Yazılar

nar sanat öğrencileri uluslararası genç yetenekler müzik yarışmasında ödül aldı.

genc-yetenekler-muzik-yarismasi-381970 yılından bu yana Bulgaristan, Portekiz, İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya, Norveç, Makedonya, Yunanistan gibi 24 Avrupa ülkesinde benzer yarışmalar düzenlenmektedir. “Uluslararası Genç Yetenekler Müzik Yarışması” adı altında  ülkemizde de 22-24 Mayıs tarihlerinde, Beşiktaş Akatlar Kültür Merkezi’nde gerçekleşti.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı ve Avrupa Birliği Gençlik Müzik Yarışması Birliği işbirliği ile İstanbul’da gerçekleşen etkinliğe Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği’ne bağlı Özel Nar Sanat Eğitim Kursu eğitmenlerinden Şeyma YÜREKİR ve Ersin SARACİK’in öğrencileri Mehmet Egemen HIZLIBAŞ, İklim KELEŞ, Eliz Canse GÖYSAL, Başak Sait ve Bilge Kandur katıldı. 

Katılan öğrencilerimizden İklim KELEŞ Jüri Özel Ödülünü Almaya hak kazandı. Başak Sait, Bilge Kandur, Egemen HIZLIBAŞ ve Eliz Canse GÖYSAL ise katılım sertifikası aldı.

muzik-ogretmeniHem iddialısınız, hem işinizi iyi yaptığınızı düşünüyor, hem  enerji dolusunuz, hem de… Siz hala kapitalist ve sömürgeci kolejlerde mi çalışıyorsunuz? Size yazık! İnanın doğru söylüyoruz yani, vallahi bak!

Ailemize 2015-2016 eğitim dönemi için Nar Sanatlar için; yeni (kullanılmamış veya az kullanılmış ya da en azından az yıpratılmış) sanat ile ilgili dallarda öğretmenler/eğitmenlere ihtiyaç var. Lütfen aşağıdaki nitelikleri taşıyan ve anlayanlar başvursun.

Bir bakalım alınacak arkadaşlarda neler arıyormuşuz?

-TERCİHEN İNGİLİZCE BİLEN (Demiyoruz, diyemiyoruz demeye çalışsak dahi anlamı yok!)

Ama “bir dil bir insandır.” sözünden yola çıkarak bir dil biliyorsanız sizin adınıza seviniriz bizim için çok önemli değil. Çünkü literatürü takip dışında yapacağınız işle bir ilgisi yok. Fakat bu sıra irili ufaklı sadece yurt içine çalışan dille ilgisi olmayan tüm firmalar dahi İngilizce bilen eleman arıyor. Bir bildikleri olmalı. Biz onlar kadar bilemeyiz değil mi?

ARAŞTIRMACI, ÖĞRENMEYE AÇIK (Mümkün müdür ki? Bizce mümkün.)
O kadar işin arasında sizi eğitecek ne paramız, ne de zamanımız var. Mesleğinizle ilgili gelişmeleri iş saatleri dışında kendiniz araştırıp öğrenmek zorundasınız. Yani onca yılda sanatınızı, işinizi öğrenemediyseniz zaten araştırmasanız da olur aslında, hayatı ve şansı fazla zorlamamak lazım değil mi?

İNİSİYATİF SAHİBİ (Bu çok önemli öyle demeyin. Söylerken insanın ağzında kalabalık oluyor, deneyin valla bak! “binaenaleyh” istiyoruz!) 

Üstlerinden habersiz iş yapabilecek, ancak başarısız olursa canına okunmasına katlanabilecek…(Kesin bilgi yayalım) Ha hiç bir şey  sahibi değilseniz ve “özel mülkiyete” karşıysanız zaten “inisiyatif” sahibi de olmayın canım ne var yani!

SİSTEM OLUŞTURABİLEN (kendine ait bir sistem oluştur bize yeter)
ISO çalışmalarına başladık. Yazılacak 88 adet prosedür var. (Kağıda boğacağız sizi)(yok yok şimdilik şaka) yeter ki iş sistematiğiniz olsun. (Var değil mi?)

SORUMLULUK ALABİLEN
Vergi, sigorta müfettişleri bir usulsüzlüğü yakaladığında! “Valla üstlerimin bu işlemlerden hiç haberi yoktu, onlara danışmadan kendim yaptım…” diyebilecek, saflıkta olan demiyoruz, diyemiyoruz ama demek istiyoruz ki demeyeceğiz. Sanat ve vergi, sigorta usulsüzlük hımm bu maddeyi kimse yemez ama olsun. (olmaz deme hayatta her şey mümkün)

ERKEK ADAYLARIN ASKERLİĞİNİ YAPMIŞ OLMASI (Asker selamı veremiyorsanız sanat yapamazsınız!)
Kadınsanız askerlik yapmış olmanız gerekmiyor yani.( Ne! İsrailli misin?Olur olur tabü!) Tamam tamam askerlik yapmamışsa da olur ısrar etmiyoruz.

BİLGİSAYAR KULLANABİLEN 
Valla geçen gün müdür dersliklere bilgisayar koysak mı demişti, ya koyarsa.(Tedbirli olmak lazım, hem ders esnasında sosyal medyayı boş bırakmaya gemez muhakkak bir şeyler paylaşmak lazım. Değil mi?)

KARİYER OLANAKLARI SUNAN ŞİRKETİMİZ

Başlangıç ücreti olarak piyasanın altında veriyoruz(!)-sahi alt neresi , üst neresi?-, ama burada gece yarılarına kadar çalışıp yöneticilerin de gözüne girerseniz sizi terfi ettirebiliriz.  ( Mesela gitar telinden sorumlu gitar eğitmeni, Keman yaylarından sorumlu yaylanmayan keman şefi gibi)

SEYAHAT ENGELİ OLMAYAN 
Altınıza bir araba vereceğiz, o şehir senin, bu kasaba benim deli dana gibi dolaşacaksınız. Evliyseniz sorun olabilir, isterseniz eşinize bir danışın.Ya da hiç danışmayın, bu sizin için iyi bir fırsat olabilir. Artık ona siz karar verin. Çünkü şehir, hatta inanın ülke dışından bile arayıp sanat dersleri isteyenler var inanmıyorsanız gelin çalışanların telefon ile yaptıkları konuşmaları dinleyin. Tüm ihtimali düşünerek seyahat engeli falan olmasın hem havası var dedik. Kötü mü yaptık yani?

B SINIFI –Olmazsa A-Z arası herhangi bir sınıfta olabilir– SÜRÜCÜ BELGESİNE SAHİP (neyi nerenize süreceksiniz vallahi bizde bilmiyoruz!) 

Size araba vereceğiz ama şoför veremeyeceğiz en kötü ihtimalle araba lastiği veririz (Yani bunu da hatırınız için veririz, sanat eğitimiyle araba isteğiniz yan yana şık durmaz mı?). Uzun yola alışıksınızdır umarız. Malum kurum dışında önümüze gelene sanat eğitimi veriyoruz, bakkala falan gönderiyoruz. Olur mu olur!

İNSAN İLİŞKİLERİNDE BAŞARILI 
Şirketimizde herkes birbiriyle kavgalı, kimse kimseyle geçinemiyor. Bir de sizle uğraşmayalım. Üst yönetimin hoşuna gidebilecek şeyleri yapabilen, yalakalık becerileri gelişmiş. Dedikodunun dibine vuran kişilere acayip ihtiyacımız var. he vallahi hee!

İKNA KABİLİYETİ OLAN 
Öğrenci ve velilerimiz kalitesiz ve seviyesiz sanat eğitimini daha pahalıya almaya razı ettikten sonra derslikte hiçbir şey yapmayıp yayılacak ve sosyal medyanın dibine vuracak hatta dersteyken yaptığı skorları veli ile paylaşacak onu bunu beğenecek, (burada sosyal medya uzmanlığı devreye giriyor) dersten çıkınca veli ve müdürü bu konuda ne kadar iyi eğitim verdiğine ikna edebilecek kadar ikna kabiliyeti şart. ( Bu madde BİLGİSAYAR KULLANABİLEN maddesiyle de ilişkili galiba)

ANALİTİK DÜŞÜNEBİLEN 
Ne bütçeyi tutturabiliyoruz, ne de muhasebe hesaplarını. Her şey arap saçına döndü. Biri bizi bu durumdan kurtarsın. Bu da olsa olsa sanat eğitmenleridir zaten. Hadi şimdi analitik düşünelim fakat önce … unuttum!

TERCİHEN YÜKSEK LİSANS, DOKTORA VE ÜSTÜ, KONUSUNDA EN AZ 20 YIL DENEYİMLİ 30 YAŞINI AŞMAMIŞ. ”  (Süperman neredesin?)
Oha demeyin! Aslında ne istediğimizi biz de tam bilmiyoruz, bu özelliklere sahip aday bulabilir miyiz onu da bilmiyoruz. Ama müdürümüz yazın havası olur “dedi. Ama bak vallahi  ilan havalı oluyor. Yalan mı ha, yalan mı?

GENEL KONULARI DA EKLEYELİM…

Tercihen muhasebe bilen, finansal analiz, istatistik, CAT, proses, kaynak,demir doğrama,  reanimasyon,MS Project, PMP Sertifikasına sahip, kalıpçı, amuda kalkabilen, CNC Router, Frezeci,  olursa off ki off dadından yenmez !)

Şimdi bunları niye istiyoruz diye bir sorun hele! Çekinmeyin sorun yaa! Sizi tam olarak nerede kullanacağımızı veya bunları neden istiyoruz muhasebe ne alaka pmp nedir CAT n’oluyor biz de bilmiyoruz. Ne kadar çok vasfınız olursa o kadar iyi… Hele bir siz işe başlayın. Gerisini sonra düşünürüz. Ha unutmadan büro makinelerini ve inşaat makinelerini da kullanırsa bi dalda biz alırız yani!

Daha yazardık ama yer kalmadı şimdilik bunlarla idare edelim.

Haydi bakalım bu şartlar dahilinde

Not: M.E.B.’a  Bağlı olmamızdan  dolayı (biliyorsunuzdur fakat biz yine de yazalım) elbette ilgili okul mezunu olunması gerekmektedir.

  • Sahne sanatları
  • Görsel sanatlar
  • Müzik dallarında

Öğretmen/Eğitmenlik için hemen başvurun ama sadece lütfen e-mail ile. 

Mail adresimiz:  info@narsanat.com

Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği’ne bağlı T.C. M.E.B. Özzel Nar Sanat Eğitim Kursu öğrencileri tarafından hazırlanan 23 Nisan Dinletisi gerçekleşti.

Konserde Sahne Alan Öğrencilerimizin Performanslarını izlemek için tıklayınız.

nar-cicekleri

 

23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI DİNLETİ PROGRAMINA KATILAN ÖĞRENCİLERİMİZ VE ÇALDIKLARI ESERLER

  • ALARA YÜCEL – SONATİN/F. KUHLAU
  • IRMAK KAYTAN ve ATAKAN TOKELLİ – PUMP İT/BLACK EYED PEAS
  • ZEYNEP DURU ÇİL – PRAMENADE ALA RAME/M.ADDRAN
  • ASIM GÜVEN BOZKURT – VİVE LES DEFLİES/J.VOGT
  • MADLEN ARZUMAN – VALS NO.9/CHOPİN
  • İDİL DENİZ BAKIR – LA DİSPUTE/Y.TİERSEN
  • EDA KÖLÜKFAKİ – YUGOSLAW TARZINDA/B.BARTOK
  • NEHİR ERGÜN – KIZILDERİLİ DAVULU/J.THOMPSON
  • MERİÇ GÜRCAN – YAVAŞÇA KÜREK ÇEKELİM/J.THOMPSON
  • MERT GÜNEŞ – YANKEE DOODLE/J.THOMPSON
  • RÜYA YILDIZ – FLY TO THE MOON/B.HOWARD
  • ELA ÖZBAŞ – DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN
  • EGE YILMAZ – TROMBON ÇALGICISI/J.THOMPSON
  • BİLGE KANDUR – FIRTINA/C.GURLİTT
  • ÖYKÜ UFACIK – MELODİ/ECKSTAİN
  • DURU KESER – ALABAMA
  • ÖYKÜ GÜLEÇ – MY WAY/SİNATRA
  • DENİZ KAPLAN – HALAY/Y.İMAN
  • GÜNEŞ EKİM DÖNMEZ – LE BEAV YANKEE/M.AARON
  • AZRA DAYIOĞLU – ETÜD/A.BURKARD
  • İREM YILMAZ – FRENCH FOLK SONG/SUZUKİ
  • MİNA FIRINCI – FİLLERLE DANS
  • NAZ ARSLAN – BUZ PATENCİSİ/J.THOMPSON
  • NİL ERGÜN – YAVAŞÇA KÜREK ÇEKELİM/J.THOMPSON
  • NUR İLAYDA BUDAK – ETÜD NO.7/SUZUKİ
  • YAĞMUR İHVAN – ALLEGRO NO.8/SUZUKİ
  • BAHAR ECE SARSIN – CRAZİER/T.SWİFT
  • CANSU NUR KILIÇ – ETÜD/DUVERNOY
  • BEYZA YALVAÇ – HİSTORİA DE UN AMOR
  • İNCİ SARACİK – HÜZÜN/BURGMÜLLER
  • İREM YEŞİM SAVAŞ – PERPETUAL-MOTİON/SUZUKİ
  • DENİZ DURSUN – DUYDUMKİ UNUTMUŞSUN.
  • ELİZ CANSE GÖYSAL-PRELUDE/F.CHOPİN
  • BURCU BOZKURT
  • NURHAN YİĞİTBAŞI
  • MELİS URAL

Demek iddialısınız ve dalınızda en iyisi sizsiniz! O zaman neden bize hala başvurmadınız ki?

Siz hala kapitalist ve sömürgeci kolejlerde mi çalışıyorsunuz? Size yazık! İnanın doğru söylüyoruz yani, vallahi!

Solfej_ve_Nota_Bilgisi

Ailemize 2015-2016 eğitim dönemi için ve yeni şubelerimiz için yeni (kullanılmamış veya az kullanılmış ya da en azından az yıpratılmış) öğretmenler/eğitmenler arıyoruz siz de bizi arıyorsanız lütfen aşağıdaki nitelikleri taşıyan ve anlayanlar başvursun.

Bir bakalım alınacak öğreten/eğitmende neler arıyor, neler aramıyor muşuz?

TERCİHEN İNGİLİZCE BİLEN (Demiyoruz, diyemiyoruz demeye çalışsak dahi anlamı yok!)

Ama “bir dil bir insandır.” sözünden yola çıkarak bir dil biliyorsanız sizin adınıza seviniriz bizim için çok önemli değil. Çünkü literatürü takip dışında yapacağınız işle bir ilgisi yok. Fakat bu sıra herkes İngilizce bilen eleman arıyor. Bir bildikleri olmalı.

ARAŞTIRMACI, ÖĞRENMEYE AÇIK (Mümkün müdür ki?)
O kadar işin arasında sizi eğitecek ne paramız, ne de zamanımız var. Mesleğinizle ilgili gelişmeleri iş saatleri dışında kendiniz araştırıp öğrenmek zorundasınız. Yani onca yılda sanatı öğrenemediyseniz zaten araştırmasanız da olur aslında, hayatı ve şansı fazla zorlamamak lazım değil mi?

İNİSİYATİF SAHİBİ (Bu çok önemli öyle demeyin. Söylerken insanın ağzında kalabalık oluyor, deneyin valla bak!

“binaenaleyh” istiyoruz!) 

Üstlerinden habersiz iş yapabilecek, ancak başarısız olursa canına okunmasına katlanabilecek…(Kesin bilgi yayalım)

SİSTEM OLUŞTURABİLEN (kendine ait bir sistem oluştur bize yeter)
ISO çalışmalarına başladık. Yazılacak 88 adet prosedür var. (Kağıda boğacağız sizi)(yok yok şimdilik şaka)

SORUMLULUK ALABİLEN
Vergi, sigorta müfettişleri bir usulsüzlüğü yakaladığında! “Valla üstlerimin bu işlemlerden hiç haberi yoktu, onlara danışmadan kendim yaptım…” diyebilecek, saflıkta olan demiyoruz, diyemiyoruz ama demek istiyoruz ki demeyeceğiz. Sanat ve vergi, sigorta usulsüzlük hımm bu maddeyi kimse yemez ama olsun. (olmaz deme hayatta herşey mümkün)

ERKEK ADAYLARIN ASKERLİĞİNİ YAPMIŞ OLMASI (Asker selamı veremiyorsanız sanat yapamazsını)
Kadınsanız askerlik yapmış olmanız gerekmiyor yani.( Ne! İsrailli misin?Olur olur tabü!)

BİLGİSAYAR KULLANABİLEN 
Valla geçen gün müdür dersliklere bilgisayar koysak mı demişti, ya koyarsa.(Tedbirli olmak lazım)

KARİYER OLANAKLARI SUNAN ŞİRKETİMİZ

Başlangıç ücreti olarak piyasanın altında veriyoruz, ama burada gece yarılarına kadar çalışıp yöneticilerin de gözüne girerseniz sizi terfi ettirebiliriz.  ( Mesela gitar telinden sorumlu gitar eğitmeni, Keman yaylarından sorumlu yaylanmayan keman şefi gibi)

SEYAHAT ENGELİ OLMAYAN 
Altınıza bir araba vereceğiz, o şehir senin, bu kasaba benim deli dana gibi dolaşacaksınız. Evliyseniz sorun olabilir, isterseniz eşinize bir danışın.Ya da hiç danışmayın, bu sizin için iyi bir fırsat olabilir. Artık ona siz karar verin. Çünkü şehir, hatta inanın ülke dışından bile arayıp sanat dersleri isteyenler var inanmıyorsanız gelin çalışanların telefon ile yaptıkları konuşmaları dinleyin. Tüm ihtimali düşünerek seyahat engeli falan olmasın havası var dedik. Kötü mü yaptık yani?

İNSAN İLİŞKİLERİNDE BAŞARILI 
Şirketimizde herkes birbiriyle kavgalı, kimse kimseyle geçinemiyor. Bir de sizle uğraşmayalım. Üst yönetimin hoşuna gidebilecek şeyleri yapabilen, yalakalık becerileri gelişmiş. Dedikodunun dibine vuran kişilere acayip ihtiyacımız var. he vallahi hee

İKNA KABİLİYETİ OLAN 
Öğrenci ve velilerimiz kalitesiz ve seviyesiz sanat eğitimini daha pahalıya almaya razı ettikten sonra derslikte hiçbir şey yapmayıp yayılacak ve sosyal medyanın dibine vuracak hatta dersteyken yaptığı skorları veli ile paylaşacak onu bunu beğenecek, dersten çıkınca veli ve müdürü bu konuda ne kadar iyi eğitim verdiğine ikna edebilecek kadar ikna kabiliyeti şart.

ANALİTİK DÜŞÜNEBİLEN 
Ne bütçeyi tutturabiliyoruz, ne de muhasebe hesaplarını. Her şey arap saçına döndü. Biri bizi bu durumdan kurtarsın. Bu da olsa olsa sanat eğitmenleridir zaten hadi şimdi analitik düşünelim.

TERCİHEN YÜKSEK LİSANS MEZUNU, İNGİLİZCEYİ ANA DİLİ GİBİ KONUŞABİLEN, KONUSUNDA EN AZ ON YIL DENEYİMLİ, ASKERLİĞİNİ YAPMIŞ, 30 YAŞINI AŞMAMIŞ.”  (Süperman neredesin?)
Oha demeyin! Aslında ne istediğimizi biz de tam bilmiyoruz, bu özelliklere sahip aday bulabilir miyiz onu da bilmiyoruz. Ama müdürümüz yazın havası olur “dedi. Ama bak vallahi  ilan havalı oluyor. Yalan mı ha yalan mı?

B SINIFI SÜRÜCÜ BELGESİNE SAHİP (neyi nerenize süreceksiniz vallahi bizde bilmiyoruz!) 

Size araba vereceğiz ama şoför veremeyeceğiz en kötü ihtimalle araba lastiği veririz (Yani bunu da hatırınız için veririz sanat eğitimiyle araba isteğiniz yan yana şık durmaz mı?). Uzun yola alışıksınızdır umarız. Malum kurum dışında önümüze gelene sanat eğitimi veriyoruz, bakkala falan gönderiyoruz. Olur mu olur!

TERCİHEN MUHASEBE VE / VEYA İNGİLİZCE BİLEN ( şimdi şöyle İngilizceyi önceki maddede ve daha yukarıda yazdık ama bir de muhasebe olursa off ki off dadından yenmez !)
Şimdi bunları niye istiyoruz diye bir sorun hele! Çekinmeyin sorun yaa! Sizi tam olarak nerede kullanacağımızı veya bunları neden istiyoruz muhasebe ne alaka bizde bilmiyoruz. Ne kadar çok vasfınız olursa o kadar iyi… Hele bir siz işe başlayın. Gerisini sonra düşünürüz. Ha unutmadan büro makinelerini ve inşaat makinelerini da kullanırsa bi dalda biz alırız yani!

Daha yazardık ama yer kalmadı şimdilik bunlarla idare edelim.

 

Haydi bakalım bu şartlar dahilinde

  • Sahne sanatları
  • Görsel sanatlar
  • Müzik dallarında

Öğretmen/Eğitmenlik için hemen başvurun ama sadece lütfen e-mail ile. 

Mail adresimiz:  info@narsanat.com

piyano-kursuPiyano aslında sanat ve müzik dünyasının en önemli enstrümanlarından birisidir. Sanatın tüm dalları ile ilgilenen kişilerin sözel, davranışsal, duygusal, ruhsal ve sosyal davranışları diğer kişilere oranla daha etkileyicidir.

Enstrümanlar içinde ana enstruman diyebileceğimiz Piyano hakkında bilinmeyenleri sizler için derledik.

  • Hiç bir solo çalgı piyanonun gücüne sahip değildir. Piano, parmağın dokunuşuna anında yanıt verir.
  • Geniş ton aralığından ötürü piyanoya “Enstrümanların Kralı” denir.
  • Bir piyanonun klavyesi 88 tuşa sahiptir.
  • Satılan en pahalı piyano 1,2 milyon dolara satılan Steinway Grand’dir.
  • Birçok müzik okulunda ana enstrüman olmasa bile piyano zorunlu bir çalgıdır.
  • Bir piyanist, ister tek başına, ister bir orkestra eşliğinde olağanüstü bir müzik gerçekleştirebilir. Henüz keşfedilmemiş bir yetenek.
  • Piyano’nun verebildiği en kalın ses ‘La’ sesidir ve bütün piyanolarda bu sesi veren telin boyu 2 metre kadardır.
  • Piyanoda ses, tellere vuran çekiçler sayesinde ortaya çıkar.
  • Asıl adı “Piyano e forte” olan piyanoyu Floransalı Bartolomeo Cristofori 1711 yılında icad etmiştir.
  • Piyano 220-230 telden oluşur ve her tel 76 kilo ağırlığı çeker. Tüm teller toplamda 18-20 ton çekebilir.
  • Piyano 12.000’e yakın parçadan oluşur ve bunların 10.000 tanesi ses çıkarmak için hareket eder.

Piyano Kursumuza 4 yaşından itibaren herkes katılabilmektedir. Piyano dersleri hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.

Sanatın tüm dalları hakkında akademik bilgilere ulaşabilmeniz de mümkün. Tıklayınız.

Piyano hakkında size yol gösterecek bir kaç bilgi. Tıklayınız.

Piyano Kursu Öğrencilerimizin Piyano Sınıfında Çalışmalarından Örnekler. Tıklayınız.

Çocuklar için Piyano Eğitimi nedir ne değildir? Tıklayınız.

Tüm bu konularda bize ulaşmanız mümkün. Hemen arayın: 0212 570 8068 – 0530 880 71 80

 

 

 

Hukukcular Arasi Fotograf YarismasiTürkiye Barolar Birliği’nin (TBB) 2015 yılı Avukatlar Günü dolayısıyla düzenlediği Hukukçular Arası Fotoğraf Yarışması sonuçlandı.

Ara Güler, Coşkun Aral ve Haluk Çobanoğlu’ndan oluşan Seçici Kurul, Türkiye Barolar Birliği Genel Sekreteri Av. Güneş Gürseler ile Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Sabri Erdal Güngör’ün koordinasyonunda İstanbul’da bir araya gelerek ödül verilecek ve sergilenecek fotoğrafları belirledi. Hukukçular Arası Fotoğraf Yarışması’nın ödül töreni 6 Nisan 2015 Pazartesi günü Ankara’da, Av. Özdemir Özok Kongre ve Kültür Merkezi’nde saat 16.00’da başlayacak program çerçevesinde sahiplerine verilecek. Ödül töreninin ardından sergi açılışı gerçekleştirilecek.

Ödüle ve sergilenmeye değer bulunan fotoğraflar; eser sahibi, mesleği, fotoğrafın adı, ili sıralamasına göre şöyle:

Birinci: Ece Başaran Küçük, Avukat – Evcilik Oyunu – İstanbul
İkinci: Ahmet Zengin, Stajyer Avukat – Gülümse – İstanbul
Üçüncü: Onur Aksoy, Avukat – Gün Batımı – İstanbul
Mansiyon: Mehmet Emre Günay, Avukat – Mutluluk – İstanbul
Mansiyon: Önder Budak, Avukat – Gökyüzüne İlk Kim Dokunacak – İstanbul
Mansiyon: Enes Akın, Hukuk Fakültesi Öğrencisi – Ali – İstanbul

Bireyin karşısındaki herhangi bir bireye ya da topluluğa karşı taleplerini, duygu ve düşüncelerini aktarabilmesi, kabaca kendisini ifade edebilmesi ‘iletmek’ kavramıyla tanımlanabilir. İnsan ilişkilerini tam anlamıyla açıklayabilmemiz için iletmek kavramından yola çıkarak iletişimi de ele almalıyız. İletişimin sözcük yapısı incelendiğinde karşılıklı yapılan bir eylem olduğunu görmekteyiz. İletmeyi kabaca insanın kendisini ifade edebilmesi ve bunu karşısındakine aktarabilme yetisi olarak tanımlayabiliriz demiştik. Öyleyse karşıdaki bireyin ya da insan topluluğunun, şu anda özne konumunda olan bireyin aktarmaya çalıştıklarını algılayıp, anlayıp, özümsemesi ve yanıtlaması ise ‘iletişim’ olur.

eniyi sanat okulu

‘İnsanlar kafanızdan geçenleri okuyamayacaklarına göre, ne istediğinizi onlara siz söylemek sorundasınız.’İletişim kavramını Patrica Jakubowski’nin bu sözüyle de pekiştirebiliriz.

çocuk yalnızlığı

Watzlawick, Bavelas ve Jackson iletişimde bulunmamanın imkânsız olduğunu söylemişlerdir. Bunun sebebi gayet açıktır. İnsanın konuşamadan, bir şeyleri karşısındakiyle paylaşmadan ve başkalarıyla etkileşime giremeden yaşamını sürdürmesi onu bir bitkiden farksız kılar. Hatırlarsanız Robinson Crouse romanında, adada yalnız kalan kahraman çevresinde hiç kimse olmadığından bir süre sonra hayvanlarla konuşmaya, adeta bir insanla konuşuyormuşçasına onlarla iletişim kurmaya çalışmıştır. Bu da iletişimin, insan hayatının devamı için ne kadar kritik bir yere sahip olduğunu gösterir delillerden biridir. Bir iletişime etkinlik kazandıran bazı ögeler vardır.

1.Mesajı gönderen kişi: Mesaj, en az iki veya daha fazla kişi arasındaki bir aktarımdır. İletişimi başlatan kişinin bu sorumluluğu alması, açık, net, dürüst ve empati ile iletişime başlaması gerekir.

2.Mesajın yapılandırılması: İletişimde göz ardı edilen ancak iletişim sorunlarının oluşmasında oldukça etken olmasından dolayı önemli görülen öğelerden biri de mesajın yapılandırılmasıdır. Mesajda kullanılacak kelimeler, ses tonu, beden dili gibi unsurlar bazen üzerinde fazla düşünülmeden seçilir ve mesaj yapılandırılıp yollanır. Ancak mesaj bazen söylenilmek istenen tüm ayrıntıları içermez, o zaman karşı tarafın yanlış anlamasına neden olabilir ve “ben böyle söylemek istemedim” demek zorunda kalınabilir. Bazen de susmak hiçbir şey söylememek yine bir tür mesaj yollamaktır. Dolayısıyla, mesaj karşıdaki kişinin ne gördüğü, ne hissettiği ve ne duyduğudur.

3.Mesajı alan kişi: Mesajı alan kişinin kişilik yapısı, alışkanlıkları, mesajı yollayan kişiyle arasındaki ilişkinin kalitesi gibi etkenler gelen mesajın alıcı tarafından yorumlanmasında rol oynar.

4.İletişimin yer aldığı ortam: Yer, zaman ve durum da iletişim sürecindeki önemli öğelerden biridir. İletişimin yer aldığı ortam, ne dendiğini, nasıl dendiğini, ne anlaşıldığını ve nasıl bir tepki verileceğini etkiler. Örneğin, televizyondan haberleri dinleyen kocasına eşinin seslenerek yardım istemesi; ancak tüm dikkatinin dinlediği haberlerde olmasından dolayı kocasının bunu duymaması ve tepkisiz kalması, bu durumun da eşi tarafından önemsememek şeklinde yorumlanması gibi.

İletişim, insan yaşamının her alanında, sosyal yaşantının ve bunun sonucu olarak bireyin entegrasyon aşamalarında bir vazgeçilmez olmasıyla beraber yaşantının büyük bir bölümünü kapsayan eğitim hayatının başarılı ve amacına uygun bir şekilde götürülmesinde de önemli, bir yer tutar. Okullardaki başarısız öğrencilerin var oluşunu ya da okullarda öğrencilerin kendilerinden beklenemeyecek düzeyde etik dışı davranışlarda bulunmasını iletişim yetersizliğine bağlamak, iletişimin eğitim ve öğretim olguları üzerinde ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu vurgulamak için yeterlidir. Yani bütün bu davranışları tamamıyla öğrencilerin tembelliğine, öğretmenlerin yetersizliğine ya da sistemin yanlışlığına bağlamak bizleri hataya düşürebilir. Elbette ki bunların da etkisi büyüktür fakat en temel sebep öğretmenlerle öğrenciler arasındaki iletişim bağının zayıflaması hatta kopmaya yüz tutmuş hale gelmesidir.

eğitimci

 

Verimli bir öğrenme süreci verimli bir iletişim ile ayrılmaz bir bütündür.

Bütün bu etkenleri göz önünde bulundurduğumuzda verimli bir öğrenme sürecinin aslında verimli bir iletişim ile ayrılmaz bir bütün olduğunu görürüz. Eğitim öğretim yuvalarını ele aldığımızda; öğretmeni mesajı gönderen, anlatılanların yani derslerin belirli bir sistem ve yönteme dayalı olmasını ve derslerin anlatılış tarzını mesajın yapılandırılması, öğrenmek üzere orada bulunanları yani öğrencileri mesajı alan kişi, dersin anlatıldığı ortamı yani sınıfı ve bunun yanı sıra diğer fiziksel koşulları ise iletişimin yer aldığı ortam olarak adlandırabiliriz. İletişimin istenen yönde gerçekleşebilmesi için öncelikle iletişime geçecek olan bireylerin birbirlerini hangi anlamda ya da hangi bakış açısıyla gördüğünün bilinmesi gerekir. Yani öğretmen ve diğer eğitmen kadronun öğrencilere, buna karşılık öğrenci ya da öğrenci gruplarının eğitmen kadroya hangi gözle baktığı önemlidir. Bazı öğrencilerle öğretmenleri hakkında biraz söyleşi yapıldığında, onların kaleminden çizilmiş bir öğretmen şablonuyla karşılaşılır. Öğretmen, adeta onlardan farklı bir gezegende yaşayan, farklı ihtiyaçları olan, kendilerinden daha farklı şeyler tüketen, selam verseler dahi onlara kızıp neden selam veriyorsun diye notlarını kıracak olan, daima sert, insani ve vicdani duygular taşımayan bir birey olarak konulur önünüze ve eğer siz de bir öğretmenseniz kendinizi baştan aşağıya bir daha süzersiniz. Aynı şekilde bazı öğretmenlerle de söyleşi yapıldığında öğrencilere bakış açılarının olması gerekenden çok farklı olduğunu görülür. Yaptığı işin ciddiyetinin farkında değildir.

öğretim

Geçmişten beri yığıla gelen bilimsel bilgilerin yanı sıra toplumsal normları ve insani olan bütün kuralları gelecek nesillere en iyi biçimde anlatabilmek için kendini yetiştirme çabası göstermeden, karşısındakini küçük gören ve onları çok güçlü bir silah olduğunu düşündükleri notla tehdit ederler. Öğrencileri bu ülkenin geleceği olarak değil de; derslerine girdiği için para kazanabildiği bir ekmek teknesi olarak görür.

Elbette ki bu görüşler asla genellenemez, bütün öğretmen ve öğrencilere atfedilemez. Burada belirtilen öğrenci ve öğretmen şablonları, iletişim yetersizliği yaşayan bir grubu ve bu grubun belirttiğim gibi birbirlerini yanlış birer bakış açısından görmeleri sonucu böyle bir iletişim kopukluğunun meydana geldiğini anlatmak için verilmiştir. Bunun yanında birbirlerine karşı oluşturdukları şablonlardan haberleri yoktur, tamamen bağımsız görüşlerdir. İşte iletişimin koptuğu nokta da burasıdır.

Öğretmeni için zihninde böyle bir şema çizmiş öğrencinin dersteki davranışlarını ele alalım. Anlatılan konuyla ilgili kendince çok mantıklı olarak gördüğü bir soru geliyor aklına. Tam parmak kaldırıp sorusunu soracakken, zihnindeki öğretmen şeması parmağını aşağıya indiriyor. Öğrenmek istediğini rahatça dile getiremiyor. Dersin tam ortasında tuvalet ihtiyacı öğrenciyi rahatsız etmeye başlıyor. Parmak tam kalkacakken yine vazgeçiyor ve dersin sonunda kendisini tuvalete zor atıyor. Tabi ki de bu süreçte anlatılanlar havada kalıyor ve uçup gidiyor. Bir kayıp daha ve daha niceleri… Çizdiğimiz öğretmen şablonun dersi anlatış tarzını ve anlatırken zihninden geçenleri inceleyelim şimdi de. Az önceki bahsettiğimiz öğretmenin olması gereken bakış açısıyla hiçbir şekilde örtüşmeyen, ve dersin bitiş zilini dört gözle bekleyen edayla ders süresi geçirilmeye çalışılıyor.

eğitim ve öğretim

Karşısında oturanlar bu ülkenin geleceği değilmişçesine gösterilen umursamaz davranışların belki de onların, yaşadığı bu coğrafyaya birer felaket olarak geri dönmesine sebep olacaktır. Görüldüğü üzere iletişimin verimli olarak sağlanabilmesi için mesajı yollayan ile mesajı alacak olanın birbirlerine hangi gözle baktığı önemli bir yer tutar. Burada öğretmenin bu şekilde davranması ve sonucunda öğrencilerin başarısız bir grafik çizmeleri zayıflamış ve kopmaya yüz tutmuş bir iletişim sürecinin sonucudur. Bu iletişim sürecinin bu yönde gerilemesinin sebebi ise bahsettiğimiz gibi bireylerin birbirlerine nasıl baktıklarıdır. Diğer bir yandan öğretmen bahsedilen gibi değil tam tersi bir bakış açısı geliştirseydi, buna bağlı olarak da öğrencinin öğretmenine karşı geliştirdiği şemalar farklılık gösterseydi, öğretmeni için kendisinin önündeki engelleri kaldıran ve karanlıkları aydınlığa kavuşturan bir yol gösterici şeması oluştursaydı emin olun aralarındaki iletişim asla kopmaz bir hâl alırdı. Bu sayede öğrenciler ders dışında da öğretmenleriyle zaman geçirir, onlarla çok daha fazla şeyi paylaşabilirlerdi. Aralarındaki iletişim bağının güçlenmesiyle eğitim öğretim olguları da en verimli halini alabilirdi. Dersin yapıldığı ortam ve bununla birlikte diğer fiziksel koşulların iyi bir şekilde sağlanması, diğer bir yandan da mesajın yapılandırılması diye adlandırdığımız müfredat ve diğer akademik olgular, verilen mesajın anlaşılması ve bunun sonucunda verimli bir iletişim ağının kurulmasına katkıda bulunur. Öğrencilerin okul ile iletişiminin pürüzsüz bir hale getirilmesi, bunun yanında kendisi ve yaşadığı çevresiyle de verimli bir iletişim ağı kurabilmesine yardımcı olabilmek için okullara psikolojik danışmanlar atanmaktadır.

Unutulmamalıdır ki iyi bir iletişim daima sözcüklerle sağlanamaz. Sözcüklerin yanı sıra, fırçanın tuvale, kalemin kağıda anlatmak istedikleriyle ve bazen sessizlikle bazen de zarif bir gülümsemeyle her şey bir çırpıda halledilebilir.

Kaynaklar ;

Kavuncu, Velidedeoğlu, Nur, Kadın Erkek İlişkilerinde Sorunlar ve Çözümleri, Morpa Yay., İst, 2006

dunyalilar.org

”… Finlandiyalı çocukların okul yaşamı, Finlandiya’nın bizzat uygulamakta olduğu gençlik ve eğitim politikalarının sonucudur; PISA testlerinin değil. Fin eğitim sisteminde okuma becerileri, bilim ve matematik okur yazarlığı kadar sosyal bilimler, görsel sanatlar, spor ve pratik becerilerin geliştirilmesi de önemli. Finli çocuklar anaokul ve ilkokul hayatları boyunca oyun oynar ve zevk alarak öğrenirler. Finli öğretmenler de, ebeveynler de matematik ve ya fen derslerindeki soyut kavramları öğretmenin en iyi yolunun müzik, drama ya da spor uygulamaları olduğunu düşünür. Akademik ve akademik olmayan öğrenme biçimleri arasında kurulan bu denge çocukların okuldaki mutluluğunu sağlamanın büyülü formülüdür. PISA testleri, okul yaşamının çok önemli olan bazı kıstaslarını değerlendirme dışında bırakıyor.”  diyor  Pasi Sahlberg.

finlandiya ve eğitim

 

Düşük maliyetler, kısa okul saatleri, ile yüksek akademik başarıyı; bireyselliğe, bağımsızlığa önem veren, öğrencilerine kendi eğitim programını kendi düzenleme sorumluğunu yükleyen eğitim anlayışıyla bol boş zamanı, eğlenerek öğrenmeyi birleştiren Fin eğitim sistemi hala eğitimin rüya ülkesi olmaya devam ediyor.

İşte size Fin eğitim sistemiyle ilgili 9 şaşırtıcı gerçek.

finlandiyada ders

 

-1-

Finlandiya’da zorunlu okula başlama yaşı 7.

Yaşları ne olursa olsun, çocuklar okula kendileri yürüyerek ya da bisikletle gidiyor.

Fin kültürü çocukların bağımsız yetişmesini önemsiyor. Çocuklarını okula getirip götüren, ders çalıştıran ebeveynler diye bir şey yok.

-2-

Fin eğitim müfredatı basit ve genel bir çerçeve tanımlamaktan ibaret.

Öğrenciler, kendi ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda kendi eğitim-öğretim programlarını şekillendirme haklarına sahipler. Öğretmenler de öyle.

-3-

Finli öğrencilere eğitim hayatlarının ilk altı yılında hiçbir şekilde not verilmiyor. Sekizinci sınıfın sonuna kadar not verme zorunluluğu yok ve öğrenciler standardize edilmiş bir sınav sistemine tabi değiller. Sadece 16 yaşlarındayken ülke genelinde bir sınava giriyorlar.

-4-

Öğretmenler gün boyu sınıfta ortalama dört saat ders veriyor. Haftada iki saati ise mesleki gelişimleri için eğitimlere katılmak için ayırıyorlar.

İlk okulda öğrencilerin ders dışı/teneffüs olarak geçirdikleri zaman toplam 75 dakika. Amerika’da bu oran 27 dakikaya kadar düşüyor. Türkiye’de ise ortalama 45 dakika.

-5-

Tüm öğretmenlerin en az master derecesi var ve üniversite başarısı en yüksek %10’luk dilim arasından seçiliyorlar. Öğretmenlik toplum gözünde statüsü en yüksek mesleklerden biri.

Finlandiya öğretmenleri başarılı-başarısız olarak yargılamayan bir kültüre sahip. Eksikleri bulunan öğretmenlerin, yeni eğitim-öğretim programlarıyla kendilerini geliştirmesinin önü açılıyor. Hiçbir öğretmenin performans nedeniyle işten atılma korkusu yok.

-6-

Öğrencilere ödev verilmiyor çünkü öğrenmenin yeri okuldur.

Her çocuğa bir birey olarak değer veriliyor. Çocuklardan biri yeterince iyi öğrenemiyorsa öğretmenleri bunu hemen fark ediyor ve çocuğun öğrenme programını onun bireysel ihtiyaçlarına göre düzenliyor. Aynı şey, okula uyum göstermeyen, sıkılan ya da öğrenim durumu programın ilerisinde olan çocuklar için de geçerli.

Öğretmenlerin yüksek eğitim düzeyi, çocukların her türlü gelişimini gözlemleyebilmelerini ve esnek çözümler yaratabilmelerinin en önemli nedeni. İstatistiklere göre çocukların ortalama %30’u eğitim hayatlarının ilk dokuz yılında özel programlarla destekleniyor.

-7-

Fin okullarında spora bol bol yer var ama spor karşılaşmaları yapacak takımlar yok. Rekabet, üstünlük kazanmak Fin kültüründe değer verilen bir şey değil.

-8-

Finlandiya’da özel okul yok ve eğitim harcamalarının tümü devlet tarafından destekleniyor.

Finlandiya’da okullar birbirleriyle rekabet etmiyor, aksine dayanışıyor. Okulların hemen hemen tümünün başarı düzeyi aynı. Bu yüzden okulun bir diğerine göre ayrıcalığı yok.

Eğitim “herkes için eşit imkanlar sağlamak” demek. Eşitlik kavramına olağanüstü değer veriliyor. Tüm çocuklar zeka ve becerileri ne olursa olsun aynı sınıflarda okuyor.

-9-

Pek çok Avrupa ülkesi ve Amerika’yla karşılaştırıldığında Finlandiya’da eğitime ayrılan bütçenin daha fazlası sınıf ortamına yansıyor. Çünkü öğretmenler de, yöneticiler de hemen hemen aynı maaşı alıyor. Bu yüzden Finlandiya’da eğitim maliyetleri çok daha düşük.

Ancak 15 yıllık kıdemli bir öğretmen ortalama bir üniversite mezunundan daha iyi kazanıyor.

Kaynak: Eğitimpedia

altin-koza-film-festivali22. kez sanatseverlerle buluşacak festival kapsamında her yıl olduğu gibi Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması ve Akdeniz Ülkeleri Kısa Film Yarışması gerçekleştirilecek. Ayrıca bu yıl bir ilk olarak “Adana” konulu Senaryo Yarışması ile yeni bir yarışma düzenlenecek. Yarışmanın katılım şartları önümüzdeki günlerde açıklanacak.

Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü, Türkiye’nin en köklü festivallerinden biri olan Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin Türk Sineması’nın gelişmesine ve eserlerin tanıtılmasına katkı sunmayı, sanatsal etkinlikler yoluyla da sanatçılar ve eserleriyle halk kitlelerinin buluşmasını sağlamayı hedeflediğini ifade etti. Sözlü, bu bağlamda festival kapsamında yarışma bölümleri dışında, çeşitli sergi, söyleşi, atölye çalışmaları ve etkinliklerin de gerçekleştirileceğini belirtti. Sözlü, festivalin son yıllarda gelenekselleşen bölümlerinden biri olan Adana Film Pazarı’nın ise, ülkemizde üretilen eserleri, dünyanın çeşitli köşelerinden gelen dağıtımcılarla buluşturacak olması açısından ayrıca önemli olduğunun altını çizdi.

22. Uluslararası Altın Koza Film Festivali kapsamında gerçekleştirilecek Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması ve Akdeniz Ülkeleri Kısa Film Yarışması’nın başvuru formları, önümüzdeki günlerde ‘adana-bld.gov.tr’ adresinde yayınlanacak.

arkeolojiBu yıl 24-27 Mart tarihleri arasında Anadolu Üniversitesi tarafından gerçekleştirilecek olan 6. Uluslararası Arkeoloji Öğrencileri Sempozyumu’nda, aynı anda iki farklı salonda birçok arkeoloji öğrencisi sunum yapacak.

Sempozyumun üçüncü gününde düzenlenecek ve moderatörlüğünü Prof. Dr. Hüseyin Sabri Alanyalı’nın yapacağı panelde ise Kazı Teknikleri Katılımcıları; Prof. Dr. Mehmet Özdoğan ve Doç. Dr. Feriştah Alanyalı, Eğitim Katılımcıları; Prof. Dr. Serra Durugönül ve Yrd. Doç. Haluk Sağlamtimur, İstihdam Katılımcıları; Prof. Dr. Nevzat Çevik ve Prof. Dr. Yücel Şenyurt.

 
arkeoloji-sempozyumu-1
arkeoloji-sempozyumu-2 arkeoloji-sempozyumu-3 arkeoloji-panel

Üniversite öğretiminin genç kişiyi bir konuda uzmanlaştırma ve meslek kazandırma amacını güttüğü hepimizce bilinir ve benimsenmiştir. Fakat bu sadece pratik amaçtır; ötesinde asıl amaç gerçekleşmeyi bekler: Bir kişiliğin olgunlaşması.

eğitim-felsefe.

 

Öğretim, öğretenin edinmiş olduğu bilgileri öğrenene aktarmaktır. Elbette bu düşündürerek ve tartışarak yapılır. Öğrenci ezberlemeyecektir; daha doğrusu, öğrendikleri arasında, sonraki bilgilenmeleri için belleğinde tutması zorunlu olmayanları kenarda tutup, gerektiğinde hatırlayacak, ama zorunlu olanları, geçici olsa bile unutmayacaktır.

Eğitim, öğretimle birliktedir ama öğretimden nitelikçe farklıdır. Öğretim verilir, eğitim alınır. Öğretmen, “eğitim veriyorum” derse, yanılıyordur; çünkü eğitilmenin özünde alıcı, özümseyici, duyarlı olmak vardır. Öğrenci kendini, öğrendikleriyle birlikte bu nitelikleri edinme yönünde geliştirir. Öyleyse öğretmen, “öğretiyorum” deyişinde kalmayacak, “öğrencimin eğitim almasına yardımcı oluyorum” da diyecektir.

Öğretim bir sınıftaki bütün öğrencileredir. Eğitim ise öğrenenle öğreten arasında karşılıklı ve sürekli ilişki, iletişim gerektirir. Bu durum öğretimin her alanı için geçerlidir.

Örnek olarak hukuk öğreniminde bir dersi, Roma hukukunu alalım. Bu ders sadece hukuk tarihi bakımından değil, hukukun yüksek amaçları bakımından önemlidir. Ama bu dersin hakkını vermek için sadece Romalıların ne gibi yasalar yaptıklarını öğrenmek değil, güzel bir deyişimizle, “tarihin imbiğinden geçmek” gerekir. Bu, tarihsellik bilincinin kazanılmasıdır, eğitimdir.

Felsefenin öğretim-eğitiminde bu tür sorunlar, güçlükler baştan çözülür. Baştan olmazsa hiç başlayamaz ve hiç çözülemez. İlk iş felsefeyle uğraşmaya başlayan öğrencinin fikrini almaktır, -felsefe hakkında değil, çünkü bunu henüz edinmemiştir; her gün kullandığımız kavramlar hakkında: amaç, anlam, değer, ölçü, nicelik, nitelik, hak, adalet, gelenek, inanç, toplumsallaşma, özgürleşme gibi. Gencin bu genel sorunları içselleştirmesi, kendine mal etmesi, yaşadıklarıyla, gözlemledikleriyle bağıntılar kurması, edindiği bilginin dışında kalmaması için de etkince hesaplaşmaya girmesi, ilgisini sürekli kılar. Bunu başardıkça, felsefe tarihinin bizden en uzak çağlarında konuşmuş kişiler, şimdiye gelir, onunla yeniden konuşurlar.

Çocukları felsefe öğrenimine başlayan anne babalar haklı olarak bu soruyu sorarlar. Çocukları onlara “Platon’un Devlet diyaloğunu okuyoruz ve adalet üzerine tartışıyoruz” cevabını verince, eğer açık görüşlü iseler, “tartışarak kim çözmüş, baksana o zamandan beri çözüme ulaştırılamamış” demezler, ama bu tartışmanın, edineceği meslekte çocuklarına ne sağlayacağını bilmek isterler. Bunun doğrudan cevabı yoktur. Olsaydı, yüzyıllardır ve her uğraşanın ömrü boyunca tartışılmazdı. Ama buna rağmen felsefe sadece tartışma değildir, çünkü böyle olsaydı çoktan bıkkınlık getirir ve artık kimse uğraşmazdı.

Sorunlar hem güncel hem geneldir. M.Ö. 5. yüzyılda Attika’da ve çevresinde “sophistes” (bilgeler) denilen bir grup insan kent kent dolaşarak tüm inançları sarsan konuşmalar yapıyorlardı. Onlara göre din bir icattı. Devlet, ya güçlülerin zayıfları ezmesinin ya da zayıfların güçlüleri baskı altında tutmasının aracıydı ve nasıl olursa olsun bu aracı kullananlar sağlıklı kişiler değildi. Eğitim kanıksanmış yutturmaca kanaatlerinin yeni kuşaklara öğretilmesiydi. Bu adamlar gittikleri yerlerde hem dinleniyor, bazen seviliyor ama çoğunlukla kovuluyordu. Onlar zaten bilineni eleştiriyorlardı. Ele geçirdikleri hiçbir şey yoktu ama yüzyıllar sonra bizim düşüncemizi aydınlatıyorlar. Kısaca anlattığım tarihsel olay, felsefenin karşıt kültürünün doğuşudur.

Sürdürümü sadece Hellas’da kalmadı; çeşitli biçimlerle Anadolu’da da yaşadı, fakat 15. yüzyılın ilk çeyreği içinde tükendi. Son temsilcisi Şeyh Bedrettin’dir. O, cennette cennetlikleri eğlendiren hurilerin, cehennemde yanan ve daha da yanması için günahkarların taşıdığı odunların hayal olduğunu şöyle söylüyor: “Hayaldirler, çünkü algıya verilmemişlerdir.” Felsefi çekirdeğini hemen gördüğümüz bu dünyevi dünya görüşünün nasıl oluştuğu, sonradan nasıl kesildiği ve Cumhuriyete kadar Türkçe’de özgün felsefenin olmayışının nedenleri çok yönlü katılımla açıklığa kavuşturulabilir. Bu bir eksikliğimizdir. Eksikliği kapatmak için tüm insan bilimlerinin ortak araştırmalar yapması gerekiyor.

Karşıt kültür karşıtını yok etmez; tersine geliştirir. Felsefe olmasaydı, ilahiyat olmazdı, sadece din yorumları olurdu. Gerek Hıristiyan gerek İslam ilahiyatı felsefi tartışmalar içerir. Farabi ilahiyatın felsefe kürsüsünden cevaz almasını ister; bu tutumla da vahiyi akılsal açıklamaya çalışır. Farabi öldüğünde cenaze namazını halife kıldırdı, halk kıldı, ulema kılmadı, çünkü o Medinet-ül Fazıla’daki (bilgeler şehrindeki) en yüksek yeri filozofa ayırmıştı. Ölçülülüğü, söz ölçüsünü, kavrayan aklın açıklaması toplumsallığı geliştirir. İslamiyet zulme karşı doğmuş yayılmış, toplumsallaşmış, dünya dini olmuştur. Tarihi böyleyken nasıl oluyor da din konularında yetkili kişiler, en azından dini bayramlarda “kardeşlerim birbirinize işkence etmeyiniz” demiyorlar? Demezlerse ve topluma açıkça, yöneticiye korkusuzca hitap etmezlerse, o zaman, karşılarında karşıt kültürü keskince, uzlaşmazca bulurlar.

Karşıt kültür 9-10’uncu yüzyıllarda Arapça felsefeyi doğurdu. Diller arası iletişim kurulmuştu. Önce Süryaniceye sonra Arapçaya çevrilen Grekçe eserler, yazar ve metin karışıklıklarına rağmen, ve Arapça düşünürlerin özgün katkılarıyla, Avrupalınınkinden üçyüz yıl önce, hem de artık halk dili olmayan Latince gibi değil, konuşulan Arapçada bir yeniden doğuşu, Renaissance’ı getirdi. Bu canlanış 14-15. yüzyıllarda, tarihin en büyük medeniyeti olan Endülüs’de doruğa ulaştı. Tarihin imbiği bize en büyük düşünsel mirasımızın neler ve nerelerde olduğunu gösteriyor. Avrupa Renaissance’ının Endülüs’e borcu vardır ve bunu henüz iyice anlamış değildir. Anlasaydı, yüzyılımızdaki faşizmlerine kültürel bir set çoktan çekmiş olurdu.

Ama Avrupalının gözardı edemeyeceğimiz bir yeteneği de var: çelişkisini kavrayabilme ve aşabilme. Avrupalı için hukuk yaşanan bir olaydır. Bilim, bir nesneyi elinde evirip çevirebilmektir, nesnenin özelliklerini dışsallıkta ve pratik amaçlar için kullanımında bırakmayıp atomik yapısına girerek anlamaktır. Eğitimin amacını “hoca dedi ki” den çıkarıp, bunu defterden silip yerine “ben düşünüyorum”u (cogito) geçirebilmektir.Dünyaya egemenlik ve sömürgenlik Avrupalının bir yüzü, bilim sanat ve felsefedeki yaratıcılığı öbür yüzüdür. Başarılarını egemenlik için kullandı; şimdi bunun getirdiği çelişkileri çözmeye çalışıyor. Bizim Avrupalı karşısında duruşumuz ancak tam bağımsız bir duruş olursa onu anlayabiliriz ve kendimizi anlatabiliriz. Bu duruş Cumhuriyetimizin ilk iki onyılında gösterildi, sonra yitirildi.

UNESCO felsefe haftasındayız. Bu bir kutlama haftası değildir, ne UNESCO’yu ne de felsefeyi. Bu günler çağrı günleridir. Somut eyleme geçme günleridir. UNICEF, UNESCO’nun çocukların sağlığı ve eğitimiyle ilgili birimidir. Şimdi, daha önce söylediğim, yazdığım bir düşünceyi yeniden sunmak ve bu toplantının kapanış bildirgesine dahil edilerek UNICEF’e çağrı olarak iletilmesini düşünmenizi istiyorum: Dünyanın her ülkesinden bir temsilci çocuk seçilerek hepsinin UNICEF yetkilileri eşliğinde, kan gövdeyi götüren bölgelere, öncelikle Irak ve Filistine götürülmesi ve olayların içinde onlara “siz böyle olmayın” denilmesi, gelecekteki eğitim için talebimdir. Bunun ötesinde sizlere söyleyeceğim bir şey yoktur.

Saygılarımla.

Prof. Dr. Uluğ Nutku

***

Referans: Felsefeciler Derneğinin “UNESCO Felsefe Haftası” dolayısıyla düzenlediği “Eğitim ve Felsefe” başlığındaki sempozyumda konuşma. Ankara, 19 Kasım 2005.

Kaynak : Dünyalılar

Tüm Öğretmenler Sendikası (TÖS), Millî Eğitim Bakanlığı 2014 İdare Faaliyet Raporu’ndaki okula devam etmeyen öğrenci sayısını değerlendirdi. 

öğrenci

2013 yılında 174 bin 625 öğrenci İlköğretim kurumlarını (ilkokul ve ortaokul) terk ederken, 2014 yılında İlköğretim kurumlarında öğrenim gören 234 bin 932 öğrenci okulu terk etti. Millî Eğitim Bakanlığı’nın 2013 İdare Faaliyet Raporunda okula devam etmeyen (Okul terki)  öğrenci sayısını 90 bin olarak belirlediğini; ancak bu sayının 174 bin 625 olduğunu söyleyen TÖS, 2013’teki okul terklerine göre 2014’teki terklerin (ilkokul ve ortaokul) yüzde 35 artış gösterdiğini ve 234 bin rakamının korkunç bir rakam olduğunu söyledi.

TÖS’ün soruları

  • 235 bin okulu terk eden öğrencinin sınıflarına, cinsiyetlerine göre dağılımı nedir? Yine bu öğrencilerin kaçı ilkokul, kaçı ortaokul öğrencisidir?
  • 4+4+4  zorunlu eğitim uygulamasının bu okul terklerindeki payı nedir?
  • Bakanlık, okulu terk eden öğrencilere yönelik ne gibi çalışmalar yapmıştır ve yapmaktadır?
  • Bilindiği gibi ilkokul ve ortaokul zorunlu eğitim kapsamındadır. Bu sonuca göre devlet zorunlu eğitimi uygulayamamakta mıdır? Öyle olduğu görülmektedir.

TÖS’ün konuya ilişkin görüş ve önerileri ise şöyle:

Eğitim, toplumun hem bir aynası hem de temel belirleyicisi olduğu için ailelerin sosyo-ekonomik durumunun okul terklerinin temel sebebi olduğunu düşünüyoruz. Bu konuda çocukların ve ailelerinin çeşitli fonlar ve burslarla daha fazla desteklenmesini olumlu bir seçenek olarak görmek ve uygulamak gerekir.

TÖS olarak zorunlu ilköğretim çağı öğrencilerine verilen karşılıksız desteğin artırılmasının okula terki azaltacağı düşüncesindeyiz. Ayrıca aileleri bilinçlendirme gibi diğer tedbirlerin de belirlenip uygulamaya geçirilmesi, bu konuda özel çalışmalar yapılması gerekmektedir.

Sonuç olarak 4+4+4 biçiminde çarpıtılmış 12 yıllık zorunlu eğitimin uygulamada gerçekleşmemesi (hatta 4+4+4 olarak bölünmüş olmasının okul terkini daha da artırdığı düşünülmektedir) ülkemiz için büyük bir sorundur. 2014 yılı faaliyet raporunda açıkça ifade edilen bu sonuç, bize Milli Eğitim’in sınıfta kaldığını bir kez daha göstermiştir. Siz istediğiniz kadar eğitimde çağı yakaladığınızı,  göz boyayıcı projelerle göstermek isteyin, istatistik veriler açıktır; 235 bin korkunç bir rakamdır. Ülkemiz için büyük bir ayıp ve kayıp olan bu duruma karşı tedbirler alınıp, gerekenler yapılarak acilen düzeltilme yoluna gidilmelidir.

Kaynak: Tüm Öğretmenler Sendikası