Kitaplık

Kitaplık konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. Kitaplık konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. Kitaplık konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri Kitaplık konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal, “kültür paketi”nin ayrıntılarını açıkladı. Rami Kışlası restore edilecek ve İstanbul’a 10 milyon kitap kapasiteli Türkiye’nin en büyük kütüphanesi kurulacak.

kutuphane

Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal, Almanya dönüşü uçakta gazetecilere konuştu. Kültür politikalarıyla ilgili hazırlanan paketin Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından açıklanacağını kaydeden Ünal, şehirlerin kültür ve sanat üretmemeye başladığı anda taşralaşacağına işaret etti. Ünal, Devlet Türk Musikisi korolarının yeniden açılacağını ve gençlerin kültür sanat etkinliklerinin doğrudan teşvik ile 50 milyon TL ile destekleneceğini söyledi. Ünal, şu mesajları verdi: “Sanatçının devlet memuru olması, sanatçının performans değerlemesini yapmanızı engelliyor ama sanatçı performansı ile vardır. Eğer siz sanatçıyı alır devlet memuru yaparsanız ve onun da kendi performansını herhangi bir şekilde değerlendirmezseniz orada bir sanat ya da sanat etkinliği olmaz. O yüzden kültür paketinin birinci önceliği, iyi bir kültür-sanat yönetimi. Kültür-sanat yönetimi ile neyi hedefliyoruz? Sanatı ve sanatçıyı nasıl destekleyeceğiz? Dolayısıyla sanatçının özlük haklarından tutun da sanatçının emekli olması ve eğitimine varıncaya kadar bu çerçevede bir planlama sunmamız gerekiyor. Her şeyi yeniden ele alıyoruz. Biz bir teşkilat kanunu çalışması yapıyoruz, ama kültür-sanatın birtakım siyasi gerilim hatlarına takılmasını istemiyoruz.

 

29 Mart, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 88. (artık yıllarda 89.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 277 gün vardır.

tarihte-bugun-ne-oldu

 

Olaylar

  • 1430- Osmanlı orduları Selanik ve İyonya’yı fethetti.
  • 1461- İngiltere tahtı için yapılan Güller Savaşı’ında, York Hanedanı’ından  Edward, Lancaster ailesinden VI. Henry’yi Towtonsavaşında yendi.
  • 1903- Marconi’nin telsiz sistemi aracılığıyla Londra ve New York arasında düzenli haber akışı başladı.
  • 1938- Harp Okulu Mahkemesi, Nazım Hikmet’i 28 yıl hapse mahkûm etti.
  • 1950- Nazım Hikmet, Bursa Cezaevinde açlık grevine başladı.
  • 1957- Kıbrıs’ta gerginliğin tırmanması üzerine Ada’da sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
  • 1966- Leonid Brejnev, Sovyetler Birliği Komünist Partisi birinci sekreterliğine getirildi. Brejnev, ABD’nin Vietnam politikasını kınadı.
  • 1968- Türkiye’de ilk böbrek nakli, İstanbul’da Doktor Atıf Taykurt ve ekibi tarafından gerçekleştirildi.
  • 1973- Vietnam Savaşı: ABD’nin son birlikleri de Güney Vietnam’dan ayrıldı.
  • 1979- Uganda’da İdi Amin rejimi askeri darbeyle devrildi. İdi Amin kaçtı.
  • 1982- Kanada Yasası ile Kanada bağımsızlığını aldı.
  • 1989- Londra’da dünyanın ilk tüp beşizleri doğdu.
  • 1989- DYP Siirt Milletvekili Abdülrezzak Ceylan, TBMM’de bir tartışma sırasında vurularak öldürüldü. ANAP Siirt Milletvekili İdris Arıkan olayın zanlısı olarak tutuklandı.
  • 2004- Bulgaristan, Estonya, Litvanya, Letonya, Romanya, Slovakya ve Slovenya NATO’ya kabul edildiler.
  • 2005- Isparta’nın Sütçüler Kaymakamı Mustafa Altınpınar’ın, ilçedeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarına Orhan Pamuk’un kitaplarının kütüphane ve kitaplıklardan ayıklanarak imha edilmesi talimatı verdiği ortaya çıktı. Isparta Valiliği talimatı iptal etti.
  • 2006- Dünya’nın büyük bir bölümünde gözlemlenen tam güneş tutulması gerçekleşti.
  • 2009- Türkiye’de yerel seçimler gerçekleşti.
  • 2015 – Alex De Souza, Sao Paulo Alianz ParkStadı’nda Jübilesini Yaptı.

Doğumlar

  • 1790- John Tyler, ABD’li politikacı (ö. 1862)
  • 1824- Ludwig Büchner, Alman filozof ve fizikçi (ö. 1899)
  • 1826- Wilhelm Liebknecht, Alman gazeteci ve politikacı (ö. 1900)
  • 1869- Kalust Sarkis Gülbenkyan, Ermeni iş adamı (ö. 1955)
  • 1884- Memduh Şevket Esendal, Türk yazar (ö. 1952)
  • 1902- Marcel Aymé, Fransız yazar (ö. 1967)
  • 1916- Eugene McCarthy, Amerikalı politikacı (ö. 2005)
  • 1918- Sam Walton, Amerikalı işadamı (ö. 1992)
  • 1937- Gordon Milne, İngiliz futbol adamı
  • 1939- Terence Hill, İtalyan aktör
  • 1940- Astrud Gilberto, Brezilyalı şarkıcı
  • 1943- Sir John Major, İngiliz devlet adamı ve Britanya başbakanı
  • 1943- Vangelis, Yunan bestecisi ve müzik adamı
  • 1945- Walt Frazier, Amerikalı basketbolcu
  • 1949- Kayahan Açar, Türk besteci ve şarkıcı
  • 1950- Mory Kanté, Malili müzisyen
  • 1953- Süher Pekinel, Türk piyanist
  • 1953- Güher Pekinel, Türk piyanist
  • 1954- Ahmed Doğan, Bulgaristanlı politikacı
  • 1957- Christopher Lambert, Fransız aktör
  • 1963- Elle Macpherson, Avustralyalı model, oyuncu, yardımsever ve işkadını
  • 1968- Lucy Lawless, Yeni Zelandalı aktris ve şarkıcı
  • 1972- Rui Costa Portekizli futbolcu
  • 1973- Marc Overmars, Hollandalı futbolcu
  • 1976- Jennifer Capriati, Amerikalı tenis oyuncusu
  • 1981- Nihal Yalçın, Türk tiyatrocu

Ölümler

  • 1772- Emanuel Swedenborg, İsveçli bilim adamı (d. 1688)
  • 1912- Robert Falcon Scott, İngiliz kâşif (d. 1868)
  • 1939- Hafız İbrahim Demiralay, Türk politikacı ve din adamı (d. 1883)
  • 1956- Fuat Uzkınay, İlk Türk sinemacılardan (d. 1888)
  • 1966- Abdullah Ziya Kozanoğlu, Popüler tarihsel roman yazan Türk yazar (d. 1906)
  • 1970- Ayşe Şekibe İnsel, Türk politikacı (d. 1886)
  • 1972- Joseph Arthur Rank, İngiliz sanayici ve film yapımcısı (d. 1888)
  • 1980- Mantovani, İtalyan asıllı besteci (d. 1905)
  • 1982- Carl Orff, Carmina Burananın Alman bestecisi (d. 1895)
  • 1984- Ömer Sami Coşar, Türk gazeteci ve yazar
  • 1984- İlhami Bekir Tez, Türk şair
  • 1985- Marc Chagall, Fransız ressam
  • 1992- Paul Henreid, Avusturyalı aktör (d. 1908)
  • 1993- Alfred Preis, Avusturyalı mimar (d. 1911)
  • 1995- Jimmy McShane, Kuzey İrlandalı şarkıcı, Baltimora (d. 1957)
  • 1999- Joe Williams, Amerikalı şarkıcı (d. 1918)
  • 2009- Maurice Jarre, Fransız besteci (d. 1924)

 

 

Kaynak : wikipedia.org

 

Aforizmalara bir bölümdaha ekleyelim dedik ve sizlere ” Johann Wolfgang von Goethe” ‘nin aforizmalarını bulduk . İyi okumalar.

Johann Wolfgang von Goethe

Elbette herzman olduğu gibi Johann Wolfgang von Goethe’nin hayatı hakkında kısa bir bilgiyi aforizmalardan sonra bulabilirsiniz.

*    Aşağı düzeydeki yaratıkların zekâsını yalnız açlık keskinleştirir. Tok bir hayvan korkunç aptaldır
*    Anlamayacaklara anlatma sakın bilebileceğin en güzel şeyleri.
*    Ancak az şey bildiğimiz zaman bilgimizden emin olabiliriz. Kuşku, bilgi arttıkça artar.
*    Ana-baba iyi terbiye almışlarsa, çocuklar da terbiyeli olur.
*    Ahlaka aykırı unsurlar, hislerimizi rahatsız etmeyecek şekilde dile getirildikleri zaman, bunları gülünç buluruz.
*    Aşkım için herşeyden vazgeçerim, fakat özgürlüğüm için aşkımdan da vazgeçerim.
*    Açlık, en akıllı balıkları bile oltaya getirir.
*    Akılsızlar hırsızların en zararlılarıdır. Zamanınızı ve neşenizi çalarlar.
*    Aşk imkansız olan birçok şeyi mümkün kılar.
*    Adettir; babanın topladığını oğlu saçar.
*    Baskı ve şiddet yalnızlıktan doğar, karakter dünyanın fırtınaları ve dalgaları arasında şekil alır.
*    Başkalarına kendimizden söz etmek gayet doğaldır; başkalarının kendileri hakkında söylediği şeyleri, onların kast ettiği biçimde anlamaksa bir kültür meselesidir.
*    Başlangıçta eylem vardı. (Faust)
*    Bazı kusurlar bir insanın var oluşu için gereklidir. Eski dostlarımızın bazı tuhaf özellikleri ortadan kalkmış olsa bu hoşumuza gitmezdi.
*    Bilgi arttıkça huzursuzluk da artar.
*    Bir adamda azim olmazsa bilgisi ölüdür.
*    Bir insanı tanımak için neyi gülünç bulduğundan daha iyi bir gösterge olamaz.
*    Bir tartışma sırasında, kızdığımız anda gerçek için uğraşmayı bırakır, kendimiz için uğraşmaya başlarız.
*    Bir yetenek sükunet içinde meydana gelir, karakter ise dünyanın fırtınaları içinde.
*    Biraz daha ışık.(Son sözü)
*    Bize teşekkür borcu olan biriyle karşılaştığımızda hemen bunu düşünürüz. Teşekkür borçlu olduğumuz ve bunu hiç aklımıza getirmediğimiz kişilerle ise ne kadar sık karşılaşırız?
*    Bizi kimse aldatamaz; kendi kendimizi aldatırız.
*    Bütün dikkatiniz kendinizdeyse mutluluğu garanti ettiniz demektir.
*    Büyük tutkular umutsuz birer hastalıktır. Onları tedavi edebilecek olan şey, onları gerçekten tehlikeli hale de sokabilir.
*    Çözümde görev almayanlar problemin bir parçası olurlar.
*    Çelişki ve dalkavukluk; ikisi de sohbetin değerini düşürür.
*    Çiçeğin dikeni var diye üzüleceğimize, dikenin çiçeği var diye sevinelim.
*    Dünya o kadar büyük ve zengin ki, yaşam da öylesine çeşitli ki insan her zaman bunlardan şiir çıkarma fırsatını bulabilir. Ama her şiirin bir durumdan doğması gerekir, yani şiirin maddesi gerçek olmalıdır. Hiçbir şey üzerine dayanmayan bir şiirin iyi olacağını sanmıyorum.
*    Düşünmek kolaydır, yapmak zordur. Dünyada en güç olan şey de düşünüleni yapmaktır.
*    Duyduğumuz şeyleri başkalarına anlatırken onları tahrif etmemizin nedeni zaten başta tam anlayamamış oluşumuzdur.
*    Dünya güzeldir, ama bir şairin gözüyle daha da güzel olur.
*    Deliler ve akıllılar aynı derecede zararsızdırlar. Yalnız yarı delilerle yarı akıllılar çok tehlikelidir.
*    En iyi devlet nedir? Bize kendimizi yönetmemizi öğretendir.
*    En huzurlu toplumlar, üyeleri arasında karşılıklı güler yüz ve saygının eksik olmadığı toplumlardır.
*    En iyi yönetim kendi kendimizi yönetmeyi bize öğretebilecek yönetimdir.
*    Eğer bir insan kendi karakterine aykırı davranırsa ‘Fazla zamanı kalmadı’ diye yorumlarız bunu.
*    Eğer Tanrı başka türlü olmamı isteseydi, beni başka türlü yaratırdı.
*    Faydasız bir hayat erken bir ölümdür.
*    Gülün dikeni var diye üzüleceğine, dikenin gülü var diye sevin…
*    Geleceğe bakmayı severiz çünkü önümüzde şekilsizce uçuşmakta olan olaylara dilediğimiz gibi şekil vermek isteriz.
*    Gerçeğin gücü ile yaşadığım sürece kainatı bile fethedebilirim.
*    “Gönlünü, ne kadar büyük olursa olsun,
O görünmez nesneyle doldur.
Yüreğin mutluluktan dolup taşınca,
Ona istediğin adı ver;
Mutluluk, Sevgi, Gönül, Işık, Tanrı…
İsim gürültüden başka birşey değildir.
Göklerin ihtişamını bizden gizleyen bir sistir…”
*    Her zaman güvensizlik göstermek, her zaman güvenmek kadar büyük bir yanlışlıktır.
*    Hatalarımızın yüzümüze vurulmasından , bunlardan ötürü cezalandırılmaktan rahatsız olmayız, sabırla bunların acısını çekeriz; ama kendimizi bu hatalardan arındırmamız gerektiğinde sabrımız ortadan kalkar.
*    Hangi kusurlarımızı muhafaza edip, kendi içimizde dizginleyebiliriz? Diğerlerine zarar vermektense, onların hoşuna gidenleri.
*    Hastalıklı bir topluma uyum sağlamak demek, sağlıklı olmak demek değildir.
*    Herkes kendi işini görse, toplumun bütün işleri düzgün gider.
*    Hiçbir şey, zevkten yoksun bir hayalgücünden daha korkunç değildir.
*    İnsanın bilgisi arttıkça, huzursuzluğu da artar.
*    İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemelidir.
*    İnsanları birleştiren duygular, ayıran ise fikirlerdir.
*    İyilik, insanları birbirine bağlayan altın zincirdir.
*    İnsan kendini yalnızca insanda tanır.
*    İnsanlara oldukları gibi muamele edersek, onları daha kötü kılarız. Eğer onları olmaları gerektiği gibi ele alırsak, olabilecekleri kadar iyi yaparız.
*    İyi bir karın mı olmasını istiyorsun? Öyleyse tam bir koca ol!
*    İnsan, babasına borçlu olduğu saygıyı ancak baba olduğu zaman duyar.
*    İnanç yaşamın gücüdür.
*    Kalp ne ile doluysa, dudaklardan o dökülür gider.
*    Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak bir sanattır.
*    Kardeşlerimi tanrı yarattı ama dostlarımı ben buldum.
*   Kaybedecek bir şeyi olmayan insandan korkulur.
*    Kalabalık bir toplantıda olup da, bunca insanı bir araya getiren şansın kendi dostlarımızı da bir araya getirmesi gerektiğini düşünmeden edemeyiz.
*    Kendine hükmetmeyen uşak kalır.
*    Malını kaybeden, bir şey kaybetmiştir, onurunu kaybeden birçok şey kaybetmiştir. Fakat cesaretini kaybeden her şeyini kaybetmiştir.
*    Mantıklı insan sık sık gülünecek bir şey olmadığı halde güler. Onu kışkırtan her ne olursa olsun, verdiği tepki kendi iç huzurunu ifade eder.
*    Mezardakilerin pişman olduklari şeyler için, dünyadakiler birbirlerini yiyorlar!
*    Niye ki bu bitmek bilmez yaratılış,
*    Yok olacaksa bir gün her yaratılmış! (Faust)
*    Ne kadar yalıtılmış bir yaşam sürerseniz sürün, haberiniz bile olmadan ya borçlu ya da alacaklı olursunuz…
*    Pusulanın sana doğru yol göstermesini mi istiyorsun , öyleyse onu yanındaki mıknatıslardan koru.
*    Paranı yitirdin, hiçbir şey yitirmedin. Çalışır kazanırsın. Onurunu yitirdin, çok şey yitirdin. Ama onu da çalışıp kazanabilirsin. Fakat umudunu yitirirsen, hayattaki herşeyini yitirirsin.
*    Sağduyu, insanlığın dehasıdır.
*    Sağduyulu bir insan hemen hemen her şeyi gülünç bulur; bilge insansa hemen hemen hiçbir şeyi.
*    Saldırganca aptallık kadar kötü bir şey yoktur.
*    Samimi olmayı vaadedebilirim, tarafsız olmayı asla.
*    Sanatçılar ve zanaatkarlar, bir insanın, tamamen kendine mahsus olan şeyleri bile kendine mal edemediğinin en açık kanıtını sunarlar. Sanatçının çıkardığı işler, doğduğu yuvayı terk eden kuşlar gibi elinden kaçıp giderler.
*    Sevgiye ve tutkuya açık bir kalp kadar dünyada değerli bir şey yoktur.
*    Sevincin bir acı yanı, acının da bir sevinçli yanı olmalıdır.
*    Söylenen her söz karşıtını kışkırtır.
*    Tüm erdemlerin temel özelliği, yükselme yolunda sürekli bir çaba, bizzat kendinle cenkleşme, daha büyük ve derin bir saflığa, bilgeliğe, iyilik ve sevgiye yönelik doymak bilmez bir istek.
*    Tutkular itiraf edildiklerinde hem şiddetleri artar, hem de yatışırlar. Sevdiklerimize söylediklerimiz ve söylemediklerimiz arasında bulunacak bir orta yol, belki de başka hiçbir alanda bu kadar arzu edilir bir şey değildir.
*    Tutkularımız; ya birer kusur ya da birer erdemin daha şiddetli halleridir.
*    Tutkularımız gerçek anka kuşlarıdır. Eskisinin küllerinden bir yenisi doğar.
*    Tanrılar bir şarkı için biz o şarkıya dönüşünceye kadar, bizden ne çok bedel alırlar!
*    Uşağım bile olsa, yanlışlarımı düzelten efendim olur.
*    Uzun süre konuşup da dinleyicilerine yaltaklanmayan kişi, hoşnutsuzluk uyandırır.
*    Üç bin yılın hesabını görmeyen karanlıkta yolunu bulamaz, körü körüne yaşar ancak!
*    Yapabilirsiniz. Çünkü yapmalısınız!
*    Yetenek, sükunet içinde ortaya çıkar. Karakter ise dünyanın fırtınaları içinde.
*    Yanlışlıklar denizine gömüldüğü halde, umutla bekleyebilen insan ne talihlidir.
*    Yaşlı bir adam hala genç kadınlarla ilgilendiği için kınanınca şöyle demişti: ‘ Bir insanın kendini gençleştirmesinin tek yolu budur ve bunu yapmayı herkes ister.’
*    Yüz çeşit şeyi yarım bilmektense bir şeyi tam bilip uygulamak insanı daha iyi yetiştirir.
*    Yaşamak, kendi kendini adam etmektir. Zeka ve bilgiyi kullanarak etinden kemiğinden kendi heykelini yapmaktır.
*    Yaşamımda, fethettim evreni, doğruluğun kudretiyle.(Faust)

Johann Wolfgang von Goethe Kimdir?

johannwolfgangvongoethe

Johann Wolfgang Von Goethe (28 Ağustos 1749, Frankfurt – 22 Mart 1832, Weimar), Alman hezarfen; edebiyatçı , politikacı ,ressam ve doğabilimci. Aynı zamanda çeşitli doğa bilimleri alanlarında araştırmalar yapmış ve yayınlar çıkarmıştır. 1776 yılından itibaren, Weimar dukalığının bakanı olarak çeşitli idari ve siyasi görevlerde bulunmuştur.

Goethe, şiir, drama, hikâye (düzyazı ve dörtlük şeklinde), otobiyografik, estetik, sanat ve edebiyat teorisi, ayrıca doğa bilimleri olmak üzere birçok esere imza atmıştır. Bununla birlikte, zengin bir içeriğe sahip olan mektup çeşidi, önemli edebi eserlerindendir. ‘Fırtına ve Coşku’ (Sturm und Drang) döneminin en önemli öncüsü ve temsilcisi olmuştur. 1774 yılında ‘Genç Werther’in Acıları’ adlı eseri ile bütün Avrupa’da ün yapmıştır. Daha sonra, 1790 yılından itibaren, Friedrich Schiller ile birlikte ortak ve dönüşümlü bir şekilde, içeriksel ve biçimsel olarak, Antik kültür anlayışı üzerinde yoğunlaşarak, Weimar Klasik’in en önemli temsilcisi olmuştur. Goethe, aynı zamanda, yurtdışında da Alman edebiyatı’nın temsilcisi olarak kabul edilmiştir.

Değeri, ölümünden sonra azalmaya başladığı sıralarda, Goethe, 1871 yılından itibaren, Alman ulusal kimliğiyle, Alman Kraliyet’inde taçlandırılmıştır. Sadece eserlerine yönelik değil, aynı zamanda örnek alınacak yaşantısına yönelik de bir hayranlık oluşmuştur. Goethe, bugüne kadar, en önemli Alman edebiyatçı olarak kabul edilmiş, eserleri ise dünya edebiyatı zirvesinde yerini almıştır.

Çocukluğu ve gençliği

Johann Wolfgang von Goethe, 28 Ağustos 1749 tarihinde, Frankfurt Großer Hirschgraben caddesindeki bugünkü Goethe Evi’nde(Goethehaus) dünyaya gelmiştir. Babası Johann Caspar Goethe (1710 -1782), bir hukukçu olmasına rağmen, mesleğini icra etmemiş, fakat oğluna da, maddi sıkıntı çekmeden bir hayat sağlayan imkânlarıyla yaşamını sürdürmüştür. Araştırmacı ve geniş bilgiyle donatılmış bir kişiliğe sahip olan Caspar, bununla birlikte, aile içi problemlerle de yılmadan savaşacak kadar güçlü ve azimli idi.

‘Textor’ soyadı ile doğmuş olan Goethe’nin annesi Catherina Elisabeth Goethe (1731 -1808) ise, Frankfurt’un varlıklı ve tanınmış ailelerinden birindendir. Hoş sohbetli ve hayat dolu olan Catherina Elisabeth, 38 yaşındaki hukukçu Goethe ile hayatını birleştirmiştir. Johann Wolfgang’dan sonra dört çocuk daha dünyaya getirmiştir, fakat bunlardan sadece Goethe’den biraz daha genç olan kardeşi Cornelia hayatta kalmıştır. Goethe ile kızkardeşi arasında sağlam bir güven ilişkisi oluşmuştur.

Goethe, babasından edindiği disiplin, ciddiyet ve akıl unsurunu, annesinden edindiği hayal gücü, anlatma zevki ve duygu unsurunu geliştirme fırsatı bularak, dengeli bir bütünlükten, henüz çocukluktayken nasibini almıştır. 1756’dan 1758 yılına kadar, bir devlet okulunda öğrenim görmüştür. Aydınlıkçı ve modern görüşleri olan Johann Caspar, oğluna, özel öğretmenlerin ışığında ve kendi yol göstericiliği doğrultusunda, küçük yaşlardan itibaren, oldukça iyi ve kapsamlı bir eğitim imkânı sağlamıştır. Goethe’nin çalışma takviminde, Fransızca,İngilizce, İtalyanca, Latince, Yunanca gibi dil öğrenimlerinin yanı sıra, bilimsel konular, din ve çizim gibi alanlar da yer almıştır. Ayrıca, çellove piyano çalmayı, biniciliği, eskrimi ve dans etmeyi öğrenmiştir. Onu, özellikle görsel sanatlara yaklaştıran olay, Yedi Yıl Savaşlarıolmuştur. Avusturya – Fransa birliğinin Frankfurt’u işgal etmesinden hemen sonra, Goethe’lerin evi karargâh binası yapılmıştır ve küçük Goethe, güzel sanatlara düşkün komutanlar sayesinde, Fransız sanatıyla tanışma fırsatı bulmuştur.[2]

Edebiyatla erken yaşta ilgilenmeye başlaması, annesinin gece anlattığı hikâyeler ve neşeli bir Luther – Protestan aileden aldığı İncil derslerinden ileri gelmiştir. Goethe, evde çok okuduğu için, babası ona yaklaşık 2000 ciltten oluşan bir kitaplık oluşturmuştur. Böylece Goethe daha çocuklukta Dr. Faust’un farklı hikâyelerini öğrenme imkânı bulmuştur.

Leipzig

Goethe, babasının yönlendirmesi ile 1765 yılı ilkbahar aylarında, Leipzig’de hukuk öğrenimine başlamıştır. İlk önceleri, toplumda yerini alabilmesi için, kılık-kıyafet ve görgü kuralları konusunda, şık yaşam tarzına ayak uydurmak zorunda kalmıştır.

Çok geçmeden zorunlu öğrenimini ihmal etmeye başlamıştır. Her ne kadar öğrencilerinin şiirsel denemeleri üzerinde çok durmasa da, Hıristiyan Fürchtegott Gellert’in derslerine katılmayı tercih etmiştir. Daha Frankfurt’tayken çizim derslerini devam ettirdiği dönemlerde Antik sanat anlayışı ile yakınlaşmasına vesile olan ressam Adam Friedrich ile burada, Leipzig’de bizzat tanışması, hayatındaki önemli karşılaşmalardan biri olmuştur. Oeser, buna ilişkin olarak, sanat anlayışı ve kabiliyeti konusunda Goethe’yi teşvik etmiştir ve Goethe, bir bakır ustasının yanında, oymacılık ve gravür tekniklerini öğrenme imkânı bulmuştur.

16 -17 yaşlarında olan Goethe, aynı zamanda, ailesinden uzakta özgürlüğün tadını çıkarmıştır. Tiyatro gösterilerine ileriki zamanlarda bir edebiyat klasiği haline gelecek olan ünlü draması Faust’un birinci bölümü için kendisine esin kaynağı olacak Auerbach lokantasında, arkadaşlarıyla akşamları vakit geçirmiştir. Goethe, ilk aşk macerasını, Leipzig günlerinde yaşamıştır. Fakat bir zanaatkâr kızı olan Kätchen Schönkopf ile yaşadığı aşk, iki yıl sonra, iki tarafın da rızası ile sona ermiştir. Yaşadığı bu duygusal karışıklık, Goethe’nin yazı stilini etkilemiştir; daha önceleri ise, Rokoko kültürünün etkisi altında şiirler yazmıştır, bu yüzden şiirleri, üslup bakımından daha özgür ve daha coşkulu olmuştur. Fakat gerçek duygularla, Rokoko kültürünün her şeyi hafife alan üslubunu bütünleştirememiş ve Leipzig’i sevememiştir.

1768 yılı Haziran ayında ağır şekilde hastalanan Goethe (bu konuda farklı görüşler söz konusudur, ancak en yakın ihtimal, genç Goethe’nin gece ve hareketli sosyal hayatın etkisiyle bitkin düştüğü yöndedir), eğitimini yazın daha rahat ve huzurlu bir ortamda sürdürebilmek için, 1770’de Frankfurt’a geri dönmüştür. Annesi ve kızkardeşinin bakıcılığında sağlığı iyiye gitmeye başlarken, aynı yıl, şiirlerinin bir araya getirildiği ‘Arnette’ adlı ilk şiir kitabını yayımlamıştır.

Frankfurt ve Strasburg

Goethe’nin hayati tehlikesi olan hastalığı, uzun bir istirahat dönemi gerektirmiştir ve Goethe’yi Piyetizm düşüncelerine itmiştir. Aynı zamanda Goethe, daha sonra Faust eserinde de başvuracağı mistik ve alşimistik yazılar ve kitaplarla ilgilenmiştir. Buna bağlı olarak da, aynı dönemde, ilk tiyatro eseri olan Die Mitschuldigen komedisini ele almıştır.

Goethe, öğrenimine 1770 yılı Nisan ayında, Strasburg’da devam etmiştir. Bu defa kendini azimle, hukuk eğitimine vermiştir. Fakat kişisel hayatındaki bazı şahsiyetler için de zaman bulmuştur. Bunlardan en önemlisi, Teolog, sanat ve edebiyat kuramcısı olan Johann Gottfried Herder olmuştur. Herder, Goethe’yi, Homer, Shekespeare, Ossian gibi yazarların kendilerine özgü dil kullanımlarına, ayrıca halk edebiyatına yönlendirmiştir ve Goethe’nin edebi gelişimine yönelik önemli etkilerde bulunmuştur. Daha sonra, Goethe’nin tavsiyesi üzerine Weimar hizmetine alınmıştır. Bu sırada Goethe, başkenti Strassburg olan Alsace bölgesinin doğasından bir hayli etkilenerek, ilk kez doğanın organik olduğunu keşfedip, tabiat bilimine ilişkin teoriler üretmeye başlamıştır.

Sesenheim’da yaptığı bir gezinti esnasında, bir papaz kızı olan Friederike Brion’la tanışmış ve ona âşık olmuştur. Genç Goethe, Straßburg’dan ayrılışında bu ilişkiyi bitirmiştir ve daha sonradan Sesenheim Lieder (Willkommen und Abschied, Mailied, Heidenröslein…) olarak tanınacak olan, Friederike’ye dair yazdığı şiirler ise, “yeni bir lirik çağın” başlangıcı olmuştur. Bu şiirleri, Alman edebiyatında manzumenin ilk örnekleri arasında yerini almıştır. Sesenheimer Lieder, “Anakreontik” dönemine özgü yapay saray aşk söylemleri yerine, içinde yazarının hayat deneyimlerini barındıran, yaşanan birçok şeyi doğrudan işleyen sahici duyguları içeren, belli bir kalıp söylemden sıyrılarak gerçek yaşamı temel alanYaşantılama Şiirinin (Erlebnislyrik) ilk örnekleri olmuştur.

Goethe, 1771 yazında, hukuk alanında doktora tezini yaparken, üniversite aynı zamanda ona, burs edinme olanağı sunmuştur. 6 Ağustos 1771’de “cum applaus”, yani “yüksek takdir” belgesi almasının temel nedeni, “Positiones Juris” başlığı altında, Latin dilindeki 56 tez olmuştur. 55. tezinde ise, bir çocuk katilinin, ölüm cezasına çarptırılıp çarptırılmamasına ilişkin bir tartışma konusu yaratmıştır. Bu konuyu, sanatsal bir formda, “Gretchen” trajedisinde yeniden ele almıştır. Bu dönemde Gotik sanatla da ilgilenmiştir. Straßburg Katedrali mimarı Erwin von Steinbach’ın üslubundan oldukça etkilenen Goethe, Gotik mimari tarzını, yazıya dönüştürmeye çalışmış ve etkisini yitiren bu üslubun yeniden değerini kazanmasına imkân verecek olan Von Deutscher Baukunst (Alman Mimarisi Üzerine) adlı makaleyi ele almıştır.

‘Fırtına ve Coşku’ dönemi

Frankfurt’a dönüşünde Goethe, yeni yetişen hukukçuların kısa zamanda ilgisini çeken ve küçük kıskançlıklarına neden olan, Weimar’a dönüşüne kadar dört yıl boyunca çalıştırdığı bir avukatlık bürosu açmıştır. Goethe için, edebiyat avukatlıktan daha önemli olmuştur. 1771 yılı sonunda ise, “Geschichte Gottfriedens von Berlichingen mit der eisernen Hand” adlı eserini kâğıda dökmüştür. Çalışmasından sonra, 1773’te Götz von Berlichingen adlı dramasını yayımlamıştır. Gelecek nesillere kalacak olan bu verimli eseri, çarpıcı bir rağbet görmüştür ve Fırtına ve Coşku döneminin temel yapıtı olarak kabul edilmiştir. Ortaçağ etkisiyle, coşkunluk akımı ile işlenmiş bu oyun, dönemin en zengin piyeslerinden biri olmuştur ve Ortaçağ’a ilişkin kavramları yeniden su yüzüne çıkarmıştır.

Goethe, 1772 Mayıs’ında, babasının teşvik etmesiyle, Wetzlar Alman Yüksek Mahkemesi’nde asistan olarak göreve başlamıştır. 1772 ve 73 yılları arasında, tiyatro oyunları ve kitaplarla ilgilenerek Frankfurter Gelehrte Anzeige adlı kültür ve sanat dergisinde eleştirel yazılar yazmıştır. Goethe’nin meslek arkadaşı Johann Christian Kestner, zamanın Goethe’sini şöyle tanımlamıştır: “Goethe, muhteşem hayal gücüne sahip bir dehadır. Kendi ruhunun yaratıcısıdır. Asil bir düşünce tarzına sahiptir. Goethe, tam bir karakter adamıdır. Tuhaftır ve söylemlerinde kendi canını sıkabilecek farklılıklara sahiptir. Tabii ki çocuklarda, bayanların odasında ve diğer birçok kişiye karşı davranışlarında takdir edilmektedir. Hoşuna giden bir şeyi, bir başkasının hoşlanıp hoşlanmayacağını, onun moda olup olmayacağını veya yaşam tarzının buna müsaade edip etmeyeceğini düşünmeksizin yapmaktadır. Tüm zorluklar ise ondan korkmaktadır”.

Goethe, yeniden hukuk çalışmalarına daha az ilgi göstermeye başlamıştır. Bunun yerine, Antik Çağ yazarlarıyla ilgilenmiş ve arkadaşı Kestner’in nişanlısı Charlotte Buff’a âşık olmuştur. Bu durum, iki ay sonra tehlike arz etmeye başlayınca, Wetzlar’i alelacele terk etmiştir. Bir buçuk yıl sonra ise, edindiği bu aşk tecrübesiyle diğer hayat tecrübelerini,Genç Werther’in Acıları (Die Leiden des jungen Werthers) adlı romanında bir araya getirmiştir. Aşırı melankoli içeren bu eseri, kısa zamanda, Goethe’yi tüm Avrupa’da ün sahibi yapmıştır. Goethe, kitabın müthiş başarısının ve buna ilişkin olarak, o zamanın gereksinimlerini karşılayan Werther Etkisi’nin sırrını açıklamıştır. Eser, özellikle Avrupa’da yankı uyandırarak, gençlerin aynı yola başvurmasına ve intihara yönelmesine neden olacak kadar gerçekçi bir anlatıma sahiptir.

Wetzlar’den dönüşünün ve Weimar’a seyahatinin arasında geçen yıl, Goethe’nin en verimli dönemi olmuştur. Ünlü yapıtı Werther’in dışında, büyük destansı şiirler (Ganymed,Prometheus, Mohammeds Gesang), çok sayıda kısa drama (Das Jahrmarktsfest zu Plundersweilern und Götter, Heiden und Wieland) ile birlikte Clavigo ve Stella dramalarını kaleme almıştır. Goethe, aynı zamanda, Faust serilerini, ilk kez bu dönemde ele almıştır. Alman bir şair olan Klopstock’un od üslubundan ve Grek şair Pindaros’un övgü üslubundan yararlanarak, tabiattaki coşkun duyguları, övgü şiirleriyle anlatmıştır. Belirli kalıplardan uzak kalarak, serbest vezinli ses ahengine sahip bu yeni manzumeleri, dünya edebiyatına Goethe kazandırmıştır. Bunlardan en önemlisi, Prometheus olmuştur.

Goethe, 1775 yılında, bir banker kızı olan Lili Schönemann ile nişanlanmıştır. Fakat bu ilişki, çevre ve yaşam tarzı açısından, ailelerin uyuşmazlığı nedeniyle yıpranmıştır, buna ilişkin olarak Goethe, kendi idealleri ile evliliğin bağdaşmayabileceği konusunda endişeye düşmüştür. Bu boşluğu doldurabilmek için ise, Cristian ve Friedrich Leopold zu Stolberg-Stolberg kardeşlerin, İsviçre’yi dolaşarak, aylarca sürecek olan seyahat davetini değerlendirmiştir. Ekim ayında bu nişanlılık durumu tamamen sona ermiştir. Hayal kırıklığına uğrayan Goethe, 18 yaşındaki dük Karl August tarafından Weimar’a davet edilmiştir.

Weimar’da başkanlık

Goethe, Kasım 1775’de Weimar’a gelmiştir. Yaklaşık 6000 kişi nüfusa sahip olan başkent Sachsen-Weimar-Eisennach, düşes’in annesi Anna Amelia’nın etkisiyle, kültürel bir şehir haline gelmiştir. Goethe, bu dönemde bir süre politika ile ilgilenmiştir ve Dük’ün özel danışmanlığını yapmıştır. İlk kez 1771 yılında ele aldığı Kur’an tefsirleri üzerindeki çalışmalarına burada da devam etmiştir. Özellikle, doğu uygarlığı ile ilgilenen bir tarihçi olan Josef von Hammer’in Kuran çevirisini sürekli olarak okuyan Goethe, Almanya’da İslamiyet’e pozitif yaklaşan ilk edebiyatçı olmuştur.

Devlet hizmeti

Goethe, aristokrasiye karşı direnerek, 1776 yazında, dük’ün danışman kurulunun üyesi olmuştur. Bir sonraki sene, yeni kurulan maden ocağı komisyonuna yönetici olarak seçilerek, 1779 yılında yol yapımı komisyonu yöneticisi; 1782’de ise maliye bakanı olarak çalışmaya devam etmiştir. Goethe, işini büyük bir hırsla yapmıştır. Onun temel arzusu, eşzamanlı ekonomik destekle, resmi harcamaları sınırlandırarak, devletin mali durumunu düzeltmek olmuştur. Özellikle zorlu mücadelenin yarıya indirilmesiyle, net tasarruflar elde edilerek bu kısmen başarılmıştır. Öte yandan, Goethe’nin kendi kararıyla geliştirmekte olduğu bakır ve gümüş ocağı işletmesi fazla başarı elde edememiştir.

Goethe’nin bakanlar kurulundaki etkileri, edebiyat çevresince oldukça farklı değerlendirilmiştir. Bazı yazarlar Goethe’yi köylülerin baskıcı ve ağır vergi yükünden kurtulmaları için çaba gösteren, yenilikçi bir politikacı olarak nitelerken, diğer çevrelerce Goethe’nin, hem ülke çocuklarının Prusya ordusuna zorunlu olarak katılmasından hem de konuşma özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin önlemlerden yana olduğu belirtilir. Bir başka durumda ise Goethe, çaresizlikten evlilik dışı bebeğini öldürmüş olan bir annenin idam cezasına oylamada bulunmuş; daha sonra ise –düşüncesinin aksine- “Gretchen” trajedisinde merhamet dolu davranışını ele almıştır. Fakat buna ilişkin olarak Goethe’nin kişisel görüşü mü olduğu yoksa çoğunluk görüşüne boyun mu eğdiği konusunda herhangi bir bilgi yoktur.

Goethe’nin devlet hizmetindeki aktif çalışmalarına ilişkin gayreti bitmemiştir. Yapmış olduğu resmi faaliyetler beraberinde resmi mükâfatlar getirmiştir; Goethe’ye resmi unvan verilmesinin yanı sıra, 1882 yılında Goethe, önemli bir aristokratik unvana layık görülmüştür. Çoğunlukla resmi görevler çerçevesinde, Weimar’daki ilk on yıl, 1779’da İsviçre’ye, ayrıca birçok kez Harz bölgesine olmak üzere çeşitli seyahatlerde bulunmuştur. 1785 yılında ise, Karlsbad’daki bir tedaviyle, yıllık kaplıca seyahatlerine başlamıştır.

Edebiyat ve doğa bilimleri

Goethe, Weimar’da geçirdiği ilk on yıl içerisinde, mecmualardaki dağınık bazı şiirlerinden başka hiçbir şey yayımlamamıştır. Günlük işlerinin yoğunluğundan, ciddi edebiyat çalışmalarına çok az zaman ayırabilmiştir. Özellikle, saray festivallerinin düzenlenmesi ve tiyatro oyunları için çalışmıştır.

Bu dönemin iddialı çalışmaları, Iphigenie auf Tauris trajedisinin ilk düzyazı özeti ile birlikte Egmont, Tasso oyunları ile Wilhelm Meister adlı roman çalışmaları olmuştur. Bu oyunlardaki kadın figürleri ele alan Goethe, özellikle Antik Çağ’da Euripides’in de ele aldığı gibi, mitolojik kahraman ‘Iphigenie’ karakterinin bazı yönleri üzerinde durmuştur. Ayrıca Charlotte von Stein için yazdığı aşk şiirlerinin (örn. Neden bize bu derin bakışları verdin? “Warum gabst du uns die tiefen Blicke?”) yanı sıra Erlkönig, Wanderers Nachtlied,Grenzen der Menscheit ve Das Göttliche gibi dönemin en tanınmış şiirleri ortaya çıkmıştır.

Goethe, 1780 yılında, sistematik olarak bilimsel doğa sorunlarını araştırmaya başlamıştır. Daha sonra bunları, madencilik, çiftçilik ve kömür işletmeciliği alanlarındaki sorunlarla resmi uğraşlarına uygulamıştır. İlk önceleri başlıca ilgi alanları, Yer Bilimi, Madencilik, Bitki Bilimi (Botanik) ve Osteoloji (Kemik Bilimi) olmuştur. 1784 yılında bu alanda, insandaki çene kemiğini keşfetmeyi başarmıştır. Aynı yıl içerisinde ise, Granit hakkındaki makalesini yazmış ve Roman der Erde (Yeryüzünün Romanı) başlıklı kitabını tasarlamıştır.

Charlotte von Stein ile ilişkisi

Goethe’nin Weimar’da geçirdiği on yıl içerisindeki en önemli ve en etkileyici ilişkisi, bir saray nedimesi olan Charlotte von Stein ile olmuştur. Goethe’den yedi yaş büyük olan Charlotte, yedi çocuğundan dört tanesini kaybetmiştir ve anlaşmalı bir evlilik yaşamıştır. Goethe’nin yaklaşık 2000 mektubu ve not kâğıdı, bu samimi, sıra dışı aşk ilişkisinin belgeleri olmuştur (Bayan Stein’ın mektupları ele geçirilememiştir). Stein bir eğitimci olarak, Goethe’yi teşvik etmiştir: Ona saray görgü kurallarını öğretmiş, iç huzursuzluğu konusunda onu teskin etmiş ve disiplinini güçlendirmede ona katkıda bulunmuştur. Bunu bir aşk ilişkisinden mi kaynaklanan ya da masumca bir dostluktan mı kaynaklanan davranış olduğu konusunda kesin bir yargıya varılamaz. Birçok yazar, Bayan Stein’ın, Goethe’nin cinsel isteklerini reddettiğini ortaya koymaktadır. Sürekli olarak ise, psikanalist Kurt Eissler’in Goethe’nin ilk cinsel deneyimini, 38 yaşında Roma’da yaşadığı iddiasına inanılır.

Söz konusu ilişki, Goethe’nin, hayal kırıklığına uğrayan Bayan Stein’ın da affedemediği 1786’da yaptığı gizli Roma seyahati ile sona ermiştir, dönüşünden sonra, Christiane Vulpius ile başlayan ilişkisi, tamamen bir hayal kırıklığı ile sonuçlanmıştır. Her ikisi de, ilk kez yaşlılıkta, yeniden dostane bir ilişki bulmuştur.

İtalya seyahati

Goethe, 1786 yılında bunalıma girmiştir. Charlotte von Stein ile ilişkisi giderek artan bir isteksizlik yarattığından, mesleğindeki faaliyetlerini ümit ettiği şekilde yerine getirememiştir ve saray yaşantısının zorluklarından rahatsızlık duymuştur. Fakat her şeyden önce bir kimlik bunalımı içerisine girmiştir. Artık kendi ölçütlerinin neler olduğunu bilemeden, kendi kendisiyle çelişir hale gelmiştir. Bu durumu, İtalya’ya yapacağı bir seyahatle ortadan kaldırma yolunu seçmiştir. Eylül 1786’da sadece hizmetçisi Philipp Seidel’e haber vererek yola çıkmıştır. Amacının ne olduğu bilinmeyen bu gizli seyahat, Goethe’nin görevinden istifa ederek, ancak gelirini kazanmaya devam etmek için Goethe’ye olanak sağlayan bir stratejinin parçası olmuştur. Aynı zamanda, Werther’in dünya çapında tanınan yazarı Goethe, toplumdaki sosyal kontrol olmadan, farklı şekilde hareket edemediğinden, takma bir adla seyahat etmiştir. Verona, Vicenza ve Venedig’deki ikametlerinden sonra, Kasım ayında Roma’ya gelmiştir. Napoli ve Sicilya’ya yaptığı dört aylık gezisinin yanı sıra, Kasım’ın sonuna kadar da Roma’da kalmıştır. Goethe, İtalya gezisi esnasında Roma ve Grek sanatının değişik stillerini, ayrıntılı olarak araştırma fırsatını yakalamıştır. Bunlarla birlikte, İtalya’nın farklı, Akdeniz’e has olan tabiatı üzerinde durarak, fikir üretmeye başlamıştır. İnsan anatomisi üzerine de kapsamlı çalışmalar yaparak, bilimsel teoriler ortaya atmıştır. Siena, Floransa, Parma ve Milano şehirlerine yaptığı seyahatlerin ardından, iki yıl sonra, Weimar’a geri dönmüştür.

Goethe, İtalya’da, Rönesans ve Antik dönemin yapı ve sanat çalışmalarını öğrenmiş ve onlara hayran kalmıştır, özellikle Raffael ve dönemin mimarı Andrea Pallodio’ya hayranlık duymuştur. Sanat arkadaşlarının yönetimi altında, çizim çalışmalarını büyük bir gururla sürdürmüştür; Goethe’nin yaklaşık 850 çizimi İtalya dönemine aittir. İlk kez o anda, sadece sanatçı olarak değil, aynı zamanda yazar olarak da doğmuş olduğu sonucuna varmıştır. İtalya’da edebiyat çalışmalarına da ilgi göstermiştir: Diğer çalışmalarının arasında, düzyazı şeklinde önceden mevcut bulunan, kafiye tarzındaki Iphigenie çalışmasına yönelmiş, 12 yıl önce başladığı Egmont eserini tamamlamış ve Tasso adlı tiyatro eserine devam etmiştir, bunların yanı sıra ise bitki bilimi üzerine araştırmalar yapmıştır.

İtalya seyahati, Goethe’ye köklü bir deneyim kazandırmıştır ve bunu İtalya’da edindiği deneyim olan bir “yeniden doğuş” olarak nitelendirmiştir. Bu deneyimin sonunda kendini yeniden bulmuş ve gelecekteki faaliyetlerini sınırlandırmak için, karakterine nelerin uygun olacağına dair karar almıştır. Bununla birlikte, Goethe, Fırtına ve Coşku döneminden sıyrılarak, Klasisizme bu dönemde geçiş yapmıştır ve bu dönem Goethe ile birlikte Alman edebiyat tarihinde, Klasizm başlangıç tarihi kabul edilmiştir.

Weimar klasik dönem

Christiane Vulpius ile ilişkisi

Goethe, dönüşünden birkaç hafta sonra, 23 yaşındaki Christiane Vulpius ile bir aşk ilişkisine başlamıştır ve aynı zamanda onu hayat arkadaşı olarak kabul etmiştir. Aralık 1789’da oğlu August dünyaya gelmiştir; August’dan sonra doğmuş olan dört çocuğundan her biri sadece birkaç gün yaşayabilmiştir. Goethe’nin içinde bulunduğu Weimar toplumu, az eğitimli, basit ilişkiler yaşamış olan bu bayanı içerisine kabul etmemiştir. Çoğunlukla, bu uygunsuz ilişkinin gayrimeşru yanı da eklendiğinde, toplum, onu sıradan ve eğlence düşkünü biri olarak nitelendirmiştir. Goethe ise Vulpius’un doğallığını ve neşeli karakterini sevmiştir. Christiane’nin 1816 yılındaki ölümüne kadar, ‘küçük vamp kadın’ ile olan ilişkisine sahip çıkarak, 1806 yılında yaptığı bir nikâhla onun toplum içinde yer almasını sağlamıştır.

Resmi görevleri ve siyaset

Goethe, dönüşünden sonra, birçok resmi görev konusunda, dük tarafından affedilmiştir; kuruldaki başkanlığını ve bununla birlikte siyasi etkisini devam ettirmiştir. Resmi yapı faaliyetlerinin denetlenmesi ve çizim okullarının yöneticiliği olmak üzere kültürel ve bilimsel alanda birçok görev üstlenmiştir. 1791 yılından 1817’ye kadar Weimar Saray Tiyatrosu’nun yöneticiliğini yapmıştır. Bunun yanı sıra Goethe, dükalık’a ait olan Jena Üniversitesi’nde görev almıştır. Johann Gottlieb Fichte, Georg Hegel, Friedrich Schelling veFriedrich Schiller’in de arasında bulunduğu birçok tanınmış profesörün daveti, Goethe’nin desteği sayesinde olmuştur. 1807 yılında Goethe’ye, Jena Üniversitesi’nin denetlenmesi görevinin verilmesinin ardından, Goethe öncelikli olarak, doğa bilimleri fakültesinin genişletilmesi için çaba göstermiştir.

Goethe’nin görevleri arasında, İtalya seyahatinden dönmekte olan dük’ün annesini getirmek üzere, 1790 yılında Venedik’e yaptığı dört aylık bir seyahat de yer almıştır. Fakat ülkedeki politik ve sosyal yolsuzlukları da keşfetmesi üzerine, hayal kırıklığına uğrayarak, ilk İtalya seyahatinin verdiği hazzı duyamamıştır.

1789 yılında, Goethe’nin olumsuz baktığı Fransız Devrimi, Avrupa’yı sarsmıştır. Goethe, ağır hareket edilen yeniliklerden yana olmuştur ve özellikle devrim izinde yapılan güç aşırılıklarından nefret etmiştir; diğer yandan ise, bunu eski rejimin bir kusuru olarak görmüştür. Daha sonra geçmişe uzanarak şunları dile getirmiştir: “Herhangi büyük bir devrimin, asla ulusun değil, tamamen hükümetin hatası olduğuna inandım. Hükümetler, devamlı olarak adalete uygun olup, geliştikleri sürece, devrimler tamamen gereksiz hale gelir; öyle ki onları zamana uygun yeniliklerle karşılarlar ve alt kesimden zorunluluklar diretilinceye kadar, çok uzun süre mücadelede bulunmazlar.”

Goethe, 1792 yılında, dük’ün isteği üzerine, devrimci Fransa’ya karşı ilk ittifak savaşı için dük’e refakat etmiştir. Üç ay boyunca sefaleti görmüş ve Fransa’nın zaferiyle sonuçlanan bu taarruzla karşı karşıya kalmıştır. Ardından bir üç ay daha, 1793 yazında yazar, dük’ün isteği üzerine Mainz şehrinin kuşatması için geçirmiştir.

Dükalık, 1796 yılında, Basel’in Prusya-Fransa barış antlaşmasına katılmıştır. Bu on yıllık barış dönemi ise, savaş nedeniyle sarsılan Avrupa’da, Weimar Klasik’in en parlak devrinin yaşanmasına imkân sağlamıştır.

Doğa bilimi, edebiyat, Schiller ile anlaşma

İtalya seyahatinden sonra Goethe, öncelikli olarak doğa bilimi ile ilgilenmiştir. 1790 yılında, Versuch die Metamorphose der Pflanzen zu erklären (Bitkilerin Morfolojik Yapısının Açıklanması) başlıklı denemesini yayımlamıştır, bununla birlikte hayatının sonuna kadar ilgileneceği Renk Teorisi üzerine araştırmalarına başlamıştır.

Bunu aksine, edebi eserleri ise durgun bir döneme girmiştir. Bunun sebepleri, Goethe’nin eski arkadaş çevresinin soğukluğu ve ilgisizliği, devrimin yaratmış olduğu sarsıntı ve Goethe’nin yeni edinmiş olduğu sanat anlayışına tamamen aykırı düşen eserlerinin toplumdaki anlık başarısı olmuştur.

1790’lı yıllardaki eserlerine, dönüşünden sonra kısa bir zamanda oluşturduğu, antik dönemin erotik edebiyat formundaki, Christiane’ye olan tutkusunu içeren ve erotik şiirlerin bir derlemesi olan Römischen Elegien (Roma Ağıtları) adlı eseri de dâhil olmuştur. İkinci İtalya seyahati, nüktelerin ve Avrupa’nın genel durumu üzerine yazılmış olan mizahi şiirlerin bir derlemesi olan Venedig Epigramları’nın ortaya çıkmasını sağlamıştır. 1792–93 yıllarında Goethe, altı vezin ölçümlü dize şeklindeki Reineke Fuchs destanını düzenlemiştir. Devrimin etkileri altında, yergici, devrim karşıtı ve aynı zamanda bir o kadar da mutlakıyet karşıtı olan birçok komedya ortaya çıkmıştır: Der Groß-Cophta 1791 (Büyük Cophta 1791), Der Bürgergeneral 1793 (Yurttaş General 1793), ve parça şeklindeki Die Aufgeregten 1793. “Bütün bunlar, devrim olayını uygun bir biçimde sahnelemek için, Goethe’nin başarısızlıkla sonuçlanan çabalarını belgeler”.

1794 yazında, Jena yakınlarında yaşayan tarih profesörü Friedrich Schiller, çıkarmakta olduğu Horen isimli kültür ve sanat dergisi için, Goethe’ye işbirliği teklifinde bulunmuştur. Her iki yazar da, yakın bir ilişki içerisine girmeksizin, geçmişte birçok kez bir araya gelmiştir.

Goethe’nin Schiller’in teklifini kabul etmesinin ardından, her ikisi de, en yüksek sanat tarzı olarak Antik döneme yönelim; bir o kadar da devrim anlayışını reddetme konusunda hemfikir olmuşlardır. Bu, tüm kişiselliği bir tarafa bırakıp, karakter ve çalışma tarzlarıyla birbirinden etkilenerek şekillenen yoğun bir işbirliğinin başlangıcı olmuştur.

Her ikisi de, temel estetik sorunlara dair yaptıkları ortak görüşmede, ‘Weimar Klasik’ döneminin edebiyat devri olması gereken bir sanat ve edebiyat anlayışı geliştirmişlerdir. Aynı şekilde Schiller’in de olmak üzere, edebi başarıları sekteye uğramış olan Goethe, kendisinden on yaş daha genç olan biri ile yaptığı özendirici işbirliğinin etkisi konusunda birçok kez şunları vurgulamıştır: “Onlar, bana ikinci bir gençliği aşıladılar ve beni tekrar yazarlığa yükselttiler”.

Her iki yazar da, birbirlerinin eserlerindeki canlı teorik ve pratik kısımlardan yararlanmışlardır. Bu yüzden Schiller, Goethe’nin Wilhelm Meisters Lehrjahre (Wilhelm Meister’in Çıraklık Yılları) adlı romanına, eleştirel bir yaklaşımla eşlik etmekte ve ‘Faust’ adlı eserinin devamlılığı için onu cesaretlendirirken, Goethe de, Schiller’in Wallenstein adlı eserine etkide bulunmuştur. Bunun yanı sıra, ortak yayın projeleri de önem arz etmiştir. Her ne kadar Schiller, Goethe’nin kısa ömürlü dergisi Propylän’e hemen hemen hiç katılmamış olsa da, Horen ve aynı zamanda kendisi tarafından yayımlanan Musen-Almanach dergilerinde sayısız çalışma yayımlamıştır. Musen-Almanach dergisi, 1797 yılında, ortak şekilde ele alınan Xenien adlı şiirlerin bir koleksiyonunu oluşturmuştur. Daha sonraki yıllarda ise bu dergide, yazarların en ünlü baladları yayımlanmıştır.

Goethe bu dönemde, bilinen eserlerinin yanında, Unterhaltung deutscher Ausgewanderten (Alman Göçmenlerin Sohbetleri) adlı eserini ve dönemin güncel olaylarını, altı ölçülü dize şeklinde ortaya koyan epik şiiri Hermann und Dorothea’yı (Hermann ve Dorothea) ele almıştır. Bu eseriyle Goethe, ‘klasik’ okur başarısını elde etmiştir. Bununla birlikte, Der Schatzgräber (Hazine Avcısı) ve Der Zauberlehrling (Büyücü Çığlığı) adlı en tanınmış baladlarını bu dönemde kaleme almıştır.

Damgasını vurduğu Weimar Klasik dönemi ise, 1805 yılında Schiller’in ölümü ile sona ermiştir.

Sonraki Goethe

Goethe, 1805 yılında Schiller’in ölümünü büyük bir kayıp olarak nitelendirmiştir. Buna ilişkin olarak, farklı hastalıklarla da sarsılmıştır (Erizipel, böbrek sancısı). Yol arkadaşının kaybının yanı sıra, Goethe’nin hayatında iz bırakan bir diğer dönüm noktası da Napoleon Bonaparte ile baş gösteren savaş olmuştur. Goethe, düküyle beraber dilenerek ve iltica edecek bir yer arayarak, Almanya’yı dolaştıklarını zihninde canlandırmıştır (kötümserliğe olan eğilimini, kendisinin ‘karanlık yanı’ olarak adlandırmıştır.)

Christiane ile olan sağlam evliliği, 1807 yılında, Jena’daki kitap satıcısı Fromman’ın bakıcısının 18 yaşındaki kızı Minna Herzlieb’e karşı ilgisinin artmasına engel olamamıştır. Son romanı ‘Gönül Yakınlıkları’ (Die Wahlverwandschaften), dönemin iç deneyimlerinin izlerini taşımaktadır.

Goethe, çok yönlü evrensel bir deha olmayı çok isterdi, fakat bunun için deneyim bilgisinin milyonlarca kafası olan ejderhasına boyun eğmek zorundaydı. Buna rağmen, 1806 yılından itibaren, eserlerinin yeni bir derlemesini hazırlamıştır (Cotta, Stuttgart). Bu sebeple, ‘Faust’un ilk cildini’ de sonunda tamamlamayı başarmıştır.

Goethe, 1809 yılında, bir otobiyografi ele almaya başlamıştır. Bir yıl sonra ise, çok uzun süre onu işgal eden ‘Renk Teorisi’ (Farbenlehre) adlı eserini yayımlamıştır. Yurtdışının ve tüm çağların edebiyat araştırmasını yapmıştır. Halk, Fransız egemenliğine karşı baş kaldırırken, Goethe, zihnen Yakın Doğu’ya yönelmiştir: Arapça ve İran dili öğrenimine başlamış, Kuran’ı hatmetmiş ve İranlı şair Hafis’i okuma fırsatı bulmuştur. Bettina Brentano Weimar’da ortaya çıktığında, Goethe’nin, gençliği konusunda annesinden edindiği bilgilerle, ‘Hayatımdan. Edebiyat ve Hakikat’ (Aus meinem Leben. Dichtung und Wahrheit) başlıklı biyografisinin gidişatına yardımda bulunmuştur. Goethe, daha sonra bu betimlemeyi, ‘Yıllıklar’ (Annalen) ve ‘1786’dan 1788’e kadar İtalya Seyahati’ isimli eserlerindeki sayısız eklemelerle donatmıştır. Friedrich Rimer (1805’ten beri oğlunun öğretmeni), sekreter olarak kısa zamanda Goethe’nin vazgeçilmezi olmuştur; Goethe’nin kulağına, Beethoven’in ‘müzik gürültüsü’nden daha hoş geldiği Carl Friedrich Zelter ile otuz yılı aşkın bir süredir devam etmiş olan uzun bir mektuplaşma dönemine girmiştir (1799–1832). Bu mektuplaşma sayesinde Goethe, ondan sadece müzik konusunda değil, dostluk bağlamında da çok şey edinebilmiştir.

Goethe, 1814 yılında, Rhein ve Main çevrelerine seyahat etmiştir. Goethe’nin tavsiyesi üzerine ve huzurunda, birkaç hafta sonra evlenen banker Johann Jakob von Willemer ve ortağı Marianne Jung ile Frankfurt’da karşılaşmıştır. Goethe her ne kadar 65 yaşında olsa da, hiçbir şekilde kendisini çok yaşlı hissetmemiş ve Marianna’ya âşık olmuştur. Marianna, edebiyat ortağı ve tanrıçası olmuştur. Goethe, bir sonraki yıl Willemer’leri tekrar ziyaret etmiştir; -bu, memleketini son görüşü olmuştur. Willemer’lerin daha sonraki davetine karşılık vermemiştir. Fakat devamında, ‘Doğu-Batı Divanı’ (West-östlicher Divan) adlı eserini tamamlayana kadar, ‘Gül ve Bülbül, Aşk ve Şarap’ adlı şiirlerin dizeleri ortaya çıkmıştır. Daha sonra Marianna, bu aşk şiirlerinin büyük bir kısmının kendisinden kaynaklandığını ortaya atmıştır.

Yoğunlaşması ve çalışmalarını tamamlaması

Goethe’nin eşi Bayan Christiane, uzun süren rahatsızlığının ardından, 1816 yılında yaşamını yitirmiştir. Goethe, 1817 yılında, saray tiyatrosu yöneticiliğinden istifa etmiştir. Bu dönemden itibaren, Goethe’nin sağlığı ile gelini ilgilenmiştir. Dükalık ise, -Goethe’nin endişelerinin aksine- Napolyon savaşlarının kargaşasından hiç zarar görmeden çıkabilmeyi başarmıştır, hatta Carl August, bunu ‘Saray Macerası’ olarak adlandırmıştır. Bu macera, Jena’daki öğrencilerde ve diğer yerlerde yankı uyandırdığı esnada, Goethe çalışmalarını düzene koymuştur. Bu yıllarda, ‘Geschichte meines botanischen Studiums’ (Bitki Bilimi Öğreniminin Tarihçesi) adlı eser ortaya çıkmıştır (1817). Bunu 1824 yılına kadar, Morfoloji, Jeoloji ve Mineroloji alanlarına ilişkin fikirler başta olmak üzere, ‘Zur Naturwissenschaft überhaupt’ (Genel olarak Doğa Bilimlerine Dair) başlıklı eserinin serilerindeki fikirler takip etmiştir (burada, 1790 yılında sevgilisi için kaleme almış olduğu, ağıt tarzındaki ‘Bitki Morfolojisi’nin tasviri de yer almaktadır). Ayrıca Goethe bu dönemde, ilk kez 1813 yılının başlarında Tahran’ı ziyaret etmiş olan doğa bilimcisi Heinrich Cotta ile iletişim kurmuştur.

Goethe, Karl Friedrich Reinhard ve Kapsar Maria von Sternberg ile arkadaşlığını sona erdirmiştir. Ara sıra ‘Urworte. Orphisch’ adlı şiirinde son bulan gizemli düşüncelere adamıştır kendini. Günlüğü ve uzun süredir muhafaza ettiği notları, Goethe’ye ‘İtalya Seyahati’ (Italienische Reise) adlı eserini tamamlama fırsatı sunmuştur. 1821’de ise bunu küçük çaptaki romanlarının bir derlemesi olan ‘Wilhelm Meister’in Seyahat Yılları’ (Wilhelm Meisters Wanderjahre) başlıklı eseri takip etmiştir.

Son çalışmaları ve seyahatleri

Goethe, 1823 yılında, kalp zarı iltihabı (Perikarditis) hastalığına yakalanmıştır. İstirahatından sonra ise kendini manevi anlamda eskisinden daha canlı hissetmiştir. İhtiyar Goethe, Karlsbad’da annesiyle beraber tanımış olduğu 19 yaşındaki Ulrike von Levetzow’a evlenme teklifinde bulunmuştur. Yaşadığı hüsranı, eve dönüş yolculuğunda ruhundan kopan ‘Marienbad Ağıdı’ (Marienbader Elegie) adlı eseri ile kâğıda dökmüştür. Daha sonra iç dünyasında ve çevresinde daima sessizliği ve sakinliği tercih etmiştir. Günlerini daima münzevi bir şekilde geçirmiştir. ‘Faust’ eserinin ikinci bölümünü tekrar ele almıştır. Kendisi hemen hemen hiç yazmamış, fakat yazdırmıştır. Böylelikle Goethe, yalnızca geniş kapsamlı bir mektuplaşma ile kalmamış, aynı zamanda bilgisini ve yaşam tarzını, geçmişe dayanan bu görüşmelerde, sadakatli genç şair Johann Peter Eckermann’a emanet etmiştir.

1828 yılında, Goethe’nin oğlu, destekçisi dükün adını taşıyan Karl August hayatını kaybetmiştir. Goethe, oğlunun ölümüne Roma’da iken katlanmak zorunda kalmıştır. Aynı yıl içerisinde, ‘Faust’ eserinin ikinci bölümünü tamamlamıştır. Faust, onun için, yıllar boyu en önemli şeyi oluşturan, biçimsel olarak bir sahne eseri, fakat hemen hemen hiç sahnede sergilenemez, fantastik bir resim tabakası olmasından önce birçok şiiri gibi büyük anlama sahip olan bir eserdi. Goethe son olarak, Georges Cuvier ve Etienne Geoffroy Saint-Hilaire isimli iki paleontolog arasındaki tartışmaya katılmıştır (yıkımcılık vs. türlerin gelişim sürekliliği). ‘Farbenlehre’ (Renk Teorisi) adlı eseriyle de hiçbir şekilde açıklayamamış olduğu Gökkuşağı gibi, Yer Bilimi (Jeoloji) ve Evrimcilik konuları da Goethe’yi uğraştırmıştır.

Aynı zamanda bitkilerin nasıl yetiştiği konusu da Goethe’yi bırakmamıştır. Goethe, ölümünden birkaç hafta önce, Ferdinand Wackenroder’a şunları yazmıştır.

‘Çok çeşitli yollarla, bir veya aynı kurala bağlı kalarak, hangi yolla bitkilerin başkalaşım (metamorfoz) geçireceği, yaşamın organik-kimyasal değişmesine yaklaşmanın ne derece mümkün olacağı konusu ile büyük ölçüde ilgileniyorum. Yalnız, bitkilerin ışığa karşı tepki göstermeleri gibi, bitki kökleri tarafından emilen nemin onun tarafından değiştirilmesi bana açık görünüyor, bundan ötürü, iskotoları şişiren rüzgârın türünü daha yakından net bir şekilde görmede, sizin masumca karşı çıktığınız istek ortaya çıktı.’

Ölümü

Goethe, (muhtemelen kalp krizinden) 22 Mart 1832’de hayata veda etmiştir. Son sözlerinin “daha fazla ışık” ifadesi olduğu tartışmaya açık kalmıştır. Bu ifade, söz konusu dakikada ölüm yatağında iken, Goethe’nin yanında olmayan doktoru Carl Vogel’e ulaştırılmıştır. Goethe, 26 Mart’da Weimar Mezarlığında toprağa verilmiştir.

Edebiyat ve müziğe etkisi

Goethe’nin kendisinden sonra gelen Alman şair ve yazarlara etkisi her yerde geçerliliğini korumaktadır, öyle ki burada, belli ölçülerde kendisi ve eserleriyle uyum içerisinde olan sadece birkaç yazar adlandırılabilmektedir.

Romantik dönem’in şair ve yazarları, Fırtına ve Coşku döneminin duygu aşırılığından yola çıkmışlardır. Franz Grillparzer Goethe’yi, birçok kez kendine örnek almıştır ve bununla, estetik alışkanlıkların yanı sıra her türlü siyasi Radikalizm (Köktencilik) karşısında temkinli duruşunu sergilemiştir. Friedrich Nietzsche tüm hayatı boyunca Goethe’ye hürmet etmiştir ve özellikle halefi olarak, bunu Hıristiyanlığa ve Almanya’ya ilişkin kuşkucu davranışlarında ortaya koymuştur. Hugo von Hoffmanstahl 1922 yılında şunları yazmıştır: “Goethe, eğitim temeli olarak tüm kültürü teşkil etmektedir” ve “Goethe’nin düzyazıdaki sözlerinden, bugün belki tüm Alman Üniversitelerinden olduğundan daha fazla okuma geleneği türeyecektir.”. Goethe’nin eserlerine ilişkin birçok makale kaleme alınmıştır. Thomas Mann ise Goethe’ye karşı yoğun sempati duymuştur. Sadece yazar kimliğine değil, aynı zamanda tüm alışkanlıkları ve karakter özelliklerine hayran kalmıştır. Thomas Mann da Goethe hakkında makale ve denemeler yazmıştır ve 1932 ile 1948 yıllarındaki Goethe-yıldönümü kutlamalarına ilişkin can alıcı konuşmalarda bulunmuştur. Lotte in Weimar isimli romanında Goethe’yi yaşatmıştır ve Doktor Faustus adlı romanla Faust serilerini yeniden ele almıştır. Ulrich Plenzdorf, Die neuen Leiden des jungen Werthers (Genç Werther’in Yeni Acıları) romanında, 1970’li yıllarda Almanya’daki Werther denklemini yeniden kurgulamıştır.

Goethe’nin sayısız şiiri, şairin sanat şarkılarının gelişmesine destekte bulunması suretiyle, -özellikle 19. yy bestecileri tarafından- bestelenmiştir.

Müzikal anlamda en yaratıcı Goethe yorumcusu, aralarında popülerliğe ulaşmış olan Heidenröslein, Gretchen Çıkrık Başında (Gretchen am Spinnrade) ve Gürgen Kralı (Erlkönig) adlı şiirlerin bulunduğu, yaklaşık 80 Goethe bestesiyle Franz Schubert olmuştur. Goethe ile kişisel olarak tanışan Felix Mendelssohn Bartholdy, İlk Cadılar Bayramı (Die erste Walpurgisnacht) baladını bestelemiş, aynı şekilde Hugo Wolf da Wilhelm Meister ve Doğu-batı Divanı’ındaki (West-östlicher Divan) diğer şiirleri ele almıştır.

Doğa bilimci olarak alımlanışı ve kabulü

Goethe’nin doğa bilimsel çalışmaları, çağdaş bilim insanları tarafından kabul edilmiş ve ciddiye alınmıştır; Goethe, doğa araştırmacısı Alexander von Humboldt, Doktor Christoph Wilhelm Hufeland ve kimyacı Johann Wolfgang Döbereiner gibi itibar sahibi araştırmacılarla iletişim halinde olmuştur. Başta Renk Teorisi (Farbenlehre) olmak üzere tüm eserleri, başlangıçtan itibaren edebiyat alanında tartışma yaratmıştır; doğa biliminin yol kat etmesiyle birlikte Goethe teorilerinin ciddi anlamda köhneleştiği ileri sürülmüştür. Goethe’nin doğa bilimsel konumu ve önemi, Charles Darwin’in çalışması Die Entstehung der Arten (Türlerin Oluşumu) eserinin yayımlandığı yıl olan 1859’dan itibaren, gelip geçici bir yeniliğin etkisi altına girmiştir. Goethe’nin, faal dünyanın sürekli olarak değişimi konusunda ortaya koyduğu hipotez ve organik türlerin, ortak ana bir türe dayandığı konusunda yaptığı ilişkilendirme, onun Evrim Teorisi’nin kâşifi olduğunu ortaya koymuştur.

1883- 1897 yıllarında Rudolf Steiner, Goethe’nin doğa bilimi çalışmalarını tekrar gündeme taşıyıp ortaya çıkarmıştır. Goethe’nin bilgi birikimlerini, sonradan oluşturduğu dünya görüşü Antroposofi’nin içerisine “Goetheanismus” olarak dâhil ettiği çağdaş materyalist- mekanik doğa anlayışına ve düşüncelerine bir karşıt seçenek olarak görmüştür. -O zamandan beri sonuçları dar anlamda bilimin standartlarına uygun düşmese de-, Goethe’nin insanları etkileyen tüm doğa bilgisi yöntemleri, modern doğa bilimin mekanik dünya görüşü ve etkin hale gelen teknikleşmesine ilişkin alternatiflere göre kamusal müzakere içinde araştırıldığında, sonradan güncellik kazanmıştır. Böylelikle bu, 20. yy’ın başlarında yazar Houston Stewart Chamberlain tarafından ele alınmış ve 1980’li yıllardan bu yana Yeni Çağ Hareketleri (New Age) çerçevesinde devamlılığını korumuştur.

Eserleri (seçmeler)

Goethe’nin sık aralıklarla başlayıp da bazen on yıl ara verdiği; çoktan basıma girmiş olan önemli çalışmaları ve ilk defa yıllar sonra basılan, tamamlanmış bazı çalışmaları olmak üzere önemli türde birçok eseri olmuştur. Bu nedenle bazen, oluşum zamanına göre eserlerinin tarihlerini belirlemek zordur. Aşağıda verilen eser listesi, (tahmin edilen) oluşum zamanlarına göre sıralanmaktadır.

Dramaları

  • Sevgilinin Keyfi (Pastoral)-(Die Laune des Verliebten), başlangıç 1768, yayın 1806
  • Suça Katılanlar (Komedi)-(Die Mitschuldigen), başlangıç 1769, yayın 1787
  • Demir Elli Götz von Berlichingen (Drama, çeviren: Ahmet Adnan,1933)-(Götz von Berlichingen mit der eisernen Hand),1773
  • Ein Fastnachtsspiel vom Pater Brey, 1774
  • Jahrmarktsfest zu Plundersweilern, 1774
  • Götter, Helden und Wieland (Piyes), 1774
  • Clavigo (Trajedi), 1774
  • Egmont (Trajedi), başlangıç 1775, yayın 1788
  • Erwin und Elmire (Müzikal piyes), 1775
  • Die Geschwister. Ein Schauspiel in einem Akt, 1776
  • Stella. Ein Schauspiel für Liebende, 1776
  • Der Triumph der Empfindsamkeit (Dram), 1777
  • Proserpina (Monodram), 1778/1779
  • Iphigenie auf Tauris (Drama), düzyazı 1779, yayın 1787
  • Torquato Tasso (Drama), başlangıç 1780, yayın 1790
  • Faust. Bir Fragman (Faust. Ein Fragmant), 1790
  • Büyük Cophta (Komedi)- (Der Groß-Cophta), 1792
  • Yurttaş General (Komedi)- (Der Bürgergeneral), 1793
  • Faust. Bir Trajedi (Faust’un ilk bölümüne uygun- çeviren: Seniha Bedri Göknil, 1935) / (Faust. Eine Tragödie), başlangıç 1797, bu başlık altında ilk olarak 1808 yılında yayımlandı.
  • Muhammed, Voltaire’in Trajedi Çalışması ve Çevirisi (Mahomet, Übersetzung und Bearbeitung von Voltaire), 1802
  • Die naturliche Tochter (Trajedi), 1803
  • Pandora (Piyes), oluşum 1807/08, yayın 1817
  • Faust 2 (Faust’un 2. bölümü), 1832

Romanları ve öyküleri

  • Genç Werther’in Acıları (Mektup roman, çeviren: Nurullah Ataç, 1930)-(Die Leiden des jungen Werthers), 1774
  • Wilhelm Meister’in aktörlüğü, rejisörlüğü ve sahne şairliği (Roman), başlangıç 1776, yayın 1911
  • Alman Göçmenlerin Sohbetleri (öykü)- (Unterhaltungen deutscher Ausgewanderten)
  • Öyküler (Novelle ), başlangıç 1797
  • Wilhelm Meister’in Seyahat Yılları (Roman)- (Wilhelm Meisters Wanderjahre), başlangıç 1777, yayın 1821
  • Gönül Yakınlıkları (Roman)- (Die Wahlverwandschaften), 1807

Destanları

  • Reineke Fuchs (Fabl), 1794
  • Hermann und Dorothea (Destansı şiir, altı vezin ölçümlü), 1798

Şiirleri

  • 1771: Mailied
  • 1774: Prometheus
  • 1774/1775: Vor Gericht (Şiir)
  • 1777: An den Mond
  • 1782: Gürgen Kralı (Balad, çeviren: Musa Aksoy)- (Der Erlkönig)
  • 1797: Hazine Avcısı (Balad)- (Der Schatzgräber)
  • 1799: İlk Cadılar Bayramı (Balad, Felix Mendelsohn Bartholdy tarafından, Soli, Koro ve Orkestra eşliğinde bir Kantat olarak bestelenmiştir.)
  • 1815: Totentanz
  • 1822: Dem aufgehenden Vollmonde (Şiir, Dornburg 25 Ağustos 1828)

Şiir koleksiyonları ve epigram derlemeleri[

  • Roma Ağıtları (çevirmen: Ahmet Cemal, yayın 1996)- (Römischen Elegien)
  • Venezianische Epigramme, 1790
  • Xenien (Epigram, Friedrich Schiller ile ortak), yayın1796
  • Doğu-batı Divanı (çevirmen: Senail Özkan, 1948)- (West-östlicher Divan), yayın 1819, gelişme 1827

Estetik ve Felsefe çalışmaları

  • Maximen und Reflexionen, 1833 (ölümünden sonra yayımlanmıştır.)
  • Über den Dilettantismus (Fragman, Friedrich Schiller ile ortak), 1799
  • Über Kunst und Altertum (6 Cilt, Johann Heinrich Mayer ile ortak), 1816–32

Doğa Bilimi çalışmaları

  • Über den Granit, 1784
  • Über den Zwischenkiefer der Menschen und Tiere, 1786
  • Beiträge zur Optik (Deneme, 2 Cilt),1791/92
  • Renk Teorisi (Tez)- (Zur Farbenlehre), 1810

Otobiyografi çalışmaları

  • Hayatımdan. Edebiyat ve Hakikat (Otobiyografik Çalışma, 4 Cilt)- (Aus meinem Leben. Dichtung und Wahrheit),1811–33
  • İtalya Seyahati (Gezi Yazısı, çevirmen: Göknil Seniha Bedri, 1955)- (İtalienische Reise), 1816/17
  • Kampagne in Frankreich (Rapor), 1822

Doğa bilimi çalışmaları

Goethe’nin tabiat anlayışına uygun olan araç, gözlemleme olmuştur. Mikroskop gibi araç ve gereçlere şüpheyle yaklaşarak şunları dile getirmiştir: “İnsanoğlu kendi kendisine ve kendisi için, zihinsel duyarlılığını kullandığı sürece, en büyük ve en muhteşem araçtır ve deneylerin adeta insandan soyutlandırılmış olması, fiziğin en büyük felaketidir. Suni araçların gösterdiği şeye, doğanın gücünün yetebildiğini sınırlandırarak ve kanıtlamak isteyerek yaklaşması oldukça açıktır.” Goethe, insanı da içerisine dâhil eden tüm ilişkisi kapsamında doğayı tanımaya gayret göstermiştir. Bu sıralarda bilimin kullanmaya başladığı soyutlanmaya karşı, nesnelerin buna bağlı olarak gitgide soyutluk kazanmasından dolayı, kuşkulu bir şekilde yaklaşmıştır. Ancak Goethe’nin deneyimleri modern doğa bilimi ile bağdaşmamaktadır.

Goethe’nin doğa bilimi uğraşıları, Faust dizisi, Die Metamorphose der Pflanzen (Bitkilerin Morfolojik Yapısı) ve Gingo biloba eserleri başta olmak üzere, birçok kez edebiyatında yer almıştır.

Goethe, canlı doğanın sürekli bir değişim içerisinde olduğunu tasvir etmiştir. Bu yüzden bütün türlerin “Ana Bitki”den (Urpflanze) oluşması gerektiğinden yola çıkarak, birbirinden farklı bitki türlerinin ortak bir temel yapıdan ileri geldiğini ortaya koymak için, ilk olarak Bitki Bilimi (Botanik) alanında araştırma yapmıştır. Daha sonra ise, tek tek çiçekler üzerinde yoğunlaşmış; çiçek kısımları ve meyvelerin, sonunda oluşmuş olan yaprakları ifade ettiğine inanmıştır. Yapmış olduğu gözlemlerin sonuçlarını, Versuch die Metamorphose der Pflanzen zu erklaeren (Bitkilerin Morfolojik yapısını açıklama denemesi) adlı dergisinde yayımlamıştır (1790). Goethe, 1780 yılında Anatomi alanında, Anatomi profesörü Justus Cristian Loder ile ortak çalışarak, insan embriyosundaki (zannedilen) ara çene kemiğini keşfetmesiyle büyük bir coşku yaşamıştır. . O zamana kadar sadece memeli hayvanlarda ortaya çıkan ara çene kemiği, insanlarda doğumdan önce, çevreleyen üst çene kemiği ile birleşmektedir. Goethe’nin insanlarda ortaya çıkardığı bu kanıt, -bilim insanları tarafından reddedilen- hayvanlar ile olan akrabalığın önemli bir belgesi olmuştur.

Goethe, 1810 yılında yayımlanan Renk Teorisi (Farbenlehre) adlı eserini, temel bilimsel doğa çalışması olarak ele almıştır ve birçok eleştirmene karşı, buna ilişkin ortaya attığı tezlerini ısrarla savunmuştur. Yaşlılığında ise, bu çalışmalarının edebi eserlerinden çok daha fazla değere sahip olduğunu dile getirmiştir. Goethe, kanıtlamasında Isaac Newton’a Renk Teorisi çalışması ile karşı çıkarak, beyaz ışığın farklı renkteki ışıklardan meydana geldiğini ortaya koymuştur. Kendi gözlemlerinden sonuca vararak, ışığın bölünemez bir birim olduğunu ve renklerin, açık ve koyunun, aydınlık ve karanlığın birleşiminden, hatta bulanık bir ışığın da aracılığı ile oluştuğuna inanmıştır. Örneğin güneş, önüne bir sis tabakası yayıldığında kızıl ışıklar saçmaktadır ve etrafı karanlık düşürmektedir. Bu olayın Goethe döneminden daha önce, Newton’un teorisi ile açıklandığı ortaya koyulmuştur. Renk Teorisi, çoktan bilim dünyası tarafından reddedilmiş olsa da kendi özünde o dönemden sonraki çağdaş ressamları, özellikle Philipp Otto Runge’yi etkilemiştir; buna ilişkin olarak Goethe, Renk Psikolojisi’nin temelini oluşturmayı başarmıştır.

Goethe, Jeoloji (Yer Bilimi) alanında öncelikle, ölümünde 17.800’ün üzerinde taşın bir araya geldiği mineral-koleksiyonunun oluşumunu ele almıştır. Kütle türlerinin somut bilgisi konusunda ise, yeryüzünün maddesel niteliğine genel kanılar getirmek ve yeryüzü tarihine uzanmak istemiştir. Kimya araştırmalarının taze bilgilerini büyük bir ilgi ile takip etmiş ve Jena Üniversitesindeki yetkileri çerçevesinde, bir Alman Üniversitesinde ilk kimya bölümünü kurmuştur.

Goethe soyu

Johann Wolfgang von Goethe ve eşi Bayan Christiane’nin beş çocuğu olmuştur. En büyükleri August dışında, bir tanesi ölü doğmuş, diğerleri ise birkaç hafta ya da gün sonra ölmüşlerdir. August, üç çocuğa sahip olmuştur: Walther Wolfgang (9 Nisan 1818 – 15 Nisan 1885), Wolfgang Maximilian (18 Eylül 1820 – 20 Ocak 1883) ve Alma Sedina (29 Ekim 1827 – 29 Eylül 1844). August, babasından iki yıl önce Roma’da hayatını kaybetmiştir. Eşi Ottilie von Goethe, August’un ölümünden sonra, bir yıl sonra ölen Anna Sibylle adında bir çocuk daha (August’dan olmayan) dünyaya getirmiştir. Çocukları bekâr kalmıştır, böylelikle Goethe’nin birinci dereceden soyu tarihe karışmıştır. Goethe’nin kızkardeşi Cornelia’nın, bugün soy’u hala devam etmekte olan iki çocuğu (Goethe’nin torun yeğenleri) olmuştur.

Değeri ve İlgi Görmesi

Goethe’nin bir yazar olarak kabulü, çarpıcı bir şekilde çeşitlilik gösterir ve eserlerinin edebi-sanatsal anlamlarının çok daha ötesine gider. Bu yüzden, sadece bazı noktalar göz önünde bulundurularak değerlendirilebilmektedir.

Hayatta iken benimsenişi

Goethe 25 yaşında iken çoktan Werther eseri ile şöhretinin doruğuna ulaşmıştır. Eser, her okur sınıfına hitap etmiş ve “din, dünya görüşü ve sosyal politika”ya ilişkin sorunlara eğilerek, büyük bir kargaşaya neden olmuştur. Daha sonraki yayınlar ise, bu sebeple okurun su yüzüne çıkmış beklentilerine karşılık verememiştir. Goethe’nin – Hermann ve Dorothea ve Faust’un ilk bölümü haricinde- daha sonraki eserleri, oluşan edebiyat çevrelerine uygun düşmüştür, fakat orada da tam olarak anlaşılamamış ve fazla basım görmemiştir. Buna bağlı olarak 19. yy’ın başlarında, Goethe’yi azizleştirip efsanevi hale getirerek, sürekli büyüyen bir okur tabakası ve çevresi oluşmaya başlamıştır. Daha sonraki yıllarda, Goethe’nin evinin, tüm Avrupa’dan edebi okurlarca oluşan bir ziyaretçi akını çekmesi, yazarın yurtdışında da gördüğü ilginin kanıtı olmuştur.

Goethe portresinin değişimi

Goethe’nin değeri, ölümünden sonra ilk defa azalmaya başlamıştır. Vormärz dönemine (1830’lar), Goethe’nin muhafazakâr politik tutumundan daha uygun olan devrim eğilimleri ile Schiller, Goethe’yi gölgesinde bırakmıştır. “Goethe fanatikleri”nin yanı sıra Goethe’yi vatan hainliği, daha doğrusu dinsizlik ile suçlayan milli eleştirmenler (Ludwig Börne) ve kilise eleştirmenleri ortaya çıkmıştır.

Goethe 1860 yıllarından bu yana, Alman okullarında derslere konu edilmiştir.

Goethe Çağı nispeten, 1871’de imparatorluğun kurulmasıyla sona ermiştir. “Yüce” Goethe, kurulan imparatorluğun dehası ilan edilmiştir. Goethe görevlerinin bir derlemesi ve edebi eserler üzerindeki Goethe yazıları ortaya çıkmıştır. Goethe (vakfı) toplumu (Goethegesellschaft) 1885 yılından bu yana, kendisini Goethe çalışmalarının araştırması ve yayılmasına adamıştır; bu topluma, aralarında Alman imparatorluğu çiftinin yanı sıra toplumun yurtiçi ve yurtdışındaki ileri gelenleri de dâhil olmuştur. Goethe çalışmalarına olan ilginin, arkasından genel bir düşünceyle şiir eserlerinin yavaş yavaş kaybolmaya yüz tuttuğu düzgün, hareketli ve zengin, bir o kadar da büsbütün bir ahenk içerisindeki hayatının sanatına nakledilmesi, imparatorluğun Goethe tapınmasına özgü olmuştur. Bu nedenle 1880 yılında yazar Wilhelm Raabe şunları yazmıştır: “Goethe, Alman ulusuna şairanelik vb. şeyleri bırakmamıştır, onlar Goethe’nin hayatından, baştan sona kadar eksiksiz bir insanı tanıma fırsatı bulmuşlardır.” İnsanlar gıpta edilen hayatını örnek alarak, Goethe araştırmalarından, kendi hayatlarının gidişatları konusunda tavsiye ve yararlar çıkarmaya çalışmıştır. Ancak bununla birlikte, toplumun bazı kesimlerinde Goethe tapınmasının gereksizliğini savunan sesler de yükselmiştir.

Gottfried Keller 1884’de şunları dile getirmiştir: “Kutsal isimler, her konuşmaya hükmediyor, her yeni toplum ise Goethe hakkında konuşuyor; fakat artık kendisi okunmuyor, bu nedenle eserleri de artık tanınmıyor ve bunlar hakkında bilgi sahibi olunamıyor”. Friedrich Nietzsche ise 1878 yılında şunları yazmıştır: “Goethe, Alman tarihinde sonu olmayan bir olaydır: Son yetmiş yıldaki Alman siyasetinde, kim Goethe’yi birazcık tasvir etmeye muktedir olabilirdi ki!” Weimar Hükümeti (1919–1933) Goethe’yi, kesinlikle yeni devletin manevi temeli olarak nitelendirmiştir. Goethe Weimar döneminde (Birinci Dünya Savaşı sonrası ile Nazi Almanya’sına kadarki dönem), solcular tarafından eleştirilmiştir: Hermann Hesseşu soruyu dile getirmiştir: “Goethe, sadece orta sınıf kahramanı, madun, kısa süreli, bugün çoktan solmuş olan ideolojinin yaratıcısı olma konusunda, onu hiç okumamış olan saf Marksistlerin tanımladığı kadar var mıydı?”.

Nasyonal sosyalizm, Goethe’yi pek ifade etmemiştir. Onun Hümanizm, Kozmopolitizm anlayışı ve “kişinin kendi başının çaresine bakması ve tüm insanlığı baz alması” olarak oluşturmuş olduğu ideoloji, faşist ideoloji hükmüne baş kaldırmıştır. Alfred Rosenberg, 1930 yılında “Der Mythus des 20. Jahrhunderts” (20. yy.ın Efsanesi) adlı kitabında, “şiirlerde olduğu gibi hayatta da, düşünceye dayatma yapılmasını reddettiğinden ve bağnaz bir fikrin hâkimiyetinden nefret ettiğinden dolayı”, Goethe’nin gelecek “amansız mücadele dönemleri”ne uygun olmadığından bahsetmiştir.

Goethe 1945’ten sonra, her iki Alman devletinde de, “bir yeniden doğuş” dönemine uğramıştır. Geçmiş yıllarda barbarlığın hâkim olduğu Almanya’da, daha iyi ve daha insancıl bir tolumun temsilcisi olmuştur. Fakat doğuda ve batıdaki Goethe, bir benimseme anlayışı olarak farklı izler altında şekillenmiştir. Öncelikle Georg Lukács’ın öncülüğünde, birMarksist-Leninist düşünce ortaya çıkmıştır. Goethe, Fransız Devrimi’nin müttefiki ve 1848–49 devriminin öncüsü; “Faust” eseri ise, “sosyal toplumun oluşması için üretken güç” ilan edilmiştir. Buna karşılık olarak Federal Cumhuriyet’de, geleneksel Goethe portresinden yola çıkılmıştır. 1860’lı yılların sonundan itibaren, “Klasiğin yergisi” eğilimi ön plana çıkınca da Goethe, artık zamana ayak uyduramaz biri olarak anılmıştır.

Müslümanlar, Goethe’nin yoğun İslam uğraşılarından yola çıkarak, zaman zaman onun kendilerinden biri olduğunu düşünmüşlerdir. Bununla birlikte 1995 yılında, Goethe’nin adı İslami hukuk çerçevesinde, ölümünden sonra “Muhammed Johann Wolfgang von Goethe” şeklinde değiştirilmiştir.

Eserleri

Goethe toplumsal ve teknolojik ilerlemeye, insanlık erdemlerini yadsımadan doya doya yaşamaya inanıyordu. Kafka, Goethe’yi “hayat üzerine söylenebilecek olan her şeyi söyleyen biri” olarak tanımlamaktadır. Bununla, onun yapıtlarındaki ayrıntı fazlalığına ve felsefi derinliğe dikkat çekmektedir.[4]

  • 1771: Heidenröslein, şiir
  • 1773: Prometheus, şiir
  • 1773: Götz von Berlichingen, drama
  • 1774: Genç Werther’in Acıları, roman
  • 1774: Der König in Thule, şiir
  • 1775: Stella, tragedya
  • 1782: Der Erlkönig, şiir
  • 1787: Iphigenie auf Tauris, drama
  • 1786: Novella, öykü
  • 1788: Egmont, drama
  • 1790: Bitkilerin Metamorfozu, bilimsel deneme
  • 1790: Torquato Tasso, drama
  • 1790: Römische Elegien, şiir koleksiyonu
  • 1793: Mainz Kuşatması, düz yazı
  • 1794: Reineke Fuchs, fabl
  • 1795: Das Märchen (Yeşil Yılan ve Güzel Lily), peri masalı
  • 1794–95: Unterhaltungen deutscher Ausgewanderten, peri masalları içeren öykü Das Märchen
  • 1795–96 (Friedrich Schiller ile ortak yapıt): Die Xenien, epigram toplaması
  • 1796: Wilhelm Meisters Lehrjahre, roman
  • 1797: Der Zauberlehrling, şiir; Fantasia Film tarafından animasyon haline getirilmiştir.
  • 1798: Hermann ve Dorothea, destansı şiir
  • 1798: Die Weissagungen des Bakis
  • 1798/01: Propyläen, periyodik
  • 1803: Die Natürliche Tochter, Fransız devrimi üzerine bölümler içeren oyun
  • 1805: Winkelmann
  • 1808: Faust, Dramanın ilk parçası
  • 1809: Die Wahlverwandtschaften, roman
  • 1810: Renklerin Teorisi, Bilimsel yazı
  • 1811–1830: Aus Meinem Leben: Dichtung und Wahrheit, 4 parçalık otobiyografik çalışma
  • 1813: Bulgu, şiir
  • 1817: İtalya Seyahati, gezi yazısı
  • 1819: Divan.
  • 1821: Wilhelm Meisters Wanderjahre, oder Die Entsagenden (Wilhelm Meister’s Journeyman Years, or the Renunciants/Wilhelm Meister’s Travels), roman
  • 1823: Marienbad Ağıtı, şiir
  • 1832: Faust, drama
  • 1832/33: Nachgelassene Schriften
  • 1836: Goethe ile Sohbet

Birçok kişinin bilgi almak için başvurduğu ilk adres olan Wikipedia, bin ciltlik devasa bir ansiklopedi yayımlamaya hazırlanıyor. PediaPress adına sahip yayıncılık firmasıyla anlaşan Wikipedia, Indiegogo üzerinden başlattığı kampanyadan gelecek kaynak sayesinde, site üzerindeki İngilizce içeriği basılı wikipedia-ansiklopedi

Ansiklopedinin ciltlerinin herbiri 1200 sayfadan oluşacak. A’dan Z’ye kadar sıralanacak ciltler 1 milyon 193 bin 14’üncü sayfada sona erecek. Basılı ansiklopedinin hayata geçirilebilmesi için 50 bin amerikan doları gerekiyor. Şimdilik 11 bin dolar toplayan projenin tamamlanmasına 45 gün var.

Eserler ağustos ayında Londra’daki Wikimania toplantısı sırasında sergilenecek, ardından kitaplık dünyanın birçok ülkesini dolaşarak meraklıların beğenisine sunulacak.

 

Kaynak :[-]

Ankara Sinema Derneği’nin Kültür ve TurizmBakanlığı’nın katkılarıyla düzenlediği 18. GeziciFestival 30 Kasım-10 Aralık 2012 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak.

Festival her yıl olduğu gibi Ankara’dan başlayacak, 30 Kasım–6 Aralık’taki gösterimlerin ardından 7-10 Aralık tarihleri arasında geçtiğimiz yıl da festivaleev sahipliği yapan Sinop’a konuk olacak.

Gezici Festival, iki uzun metraj ve iki kısa belgeselden oluşan Üretim Hatası bölümünde kurumsal iş hayatını, üretim sistemlerini, polisi, otoriteyi, genelde de Batı uygarlığının 21. yüzyılda geldiği noktayı sorgulayacak. Gezici Kitaplık’a bu yıl eklenecek kitap olan Devrim yahut Vasat: Üretim, Deneyim ve Teknoloji ise teknolojinin toplumsal deneyime ve yaratıcı endüstrilere etkisine bakarak, farklı görüşleri bir araya getirecek.

Üretim Hatası’nda çalışmak ya da çalışmamak

Yönetmen Carmen Losmann, ilk uzun metrajlı belgeseli Öğün, Çalış, Güven’de Batı hizmet toplumunun Orwell’in hayal ettiği karanlık bir geleceğe nasıl ilerlediğini, olayın kalbine inerek gösteriyor. Lossman, Almanya’nın büyük şirketlerindeki değişim ve insan yönetimi stratejilerini doğrudan yöneticilerin çalışma alanlarında izliyor. “Yetenek yönetimi”, “kültürel dönüşüm”, “güven temelli” gibi ilk başta çalışanın iyiliğine yönelik gibi gözüken kavramlar, film ilerledikçe çalışanın birer veriye dönüştüğü karanlık bir dünyayı açığa çıkarıyor.

Lossman çok çalışanlı büyük Batı kuruluşlarının işlevsizliğini kamerasıyla yakalarken, Rus yönetmen Andrey Gryazev otoritenin, dolayısıyla da bildiğimiz anlamda egemen sistemin işlevsizliğini sorguluyor. Gryazev, Yarın isimli belgeselinde bir tür politik performans yapan ve ünleri dünyaya yayılan sanat grubu Voina’nın düzen karşıtı eylemlerini ve eylemlerinin arkasındaki hayatlarını anlatıyor. “Polis ve güvenlik sistemi köküne kadar çürümüştür. Tek yapılacak, sistemi tersyüz etmektir,” diyor Voina’nın üyelerinden biri. Sistemi tersyüz edemeseler de, eylemlerinden birinde bir polis arabasını tersyüz etmeyi başarıyorlar.

Festival izleyicileri, Üretim Hatası bölümünde gösterilecek uzun metrajlı belgesellerin öncesinde birer kısa film izleme fırsatını da yakalayacaklar. Öğün, Çalış, Güven öncesi gösterilecek Makine Adam, 21. yüzyılda insanların hâlâ ağır fiziksel işlerde kullanılıyor olmasını Bangladeş’teki işçilere bakarak anlatacak. İzleyiciler Yarın filminden önce gösterilecek Havai Fişekler’de ise, 31 Aralık gecesi havai fişek gösterilerinin arasında bir grup ekolojistin Avrupa’nın en büyük çelik fabrikalarından birini nasıl havaya uçurduğunu izleyecekler.

Gezici Kitaplık’ta yeni bir kitap

Gezici Kitaplık, bu yıl festival okuyucularıyla buluşturacağı kitabında teknolojinin toplumsal deneyime ve yaratıcı endüstrilere etkisini sorgulayarak, farklı görüşleri bir araya getirecek. Editörlüğünü Tül Akbal Süalp ve Burçe Çelik’in üstlendikleri, Ankara Sinema Derneği ve Bağlam Yayınları işbirliğiyle yayımlanacak Devrim yahut Vasat: Üretim, Deneyim ve Teknoloji, Aralık ayından itibaren satışa sunulacak. Gezici Kitaplık’ın son eseri; Yeni diye adlandırılan teknoloji ne kadar yenidir? Teknoloji ve toplumsal deneyim arasındaki ilişki nedir? Sinema, medya, edebiyat, müzik gibi yaratıcı endüstrilerde tekniğin ve teknolojinin rolü nedir? gibi sorulara farklı isimlerin katkılarıyla cevaplar arayacak.

Festival duyuruları, program, filmler ve etkinlikleri Gezici Festival’in web sitesi, Facebook sayfası ve Twitter hesabından takip edebilir, fotoğrafları Flickr hesabından indirebilir, fragmanları Vimeo hesabından izlenebilecek.

Kaynak :[-]

2012  HENKEL ART AWARD YARIŞMASI

2012 yılında Viyana merkezli Henkel Orta ve Doğu Avrupa (Henkel CEE), 11’inci yılında ‘Orta ve Doğu Avrupa Henkel Art.Award.’ yarışması için başvuruları kabul etmeye başladığını açıkladı. Proje, Avusturya’da KulturKontakt ve “Museum der Moderner Kunst Stiftung Ludwig” (Modern Sanat Müzesi – MUMOK) ortaklığıyla yürütülüyor. Birinciliği kazanan sanatçı 7 bin euro para ödülünün yanı sıra, kendi ülkesinde düzenlenecek bir sergi imkânına da sahip olacak. Ayrıca eserlerini önümüzdeki yıl MUMOK’ta düzenlenecek olan kişisel bir sergi kapsamında sergileme ve sergi kataloğunun yayımlanması fırsatını elde edecek.

Özel bir tema belirlemeyen Henkel Art.Award, Orta ve Doğu Avrupa’daki sanatçılar tarafından resim, çizim, fotoğraf, video ve enstalasyon alanlarında üretilen çarpıcı ve yenilikçi sanat eserlerini ödüllendiriyor. Yarışmanın birincisi çok aşamalı bir seçim süreci ile belirleniyor.

Geçtiğimiz yıllarda çok sayıda Henkel Art.Award finalisti veya birincisi daha sonra uluslararası sergilere davet edildi ve uluslararası ölçekte başarı kazandı. Bu isimlerin arasında Dan Perjovschi (2002), Miha Strukelj (2008) ve Mladen Miljanovic (2009) gibi sanatçılar da yer alıyor.

Henkel Art.Award. 2012 – Başvuru dokümanları:

– CV ve sanat kariyeri hakkında bilgi (İngilizce veya Almanca)

– Yaş sınırı: 40 (Ekim 2012’de Avusturya’da düzenlenecek olan gala töreni sırasında sanatçı 40. yaş gününe ulaşmamış olmalıdır.)

– Sanat eserlerinin 3-5 adet röprodüksiyonu: Orijinal eserler gönderilmemelidir!

– Resim, çizim ve fotoğraf alanlarında sanat eserleri: Fotoğraf, dosya ve/veya katalog biçiminde olmalıdır. (Boyut: azami A3). Slayt, CD veya DVD olarak gönderilmemelidir.

– Video ve enstalasyon dallarında sanat eserleri: DVD’de video olarak gönderilmelidir. (Azami sunum süresi: 10 dakikadır.)

– Bütün sanat eserleri 2009 sonrasında üretilmiş olmalıdır.

– Aşağıdaki ülkelerden yapılacak başvurular kabul edilecektir: Arnavutluk, Belarus, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Kazakistan, Kosova, Letonya, Litvanya, Makedonya, Moldovya, Karadağ, Polonya, Romanya, Rusya, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, Türkiye ve Ukrayna.

Kayıtlar, Haziran ayında yerel bir jürinin ön elemesine tabi tutulacak. Uluslararası jüri, 2012 yazında toplanarak 5 finalist belirleyecek ve birincinin seçileceği Viyana’ya gönderecek. Ardından, finale kalan sanatçılar haberdar edilecek ve Henkel CEE tarafından Henkel Art.Award. 2012 Gala törenine davet edilecekler.

Tören kapsamında 7 bin euro para ödüllü Henkel Art.Award., beş finalist arasından bir kişiye verilecek.

Sunulan sanat eserleri jüri oturumundan sonra bunları üreten sanatçılara iade edilecek.

Not:

– Yarışmaya katıldıkları için sanatçılara ücret ödenmemektedir.

– Sanat eserlerinin kaybolması veya zarar görmesiyle ilgili herhangi bir sorumluluk kabul edilmemektedir.

Henkel Art.Award.2012’ye başvurular, en geç 25 Mayıs 2012 tarihine (zarf üzerindeki tarih) kadar aşağıdaki adrese yapılmalıdır;

Türk Henkel A.Ş.

Kurumsal İletişim

İçerenköy Mah. Karaman Çiftliği Yolu Cad.

No:49/A PK 34752 Ataşehir – İstanbul

kurumsal.iletisim@henkel.com

Tel: 216 579 40 59

2012 DERS BELGELİĞİ DESEN YARIŞMASI

KATILIM:

– Her katılımcı yarışmaya, 2012 yılı içerisinde yapmış olduğu en

fazla üç eseri ile katılabilir.

– Yarışma; Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Güzel

Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim-iş Anabilim Dalı / dB atölye MEZUNLARI *

ve öğrencileriyle birlikte diğer ÖĞRENCİLERE de açık bir yarışmadır.

Kapsama alanı dışındaki öğrenciler kimlik kartlarının bir

fotokopisiyle başvuru yapabilirler (aslını göstermek şartıyla)

– Desenler, 50x70cm boyutunda desen kağıdı üzerine yapılacaktır.

– Katılımcı, desen kağıdının arkasına adını, soyadını, mezun olduğu

yılı, eğer öğrenime devam ediyorsa sınıfını ve iletişim adresini

yazacaktır.

– Desenler, (15-24 Mayıs 2012) Çarşamba, Perşembe ve Cuma günleri

saat 9:45 ile 17:00 arasında 8 numaralı atölyeye teslim edilecektir.

Detay için Lütfen Tıklayın  

AKŞEHİR BELEDİYESİ ANMA VE MİZAH GÜNLERİ İÇİN AFİŞ YARIŞMASI 2012

AFİŞ YARIŞMASI

Akşehir Belediyesi bu yıl 53.’sü düzenlenecek olan Uluslararası Akşehir Nasreddin Hoca Anma ve Mizah Günleri için bir afiş yarışması düzenledi. Amatör yada profesyonel tüm sanatçıların katılabileceği afiş yarışmasında son başvuru tarihi ise 16 Mayıs 2012 Cuma günü olarak belirlendi.

Anma Ve Mizah Günleri İçin

Afiş Yarışması…Akşehir’de her yıl Nasreddin Hoca’nın anısına düzenlenen ve bu yıl 53.’sü gerçekleştirilecek olan Uluslararası Akşehir Nasreddin Hoca Anma ve Mizah Günleri için hazırlıklar devam ediyor. Bu yıl yapılacak etkinliklerde kullanılacak afiş içinde bir yarışma açıldı.

Organizasyon Komitesi tarafından açılan yarışmaya Amatör yada profesyonel tüm sanatçıların katılabileceği bildirildi. 53. Uluslararası Akşehir Nasreddin Hoca Anma ve Mizah Günleri”nin tanıtımında kullanılacak afiş yarışmasının amacı, bir taraftan ünlü gül-düşün ustası Nasreddin Hoca’yı felsefesi ve mizahi kişiliğiyle daha bilimsel yöntemler ve daha çok ses getirici araçlarla geniş kitlelere tanıtmak, diğer taraftan da tasarım alanında çalışan kişilerin yaratıcı çabalarını destekleyerek grafik sanatının gelişmesine katkıda bulunmak olarak açıklandı…

Her katılımcının en fazla 3 afişle katılabileceği yarışmada son başvuru tarihi ise 16 Mayıs 2012 tarihi olarak belirlendi. Organizasyon Komitesi tarafından belirlenen Jüri değerlendirmesi sonucunda birinci gelen eser, 1.250,00t ikinci gelen eser 1.000,00 t üçüncü gelen eser 750,00 t ve Nasreddin Hoca plaketi ile ödüllendirilecek. Ayrıca, yarışmaya katılan eserlerden sergilenmeye değer görülenler ise etkinlik süresince sanatseverlerin beğenisine sunulacak.

Yarışma ile ilgili şartname ve geniş bilgi Akşehir Belediyesi Özel Kalem, Kültür ve Sosyal İşler Birimi’nden temin edilebilecek.

Detaylar için lütfen tıklayınız   

NURİ İYEM RESİM ÖDÜLÜ 2012

NURİ İYEM

Nuri İyem adına 2006 yılından bu yana gerçekleştirilen “Nuri İyem Resim Ödülü” Resim Yarışması bu yıl yedinci kez düzenleniyor.

Seçici Kurul tarafından ödüle layık görülen sanatçıya 10.000 Türk Lirası para ödülünün yanı sıra “Nuri İyem Resim Ödülü” nü simgeleyen, Prof. Rahmi Aksungur tarafından özel olarak üretilen bronz “Heykel” verilecek. Ayrıca ödül alan sanatçı, Lebriz.com sanatçı katalogları bölümünde iki yıl süreyle online katalog hakkı kazanacak.

“Nuri İyem Resim Ödülü – 2012” Seçici Kurulu; Prof. Rahmi Aksungur, Prof. Dr. Adem Genç, Prof. Dr. Zeynep İnankur, Prof. Kemal İskender, Ümit İyem, Prof.Dr. Erhan Karaesmen, Temür Köran, İrfan Önürmen ve Prof. Dr. Mehmet Özer’den oluşuyor.

“Nuri İyem Resim Ödülü”nü alan resim ve Seçici Kurul tarafından sergilenmeye değer bulunan resimler, Evin Sanat Galerisi’nde 26 Haziran 2012 tarihinde düzenlenecek ödül töreninin ardından, 26 Haziran–10 Temmuz 2012 tarihleri arasında sergilenecek ve hazırlanacak kapsamlı katalogda bir araya getirilecek.

Yarışmaya katılım için 18 yaşını doldurmuş, T.C. vatandaşı ressamların; Evin Sanat Galerisi ve www.evin-art.com ’dan temin edecekleri katılım formlarını, yapıtlarıyla birlikte 01.06.2012 tarihinden başlamak üzere 03.06.2012 saat 19.00’a kadar Evin Sanat Galerisi’ne teslim etmeleri gerekiyor.

TURGUT PURA VAKFI ULUSLARARASI RESİM VE HEYKEL YARIŞMASI 2012

TURGU PURA VAKFI YARIŞMASI

Bu yıl 31. si düzenlenecek olan serbest konulu “Turgut Pura Vakfı Uluslararası Resim ve Heykel Yarışması” başvuruları başlamıştır. Turgut Pura Vakfı tarafından gerçekleştirilen uluslararası yarışma resim ve heykel olmak üzere 2 kategoride yapılacak olup; yarışma için son başvuru tarihi 26 Nisan 2012.

26 Nisan tarihine kadar başvuruların kabul edileceği yarışmanın ödül töreni 25 Mayıs 2012 tarihinde İzmir Devlet Resim ve Heykel Müzesi alt salonunda saat: 19:30 da gerçekleşecektir.

Seçici kurullar tarafından seçilen eserler 25 Mayıs-03 Haziran 2012 tarihleri arasında İzmir Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde sergilenecek ve sergi kataloğunda yer alacaktır.

Turgut Pura Vakfı Uluslararası Resim ve Heykel Yarışması’nın resim ve heykel alanındaki birincileri 5.000 TL’lik para ödülü, 1.’lik Beratı ve Ödül Heykelciği ile ödüllendirilecek ve eserler Turgut Pura Vakfı Kolleksyonuna dahil edilecektir. Yarışmanın 2. leri; 2.’lik Beratı ve Ödül Heykelciği ile ödüllendirilecektir. Ayrıca Heykel ve Resim Dalı Seçiciler Kurulları ödüle layık gördüğü diğer eserleri mansiyon ile ödüllendirecektir.

Bu yıl 31. Düzenlenecek olan “Uluslararası Turgut Pura Resim ve Heykel Yarışması” seçici kurullarında;

Resim bölümünde; Burcu PELVANOĞLU, Greg WOLFF, Marcus GRAF, Turan AKSOY

Heykel bölümünde; Genco GÜLAN, Günnur ÖZSOY, Mike BERG, Seckin PİRİM yer almaktadır.

“31. Turgut Pura Vakfı Uluslararası Resim ve Heykel Yarışması” başvurusu ve ayrıntılı bilgi için: www.turgutpuravakfi.com

Turgut Pura Vakfı 1981 yılında Turgut Pura’nın eşi Güngör Pura tarafından, resim ve heykel sanatçısı Turgut Pura’nın 1979’da ölümünden sonra kurulmuş bir SANAT vakfıdır. Vakıf, İzmir Resim ve Heykel Müzesi’nin kuruluşunda büyük emeği geçen heykeltıraş Turgut Pura’nın anısını yaşatmakta ve resim, heykel ve seramik dallarında sanatçılar yetiştirmektedir. Vakıf Bünyesinde Bu amaç doğrultusunda kurulduğu yıldan itibaren her sene resim ve heykel alanında sanatçılarımızın çalışmalarını desteklemek, sergilemek ve kalıcı eserler kazandırmak amacıyla uluslararası resim ve heykel yarışması düzenlenmektedir.

1464.Sk.No-25-27 Alsancak/İZMİR (Kıbrıs Şehitleri Caddesi Saint Joseph Lisesi Arkası)

Tel: 0232 422 32 86 Fax: 0232 422 32 86

PENDİK BELEDİYESİ ŞİİR YARIŞMASI 2012

PENDİK BELEDİYESİ

 Yarışma Konusu

Şiir yarışmasının konusu “PENDİK’TE ZAMAN” olarak belirlenmiştir.

Yarışma Tarihi

15 Mart – 15 Haziran 2012 tarihleri arasındadır.

Teslim Tarihi

Eserler 10 Haziran 2012 mesai bitimine kadar teslim edilecektir.

Teslim Şekli

Yarışmacılar eserlerini www.pendik.bel.tr adresinde açılacak online başvuru sayfasından sisteme giriş yaparak teslim edecektir.

Ödüller

Birinciye : 10.000

İkinciye : 7.000

Üçüncüye : 5.000

Üç adet mansiyon verilecek olup her mansiyon 1000′dir. Derece sahipleri ve mansiyonlar dışında eserleri yarışma kitabında yayımlanmaya değer bulunanlara 100 telif ücreti ödenecektir.

Katılım Koşulları

1. T.C vatandaşı olmak.

2. Yarışmaya en az 15 yaş ve üzeri katılımcılar katılabilir.

3. Pendik Belediyesi çalışanları ve birinci derece yakınları yarışmaya katılamaz.

4. Jüri üyelerinin birinci derece yakınları yarışmaya katılamaz.

5. Bir yarışmacı en fazla 1 (bir) eserle yarışmaya katılabilir.

6. Eserler 12 punto ve 1.5 satır aralığıyla dizilmiş olmalı ve Times Nev Roman yazı karakteriyle yazılmış olmalıdır.

7. Eserlerin son teslim tarihi 10 Haziran 2012’dir.

8. Sonuçlar 2012 Haziran sonuna kadar ödül sahiplerine bildirilecektir.

9. Dereceye giren eser sahiplerine ödülleri 2012 Eylül ayında düzenlenecek ödül töreninde idare tarafından dağıtılacaktır.

10. Ödül kazanan eserlerin her türlü yayım ve telif hakları Pendik Belediyesine aittir.

Şiir Yarışması Jürisi

1.A.Ali URAL

2.Haydar ERGÜLEN

3.Celal FEDAİ

4.Baki ASİLTÜRK

5.Cevdet KARAL

Bilgi İçin

İletişim Merkezi 4447635 Dahili:3616

2012 RAŞİT KARA ŞİİR YARIŞMASI

İÇERİK:

Raşit Kara Şiir Yarışması; şair, yazar, çevre dostu Raşit Kara’yı yaşatmak, onun misyonunu gelecek kuşaklara taşımak adına, geleneksel hale getirilen ve ülke genelini kapsayan bir yarışmadır.

DÜZENLEYEN:

Kar Dergisi ve Raşit Kara ailesi adına kızı Avukat Türkan Kara.

(Girişimi başlatan ailesi, ileride kurulacak dernek, vakıf ya da benzeri tüzel oluşumlara bu yetkiyi devredebilir.)

ARIŞMA ŞARTLARI:

1-Yarışma 18 yaşını aşmış tüm şairlerimize açıktır. Konu serbesttir.

2-Yarışmada Birincilik, İkincilik ve Üçüncülük ödülleri verilecektir. (Jüri gerek görürse bir kişiye de Özendirme ödülü verebilir.)

3-Şairler, en fazla 2 (iki) şiirle yarışmaya katılacaktır. Şiirler, A4 kâğıdına 12 punto ile (Times New Roman karakterinde) bilgisayarda yazılarak gönderilecektir.

4-Şiirlerde, daha önce ödül almamış ve hiçbir yerde yayımlanmamış olması koşulu aranacaktır.

6-Ödüller 21 Temmuz 2012 saat 16.00’da, Kınalıada’da yapılacak Raşit Kara Anma etkinliğinde verilecektir.

7-Birincilik ödülüne 1000 TL+plaket, İkincilik ödülüne 750 TL+plaket, Üçüncülük ödülüne 500 TL+plaket verilecektir.

8-Şiirlerde rumuz kullanılacaktır. Yarışmacılar tek zarf hazırlayacaktır. Her şiir 5 (beş) adet çoğaltılarak gönderilecektir. Katılımcı, özgeçmiş ve iletişim bilgilerini ayrı bir mektup zarfına koyarak zarfın ağzını kapatacak, zarfın üzerine şiirlerinde kullanmış olduğu rumuzu yazarak büyük zarfın içine koyacaktır.

9-Başvurular en geç 10 Haziran 2012 tarihine kadar,

Türkan Kara, E 5 Yanyol, Teknik Yapı, Uprise Elite Residence, Kat: 19, D: 167 Soğanlık, Kartal/İSTANBUL adresine elden, kargo ya da posta yoluyla ulaştıracaktır. (Postadaki gecikme ve ulaşımsızlık sorumluluğu katılımcıya aittir)

SEÇİCİ KURUL ÜYELERİ:

1-Ahmet Saraçoğlu (Şair)

2-Niyazi Yaşar (Kar Dergisi Genel Yayın Yönetmeni-Yazar)

3-İsmail Biçer (Şair-Yazar)

4-Gülderen Canyurt (Şair)

5-Türkan Kara (Raşit Kara ailesi adına kızı-Avukat)

İLETİŞİM:

Ahmet Saraçoğlu

ahmets1956@hotmail.com

(0535) 768 90 21

(0216) 290 11 44

(0216) 290 11 45

GELENEKSEL AŞK ŞİİRLERİ YARIŞMASI 2012

1. Şiirin konusu Sevgiliye aşktır (siyasal bir düşünce veya lidere övgü türündeki şiirler yarışma dışı bırakılır.) Yarışmaya 2 adetten fazla şiir göndermeyiniz.

… 2. Yarışmaya kendi yazmış olduğunuz şiir veya şiirlerinizle katılabilirsiniz. Bir başkasının yazmış olduğu şiirle katıldığınızın belirlenmesi durumun…da, “şiir hırsızı olarak” suçlanarak kamuoyuna açıklama yapacağımızın bilinmesini isteriz.

3. Yarışmaya katılan şiirlerin bir başka yerdeki yarışmada ilk üç dereceye girmemiş olması gerekmektedir. (Bu konudaki dürüst davranışı katılımcıya bırakıyoruz.)

4.Katıldığınız türü mutlaka belirtiniz.

5. Şiirlerinizin altına gerçek adınızı yazmayınız. Bir rumuz ile yaşınızı belirtiniz. Bir başka kağıt üzerinde ise; yarışmaya katıldığınız şiirinizin adını, şiirin altında kullandığınız rumuzunu ve açık adresinizi (varsa telefon numaranızı) belirtmeniz gerekmektedir.

6. Şiirlerinizi kapalı zarf içerisinde elden getirebileceğiniz gibi, posta ile de gönderebilirsiniz. (Posta gönderilerindeki aksaklıklardan dolayı,Yarışma Kurulumuz sorumlu değildir.)

7. Yarışmaya katılan ve ilk 3 dereceye giren katılımcılara

1.nciye 750 lira

2.nciye 500 lira

3.üncüye 250 lira ve plaketler verilecektir

8.Yarışmamıza göndereceğiniz şiirlerin bugünden başlamak üzere, en geç; 16 MAYIS 2012 TARİHİNE kadar elimize ulaşmış olması gerekmektedir. (Son gün, saat: 20.00′e kadar açık olacağız.)

9.Yarışma sonuçları YARIŞMA ÖDÜL TÖRENİ 4 HAZİRAN PAZARTESİ SAAT 19,00 DA İZMİRDE GERÇEKLEŞECEKTİR .

Tüm katılımcıların ödül dağıtım töreninde bulunmalarını, ödül günü gelemeyecek olanların yerlerine bir yakınlarının gelmelerini ve şiirlerini bugünden itibaren göndermelerini bekliyoruz.

Tüm katılımcılara şimdiden başarılar diliyor, şiirlerinizi süresi içinde göndermenizi bekliyoruz.

NOT:YARIŞMAYA KATILAN ŞİİRLER KİTAPLAŞACAKTIR BU KİTAPTA YER ALMAK İSTEYENLER 50 TL ÖDEMESİ GEREKMEKTEDİR .

HER KATILIMCIYA 10 ADET VERİLECEKTİR .

TÜM KATILIMCILARA DUYRULUR

SEÇİCİ KURUL

1:TURABİ YILMAZ(ŞAİR-HALK OZANI)

2:OKAN YÜKSEL (ŞAİR)

3:ÖZTÜRK ERBEK (ŞAİR)

4:GAZİ KESKİN (ŞAİR)

5:MURAT OZANOĞLU (ŞAİR-HALK OZANI)

ANADOLU SANATSAL FAALİYETLER VE KÜLTÜR DERNEĞİ

Yarışma Başvuru Adresi:GAZİLER CADDESİ NO:50 KÜREBAŞI İŞ HANI KAT :7 ÇANKAYA /İZMİR

Yarışma İletişim Bilgileri:0 232 484 14 15-0232 489 33 34

email.anadolusanatdernegi@hotmail.com

4 MEVSİM BAĞCILAR FOTOĞRAF YARIŞMASI

fotograf yarismasi secilen

Bağcılar Belediyesi, ilçenin kuruluşunun 20′inci yıl dönümü dolayısıyla “4 Mevsim Bağcılar” konulu fotoğraf yarışması düzenliyor. Ünlü fotoğrafçı Ara Güler’in de aralarında bulunduğu jüri üyeleri en iyi fotoğrafları seçecek. Birinciliği kazanan fotoğrafçı 5 bin TL para ödülü kazanacak.

Bağcılar Belediyesi, ilçenin en güzel fotoğraflarını çekenleri ödüllendirmek için “4 Mevsim Bağcılar” konulu fotoğraf yarışması düzenliyor. Yarışmaya farklı mevsimlerde çekilen Bağcılar fotoğrafları katılabilecek. Fotoğraflar, ünlü fotoğrafçılar Ara Güler, Coşkun Aral, Prof. Dr. Sabit Kalfagil, Prof. Dr. Güler Ertan ve Ümit Karalar ile ünlü haber spikeri Oğuz Haksever’den oluşan jüri tarafından değerlendirilecek.

Fotoğraflarda birinciliği kazanan fotoğrafçıya 5 bin TL para ödülü verilecek. Yarışmada ikinciye 2 bin 500, üçüncüye ise bin 500 TL para ödülü verilecek. Yarışma kapsamında dört fotoğrafa da 500 TL olmak üzere mansiyon ödülü verilecek.

SERGİ AÇILACAK

5 Ekim 2012′ye kadar devam edecek yarışmada sergilenmek üzere de 20 fotoğraf 150 TL karşılığında satın alınacak.

Bağcılar’ın kuruluşunun 20′inci yıl dönümü olduğunu ifade eden Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı, serginin de bu kapsamda açıldığını ve Bağcılar’ın 20 yılda yaşadığı değişim ve dönüşümü fotoğraflarla görmek ve göstermek istediklerini belirtti.

Daha Fazla bilgi için lütfen tıklayınız

 

2012 WILO ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI

Su Dünyanın Her Karesinde - Fotoğraf Yarışması

Hayati önem taşıyan suyu Türkiye’nin her noktasına, geliştirdiği yeni teknolojilerle ulaştıran WILO, çevre dostu projelerine bir yenisini daha ekliyor. Dünyada ve ülkemizde su kaynaklarının verimli kullanılması gerektiğine dikkat çeken WILO, Dünya Su Günü’nde “WILO 1. Ulusal Fotoğraf Yarışması”, düzenlediğini açıklıyor. WILO, “Su, Dünyanın Her Karesinde” konulu fotoğraf yarışması ile suyun ve sanatın yaşamımızdaki önemini de vurguluyor.

WILO Pompa Sistemleri A.Ş., enerji tasarrufunda dünya lideri markalardan biri olarak faaliyetlerini sürdürmeye devam ediyor. Yeşil binasıyla Türkiye’de ve Avrupa’da kendi sektöründe LEED Gold Sertifikası’na (Enerji ve Çevre Dostu Tasarımda Liderlik Sertifikası) sahip ilk firma olan WILO Türkiye, çevre dostu projelerine bir yenisini daha ekliyor. WILO, 22 Mart Dünya Su Günü’nde “WILO 1. Ulusal Fotoğraf Yarışması” düzenlediğini açıklıyor.

WILO’nun, Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu (TFSF) onayı ve İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği’nin (İFSAK) desteğiyle düzenlediği “Su, Dünyanın Her Karesinde” konulu fotoğraf yarışması; içme suyu kaynaklarının azalması, suyun temiz kalması ve verimli kullanılması konusunda bilinci artırmayı hedefliyor.

Dünyanın büyük bölümü su kaynaklarıyla çevrili olsa da bu kaynaklar giderek azalıyor. Düzensiz yapılaşma, aşırı nüfus artışı, sera gazlarındaki artış ve sanayileşme, dünyayı daha “susuz” bir hale getiriyor. Bu sebeple WILO Türkiye, “Su, Dünyanın Her Karesinde” konulu yarışması ile hayatın her anında ihtiyaç duyduğumuz suyun verimli kullanımına dikkat çekmeyi hedefliyor. Hayat fonksiyonlarımızı dengede tutan suyun fotoğraflarla belgeleneceği fotoğraf yarışması ile toplumda su bilincinin yükselmesini amaçlıyor.

WILO 1. Ulusal Fotoğraf Yarışması amatör ve profesyonel tüm fotoğrafçıların katılıma açık olarak düzenleniyor. Katılımın ücretsiz olarak gerçekleşeceği yarışmada son başvuru tarihi, 24 Eylül 2012 olarak belirlendi.

Yarışmanın Seçici Kurulu; İFSAK Yönetim Kurulu Başkanı Tanju Akleman, AFIAP unvanlı fotoğraf sanatçısı Ali Balkı, AFIAP unvanlı fotoğraf sanatçısı Cengiz Karlıova, İFSAK Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve AFIAP unvanlı fotoğraf sanatçısı Serkan Turaç ve WILO Pompa Sistemleri A.Ş.’den Melis Akçin’den oluşuyor.

“Su Dünyanın Her Karesinde” konulu yarışma sonucunda birinci olan esere 3000 TL, ikinci esere 2000 TL, üçüncü esere ise 1000 TL ödül verilecek. Ayrıca yarışmada başarılı olan diğer eserler mansiyon ve sergileme ödüllerinin yanısıra TFSF yayını olan Almanak 2012 kitabında yer alacak ve 12 Ekim 2012 tarihinde düzenlenecek ödül töreninde de sergilenme imkânı elde edecekler.

Yarışmanın sonuçları, 29 Eylül 2012’de gerçekleşecek Seçici Kurul toplantısı ile belirlenecek. Toplantının ardından sonuçlar 01 Ekim 2012 tarihinde basın yoluyla ve www.tfsf.org.tr, www.ifsak.org.tr adresleri ile www.wilofotografyarismasi.com adresinden duyurulacak.

Yarışmaya başvurmak ve şartname konusunda detaylı bilgi almak için www.wilofotografyarismasi.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

2012 yılını “Enerji Verimliliği Farkındalık Yılı” ilan eden WILO Türkiye, enerji verimliliği konusunda öncü marka olarak çalışmalarını bu doğrultuda sürdürüyor. WILO Türkiye’nin faaliyetlerini sürdürdüğü Tuzla-Orhanlı’daki yeşil binası, özellikle suyun verimli kullanımı konusunda birçok uygulama içeriyor.

Enerji ve su tasarrufu bilinciyle hareket eden WILO bu bilinç ve anlayışını; “Su Dünyanın Her Karesinde” konulu fotoğraf yarışmasıyla tüm topluma aşılamayı amaçlıyor.

Fotoğraf Yarışması Takvimi:

Son Başvuru tarihi: 24.09.2012

Seçici Kurul Değerlendirmesi: 29.09.2012

Sonuçların Açıklanması: 01.10.2012

Ödül Töreni ve Sergi : 12.10.2012

DEĞİŞEN BODRUM’UN DEĞİŞMEYEN YÜZÜ FOTOĞRAF YARIŞMASI

Fotoğraf yarışması

Bodrum, gerek kentsel gerekse turizm anlamında hızla gelişmesiyle birlikte geleneksel kültüründen ve özgünlüğünden hızla uzaklaşmaktadır. Ancak bu hızlı gelişmeye karşın kentsel ve toplumsal geleneklerini de yaşamaktadır. Bu amaçla Bodrum’un henüz kaybolmamış bu değerlerini fotoğraf sanatının olanakları içersinde saptamak ve görsel arşiv oluşturmak amacıyla BKST bir fotoğraf yarışması düzenlemiştir.

Son katılım tarihi: 09.08.2012

Daha Fazla bilgi için tıklayınız    

 

 

“TARIM VE İNSAN” KONULU ULUSAL FOTOĞRAF YARIŞMASI 2012

Tarım ve insan 4. ulusal Fotoğraf yarışması

Amatör ve profesyonel 7’den 70’e tüm fotoğraf severlerin katılabileceği 15 bin lira toplam para ödüllü “Tarım ve İnsan” konulu ulusal fotoğraf yarışmasına başvurular başladı. Yarışmaya katılmak isteyenler, 13 Temmuz 2012 tarihine kadar başvuruda bulunabilecek.

Özellikle fotoğraf severlerin büyük ilgi gösterdiği ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın geleneksel hale getirdiği ve DenizBank’ın katkılarıyla düzenlenen yarışmanın, bu yıl 4’üncüsü yapılacak. Büyük ilgi gören yarışmaya, çiftçi-üretici,öğrenci,genel olmak üzere 7’den 70’e herkes başvurabilecek.

Başvurular beş ayrı kategoride kabul edilecek

“Tarım ve İnsan” konulu yarışmaya katılmak isteyenler için son başvuru, 13 Temmuz 2012 olarak belirtiliyor.Genel, çiftçi-üretici, öğrenci, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ve DenizBank personeli olmak üzere başvuru sonuçları, 24-27 Temmuz’da açıklanacak.Yarışmasının ödül töreni de Ekim’de yapılacak.

15 bin lira ödül verilecek

Yarışmanın genel kategori birincisine 4 bin, ikincisine 3 bin, üçüncüsüne 2 bin, çiftçi-üretici, öğrenci, Bakanlık personeli kategorilerinde 2’şer bin lira olmak üzere, toplam 15 bin lira ödül verilecek. Amatör ve profesyonel tüm fotoğraf severlerin katılabileceği yarışmanın başvuru formu ve diğer bilgilere, www.tarimyayin.gov.tr internet sitesinden ulaşılabiliyor.

SANPELLEGRINO CAFE SOCIETY FOTOĞRAF YARIŞMASI 2012

Sanpellegrino meyveli içeceklerin 11 senedir Avusturalya’da düzenlediği ve bir gelenek haline gelen Sanpellegrino Café Society Fotoğraf Yarışması ikinci kez Türkiye’de! Sanpellegrino şişeleri ile bir cafe veya restoranda kompozisyon yarat, fotoğrafını çek, Facebook uygulamasıyla fotoğrafını yükle ve yarışmaya katıl!

Uzman jürinin değerlendirmesi sonucunda kazananları ALMA School’da yeme – içme workshop’unu da kapsayan 2 kişilik VIP İtalya seyahati fırsatı, iPad2, iPhone4 ve Nikon L100 Dijital Fotoğraf Makinesi; katılımcıların oylarıyla seçilen Facebook kategorisi birincisini ise, 1 senelik Sanpellegrino tüketimi, illy X7 Francis Francis Espresso Makinesi ve 12 adet illy espresso fincan takımı bekliyor!

Yarışmaya başvurular 1 Nisan – 1 Haziran 2012 tarihleri arasında!

Daha Fazla Detay İçin Lütfen Linklere tıklayınız:

http://www.cafesocietyturkey.com/

http://www.facebook.com/cafesocietyturkey

https://twitter.com/#!/CafeSocietyTR

http://www.facebook.com/cafesocietyturkey/app_167827073337736

BÜYÜKÇEKMECE BELEDİYESİ FOTOĞRAF YARIŞMASI 2012

Büyükçekmece Belediyesi 3. Uluslararası Fotoğraf Yarışması

Son Katılım Tarihi: 31.05.2012

Daha fazla detay için lütfen tıklayınız   

 

2012 HENKEL ART AWARD YARIŞMASI

2012 yılında Viyana merkezli Henkel Orta ve Doğu Avrupa (Henkel CEE), 11’inci yılında ‘Orta ve Doğu Avrupa Henkel Art.Award.’ yarışması için başvuruları kabul etmeye başladığını açıkladı. Proje, Avusturya’da KulturKontakt ve “Museum der Moderner Kunst Stiftung Ludwig” (Modern Sanat Müzesi – MUMOK) ortaklığıyla yürütülüyor. Birinciliği kazanan sanatçı 7 bin euro para ödülünün yanı sıra, kendi ülkesinde düzenlenecek bir sergi imkânına da sahip olacak. Ayrıca eserlerini önümüzdeki yıl MUMOK’ta düzenlenecek olan kişisel bir sergi kapsamında sergileme ve sergi kataloğunun yayımlanması fırsatını elde edecek.

Özel bir tema belirlemeyen Henkel Art.Award, Orta ve Doğu Avrupa’daki sanatçılar tarafından resim, çizim, fotoğraf, video ve enstalasyon alanlarında üretilen çarpıcı ve yenilikçi sanat eserlerini ödüllendiriyor. Yarışmanın birincisi çok aşamalı bir seçim süreci ile belirleniyor.

Geçtiğimiz yıllarda çok sayıda Henkel Art.Award finalisti veya birincisi daha sonra uluslararası sergilere davet edildi ve uluslararası ölçekte başarı kazandı. Bu isimlerin arasında Dan Perjovschi (2002), Miha Strukelj (2008) ve Mladen Miljanovic (2009) gibi sanatçılar da yer alıyor.

Henkel Art.Award. 2012 – Başvuru dokümanları:

– CV ve sanat kariyeri hakkında bilgi (İngilizce veya Almanca)

– Yaş sınırı: 40 (Ekim 2012’de Avusturya’da düzenlenecek olan gala töreni sırasında sanatçı 40. yaş gününe ulaşmamış olmalıdır.)

– Sanat eserlerinin 3-5 adet röprodüksiyonu: Orijinal eserler gönderilmemelidir!

– Resim, çizim ve fotoğraf alanlarında sanat eserleri: Fotoğraf, dosya ve/veya katalog biçiminde olmalıdır. (Boyut: azami A3). Slayt, CD veya DVD olarak gönderilmemelidir.

– Video ve enstalasyon dallarında sanat eserleri: DVD’de video olarak gönderilmelidir. (Azami sunum süresi: 10 dakikadır.)

– Bütün sanat eserleri 2009 sonrasında üretilmiş olmalıdır.

– Aşağıdaki ülkelerden yapılacak başvurular kabul edilecektir: Arnavutluk, Belarus, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Kazakistan, Kosova, Letonya, Litvanya, Makedonya, Moldovya, Karadağ, Polonya, Romanya, Rusya, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, Türkiye ve Ukrayna.

Kayıtlar, Haziran ayında yerel bir jürinin ön elemesine tabi tutulacak. Uluslararası jüri, 2012 yazında toplanarak 5 finalist belirleyecek ve birincinin seçileceği Viyana’ya gönderecek. Ardından, finale kalan sanatçılar haberdar edilecek ve Henkel CEE tarafından Henkel Art.Award. 2012 Gala törenine davet edilecekler.

Tören kapsamında 7 bin euro para ödüllü Henkel Art.Award., beş finalist arasından bir kişiye verilecek.

Sunulan sanat eserleri jüri oturumundan sonra bunları üreten sanatçılara iade edilecek.

Not:

– Yarışmaya katıldıkları için sanatçılara ücret ödenmemektedir.

– Sanat eserlerinin kaybolması veya zarar görmesiyle ilgili herhangi bir sorumluluk kabul edilmemektedir.

Henkel Art.Award.2012’ye başvurular, en geç 25 Mayıs 2012 tarihine (zarf üzerindeki tarih) kadar aşağıdaki adrese yapılmalıdır;

Türk Henkel A.Ş.

Kurumsal İletişim

İçerenköy Mah. Karaman Çiftliği Yolu Cad.

No:49/A PK 34752 Ataşehir – İstanbul

kurumsal.iletisim@henkel.com

Tel: 216 579 40 59

DEVLET FOTOĞRAF YARIŞMASI 2012

fotograf_yarismasi

AMAÇ

Türk Fotoğraf sanatçılarının çalışmalarını desteklemek, son eserlerini bir arada sergilemek, sanat ortamımıza seviye ve canlılık kazandırmak ve buna bağlı olarak da fotoğraf sanatının yaygınlaşmasını sağlamak, gerektiğinde uluslararası platformlarda ülkemizi temsil edecek nitelikte fotoğraf sergileri oluşturmak amacıyla, Kültür ve Turizm Bakanlığınca “Devlet Fotoğraf Yarışması”nın onbeşincisi düzenlenmiştir.

KONU

1. Anadolu’da insan ve yaşam

2. Anadolu’da doğal hayat

3. Anadolu’da tarihi yapılar

4. Deneysel çalışmalar

KATILIM ŞARTLARI

● Yarışma; Seçici Kurul Üyeleri ile birinci derece yakınlıkları dışında, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu, yaşayan tüm sanatçılara açıktır.

● Fotoğraflar, sayısal ortama kayıtlı olarak gönderilecektir.

● Yarışmaya her kategoride en fazla üç eser gönderilebilir.

● Katılımcı daha önceden herhangi bir yarışmada ödül almamış ya da sergilenmemiş eserleriyle katılabilir.

● Yarışmaya gönderilen eserler, bir CD/DVD’de, uzun kenarı en fazla kısa kenarı . geçmeyecek şekilde 300 dpi çözünürlükte ve JPEG formatında kayıtlı olarak gönderilecektir.

● Eserlerin kaydedildiği CD/DVD’de her kategori için bir dosya oluşturulacak ve fotoğraflar şartnamede belirtilen sıra numarası verilerek ait oldukları dosya içine kaydedilecektir.

● CD/DVD’lerin üzerine en az 2 (iki) harf 4 (dört) rakamdan oluşan bir rumuz yazılacaktır. Örnek(AS5379) CD/DVD’ ye kayıt edilen fotoğraflara, katılımcı kesinlikle kendi ismini yazmayacak, yalnız rumuz ve sıra numarası yazacaktır.

● CD/DVD’ler bir zarfa konmalı, zarf kapatılarak üzerine sadece RUMUZ yazılmalıdır. Katılım formu eksiksiz doldurularak başka bir zarfa konmalı, zarf kapatılmalı ve üzerine yine yalnızca rumuz yazılmalıdır. Her iki zarf, ayrıca hazırlanan gönderim ambalajına konarak gönderilmelidir.

● Her fotoğrafa isim verilerek fotoğrafın nerede ve ne zaman çekildiği CD/DVD’deki dosyada belirtilmelidir.

● CD/DVD’lerin posta ya da kargo ile gönderimi sırasında zarar görmemesi için sertleştirilmiş ambalajlarda paketlenerek gönderilmesi gerekmektedir. Gönderim sırasında doğabilecek zararlardan Kültür ve Turizm Bakanlığı sorumlu olmayacaktır.

● Katılımcılar formları eksiksiz olarak doldurup imzalayarak göndereceklerdir.

● Yarışmaya eser verecek olan sanatçılar, kendi anlatım biçimlerine uygun her türlü yaklaşımı/yorumu kullanmakta serbesttirler.

● Fotoğrafların kayıtlı olduğu CD/DVD ve Katılım Formları 10-18 Mayıs 2012 tarihleri arasında aşağıda belirtilen adrese kargo ya da posta ile gönderilmeli veya teslim makbuzu karşılığında elden teslim edilmiş olmalıdır.

● Posta veya kargo ücretleri yarışmacılar tarafından ödenecektir. Posta ve kargoda meydana gelebilecek gecikmelerden Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü sorumlu değildir.

● Katılımcı yarışmaya gönderdiği eser/eserlerin kendisine ait olduğunu ve tüm izinlerini aldığını kabul, beyan ve taahhüt eder. Eseri ödül alan veya sergilenmeye değer bulunan katılımcılardan bu beyan ve kabulleri dışında hareket ettiği anlaşılanlardan bu yarışma ile elde ettikleri ödül, unvan ve her türlü kazanımları geri alınır.

TOPLAMA MERKEZİ

Kültür ve Turizm Bakanlığı

Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü

Roma Meydanı Hipodrom Cad. 06330 Hipodrom/ANKARA

Tel: 0312 384 42 00/160

SEÇİCİ KURUL

● 15. Devlet Fotoğraf Yarışması Seçici Kurulu aşağıda isimleri belirtilen üyelerden oluşur:

– Kültür ve Turizm Bakanlığı Temsilcisi

– Yrd. Doç. Dr. Gökhan BİRİNCİ (Sanatçı)

– Sıtkı FIRAT (Sanatçı)

– İzzet KERİBAR (Sanatçı)

-Yrd. Doç. Seçkin TERCAN (Sanatçı)

●Seçici Kurul üyelerinin isimleri soyadı alfabetik sırasına göre yazılmıştır.

●Seçici Kurul toplantısı için en az üç üyenin katılımı gereklidir.

●Değerlendirme toplantısı için yeterli sayıda Seçici Kurul üyesi bulunmaması halinde yeterli sayıda yedek üye çağırılabilir.

DEĞERLENDİRME

Seçici Kurul, 2012 yılı Mayıs ayı içerisinde Ankara’da toplanarak, her kategoriden ayrı ayrı 3 Başarı Ödülü ve 20 sergilenmeye değer eseri belirler.

ÖDÜLLER

15.Devlet Fotoğraf Yarışması’nda, Başarı ödülüne değer görülecek her bir kategorideki üç eser için; 3.000.-TL ve Başarı Belgesi verilecektir.

●Seçici Kurul, ödüllerin tümünü ya da bir kısmını dağıtıp dağıtmamakta serbesttir.

TELİFHAKKI

●Yarışmada ödüle değer bulunan eserlerin baskı ve sayısal kopyaları, tüm haklarıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı Koleksiyonuna ait olacaktır.

●Yarışma sonunda ödül alan eserler, bütün telif haklarıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından satın alınmış gibi işlem görür. Kültür ve Turizm Bakanlığı,ödüle değer bulunan eserleri, etkinliklerinde eğitim faaliyetlerinde sergileme,afiş, katalog, broşür vb. her türlü tanıtım malzemelerinde kullanma ve gösterme,medyada yayınlama hakkı da dahil olmak üzere eser sahibinin ismi ile birlikte5846 sayılı yasadan doğan tüm telif haklarına sahip olacaktır.

SERGİLEME

15.Devlet Fotoğraf Yarışması Sergisi, 2012 yılı Haziran ayında Ankara’daaçılacaktır.

ESERLERİN İADESİ

●Sergi bitiminden sonra Bakanlığımıza gönderilmiş olan CD/DVD’ler bir ay içerisinde sanatçılar tarafından elden geri alınabilir. Bu süre içinde geri alınmayan CD/DVD’ler bir komisyon tarafından imha edilecektir.

DİĞER

●Katılım Formları ve Şartnameler, Valiliklerden (İl Kültür ve Turizm Müdürlükleri), ilgili Fakülte ve Derneklerden, Bakanlığımız web sitesi www.kulturturizm.gov.tr veya www.guzelsanatlar.gov.tr adresinden de indirilebilir. Fotokopi ile çoğaltılabilir.

●Başarı ödülü alan ve sergilenmeye değer bulunan fotoğraflar Kültür ve Turizm Bakanlığınca sergilenecektir.

●Kültür ve Turizm Bakanlığı, sergilenmeye değer bulunan eserleri afiş, katalog, broşür v.b.her türlü tanıtım malzemesi olarak kullanma hakkına sahip olacaktır.

●Kültür ve Turizm Bakanlığı, yarışmaya teslim edilen eserlerin sergilenmesi sırasında gereken tedbirleri alır. Buna rağmen söz konusu eserlerle ilgili olarak doğabilecek aksaklıklarda “Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Plastik Sanat Eserlerini Seçme ve Değerlendirme Kurulu”nun kararı geçerlidir.

●Yarışmaya katılan tüm sanatçılar, bu şartname hükümlerini kabul etmiş sayılırlar.

DASK KISA FİLM YARIŞMASI 2012

Dask kısa flm yarışması

Konu

Doğal Afet Sigortaları Kurumu’nun (DASK) 2012′de dördüncüsünü düzenlediği Kısa Film Yarışması’nın konusu “Sallanmaya vakit yok!” olarak belirlenmiştir.

Bu çerçevede kritik başarı faktörü, zorunlu deprem sigortasının öneminin ve bu kapsamda son dönemde Türkiye’de yaşanan depremlerden edinilen deneyim ve derslerin filmlere yansıtılmasıdır.

Başvuru şartları

Yarışma, Türkiye’deki bütün üniversitelerin lisans ve lisansüstü öğrencilerine açıktır

Yarışmaya birden fazla eserle başvurulabilir.

Öğrenciler yarışmaya grup çalışmalarıyla katılabilirler. Bu çalışmalarda öğrenci sayısı en fazla 4 olabilir. Başvuruyu yapan kişi, diğer grup üyelerinin de yazılı onaylarını başvurusuna eklemelidir.

Başvuru formuna www.dask.gov.tr ve www.facebook.com/dask adreslerinden ulaşabilirsiniz.

Katılımcılar başvuru formunu eksiksiz doldurmalıdır. Her proje için ayrı bir form doldurulup projeyle birlikte gönderilmelidir.

Tüm başvurulara özgeçmiş, 2 adet fotoğraf ve okul kimliğinin fotokopisi eklenmelidir.

Tüm çalışmalar için dekanlık onayı gerekmektedir.

Filmlerin DVD formatında, 3 kopya olarak teslim edilmesi gerekmektedir.

Jüride yer alan isimler ve yakın akrabaları ile DASK çalışanları ve birinci dereceden yakın akrabaları bu yarışmaya katılamazlar.

Filmlerde aranan özellikler

Filmler Şubat 2012 tarihinden sonra yapılmış olmalıdır.

Filmlerin süresi 45 saniye ile 3 dakika arasında olmalıdır.

Tür sınırlaması yoktur. Kurmaca, deneysel, belgesel, animasyon gibi kısa filmin bütün dallarında ürün gönderilebilir.

Yarışmaya eser verecek öğrenciler, kendi anlatım biçimlerine uygun her türlü teknik ve malzemeyi kullanmakta serbesttirler.

Filmde kullanılan müziklerin telifiyle ilgili her türlü yasal sorumluluk film sahibi/sahiplerine aittir.

Eserlerde kaynak belirtilmeksizin alıntı yapılamayacak, yapanlar hakkında yasal işlem başlatılacaktır.

Yarışma şartlarına uymayan çalışmalar değerlendirme dışı tutulacaktır.

Yarışmaya gönderilen çalışmalar iade edilmez.

Yarışma takvimi

Son başvuru tarihi:01 Haziran 2012

Ön jüri değerlendirmesi11 – 15 Haziran 2012

Jüri değerlendirmesi: 25 – 29 Haziran 2012

Facebook oylaması: 9 Temmuz – 5 Ağustos 2012

Sonuçların açıklanması:7 Ağustos 2012

Değerlendirme

Yarışmaya başvuran bütün eserler 11 – 15 Haziran 2012 tarihleri arasında bir gün ön jüri tarafından değerlendirilecektir.

Ön jüri tarafından yapılan değerlendirmeler sonucunda finale kalan eserler 25 – 29 Haziran 2012 tarihleri arasında bir gün düzenlenecek olan toplantıda jüri tarafından değerlendirilecektir.

Her iki jürinin değerlendirmesinde de aşağıdaki kriterler esas alınacaktır:

Temaya uygunluk

Senaryoda özgünlük

Görsellik

Kurgu

Jürilerin değerlendirmesinde gizlilik ilkesi esastır.

Jüri ödüle değer gördüğü ilk 3 filmi dereceleriyle birlikte belirleyecektir.

İlk 3′e giren filmlerin dışında kalan 5 filmi de 9 Temmuz – 5 Ağustos 2012 tarihleri arasında DASK’ın Facebook sayfası üzerinden yapılacak izleyici oylamasına katılması için seçeceklerdir.

DASK’ın Facebook sayfasından oylamaya sunulan 5 filmden en çok oy alan ilk 2′sine “İzleyici Özel Ödülü” verilecektir.

Sonuç duyurusu

Yarışma sonuçları basın, www.dask.gov.tr ve www.facebook.com/dask aracılığıyla duyurulacaktır.

Jürinin kararları DASK tarafından başvuran kişilere iletilecektir.

Yayın ve telif hakkı

Yarışmada dereceye giren eserlerin yayın ve telif hakları DASK’a aittir.

Bu yapıtlar, DASK’ın içinde bulunduğu topluluğa ait kuruluşlarda kullanılabilir ya da yayımlanabilir.

DASK, tüm projeleri basılı veya elektronik ortamda kamuoyuyla paylaşabilir.

Ödüller

Birincilik Ödülü: MacBook Pro / Sony HXR – MC2000E Kamera

İkincilik Ödülü: MacBook Pro

Üçüncülük Ödülü: iMac

1. İzleyici Özel Ödülü: Canon SLR Dijital Fotoğraf Makinesi

2. İzleyici Özel Ödülü: Canon Compact Dijital Fotoğraf Makinesi

Yarışma başvurusu

Sevil Eroğluer

Grup 7 İletişim Danışmanlığı

İnönü Cad. Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya Sok. Gümüşsuyu İş Mrk. No:11/1 34427 Beyoğlu / İstanbul

Tel: 0212 292 13 13

E-mail: serogluer@grup7.com.tr

BEYAZ GÜVERCİN KISA FİLM YARIŞMASI 2012

Kısa Film Yarışması

HH İnsani Yardım Vakfı, İstanbul’da gerçekleşecek 5. Uluslararası Çocuk Buluşması kapsamında Beyaz Güvercin ismiyle bir kısa film yarışması düzenliyor. Kurmaca, belgesel ve animasyon kategorilerinde yarışacak filmlerin son teslim tarihi 21 Mayıs.

1992 yılından bu yana savaş, işgal ve doğal afet bölgelerinde sürdürdüğü yetim çalışmalarıyla

36 ülkede 23.000’in üzerinde yetim çocuğa kucak açan İHH İnsani Yardım Vakfı, insanlığı bu kutlu emanete sahip çıkmaya çağırmak, konuya insanlığın dikkatini çekmek ve farkındalık

oluşturmak amacıyla “Kutsal Emanetlerimiz Yetimler” temalı bir kısa film yarışması düzenliyor.

İstanbul’da gerçekleştirilecek 5. Uluslararası Çocuk Buluşması kapsamında ödül töreni de

düzenlenecek kısa film yarışmasında kurmaca, belgesel ve animasyon kategorilerinde filmler yarışacak. Derviş Zaim, İhsan Kabil, Rıdvan Şentürk, Semih Kaplanoğlu ve Yusuf Kaplan gibi birbirinden değerli isimlerin jüri üyeliğini yapacağı yarışmada eserlerin son teslim tarihi ise 21 Mayıs 2012.

Yarışmada kurmaca ve belgesel dallarında birincilik ödülü Sony NEX-FS100k video kamera iken animasyon dalında birincilik ödülü de Apple iMac 21,5 inç bilgisayar ve WACOM Cintiq 21 UX Pen Display çizim ekranı. Ayrıca jüri özel ödülünü kazanacak filmin yönetmeni de yetimleri ziyaret etmek için Afrika seyahati kazanacak. Mansiyon ödülü kazanan filmler de çeşitli video kameralar ve pen tabletler ile ödüllendirilecek.

Dünyanın her yerinden amatör ya da profesyonel kısa filmcileri “Kutsal Emanetlerimiz” dediğimiz çocuklarımız için bir hikâye anlatmaya davet ediyoruz. 165 milyon yetim çocuğun başrol oyuncusu olduğu bu büyük hikâyeyi anlatmaya istediğiniz yerden başlayabilirsiniz!

ayrıntılı bilgi için www.beyazguvercin.org

SEKANS FİLM ELEŞTİRİSİ YARIŞMASI 2012

sekans kısa film yarışması

Amacı

Düzenlenen yarışmayla film eleştirisi alanında ürün veren amatör / profesyonel yazarların ürünlerini değerlendirmek ve böylece film eleştirisi üretimini desteklemek ve özendirmek; sinema kültürünün gelişmesine katkı ve bu alanda üretim yapan kişilere ortam sağlamak ve ulusal sinemanın, film eleştirisi alanında üretilen yazılar aracılığıyla daha geniş bir platformda tanınması ve tartışılmasının önünü açmak amaçlanmaktadır.

Kapsam ve Koşullar

1- Yarışmaya katılacak yazılar Türkiye yapımı filmler üzerine olmalıdır. 2- Yazıların daha önce yayımlanmamış olması gerekmektedir. 3- Her yazar en çok iki yazıyla başvurabilir.

4- Çeviri eleştiri yazılarıyla yarışmaya başvurulamaz. 5- Yazılar Times New Roman karakterinde, 12 punto, çift satır aralıklı olmalıdır. Yazılar posta veya elden başvurularda 4 kopya olarak teslim edilir. E-posta yoluyla yapılan başvurularda yazının elimize ulaştığı başvuru sahibine iletilir. 6- Yazılara konu olan filmlerin yapım yılı, türü vb. konusunda bir sınırlama yoktur. 7- Yazıların dili Türkçe olmalıdır. 8- Yazılarına ek olarak, katılımcıların bir sayfayı aşmayan biyografilerini teslim etmeleri zorunludur. 9- Katılımcılar açısından amatör / profesyonel ayrımı yoktur. 10- Başvuru, yazıların yazarları tarafından yapılır. Eser sahipliği ve telif hakları konusunda yaşanacak herhangi bir hukuki sorun karşısında başvuru sahibi sorumludur. 11- Yarışmaya katılan tüm yazıların yayın haklarının 1 Temmuz 2013 gününe kadar Sekans Sinema Grubu’na ait olduğu katılımcılar tarafından kabul edilmiş sayılır. 12- Yarışmaya katılan herkes bu kapsam ve koşulları kabul etmiş sayılır ve yerine getirmedikleri koşullar nedeniyle ön elemeyi aşamazlar.

Başvuru Yöntemi

Yarışmaya başvurular 20 Mayıs 2012 tarihine kadar posta, e-posta yoluyla veya elden yapılabilir.

Posta ve elden teslim adresi: Tan Kitabevi (Konur-2 Sokak No: 54 / 12 Kızılay – Ankara)

E-posta: info@sekans.org

Değerlendirme Süreci

1- Yazıların ön elemesini gerçekleştirecek olan Eleme Kurulu, Sekans Grubu yazarlarından oluşmaktadır. 2- Ön elemeden geçen en fazla 10 yazı Seçici Kurul tarafından değerlendirilecek ve yarışmanın birinci, ikinci ve üçüncülüğe değer bulunan eleştiri yazıları belirlenecektir. 3- Yarışma sonuçları 20 Haziran 2012 günü medyada duyurulacak ve ardından Sekans Sinema Yazıları Seçkisi’nde yayınlanacaktır.

Seçici Kurul

Ahmet Gürata (Bilkent Üniversitesi)

Hakan Savaş (Anadolu Üniversitesi)

Ece Özdemir (Sekans Sinema Grubu)

Ödüller

Birincilik ödülü: 30 kitaplık sinema kitabı seti

İkincilik ödülü: 25 kitaplık sinema kitabı seti

Üçüncülük ödülü: 20 kitaplık sinema kitabı seti

Sponsor Kurumlar: Bağlam Yayınları, Der Yayınevi, Doruk Yayımcılık, Kalkedon Yayıncılık, Küre Yayınları, Metis Yayınları, Phoenix Yayınevi.

İLKADIM BELEDİYESİ KISA FİLM YARIŞMASI 2012

BAŞVURU ŞARTLARI

1.Katılım sadece İlkadım İlçesi Sınırlarındaki İlköğretim okulları (Devlet ve özel) için geçerlidir.

2.Katılımı Sağlayacak İlköğretim Okulları,15 Mayıs 2012 Tarihine kadar, eserin 2 DVD kopyasını ,filmle ilgili en az iki adet siyah beyaz veya renkli fotoğrafını(filmin afişi veya filmden kare)ve filmin özetini (en fazla 100 kelime ) bir CD içerisinde İlkadım Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü’ne bir zarfın içinde teslim etmeleri gerekmektedir.

3.Katılım okul adına ve okul müdürlüğünün imzası ile istenen evrak ve materyaller İlkadım Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğüne elden teslim edilecektir.

4.Son başvuru tarihinden sonra yapılacak başvurular kesinlikle kabul edilmeyecektir.

5.Filmde rol alacak kişiler okul öğrencilerinden olacaktır. Ana tema içinde yardımcı oyuncular olabilir.

6.Film içerisinde animasyon görüntü kullanılmayacaktır.

7.Belediyemize teslim edilen tüm filmlerin kullanma hakkı belediyemize ait olacaktır. Belediye bu filmleri kendi etkinliklerinde kullanma hakkına sahip olabilecektir.

8.Katılımcı her okul yukarıdaki tüm koşulları kabul etmiş sayılacaktır. Yukarıda belirtilmeyen tüm hususlar için karar mercii yarışma komisyonudur.

9.Bireysel başvurular değerlendirmeye alınmayacaktır.

10.Yarışma sonuçları 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla İlkadım belediyesinin düzenleyeceği programda açıklanacak ve ödüller aynı programda sahiplerine takdim edilecektir.

5 ADIMDA KISA FİLM ÇEKİMİ

1. Filminizin senaryosunu/hikayesini yazın.

Senaryo: Senaryo, filmin kâğıt üzerindeki ilk halidir. Senaryo, görüntü ve sese dönüşecek bir düşüncenin, bir olayın yazıya dökülmüşüdür. Göstermeyi esas alan bu nedenle, yazım biçimi, kurgulama, zaman, mekan ve diyaloglar gibi teknik açıdan farklı nitelikler taşıyan yazıdır.

Senaryonun temeli “bir hikâye en iyi şekilde nasıl anlatılır?” sorusudur. Eğer iyi bir hikâyeniz varsa onu anlatmak için iyi bir senaryo ilk şarttır.

İyi bir senaryonun temel özellikleri nelerdir: İyi bir senaryonun ilk şartı hikâyenin iyi olmasıdır. Hikâye yöresel olmamalı, sınırları asmalı, tüm dünya insanlarına ulaşmalı. Hikâyenin bir çıkış noktası olmalı. Senaryo “Ben ne anlatacağım?”, “Bir mesaj veriyor mu?” soruları ile kurulmalı. Burada mesajı bilgi olarak verip, altını çizip dikte etmek seyirciyi sıkmanın en kestirme yolu.

2. Filmi çekeceğiniz ekipmanın seçimi (Kamera, video çekimli fotoğraf makinası, cep telefonu vb. )

Çekimde dikkat edilmesi gerekenler;

Filminizi 16:9 formatında çekiniz. Yani çekim yapacağınız ekipmanı dikey olarak değil yatay şekilde kullanınız.

Mümkün olduğunca tripod/üç ayak kullanarak çekim yapınız. Böylelikle görüntüde titreme ve netlik kaybolması olmaz.

Eğer bir harici ışık kaynağınız yok ise çekimlerinizi gündüz yapınız.

3. Sahne çekimleri

Bir mekan da birden fazla çekim gerekiyorsa bütün çekimler aynı anda yapılır.

Sahnelerin sıralaması çekim bittikten sonra kurgulanır.

4. Senaryonuzdaki sahneleri birden fazla çekerek en iyisini filminize seçiniz.

5. Bilgisayarda movie maker vb video işleme programlarında senaryonuza göre kurguladığınız şekilde filminizi oluşturunuz.

GENÇ SANATÇILAR VE SANATSEVERLER DERNEĞİ KISA FİLM YARIŞMASI 2012

BAŞVURU KOŞULLARI

1.Yarışmaya 01/01/2010 tarihinden sonra çekilmiş filmler katılabilir.

2.Katılımcılar HER DALDA YANLIZCA 1 ADET film ile yarışmaya katılabilirler.

3.Başvuruda bulunacak filmler KURMACA ve BELGESEL dallarında değerlendirileceklerdir.

4.Başvuruda bulunulan film Türkçeden başka bir diller çekilmişse ,Türkçe altyazılı olarak gönderilmelidir.

5.Yarışma filmleri ,bir ekip olarak çekilmiş olsa bile,başvuru,filmin tek bir yönetmeni tarafından yapılmalıdır.

6.Daha önce herhangi bir yarışmada ödül almış veya GSSD yarışmasına katılmış filmler yarışmaya KATILAMAZLAR

7.GSSD yönetim kurulu bu yarışmaya katılamaz.

8.Filmde telif hakkı doğuran tüm işlemler için,ilgili telifleri almak katılımcının sorumluluğundadır.

9.Katılımcı ,hangi tür makina ile çekerse çeksin,filmlerinin 2 ADET PAL OLARAK ÇEKİLMİŞ DVD KOPYASINI + DOLDURULMUŞ VE İMZALANMIŞ BAŞVURU FORMUNU 15 / 05 /2012 TARİHİNE KADAR AŞAĞIDAKİ ADRESE , KARGO YOLUYLA YOLLAMASI GEREKİR.

10.Yarışmaya katılan film kopyaları,dernek arşivinde saklanır ve GSSD derneğinin,ticari olmayan tüm faaliyetlerinde kullanılabilir.Yarışma hakkında gelişmeler,dernek internet sitesinden takip edilebilir.Yönetmen ya da başvuru sahipleri, Festival programı kamuya duyurulduktan sonra filmlerini festivalden geri çekemezler.

10.Yarışma değerlendirmesi,seçıci kurul tarafından yapılacak.Finale kalan filmler arasında aşağıdaki katagorilerde ödül dağılımı yapılacaktır.

KURMACA DALINDA 1. FİLM

KURMACA DALINDA 2.FİLM

KURMACA DALINDA 3.FİLM

BELGESEL DALINDA 1.FİLM

BELGESEL DALINDA 2.FİLM

BELGESEL DALINDA 3. FİLM

Seçilecektir.

FİLMİN VE BAŞVURU FORMUNUN GÖNDERİLECEĞİ POSTA ADRESİ :

Önemli duyuru..!!!!!!!!!!!

Genç Sanatçılar ve Sanatseverler Derneği Geleneksel Kısa film Yarışmasına katılacak değerli sanatseverler..

Lütfen kargolarınızı PTT Kargo ile Gökhan KARADUMAN – (GSSD) PK 218 Kadıköy Merkez Postahanesi Kadıköy / İstanbul adresine gönderiniz…

İNTERNET ADRESİ : http://www.gencsanatcilar.org

GERİ DÖNÜŞÜM KONULU KISA FİLM YARIŞMASI

1.Katılım sadece İlkadım İlçesi Sınırlarındaki İlköğretim okulları (Devlet ve özel) için geçerlidir.

2.Katılımı Sağlayacak İlköğretim Okulları,15 Mayıs 2012 Tarihine kadar, eserin 2 DVD kopyasını ,filmle ilgili en az iki adet siyah beyaz veya renkli fotoğrafını(filmin afişi veya filmden kare)ve filmin özetini (en fazla 100 kelime ) bir CD içerisinde İlkadım Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü’ne bir zarfın içinde teslim etmeleri gerekmektedir.

3.Katılım okul adına ve okul müdürlüğünün imzası ile istenen evrak ve materyaller İlkadım Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğüne elden teslim edilecektir.

4.Son başvuru tarihinden sonra yapılacak başvurular kesinlikle kabul edilmeyecektir.

5.Filmde rol alacak kişiler okul öğrencilerinden olacaktır. Ana tema içinde yardımcı oyuncular olabilir.

6.Film içerisinde animasyon görüntü kullanılmayacaktır.

7.Belediyemize teslim edilen tüm filmlerin kullanma hakkı belediyemize ait olacaktır. Belediye bu filmleri kendi etkinliklerinde kullanma hakkına sahip olabilecektir.

8.Katılımcı her okul yukarıdaki tüm koşulları kabul etmiş sayılacaktır. Yukarıda belirtilmeyen tüm hususlar için karar mercii yarışma komisyonudur.

9.Bireysel başvurular değerlendirmeye alınmayacaktır.

10.Yarışma sonuçları 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla İlkadım belediyesinin düzenleyeceği programda açıklanacak ve ödüller aynı programda sahiplerine takdim edilecektir.

Daha fazla detay için http://www.ilkadim.bel.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=1907

 

VEFA LİSESİ KISA FİLM YARIŞMASI 2012

Son Başvuru: 11 Mayıs 2012

Katılım Koşulları:

* Yarışmaya İstanbul sınırları içinde ortaöğretim kurumlarında eğitim gören öğrenciler katılabilir.

*Yarışmaya 2011 yılından itibaren çekilmiş filmler katılabilir.

*Katılan filmler MEB ilke ve kurallarına, genel ahlak ilkelerine uygunluk göstermek zorundadır.

*Yarışmaya kurmaca, deneysel, animasyon ve belgesel türlerindeki filmler katılabilir.

*Yarışmaya daha önce başka yarışmalara veya festivallere katılmış filmler de katılabilir.

*Yarışmaya katılacak filmler “PAL” sistemi ile kaydedilmiş olmalıdır. Filmler en fazla 15 dk uzunluğunda olabilir.

*Yarışmaya katılan filmlerde kullanılan müzik eserlerinin telif hakkı sahipleri filmin sonunda belirtilmelidir.

*Yarışmaya başvuran her katılımcı, katılım koşullarını kabul etmiş sayılır. Burada belirtilmeyen diğer tüm hususlar için karar yetkisi Vefa Lisesi bilişim kulübünündür.

* Filmin 2 adet DVD kopyasını,

* Film özetini(En fazla 100 kelime) ve filmden en az iki kare veya film afişini(Ayrı bir CDde),

*Yönetmenin öğrenci belgesini

*Yönetmenin cep telefonu ve mail adresi

İletişim:

Dedeefendi cad. Şehzadebaşı sok. No:5 Fatih/İstanbul

http://www.vefalisesi.k12.tr/2012/03/07/vefa-lisesi-2-kisa-film-yarismasi-icin-son-gun-11-mayis/

facebook.com/vefakisafilm

dilansuren@windowslive.com

Tel: 05373528048

ATIF YILMAZ KISA FİLM YARIŞMASI 2012

Sinemanın usta yönetmeni Atıf Yılmaz, ölümünün 6. yıl dönümünde Mersin Üniversitesi işbirliğiyle Forum Mersin’de düzenlenecek “Kısa Film” yarışmasıyla anılacak. Serbest konu ve kurmaca alanında eserlerin kabul edileceği “Kısa Film” yarışmasına başvurular 23 Nisan itibariyle başlayacak.

Sanata verdiği destekle adından sıkça bahsettiren Forum Mersin’in Atıf Yılmaz anısına düzenlediği kısa film yarışması için başvurular 7 Mayıs 2012 tarihinde sona erecek. Yarışma sonuçları 26 Mayıs’ta Forum Mersin Atıf Yılmaz Meydanı’nda düzenlenecek olan ödül töreninde açıklanacak.

Sanata Destek Veren Herkes Forum Mersin’de Atıf Yılmaz Kısa Film Yarışması’nda Buluşuyor…

Forum Mersin’de Atıf Yılmaz Kısa Film Yarışması’na sinema ile ilgilenen amatör ve profesyonel herkes katılabilecek. Yarışmacılar konu sınırlaması getirilmeyen yarışmaya, 2010-2011 yılları veya sonrasında ürettikleri kurmaca eserlerle başvurabilecek. Yarışmacılar için bir başka avantaj ise eserlerinin daha önce başka yarışmalara gönderilmiş veya derece almış olmasının bu yarışmaya katılımda engel oluşturmaması.

Yarışma Facebook Üzerinden de Oylanacak…

Atıf Yılmaz Kısa Film yarışmasının değerlendirmesi Facebook üzerinden de gerçekleştirilecek.www.facebook.com/forummersinavm adresine yüklenecek olan eserler 10-20 Mayıs tarihleri arasında izleyicinin beğenisine sunulacak. En çok “beğeni” alan eser sahibine 2 bin TL ödül verilecek.

Yarışmaya katılacak eserler önce Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cem Pekman, Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Hakan Erkılıç ve Forum Mersin Pazarlama ve Halkla İlişkiler Şefi Murat Telli’nin yer alacağı ön jüri tarafından değerlendirilecek.

Ön jüri tarafından seçilen eserler daha sonra, oyuncu Deniz Türkali, Radikal Gazetesi Yazarı Erkan Aktuğ, Yapımcı-Yönetmen Ezel Akay, Atıf Yılmaz ile uzun yıllar birlikte çalışan Yapımcı-Yönetmen Leyla Özalp ve Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Senem Duruel Erkılıç’ın yer aldığı jüri tarafından değerlendirmeye alınacak.

Atıf Yılmaz Kısa Film Yarışması’nda Birinciye “6.000 TL”…

Atıf Yılmaz Kısa Film Yarışması’nı kazanan birinciye 6 bin TL, ikinciye 3 bin TL üçüncüye ise 2 bin TL ödül verilecek. Jüri değerlendirmesi sonucunda ilk üçe giren filmler haricinde jürinin özel beğenisini kazanan filme 2 bin TL değerinde “Forum Mersin Jüri Özel” ödülü, 10-20 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşecek “facebook” oylamasında en fazla beğeniyi alan filme ise yine 2 bin TL değerinde “Facebook Beğeni” ödülü verilecek.

Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü işbirliğiyle akademisyenlerin katılacağı “Workshop” etkinlikleri de yapılacak. Senaryo, çekim ve kurgu alanında tekniklerin anlatılacağı ve uygulamaların yapılacağı workshoplar herkese açık olacak.

Yarışmacılar etkinliğe dair tüm detayları www.atifyilmazkisafilm.com adresinden takip edebiliyor.

 Kaynak : [-]

 


İstanbul’da 400 bin, İzmir’de 200 bin, Adana’da 190 bin ziyaretçiye ulaşan kitap fuarlarına ilginin Avrupa’nın üzerinde olduğu belirtildi

İstanbul’da 30. yılında 400 bin ziyaretçi sayısına ulaşan kitap fuarının Avrupa’nın en büyüğü olduğu, Türkiye’nin kitap fuarlarına ilgi bakımından Avrupa ülkelerinin önünde yer aldığı belirtildi.

Tüyap Kültür ve Sanat Fuarları Genel Koordinatörü Deniz Kavukçuoğlu, Yayıncılar Birliği ile işbirliği halinde tüm yurt genelinde kitap fuarları gerçekleştirdiklerini ve kitap sevgisini Anadolu’nun her yerine yaymaya çalıştıklarını belirtti.

İstanbul’un yanı sıra İzmir, Bursa, Diyarbakır ve Adana’da fuarlar düzenlediklerini anlatan Kavukçuoğlu, bu yıl bunlara Antalya Kitap Fuarı’nın da ekleneceğini, gelecek yıl ise Kayseri’de ilk kitap fuarını kitapseverlerle buluşturacaklarını söyledi.

Kavukçoğlu, fuarlara ilginin her yıl arttığını, yoğun ilginin sadece ziyaretçi bazında değil, katılımcı yayınevi bakımından da arttığını belirtti. Geçen yıl Adana’daki Çukurova Kitap Fuarı’na 170 yayınevininkatıldığını anımsatan Kavukçuoğlu, bu sayının bu yıl yüzde 30 artış göstererek 200’e ulaştığını bildirdi.

Kavukçoğlu, fuarlarda yapılan gözlemlerin yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğünün yaptığı araştırmalara göre kitap okuma oranın fuarlarla birlikte arttığını belirterek, şunları kaydetti:

”Öyle yıllardır konuşulduğu gibi Türkiye’de kitap okuma oranı çok düşük değil. Türk toplumu az okuyan, kitaba küskün bir toplum değil. Türkiye’de kişi başına yılda 6,8 kitap düşüyor. Bu iyi bir oran. İstanbul’da her yıl düzenlediğimiz, 2011’de 30. yılını kutladığımız fuara 400 binin üzerinde ziyaretçi geldi. Adana fuarının 190 bin, İzmir’in 200 binin üzerinde ziyaretçisi vardı. Böyle bakıldığı zaman bu tür fuarlara ilgi büyük. Fuarlardaki kitap satışları da oldukça iyi. Geçen yıl Adana’da bir değerlendirme yaptık. Yüzde 80 gibi oran çıktı. 190 bin ziyaretçinin yüzde 80’i kitap almış. Aşağı yukarı bu diğer fuarlar için de geçerli.”

‘İstanbul Kitap Fuarı, Avrupa’nın en büyük fuarı’
Avrupa’da iki tür kitap fuarlarının gerçekleştiğini anlatan Kavukçuoğlu, birinci tur fuarların Frankfurt Fuarı veya BolognaÇocuk ve Gençlik Kitapları Fuarı gibi profesyonel meslek içi fuarlardan oluştuğunu, buraya okurların değil, sadece yazarlar, yayınevleri, matbaalar, kitabevi sahipleri, telif ajansları gibi o meslekte profesyonel kişilerin geldiğini belirtti.

Kavukçoğlu, ikinci tip fuarların ise İstanbul Kitap Fuarı gibi okura yönelik fuarlar olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

”İkinci tür fuarlar Türkiye’de olduğu gibi tüketiciye yönelik, yayınevi fuarları. Yayınevleri ürettikleri kitapları doğrudan doğruya okura sunuyorlar. Bu ikinci tür fuarlar içinde İstanbul Kitap Fuarı, Avrupa’nın en büyük fuarı. Gerek alan büyüklüğü, gerekse ziyaretçi açısından en büyük fuar. Elimizdeki somut verilerle geçen yıl toplam fuarlarımıza 1 milyon 232 bin ziyaretçi geldi. Kitap fuarlarına ilgi anlamında çok çok iyi konumdayız. Avrupa’da ilgi daha az. Bütün İskandinav ülkelerinin ortak düzenlediği Göteborg Kitap Fuarı’nın ziyaretçi sayısı 90 bin, Paris, Prag, Selanik Kitap Fuarları ise Adana Kitap Fuarı’nın sayısına ulaştıklarında çok büyük sevinç duyarlar. İstanbul’un rakamına yaklaşabilen bir Avrupa ülkesi yok. Avrupa’da düzenlenen bütün kitap fuarlarını geziyoruz.”

Kavukçuoğlu, kitap fuarları açısından İstanbul’da 30, İzmir’de 15, Bursa’da ise 7 yılı geride bıraktıklarını, bu yıl Adana 5, Diyarbakır 3’üncü yıllarını gerçekleştireceklerini bildirdi.

‘Her yıl 1-2 çocuk kitapları yayınevi ortaya çıkıyor’


Kavukçuoğlu, fuarların okur kitlesini arttırma konusunda çok önemli katkıları olduğunu vurguladı.

Özellikle ilköğretim öğrencileri açısından fuarların büyük avantaj sağladığını anlatan Kavukçuoğlu, şunları söyledi:

”Birçok evde kitaplık yok. Anne babalarda okuma alışkanlığı yok. Çocuklar da kitapsız evlerde büyüyorlar. Onların tanıdığı kitaplar sadece okullardaki ders kitapları. İl Milli Eğitim Müdürlüklerinin de destekleriyle, fuarın açıldığı kentlerde 10 binlerce çocuk bu fuarlara geliyor. Evlerinde görmedikleri kitapları bu fuarlarda görüyorlar. Kitapları tanıma, sayfalarını çevirme, bizim tabirimizle kitabı koklama olanağını fuarlarda buluyorlar. İlk defa fuarlarda tanışıyorlar. O çocuklar annebabalarını da kitap almaya teşvik ediyorlar.”

Kavukçuoğlu, fuarlarda çocuk kitaplarına da ilginin yüksek olduğunu, Türkiye’de en hızlı gelişen yayın dalının çocukkitapları olduğunu belirterek, ”Her yıl 1-2 yeni çocuk kitapları yayın evi ortaya çıkıyor. Bugün çoğu çocuk yayınevi batıdaki benzerleriyle karşılaştırıldığında yer yer onları geride bırakabilecek düzeyde. Bunda da kitap fuarlarının büyük etkisi var” dedi.

Kavukçuoğlu, İstanbul’daki kitap fuarında bir yetişkin ailenin yanlarına gelerek, ”Biz kitaplarla ilk kez sizin düzenlediğiniz fuarlarda tanıştık. Kitap okuru olduk. Şimdi de kendi çocuğumuzu fuara getirdik. Çocuğumuzu kitaplarla tanıştırıyoruz” dediklerini, bundan son derece mutluluk duyup, duygulandıklarını anlattı.

Kaynak : http://www.sabah.com.tr

Varlık, E, Hişt, Budala, Yasakmeyve, Başka, Öteki- Siz, Kitaplık, Özgür Edebiyat, No, Kırkaltı Karakalem gibi dergilerde yazı ve şiirleri yayınlanan, edebiyatçılarla yaptığı söyleşilerle ve yazılarıyla da Radikal ve Cumhuriyet gazetelerinin kitap eklerinde yer alan Şair Deniz DURUKAN ile Kötü Şair Şerafettin ’in sohbet ve şiirleri dinleyiciler için heyecan verici ve zevkliydi.

Özellikle, Müzik alanındaki çalışmalarını Türk Rock 2000 ve Türk Rock 2001 adıyla kitaplaştıran Durukan, 2004 yılında yayınlanan “ İyiler Siyah Giyer “ adlı ilgi uyandıran kitapları hakkında Kötü Şairin ve  katılımcıların sorularını cevapladı.

Söyleşinin ardından kitaplarını imzalayan Şair Deniz DURUKAN ‘ a ve daha önceki programlara katılan ve katılacak olanlara Nar Sanat Olarak teşekkür ederiz.