Roma dönemi

Roma dönemi konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. Roma dönemi konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. Roma dönemi konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri Roma dönemi konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

Kocaeli’nin İzmit ilçesinde yapılan kazı çalışmalarında, 2 bin yıllık olduğu tahmin edilen mermerden 17 basamaklı tapınak merdivenleri bulundu.

Kocaeli‘nin İzmit ilçesinde yapılan kazı çalışmalarında, 2 bin yıllık olduğu tahmin edilen mermerden 17 basamaklı tapınak merdivenleri bulundu.

İl Kültür ve Turizm Müdürü Adnan Zamburkan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İzmit’in Roma İmparatorluğu’na da başkentlik yaptığını, döneminin en görkemli saray heykellerinin yapıldığı bir liman kenti olduğunu söyledi.

Zamburkan, yaklaşık iki ay önce Çukurbağ Mahallesi’ndeki 3. derece sit alanında inşaat için bir vatandaşın sondaj yapmak istemesi üzerine müze müdürlüğü gözetiminde çalışma yapıldığını, bu sırada heykel bulunması üzerine de kazı başlatıldığını anlattı.

Kalıntıları ortaya çıkarıp turizmin hizmetine sunacaklarını vurgulayan Zamburkan, şöyle devam etti:

“Bölgedeki çalışmalar kapsamında 2 bin yıllık olduğu tahmin edilen mermerden yapılmış 17 basamaklı tapınak merdivenlerine rastlandı. Bu kazının ilk aşamasında da burada bir ‘sağlık tanrıçası’ denilen heykel de çıkmıştı. Bu merdivenlerin yukarıya doğru devam ettiğini görüyoruz. Merdivenlerin alt tarafında da bir tünel kalıntısı var. Yapıların birbiriyle bağlantılı olduğunu düşünüyoruz. Sahilden kaleye kadar birbiriyle tünellerle bağlantılı olduğunu tahmin ediyoruz. Burası Nikomedia’nın kurulduğu bir alan. Tarihi eserlerin bu bölgede olduğunu düşünüyoruz.”

thumbs_b_c_daa4316762433416c0be4c0a27783c6d

Irak ve Suriye’de ardı arkası kesilmeyen terör eylemlerinde  bulunan IŞİD,  geçtiğimiz yaz ayından bu yana birçok arkeolojik bölgeyi
de ortadan kaldırdı. Birçok medeniyete ev sahipliği yapan ve tarihi  açıdan oldukça önemli yapılar barındıran bölgede devam eden yıkımın ne
yazık ki önüne geçilemiyor.

IŞİD Şubat ayı sonunda, militanların kazma ve balyozlarla binlerce  eseri parçaladığı, Musul Müzesi’ni yerle bir ettiği videoyu
yayınlamıştı. Bunun dışında IŞİD, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan  Roma dönemi metropollerinden Hatra kentini de yıkıma uğratmıştı. IŞİD, ayrıca para kazandıran bir girişim olarak tarihi eser yağmacılığını da teşvik ediyor.

Peki neden yıkımın önüne geçilemiyor? Bölgeden yıkıma ilişkin olarak, arkeologlara raporlar gelse de kapsamlı olarak bir hasar tespiti
yapılabilmiş değil. Musul Müzesi’nden video görüntüsünün dışında hasara ilişkin pek fazla bir bilgi yok. Keza Hatra ve Nimrud metropolleri için de durum bu şekilde. Alman Arkeoloji Enstitüsü Irak saha ofisi direktörü Margarete van Ess de, hasarın büyüklüğüne ilişkin bilgi eksikliğini dile getirmişti.

İşte IŞİD’in, 2014’ün temmuz ayından bu yana Irak ve Suriye’de yıkıma uğrattığı tarihi alanlar;

1-HATRA

1 HATRA

 

1985 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine alınan bu kent, M.Ö.300  yılında kurulmuş. Kent, Roma İmparatorluğu’nun hakimiyet alanı dışındaki bağımsız krallığın başkentiydi. Hatra’da, Yunan ve Roma’dan etkilenilmiş ve Doğu ile harmanlanmış bir mimari yapı göze çarpıyor. Bu özellik bölgenin İpek Yolu ticaretinde kullanılan bir merkez olduğunu gösteriyor. Kentin, geçtiğimiz yaz aylarında IŞİD tarafından ele  geçirilip cephanelik ve eğitim kampı olarak kullanıldığı söyleniyor. Hatra , Şubat ayının sonlarında buldozerle tahrip edildiği biliniyor.

2- NİNOVA
ninova
Asur, M.Ö.900-600 yılları arasında oldukça yayılmacı bir politika izleyen, Ortadoğu’nun büyük bölümüne yayılan ve antik dönemde imparatorluk olabilme özelliğini tam olarak taşıyabilecek tek devletti. Krallar ülkeyi Kuzey Irak’ta bulunan bir dizi başkentten yürüttü. Ninova da bu başkentlerden birisiydi. Şehir M.Ö.700 yıllarında Sinahheriba döneminde altın çağını yaşadı. Günümüzdeki modern Musul kentinin bir bölümü, bu kalıntıların üzerine kurulmuş.IŞİD bölge de hakimiyeti ele
geçirince Ninova da tehlike altına girdi ve yıkım başladı. Bu kent, ayrıca Musul Müzesi’nde sergilenen birçok eserin kaynağı konumunda.

3- Musul Müzesi ve Kütüphaneler
musul müzesi
IŞİD’in şehri kontrol altına aldığından beri birçok el yazması eseri  ortadan kaldırdığı haberlerde yer bulmuştu. Musul Üniversitesi
kütüphanesi Aralık ayında yakılmıştı. Bunların içinde belki de en önemli yıkım Şubat ayında gerçekleşti. IŞİD, Musul’un simgelerinden olan 1921 yılında inşa edilmiş merkez halk kütüphanesini patlayıcılarla yerle bir etmişti. El yazması birçok eserin yanı sıra Arap bilim insanlarının kullandığı birçok araç gereç de yok olmuştu. Kütüphaneden sonra yıkım sırası Musul Müzesi’ne geldi. Video, oldukça geniş yankı bulmuştu. Militanların, ellerinde çekiçlerle birçok heykel ve tarihi eseri yok ettiği, görüntülerde yer alıyordu. Müze, Bağdat’taki Irak Müzesi’nin ardından ülkenin en büyük ikinci müzesi olma özelliğini taşıyordu. Yıkımdan sonra, yetkililer tarafından yayınlanan demece göre, müzedeki eserlerin çoğunun kopya olduğu, orijinallerinin Irak Müzesi’nde
sergilendiği belirtilmişti.

4- ASUR KENTİ NİMRUD
Asur-kenti-Nimrud
Şehir 3200 yılında kuruldu ve Asur medeniyetine başkentlik yaptı. Kazı  çalışmaları bölgede 1840 yılında İngiliz arkeologlar tarafından başlatıldı. Kazılardan çıkarılan birçok heykel ve antik parça, New York’taki Metropolitan Museum of Art, İngiltere’deki British Museum olmak üzere birçok ülkeye gönderildi. Orijinal parçaların çoğu ise Irak’ta kaldı.

Arkeolojik alan, toprak bir duvarla 3.6 kilometrekarelik bir bölgeyi kapsıyor. Tamamı yeryüzüne çıkarılamayan ve geriye kalan kısımların, yeraltında korunaklı olduğu umulan kente, IŞİD’in tam olarak verdiği zararın boyutu belirlenebilmiş değil.

5- HORSABAD ANTİK KENTİ
HORSABAD
Horsabad kenti, Musul’a birkaç km uzaklıkta bulunuyor.Bu kent de bir  dönem Asur medeniyetine başkentlik yapmış.Kent Asur Kralı Sargon tarafından M.Ö.717-716 yılları arasında yapılmış ve kabartmalar, heykeller çok iyi korunmuş.Asur, kraliyet törenlerini ve zaferlerini anlatan resimler görmek de mümkün. Kabartma ve heykellerin çoğu 1800’lerin ortasında Fransız kazı çalışmaları sırasında Chicago’daki Şark Enstitüsü ekipleri tarafından taşındı.Bazı parçalar da Irak ve Louvre Müzesi’nde bulunuyor.IŞİD’in tarihi kentin tam olarak hangi kısmına zarar verdiği şu an için meçhul. Elde veri olarak sadece, yöre sakinlerinden ve Irak Tarihi Eserler Bakanlığı’ndan gelen bilgiler mevcut.

6- Hz. YUNUS TÜRBESİ
YUNUS TÜRBESİ
Yunus Peygamber Camii hem İncil hem Kur’an’da adı geçen Hz.Yunus adına yapılmış bir camii. İslam’ın oldukça katı yorumunu benimseyen ve Hz. Yunus gibi peygamberlere saygı duymayı günah kabul eden IŞİD, 24 Temmuz’da camiyi boşaltarak patlayıcılarla yerle bir etti. Asur kenti Ninova’yı oluşturan, iki dağdan birinin üzerine yapılmış bir Hristiyan kilisesinin tepesine kurulu olan cami, Irak tarihi açısından oldukça önem taşıyordu.

7- İmam Dur Türbesi
İMAM DUR TÜRBESİ
Samarra kenti yakınlarındaki İmam Dur Türbesi, Ortaçağ İslam mimarisi ve
dekorasyonunun muhteşem bir örneğiydi. Geçtiğimiz Ekim ayında havaya
uçuruldu.

8- APAMEA
apamea
Kent, Roma devrinin zengin ticaret merkeziydi. Bölge aslında IŞİD’ten önce, Suriye iç savaşı sırasında yağmalanmaya başladı. Uydu görüntüleri tarihi alanlarda açılmış çukurların olduğunu gösteriyor. Apamea’da bulunan ve daha önce varlığından haberdar olunmayan Roma dönemine ait mozaiklerin satılmak üzere söküldüğü ve IŞİD’in, satılan parçalardan on milyonlarca dolar elde ettiği söyleniyor.

9- DURA – EUROPOS KENTİ
OLYMPUS DIGITAL CAMERA
Kent Fırat Nehri’nde bir Yunan yerleşimi olan bu kent sonraki yıllarda Roma İmparatorluğu’na bağlı bir karakol olarak kullanılmış. Europos, farklı mimarisiyle, dünyanın en eski Hristiyan kilisesine, çok sayıda tapınağa ve bir sinagoga ev sahipliği yapıyor. Yağmacıların verdiği zararın boyutunu, kentteki kerpiç duvarların içindeki, oyulmuş halde bulunan arazinin uydu görüntüleri ortaya koyuyor.
10- MARİ KENTİ
MARİ KENTİ
Yaklaşık olarak, MÖ. 5000 yılında kurulan kent, MÖ. 3000-1600 yılları arasında, Tunç Çağı’nda, gelişmeye başladı. Bir Sümer ve Amori kenti
olan bölgede, arkeologlar tapınak, saray ve bölgedeki halkların ilk dönemlerine ışık tutacak, kil tabletlere yazılmış arşivler keşfetti. Mari’nin kaderi de diğer yerlere benziyor. Elde edilen uydu görüntüleri ve yerel halkın verdiği bilgilere göre kent, özellikle kraliyet sarayı,
sistemli bir şekilde yağmalanıyor.
Kaynak : onedio.com

Bu buluşlar sadece iletişimin değil, insanlık tarihinin de gelmiş geçmiş en büyük devrimleri arasında yer alıyor. İletişim bizi bugünlere getirdi bakalım kronolojik olarak nasıl bir gelişim izlemişiz.

M.Ö 4000 – 1200Alfabe

Alfabe

İnsanın konuşmasının ardından bilgileri kaydetmeyi sağlayan alfabe, konuşmadan sonraki en büyük atılımdır. 

Alfabenin doğuşu, yazının doğuşuyla eş zamanlıdır ve Sümerlere yani günümüzden 5000 yıl önceye tarihlenir. Bilindiği üzere buna çivi yazısı (cuneiform) adı verilir. Çivi yazısına benzer simgelerle Sümerler’i takip eden (Asur, Babil, Elam, Akad, Hitit vs.) birçok Mezopotamya uygarlığı; dillerini kâğıda, taşa, toprağa dökmüşlerdir.

Çivi yazısının ardından Eski Mısır’da hiyeroglifler ortaya çıkmıştır. İlk çıkışındaki kullanım özellikleriyle ideogramatik yazı mantığı taşımaktadır.

Modern alfabenin kökeni, Fenikelilere dayanmaktadır. Fenikeliler, bu alfabeyi Mısır alfabesinden esinlenerek oluşturmuşlardır. Fenike alfabesi, Fenikelilerin tüccar olmasının da yardımıyla bütün Akdeniz çevresine yayılmıştır. Arapların, Yunanların, İbranilerin ve Latinlerin alfabeleri hep Fenike alfabesinden türemiştir.

M.Ö 550Posta Servisi

Posta Servisi

İlk gerçek posta işlemleri Persler tarafından geliştirilmiştir. Pers Kralı Büyük Kiros (MÖ 550) ve onun halefi Darius dönemlerinde posta sistemine rastlanmıştır.

Günümüze en yakın sistem Roma Döneminde oluşmaya başladı, Roma’da ilk posta sistemi Augustus Ceasar döneminde kuruldu. İki tür olan posta teşkilatında kraliyet postası hızlı atlarla çekilen ve aydınlatmalı araçlarla yapılırken, öküzlerin çektiği kağnılarla yapılan posta işleri de diğer hükûmet görevlilerince kullanılıyordu. Roma’da henüz sivil posta teşkilâtı yoktu ve posta devlet haberleşmesi için kullanılıyordu.

M.Ö 200 Kâğıt

Kâğıt

Çin’de MÖ 2. yüzyıla ait, bugünkü modern kâğıdın temsilcisi olarak sayılabilen eski arkeolojik parçalar bulunmuştur. 

Kâğıdın yapım süreci, Çinli Cai Lun’a atfedilir. Kâğıda etkili bir alternatif ise ‘ipek’tir ve Altınçağ’da Çin, büyük miktarda İpek ihracatı yapan ülke konumundaydı. 13.yüzyıl Orta Çağ’da kâğıt, Çin’den Orta Doğu ve Avrupa’ya yayıldı ve burada ilk suyla çalışan kâğıt fabrikaları inşa edildi. 19. yüzyılda sanayi üretimine geçilmesiyle birlikte maliyet düştü. Kâğıt önemli oranda kitlesel bilgi alışverişine katkılarda bulundu. 1844 yılında, Kanadalı mucit Charles Fenerty ve Alman FG Keller bağımsız ağaç liflerinin hamurlaştırılması sürecini geliştirdi.

1438 Gutenberg Baskı Makinesi

Gutenberg Baskı Makinesi

Büyük mucit Johann Gutenberg, iletişim tarihinin en önemli gelişmelerinden biri sayılan tipo baskı yöntemini 1438’de Avrupa’ya getirerek uygulamalarını yaygınlaştırmıştır. Bu yöntem, önceleri tahtadan daha sonraları bir kurşun alaşımından yapılan dökme harflerin, baskıdan sonra başka bir yazıda kullanılmak üzere saklandığı bir basım yöntemidir. Bu, yüzyıllardır Çin ve Kore’de kullanılmaktaydı.

1792 Semaphore (Semafor)

Semaphore (Semafor)

(İşaret verme aleti)  (Bayrakla iletişim yöntemi)

Fransa genelinde mekanik kollarla tepesinde 566 kule bayrak olarak Claude Chappe tarafından asker ve hükûmet için geniş mesafelerde hızlı mesaj göndermek için, ilk optik semafor sistemi icat edildi. Gemiler arasında görsel olarak haberleşmeyi sağlayan bu sistemin kullanımında, telsizin icat edilmesiyle birlikte büyük ölçüde azalma görülmüştür. Askeriyenin yanı sıra dağcılıkta da konuşarak haberleşmenin zor olduğu yerlerde, semafor kullanılmaktadır.

1840  Mors Alfabesi

Mors Alfabesi

Mors alfabesi veya Mors kodu, kısa ve uzun işaretler (• ve –) ile bunlara karşılık gelen ışık veya sesleri kullanarak bilgi aktarılmasını sağlayan yöntemdir. 1832’de telgraf ile ilgilenmeye başlayan Samuel Morse tarafından 1835 yılında oluşturuldu ve ilk olarak 1837’de kullanılmaya başladı. İlk Mors alfabesi, kullanımının zorluğundan dolayı zamanla değişikliklere uğrayarak kullanımı daha kolay hale getirilmiştir.

Mors alfabesiyle 24 Mayıs 1844’te gönderilen ilk mesaj İncil’den yaratıcının büyüklüğünü bildiren bir cümleyi içeriyordu. 

1880 Telefon

Telefon

Telefon sözcüğü Eski Yunanca Telos “Uzak” ve Phone “Ses” sözcüklerinin birleşmesinden oluşmuştur.

Konuşmaları açıkça aktaran ilk telefon aleti, Alexander Graham Bell ve Charles Sumner Tainter tarafından geliştiren radyofon isimli aygıttır. İki bilim adamı, bu aygıtla ilk başarılı denemeyi 15 Şubat 1880 günü gerçekleştirdiler. Verici Washington’da, 13. Cadde’deki Franklin Okulu’nun tepesine konmuştu.

Türklerde ilk telefon Osmanlı Devleti’nde 1908 yılında uygulanmaya başlandı. Kadıköy ve Beyoğlu santralleri 1911 yılında hizmete açıldı. İlk otomatik telefon santralı cumhuriyet döneminde Atatürk’ün emriyle 1926 yılında Ankara’da kuruldu.

1896 kKablosuz (Wireless) İletişim

Wireless İletişim

Guglielmo Marconi kablosuz mesajları iletmek için elektromanyetik radyasyon kullanarak bir sistem geliştirme fikrini Tesla, Oliver Lodge ve J.S. Stone gibi isimlerin çalışmaları üzerine geliştirdi. 1895 yılında 2.5 km bir mesafeye sinyaller gönderdi. 1901 itibariyle, Atlantik okyanusundan iletişimi başardı.

Tesla, kablosuz iletişimi, yani radyo dalgalarını patent altına almak için başvuruda bulunan ilk isimdi

1923 Televizyon

Televizyon

Televizyon 1923 yılında, John Logie Baird tarafından İngiltere’nin Hastings kasabasında icat edilmiştir. İlk televizyon görüntüsü ise yine Baird tarafından 1926 yılında yayınlanmıştır. Başlangıçta noktalar halinde ve titrek olan görüntülerin kalitesi Baird tarafından geliştirilmiştir.

Baird’in televizyon sisteminde mekanik olarak döndürülen diskler kullanmasına karşın aynı dönemde Marconi – Emi sistemi gibi elektronik olarak işleyen rakip sistemler de üretildi.

1930’ların başında televizyon elektronik eşya olarak satılmaya ve geniş kitlelere hitap etmeye başladı. Örneğin 1936 Berlin Yaz Olimpiyatları Almanya’da evlerdeki televizyonlardan izlendi.

1969 ARPANET

ARPANET

ARPANET (Advanced Research Projects Agency Network, Amerikan Gelişmiş Savunma Araştırmaları Dairesi Ağı), yeni adıyla DARPA (Defence Advanced Research Projects Agency, ABD Savunma Bakanlığı İleri Araştırma Projeleri Ajansı) için soğuk savaş sırasında geliştirilmiş dünyanın ilk çalışan paket anahtarlama ağı olmasının yanı sıra internetin de atasıdır.

Araştıma ve araştırmacıları birbirine bağlamak amacıyla geliştirilen ARPANET, daha sonraları Internet’in gelişmesine yol açan TCP/IP protokolünün ortaya çıkmasını sağlamıştır. Ve artık internet var.

Kaynak: line.do

PERA-MUZESİHayat Kısa, Sanat Uzun: Bizans’ta Şifa Sanatı sergisi kapsamında bir sempozyum düzenliyor. Adını Hippokrates’in ünlü aforizmasından alan sergi, Bizans’ta şifa sanatı ve pratiğini, Roma döneminden geç Bizans dönemine uzanan bir süreçte incelemeyi amaçlıyor.

Küratörlüğünü Brigitte Pitarakis’in yaptığı sergide, antik dünyanın kutsal şifacıları Apollo ve Asklepios ile rasyonel tıbbın ve farmakolojinin kurucuları Hippokrates ve Dioskorides’in altyapısını oluşturduğu Bizanslılar’ın şifa metodları (inanç, büyü, rasyonel tıp), İstanbul’daki şifa ve mucize merkezleri, doktor azizler gibi çeşitli konular; ulusal tıp ve botanik elyazmaları, mermer oyma eserler, ikonalar, rölikerler, muskalar, tıp aletleri, bitki örnekleri, antropolojik veriler, nadir baskı kitap, gravür ve arşiv fotoğrafları aracılığıyla anlatılıyor.

14 Mart Cumartesi, 09:30

Katılım ücretsizdir, kayıt gerekmemektedir.
Simultane tercüme yapılacaktır.

AYRINTILI PROGRAM

Sempozyum Hayat Kısa, Sanat Uzun : Bizans’ta Şifa Sanatı – Yeni Bakışlar

14 Mart Cumartesi 2015

09:30 Çay – Kahve

09:45 Açılış Konuşması: Brigitte Pitarakis

I.Oturum Başkan: Koray Durak

Şifaya Dair Algılar ve Endişeler

10:00-10:30 Derek Krueger (Kuzey Carolina, Greensboro Üniversitesi) Bizans’ta Şifa ve Kurtuluş

10:30-11:00 Frederick Lauritzen (Venedik) On Birinci Yüzyıl Konstantinopolisi’nde Bedeni ve Ruhu Sağaltmak

11:00-11:30 Christos Merantzas ve Brigitte Pitarakis (Patras Üniversitesi ve CNRS, Paris) Cinlerin Gürültüsünden Cennetin Melodisine: Bizans’ta Şifa Tartışma ve Çay – Kahve Arası (20 dakika)

Şifa Mabetleri ve Pagan Mirası

11:50-12:20 Şehrazat Karagöz (İstanbul Arkeoloji Müzeleri) Gerçekten Efsaneye Hekim Tanrı Asklepios

12:20-12:50 Philipp Niewöhner (Dumbarton Oaks, Washington, D.C.) Anadolu’nun Şifa Pınarları: Pagan Mirasın Sorunu Tartışma ve Öğle Yemeği

II. Oturum Başkan: Philipp Niewöhner

Şifa Mabetleri ve Azizlerin Hayat Öyküleri

14:30-15:00 Halûk Çetinkaya (Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul) Konstantinopolis’te Kosmidion

15:00-15:30 Anna Lampadaridi (CNRS/IRHT Section grecque, UPR 841, Paris). Yunan Mucize Metinleri Külliyatında Şifa: Trabzonlu Aziz Eugenios Örneği Tartışma ve Çay – Kahve Arası (20 dakika)

Tıbbi Uygulamalar, Şifa ve Hastalık

15:50-16:20 Petros Bouras-Vallianatos (King’s College, Londra) Geç Bizans’ta Tıbbi Teori ve Uygulamalar

16:20-16:50 Koray Durak (Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul) Egzotik İlaçlar ve Bizans Tıbbının Gelişimi

16:50-17:20 F. Arzu Demirel (Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Burdur) İskeletlerden Elde Edilen Veriler Işığında Anadolu Bizans Toplumlarında Sağlık

Tartışma ve Kapanış

Küçükçekmece Gölü Havzası’nda yürütülen Bathonea Kazıları’nda, arkeoloji dünyasında ilgiyle karşılanan ve İstanbul’un tarihinde yeni bir sayfa açacak kalıntılara ulaşıldı.

İstanbul’da yeni bir ‘antik şehir’ heyecanı.Kazılarda antik döneme ait büyük taşlarla oluşturulmuş düzenli bir su yolu ve dev bir sarnıç-havuz bulundu.

Kocaeli Üniversitesi Arkeoloji Bölümü, öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Şengül Aydıngün başkanlığında Kocaeli, İstanbul ile yabancı üniversitelerden bilim insanlarının katılımıyla süren Avcılar ve Küçükçekmece ilçeleri sınırları arasında kalan Küçükçekmece Göl Havzası/Bathonea Kazıları’nda ortaya çıkan sonuçlar İl Özel İdaresi’nde düzenlenen bir toplantıyla açıklandı. Kazı sonucunda tespit edilen bulgular bölgede bir antik kentin olabileceği ihtimalini güçlendiriyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı desteği yanında İstanbul Valiliği İl Özel İdaresince sağlanan geniş bütçeli ödenekle gerçekleşen kazılarda İstanbul’un Roma’nın başkenti olmasının ardından inşa edildiği sanılan yeraltı su kanalları sistemi bulundu. İşçilik ve inşaat tekniği yönünden, bazı bölümleri Geç Roma dönemine ve bazı bölümleri daha da eskiye Roma imparatorluğu dönemine tarihlenen kanallar, hem burada yapılar topluluğundan oluşan büyük bir yerleşimin varlığını ispatlıyor. 7 bin metre küplük su hacmine sahip büyük sarnıç, Yrd. Doç. Aydıngün’ün açıklamalarına göre, 70 metresi kazılarak ortaya çıkarılan orijinal uzunluğunun 120 metreye kadar uzayacağı tahmin edilen, İmparator Konstantin ve dönemin önemli din adamlarının adını taşıyan damgalı tuğladan inşa edilmiş olan dev bir sarnıç-havuz. Kazıldığı ölçüleriyle 7 bin metre küplük su alabileceği hesaplanan sarnıcın yanı sıra yapılan çalışmalarda İstanbul’un Roma’nın Başkenti olmasının ardından inşa edildiği sanılan yeraltı su kanalları sistemi de bulundu. Kazılarda ayrıca 5-6’ncı yy’da yapılmış dini bir yapıya rastlanıldı, 1034 tarihli bir sikke de bulundu.

Haber:  Gülcan Tezcan

Kaynak : [-]

Şanlıurfa’dan 1950’lerde kaçırılan Orpheus Mozaiği ABD’de sergilendiği Dallas Müzesi tarafından Türk yetkililere teslim edildi. Bakan Günay’ın ‘Yılbaşı Sürprizi’ diye açıkladığı mozaiğin bugün Türkiye’ye ulaşması bekleniyor.

 Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın yılbaşı sürprizi olarak nitelendirdiği ‘Orpheus Mozaiği’ anavatanı Türkiye’ye iade edilyor.

Şanlıurfa’dan 1950’li yıllarda kaçırılan eser, tarihi kesin en erken Edessa Mozaiği (M.S. 194) olarak biliniyor.  Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Murat Süslü’nün önderliğinde bir bakanlık heyeti mozaiği teslim almak üzere Chicago’ya gitmişti. Yoğun temasların, ve eserin Türkiye’ye ait olduğunu kanıtlayan belgelerin sunulmasının ardından Dallas Sanat Müzesi yöneticileri eseri Türkiye’ye iade etme kararı aldı. Mozaiğin 5 Aralık’ta (bugün) New York’tan, Türk Hava Yolları aracılığında diplomatik kargoyla Türkiye’ye getirilmesi planlanıyor.

Bugünkü Şanlıurfa’nın Hellenistik Dönem’de Seleukos yönetimi sırasında aldığı ve uzun süre kullandığı isim olan Edessa, Geç Roma döneminde bağımsız olarak bir krallığa dönüşmüştü. Edessa’da Krallık Dönemi hanedanlığı, şehrin kendi özgünlüğü içinde bir yaşayış tarzının önünü açtı. Bu yöresellik sanatta da kendini gösterdi. Özellikle mozaik sanatı da bu çerçevede Edessa’da farklı bir şekilde, özgün bir anlayışla ortaya kondu. Edessa mozaikleri dönemin teknik özellikleri çerçevesinde şehrin mozaik ustaları tarafından yerel bir dille yorumlandı. Edessa şehrine özgü mozaiklerin, yerel kültür öğelerinin ve aile ilişkilerinin anlatıldığı eserler olarak bir başka benzeri yok. 1950’li yıllarda keşfedilmesinin ardından hızla yurt dışına kaçırılan mozaiklerin bir bölümü ele geçirilerek Aya İrini Müzesi’nde koruma altına alındı.

Kaçırılan mozaikler her yerde

Yurtdışındaki örnekler içerisinde en dikkat çekeni ise Dallas müzesinde sergilenen ve Türkiye’ye iadesi sağlanan Orpheus Mozaiğiydi. Şanlıurfa’nın Kalkan Mahallesinde tespit edilen bu mozaik çok kısa bir süre içinde hızla sökülerek yurtdışına çıkarıldı. Yurtdışındaki kolleksiyonerlerin elinde bulunan örnekler de hesaba katıldığında “Edessa Mozaik Müzesi” olarak düşünülebilecek bir alanı dolduracak kadar Edessa Mozaiği etrafa dağılmış durumda.

MOZAİKLERİN HİKAYESİ

1950’li yıllarda J. B. Segal’in Edessa mozaiklerini keşfetmeye başlaması ve bulduğu örneklerin özellikle yazıtlarını çözerek yayınlamasından sonra, Şanlıurfa’nın mezarları adeta talan edilmeye başlandı. Hızla yağmalanan mezarların en nadide eserleri olan mozaikler hırsızlar tarafından göz göre göre sökülerek kısım kısım yurtdışına, kolleksiyonerlere satılmak üzere yollara çıkarıldı. Bu yağmalanma realitesi sonucunda yurtdışındaki müzelerde ve yabancı kolleksiyonerlerin elinde birçok Edessa mozaiği bulunuyor.  Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa gibi ülkelerin kimi seçkin müzelerinde Edessa mozaiklerine ait örnekler görmek mümkün. (Kaynak: Arkeoloji ve Sanat Dergisi)

Dallas Sanat Müzesi’nden Türkiye’ye iadesi sağlanan Orpheus Mozaiği üzerindeki sanatçı imzasıyla ayrıca önem taşıyan bir sanat eseri. Üzerindeki yazıtlarda yer alan tarihine göre de tarihi kesin en erken Edessa Mozaiği. (MS 194).

“Dünyanın en eski kenti” Şanlıurfa’da “Türkiye’nin En Büyük Mozaik Müzesi”nin temeli bugün atılıyor

Savaşçı Amazon Kraliçeleri

Birkaç yıl önce Haleplibahçe semtindeki Temalı Park Projesi’nin temel kazıları sırasında MS 5. ve 6. yüzyıllarda yapıldığı sanılan, Roma dönemine ait yönetici sarayının tabanında “Savaşçı Amazon Kraliçeleri”nin av ve savaş sahnelerinin tasvir edildiği mozaikler bulundu. Bilimsel danışma kurulunun eserlerin başka bir yere nakli sırasında zarar görebileceği endişesi üzerine, projede değişikliğe gidildi. Alanda yapılması kararlaştırılan ve bir süredir üzerinde çalışılan Arkeoloji Müzesi, Arkeopark ve Mozaik Müzesi Projesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla hızlandırıldı. 200 bin metrekarelik alana inşa edilecek proje 38 milyon TL’ye mal olacak.

Temel atma töreni Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın da katılacağı törenle bugün yapılacak.Şanlıurfa Kültür ve Turizm Müdürü Selami Yıldız, 26 bin metrekarelik alana Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi, 4 bin metrekarelik alana ise Edessa Mozaik Müzesi’nin yapılacağını, her iki müze arasında 29 bin metrekaralik arkeoparkın yer alacağını bildirdi.

Yıldız, “Toplam 60 bin metrekare ile Türkiye’de ve bölgede en büyük müze kompleksine sahip olacağız’’ dedi. Yıldız, mozaik bakımından Türkiye’de İstanbul, Gaziantep ve Hatay’ın ön plana çıktığına değinerek, müzenin yapılmasıyla birlikte Şanlıurfa’nın bu kentlerden açık ara öne geçeceğini savundu.

 

Türkiye, Anadolu’dan kaçırılan tarihi eserleri iade etmeyen ünlü İngiliz ve Amerikan müzelerinin geçici sergilerine parça vermeme kararı aldı. Bu kararla zora giren müzeler arasında Metropolitan ve British Museum var.

Yayın şirketi Umberto Allemandi bünyesindeki Londra merkezli kültür sanat dergisi The Art Newspaper, mart sayısında, Türkiye’nin geri istediği eserler iade edilene dek Amerikan ve İngiliz müzelerinin geçici sergilerine eser ödünç vermeyi durdurduğunu yazdı. Derginin haberine göre Londra’daki dünyaca ünlü British Museum, 15 Nisan 2012’ye kadar sürecek “Hac: İslam’ın Kalbine Yolculuk” sergisi için Topkapı Sarayı’ndan, Türbeler Müzesi’yle Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nden toplam 35 adet eseri geçici olarak sergilemek üzere istedi.

Varolan anlaşmalar aracılığıyla Türkiye’den geçici sergiler için ödünç eser alabilen müze, serginin açılmasına az bir zaman kala Türk resmi makamlarından “Hayır” cevabını aldı. Dergi, Kültür Bakanlığı’nın eserlerin gönderilmesini engellediğini öne sürerek “Türkiye’nin Anadolu’dan kaçırılan eserlerin iadesi konusunda giderek genişleyen kampanyasının bir parçası olarak, söz konusu eserleri koleksiyonunda bulunduran müzelere eser verilmesi önleniyor” dedi.
Türkiye, British Museum’un milattan önce birinci yüzyıla ait üzerinde Kral Antiochus’un Herakles-Verenthragna’yı selamlarken tasvir edildiği zeytinyağı üretmede kullanılan mermer silindiri istiyor. Adıyaman Selik beldesi yakınlarında bir tarlada 1882’de bulunan 1 metre 23 santim yüksekliğinde ortası delik silindir, bölgede çalışmasına izin verilen Mezopatamya uzmanı ünlü İngiliz arkeolog Leonard Woolley tarafından 1911’de satın alındı. Woolley, 1. Dünya Savaşı’nın karmaşası içerinde eseri Suriye götürdü. 1927’de Suriye’yi mandacı güç olarak yöneten Fransa’nın izniyle silindir British Museum’a satıldı.

Haberde “2005’te Türkiye eserin iadesini talep etse de bu talepte ısrarcı olunmadı. İki ülke arasında da eser ödünç verme işlemleri devam etti” ifadelerine yer verildi. Dergiye konuşan müzenin sözcüsü, uzun hazırlıkla meydana getirilen serginin başarısı için sorunu çözme yolundaki girişimleri şöyle anlattı: “Silindirin geri verilmesi için müze görüşmeye hazırdı. Fakat mütevelli heyeti mülkiyetin transferini istemedi.”

Sergiyi askıya aldılar
Londra’daki The Victoria and Albert Museum da Türkiye’den gelecek eserlerin kritik önemde olduğu “Osmanlılar” sergisini, anlaşmazlık nedeniyle askıya aldı. 2014’te açılması planlanan ve İstanbul’un fethinden 19. yüzyılın sonlarına dek Osmanlı sanatının gelişimini ele alacak serginin hazırlıklarının durdurulmasının nedeni; Sidamara lahitinden çalınan Eros’un başı… İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen, milattan önce üçüncü yüzyıla ait Sidamara lahitinden 1882’de İngiliz arkeolog Charles Wilson tarafından koparılan aşk tanrısı Eros’un başı, 1933’den beri Londra’daki müzede sergileniyor. Müze sözcüsü, Wilson’ın ailesinin Eros’un başını müzeye bağışladığını anımsatarak “müzenin eserin mülkiyetini devredemeyeceğini” öne sürdü. Sözcü, “iade sorununun halledilmesiyle serginin hazırlıklarının ilerleyeceğini umut ettiğini” belirtti.

Türkiye’nin Londra Kültür ve Turizm Müşaviri Tolga Tüylüoğlu, British Museum ve The Victoria and Albert Museum’dan iki eserin iadesinin istendiğini doğruladı. Tüylüoğlu, İngiliz ve Türk sanat kurumları arasındaki “iyi ilişkileri” vurgularken, Türk hükümetinin “sergilere ödünç eserleri tartışmadan önce” antik iki parçayla ilgili meselenin çözümünü istediğini belirtti.

Yunanistan’a yöneldi
New York’ta bulunan dünyanın en büyük müzelerinden The Metropolitan da 14 Mart’ta açılacak “Bizans ve İslam” sergisi için yaşanan sorunları gözönüne alıp Türkiye’den eser talep etmekten kaçındı. Dergiye konuşan bir müze yetkilisi, Türkiye’nin iadesini istediği antik döneme ait bir düzine eserini varlığını doğrularken parçaların ismini vermedi. Yetkili “Konu Türk makamlarıyla görüşülüyor”demekle yetinirken, müzenin sergi için pek çok parçayı Atina’daki Benaki müzesinden istediği öğrenildi.

Bakanlık: İade etmeyene eser yok
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye’den götürülen eserleri,istenmesine rağmen iade etmeyen müzelere, geçici de olsatarihi eser verilmemesi kararı aldı.

Türkiye kaçırılan bu eserleri istiyor
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü verilerine göre ABD, Almanya, Rusya Federasyonu, Hırvatistan, Danimarka, İtalya, Fransa, İsviçre, Sırbistan-Karadağ, Bulgaristan, Ukrayna ve İngiltere gibi birçok ülkede Türkiye’den kaçırılan tarihi eserler bulunuyor. Kültür ve Turizm ile Dışişleri bakanlıklarının koordineli çalışmalarıyla, müzelerde sergilenen, müzayedelerde satışa çıkarılan veya gümrüklerde ele geçirilen eserlerin takibi yapılıyor, iadesi isteniyor, dava açılıyor ve satışlar durduruluyor.

Türkiye’ye getirilen eserler:
– Avusturya’da 2010’da bir otobüste ele geçirilen Roma ve Bizans dönemine ait 316 parça.
– Birleşik Arap Emirlikleri’nde bulunan ve Roma dönemine ait heykel, stel ve lahit parçalarından oluşan 23 eser.
– İngiltere’den getirilen, Efes Antik kentinden götürülmüş Roma dönemine ait 1 yüzük.
– Almanya’nın Münih kentinde ele geçirilen 4 adet sikke.
– Almanya Nünberg’de ele geçirilen 2 adet mermer stel parçası.
– İzmir’deki Agora deposundan 2004’te çalınan ve yine Almanya’da bulunan mermer erkek heykel başı.
– Denizli’deki Laodikya antik kentinden çalınan ve İsviçre’de buluhah bronz heykele ait el.
İadesi istenenler:
– Boğazköy Sfenksi: Osmanlı Devleti döneminde onarım için götürülen ve geri getirilmeyen sfenks Berlin Müzesi’nde bulunuyor.
– Bergama Zeus Sunağı: Alman arkeolog Human’ın 1871’de yaptığı izinsiz kazı sonucu Berlin’e götürüldü.
– Truva Hazineleri: Alman arkeolog Schliemann’ın 1869 – 1871 yıllarında yaptığı kazılarda bulunan hazine, Osmanlı makamlarının izni olmadan kaçırıldı. Eserler yaklaşık 20 yıldır Rusya’daki Puşkin Müzesi’nde.
– Lidya eserleri: New York Metropolitan Müzesi’nde sergileniyor. Geri alınması için açılan dava sonuçlanmadı.
– Kuran Sayfaları: Nuruosmaniye Kütüphanesi’nden çalınan 210 sayfa, Princeton Üniversitesi’nde tutuluyor. Ayrıca bir yaprağı Mısır’da, iki yaprağı Yfıskfujf/yfjs David Sampling Müzesi’nde, iki yaprağı İngiltere’de bir şahsın elinde bulunuyor.
– ABD’deki J. Paul Getty Müzesi’nde, Türkiye’den kaçırılmış çok sayıda eser bulunuyor.
– Paris Louvre Müzesi’nde olduğu tespit edilen Ayasofya Cami Haziresi’ndeki Sultan II. Selim Türbesi’nin girişindeki çiniler için dava açıldı.
– Afyonkarahisar’daki Tatarlı Tümülüsü’ne ait M.Ö. 453 tarihli 4 adet boyalı ahşap friz, Almanya’nın Münih şehrindeki Archaologische Staatssammlung Müzesi’nde teşhirde. Parçalarının iadesi için girişimler sürüyor.
– İtalya’da bulunan Lidya yazıtının geri getirilmesi işlemleri sürüyor.
– Rusya’da ele geçen, Türkiye kökenli Bizans dönemine ait gümüş haç ve altın bileziğin iadesi isteniyor.
– Antalya Kumluca’daki kiliseden 1963’te kaçırılan, çoğunluğunu dini amaçlı gümüş kapların oluşturduğu tarihi eserler, Washington’daki Dumbarton Oaks Müzesi’nde sergileniyor.
– Marmara Balıkesir Saraylı beldesindeki açık hava müzesinden çalınan mermer imparator heykel başı ile Kocaeli Müzesi Müdürlüğü fuar alanından çalınan heykel başı aranıyor.
– Almanya’da bir müzayedede satışa çıkarılan Hitit dönemine ait mezar steli parçası, orthostat parçası ve 3 adet minyatür Hitit arabası için dava açıldı.
– İngiltere’deki Bonham Müzayedeevi’ndeki satışı durdurulan Lidya dönemine ait gümüş “kyathosun”un (kepçe) iadesi için çalışmalar sürüyor.

UNESCO sözleşmesi iadeyi öngörüyor
Yurt dışına kaçak kazı ve yasadışı yollarla götürülen tarihi eserlerin iadesi, 1970 UNESCO sözleşmesi ve ikili görüşmelerle yapılıyor. İkili görüşmelerdeki iade talebi kabul edilmediği zaman, Dışişleri Bakanlığı tarafından sağlanan avukatlık firmaları aracılığıyla dava yoluna gidiliyor. Avrupa’da düzenlenen birçok müzayede de bakanlık tarafından takip ediliyor. Ayrıca, müze ve ören yerlerinden çalınan eserlerin yurt dışına çıkışlarının önlenmesi ve kaçakçıların yakalanması için fotoğraflı envanter bilgileri, Başbakanlık, Gümrük, Denizcilik müsteşarlıkları ve İçişleri ile Dışişleri gibi kurumlara gönderiliyor.

 

Kaynak: http://www.sabah.com.tr

Denizli’de, Pamukkale’ye bağlı Hierapolis antik kentinde çalışan İtalyan kazı heyeti, kazının son günlerinde Roma dönemine ait ‘öpüşen melekler’ heykeli buldu.

Kazı Başkanı Prof. Dr. Francesco D’Andria, heykelin dişi ve erkek olarak tasarlandığını belirtip, baş ve üst gövde kısımları sağlam olarak ele geçen heykelin ayak bölümlerinin ve figürlerden birinin gövdesinin yarısının henüz bulunamadığını söyledi. Roma dönemine ait heykelin beyaz mermerden rölyef-kabartma türünde olduğunu belirten D’Andria, kutsal alanlarda bulunmayan bu tür sahnelerin, çoğunlukla eğlence ya da toplantı mekanlarında bulunabileceğini anlattı. D’Andria, “51 santimetre yüksekliğinde, 21 santimetre genişliğindeki heykel, Denizli Müze Müdürlüğü’ne teslim edildi ve Denizli Müzesi’nin en değerli eserleri arasına girdi. Heykel, ekibin son günlerde ortaya çıkardığı ve Roma dönemine tarihlenen önemli bir buluntu olarak kayıtlara geçti” dedi. Kazı ekibi daha önce de İsa’nın 12 havarisinden biri olan St. Philippus’un mezarını bulmuştu.

 

kaynak : Hürriyet.