Şunun için etiket arşivi: olay

Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 18 Mart Cuma günü Çanakkale Zaferini anma amacıyla Eğitmen ve Öğrenci Dinletisi Etkinliğimiz yapılacaktır. Etkinliğimiz Bakırköylü İş Adamları Derneğinde (BİAD) saat 19.00’da  yapılacaktır. BİAD adresi; “İncirli Caddesi Yeşiladalı sokak No: 2 Bakırköy  İSTANBUL  /  TÜRKİYE” dir. Harita konumu için;

Nar Sanatın bulunduğu sokaktan incirliye doğru giderken ilk sokaktır.

Adres :  İncirli Caddesi Yeşiladalı sokak No 2                    Bakırköy

Çanakkale Savaşı

Çanakkale Savaşları, Birinci Dünya Savaşı içinde, tarihin en kanlı bölümü olarak bilinir. Türk’ün sayısız zafer, şan ve şerefle dolu tarihinin en parlak sayfasıdır. I.Dünya savaşı’ndan kısa bir süre önce, 1911-1912 yıllarında Osmanlı Devleti son Afrika topraklarını İtalya’ya kaptırmış, 1912-1913 Balkan Hezimeti ise, Rumeli’deki son Türk hakimiyetini silip süpürmüştür. Bulgar Ordularının İstanbul kapılarını zorlaması, 500 yıldır Türk olan Rumeli’nin kaybı, İstanbul ve boğazların güvenliğinin tehlikeye girmesi, o zamanın devlet adamlarında siyasi yalnızlığımızın tabii bir sonucu olarak değerlendirilmiştir.

Dolayısıyla I. Dünya Savaşı’na rastlayan günlerde Osmanlı devleti yalnızlıktan ve emniyetsizlikten kurtulmak fakat, Balkan savaşının kötü hatıralarının tesiri altında kalan her iki blokta Türk ittifakını küçümsemişler ve bu ittifakın kendileri için bir yük olmasından endişe etmişlerdi. Ancak, Alman İmparatoru, her iki blok arasındaki savaşta, Osmanlı devletinin hiç değilse bir kısım düşman kuvvetini meşgul edebileceği gerekçesiyle müdahale etmiştir.

Bu suretle Osmanlı devleti, kaderini alelacele, 2 Ağustos 1914’te “Üçlü ittifak’a bağlamıştır. İşte Çanakkale Zaferini yaratan kuvvet. 1914 yazında küçümsenen değeri hakkında yanlış teşhis konan bu TÜRK ORDUSU’dur. Avrupa’da savaş bütün şiddetiyle sürerken, hareket harbinin yerini siper harbi almıştır. Bu cephede yarma yapmak ve kesin sonuç almak son derece zorlanmıştır. Halbuki “üçlü itilaf”ın askere gücü günden güne artmaktadır.

Bu güç , hareket savaşına müsait başka savaş alanlarında kullanılmalıdır. İngiltere Başkanı Lloyd GEORGE ve Bahriye Nazırı CHARCHILL bu görüşü benimsemişlerdir. Çanakkale Savaşları, işte bu görüşü benimseyenlerin esiridir.

Hareket sahası olarak Gelibolu Yarımadası’nın seçilmesi, bu bölgenin jeopolitik bakımdan çok büyük öneme sahip olmasındandır. Boğazlar, Güney Rusya ve bütün karadeniz kıyılarının açık denizlere olan tek çıkış noktasıdır. Harp halinde bu geçidin kapanması, Rusya içih hayati önem taşımaktadır. Zira, Rusya’nın insan ve hammadde kaynakları zengin, fakat sanayi ve mali imkanları sınırlıdır. Bunun için uzun ve sürekli bir savaşın gerektirdiği silah, cephane ve malzeme ikmalini temin edemeyecek durumdadır.

canakkale-savasi

Bu durumda boğazlar doğu cephesinin en müsait ve hayati menzul hattını teşkil etmektedir. Bu geçidin açılmasıyla Rusya’yı takviye edecek, batı cephesinin yükünü hafifletecek, dolayısıyla savaşı kısaltacaktır. Osmanlı devletinin savaş dışı edilmesiyle, muhtemelen Balkan devletleri ve İtalya “itilaf” devletleri yanında savaşa katılacaklardı.

O zaman İngiliz Bahriye Nazırı olan CHURCHILL’in ısrarla üzerinde durduğu bu fikirlere önceleri pek itibar edilmemiştir. Ancak 1914 Aralık ayında başlayan Türk Sarıkamış harekatı üzerine telaşlanan; çok zor durumda kalan hiç değilse bir kısım Türk kuvvetlerinin başka Cephelere çekilmesini isteyen Rusya’nın yükünü azaltmak için, Çanakkale seferine karar verilmiş, fakat kesin neticeyi batı cephesinde arayanları darıltmamak amacıyla önce sadece donanmayla ve zorla Çanakkale Boğazı geçilmeye çalışılmıştır.

 

faust

faustAlman yazar J. W. Goethe’nin aynı adlı eserinden Fransız besteci Charles Gounod’nun bestelediği “Faust” operası, İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahneleniyor. Goethe’nin edebiyat, politika ve doğa bilimleri üzerine yazdığı tüm eserlerinin bir hülasası olarak kabul edilen “Faust”un librettosu Gounod’nun her zaman birlikte çalıştığı Jules Paul Barbier ile Michel Florentin Carré’ye ait.

Son olarak 1992-93 İstanbul Devlet Opera ve Balesi sanat sezonunda, Atatürk Kültür Merkezi’nde sahnelenen Faust; 13 Şubat saat 20.00’de Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi’nde seyirciyle buluşacak.

Recep Ayyılmaz’ın sahneye koyduğu eserin  orkestra şefi Roberto Gianola. koroyu ise Marco Morrone hazırladı. Koreografisi Beyhan Murphy’e ait eserin dekor tasarımı Efter Tunç, kostüm tasarımı Gizem Betil, ışık tasarımı Yakup Çartık’a ait.

Eserde Faust rolünü Erdem Erdoğan ve Hüseyin Likos, Méphistophélès rolünü Zafer Erdaş,Tuncay Kurtoğlu ve Gökhan Ürben, Marguerite rolünü Ayten Telek,Gülbin Günay, Valentin rolünü Caner Akgün, Alper Göçeri, Siébel rolünü Özge Belen ve Deniz Erdoğan Likos, Wagner rolünü Utku Bayburt ve Bahadır Noyan Coşgun ve Marthe rolünü Neslişah Pekin,Nursel Dinler dönüşümlü olarak üstleniyor.

Konu:

İhtiyar Doktor Faust, kasvetli, karanlık odasında gençliğinin özlemini duymaktadır: Dua da etse derdine çare bulacağından emin değildir. Bu nedenle şeytanı çağırmaya karar verir. Şeytan Méphistophélès yüzünde alaycı gülümseyişiyle gelir ve Faust’a ne istediğini sorar; “Para mı, ün mü?” Yaşlı doctor Faust ise hiç birini istemez, o sadece gençliğini arzulamaktadır.

Şeytan ona gençliğini verecektir ancak buna karşılık ondan ruhunu ister. Ve Méphistophélès kozunu oynar.  Aniden güzel bir kız hayali belirir, bu Marguerite’dir. Marguerite’i gören Faust heyecanla pazarlığı kabul eder. Böylece olaylar gelişir ve Faust genç bir delikanlı olarak kaderini Şeytan Méphistophélès’in ellerine bırakır. Sürükleyici konusu ve dramatik yapısı ile eser, seyircinin beğenisine  sunuluyor.

 

“Faust Şubat’ta şu tarihlerde temsil edilecek:

13 Şubat 2016  Cumartesi     20.00 (Prömiyer)

16 Şubat Salı 20.00/17 Şubat Çarşamba 20.00

18 Perşembe 20.00/20 Şubat Cumartesi 20.00

25 Mart Cuma 20.00/26 Mart Cumartesi 16.00

29 Mart Salı 20.00

istanbulnameye-yogun-ilgi

Yapımcılığı Türker İnanoğlu’nun üstlendiği, 50 kişilik kadro tarafından sahneye taşınan İstanbulname müzikalinin gala gösterimine, sanatseverler ve tiyatro oyuncuları yoğun ilgi gösterdi.istanbulnameye-yogun-ilgi

TİM Show Center’daki gala öncesi düzenlenen basın toplantısında konuşan başrol oyuncularından Nükhet Duru, heyecanlı olduklarını dile getirerek, “Gerçekten ne maddi, ne manevi, hiç kimsenin tahmin ettiği gibi olmayan bir durumda çalışılıyor tiyatroda ama tiyatro insanlarının kendilerine ait bir nezaketi, sabrı ve adanmışlığı vardır. Ben şarkıcı olmama rağmen, onun içinde olmaya özen gösterdim. Çünkü ben de tiyatro aşığıyım” dedi.

Tiyatronun “aşk” varsa yapılabileceğini söyleyen Duru, “3 aydır burada zor şartlarda, soğukta, karda, kıyamette, asla aksatmadan, 8 saat eve uyumaya gidip tekrar geri dönüş yaparak çalıştık. Bütün istediğimiz, seyircimiz bizi daha çok sevsin, daha çok alkışlasın ve içinde bulunduğu durumları unutacak kadar, 2-2,5 saat daha çok eğlensin. Başka hiçbir amacı yoktur bu işi yapanların” diye konuştu.

“BUNU DA YAŞAMAK MUTLULUĞUNA ERDİM”

Ünlü oyuncu Kayhan Yıldızoğlu da çok güzel bir kadroyla beraber olduklarını kaydederek, “Oyun oynamaya geliyorum sevincinden daha ziyade, bu güzel insanlarla beraber olacağım diye daha büyük bir sevinçle geliyorum. Açıkça söylüyorum, çok güzel bir kulis. Çok sevdiğim insanlar. Hayatımın bu devresinde, bunu da yaşamak mutluluğuna erdim. Hepsine teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

Başarılı oyuncu Cezmi Baskın ise tiyatronun, oyunculuğun “er meydanı” olduğunun altını çizerek, “Buraya çıkan insan artık, Tanrı, seyirci ve biz, üçümüz beraber kalıyoruz. Onun için bu iş çok meşakkatli, yürek isteyen, kalp durduran, ödünü kopartan bir meslektir. Burada kimse kimseye yardım edemez kolay kolay, sahnenin üstünde. Biz oyunlarımız bittiği zaman, sağlıklı bir şekilde oyunumuz biterse, birbirimize ‘geçmiş olsun’ deriz. Çünkü kalbimiz durabilir, bacağımız kırılabilir. Sesimiz kısılabilir. Onun için oyun bittiği zaman, geçmiş olsun deriz” diye konuştu.

Tiyatronun 4 bin yıldır kesintisiz devam ettiğini söyleyen Baskın, şöyle devam etti:

“İnşallah daha da uzun süreler devam edecek. Seyircilerimizden, tiyatroya daha çok emek, biraz maddi destek, tiyatroculara destek ve özen göstermelerini rica ediyorum. Eğer bu meslek ortadan kalkarsa, diziler gelip geçici. Bu kalıcı bir meslek, bir sanat. Seyircilerimizi buraya daha çok bekliyoruz ve bize destek olmalarını istiyoruz.”

Baskın, ekiple büyük bir uyum içinde olduklarını dile getirerek, “Terimizi, emeğimizi akıtıyoruz, inşallah seyirci de buna takdir gösterir” dedi.

8 KİŞİLİK CANLI ORKESTRA

Ferdi Merter’in yazdığı, Selen Korad Birkiye’nin uyarladığı müzikalin yönetmenliğini Şakir Gürzumar üstlendi.

Başrollerini Nükhet Duru, Kayhan Yıldızoğlu, Caner Cindoruk, Cezmi Baskın, Ozan Çobanoğlu, Melda Gür, Selçuk Borak, Murat İpek, Yiğit Yapıcı, Pelin Akil ve Ezgi Erol’un paylaştığı müzikalde, ayrıca 8 kişilik canlı orkestra yer alıyor.

Bambaşka kültürel kimliklere sahip ve bir arada yaşayan insanların hayat hikayelerinin aktarıldığı müzikal, dekor, kostüm ve müzikleriyle eski İstanbul’u izleyiciye yansıtıyor.

Müzikali izlemeye gelenler arasında Halit Kıvanç, Nevra Serezli, Erol Evgin, Atilla Dorsay gibi isimler de yer aldı.

Oda Müziği -Murat Hasgün

Oda Müziği -Murat HasgünMüzik eğitiminin amaçlarından biri de, kendi müzik kültürümüzün yanında evrensel müzik kültürlerinin tanıtılması ve öğretilmesidir. Evrensel müzik kültürünün bir boyutu olan çok seslilik ise, geleneksel Türk müziğinin yapı ve ifade özelliklerine aykırı düşmemek koşuluyla önem arz etmektedir. Öyle ki Türk müziğinin çok seslendirilmesi ilgili yapılan bazı çalışmalar, müziğin geleneksel üslubunu yok etmiş ve bu durum, “Türk Müziğinde çok sesli çalışmalar yapılmalı mı, yapılmamalı mı” tartışmasını beraberinde getirmiştir. Bu tartışmalar çok yaygın olmamakla birlikte hala süredursun, ben, ana hatlarına zarar vermemek şartıyla Türk Müziğinin çok seslendirilmesi konusunda herhangi bir sakınca görmüyorum. Hatta düşüncem o ki; aşırı koruyucu disiplinler, zaman zaman bu koruyuculuğu abartıp, Türk Müziği üzerinde baskıcı bir anlayış oluşturmuşlar ve bu durum, müziğimizin kendi kimliğini ‘paylaşmasına’, dolayısıyla gelişmesine engel olmuştur. Türk müziği icra eden oda müziği topluluklarının sayı bakımından az olması, sanırım çok sesliliğe duyulan ön yargının yansıması.

Bu noktada, Çok Seslilik ve Oda Müziği konularını, tanımlardan yola çıkarak açıklamak yerinde olur.

Çok seslilik

Çok seslilik ile ilgili birden fazla tanım yapmak mümkün. Bir tanıma göre; “Aynı anda tınlayan seslerin, belli bir amaca yönelik olarak ve zamanla değişen görüşlere göre bir düzen içinde kaynaşmasıdır.”(Cangal, 1988:147). Başka ve daha geniş bir tanıma göre ise; “Birden fazla ses partisinin yer aldığı müzik. Gelişim süreci, Avrupa’da orta çağdan günümüze uzanır. 11.yüzyıldan başlayarak gelişen çok seslilik, yöntem bakımından iki genel yönelim izlemiştir: Birincisi Polyphoni (polifoni) olarak nitelenen kontrpuan tekniğine dayalı yatay çokseslilik; ikincisi, Homophonie (homofoni) denen armoni bilimi ve sanatına dayalı dikey çokseslilik. Çağdaş müzikte ilke olarak bu iki çok seslilik yöntemine bağlı kalınmamış yeni çok seslilik stil ve teknikleri geliştirilmiştir” (Say, 2002:135).

Çok seslendirme yönteminin ilk örnekleri barok çağın başlangıcı sayılan 1600 yıllarına rastlamaktadır. Rönesans (1450-1600) ve barok (1600-1750) çağın en önemli çok seslendirme yöntemi olan “kontrapunt”taki “yatay çokseslilik” örgüsüne karşıt olarak aynı anda tınlayan seslerin “dikey” ilişkisine dayanan armonik çok seslendirme, bütün barok çağ boyunca kontrapuntla yan yana (kimi zaman iç içe) kullanılmış olmasına karşın, kullanılan yöntemin teknik yanı ile ilgili yazılı açıklamalar ilk kez 1722 yılında Rameau tarafından yapılmış, konunun teknik yanını ifade eden “armoni bilgisi” terimi de ilk kez G.A.Sorge’nin “Armonik Özet ya da Armoni Bilgisi” (Conpendium harmonicum oder… Lehre von de Harmonie, 1760) başlıklı kitabında kullanılmıştır (bkz.,Cangal, 1999)

Türk Müziğinde çok seslilik

Türk müziğini ilk kez çok sesli yazan kişinin Sultan V. Murad olduğu bilinir. Sultan V. Murad Osmanlı padişahları arasında en çok batı tarzı eser vermiş olanıdır. Armonilenen ilk Türk parçası, Weber’in “Oberon” operasındaki bir Rumeli oyun havasıdır. Ülkemizde çok sesli müziğin gelişimi Cumhuriyet sonrası açılan müzik okulları, bandoların kurulması ve bestecilerimizin yurt dışına gönderilmeleri ile başlar. İlk olarak 19. yüzyılın ortalarında etkilerini gösteren batılaşmanın da etkisi ile tek sesli olan Osmanlı müziği, değişerek çok sesli hale geldi. Cumhuriyetin ilan edilmesi ile birlikte Avrupa da müzik öğrenimi alan Cemal Reşit Rey, Türkiye’ye geri dönerek İstanbul kurslarında öğretmenlik yapmaya başladı. Öğretmenlik döneminde yetenekli gençlere müzik eğitimi vererek, onların Avrupa’ya gidip eğitim alması sağladı. Türk müziğine katkılarından dolayı, çok sesli Türk müziğine adları Türk beşleri olarak geçmiştir. Türk beşleri olarak bilinen isimler Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar, Ahmet Adnan Saygun ve Necil Kazım Akses’dir.

Türk beşlerinden sonra bu alanda, Nuri Sami Koral, Kemal İlerici, Ekrem Zeki Ün, Bülent Tarcan, Sabahattin Kalender, Nevit Kodallı, Ferit Tüzün, İlhan Usmanbaş, Bülent Arel, İlhan Mimaroğlu, Muammer Sun, Cenan Akın, Cengiz Tanç , Kemal Sünder, İlhan Baran, Yalçın Tura, Ali Doğan Sinangil gibi isimler ürünler vermişler ve vermeye devam etmektedirler. Bu kuşaktan sonra da yine bu alanda, giderek artan oranda bir çok besteci ürün vermeye devam etmektedir. Günümüzde ise bu alanındaki besteci sayısı 60′a yaklaşmıştır. Cumhuriyetin kurucusu olan Atatürk de çok sesli müziğe önem vermiştir. Atatürk çok sesli müziğin ülke çapında yaygınlaştırılması amacıyla en ünlüsü 1927 Sarayburnu söylevi olmak üzere bir çok konuşmasında konuyu gündeme getirmiştir.

Oda Müziği

Oda müziği, konser salonunun aksine bir odada veya küçük bir salonda çalınmak amacıyla yapılan ve genellikle çalgı toplulukları için yazılan, yaylı çalgılar dörtlüsünde olduğu gibi her partinin bir çalgıyla çalındığı klasik müzik formudur (Hutkinson Müzik Sözlüğü, 2004, sf.120). Oda müziği, bir zamanlar vokal müzik ve çalgısal müziği kapsardı. Ama bugün terim her bir partiden yalnız bir kişinin sorumlu olduğu (her partiyi tek bir çalgının çalması bakımından diğer orkestral müzikten ayrılır), sınırlı sayıda müzisyen için yazılmış çalgısal çalışmalar için kullanılmaktadır (Collins Müzik Ansiklopedisi, 1991, sf.113). Köken olarak “oda müziği” terimi bir misafir odasında veya küçük bir salonda sınırlı sayıda bir dinleyicinin önünde veya dinleyici olmadan ev ortamında gösteri için yazılan ve solo çalgılardan oluşan müziği ifade eder (Çelenk, 2001, sf.20).

Oda müziği terimi, sonat biçimindeki çalgı parçalarını belirtir. Başka bir deyişle bir grup çalgı için yazılmış sonat veya senfonidir. Wagner dışında 19. ve 20. Yüzyıl bestecilerinin çoğunluğu bu alana ilgi duymuşlardır. Günümüzde oda müziğinin alanı daha da genişlemiştir. Terim bir veya daha fazla çalgı için yazılmış sonatları, ikilileri, üçlüleri, dörtlüleri, beşlileri, altılıları kapsar. Solo veya eşlikli ses parçaları da bu kapsamdadır. (Say 1992, sf.966)

H.Ulrich’e (1966, sf. 2) göre oda müziği, alanı tanıyanlara keyif veren zengin bir kaynaktır. Bir kere literatürlerin en eğlenceli ve en kıymetli olanıdır. Müzik alanındaki amatörler bunu genelde hobi olarak yapar ve müzik alanındaki varlığını ona borçludur. Profesyonel müzisyen ise bu müziği gevşemek amacıyla ve başka hiçbir alanda bulamadığı bir hazzı yaşamak için kullanır. Hem müziksel hem de sosyal açıdan özel yetenek isteyen oda müziği, amatör ya da profesyonel olsun daha çok zevk için yapılır.

Türk Müziği bağlamında oda müziği

Türk müziğinin geleneksel icra yapısı ve ifadesine aykırı olmayacak şekilde, orkestra müziğinden farklı olarak, az sayıda müzisyenden oluşan küçük topluluklarca, konser salonundan daha küçük bir salonda çalınır. Oda müziği toplulukların­da orkestra şefi yoktur. Toplulukta uyum sağlama ve yönetme işini genellikle çalgıcılar­dan biri yürütür. Örneğin, bir yaylı çalgılar dörtlüsünde bu işi birinci keman üstlenir. Geleneksel oda müziği topluluğu “yaylı çalgılar dörtlüsü” biçimindedir.

Geleneksel çalgılarımızın oda müziği kimliğinde çok sesli bir pota içinde değerlendirilmeleri fikri, dönemin azınlıkları dikkate alınarak, 19. yüzyıldaki ilk nota yayınlarında piyano eşliği şeklinde başlamıştır 1930 sonrasında H. Saadettin Arel, arkadaşı Dr. Zühtü Rıza Tinel ile birlikte oluşturdukları “Kemençe Beşlemesi” hem bir ilk, hem bir mihenk taşı olmuştur. Fakat tüm bu ve benzeri atılımların, Arel’in vefatından sonra sessizliğe büründüğünü söylemek mümkün. Öyle ki günümüzde, Türk müziği icra eden oda müziği topluluklarının sayı bakımından az olması, konuya spesifik bir örnek.

Sonuç

Örnek olarak Türk Halk Müziğini ele alırsak, bu müzik için ‘tek sesli’ demek, çokta doğru olmaz. Öyle ki halk müziğinin yapı taşı Bağlama, geleneksel olarak tek tel ile değil, tüm teller kullanılarak (yöre tavırlarına göre farklılık gösterebilir) çalınır. Nitekim alt tel, ana melodiyi çalarken, aynı anda orta ve üst tel, melodiye eşlik eder ve doğal bir çok seslilik oluşur. Bu mantıktan hareketle, kendi müziğimizi, tekrar söylüyorum, ana hatlarını bozmadan ve erozyona uğratmadan, geliştirmek ve ileri kuşaklara taşımak istiyorsak; geleneksel anlayışı bozmamak koşuluyla bu tür yeniliklere, başka bir tabirle bu tür buluşturmalara açık olmalıyız. Bağlama, senfoni orkestrasıyla, repertuarından ödün vermeden çalabilmeli veya bir tambur, oda müziği topluluklarına girebilmeli.

Demem o ki gelişime açık olmak, doğal olanı bozmayacaksa, ona zarar vermez.

*

Murat Hasgün ‘ün makalesini buradan indirebilirsiniz.


 

davetiye

 

Artev Sanat Galerisi yeni yılın ilk sergisini 23 Ocak Cumartesi günü saat 15.00 ‘da açıyor. Ayrıca sergi; Hale Şakar Ürkmezgil, Alp Bartu, Bahattin Odabaşı, Basri Erdem ve Ali Candaş gibi önemli sanatçılara ev sahibeliği yapacak.

 

Şehnaz Hale Şakar Ürkmezgil Kimdir?

Şehnaz Hale Şakar Ürkmezgil (d. 1949, Ankara), Türk heykeltıraş. İstanbul’un Bakırköy ilçesinde yaşamaktadır. 1973 yılında eski adı ile DTGSYO (Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu), şimdiki adı ile Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Serbest – Grafik İllüstrasyon Bölümü’nden mezun oldu.

1973-1990 yılları arasında reklam sektöründe art direktör ve kreatif direktör olarak çalıştı. 1989 yılından sonra seramik ile başladığı çalışmalarını bronz heykele yönlendiren sanatçı, 1997 yılından bu yana figüratif tarzda, mermer yontu ve bronz döküm ile çalışmalarını sürdürmektedir.

hale ürkmezgil (2)KİŞİSEL SERGİLER:

1996  Gülmine Sanat Merkezi…Seramik Heykel

1998  Kıbrıs / Lefkoşa Saçaklı Ev…Bronz Heykel

2000  İst.The Marmara Opera Sanat Koridoru…Bronz Heykel

2000  Ankara / Karaca Sanat Galerisi…Bronz Heykel

2001  İst.The Marmara Opera Sanat Koridoru…Bronz Heykel

2002  Pera Sanat Galerisi …Bronz Heykel

2002  Ankara / Şekerbank Ömer Sunar Sanat Galerisi…Bronz Heykel

2004  Ankara / Galeri Sanat Yapım…Bronz Heykel

2005  Çağla Cabaoğlu Art Gallery…Bronz Heykel

2007  Bakraç Sanat Galerisi…Bronz Heykel ve Desen

2007  Karadeniz Ereğli / 14.Uluslararası Kültür Sanat Festivali…Bronz Heykel ve Desen

2010  Levent Tenis Klübü “Desenleme” Sergisi

2011  Bakraç Sanat Galerisi

2011  Doku Sanat Galerisi/İstanbul

2011  Doku Sanat Galerisi/Ankara

2012  Artev Sanat Galerisi

2012 Doku Sanat Galerisi / Heykel / Desen – İstanbul

2013 Doku Sanat Galerisi / Heykel -İstanbul

2014 Doku Sanat Galerisi / Heykel-İstanbul

2015 Doku Sanat Galerisi / Heykel – İstanbul

2015 Krişna Sanat Galerisi / Heykel / Desen – Ankara

 

YURT DIŞI SERGİLER / ETKİNLİKLER:

1997  Almanya / Hannover-Türk Evi

1997  Almanya / Köln-Atatürkçü Düşünce Derneği

2002  Umut Vakfı”Bireysel Silahsızlanma ve Bireysel Barış”Heykel Yarışması

Onun Silahı Sevgi ,heykeli ile Seçici Kurul Teşvik Ödülü

2002  Ankara Gazi Eğitim Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi”Sevgi Emektir”heykeli

2003  Fransa / ”Roumaziéres – Loubert – Sculptures dargile”Performans yarışması

2013 “90′ıncı yılda 90 Türk sanatçısı Berlin’de” konsepti ve “Özgür ve 90″  /T.C. Berlin Büyük Elçiliği

   FUAR VE BAZI KARMA SERGİLER

1992  Kadın Eserleri Kütüphanesi

1993  Pera Sanat Galerisi

1997  Yunus Emre Kültür Merkezi( Basad )

1998  Yunus Emre Kültür Merkezi

1999  Ankara / Su Ana Sanatevi

2000  10.Art İst Sanat Fuarı ( Su Ana Sanatevi )

2001  1.Ankara Sanat fuarı – Ankart ( Su Ana Sanatevi )

2001  İst. Menkul Kıymetler Borsası ( Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği )

2001  2001 Sanat Galerisi

2002  Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması Lütfü Kırdar ( Pera Sanat Galerisi )

2002  2.Ankara Sanat Fuarı – Ankart ( Galeri Oda )

2002  Artİst 12. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( Pera Sanat Galerisi )

2002  İzmir / Resim ve Heykel Müzesi Sanat Galerisi

2002  Çağla Cabaoğlu Art Gallery

2002  Harbiye Askeri Müze ( Basad )

2003  Bakraç Sanat Galerisi

2003  İstanbul Basın Müzesi Sanat Galerisi

2003  Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması Lütfü Kırdar ( Çağla Cabaoğlu Art Gallery )

2003  Artİst 13. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( Lebriz Com )

2003  Antalya / Ansan Sanat Galerisi

2004  8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Kadın Karması ( Pera Sanat Galerisi )

2004  Ankara / Galeri Sanat Yapım “Kadın”

2004  Artİst 14. İstanbul Sanat Fuarı  – Tüyap ( Lebriz Com )

2004  Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması Lütfü Kırdar ( Bakraç Sanat Galerisi )

2005  Artİst 15. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( Lebriz Com )

2005  Antalya / ahk interiors ( Çağla Cabaoğlu Art Gallery )

2005  Uluslararası Çağdaş Sanat Buluşması Lütfü Kırdar ( Bakraç Sanat Galerisi )

2006  8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Kadın Karması ( Pera Sanat Galerisi )

2006  Artİst 16. İstanbul Sanat Fuarı – Tüyap ( 2001 Sanat Galerisi )

2006  Art İstanbul Çağdaş Sanat Günleri – Antrapo ( Bakraç Sanat Galerisi)

2007  Ankara / Karaca Sanat Galerisi “10.Yıl”Kişisel Katılımcılar

2007  Ankara / Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği “37.Yıl”

2008  Beşiktaş Çağdaş 3. Sanat Fuarı MKM ( Ortaköy Sanat Galerisi )

2009  86/86 Cumhuriyet Sergisi (Cumhuriyet Sanat Galerisi Taksim Meydanı)

2009  Nişantaşı Sanat Parkı (Sinpa A.Ş / Şişli Belediyesi)

2010  Birleşmiş ressamlar ve Heykeltraşlar Derneği (BRH) Sergi ve Work Shop

2010  Art Show 2010. MKM

2010  Doku Sanat Galerisi (Yaz Karma Sergisi)

2011 Artev  Sanat Galerisi

2011 Eskişehir Sukurusu Atölyesi  “Ucube Sergisi” / Eskişehir

2011 Nar Sanat İstanbul 8 Mart / 8 Kadın Sanatçı Sergisi

2011 “Ustaya Saygı” Heykel Sergisi MKM

2012  “42. Yılı için 142 sanatçı “BRHD

2012  Artev Sanat Galerisi

2012 Galeri Sanat Yapım (30.Yıl Sergisi) , Ankara

2013 Next Level, Ankara

2013 İstanbul ARTBOSPHORUS Çağdaş Sanat Fuarı

2013 Işık Üniversitesi Galerisi -Şile  8 Mart Dünya Kadınlar Günü

2014 GÖRSAV “Buluşma”-İstanbul

2014  Romen geneleksel Martişor Kutlaması ve   Dünya Kadınlar Günü ne adanmış “2014 Kadın Sanatçılar Günü”  Romanya Büyükelçiliği – Ankara

2014 Artev Sanat galerisi – İstanbul

2014 Doku Sanat Galerisi “Güz Karması” / İstanbul

2015 GÖRSAV “Cam Tavanı Delen Kadınlar” – İstanbul

2015 Bahçede Heykel / İstanbul

 

ali-candaş-sonALİ CANDAŞ KİMDİR?

Ali Candaş (d. 1940 Trabzon / Beşikdüzü), İstanbul ‘da yaşamaktadır. İlköğrenimini Erzurum Gazi İlkokulunda yaptı. 1952 yılında Erzurum Pulur Köy Enstitüsü’ne sınavla girdi.1956 yılında İstanbul, Çapa öğretmen Okulu resim semineri öğrencisi oldu. 1959 yılında Bu okuldan ilkokul öğretmeni olarak mezun oldu. Aynı yıl İstanbul- Çatalca Bahşayiş köyü öğretmeni oldu Aynı yıl Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’nü ikincilikle kazandı. 1962 yılında resim-iş öğretmeni olarak Urfa Kız Öğretmen Okulu’na atandı. 1965’te Trabzon Karma Ortaokuluna nakli çıktı. Aynı yıl, Ordu, Perşembe Öğretmen Okulu resim-İş öğretmenliğine geçiş yaptı. 1971 yılında ilk kişisel sergisini bu şehirde açtı. 1973 yılında İstanbul-Çapa Öğretmen Okulu resim öğretmenliğine atandı. Bu okulda beş yıl çalıştıktan sonra 1978 yılında İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü’ne geçti. (Şimdiki adıyla Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü. Aynı kurumdan Prof. Ünvanı ile 2006 yılında kendi isteği ile emekli oldu.

 

Kişisel sergiler

  • 1971 Ordu Halk Kütüphanesi–Ordu
  • 1983 İstanbul -Ankara ;Taksim Sanat Galerisi-İstanbul –Parmakkapı İş Sanat Galerisi-İstanbul ,Turkuvaz Sanat Galerisi – Ankara
  • 1984 İstanbul – İzmir; Resim Heykel Müzesi – İzmir, Taksim Sanat Galerisi – İstanbul
  • 1985 Ankara Turkuvaz Sanat Galerisi – Ankara
  • 1986 İstanbul; Ankara Taksim Sanat Galerisi – İstanbul, Yaratım Sanat Galerisi – Ankara
  • 1987 İstanbul Ramko Sanat Merkezi – İstanbul
  • 1988 İstanbul, Ankara,İzmir;Dönüşüm Sanat Galerisi – Ankara, Leonardo Sanat Galerisi-İzmir, Gorbon Sanat Galerisi-İstanbul,Ümit Yaşar Sanat Galerisi-İstanbul
  • 1989 İstanbul Atatürk Sanat Galerisi- A.E.F. İstanbul, Altıneller Sanat Galerisi- İstanbul
  • 1990 Ankara Doku Sanat Galerisi- Ankara
  • 1991 Ankara Doku Sanat Galerisi – Ankara
  • 1992 Ankara, İzmir; Emlakbank Sanat Galerisi- Ankara, Leonardo Sanat Galerisi- İzmir
  • 1993 Bandırma, Ankara, İstanbul; Kocaeli Bandırma Belediyesi Sanat Galerisi-Bandırma,Doku Sanat Galerisi – Ankara

Alkent Actuel Art Galeri- İstanbul, Kocaeli Üniversitesi Sanat Galerisi– Kocaeli

  • 1994 İstanbul Karsu Tekstil Sanat Galerisi- İstanbul
  • 1995 İstanbul ,Ankara Doku Sanat Galerisi – Ankara, Alkent Actuel Art Galeri – İstanbul
  • 1996 Ankara, Antalya, İstanbul Doku Sanat Galerisi – Ankara,Türkiye Kalkınma Bankası Sanat Galerisi- Antalya,6.Sanat Fuarı – İstanbul, Karsu Tekstil Sanat Galerisi – İstanbul
  • 1997 Adapazarı, Ankara, Didim, İstanbul Sakarya Sanatevi – Adapazarı, Doku Sanat Galerisi – Ankara,Didim Sanat Galerisi – Didim, Doku Sanat Galerisi – Ankara, Meb Sanat Galerisi-İstanbul
  • 1998 Ankara Doku Sanat Galerisi – Ankara
  • 1999 İzmir, Ankara,Antalya Vakko Sanat Galerisi-İzmir, Doku Sanat Galerisi- Ankara, Orkun-Ozan Sanat Galerisi- Antalya
  • 2000 İstanbul, Ankara Garanti Sanat Galerisi – İstanbul, Doku Sanat Galerisi – Ankara
  • 2001 İzmir, Ankara Temizocak Sanat Galerisi – İzmir, Doku Sanat Galerisi – Ankara
  • 2002 İstanbul Doku Sanat Galerisi – İstanbul, Alkent Actuel Art Galeri – İstanbul
  • 2003 Ankara Doku Sanat Galerisi – Ankara
  • 2004 İstanbul, Adana; Ankara Atatürk Kültür Merkezi – Taksim – İstanbul, Doku Sanat Galerisi – Ankara, Sanatçılar Der. Galerisi – Adana, Myra Sanat Galerisi – İstanbul
  • 2005 İstanbul; Ankara Doku Sanat Galerisi – İstanbul, Doku Sanat Galerisi – Ankara, Bakraç Sanat Galerisi – İstanbul
  • 2006 İstanbul,Ankara Doku Sanat Galerisi – İstanbul, Doku Sanat Galerisi – Ankara, Cream Art Sanat Galerisi – İstanbul
  • 2007 İstanbul, Ankara Doku Sanat Galerisi – İstanbul, Doku Sanat Galerisi – Ankara
  • 2011 İstanbul, Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği sergi salonu –Fotoğraf Sergisi

Karma Sergiler

SERGİLER – KARMA VE GRUP

  • 1973 İstanbul -Ankara DYO sergisi İzmir – Ankara – İstanbul , 34.Devlet Resim Sergisi- Ankara – İstanbul
  • 1975 İstanbul İstanbul Arkeoloji Müzesi Açık Hava Sergisi
  • 1976 İstanbul İrfan Ertem Sanat Galerisi – İstanbul
  • 1979 İstanbul Eğitimci Ressamlar Sergisi- Taksim Sanat Galerisi – İstanbul
  • 1983 İstanbul, Mersin, Ankara Günümüz Sanatçıları 4. Açık Hava Sergisi- İstanbul,Uluslararası 9. Mersin Festivali, Sergisi – Mersin,44. Devlet Resim Heykel Sergisi – Ankara
  • 1984 İstanbul , Ankara, Cezayir; İzmir Günümüz Sanatçıları 5. Sergisi – İstanbul, Enka Sergisi – İstanbul, İnönü Vakfı Sergisi – İstanbul, Türkiye –Cezayir Sergisi – Ankara – Cezayir, DYO Sergisi – İzmir – Ankara
  • 1985 İzmir, Ankara, İstanbul, Bursa Adalar Belediyesi Sergisi, DYO Sergisi – İzmir – Ankara – İstanbul – Bursa, 45. Devlet Resim – Heykel Sergisi – Ankara – İstanbul – İzmir, İzmir Ticaret Odası 100.yıl Sergisi – İzmir
  • 1986 İstanbul, Ankara, Eskişehir ,İzmir 1. Asya – Avrupa Bienali Sergisi – Ankara, Türkiye Jokey Klübü Sergisi – İstanbul

T.B.M.M. Egemenlik Sergisi, T.P.A.O. Atatürk Yarışması Sergisi – Ankara, Esbank Yunus Emre Sergisi – Eskişehir – Ankara – İstanbul – İzmir

  • 1987 İstanbul, Eskişehir, Ankara, Bursa, Tekirdağ, Trabzon Lisesi 100.yıl Sergisi- İstanbul, Esbank – Yunus Emre Sergisi – Eskişehir – İstanbul – Ankara – Bursa, Selahattin Taran Anısı Sergisi- İstanbul – Ankara, Bandırma Kuş Cenneti Festivali Sergisi – Ankara, Tekirdağ – Kiraz Festivali Sergisi – Tekirdağ, Tekel Sergisi – İstanbul
  • 1988 İstanbul,Ankara,Bandırma, Lahey, Eskişehir,T.B.M.M. Egemenlik Sergisi – Ankara, Pamukbank 37.yıl Sergisi- İstanbul

Bandırma Festivali Sergisi- Bandırma, Lahey Sergisi – Lahey, Yunus Emre Sergisi – Eskişehir,

  • 1989 İstanbul, Ankara Gorbon Sanat Galerisi Yaz Sergisi, Öğretim Üyeleri Sergisi- İstanbul, 50.Devlet Resim-Heykel Sergisi- Ankara
  • 1990 İstanbul, Avusturya,Salzburg AIAP (UPSD) Dayanışma Sergisi, İ.Ü.İşl.Fak. Kulübü karma Sergisi – İstanbul

Öğretim Üyeleri Sergisi – Viyana – Avusturya, Öğretim Üyeleri Sergisi – Salzburg

  • 1991 İstanbul, Avusturya Öğretim Üyeleri Sergisi – Gras – Avusturya, Dünya Kadınlar Günü Sergisi]] – İstanbul, İ.T.Ü. Sanatçı Elele Sergisi – İstanbul
  • 1992 İstanbul Geçmişten Günümüze Karma Sergisi – İstanbul, Benadam Sanat Galerisi – İstanbul
  • 1993 İstanbul, Ankara Kas Hastalıkları Derneği Sergisi – İstanbul, Haydarpaşa Numune Hastanesi Sergisi – İstanbul, Çıplak Estetiği Sergisi – Ankara
  • 1994 İstanbul R-Türk Kanser Derneği Sergisi – İstanbul, Kas Hastalıkları Derneği Sergisi – İstanbul, Maltepe Bel. Füsun Kahveci San. Gal. Sergisi – İstanbul
  • 1995 Kişinev, İstanbul Moldova Grup Sergisi – Kişinev, UPSD Bosna – Hersek Sergisi – İstanbul, Gazilerimize Ressam Desteği Sergisi – İstanbul, Afife Jale Sanata Evet Sergisi – İstanbul
  • 1996 Çatalca Çatalca Bel. Öğretim Üyeleri Sergisi – Çatalca
  • 1997 Avusturya Öğretim Üyeleri Sergisi – Viyana – Avusturya
  • 1998 İstanbul, Edirne Ardahan’dan Edirne’ye 75.yıl Sergisi – Ardahan – Kırklareli – Edirne, 75.yıl Sergisi- İstanbul
  • 1999 İstanbul, Ankara Hocalar ve Hocaların Hocaları Sergisi – Ankara – İstanbul
  • 2000 İstanbul, Ankara Ruhi Su ‘İmece’ Sergisi – İstanbul, Köy Enstitüleri 60.yıl Sergisi – Kadıköy – Ankara, Türk Çağdaşlaşmasında Kadın Sergisi – İstanbul, Yaz Karma Sergisi – Doku Sanat Gal. – Ankara, Ankart (Doku Sanat ile) Ankara, Yaz Karması- Doku Sanat Gal. – İstanbul
  • 2001 İstanbul, Ankara Yaz Karma Sergisi – Doku Sanat Gal. – Ankara, Yaz Karma Sergisi – Doku Sanat Gal. – İstanbul, İstanbul Sanat Fuarı (Doku Sanat Gal.) ile Cumhuriyet Sergisi A.E.F., Cumhuriyet Sergisi – Beşiktaş Kültür Merkezi – İstanbul
  • 2002 İstanbul, Bursa,Ankara Sasav Karma Sergisi – Maltepe-İstanbul,Uludağ Üniversitesi Sanat Galerisi Açılış Sergisi – Bursa

Pakpen Sanat Galerisi Açılış Sergisi – İstanbul, Karma Yaz Sergisi – (Doku sanat ile) İstanbul, T.C. Ziraat Bankası Koleksiyon Sergisi – Ankara, Neyran Sanat Galerisi Karma Sergisi – İstanbul

  • 2003 İstanbul, Edirne,Çanakkale, Bolu,Bandırma,Balıkesir, Eskişehir Ares Sanat Evi Karma Sergisi – İstanbul

Basri Erdem Koleksiyon Sergisi – İstanbul, Basri Erdem Koleksiyon Sergisi – Edirne, Basri Erdem Koleksiyon Sergisi – Çanakkale, Basri Erdem Koleksiyon Sergisi – Bolu İzzet Baysal Üniversitesi, Bandırma Festivali Sergisi – Bandırma, Balıkesir Liseliler Derneği Sergisi – Balıkesir, Balıkesir Bel. Kültür Sanat Eğitim Mer. Sergisi – Balıkesir, Tema Vakfı Yararına Sergi – İstanbul (Antik A.Ş.),Öğr. Üyeleri Sergisi – Anadolu Üni. – Eskişehir

  • 2004 İstanbul, Ankara Ulusal Kanal 150 Sanatçıyla Büyük Sergi – İstanbul, Bağımsız Cumhuriyet Partisi Sergisi – Ankara

Cumhuriyet için Resim – Heykel Sergisi – Ankara, Karma Sergi – Sasav – İstanbul, 2. Sanat Eğitimi Sempozyumu Sergisi – Ankara, Baskı Müzesi Destek Sergisi – İstanbul, Sasav Sergisi – İstanbul

  • 2005 İstanbul, Ankara Dört Ustadan Karma Sergi – Doku Sanat – Ankara, Ege Art Ege Üniversitesi Fuar Sergisi – İzmir, Gurup Sergisi – Cream Art Sanat Galerisi -İstanbul, Yeni Yıl Sergisi – Doku Sanat Gal. -İstanbul, Güney Asya İçin Dayanışma Sergisi – Ankara

Maltepe Üniversitesi. Sergisi – İstanbul, Doku Sanat Gal. Karma Sergisi – İstanbul, Kargaşa Sergisi – İstanbul

  • 2006 İstanbul İnkarı inkar Sergisi – İstanbul, Art İstanbul fuar Sergisi – Bakraç Sanatla – İstanbul
  • 2007 İzmir, Eskişehir Begüm Sanat Galerisi Karma Sergisi – İzmir, 17 Nisan Köy Enstitülüler Sergisi – Eskişehir

Ödüller

  • 1983 9.Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali Resim Yarışması

ÖDÜL

  • 1987 TBMM Milli Egemenlik ve Barış konulu Resim Yarışması

MANSİYON

  • 1987 4.Yunus Emre ‘Sevelim sevilelim’ Resim Yarışması
  • 1987 21. DYO Resim Yarışması

MANSİYON

  • 1988 TBMM Milli Egemenlik temasını da içeren Resim Yarışması

BİRİNCİLİK

  • 1988 Uluslararası Bandırma Kuş Cenneti Kültür ve Sanat Festivali

BAŞARI PLAKETİ YAYINLAR

  • 1987 Ramko Sanat Merkezi Kataloğu
  • 1992 Emlakbank Sergi Kataloğu
  • 1993 Alkent Actuel Art Sergi Kataloğu
  • 1994 Karsu Tekstil Sanat Gal. Kitapçığı
  • 2000 Garanti Sanat Galerisi Sergi Kataloğu
  • 2002 Alkent Actuel Art Kitabı (200 sayfa)
  • 2004 Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Sergisi Kitapçığı

 

Alp Bartu Kimdir?

ALP BARTU1947’de Manisa’da doğmuş, ilk ve orta öğrenimini Hatay, Adana ve Antakya illerinde yaptıktan sonra Marmara Üniversitesi’ne bağlı Eğitim Fakültesi’nin Resim Bölümü’nden 1976- 1977 akademik yılında mezun olmuştur.

Daha sonra birçok orta öğretim okul ve kuruluşlarında resim öğretmeni olarak görev aldıktan sonra 1993 yılında Maçka Teknik Plastik Sanatlar Bölümü’nden emekli olmuştur.

Resimleri yurtiçi ve yurtdışı özel koleksiyonlarla, banka koleksiyonlarında bulunmaktadır.

Alp Bartu toplumumuzun çeşitli kesimlerinden seçtiği konuları renk ve biçim düzenlemesiyle işlemiştir. Figür doğa ilişkisini sevinç, üzüntü ve heyecanla birleştirerek resimlerinde yansıtan sanatçı, İstanbul’da yaşamaktadır.

Alp Bartu’nun resminde, uyumlu ve dengeli bir biçimde bir araya getirilen insanlarının özellikle öne çıkmayışları, birbirinin arkasında yok olmayışları çok önemli bir özellik olarak göze çarpıyor. Bütünlük parça için değil, parçalar bütünlük içinde görevlendiriliyor. Resme bakan izleyiciler de dansçıların, balıkçıların, eğlenen insanların, çalgıcıların bir parçası oluyor. Her şeyin bu öbeğin(grubun) dengesi içinde bulunması çok önemli.

Bartu, çalışmalarında insan yüzlerini belirsizleştiren, kendine özgü kişisel bir biçem oluşturacak sanatsal anlatıma varabilmiş. Yüzlerin beyaz bir leke ile kapanması yeterli bulunmuş, yüzlerde ayrıntı yok, mimik yok bütünlük içindeki hareketlerde izleyicinin dikkatini başka yere çekecek ayrıntı yok. Resimdeki insanların hareketleri, bizleri, büyük bir etkiyle dikkatimizi iyice toplamaya, özellikle olayların içine sürüklemeye zorluyor.

Alp Bartu’nun yağlıboya resimlerini, insan ilişkilerinin bireyselliğini belirtmekten çok onların insancıl ilişkilerine ağırlık vermiş anlamda görmek gerek. İnsanların yüzlerinden çok genel anlatımını ele alan Bartu’nun, onların psikolojik yapısıyla da ilgilenmeyerek her birini bir arada bulunan kimliği belirsiz birer üye, bir öbeğin ya da topluluğun birlikteliğindeki bir varlık olarak gösterdiğini ve bu anlamda sağlanmış olan uyum ve bütünlüğe vardığını
görebiliyorsunuz.

 

basri erdemBasri Erdem Kimdir?

İlköğreniminin ardından, girdiği altı yıllık Kepirtepe İlköğretmen Okulu’nun sınavını kazanarak yatılı okuma hakkını elde etti. Okula kaydını yaptırarak; üç yıl boyunca öğrenim gördü. Öğretmen okullarının güzel uygulamalarından biri olan yeteneğe yönlendirme uygulamasından yararlanarak öğretmen okulunun üçüncü sınıfından dördüncü sınıfa geçerken; ders notlarının aritmetik ortalamasının yüksek oluşuna paralel resim yeteneğinin öğretmenleri tarafından keşfi ile 1963 yılında yetenek sınavıyla İstanbul Ortaköy İlköğretmen Okulu resim seminerine girdi. Kültür ve pedogojik derslerinin yanı sıra ağırlıklı olarak haftada sekiz saat da resim derslerinde temel sanat eğitimi aldı. 1966 yılında sınıf öğretmeni olarak mezun olan Erdem, bir yıl ilkokullarda sınıf öğretmenliği yaptı. Almış olduğu sanat eğitiminin dürtüsü ile şimdki adı Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi olan dönemin İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü’nün uygulamalı yetenek sınavını kazanarak 1967yılında bölüme kaydını yaptırdı. Üç yıl gördüğü resim eğitiminin ardından resim öğretmeni olarak mezun olup; 1970 yılından 1974 yılına kadar Urfa Kız İlköğrtmen Okulu’nda resim öğretmenliği yaptı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın eğitim enstitülerine eleman kazandırmak amacıyla açmış olduğu sınavı başararak; 1974 yılında İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü, Grafik Dalı öğretmenliğine atandı. Altı yıl sonra Atatürk Yüksek Öğretmen Okulu öğretmenliğine atanan Basri Erdem, 1985yılında Marmara Üniversitesi’nde Lisans tamamladı. Doktoraya eşdeğer Sanatta yeterlik ünvanını 1986’da alan sanatçı , 1.Asya Avrupa Bienali’ne katıldı. 1987 yılında Doçent 1997 yılında da Profesör oldu. Yurt dışında çeşitli sanat etkinliklerine katılarak eserleri sergilenen Erdem, 2007 yılına kadar Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalıştıktan sonra, kendi isteği ile emekli oldu.

Halen Fevziye Mektepleri Vakfı üniversitesi olan Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görevine devam etmektedir.

Sergileri

  • 1997 Başak Sıgorta Sanat Galerisi İzmir
  • 1998 Mıknatıs sanat Galerisi Ankara
  • 1999 Akpınar Sanat Galerisi Ankara
  • 2000 Art Hall Sanat Galerisi İstanbul
  • 2001 Mıknatıs Sanat Galerisi Ankara
  • 2003 Galeri IV. Sanat Erguvan Kat istanbul
  • 2003 YEKÜV Nilüfer Gökay Eğitim ve Kültür Merkezi İstanbul
  • 2004 Kaynak Sanat Galerisi İstanbul
  • 2006 Palet Sanat Galerisi İstanbul
  • 2008 Art Park Galerisi Ankara
  • 2008 Bakraç Sanat Galerisi İstanbul
  • 2008 YEKÜV Nilüfer Gökay Eğitim ve Kültür Merkezi İstanbul

 

Bahattin Odabaşı Kimdir?

bahattinSivas Gürün’de 1947 yılında doğan Odabaşı, Eğitim Enstitüsü Resim Bölümünü birincilikle bitirdi. 1968 yılından bu yana yurtiçi ve yurtdışında 200’e yakın karma sergiye katılan ve kişisel sergi açan Odabaşı, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Resim Ana Sanat Dalı’nda yardımcı doçent olarak görev yaparken, 1996 yılında emekli oldu.

İstanbul Beykoz’daki özel atölyesinde 2006 yılından bu yana sanat çalışmalarını sürdüren Odabaşı, sanat fuarları ve sempozyumlara katılarak, birikimlerini sanat dünyası ile paylaşıyor.

Çağdaş Türk resim sanatında özgün bir doğa yorumcusu olarak tanınan Odabaşı, halen İstanbul Arel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapıyor.

 

 

 

 

GİRİŞ

Tarih boyunca alt kültür müziklerinin pek çoğu sosyo – ekonomik sınıflaşma sonucu baskıya maruz kalan ve ezilen gruplardan çıkmıştır. Araştırmanın konusu olan Caz müziği de bunlardan biridir. 1880’lerde New Orleans’ta gelişmeye başlayan Caz müziği Blues ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri’nde doğan siyahi yerel müziklerin atası olarak kabul edilmektedir. Kaynağında Afrika – Avrupa kökenli ritm ve melodilerin, tarlalarda söylenilen iş şarkılarının, dinsel müziğin, Fransızların sokak şarkılarının, halk dansları müziklerinin var olduğu Caz, siyah Amerikalıların etkilendiği çok değişik müzik türlerinin sentezidir. İmprovizasyon (doğaçlama) ve swing (salınım) etkenleri Caz stillerinin temelini oluşturmuştur. Doğaçtan anlatılan hikayelere, “çağrı ve yanıt” ilişkisine dayanan Caz, doğal ruhsal tepkilerin ses ve ritmle anlatılmasına olanak verir.

  1. KÖKEN

Amerika’lı caz eleştirmeni Marshall W. Stearns şu tanımı yapar: “Caz, Afrika – Avrupa kaynaklı melodi ve ritmin, Avrupa armonisi ve çalgılarıyla birleştirilmesi sonucunda doğaçtan çalınan Amerikan müziğidir.”                                                                                                               Bu yalın tanımın içinde yer alan “Amerikan” sözcüğü tepkiyle karşılanmıştır. Uzmanlar, bu müziğin “Amerika’dan dolayı” değil, “Amerika’ ya rağmen” gerçekleştiğini söylerken haklıdırlar. Buna göre tanımdaki “Amerikan müziği” yerine “uluslararası müzik” sözcüklerini koymak doğru olacaktır.                                                                                              Cazın doğum yeri ve beşiği Amerika’dır; cazı yaratan insanlar ise zencilerdir. Eğer Afrika’lı zenciler 16. yüzyılın sonlarından 19. yüzyılın son çeyreğine kadar köle tüccarları eliyle Amerika’lı toprak sahiplerine getirilip satılmasaydı, caz müziği doğmayacaktı.

Öte yandan caz, çeşitli müziklerin karışımıdır: Afrika’nın halk müziği, zenci kölelerin tarlada çalışırken söyledikleri iş şarkıları, İngiliz’lerin dinsel müziği, Fransız’ların sokak şarkıları ve halk dansları müziği ile Fransız bando müziği, İspanyol sömürge müziği ve bir ölçüde kızılderili müziği… “Bütün bunlar zencinin potasında eridi ve en bol, en etkileyici gereç, blues, ortaya çıkan müziğe ayrıca çeşnisini verdi.”

 

 

2.CAZIN DOĞUŞU VE KÖKENLERİ

Caz müziği 1880′ lerde New Orleans’ta gelişmeye başladı ve 1920’lerin başında New York, Los Angles ve Chicago’da yapılan kayıtlarla son şeklini aldı. O zamanlar birçok değişik akım cazın ortaya çıkışında yol gösterici olmuştur. Bunlardan biri melodilerin ve akorların eşliğinde simgesel olarak özgürlüğe kavuşma çabalarıydı. Bu akım bugün doğaçlama olarak tanımladığımız olaya liderlik etmiştir. Bir diğeri ise, siyahi Amerikalıların yarattığı blues ve ragtime gibi müzik türleriydi.

Caz müziğinin neden ve nasıl Amerika’da ortaya çıktığını ve bu kadar farklı türde müziğin nasıl biraraya geldiğini anlayabilmek için, Afrikalıların kölelik Amerika’sındaki yaşamlarına göz atmamız gerekir. Afrikalı köleler Amerika’ya getirildikleri zaman yanlarına müzik aletlerini almalarına izin verilmemişti. Ama onlar müzikal zevklerini ve geleneklerini yanlarına almışlardı. Afrikalıların yüzyıllar önce yaptığı bu hareket, Avrupa müziğinin neden Afrika kökenli Amerikalılar tarafından çalındığında daha farklı duyulduğunu biraz da olsa anlamamıza yardımcı olabilir. Örneğin bazı köleler Avrupa kökenli kilise müziklerini, yöresel müzikleri ve dans müziklerini kendi müzik zevk ve geleneklerine uyacak şekilde değiştirdiler. Onların çocukları da atalarının müzikteki bu davalarının peşinden gittiler. Böylelikle bu müziksel tercih nesilden nesile devam etti.

 2.1.Caz neden New Orleans’da ortaya çıktı?

Fransızlar 1718 yılında New Orleans’ a yerleşmeye başladılar ve 1719 yılında yüz kırk yedi siyah köle buraya getirildi. 1722 yılının başında New Orleans’ta kölelik tamamen yayılmamıştı, hala özgür siyahlar vardı. 1763 yılında Fransızlar Louisiana topraklarını İspanyollara hediye ettiler. Ancak 1769 yılına kadar İspanyolların kuralları bu topraklar üzerinde tam olarak geçerli olmadı. Daha sonrasında gelen İspanyol kurallarına rağmen, Fransızların dilleri ve gelenekleri hep ön plandaydı. 1801’de İspanyollar Louisiana’yı Fransızlara geri verdiler. Ancak İspanyolların koymuş olduğu kurallar, 1803′ te Louisiana Amerika Birleşik Devletleri tarafından Fransızların elinden alınana kadar, geçerliliğini sürdürdü.

İspanyolların bu topraklar üzerindeki etkisi bazı sosyolojik örneklerde göze çarpıyor. Örneğin o yıllarda farklı etnik gruplardan insanların birbirleriyle evlenmeleri Louisiana’da çok sık gerçekleşen bir olaydır. Ayrıca İspanyol kuralları çok sayıda kölenin özgür kalmasını sağlamış, bu da özgür siyahların sayılarının artmasına neden olmuştur. 1800′ lerin ortalarında siyah ve beyaz ırkın biraraya gelmesi, Avrupa ve Afrika geleneklerinin etkileşimlerine yol açmıştır. İki ırkın birleşmesinden oluşan bu yeni ırk Creole toplum olarak bilinir ve Creole’ler biraz Afrikalı biraz da Fransızdır.

New Orleans caz müziğinin ortaya çıkması için ideal bir yerdi. Mississippi Nehri’nin ağzının yakınında olan New Orleans Amerika için gelişmekte olan bir ticaret yoluydu ve bu nedenle o zamanlar ticaretin merkeziydi. Ticari öneminin yanısıra bir liman şehri olduğu için buraya dünyanın heryerinden insanlar geliyordu ve New Orleans günden güne kozmopolitik bir yerleşim merkezi şeklini alıyordu. Bu kadar renkli bir yerin eğlence hayatı da çok renkliydi. New Orleans’ta birçok bar vardı ve bu barlarda sık sık dans partileri yapılıyordu. New Orleans’ taki bu yoğun eğlence hayatının sonucu olarak, bölgedeki müzisyenlere birçok iş imkanı doğuyordu.Bu dönemde canlı müziğe çok büyük bir istek vardı ve yeniliklere olan ihtiyaç devam ediyordu.

Bu istek ve ihtiyaaçlar müzisyenlerin yeni stiller yaratmalarına neden oldu. Müzisyenler değişik ve garip yaklaşımları harmanladılar, gözden geçirip yeniden düzenlediler. Bu gelişmeler cazın ortaya çıkışında büyük rol oynadı.[3]

        2.2.Caz’ın kökenindeki yapı

İlk ortaya çıkışından şimdiye dek, caz 19 ve 20. yüzyıl Amerikan popüler müziğinden etkilenmiştir. Caz terimi ilk batı kıyısında ortaya çıkmış ve Chigago’da 1915’lerde yapılan müziği tanımlamak için kullanılmıştır. Bu zamandan öncede caz New Orleans’ta yapılsa da caz ismi ile adlandırılmamaktaydı.

Caz’ı ta. dayanır. Belki de onu bir sanat müziği formu olarak tanımlayabiliriz Amerika kökenli ama siyahların Avrupa müziği ile karşı duruşlarıyla şekillenen bir form olarak.

 1843’e dek New Orleans’da Afrika dans ve davullarının olduğu festivaller düzenlenir tıpkı benzerlerinin New York ya da New England’ta yapıldığı gibi. Afrika geleneksel müziği Avrupa tarzı armoni içermez , tek seslidir.

19 uncu yüzyılın başlarında Avrupa sazlarını çalmayı öğrenen siyah müzisyenlerin sayısı artmaktadır. Sonuçta Güney Amerika, Karayip ve diğer köle melodileri salon müziği olarak piyano ile icraya başlanır. Siyah köleler “harmonik” tarzları da öğrenerek kendi müzikleri ile harmanlarlar.

    2.3.Başlangıç dönemi

Zencilerin en yoğun olduğu New Orleans’ ta doğan caz, Mississipi nehrindeki gemilerde çalan müzisyenler tarafından Amerika’ nın içlerine yayılmıştır. Bilinen ilk caz parçalarını Buddy Bolden (trompet) ve Jerry Roll Morton (piyano) yapmıştır (1895-1905)

 

“New Orleans Stili” nin ritmik yapısı “Avrupa Müziği” nin “Marş” ritmine çok yakındır. Caz ritmine özgü o bilinen “dalgalanma” henüz bu stilde yoktur. Genel anlamda dalgalanmayı, 1. ve 3. zamanlardaki güçlü vuruşlar yerlerinde kalırken, 2. ve 4. zamanların da vurgulanması yaratır. Oysa “New Orleans Stili” nde bu ritmik olguya pek rastlanmaz. Vurgular 1. ve 3. Zamanlardadır.

“Hot” (ateşli) çalış, ilk kez “New Orleans Stili” nde görülür. Bu çalış tekniği, anlatımın son derece sıcak oluşuyla karakterize edilir. “Sound”, (müzikal tını, ses) “cümleleme”, “vibrato” teknikleriyle özgünleşir. Müzisyenler, enstrümanlarını “çalmaktan” çok, onlarla “konuşarak” duygularını yansıtırlar.

Kornetçi Buddy Bolden, sonradan “jazz” olarak adlandırılacak tarzın öncülerinden biri olarak zikredilen bir müzik topluluğunun başıydı. 1895 – 1906 yılları arasında New Orleans’da çaldı. Bolden’dan bugüne gelen herhangi bir plak kaydı yok ama Bolden topluluğunun repertuvarında bulunan “Buddy Bolden Blues” gibi çeşitli ezgiler birçok diğer müzisyen tarafından kaydedildi.

 

 KAYNAKLAR

Ahmet Say – Müzik Tarihi Kitabı (Müzik Ansiklopedisi Yayınları 8. Basım)  Erişim tarihi: 26.10.15 / 18:10

http://acikerisim.baskent.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/baskent/1529/00127.pdf?sequence=3&isAllowed=yç Erişim tarihi: 25.10.15 / 19:26

http://www.alka.com.tr/alphtml/jazzhtm/index_caz.asp?page=icerik&id=26      Erişim tarihi: 28.10.15 / 17.30

http://cibrank.blogcu.com/cazin-dogusu-ve-kokenleri/117126 Erişim tarihi: 26.10.15 / 19:30

http://dosya.marmara.edu.tr/aef/mzo/2013-2014%20duyurular/%C4%B0smet%20ARICI/gpm_2014.pdf     Erişim tarihi:  28.10.15 / 18.04

http://muzik.stereomecmuasi.com/2011/09/caz-muzigin-tarihcesi.html  Erişim tarihi: 27.10.15 / 21:20

 [1]http://acikerisim.baskent.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/baskent/1529/00127.pdf?sequence=3&isAllowed=y

[2] Ahmet Say – Müzik Tarihi Kitabı (Müzik Ansiklopedisi Yayınları / 8. Basım)

[3]: http://cibrank.blogcu.com/cazin-dogusu-ve-kokenleri/117126

[4] http://muzik.stereomecmuasi.com/2011/09/caz-muzigin-tarihcesi.html

[5] http://www.alka.com.tr/alphtml/jazzhtm/index_caz.asp?page=icerik&id=26

[6] http://dosya.marmara.edu.tr/aef/mzo/2013-2014%20duyurular/%C4%B0smet%20ARICI/gpm_2014.pdf

 

Bu makale Nar Sanat Eğitim Kursu eğitmenlerinden Burcu Işıl Oğuz tarafından hazırlanmıştır. Buradan indirebilirsiniz.

RAGTIME

1800’lerin sonunda Ragtime New Orleans’ta çok popülerdi.1870 dolaylarında ortaya çıkan ilk caz parçalarına Ragtime deniliyordu. Ragtime New Orleans stili caz müziğindeki ilk stil olarak niteledirildi. Ragtime’ın ortaya çıktığı yer ise Missouri eyaletindeki Sedaila idi.Rag kelimesi askeri marşların ve Afro-Amerikan Banjo müziğinden alınmış ritimlerin bir arada kullanıldığı müzik türü anlamına gelir. Genellikle Ragtime ilk olarak 1890’larda görülen, piyano için yazılmış müziklere verilen isimdir.

  • Ragtime Stili Müziksel Yapısı

“Ragtime”lar, “serbest doğaçlama” ürünü eserlerdir. Ragtime’ın ana karakter özelliği senkoplu ya da “düzensiz” [ragged] ritmidir. Parçayı, ritmik bir şekilde ayrı ayrı ve birçok sesin meydana getirdiği ses dizisi takip eder. 19. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkan bir “tür” ya da “ön biçim” olan “Ragtime”, sert vurgulu ritmik yapısı ve folklorik melodileriyle bir piyano müziği olarak Amerika’daki siyahlar tarafından uygulanmıştır. “Ragtime”, genellikle 2 zamanlı ölçü birimlerinde, orta tempoda ve “Avrupa Müziği’nin “March” (Marş, yürüyüş) karakterine yakınlık gösteren özellikler taşımaktadır. Ragtime başlangıcı, siyahilerin, çeşitli törenlerde söyledikleri eski şarkılardır. Ragtime’ da, da, o zamanlar önemli olan Chopin ve Lizst’ den marş ve polkalara kadar her şey vardır, ancak bütün bunlar ritmik bir yorum ve zencilerin dinamik icra tarzıyla bütünleşmiştir.

  • Ragtime Bestecileri

Ragtime’ın en önemli sanatçıları Jelly Roll Morton, James Scott, Ernest Hogan ve  ”Beyaz Derili ”Joseph Lamb Scott Joplin’dir(1868-1917).Scott Joplin 600’den fazla ”Ragtime” bestelemiştir. Scott Joplin’in en önemli besteleri arasında Maple Leaf ve The Entertainer sayılabilir. Ragtime için ‘’zenciler tarafından çalınan beyaz müziğidir’’ denilir.

  • Ragtime Caz Stili Midir? Ragtime Son Dönemleri

Ragtime terimi sadece piyano için yazılan bir müzik olmanın dışında müziğe giriş devrini tanımlamakta da kullanılır. Örneğin, 1890-1920 yılları arasında New Orleans’ta Ragtime piyanistlerinin yanı sıra Ragtime orkestraları, Ragtime şarkıcıları ve Banjo ile Ragtime yapan müzisyenler vardı. Bugün caz müzisyeni olarak adlandırdığımız müzisyenlerin birçoğu, o zamanlar kendilerini Ragtime müzisyeni olarak tanıtıyorlardı. Bu yüzden bazı müzikologlar Ragtime’ın ilk caz stili olduğunu düşünürler. Tutucu görüşlere göre ise, Ragtime bir caz stili değildir. Sadece biraz doğaçlama içerir ve cazın Swing duygusundan oldukça uzaktır.

Ragtime’ın bununla beraber cazın habercisi olduğunu söylemek kaçınılmazdır.Joplin’in kendi döneminde mekanik piyanoya kaydettiği bir “Ragtime”ını, yaklaşık 50 yıl sonra Amerikalı caz eleştirmeni R. Blesh plağa aktararak bu örneği günümüze taşımıştır.1917’den sonra gözden düşmekle birlikte sonraki on yıllarda çeşitli defalar yeniden canlanan Ragtime Erik Satie, Claude Debussy ve Igor Stravinsky gibi klasik müzik bestecilerini etkiledi.

 

 

Resim 1:  1910 Yılına Ait Bir Caz Orkestrası

 

Aslı Gürbüz ‘ün hazırladığı makaleyi indirmek için buraya tıklayınız.

 

demirkubuz'un'burjuva aydını'nıtakdimidir

Demirkubuz'un 'burjuva aydını'nı takdimidir.

Zeki Demirkubuz’un 10. filmi ‘Bulantı’, insan ruhunun kötülükle yakın teması, yaşananlar karşısındaki kayıtsızlığı, soğukkanlı görünme hali, öte yanda içini yavaş yavaş kemiren vicdan olgusu etrafında şekilleniyor. Bir burjuva aydınını canlandıran Demirkubuz, ‘Bekleme Odası’ndaki performansının üzerine çıkıyor.

Yönetmen: Zeki Demirkubuz
Oyuncular: Zeki Demirkubuz, Şebnem Hassanisoughi, Öykü Karayel, Çağlar Çorumlu, Cemre Ebuzziya, Ercan Kesal, Nurhayat Demirkubuz
Yapım: 2015, Türkiye
Süre: 116 dakika

Deneyimli yönetmen son çalışması ‘Bulantı’yla bir kez daha aynı sulara dönüyor gibi. Gibi diyoruz, çünkü bu kez filminin ana karakteri bir yönetmen değil, klasik bir küçük burjuva aydını. Ahlakı ve hayatı bakışı da ait olduğu sınıfın değerleri ve ilişkileriyle örülü…
Konuyu kısaca özetlemek gerekirse; bir eğitim kurumunda eğitmenlik yapan Ahmet, çalkantılı bir hayatın sahibidir. Başına trajik bir olay gelir ama o sanki hiçbir şey olmamışçasına hayatına devam eder. Ya da buzdağının yüzeydeki görüntüsü böyledir…

Demirkubuz’un 10. filmi olan ‘Bulantı’, evet ‘kişiselliği’yle ilk elde ‘Bekleme Odası’nı akla getirse de olay örgüleri, karakter ilişkileri ve de kimi kadrajları itibariyle ‘Masumiyet’, ‘Kader’ ve ‘Kıskanmak’ hariç geride kalan filmlerinin adeta yeniden harmanlanması gibi de duruyor. Öykünün felsefi altyapısında ise Camus’nün ‘Yabancı’sıyla ‘Dostoyevski ruhu’nu bulmak mümkün. Ki bütün bu ipuçlarını birleştirince yönetmenin bildik temaları ve dertleriyle bir kez daha buluştuğumuzu görüyoruz. Yani insan ruhunun kötülükle yakın teması, yaşananlar karşısındaki kayıtsızlığı, soğukkanlı görünme hali, öte yanda içini yavaş yavaş kemiren bir vicdan olgusu… Ruhumuzun karanlığına dair söz söyleme çabasındaki ‘Bulantı’yı işte bu limanlarda gezinen bir yapım olarak tanımlamak da mümkün…

 

Bu yıl 52’ncisi düzenlenecek ‘Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin adının değiştiği açıkladı. Bundan sonra “Ödülün adı altın portakal ama film festivalinin adı da ‘Antalya Uluslararası Film Festivali’ olarak bundan sonra devam ettirilecektir. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde ödülün adıyla anılan film festivali yok” dedi. 

altın portakal1

Ekim ayından 29 Kasım – 6 Aralık tarihlerine ertelenen 52. Uluslararası Antalya Film Festivali’nde nihayet yarışma başvuruları başladı. İsmindeki ‘Altın Portakal’ı atarak yoluna devam etme kararı alan festivalde başka önemli değişiklikler de var. Belgesel ve kısa film yarışmaları kaldırıldı, ulusal yarışma ikinci lige düşürüldü ve en iyi film ödülü tutarı 350 bin liradan 100 bin liraya indirildi. Festivallerin en büyük sorunu haline gelen ‘eser işletme belgesi’ şartının yarışma yönetmeliklerinde yer almaması ise şaşkınlık yarattı.

Antalya Film Festivali’nde çok ciddi değişiklikler oluyor. Antalya’da yapılacak G20 zirvesi gerekçe gösterilerek ekim ayından 29 Kasım – 6 Aralık tarihlerine ertelen ve adındaki ‘Altın Portakal’ı atıp yoluna Uluslararası Antalya Film Festivali olarak devam etme kararı alan festivalin yarışma yönetmelikleri dün açıklandı. Böylece festivaldeki önemli değişimler de netleşmiş oldu. İlk bakışta dikkatimizi çekenleri sıralayalım…

ULUSAL YARIŞMA İKİNCİ LİGE DÜŞTÜ
Bu yıl 52’ncisi düzenlenecek Altın Portakal’ın en güçlü yanı kuşkusuz ulusal yarışmasıydı. Fakat ‘ulusal yarışma’ ikinci lige düşürüldü. En iyi filme verilen para ödülü 350 bin liradan 50 bin lirası ‘dağıtım’ şartına bağlı olmak üzere 100 bin liraya indirildi. En iyi ilk film, yönetmen, senaryo, müzik gibi kategorilerdeki para ödülleri de kaldırıldı. Eskiden en iyi ilk filme 125 bin, yönetmene 75 bin, diğer kategorilere ise 30 bin lira para ödülü veriliyordu. Son başvuru tarihi 26 Ekim 2015 Pazartesi.

ULUSLARARASI YARIŞMA NE KADAR İLGİ GÖRÜR?
‘Birinci lig’ olarak nitelendirebileceğimiz ‘uluslararası yarışma’ya Türk filmleri de alınacak ama yarışmada kaç adet yerli yapım olacak belli değil. Uluslararası yarışmanın tek para ödülü en iyi filme verilecek 50 bin euro. Diğer ödüllerin parasal karşılığı yok. Belli ki festival uluslararası arenada adından söz ettirmek istiyor, umarız ettirir ayrı konu ama diyelim yabancı bir filmin mesela şahane bir Polonya filminin kazandığı Altın Portakal bir süre sonra Türkiye ’de ne kadar ilgi çeker bekleyip göreceğiz. Son başvuru tarihi 19 Ekim Pazartesi.

BELGESEL YARIŞMASI KALDIRILDI
Geçen yıl Gezi belgeseli ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ nedeniyle büyük sansür krizi yaşayan festivalde belgesel yarışması bu yıl yok, dolayısıyla bu yarışmada verilen para ödülleri de… Belgeselcilerin gönlünü hoş tutmak içinse ‘ulusal yarışma’ yönetmeliğine ‘belgesel, animasyon ve deneysel filmler de katılabilir’ maddesi konuldu. Belki yönetmelikte böyle bir madde yoktu ama daha önce ‘İki Dil Bir Bavul’ (en iyi ilk film ödülünü kazanmıştı) gibi belgeseller Altın Portakal’ın ulusal yarışmasında yer almıştı.

KISA FİLM YARIŞMASI GİTTİ ‘SEÇKİ’Sİ GELDİ!
Festivalin para ödüllü kısa film yarışması da bu yıl yok. Yerine ‘kısa film seçkisi’ geldi. Bu bölümde profesyonel jüri olmayacak, sadece seyirci ödülü verilecek ama parasal karşılığı olmayacak.

ANTALYA FİLM FORUM’A DEVAM
Geçen yıl başlayan ve katılan sinemacıların hayli memnun kaldığı Antalya Film Forum, Zeynep Özbatur Atakan yönetiminde devam ediyor. Ödülleri de geçen yılla aynı… Work In Progress Ödülü: 100.000 TL, Kurmaca Pitching Platformu Ödülü 30.000 TL, Belgesel Pitching Platformu Ödülü 30.000 TL. Son başvuru tarihi 26 Ekim 2015 Pazartesi.

BAŞVURUSU İKİ HAFTA SONRA BİTECEK ANTALYA’DA GEÇEN SENARYO YARIŞMASI!
Bu yılın sevindirici yeniliği ise en az üçte birlik bölümü Antalya’da çekilecek projelere velirecek 100 bin TL ödüllü Antalya Film Festivali Destek Fonu Ödülü. Fakat son başvuru tarihi 12 Ekim olarak belirlendi. Yani içinde Antalya sahneleri geçecek bir senaryo yazmanız için sadece iki haftanız var! Adrese teslim bir yarışma düzenlendiyse o ayrı tabi…

‘ESER İŞLETME BELGESİ’ İSTENMİYOR MU?
Asıl şaşırtıcı olansa yönetmeliklerde Kültür Bakanlığı’ndan alınacak ‘eser işletme belgesi’ şartının yer almaması… Belki unutulmuş belki de zaten yasal zorunluluk olduğu için yönetmeliğe yazma gereği duyulmamış. PKK ’yi anlatan ‘Bakur’ belgeseli nedeniyle İstanbul ve Ankara Film Festivali’nde büyük krize yaşanmış, sinemacıların tepkisi sonucu iki festivalin de yarışmaları iptal edilmişti.

ÖDÜL AYRIMCILIĞI
Festivalin belki de en tuhaf yeniliği ödül ayrımcılığı! Zira ulusal yarışmada en iyi ilk film, yardımcı erkek/kadın oyuncu, kurgu gibi kategorilerdeki ödüller kapanıştan bir gece önce düzenlenecek ayrı bir töreninde en iyi film, yönetmen, erkek/kadın oyuncu gibi kategoriler ise kapanıştaki ödül töreninde sahiplerine verilecek.

GEÇEN YILKİ FESTİVAL KOMİTESİ NEREDE?
Direktörlüğünü Elif Dağdeviren’in üstlendiği Antalya Film Festivali’nin geçen yılki ‘festival komitesi’ ise dağıldı. Komitedeki isimlerden İstanbul Film Festivali’nin eski direktörü Hülya Uçansu ayrılırken Uluslararası Sinema Yazarları Federasyonu FIPRESCI’nın başkanlığını Alin Taşçıyan festivalin uluslararası basın danışmanı, deneyimli yapımcı Zeynep Özbatur Atakan ise Antalya Film Forum’un direktörü olarak görevlerini sürdürüyor.

Anladığımız Türkiye’nin en eski film festivali çok ciddi bir dönemeçte. Umarız yanlış yola girmez. Yoksa yazık olur 52 yıllık geçmişe… Hep olduğu gibi sonra her şey sil baştan!

Festivalle ilgili bilgi için: www.antalyaff.com 

Haber: ERKAN AKTUĞ

 Kaynak : Radikal.com.tr 

tarihte-bugun-ne-oldu413 Ağustos, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 225. (artık yıllarda 226.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 140 gün vardır.

Olaylar

  • 1792 – Fransa Kralı XVI. Louis “Ulusal Mahkeme” tarafından tutuklandı ve halk düşmanı olarak ilân edildi.
  • 1889 – Alman Ferdinand von Zeppelin, kendi icadı olan ve Zeplin adını vereceği sevk ve idare edilebilir balonunun patentini aldı.
  • 1905 – Norveç’te düzenlenen referandumda, İsveç’ten ayrılma kararı çıktı.
  • 1913 – Akrobat Otto Witte, Arnavutluk kralı oldu.
  • 1913 – Harry Brearley, paslanmaz çeliği icat etti.
  • 1918 – ABD deniz kuvvetlerine ilk kadın asker (Opha Mae Johnson) kaydını yaptırdı.
  • 1918 – BMW (Bayerische Motoren Werke AG) motor fabrikası Almanya’da kuruldu.
  • 1922 – Büyük Taarruz öncesinde, Fevzi Paşa ve karargahı, gizlice cepheye gitti. 14 Ağustos’ta birliklerin güneye ve cepheye doğru kaydırılmasına sessizce başlandı.
  • 1923 – Mustafa Kemal, yeniden Türkiye Büyük Millet Meclisi başkanı seçildi.
  • 1940 – II. Dünya Savaşı: Alman savaş uçakları (Luftwaffe) İngiliz havaalanlarını ve radar üslerini bombalamaya başladı.
  • 1954 – Pakistan milli marşı, Pakistan radyosundan ilk kez yayımlandı.
  • 1956 – Türkiye’de ortaokullara din dersi konuldu.
  • 1960 – Orta Afrika Cumhuriyeti, Fransa’dan bağımsızlığını ilan etti.
  • 1961 – Doğu Almanya yönetimi, batıya kaçışları önlemek için Berlin sınırını dikenli tellerle kapattı. 20 Ağustos’ta bu tellerin yerine, daha sonra Utanç Duvarı denilecek beton duvar örülmeye başlandı.
  • 1966 – Çin Halk Cumhuriyeti’nde Mao Kültür Devrimini ilan etti.
  • 1973 – Zülfikar Ali Butto, Pakistan başbakanı seçildi.
  • 1987 – ABD başkanı Ronald Reagan, İran-Kontra Skandalı’ndaki sorumluluğunu kabul etti.
  • 1997 – South Park yayına başladı.
  • 1999 – Uluslararası tahkim yolunu açan anayasa değişikliği kabul edildi.
  • 2004 – 2004 Yaz Olimpiyatları, Atina’da başladı.
  • 2004 – 156 Kongo’lu Tutsi mülteci, Burundi’deki Gatumba mülteci kampında öldürüldü.

Doğumlar

  • 1655 – Johann Christoph Denner, klarneti icat eden Alman çalgı yapımcısı (ö. 1707)
  • 1819 – George Gabriel Stokes, Fransız fizikçi (ö. 1903)
  • 1844 – Friedrich Miescher, İsviçeli biyolog (ö. 1895)
  • 1871 – Karl Liebknecht, Alman devriminin önderlerinden (ö. 1919)
  • 1872 – Richard Willstätter, Nobel ödüllü Alman kimyager (ö. 1942)
  • 1899 – Alfred Hitchcock, İngiliz yönetmen (ö. 1980)
  • 1913 – Makarios, Kıbrıs’ın ilk cumhurbaşkanı, başpiskopos (ö. 1977)
  • 1926 – Fidel Castro, Küba devriminin lideri
  • 1949 – Prof. Sencer Ayata Türk sosyoloji profesörü ve sosyal demokrat düşünür
  • 1970 – Alan Shearer, İngiliz futbolcu
  • 1972 – Hakan Altun, Türk şarkıcı
  • 1976 – Özge Özberk, Türk oyuncu

Ölümler

  • 1826 – René Laënnec, stetoskopun mucidi Fransız doktor (b. 1781)
  • 1863 – Eugène Delacroix, Fransız ressam (d. 1798)
  • 1910 – Florence Nightingale, İngiliz hemşire (d. 1820)
  • 1912 – Jules Massenet, Fransız besteci (d. 1842)
  • 1917 – Eduard Buchner, Nobel Kimya Ödülü sahibi Alman kimyacı (d. 1860)
  • 1946 – Herbert George Wells, İngiliz gazeteci, yazar ve tarihçi (d. 1866)
  • 1950 – Kınar Hanım, Ermeni asıllı tiyatro sanatçısı, kantocu (d. 1876)
  • 1958 – Otto Witte, Arnavutluk kralı (d. 1868)
  • 1965 – Ikeda Hayato, Japonya başbakanı (d. 1899)
  • 1984 – Tigran Petrosyan, Ermeni satranç ustası (d. 1929)
  • 1993 – Tekin Arıburun, Türk asker ve siyasetçi, eski Cumhuriyet Senatosu başkanlarından
  • 2003 – Kazım Kartal, Türk sinema oyuncusu (d. 1936)
  • 2004 – Julia Child, ABD’li yemek ustası (d. 1912)
  • 2005 – David Lange, Yeni Zelanda başbakanı (d. 1942)
  • 2009 – Les Paul, ABD’li müzisyen (d. 1915)
  • 2014 – Süleyman Seba, Beşiktaş Onursal Başkanı (d. 1926)

Tatiller ve özel günler

  • Uluslararası Solaklar Günü

tarihte-bugun-ne-oldu42 Haziran, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 153. (artık yıllarda 154.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 212 gün vardır.

Olaylar

  • 455 – Vandallar Roma’ya girdiler ve iki hafta boyunca şehri yağmaladılar.
  • 662 – Yunan adalarından 3 tanesi bir depremle yok oldu.
  • 1098 – Birinci Haçlı Seferi: Birinci Antakya kuşatması sona erdi ve Haçlılar şehri ele geçirdi, bir kaç gün sonra Selçuklu Türkleri ikinci kuşatmayı başlattılar.
  • 1328 – Filipinlerde bir depremle 9 ada ve adacık yok oldu.
  • 1475 – Gedik Ahmet Paşa komutasındaki Türk orduları, Kırım Yarımadası sahillerine çıktı.
  • 1793 – Fransa’da Maximillian Robespierre öncülüğünde Jakobenler iktidarı ele geçirdi.
  • 1851 – Amerika’da içki yasağı, Maine eyaletindeki uygulamayla başladı.
  • 1889 – İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin öncüsü olarak kabul edilen İttihâd-ı Osmânî Cemiyeti adlı gizli örgüt kuruldu.
  • 1920 – Kozan’ın düşman işgalinden kurtuluşu.
  • 1924 – ABD Kongresi, ülkede doğmuş bütün Amerikan yerlilerine oy hakkı tanıdı. 1948’e kadar kimi eyaletler yerlilere oy hakkını yaşama geçirmedi.
  • 1926 – Genel Nüfus Sayımı Hakkında Kanun kabul edildi.
  • 1935 – Türkiye’de ilk kez pazar günü resmî tatil uygulamasına başlandı.
  • 1941 – Türk Ceza Kanunu’nun 526’ncı maddesinde yapılan değişiklikle Arapça ezan ve kamet okuyanlara ceza öngörüldü.
  • 1945 – Kastamonu Taşköprü’de Sümerbank’a ait Sulukilise Kendir Fabrikası’nın temeli atıldı.
  • 1946 – İtalya’da monarşi kaldırıldı.
  • 1953 – Birleşik Krallık Kraliçesi Elizabeth taç giydi.
  • 1958 – Ankara’da Spor Salonu çöktü; 5 bin kişilik salonda kimse bulunmadığı için can kaybı olmadı.
  • 1960 – Başbakan Cemal Gürsel, 28 Nisan olaylarında ve 27 Mayıs’ta ölenlerin Anıtkabir etrafına gömüleceğini açıkladı.
  • 1961 – Yurtdışında öğrenim görmek serbest bırakıldı.
  • 1964 – Demokratik, laik ve ulusal bir Filistin devleti kurmayı amaçlayan ve çeşitli ulusal örgütleri bir araya getiren Filistin Kurtuluş Örgütü kuruldu. Yaser Arafat, 3 Şubat 1968’de örgütün başına geçti.
  • 1966 – De Valera İrlanda devlet başkanı oldu.
  • 1966 – Kıbrıs’ta Rumlar, Lefkoşa’nın Türk kesimine giriş çıkışı yasakladı.
  • 1968 – Kısmi senato seçimleri olaylı geçti. 20 ayrı yerde çıkan kavgalarda 15 kişi öldü, 26’sı ağır olmak üzere 47 kişi de yaralandı.
  • 1969 – Petrol-İş Sendikası, Mersin ATAŞ rafinerisinde grev kararı aldı.
  • 1971 – TRT Genel Müdürü Adnan Öztrak istifa etti.
  • 1977 – Başbakan Süleyman Demirel, Genelkurmay Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı ve MİT Müsteşarlığına yazı göndererek,CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’e İstanbul Taksim’de düzenlenen mitingde Sheraton Oteli’nin üst katındaki bir odadan uzun menzilli ve dürbünlü bir silahla ateş edileceğinin haber alındığını bildirdi ve gerekli önlemlerin alınmasını istedi. (3 Haziran’da CHP’nin Taksim’de düzenlediği miting olaysız geçti.)
  • 1980 – Osmanlı’dan bu yana devam eden buğday ve ekmek fiyatları üzerindeki devlet kontrolü kaldırıldı.
  • 1980 – Yahya Demirel, mobilya davasında Zonguldak Ağır Ceza Mahkemesi’nce dört yıl ağır hapse çarptırıldı.
  • 1981 – Devlet Başkanı Kenan Evren’in emri ve Türkiye Futbol Federasyonu’nun kararıyla Ankaragücü takımı birinci futbol ligine çıkarıldı.
  • 1984 – Hindistan ordusu, dini bölge kurmak isteyen Sihlere saldırı başlattı.
  • 1992 – Danimarka’da referandum yapıldı. Avrupa Birliği’nin esaslarını belirleyen Maastricht Anlaşması reddedildi.
  • 1994 – Bursa’daki Tofaş fabrikalarında 2 bin 404 işçi işten çıkarıldı.
  • 1995 – Devlet Bakanı Ayvaz Gökdemir, Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Başkanı Pauline Green, Radikal liderCatherine Lalumiere ve Yeşiller sözcüsü Claudia Roth’u ‘fahişe’ olarak niteledi.
  • 1995 – Kilis, Karabük ve Yalova il oldu.
  • 1997 – Dünyanın en büyük armatörler ve gemi brokerleri birliği olan BİMCO’nun iki yılda bir gerçekleştirdiği genel kurul toplantılarının 53.sü İstanbul’da başladı. BİMCO 97’de AB deniz politikası, denizciliğin dünyadaki gelişimi gibi konuların tartışılacağı açıklandı.
  • 1997 – Susurluk Davası, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde başladı.
  • 1998 – Merkez üssü Adana’nın Ceyhan ilçesi 6,2 büyüklüğündeki depremde 144 kişi öldü.
  • 2001 – Filipinler’de, Ebu Seyyaf militanları Basilan adasında 200 kişiyi rehin aldı.
  • 2001 – Nepal kralı ve kraliçesi, prens oğulları tarafından silahla vurularak öldürüldü.
  • 2001 – Tel Aviv’de bir diskotekte düzenlenen intihar saldırısında 17 kişi öldü, 80 kişi yaralandı.
  • 2002 – Büyük Birlik Partisi 1. Olağanüstü Büyük Kurultayı’nda Genel Başkanlığa Muhsin Yazıcıoğlu yeniden seçildi.
  • 2004 – Mustafa Bumin, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na yeniden seçildi.

Doğumlar

  • 1740 – Marquis de Sade, Fransız yazar (ö. 1814)
  • 1904 – Johnny Weissmuller, ABD’li rumen asıllı sporcu ve aktör (ö. 1984)
  • 1934 – Karl-Heinz Feldkamp, Alman futbol adamı
  • 1935 – Dimitri Kitsikis, Yunan türkolog
  • 1941 – Ünal Aysal, Türk işadamı
  • 1948 – Recep Yazıcıoğlu, Türk kaymakam, vali (ö. 2003)
  • 1949 – Tommy Mandel, ABD’li müzisyen
  • 1957 – Mark Lawrenson, İrlandalı eski defans oyuncusu
  • 1966 – Turgut Dibek, CHP MYK üyesi
  • 1970 – Gökhan Kırdar, Türk müzisyen
  • 1972 – Wentworth Miller, Amerikalı aktör
  • 1977 – Zachary Quinto, Amerikalı aktör
  • 1978 – Justin Long, ABD’li aktör
  • 1988 – Sergio Agüero, Arjantinli futbolcu
  • 1993 – Melis Sezer, Türk milli tenisçi

Ölümler

  • 1882 – Giuseppe Garibaldi, İtalyan devrimci, devlet adamı (d. 1807)
  • 1927 – Avni Lifij, Türk ressam (d. 1886)
  • 1961 – Yaşar Nezihi Özsoy, Türk tiyatro sanatçısı
  • 1970 – Bruce McLaren, Yeni Zellandalı Formula 1 pilotu ve McLaren Takımının kurucusu (d. 1937)
  • 1970 – Orhan Kemal, Türk yazar (d. 1914)
  • 1977 – Stephen Boyd, İrlanda asıllı ABD’li aktör (d. 1931)
  • 1978 – Beşir Balcıoğlu, emekli Büyükelçi (Ermeni terör örgütü ASALA’nın suikastı sonucu)
  • 1978 – Necla Kuneralp, Madrid Büyükelçisi Zeki Kuneralp’in eşi (Ermeni terör örgütü ASALA’nın suikastı sonucu)
  • 1987 – Andrés Segovia, İspanyol gitarist (d. 1893)
  • 1987 – Sammy Kaye, ABD’li swing orkestrası şefi (d. 1910)
  • 1990 – Rex Harrison, İngiliz oyuncu (d. 1908)
  • 1991 – Ahmed Arif, şair (d. 1927)
  • 1998 – Sohrab Şahit Sales, İranlı yönetmen (d. 1944)
  • 2001 – Imogene Coca, ABD’li aktris (d. 1908)
  • 2008 – Cevher Özden, Banker Kastelli adıyla bilinen iş adamı (d. 1933)
  • 2008 – Mel Ferrer, ABD’li aktör, yönetmen (d. 1917)

tarihte-bugun-ne-oldu425 Mayıs, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 145. (Artık yıllarda 146.) günüdür.

Olaylar

  • 1571 – İspanya Kralı, Venedik ve Papa, Osmanlı Devleti aleyhine ittifak kararı aldı.
  • 1924 – Türkiye Millî Futbol Takımı, Olimpiyat Oyunları kapsamındaki ilk milli maçında, Çekoslovakya’ya 5-2 yenildi.
  • 1944 – Nuri Demirağ’ın fabrikasında yapılan ilk Türk yolcu uçağı İstanbul’dan Ankara’ya uçtu.
  • 1953 – ABD, Nevada’da bulunan deneme bölgesinde, topçu birlikleri tarafından atılan ilk ve tek nükleer bomba denemesini yaptı.
  • 1954 – Türkiye, Osmanlı borçlarının son taksitini ödedi.
  • 1954 – Tokyo’da yapılan Dünya Serbest Güreş Şampiyonası’nda Türkiye birinci oldu.
  • 1961 – ABD Başkanı John F. Kennedy ABD Kongresi’nde yaptığı bir konuşmada 1960’lı yıllar sona ermeden önce mutlaka Ay’a ayak basacaklarını ilan etti.
  • 1963 – 30 Afrika ülkesi bir araya gelerek Afrika Birliği Örgütü’nü kurdu.
  • 1977 – Yıldız Savaşları filmi gösterime girdi.
  • 1982 – Falkland Savaşı sırasında İngilizlerin HMS Coventry adlı destroyeri Arjantin uçakları tarafından batırıldı.
  • 1983 – Milli Güvenlik Konseyi kürtaj yasa tasarısını kabul etti.
  • 1988 – Irak Basra’yı İran’dan geri aldı.
  • 1989 – Mihail Gorbaçov, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Devlet Başkanı oldu.
  • 1997 – Afganistan’dan kaçan General Raşid Dostum, Türkiye’ye sığındı.
  • 2001 – 32 yaşındaki Coloradolu Erik Weihenmayer, Everest Dağı’nın zirvesine ulaşan ilk görme özürlü insan unvanını aldı.
  • 2003 – Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Uzak’ adlı filmi 56’ncı Cannes Film Festivali’nde ‘Elephant’ filmiyle birlikte En İyi Film ödülünü paylaştı.
  • 2005 – Azeri petrolünü Türkiye üzerinden dünya pazarına ulaştırması amaçlanan Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattına ilk petrol verildi.
  • 2005 – UEFA Şampiyonlar Ligi 2004-2005 sezonu finali Atatürk Olimpiyat Stadı’nda yapıldı. Normal süresi 3-3 biten maçı Liverpool penaltılarla 6-5 Milan’ı yendi.
  • 2008 – 61. Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü Nuri Bilge Ceylan aldı. Ceylan ödülünü kucaklarken, “Benim yalnız ve güzel ülkeme ithaf ediyorum” dedi. Ceylan, üçüncü kez Cannes’da ödül alarak bir rekora da imza attı..
  • 2010 – Samandıra’da eğitim uçuşu yapan bir askeri uçak, sokağın ortasına düştü. 3 personel hafif yaralandı.

Doğumlar

  • 1803 – Ralph Waldo Emerson, ABD’li yazar ve düşünür (ö. 1882)
  • 1818 – Jacob Burckhardt, İsviçreli tarihçi (ö. 1897)
  • 1865 – Pieter Zeeman, Nobel Fizik Ödüllü Hollandalı bilim adamı (ö. 1943)
  • 1927 – Robert Ludlum, ABD’li yazar (ö. 2001)
  • 1939 – Ian McKellen, İngiliz oyuncu
  • 1945 – Meriç Başaran, tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu
  • 1946 – Sümeyra, ses sanatçısı.
  • 1948- Bülent Arınç, Türk siyasetçi
  • 1973 – Tomasz Zdebel, Polonyalı futbolcu
  • 1976 – Ethan Suplee, ABD’li aktör
  • 1976 – Stefan Holm, İsveçli atlet
  • 1979 – Burak Satıbol, Türk tiyatro, reklam oyuncusu.
  • 1985 – Tuğba Daşdemir, Türk alp disiplini kayakçısı.
  • 1985 – Demba Ba, Fransa pasaportlu Senegalli futbolcu.

Ölümler

  • 1848 – Annette von Droste-Hülshoff, Alman yazar (d. 1797)
  • 1895 – Ahmet Cevdet Paşa, “Cevdet Tarihi”nin yazarı Osmanlı devlet adamı (d. 1822)
  • 1934 – Gustav Holst, İngiliz besteci (d. 1874)
  • 1954 – Robert Capa, Macar asıllı ABD’li fotoğrafçı (d. 1913)
  • 1974 – Ulvi Uraz, tiyatro ve sinema sanatçısı (d. 1921)
  • 1983 – İdris I, Libya kralı (d. 1890
  • 1983 – Necip Fazıl Kısakürek, şair, gazeteci ve yazar (d. 1904)
  • 2001 – Alberto Korda, Kübalı fotoğrafçı (d. 1928)
  • 2010 – Paul Gray, metal müzik grubu Slipknot’ın bas gitaristi (d. 1972)
  • 2014 – Wojciech Jaruzelski, eski Polonya cumhurbaşkanı (d. 1923)

Tatiller ve Özel Günler

  • Havlu Günü