Yazılar

Bugün 18 Mart. Çanakkale Şehitlerini anma günü… Biliyoruz ki ülkemizin tarihinde pek çok önemli ve destansı gün var. Fakat başlı başına bir savaşta 500.000 insanın öldüğü, ve imparatorluğun galip geldiği tek cephedir. Ve elbette Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiyeyi kurma yolunda liderliğinin onaylanması ve simgeleşmesine yol açan Anadolu’nun fedakar insanlarının canını dişine takarak ülkesini savunduğu kahramanlık destanıdır. 106 yıl önce bugün ülkesi için kendini feda eden büyük insanlarımızı sevgi ve saygı ile anıyoruz.

Her ne kadar biliyorsak da”  Nedir bu Çanakkale Savaşı?” sorusunun cevabını aşağıda bulabilirsiniz.

Çanakkale Savaşı, I. Dünya Savaşı sırasında 1915-1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadası’nda Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında yapılan deniz ve kara muharebeleridir. İtilaf Devletleri; Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti konumundaki İstanbul’u alarak İstanbul ve Çanakkale boğazlarının kontrolünü ele geçirmek, Rusya’yla güvenli bir erzak tedarik ve askeri ikmal yolu açmak, başkent İstanbul′u zaptetmek suretiyle Almanya′nın müttefiklerinden birini savaş dışı bırakarak İttifak Devletlerini zayıflatmak amaçları ile ilk hedef olarak Çanakkale Boğazı’nı seçmişlerdir. Ancak saldırıları başarısız olmuş ve geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Kara ve deniz savaşı sonucunda iki taraf da çok ağır kayıplar vermiştir.

Osmanlı İmparatorluğu, Almanya’nın Rusya’ya savaş ilan ettiğı 1 Ağustos 1914’ün hemen ertesi günü, Almanya ile bir ittifak antlaşması imzalamıştır. Bu antlaşma, imparatorluğun eninde sonunda Almanya’nın ana gücünü oluşturduğu İttifak Devletleri safında fiilen savaşa gireceği anlamına gelmektedir. Enver Paşa, fiilen savaşa girmeyi, seferberliğin tamamlanmamış olması ve Çanakkale Boğazı savunmasının tamamlanmaması gibi gerekçelerle ertelemeye çalışmıştır. Ancak Almanya, bir an önce savaşa fiilen girilmesi için baskılarını sürdürmüştür. Bu baskılar, Akdeniz’de İngiliz donanması önünden çekilen Goeben ve Breslau savaş gemilerinin İstanbul’a gelmesiyle bir oldu bittiye getirilmişti. Daha sonra Osmanlı Donanması’na bağlı bir grup gemiyle Karadeniz’e açılan bu gemiler 27 Ekim 1914 tarihinde Rus limanlarını bombalayınca Rusya, Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etmiştir.

Birleşik Krallık Donanma Bakanı Winston Churchill, 1914 yılı Eylül ayında Çanakkale Boğazı’nın donanmayla geçilerek İstanbul’un işgalini öngören bir planı Başbakan Herbert Asquith’e vermiştir. Plan, çeşitli evrelerden geçerek uygulamaya kondu ve Birleşik Krallık ve Fransa gemilerinden oluşan bir donanmanın Boğaz’a geniş çaplı ilk saldırıları 1915 Şubat ayında başlatıldı. En güçlü saldırı ise 18 Mart 1915 günü uygulamaya konuldu. Ancak Birleşik Donanma ağır kayıplara uğradı ve deniz harekatından vaz geçilmek zorunda kalındı.

Deniz harekatıyla İstanbul’a ulaşılamayacağı anlaşılınca bir kara harekatıyla Çanakkale Boğazı’ndaki Osmanlı sahil topçu bataryalarını ele geçirmek planı gündeme getirilmiştir. Bu plan çerçevesinde hazırlanan İngiliz ve Fransız kuvvetleri 25 Nisan 1915 şafağında Gelibolu Yarımadası’nın güneyinde beş noktada karaya çıkarılmıştır. İngiliz ve Fransız çıkarma kuvvetleri her ne kadar Seddülbahir ve Arıburnu sahillerinde köprübaşları oluşturmayı başardılarsa da Osmanlı kuvvetlerinin inatçı savunmaları ve zaman zaman giriştikleri karşı taarruzlar sonucunda Gelibolu Yarımadası’nı işgalde başarılı olamadılar. Bunun üzerine sahildeki kuvvetler takviye edilmek için Arıburnu’nun kuzeyinde Suvla Koyu’na 6 Ağustos 1915 tarihinde yeni kuvvetlerle bir üçüncü çıkarma yapılmıştır. Ancak 9 Ağustos’ta Kurmay Albay Mustafa Kemal’in Birinci Anafartalar Muharebesi olarak bilinen karşı taarruzunda İngiliz Komutanlığı ihtiyat tümenini ateş hattına sürerek sahilde tutunmayı ancak başarabilmiştir. Mustafa Kemal ertesi gün Kocaçimentepe – Conk Bayırı hattında yeni bir karşı taarruz gerçekleştirmişti, bu hattaki Anzak birliklerini de geri atmıştır. İngiliz ve Anzak kuvvetlerinin İkinci Anafartalar Muharebesi olarak bilinen genel taarruzları ise Osmanlı savunmasını aşamamıştır. Tüm bu gelişmelerin sonrasında İngiliz, Anzak ve Fransız kuvvetleri Gelibolu Yarımadasını 1915 yılı Aralık ayı içinde tahliye etmiştir.

Harekat öncesi

I. Dünya Savaşı:

Sanayi Devrimi’nden itibaren giderek büyüyen üretim bir yandan hammadde gereksinimini sürekli artırırken diğer yandan yeni pazarları gerektiriyordu. Diğer yandan giderek büyüyen sermaye birikimi, yeni yatırım alanları bulmaya yöneliyordu.[10] Avrupa’nın büyük devletleri 19. yüzyıl boyunca farklı hızlarda gelişmişlerdi ve gelişmelerini sürdürebilmek için etki alanlarını genişletmek için sıkı bir rekabet içindeydiler. İngiltere, Fransa, Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Çarlık Rusyası farklı ilgi alanlarına sahip olsalar da bu alanlar çok yerde iç içe girmektedir. Sonuçta bu rekabet, 20. yüzyılın başlarında bir savaşı kaçınılmaz olarak gündeme getirmişti.[11] Bu ülkeler arasında süreç içinde oluşan ittifaklar da olası savaşın Avrupa çapında bir savaş olmasına yol açacaktır. Bu dönemde netleşen bu itifaklar, İngiltere, Fransa ve Çarlık Rusyası’nın oluşturduğu İtilaf Devletleri ile Almanya, Avusturya Macaristan İmparatorluğu ve İtalya’nın oluşturduğu İttifak Devletleri bloklarıdır.[11] Bu şekilde bir bloklaşma 1882 yılında Almanya, Avusturya Macaristan İmparatorluğu ve İtalya arasındaki bir ittifakla, bir bloğu oluşturmuştu. Kısa süre sonra 1894 yılında Fransa – Rusya, 1904 yılında İngiltere – Fransa, 1907 yılında da İngiltere – Rusya arasında antlaşmalar yapılarak diğer blok şekillenmiştir.[12] İngiltere ve Fransa arasındaki 1904 yılı antlaşması ilginçtir. İngiltere, Fransa’nın “Kuzey Afrika’nın en iyi parçalarını” almasına göz yumuyordu, Fransa ise Mısır’daki İngiliz varlığına karışmayacaktı.[13] İngiltere ile 1907 yılında Çarlık Rusyası arasındaki antlaşma da 1904 antlaşmasına benzer biçimde, esas olarak tarafların Avrupa dışı ilgi alanlarını düzenliyordu. İran, Afganistan, Çin ve Tibet’teki iki ülkenin çıkarları arasındaki çekişmelere çözüm getiriyordu.[14] Tüm bunların ortaya koyduğu haliyle Avrupa’daki bu bloklaşmalar, esas olarak Avrupa dışı paylaşımı konu almaktaydı. Dolayısıyla bu bloklaşmanın sonunda ortaya çıkacak olan Avrupa çapındaki topyekün savaş, esas itibariyle Avrupalı büyük güçlerin, Avrupa dışını yeniden paylaşımı mücadelesi olarak görülmektedir.

I. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde Balkanlar da iki kampa ayrılmıştı. Bir bakıma İtilaf Devletleri’nin himayesinden olan Yunanistan, Romanya ve Sırbistan bir tarafı oluştururken İttifak Devletleri’ne daha eğilimli görünen Bulgaristan diğer tarafı oluşturuyordu. Dolayısıyla bu bölgeyle ilgili hesaplarda Bulgaristan’ın durumu hesaba katılmak zorundaydı. Nitekim 1914 yılının Haziran ayında Bulgaristan yüklüce bir borç anlaşmasıyla de facto İttifak Devletleri safına kaymıştır.[15] Sonuç olarak özellikle Avrupalı büyük devletler arasıda oluşan bu bloklaşma, yerel bir çatışmanın bile Avrupa’nın en azından dört büyük devletinin işe karşımasını gerektirecekti.[16]

Sonuçta ortaya çıkan da bu oldu. Avusturya Macaristan İmparatorluğu veliatı Franz Ferdinand 28 Haziran 1914 günü bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürüldü.[17] Bunun üzerine Avusturya Macaristan İmparatorluğu Sırbistan’a 48 saat süreli bir ültimatom vermiştir. Sırbistan’ın tüm oyalama çabalarına karşın 28 Temmuz Belgrad’ı bombalamaya başlayarak bu ülkeye savaş ilan etti. Ardından Çarlık Rusyası genel seferberliğe gitti.[18] Ancak Almanya daha önce Rusya’nın seferberlik ilanını, savaş ilanı olarak kabul edeceğini tüm devletler nezdinde deklare etmiştir.[19] Bunun üzerine 1 Ağustosta Rusya’ya, 3 Ağustosta da Fransa’ya savaş ilan etti.[18] Bu savaş ilanlarının ardından İtalya tarafsızlığını ilan ederek Almanya – Avusturya bloğundan ayrılmış, bir yıl sonra yeniden katılmıştır.

Almanya, geçmişten beri, daha net olarak Bismarck’tan beri iki cepheli bir savaştan kaçınmaktaydı ancak bu değişmez kaderi gibi görünüyordu. Doğuda Çarlık Rusyası, batıda ise Fransa gibi iki güçlü devlet vardı. Alman İmparatorluğu’nun 1891 – 1905 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığını üstlenen Schlieffen, bu tehlikeli durum için bir plan geliştirmişti ve doğal olarak Schlieffen Planı olarak biliniyordu. Bu plan, Rusya’nın seferberliğini bir ay içinde tamamlayabileceği hesabına dayanmaktadır. Almanya, tüm gücüyle batıya saldırarak kesin sonuç elde edecek ve bunun üzerine seferberliğini anca tamamlamış olan Rusya’ya saldıracaktı. Böylelikle iki cephede savaşma durumunda düşmekten kaçınacaktı.[19] Almanya bu stratejiyi uygulamak için 3 Ağustosta Fransa’ya savaş ilan eder etmez hiç vakit kaybetmeden, bu ülkeye Belçika üzerinden saldırı hazırlığına girişmiştir. Belçika’dan geçiş için izin istendiyse de olumlu yanıt alınmadı ve bunun üzerine Alman orduları 4 Ağustosta Belçika’ya saldırdı.[20] Ancak kısa süre içinde bu stratejinin uygulaması başarısız oldu ve Alman Orduları Marne’de Fransız – İngiliz savunmasını aşamadı ve 12 Eylülde Marne hattında durduruldular. Artık Schlieffen Planı işlemeyecekti[21] Bu durumda Almanya yine iki cepheli savaşla karşı karşıyaydı. Doğuda Rusya ile, batıda da İngiliz ve Fransız kuvvetleriyle çarpışmak durumundaydı. Ancak iki cephede de güçlü olamazdı, bir tarafa öncelik vermeliydi. Güçlü olmayı seçtiği cephe Batı Cephesi’ydi, doğuda zayıf kuvvetlerle oyalama muharebesi verecek, diğer deyişle savunmada kalacak, kuvvetlerinin büyük kısmını Batı’da kullanarak burada kesin sonuç elde ettikten sonra esas kuvvetlerini Rusya Cephesi’ne aktaracaktı.[22]

Avrupa içlerindeki bu gelişmeler, İngiltere ve Fransa’yı müttefikleri Rusya’yı desteklemek zorunda bırakmıştı.[23] Zaten Rusya, Almanya üzerinde yeterince güçlü bir baskı yapamamaktaydı. Kısıtlı endüstriyel kapasitesi dolayısıyla İngiliz ve Fransız desteğine gerek duyuyordu.[23][24] Ancak Almanya’yı yenilgiye uğratabilmek için Rusya’nın muazzam insan kaynaklarından yararlanmak gerekiyordu. Bunun için de Rusya mühimmat, silah ve mali olarak desteklenmeliydi. Özellikle mühimmat yönünden bu zorunluydu. Çünkü Rus ordusu mühimmat stoklarını büyük ölçüde tüketmiş durumdadır. Bu durumda ondan taarruzi bir hareket beklenemezdi.[25] Fransa ve İngiltere’nin bu desteği sağlaması için olası dört yol vardır. Kuzey ulaşım hatlarından ikisi olanaksızdır. Kuzey Buz Denizi, yılın çok büyük bölümünde donmuş olduğundan deniz ulaşımına olanak vermemektedir, Baltık Denizi ise Alman Donanması’nın denetimindedir.[26] Orta ulaşım yolu olan Avrupa karayolu ise Alman denetimindedir. Olası dördüncü yol ise Osmanlı İmparatorluğu’nun denetiminde bulunan Çanakkale ve İstanbul boğazlarının oluşturduğu denizyoludur. Sonuçta Rusya ile müttefiklerinin irtibatı kesilmiştir. Sadece Rusya’ya yardım konusu değil, Rus buğdayının ve petrolünün Avrupa’ya getirilmesi de artık olanaksızdır.[27] Sonuç olarak Rusya ile tek bağlantı boğazlardır.[25] İtilaf Devletleri’nin İngiltere / Fransa ve Rusya olarak doğu – batı parçaları arasındaki tek ulaşım hattı boğazlardı. Üstelik Rus savaş sanayi, savaş sırasındaki mühimmat sarfiyatını karşılayacak kapasitede değildi ve mühimmat açığı her geçen gün büyümekteydi.[28]

Osmanlı İmparatorluğu’nun ittifak arayışı

Osmanlı İmparatorluğu, 20. Yüzyıl’ın başlarında neredeyse 200 yıldır Gerileme Dönemi’ndeydi.[29] Bu süre boyunca uğranılan askeri yenilgilere 1912-13 yıllarında yaşanan Balkan Savaşı eklenmiş, Balkanlar’daki toprakların bütün bütün elden çıkmış olmasının ötesinde en iyi eğitimli ve en iyi techiz edilmiş ordular bu savaşta kaybedilmişti. Dahası büyük müktarda silah ve mühimmat da terk edilmişti.[30]

Avrupa devletleri I. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nun tarafsız kalacağını varsayıyorlardı.[31] Nitekim Osmanlı İmparatorluğu savaşın ilk aylarında “savaş dışı” durum ilan etmiştir. Bu durum İtilaf Devletleri arasında olumlu karşılanmıştır. Bu sayede Boğazlar ticari deniz trafiğine açık kalacaktır.[32]Osmanlı İmparatorluğu açısından da I. Dünya Savaşı patlak verdiğinde en doğru pollitika tarafsız kalmak gibi görünüyordu. Ancak “bu yeterli bir çözüm müydü? Bir de mümkün müydü?”.[33] Avrupalı devletlerin Osmanlı toprakları üzerindeki niyetleri biliniyordu. Rusya, yüzyıllardır sıcak denizlere çıkabilmek için Boğazlar’ı istiyordu. İngiltere, Hindistan yolunun güvenliği için Filistin’i, petrolü için de Irak’ı istiyordu. Fransa, Lübnan, Suriye ve Kilikya’yı, İtalya ise Antalya’yı istemektedir.[34] Bunları bilen Osmanlı yöneticileri, söz konusu devletlerin bu emellerine ulaşmak için, savaş sırasında ya da savaştan hemen sonra Osmanlıyı rahat bırakmayacaklarını rahatlıkla seziyorlardı.[35] Gerçekten de Avrupa’nın büyük devletleri arasındaki gerginliklerin bir Avrupa savaşına varmasının nedenlerinden biri de Osmanlı toprakları üzerindeki emelleriydi ve İmparatorluğun parçalanması sorunuydu. Diğer değişle her devlet, kendi ilgi alanının rakiplerinden önce kontrol altına almak istiyordu.[36]

Fakat Osmanlı İmparatorluğu için en vahim tehlike Rusya’nın durumuydu. Çarlık, Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşa katılması durumunda, savaş sonrasında istanbul’u terk etmek zorunda kalacaklarını hesaplıyor, şimdiden durumu sağlama bağlamayı gerekli görüyordu. Bunun için dönemin Dış İşleri Bakanı Sergey Sazonov, 1914 yılı ilkbaharında İngiliz ve Fransız hükümetleriyle görüşmeler yaptı. İngiliz Hükümeti’nin yanıtı oldukça açıktır.[31]

« Eğer savaş zaferle bitecek olursa İngiltere, kendilerinin Osmanlı İmparatorluğu arazisine ya da başka yerlerdeki arazilere (özellikle İran) yapacakları taleplerinin olumlu karşılanması kaydı ile İstanbul ve Boğazlar hakkındaki Rus taleplerini tasvip edecektir. »

Fransa ise bir süre Rus talebine karşı tutum takınmıştır. Ancak Akdeniz’de Alman tehdidi ortaya çıktıktan sonra karşı çıkmaktan vazgeçmiştir.[37] Osmanlı topraklarının İtilaf Devletleri arasında gizli antlaşmalarla, savaşın sona ermesinden önce paylaşılmasının bir diğer örneğini Fransa vermiştir. Fransa’nın Suriye ve Adana bölgesini alması, İngiltere ve Rusya tarafıdan prensip olarak kabul edilmiştir. Daha sonraki görüşmelerde Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Batı Karadeniz Bölgesi’nin Rusya’ya bırakılmasında anlaşma sağlandı. Fransa’ya verilecek toprakların çerçevesi de genişletildi. Paylaşmanın bir diğer uzantısı İngiltere ile Haşimi Ailesi’nden Şerif Hüseyin arasında yapılan anlaşmadır.[38] İngiltere yönünden Şerif Hüseyin önemli bir kozdu, çünkü Peygamber ailesinden kabul ediliyordu.[38] Böylelikle Osmanlı Halifesi’nin İslam Dünyası üzerindeki otoritesini sarsacak güçte kabul ediliyordu.[38] Şerif Hüseyin de Arap Yarımadası’nı ve tüm Orta Doğu’yu içine alacak bir krallığı olsun istiyordu.[38] Görüşmeler sonunda Arap Yarımadası, Irak ve Suriye’yi kapsayan bir krallık kurması üzerinde 1916 yılı Ocak ayında anlaşma sağlanmıştır.[38] Ancak bu durum Fransa’yı harekete geçirdi. İngiltere ile Fransa arasıda 9-16 Mayıs 1916 tarihlerindeki bir dizi resmi mektuplaşmanın ardından Fransa’nın hakimiyet alanı yeniden belirlendi. Bu mutabakat, 29 Nisan 1916 tarihli Sykes-Picot Anlaşması ile resmileştirilmiştir.[38]

Diğer tarafta Osmanlı yöneticileri de Batılı devletlerin bu emellerini seziyor ve Rusya’nın en büyük tehlike olduğunu görüyorlardı. Bu durumda Osmanlı yöneticilerinin, imparatorluğun güvenliği için bir desteğe ihtiyaçları vardı.[35] En mantıklı görünen, hem savaşta Rusya’nın ittifakı içinde olmak, hem de aynı ittifak içinde yer almakla İngiltere ve Fransa’nın desteğini sağlamak gibi görünüyordu. Bu amaçla Maliye Bakanı Cavit Bey İngiliz makamlarıyla, Bahriye Nazırı Cemal Paşa ise Fransız makamlarıyla bir süredir temas halindedir. Ancak ne İngiliz tarafı ne de Fransız tarafı bu ittifak yaklaşmasına sıcak bakmadılar. Rusya’nın da bu işe kesin olarak karşı olmasının da bu durumda payı olduğu kabul edilmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nun İngiltere ile ittifak girişimine olumlu yaklaşılmamasında, Jön Türk yönetiminin kısa sürede çökeceği yönündeki öngörü etkili olmuştur.[39] Jön Türkler yerine Alman yanlısı olmayan bir iktidarın Almanya’nın Ortadoğu’daki tehdidini ortadan kaldıracağı hesap edilmektedir.[40] Diğer yandan Almanya ve Avusturya Macaristan İmparatorluğu da savaş öncesinde Osmanlıyı ittifaka almaya yakın değillerdi.[35]

Osmanlı İmparatorluğu’nun dış politikası, İkinci Meşrutiyet’in ilk yılarından (1908) itibaren Almanya’dan yavaş yavaş uzaklaşırken İngiltere’ye yaklaşmıştır.[41] Hatta İngiltere ile bir ittifak kurulması yönünde İttihat Terakki Merkez Komitesi’nden Ahmet Rıza Bey ve Nazım Bey, 1908 yılı içinde İngiltere Dışişleri Bakanı Sir Edward Grey ile bir görüşme yapmışlardır. İzleyen yıllarda bir dizi olayın da etkisiyle, artık şekillenmeye başlayan İtilaf Devletleri’ne yakışlaşma sürmüştür.[42] İtilaf Devletleri’yle bir yakınlaşma arayışlarının bir başka örneği de 1914 Mayıs ayında Mehmet Talat Paşa’nın Kırım’da Çar II. Nikolay ve Dışişleri bakanı Sazanov’la görüşmesidir. Ancak Çarlık Rusyası, diğer müttefiklerinden ayrı bir antlaşmaya yanaşmamıştır. Diğer yandan Bahriye Nazırı Cemal Paşa’nın Fransa görüşmeleri de bir sonuç vermemiştir.[43]

Almanya ile ilişkiler ise Balkan Harbi sonrasında bir kesiti dönemi geçirmiştir. Balkan Harbi öncesinde bir dönem Osmanlı Ordusu Alman generali Von der Goltz düzenleme desteğini alıyordu. Ancak yenilgi sonrasında Alman desteğine güven hırpalandı ve Osmanlı Ordusu Kurmay Başkanlığı Yardımcısı görevinden ayrıldı. Bu ayrılmadan 1913 yılı Aralık ayına kadar geçen süre içinde İstanbul’da etkili olacak bir Alman politik – askeri varlığı olmamıştır. Bu ayda Liman von Sanders başkanlığında bir Alman subay grubu İstanbul’a gelmiştir. Bu grubun yetkileri oldukça geniştir. Liman von Sanders bu yetkilere dayanarak üç ay içinde Osmanlı Ordusu içinde büyük ölçüde hakim duruma gelmiştir.[44]

Ancak İttihat Terakki’nin 1913 yılı Ocak ayında iktidara gelmesiyle Osmanlı dış politikası yeniden Almanya’ya yakınlaşmaya başlamıştır.[41] Zaten İtilaf Devletleri’yle yapılan tüm ittifak görüşmeleri boşa çıkmıştır. Bu durumda Osmanlı İmparatorluğu’nun, eğer Avrupa Savaşı öncesinde bir ittifaka girmesine zorunluluk gözüyle bakılıyorsa, tek seçenek Almanya’dır.[43] Bir başka açıdan bakıldığında Enver Paşa’nın, Almanya’nın Avrupa’nın en güçlü askeri gücüne sahip olduğu ve bir Avrupa Savaşı’nda kesin olarak kazanan taraf olacağına güçlü bir inanç beslediği, genellikle kabul edilmektedir.[45][not 5] Fakat esas önemlisi 1890’lı yıllardan itibaren Osmanlı ekonomisinde Alman sermayesinin etkinliğinin artıyor olmasıdır.[46] Özellikle Bağdat Demiryolu inşaasının bir Alman firmasına ihale edilmesi, Osmanlı topraklarında Alman sermayesinin Yakındoğu’ya uzanan güçlü bir rekabet durumu yaratmıştır.[47] Bu arada Almanya’nın özellikle İstanbul’daki Türkçülük hareketini, Osmanlı’nın Rusya ile yakınlaşmasının önleyici bir manevra olarak desteklediği bilinmektedir.[46]

Devamı için Lütfen TIKLAYINIZ.

ataturku-anma-genclik-ve-spor-bayrami

Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, her yıl 19 Mayıs tarihinde kutlanan, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin resmî bayramıdır. 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Atatürk Bandırma Vapuru ile Samsun’a çıkmıştır ve bugün İtilaf Devletleri’nin işgaline karşı Türk Kurtuluş Savaşı’nın başladığı gün kabul edilir. Atatürk bu bayramı Türk gençliğine armağan etmiştir.

Tarihçe

Gençlik ve Spor Bayramı, ilk defa 24 Mayıs 1935’te “Atatürk Günü” adı altında kutlanmıştır. Beşiktaş’ın girişimleriyle Fenerbahçe Stadı’nda kutlanan bu ilk 19 Mayıs, Galatasaray ve Fenerbahçeli yüzlerce sporcunun da katılımıyla bir spor günü haline gelmiştir. Bu organizasyondan bir süre sonra gerçekleşen Spor Kongresi’nde söz alan Beşiktaş Kurucu Üyesi Ahmet Fetgeri Aşeni kutlanan Atatürk Günü’nün tüm gençliğe mal edilebilmesi için “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı” adı altında her yıl yapılmasını teklif etmiştir. Kongrede oylanan bu öneri kabul edilmiş ve Atatürk’ün de onayıyla yasalaşmıştır. 20 Haziran 1938 tarihli kanunla “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanan bu ulusal bayramın adı 12 Eylül Darbesinden sonra “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” adını almıştır.

Kutlamalar

Her yıl 19 Mayıs günü Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Türkiye’nin dört bir yanında spor gösterileri ve törenlerle kutlanır. Üzerinde “Gençlikten Atatürk Sevgisiyle Cumhurbaşkanına” yazan ve “Sevgi Bayrağı” olarak adlandırılan dev bir bayrak Kurtuluş Yolu’ndaki Tütün İskelesi’nden karaya çıkarılarak Samsun valisine verilir. Daha sonra bayrak, Cumhurbaşkanı’na sunulmak üzere genç atletlere teslim edilir. Samsun’dan yola çıkarılarak Amasya, Tokat, Sivas, Erzincan, Erzurum, Kayseri, Nevşehir, Kırşehir ve Kırıkkale’den sonra 19 Mayıs törenlerinde Ankara’da Cumhurbaşkanına sunulur.

Cumhuriyet’le yaşıt olan bu kutlamalar sadece Cumhurbaşkanı’nın katılımıyla Ankara’da gerçekleşmekle sınırlı kalmaz, ülke genelinde stadyumlarda kutlanırdı. Ama 2012’de, Mayıs ayında havanın soğuk olacağı ve bu açıdan öğrencilere ve vatandaşlara yük olmaması gerekçesiyle başkent Ankara dışındaki illerde, stadyumlarda kutlanması Milli Eğitim Bakanlığı Orta Öğretim Genel Müdürlüğü’nce okullara gönderilen bir yazıyla engellenmiştir. Bu karar cumhuriyetçi kesimin büyük tepkisiyle karşılaşmıştır. Bu konuda Alper Ayhan tarafından bir dava açılmış ve kazanılmıştır.

ataturku-anma-genclik-ve-spor-bayrami

Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 19 Mayıs Atatürk ‘ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla 22 Nisan 2017 Pazartesi günü saat 19:00 ‘da öğrenci & eğitmen etkinliğimiz yapılacaktır. Etkinliğimize herkes davetlidir.

 

Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, her yıl 19 Mayıs tarihinde kutlanan, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin resmî bayramıdır.. 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Atatürk Bandırma Vapuru ile Samsun’a çıkmıştır ve bugün İtilaf Devletleri’nin işgaline karşı Türk Kurtuluş Savaşı’nın başladığı gün kabul edilir. Atatürk bu bayramı Türk gençliğine armağan etmiştir.

Tarihçe

Gençlik ve Spor Bayramı, ilk defa 24 Mayıs 1935’te “Atatürk Günü” adı altında kutlanmıştır. Beşiktaş’ın girişimleriyle Fenerbahçe Stadı’nda kutlanan bu ilk 19 Mayıs, Galatasaray ve Fenerbahçeli yüzlerce sporcunun da katılımıyla bir spor günü haline gelmiştir. Bu organizasyondan bir süre sonra gerçekleşen Spor Kongresi’nde söz alan Beşiktaş Kurucu Üyesi Ahmet Fetgeri Aşeni kutlanan Atatürk Günü’nün tüm gençliğe mal edilebilmesi için “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı” adı altında her yıl yapılmasını teklif etmiştir. Kongrede oylanan bu öneri kabul edilmiş ve Atatürk’ün de onayıyla yasalaşmıştır. 20 Haziran 1938 tarihli kanunla “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanan bu ulusal bayramın adı 12 Eylül Darbesinden sonra “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” adını almıştır.

Kutlamalar

Her yıl 19 Mayıs günü Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Türkiye’nin dört bir yanında spor gösterileri ve törenlerle kutlanır. Üzerinde “Gençlikten Atatürk Sevgisiyle Cumhurbaşkanına” yazan ve “Sevgi Bayrağı” olarak adlandırılan dev bir bayrak Kurtuluş Yolu’ndaki Tütün İskelesi’nden karaya çıkarılarak Samsun valisine verilir. Daha sonra bayrak, Cumhurbaşkanı’na sunulmak üzere genç atletlere teslim edilir. Samsun’dan yola çıkarılarak Amasya, Tokat, Sivas, Erzincan, Erzurum, Kayseri, Nevşehir, Kırşehir ve Kırıkkale’den sonra 19 Mayıs törenlerinde Ankara’da Cumhurbaşkanına sunulur.

Cumhuriyet’le yaşıt olan bu kutlamalar sadece Cumhurbaşkanı’nın katılımıyla Ankara’da gerçekleşmekle sınırlı kalmaz, ülke genelinde stadyumlarda kutlanırdı. Ama 2012’de, Mayıs ayında havanın soğuk olacağı ve bu açıdan öğrencilere ve vatandaşlara yük olmaması gerekçesiyle başkent Ankara dışındaki illerde, stadyumlarda kutlanması Milli Eğitim Bakanlığı Orta Öğretim Genel Müdürlüğü’nce okullara gönderilen bir yazıyla engellenmiştir. Bu karar cumhuriyetçi kesimin büyük tepkisiyle karşılaşmıştır. Bu konuda Alper Ayhan tarafından bir dava açılmış ve kazanılmıştır.

 

ETKİNLİKTE GÖREV ALACAK ÖĞRENCİLERİMİZ

  • İdil Deniz Bakır
  • Burak Akalan
  • Buse Karagöz
  • Burçak Seven
  • Simay Çoban
  • Tuğba Seher Karanfil
  • Aybike Nur Karaoğlu
  • Emine Sarıtaş
  • Dilara Uzuner
  • Ebru Aysoysal
23-nisan-cocuk-bayrami-2017

Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı şerefine 26 Nisan Çarşamba günü saat 19:00 ‘da Öğrenci Dinleti Programımız yapılacaktır. Bu etkinlikte öğrencilerimiz ve eğitmenlerimiz milli bayramımızı hatırlatmak amacıyla sizler için performans sergileyecektir. Etkinliğimize herkes davetlidir!

 

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

23-nisan-cocuk-bayrami-2017Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin resmi bayramlarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından dünya çocuklarına armağan edilmiştir.

Bu bayram, TBMM’nin açılışının birinci yılında kutlanmaya başlanan 23 Nisan Millî Bayramı ve 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla, önce 1 Kasım olarak kabul edilen, sonra 1935’te 23 Nisan Millî Bayramı’yla birleştirilen Hâkimiyet-i Milliye Bayramı ile Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin 1927’de ilan ettiği ve ilki Atatürk’ün himayesinde düzenlenen 23 Nisan Çocuk Bayramı‘nın kendiliğinden birleşmesiyle oluştu. 1980 darbesi döneminde Milli Güvenlik Konseyi, bu bayrama resmî olarak “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” adını verdi.

Hakimiyet-i Milliye Bayramı (önceleri 1 Kasım, sonra 23 Nisan), saltanatın kaldırılışının ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu gerçekleştiren TBMM’nin açılışının egemenliği padişahtan alıp halka vermesini kutlamak amacını taşırken, Çocuk Bayramı savaş sırasında yetim ve öksüz kalan yoksul çocukların bir bahar şenliği ortamında sevindirmek amacını taşımaktaydı. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu, UNESCO’nun 1979’u Çocuk Yılı olarak duyurmasının ardından, TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği’ni başlatarak, bayramı uluslararası düzeye taşımıştır. Günümüzde bayrama birçok ülkeden çocuklar katılmakta, çeşitli gösteriler hazırlanmakta, okullarda törenler ve çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. Ayrıca 1933’te Atatürk’le başlayan çocukları makama kabul etme geleneği günümüzde çocukların kısa süreliğine devlet kurumlarının başındaki memurların yerine geçmesi şeklinde devam etmektedir.

 

Tarihçe

TBMM’nin açılması

Ana madde: TBMM 1. dönem milletvekilleri listesi

23 Nisan’ın Türkiye’de ulusal bayram olarak kabul edilmesinin nedeni, 1920’de o gün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmış olmasıdır. Milletvekillerinin belirlenişi ve Ankara’ya gelişi çok kısa bir zamanda gerçekleşmiştir. Milletvekili seçimleri Atatürk’ün Ankara’da bir meclisin toplanacağını ve neden toplanması gerektiğini açıklayan 19 Mart 1920 tarihli bildirisiyle başlamış, yine Atatürk’ün 21 Nisan’daki genelgesiyle de meclisin açılacağı tarih duyurulmuş ve milletvekillerinin Ankara’ya gelmesi istenmiştir. 23 Nisan1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır. O günkü ilk toplantıya daha önce belirlenen 337 milletvekilinden sadece 115’i katılabilmiştir.

Bayram olması

TBMM’nin açılışından 2000’li yıllara kadar Türkiye Cumhuriyeti’ne ait bu ulusal bayram konusunda eksik bilgilenme ve yanlış tarihlendirmeye çokça rastlanmıştır. Hatta bazı tarihçilerce böyle bir günün tarihinin genişçe araştırılmamış olması büyük bir eksiklikti. Yrd. Doç. Dr. Veysi Akın 1997’de yayımlanan bir makalesiyle bu eksikliği gidermeye çalışmıştır.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın ortaya çıkışında 3 ayrı bayramın payı vardır. Çocuk Bayramı tamamen ayrı bir kavram olarak gelişirken, Ulusal Egemenlik ve 23 Nisan Bayramları baştan ayrı bayramlarken, birleşmişler; en son da onlara Çocuk Bayramı katılmıştır.

Hâkimiyet-i Milliye

“23 Nisan”, 1921’de çıkarılan 23 Nisan’ın Milli Bayram Addine Dair Kanun ile, Türkiye’nin ilk ulusal bayramı olmuştur. İlk kez ortaya çıkan bu bayramda ne ulusal egemenlikten ne de çocuklardan söz edilmekteydi.Zaten daha o yıllarda Osmanlı saltanatı hala kanunen hüküm sürmekteydi. 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla 1 Kasım, Hakimiyet-i Milliye Bayramı (Ulusal Egemenlik Bayramı) olarak kabul edilmiştir.Daha sonraki yıllarda, TBMM’nin açılış tarihi olan 23 Nisan “Milli Hakimiyet Bayramı” olarak kutlamış ve bu durum 1 Kasım’ın uzun vadede bayram olarak unutulmasına neden olmuştur. 1935’te bayramlar ve tatil günleriyle ilgili kanun değiştirilmiş ve “23 Nisan Millî Bayramı”nın adı “Millî Hakimiyet Bayramı” haline getirilmiş, böylece 1 Kasım Hakimiyet-i Millîye Bayramı ile 23 Nisan Millî Bayramı birleştirilmiştir.

23 Nisan’ın Çocuk Bayramı oluşu yine TBMM’nin açılışıyla ilişkili olmasına rağmen, tamamen ayrı bir bayram olarak gelişmiş ve 1981 yılına kadar da öyle devam etmiştir. Bu Bayram 23 Nisan 1927’de Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin (günümüz Çocuk Esirgeme Kurumu’nun) o günü “Çocuk Bayramı” olarak duyurmasıyla başlamış kabul edilir. Aslında Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin 23 Nisan’la ilgili çalışmaları daha önceki yıllarda vardır ve hatta çocuklardan da söz edilmiştir. Kurum, 23 Nisan 1923’te millî bayram için pullar bastırmış ve satmıştır. 23 Nisan 1924’te Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde “Bu gün Yavruların Rozet Bayramıdır” ibaresi yer almış, 23 Nisan 1926’da da yine aynı gazetede “23 Nisan Türklerin Çocuk Günüdür” başlıklı bir yazı kaleme alınmış ve bu yazıda cemiyetin bu günü çocuk günü yapmaya çalışarak doğru yolda olduğu ve para kazanan herkesin bu gün cemiyete çocuklar için bağışta bulunması gerektiği vurgulanmıştır.Nihayet 23 Nisan 1927’de Himaye-i Etfal Cemiyeti o günü Çocuk Bayramı olarak şöyle duyurmuştur:

Millet Meclisimizle millî devletimizin Ankara’da ilk teşkile günü olan Millî bayram Cemiyetimizce çocuk günü olarak tesbii edilmiştir. Bize yeni bir vatan veyeni bir tarih yaratıp bırakan mübarek şehitlerle fedakar gazilerin yavruları fakir ve ıstırabın evladları ve nihayet alelıtlak bütün muhtac-ı himaye-i vatan çocukları namına milletin şevkatli ve alicenab hissiyatına müracaat ediyoruz. Kadın, erkek, genç, ihtiyar hatta vakti ve hali müsait çocuklardan mini mini vatandaşlar için yardım bekliyoruz. Her sayfası başka bir şan ve muvaffakiyetle temevvüç eden milletimizin, yarın azami derecede muavenet göstermekle beraber, çocuk gününün layıkı veçhiyle neşeli ve parlak geçirilmesi için aynı derecede alaka ve müzaheret göstereceğinden emin olan Himaye-i Etfal Cemiyeti, şimdiden arz-ı şükran eder.

Bu tarihten itibaren bu üç kavram, aynı gün üzerinde birleşecek ve çocuk bayramı olma konusunda bir kanunla belirlenmişlik olmaksızın kutlanmaya başlanacaktır. Cemiyeti buna iten neden ise cemiyetin yetim çocukları için gelir kaydetme anlayışıdır. Böylece çocuk bayramı ortaya çıkmıştır. Çocuk bayramı adı daha resmiyet kazanmamış olsa da, bundan sonra 23 Nisan “Millî Hâkimiyet Bayramı”nın yanı sıra “Çocuk Bayramı” olarak da kutlanacaktı.

1927’de ilk kez kez kutlanan çocuk bayramı, başta kaynak oluşturma olmak üzere, çocuklara neşeli bir gün geçirtmeyi hedeflerinde bulunduruyordu. 23 Nisan 1927’deki ilk bayram Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu ve dönemin cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa himayesinde gerçekleştirilmiş, etkinlikler için Atatürk arabalarından birini çocuklara tahsis etmiş ve Cumhurbaşkanlığı Bandosu’nun konser vermesini sağlamıştır. O yıl cemiyetin Ankara’daki binalarından birine Çocuk Sarayı adı verilmiş ve burada düzenlenen çocuk balosuna İsmet (İnönü) Bey’in çocukları da katılmıştır.

1929’da çocuklara ilgi daha da artmış ve o yıl ve daha sonraki yıllarda 23-30 Nisan haftası “çocuk haftası” olarak kutlanmıştır. Daha sonraları, 70’li yıllara kadar ulusal boyutta ünlenerek ve katılımı artırarak ilerleyen 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamalarına 1975’te Türkiye Radyo Televizyon Kurumu da katılmış ve bir hafta çocuk programları yayımlamıştır. 1978’de Meclis Başkanlığı’nın izniyle meclisteki törenlere çocukların da katılması sağlandı. 1979’da bu uygulama Ankara ilkokullarından gelen çocuklarla düzenli olarak başlatıldı, 1980’de de bütün illerden gelen çocuklarla “Çocuk Parlamentosu” oluşturuldu. 1979 yılının UNESCO tarafından Dünya Çocuk Yılı olarak duyurulması üzerine, TRT tarafından dünyanın bütün çocuklarını kucaklamayı amaçlayan bir proje hazırlandı ve 1979 yılından itibaren TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği adıyla uygulamaya kondu.

Bayramın en son şeklini alışı ise 1981’de gerçekleşmiştir. Darbe döneminde Milli Güvenlik Konseyi bayramlar ve tatillerle ilgili kanunda yaptığı değişiklikle o güne kadar kanunen adı konmamış bir şekilde kutlanan bayrama “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” adını vermiştir.

Kutlanışı

23 Nisan, Türkiye Cumhuriyeti’nde 23 Nisan 1921’de resmî bayram olarak kabul edilmesinden bu yana, değişik adlarla da olsa resmî törenlerle kutlanmıştır. En yalın haliyle bu törenlerde İstiklâl Marşı okunur ve saygı duruşunda bulunulur.

Yeni uygulamaya konulan yönetmeliğe göre, önceki yıllarda uygulanan koltuk devri uygulamasına son verildi. Ulusal ve Resmi Bayramlarda Yapılacak Törenler Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda çocuklara koltuk devretme uygulaması kaldırıldı.

23 Nisan’ın Çocuk Bayramı olarak kutlanışı 23 Nisan 1927’de Atatürk’ün himayesinde başlamış, Cumhurbaşkanlığı Bandosu çocuklar için konser vermiş ve Ankara’da çocuk balosu düzenlenmiştir. 1928’de Dr. Fuat (Umay) Bey’in teklifiyle daha geniş içerikli bir program hazırlanmış, ilanlar verilmiş, halk davet edilmiş, çocuk alayları oluşturulmuş, yarışmalar ve geziler düzenlenmiştir. 1929’daki 23 Nisan’dan önce HEC 23-30 Nisan haftasını çocuk haftası olarak duyurmuş, etkinlikler çoğaltılarak bir haftaya yayılmıştır. Asıl bayram yine 23 Nisan’da kutlanmış, çocuk balosu yine Atatürk tarafından himaye edilmiştir. Yine de HEC ve Türk Ocağı’nın bütün çabalarına rağmen ülke çapına yayılmada sorunlar yaşanmıştır. Birkaç yıl böyle gitmesi üzerine, Kırklareli milletvekili Dr. Fuat Umay’ın teklifiyle 20-30 Nisan arasında tüm telgraf ve mektuplara Himaye-i Etfal Şefkat Pulu yapıştırılması mecliste onaylandı. Yasa, 14 Nisan 1932’de yürürlüğe girdi.

1933 23 Nisan’ında Atatürk yeni bir gelenek başlattı. O sabah çocukları makamında kabul etti ve onlarla sohbet etti. Aynı yıl stadyumlarda beden hareketi gösterileri yapılmaya başlandı. O bayram, Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey’in kaleme aldığı Andımız çocuklar tarafından ilk kez okundu. 1933’te artık Çocuk Bayramı devlete de mal olmuştu. Yine de 1935’teki yasa değişikliğinde çocuk bayramında hiç söz edilmedi. Yalnız resmî ismi konmamış olsa da, Milli Hâkimiyet Bayramı’nın yanında “23 Nisan Çocuk Bayramı”, devlet ve toplum örgütlerinin ortaklaşa hazırladığı programlarla kutlanmaya devam edildi.

1970’lerde artık 23 Nisan Çocuk Bayramı tüm ulustan katılım alan bir bayram halini almıştı. 1975’ten itibaren TRT de programlarıyla destek vermiş, 1979’da resmî Millî Hakimiyet Bayramı törenlerine çocukların da katılmasına karar verilmiş, 1980’de de “Çocuk Parlamentosu” oluşturulmuştur.Böylece 23 Nisan Çocuk Bayramı, Millî Hakimiyet Bayramı’yla tamamen aynı etkinliklerde kutlanmış oluyordu. Nitekim 1981’de birleştirilecekti.

Günümüzde 23 Nisan günlerinde bayram Türkiye Cumhuriyeti devleti erkanının başta Anıtkabir olmak üzere çeşitli Atatürk anıtlarında yaptıkları resmî törenlerle başlamakta, stadyumlarda ilköğretim öğrencilerinin hazırladığı gösterilerin sergilenmesi ve resmî geçit töreniyle devam etmektedir. Akşamları da büyük şehirlerde fener alayı düzenlenir. Resmî törenlerden sonra bayram yeri olarak nitelendirilen çayırlarda güreşler, koşular ve başka çeşit yarışmalar düzenlenir. Çeşitli sivil toplum örgütleri veya kuruluşlar tarafından düzenlenen etkinlikler yer alır. Önceden belirlenmiş öğrenciler kısa bir süreliğine kurumlardaki devlet memurlarının makamlarına oturur, onlarla orada sohbet edilir. Ayrıca 23 Nisan günü Türkiye’de resmî tatil günüdür. İlköğretim öğrencilerine 24 Nisan günü de tatildir.

 

Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 18 Mart Çanakkale Zaferini anmak için 16 Mart 2017 Perşembe günü saat 19:00 ‘da öğrenci dinletisi etkinliğimiz olacaktır. Etkinlik programı 13 Mart 2017 tarihinde eklenecektir.

 

18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ

Çanakkale Savaşı veya Çanakkale Muharebeleri, I. Dünya Savaşı sırasında 1915–1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadası’nda Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında yapılan deniz ve kara muharebeleridir. İtilaf Devletleri; Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’u alarak İstanbul ve Çanakkale boğazlarının kontrolünü ele geçirmek, Rusya’yla güvenli bir erzak tedarik ve askeri ikmal yolu açmak, başkent İstanbul′u zapt etmek suretiyle Almanya′nın müttefiklerinden birini savaş dışı bırakarak İttifak Devletlerini zayıflatmak amaçları ile ilk hedef olarak Çanakkale Boğazı’nı seçmişlerdir. Ancak saldırıları başarısız olmuş ve geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Kara ve deniz savaşı sonucunda iki taraf da çok ağır kayıplar vermiştir.

Osmanlı İmparatorluğu, Almanya’nın Rusya’ya savaş ilan ettiğı 1 Ağustos 1914’ün hemen ertesi günü, Almanya ile bir ittifak antlaşması imzalamıştır. Bu antlaşma, imparatorluğun eninde sonunda Almanya’nın ana gücünü oluşturduğu İttifak Devletleri safında fiilen savaşa gireceği anlamına gelmektedir. Enver Paşa, fiilen savaşa girmeyi, seferberliğin tamamlanmamış olması ve Çanakkale Boğazı savunmasının tamamlanmaması gibi gerekçelerle ertelemeye çalışmıştır. Ancak Almanya, bir an önce savaşa fiilen girilmesi için baskılarını sürdürmüştür. Bu baskılar, Akdeniz’de Britanya donanması önünden çekilen Goeben ve Breslau savaş gemilerinin İstanbul’a gelmesiyle bir oldu bittiye getirilmişti. Daha sonra Osmanlı Donanması’na bağlı bir grup gemiyle Karadeniz’e açılan bu gemiler 27 Ekim 1914 tarihinde Rus limanlarını bombalayınca Rusya, Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etmiştir.

Birleşik Krallık Donanma Bakanı Winston Churchill, 1914 yılı Eylül ayında Çanakkale Boğazı’nın donanmayla geçilerek İstanbul’un işgalini öngören bir planı Başbakan Herbert Asquith’e vermiştir. Plan, çeşitli evrelerden geçerek uygulamaya kondu ve Birleşik Krallık ve Fransa gemilerinden oluşan bir donanmanın Boğaz’a geniş çaplı saldırıları 1915 Şubat ayında başlatıldı. En güçlü saldırı ise 18 Mart 1915 günü uygulamaya konuldu. Ancak Birleşik Donanma ağır kayıplara uğradı ve deniz harekatından vazgeçmek zorunda kalındı.

Deniz harekatıyla İstanbul’a ulaşılamayacağı anlaşılınca bir kara harekatıyla Çanakkale Boğazı’ndaki Osmanlı sahil topçu bataryalarını ele geçirmek planı gündeme getirilmiştir. Bu plan çerçevesinde hazırlanan Britanya ve Fransa kuvvetleri 25 Nisan 1915 şafağında Gelibolu Yarımadası’nın güneyinde beş noktada karaya çıkarılmıştır. Britanya ve Fransa çıkarma kuvvetleri her ne kadar Seddülbahir ve Arıburnu sahillerinde köprübaşları oluşturmayı başardılarsa da Osmanlı kuvvetlerinin inatçı savunmaları ve zaman zaman giriştikleri karşı taarruzlar sonucunda Gelibolu Yarımadası’nı işgalde başarılı olamadılar. Bunun üzerine sahildeki kuvvetler takviye edilmek için Arıburnu’nun kuzeyinde Suvla Koyu’na 6 Ağustos 1915 tarihinde yeni kuvvetlerle bir üçüncü çıkarma yapılmıştır. Ancak 9 Ağustos’ta Kurmay Albay Mustafa Kemal’in Birinci Anafartalar Muharebesi olarak bilinen karşı taarruzunda İngiliz Komutanlığı ihtiyat tümenini ateş hattına sürerek sahilde tutunmayı ancak başarabilmiştir. Mustafa Kemal ertesi gün Kocaçimentepe – Conk Bayırı hattında yeni bir karşı taarruz gerçekleştirmişti, bu hattaki Anzak birliklerini de geri atmıştır. Britanya ve Anzak kuvvetlerinin İkinci Anafartalar Muharebesi olarak bilinen genel taarruzları ise Osmanlı savunmasını aşamamıştır. Tüm bu gelişmelerin sonrasında İngiliz, Anzak ve Fransız kuvvetleri Gelibolu Yarımadasını 1915 yılı Aralık ayı içinde tahliye etmiştir.

 

Devamı için tıklayınız.

 

 

 

ataturkuanma

Atatürk Haftası, 10 Kasım 1938 günü saat 09:05’te yaşamını yitiren Mustafa Kemal Atatürk’ün anısına düzenlenen; onun yurtseverliği, inkılap ve ilkelerinin anlatıldığı, radyo ve televizyonda Atatürk’ün konuşmalarının kendi sesinden dinletildiği, Atatürk’le ilgili filmlerin gösterildiği haftadır. 10-16 Kasım tarihleri arasına karşılık gelir.

10 Kasım günü Anıtkabir ziyaret edilmekte, başkent Ankara’da resmi tören yapılmaktadır. Türkiye’nin genelinde de yas tutulmaktadır. Her yıl 10 Kasım günü, saat 09:05’te trafikteki arabalar durur ve 4 dakika korna çalarak anma etkinliklerine destek verirler. Ayrıca, tüm bayraklar 10 Kasım günü yarıya indirilir.

29-ekim-cumhuriyet-bayrami

Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla 30 Ekim 2016 tarihinde saat 19:00 ‘da etkinliğimizde Nar Sanat öğrencileri dinleti düzenleyecektir. Etkinlik Programımız sayfanın en altındadır.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı

turk-bayragiCumhuriyet Bayramı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet yönetimi ilan etmesi anısına her yıl 29 Ekim günü Türkiye’de ve Kuzey Kıbrıs’ta kutlanan bir millî bayramdır.

Cumhuriyet Bayramı’nın kutlandığı ülkelerde 28 Ekim öğleden sonra ve 29 Ekim tam gün olmak üzere bir buçuk gün resmî tatildir. 29 Ekimlerde stadyumlarda şenlikler yapılır, akşam ise geleneksel olarak fener alayları düzenlenir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyetin onuncu yılı kutlamalarının yapıldığı 29 Ekim 1933 tarihinde verdiği 10. Yıl Nutku’nda, bu günü en büyük bayram olarak nitelendirmiştir.

Cumhuriyet öncesi

Osmanlı Devleti, hüküm sürdüğü 624 yılda 36 padişah tarafından yönetilmiştir.

Padişah, şah, kral, hakan, imparator, sultan gibi tek kişiye dayalı yönetim sistemine “mutlakiyet” adı verilmiştir. Mutlakiyet yönetiminde egemenlik kayıtsız şartsız, tek bir kişidedir.

Mutlakiyetle yönetilen ülkelerde ülkeyi yöneten kişiye yardımcı olması için meclis kurulurdu. Meclis üyeleri halkın isteklerini yöneticiye duyurur, yasa tasarısını hazırlardı. Bu yasa taslakları yönetici tarafından benimsendiğinde yasalaşırdı. Bu yönetim biçimi ise “meşrutiyet”tir. Meşrutiyette meclisin yetkileri sembolik düzeyde olabileceği gibi bir cumhuriyetteki kadar geniş de olabilir. Osmanlı Devleti’nde 1876 ve 1908 yıllarında olmak üzere iki kez meşrutiyet ilan edilmiştir.

İkinci Meşrutiyet’in ilanından 6 yıl sonra, 1914’te I. Dünya Savaşı başlamıştır. Dört yıl süren savaş, İttifak Devletleri ile birlikte olan Osmanlı İmparatorluğu’nun yenik sayılmasıyla sonuçlanmış ve Osmanlı toprakları İngiltere, Yunanistan, Fransa, İtalya gibi devletler tarafından işgal edilmeye başlamıştır.

Cumhuriyetin ilanı

mustafa-kemal-ataturkMustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919’da Osmanlı hükümeti tarafından, bölgede düzeni sağlaması için devletinin bir gemisi ile Samsun’a gönderilmiştir. Ülkenin çoğu ilinde kongreler düzenlemiş ve “Tek bir egemenlik var, o da milli egemenliktir. Milletin egemenliğini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” ilkesiyle, yurdun her tarafından gelen ulus temsilcilerini 23 Nisan 1920 günü Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nde toplamıştır. Meclis Mustafa Kemal Paşa’yı ‘Meclis Başkanı’ seçmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde Büyük Millet Meclisi, Türk Kurtuluş Savaşı’nı başlatmıştır. Halk ve düzenli ordular düşman kuvvetlerine karşı savaş vermiş, omuz omuza mücadele etmiştir.

Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasının ardından TBMM 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırmıştır. Padişah Vahdettin, ‘vatan haini’ ilan edilmiş ve yurdu terk etmiştir.

24 Temmuz 1923 günü İsviçre’nin Lozan şehrindeki Lozan Üniversitesi’nde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileri ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, SSCB ve Yugoslavya temsilcileri Lozan Barış Antlaşması’nı imzalamıştır. Bu antlaşma ile yeni bir devletin temelleri atılmış fakat devletin yönetim biçimi henüz belirlenmemiştir.

İkinci dönem Büyük Millet Meclisi, 11 Ağustos’ta ilk toplantısını yapmıştır ve 13 Ekim’de Ankara, başkent ilan edilmiştir. Bu dönemde Atatürk, egemenliğin ulusa dayandığı bir sistem olan cumhuriyet yönetiminin ilanı için hazırlıklar yapmaya başlamıştı. Atatürk 28 Ekim akşamı yakın arkadaşlarını Çankaya’da yemeğe çağırmış ve “Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz,” demiştir.

29 Ekim günü Atatürk, milletvekilleri ile görüştükten sonra taslağı hazırlanan “Cumhuriyet” önergesini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne vermiştir. Meclis önergeyi kabul etmiştir ve böylece Türkiye Devleti’nin yeni yönetimi biçimi Cumhuriyet, yeni ismi “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” olarak belirlenmiştir. Atatürk, kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı olmuştur. Halk da cumhuriyetin ilanını sevinç ve coşku ile karşılamıştır.

Cumhuriyette, Atatürk’ün de söylediği gibi, egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur. Ulus, kendini yönetme yetkisini, kendilerine temsil eden milletvekilleri aracılığı ile kullanır. Cumhuriyet yönetiminde, yurttaşın seçme ve seçilme hakkı vardır. Seçilen temsilciler, yasaları tasarlar ve yöneticileri ulus adına denetler. Ulus, seçimle yöneticileri seçebilir.

Bayram kabul edilmesi

29 Ekim 1923’te TBMM, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu (1921 Anayasası)’nda yaptığı değişiklikle, devletin yönetim biçimini cumhuriyet olarak ilan etmiştir. Aynı gece bu ilan, atılan 101 pare top ile kutlanmıştır. 1924 yılında ise cumhuriyetin ilanı şenliklerle kutlanmıştır.

2 Şubat 1925’te, Hariciye Vekaleti’nce (Dışişleri Bakanlığı) düzenlenen bir kanun teklifinde 29 Ekim’in bayram olması önerilmiştir. Bu teklif Meclis Anayasa Komisyonu tarafından incelenmiş ve 18 Nisan’da karara bağlanmıştır. 19 Nisan’da ise teklif TBMM tarafından kabul edilmiştir. 628 sayılı bu kanun ile 29 Ekim, 1925’ten itibaren ülke içinde ve dış temsilciliklerde bayram olarak kutlanmaya başlamıştır.

 

ETKİNLİK PROGRAMI

NİMA ABDULLAHİ   –  LOKOMOTİF(ENVER TUFAN)

ZEYNEP BAŞARAN –  DALGALARIN ŞARKISI (ENVER TUFAN)

EMRE ANAPALI-DORUK OKTAY-UMUT OKTAY     –     ŞÇO (AKIN ELDES)- TAÇO(HERMETO PASCAL)

TUĞBA SEHER KARANFİL  –  MELODİ (ALEXANDER BURKARD)

BURÇAK SEVEN  – ÇEKİRGE (ENVER TUFAN)

BETHANY TURLEY  –  ESKİ FRANSIZ ŞARKISI(P. İLYİÇ TSCHAİKOWSKY)

SU AZRA DAYIOĞLU  –  MİNUET (JEAN BAPTİSTE LULLY)

EGE YILMAZ  –  RUSSİAN FANTASİ (LEO PORTNOFF)

SELİNSU ÖKDEMİR  –  VALS (EVGENY GRİNKO)

MERT GÜNEŞ  –  IF I WERE A RİCH MAN (JEERY BACK)

GÜLCAN ATALAY  –  ETÜD (D.ALARD)

DENİZ KAPLAN  –  SANSAR VE AVCI(ÇOCUK MELODİSİ)

SENA ERTOP  –  LONG LONG AGO (THOMAS HAYNES BAYLY)

ECEM EREM KOCA  –  LA FOLİA (ARCANGELO CORELLİ)

ELA ÖZBAŞ  –  YALANCI(FRANSIZ EZGİSİ)

SÜMEYRA ASLAN ÇIKI  –  KARLI KAYIN(ZÜLFÜ LİVANELİ)

AYŞE ELA ŞENKAYA  –  ÇANLAR-OLD MCDONALD(J.THAMPSON)

İKLİM KELEŞ  –  SARABANDE(GEORGY FRİDERİC HANDEL )

ZEYNEP ADA UÇ  –  JOHN THAMPSON

NEZİHE NİLDEN TUNA   –  AYDEDE (Y.İMAN)

EREN ÖZDEN  –  ANNEM (Y.İMAN)

2016-2017-egitim-donemi

Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak tüm öğrencilere 2016-2017 eğitim döneminde başarılar dileriz. Hepimizin de bildiği gibi enformasyon çağında yaşamaktayız. Enformasyon çağında en önemli unsur bilgidir. Bilgili olmak için okumak, öğrenmeye açık olmak ve öğrenmeyi sevmek/sevdirmek gerekmektedir. Okula başlayan veya devam eden öğrencilerimize yalnızca “Oku, sadece oku , sadece şu okula kapak at, şu liseye girdin mi tamamdır!” cümleleri kurmayalım. Eğer bunu yaparsak hedef odaklarını daraltmış oluruz. Elbette bir hedefleri olacak.. Ancak hedefleri bu şekilde yönlendirilmemelidir. Yönlendirme bu şekilde olduğunda hedefini gerçekleştirmiş olsa bile öğrencinin algısı “Tamamdır bu kadardı başardım!” şeklinde olacaktır. Elbette bu olağan bir davranış olacaktır. Ancak bundan sonra aile olarak/destek olanlar olarak size daha büyük bir görev düşmektedir.

ogrenmeye-acik-olun

 

ONA BAŞKA HEDEFLER VERİN

Okulunu kazandıktan sonra sürekli kendini geliştirmesi gerektiğini vurgulamayın, dolaylı olarak anlatın. Nutuk algısı yaratacak konuşmalar bilinçaltında baskı uyandıracak ve savunma mekanizması olarak anlatılanları yapmak istemeyecektir. Vurgulamak yerine dolaylı olarak anlatmaya çalışın ya da olaylar kurgulayarak olayları örnekleyin veya kendi gözleriyle görmesini sağlayın. Kendi gözleriyle gördüğünde kendini geliştirmesi gerektiğini anlayacak ve başkalarında olup kendisinde olmayan şeyler için endişe edecektir. (Bir arkadaşının yabancı dil öğrenip kendisinin dil bilmemesi gibi..) . Bu olduğunda “Ben neden konuşmayayım? , Benim neyim eksik? , Öğrenirsem, bazı şeyleri daha kolay anlarım, daha kolay iletişim kurarım.” şeklinde kendisiyle bir konuşma yapacaktır. Bunun faydası çok daha olumlu olacak ve yeni hedeflerini her başardığında bir sonraki hedef onun için daha bir cezbedici olacak ve daha fazla başarmak daha fazla hedefe ulaşmak isteyecektir. Bu noktadan sonra zincirlerini kırıp ulaşabildiği herşeye ulaşmak isteyecektir. Dolayısıyla siz de aile olarak/destek olanlar olarak HEDEFİNİZE ULAŞMIŞ OLACAKSINIZ..

 

Tüm Nar Sanat öğrencilerine de ayrıca başarılar dileriz..

FERİDE NAZLI YILDIZ Bale
TUANA HAVİN AYDOĞDU Bale
CEREN DAĞIDIR Bale
DOĞA İREM TEKİN Bale
NİL NEVA USLUBAŞ Bale
GÖKÇE ÖDEN Piyano
IRMAK BUDAK Bale
SELİN SADIÇ Bale
FATMA CEREN KABİŞ Yaratıcı Drama
SİBEL GÜLER Piyano
TUĞBA SEHER KARANFİL Piyano
AYSARA ÖZENÇ Piyano
ÖMER ARPACI Org
TAN ONUR Piyano
CEREN KAYA Piyano
BETHANY TURLEY Piyano
İDİL DENİZ BAKIR Piyano
ASYA AHAT Resim
ZEYNEP CEYLİN GÜNENÇ Piyano
MİNA BAYHOCA Piyano
TUANA TAŞKIN Yaratıcı Drama
AYSU SERİNDAĞ Piyano
İPEK GÜRSEL Resim
ÇAĞLA KASAP Keman
CANER EREN Bateri
GÜLCAN ATALAY Keman
MAHİR ERBULAN Piyano
CEREN HELİN CANBOLAT Keman
EREN ÖZDEN Piyano
ATİLLA CEM ATASOY Piyano
MELİKE BEGÜM PALA Keman
NİSAN ETELİK Bale
IRMAK BAĞCI Bale
DOĞA UÇ Resim
BURCU DEMİRSAN AVCI Resim
ZEYNEP BEREN ÖZKUL Yaratıcı Drama
NİL SAHRA AKSAL Piyano
EFE ÖZAYDIN Yaratıcı Drama
ÖYKÜ GÜLEÇ Keman
BÜŞRA SILA ÜÇTEPE Piyano
JBİD GÖKTAŞ Piyano
DURU GÜNDÜZ Resim
DERİN DURU TEOMAN Yaratıcı Drama
ZEHRA MİNA FIRINCI Piyano
MERAL EREN Keman
AYŞENUR İMDAT Keman
DENİZ OCAK Flüt
EYLÜL ŞIKTAŞ Piyano
AHMET BEYİT SAĞBAŞ Yaratıcı Drama
BERAT ŞERİF DEMİR Piyano
BUSE YILDIRIM Gitar
BADE KIRKGÖZ Gitar (Klasik,Bas,Elektro,Pop)
NİSAN KURT Piyano
DORUK OKTAY Gitar (Klasik,Bas,Elektro,Pop)
GÖKSENİN ŞEYLAN Gitar (Klasik,Bas,Elektro,Pop)
YEŞİM ÇELEBİ Gitar (Klasik,Bas,Elektro,Pop)
UMUT OKTAY Gitar (Klasik,Bas,Elektro,Pop)
OYA DİRİM Bateri
BARIŞ MUMCU Bateri
ATİLLA EFE ŞEYLAN Bateri
EMRE ÇETİNKAYA Bateri
EGE KEMAL COŞKUN Bateri
İRFAN METE TOSUN Bateri
MERT BAŞ Bateri
LARA SADİ Piyano
SEDA UNUR Flüt
EDA DEMİR Resim
GÜLLÜZAR YAĞIZ Resim
CANAN SAMSAMA Resim
DENİZ SEVİMLİ Resim
İDİL ONUK Resim
KLİM ANOKHİN Resim
ÇİĞDEM BARLAK Resim
DENİZ KAPLAN Piyano
EGEMEN NAKİPLER Şan
SİMGE KARAGÖZOĞLU Şan
ALİ OSMAN ALTUNDAL Viyolonsel
BADE İKİZGÜL Bale
NECLA BURCU BOZKURT Piyano
ATİLLA PAZARLI Bateri
BELİZ SOYSAL Piyano
DOĞA ATAKANLI Şan
FEYYAZ AYDIN ÖZAYDIN Şan
KARDELEN KAYHAN Şan
ZEYNEP ÖZGE GÜRSOY Tiyatro
ECE EVLER Tiyatro
KADRİYE YILDIRIM Şan
ASIM GÜVEN BOZKURT Piyano
ALEYNA GÜLOĞLU Piyano
ECRİN NUR ÇOLAK Yaratıcı Drama
YÜCEL GÜLOĞLU Bağlama
DENİZ BALCI Piyano
MELTEM TURGUT Tiyatro
İBRAHİM HALİL TÜTÜNCÜ Tiyatro
BERKİN AY Piyano
İKLİM KELEŞ Piyano
SEZEN GÜRCANOK Resim
DEFNE AKGÜN Bale
DURU KORKUTLAR Bale
ASLI DEMİROK Piyano
BERÇEM ÖZEK Bale
MELİS KURT Bale
MELİSA KAYA Keman
BAHAR ECE SARSIN Gitar
ZEYNEP ŞİTİLCİ Bale
SARP KILIÇ Gitar
MÜGE KORKMAZ SEVİM Resim
CANSU NUR KILIÇ Piyano
MERİÇ GÜRCAN Piyano
MERT ALTIN Resim
ELİF ERSİNTEPE Tiyatro
AHMET ÇAKAR Tiyatro
PINAR NADİR Resim
MURAT OYMAN Resim
EKİN ALKAN Yaratıcı Drama
İLAYDA MAKARAÇ Yaratıcı Drama
NİMA ABDULLAHİ Piyano
EYLÜL GÜLENÇ Flüt
NALAN AHMETREİSOĞLU Dans(Latin,Tango,Hip-Hop,Oryantal)
NİLCE GÖZÜKARA Bale
FATMA BETÜL BAŞURAL Bale
ELİF YEŞİLYURT Bale
DEFNE KARAOĞLU Piyano
NAZ BEREN OBUT Bale
ÖZGÜR ERENLER Güzel Sanatlar Lisesi ve Fakültelerine Hazırlık
KUTAY ÇETİN Yaratıcı Drama
DURU POLAT Resim
AYŞE ELA ŞENKAYA Piyano
BEREN ESENDEMİR Bale
NEHİR ERGÜN Piyano
AYŞE ECE ÖZÜLKÜ Bale
İDİL GÜLCE ÖZÜLKÜ Bale
EKİN GÖRE Resim – Akademiye Hazırlık
ENSAR ÇAKIR Tiyatro
DURU KAYA Bale
BELİNAY BEYDEMİR Bale
ONAT AKMAN Bateri
ÖMER UÇAK Bateri
ZEYNEP ADA UÇ Piyano
ARMAĞAN KORUCU Tiyatro
GÜNEŞ GÖZEK Keman
KÜBRA AYDIN Tiyatro
EKİN GÖKER Yaratıcı Drama
ŞEVVAL ZEYNEB BAŞ Resim
ONAT GÜRCANOK Bateri
MUAZZEZ ÇEVİK Gitar
OZAN ARDA ÖZDEN Bateri
SELİN ÜNSAL Keman
OĞUL GÜNEY Resim
GÖRKEM KALELİ Bateri
ELİF GÜNGÖR Şan
AYŞAT AKINCI Resim
MİHRİBAN SEHER DEMİRER Resim
VALERİ ARSLAN Resim
EGE YILMAZ Keman
SEMRA SANCAK Tiyatro
EGE YILMAZ Piyano
MERT GÜNEŞ Piyano
ATACAN APAYDIN Piyano
KÜBRA DURMUŞ Piyano
SU AZRA DAYIOĞLU Piyano
AYŞE BEREN BOZYİĞİT Bale
UMUT NİŞANTAŞ Solfej-Armoni
EDİZ ÖZTÜRK Yaratıcı Drama
DEFNE SERRA NEDİM Piyano
EREN SADIK GÜZEL Piyano
SİBEL KAYA Tiyatro
EMRE BİLGEN Yaratıcı Drama
NİLÜFER FİLİZ ATALAY Şan
ÖZGE ABAY Resim
DİLŞAH AKER Piyano
ERAY ÖZKAN Piyano
SELİN ESEN Bale
DUHA GÖNÜL YILDIZELİ Bale
AYAZ DURSUN Yaratıcı Drama
İREM ÖZTÜRK Yaratıcı Drama
MUSTAFA KEMAL YILDIRIM Şan
EFE RÜYA Yaratıcı Drama
FİKRİ EGE ÖZEN Resim
ELA ÖZBAŞ Piyano
CAN ERDOĞAN Resim
GONCA KUMBUL Keman
FATMA ESRA GÜNAYDIN Piyano
TÜLAY NAZ ÇAKIR Keman
BERKE ÇINAR Gitar
EMRE AYDIN Gitar
ELİF OLGUN Gitar
ELİF ERGÜN Flüt
AHMET YİĞİT BATUR Piyano
DURU ÇAĞLAR Bale
ELİF UNCU Şan
BATU SEFER Tiyatro
SÜMEYRA ARSLAN ÇIKI Bağlama
KAAN CHOUSEIN Yaratıcı Drama
MİM OĞULCAN KESKİNBORA Şan
EVCİM YILMAZ Keman
SILA ERGÜN Keman
DENİZ GERÇEKER Bale
AYŞE HATUN ÖZEN Yaratıcı Drama
HALİL İBRAHİM ÖZEN Yaratıcı Drama
EYLÜL GÖKKUŞ Bale
RÜZGAR ALMASULU Piyano
CEMRE ŞENGÜL Yaratıcı Drama
ELİF GÜREL Piyano
ORHUN SAĞIR Gitar
OVEIS KHATIBI Gitar
ÇAĞLA AYDIN Şan
CEREN HARPUTLUOĞLU Bale
SELİNSU ÖKDEMİR Piyano
ALİ GEÇGEL Yaratıcı Drama
ENGİN ESER GÜVEN Bateri
NİSA DİDE ÇOŞAN Keman
DURU KARAKAYA Tiyatro
SALİH MERT GÜMRÜ Tiyatro
BÜŞRA BAYLAR Yaratıcı Drama
ALMİLA EDA KUMRU Keman
BİLGE BERRA GÜNERİ Bale
MERVE ARTUÇ Şan
SULTAN YILDIRIM Dans(Latin,Tango,Hip-Hop,Oryantal)
SEYFİ TEMEL Gitar
NİSA NUR CANA Bale
ECRİN BETÜL KÖSE Bale
ADA İNCİ ŞENGÜL Bale
BATUHAN DOKSANBİR Klarnet
ŞEVVAL ALARA LAMUŞ Viyolonsel
KAAN GÜLCAN Güzel Sanatlar Lisesi ve Fakültelerine Hazırlık
ÇİÇEK KÖSEDAĞ Resim
ALEYNA ARSLANTÜRK Resim
MARİYA BALOĞULLARI Resim
MUSTAFA KAYRA SANAL Dans(Latin,Tango,Hip-Hop,Oryantal)
BATURALP ÇAM Bateri
EDA DEMİR Yaratıcı Drama
BURAK AKKAYA Piyano
DEMİR MİRZA Piyano
NİL ERGÜN Piyano
MERVE AYANOĞLU Piyano
RÜMEYSA DEMİRHAN Gitar
SERFİNAZ AKŞAHİN Bağlama
AZİZ EMİR DEMİRCİOĞLU Piyano
SAHRA CEMRE CANKAYA Bale
UZAY GÖKYILDIZ Yaratıcı Drama
ŞEFİK TUĞRA TELCİ Tiyatro
EYLÜL SANCAKLI Resim
RÜZGAR KAYABUNAR Resim
ÇAĞLA GÖKÇEN Piyano
GÜLSEMA DOĞA GÜNDÜZ Bale
BERKAN ARSLAN Bateri
EDA NİHAN ÖNDE Piyano
BARLAS KORKMAZ Bağlama
MÜCAHİT İSMET UÇAR Gitar
BUĞRA MERT DÖNGEZ Karikatür
ANIL DÖNMEZ Tiyatro
DİLARA AK Tiyatro
RANA FİRDEVS ÇAYIR Flüt
IŞIL ERSOY Tiyatro
İLKE GÜVEN Piyano
DERİN GÜNDÜZ Yaratıcı Drama
DEMİRHAN ALTINDİL Piyano
ECEM EREM KOCA Keman
YASEMİN ÖZYİĞİT Piyano
MUSTAFA BURAK DİKMEN Klarnet
DENİZ URGAN Resim
ESRA YÖRÜK KOÇAK Resim
DİLAN ARSLAN İşitme
ZEYNEL EREN ÖZYAR Tiyatro
KEREM NEJAT KAYA Yaratıcı Drama
ZEYNEP KARAKURT Yaratıcı Drama
EFE AKSU Yaratıcı Drama
SİNAN ZIRHLI Piyano
NESİM ZIRHLI Piyano
ASLIHAN ŞEN Piyano
SEDA CEBECİ Keman
DERYA SAYLIK Şan
EZGİ FIRAT Şan
ŞERİFE KÜBRA BUDAK Piyano
İLKNUR DOĞAN Keman
CANSEL ÖĞÜTCÜ Piyano
MELEK AKDAĞ Şan
OĞULCAN OFLUOĞLU Bateri
AYLİN PELİT Resim
AKIN KAYTAN Şan
EGE EMİROĞLU Piyano
OSMAN SULHAN Bateri
MİNE OKER Resim
SUĞRA GÜNER Resim
AYTEN AKALIN Resim
ABDÜLKERİM BALCI Bağlama
OZAN BİÇER Şan
YASİN YILDIRIM Resim
DURU BAL Resim
ELİF TÜLİN ŞAHİN Piyano
EYLÜL KILIÇ Resim
SİNEM VEDAT İşitme
MELEK CEYLAN Resim
M. FETULLAH GÜNDÜZ Piyano
ROJDA BULUT Piyano
GÜRAY BURAK KARAKUZU Gitar (Klasik,Bas,Elektro,Pop)
CAN SARIKAYA Bateri
UTKU KIBRIS Yaratıcı Drama
HASAN ANIL UMMAN Gitar (Klasik,Bas,Elektro,Pop)
ALİ ÖZÇOŞKUN Gitar (Klasik,Bas,Elektro,Pop)
EMİRHAN GÖL Gitar (Klasik,Bas,Elektro,Pop)
HASAN ALİYEV Gitar (Klasik,Bas,Elektro,Pop)
EREN KOÇAŞ Piyano
MUSTAFA YURDAKADİM Piyano
HATİCE ÜRÜNDÜ Keman
NUR DENİZ DURSUN Keman
NEŞE COŞKUN Keman
DEFNE DEVLET AKTAŞ Bale
KARDELEN YILMAZ Piyano
KARWAN HAMAD Şan
ONUR TECİM Gitar (Klasik,Bas,Elektro,Pop)
KAYRA EMİR Piyano
EMİR ADAR SAVSİN Gitar
ALP KAVAKLI Piyano
YAĞMUR FEYZA İHVAN Keman
UMUT ÇAKIR Keman
IRMAK ÖZSOY Keman
SILA KARTAL Bale
ELA NAZLI AKÇEŞME Bale
MÜNİR ORAL Keman
BEYZA YALVAÇ Keman
Doğaç Yılmaz Şan
NEDİM BALOĞULLARI Gitar
BİLGE TÜZEN Keman
ZEYNEP KASAPOĞLU Resim
SELEN KAYIKÇI Piyano
IRMAK DÜZGÜN Bale
SİBEL YANARATAŞ Piyano
PARVIN SEPEHRVAND Piyano
AYCA ŞİMŞEK Şan
EMRE CEBECİOĞLU Piyano
MERTKAN ZEYBEKOĞLU Piyano
ALP DENİZ Piyano
MELİHA ENGİN Piyano
ECE NEHİR AYDIN Tiyatro
JİYAN KIZMAZ Flüt
BORAN ÇALIŞ Bateri
NEHİR AKIN Yaratıcı Drama
EFE UĞURLU Yaratıcı Drama
NAZ SUDE DAĞISTANLI Gitar (Klasik,Bas,Elektro,Pop)
ERHAN KARAKAYA Şan
DEFNE ALEMDAĞ Resim
BELİZ UYSAL Piyano
YAĞMUR ÇELENK Gitar
ELİF DÜLGER Keman
BERKER GEZER Piyano
EBRU ARSLAN Gitar
ELİF ÖKSÜZ Şan
ANIL SİNANGİL Resim
ALİ CENKER AKKUŞ Tiyatro
FİGEN ÖZTÜRK Piyano
ELİF KIRÇİÇEK Keman
HALİL ARAS BOZKAYA Bateri
ÇAĞLA KELEŞ Piyano
GONCA VARDAR Piyano
BAHAR ÖZLEM EKER Şan
ZEYNEP TAYDAŞ Piyano
TOLGA YELKENBASAN Şan
ELVİN SU TATLI Resim
ZEYNEP ENGİN Klarnet
ESMANUR GENÇ Resim
YELİZ KORKMAZ Resim
DİLA KARAGÖZ Piyano
YUNUS KAYA Flüt
PINAR SEYHUN Resim
FİDAN UCUZ Resim
BERDAN YILDIZ Piyano
CAN GERÇEK AYGÜNEŞ Yaratıcı Drama
MERVE BAŞARAN Bale
NEZİHE NİLDEN TUNA Piyano
ŞAHİN DURNA Şan
ARDEN EGE MAYISOĞLU Piyano
EMİR KARADEMİR Piyano
NAMIK MERT YİĞİT Yaratıcı Drama
SİAMAK SADEGHDOKPT Bağlama
BERFİN ERDEM Piyano
ÇAĞAN KAYTAN Yaratıcı Drama
ALİ AYDIN MENEKŞE Yaratıcı Drama
YASEMİN KOCAMAN Dans(Latin,Tango,Hip-Hop,Oryantal)
ZEYNEP BERATOĞLU Yaratıcı Drama
CANAN KAYALAR Şan
HASAN BOZYOKUŞ Tiyatro
ÖMER KAYALI Yaratıcı Drama
FATMA DORA ALTAŞ Piyano
DURU KOÇAK Piyano
İDİL KOÇAK Piyano
ILGIN TUMAN Resim
İKBAL ALAN Yaratıcı Drama
EBRU AYSOYSAL Piyano
CEREN DİZAR Resim
YADEN BUYRUK Bale
DİLEK ÖZGÜR Resim
SUNA DENİZ KESKİN Dans(Latin,Tango,Hip-Hop,Oryantal)
DORUK DİKMENLİ Yaratıcı Drama
ZEYNEP ÖRÜK Yaratıcı Drama
ENSAR KAYRA YILDIRIM Yaratıcı Drama
ÖMER TUĞRA YILDIRIM Yaratıcı Drama
ÖMER SAFA OLGUN Gitar
TALAT CANTÜRK GÜRSUL Gitar
BÜŞRA HİKMET UTKU Piyano
BEYZA ÇAVUŞ Resim
ECE FUNDA ŞAHİN Keman
DENİZ EFE EMECAN Bateri
DEFNE KURAN Bale
MURATHAN ATEŞ Yaratıcı Drama
YİĞİT ATEŞ Resim
BATUHAN ARGÜN Yaratıcı Drama
BURAK ÇAVUŞOĞLU Piyano
NİSA DENİZ KARA Yaratıcı Drama
EMİNE CABIOĞLU Resim
BUSE NUR ULAK Flüt
HAVVA ÇEVİK Dans(Latin,Tango,Hip-Hop,Oryantal)
HATİCE KARAKÖSE Bağlama
RECEP YİĞİT YÜKSEL Gitar
AYŞE SELİN YURTSEVER Bale
EMRE ANAPALI Gitar
İREM TEKKELİ Gitar
DENİZ EFE EMECAN Bateri
SEYFİ İSLAM CERAN Piyano
SEYFİ İSLAM CERAN Resim
METE ÖNAL Piyano
JANBERK BULUT Piyano
SENA TUNÇ Bale
YASİN BUYRUK Keman
BERKİN DURMAZ Bateri
KHANBALA ALİYEV Gitar
EREN CANER Bateri
AHMET BURAK ŞAHİN Keman
MUSTAFA MUMAY Gitar
BEREN HEPSERT Gitar
ÇAĞAN KEMERLİ Gitar
GÜRKAN YILMAZ Piyano
ZULFİYA ZAHİDOVA Piyano
HASAN EMRE ERDURAK Gitar
ABDOLMAJID ASKARIZADEH Piyano
TÜRKAN AYGEN Gitar
BARTU USTAOĞLU Yaratıcı Drama
ELA ÖZCAN Yaratıcı Drama
ZEHRA YAZICI Resim
NEHİR KOCAGİL Bale
ARDIÇ AKSU Resim
BELEN ÖZGÜÇ Bale
ULAŞ HEPSERT Klarnet
AZRA BAYRAM Yaratıcı Drama
FURKAN ERDEM HÜNER Yaratıcı Drama
ARDA SOYLU Piyano
DENİZ SAYLIK Piyano
ZEYNEP PEKER Resim
EMRE CAN SÜRAL Şan
SERKAN KONCAOĞLU Piyano
KEMAL EREN TÜRKMEN Yaratıcı Drama
MERT ÖZTÜRK Gitar
EFE ÜNSAL Piyano
MUSTAFA ASIM DEMİRKOL Keman
NAZLI EVİN TAŞATAN Şan
GAMZE BAL Dans(Latin,Tango,Hip-Hop,Oryantal)
İDİL KORKUT Resim
YAĞMUR AKTAĞ Yaratıcı Drama
MİNA YILMAZ Piyano
SERTAÇ İÇTEN Gitar
METİN AYDIN Gitar
ECRİN BODUR Resim
BEGÜM ÖNEY Bale
HAZAN ERBAŞ Şan
ERKAN KÖSEOĞLU Keman
SELEN ORUÇOĞLU Şan
MİNA YILDIZ Piyano
İPEK DOLU Piyano
EMEK DENİZ DOĞAN Piyano
AHMET AĞLIÇ Piyano
ZEYNEP AKÇA Keman
ÖZLEM BULCU Dans(Latin,Tango,Hip-Hop,Oryantal)
ELA EFLİN METİN Bale
NURAN GEZİCİ Resim
DEFNE BAKIR Resim
İLAYDA YALÇIN Akordeon
FİKRET ZAFER DUVAN Bağlama
RÜZGAR ÖZDEMİR Yaratıcı Drama
AYNUR KESEROĞLU Düğün Dansı
NİSA KÜPELİ Piyano
ÖMER TAYLAN ŞAHİN Gitar
SERKAN KORKMAZ Gitar
EGE EREN ŞEN Flüt
DERİN SU KORKMAZ Yaratıcı Drama
MURAT ÇETİNKAYA Keman
ELA ZEYNEP GÜLTEKİN Yaratıcı Drama
FULYA KARA Resim
MUSTAFA AKKIZ Bağlama
DORUK YILMAZ Gitar
METEHAN ALTINDİL Şan
SELVİ DUYUM Keman
CANSU YILMAZ Piyano
AYNUR BAYDİLLİ Şan
ASYA TÜRKSEVEN Bale
ZAFER BERKEHAN PEKKAN Gitar
URFAN JAFAROV Düğün Dansı
ELİF BEŞİNCİ Şan
OSMAN DÖNMEZ Resim
DORUK RÜZGAR SARAÇER Piyano
FULYA MUTLU Dans(Latin,Tango,Hip-Hop,Oryantal)
FATMANUR ÇEBİ Dans(Latin,Tango,Hip-Hop,Oryantal)
YETER ÇEBİ Dans(Latin,Tango,Hip-Hop,Oryantal)
GUSHODAKHON SOTVOLDIEVA Dans(Latin,Tango,Hip-Hop,Oryantal)
PINAR ÖZTÜRK Piyano
OKAN BEYHAN Düğün Dansı
AYŞENUR DEMİR Resim
ALİ KOÇ Bağlama
ZEYNEP ŞEYHOĞLU Bateri
EGE SEZEGEN Gitar
SÜMEYYE BARUTÇU Resim
MEHMET YILMAZ Şan
KAAN YİĞİT FIRAT Gitar
İBRAHİM HALİL ÜNLÜ Bağlama
RÜZGAR BİROL Yaratıcı Drama
DOĞA BİROL Yaratıcı Drama
BEYZA BARANOK Piyano
DERİN ALKAYA Piyano
ŞİMAL NWOKORO Şan
AYBERK OKAN HACER Gitar
SEVİM GAMZE ÇANKAYA Piyano
HATİCE ERDOĞAN Dans(Latin,Tango,Hip-Hop,Oryantal)
İREMSU UYGUR Şan
BURÇAK SEVEN Piyano
CAN KEREM AK Bateri
AYFER DEMİREL Resim
EFE ERİŞ Resim
FATİH MEHMET KAYA Şan
IRAZ KOBAN Bale
PELİN ŞİRİN Piyano
AYŞE NAZ MİRASYEDİ Yaratıcı Drama
ARAT MUSOSOĞLU Şan
BERKAY ERYILDIZ Gitar
LİDA TURĞUT Tiyatro
BİLGE ERDOĞDU Piyano
İREM BOZKURT Tiyatro
FERHAT ERİNÇ Klarnet
ŞEYDA SARIÇAY Flüt
KEREM KAHYA Gitar
ÇAĞLA DEMİR Şan
SENA ERTOP Keman
ONUR ERDOĞAN Keman
HAZAR PARMAKSIZ Piyano
ASELNAZ ELİDOĞRU Bale
GÖZDE DÖNMEZ Bale
SİNAN ÜLKEN Bateri
EGE ERUÇAR Viyolonsel
YUSUF KÖSE Resim
BUSE ÇEVİKBAŞ Yaratıcı Drama
ELİSA AYDIN Keman
MAZİ KUTLU Piyano
GÜLBİN ZEYNEP ARAL Piyano
SELİM TUNA Piyano
TUANA AĞRİKLİ Tiyatro
SİNAN ÇOLAK Klarnet
İNCİ TEMUR Bale
TAYFUR ÖZBOLAT Bağlama
CEMRE DAĞ Bale
DURU UYSAL Bale

 

 

 

Zafer Bayramı, 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da Mustafa Kemal’in başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Büyük Taarruz’u anmak için Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde her yıl 30 Ağustos günü kutlanan ve bugün 94. yıl dönümü olan ulusal bayramıdır.

30-agustos-zafer-bayrami

Atatürk’ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık Meydan Muharebesi adıyla da bilinen Büyük Taarruz’un başarıyla sonuçlanmasından sonra Yunan orduları İzmir’e kadar takip edilmiş; 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtarılmasıyla Türk toprakları Yunan işgalinden kurtulmuştur. İşgal birliklerinin ülke sınırlarını terk etmesi daha sonra gerçekleşse de, 30 Ağustos sembolik olarak ülke topraklarının geri alındığı günü temsil eder. İlk kez 1924 yılında Afyon’da Başkumandan Zaferi adıyla kutlanan 30 Ağustos günü, Türkiye’de 1926’dan itibaren Zafer Bayramı olarak kutlanmaktadır.

Arka plan

Büyük Taarruz, Kurtuluş Savaşı sırasında Türk ordusunun işgalci güçlere son ve kesin darbeyi vurmasını sağlamak ve Anadolu’dan atmak için düşünülüp planlanan gizli bir harekât idi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 20 Temmuz 1922’deki oturumunda kendisine dördüncü kez olmak üzere Başkomutanlık yetkisi verilen Mustafa Kemal Paşa taarruz kararını haziran ayında almış ve hazırlıkları gizli olarak yürütmüştü. Büyük Taarruz Ağustos’un 26’sını 27’sine bağlayan gece Afyon’da başlamış, Aslıhan civarında kuşatılan düşman birliklerinin Mustafa Kemal Paşa’nın bizzat idare ettiği Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde imha edilmesi ile Türk ordusunun zaferiyle sonuçlanmıştı.

Bayramın geçmişi

30 Ağustos günü, ilk kez 1924’te Dumlupınar’da Çal Köyü yakınlarında Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in katıldığı bir törenle Başkumandan Zaferi adıyla kutlanmıştır. Zaferi kutlamak için iki yıl beklemenin en önemli nedeni 1923 yılının yeni Türkiye açısından hem ulusal hem de uluslararası alanda yoğunluğun had safhada olmasıydı.

Çal Köyü’nde gerçekleşen ilk törende Mustafa Kemal, milli ruhun canlı tutulmasının önemini vurgulamış ve Meçhul Asker Abidesi’nin temelini eşi Latife Hanım ile beraber atmıştır.

Başkumandan Zaferi 1926’dan itibaren Zafer Bayramı olarak kutlanmaktadır. 1 Nisan 1926’da kabul edilen Zafer Bayramı Kanunu’nda 30 Ağustos Başkumandan Muharebesi gününün Cumhuriyet ordu ve donanmasının Zafer Bayramı olduğu, her yıl dönümünde bu bayram gününün kara, deniz ve hava kuvvetleri tarafından kutlanacağı belirtilir. Aynı yıl, dönemin Savunma Bakanı Recep Peker’in yayınladığı bir genelge ile bayram törenlerinde neler yapılacağı detaylı bir şekilde belirtilmiştir. Ancak 1930’ların ortalarına kadar ilk tören gibi üst düzeyde gerçekleşen Büyük Zafer kutlaması veya anma töreni yapılmamıştır. Hava Kuvvetlerinin ülke savunmasında önemli bir yeri olması nedeniyle, Tayyare Cemiyeti de 30 Ağustos tarihini “Tayyare Bayramı” olarak adlandırmıştır.

Zafer Bayramı için özellikle 1960’lardan itibaren daha kapsamlı ve katılımlı bir şekilde kutlamalar yapılmaya başlanmıştır. 30 Ağustos, Türkiye’de askeri okulların mezuniyet törenlerini yaptıkları gün olmuştur; ayrıca tüm subay ve astsubay rütbe değişiklikleri bu tarihte geçerli olmaktadır. Zafer Bayramı uzun yıllar Genelkurmaybaşkanı’nın tebrikleri kabul ettiği bir bayram olarak kutlanmış; bu durum Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Başkomutan sıfatıyla kutlamalara ev sahipliği yaptığı 2011 yılından itibaren değişmiştir.

Kutlamalar

30 Ağustos günü, Türkiye’de resmî tatildir. Zafer Bayramı’nda başkent Ankara’da ve Ankara dışında gerçekleştirilen kutlama ve törenler, “Ulusal ve Resmi Bayramlar ile Mahalli Kurtuluş Günleri, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği” ile düzenlenmiştir. 2012 yılında yenilenen bu yönetmeliğe göre:

  • Zafer Bayramı törenleri, Dışişleri Bakanlığı Protokol Genel Müdürlüğünce, Genelkurmay Başkanlığıyla koordine edilerek yürütülür.
  • Törenler 30 Ağustos günü saat 07.00’de başlar ve saat 24.00’te son bulur. Saat 12.00’de başkentte yirmibir pâre top atışı yapılır.
  • Cumhurbaşkanı Anıtkabir’i ziyaret ederek çelenk koyar; cumhurbaşkanlığında tebrikleri kabul edilir, törene katılanların ve halkın bayramı kutlanır. Zafer Bayramı resepsiyonu Cumhurbaşkanı tarafından verilir.
  • Başkent dışında Atatürk anıt veya büstüne mülki idare amiri, garnizon komutanı ve belediye başkanı tarafından çelenk konulur. Mülki idare amiri makamında garnizon komutanı ve belediye başkanı ile birlikte tebrikleri kabul eder. Törene katılanların ve halkın bayramı kutlanır, İstiklal Marşı ile birlikte bayrak göndere çekilir. Tören geçişi mülki idare amiri, garnizon komutanı ve belediye başkanı tarafından şeref tribününden selamlanır. Zafer Bayramı resepsiyonu vali tarafından verilir.

2015 yılında terör olayları nedeniyle kutlamalar sadece çelenk koyma ve tebrikleri kabul şeklinde icra edilmiş; diğer şenlik, konser, eğlence ve kutlama faaliyetleri gerçekleştirilmemiştir.

23 Nisan 1920 Büyük Millet Meclisi’nin açılış günüdür. Her 23 Nisan günü Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı birlikte kutlarız.
Egemenlik yönetme yetkisidir. Ulusal egemenlik; yönetme yetkisinin ulusta olmasıdır. Osmanlı imparatorluğu döneminde egemenlik padişah­ta idi. Padişah ülkeyi dilediği gibi yönetirdi. imparatorluğun son yıllarında padişahlar rahatlarını düşündüler. Yurt bakımsız kaldı. Ülke sorunları yüzüs­tü bırakıldı. Bu sırada Birinci Dünya Savaşı başladı. Savaş dört yıl sürdü. Bizimle birlikte olanlar savaşta yenildi. Savaş kurallarına göre biz de yenil­miş sayıldık. Yurdumuz İngilizler, Fransızlar, Yunanlılar, İtalyanlar tarafından paylaşıldı. Padişah ve yandaşları ülkenin paylaştırılmasına ses çıkarmadılar.
Mustafa Kemal Paşa Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak için İstanbul’dan Samsun’a 19 Mayıs 1919 günü geldi. Samsun’dan Amasya’ya, oradan Erzurum’a ve Sivas’a gitti. Sivas ve Erzurum’da kongreler topladı. Mustafa Kemal Paşa egemenliğin ulusta olduğuna inanıyordu. Bu inançla «Ulusu yine ulusun gücü kurtaracaktır. Tek bir egemenlik vardır, o da ulusal egemenliktir» diyordu. Yurdun dört bir yanından seçilip gelen temsilciler – milletvekilleri – Ankara’da 23 Nisan 1920 günü toplandılar.
İlk Büyük Millet Meclisi’nin toplandığı yapı Ankara’da Ulus Alan’ından istasyona giden caddenin başındadır. Bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi olan bu yapı tek katlıdır. O yıllar ülkemiz yokluk yoksulluk içindeydi. Milletvekillerinin oturduğu sıralar bir okuldan getirildi. Meclis gaz lambası ile aydınlanıyor, soba ile ısınıyordu. Top seslerinin Ankara’da duyul­duğu zamanlarda bile meclis düzenli toplandı.
Ulusal Kurtuluş Savaşımızla ilgili bütün kararlar bu mecliste alındı. Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde ulusumuz dünyaya Ulusal Kurtuluş Savaşı dersi verdi. Ezilen uluslara kurtuluş yolunu açtı. Bağımsızlık savaşının öncüsü olan kurtuluş savaşımız yeryüzünün öteki uluslarına örnek oldu.
23 Nisan 1920 ilk Büyük Millet Meclisi’mizin toplandığı gündür. 23 Nisan, ulusun yönetme yetkisini kullanmaya başladığı gündür. Bu gün Milli Egemenlik Bayramı’mızdır.
23 Nisan dünyada kutlanan ilk çocuk bayramıdır. Atatürk’ün Türk çocuklarına armağan ettiği bu bayram şenliklerine son yıllarda yabancı ulus­ların çocukları da katılmaya başlamıştır. Atatürk çocuklara çok değer verir, gezilerinde okullara uğrar, ders dinler, sorular sorardı. «Bugünün küçükleri yarının büyükleridir.» diyen Atatürk, yönetimin bayram süresince öğrencilere bırakılması geleneğini başlattı. 23 Nisan’da yönetim birimleri seçimle gelen kurullar bir süre çocuklara bırakılır. Bu güzel gelenek her yıl yinelenir. Her 23 Nisan’da yurdumuz bir bayram alanı olur. Çocuklar törenlerde konuş­malar yaparlar, şiirler okurlar. Gece fener alayları düzenlenir.
23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı egemenliğin ulusta olduğu düşüncesinin kabul edildiği gündür. Çocuk bayramımızdır. Yarının büyükleri olan siz çocukların bayramıdır.çocuk bayramı

23-nisan

Nar Sanat Eğitim Kursu olarak Türkiye tarihinin önemli günlerinden biri olan ve Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği 23 Nisan Milli Bayramı dolayısıyla 23 Nisan 2016 Cumartesi günü etkinliğimiz yapılacaktır. Etkinlikte kursumuz öğrencileri görev alacaktır. Etkinlik akışı;

ASLI GÜRBÜZ

İklim Keleş (Açılış –  Bardak)

BURCU IŞIL OĞUZ

İklim Keleş (Macar Dnası – J. Brahms , İkinci Bahar – Özdemir Erdoğan),

ONUR GÜNER

Nima Abdullahi (Jingle Bells – Amerikan Ezgisi)

REŞAT TOKATLI

Alp Kavaklı (Arabesk – F. Brugmüller,  Kızılderelilerin Dnası – M. Arr)

ZUHAL SEVİM

Demirhan Altındil (Etüd, John Thompson)

Lara Sadi (Bekleyiş – Enver Tufan, Kuşlar – Alexander Burkard)

BURCU IŞIL OĞUZ

Nezihe Nilden Tuna (Carry Me Bark to old Virginny – John Thompson, Yankee Doodle (John Thompson – Thompson))

ERKAN BAŞA

Ela Özbaş (Mavi Gezegen – Yavuz Durak)[EŞLİK],

ASLI GÜRBÜZ

Ayşe Ela Şenkaya (Çanlar),

SENA SEVİM

Duru Bal (Beethoven – 9. Senfoni)

ERKAN BAŞA

Mert Güneş (Düğün Halayı – Türkü)

Deniz Kaplan (O. Fortuna – Carl Off),

REŞAT TOKATLI

Eren Özden (J.Thompson)

BURCU IŞIL OĞUZ

Zeynep Ceylin Günenç (Dans – Richard Krentzlin, The Sound of Music – Y. İmcn),

SENA SEVİM

İlke Güven (Trambon Çalgıcısı – John Thompson),

ASLI GÜRBÜZ

Zeynep Ada Uç (23 Nisan)

ZUHAL SEVİM

Nisa Dide Coşan (Alıştırma)

REŞAT TOKATLI

Mahir Erbulan (Lokomotif – Enver Tufan)

ONUR GÜNER

Bahar Ece Sarsın (Gülnihal – Dede Efendi)

ERKAN BAŞA

Defne Nedim (Kızılderelilerin Savaş Dansı – Michael Aaron)

Not: Dinletimiz ücretsizdir.

Bakırköy Özel Nar Sanat Eğitim Kursu, çocuk  Öğrenciler tarafından hazırlanan ‘’17 Nisan Resim Sergisi’’ bugün saat 18.00’da Nar sanat Eğitim kursunda yapılacaktır.

2009’dan bu yana Milli Eğitim bakanlığına bağlı olarak çeşitli alanlarda eğitim veren Özel Nar Sanat Eğitim Kursu olarak,17 Nisan Pazar günü saat 18:00 ‘da Eğitmenimiz Sevgi GENCAN, öncülüğünde ,4 ile 12 yaş çocuk öğrencilerinin resim sergisi yapılacaktır. Sergimizde karakalem, yağlı boya , kuru pastel, yağlı pastel, guaj,sulu boya ve akrilik resimler bulunacaktır.

 

23 nisan

Sergide resimleri bulunan öğrencilerimiz;

  • Doğa Uç
  • Mert Altun,
  • Ilgın Tuman,
  • Fikri Ege Özen,
  • İpek Gürsel,
  • Aylin Pelit,
  • Klim Anokhin,
  • Deniz Sevimli,
  • Eylül Sancaklı,
  • Oğul Güney,
  • Sezen Gürcanok,
  • Duru Bal,
  • Duru Polat,
  • Elvin Su Tatlı,
  • Mahir Erbulan,
  • Asya Ahat,
  • Ceren Dizar,
  • Yiğit Ateş,
  • Esma nur Genç,
  • Zehra Yazıcı

‘’ 17 Nisan Resim Sergisi’’ 17 Nisan 2016 Pazar günü saat 18.00’da başlayıp 1 Mayıs 2016 Pazar gününe kadar ilgilenen tüm ziyaretçilere açıktır.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk BayramıTürkiye Cumhuriyeti‘nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti‘nin resmî tatil günlerinden ve ulusal bayramlarından biridir.[1][7] Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürktarafından dünya çocuklarına armağan edilmiştir.

23 Nisan’ın Çocuk Bayramı oluşu yine TBMM‘nin açılışıyla ilişkili olmasına rağmen, tamamen ayrı bir bayram olarak gelişmiş ve 1981 yılına kadar da öyle devam etmiştir. Bu Bayram 23 Nisan 1927’de Himaye-i Etfal Cemiyeti‘nin (günümüz Çocuk Esirgeme Kurumu’nun) o günü “Çocuk Bayramı” olarak duyurmasıyla başlamış kabul edilir. Aslında Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin 23 Nisan’la ilgili çalışmaları daha önceki yıllarda vardır ve hatta çocuklardan da söz edilmiştir. Kurum, 23 Nisan 1923’te millî bayram için pullar bastırmış ve satmıştır.  23 Nisan 1924’te Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde “Bu gün Yavruların Rozet Bayramıdır” ibaresi yer almış, 23 Nisan 1926’da da yine aynı gazetede “23 Nisan Türklerin Çocuk Günüdür” başlıklı bir yazı kaleme alınmış ve bu yazıda cemiyetin bu günü çocuk günü yapmaya çalışarak doğru yolda olduğu ve para kazanan herkesin bu gün cemiyete çocuklar için bağışta bulunması gerektiği vurgulanmıştır. 

23 Nisan, Türkiye Cumhuriyeti’nde 23 Nisan 1921’de resmî bayram olarak kabul edilmesinden bu yana, değişik adlarla da olsa resmî törenlerle kutlanmıştır. En yalın haliyle bu törenlerde İstiklâl Marşı okunur ve saygı duruşunda bulunulur. 1933 23 Nisan’ında Atatürk yeni bir gelenek başlattı. O sabah çocukları makamında kabul etti ve onlarla sohbet etti. Aynı yıl stadyumlarda beden hareketi gösterileri yapılmaya başlandı. O bayram, Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey‘in kaleme aldığı Andımız çocuklar tarafından ilk kez okundu.1933’te artık Çocuk Bayramı devlete de mal olmuştu. Yine de 1935’teki yasa değişikliğinde çocuk bayramında hiç söz edilmedi.[11] Yalnız resmî ismi konmamış olsa da, Milli Hâkimiyet Bayramı’nın yanında “23 Nisan Çocuk Bayramı”, devlet ve toplum örgütlerinin ortaklaşa hazırladığı programlarla kutlanmaya devam edildi.

Günümüzde 23 Nisan günlerinde bayram Türkiye Cumhuriyeti devleti erkanının başta Anıtkabir olmak üzere çeşitli Atatürk anıtlarında yaptıkları resmî törenlerle başlamakta, stadyumlarda ilköğretim öğrencilerinin hazırladığı gösterilerin sergilenmesi ve resmî geçit töreniyle devam etmektedir. Akşamları da büyük şehirlerde fener alayı düzenlenir. Resmî törenlerden sonra bayram yeri olarak nitelendirilen çayırlarda güreşler, koşular ve başka çeşit yarışmalar düzenlenir. Çeşitli sivil toplum örgütleri veya kuruluşlar tarafından düzenlenen etkinlikler yer alır.