Şunun için etiket arşivi: Nar

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği 12. Uluslararası Antalya Piyano Festivali, bu yıl da özel bir programla sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.

12. Uluslararası Antalya Piyano Festivali Başlıyor

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği 12. Uluslararası Antalya Piyano Festivali, bu yıl da özel bir programla sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Sanat yönetmenliğini Fazıl Say’ın yaptığı festival, 25 Kasım – 17 Aralık tarihleri arasında Antalya’da gerçekleşecek. Dünyaca ünlü sanatçıları ve grupları Antalya’da buluşturan festival, 12. yılında da sanatseverlere unutulmaz bir klasik müzik şöleni yaşatacak. Ana sponsorluğunu Volkswagen’in yaptığı festival, her yıl olduğu gibi bu yıl da geniş repertuvarı ve renkli programı ile dikkat çekiyor. Festival, sadece sahnedeki konserler ile sınırlı kalmayacak; sanatçılar, okullarda düzenlenecek workshop’larla öğrencilerle buluşacak. Geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da, şehrin uzak bölgelerinde düzenlenecek halk konserleri ile konserlere gelme şansı olmayanlar klasik müzik ile tanışma fırsatı yakalayacak.

Piyano festivalinde”prömiyer” sürprizi

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği ve sanat yönetmenliğini Fazıl Say’ın yaptığı 12. Uluslararası Antalya Piyano Festivali, sanatseverlere unutulmaz bir klasik müzik şöleni yaşatacak. Dünyaca ünlü sanatçıları ve grupları Antalya’da buluşturan festival, bu yıl dört eserin Türkiye prömiyerlerine ev sahipliği yapacak.Volkswagen’in ana sponsorluğunda düzenlenen festival 25 Kasım -17 Aralık tarihleri arasında gerçekleşecek.

Say “ Varyasyonlar Op. 32 “ 

Festivalin merakla beklenen Türkiye prömiyerlerinden biri, Fazıl Say’ın bu sene bestelediği dünya prömiyeri Almanya’da gerçekleştirilen “Varyasyonlar Op.32”.  9 Aralık tarihinde saat 20:30’da Antalya Kültür Merkezi’nde ilk kez izleyicilerle buluşacak olan eseri, piyanonun başarılı isimleri Ufuk&Bahar Dördüncü Kardeşler ve perküsyon sanatçısı Sebastien Cordier birlikte seslendirecekler.

Say “‘Dört Şarkı Op .37’”

Fazıl Say’ın bir diğer eseri ise, yine Almanya’da dünya prömiyeri gerçekleştirilen ‘Dört Şarkı Op.37”… Nazım Hikmet’in ‘Masallar Masalı’, Ingeborg Bachmann’ın ‘Die Grose Fracht’ (Büyük Yük), Turgut Uyar’ın ‘Göğe Bakma Durağı’, Rilke’nin ‘Der Panther’ (Panter) adlı şiirlerden oluşan ‘Dört Şarkı’da, Elif Şahin’in piyanosuna bas Szymon Chojnacki eşlik edecek. İzleyicilerin özel bir gece yaşayacağı konser 13 Aralık günü, saat 20.30’da Antalya Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek.

P. Glass “ İki Piyano için Dört Bölüm”

Festival de ayrıca Philip Glass’ın “ İki Piyano için Dört Bölüm “  eseri de Labeque Kardeşler tarafından Türkiye’de ilk kez seslendirilecek. Festivalin bu yılki özel konukları arasında yer alan Katia & Marielle Labeque Kardeşler, 29 Kasım günü saat 20.30’da Antalya Kültür Merkezi’nde sanatseverlerle buluşacak.

“Faust Senfonisi” özel yorum

 Liszt Gecesi’nde ise Dezsö Ranki ve Edit Klukon;  Liszt’in  “Faust Senfonisi” adlı eserinin daha önce hiç çalınmamış bir versiyonunu da ilk kez  seslendirecekler. Ünlü Macar besteci ve piyano virtüözü Franz Liszt’in ve şef Geza Gemesi’nin büyük bir titizlikle notalarını düzenlediği,1856 yılına ait 2 piyano için olan mevcut transkripsiyon hiç yayınlanmamıştı. Bu versiyonu çalan tek ikili olan Ranki ve Klukon bu versiyonu Türkiye’de  ilk kez  sanatseverlere sunacaklar.  Liszt’in  doğumunun 200’üncü yılı için düzenlenecek gece,  1 Aralık günü saat 20.30’da Antalya Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek.

Festival Programı

Doğuştan görme engelli Japon piyanist Nobuyuki Tsujii Piyano Festivali’nde

 12. Uluslararası Antalya Piyano Festivali’nin bu yıl merakla beklenen gecelerinden biri de Japon piyanist Nobuyuki Tsujii konseri…

Doğuştan gözleri görmeyen Japon piyanist Tsujii, festivalin en dikkat çekici isimlerinden. 1988 doğumlu genç sanatçı, müzikal yeteneğiyle sadece Japonya’nın değil, tüm dünyanın gelecek vadeden piyanistleri arasında gösteriliyor.

 Açılış Konseri

Gürer Aykal / Şef

Fazıl Say / Piyano

Gabor Boldoczki / Trompet

Hakan Güngör / Kanun

Burcu Karadağ / Ney

Aykut Köselerli / Vurmalı Çalgılar

Antalya Devlet Senfoni Orkestrası

25-26 Kasım 2011 / Antalya Kültür Merkezi – Saat: 20.30           

Genç Yetenekler Konseri

Eylül Esme Bölücek / Piyano

Suzanna Rudanovskaya / Piyano

Lara Melda / Piyano

Ayşegül Yörükoğlu / Piyano

27 Kasım 2011 / Antalya Kültür Merkezi – Saat: 14.30           

Labeque Kardeşler

Katia Labeque/ Piyano

Marielle Labeque / Piyano

29 Kasım 2011 / Antalya Kültür Merkezi – Saat: 20.30    

Liszt Gecesi

Dezső Ránki & Edit Klukon

01 Aralık 2011 / Antalya Kültür Merkezi – Saat: 20.30           

Igudesman & Joo

“A Little Nightmare Music”

Aleksey Igudesman / Keman

Hyung-ki Joo / Piyano

03 Aralık 2011 / Antalya Kültür Merkezi – Saat: 20.30           

Caz Konseri

Michel Camilo Trio

Michel Camilo / Piyano

Charles Flores / Kontrabas

Cliff Almond / Vurmalı Çalgılar

05 Aralık 2011 / Antalya Kültür Merkezi – Saat: 20.30           

Nobuyuki Tsujii

07 Aralık 2011 / Antalya Kültür Merkezi – Saat: 20.30          

Makrokosmos

Ufuk & Bahar Dördüncü

Ufuk Dördüncü / Piyano

Bahar Dördüncü / Piyano

François Volpé / Vurmalı Çalgılar

Sébastien Cordier / Vurmalı Çalgılar

09 Aralık 2011 / Antalya Kültür Merkezi – Saat: 20.30          

Olli Mustonen

11 Aralık 2011 / Antalya Kültür Merkezi – Saat: 20.30          

Andante Gecesi

Birsen Ulucan / Elif Şahin & Szymon Chojnacki

Birsen Ulucan / Piyano

Elif Şahin / Piyano

Szymon Chojnacki / Bas

13 Aralık 2011 / Antalya Kültür Merkezi – Saat: 20.30     

A Piano Abierto

Dorantes with Manuela Ríos & Joaquín Grilo

Dorantes / Piyano

Joaquín Grilo / Dansçı

Manuela Rios / Dansçı

Yelsy Heredia / Kontrabas

Faikal Kourrich / Keman

Nano Peña / Vurmalı Çalgılar

15 Aralık 2011 / Antalya Kültür Merkezi – Saat: 20.30           

Vladimir Spivakov & Harika Gençler & Moskova Virtüözleri

Vladimir Spivakov / Şef

Daniel Kharitonov / Piyano

Sergey Finoedov/ Obua

Anastasia Kobekina / Viyolonsel

Moskova Virtüözleri Oda Orkestrası

17 Aralık 2011 / Antalya Kültür Merkezi – Saat: 20.30           

Halk Konserleri

Igudesman & Joo

“A Little Nightmare Music”

Aleksey Igudesman / Keman

Hyung-ki Joo / Piyano

02 Aralık 2011 / Akdeniz Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi – Saat: 14.30           

Ufuk & Bahar Dördüncü

Ufuk Dördüncü / Piyano

Bahar Dördüncü / Piyano

08 Aralık 2011 / Yeni Mahalle Semtevi  / Kepez – Saat: 14.00

Fazıl Say

11 Aralık 2011 / Orfe Atlı Spor Kulübü – Manej Salonu/ Döşemealtı – Saat: 13.30

Caz Konseri

Dieter Koehnlein / Piyano

12 Aralık 2011 / AKM Perge Salonu  – Saat: 20:30

Workshoplar

Gürer Aykal

25 Kasım 2011 / Antalya Koleji – Saat: 14.00    

Gabor Boldoczki

26 Kasım 2011 / A.Ü. Devlet Konservatuvarı – Saat: 14.00

Lara Melda

28 Kasım 2011 / Antalya Koleji – Saat: 14.00    

Olli Mustonen

10 Aralık 2011 / A.Ü. Devlet Konservatuvarı – Saat: 14.00

Birsen Ulucan

13 Aralık 2011 / A.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi – Saat: 14.00    

Elif Şahin & Szymon Chojnacki

14 Aralık 2011 / Güzel Sanatlar Lisesi / Kepez – Saat: 11:00    

Dorantes

15 Aralık 2011 / A.Ü. Devlet Konservatuvarı – Saat: 14.00

Vladimir Spivakov

16 Aralık 2011 / Büyükşehir Belediyesi İsmail Baha Sürelsan Konservatuvarı – Saat: 16:00

Sergi

Liszt Sergisi

Liszt’in doğumunun 200. Yılı anısına…

25 Kasım – 17 Aralık 2011 / Antalya Kültür Merkezi Fuayesi

 

 


20. YÜZYILA DOĞRU SANAT ALANINDAKİ GELİŞMELER

Osmanlı’da resim sanatının kendini hissettirmesinden önce sanat alanındaki hareketler ‘ süslemecilik’ ile sınırlıydı. Bu dönemde süslemecilik o kadar ileri gitmişti ki 3. Ahmet zamanında ‘Sebi’ isimli sanatçı çekmeceleri lakeli manzaralarla bezemişti. Çeşitli dönemlerde sanatçılar en küçük objeyi bile resim yaparak süsleme yoluna gitmiştir. Süslemecilik ve duvar resimlerinin daha sonra tuval resimlerine bırakması çok da kolay olmamıştır. Resmin temelini oluşturan minyatür resmi zamanını doldurmuş ama Osmanlı resmi için önemini devam ettirmiştir. Ve zamanla yerini modern resme bırakmaya başlamıştır.1

Resim sanatımızdaki ilk primitiflerle birlikte pentür, yağlı boya ressamları da sanat tarihimizdeki yerini alarak şimdiki modern Türk resim sanatının temelini atmışlardır.

Sanayi-i Nefise’nin Kurulması 

20. yüzyıl sanat alanındaki gelişmeler bir çok ilki de beraberinde getirmiştir. Sanat alanındaki gelişmelerin en büyüğü ve ilki Sanayi-i Nefise Mektebinin kurulmasıdır. 1877 yılında ilk defa resmi bir akademinin kurulması yolunda çalışmalara başlanır. Bu okul hem resim hem de mimarlık alanında öğretim yapacaktır. Fransız ressam Guillemet de okulun hem müdürlüğünü yapacak, hem de resim derslerini verecektir. 19 ekim 1877 de padişahın onayı alınır. Fakat tam bu sırada ( 1877-78) Osmanlı- Rus savaşı başlar ve bu savaş sırasında Guillemet tifoya yakalanır ve ölür. Böylelikle akademinin açılması işi de bir müddet için kalır. Bundan sonra akademinin kurulup, öğrenime geçmesi için daha beş buçuk yıl geçecektir. Osman Hamdi’nin müze müdürlüğüne tayin edilmesiyle (4 eylül 1881) bu konu tekrar gündeme gelir. Sanayi-i Nefise Mektebinin Ticaret Nezaretine bağlı olarak ( 30 aralık 1886 da Ticaret Nezaretinden ayrılarak Maarif Nezaretine bağlanır) ve müdürlüğüne Osman Hamdi detirilerek kurulmasına karar verilir. Osman Hamdi’nin okul müdürlüğüne atanma tarihi 1 ocak 1882 dir. Bundan sonra sıra okul binasının yapımına gelir. 2 mart 1883 yılında mimar Vallauri’ nin müzenin bahçesinde yaptığı binada ( bugün Eski Şark Eserleri Müzesi olarak kullanılan bina) öğretime başlanır. Öğrencilere resim , heykel, mimarlık ve gravür konularında dersler verilecektir. Fakat gravür dersini verecek hoca bulunamadığından , önceleri bu bölüm faaliyete geçmemiştir. Sonunda Fransa ‘ dan Napier adlı kişinin getirilmesi ile 1892 nin mart ayında bu bölümde derslere başlanır.

Akademinin ilk açılışındaki öğretim görevlileri ve dersleri şöyledir.

Heykel öğretmeni: Yervant Osgan

Yağlıboya öğretmeni : Salvator Valeri

Karakalem ve tezyinat öğretmeni: Warnia-Zarzecki

Fenn-i mimari öğretmeni: Vallauri ve yardımcısı P. Bello

Tarih öğretmeni: Aristofenis Efendi

Ulum-i Riyaziyye( matematik ) öğretmeni: Kaymakam Hasan Fuat Bey

Teşrih (Anatomi) öğretmeni: Kolağası Yusuf Rami Efendi

İlk Heykeltraşlar

Osman Hamdi’nin Sanayi-i Nefise Mektebindeki müdürlüğü ölümüne kadar devam eder(27 yıl)2 . Resim, mimarlık ve heykel gibi üç ayrı dalda yirmi öğrenciyle öğrenime başlayan Sanayi-i Nefise’de tüm resim ve heykel öğrenimi yabancı hocalar tarafından verilmekteydi. Hocaların yabancı oluşu Osman Hamdi Bey’in gizli misyonuna bağlanmaktadır.3

Sanayi-i Nefise’ye 1914 yılında İnas Sanayi-i Nefise Mektebinin açılmasına kadar kız öğrenci özellikle alınmamıştır. Heykel sanatının dışlandığı dönemlerden sıyrılabilmek Sanayi-i Nefise ‘deki heykel öğretimiyle aşılabilmiştir. Okulun ilk Türk heykel öğrencisi İhsan Özsoy’ dur. Ki o da tesadüf eseri okulun bahçesinde Osman Hamdi ile karşılaşır, Osman Hamdi kendisine okula mı girmek istiyorsun diye sorar o da böyle bir fikri olmadığı halde evet der ve bu şekilde okula kaydolur. İhsan Özsoy 9 yıllık eğitimden sonra Parise gitmiş ve önce Deloye’un atölyesine Osman Hamdi’nin tavsiyesi ile girmiştir. Doğa aşığı İhsan Bey bu atölyeyi kuru ve yaşamdan uzak bulmuş, oradan ayrılarak Sordi ve Thomas’ın yanında çalışmıştır. İstanbul’a dönüşte açtığı atölyenin dış kapısına rölyef astığı için şikayet edilmiş ve atölye polis takibatına alınmıştır.4 1908 de Oskan Efendi emekli olduğu için Sanayi-i Nefise’de heykel hocası olmuştur ( ek-1). Yine aynı dönemin bir diğer heykeltıraşı İsa Behzat’ tır. Oskan Efendi’nin öğrencisi olan İsa Behzat natüralist karakterlerde heykeller yapmıştır. Güçlü bir tekniğe ve plastik uygulamasına sahipti (ek-2).5

İlk Sergiler

Resim alanına geri dönüldüğünde sanat alanındaki gelişmelerin bir diğer ilki sergilerdir. Ana kaynak kitabımız da bahsedilen sergilerin ilki Şeker Ahmet Paşa’nın Sultanahmetteki Mektep-i Sanayi’de düzenlediği resim sergisidir. 27 nisan 1873 de açılan bu sergide yabancılar ve Hıristiyanlar çoğunluktaydı. Sergiye Mekteb-i Tıbbiyye ve Mekteb-i Sultani’nin bazı öğrencilerce yapılmış resimleri de konuldu6 ifadesine karşılık Sezer Tansuğ ise 28 aralık 1845 bir belge Oreker adında bir manzara ressamının sarayda bir sergi düzenlediğini ortaya koyuyor. Bu olayın 1870 den sonra sıklaşan resim sergilerinin bir başlangıcı olduğu kabul edilir.yine de Ahmet Paşa’ nın1873 nisanında açılmasına önayak olduğu sergi, Türkiye’ de açılan ilk resim sergisi olduğu kabul edilir.

Bu serginin basında uyandırdığı yankılar, bu girişimin bir ‘dal’ açılmasını düşündürdüğü söylentilerini de kapsamış ve gazete ilanlarında bazı dükkanlarda yağlıboya satılmakta olduğu duyurularak, bir ilkpiyasa hareketinin başlamasına da yol açmıştır. Bu ilk sergi devletin en üst kademelerinde ilgiyle karşılanmıştır.

Yine Şeker Ahmet Paşa bu sergiden aldığı güç ile hazırlık ve çağrı aşamasından sonra 1 temmuz 1875 de 2. Seginin açılmasını sağlar. Bu sergiye çok sayıda batılı ve azınlık sanatçının yanı sıra Hoca Ali Rıza, Ahmet Bedri, Halil Paşa , Osman Hamdi, Nuri Beyler , Türk sanatcısı olarak katılmıştır.

İstanbul’da azınlık ve ecnebilerin kurduğu Elifba ( a,b,c) kulübü ( Club’ de I’ABC), 1880-82 yıllarında Mavrokordato isimli bir Rumun girişimleri ve İngiltere kolonisinin yardımlarıyla sergiler düzenlemiştir. Elifba’nın ilk sergisi Tarabya Rum Kız Okulunda, 1881 de düzenlenen ikinci sergisi Tepebaşı Belediye Bahçesindeki köşkte açılmıştır.

Sanayi-i Nefise Mektebinin kurulmasından sonra ilk kez 1885 de öğrenim yılı sonunda düzenlenen öğrenci sergileriyle birlikte İstanbul’da sergiler devamlılığa kavuşur ve giderek daha ulusal bir nitelik kazanır.7

Bu ilk sergiler, ilk sanat pazarının ve ilk eleştirilerin de şekillendiği olaylardır.

İlk sanat Pazarı Oluşumu

Askeri ve sivil okullara bakıldığında gençler kendi kapalı ortamlarının sınırları içinde , sanatın coşkusunu resim üretimiyle paylaşmaktadırlar. Yaptıkları resimlerin sergilenmelerini düşlemekten ne denli uzaktırlar. Satış, başka bir deyişle sanatın pazarlanması akıllarının ucundan dahi geçemeyecek bir ütopyadır. Tek bir hedefleri vardır; resim yapabilecek olanakları ve zamanı olabildiğince çok değerlendirmek. ( O dönem sanatçılarının sürekli saray çevrelerini resmetmesinin amacı ise eserlerinin alıcılarının yine saray eşrafından olmasıdır.) sanatla yakından ilgilenen padişahların ve veliahdların yaşadığı saray mekanına sunulacak bir resim yapma gayretindeydi ressamlar. Kuşkusuz büyük bir onurdur bir sanatçının resminin saraya girebilmesi. Önemlisi ise kazanılan ödüldür. Padişahın beğenisine hitabeden bir resim sanatçısına yeni bir ufuk, Avrupa’da resim öğrenimi kazanma olanağı sağlamaktaydı.

İlk kez 27 nisan 1873 tarihinde Şeker Ahmet Paşa tarafından gerçekleştirilen sergide, ressamlar toplumla tanışıp, resimlerini pazarlama şansı yakalayacaklardır. Ancak, Osmanlı ressamları resimlerini sergileme konusunda korkular ve çekingenlikler gösterdikleri için bu sergiler daha çok azınlık ressamların yapıtları üzerinde kuruldu. Aynı ilk tiyatro oyunlarında Türk gençlerinin çekingenliği ve korkuları nedeniyle, azınlıkların sahne almaları gibi. Osmanlı ressamları, üretimleri karşılığında beğenilmek ve en fazla olarak da ödüllendirilmeyi düşünürken, batılı ustaların Osmanlı topraklarında ürettikleri resimler servetlere satılmaktaydı.8

İlk Eleştiriler

Bu sergiler ilk eleştiriyi de beraberinde getiriyordu. 1873 yılında başlayan sergiler 1908 yılına kadar toplu sergiler olarak gelişir. 24 mart 1882 tarihli Vakit gazetesinde, ‘Cuma günü saat 6 da açılan serginin resim sanatına ilgisiz kalan toplum için bir gelişme olduğunu’ vurgulamakta ve sanatçıların resimleri eleştirilmektedir. ( ek 3) “…. Saadetlü Hamdi Beyefendi’nin usta eserleri olmak üzere feraceli bir kadın ve yeşil cübbeyle kendi yüzlerine benzeyen yüzde bir molla, ve bir Mekke’li ve zeybek resimleri vardı…diğer eserlerin yapımcılarının resim ve sanatları araştırılarak onların da yayımına aracılık edceğimiz unutulmamalıdır.’

Bu satırlar, o yıllarda yayınlanan gazetelerde resim sanatına önem verildiği ve sergilerin izlendiğini, sergilerde yer alan resimlerin tek tek gözlemlendiğini ve konusal açıklamaların yapıldığını belgelemektedir..9

Sanatçılara Genel Bir Bakış

 

İlk pentür sanatçılarda estetik görüş ve teknik uygulamada kişilikli bir yorumlama yoktu. Kimi eserler adeta tek bir elden çıkmış gibi tek düze idiler. Sanatçı konularını objektif bir görüşle realist hatta natüralist bir anlayışla tuvallerine yansıtmışlardır. (Yazının devamı resimlerin altındadır)

Salih Molla Aşki ya da Şevki’ nin eserlerinde olsun pentür anlayışı naif yalınlıkları yüzünden çekici bir anlam kazanmaktaydı.

 Şeker Ahmet Paşa; Natürmort ve peysajlarında nesneleri çok iyi incelemiş, batı empresyonizminin özgürce ortaya koyduğu stili benimsemiş ve akademik klasikçiliği bir tarafa bırakmıştır. Kompozisyondaki düzen duygusu, olgun renkleri ve çizgiyi ihmal etmemesi, objeler üzerindeki keskin gözlemleri onu ikinci kuşak ressamlar içinde özel bir yere oturtmaktadır. ‘ orman’ tablosu , bize hem batıdaki realist sanatçıların esrlerini anımsatmakta hem de Çin sanatındaki doğanın gücünü yansıtan esrleri hatırlatmaktadır.10

Osman Asaf; Yurt dışına gönderilen sanatçılardandır. Yurda dönüşten sonra çok fazla varlık gösterememiştir( ek 5). Yeşil ve sarı tonlarının hakim olduğu mescid resmi empresyonist bir tarzda yapılmıştır. Resim servilerin rüzgar estikce insana dair gerçeği pek derin hikmetlerle fısıldayan o servilerin ruhunu hissetmekteyiz. Osman Asaf ayrıca Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Mecmuasının sorumlu yöneticiliğini de yapmıştır.

Şehzade Abdülmecit; Sultan Abdülaziz’ in oğludur. Resme ilgisi küçük yaşlarda kendini göstermiştir. Güçlü ve yetenekli bir ressamdır( resim 134). Sarayda Beethoven onun iyi bir portreci ve figür düzenlemelerini mükemmel bir şekilde yaptığının en iyi göstergesidir. Haremde Goethe figür ustalığını da gözler önüne sermektedir. Renk ustalığı ve figür düzenlemeleri açısından çağdaşları arasında özel birde durmaktadır.

Ömer Adil; Sanayi-i Nefise’den mezundur. 1914 yılında açılan Sanayi-i Nefise Mektebinde hocalık ve idarecilik yapmıştır. Kızlar atölyesi onun en önemli eseridir. Resim izleyende fotoğraftan yapılmış etkisi uyandırsa da kesinlikle fotoğraftan çalışmadığı resimlerini doğada ve doğal ortamlarda izleyerek yaptığı bilinmektedir.

Halil Paşa; Türk resim sanatında önemli bir yere sahip olan Halil Paşa akademinin etkisiyle sağlam desenler oluşturup figürlü kompozisyona ağırlık vermiş ve zamanla da empresyonist çizgiye yönelen kompozisyonlar oluşturmuştur. Halil Paşa empresyonizme karşıydı “ Paris’ e gidişimde resmin berbat bir hale geldiğini zayıf boyalar, çizgisiz renkler ve zayıf desenler gördüm. Bunlar hep Manet’in tesiriyle olmuştur. Bundan çok müteessir oldum. Mamafih şimdi Fransa’da tekrar yeni klasik üstadlar yetişmeye başladı. Neyse çok şükür.” Demesine karşılık resimlerinde empresyonizmin etkisi hissedilmektedir. Resimde çıplaklığın yasak olduğu dönemlerde Halil Paşa akademinin etkisiyle bir ilki daha gerçekleştirmiştir. Bu resmi onun çıplaklığa soğuk bakmadığı ve suret yasağına uymadığı görülmektedir.11

Fahri Kaptan; Fahri Kaptan’ın resimleri saray duvarlarında ve kartpostallara da girmiştir. Resimlerinin kopya olma olasılığı vardır. Arnavutköy Sırtlarından resmini 19. Yy . Türk manzara resmine sokamayız. Bu resimdeki derinlik etkisi uzay duyarlılığı ve özellikle ön sıradaki nefti ağaçlarının sağa sola atılmış taş blokların bulutların yarattığı antik atmosfer sanatçıya mal edilemez.12

Müfide Kadri; Çağdaş kadın niteliklerine ulaşan ilk kadın sanatçılarımızdandır. Pastel ve yağlı boya ustasıdır( resim 132). Osman Hamdi Bey’den ders almıştır. Sanata ailesinin desteğiyle başlamıştır. Ve aldığı eleştirilere yine ailesinin desteğiyle dayanmıştır. 22 yaşında rahatsızlanıp, hayata veda etmiştir. Bu erken ölüm ailesini oldukça üzmüştür. Onun anısına bir sergi düzenlenir. Bu sergi kadın sanatçılar adına açılan ilk kişisel sergi olmuştur.13 Çok erken yaşta ölmesine karşın onu çok iyi tanımamızı sağlayan güçlü eserler bırakmıştır.

Mihri Müşfik; Öncü kadın ressamlarımızdan biridir. Ressam Zonaro ona özel resim dersleri vermiştir. Padişahlık döneminde aldığı resim eğitiminin ve yurt dışında öğrenim görmesinin aykırı bulunacağından sahte pasaportla Roma ‘ya kaçmıştır. Roma’da ve Paris’de öğrenimini sürdüren sanatçı portre yaparak hayatını devam ettirmiştir. Sanatçı yeteneğinin yanında karizmatik kişiliğiyle dönemin tutucu ortamında genç kızların da resim ve heykel eğitimi alması için yoğun bir mücadele içine girmiş, çabalarının sonucu resim hocalığının yanında İnas Sanayi-i Nefise Mektebinde hem idarecilik yapmış hem de yeni yetenekler yetiştirmiştir. Sanatçının İnas Sanayi-i Nefise’de eğitime getirdiği yeniliklerden biri ilk çıplak kadın modelinin kız atölyesinde kullanılmasıdır. Mihri Hanım resim atölyesinin kadınlar hamamından model de sağlamıştır. Türk Hanımların bu konudaki çekingenliğinden modelleri Rum ve Ermeni hanımlardan yapmıştır. Çıplak erkek model sorununu ise arkeoloji müzesindeki torsları kullanarak çözümlemeye çalışmıştır. Torsların çıplaklığı şikayet konusu olunca bakanlık yetkilisine “Hakkı aliniz var efendim. Bir hanım mektebine bir erkek heykeli gitmiş, tabii doğru değil. Ama biz ona bir peştamal takarız” diyerek espriyle durumu düzeltmiştir. Bir müddet sonra model olarak giysili, yaşlı erkek getirilmiştir. ‘ Zaro Ağa’ bunlardan biridir. Mihri Müşfik’in eğitime getirdiği bir diğer yenilik atölyede yarışma açması ve 1. 2. 3. Eserlerin de atölyede sergilenmesidir. Sanatçı genellikle öğrencilerine büyük boy figürlü çalışmaları için füzen veya kömür kalem kullandırtmıştır.14

Figürü Türk resminde ilk kez ve üstelik de resmin temel ögesi olarak ele alan ressam Osman Hamdi Bey’dir. Buna rağmen Osman Hamdi Bey çıplak konusunu ele almamıştır. Bu da ilginç bir tutum sayılır. Özellikle müdürlüğünü yaptığı Sanayi-i Nefise’de öğrencilerin çıplak modelden çalışma isteklerine pek de sıcak bakmadığı anımsanmalıdır!15

Şevket Dağ; yaşamının büyük bir kesmi 20. Yy. da geçmiş olsa da sanatının en değerli günleri , en önemli yapıtları 19. Yy. ın bir uzantısı sayılabilir.Sanatçı ‘ interieur’ ev içi, kapalı mekanların ressamı olarak tanınmıştır. Ayasofya’nın kapısı adlı yapıtı türünün en güzel örneğidir.16 resimlerinde sürekli olarak cami kapılarını ve cami içlerini ve dışlarını resmetmesi bir yinelemedir. Döneminin fikri ve kültürel yapısına uygun resimler yapması ve sanatçı tavrı, onun beğenilmesinde önemli bir etkendir.

İstanbul’un rutubetli ve soğuk havalarında tarihi anıtları resmederken tutulduğu hastalıktan ölmüştür.

Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Mecmuası

1909 yılında meşrutiyetin ilanından sonra Osmanlı devletinde esen yeni özgürlük rüzgarları, basında, bazı resmi ve özel kurumlarda yenilikçi harakatlerin oluşmasını sağlamıştır. Aynı yıl kurulanOsmanlı Ressamlar Cemiyeti , 1911 yılında Abdülkadirzade Hüseyin Haşim Paşanın yönetiminde kuruluşun adını taşıyan bir mecmua yayınlamaya başlamıştır. Ressam Osman Asaf’ın sorumlu yönetici olduğu dergi, 1914 yılına kadar 18 sayı yayınlamıştır.

Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Mecmuası Türkiye’de plastik sanatlar alanında yayınlanan ilk yayın organı olmasının yanısıra ele aldığı konularla da bu alanda uzun zaman sürecek tartışmaların da öncülüğünü yapmıştır.17

Batılılaşma Sürecimizde Yabancı Ressamlar

19. yy. da Osmanlı ülkesinde ve İstanbul’da faaliyet göstermiş olan sanatçıların belli başlıları; Ziem, de Mango, Bello, J. F. Lewis, Preziosi, Guillement, Aiwasovzky ve Zonaro’dur. Bu ressamlara Harbiye’de ilk kez batı usulü resim derslerini yöneten Fransız hoca Mösyö Kes ile 1883 de Osman Hamdi eliyle Sanayi-i Nefise’nin kurulmasıyla hocalıklara getirilen Valeri ve Zarzecki’nin de katılması gereklidir.

Bu ressamlar arasında Pazar yönünde kataloge olmanın ötesinde önemli birer sanatçı olarak değerlenenlerin başında John Frederic Lewis ve Aiwazovzki gelmektedirler. Lewis etkin bir gravür sanatçısı olarak ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğu gibi, Aiwazovzki de gelmiş geçmiş deniz ressamları arasında ön sırayı alan bir usta olarak ün kazanmıştır. Presiozi, de Mango, Bello gibi sanatçılar eserlerinin belgesel değerinin yanısıra teknik ustalıkları ile de dikkat çekerler. Renk kullanımı yönünde cesur bir miraca sahip olan Zonaro’nun Osmanlı sarayında çok rağbet görmüş olması bu özelliğine dayanmaktadır. İstanbul’da 19. Yy. ın ikinci yarısında faaliyet göstermiş olan Avrupalı ressamlar arasında en ilginç simalardan biri de Guillemet’ in oluşturduğu anlaşılmaktadır. Mustafa Cezar’ın Osman Hamdi kitabında verdiği bilgilere göre Akademi adıyla bir resim eğitimi atölyesi, ilk kez bu sanatçı tarafından İstanbul’un Beyoğlu semtinde kurulmuş ve o zamanlar Pera adını taşıyan, çevresinde elçilikler ve ecnebilerin yerleştiği bölgeye, bu suretle ilginç bir kültürel katkıda bulunulmuştur. Guillemet’in Osmanlı resmi makamlarının da ilgisini çekerek kendisine bir sanat eğitimi kurdurulmasının söz konusu olduğu ancak sanatçının 1876-77 yıllarında baş gösteren kolera salgınında ölmesi sonucunda bu projenin gerçekleşmediği öğrenilmektedir.

Türk sanatçılarla birlikte bazı azınlık ve yabancı mensuplarının da katıldığı ilk İstanbul salon sergilerinden sonra (1901-1902-1903) Türkiye’de ve dünyadaki siyasal gelişmeler, Avrupalı ressamların Türkiye’de geniş ölçüde faaliyet göstermesine fırsat vermemiştir. Cumhuriyet dönemi boyunca özellikle İstanbul’da açılan yabancı sanat sergileri, genelde yabancı kültür misyonları eliyle gerçekleştirilmiş ve Türk sanat akademisinde Leopold Levy ve Rudolph Belling gibi önemli hoca istisnaları dışında eğitimdeki katkıları azalmıştır.18

Sanat alanındaki gelişmelerde yabancı sanatçıların katkıları yadsınamaz. Osman Hamdi Bey Sanayi-i Nefise’de sürekli olarak yabancı ressamları eğitimci olarak almış ve bu konuda sürekli eleştirilmiştir. Oysa yabancı ressamlar Türk rssamlara göre çok daha rahat olmalarının yanısıra sanat temelleri sağlamdı. Ayrıca onların dünya görüşleri Osmanlı sanatçılarına göre daha geniş bir durumdaydı. Ve bunların yetiştirecekleri öğrenciler de aynı görüşlere sahip olacaktı. Fakat çok yetenekli ve çok bilgili olan Türk ressamlarının da yabancı ressamlar yüzünden kendilerini ifade edemedikleri bir gerçektir.

 Kaynakça : 

1 Türkiye’de Sanat P.S Dergisi sayı 42 sayfa 14 Berke İnel

2 Osman Hamdi tablolarında gerçekle ilişkiler. V. Belgin Demirsar- sayfa 9- Kült. Bak. Y.

3 Gergedan- sayı 19 , sayfa 9- Kemal İskender

4Sezer Tansuğ- Çağdaş Türk Sanatı- sayfa 10

5 Türk Heykeli – Hüseyin Gezer – sayfa 54-57

6 Başlangıcından Bugüne Türk Resim Sanatı Tarihi -sayfa 160

7 Sezer Tansuğ- Çağdaş Türk Sanatı- sayfa 91-92-93

8 Türkiye’de Sanat P.S Dergisi- Sayı 36 sayfa 20-21 Dr. Kıymet Giray

9 Türkiye’de Sanat P.S.Dergisi –sayı 24 sayfa 16 Dr. Kıymet Giray

10 Türkiye’de Sanat P.S. Dergisi, sayı-42 , sayfa –16 Berke İnel

11Tombak , sayı-33, sayfa-99-100 İlkay Karatepe

12Başlangıcından Bugüne Türk Resim Sanatı Tarihi , sayfa 165

13 Türkiye’de Sanat P.S. Dergisi , Sayı 10 say.42-43 Dr. Kıymet Giray

14 Tombak, sayı-27, say.40-41 Ayşen Aldoğan

15Türkiye’de P.S. Sanat Dergisi , sayı-10 , say.43 Kemal İskender

16Başlangıcından Bugüne Türk Resim Sanatı Tarihi , sayfa -164

17 Tombak Dergisi, sayı-30, Sayf.-102 Nilgün Yüksel

18 Türkiye’de Sanat P.S. dergisi, sayı-2 , sayfa-31 Sezer Tansuğ

Kynk.: http://www.turkresmi.com

 

Bakanlar kurulu 11.11.1928 günü yaptığı toplantıda Atatürk’e “Ulus Okullar Başöğretmenliği” unvanını verdi. 24 Kasım Atatürk’ün Millet Mektepleri Başöğretmenliğini kabul ettiği gündür. Atatürk’ün 100. Doğum yılı olan 1981 yılından itibaren 24 Kasım günü “Öğretmenler Günü” Olarak kutlanmaya başladı.

Aşağıda Sizlere sevgili Atamızın Öğretmen ve eğitimle ilgili sözlerini derlemeye çalıştık.

Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği Olarak öncelikle Baş öğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, M.E.B. Özel Nar Sanat Eğitim Kursu öğretmenleri ve tüm Cumhuriyet Öğretmenlerimizin yaşı ne olursa olsun ellerinden öpüyor ve cumhuriyetimizin baş tacı olduklarını unutmamalarını diliyoruz.

  • Öğretmen, geçmişin öğreticisi, geleceğin kurucusudur
  • Unutmayınız ki Cumhurbaşkanı bile sınıfta öğretmenden sonra gelir.
  • Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet, henüz bir millet adını alma yeteneğini kazanamamıştır.
  • Muallimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakar muallim ve mürebbiyelerini sizler yetiştireceksiniz. Ve yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.
  • Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir.
  • Dünyanın her yanında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakâr ve en değerli varlığıdır.
  • Bir topluluk ulus olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere muhtaçtır. Onlardır ki, toplumun gerçek bir ulus haline getirirler.
  • Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakâr ve muhterem unsurlarıdır.
  • Öğretmenden, eğiticiden mahrum bur millet, henüz bir millet adını alma yeteneğini kazanamamıştır.
  • Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir.
  • Bir millet, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla kaimdir.
  • Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.
  • Öğretmenler! Cumhuriyet sizden düşünceleri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.
  • Öğretmenler! Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve ordularınızın zaferi için yalnız ortam hazırlar.
  • Gerçek zaferi siz kazanacaksınız ve sürdüreceksiniz ve kesinlikle başarılı olacaksınız.
  • Ülkemizi gerçek hedefe gerçek mutluluğa kavuşturmak için iki orduya ihtiyaç vardır. Biri vatanımızı kurtaran asker ordusu, diğer ulusumuzun geleceğini yoğuran irfan (bilim, kültür) ordusu.

 

 

 

-*–Edebiyatımızda noktalama işaretini, ilk kez Şinasi ‘Şair Evlenmesi’nde kullanmıştır.

-*–Edebiyatımızda ilk çeviri roman, Kamil Paşa’nın yaptığı Telemak’tır

-*–Edebiyatımızda ilk roman,Taaşşuk-u Talat-ı Fitnat’tır.

-*–Edebiyatımızda ilk köy romanı,Nabizade Nazım’ın adlı eseridir.

-*–Edebiyatımızdaki ilk realist romancı Recaizade Mahmut Ekrem’dir.

-*–Edebiyatımızdaki ilk realist roman Araba Sevdası’dır yazarı Recaizade Mahmut Ekrem’dir.

-*–Edebiyatımızda ilk edebi roman,Namık Kemal’inİntibah adlı eseridir.

-*–Edebiyatımızda ilk psikolojik roman,Eylül’dür(Mehmet Rauf)

-*–Edebiyatımızda ilk tarihi roman,Namık Kemal’in Cezmi adlı eseridir.

-*–Edebiyatımızda ilk kadın romancı Fatma Aliye’dir.

-*–Edebiyatımızda ilk makaleyi Şinasi yazmıştır.(Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi)

-*–İlk tiyatro Şinasi’nin Şair Evlenmesi’dir.

-*–Edebiyatımızdaki ilk pastoral şiir A.Hamit Tarhan’ın Sahra adlı şiiridir.

-*–Edebiyatımızdaki ilk psikolojik roman denemesi Nabizade Nazım’ın Zehra adlı eseridir.

-*–Edebiyatımızda çoçuklar üzerine yazılmış ilk eserler Nabi’nin Hayriye’si ve Sümbülzade Vehbi’nin Lütfiye’sidir.

-*–Ençok sanatçı yetiştiren ilçemiz olarak bilinen Bakırköy ilçesinin tarihi boyunca  ençok basılıp    dağıtılan Sanat dergisi “Nar Sanat” adı ile “Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği tarafından basılmaktadır. ( Her Baskı 5000 adet )

” Nar Sanat Haber ” olarak biraz olsun merakınızı gidermek için arada bir zaman zaman aklımıza takılan veya merak edilen konuları sizlerin yerine araştırıp sizlerle paylaşmaya çalışacağız. Eğer sizlerde ilginç olduğunu düşündüğünüz bilgilere sahipseniz lütfen bize mail atınız adınızla beraber paylaşalım. Bilgi için : [email protected]

Keman benzeri enstrümanların kökeni Orta Asya göçebe atlı kültürlerine dayanmaktadır.  Eğer bir örnek verecek olursak Kazak Kopuzu iyi bir örnek olabilir. Benzeri enstrümanların pek çoğunda atların kuyruk kılı kullanılmaktadır. Orta Asya bozkırlarından ipek yolu aracılığıyla Çin, Hindistan ve Orta Doğu’ya yayılmıştır. Hatta arkeolojik kazılarda Semerlere ait Lir örnekleri de bulunmuştur.

kazak yaylı kopuzu

Sümerde Kullanılan Antik Lir

Bizans Liri

Bizans’ta bundan esinlenerek Lir adı altında ilkel bir keman geliştirilmiştir. Günümüz kemanına en yakın olan keman ise 14. Y.Y.da Kuzey İtalya’da ortaya çıkmış ve oradan Avrupa’ya yayılmıştır. keman yapımcılarının Rebec, Rönesans de Fer tarafından Ortaçağ’da İtalya’da Lira da Braci, Fransa’da Viel adlarıyla kullanılan yaylı çalgılar Keman’ın atası sayılır. Lavignac, Keman’ın Türklerin Kemençesi guz ‘dan (Oğuz Kemençesinden) alındığını yazar. Bazı kaynaklarda ise Arapların Rebab’ından geliştirildiği öne sürülmüştür. 16.ve 17. yüzyıldaki Keman yapım ustaları Nicolo Amati, Paolo Maggini, Giuseppe Guarneru, Antonio Stradivarius Keman’a son şeklini vermişlerdir. Keman asıl biçimi korumakla birlikte 19. yüzyılda , bazı değişikliklere uğradı. Çağdaş kemanda gövde ve sap daha uzun, köprü daha yüksektir.

Yukarıda okuduğunuz gibi aslında çokta yabancı değiliz Kemana…

Keman dersleri alabileceğiniz Bakırköy’de elbette pek çok yer var! Ve ne yazık ki bunların pek çoğu yasadışı ve kaçak eğitim vermektedir. Buna bir anlamda “ Merdiven altı eğitim “diyebiliriz. Ama biliyorsunuz ki; yanlış alınmış bir enstrüman eğitimini düzeltmek yeni bir enstrüman öğrenmekten çok daha zordur. Bundan dolayı Bakırköy ve çevre ilçelerde bulunan yasadışı ve kaçak eğitime prim vermeyin. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı, sertifika vermeye yetkili yerlerde siz ve çocuklarınıza keman eğitimi aldırın. M.E.B. Yönetmelik ve denetimlerini yerine getiren yasal yerlerin içersinde elbette Nar Sanat ’dan da tüm Milli Eğitime Bağlı yerlerde olduğu gibi  her eğitim dönemi sonunda M.E.B. Onaylı sertifikanızı bir sınav ardından alabileceksiniz.

Nar Sanat ’a gelin ve Gülen Yüzümüz ve misafir perverliğimize tanık olun. Kahvemizi, çayımızı için kendinizi evinizde gibi güvende ve huzurlu hissedeceğiniz M.E.B. Özel Nar Sanat Eğitim Kursu Sanata gönül vermiş insanların Kurduğu Nar Sanat Eğitim Ve Kültür Sanat Derneği Kuruluşudur.

 

 

Alaçatı’da 22 Ekim’de başlayan Jazz Rüzgarı, Kurban Bayramı’nda da esmeye devam ediyor.

Son yıllarda sporun yanısıra pek çok sanatsal etkinliğe de evsahipliği yapan Alaçatı Buğra Özçetin ve Oğulcan Şişman’ın girişimiyle artık sezon dışında da capcanlı…  Özçetin ve Şişman’ın, Alaçatılı iki işletmeci olarak bölgeye sonbaharda da hareket katmak adına bu yıl ilkini düzenledikleri Alaçatı Jazz Rüzgarı Festivali ilgiyle karşılandı.

22 Ekim – 12 Kasım 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan festivale Türk caz dünyasına yıllarca emek vermiş solist ve enstrümantalistler yer alıyor. Alaçatı Belediyesi Bu’ra Lokal ve Kesre Otel’in işbirliğiyle hazırlanan Alaçatı Jazz Rüzgarı Festivali’ne Ayten Alpman Melis Sökmen, Ayşe Gencer, İmer Demirer, Sibel Köse, Önder Focan ve Sibel Tüzün katılıyor.

Festival kapsamında Bu’ra Lokal’de Kurban Bayramı süresince gerçekleştirilecek konserler şöyle : 5-6 Kasım Ayşe Gencer&İmer Demirer, 7-8 Kasım Sibel Köse&Önder Foca, 11-12 Kasım Sibel Tüzün…

Saat 22:00 başlaması planlanan konserler için 0536 219 16 16’dan Elif İzgi’ye rezervasyon yaptırılabiliyor.

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıl dönümü dolayısıyla icra edilecek, “Şehitler Oratoryosu” 10 Kasım tarihinde Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi’nde seslendirilecek.”Şehidin Ölüm Sonrası Huzur ve Gururu” bölümleriyle dinleyiciyle buluşacak.

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıl dönümü dolayısıyla icra edilecek, “Şehitler Oratoryosu” 10 Kasım tarihinde Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi ’nde seslendirilecek.

Vatandaşların ücretsiz olarak katılabilecekleri konser, “ Vatan Sevgisi ”,

“ Kuruluş ve Kurtuluş Dönemi ”, “ Dahil Ulusal Bütünlük ve Birliğimizin Korunması için Yapılan Mücadele ve Savaşlar ”, “ Şehadet Öncesi ”, “ Şehadet Anı ”,

“ Şehidin Ölüm Sonrası Huzur ve Gururu ” bölümleriyle dinleyiciyle buluşacak.

Yaptıkları müziği alternatif arabesk olarak tanımlayan, “ İstanbul Arabesque Project ”, yarın Ghetto’da sahne alacak.

Grup, yeni albümü “ Damarımda Kanımsın”ın galası niteliğindeki konserle, Bergen, Kamuran Akkor, Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses gibi isimlerin şarkılarına getirdiği farklı yorumla arabeskin eğlenceli yönünü ön plana çıkarmaya çalışıyor.

Çağıl Kaya, 9 Kasım tarihinde Nardiss Jazz Club’te konser verecek.

Birçok önemli sanatçıyla sahne almış olan genç sanatçı Kaya, ünlü cazcılardan aldığı caz vokal ve emprovizasyon eğitimleriyle geliştirdiği caz performansını İstanbullu dinleyicilerine sunacak.

-Sahne Sanatları-

Sadık Şendil’in kaleme aldığı ve Müfit Kayacan’ın yönettiği “Kanlı Nigar”, yarın Profilo Kültür Merkezi’nde sahnelenecek.

Yunus Emre Kültür Merkezi, yarın Kemal Başar’ın yönettiği “Külhanbeyi Müzikali” isimli Oyuna ev sahipliği yapacak.

Oyun, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde yaşayan tulumbacılar ve kabadayıların yaşamlarını anlatırken bir dönemi de gözler önüne serecek.

Şehir Tiyatrolarının başarılı Oyunu Çığ, aynı gün Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde perdelerinin açacak.

Dağlarla çevrili bir köyde, insanların çığ düşmesinden korkmaları ve bunun yaşamlarına olan etkilerinin konu edildiği Oyun, Cücenoğlu’nun 40. sanat yılına özel olarak izleyicilerine sunulacak.

Cervantes’in ünlü romanından aynı isimle tiyatroya uyarlanan “Don Kişot”, 5 Kasım tarihinde Caddebostan Kültür Merkezi’nde izlenebilecek.

 

Kynk. : http://www.haberapron.com

Nar Sanat talebiniz üzerine Bakırköy ‘de bale eğitimine başlıyor.

Çocuklarınızın eğitimine elbette sizler kadar bizlerde önem veriyoruz. Bundan dolayı Nar Sanat ailesi olarak diyoruz ki; M.E.B.’a Bağlı kurumlar dışında çocuklarınıza bale eğitimi aldırmanız sadece çocuğunuzun sağlığıyla oynamanız anlamına gelmiyor. Aynı zamanda; zaman ve parada kaybediyorsunuz!

Pek çok çocuğun hayallerini süsler bale. Birçok veli ne yazık ki kimden, nasıl ve nerede? sorularını sormaksızın “dükkan” zihniyeti ile işletilen yerlerde çocuklarına sanatın tüm dallarında olduğu gibi bale konusunda da eğitim aldırmaktadır. Bilinçsiz bale eğitimi çocuklarınızda pek çok sağlık problemleri ve sakatlanmalara veya düzeltilmesi çok zaman alabilecek hatalı öğrenmelere yol açtığını biliyor muydunuz?

Bunun için sizlere önerimiz; çocuğunuzu kaydettirmeden önce “M.E.B. Onaylı bir kurs mudur, (Bunun için bknz. M.E.B. Sayfası) eğitmen kimdir, ve dönem sonunda sertifika vermekte midir, eğitim kurumunun yapısı nedir?” gibi basit ama hayati konuların sorgulanmasına dikkat etmenizdir. Basit bir ürünü bile alırken kullanım tarihi, ambalaj gibi bir takım özelliklere dikkat ederken çocuklarımızı emanet ettiğimiz yerin kurumsal kimliğine dikkat etmeyecek kadar çocuklarımıza ilgisiz olamazsınız, değil mi?

 

Van Depremi için birlik zamanı!

Lounge FM 96’dan yapılan açıklamada, 29 Ekim Cumartesi tarihinde düzenlenecek, Urban Festival Istanbul 2011’in Biletix satışından elde edilecek gelirin Van Deprem Bölgesine bağışlanacağı belirtildi.

Lounge FM 96 tarafından düzenlenen, İstanbul’un ilk “şehir” temalı festivali Urban Festival Istanbul, 29 Ekim Cumartesi günü üçüncü kez müzikseverlerle buluşuyor. Beyoğlu, Tom Tom Sokak’ta gerçekleşecek festival, Caz, funk, disko, house, down-tempo ve soul tarzları müzik severlerle buluşturacak.

Şehir temasını öne çıkaran festival sıra dışı müzik kombinasyonları ve sahne şovları ile unutulmaz bir müzikal deneyim yaşatacak. “URBAN FESTIVAL ISTANBUL” jazz, funk, disco, soul, house ve down-tempo tarzlarının en modern hallerini sunacak dünya çapında yüksek prestij sahibi sanatçıları konuk edecek.

Urban Festival Istanbul’da bu yıl Bajka, Christian Prommer’s Drumlesson, Ben Westbeech And Band (Türkiye’de ilk kez canlı şovuyla), Mop Mop, Sola Rosa Soundsystem, Âme, Drop Out Orchestra canlı performanslarıyla, Superpitcher ve Aldo Vanuccı ise DJ setleriyle performans gösterecek. İlk kez şehrin merkezinde gerçekleşecek festival, birden çok müzik tarzıyla farklı kitleleri bir araya toplayacak. Ayrıca cantanca, memogaran, U.F.U.K, Orkun Bozdemir, Style-ist, Rubsilent, Altan Balgır, Berke Yavuz, Can Ünal (Hyperblue), Falke South’da festivalde yepyeni parçalarla DJ kabininde hayranlarıyla buluşacak.

3.yılında İstanbul’un sanat ve eğlence hayatının kalbi olan Beyoğlu’na taşınan festivalin katılımcıları, 29 Ekim günü tek biletle aynı sokak içinde yer alan Indigo, Garajistanbul, Indigo Lounge, Alt, Indigo Pub ve We’de, farklı tarzların en başarılı örneklerini dinleme şansına sahip olacaklar. Her açıdan sıradışı bir festival deneyimi sunan “Urban Festival Istanbul 2011” sofistike müzik severler için kendilerine zaman çizelgesi yaratıp iyi müziğin peşinde koşacakları benzersiz bir seçenekler dünyası yaratıyor.

Festival destekçileri ise Burn Energy Drink, Puma, Tuborg Gold, Ajans Press ve Point Hotel.

Avantajlı biletler tüm Biletix perakende satış noktaları ve Biletix.com internet sitesinde.Etkinlik günü Indigo’nun karşısında kurulacak olan “Bilet Satış ve Bilgi Noktası”nda da bilet satışı gerçekleştirilecektir.

 

Kynk.: www.ensonhaber.com

Oryantal ateşi Nar Sanat ‘tan esiyor!

Salsanın yakıcı ateşini ilgilenenler bilir ve ya Tangonun karizması ve kışkırtıcılığı peki Oryantalin doğudan esen kıvraklığı, yakan ateşi, kıpırtısı…

Kabul etmek gerekir kanımızda var oryantalin ritmini duyunca kalkıp oynama arzusunu. Hani derler ya “Kapı gıcırtısı bile yeter bize” hayır bu defa yetmez ritmi doğru tutalım ve Nar Sanat ‘ın yetkin eğitmenleri ile Oryantali öğrenelim! Hem dans edelin hem vücudunuzu forma sokun doğudan esen profesyonel bir sanattır elbette eğlence ve spor yönünü unutmamak gerek.

Yeni sezonun ilk Oryantal Dans dersine bekliyoruz. Pazartesi 24 Ekim, saat : 15:00 ve 17:00 arası oryantal dans dersi başlıyor. Konusunda yetkin hocalarımızla hem eğlenin hem de geleneksel oryantal dansı öğrenin. Sıcak bir ortamda müziğin ritmi sizi çağırıyor. Ücretsiz olarak Konuk olmak için lütfen adınızı yazdırın. Randevu için sitemizi ziyaret edip telefonunuzu yazın biz sizi arayalım. Bilgi Formu için Tıklayın.

28 . Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışması’nın Ödül Töreni yarın yapılacak. 79 ülkeden 897 sanatçının 2757 karikatür ile katıldığı serbest konulu yarışmada; Birinciliğe İngiliz sanatçı Ross Thomson , İkinciliğe İsrail’den Ilya Katz, Üçüncülüğe ise Almanya’dan Werner Rollow değer görüldü.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın da katılması beklenen, saat 19.30’da Hilton Convention Center’da başlayacak olan törende, Zafer Gündoğdu-Ceren Gündoğdu  Topluluğu mini bir konser verecek,  sunuculuğunu ise Korhan Abay yapacak.

Ralph Steadman’ın (İngiltere) başkanlığını yaptığı, Ercan Akyol, Steve Bell (İngiltere), Latif Demirci, Selçuk Demirel , Mohamed Effat Abdelazim İsmail(Mısır), Maira Kalman (ABD), Rick Meyerowitz (ABD), Tan Oral ve Hideo Takeda (Japonya)’nın yer aldığı bu yılki Seçiciler Kurulu yine karikatür dünyasının otoritelerinden oluştu.

30 Mayıs 2011’de Bodrum Işıl Club’da (Bodrum) gerçekleştirilen Seçiciler Kurulu toplantısında Birincilik ödülü İngiliz sanatçı Ross Thomson , İkincilik ödülü İsrail’den Ilya Katz, Üçüncülük ödülü ise Almanya’dan Werner Rollow verildi.
Seçici Kurul ayrıca; Nadia Aghabeigi (İran), Sava Babic (Sırbistan), Razvan Tenie Bradean (Romanya), Jerzy Gluszek (Polonya), Jozef Gruspier (Slovakya), Moacir Knorr Gutterres (Brezilya), Viktor Kudin (Ukrayna), Pol Leurs ( Lüksemburg), Angel Ramiro Zapata Mora (Kolombiya), Nikola Listes (Hırvatistan), Oton Anton Reisinger (Hırvatistan) ve Reiner Schwalme (Almanya)’yı Başarı Ödülüne değer gördü.

Yarışmada Birincilik Ödülü 8000 ABD Doları, İkincilik Ödülü 5000 ABD Doları, Üçüncülük Ödülü 3500 ABD Doları, Başarı Ödülü ise 500 ABD Doları’dır.

Ayrıca, yarışmada Birincilik Ödülü alan sanatçıya her yıl olduğu gibi bu yıl da Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından bir plaket verilecek. Tören sırasında karikatürler de sergilenecek.

Kaynak : Cumhuriyet

M.E.B. Özel Nar Sanat Eğitim Kursu ve Nar Sanat İstanbul Eğitim ve Kültür Sanat Derneği ‘nin acı günü.

 

 

Nar Sanatın sevilen eğitmenlerinden Zafer TUĞRİÇERİ ’in annesi Oya TEZ Hanım geçirmiş olduğu rahatsızlık dolayısıyla bir süredir yoğun bakımda yatıyordu. Dün sabaha karşı tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybeden Oya TEZ Hanım ‘a Allahtan Rahmet, Sevgili Eğitmenimiz Zafer TUĞRİÇERİ ile sevenlerine başsağlığı ve sabırlar dileriz. Eğitmenimizin Annesi Oya TEZ Hanım Antalya’da defnedilecektir.