya caz müziğinin elçileri olarak adlandırmak yanlış olmaz. Finli caz müzik eleştirmeni Risto Haapsamo, bu birleşmenin deyimsel açıdan zengin yapısından “modern caz müziğinin güçlü nabzı” şeklinde bahsetmiştir.
Grup müzik dünyasına 1996’da giriş yaptı. Kariyerine kuintet olarak Birštonas Caz Festivali’nde başlayan gruba, daha sonra saksafonist Rimantas Brazaitis katıldı ve grup altı kişilik bir yapıya dönüştü. 1997’de grup “Penetration” isimli ilk albümünü çıkardı. Dainius Pulauskas Sekstet oldukça kısa bir sürede Litvanya caz müziği alanında şöhret basamaklarını hızla tırmanarak tüm yerel rekorları kırdı. 1998’de gruba saksafonist Vytautas Labutis katıldı. Son yıllarda Leonid Shinkarenko, Eugenijus Jonavičius, Kestutis Vaiginis, Skirmantas Sasnauskas gibi müzisyenlerin farklı projeler için gruba katılmasıyla, grup listesi daha fazla değişkenlik göstermektedir.

Oldukça tanınmış bir grup olan Dainius Pulauskas, Avrupa ve Asya’da birçok prestijli caz müzik etkinliğine katıldığı için sadece Litvanya’da değil, uluslar arası boyutta da bilinmektedir. Grubun sahne aldığı etkinlikler şunlardır: JazzBaltica (1998 Salzau, Almanya), Pekin, Şanghay ve Çangçun Uluslararası Caz Festivali (1999, Çin), JazzYatra (2001, Hindistan), SKIF-5 (2001, St. Petersburg), Kopenhag Caz Festivali (2002, Danimarka), Stockholm Caz Festivali (2002, İsveç), Oslo Jazz (2004, Norveç), Sibiu Jazz (2005, Romanya), Big Band Jam (2007, Washington, ABD), Cakarta Caz Festivali (2007, Endonezya), Penang Caz Festivali (2009, Malezya), Beishan (Zhuhai) and Shenzhen Caz Festivalleri (2011, Çin), Hong Kong Caz Festivali (2011, Hong Kong), Acacia Caz Festivali, Adis Ababa (2012, Etiyopya), Kahire Caz Festivali (2013, Mısır), Cape Town Uluslar arası Caz Festivali (2013, Güney Afrika), Ottawa Uluslar arası Caz Festivali (2013, Kanada), Garana Caz Festivali (Romanya), Bratislava Caz Günleri (2013, Slovakya), Londra Caz Festivali (2013, İngiltere).

Litvanyalı Müzisyenler Birliği, başarılarını takdir etmek adına 2001 yılında Gruba Altın Disk ödülünü verdi. Ayrıca 2004’te, Litvanya caz müziğine olan katkıları için Litvanya Enstitüsü tarafından “LT Identity” ödülüne layık görüldü.

 ONDREJ KRAJNAK

Ondrej Krajnak

13 Mart, Perşembe    

20:30 AASSM Küçük Salon

Ondrej Krajnak, piyano

Ondrej Krajňák, Piyano

Ondrej Krajňák 1 Mart 1978 tarihinde Levice, Slovakya’da dünyaya geldi.

Genç yaşlardan itibaren kendisini müziğe kaptıran ve bu konuda babasından cesaret alan Ondrej, müzisyen bir aileden geliyordu.

Genç bir virtüöz piyanist, besteci, aranjör, lektör (okutman) ve bir performans sanatçısı olan Ondrej, henüz altı yaşında Levice’deki Güzel Sanatlar İlkokulu’nda piyano dersleri almaya başladı. Çok erken yaşlardan itibaren klasik müzikle ilgilendi ve birkaç yarışmaya katıldı. Ayrıca bu yarışmalardan klasik müzik alanında özel bir ödül kazandı.

Caz müzikle ilk buluşması, on yaşındayken radyoda Oscar Peterson Trio’yu dinlemesiyle oldu. Bu müzikten öylesine etkilenmişti ki Zilina Caz Festivali’ndeki genç bir caz müzik yorumcusunun konserine kendisini götürmesi için babasını ikna etmişti. Kendi triosu ile orada sahne alan Ondrej, “Festivalin Keşfi” olarak bir ödül kazandı. O zamandan beri kendisini aynı anda hem klasik hem de caz müziğine adamıştır.

Güzel Sanatlar İlkokulu’nda öğrenimini tamamladıktan sonra, Macaristan’ın Budapeşte Şehri’nde Erkel Ferenc Caz Akademisi’nde öğrenimine devam etti. Bu süre zarfında Polonya’daki caz müzik yarışmasında yer aldı ve oradan özel bir ödül kazandı. 18 yaşındayken Budapeşte’de düzenlenen Caz müzik piyano yarışmasında okulunu temsil etti ve solo performansıyla ödülü kazandı. Erkel Ferenc Caz Akademisi’nden mezun olduktan sonra kendisine Boston’da (ABD) bulunan prestijli Berklee Müzik Konservatuarı’nda eğitim görmesi için burs önerildi ancak bu öneriye sıcak bakmadı.

Ondrej Krajňák, Çek ve Slovak çevrelerde bulunan en iyi piyanistlerden biri sayılmaktadır. Oscar Peterson, Gonzalo Rubalcaba, Chick Corea ya da Adam Makovic gibi müzisyenlerin onu etkileyen isimler arasında olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca klasik müzik alanında etkilendiği isimler arasında Johann Sebastian Bach, Béla Bartók, Frederyk Chopin ve Sergej Prokofjev bulunmaktadır. Ondrej Krajňák, Slovak ve uluslararası çevrelerden seçkin performans sanatçılarıyla iş birliği içerisinde sayısız projede yer aldı.

 

Çalıştığı projeler:  Banská Bystrica’dan Nothing but Swing Trio’da misafir olarak. Juraj Bartoš & Radovan Tariška -Hot House (BJD 2001, 2003 yılında canlı performans ve 2009 yılında Çek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın yardımı sayesinde Çek Cumhuriyeti Sarayı’ndan Canlı Performans CD’leri), Be connection’da ve CZ/SK Matúš Jakabčic Big Band’de Berco Balogh ile birlikte misafir olarak.

Ondrej daha sonraları Prag’a taşındı. Çek sanatçı Ida Kelarová’ın projesine yaptığı davete bağlı olarak turnede ve konserlerde çaldı. Ayrıca, bu kez sadece Slovakya ve Çek Cumhuriyeti’nde değil, aynı zamanda Avusturya, Almanya ve Danimarka’da da sahne aldı.

Ondrej, hızla Çek Cumhuriyeti’ndeki caz müzik etkinliklerinde kendini göstermeye başladı ve bu etkinliklerin en iyi müzisyenleriyle beraber bazı projelere imza attı: Çek şarkıcı Oľga Škrancová ile birlikte (CD When I fall in love 2003), Robert Balcar trio’da misafir olarak, Milan Svoboda Big Band ile birlikte, şarkıcı Mirian Bayle’nin projesinde (Brno Caz Festivali 2003).

Daha sonra Gustav Brom Big Band ile ve Slovak efsanesi bateri sanatçısı Jozef  “Dodo” Šošoka (CD Slovak Caz Trio) ile birlikte çalışmaya başladı, Radovan Tariška ile düo olarak (CD Elements 2006) Paris, Varşova, Londra, Almanya’da düzenlenen konserlerde çaldı.

Ardından Slovak şarkıcı Hanka Gregušová birlikte çalışma isteğinde bulundu. (Reflections of my soul 2007). Bazen düo olarak Klaudius Kováč ile çalar, bazen de Tomáš Baroš ve Marián Ševčík’le çaldığı kendi triosu ile. Onun triosu, Avrupa ve dünya efsaneleri Harry Sokal, Igor Butman ve Alex Sipiagin tarafından sık sık davetler almaktadır.

Ida Kelarová & Jazz Famelija projesinin üyesi olan Ondrej, Lucerna ve Prag’da seçkin caz sanatçılarıyla birlikte çaldı: Iva Bittová, Július Baroš, Miriam Bayle, David Doruška, Radovan Tariška, George Mráz, Lamborgini yaylı çalgılar dörtlüsü (DVD Kelarová ve Bittova Jazz). Bu DVD’de ayrıca aranjör olarak çalıştı.

Radovan Tariška Sekstet’in misafir proje üyesi olarak, 2008 Bratislava Caz Günleri’nde usta trompet sanatçısı Ryan Carniaux (ABD) ile birlikte çaldı. Zuzana Lapcikova Kuintet’in üyesi olarak, grubun son kaydı “Parting-Comebacks” isimli son kayıtla, dünya müziği kategorisinde Andel 2011 müzik ödülünü aldı.

Ondrej’in son kaydı Forever Ernest, Temmuz 2013’te piyasaya sunuldu.

GREGORY PRIVAT

GREGORY PRIVAT

                              14 Mart, Cuma                                 

20:30 AASSM Küçük Salon

Gregory Privat, piyano

Grégory Privat, Piyano

Caz piyanisti Grégory Privat Martinique’te doğdu. Malavoi Caribbean Grubu’nun ünlü piyanisti olan babası José Privat’ın müzikal etkisi, Grégory’nin müzisyen olmasında büyük önem taşımaktadır. Daha 16 yaşındayken, en aktif öğrencilerinden biri olduğu lisesinin okuduğu bölümü için müzik bestelemeye başladı.

Klasik piyanodan vazgeçerek caz ve doğaçlamaya yöneldi. Toulouse’da mühendislik eğitim aldığı sırada Grégory, solo olarak ve yerel mekânlardaki caz buluşmalarında bir trio ile çalmaya başladı. Şansına ki, sahnede çalmak için birçok fırsat eline geçiyordu ve Grégory ilk sahne tecrübesini 2005 yılında Martinique’teki Biguine Caz Festivali’nde edindi.

Okulundan yeni mezun olan Grégory, Paris çevrelerini fethetmeye kararlıydı. Jean Emmanuel (Ka) Dommergues ve William Dauber (Ka) ile birlikte bir trio kurdu. Caz müziğin, Karayip melodilerinin ve KA’nın (geleneksel Guadeloupe perküsyonu) bir karışımını çalan grup, güçlü performansına rağmen, birtakım zorluklarla karşı karşıya kaldı ve bir yıl sonra dağıldı. Ancak bunu takip eden yıllarda Grégory birçok değerli grup üyesi ile tanışma fırsatı buldu. Bu isimlere Orlando “Maraca” Valle, Rémi Vignolo, Jacques Schwarz-Bart, Catia Werneck, Sonny Troupé, Guillaume Perret, Stéphane Belmondo dâhildir.

Merakın yanı sıra, müziğinde ilerleme ve mükemmelleşme tutkusu Grégory’i birkaç uluslararası piyano yarışmasına katılması için cesaretlendirdi. Temmuz 2008’de bu merak, Montreux Caz Festivali’nde Caz Piyano Yarışması yarı finaline ve 2010’da Concours Martial Solal’a iki bilet ile ödüllendirildi. Bir müddet sonra Le Baiser Salé, the New Morning, ya da the Duc des Lombards gibi Paris’in büyük caz mekanlarında bestelerini çalmaya başlayan Grégory, kendisi için yeni bir eğitim metodu geliştirdi, daha kişisel ve daha içten bir metot. Bu eğitimin katkısıyla 2011 yılında ‘Ki Kote’ isimli ilk albümünü yaptı.

İlk albümün ardından, medya ve halk tarafından da farkedilen (ayrıca 3000’in üzerinde albüm satan) Grégory Privat, kendi müzikal evreninden yeni eserler sunmak ve 1902 yılında Martinique’in eski başkenti Saint-Pierre’i yerle bir eden Pelée Dağı’nın ölüm saçan patlamasıyla kendi zindanının duvarları etrafında korunan bir mahkum olan Cyparis’in hikayesini sesli bir illüstrasyonunun kurgulamak için artık hazırdır. Tarih, Cyparis’in bu felaketten sağ kurtulan tek kişi olduğu iddiasını destekliyor.

Muhteşem hikaye anlatma kabiliyeti sayesinde, Cyparis istemeden Barnum & Bailey Sirki için bir « sirk ucubesi » haline geldi. Korkunç yanıklarını ve yaralarını göstererek, Barnum & Bailey Sirki ile birlikte tüm dünyayı gezdi. Cyparis’in hikayeleri Plus Loin / Abeille Musique kayıt etiketiyle sonbaharda piyasada satışa sunulacak.

   ULI KEMPENDORFF QUARTET

IMGP0666

                      15 Mart, Cumartesi                         

20:30 AASSM Küçük Salon

Uli Kempendorff, tenor saksafon, klarnet, kompozisyon

Ronny Graupe, gitar

Jonas Westergaard, bas

Oliver Steidle, davul

FIELD

FIELD, Berlinli saksafonist Uli Kempendorff tarafından kurulan bir kuartettir. Grup, liderinin caz ve batı müzik geleneğinden, aynı zamanda Avrupa dışı klasik müzik ve folklorundan esinlenerek yazdığı besteleri çalmaktadır. Çok çeşitli materyallerden faydalanan FIELD, ahenkli bir tını yaratmayı başarmakla kalmayıp, aynı zamanda Berlin Caz Müzik çevrelerinin mizah, içtenlik, yenilik ve yoğunluk gibi duygular uyandıran coşkulu enerjisini bünyesinde barındırmaktadır.

“Berlin Caz çevrelerinden doğan gruplar arasında en çok ümit vaat edenlerden birisi olan Field’in her bir şarkısı, müzikal düşüncelerin, önemli anların ve sürprizlerin bir arada bulunduğu küçük bir evrene sahiptir.” – Jazzthing, 101, Rolf Thomas

“Berlin Caz Çevrelerinde yer alan bu seçilmiş oluşum ile Kempendorff, 21. yüzyıl için bebop gibi bir tür yaratmayı başarıyor. Şarkıları arka arkaya ve karmaşa yüklü biçimde çalma tutkusu dinleyicileri müziğin içerisine çekmeye devam ediyor.”

“Alman Caz Müzik Çevrelerinin bütün umutlarını yükseltecek türden bir katılım.”  (Benno Bartsch, Jazzpodium 06/10)

Uli Kempendorff-Tenor Saksafon, Klarnet, Beste

Berlin’de doğan Kempendorff, 2000-2004 yılları arasında Berlin’de “Hanns Eisler” Müzik Akademisi’nden iki diploma ve DAAD (Alman Akademik Değişim Hizmetleri )öğrencisi olarak bir yıllık burs elde etti ve New York’ta bulunan CCNY’de (City College of New York) okudu. 2010-2012 yılları arasında SRS’de “Serious Series” isimli birtakım konser organizasyonlarının küratörlüğünü ve öncülüğünü yapan Kempendorff, Berlin Sanat Orkestrası’nın kurucu üyesi ve yöneticisiydi. Birlikte çalıştığı ve albüm kaydı yaptığı müzisyenler arasında Uli Gumpert, Tobias Delius, Christian Lillinger, Julia Hülsmann, Gebhard Ullmann, Hendrik Walsdorff, Benjamin Weidekamp, Andrew D´Angelo ve Mike Pride vardır. Berlin şehri tarafından kendisine birkaç kez burs verilen Kempendorff, İsviçre’nin Fribourg şehrinde yapılan Jazz Concours yarışmasında finalist olmuştu.www.ulikempendorff.de

Ronny Graupe-Gitar

Karl-Marx-City’de doğan Graupe, Leipzig’deki “Felix Mendelssohn Bartholdy” Müzik Akademisi’nde ve Danimarka’nın Kopenhag şehrindeki “Rytmisk Musik-konservatorium” de okudu. Birlikte 4 albüm kaydı gerçekleştirdiği ve tüm Avrupa, Afrika, Filipinler, New York ve Venezuela’daki sayısız festivalde sahne alan Hyperactive Kid adlı grubun kurucu üyesidir. “Ronny Graupe´s Spoom” Trio’ya öncülük eden Graupe, Rolf Kühn ve Tri-O, Benjamin Weidekamp Kuartet, Yellow Bird, Pablo Held’in “Glow” Grubu, Berlin Sanat Orkestrası, Symmetry (Nils Wogram ve Henning Sieverts ile birlikte) ve Dejan Tersic’ın Underground grubu ile birlikte çalmaktadır.  ronnygraupe.de

Jonas Westergaard – Bas

Kopenhaglı Westergaard, müzik eğitimini “Rytmisk Musikkonservatorium”da tamamladı. 2006’da Danimarka Ulusal Radyosu’ndan albüm yapmasına ve kendi noneti (dokuzlusu) ile çalmasına olanak sağlayan özel bir burs kazandı. Bu durumun sonucu, 2008’de Stunt Records tarafından piyasaya sürülen “Helgoland” albümünden dinlenebilir. Birlikte sahne aldığı ve albüm kayıtları gerçekleştirdiği isimler arasında George Garzone, Michael Blake, Tim Berne, Steven Bernstein, Mikkel Ploug, Jakob Bro, Lovedale, Henrik Walsdorff, John Tchicai, Christian Lillinger ve Christopher Dell bulunmaktadır.

Oliver Steidle- Bateri

Nürnberg doğumlu Steidle, Nürnberg Müzik Akademisi’nde bateri eğitimi aldı. Grubu SoKo Steidle (w/ Rudi Mahall) ile tüm Avrupa’da festivallerde sahne aldı. Bu kadroyla birlikte albüm kayıtları yaptı ve bunların üçünü piyasaya sürdü. Kalle Kalima´nın “Klima Kalima Trio” ile 2008’de en iyi solist dalında Mannheim Neuer Deutscher Jazzpreis ödülünü kazandı. Yine aynı yarışmada 2006 yılında bu ödüle Der Rote Bereich ile ulaşmıştı. Birlikte sahne aldığı ve albüm kaydı gerçekleştirdiği isimler arasında Alexander von Schlippenbach, Axel Dörner, Daniel Erdmann, Philipp Gropper, Aki Takase, Olaf Rupp, Matthias Schubert, Frank Gratkowskiand Peter Brötzmann bulunmaktadır. myspace.com/oliversteidle

  TİMUÇİN ŞAHİN QUARTET     

timucin_sahin

17 Mart, Pazartesi        

20:30   AASSM Küçük            

Timucin Sahin, gitarlar, kompozisyon

Loren Stillman, alto saksafon

Christopher Tordini, bas

Gene Jackson, davul

Timuçin Şahin, Gitarist, besteci, eğitmen

Timuçin Şahin, San Francisco Bay Guardian, AllaboutJazz, Jazzwise, Downbeat ve Jazz-Times’in yanı sıra diğer birçok yayın tarafından çağdaş caz müziğin günümüzdeki en eşsiz seslerinden biri olarak tanınmaktadır. Perdesiz elektrik gitarla ortaya koyduğu eşsiz melodi ve bestelerindeki duygusal içerik onu kıyaslanamaz bir sanatçı yaparken, müziğinin sınıflandırılmasını da neredeyse imkansız hale getiriyor. Hem besteleri hem de çift saplı gitarı (onun kendine has özelliği) ile gerçekleştirdiği performansı, karşılaştırılamaz bir özgünlük yayıyor.

Sanatçının müziği, bilgi ve tecrübenin geniş çaplı bir yoğunluğundan oluşmuştur. Ayrıca bu müzik, bir gitarist olarak onun önemli becerileriyle şekillenmiştir. Müziğinde doğaçlamalardan faydalanan Timuçin Şahin bunu yaparken, notalı müziği doğaçlamadan ayırabilmek oldukça güçtür. Onun bu müziği, enstrümantal hayal gücü ve elde edilen ritim yoluyla çok fazla esneklik kazanan ritmik yapıların zarafetiyle karakterize edilir.

Müzik tutkunları onun müziğini şu şekilde tanımlıyorlar: “Şahin’in geniş çeşitlilik gösteren tonları ve deneylemelerinde pek çok şey var. Beste ve performansa yaklaşımı aktif bir katılımı zorunlu kılıyor. Bir öğrencinin tek zamanlı bir filmine benzetmekten ziyade, onun müziği tıpkı ardı ardına gelen denemelerde kavrama ve iç görünün oluşmasını sağlayan David Lynch ya da Atom Egoyan filmini irdelemek gibi.”

Türkiye’de doğan Timuçin Şahin, Hilversum ve Amsterdam Konservatuarı’nda caz gitar ve klasik müzik besteleme üzerine eğitim almak için genç yaşlarda Hollanda’ya göç etti. Ardından Manhattan Müzik Okulu’nda çalışmalarına devam etti.

İlk ödülünü 2001 yılında prestijli Hollanda Caz Müzik Yarışması’nda ve bunun ardından diğer ödüllerini 2002 yılında Jur Naessens Müzik Ödülleri’nde ve 2006 yılında Deloitte Caz Müzik Ödülleri’nde elde etti.

Grup şefi olarak çıkardığı üçüncü albüm “BAFA”, günümüz çağdaş caz müziğinin en eşsiz ve en tavizden uzak caz müzik kayıtlarından biri olarak büyük saygınlık kazanmıştır.

Raul d’Gama Rose, All About Jazz’da bunun hakkında şöyle yazıyordu:

“Saksafon ve gitarın konuştukları dil, Coleman’ın Pat Metheny ile giriştiği efsanevi Harmolodic düelloların ardından asla aynı tadı vermemişti. Geçen onca zamandan sonra, Timuçin Şahin Bafa albümüyle, bu noktaya ulaşabilme şansına sahip.”

Son zamanlarda kuintet çalışması “INHERENCE” albümünü çıkartan Şahin’in bu albümü Downbeat tarafından  “oldukça etkileyici, içgüdüsel, hatta ussal ve enerjik bir kuintet albüm” olarak yorumlandı.

Timuçin Şahin’in birlikte çaldığı ve birlikte kayıt yaptığı isimlerden bir kaçını saymak gerekirse, bu isimler Randy Brecker, Greg Osby, Robin Eubanks, Kai Eckhardt, Mike Mainieri, Mark Turner, Tony Moreno, Aydin Esen, Gene Jackson, Dave Kikoski, Ernst Reizeger, John O’ Gallagher, Owen Hart Jr, Donny McCaslin, Tyshawn Sorey, Thomas Morgan, Ralph Alessi, Tom Rainey, Sean Rickman, Loren Stillman, Russ Lossing, Dan Weiss, Concertgebouw Jazz Orchestra’dır.

Timuçin Şahin ayrıca, Amsterdam Percussion Group, Occult Ensemble, Mivos String Quartet, Timetable Percussion Ensemble,Enric Monfort Ensemble, Ere Lievonen, Verso, Amsterdam Conservatory Symphonic Orchestra, Brisk Quartet, TobeSung, Loadbang ve birçok diğer müzik topluluğu için besteler yaptı ve hizmetler verdi.

Bununla birlikte Timuçin Şahin, ustalık sınıfı görevlerinde kendine özgü gitar çalma ve besteleme hakkındaki genel düşüncelerini paylaşmayı sürdürüyor. Bu çalışmalarını icra ettiği belli başlı yerlerden bazıları şunlardır: Manhattan Müzik Okulu – New York (ABD), New York Üniversitesi (ABD), Amsterdam Konservatuarı (NL) ve Tilburg Konservatuarı (NL)

Timuçin Şahin ayrıca NYU Arts and Science kapsamında bir doktora adayıdır ve doktora tezi üzerine çalışmalar yürütmektedir.

   

JANUSZ PRUSINOWSKI TRIO feat. ADAM STRUG  MONODIA POLSKA & EWA GROCHOWSKA VOKAL TOPLULUKLARI & TÜRK KONUKLARI

JANUSZ PRUSINOWSKI TRIO feat. ADAM STRUG

 18 Mart, Salı   

20:30   AASSM Küçük Salon

“Şarkıların ve Dansın Hayat Boyu Yolculuğu

Polonya’dan Türkiye’ye Buluşmalar Konseri”

Ücretsiz/ davetiyeli 

Dofinansowano ze środków Ministra Kultury i Dziedzictwa Narodowego Rzeczypospolitej Polskiej.
Wydarzenie realizowane w ramach programu kulturalnego obchodów 600-lecia polsko-tureckich stosunków dyplomatycznych w 2014 roku.

www.turkiye.culture.pl
Proje, 2014 yılı Polonya-Türkiye ilişkilerinin tesisinin 600. yıldönümü münasebetiyle düzenlenen kutlamaların kültür programı çerçevesinde ve Polonya Cumhuriyeti Kültür ve Milli Miras Bakanlığı finansal işbirliğiyle gerçekleştirilmektedir. www.turkiye.culture.pl

JANUSZ PRUSINOWSKI TRIO

Trio’nun benzersiz stili merkez Polonya’nın köylü müziğinin bilgili şekilde yorumlanmasından süzülmüştür. Yeni, genç dinleyicilere mazurkayı -şarkı, oyun, dans ve doğaçlama şekilde- ulaştırmaktadırlar. Mevcut müziklere yönelmeden arkaik ve görünüşte basit melodileri ve ritimleri sunmak ne kadar çağdaş olabilir ki?

Trio’yu dinlerken geleneksel Polonya folk müziğinin neleri yansıttığını veya farklı türlerce yansıtıldığını duyabilirsiniz: melodik kalıpta ve rubato kullanımında Chopin müziği ve ritimsiz müzik, blues ve caz doğaçlamanın ortak aşkı, 20. Yüzyıl klasikleri ile emprovizasyondan doğan tonal olgunluk, rockun enerji ve gücü.
2008 ve 2012 yılları arasında grup birçok Avrupa ülkesi, Asya, Kanada ve ABD’de (Carnegie Hall ve Chicago Symphony Center dâhil) performans sergiledi. Grup Janusz Olejniczak, Tomasz Stanko, Michal Urbaniak ve Alim Qasimov gibi ünlü sanatçılarla beraber çaldı. İki tane eleştirmenlerin takdirini kazanan albüm çıkardılar: Mazurkas (2008), Heart (2010) ve Knee-deep in Heaven (2013).

Ekim 2012’de Janusz Prusinowski Trio Selanik’teki prestijli dünya müzik fuarı WOMEX 2012 (World Music Expo)’de ana sahnede performans sergilemek için resmi olarak seçildi. Grubun 2013’teki başarıları arasında ABD, Almanya, Finlandiya, Rusya, Fransa, Belçika ve Hollanda’daki turları yer almaktadır.

Prusinowski Trio bu turda iki yeni üye ile sahneye çıkacak. Grup, gruba kaç kişi katılırsa katılsın, müziklerinin temeli olan üç vuruşlu metronoma ithafen kendilerini “trio” olarak adlandırmaktadır. Prusinowski Trio aşağıdaki şekilde sahne alacaktır: Janusz Prusinowski, keman, vokal, Polonya akordeonu; Piotr Piszczatowski, baraban davulu, tef; Michal Zak, kaval, zurna, klarnet; Piotr Zgorzelski – kontrbas, dans; Szczepan Pospieszalski, trompet

ADAM STRUG VE MONODIA POLSKA

Adam Strug, kendi ülkesinin (Mazowsze belgesinin kuzeydoğu kısmı) sözel geleneğinden gelen dini ve seküler şarkıları söyleyen bir şarkıcıdır. Repertuarını dedesinden (1880 doğumlu), ninesinden (1913 doğumlu) ve cenazelerde beraber şarkı söylediği, sekiz yıl boyunca eşlik ettiği komşusu bir cenaze şarkıcısından (1914 doğumlu) öğrenmiştir. Strug bugün kullanılan major-minör gamlardan daha eski müzikal şarkılar söylemekte, eski tonları, sesleri ve vokal biçimlerini korumaktadır. Monodia Polska’nın şefidir.

Monodia Polska Polonya’nın Lomza Bölgesi ve Kurpie Zielone bölgesinden Adam Strug tarafından derlenen melodik türlerde eski Polonya dini ve seküler şarkıları söyleşen bir Polonya korosudur. Polonya dilinde ‘monodia’ enstrümansız koro halinde veya laterna gibi geleneksel enstrümanlar eşliğinde şarkı söylemek anlamına gelmektedir. Koro major-minor gamları reddetmektedir, çünkü 18. Yüzyılda org ve opera geleneği baskındı. Koro folk sanatçılarının sözlü geleneğince korunan eski müzik gamlarını, orijinal şarkı söyleme yöntemlerini, vokal tarzını kullanarak antik ilahi ve erken dönem müzikleri yeniden yorumlamıştır.
“Monodia” tarafından devam ettirilen sözel gelenek Polonya şövalye şarkılarını, barok ve on sekizinci yüzyıl dualarını, romantik dini şarkıları, Tanrıya saygı ve bağlılık ifade eden çeşitli folk şarkılarını kapsamaktadır. Monodia’ya ilham veren Kurpian şarkıları Polonya kırsalındaki insanların müzikal ve şiirsel zekasını yansıtmaktadır. Maharetleri bir yandan Orta Doğu vokal sanatını andırması, diğer yandan Polonyalı besteciler Karol Szymanowski ve Henryk Mikolaj Gorecki’nin büyük eserlerine ilham veren Polonya kültürünün bir parçası olmalarıdır.
Monodia Polska şu şekilde sahne alacaktır: Adam Strug, Janusz Prusinowski, Szczepan Pospieszalski, Piotr Piszczatowski

EWA GROCHOWSKA GROUP

Ewa Grochowska -şarkıcı, viyolensel sanatçısı- Przystałowice Małe (merkez Polonya)’den ünlü geleneksel müzisyen Jan Gaca’nın öğrencisidir. Yerel “kajocki” stili çalma üzerine inceleme yapmıştır, bölge dans ve şarkılarının gizemini çözmüştür.
Merkez ve Güneydoğu Polonya’nın geleneksel enstrümantal müziği ve geleneksel şarkıları ana ilgi alanıdır. Doğu-Merkez Avrupa’daki şarkı söyleme tarzları ve stilleri üzerine araştırmalar yapmıştır. Teorik araştırma ve uygulamaları geleneksel müzik anlayışına yöneliktir, çünkü modern kültürün parçası olarak mevcut tarzlar köylü kökenlere ve geçmiş hakkında derin bilgilere saygılı olarak uygulanmaktadır. Bu tarzları kullanırken estetik zevki ile potansiyel enerji ve ruhu sonsuz merakından beslenmektedir.

Ewa Grochowska Group’un şefidir. Ewa Grochowska Group şu şekilde sahne alacaktır: Ewa Grochowska, Kaja Prusinowska, Justyna Piernik, Maniucha Bikont

JANUSZ PRUSINOWSKI TRIO feat. ADAM STRUG  MONODIA POLSKA & EWA GROCHOWSKA VOKAL TOPLULUKLARI

 EWA GROCHOWSKA

EWA GROCHOWSKA

19 Mart, Çarşamba           

20:30   AASSM Küçük Salon

Janusz Prusinowski, keman, vokal, akordeon

Piotr Piszczatowski, baraban davul, bendir

Michal Zak, flüt, klarnet

Szczepan Pospieszalski, trompet

Piotr Zgorzelski, folk bas

“Monodia Polska Vokal Topluluğu”

Adam Strug, Janusz Prusinowski, Szczepan Pospieszalski, Piotr Piszczatowski, vokaller

“Ewa Grochowska Vokal Topluluğu”

Ewa Grochowska, Kaja Prusinowska, Justyna Piernik, Maniucha Bikont, vokaller

Dofinansowano ze środków Ministra Kultury i Dziedzictwa Narodowego Rzeczypospolitej Polskiej.
Wydarzenie realizowane w ramach programu kulturalnego obchodów 600-lecia polsko-tureckich stosunków dyplomatycznych w 2014 roku.

www.turkiye.culture.pl
Proje, 2014 yılı Polonya-Türkiye ilişkilerinin tesisinin 600. yıldönümü münasebetiyle düzenlenen kutlamaların kültür programı çerçevesinde ve Polonya Cumhuriyeti Kültür ve Milli Miras Bakanlığı finansal işbirliğiyle gerçekleştirilmektedir. www.turkiye.culture.pl

JANUSZ PRUSINOWSKI TRIO

Trio’nun benzersiz stili merkez Polonya’nın köylü müziğinin bilgili şekilde yorumlanmasından süzülmüştür. Yeni, genç dinleyicilere mazurkayı -şarkı, oyun, dans ve doğaçlama şekilde- ulaştırmaktadırlar. Mevcut müziklere yönelmeden arkaik ve görünüşte basit melodileri ve ritimleri sunmak ne kadar çağdaş olabilir ki?

Trio’yu dinlerken geleneksel Polonya folk müziğinin neleri yansıttığını veya farklı türlerce yansıtıldığını duyabilirsiniz: melodik kalıpta ve rubato kullanımında Chopin müziği ve ritimsiz müzik, blues ve caz doğaçlamanın ortak aşkı, 20. Yüzyıl klasikleri ile emprovizasyondan doğan tonal olgunluk, rockun enerji ve gücü.   2008 ve 2012 yılları arasında grup birçok Avrupa ülkesi, Asya, Kanada ve ABD’de (Carnegie Hall ve Chicago Symphony Center dâhil) performans sergiledi. Grup Janusz Olejniczak, Tomasz Stanko, Michal Urbaniak ve Alim Qasimov gibi ünlü sanatçılarla beraber çaldı. İki tane eleştirmenlerin takdirini kazanan albüm çıkardılar: Mazurkas (2008), Heart (2010) ve Knee-deep in Heaven (2013).

Ekim 2012’de Janusz Prusinowski Trio Selanik’teki prestijli dünya müzik fuarı WOMEX 2012 (World Music Expo)’de ana sahnede performans sergilemek için resmi olarak seçildi. Grubun 2013’teki başarıları arasında ABD, Almanya, Finlandiya, Rusya, Fransa, Belçika ve Hollanda’daki turları yer almaktadır.

Prusinowski Trio bu turda iki yeni üye ile sahneye çıkacak. Grup, gruba kaç kişi katılırsa katılsın, müziklerinin temeli olan üç vuruşlu metronoma ithafen kendilerini “trio” olarak adlandırmaktadır. Prusinowski Trio aşağıdaki şekilde sahne alacaktır: Janusz Prusinowski, keman, vokal, Polonya akordeonu; Piotr Piszczatowski, baraban davulu, tef; Michal Zak, kaval, zurna, klarnet; Piotr Zgorzelski – kontrbas, dans; Szczepan Pospieszalski, trompet

ADAM STRUG VE MONODIA POLSKA

Adam Strug, kendi ülkesinin (Mazowsze belgesinin kuzeydoğu kısmı) sözel geleneğinden gelen dini ve seküler şarkıları söyleyen bir şarkıcıdır. Repertuarını dedesinden (1880 doğumlu), ninesinden (1913 doğumlu) ve cenazelerde beraber şarkı söylediği, sekiz yıl boyunca eşlik ettiği komşusu bir cenaze şarkıcısından (1914 doğumlu) öğrenmiştir. Strug bugün kullanılan major-minör gamlardan daha eski müzikal şarkılar söylemekte, eski tonları, sesleri ve vokal biçimlerini korumaktadır. Monodia Polska’nın şefidir.

Monodia Polska Polonya’nın Lomza Bölgesi ve Kurpie Zielone bölgesinden Adam Strug tarafından derlenen melodik türlerde eski Polonya dini ve seküler şarkıları söyleşen bir Polonya korosudur. Polonya dilinde ‘monodia’ enstrümansız koro halinde veya laterna gibi geleneksel enstrümanlar eşliğinde şarkı söylemek anlamına gelmektedir. Koro major-minor gamları reddetmektedir, çünkü 18. Yüzyılda org ve opera geleneği baskındı. Koro folk sanatçılarının sözlü geleneğince korunan eski müzik gamlarını, orijinal şarkı söyleme yöntemlerini, vokal tarzını kullanarak antik ilahi ve erken dönem müzikleri yeniden yorumlamıştır.
“Monodia” tarafından devam ettirilen sözel gelenek Polonya şövalye şarkılarını, barok ve on sekizinci yüzyıl dualarını, romantik dini şarkıları, Tanrıya saygı ve bağlılık ifade eden çeşitli folk şarkılarını kapsamaktadır. Monodia’ya ilham veren Kurpian şarkıları Polonya kırsalındaki insanların müzikal ve şiirsel zekasını yansıtmaktadır. Maharetleri bir yandan Orta Doğu vokal sanatını andırması, diğer yandan Polonyalı besteciler Karol Szymanowski ve Henryk Mikolaj Gorecki’nin büyük eserlerine ilham veren Polonya kültürünün bir parçası olmalarıdır.
Monodia Polska şu şekilde sahne alacaktır: Adam Strug, Janusz Prusinowski, Szczepan Pospieszalski, Piotr Piszczatowski

EWA GROCHOWSKA GROUP

Ewa Grochowska -şarkıcı, viyolensel sanatçısı- Przystałowice Małe (merkez Polonya)’den ünlü geleneksel müzisyen Jan Gaca’nın öğrencisidir. Yerel “kajocki” stili çalma üzerine inceleme yapmıştır, bölge dans ve şarkılarının gizemini çözmüştür.  Merkez ve Güneydoğu Polonya’nın geleneksel enstrümantal müziği ve geleneksel şarkıları ana ilgi alanıdır. Doğu-Merkez Avrupa’daki şarkı söyleme tarzları ve stilleri üzerine araştırmalar yapmıştır. Teorik araştırma ve uygulamaları geleneksel müzik anlayışına yöneliktir, çünkü modern kültürün parçası olarak mevcut tarzlar köylü kökenlere ve geçmiş hakkında derin bilgilere saygılı olarak uygulanmaktadır. Bu tarzları kullanırken estetik zevki ile potansiyel enerji ve ruhu sonsuz merakından beslenmektedir.

Ewa Grochowska Group’un şefidir. Ewa Grochowska Group şu şekilde sahne alacaktır: Ewa Grochowska, Kaja Prusinowska, Justyna Piernik, Maniucha Bikont

 KAPANIŞ KONSERİ         

MACIEJ OBARA INTERNATIONAL QUINTET feat. TOM ARTHURS       

      obara starszy i młodzi

20 Mart, Perşembe

20:30   AASSM Küçük Salon

Maciej Obara, saksafon

Tom Arthurs, trompet

Dominik Wania, piyano

Ole Morten Vaagan, bas

Jon Falt, davul

Etkinlik, 2014 yılında kutlanan Polonya-Türkiye ilişkilerinin tesisinin 600. yıldönümü münasebetiyle düzenlenecek olan kutlamaların kültür programı çerçevesinde gerçekleştirilmektedir. turkiye.culture.pl

Maciej Obara, Saksafon

Polonyalı besteci ve alto saksafonist Maciej Obara 2006 yılında bir anda ünlendi ve müzikal fikirlerini dile getirmek için hemen ideal partner arayışına girdi.

Bu isimlerden bir tanesi, efsanevi Polonyalı trompetçi Tomasz Stańko’nun grubunda çalarken karşılaştığı Dominik Wania’dır. Müzikte, harmonik öğelerin dışına çıkmaktan her zaman kaçınan Obara, uluslararası sanatçılarla iddialı ve iyi hazırlanmış bir proje yaratarak klasik caz trionun henüz oturmamış olan müzikal yönünü zenginleştirmesi konusunda teşvik edilmiş ve Take Five’a (Londra Caz Festivali’nin yapımcılarından olan Serious tarafından organize edilen profesyonel bir Avrupa gelişim projesi) katıldığı sırada bu sanatçılara rastlamıştı.

Obara’nın Take Five’a katılmasının en önemli sonucu; Avrupa’nın uluslar arası bir proje oluşturması ve Obara’nın bu projeye iki Norveçli müzisyeni davet etmesiydi: basist Ole Morten Vågan ve baterist Gard Nilssen.

Obara Internation, For Tune Records adına büyük beğeni toplayan iki kayıt piyasaya sürdü: Komeda ve Live at Manggha. Yeni çıkarılan bu kayıtlarla birlikte Obara, uluslararası konser turnelerinde grupla birlikte çalması için, olağanüstü bir trompet sanatçısı olan Tom Arthurs’a davette bulundu.

Tom ArthursTrompet, kornet, kompozisyon

Tom Arthurs, eski bir BBC New Generation yeteneği ve Avrupa Take Five’ın katılımcısıdır. Arthurs, orkestra ve ayrıca, zengin ve içten içeriğe sahip Oda Müziği ile oldukça deneysel olmasına rağmen başarılı ve etkileyici olan doğaçlama müziği arasında kendisine yer edinmiştir. 2001 yılı Peter Whittingham Ödülü’nün sahibi, BBC Caz Ödülleri’nde üç kez aday gösterilen (En İyi Enstrüman Çalan Müzisyen ve Yükselen Yıldız olarak) Tom, New Generation Projesi’nin bir parçası olarak BBC Radyo 3’te oldukça ön plana çıkartılmıştır.  Ayrıca festival kredileriyle Berlin, North Sea, Cheltenham, Moers, Bath, Jazzd’or, Londra, Manchester, Belfast ve Kudüs dâhil olmak üzere uluslararası düzeyde birçok festivalde sahne almıştır.

Çeşitli özel projeler ve ortak çalışmalarda Tom’un, John Surman, John Taylor, Tom Rainey, Drew Gress, Ingrid Laubrock, Jack DeJohnette, Iain Ballamy, Thomas Strønen, Rudi Mahal, Julia Hülsmann, Nicolas Masson, John Schröder, Matthew Bourne ve Kenny Wheeler dâhil olmak üzere birçok müzisyenle birlikte sahne aldığı görülmüştür.

Dominik Wania, Piyano

Dominik Wania, yerel caz etkinliklerinde birçok ünlü müzisyenle yürüttüğü ortak çalışmalar ve geniş yelpazeli doğaçlama becerisini ortaya koymak için klasik müzik eğitiminden faydalanma yeteneği sayesinde Polonya’da oldukça tanınmaktadır.  Wania ayrıca, Danilo Perez tarafından yönetilen Boston’daki The New England Konservatuarı’nda öğrenim görmesine olanak sağlayan Mloda Polska bursunu almaktadır.

Ole Morten Vågan, Basist, Besteci

İskandinavya’daki en ilginç genç gruplardan birisi olan MOTIF’in şefliğini yapmaktadır. Bu grup ayrıca, (Rudi Mahall, Axel Dörner, Frerdik Ljungkvist ve Jon Fält tarafından seçilen) DnB Nor Kongsberg Caz Ödülleri’nin sahibi Mathias Eick’i de bünyesinde bulundurmaktadır.

Balkan müziğinden stüdyo müziğine kadar farklı müzik tarzlarını temsil eden birçok grup ile birlikte çalışan Vågan, Tore Brunborg, Maria Kannegaard Trio, Håkon Kornstad gibi Norveç’in en temel sanatçılarından bazıları ve Bobo Stenson, Joshua Redman ve John Scofield gibi uluslararası yıldızlar ile birlikte çaldı. Yine de Audun Kleive ve Christian Wallumrod ile birlikte ortaya koyduğu Generator X projesinde örneklerinin görülebildiği gibi onun en çok aidiyet hissettiği tarz, modern doğaçlama müziğidir.

Jon Fält, Bateri

İsveç’teki en beğenilen bateristlerden biridir. 2004 yılı İsveç Caz Müzik Kutlama Festivali kapsamında “Yılın en iyi çıkış yapan sanatçısı” olarak ödül almaya hak kazandı. Hemen ertesi yıl baterist Ronnie Gardiner ondan “Daha geniş çapta tanınmayı hak eden bir baterist” diye söz etmişti. Bugünlerde Jon’un birlikte turneye çıktığı gruplar arasında Bobo Stenson Trio, Yun Kan 3,5 and 10 (İsveçli saksafonist Frerdik Ljungkvist’in grubu), The Deciders, The Stoner, Flux – Windemo Landin Fält ve daha birçok önemli grup yer almaktadır.

“Enstrümanını fazla ortodoksvari kullanmayan ve oldukça zeki ve tamamen kişisel tarzda parçaları renklendirmek için ölçülü çalmaktan vazgeçen Jon Fält, oldukça üstün bir bateristtir.”

“ Fält bateriyi alışılmışın dışında ve heyecan verici bir tarzda çalıyor. Onu çalarken dinlemek, tıpkı çalarken izlemek kadar keyifli.”

(12. CAZ AFİŞİ YARIŞMASI sonuç sergisi)

Guardian gazetesi, 2013 yılında Avrupa’nın “en iyi sanat etkinlikleri”nin gerçekleşeceği kentler arasında yer verdiği İstanbul’da düzenlenecek Uluslararası Film Festivali ve İstanbul Bienali’ne vurgu yaptı.

 Bu yıl Avrupa’da en iyi sanat etkinliklerini gerçekleştirecek kentler arasında İstanbul da sayıldı. İngiliz Guardian gazetesi “Avrupa’nın 2013 yılında en iyi sanat etkinlikleri rehberi” başlığıyla verdiği geniş haberinde İstanbul’da düzenlenecek Uluslararası Film Festivali ve İstanbul Bienali’ne yer verdi.

Guardian gazetesi “Avrupa’da bu yılın en iyi sanat etkinlikleri rehberimiz ile şaşırtıcı bir kültürel kentsel tatilini planlayın, operadan elektronik müziğe, artı şiir, tiyatro ve sinemaya” diye yazdı.
Haberde yılın “en iyi sanat etkinliklerine” evsahipliği yapacak Avrupa kentleri arasında İstanbul dışında şu kentler sıralandı:
“Paris (Fransa), Barcelona (İspanya), Kosice (Slovakya), Berlin (Almanya), Venedik (İtalya), St. Petersburg (Rusya), Atina (Yunanistan), Gothenburg (İsveç), Krakov (Polonya), Lizbon (Portekiz), Basel (İsviçre), Prag (Çek Cumhuriyeti), Kopenhag (Danimarka), Budapeşte (Macaristan), Oslo (Norveç) ve Brüksel (Belçika).

-İSTANBUL’DA ETKİNLİKLER-

Guardian gazetesi, 30 Mart ile 14 Nisan tarihlerinde düzenlenecek olan İstanbul Uluslararası Film Festivali için “Son yıllarda en ilginç Avrupalı filmlerinden bazıları Türk yönetmenlerden geldi” dedi. Bu çerçevede Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu ve Fatih Akın’ın “Yaşamın Kıyısında” yapıtlarına dikkat çeken gazete 1982 yılından beri devam eden festivalin, hem büyük isimlerin piyasaya çıkan yeni yapıtlarını hem de yükselen yeni yönetmenlerin eserlerini görmek için “büyük şans” sağladığını vurguladı.
Guardian, İstanbul’un 14 Eylül ile 10 Kasım tarihleri arasında evsahipliği yapacağı İstanbul Bienali’ni okuyucularına anlatırken “Bu etkinlik, Venedik, Sao Paulo ve Sydney’de yapılanlarla birlikte dünyanın en prestijli çağdaş sanat vitrinlerinden biri” sözlerini kullandı. Haberde Bienalin Küratörü Fulya Erdemci’nin 2013 yılı temasının, “siyasi bir forum olarak kamusal alan” fikri olacağını açıkladığına vurgu yapıldı.

Kaynak : [-]http://www.haberx.com

23 Ocak-3 Şubat 2013 tarihleri arasında düzenlenen 42. Uluslararası Rotterdam Film Festivali’nde son düzlüğe yaklaştıkça ‘Altın Kaplanyarışması’nın tablosu da bir o kadar netleşiyor. Ben de hız kesmeden iki gün önce ele aldığım altı filmin devamında bu sefer görücüye çıkma sırasıyla ikinci altılığı masaya yatırdım. Böylece “Gözetleme Kulesi” ile birlikte sayısı 16’yı bulan yarışma rekabetçilerinin 13 tanesini değerlendirmiş oldum. Bu seferki film toplamının ise kapitalizm odağından toplumsal şiddetin yol açtığı yalnızlık portrelerine taşra ya da şehirden bakış atmasıyla sivrildiği söylenebilir. Salı ve Çarşamba izlediğim eserleri içeren bu zaman diliminin en iyisi “Halley” olurken, Altın Kaplanyarışmasıyla ilgili genel değerlendirmeyi Cumartesi yapacağımı da eklemeliyim.

Habertürk muhabiri Kerem Akça, Altın Kaplan yarışmasında yer alan altı filmi değerlendirdi

İki gün önce yarışmanın ilk düzlüğünü değerlendirdiğimde büyük oranda ‘el/omuz kamerası’ kullanımının hakimiyetine dikkat çekmiştim. Bunun üzerine ‘cinsel uyanış/arayış’ meselesinin de merkezi konuma yerleştiğini eklemiştim. Ancak sanki 42. Uluslararası Rotterdam Film Festivali’nin Altın Kaplan yarışmasında ‘cinsellik’ ve ‘şiddet’ odağından ‘cüretkar’ duran özgürlükçü filmler ayrı ayrı kümelenmiş gibi.

Bu iki günde rahatsız edici filmler öne çıktı

Zira bu yazıda ele alacağım altı filmden dördü, rahatsız edici yaklaşımları, huzursuzluk veren anlatıları ve sansüre karşı hareketlenme meraklısı dramatik yapılarıyla öne çıkmaya çalışıyorlar. Özellikle ‘ilk altılık’ın 1.85:1 formatında daha yakın ölçekli objektifleri tercih etme arzusu, ikinci ‘altılık’tan üç tane 2.35:1 kullanan eserle bir anlamda tersine dönmüş.

Bu konuda Hollanda etiketli ürünü belki ayırabiliriz. Ancak üzerine basmalıyız ki Avusturya ve Meksika temsilleri bunu ‘popüler’lik olsun diye yapmıyorlar. Daha ziyade hikayelerine, temalarına ve ideolojilerine uyduğu için canlandırma gereği duyuyorlar.

Halley”, zombi filminin alışık olduğumuz kurallarını yıkıyor

Bu iki günün en çok beğendiğim eseri, sektörde kurguculuk da yapan Sebastian Hoffman’ın sinematografisini ve yönetmenliğini üstlendiği hiççi zombi filmi “Halley” oldu. “Dummy Jim” ile beraber şimdiye kadar adaylar arasında bu en dikkat çekici eser, resim tablolarını andıran “Andrei Rublev” (“Andrey Rublyov”, 1966) görünümlü mizansenlerini David Cronenberg, Wojciech Has ve M. Night Shyamalan’ı andıran bir atmosferle dolduruyor. Daha iyi tanımlamak gerekirse gotik korku omurgası body-horror gelenekleriyle yoğrulup zombi filmine bir karışım hazırlanıyor derim.

Kapitalizm hastalığının sıkıştırdığı bir gece bekçisine odaklanan eserin, sinemaskop oranında yakın planların, garip açıların ve röntgencilik duygusunun üzerinden bir ‘sabit kamera’ sınavı verdiği söylenebilir. Bunu yaparken son bölümdeki ‘hipnotik’ ve ‘mitik’ havaya bürünmesi de not düşülmeli. Ancak esasen grinin tonlarını canlandırıp belli bölümleri flu bırakırken ‘sanrı’ izlenimi yaratan kadrajlarıyla ‘arşivlenesi’ bir seviyeye ulaştığı bir gerçek. Hofmann belli ki ilerleyen dönemde işlevleriyle adından söz edeceğimiz bir isim olacak.

Zira zombi filminde böylesi minimal ve atmosfer yüklü yaklaşıma rastlamak pek mümkün değilken, özellikle de alt türün kalıplarının uzun süredir görmediği bir şekle sokulması ‘ibret veren karakter’i anlamlı kılıyor. Adeta bir yaşayan ölünün gözünden dünyaya bakarken, kapitalizmin yol açtığı yalnızlık sıkıntısının ‘ölüm’le ilişkilendirilebilecek melankolik bir ruh halinin temsilcisine dönüştüğü görülüyor.

Avusturya ve Hollanda temsilcileri sinemaskopu iyi kullanamıyor

Bunun yanında Daniel Hoesl’ın “Soldier Jane”i (“Soldate Jeannette”) ve Guido Van Driel’i “The Resurrection of a Bastard”ı (“De Wederopstanding Van Een Klootzak”) de aslında sinematografik açıdan bakınca kendi dünyalarına uygun hareket ediyorlar. Ancak bunlardan birincisinin bir suçlu/kiralik katil hikayesinin çevresine Haneke’vari huzursuz edici sekanslar yerleştirirken fazla serbestlikten çektiği kesin. Zira yönetmenin kadrajlarının ruhsuzluğu, Avusturya sinemasının ‘minimalist’ geleneğindeki mat renkler ve alan derinliği odaklı ‘iletişimsizlik’ bazlı alışkanlığı yakalayamamasını sağlıyor.

“The Ressurrection of a Bastard” ise Van Driel’in ilk yönetmenlik denemesinde sadece birkaç sinematografik anla anılmasına alan açıyor. Yılmaz Erdoğan’ın “Organize İşler”deki (2005) ‘görgüsüz’ helikopter kamera kullanımını zaman zaman akla getiren eser, özünde kültürel bir kara komedi. Ancak bu alanın kalıplarını uygularken karakterlerinin çekiciliğine bel bağlamayı ya da dramatik açıdan TV geleneğinin dışına çıkmayı beceremiyor. Bu da çizgi roman zeminini iyi değerlendiremeyen filmi, ‘déjà vu’ hissiyatıyla tüketilen bir tür denemesine olmaktan kurtaramıyor.

Slovakya çıkışlı bir Alman filmi izlenimi yaratan “My Dog Killer” (“Môj Pes Killer”), ülkedeki Neo-Nazi grubuna takılan ana karakterinin nefretine ve ırkçı duruşuna odaklı ilerliyor. Yalnızlığı çerçevesine alırken kaydırmalı kamera hareketiyle onu kavrayan ‘gözetleyici’ denebilecek uzun planlar içeriyor. Gaspar Noé, Andrei Tarkovsky ve Michael Haneke arasından filizlenen bir huzursuzluk yaratıp ‘gerçekçi’ bağlanmasıyla da 1.85:1 oranında belli bir mesafe katetmeyi beceriyor. Özellikle de ülkesine bakınca, ‘köy hayatı’nda yaşananları kültürel bir şiddet dışavurumu hikayesine çevirmesiyle “Soldier Jane”in üzerinde seyrediyor orası kesin!

Bu zaman diliminin en zayıf halkası “Karaoke Girl”

Ele aldığım toplamda ‘şiddet’ içeriği bulundurmayan iki eser ise bunların arasında ‘köşeye itilebilecek’ yapıtlar sunuyorlar nihayetinde. Bunlar arasında ‘en zayıf halka’ gibi görünen Tayland filmi “Karaoke Girl”ün (“Sao Karaoke”) ‘cinsel uyanış’ odaklı ve ‘el kamerası’yla çekilmiş ilk bölümdeki eserlerin arasına dahil edilecek bir kültürel hayat kadınlığı kimliği portresi sunduğu söylenebilir. Ancak bunu pembe dizisel bir yaklaşımla harmanlayıp cinsellik dozajı ve sınırları zorlama adına “Longing for the Rain”den (“Chunmeng”) farklı bir seviyeye ulaşamadığı ortada.

Yarışmanın ikinci Meksika çıkışlı eseri “Penumbra” ise bir anlamda “Gözetleme Kulesi” ile birlikte en belirgin safkan minimalist sinema yapıtını sunması sebebiyle ‘ayrıksı’ bir görünüme kavuşuyor. Ancak Eduardo Villanueva’nın da Esmer gibi ‘çiçekler, böcekler, ağaçlar ve yürüyüşler’ odağından dışarı çıkamayınca ‘taşra/doğa güzellemesi’nden öteye gidemediği söylenebilir.

 

Öyle ya da böyle, olmuş ya da olmamış fark etmeksizin şimdiye kadar her türlü tabandan yaklaşımlar gördüğümüz 13 filmden söz edebiliriz. Bu noktada iki Hollanda, iki Meksika ve iki Tayland ürününün bu duruma neler kattığı da incelenmeli. Kesin olan bir şey varsa o da bu ilk ve ikinci filmlerin genel anlamda yeni bir şeyler geliştirme sevdasının gayet belirgin olması. Ancak bir diğer bilinçlendirici not, sanki Avrupa toplumunun insanları sevgisizliğe iterek şiddete ve rahatsız edici görüntülere yol açtığı konusu olmalı. Böylece ‘aşırı’lıklar odağından akan yarışma filmlerinin ikinci ana kalbi ortaya çıkıyor.

Kerem AKÇAYA’a göre Festivalin programındaki en iyi 10 film:

1-Blancanieves

2-The Fifth Season (La Cinquième Saison)

3-Dummy Jim

4-Halley

5-The Master

6-Gergedan Mevsimi (Fasle Kargadan)

7-Spring Breakers

8-Lore

9-Stoker

10-They’ll Come Back (Eles Voltam)

Kerem AKÇAYA’a göre Altın Kaplan yarışmasının en iyi 5 filmi:

1-Dummy Jim

2-Halley

3-They’ll Come Back (Eles Voltam)

4-It Felt Like Love

5-The King (Su Re)

 Kaynak : [-]  Kerem Akça

Öğretmenler Günü, öğretmenlik mesleğini icra eden kimseleri onurlandırmak için çeşitli etkinliklerin düzenlendiği bir kutlama gündür.

Pek çok ülkede 1994’ten beri her yıl 5 Ekim günü UNESCO tavsiyesiyle Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. 5 Ekim günü, 1966 yılında Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”’nın sona erip UNESCO temsilcileri ile ILO tarafından “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”’ni oybirliği ile kabul edilişinin yıldönümüdür.

Kendi kültürel ve tarihi özelliklerine, okul tatil günlerine göre çeşitli ülkelerde farklı tarihler Öğretmenler Günü olarak belirlenmiştir. Örneğin 12 Arap ülkesinde (Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Fas, Katar, Libya, Mısır, Suudi Arabistan, Tunus, Umman, Ürdün, Yemen ) her yıl 28 Şubat günü, Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Öğretmenler Gününün tatil olup olmadığı da ülkesine göre değişir.

Türkiye

Türkiye’de her yıl 24 Kasım, Öğretmenler Günü olarak kutlanır. Bu, 1981 yılında başlamış bir uygulamadır.

24 Kasım 1928, Türkiye Cumhuriyeti devletininin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği”ni kabul ettiği gündür. Bakanlar Kurulu, Mustafa Kemal Atatürk’e “Millet Mektepleri Başöğretmenliği” ünvanını 11 Kasım 1928’de yaptığı toplantıda vermiş ve bu ünvan, 24 Kasım’da Millet Mektepleri Talimatnamesi’nin yayınlanması ile resmileşmişti.

Atatürk’ün 100. doğum yıl dönümü olan 1981 yılında, onun “başöğretmen” oluşunun yıldönümlerinde ülke çapında Öğretmenler Günü kutlanmasına karar verildi. Öğretmenler Günü ile ilgili kutlamalar, 26 Kasım 1992’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Öğretmenler Günü Kutlama Yönetmeliği çerçevesinde gerçekleşir.

 

Atatürk’ün öğretmenlik mesleğine bakışı şu sözlerinde kesin bir nitelendirim açık bir anlamlandırım ve derin bir anlatım bulur:

– Dünyanın her yerinde öğretmenler insan topluluğunun en özverili ve saygıdeğer üyeleridir. (1923)- Ulusumuzu yetiştirmek gibi kutsal bir görevi üstüne almış olan yüce Türk öğretmen topluluğu …(1921)

-Gelecekteki kurtuluşumuzun saygıdeğer öncüleri olan Türkiye öğretmenleri…(1921)

– Hükümetin en verimli ve en önemli görevi milli eğitim işleridir..(1922)

– Cumhurbaşkanı olmasaydım Milli Eğitim Bakanı olmak isterdim…

– Benim asıl kişiliğim (niteliğim) öğretmenliğimdir. Ben milletimin öğretmeniyim…(1936)

– Eğitimdir ki ulusu özgür; şanlı ve yüksek bir toplum olarak yaşatır..(1924)

– Eğitim okul demektir. .(1919)

– Okul adını hep birlikte büyük saygı ile analım! (1922)

– Gerçek zaferi siz (öğretmenler) kazanıp sürdüreceksiniz..(1922)

– Eğitim bakanı olarak milli irfanı yükseltmeye çalışmak en büyük emelimdir.

– Bilim ordusunun değeri siz öğretmenlerin değeri ile ölçülecektir…(1923)

– Öğretmenler…bilim esasından kazanmaya başladıkları egemenliği sonuca ulaştırmalıdırlar.

– Bununla öğretmenlik mesleği gerçek gelişme devrine dahil olacaktır…(1924)

– Öğretmenler sizin başarınız Cumhuriyet’in başarısı olacaktır…(1924)

– Öğretmenler! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır…(1924)

– Öğretmenler! Cumhuriyet sizden fikri hür.Vicdanı hür.İrfanı hür nesiller ister…(1924)

– Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir…(1925)

İş günlerinde Öğretmenler Gününü kutlayan diğer ülkeler

Azerbaycan

Azerbaycan’da her sene 5 Ekim günü Uluslararası Öğretmenler Günü olarak kutlanıyor.

Avustralya

Avustralya’da Öğretmenler Günü Ekim ayının son cuma gününde kutlanır. [2]. UNESCO tarafından Dünya Öğretmenler Günü olarak kutlanması tavsiye edilen 5 Ekim’de Avustralya’da genellikle okullar tatil olduğu için ekim ayının son cuma günü Öğretmenler Günü olarak kabul edilmiştir.

Çek Cumhuriyeti

Evrensel eğitimin ilk savunucularından Jan Amos Comenius’un doğum yıldönümü olan 28 Mart günü Öğretmenler Günü olarak kutlanır.

Hindistan

Hindistan Öğretmenler Günü’nü 5 Eylül’de kutlar. Bu, eski Hindistan devlet başkanı ve öğretmeni Dr. Sarvepalli Radhakrishnan’ın doğum günüdür. Dr. Radhakrishnan 1962’de Hindistan cumhurbaşkanı olunca bazı öğrencileri ve arkadaşları onun doğumgününü kutlamalarına izin vermesi konusunda kendisine isteklerini danışmıştır. Dr. Radhakrishnan da yanıt olarak Benim doğumgünümü ayrıca kutlamak yerine, 5 Eylül Öğretmenler Günü olarak kutlansa bu benim kendi gurur ayrıcalığım olur. demiştir.

Bu gün Hindistan’da tatil değildir. Bu gün bir kutlama günü olarak kabul edilip öğrenciler normal bir günmüş gibi okula gelir; olağan etkinlikler ve dersler, kutlama aktiviteleriyle birlikte teşekkür ve hatırlama da içerir. Bazı okullarda bu günde öğretmenlerin sorumluluklarını son sınıf öğrencileri alarak öğretmenlerinin kıymetini bildiklerini onlara gösterir.

Geleneksel olarak, Hintliler öğretmenlere çok büyük bir saygı ve onur barındırmışlardır. Eski bir Hintlinin söylediğine göre (genellikle öğrencilere öğretilir) öğretmeni 3. sırada sıralar, Tanrı’dan bile önce: Anne, Baba ve Öğretmen Tanrı’dır anlamında “Maata, Pitha, Guru, Daivam”. Bir beyitin (doha) söylemi Guru Govind doou khare kake lagon paai? Balihari guru aap ki Govind deeo batai, ne göre “İlk selamımı kime vermem gerektiği konusunda içinden çıkılmaz bir durum içindeyim: Öğretmen mi yoksa Tanrı mı. Beni Tanrı’yı bilmem konusunda aracılık edecek kişi olan öğretmeni seçmeliyim.” Başka bir örnek olarak, Hinduizm’in kutsal kitabının orta kısımlarında “Guru Bramha, Guru Vishnu, Guru devo Maheshwaraha – Gurusakshath parabramha tasmai shree gurve namaha,” der, çevirisiyse “Öğretmen üçlü birliktir. Öğretmenin kendisi Tanrı’nın önündeki belirtidir.” Öğretmen her çocuğa her kimseye bilgi vermekle kalmaz onun annesi görevini de üstlenmiş olur.

İran

Murtaza Mutahhari’nin öldürülüşünün yıldönümü olan 2 Mayıs günü Öğretmenler Günü’dür.

Malezya

Malezya’da Öğretmenler Günü (Malezyaca: Hari Guru) 16 Mayıs’ta kutlanır.

Peru

1953’ten bu yana 6 Temmuz günü resmi olarak Öğretmenler Günü’dür. Peru’nun bağımsızlığını kazanmasından sonra 6 Temmuz 1822’de kabul edilen bir yasa ile ülkedeki ilk öğretmen okulunun kurulması sebebiyle 6 Temmuz günü seçilmiştir.

Slovakya

Jan Amos Comenius’un doğum yıldönümü olan 28 Mart günü Öğretmenler Günü olarak kutlanır.

 

 

Bir süre önce ” Ülkemizde 1300 festival olduğunu biliyor muydunuz?” başlığıyla yaptığımız haberi hatırlarsınız… İşte ne yazık ki sanatın beşiği Bakırköyümüzde de o festivallerden biri var. Elinde o kadar imkan olmasına rağmen Bakırköy yerel yönetiminin yaptığı 12. Bakırköy Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali (!) ve içeriği aşağıda (Editör)

Bakırköy Belediyesi  12. Bakırköy Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali 31 Mayıs-5 Haziran 2012 tarihleri arasında yapılacak.

Bakırköy Festivali

Geleneksel kültürel değerlerin unutulmasını önlemek, çeşitli ülkelerden gelen misafirlere ülkemizin ve insanımızın zenginliklerini, konukseverliğini, kültürel ve sanatsal değerlerini,turizmini uluslararası alanda tanıtmaktan onur duyduklarını belirten Bakırköy Belediye Başkanı Ateş Ünal Erzen,” Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ,”Yurtta Sulh,Cihanda Sulh” sözü bize her zaman önder olmuş,ulusça ilkelerimizin başında barış ve dostluk gelmiştir. Bu anlamda da Bakırköy’ümüzde 12. Uluslararası Bakırköy Kültür ve Sanat Festivali’ni düzenlemenin mutluluğunu yaşıyoruz. Ülkemizden ekiplerin yanı sıra halk oyunları bölümünde festivale Sırbistan,Yunanistan,Ürdün,Sierra Leone, Arnavutluk, Rusya, Makedonya, Polonya, Ukrayna, Cezayir, Hindistan, Slovakya ve Güney Kore olmak üzere toplam 14 ülke katılacak. Festival sırasında ayrıca Bakırköy Halk Eğitim Merkezi katkısı ile sergiler açılacak,konserler düzenlenecek. Ayrıca festivalin düzenlenmesinde emeği geçen Gökmeydan Halk Oyunları Kulübü’ne de teşekkür ediyorum.”şeklinde konuştu.

FESTİVAL PROGRAMI

Bakırköy Belediyesi Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürü Ruhsan Tezkan da festival programıyla ilgili şu şekilde bilgi verdi: 31 Mayıs günü sat 20.00’de hoş geldiniz resepsiyonu ile başlayacak festivalde, 1 Haziran-Cuma günü 14.00’de Bakırköy Halk Eğitim Merkezi’nin Osmaniye Salı Pazarı içinde sergi açılışı olacak, Yeşilköy ve Osmaniye’de festival yürüyüşleri olacak, akşam da Fildamı Gösteri Merkezi’nde Belkıs Akkale yönetimindeki Bakırköy Belediyesi Türk Halk Müziği Korosu konseri, Belediye Başkanımız Ateş Ünal Erzen’in açılış konuşması,ülkelerin halk oyunları gösterileri gerçekleşecek. 2 Haziran –Cumartesi günü saat 17.00’de Ataköy’ün 3 farklı mahallesinde festival yürüyüşü,20.30’da Fildamı Gösteri Merkezi’nde sürpriz sanatçı konseri ve ülke gösterileri yapılacak. 3 Haziran-Pazar günü de 19.30’da Osmaniye’de festival yürüyüşü ile 20.30’da Fildamı Gösteri Merkezi’nde sürpriz sanatçı konseri ve ülke gösterileri ile devam edilecek.4 Haziran-Pazartesi günü tarihi ve turistik yerleri gezecek ekipler 5 Haziran Salı günü ülkemizden ayrılacaklar.

Kaynak : [-]

”Antalya 3. Uluslararası Tiyatro Festivali”, 14–25 Mayıs tarihleri arasında Antalya Devlet Tiyatrosu’nun ev sahipliğinde gerçekleştirilecek.

Antalya 3. Uluslararası Tiyatro Festivali

Devlet Tiyatroları (DT) Genel Müdürlüğü’nden yapılan yazılı açıklamaya göre, DT, Antalya’da düzenlenecek festivalle, Türkiye’nin tarihi ve sanatsal dokusunu uluslararası bir platformda paylaşmayı, günümüz tiyatrosunu geçmişin sahnesinde sergilemeyi ve gelecek yıllarda bölgedeki antik tiyatrolarda yeni deneyimlerle seyirciyi buluşturmayı amaçlıyor.

Festival kapsamında bugüne kadar Türkiye’nin yanı sıra Almanya, Rusya, Gürcistan, İtalya, Küba ve Slovakya’dan katılan farklı tiyatro gruplarının sahnelediği 16 değişik oyunla 34 temsil verilirken, 21 bin sanatsever de tiyatroyla buluştu.

”Antalya 3. Uluslararası Tiyatro Festivali”nde, 7’si yabancı, 5’i yerli 12 değişik oyun, 20 temsil ve 3 atölye çalışması sahnelenecek.

Festivalde, Ankara, İstanbul, Trabzon Devlet Tiyatroları’nın yanı sıra İtalya, Hollanda, Rusya, KKTC, Romanya, İsviçre ve Çin’den katılan tiyatro grupları farklı oyunlarıyla sanatseverlerin karşısına çıkacak.