punk

punk konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. punk konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. punk konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri punk konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

romanEdebiyat, yaratıcılığa dayanan bütün sanat dallarında olduğu gibi, özneldir. Belirli ve herkes için geçerli ölçütlerle değerlendirilemez bu alanda verilen eserler. Yine de edebiyat eserlerini, çağdaşları ve toplum üstündeki etkilerinden yola çıkarak bir değerlendirmeye tutabiliriz. Özellikle söz konusu olan tür romansa, onların kendinden sonraki eserleri nasıl etkilediği, öbür yazın türleri üstündeki etkisinin ne olduğu ve okurların gözünde nasıl bir yer edindikleri önemlidir. Bunun içindir ki onlarca yıl önce yazılmış bir roman hâlâ okunur, edebiyat dünyasını ve bireyleri bugün de etkilemeye devam eder.

Aşağıda, 20. yüzyılda yazılan ve mutlaka okunması, anlaşılması gereken 50 roman listesi yer alıyor. Kitapların sıralaması yazıldıkları yıllara göre yapılmıştır.

1. Şikago Mezbahaları (1906) – Upton Sinclair

İşçi sömürüsünü ve Amerika’daki yetersiz gıda güvenliğini sergileyen roman, Başkan Roosevelt’in 1906′da sağlıkla ilgili iki yasayı geçirmesine neden oldu.

2. Dönüşüm (1915) – Franz Kafka

Dönüşüm, varoluşçuluğu temele alan mükemmel romanlardan biridir. Kafka’nın karakteri Gregor Samsa, bir sabah uyandığında kendini bir böcek olarak bulur. Bu böcek metaforu ise bütün toplumsal rahatsızlıklara cesaret kırıcı bir bakış açısı sunar.

3. Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi (1916) – James Joyce

Bu yarı otobiyografik roman, cinselliğe, sürgüne, sömürgeciliğe ve estetiğe bir yolculuk yapar. Kitap, Joyce’un kendisiyle mücadelesine ayna tutmaktadır.

4. Siddhartha (1922) – Hermann Hesse

Roman, yalnızca Siddhartha Gautama’nın hikâyesini anlatmaz, Siddhartha’yı yüce Buda olarak tanımlar, çünkü ana karakter ona benzer bir aydınlanma yolu izler. Yolculuğu boyunca karşılaştığı herkes ve yaşadığı her olay, Siddhartha’ya değerli bir katkıda bulunur.

5. Muhteşem Gatsby (1925) – F. Scott Fitzgerald

Caz çağının alegorisi olma özelliği taşıyan ünlü roman, “Amerikan Rüyası”nın çöküşünü, lüks bir hayat süren bir adamın hüzünlü hikâyesi yoluyla anlatır.

6. Döşeğimde Ölürken (1930) – William Faulkner

Bilinçakışı yöntemiyle yazılan romanda, on beş farklı anlatıcının ağzından karışık bir düzende aile bireylerinden birisinin gömülme arzusu yerine getirme çabası anlatılır.

7. Mübarek Toprak (1931) – Pearl S. Buck

Dünya Savaşı’ndan sonra, bir çiftçi ve karısının yaşam savaşının betimlemesi özelliği taşıyan roman, çiftçinin ve ailesinin, yaşamlarını kontrol etme hikâyesini zaman ve yer kavramlarını aşarak anlatır.

8. Dalgalar (1931) – Virginia Woolf

Sansür döneminde kadınların arzularını ve eşcinselliğini oldukça keskin hatlarla ve açıksaçıklıkla araştıran Woolf, bu kavramların “edepli toplum” değerlerinden öte bir yerde düşünülmesi için okurlarına meydan okur. Arkadaşları karşılıklı bir trajedide hemfikir olurken birçok fikir ve felsefe nihai feminist hareketin belirginleştiğini ima eder.

9. Fareler ve İnsanlar (1937) – John Steinbeck

Büyük bunalım boyunca fakirlik ve eziyetle mücadele eden iki göçmen işçinin trajik ve tozlu hikâyesi, Steinbeck’in en meşhur eserlerindendir. Kahramanlarının birbirleriyle olan ilişkisini ve etraflarındaki umutsuzluğu inceleyen bir eserdir.

10. Tanrıya Bakıyorlardı (1937) – Zora Neale Hurston

Antropolog Hurston, Karaib ve ya Afrika soyundan gelen Amerikalıların kişisel deneyimerine ışık tutmak için Amerika’nın güneyi ve Karayipler ile ilgili araştırmasına dikkat çeker.

11. Sessiz Gezegenin Dışında (1938) – C.S. Lewis

Lewis, Narnia gibi canlı ve hayal gücü kuvvetli bir dünyada, insan içgörüsüne bazı fantastik yaratıklarla uzaylı manzaraları yerleştirerek bilimkurguyu çözmeye çalışır.

12. Hoşça Kal Berlin (1939) – Christopher Isherwood

Bir hiciv geçidi, eksantrik ve grotesk figürlü, ilginç hikâyeler dizisi, Berlin’deki Nazi saldırısının öncesinde ana karakter Isherwood’un başına gelen olaylardan esinlenerek ortaya çıkmıştır.

13. Altın Gözde Yansımalar (1941) – Carson McCullers

Carson McCullers, ABD’nin güneydoğu eyaletlerinden birinde, barış zamanı bir ordugâhta geçen bu romanında, beş kişinin yalnızlıkları, düşleri, saplantıları, başarısızlıkları ve zaaflarından bir “insani cehennem” örüyor.

14. Yabancı (1942) – Albert Camus

Varoluşçu bir roman olarak etiketlenmesine rağmen, Camus, politika, felsefe, edebiyat ve din gibi çok geniş bir açıdan alır sorunları. Romanda bir katilin hayatında gittikçe artan absürt ve ruhsuz olayları anlamlandırma çabası yer alır.

15. Başka Sesler Başka Odalar (1948) – Truman Capote

Old South, etrafında bir viraneye dönüşürken genç bir çocuk tanımadığı akrabalarıyla yaşamak için gönderilir ve kendisini insanlığın anlamını, onun güzel ve karmaşık yapılarını sorgularken bulur.

16. 1984 (1949) – George Orwell

1984, şimdiye kadar yazılmış en etkili politik ve distopik romanlardan biridir. Bu tartışmasız klasik, bireyin toplumla olan ilişkisini dikkatli bir biçimde irdeler. Sadık bir sosyalist olan Orwell, komünizm, faşizm ve totalitarizmin mantıksal aşırılıklarını ortaya çıkarmak niyetindedir ve bunu büyüleyici ve korkunç anlatımı ve diliyle yazmıştır.

1951 yılında yayımlanmasına rağmen, Salinger’in ikonik, isyankâr antikahramanı Holden Caulfield hâlâ yaşamaktadır ve Amerikan toplumunun iki yüzlülüğünü ve sahtekârlığını dile getiren güvenilmez bir ses olarak da okunmaktadır.

18. Görülmeyen Adam (1953) – Ralph Ellison

Çok az roman insan hakları hareketinden önce Afroamerikan toplumunun duygularını Görülmeyen Adam kadar iyi yakalamıştır. Ellison, marjinalleşme, hayal kırıklığı ve çağdaşlarını değersizleştirme gibi kavramları politik bir bireşime dönüştürmektedir.

19. Sineklerin Tanrısı (1954) – William Golding

Makro konuya mikro bir bakış getiren roman, bir uçak kazasından sonra adaya sıkışan, orada uygarlık çatışmalarına ve farklı gruplaşma yolları arayan ve bunu, gücü güvence altına almak için yapan İngiliz okul çocuklarının hikâyesini anlatır.

20. Lolita (1955) – Vladimir Nabokov

Birçok okur romanın merkezindeki tartışma yaratan pedofili ilişkiyi görüp, romanın özünü atlamıştır. Lolita, kurbanla kurban eden arasındaki çizginin bulanıklaşmasını özenle inceler.

21. Şafak Tapınağı (1956) – Yukio Mişima

İnsan zihninin gizli kalmış yerlerini usta bir anlayışla anlatan Mişima, tapınaktaki evi tarafından büyülenen genç Budist’in deliliklerini ve eziyetlerini incelemektedir.

22. Zen Kaçıkları (1958) – Jack Kerouac

Beat neslinin temel taşı olarak bilinen Kerouac, özgür Zen Kaçıkları’nda konformist Atom Çağı’nda, toplumun gittikçe sertleşen anlam arayışını net bir biçimde gösterir.

23. Gece (1958) – Elie Wiesel

Çok az roman, soykırımın onur kırıcı ve iç burkan korkularını toplama kampında geçen, yarı otobiyografik, didaktik ve trajik bu roman kadar iyi anlatabilir.

24. Parçalanma (1958) – Chinua Achebe

Igbo lideri Okonkwo, kabilesinin hem içerde hem de İngiliz kolonisi gibi dış kaynaklarla parçalanmasını izlemektedir. Bu roman postkolonyel edebiyat tarzında şimdiye kadar yazılmış en aydınlatıcı ve provokatif eserlerden biridir.

25. Bülbülü Öldürmek (1960) – Harper Lee

Lee’nin bu uzun eseri, zorlukların içinde dürüstlüğü devam ettirme ve toplumsal ahlakı sürdürebilme mesajlarını taşıyan, içerik bakımdan zengin bir romandır.

26. Madde 22 (1961) – Joseph Heller

Heller, bu kara mizah ögeleri barındıran romanında, absürt hükümet bürokrasisi yoluyla savaşa ve şiddete ciddi eleştiriler gönderir.

27. Otomatik Portakal (1962) – Anthony Burgess

Özgür iradenin sınırlarını ve doğasını sorgulayan bu provokatif ve distopik roman, sokak çetelerinin acımasızlığıyla hükümetin yaptığı tuhaf deneyleri konu edinir.

28. Guguk Kuşu (1962) – Ken Kesey

Zihinsel sağlık enstitüsü ve MKULTRA’da edindiği tecrübelerle ortaya çıkan Kesey’nin tartışmalı romanı, toplumun yanlış anlaşılan, aşağılanan ve gözden kaçanlarına bir ışık tutmaktadır.

29. Kedi Beşiği (1963) – Kurt Vonnegut

Kedi Beşiği’nde teknoloji, din, bilim ve soğuk savaş, nüktedan ve kırıcı bir mizaha kurban gitmektedir ki bu eser aynı zamanda ana ilkeleri de ayrıntılı biçimde inceler.

30. Herzog (1964) – Saul Bellow

Mektup tarzında düzenlenen bu roman, orta yaş bunalımına yenik düşen ana karakter Moses Herzog’un zihnine bir gedik açar.

31. Paris Bir Şenliktir (1964) – Ernest Hemingway

Bu yaratıcı romanda Hemingway, 1920′li yıllarda Paris’te bir göçmen olarak edindiği tecrübeyi ve sayısız önemli yazar ve sanatçıyla olan iletişimini dile getirir.

32. Kişisel Bir Sorun (1964) – Kenzaburo Oe

Ailevi sorumluluk ve gerçeklerden kaçış bu romanın merkezini oluşturur. Bir babanın, yeni doğan zihinsel engelli oğlundan uzaklaşmak gibi yüz kızartıcı kararı ve bu karardan kendini alkole ve kadınlara vererek vazgeçmesi anlatılır.

33. Maus Hayatta Kalanın Öyküsü (1972) – Art Spiegelman

Spiegelman’in babasıyla olan hasarlı ilişkisini düzeltme çabalarını anlatan ilginç bir hikâyeyle çerçevelenen iki ciltlik bu roman, soykırım edebiyatı ve grafik roman tarzına önemli bir örnektir.

34. Gravity’s Rainbow (1973) – Thomas Pynchon

II. Dünya Savaşı’nın tuhaf ve postmodern bir yorumu olan bu roman, birbirinden farklı gerçek konu ve fikirleri araştırırken 73 bölümde 400′ü aşkın karakteri uzun uzun anlatır.

35. Suttree (1979) – Cormac McCarthy

Ortada hiçbir neden yokken varlıklı bir adam, lüks hayatını terk edip Tennessee nehrindeki tekne evine kendini hapseder. Orada birçok kötü insanla karşılaşır, kendisi ve çevresi hakkında çok şey öğrenir.

36. Alıklar Birliği (1980) – John Kennedy Toole

Şimdiye kadar Pulitzer kazanmış ve aynı zamanda sevimli bir absürt tarzı olan romanlardandır. Toole, trajik ve gülünç olan New Orleans’ın bir portesini çizer.

37. The Color Purple (1982) – Alice Walker

Walker, 1930′ların Georgia’sında geçen bu romanında, o zamanlar görmezden gelinen bir grup olan Afroamerikan kadınların var olma mücadelesini ele alıyor.

38. Beyaz Gürültü (1985) – Don DeLillo

Postmodern bir ana karakter olan Jack Gladney ve ailesi, yerel bir felaketin ardından kendi varoluşlarını incelemeye başlar.

39. Watchmen (1986) – Alan Moore

Watchmen, soğuk savaş, Thatcherizm ve Reaganizm hakkında yorum yapan, geleneksel süper kahraman mitoslarını tahlil eden, yarı gafik tarzında yazılmış bir romandır.

40. Mutfak (1988) – Banana Yoshimoto

Tokyo’da kederin, yenilginin, aşkın ve yemeğin merkeze alındığı bir kitap olan Mutfak, Yoshimoto’nun ilk romanıdır ve toplum tarafından askıya alınan hayatın sınırlarına dikkatle bakan bir romandır.

41. Biz (1988) – Yevgeny Zamyatin

1920-1921 yılları arasında yazılan fakat 1988′e kadar basılmayan bu Zamyatin romanı, iki farklı Rus devriminden edinilen deneyimlerle ortaya çıkan totaliter, kötücül ve distopik bir geleceği anlatır.

42. A Good Scent from a Strange Mountain (1992) – Robert Olen Butler

Vietnam savaşından kısa bir süre sonra Louisina’da kendi yalnız hayatlarını dokumaya başlayan göçmenler, gaziler, fahişeler ve öbür yabancılaştırılmış insanları konu alan bir kitaptır.

43. Snow Crash (1992) – Neal Stephenson

Cyberpunk hareketinin temel taşlarından biri olan ve oldukça titizlikle yazılan bu roman, Second Life gibi metaverselerin, Google Earth gibi evrensel servislerin ve internet kültüründeki dil temelli fikirlerin nihai doğuşunu doğru bir biçimde öngörmüştür.

44. Art & Lies (1994) – Jeanette Winterson

Benlik, cinsellik, yaratıcılık hakkında sorular soran, Picasso’nun, Sappho’nun hayatını içeren büyülü gerçekliğin postmodern bir eseridir.

45. Life After God (1994) – Douglas Coupland

Coupland, hayatlarında din olmadan yetişen bireyler ile maneviyatı ve anlamı bulmada sayısız yolları deneyen insanları karşılaştırır.

46. Fight Club (1996) – Chuck Palahniuk

Palahniuk, bu ilk romanında Amerikan toplumunun yalnızca yapay şeyler üretmek için insan doğasını kısıtlamasına ve baskı altına almasına derin ve keskin bir ayna tutar.

47. The Lives of Animals (1999) – J.M. Coetzee

Coetzee, insanoğlunun hayvanlara gösterdiği farklı davranışlarla veganizmden esinlenerek yazdığı bu romanda, bu iki bakış açısını dengeleyerek eserine yansıtmaktadır

48. Saksı Olmanın Faydaları (1999) – Stephen Chbosky

Anlatıcı Charlie, aslında parçası olmak istediği dünyadan ayrılma ve tecrit hissi ile büyüyen yeni nesil için, yeni çağın Çavdar Tarlasında Çocuklar’daki Holden Caulfield’i gibi davranır.

49. Places Left Unfinished at the Time of Creation (1999) – John Phillip Santos

Santos, ailesinin mirasını anmak ve araştırmak için gelecek, geçmiş ve günümüz arasında bir köprü kurar. Bunu yaparken Meksika geleneğinin parçalarıyla süslenmiş hikâyelere ve arkeolojik duyarlılığı olan bir tarih bilincine yer verir.

50. Sputnik Sweetheart (1999) – Haruki Murakami

Çok az yazar Murakami’nin anlattığı gibi karşılıksız aşkı ve kaybı anlatabilir. Yazarın şiirsel ve çağrışımsal tarzıyla bezenmiş roman, bireylerin kendilerini bir bütün olarak toplumdan uzaklaştırmasını ve bunun yarattığı yalnızlığı yansıtır.

Temaya, milliyetlere, toplumların kökenine, geçen yıllara ya da kabul gören başarı düzeyine aldırmadan, bu elli kitabın yazarı, okurlara yeni fikir ve bakış açısı kazandırmayı başarmıştır. Bazıları toplum tarafından göz ardı edilen grupların ya da bireylerin sözlerini yansıtmıştır, bazıları dışta olanı açıklamak için içsel bir bakış sergilemiş, bazıları da insanlık için olası kaderleri doğru varsaymıştır. Her durumda tümü de uygarlığın nerede başladığını ve şimdi nerede olduğunu anlatan, okunmayı hak eden romanlardır.

Türkiye’nin AB üyeliğinin sıkça konuşulmaya başlandığı dönemde İzmir Avrupa Caz Günleri olarak başlayan etkinlik, Gümrük Birliği’ne kabulümüzün ardından hızlanan süreç içinde kapsamı genişletilerek İzmir Avrupa Caz Festivali adını almıştır.

21 CAZ FESTİVALİ İZMİR

4- 20 Mart 2013 tarihlerinde 20’ncisini gerçekleştirdiğimiz Festivalin amacı, Avrupa’nın ve Türkiye’nin kendi alanlarında önemli gelişmeler sağlamış caz sanatçılarını bir araya getirerek bu kültürü geniş kitlelere yaymaktır. İtalya, Fransa, Avusturya, Almanya, Hollanda, Polonya’dan gelen caz sanatçıları İzmirli caz severlerle buluşurken, çok sayıda genç izleyici Avrupa Cazını dinlemek, anlamak, öğrenmek ve sevmek fırsatını bulmaktadır.

İzmir Avrupa Caz Festivali’nin en büyük farkı, eğitim ağırlıklı olmasıdır. Festivale konser vermek için gelen sanatçılar atölye çalışmaları ve ustalık sınıflarıyla İzmirli genç sanatçılara birikimlerini aktarmaktadır. Atölye çalışmalarına katılan başarılı gençlerden ikisi Siena Caz Vakfı ve İKSEV işbirliği ile İtalya’da Siena Yaz Caz Ustalık Sınıfları kurslarına burslu olarak katılmaktadır. Bugüne kadar 18 genç bu olanaktan yararlanmıştır. Ayrıca festivalin resmi afişi, son 11 yıldır, yine genç tasarımcılara yönelik düzenlenen ve tüm Türkiye’den yeteneklerin katıldığı Caz Afiş Yarışması ile seçilmektedir.

FURIO DI CASTRI QUARTET

FURIO-DI-CASTRI-QUARTET

 AÇILIŞ KONSERİ               
          3 Mart, Pazartesi
20:30 AASSM Konser Salonu
Jacopo Albini, tenor saksafon
Fabio Giachino, piyano
Furio di Castri, kontrbas
Ruben Bellavia, davul

Furio Di Castri, Bas

12 Eylül 1955’te Milano’da doğdum. Trompet çalmaya 11 yaşında başladım, daha sonra 13 yaşında elektrobasa geçtim. Önceleri blues ve progressive rock gruplarını ve ritimlerini kendi kendine öğrenen bir müzisyendim. İlk albümümü (Dedalus, Trident records) 1973 yılında yaptım ve o zamandan sonra da kontrbas çalmaya başladım.

1978 yılında Roma’ya taşındım ve orada tenor saksafonist Maurizio Giammarco ve alto sanatçısı Massimo Urbani ile çalmaya başladım. Roma’da bulunduğum sırada Chet Baker ile tanıştım ve 1988’ e kadar  zaman zaman birlikte çaldık. O yıllarda Milano’da Larry Nocella, Luigi Bonafede, Franco d’Andrea ile birlikte çalarak ve Walter Davis jr, Jimmy Knepper, Freddie Hubbard, Art Farmer, Al Grey gibi müzisyenlere katılarak çok aktif bir dönem geçiriyordum.

Şubat 1981’de Enrico Rava’nın kuartetine, birkaç ay sonra da Michel Petrucciani’nin triosuna dâhil oldum. Açıkçası uzun zamandan beri birlikte çalıyoruz. Tam olarak Enrico ile 8 yıl, Michel’le 3 yıldır. Bunun yanı sıra geçmiş yıllarda da birlikte yeni projelere, tur ya da konserlere katılarak veya müzik kayıtları yaptığımız zamanlarda sık sık görüşüyorduk.

1981 yılından bu yana Richard Galliano, Dino Saluzzi, Joe Lovano, Charles Lloyd, Steve Lacy, John Surman, Dave Liebman, Joe Lovano, Pharoah Sanders, Michael Brecker, Sal Nistico, Lee Konitz, Joe Henderson, Franco Ambrosetti, Kenny Wheeler, Charles Tolliver, Ray Anderson, Muhal Richard Abrams, Michel Grailler, Gordon Beck, Franco d’Andrea, John Taylor, Jon Balke,  John Taylor, Paul Bley, Don Friedman, Enrico Pieranunzi, Rita Marcotulli, Stan Tracey, John Abercrombie, Philip Catherine, Paul Motian, Tony Oxley,  Barry Altschul, Daniel Humair, Jon Christensen, Joe La Barbera, Bruce Ditmas, André Ceccarelli gibi birçok harika müzisyenle birlikte çalıyorum.

90’larda trompet sanatçısı Paolo Fresu ile düo olarak sahne almaya başladım. Birlikte 14’ün üzerinde CD kaydettik. Piyanist ve akordiyonist Antonello Salis’in katılımıyla birlikte grubumuz PAF trio halini aldı.

Tüm Avrupa, Rusya, Ortadoğu, ABD, Arjantin, Brezilya ve Çin’de çalmaya devam ediyorum.

1992’den bu yana farklı gruplara ve projelere önderlik ediyorum ve caz müzik atölye çalışmaları, tiyatro, dans ve çağdaş sanatlar için müzik besteliyorum.

1990 yılında Siena Jazz (I) kurumunun yaz dönemi caz müzik atölye çalışmalarında bas ve caz müzik üzerine doğaçlama hakkında ders vermeye başladım ve 1996’da müzik konservatuarında caz müzik profesörü oldum.

Baş ve yardımcı şef olarak 21 albüm kaydettim (Things, Solo, Opale, Unknown Voyage, Evening Song,  What color for a tale, Urlo, Contos,  Chaos, Mythscapes, Scalabrun, Hands, Paf, Wooden  You, Fellini, Morph, L’esigenza di andare verso il basso, Zapping, Il Vino all’Opera, Welcome, Omaggio a Modugno, Memorie di Adriano).

Grup üyesi olarak Enrico Rava, Kenny Wheleer, Paul Bley, John Taylor, Chet Baker, Michel Petrucciani, Paolo Fresu, Dino Saluzzi, Dave Liebman, Aldo Romano ile birlikte 150’den fazla kayıtta yer aldım.

ÖĞRENİMİ:

• Sassari Müzik Konservatuarı (I)  – 1996/ 1998

• Parma Müzik Konservatuarı (I) – 1998/ 1999

• Torino Müzik Konservatuarı (I) –  2000’den bu yana (Kontrbas enstrümanı konusunda öğretim görevlisi, Caz besteleme, Caz orkestra ve topluluğu, Analiz, Caz Bölümü Başkanlığı)

• Siena Yaz Dönemi Caz Atölye Çalışmaları – 1990’dan bu yana (Kontrbas enstrümanı konusunda öğretim görevlisi ve orkestra)

• Aşamalar ve Ustalık Sınıfları:

HeMu Haute ecole de musique – Lausanne (CH)

Newpark School, Dublin (Eire)

Kraliyet Konservatuarı, Den Haag (NL)

DAMS, Bologna (I)

Accademia Chigiana, Siena (I)

BİRLİKTE ÇALIŞTIĞI SANATÇILAR:

• RICHARD GALLIANO: düo, trio, kuartet ve kuintet. 1995’ten itibaren İtalya, Fransa, Avusturya, Almanya, Kanada, Japonya, Malezya ve Endonezya’daki konserler.

• ENRICO RAVA: 1981 – 1988 arasında kuartet ve çeşitli gruplar içerisinde Avrupa’da konser ve turlar.

• JOHN TAYLOR: 1986’dan itibaren trio ve kuartet halinde konserler ve turlar.

• PAUL BLEY: Paul Motian ya da Bill Elgart ile trio halinde konserler (1988 ve1990 yılında), John  Surman ve Tony  Oxley ile 1994’te Avrupa Turnesi

• JOE HENDERSON: Enrico Rava, John Taylor ve Paul Motian ile birlikte Avrupa Turnesi. 1988’de Tony Oxley ile birlikte trio halinde konserler

• CHET BAKER: 1979 – 1987 yılları arasında İtalya konserleri

• MAURIZIO GIAMMARCO: 1978 – 1986 yılları arasında trio, kuartet ve kuintet olarak

• MASSIMO URBANI: 1978 – 1985 yılları arasında trio ve kuartet olarak,

• MICHEL PETRUCCIANI: 1981 – 1984 ve 1985 – 1988 yılları arasında trio olarak

• ALDO ROMANO: 1988 – 1995 yılları arasında konserler ve uluslar arası turneler

• PAOLO FRESU: 1990 yılından itibaren düo, trio, kuartet ve çeşitli gruplar halinde konserler ve turneler

ULRICH DRECHSLER & STEFANO BATTAGLIA DUO

ULRICH DRECHSLER & STEFANO BATTAGLIA DUO

ULRICH DRECHSLER & STEFANO BATTAGLIA DUO

    4 Mart, Salı                           

20:30 AASSM Küçük Salon

Ulrich Drechsler, basklarnet, basset-horn

Stefano Battaglia, piyano

Ulrich Drechsler, Baskarnet

“Müzik sözcüklerle söylenemeyecek şeyleri anlatma gücüne sahiptir. O, herhangi bir insanın tüm varoluşunu, kalbini, ruhunu ve aklını yansıtır. Olması gerektiği kadar net.’’ Ulrich Drechsler

Ulrich Drechsler dokuz yaşındayken kendi şehrindeki sokak grubunda klarnet çalmaya başladı. Klasik Müzik Konservatuarı’na giriş sınavlarına hazırlanmak amacıyla Stuttgart’taki opera binasında klarnet hocalarından biri ile çalıştı. On altı yaşındayken kendi kendine onu daha çok doğaçlama müziğe yönlendiren tenor saksafon çalmayı öğrendi. Sonunda caz öğrenimi göremeye karar verdi ve Avusturya’ya taşındı. 1992 – 1998 yılları arasında Graz’da Güzel Sanatlar Üniversitesine devam etti.

Ulrich Drechsler, 1999 yılından beri serbest besteci ve müzisyen olarak Viyana’da yaşıyor. Ana enstrümanı olarak basklarneti seçti. Öğrencilik yıllarında edindiği sahne deneyimleri onun çok yönlü projelerinde yansımaktadır.

Viyana’ya gelmesinden kısa süre sonra, baterist Alex Deutsch ve basist Oliver Steger ile birlikte uluslar arası sansasyon yaratan Trio Cafe Drechsler grubunu kurdu. Modern elektronik müzik gibi çeşitli müzik tarzlarının stilistik özellikleri, tamamen doğaçlama ve akustik bağlamın içine karışır. Grup üçüncü albümleri ile 2005 yılında Avusturya Amadeus Ödülünü kazanmıştır.

Ulrich Drechsler, “Poesis’’ Kuartetinde kendini klasik müziğe adadı. Grup, 2001 yılında Franz Schubert’in “Die Winterreise’’ adlı şarkı döngüsünün tamamıyla yeni bir uyarlamasını “Nebensonnen’’ adıyla caz kuartet için piyasaya sürdü.

Ulrich Drechsler, Thelonious Monk’un müziğine büyük bir hayranlık besliyordu. Bu doğrultuda “The Monk In All Of Us” grubunu kuran Ulrich, kendisini tamamen caz müzik tarihinin bu müthiş dehasının müzikal sanat eserlerini yorumlamaya adadı. Bas-/kontrbas, klarnet, trompet, telli kontrbas ve davulların egzotik düzenlemesi ile grup, müthiş piyanistin bestelerinin içerisinden bilinmeyen yollara seyahat eder. Onların ilk albümü “Monk In All Of Us”, prestijli Hans Koller Ödülü için 2005’te aday gösterildi.

2005’te kurulan Ulrich Drechsler Kuartet ile Ulrich ilk kez grup lideri olmuştu. Uzun zamandan beri arkadaşları olan Oliver Steger, Jörg Mikula ve sıra dışı Norveçli piyano sanatçısı Tord Gustavsen’in eslik ettiği bu fantastik grup ile Ulrich Drechsler ilk kez kendi bestelerini sundu. Tord Gustavsen ile birlikte fikirlerini mükemmel biçimde özümseyen ve bu fikirleri hiçbir hataya mahal vermeyecek şekilde yönlendiren bir grup üyesi kazanmıştı. İlk albüm “Humans & Places”, dinleyicilerden ve eleştirmenlerden olağanüstü yorumlar aldı.

Altı yıllık yoğun konser turunun ardından, “Café Drechsler”in yerine yeni bir  proje geçti: “Drechsler” yeni oluşturulan kuartetin ismiydi. Onun kadrosu – Ulrich Drechsler’in ardından – Oliver Steger ve döner tablalarda The Great Zuzee tarafından eşlik edilen Jörg Mikula’dan oluşuyordu. Müziğin tanıdık ve dans için olması ve ayrıca da Hiphop, Drum’n’bass, Caz, R&B, Bossa Nova vb.’nin bir karışımı olmasına rağmen, yeni kadrosu sebebiyle tamamıyla yeni, bağımsız ve çağdaş bir müzikal tarz ortaya çıkmıştı. İlk albüm “Fortune Cookies” 2006 yılında piyasaya sürüldü.

Bestelerine yeni ifade biçimleri kazandırmak için gitarist Heimo Trixner ve perküsyonist Jörg Mikula ile 2007 yılında “Daily Mysteries Trio” yu kurdular ve aynı yıl içerisinde “Daily Mysteries” albümünü çıkardılar. Tord Gustavsen’le çalıştığı zamanlardaki müziğe benzer olarak melodiler ve onların yumuşak hareketi baskın bir rolde çalıyordu. Bas klarnetin eşsiz yorumu, gitar ve bateri, ayrıca enstrümanların mutlak dengesi müzisyenlere genel durum içerisinde çok daha özgür hareket edebilme imkânı sunar. Böylece müzik, yükselen bir atmosferik karakter edinir.

2009 yılında “The Big Easy” isimli yeni bir albümle birlikte Ulrich, kendi caz grubu “Drechsler”in yeni bir dizilimini tanıttı. Klavyede Avusturya’dan Benny Omerzell ve tanınmış baterist Jörg Mikula ile birlikte İsviçreli bas müzisyen Patrick Zambonin, son olarak da DJ Zuzee grubun müzikal tarzını tamamıyla canlandırdılar ve yenilediler. Özellikle Klavyedeki Benny Omerzell müziği tamamıyla yeni özellikleri ile vermektedir.

Aynı yıl Ulrich, ilk film müziği çalışmalarını tamamladı. Farklı grup projelerinden müzisyenler ile birlikte, Michael Pfeifenberger tarafından yönetilen Avusturya filmi “Tadespolka” için müziklerin neredeyse tamamını o oluşturdu.

Ön düzenlemeden aşağı yukarı iki yıl sonra, 2010 yılında yeni kuartet projesini ortaya koydu. Aklından geçen, yeni bir ses keşfetmek için en beğendiği enstrümanların ikisini, basklarnet ve çelloyu bir araya getirmekti. Grup, tam anlamıyla eşsiz bir kadroya sahipti: Ulrich – bas klarnet, Jörg Mikula – bateri ve tef ile iki sıra dışı çello sanatçısı Rina Kaçinari ve Christof Unterberger. Yeni Ulrich Drechsler Çello Kuartet’in ilk albümü “Concinnity” ünlü Alman plak şirketi Enja etiketi ile Ağustos 2010’da piyasaya sürüldü.

2012 yılında tekrar Enja plak şirketinden “Beyond Words” albümü çıkartıldı. Kadro; Ulrich – bas klarnet, iki genç Avusturyalı sanatçı Benny Omerzell – piyano ve Lukas Koenig bateri, son olarak da fantastik İsrailli kadın sanatçı Efrat Alony’yi bünyesinde barındırıyordu. “ Beyond Words” albümünde yer alan müzik, samimiyet ve tutku ile karakterize edilmekte ve Ulrich’in bu müzik tarzındaki en iyi çalışmasını ortaya koymaktadır. 2012 yılında ayrıca, Michael Pfeifenberger’in yeni belgeseli “Call me a Jew” için müzik oluşturma sürecinde yer aldı.

2013 ilkbaharında Ulrich, ünlü “Café Drechsler”in yeni bir versiyonunu ortaya koydu. Yeni albüm “Streamer”, Viennese Plak Şirketi tarafından Monkey Music etiketiyle piyasaya sürüldü. Tamamıyla yeni olan elektro-akustik kuintet kadrosu ile Ulrich Drechsler, çağdaş elektronik club müziğindeki etkin görüntüsünü benimsemiş oldu.

Aynı yıl içerisinde İtalyan piyano sanatçısı Stefano Battaglia ile birlikte çalışmaya başladı. “Little Peace Lullaby” isimli yeni düo program, her iki müzisyenin de duygusal, incelikli ve sadece güzel besteleme ve çalmaya olan aşklarını göstermektedir.

2014 yılında bu ikili, birkaç konser turuyla yeni müziklerini insanlara duyuracaklar. Ayrıca yıl ortası için bir albüm kaydı planlanmaktadır. Bunun yanı sıra Ulrich, Enja Yellowbird kayıt şirketi adına yeni bir kayıt projesi için bas klarnet, piyano ve ud’dan oluşan bir trio eşliğinde yeni besteler üzerine çalışmaya devam ediyor. Albümün 2015 ilkbaharında piyasaya sürülmesi bekleniyor.

Stefano Battaglia, Piyano

1965’te Milano’da doğan Stefano, yedi yaşındayken piyano çalmaya başladı. Onun klasik müzik kariyeri birkaç İtalya ve Avrupa festivali ve solist olarak yüzlerce konserden oluşmaktadır. Özellikle Barok müziği (çoğunlukla Bach, Scarletti ve Haendel), 17. yüzyıl programını ve modern müziği (çoğunlukla Hindemith, Boulez, Messiaen ve Ligeti) çaldı. 1986 yılında Johann Sebastian Bach Festivallerine davet edildi. 1991 yılında Orchestra Giovanile Europea’nın solisti olarak sahne aldı.

Bunun yanı sıra J.S.Bach’ın  Art of the Fugue ve Partitas, ayrıca on altıncı yüzyıldan virginal müzik çalması için (Fitzwilliam Virginal Book), İsviçre ve İtalyan radyo – televizyonlarına davet edildi.

Caz müzik çevrelerince 1988 yılında en iyi yetenek, 1999 yılında ise Musica Jazz dergisi tarafından en iyi İtalyan müzisyen olarak ödüllendirildi. Birlikte çalıştığı kişiler arasında en iyi İtalyan müzisyenler ve Lee Konitz, Kenny Wheeler, D. Redman, Tony Oxley, Barre Philips, Steve Swallow, Enrico Rava, Aldo Romano, Bill Elgart, Dominique Pifarely, Jay Clayton, Pierre Favre ve diğer birçok uluslararası sanatçı yer almaktadır.

Tüm dünyada en önemli festivaller ve birçok uluslararası buluşmalarda doğaçlayıcı kimliğiyle 1000’in üzerinde konserde çaldı. 100’den fazla CD kaydetti (çoğunlukla şef kimliğiyle ve on tanesi solo piyano için), piyano solosu ve trio kayıtları için birçok ödül aldı. Solo performansının yanı sıra, trio formatı (piyano bas ve bateri) ve düo piyano-perküsyon formatı (Tony Oxley, Pierre Favre, Bill Elgart ve Michele Rabbia ile) üzerine yaptığı incelemeye odaklandı.

Aktif olarak 1988’den itibaren Siena Jazz’da caz müzik ustalık sınıfları için ders veriyor ve 1996’dan bu yana da müziğin müzikal anlamda araştırılması, doğaçlanması, bestelenmesi ve oluşturulması üzerine bir atölye çalışması olan Laboratorio Permanente di Ricerca Musicale’e önderlik ediyor.

Rainer Maria Rilke tarafından kaleme alınan Die Sonette an Orpheus eserindeki 56 şiirin hepsini ve Juan de la Cruz’ın (1542-1591) bir metnine (Monte Carmelo’nun Mistik Dağı) dayanan çalışmasını müziğe aktardı.

Şarkının on dördüncü yüzyıldan günümüze kadar geçirmiş olduğu evrimi temel alan ve bundan esinlenen büyük bir program olan The Book of Songs üzerine çalışmalar yaptı.

Alec Wilder’in müziği üzerine çalıştı ve The music of Alec Wilder: Art Songs,Popular Songs isimli monografik bir program yarattı ve bu programı bir besteci olarak Wilder’in geniş ve kapsamlı üretkenliğine dayandırdı.

Popüler ve çağdaş diller yoluyla, Pier Paolo Pasolini ve Rothko resimlerine dikkat çekmek için eklenen birtakım bestelerden oluşan Rothko Rooms’u kutlayan bir opera yarattı.

2004’ten bu yana ECM Plak Şirketi’nin şefi olarak kayıt yapıyor (beş albüm: ikili albüm Raccolto, ikili albüm Re: Pasolini, Pastorale, The River of Anyder, Songways).

JAZZ TIMES

Battaglia, gözüpek özgürlük ve kendinden emin bir dikkatle çalan eşi benzeri az görülen bir sanatçı. En iyi Avrupalı caz müzisyenlerinin İtalya’dan çıkması bunun için kuvvetli delil oluşturabilir. Stefano Battaglia’nın ECM için yaptığı beş albüm, geçen on yıl içerisinde bir ECM piyanisti tarafından çıkarılan en güçlü çalışmaları içermektedir. Thomas Conrad

CADENCE

Devamlı olarak Keith Jarrett ve Cecil Taylor ile karşılaştırılan Battaglia, kendisini Bill Evans’ın müziğine kayıt yapmaya adadı. Kariyerinin bu aşamasında bu tarz kıyaslamalar, stilistik geçmişin konusu olmaktan ziyade, daha çok piyano ile yaptığı çalışmalarda gösterdiği kalitenin izleridir. İster klasik müzik (Arturo Benedetti Michelangeli, Aldo Ciccolini, Maurizio Pollini ve yukarıda adı geçen tüm isimler) olsun isterse caz (Enrico Pieranunzi); en iyi İtalyan piyanistlerde fark edilebilen dikkat, ses kalitesi, zarafet ve gücün aynı oranda karışımıyla,  Battaglia adeta dünyadaki en harika piyanistlerden bir tanesidir. Onun müziği, dinlediklerini kategorize etmekten ziyade daha çok kalite ile ilgilenen tüm piyano müzikseverlerine şiddetle önerilmektedir. Stuard Broomer

DOWNBEAT

Battaglia hiçbir kategoriye girmeyen eşi benzeri az görülen bir piyanist. Onda Paul Bley ve Keith Jarret gibi büyük isimlerin yansımaları var. Melodik olan yerlerdeki vurgu ile uyum içinde olan, ancak geçişlerden ortaya çıkan şarkının yapısı ve standart ahenginin kaybolmasından kaçınan çizgiler için Battaglia bir hediyedir. Bu geçişler, müziğin başlangıcından serializm-sonrasına kadar her şeyi harekete geçirebilirler. Bill Shoemaker

JAZZ JOURNAL INTERNATIONAL

Battaglia hem harika bir dokunuşa hem de çok iyi bir biçimde hükmedilen ve aşırı etkili ritmik hislere sahip. O swingi oldukça iyi işleyebiliyor. Ayrıca müziğini çok daha az senkoplu, diğer bir deyişle daha Avrupa klasik müzik tarzında ifade ediyor. Bir diğer artısı olarak da oda müziğinin çeşitli yapılarına karşı olağanüstü bir duyarlılığa sahip olduğunu söyleyebiliriz: yaratıcılığın olgunluğuna dair güçlü bir kanıt ve ayrıca yaptığı müzik güçlü caz etkileri olan ancak yadsınamayacak şekilde Avrupai bir müzik. Michael Tucker

JAZZ VIEWS

Battaglia çalarken, ana eğilimi olan caz geleneğinden daha çok bir klasik müzik yaklaşımı benimsemiş biçimde doğaçlayıcı bir estetik paylaşıyor. Bir klasik müzik sanatçısı olarak da Battaglia bizleri hiç şaşırtmıyor. Bir taraftan kasvetli ancak huzurlu yerler keşfederken, diğer taraftan güzelliğin algılaması zor ve tuhaf yanını tanımlıyor. John Kelman

BBC MUSIC MAGAZINE

Battaglia, müziğini klasik müzik şekli ve çizgisi içerisinde uygularmışçasına doğaçlıyor: piyanistin tuhaf şarkısal doğaçlamaları sakin, ferah ve hatta cüretkâr. Büyüleyici. Richard Cook

THE GUARDİAN

Başarılı bir klasik müzik konser resitali sunmasını sağlayan ağırbaşlı duyarlılığını fazlasıyla ortaya çıkaran diğer bir hayranlık uyandıran Avrupalı piyanist. Bill Evans, Keith Jarret ve Paul Bley’deki gibi caz kökenine ve onu sık sık serbest doğaçlama üstatları ile çalışırken bulabileceğiniz açık sözlülüğe sahip bir isim.

Onun müziği, açık bir yapı şeklinde ve özlem duyarcasına romantik, tamamı ile klasik müzik bağlılıkları olan, melodik anlamda cesur, ışık saçan bir birikim, ton renklendirmeleri, soprano sesin yavaş yükselişi, geniş doğaçlamalar. JF

JAZZ TIMES

Stefano Battaglia yeni şiirsellik konseptleri yaratıyor ve sunuyor. Bazen notalı şekilde, ancak çoğu zaman asla tekrarlanamayacak ve hayal gücünün spontan hareketleri içerisinde keşfedilen doğaçlamalar. İster yazılı olsun ister doğaçlanmış, Battaglia tarafından çalınan müzik her zaman oradaymış gibi kulağa kaçınılmaz geliyor. Thomas Conrad

FREQUENCY

Başka hiçbir İtalyan müzisyen, Manfred Eicher, ECM yapımcısı ve patronluğun müzikal tecrübesiyle böylesine aynı eksende görünmemişti.Federico Scoppio

ALL ABOUT JAZZ U.S.A

Battaglia’nın esin kaynağı yüzyıllarca yıl geçmişten gelmesine rağmen, yaptığı müzik zamansızdır. John Kelman

CD AUDIO REVIEW

Klasik müzik eğitimi almış piyanist Stefano Battaglia’nın müziksel faaliyeti, modern caz müziği ve çağdaş klasik müzik arasındaki bir birliktelikle karakterize edilmektedir. Bu müzik, yoğun atmosferi, harmonik deneyselliği, karmaşık sesleri ile dinlendiğinde ilk etapta belki eğlendirmeyen ancak devam edildiğinde buna değdiğini görebileceğiniz bir yapıya sahiptir. Diğer bir tabirle ECM müzikal kanonu ile harika bir uyum. Sanatçının önceki çalışmaları daha çok deneysel ve entelektüel bir yapıdaydı. Şuan ise daha çok şiirsel, daha hızlı ve diriliğe sahip ve aynı zamanda Battaglia’nın müzikal fikirleri ve yaklaşımının bilgeliğini ve karmaşıklığını hala korumaya devam eden bir yapıdadır. Eğlencenin ve deneyselliğin harika bir şekilde dengelendiği olgun bir çalışma. A.Zona

JAZZ TIMES

Stefano Battaglia’nın ECM için yapmış olduğu beş albüm, geçen on yıl içerisinde bir ECM piyanisti tarafından çıkarılan en güçlü çalışmaları içermektedir. Thomas 

KALİMA

Laia Genc-Anne Kaftan-Sascha Ley

Laia Genc-Anne Kaftan-Sascha Ley

 5 Mart, Çarşamba                

20:30 AASSM Küçük Salon

Sascha Ley, vokal

Laia Genc, piyano

Anne Kaftan, soprano saksafon, basklarnet

MODERN CHAMBER JAZZ & WORLD (Lüksemburg, Köln)

Sascha Ley’in büyüleyici triosu modern temalarla düşsel folklorun ustaca birleştirilmesinden doğan, serbest ve içten caza cesur yaklaşımıyla şaşırtmakta ve inandırmaktadır. 2010 yılında ilk albümüyle uluslararası bir ilgi görerek, Tremplin Jazz d’Avignon Dinleyici Ödülünü kazanan Trio, orijinal ve yaratıcı müziğini incelikle işlemeye devam etmiştir. Üst derecede melodik çizgi ve dinamik ritmin kesişimi üzerine Kalima’nın incelemeleri ikinci albüm “Everything Within”de bir kez daha şiirselliğini ortaya sermektedir.

DİSKOGRAFİ

Kalima –  2010

Everything Within- 2013 / Label Neuklang / Misafir müzisyen Ramesh Shotham

EN SON ELEŞTİRİLER (2013)

Harika bir trio… Ustaca, ince ince örülmüş, merakla beklenen, ama aynı zamanda rahatlatan ve dinlendiren, bu kelimeler “Kalima” triosunun benzersiz müziğini betimlemekte. Dikkatli kulaklar her yeni dinleyişte, hatta her seferinde yeni keşifler yapacaklar. Melodiva (D) 07/13 (Marion Möhle)

Kalima, dolu dolu müzik yapan yenilikçi bir trio. Başlık trionun mottosunu ortaya koyuyor: Sınırlar olmadan yaşa ve çal. Cesur müziklerden korkmayan ve sürprizlere açık herkes bu yeni cazı sevecek Jazz Flits (NL) 06/13 Hessel Fluitman

Tek kelimeyle müthiş, az bulanan incilerin peşinde, farklı titreşimleri birarayan getiren bir hayal gücünün temelinden doğmuş. Bu albüm fevkalade bir müzik gösterisi D’Zeitung (L)06/13 (Michel Schröder)

CD gerçekten güzel ve her dinleyişte daha da güzelleşiyor. Loboblog 06/13 (Paulo Lobo)

Vokal akrobatı şarkıcı Sascha Ley Kalima triosunun merkezindeyken, piyanist Laia Genc ve Anne Kaftan (basklarnet ve soprano saksafon) kendi enstrümanlarını cesur seslere sürüyorlar Lira (SE) 06/13 (Rasmus Klockljung)

Sascha Ley tüm ses evrenini size sunuyor. Müzik dolu galaksileri. Müthiş bir trio ile beraber. Sürprizlere açık olun. Jazzpodium (D) 05/13 (Jörg Konrad)

…sadece dinlenmesinin güzelliği yanında dikkat çekici sanatsal bir zekâ. Luxemburger Wort (L) Gaston Carré 05/13

Müthiş aranjmanlar…. Muhteşem Kalima grubu. Melodiva (D) Hildegard Bernasconi 04/13

Bütünlük ve çeşitliliğin özel bir karışım, çağdaş müziğin zirvesinde gerçekten olağanüstü bir müzik gösterisi. Jazzzeitung (D) Hans-Jürgen von Osterhausen 04/13

“Dünya müziğine tutkulu vokal caz hayranları bu albüme çıldırmalılar. (…) Yeni sesler, yeni yaklaşımlar ve vokal cazına yeni bir bakış. İnanılmaz yaratıcı.”@CriticalJazz 02/13 (Brent Black)

Muhteşem bir trio. Modern cazla dünya müziğinin muhteşem bileşimi. Bu sıkı kompozisyondan muhteşem melodiler ve ritimler fışkırıyor. Büyük ve çok ilginç bir albüm. Radio Der Belgische Rundfunk (B) 02/13 (Hans Reul)

İnanılmaz farklı müzikleri sunarak, renkli ve gösterişli, yumuşacık ve duyarlı orijinal caz. Kalima’nın müziği inanılmaz eğlenceli. Müziklerine kapılıp gitmeleri gerçek bir zevk. D’Land (L) 02/13 (Marc Fiedler)

“Everything Within” sofistike kompozisyonlarıyla müziksel bir serüven, samimi bir yakınlık oluşturuyor. Laia Genc ve Anne Kaftan virtüöz seviyesinde ve Sascha Ley kontralto sesini muhteşem şekilde katıyor, rahat, hâkim ve doğal söylüyor. Aralarındaki dengenin farkında, müzikal bir diyalog. Telecran (L) 02/13 (Martina Folscheid)

FESTİVALLER Tremplin JAZZ d’Avignon (F), Crest Jazz vocal (F), Nancy Jazz Pulsations (F), JazzfestivalViersen (D), Hüttenjazz Völklingen (D), Jazz Festival Preveza (GR), Berlin Music Week (D), Music Night Cologne (D), Sommermusik Saarbrücken (D), Jazz Festival Trifolion (Festival Echternach), Jazz Rallye

Luxembourg (L), Altrimenti Female Voice Festival (L), Festival der Kulturen (L), Festival Kulturfabrik (L), Jazzkomm, Berlin (D)

KLÜPLER ve Salonlar  e.a. B-Flat Berlin (D), Skwer Warsaw (PL), Palace of

culture, Warsaw (PL), Jazz Dock, Prag (CZ), Wabe, Berlin (D), Hinterhofsalon, Cologne (D), Salon de Jazz, Köln (D), Walhalla, Wiesbaden (D), WG Würzburg (D), Altxerri, San Sebastián (E), Forsans, Gaâs (F), Trinitatis, Bonn (D), JAIL Luxembourg (L), L’Inouï (L), Kulturfabrik (L) …

SANATÇILAR (Lüksemburg  Köln)

Sascha Ley besteci ve vokalist olarak müziksel yolculuğunda cesur adımlar atmaktan hoşlanıyor. Caz, serbest doğaçlama, düşsel folklor ve modern müzikle flörtleri benzersiz tarzına ve etkili sesine ilham veriyor. www.saschaley.net

Laia Genc çalarken ve bestelerken güçlü dokunuşlar yapıyor. Hubert Nuss ve  John Taylor ana akımdan farklı kişisel tarzını geliştirmekte ona destek oldular ve Köln Caz Okulu’nda müziği ve melodik renkler için onun anlayışını şekillendirdiler.  www.laiagenc.de

Anne Kaftan, Charlie Mariano’nun eski öğrencisidir. Klasik müzikten deneysel popa dek müziğe stilistik yaklaşımlar getirdi. Diğer projelerinin yanı sıra, Travelling Light albümünün kaydı ile beraber 2006 yılında Sascha ile çalışmaya başladı.

www.myspace.com/annekaftan

           AÇIK CAZ ORKESTRASI FİNAL KONSERİ     

açık-caz-orkestrası

 6 Mart, Perşembe                 

20:30 AASSM Küçük Salon          

Ücretsiz/ Davetiyeli

21. İzmir Avrupa Caz Festivali Atölyeleri

İzmir Avrupa Caz Festivali’ni benzerlerinden farklı kılan en önemli unsurlardan biri de Festivalin konserlerle sınırlı kalmaması, gençler için aynı zamanda bir ‘caz eğitimi festivali’ niteliği taşımasıdır. 12. İzmir Avrupa Caz Festivali’nde başlatılan Açık caz Orkestrası Atölyesi çalışmaları 18. İzmir Avrupa Caz Festivali’nde daha akademik bir kimliğe bürünerek bir haftaya çıkarılmış, Combo sınıflarında, eğitici ve öğrenicinin bire bir çalışabileceği bir eğitim modeli benimsenmiştir. 19. ve 20. İzmir Avrupa Caz Festivallerinde atölyeler çeşitlendirilmiştir.

21. İzmir Avrupa Caz Festivali’nde; İzmir İtalyan Konsolosluğu işbirliği ile Furio Di Castri Quartet yönetiminde geleneksel “Açık Caz Orkestrası”, Polonya İstanbul Başkonsolosluğu işbirliği ile ressam-grafiker Rafal Olbinski yönetiminde “Grafik Tasarım”, Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçiliği işbirliği ile Timuçin Şahin Quartet yönetiminde “Kompozisyon ve Doğaçlama”, Polonya Kültür ve Ulusal Miras Bakanlığı ile Culture PL işbirliği ile Janusz Prusinowski Trio – Adam Strug Monodia Polska-Ewa Grochowska yönetiminde “Şarkıların ve Dansın Hayat Boyu Yolculuğu- Polonya’dan Türkiye’ye Buluşmaları” ve Maciej Obara International Quintet yönetiminde “Doğaçlama”, Goethe Enstitüsü İzmir işbirliği ile Uli Kempendorf Quartet atölyeleri yapılacaktır.

21. İzmir Avrupa Caz Festivali’nin atölye çalışmaları, İzmirli genç müzisyenler için kendilerini yurt dışında tanıtma fırsatı da olmaktadır. Akademi İKSEV’de yapılacak Caz atölyesi çalışmalarından sonra AASSM Küçük Salonda 6 Mart 2014 Perşembe günü Açık Caz Atölyesi Final Konseri, 18 Mart 2014 Salı günü ise “Şarkıların ve Dansın Hayat Boyu Yolculuğu- Polonya’dan Türkiye’ye Buluşmaları” Final konseri yapılacaktır.

SEMİNER: “CAZ ORKESTRASININ MOTORU: DAVUL”

francesco martinelli

7 Mart, Cuma

14:00   İKSEV Salonu

Konuşmacı: Francesco Martinelli, caz tarihçisi

Ücretsiz / Tercüme edilecektir

Francesco Martinelli

Gazeteci ve caz tarihçisi Francesco Martinelli  1975 yılından beri cazın gelişimiyle ilgilenmektedir.  Anavatanı olan Pisa, İtalya’da yüzlerce konserin yapımcısı olmuştur ve 1997 yılından beri  İtalya Instable Orkestra Festivali’nin sponsorluğunu yürütmektedir. İtalya’da türünün en temel kaynağı ve Avrupa’nın en önemlilerinden birisi olan Siena Caz Arşivinin yöneticisi olarak,  Siena’da New York Üniversitesi Müzik Yaz Okulu’nda caz tarihi, doğaçlama müzik, dil bilimi ve kayıtlı seslerin korunmasıyla ilgili kurslar ve dersler vermektedir. Aynı zamanda New York’ta New York Üniversitesi ile William Paterson Koleji’nde ve İtalya’da pek çok üniversite, konservatuvar ve festivalde dersler vermiştir.  Musica Jazz, World Music, Amadeus ve All About Jazz gibi dergilerde, All Music Guide ve Roots World web sitelerine sürekli olarak yazı yazarak destek veren Francesco Martinelli, dört cilt monografik gramofon kaydı yayınlamıştır. 2003 yılında Pisa şehrinde sürdürdüğü Çevre Mühendisliği görevinden istifa etmiş ve  çalışmalarını müzik yazarı, caz tarihçisi ve destekçisi olarak sürdürmeye karar vermiştir.  Anthony Braxton’s Live in Istanbul  (Braxton House)  konserinin notalarını yazdıktan ve İstanbul Uluslararası Caz Festivali’ne davet edildikten sonra Türk müziğine karşı bir ilgisi oluşmuş ve Türkiye’deki caz festivalleriyle ilgili bir çok makale yazmıştır. 2004 – 2005 yıllarında  İstanbul Bilgi Üniversitesi’ne bir dönem ders vermek için davet edilmiştir. İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı’nın düzenlediği İzmir Avrupa Caz Festivali’nin de danışmanlığını yürütmektedir.

    SEMİNER: “Jazz Forum-50 yılın ardından”

Paweł Brodowski

10 Mart, Pazartesi 

14:00   İKSEV Salonu

Konuşmacı: Paweł Brodowski, Jazz Forum- The European Jazz Magazin editörü

Ücretsiz / Tercüme edilecektir

Etkinlik, 2014 yılında kutlanan Polonya-Türkiye ilişkilerinin tesisinin 600. yıldönümü münasebetiyle düzenlenecek olan kutlamaların kültür programı çerçevesinde gerçekleştirilmektedir.     turkiye.culture.pl

Rafal Olbiński, tanınmış bir ressam ve çizerdir. 1981 sonbaharında Polonya Güzel Sanatlar ve Bilimler Enstitüsü’nde posterlerini sergilemek için Polonya’dan New York’a gitti. New York ziyareti esnasında, 1981 yılının Aralık ayında Polonya’da sıkıyönetim ilan edilmişti. Bu gelişme üzerine Olbiński New York’ta kalmaya karar verdi. Mart 1982’de “Psychology Today” onun ilk Amerikan kapak çalışmasını yayınladı. Bu yayının hemen ardından, aralarında “Time”, “Newsweek”, “Business Week” dergilerinin de bulunduğu diğer birçok dergi için de kapak tasarlamaya başladı. Resimsel çizimleri uzun yıllar efsanevi sanat direktörleri Jerelle Kraus ve Steven Heller ile birlikte çalıştığı “The New York Times”da düzenli olarak yayınlandı. 1990’lı yıllarda New York Şehir Operası için büyük övgü alan bir dizi poster ortaya çıkardı ve bu durum, Amerika ve Polonya’da birçok tiyatro dekoru için sahne setleri ve onun tasarladığı posterleri önemli hale getirdi. En çok bilinen tarafı posterleri ve çizimleri olmasına rağmen, şiirsel sürrealizmi kendi tarzında işleyerek harika işler çıkaran bir ressam olarak da çalışmaya devam etti.

New York ve Los Angeles’taki the Society of Illustrators tarafından kendisine verilen altın ve gümüş madalyalar dâhil olmak üzere bugüne dek toplam 150’nin üzerinde ödül kazanan Olbiński, 1994 yılında Dünya’nın En Unutulmaz Posteri, the “Prix Savignac” için Paris’te International Oscar ile ödüllendirildi. 1995 yılında davet edildiği bir yarışma için tasarladığı poster “New York City – Capital of the World”, New York Belediye Başkanı Rudolf Giuliani’nin liderlik ettiği bir jüri tarafından New York Şehrinin resmi posteri seçildi.

New York’taki uluslararası kariyerine başlamadan önce, Rafał Olbiński on yılını Varşova’da, Polonya caz müzik dergisi “Jazz Forum”un sanat direktörlüğünü yaparak geçirdi. Kapak tasarımları ve düzenlemeler yaptığı bu süre boyunca dergiye eşsiz bir görünüm kazandıran birçok farklı tekniği kullanarak kapak çizimleri ortaya çıkardı. “Jazz Forum” ile çalışması, New York’taki grafik dizayn ve çizim dünyası için Olbiński’nin alt yapısını oluşturmasında yardımcı oldu ve ayrıca sağlam temelli bir dergi olarak Olbiński’nin tekniğinde uzmanlaşmasını sağladı.

Temmuz 2012’de Varşova’daki “Jazz Forum” kapak sergisinin açılışında Rafał Olbiński, “Jazz Forum’da çalıştığım zamanlara dair inanılmaz anılarım var, çünkü orada mutlak bir sanatsal özgürlük keşfetmiştim. Yaptığım şeylere asla karışmayan Jan Byrczek (Jazz Forum’un kurucusu ve ilk baş editörü) ve o zamanki Paweł Brodowski (1979’dan beri baş editör) tarafından bana verilen özgürlüğü dünyadaki başka hiçbir derginin direktörü ya da baş editörü bana vermezdi. Bu sebeple orada çalıştığım zamanlarda farklı tarzlar ve farklı kapak kalitelerini görebileceğiniz birçok deneysel çalışma yapabildim. Sanırım bu uygulamalar olmadan şuan geldiğim noktaya asla ulaşamazdım. “Jazz Forum” bana büyük bir destek verdi.(…) Bu çalışmalardan bazılarının onca yılın ardından hala kendilerini koruyabilmiş olmasına çok şaşırdım.” En sonunda şakayla karışık ekliyor: “ Kendimi oldukça takdir edilmiş hissediyorum ve bu iltifatı sonunda değerli bir şeyler üretmek için bir tür kredi olarak sayıyorum.”

“Jazz Forum”un baş editörü Pawel Brodowski, onun editör ekibinde olduğu dönemde Rafał Olbiński’nin ortaya koyduğu 10 yıllık çalışmalarını anımsadı: “Rafal zaman zaman ofise gelirdi, daima rahat bir şekilde. Çok büyük bir evrak çantası vardı, haliyle o zamanlar bilgisayarlar yoktu henüz. Her zaman çalıştığı materyallerin ve bazı dergilerin etrafında olmasına özen gösterirdi. Bu dergileri alır, inceler ve bunlarda bir şeyi beğendiğinde başka şeylere dikkat etmezdi, hemen büyük bir makas ile bu beğendiği yeri kesip alırdı. Bazen bu duruma karşı çıkardım ama o devamlı endişe etmememi söylerdi. O evrak çantasında bir resim stoku taşıyordu. Bu resimler işine yarar olduğunda, onlardan faydalanıyordu. Bizimle birlikte geçirdiği 10 yıl boyunca tüm kapaklar, daha doğrusu neredeyse hepsi ve tüm düzenlemeler onun eseriydi. O, bu uzun dizgi teknelerini eve götürür ve onları kendi stüdyosunda düzenlerdi. Sadece editörlük ofisinde çalışmıyor, aynı zamanda Pagart ile çalışarak posterler yaratıyordu. Kendisine inanıyordu, çeşitli yarışmalara projelerini gönderiyordu ve neredeyse her zaman ödüller alıyordu. Bu durum onun için hiç de sürpriz olmuyordu. Jan Byrczek Amerika’ya gittiğinde, ben de (Byrczek’ ın ricasıyla) oraya gider ve ona yardım ederdim. Bu zamanlarda Rafal devamlı olarak işin başında duruyordu. 1981 yılına geldiğimizde o henüz uluslararası kariyerinin çok başındaydı. “Jazz Forum”daki işinin, onun ilk atölye çalışması olarak işlev gördüğünü ve Rafal’a, böyle bir kariyer oluşturmasına olanak sağladığını düşünüyoruz. Rafal’ın bir zamanlar bizimle çalışmasından dolayı oldukça gururluyuz. O zamanlar ya da daha sonra tanıştığım insanlar arasından Rafal gerçek bir kariyer yaptı.

Rafał Olbiński tarafından “Jazz Forum” için yapılmış olan tüm kapak çalışmaları www.polishjazzarch.com sitesinden bulunabilir. Bu sitede, derginin dijitalleştirilmiş arşiv düzenlemeleri 1965 – 1989 yılları arası Lehçe, 1967 – 1992 yılları arası İngilizce, 1976 – 1981 yılları arası Almanca olarak da mevcuttur.

Dünyadaki caz müziğin en önemli etkinliklerini 40 yıldan uzun bir süredir sistematik olarak okuyucularına aktarması sebebiyle “Jazz Forum”, uluslar        arası boyutta yer alan eşsiz bir dergidir. 1965 yılında olağanüstü derecede yaratıcı bir birey olan ve o zamana dek 10 yıldır baş editörlük yapan Jan Byrczek tarafından kuruldu. “Jazz Forum” eşsiz bir dergiydi, çünkü Polonya’da komünist rejimin bulunduğu yıllarda İngilizce (1967-1992) ve Almanca (1976-1981) olarak da basılmış olan bu tarzdaki tek dergiydi. Tüm dünyadan 100’ün üzerinde muhabirle çalışan “Jazz Forum”, dünya caz müziğinden haberler sunuyordu.

“Jazz Forum”da Miles Davis, Tomasz Stańko, Zbigniew Seifert, Joe Zawinul, Gil Evans, Chick Corea, Pat Metheny, Jan Garbarek ve bununla birlikte Krzystzof Penderecki, Czesław Niemen, Sting gibi müzik starları ile yapılan ve ayrıca John Coltrane, Charles Mingus, Urszula Dudziak, Krzystof Komeda, Zbigniew Namysłowski gibi müzisyenler hakkında röportajlar; Newport – New York Caz Festivali, Monterey Caz Festivali, Berlin Caz Müzik Günleri, North Sea Caz Festivali, Montreux Caz Festivali, Jazz Jamboree, Jazz nad Odrą ve daha birçok uluslararası festivallerden haberler; Joachim Berendt, Roman Kowal, Andrzej Schmidt, Stefan Zondek gibi isimler tarafından verilen müzikal konferanslar; albüm ve kitap incelemeleri; Avrupa Caz Müziği’nin önde gelen isimleri, çeşitli ülkelerden tanınmış müzisyenlere ait biyografiler; Polonya Halk Cumhuriyeti (PRL) döneminden Rafał Olbiński, Jan Sawka, Edward Lutczyn tarafından oluşturulan grafikler ve eşsiz reklamlar bulunabilir.

Zbigniew Seifert Vakfı (www.zbigniewseifert.org), 2011 yılında “Jazz Forum” un dijitalleştirilmiş arşiv düzenleme projesini tamamladı. Böylece materyaller, www.polishjazzarch.com sitesinden ücretsiz olarak indirilebilmektedir. 2013 yılında Zbigniew Seifert Vakfı, “Jazz Forum” dergisinin seçilmiş 30 kapağı için bir sergi organize etti.

Bu projenin yaratıcısı, Lublin John Paul II Katolik Üniversitesi’nin Sanat Tarihi Bölümü’nden ve Maria Curie-Skłodowska Üniversitesi’nin Sanat Bölümü’nden mezun olan Izabela Gabrielson’dur. Doktora derecesini Varşova’daki Kardinal Stefan Wyszyński Üniversitesi’nden alan Izabela’nin doktora araştırması Rafal Olbiński’nin çalışmalarına ve Polonya çağdaş göçmen sanatının belgelenmesine katkı sağlayanlara adanmıştır.

Izabela Gabrielson şuan Amerika’da yaşamaktadır. Orada Northwest College’ in Sanat ve Dizayn bölümünde ve Seattle’daki the Foster/White Galerisi’nde Güzel Sanatlar bölümünde görev yapmaktadır.

          BENJAMIN HERMAN TRIO       

Ernst Glerum_Joost Patocka_Benjamin Herman

Ernst Glerum_Joost Patocka_Benjamin Herman

10 Mart, Pazartesi        

20:30 AASSM Küçük Salonu

Benjamin Herman, saksafon
Ernst Glerum, kontrbas
Joost Patocka, davul

Benjamin Herman, saksafon

 

Benjamin Herman ilk saksafonuna 12 yaşında sahip oldu. 13 yaşındayken artık profesyonel olarak çalıyordu. Birkaç yıl içerisinde tüm dünyadan farklı gruplarla çalışıyor ve kendi projesini başlatıyordu. Çığır açan New Cool Collective grubunu kurduğunda, 1990’lı yıllarla birlikte ünü caz müzik dünyasında yayıldı. Hala genç bir delikanlıyken solist olarak isim yapmış olan Benjamin Herman, Candy Dulfer’dan Misha Mengelberg’e kadar her tür sanatçıyla yüzü aşkın kayıt yapmıştır. Herman aynı zamanda Hollanda ve yurtdışında besteci olarak da kariyer yapmıştır. New Cool Collective  grubunun yanı sıra daha küçük grubu ile birlikte verdiği konserler caz meraklılarının yanı sıra tüm müzik tarzlarından insanları etkileyerek dans caz, surf ve punk müzik, serbest caz ve tüm dünyadan geleneksel müziklerden esinlenmiştir. Aynı zamanda  Byard, Monk ve Mengelberg gibi bestecilerin repertuarlarını derinlemesine araştırmıştır.

Bugün Benjamin Herman, caz dünyasının sınırlarının ötesini keşfeden Hollanda’nın en üretken ve en özgün caz müzisyenlerinden biridir. 2005 yılında Dox Plak Şirketi ile anlaşma imzaladıktan sonra biri dizi CD ve vinil üretti. Ayrıca “Campert” isimli albümü (Hollandalı şair Remco Campert’ın eşlik ettiği) ile üçüncü Edison ödülünü kazandı. Paul Weller ile kayıt yaptı ve turneye çıktı. Çeşitli festivaller programladı ve Brezilya, Arjantin, Kenya, Rusya, İngiltere, Kanada, Birleşik Krallık, İrlanda ve Japonya’ya turneye çıktı ve Hollanda’da çok sayıda proje üzerinde çalıştı.

2006 yılında prestijli VPRO/ Boy Edgar ödülünü aldı ve Esquire dergisi tarafından “2008 yılı en iyi giyinen Hollandalı Erkek” seçildi.

 

2009 yılında Benjamin ve NCC, 4 CD’lik bir vinyl ve DVD yayımladı. 10. solo albümü Blue Sky Blond ( Paul Weller, Perquisite, Git Hyper, Jesse van Ruller ve daha birçok ismin eşlik ettiği) 2009 yılında Hollanda’da en çok indirilen caz albümü oldu. 2010 yılında dört sesli parçası ile ABD’ye turneye gitti, Şanghay’da 7 vinyl EP kaydetti ve ekstra canlı bir CD ile yaptığı Hypochristmastreefuzz albümünün özel bir sürümünü yayınladı. New Cool Collective grubu 12. albümünü 2011 yılında çıkardı. 2012 Haziran ayında Benjamin’in yeni albümü Deal çıktı. Film yönetmeni Eddy Terstall’ın son filminin müziklerini yazdı. Başlangıçta yalnızca film müziğini yazacaktı ancak senaryoyu okuması tam bir albüm yapması için ilham kaynağı oldu.

“KÜRŞAT AND ANISINA”

KÜRŞAT AND

KÜRŞAT AND

11 Mart, Salı

20:30 AASSM Konser Salonu

IN’N OUT

Eda And Trio

Cazın Ustaları: Sibel Köse, İmer Demirer, Neşet Ruacan, Volkan Hürsever, Ateş Tezer

IN’N OUT:

Mehmet Büyükkeskin, vokal

Alpay Çiftçi, gitar

Yavuz Darıdere, piano,tp

Haldun Özşakar, piano,kontrabas

Emre Kartari, davul

 

Eda AND Trio:

Eda And, piano, kompozisyon

Franz Blumenthal, kontrbas

Jan-Phillip Meyer, davul

 

Cazın Ustaları:

Sibel Köse, vokal

İmer Demirer, trompet

Neşet Ruacan, gitar

Volkan Hürsever, kontrbas

Ateş Tezer, davul

Kürşat And

1964 yılında Ankara’da doğan Kürşat And, müziğe kemanla başladı, İzmir Devlet Konservatuarı Kontrbas Bölümü’nden mezun oldu. Caza okul yıllarında ilgi duydu ve Tuna Ötenel, Ali Perret, Erol Pekcan, Muvaffak Falay, Selçuk Sun, İmer Demirer, Neşet Ruacan, Peter King, Jean Loup Longnon gibi pek çok caz ustasıyla çaldı, konserler verdi, uluslararası festivallerde yer aldı. 20 seneyi aşkın süredir İzmir Devlet Senfoni Orkestrasında görev yapıyordu. Genç caz neslinin idolü, Türkiye’nin Ray Brown’u olarak bilinirdi.

Kürşat İçin

Her ölüm acıdır, her ölüm zamansızdır sevenleri için …”Ateş düştüğü yeri yakar” diye eski bir söz vardır. Ancak gerek sanatı, gerek kişiliğiyle çevresine ışık saçmış öyle değerli insanlar vardır ki, onlar bu dünyadan göçüp gittiğinde ateş yalnızca düştüğü yeri yakmaz… İşte o özel kişilerden biriydi sevgili KÜRŞAT AND… Onu sahnede her dinleyişimde, İzmir’den çıkan bu genç kontrbasçıya hayran kalıyordum… Onunla yolumuz bir kez kesişmişti…1998 yılıydı… İzmir’den İstanbul’a yeni taşınmıştım. Hala İzmir Avrupa Caz Günleri’nin danışmanıydım… O yıl gerçekleşecek caz günleri için bir Türk All-Stars oluşturma olanağını bulmuştum. Caz günlerinin kapanışını da bu topluluk yapacaktı. Ankara’dan piyanist ve alto saksafoncu TUNA ÖTENEL, İstanbul’dan trompetçi İMER DEMİRER, tromboncu ve şarkıcı FATİH ERKOÇ, gitarcı NEŞET RUACAN, davulcu CAN KOZLU, İzmir’den de doğal olarak KÜRŞAT AND’ı bir araya getirdim bu özel proje için… Final gecesi verdikleri konserle, Avrupalı toplulukları gölgede bırakmışlardı. Özellikle KÜRŞAT AND’ın TUNA ÖTENEL ile yarattığı sinerji inanılmazdı. Sevgili İMER, FATİH, NEŞET ve CAN’ın katılımı da bu sinerjiyi doruk noktasına ulaştırmıştı.

Yıllar içinde onun kendini aşmasını uzaktan da olsa izleyebildim. En verimli çağıydı… O zengin, dolgun bas tonuyla, tekniğiyle bütünleşen sıcacık, alçakgönüllü varlığı, çok özlenecek kuşkusuz…  HÜLYA TUNÇAĞ

DAINIUS PULAUSKAS 

DAINIUS PULAUSKAS GROUP

Dainius Pulauskas-Valerijus Ramoska-Liutauras Janusaitis-Kestutis Vaiginis-
Domas Aleksa-Linas Buda

12 Mart, Çarşamba       

20:30 AASSM Küçük Salon

Dainius Pulauskas, keyboard

Valerijus Ramoska, trompet, flugelhorn
Liutauras Janusaitis, tenor saksafon

Kestutis Vaiginis, alto ve soprano saksafon

Domas Aleksa, bas

Linas Buda, davul

Grup Dainius Pulauskas 1996 yılında kuruldu ve bir anda Litvanya’nın önde gelen caz gruplarından ve Litvanya caz müziğinin uluslararası alanda tanınmış temsilcilerinden biri haline geldi. İlk on yıllık süreçte grup, tüm Avrupa’da, ayrıca Çin ve Hindistan’daki caz festivallerinde sahne aldı, 5 albüm ve bir DVD (Trajectories) kaydetti ve kısa süre önce senfoni orkestrasıyla bir program yayınladı. Birkaç yıldır altı kişiden oluşan grup, son yıllarda farklı birleşimler içerisinde sahne aldı. Grubun başarısının sırrı, her bir grup üyesinin sanatsal mükemmelliği, birbirleri ile eşsiz uyumu ve tabi ki müzikleridir. Risto Haapsamo tarafından “modern cazın güçlü nabzı” olarak tanımlanan bu müzik, kendine has ve göz alıcı unsurları bir arada bulundurur. Grubun repertuarı büyük ölçüde grubun lideri Dainius Pulauskas’ın bestelerinden oluşmaktadır. Gerek kuzey ırkının sertliği ile dikkat çeken gerekse enerji ve canlılığı kaynaştıran müziği, müzikal niteliklerin sağlam yapılanmasını ve akustik ve elektronik enstrümanların renkli bir birleşimini devamlı olarak gözler önüne serer.

Litvanya’nın en etkili ve en aktif caz gruplarından biri olan Grup Dainius Pulauskas’ı Litvanya caz müziğinin elçileri olarak adlandırmak yanlış olmaz. Finli caz müzik eleştirmeni Risto Haapsamo, bu birleşmenin deyimsel açıdan zengin yapısından “modern caz müziğinin güçlü nabzı” şeklinde bahsetmiştir.
Grup müzik dünyasına 1996’da giriş yaptı. Kariyerine kuintet olarak Birštonas Caz Festivali’nde başlayan gruba, daha sonra saksafonist Rimantas Brazaitis katıldı ve grup altı kişilik bir yapıya dönüştü. 1997’de grup “Penetration” isimli ilk albümünü çıkardı. Dainius Pulauskas Sekstet oldukça kısa bir sürede Litvanya caz müziği alanında şöhret basamaklarını hızla tırmanarak tüm yerel rekorları kırdı. 1998’de gruba saksafonist Vytautas Labutis katıldı. Son yıllarda Leonid Shinkarenko, Eugenijus Jonavičius, Kestutis Vaiginis, Skirmantas Sasnauskas gibi müzisyenlerin farklı projeler için gruba katılmasıyla, grup listesi daha fazla değişkenlik göstermektedir.

Oldukça tanınmış bir grup olan Dainius Pulauskas, Avrupa ve Asya’da birçok prestijli caz müzik etkinliğine katıldığı için sadece Litvanya’da değil, uluslar arası boyutta da bilinmektedir. Grubun sahne aldığı etkinlikler şunlardır: JazzBaltica (1998 Salzau, Almanya), Pekin, Şanghay ve Çangçun Uluslararası Caz Festivali (1999, Çin), JazzYatra (2001, Hindistan), SKIF-5 (2001, St. Petersburg), Kopenhag Caz Festivali (2002, Danimarka), Stockholm Caz Festivali (2002, İsveç), Oslo Jazz (2004, Norveç), Sibiu Jazz (2005, Romanya), Big Band Jam (2007, Washington, ABD), Cakarta Caz Festivali (2007, Endonezya), Penang Caz Festivali (2009, Malezya), Beishan (Zhuhai) and Shenzhen Caz Festivalleri (2011, Çin), Hong Kong Caz Festivali (2011, Hong Kong), Acacia Caz Festivali, Adis Ababa (2012, Etiyopya), Kahire Caz Festivali (2013, Mısır), Cape Town Uluslar arası Caz Festivali (2013, Güney Afrika), Ottawa Uluslar arası Caz Festivali (2013, Kanada), Garana Caz Festivali (Romanya), Bratislava Caz Günleri (2013, Slovakya), Londra Caz Festivali (2013, İngiltere).

Litvanyalı Müzisyenler Birliği, başarılarını takdir etmek adına 2001 yılında Gruba Altın Disk ödülünü verdi. Ayrıca 2004’te, Litvanya caz müziğine olan katkıları için Litvanya Enstitüsü tarafından “LT Identity” ödülüne layık görüldü.

 ONDREJ KRAJNAK

Ondrej Krajnak

13 Mart, Perşembe    

20:30 AASSM Küçük Salon

Ondrej Krajnak, piyano

Ondrej Krajňák, Piyano

Ondrej Krajňák 1 Mart 1978 tarihinde Levice, Slovakya’da dünyaya geldi.

Genç yaşlardan itibaren kendisini müziğe kaptıran ve bu konuda babasından cesaret alan Ondrej, müzisyen bir aileden geliyordu.

Genç bir virtüöz piyanist, besteci, aranjör, lektör (okutman) ve bir performans sanatçısı olan Ondrej, henüz altı yaşında Levice’deki Güzel Sanatlar İlkokulu’nda piyano dersleri almaya başladı. Çok erken yaşlardan itibaren klasik müzikle ilgilendi ve birkaç yarışmaya katıldı. Ayrıca bu yarışmalardan klasik müzik alanında özel bir ödül kazandı.

Caz müzikle ilk buluşması, on yaşındayken radyoda Oscar Peterson Trio’yu dinlemesiyle oldu. Bu müzikten öylesine etkilenmişti ki Zilina Caz Festivali’ndeki genç bir caz müzik yorumcusunun konserine kendisini götürmesi için babasını ikna etmişti. Kendi triosu ile orada sahne alan Ondrej, “Festivalin Keşfi” olarak bir ödül kazandı. O zamandan beri kendisini aynı anda hem klasik hem de caz müziğine adamıştır.

Güzel Sanatlar İlkokulu’nda öğrenimini tamamladıktan sonra, Macaristan’ın Budapeşte Şehri’nde Erkel Ferenc Caz Akademisi’nde öğrenimine devam etti. Bu süre zarfında Polonya’daki caz müzik yarışmasında yer aldı ve oradan özel bir ödül kazandı. 18 yaşındayken Budapeşte’de düzenlenen Caz müzik piyano yarışmasında okulunu temsil etti ve solo performansıyla ödülü kazandı. Erkel Ferenc Caz Akademisi’nden mezun olduktan sonra kendisine Boston’da (ABD) bulunan prestijli Berklee Müzik Konservatuarı’nda eğitim görmesi için burs önerildi ancak bu öneriye sıcak bakmadı.

Ondrej Krajňák, Çek ve Slovak çevrelerde bulunan en iyi piyanistlerden biri sayılmaktadır. Oscar Peterson, Gonzalo Rubalcaba, Chick Corea ya da Adam Makovic gibi müzisyenlerin onu etkileyen isimler arasında olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca klasik müzik alanında etkilendiği isimler arasında Johann Sebastian Bach, Béla Bartók, Frederyk Chopin ve Sergej Prokofjev bulunmaktadır. Ondrej Krajňák, Slovak ve uluslararası çevrelerden seçkin performans sanatçılarıyla iş birliği içerisinde sayısız projede yer aldı.

 

Çalıştığı projeler:  Banská Bystrica’dan Nothing but Swing Trio’da misafir olarak. Juraj Bartoš & Radovan Tariška -Hot House (BJD 2001, 2003 yılında canlı performans ve 2009 yılında Çek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın yardımı sayesinde Çek Cumhuriyeti Sarayı’ndan Canlı Performans CD’leri), Be connection’da ve CZ/SK Matúš Jakabčic Big Band’de Berco Balogh ile birlikte misafir olarak.

Ondrej daha sonraları Prag’a taşındı. Çek sanatçı Ida Kelarová’ın projesine yaptığı davete bağlı olarak turnede ve konserlerde çaldı. Ayrıca, bu kez sadece Slovakya ve Çek Cumhuriyeti’nde değil, aynı zamanda Avusturya, Almanya ve Danimarka’da da sahne aldı.

Ondrej, hızla Çek Cumhuriyeti’ndeki caz müzik etkinliklerinde kendini göstermeye başladı ve bu etkinliklerin en iyi müzisyenleriyle beraber bazı projelere imza attı: Çek şarkıcı Oľga Škrancová ile birlikte (CD When I fall in love 2003), Robert Balcar trio’da misafir olarak, Milan Svoboda Big Band ile birlikte, şarkıcı Mirian Bayle’nin projesinde (Brno Caz Festivali 2003).

Daha sonra Gustav Brom Big Band ile ve Slovak efsanesi bateri sanatçısı Jozef  “Dodo” Šošoka (CD Slovak Caz Trio) ile birlikte çalışmaya başladı, Radovan Tariška ile düo olarak (CD Elements 2006) Paris, Varşova, Londra, Almanya’da düzenlenen konserlerde çaldı.

Ardından Slovak şarkıcı Hanka Gregušová birlikte çalışma isteğinde bulundu. (Reflections of my soul 2007). Bazen düo olarak Klaudius Kováč ile çalar, bazen de Tomáš Baroš ve Marián Ševčík’le çaldığı kendi triosu ile. Onun triosu, Avrupa ve dünya efsaneleri Harry Sokal, Igor Butman ve Alex Sipiagin tarafından sık sık davetler almaktadır.

Ida Kelarová & Jazz Famelija projesinin üyesi olan Ondrej, Lucerna ve Prag’da seçkin caz sanatçılarıyla birlikte çaldı: Iva Bittová, Július Baroš, Miriam Bayle, David Doruška, Radovan Tariška, George Mráz, Lamborgini yaylı çalgılar dörtlüsü (DVD Kelarová ve Bittova Jazz). Bu DVD’de ayrıca aranjör olarak çalıştı.

Radovan Tariška Sekstet’in misafir proje üyesi olarak, 2008 Bratislava Caz Günleri’nde usta trompet sanatçısı Ryan Carniaux (ABD) ile birlikte çaldı. Zuzana Lapcikova Kuintet’in üyesi olarak, grubun son kaydı “Parting-Comebacks” isimli son kayıtla, dünya müziği kategorisinde Andel 2011 müzik ödülünü aldı.

Ondrej’in son kaydı Forever Ernest, Temmuz 2013’te piyasaya sunuldu.

GREGORY PRIVAT

GREGORY PRIVAT

                              14 Mart, Cuma                                 

20:30 AASSM Küçük Salon

Gregory Privat, piyano

Grégory Privat, Piyano

Caz piyanisti Grégory Privat Martinique’te doğdu. Malavoi Caribbean Grubu’nun ünlü piyanisti olan babası José Privat’ın müzikal etkisi, Grégory’nin müzisyen olmasında büyük önem taşımaktadır. Daha 16 yaşındayken, en aktif öğrencilerinden biri olduğu lisesinin okuduğu bölümü için müzik bestelemeye başladı.

Klasik piyanodan vazgeçerek caz ve doğaçlamaya yöneldi. Toulouse’da mühendislik eğitim aldığı sırada Grégory, solo olarak ve yerel mekânlardaki caz buluşmalarında bir trio ile çalmaya başladı. Şansına ki, sahnede çalmak için birçok fırsat eline geçiyordu ve Grégory ilk sahne tecrübesini 2005 yılında Martinique’teki Biguine Caz Festivali’nde edindi.

Okulundan yeni mezun olan Grégory, Paris çevrelerini fethetmeye kararlıydı. Jean Emmanuel (Ka) Dommergues ve William Dauber (Ka) ile birlikte bir trio kurdu. Caz müziğin, Karayip melodilerinin ve KA’nın (geleneksel Guadeloupe perküsyonu) bir karışımını çalan grup, güçlü performansına rağmen, birtakım zorluklarla karşı karşıya kaldı ve bir yıl sonra dağıldı. Ancak bunu takip eden yıllarda Grégory birçok değerli grup üyesi ile tanışma fırsatı buldu. Bu isimlere Orlando “Maraca” Valle, Rémi Vignolo, Jacques Schwarz-Bart, Catia Werneck, Sonny Troupé, Guillaume Perret, Stéphane Belmondo dâhildir.

Merakın yanı sıra, müziğinde ilerleme ve mükemmelleşme tutkusu Grégory’i birkaç uluslararası piyano yarışmasına katılması için cesaretlendirdi. Temmuz 2008’de bu merak, Montreux Caz Festivali’nde Caz Piyano Yarışması yarı finaline ve 2010’da Concours Martial Solal’a iki bilet ile ödüllendirildi. Bir müddet sonra Le Baiser Salé, the New Morning, ya da the Duc des Lombards gibi Paris’in büyük caz mekanlarında bestelerini çalmaya başlayan Grégory, kendisi için yeni bir eğitim metodu geliştirdi, daha kişisel ve daha içten bir metot. Bu eğitimin katkısıyla 2011 yılında ‘Ki Kote’ isimli ilk albümünü yaptı.

İlk albümün ardından, medya ve halk tarafından da farkedilen (ayrıca 3000’in üzerinde albüm satan) Grégory Privat, kendi müzikal evreninden yeni eserler sunmak ve 1902 yılında Martinique’in eski başkenti Saint-Pierre’i yerle bir eden Pelée Dağı’nın ölüm saçan patlamasıyla kendi zindanının duvarları etrafında korunan bir mahkum olan Cyparis’in hikayesini sesli bir illüstrasyonunun kurgulamak için artık hazırdır. Tarih, Cyparis’in bu felaketten sağ kurtulan tek kişi olduğu iddiasını destekliyor.

Muhteşem hikaye anlatma kabiliyeti sayesinde, Cyparis istemeden Barnum & Bailey Sirki için bir « sirk ucubesi » haline geldi. Korkunç yanıklarını ve yaralarını göstererek, Barnum & Bailey Sirki ile birlikte tüm dünyayı gezdi. Cyparis’in hikayeleri Plus Loin / Abeille Musique kayıt etiketiyle sonbaharda piyasada satışa sunulacak.

   ULI KEMPENDORFF QUARTET

IMGP0666

                      15 Mart, Cumartesi                         

20:30 AASSM Küçük Salon

Uli Kempendorff, tenor saksafon, klarnet, kompozisyon

Ronny Graupe, gitar

Jonas Westergaard, bas

Oliver Steidle, davul

FIELD

FIELD, Berlinli saksafonist Uli Kempendorff tarafından kurulan bir kuartettir. Grup, liderinin caz ve batı müzik geleneğinden, aynı zamanda Avrupa dışı klasik müzik ve folklorundan esinlenerek yazdığı besteleri çalmaktadır. Çok çeşitli materyallerden faydalanan FIELD, ahenkli bir tını yaratmayı başarmakla kalmayıp, aynı zamanda Berlin Caz Müzik çevrelerinin mizah, içtenlik, yenilik ve yoğunluk gibi duygular uyandıran coşkulu enerjisini bünyesinde barındırmaktadır.

“Berlin Caz çevrelerinden doğan gruplar arasında en çok ümit vaat edenlerden birisi olan Field’in her bir şarkısı, müzikal düşüncelerin, önemli anların ve sürprizlerin bir arada bulunduğu küçük bir evrene sahiptir.” – Jazzthing, 101, Rolf Thomas

“Berlin Caz Çevrelerinde yer alan bu seçilmiş oluşum ile Kempendorff, 21. yüzyıl için bebop gibi bir tür yaratmayı başarıyor. Şarkıları arka arkaya ve karmaşa yüklü biçimde çalma tutkusu dinleyicileri müziğin içerisine çekmeye devam ediyor.”

“Alman Caz Müzik Çevrelerinin bütün umutlarını yükseltecek türden bir katılım.”  (Benno Bartsch, Jazzpodium 06/10)

Uli Kempendorff-Tenor Saksafon, Klarnet, Beste

Berlin’de doğan Kempendorff, 2000-2004 yılları arasında Berlin’de “Hanns Eisler” Müzik Akademisi’nden iki diploma ve DAAD (Alman Akademik Değişim Hizmetleri )öğrencisi olarak bir yıllık burs elde etti ve New York’ta bulunan CCNY’de (City College of New York) okudu. 2010-2012 yılları arasında SRS’de “Serious Series” isimli birtakım konser organizasyonlarının küratörlüğünü ve öncülüğünü yapan Kempendorff, Berlin Sanat Orkestrası’nın kurucu üyesi ve yöneticisiydi. Birlikte çalıştığı ve albüm kaydı yaptığı müzisyenler arasında Uli Gumpert, Tobias Delius, Christian Lillinger, Julia Hülsmann, Gebhard Ullmann, Hendrik Walsdorff, Benjamin Weidekamp, Andrew D´Angelo ve Mike Pride vardır. Berlin şehri tarafından kendisine birkaç kez burs verilen Kempendorff, İsviçre’nin Fribourg şehrinde yapılan Jazz Concours yarışmasında finalist olmuştu.www.ulikempendorff.de

Ronny Graupe-Gitar

Karl-Marx-City’de doğan Graupe, Leipzig’deki “Felix Mendelssohn Bartholdy” Müzik Akademisi’nde ve Danimarka’nın Kopenhag şehrindeki “Rytmisk Musik-konservatorium” de okudu. Birlikte 4 albüm kaydı gerçekleştirdiği ve tüm Avrupa, Afrika, Filipinler, New York ve Venezuela’daki sayısız festivalde sahne alan Hyperactive Kid adlı grubun kurucu üyesidir. “Ronny Graupe´s Spoom” Trio’ya öncülük eden Graupe, Rolf Kühn ve Tri-O, Benjamin Weidekamp Kuartet, Yellow Bird, Pablo Held’in “Glow” Grubu, Berlin Sanat Orkestrası, Symmetry (Nils Wogram ve Henning Sieverts ile birlikte) ve Dejan Tersic’ın Underground grubu ile birlikte çalmaktadır.  ronnygraupe.de

Jonas Westergaard – Bas

Kopenhaglı Westergaard, müzik eğitimini “Rytmisk Musikkonservatorium”da tamamladı. 2006’da Danimarka Ulusal Radyosu’ndan albüm yapmasına ve kendi noneti (dokuzlusu) ile çalmasına olanak sağlayan özel bir burs kazandı. Bu durumun sonucu, 2008’de Stunt Records tarafından piyasaya sürülen “Helgoland” albümünden dinlenebilir. Birlikte sahne aldığı ve albüm kayıtları gerçekleştirdiği isimler arasında George Garzone, Michael Blake, Tim Berne, Steven Bernstein, Mikkel Ploug, Jakob Bro, Lovedale, Henrik Walsdorff, John Tchicai, Christian Lillinger ve Christopher Dell bulunmaktadır.

Oliver Steidle- Bateri

Nürnberg doğumlu Steidle, Nürnberg Müzik Akademisi’nde bateri eğitimi aldı. Grubu SoKo Steidle (w/ Rudi Mahall) ile tüm Avrupa’da festivallerde sahne aldı. Bu kadroyla birlikte albüm kayıtları yaptı ve bunların üçünü piyasaya sürdü. Kalle Kalima´nın “Klima Kalima Trio” ile 2008’de en iyi solist dalında Mannheim Neuer Deutscher Jazzpreis ödülünü kazandı. Yine aynı yarışmada 2006 yılında bu ödüle Der Rote Bereich ile ulaşmıştı. Birlikte sahne aldığı ve albüm kaydı gerçekleştirdiği isimler arasında Alexander von Schlippenbach, Axel Dörner, Daniel Erdmann, Philipp Gropper, Aki Takase, Olaf Rupp, Matthias Schubert, Frank Gratkowskiand Peter Brötzmann bulunmaktadır. myspace.com/oliversteidle

  TİMUÇİN ŞAHİN QUARTET     

timucin_sahin

17 Mart, Pazartesi        

20:30   AASSM Küçük            

Timucin Sahin, gitarlar, kompozisyon

Loren Stillman, alto saksafon

Christopher Tordini, bas

Gene Jackson, davul

Timuçin Şahin, Gitarist, besteci, eğitmen

Timuçin Şahin, San Francisco Bay Guardian, AllaboutJazz, Jazzwise, Downbeat ve Jazz-Times’in yanı sıra diğer birçok yayın tarafından çağdaş caz müziğin günümüzdeki en eşsiz seslerinden biri olarak tanınmaktadır. Perdesiz elektrik gitarla ortaya koyduğu eşsiz melodi ve bestelerindeki duygusal içerik onu kıyaslanamaz bir sanatçı yaparken, müziğinin sınıflandırılmasını da neredeyse imkansız hale getiriyor. Hem besteleri hem de çift saplı gitarı (onun kendine has özelliği) ile gerçekleştirdiği performansı, karşılaştırılamaz bir özgünlük yayıyor.

Sanatçının müziği, bilgi ve tecrübenin geniş çaplı bir yoğunluğundan oluşmuştur. Ayrıca bu müzik, bir gitarist olarak onun önemli becerileriyle şekillenmiştir. Müziğinde doğaçlamalardan faydalanan Timuçin Şahin bunu yaparken, notalı müziği doğaçlamadan ayırabilmek oldukça güçtür. Onun bu müziği, enstrümantal hayal gücü ve elde edilen ritim yoluyla çok fazla esneklik kazanan ritmik yapıların zarafetiyle karakterize edilir.

Müzik tutkunları onun müziğini şu şekilde tanımlıyorlar: “Şahin’in geniş çeşitlilik gösteren tonları ve deneylemelerinde pek çok şey var. Beste ve performansa yaklaşımı aktif bir katılımı zorunlu kılıyor. Bir öğrencinin tek zamanlı bir filmine benzetmekten ziyade, onun müziği tıpkı ardı ardına gelen denemelerde kavrama ve iç görünün oluşmasını sağlayan David Lynch ya da Atom Egoyan filmini irdelemek gibi.”

Türkiye’de doğan Timuçin Şahin, Hilversum ve Amsterdam Konservatuarı’nda caz gitar ve klasik müzik besteleme üzerine eğitim almak için genç yaşlarda Hollanda’ya göç etti. Ardından Manhattan Müzik Okulu’nda çalışmalarına devam etti.

İlk ödülünü 2001 yılında prestijli Hollanda Caz Müzik Yarışması’nda ve bunun ardından diğer ödüllerini 2002 yılında Jur Naessens Müzik Ödülleri’nde ve 2006 yılında Deloitte Caz Müzik Ödülleri’nde elde etti.

Grup şefi olarak çıkardığı üçüncü albüm “BAFA”, günümüz çağdaş caz müziğinin en eşsiz ve en tavizden uzak caz müzik kayıtlarından biri olarak büyük saygınlık kazanmıştır.

Raul d’Gama Rose, All About Jazz’da bunun hakkında şöyle yazıyordu:

“Saksafon ve gitarın konuştukları dil, Coleman’ın Pat Metheny ile giriştiği efsanevi Harmolodic düelloların ardından asla aynı tadı vermemişti. Geçen onca zamandan sonra, Timuçin Şahin Bafa albümüyle, bu noktaya ulaşabilme şansına sahip.”

Son zamanlarda kuintet çalışması “INHERENCE” albümünü çıkartan Şahin’in bu albümü Downbeat tarafından  “oldukça etkileyici, içgüdüsel, hatta ussal ve enerjik bir kuintet albüm” olarak yorumlandı.

Timuçin Şahin’in birlikte çaldığı ve birlikte kayıt yaptığı isimlerden bir kaçını saymak gerekirse, bu isimler Randy Brecker, Greg Osby, Robin Eubanks, Kai Eckhardt, Mike Mainieri, Mark Turner, Tony Moreno, Aydin Esen, Gene Jackson, Dave Kikoski, Ernst Reizeger, John O’ Gallagher, Owen Hart Jr, Donny McCaslin, Tyshawn Sorey, Thomas Morgan, Ralph Alessi, Tom Rainey, Sean Rickman, Loren Stillman, Russ Lossing, Dan Weiss, Concertgebouw Jazz Orchestra’dır.

Timuçin Şahin ayrıca, Amsterdam Percussion Group, Occult Ensemble, Mivos String Quartet, Timetable Percussion Ensemble,Enric Monfort Ensemble, Ere Lievonen, Verso, Amsterdam Conservatory Symphonic Orchestra, Brisk Quartet, TobeSung, Loadbang ve birçok diğer müzik topluluğu için besteler yaptı ve hizmetler verdi.

Bununla birlikte Timuçin Şahin, ustalık sınıfı görevlerinde kendine özgü gitar çalma ve besteleme hakkındaki genel düşüncelerini paylaşmayı sürdürüyor. Bu çalışmalarını icra ettiği belli başlı yerlerden bazıları şunlardır: Manhattan Müzik Okulu – New York (ABD), New York Üniversitesi (ABD), Amsterdam Konservatuarı (NL) ve Tilburg Konservatuarı (NL)

Timuçin Şahin ayrıca NYU Arts and Science kapsamında bir doktora adayıdır ve doktora tezi üzerine çalışmalar yürütmektedir.

   

JANUSZ PRUSINOWSKI TRIO feat. ADAM STRUG  MONODIA POLSKA & EWA GROCHOWSKA VOKAL TOPLULUKLARI & TÜRK KONUKLARI

JANUSZ PRUSINOWSKI TRIO feat. ADAM STRUG

 18 Mart, Salı   

20:30   AASSM Küçük Salon

“Şarkıların ve Dansın Hayat Boyu Yolculuğu

Polonya’dan Türkiye’ye Buluşmalar Konseri”

Ücretsiz/ davetiyeli 

Dofinansowano ze środków Ministra Kultury i Dziedzictwa Narodowego Rzeczypospolitej Polskiej.
Wydarzenie realizowane w ramach programu kulturalnego obchodów 600-lecia polsko-tureckich stosunków dyplomatycznych w 2014 roku.

www.turkiye.culture.pl
Proje, 2014 yılı Polonya-Türkiye ilişkilerinin tesisinin 600. yıldönümü münasebetiyle düzenlenen kutlamaların kültür programı çerçevesinde ve Polonya Cumhuriyeti Kültür ve Milli Miras Bakanlığı finansal işbirliğiyle gerçekleştirilmektedir. www.turkiye.culture.pl

JANUSZ PRUSINOWSKI TRIO

Trio’nun benzersiz stili merkez Polonya’nın köylü müziğinin bilgili şekilde yorumlanmasından süzülmüştür. Yeni, genç dinleyicilere mazurkayı -şarkı, oyun, dans ve doğaçlama şekilde- ulaştırmaktadırlar. Mevcut müziklere yönelmeden arkaik ve görünüşte basit melodileri ve ritimleri sunmak ne kadar çağdaş olabilir ki?

Trio’yu dinlerken geleneksel Polonya folk müziğinin neleri yansıttığını veya farklı türlerce yansıtıldığını duyabilirsiniz: melodik kalıpta ve rubato kullanımında Chopin müziği ve ritimsiz müzik, blues ve caz doğaçlamanın ortak aşkı, 20. Yüzyıl klasikleri ile emprovizasyondan doğan tonal olgunluk, rockun enerji ve gücü.
2008 ve 2012 yılları arasında grup birçok Avrupa ülkesi, Asya, Kanada ve ABD’de (Carnegie Hall ve Chicago Symphony Center dâhil) performans sergiledi. Grup Janusz Olejniczak, Tomasz Stanko, Michal Urbaniak ve Alim Qasimov gibi ünlü sanatçılarla beraber çaldı. İki tane eleştirmenlerin takdirini kazanan albüm çıkardılar: Mazurkas (2008), Heart (2010) ve Knee-deep in Heaven (2013).

Ekim 2012’de Janusz Prusinowski Trio Selanik’teki prestijli dünya müzik fuarı WOMEX 2012 (World Music Expo)’de ana sahnede performans sergilemek için resmi olarak seçildi. Grubun 2013’teki başarıları arasında ABD, Almanya, Finlandiya, Rusya, Fransa, Belçika ve Hollanda’daki turları yer almaktadır.

Prusinowski Trio bu turda iki yeni üye ile sahneye çıkacak. Grup, gruba kaç kişi katılırsa katılsın, müziklerinin temeli olan üç vuruşlu metronoma ithafen kendilerini “trio” olarak adlandırmaktadır. Prusinowski Trio aşağıdaki şekilde sahne alacaktır: Janusz Prusinowski, keman, vokal, Polonya akordeonu; Piotr Piszczatowski, baraban davulu, tef; Michal Zak, kaval, zurna, klarnet; Piotr Zgorzelski – kontrbas, dans; Szczepan Pospieszalski, trompet

ADAM STRUG VE MONODIA POLSKA

Adam Strug, kendi ülkesinin (Mazowsze belgesinin kuzeydoğu kısmı) sözel geleneğinden gelen dini ve seküler şarkıları söyleyen bir şarkıcıdır. Repertuarını dedesinden (1880 doğumlu), ninesinden (1913 doğumlu) ve cenazelerde beraber şarkı söylediği, sekiz yıl boyunca eşlik ettiği komşusu bir cenaze şarkıcısından (1914 doğumlu) öğrenmiştir. Strug bugün kullanılan major-minör gamlardan daha eski müzikal şarkılar söylemekte, eski tonları, sesleri ve vokal biçimlerini korumaktadır. Monodia Polska’nın şefidir.

Monodia Polska Polonya’nın Lomza Bölgesi ve Kurpie Zielone bölgesinden Adam Strug tarafından derlenen melodik türlerde eski Polonya dini ve seküler şarkıları söyleşen bir Polonya korosudur. Polonya dilinde ‘monodia’ enstrümansız koro halinde veya laterna gibi geleneksel enstrümanlar eşliğinde şarkı söylemek anlamına gelmektedir. Koro major-minor gamları reddetmektedir, çünkü 18. Yüzyılda org ve opera geleneği baskındı. Koro folk sanatçılarının sözlü geleneğince korunan eski müzik gamlarını, orijinal şarkı söyleme yöntemlerini, vokal tarzını kullanarak antik ilahi ve erken dönem müzikleri yeniden yorumlamıştır.
“Monodia” tarafından devam ettirilen sözel gelenek Polonya şövalye şarkılarını, barok ve on sekizinci yüzyıl dualarını, romantik dini şarkıları, Tanrıya saygı ve bağlılık ifade eden çeşitli folk şarkılarını kapsamaktadır. Monodia’ya ilham veren Kurpian şarkıları Polonya kırsalındaki insanların müzikal ve şiirsel zekasını yansıtmaktadır. Maharetleri bir yandan Orta Doğu vokal sanatını andırması, diğer yandan Polonyalı besteciler Karol Szymanowski ve Henryk Mikolaj Gorecki’nin büyük eserlerine ilham veren Polonya kültürünün bir parçası olmalarıdır.
Monodia Polska şu şekilde sahne alacaktır: Adam Strug, Janusz Prusinowski, Szczepan Pospieszalski, Piotr Piszczatowski

EWA GROCHOWSKA GROUP

Ewa Grochowska -şarkıcı, viyolensel sanatçısı- Przystałowice Małe (merkez Polonya)’den ünlü geleneksel müzisyen Jan Gaca’nın öğrencisidir. Yerel “kajocki” stili çalma üzerine inceleme yapmıştır, bölge dans ve şarkılarının gizemini çözmüştür.
Merkez ve Güneydoğu Polonya’nın geleneksel enstrümantal müziği ve geleneksel şarkıları ana ilgi alanıdır. Doğu-Merkez Avrupa’daki şarkı söyleme tarzları ve stilleri üzerine araştırmalar yapmıştır. Teorik araştırma ve uygulamaları geleneksel müzik anlayışına yöneliktir, çünkü modern kültürün parçası olarak mevcut tarzlar köylü kökenlere ve geçmiş hakkında derin bilgilere saygılı olarak uygulanmaktadır. Bu tarzları kullanırken estetik zevki ile potansiyel enerji ve ruhu sonsuz merakından beslenmektedir.

Ewa Grochowska Group’un şefidir. Ewa Grochowska Group şu şekilde sahne alacaktır: Ewa Grochowska, Kaja Prusinowska, Justyna Piernik, Maniucha Bikont

JANUSZ PRUSINOWSKI TRIO feat. ADAM STRUG  MONODIA POLSKA & EWA GROCHOWSKA VOKAL TOPLULUKLARI

 EWA GROCHOWSKA

EWA GROCHOWSKA

19 Mart, Çarşamba           

20:30   AASSM Küçük Salon

Janusz Prusinowski, keman, vokal, akordeon

Piotr Piszczatowski, baraban davul, bendir

Michal Zak, flüt, klarnet

Szczepan Pospieszalski, trompet

Piotr Zgorzelski, folk bas

“Monodia Polska Vokal Topluluğu”

Adam Strug, Janusz Prusinowski, Szczepan Pospieszalski, Piotr Piszczatowski, vokaller

“Ewa Grochowska Vokal Topluluğu”

Ewa Grochowska, Kaja Prusinowska, Justyna Piernik, Maniucha Bikont, vokaller

Dofinansowano ze środków Ministra Kultury i Dziedzictwa Narodowego Rzeczypospolitej Polskiej.
Wydarzenie realizowane w ramach programu kulturalnego obchodów 600-lecia polsko-tureckich stosunków dyplomatycznych w 2014 roku.

www.turkiye.culture.pl
Proje, 2014 yılı Polonya-Türkiye ilişkilerinin tesisinin 600. yıldönümü münasebetiyle düzenlenen kutlamaların kültür programı çerçevesinde ve Polonya Cumhuriyeti Kültür ve Milli Miras Bakanlığı finansal işbirliğiyle gerçekleştirilmektedir. www.turkiye.culture.pl

JANUSZ PRUSINOWSKI TRIO

Trio’nun benzersiz stili merkez Polonya’nın köylü müziğinin bilgili şekilde yorumlanmasından süzülmüştür. Yeni, genç dinleyicilere mazurkayı -şarkı, oyun, dans ve doğaçlama şekilde- ulaştırmaktadırlar. Mevcut müziklere yönelmeden arkaik ve görünüşte basit melodileri ve ritimleri sunmak ne kadar çağdaş olabilir ki?

Trio’yu dinlerken geleneksel Polonya folk müziğinin neleri yansıttığını veya farklı türlerce yansıtıldığını duyabilirsiniz: melodik kalıpta ve rubato kullanımında Chopin müziği ve ritimsiz müzik, blues ve caz doğaçlamanın ortak aşkı, 20. Yüzyıl klasikleri ile emprovizasyondan doğan tonal olgunluk, rockun enerji ve gücü.   2008 ve 2012 yılları arasında grup birçok Avrupa ülkesi, Asya, Kanada ve ABD’de (Carnegie Hall ve Chicago Symphony Center dâhil) performans sergiledi. Grup Janusz Olejniczak, Tomasz Stanko, Michal Urbaniak ve Alim Qasimov gibi ünlü sanatçılarla beraber çaldı. İki tane eleştirmenlerin takdirini kazanan albüm çıkardılar: Mazurkas (2008), Heart (2010) ve Knee-deep in Heaven (2013).

Ekim 2012’de Janusz Prusinowski Trio Selanik’teki prestijli dünya müzik fuarı WOMEX 2012 (World Music Expo)’de ana sahnede performans sergilemek için resmi olarak seçildi. Grubun 2013’teki başarıları arasında ABD, Almanya, Finlandiya, Rusya, Fransa, Belçika ve Hollanda’daki turları yer almaktadır.

Prusinowski Trio bu turda iki yeni üye ile sahneye çıkacak. Grup, gruba kaç kişi katılırsa katılsın, müziklerinin temeli olan üç vuruşlu metronoma ithafen kendilerini “trio” olarak adlandırmaktadır. Prusinowski Trio aşağıdaki şekilde sahne alacaktır: Janusz Prusinowski, keman, vokal, Polonya akordeonu; Piotr Piszczatowski, baraban davulu, tef; Michal Zak, kaval, zurna, klarnet; Piotr Zgorzelski – kontrbas, dans; Szczepan Pospieszalski, trompet

ADAM STRUG VE MONODIA POLSKA

Adam Strug, kendi ülkesinin (Mazowsze belgesinin kuzeydoğu kısmı) sözel geleneğinden gelen dini ve seküler şarkıları söyleyen bir şarkıcıdır. Repertuarını dedesinden (1880 doğumlu), ninesinden (1913 doğumlu) ve cenazelerde beraber şarkı söylediği, sekiz yıl boyunca eşlik ettiği komşusu bir cenaze şarkıcısından (1914 doğumlu) öğrenmiştir. Strug bugün kullanılan major-minör gamlardan daha eski müzikal şarkılar söylemekte, eski tonları, sesleri ve vokal biçimlerini korumaktadır. Monodia Polska’nın şefidir.

Monodia Polska Polonya’nın Lomza Bölgesi ve Kurpie Zielone bölgesinden Adam Strug tarafından derlenen melodik türlerde eski Polonya dini ve seküler şarkıları söyleşen bir Polonya korosudur. Polonya dilinde ‘monodia’ enstrümansız koro halinde veya laterna gibi geleneksel enstrümanlar eşliğinde şarkı söylemek anlamına gelmektedir. Koro major-minor gamları reddetmektedir, çünkü 18. Yüzyılda org ve opera geleneği baskındı. Koro folk sanatçılarının sözlü geleneğince korunan eski müzik gamlarını, orijinal şarkı söyleme yöntemlerini, vokal tarzını kullanarak antik ilahi ve erken dönem müzikleri yeniden yorumlamıştır.
“Monodia” tarafından devam ettirilen sözel gelenek Polonya şövalye şarkılarını, barok ve on sekizinci yüzyıl dualarını, romantik dini şarkıları, Tanrıya saygı ve bağlılık ifade eden çeşitli folk şarkılarını kapsamaktadır. Monodia’ya ilham veren Kurpian şarkıları Polonya kırsalındaki insanların müzikal ve şiirsel zekasını yansıtmaktadır. Maharetleri bir yandan Orta Doğu vokal sanatını andırması, diğer yandan Polonyalı besteciler Karol Szymanowski ve Henryk Mikolaj Gorecki’nin büyük eserlerine ilham veren Polonya kültürünün bir parçası olmalarıdır.
Monodia Polska şu şekilde sahne alacaktır: Adam Strug, Janusz Prusinowski, Szczepan Pospieszalski, Piotr Piszczatowski

EWA GROCHOWSKA GROUP

Ewa Grochowska -şarkıcı, viyolensel sanatçısı- Przystałowice Małe (merkez Polonya)’den ünlü geleneksel müzisyen Jan Gaca’nın öğrencisidir. Yerel “kajocki” stili çalma üzerine inceleme yapmıştır, bölge dans ve şarkılarının gizemini çözmüştür.  Merkez ve Güneydoğu Polonya’nın geleneksel enstrümantal müziği ve geleneksel şarkıları ana ilgi alanıdır. Doğu-Merkez Avrupa’daki şarkı söyleme tarzları ve stilleri üzerine araştırmalar yapmıştır. Teorik araştırma ve uygulamaları geleneksel müzik anlayışına yöneliktir, çünkü modern kültürün parçası olarak mevcut tarzlar köylü kökenlere ve geçmiş hakkında derin bilgilere saygılı olarak uygulanmaktadır. Bu tarzları kullanırken estetik zevki ile potansiyel enerji ve ruhu sonsuz merakından beslenmektedir.

Ewa Grochowska Group’un şefidir. Ewa Grochowska Group şu şekilde sahne alacaktır: Ewa Grochowska, Kaja Prusinowska, Justyna Piernik, Maniucha Bikont

 KAPANIŞ KONSERİ         

MACIEJ OBARA INTERNATIONAL QUINTET feat. TOM ARTHURS       

      obara starszy i młodzi

20 Mart, Perşembe

20:30   AASSM Küçük Salon

Maciej Obara, saksafon

Tom Arthurs, trompet

Dominik Wania, piyano

Ole Morten Vaagan, bas

Jon Falt, davul

Etkinlik, 2014 yılında kutlanan Polonya-Türkiye ilişkilerinin tesisinin 600. yıldönümü münasebetiyle düzenlenecek olan kutlamaların kültür programı çerçevesinde gerçekleştirilmektedir. turkiye.culture.pl

Maciej Obara, Saksafon

Polonyalı besteci ve alto saksafonist Maciej Obara 2006 yılında bir anda ünlendi ve müzikal fikirlerini dile getirmek için hemen ideal partner arayışına girdi.

Bu isimlerden bir tanesi, efsanevi Polonyalı trompetçi Tomasz Stańko’nun grubunda çalarken karşılaştığı Dominik Wania’dır. Müzikte, harmonik öğelerin dışına çıkmaktan her zaman kaçınan Obara, uluslararası sanatçılarla iddialı ve iyi hazırlanmış bir proje yaratarak klasik caz trionun henüz oturmamış olan müzikal yönünü zenginleştirmesi konusunda teşvik edilmiş ve Take Five’a (Londra Caz Festivali’nin yapımcılarından olan Serious tarafından organize edilen profesyonel bir Avrupa gelişim projesi) katıldığı sırada bu sanatçılara rastlamıştı.

Obara’nın Take Five’a katılmasının en önemli sonucu; Avrupa’nın uluslar arası bir proje oluşturması ve Obara’nın bu projeye iki Norveçli müzisyeni davet etmesiydi: basist Ole Morten Vågan ve baterist Gard Nilssen.

Obara Internation, For Tune Records adına büyük beğeni toplayan iki kayıt piyasaya sürdü: Komeda ve Live at Manggha. Yeni çıkarılan bu kayıtlarla birlikte Obara, uluslararası konser turnelerinde grupla birlikte çalması için, olağanüstü bir trompet sanatçısı olan Tom Arthurs’a davette bulundu.

Tom ArthursTrompet, kornet, kompozisyon

Tom Arthurs, eski bir BBC New Generation yeteneği ve Avrupa Take Five’ın katılımcısıdır. Arthurs, orkestra ve ayrıca, zengin ve içten içeriğe sahip Oda Müziği ile oldukça deneysel olmasına rağmen başarılı ve etkileyici olan doğaçlama müziği arasında kendisine yer edinmiştir. 2001 yılı Peter Whittingham Ödülü’nün sahibi, BBC Caz Ödülleri’nde üç kez aday gösterilen (En İyi Enstrüman Çalan Müzisyen ve Yükselen Yıldız olarak) Tom, New Generation Projesi’nin bir parçası olarak BBC Radyo 3’te oldukça ön plana çıkartılmıştır.  Ayrıca festival kredileriyle Berlin, North Sea, Cheltenham, Moers, Bath, Jazzd’or, Londra, Manchester, Belfast ve Kudüs dâhil olmak üzere uluslararası düzeyde birçok festivalde sahne almıştır.

Çeşitli özel projeler ve ortak çalışmalarda Tom’un, John Surman, John Taylor, Tom Rainey, Drew Gress, Ingrid Laubrock, Jack DeJohnette, Iain Ballamy, Thomas Strønen, Rudi Mahal, Julia Hülsmann, Nicolas Masson, John Schröder, Matthew Bourne ve Kenny Wheeler dâhil olmak üzere birçok müzisyenle birlikte sahne aldığı görülmüştür.

Dominik Wania, Piyano

Dominik Wania, yerel caz etkinliklerinde birçok ünlü müzisyenle yürüttüğü ortak çalışmalar ve geniş yelpazeli doğaçlama becerisini ortaya koymak için klasik müzik eğitiminden faydalanma yeteneği sayesinde Polonya’da oldukça tanınmaktadır.  Wania ayrıca, Danilo Perez tarafından yönetilen Boston’daki The New England Konservatuarı’nda öğrenim görmesine olanak sağlayan Mloda Polska bursunu almaktadır.

Ole Morten Vågan, Basist, Besteci

İskandinavya’daki en ilginç genç gruplardan birisi olan MOTIF’in şefliğini yapmaktadır. Bu grup ayrıca, (Rudi Mahall, Axel Dörner, Frerdik Ljungkvist ve Jon Fält tarafından seçilen) DnB Nor Kongsberg Caz Ödülleri’nin sahibi Mathias Eick’i de bünyesinde bulundurmaktadır.

Balkan müziğinden stüdyo müziğine kadar farklı müzik tarzlarını temsil eden birçok grup ile birlikte çalışan Vågan, Tore Brunborg, Maria Kannegaard Trio, Håkon Kornstad gibi Norveç’in en temel sanatçılarından bazıları ve Bobo Stenson, Joshua Redman ve John Scofield gibi uluslararası yıldızlar ile birlikte çaldı. Yine de Audun Kleive ve Christian Wallumrod ile birlikte ortaya koyduğu Generator X projesinde örneklerinin görülebildiği gibi onun en çok aidiyet hissettiği tarz, modern doğaçlama müziğidir.

Jon Fält, Bateri

İsveç’teki en beğenilen bateristlerden biridir. 2004 yılı İsveç Caz Müzik Kutlama Festivali kapsamında “Yılın en iyi çıkış yapan sanatçısı” olarak ödül almaya hak kazandı. Hemen ertesi yıl baterist Ronnie Gardiner ondan “Daha geniş çapta tanınmayı hak eden bir baterist” diye söz etmişti. Bugünlerde Jon’un birlikte turneye çıktığı gruplar arasında Bobo Stenson Trio, Yun Kan 3,5 and 10 (İsveçli saksafonist Frerdik Ljungkvist’in grubu), The Deciders, The Stoner, Flux – Windemo Landin Fält ve daha birçok önemli grup yer almaktadır.

“Enstrümanını fazla ortodoksvari kullanmayan ve oldukça zeki ve tamamen kişisel tarzda parçaları renklendirmek için ölçülü çalmaktan vazgeçen Jon Fält, oldukça üstün bir bateristtir.”

“ Fält bateriyi alışılmışın dışında ve heyecan verici bir tarzda çalıyor. Onu çalarken dinlemek, tıpkı çalarken izlemek kadar keyifli.”

(12. CAZ AFİŞİ YARIŞMASI sonuç sergisi)

İKSV’nin 2012 sürprizleri devam ediyor: Indie-folk müziğin dünyada en sevilen isimlerinden, Kanadalı şarkıcı, besteci ve gitarist Feist, Türkiye’deki ilk konserini vermek üzere 25 Ağustos’tasantralistanbul Kıyı Amfi’de olacak.

feist

İpeksi sesi, güçlü gitarı ve şarkı yazarlığı ile dinleyenleri ve müzik piyasasını kendine hayran bırakan Feist, İKSV’nin konuğu olarak 25 Ağustos Cumartesi akşamı santralistanbul Kıyı Amfi’deki konseriyle hayranlarının uzun süren bekleyişine son verecek.

Indie folk müziğin dünyada en sevilen solistlerinden biri olan Leslie Feist, şimdiye kadar 4 defa Grammy Ödülleri’ne aday gösterildi. Feist, 2012 yılında Juno Ödülleri’nde Yılın Sanatçısı Ödülü de dâhil olmak üzere 3 Juno alarak, bu ödüllerinin sayısını toplam 11’e çıkardı. Başarılı solo kariyerinin yanı sıra halen bir üyesi olduğu indie müzik grubu Broken Social Scene ve Norveçli ikili Kings of Convenience ile yaptığı çalışmalarla kendine büyük bir hayran kitlesi edinen Feist uzun zamandır beklenen isimlerden biri.

Konser Biletleri
Feist konserinin biletleri 20 Nisan Cuma gününden itibaren Biletix satış kanalları (BİLETİX satış noktaları, BİLETİX çağrı merkezi (0216 556 98 00), biletix.com) ve İKSV merkezinden satışa çıkacak. Lale Kart sahipleri için indirimli ön satış dönemi Siyah ve Beyaz Lale Üyeleri için 18 Nisan, Kırmızı ve Sarı Lale Üyeleri için 19 Nisan.

Feist konserinin bilet fiyatları ise 90 TL, 70 TL, 60 TL ve 50 TL olacak.

Kings of Convenience’tan Beck’e Herkes Feist’a Hayran
Jane Birkin, Republic of Two, Beck ve Wilco gibi önemli sanatçıların albümlerine konuk olan Feist’in özellikle Kings of Convenience ile yaptığı çalışmalarla da kendine büyük bir hayran kitlesi edindi. Feist, Kings of Convenience’ın 2004 yılında yayınladığı ikinci albümü Riot on an Empty Street de yer alan “Know-How” ve “The Build-Up” parçalarına yaptığı vokallerle büyük beğeni topladı.

Peaches’dan Broken Social Scene’e

feist

Şarkıcı, besteci ve gitarist Feist, ressam bir baba ve seramik sanatçısı bir annenin çocuğu olarak 1976 yılında Kanada’da dünyaya geldi. Müzik hayatına 15 yaşındayken kurduğu Placebo adındaki punk grubuyla başlayan Feist grubuyla Battle of the Bands yarışmasına katıldı ve Ramones’un ön grubu olarak konser verdi. Bir süre Noah Mintz’in solo projesine basgitar ile eşlik eden Feist ardından dünyaca ünlü Kanadalı indie grubu The Divine Right’a katılarak üç yıl boyunca dünya turnelerine katıldı. Feist, bir sonraki yıl ise aynı zamanda ev arkadaşı olan elektro punk sanatçısı Peaches adıyla tanınan Merrill Nisker’le ile turne gerçekleştirdi. Peaches konserlerinde sahne arkasında çalışan Feist, The Teaches of Peaches albümünde de yardımcı vokal olarak yer aldı.

Feist, 1999 yılında Toronto’da kurulan, Kanadalı sevilen indie rock grubunun da bir üyesi. 2001 yılından beri Broken Social Scene’in konserlerinin yanı sıra albümlerinde de vokal olarak yer alan Feist, 2009 Haziran ayında, Broken Social Scene’in biyografisi This Book Is Broken’ın piyasaya çıkması şerefine eski ekip arkadaşlarıyla bir konser verdi.

Solo Kariyeri
Feist, ilk solo albümü Monarch (Lay Your Jewelled Head Down)’ı 1999 yılında yayımladı. 2004 yılında ise dünya çapında 500 bin satış rakamına ulaşan ikinci solo albümü Let it Die’ı yayımladı. Bu albümü ile pek çok ödül alan Feist, dünya çapında tanınan bir isim oldu. Let It Die’daki şarkıların remixlerinin bulunduğu albüm; Gonzales, Jamie Lidell, The Postal Servis ve King of Convenience’ın katkılarıyla Open Season adıyla 2006 yılında yayınlandı.

Feist, The Reminder adlı üçüncü albümünü 2007 yılında piyasaya çıkardı. Bu albümde yer alan “1234” isimli şarkısı bir reklam filminde kullanıldı ve internetten en çok indirilenler listesinde ilk 10’a yerleşti; Amerika müzik listelerine ise 8 numaradan giriş yaptı. Şarkı aynı zamanda The Times tarafında yılın en iyi ikinci şarkısı seçildi. The Reminder albümü dünyada bir milyon kopya sattı ve Amerika’da altın plak, Kanada’daki Juno ödüllerinde ise Yılın En İyi Albümü ödülünü aldı.

Feist’in geçtiğimiz yıl yayınlanan dördüncü stüdyo albümü Metals US Billboard listelerine 7 numaradan giriş yaptı. İlk haftasında 38 bin kopya satan albüm müzik eleştirmenlerinden de tam not aldı.

 

21-28 Nisan tarihleri arasında yapılacak Uluslararası İzmir Film Festivali kapsamında bütün gösterimler ve etkinlikler ücretsiz  gerçekleşecek. Film gösterimleri için dağıtılacak yer kuponlarınızı sinema fuayelerinde açılacak festival gişelerinden alabilirsiniz. Yer kuponları günlük dağıtılacaktır. Seyirciler her seans için en fazla iki yer kuponu alabilecektir.

izmir film festivali

FESTİVAL’DE BUGÜN (21 NİSAN CUMARTESİ)

Havai Fişek Gösterisi

21:00-22:00

GÜZELYALI, KONAK İSKELE YANI, GÜNDOĞDU, KADİFE KALE, BAYRAKLI REKREASYON ALANI, ARENA İZMİR, KARŞIYAKA ÖZGÜRLÜK MEYDANI

Karaca Sineması Salon 1

12:00 Theo’nun Bakışı / Theo’s Gaze 59′

14:00 İşte Böyle / Damn The Dams (Yönetmen Osman Şişman ve Özlem Sarıyıldız’ın katılımıyla / with the attendance of the directors Osman Şişman and Özlem Sarıyıldız)

14: 00 Türkçe Pekiyi / Turkish: A (Yönetmen Murat Bayramoğlu’nun katılımıyla / with the attendance of the director Murat Bayramoğlu)

17:30 KURMACA KISA FiLMLER GÖSTERİMİ ve EKİP ÖDÜLLLERİ TÖRENİ / FICTION SHORT FILMS SCREENING AND TEAM AWARDS

12. İzmir Uluslar arası film Festivali Gösterim Programı

21:00 Yalnızlar Rıhtımı / The Lonely Ones Quay  113′

İzmir Sineması Salon 4

12:15 Mutlu Et Yoktur / LoveMEATender 63′

14:15 Charlotte Rampling: Cazibe / Charlotte Rampling: The Look 90′

16:45 Punk Usulü Baba / The Other F Word 99′

18:45 Agarta’nın Çağrısını Duyan Çocuklar / The Children Who Chase Lost Voices from Deep Below 116′

21:15 George Harrison: Fani Dünyaya Karşı / George Harrison: Living in the Material World 208′

İzmir Sineması Salon 3

13:00 Kibarlık Zor Zanaat / It is Hard to Be Nice 102′

15:30 Başım Belada / First On The List 85′ (Yönetmen Roan Johnson’ın katılımıyla / with the attendance of the director Roan Johnson)

18:00 Eva / Eva 94′

20:30 Benim Adım Li / Shun Li and the Poet 100′

Bornova Batı Sineması

13:00 Düzelti / Erratum 95′

15:30 Gönül Laf Dinlemez / Reasons of the Heart 119′

18:00 Hayatta En Önemlisi Ölü Olmamak / The Most Important Thing in Life Is Not To Die 80′ (Yönetmen Pablo Martin Torrado’nun katılımıyla / with the attendance of the director Pablo Martin Torrado)

20:30 Kumpanya / The Travelling Players 230′

Festival Katalogu :  http://www.izmirfilmfest.com/pageFlip2/index.html

Film festivali Duyuruları için :  http://www.izmirfilmfest.com/duyuru.php

 Festivalin Tarihçesi : 

İzmir’de Film Festivali Yolculuğu…

Oğuz Makal*

Sanıldığının aksine, bugün Antalya’da ünlenen Sanat ve Kültür Festivali (Altın Portakal) ve yine bu kapsamda düzenlenen film yarışmasının öncü kenti İzmir’dir.

1961 yılında İzmir, öncekilerin tümü tartışmalı geçen sinema festivali ya da yarışmalara bir katkıda bulunmak istedi. Fuar sırasında düzenlenen “Birinci Sanat Festivali”nde içlerinde rahmetli gazeteci-yazar Özdemir Hazar’ın da olduğu girişimciler, “Fuar Filmleri Yarışması”nın yapılmasına karar verdiler. İstanbul’daki film şirketlerine, sinemayla ilgili kuruluşlara çağrılar yapıldı. Bu olayı aktaran Sn. Erman Şener’e göre, ortada bir sorun vardı, birkaç ay önce İstanbul’da “Türk Filmleri Yarışması” adıyla bir etkinlik düzenlenmişti ve özellikle olumsuz yankıları sürüp gitmekteydi. İzmir ise sinema endüstriden uzak, medya açısından zayıf bir kentti, getireceği mali külfetler nedeniyle de filmcilere çekici gelmemekte. Çok az basılan film kopyasının en azından 4-5 gün gösterimden uzak tutulması onları düşündürtmekteydi. Şener’e (**) göre, “Tabii bunlar birer La Palice gerçeğiydi ve festivali düzenleyenler de bütün bunları mükemmelen biliyorlardı. Bu yüzdendir ki, festivali her türlü koşulun dışında tuttular. Yapılan çağrıda, en küçük bir koşul bile söz konusu değildi. Yani festivali düzenleyenler ne başka bir festivale katılmama şartını ileri sürüyorlardı, ne de katılacak filmin o yıl çevrilme şartını. “Peki, İzmir’deki bu festivale hangi filmler katılmıştı? Sekiz film başvurmuştu: İki Damla Gözyaşı (Nejat Saydam-1961), Gecelerin Ötesi (Metin Erksan-1960), Ayşecik ‘Şeytan Çekici’ (Atıf Yılmaz-1960), Dolandırıcılar Şahı (Atıf Yılmaz-1960), Kader Yolcusu (Selahattin Burçkin-1961, Cumbadan Rumbaya (Turgut Demirağ-1960), Denize İnen Sokak (Atilla Tokatlı-1960), Unutamadığım Kadın(Ülkü Erakalın-1961).

Yedi kişilik jüri filmleri izledi. İlk günler her şey düzgün ve sakindi, filmlerin sonuna gelindiğinde ise jüride genel bir hoşnutsuzluk başladı. Bu konuda Erman Şener şöyle yazar: “Jüri -Ne demekse- ‘Seyredilen filmlerin içinde Türk Film ortamını bulan bir film…’ bulamamıştı. Bu yüzden, birincilik ödülünün hiçbir filme verilmeyeceği sanılıyordu. Oysa sonuçlar açıklandığında hayretle görüldü ki, 8 film içinde Türk Film ortamını bulan bir tek film bile bulamayan jüri 6 oyla (evet, mevcudun bir eksiği ile) ‘Denize İnen Sokak’ adlı filmi birinci seçmişti. Anlaşılan jüri, lahana turşusu yemenin perhizi bozmayacağı kanaatindeydi.”

İstanbul’da yapılan bir önceki yarışma kadar ses getirmeyen yarışma, gelip geçecek ve şu ödüller şöyle sıralanacaktır;
En başarılı film: Denize İnen Sokak
En başarılı rejisör: Yok
En başarılı senarist: Selçuk Bakkalbaşı
En başarılı kameraman: Enver Burçin
En başarılı erkek oyuncu: Ulvi Uraz
En başarılı kadın oyuncu: Nurhan Nur

Bu ilk yarışmanın jürisi gerçekten ilginçtir. Birinci film için oy kullanmayan tek jüri üyesinin kanısı, Şener’in deyimiyle “gerçekten dünya sinema literatürüne girecek değerde birinci”dir ve üstelik bu üye Ankara Devlet Tiyatrosu’ndan aktör-Yönetmen Ziya Demirel’dir. Ziya Demirel’in Fuar Filmleri yarışmasında ‘Denize İnen Sokak’ adlı filme oy vermemesinin gerekçesi, filmin teatral olmamasıdır. Tiyatrodan daha farklı bir sanat diline sahip olmak için o güne değin elli-altmış yılını vermiş olan sinema sanatından beklentisi teatral olmasıydı. Ona göre, film teatral özellikler taşımadığı için birinci seçilmemeliydi.

Öte yandan, en başarılı filmi seçen jüri, en başarılı yönetmeni bulamamıştı. Belki de nedeni Denize İnen Sokak’ı iyi yöneterek en iyi filmi yapan ancak sinema yönetmeni olmayan Atilla Tokatlı’yı yüceltmemek (!) olabilir…

İzmir, ikinci kez film festivali yarışması için girişimde bulunmayacak, bu sessizlik de Antalya’nın işine yarayacaktır.

İzmir ve Sinema Kulüpleri

İzmir iki kez sinema kulübüyle tanışacaktır. İlki 1960’lı yılların sonunda İstanbul Sinematek derneğinin kurulmasından sonra bir avuç sinema sevdalısının girişimiyle -Esat Balım, Ziya Metin, Necati Doluorman – gerçekleşecek, mekân olarak son yıllara kadar aktif durumda olan Hatay Sineması seçilecektir.

İkincisi İzmir Sinema ve Kültür Derneği (İSKD-1974) girişimidir. 1974’de kurulan bu derneğin başkanı Ali Özgüven, başkan yardımcısı ve sinema etkinlikleri yönetmeni Oğuz Makal’dır. İSKD, ilk film gösterisini Karaca Sineması’nda Bulgar sinemasından “Sevgi” adlı filmle yapar. Açılışı, dönemin Belediye Başkanı Sn. İhsan Alyanak ve o yıllarda doçent olan ve iki yıl sonra İzmir’de bir fakülte içinde ilk Sinema-TV bölümünü kuracak Alim Şerif Onaran birlikte yaparlar. Daha ikinci haftada yaptığı gösterimler derneğin, emniyetin “sıkı gözetim trenine” binmesi için yeterli olacaktır… İSKD’nin “genç” tavrı ve 1960’ların sonlarındaki bağımsız bir sinema hareketi olan “Genç Sinema” hareketi gibi ‘Yeşilçam’ olarak adlandırılan sinemadan uzak kalışı nedeniyle, ilk adı ‘İzmir Bağımsız Film Festivali’ olan etkinliği yaratır. (Türk Sineması’ndan gösterdiği filmler Karanlıkta Uyananlar (Ertem Göreç-1964), Bitmeyen Yol (Duygu Sağıroğlu-1965) gibi toplumsal tanıklık filmleridir).

Fuar alanındaki eski Belediye Meclis salonuna kurulan 35 mm’lik gösterim aracıyla Yılmaz Güney’in “Umut”(1970) ve “Endişe”(1974) filmleri sunulur. İstanbul Sinematek Yönetmeni Onat Kutlar “Politik Sinema” konulu bir konferans verir. Yurt dışında, İsveç’te filmler yapan Muammer Özer’in kısa-belgesel filmleri ilk kez İzmir’de gösterilir. Dernek kurulduğunda tam bir sanat çölü olan İzmir’de bu birkaç günlük olayın beklenen sesi verdiğini söylemek zordur.

Uluslararası İzmir Film Festivali’ne doğru…

Sinemanın kenti İstanbul’dur ve İstanbul bir festivale ancak 1983’te “Uluslararası Sinema Günleri” adıyla kavuşacaktır. 1985’ten başlayarak “sinema ve sanatlar” temasını işleyen yabancı ve yerli filmler yarışması açılacak, ‘Altın Lale’ ödülleri verilecektir. İzmir’de ise 1976 yılından itibaren Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Bölümü öğrenci almaya başlar. Kentin değişen kültür yaşamının etkileri ve biraz da İstanbul’a duyulan gıptayla – bu arada Oğuz Adanır ve ben, her yıl festival için İstanbul’a koşuşturmaktaydık-,Ankara’da da bir festivalin başlatılmasının gizli tahrikiyle bir adım atıldı: “Uluslararası İzmir Sinema Günleri”. Bu ilk etkinlik tümüyle gösterime yönelikti, yarışma yapma cesareti yoktu, “Altın Artemis” adıyla bir onur ödülü vermeyi planladık, ve ilk ‘Altın Artemis’i yılların ustası Atıf Yılmaz’a sunduk. Köşk Sineması’nda Atıf yılmaz Filmleri toplu gösterimi yapılırken, TAD (Türk-Amerikan Derneği) , Fransız Kültür Merkezi Salonu ve İzmir Sineması’nda Zoltan Fabri’den Ağıt, Andrey Tarkovski’den Stalker, Ayna, Solaris, Andrey Rublev, François Truffaut’dan Neşeli Pazar, Franco Zeffirelli’den Otello, Oshima’dan Furyo, İngmar Bergman’dan Yüzyüze, Jean Luc Godard’dan Adı Carmen, Percy Adlon’dan Bağdat Cafe gibi filmler gösterildi. Ayrıca Bernardo Bertolucci’ye ayrılmış bir toplu gösteri ve “İzmir’de Sinema Kültürü ve Sorunları” başlıklı bir panel gerçekleşti.

Bu ilk etkinlikte, o güne kadar sinema sanatı adına kayda değer hiç bir filmin izlenemediği İzmir’de bir sinema rüzgârı, zengin örnekleriyle estirilmişti. Bugün geriye dönerek bakarsak, sinema sanatı için önemi kaçınılmaz olan Andrey Tarkovski, Bertolucci ve Godard’ı İzmirliler bu ilk festivalde keşfedecekti. Bir yıl sonra Alain Resnais’den Hiroşima Sevgilim, Gece ve Sis, Godard’dan Erkek-Dişi, Robert Bresson’dan (Çok sonra İstanbul’da gösterildi) Rastgele Balthasar, Costas Ferris’ten Rembetiko, Fernando Solanas’dan Güney (bu politik film Yılmaz Güney’e ithaf edilmiştir), Francesco Rosi’den Kırmızı Pazartesi, Krzysztof Kieslowski’den Öldürme Üzerine Küçük Bir Film ve Aşk Üzerine Küçük Bir Film’in yanısıra Mauro Bolognini’nin üç filmi, Stephen Frears’ın Benim Güzel Çamaşırhanem, Zhang Yimou’dan Kızıl Mısır Tarlaları gösterilecektir. O yıl “Altın Artemis Onur Ödülü “Türkan Şoray ve Halit Refiğ’e verilecek, bu nedenle Refiğ’e ayrılmış bir toplu gösterim yapılacaktır. Bir sergi, 6 söyleşi, üç panel (biri Kültür ve Turizm açısından sinema şenlikleri olan) festivali tamamlayacaktır. Üçüncü yılı da başarılı bir çizgide atlatan “Sinema Günleri”, dördüncü yılında “Uluslararası İzmir Film Festivali” olarak, olumlu yankılar alan şu bölümleri açarak ve davet ettiği konuklarıyla canlı tutarak günümüze ulaşacaktır: Kameranın Ardındaki Kadın, Genç Artemis Yarışması, Ülke Sineması gibi.

Geçen on yıllık süreçte dünya sinemasının en önemli ustaları Akira Kurosawa, Andrzej Wajda, Abbas Kiarostami, Lars Von Trier, Istvan Szabo, Doris Dörrie, Salvoteres, Francesco Rosi, Ettora Scola, Wim Wenders, C. Sautet, Claude Chabrol, İdiko Szabo, Leo Carax, C. Miller, Luc Besson, Carlos Saura, Peter Greenaway, B. Biller, David Cronenberg, Federico Fellini, Theodoros Angelopoulos, Mike Figgis, Luis Bunuel, Marco Ferreri, Pier Paolo Pasolini, Agnes Varda, Yılmaz Güney ayrıca Mustafa Altıoklar’dan Kutluğ Ataman’a, Zeki Demirkubuz’a birkaç yıl sonra ünlenecek bizden yönetmenlerin ilk filmlerini keşfetme olanağı bulunmuştur. Sinemamızın değerli kadın yönetmeni Bilge Olgaç yaşarken, sinemanın 100. yılına rastlayan yedinci festivalde o dönemde hayatta olan en önemli sinemacımız Lütfü Ö. Akad, Fikret Hakan, sevgili hocamız Alim Şerif Onaran onurlandırılmıştır. Sinema araştırmacısı ve yazarı Nijat Özön, Agah Özgüç ve Giovanni Scognamillo; Ömer Kavur, Şener Şen, Atilla Dorsay ve kentimizden Hüseyin Baradan değişik zamanlarda “Altın Artemis” alan sinemacılardır. Bunların dışında 9. ve 10. yılında Akdeniz Ülkeleri Film Yarışması’nın başlatılması ayrı bir önem taşır.

Festivalin 11. yılını o yıl yayımlanan “Tarih İçinde İzmir Sinemaları” kitabı ve aynı adlı belgesel filmiyle geride bırakan, yine Oğuz Makal’ın gayretiyle – festivale doğru giden yolda Zuhal Çetin Özkan ve Ragıp Taranç’ın da desteklerini unutmamak gerekir- İEF Sinema Burada Festivali’ni ve Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali’ni yaşatan İzmir, sinema sanatı ve kültür tarihinin de bir parçasıdır.

…şimdi İzmir’de yine ve yeni bir sinema festivalini başlatmanın zamanıdır.

* (Prof. Dr. Beykent Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı)

(**) Erman Şener, Festivaller, Anlam Yayını, 1972, İstanbul

 Demonation Festivali, 7 Ekim günü Arkaoda’da başlayan. Festivalde büyük plak şirketlerine bağlı olmaksızın, kendi demolarını hazırlayan 10’u aşkın bağımsız müzisyen eşsiz müzik ziyafeti veriyor.

Dergi ve organizasyon ekibi Bant Mag.’in önderliğinde gerçekleşen 3 günlük müzik ziyafeti 7 Ekim Cuma günü özel bir açılış partisiyle başlamış ve 8 Ekim Cumartesi günüde devam etmişti. 9 Ekim Pazar günü ise hız kesmeden devam edecek.

Jameson Irish Whiskey’nin renk katacağı Demonation Festivali; noise’dan indie-pop’a, deneysel elektroniklerden punk’a ve garage rock’a kadar birbirinden farklı tınılar üreten özgün isimlerinden keyifli bir seçki sunacak.

İstanbul için son derece yenilikçi bir etkinlik olan Demonation Festivali; yanıbaşınızda yazılan ve keşfedilmeyi bekleyen, birbirinden farklı, taptaze tınıları bir arada dinlemenizi mümkün kılan leziz bir müzik ziyafetiyle ikinci kez sizleri bekliyor.

Türkiye’nin bağımsız müzik festivali, Jameson Irish Whiskey ana sponsorluğunda 7-8-9 Ekim’de Arkaoda’da.

DEMONATION FESTİVALİ SAHNE ALACAK İSİMLER
The Birdcage – myspace.com/thebirdcage0000
Bunu Sen İstedin – myspace.com/bunusenistedin2003
Farfara – myspace.com/farfaramusic
Haossaa – haossaa.com
Hayvansaray – myspace.com/hayvansaray
Hedonutopia – myspace.com/hedonutopia
In Between – myspace.com/inbetweenband
Kırık Çizgi – myspace.com/kirikcizgi
Kilink – myspace.com/kilinkpower
The Ringo Jets – myspace.com/theringojets
Sesperisi – myspace.com/sesperisi