Şunun için etiket arşivi: kitap

Norveç 3. Sınırda Kelimeler Edebiyat Festivali’nde, kadınların seçme ve seçilme hakkını elde edişinin 100. yıldönümünde bu yıl ilk kez verilen Özgürlük Ödülü Aslı Erdoğan’ın 

aslı-erdogan

Norveç’in Frederikstad şehrinde gerçekleşen ve 5 Eylül’de sona eren 3. “Ord i Grenseland” (Sınırda Kelimeler) Edebiyat Festivali’nde verilen “Özgürlük Ödülü’ü yazar Aslı Erdoğan’ın oldu.

Edebiyatın tarih boyunca sınırları zorlayan ve ortadan kaldıran bir eylem olduğu fikri üzerine temellendirilen festivalde, 2013 yılının Norveçli kadınların seçme ve seçilme hakkını elde edişinin 100. yıldönümü nedeniyle ilk kez verilen Özgürlük Ödülü, görüşleri yüzünden baskılara maruz kalan, tutuklu ve ya tehdit altındaki kadın şair ve romancılara verilmesi kararlaştırılmış.

Aynı kategoride Aslı Erdoğan ile birlikte Mısırlı feminist yazar Nawal El Saadawi ve Hırvatistanlı Slavenka Drakulic de ödüle adaydı.

Aralarında uzun yıllar Uluslararası PEN örgütünün başkanlığını yapan Norveçli yazar Eugene Schoulgin ve İsveç’de yaşayan Türkiyeli Kürt yazar  Mustafa Can’ın da olduğu İsveç ve Norveçli yazarlardan oluşan juri, bu ödülü Erdoğan’a verme nedenlerini Erdoğan’ın hapse atılma riski, dışlanma ve sürgün gibi ödediği ağır bedellere rağmen tüm edebiyat hayatı boyunca haksızlık ve bastırılmışlığa karşı sergilediği kararlı duruşu ve anlattığı şiddet ve toplumsal ayrımcılığa maruz kalan kadınların hikayelerini dil getirdiği kendine has şiirsel ve büyülü yazım tarzı olduğunu açıkladı.

Norveç’te dinsel, sosyal ve kültürel gelenekleri kadın özgürlüğü açısından sorgulayan en başarılı yazarlardan biri olarak tanınan Aslı Erdoğan, ülkede ayrıca Modern Türkiye Edebiyatı’nın önde gelen isimlerinden biri olarak gösteriliyor.

Özgür Gündem gazetesinde de yazan Erdoğan, Norveç’te Kırmızı Pelerinli Kent ve Mucizevî Mandarin ve Taş Bina isimli kitaplarıyla tanınıyor.

Kaynak :[]

ASLI ERDOĞAN BİYOGRAFİ

aslı-erdoğan-foto

1967 İstanbul doğumlu. Bilgisayar mühendisliği ve fizik okudu, yüksek lisansını CERN’de (Avrupa Yüksek Enerji Fiziği Labaratuarı) hazırladı. Rİo de Janeiro’da başladığı fizik doktorasını yarıda bırakarak yazmayı seçti, iki yıl Güney Amerika’da yaşadı. 

İlk romanı Kabuk Adam 1994’te, öykü kitabı Mucizevi Mandarin 1996’da yayınlandı. Tahta Kuşlar adlı öyküsü, Deustche Welle Ödülü kazandı, dokuz dile çevrildi. İkinci romanı Kırmızı Pelerinli Kent (1998), Fransızca, Norveççe’ye çevrilerek Astes Sud tarafından yayınlandı, Gyldendal Yayınları’nın ”Marg” (Omurilik) Serisi’ne seçildi. Radikal’de yazdığı köşe yazıları Bir Delinin Güncesi ve Bir Kez Daha adlı kitaplarında toplandı. 

Şu anda beş dile çevrilmekte olan Aslı Erdoğan, ”Geleceğin 50 Yazarı” arasında gösterildi. 2004’te Hayatın Sessizliği adlı çalışması yayınlandı. 2009’da çıkardığı son kitabı ise Taş Bina ve Dİğerleri.

Pek çok çevrede olduğu gibi sanat çevrelerinde ve özellikle edebiyat çevrelerinde sıkça dile getirilen bir terim olan “Sen, ben, bizim oğlan” terimini hatırlatan bu durum aslında gülünesi bir durumdur. İyi olmak, büyük olmak için “Nobel sahibi mi olmak gerekiyor?  Malum olanları da görüyoruz kimi zaman” demeden geçemedim ve bu haberi yayınladım. Buyurun bizim oğlanlarının düşüncelerini okuyalım. (Editör)

İlber Ortaylı geçtiğimiz hafta yaptığı bir açıklamada Türk edebiyatının Nobel’i, romanla değil şiirle hak ettiğini söyledi ve bir tartışmanın fitilini ateşledi. Ertuğrul Özkök de köşesinde Ortaylı’ya yüzde 100 katıldığını yazarak tartışmayı alevlendirdi.

Akşam gazetesinden Eyüp Tatlıpınar, Ortaylı’nın bu iddialı açıklamasını edebiyatçılara ve konuyla ilgili kişilere sordu..

İşte “Nobel, Türk şiirine verilse hangi şaire yakışır?” sorusunun yanıtları

“NOBEL ADAYI ŞAİR BİZDE ÇOK”
Şair Ataol Behramoğlu
× Şiirin, Nobel’i daha çok hak ettiği görüşüne katılıyorum. Nedeni çok açık; bizdeki edebiyat geleneğinin en birikimli, en gelişmiş, dünya ölçeğindeki türü şiirdir.
× 19. yüzyılda Tevfik Fikret, biçimi ve ses tonuyla, büyük dünyasıyla Nobel’i hak ediyordu.
× 20. yüzyıl başlarında Yahya Kemal, divan edebiyatı, İstanbul Türkçesi ve Fransız şiirini sentezlemesiyle hak ediyordu.
× Nazım Hikmet, herkesçe bilindiği gibi dünyanın en iyi şairlerinden. Yaklaşık olarak aynı şeyler Fazıl Hüsnü Dağlarca, Melih Cevdet Anday için de söylenebilir.
× Nobel, özellikle son yıllarda postmodern yaklaşımlara, siyasi dalgalanmalara göre veriliyor. Nobel’i Türkiye’ye veren ekibin Türk edebiyatını tanıdığını hiç zannetmiyorum.
× Türkiye’de şiirin günümüzdeki durumu dünyayla paralel gidiyor. Dünyada şiir, deyim yerindeyse moda değil. Edebiyatı gerçekten seven okurun ilgi alanında kalıyor. Dünyada hakim olan değerler parayla, eğlenceyle, hızlı tüketimle ilgili. Şiir de bu dünyaya yabancı.

“İLBER’E KATILMIYORUM”
Yazar, Eleştirmen Necmiye Alpay
× Genel olarak ödül mekanizmalarına karşı olduğum için, Nobel adaylarım yok.
× Sevgili sınıf arkadaşım İlber Ortaylı’nın sözüne gelince. ‘Nobel’i hak etmek’ sözünü ‘değerli olmak’ diye anlayacaksak İlber’e pek katılamıyorum. Türkçe şiir ile roman arasında çok temel bağlar var. Her ikisinin de okuru olan bir kimsenin, yani roman yazarının, şiirdeki duygudan beslenmemiş olması düşünülemez. İlber’in kurduğu bağ bu yönüyle önemli.
× En büyük roman ve öykü yazarları şiirden beslenmiştir, bugün de beslenmektedir: Hayatta olanlardan, Leyla Erbil, Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Tahsin Yücel… Öte yandan, özellikle Ahmet Hamdi Tanpınar’ın o müthiş hesaplaşmasından bu yana, roman olsun, düşünce yazısı olsun Türkçe düzyazıyı şiirden (siz bunu ‘dünya edebiyatından’ diye anlayınız) geri saymanın uzun uzadıya savunulacak bir yanı yok.
× İlber Ortaylı işin bu yanını değil de, Türkçe şiirin değerini vurgulamak istemiş olabilir. Ama bunun için de ödül temelli değer yarıştırmasına girmekten daha iyi yöntemler bulunabilir.

“NOBEL HAK EDENE VERİLMİYOR”
Yazar İnci Aral
× Nobel’e inanmıyorum. Zaten romanda da iyi edebiyata verildiğini düşünmediğim için, hangi türün daha çok hak ettiği tartışması biraz anlamsız. Politik kaygılar, iyi edebiyattan daha önemli bir kriter mesela.
× İyi edebiyata verilecek bir Nobel’den söz edersek Turgut Uyar’a verilebilirdi. Günümüzde Adonis’e verilebilir, ama Türkiye’den yaşayan bir şair ismi veremem.

“TÜRK ŞİİRİNİN NOBEL’DE GÖZÜ YOK”
Şair Ömer Erdem
× Pek katılamıyorum bu görüşe. Türk şiirinin Nobel’de gözü yok bence. Nobel’i dağıtan küresel düzenin karşısında bir yerde konumlandığını düşünüyorum.
× Türkiye’de şiirin geliştiği bir hakikattir ama 2000’lerden itibaren yerini romana terk etti. Şiir, bu dönemde gelişen tüketim kültürüne uygun değil çünkü. Edebi etkinliğin merkezinden uzaklaşmaya devam edecek. Yalnızca Nobel’cilerin değil, Türkiye’de yaşayanların gözünden de uzaklaşacak.
× Nobel için şair adayı istiyorsanız, yılların bir şeyler kattığı yazarları önerebilirim; Sezai Karakoç, Ülkü Tamer, İsmet Özel…

“NOBEL ADAYIM: TURGUT UYAR”
Şair Kaan Koç
× Hem coğrafi, hem sosyolojik olarak Nobel en çok şiire yakışırdı; evet. Bu coğrafyanın dalgalı, çatışmalı halini en iyi şiir yansıtıyor. Yine de şairlerin bir özeleştiri yapması gerekiyor; kendi buhranlarıyla, şairlik unvanıyla daha çok ilgileniyorlar. Doğu’nun kolaycı toplum olmasından… Şairlerin bulunduğu toplumun edebiyat kültürünü, kelime üretimini zenginleştirmesi lazım. Bizde bu eksik.
× Nobel adayım İkinci Yeni’den bir isim olabilir. Mesela Turgut Uyar…

“ŞİİR ROMANA GÖRE DAHA ÖZGÜN”
Tiyatrocu Kenan Işık
× Bizde şiir romana göre daha özgün. Bu coğrafyada binlerce yıl boyunca yer almış uygarlıklarla onların edebi, kültürel üretimleriyle ilişki kurabildiği için. Gazellerle, kasidelerle, rubailerle örneğin…
× Roman için bu durum geçerli değil. Batı’yı model aldı bizim romancılarımız. Roman Batı’da gelişen bir tür olduğu için bu doğaldı. Ama geleneksel metinlerle ilişki kurmayı, özgün olmayı, yerli olma özelliğini kazanamadı.
× Şiir daha özgün ve bu nedenle değerlidir. Nobel’i de çok daha önceden hak etmiştir. Adaylarım, geleneği sürdüren şairler olurdu. Ahmed Arif, Cemal Süreya, Edip Cansever. Değerli şairlerimiz çok. Günümüzden Bejan Matur olurdu.

“KESİNLİKLE FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA”
Şair Küçük İskender
Öncelikle sevgili Orhan Pamuk’un bu ödülü kesinlikle hak ettiğini düşünüyorum. Şiir de, roman da aynı ailenin çocukları, onları birbiriyle tokuşturmamak lazım. Bunun haricinde şiirin de aynı ödülle dönmesi tabii ki güzel bir şey olur. Bu şairi sevindirecek bir şey olmasa bile. Eğer şiirde Nobel’i alacak biri varsa o benim için kesinlikle Fazıl Hüsnü Dağlarca’dır.

“45 YILDIR AYNI SORUYLA KARŞILAŞIYORUM”
Şair Haydar Ergülen
× Nobel, romanla da hak edilerek alındı. Orhan Pamuk’tan önce Yaşar Kemal de almalıydı. Fakat şiir bizim en eski edebi geleneğimizdir. Roman Batı’da, şiir Doğu’da doğan bir tür. Bizde, bir ‘Nobel’i hak etme’ meselesi söz konusuysa en az roman kadar hak ettiği doğrudur.
× Nazım Hikmet ve Fazıl Hüsnü Dağlarca alabilirdi bu ödülü. Günümüzde Gülten Akın önemli bir şair. İnsan hakları konusundaki hassasiyetlerin Nobel jürisi tarafından gözetildiğini görüyoruz. 1980’lerde hapiste yatan oğlu için çabalamış biri Akın. Politik hassasiyetlere sahip…
× 45 yıldır aynı soruyla karşılaşıyorum; ‘Şiir öldü mü?’ Ölmüyor ama biçim değiştiriyor. Şiir organik bir edebi tür. Başka şeylerin içine sızabilir. Günlük konuşma dilinde de şiir kullanabiliriz, sinema filmi çekerken de…

“ANA DİL İKİ DURUMDA ÇOK ÖNEMLİ: SEVİŞME VE ŞİİR”
Gazeteci Ertuğrul Özkök
× Kendimi, geride bıraktığımız 10 yıllık her kuşağa ait hissediyorum aslında. 1970’lerin özelliği şiirle yaşamış olmamızdı. Şimdi Twitter’da kurulan ilişkileri şiirle kuruyorduk. Cemal Süreya’nın bir şiiri kadın-erkek ilişkilerinde bizim için bir parolaydı.
× Şiirin yaşamımızdaki etkisi büyüktür. Hala şiirle konuşuyoruz. Türk müziğinde şiirselliği kuvvetli buluyorum. Doğuş’un, Sezen Aksu’nun şarkı sözlerinde şiirselliğin kuvvetli etkisi var örneğin.
× Ana dil iki durumda çok önemlidir; sevişmede ve şiirde.
× Türk şiirinin insanlar arası ilişkileri açan maymuncuk olduğunu düşünüyorum.
× Romanı çok severim ama bana, ‘Nobel değeri en yüksek edebi ödüldür, kime verelim?’ deseler hiç düşünmeden şairleri gösteririm. Bir isim vermemi istiyorsan benim için Ece Ayhan önce gelir. Cemal Süreya, Melih Cevdet Anday, Sezai Karakoç, Enis Batur, Küçük İskender gibi şairler onu takip eder.
× Nobel jürisinin gözünde politik tavır önemli bir kriter. İnsanların politik tavırları olması elbette gerekli bir şey ama bir edebiyat ödülü için bu kriterin öne çıkarılmasını pek anlamlı bulmuyorum. Şairler politize oldukları ölçüde şiirleri değer kaybediyor. Nazım Hikmet’in en güzel şiirlerinin, kendisiyle hesaplaştığı, sevdiği kadın lara yazdığı şiirler olduğunu düşünüyorum.

“TÜRKİYE’DEN BİRİ ALACAKSA ATAOL BEHRAMOĞLU OLMALI”
Yazar Nazlı Eray
İlber Ortaylı’ya kesinlikle katılıyorum, çok doğru söylemiş. Çok iyi şairlerimiz var. Ama şairler romancılar gibi değiller. ‘Şiirim çok okunsun, çok satsın’ derdine girmez ve halkla ilişkiler çalışması yapmazlar. Zaten çok az yayınevi şiir kitabı yayınlamaya yanaşıyor. Buna rağmen onlar yazdıklarıyla mutludur ve hayranları onları takip eder, onlar hayranlarını değil.
Nobel, genellikle politik görüşlü kişilere veriliyor. Bunun değişmesi gerek. Ayrıca ‘İlla çok kalın bir kitap Nobel alır’ anlayışını da yanlış buluyorum. İncecik bir şiir kitabı birçok kalın romandan çok daha büyük duygular ifade eder. Zaten bu yüzden ‘Şiir almalı’ diyorum. Türkiye’den biri alacaksa bu kişi Ataol Behramoğlu olmalı.
Tabii şunu da unutmamak gerek, Nobel bir kitabın iyi olduğunun kanıtı değildir. Kesinlikle Nobel alması gereken ama almayan değerli edebiyatçılar olduğu gibi, Nobel aldığına kendi bile şaşıran edebiyatçılar var. Nobel’in seçim kriterlerini doğru bulmayan Sartre, Nobel Ödülü’nü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına, hem de politik konumuna zarar vereceğini düşündüğü için.

YAŞAYAN ŞAİRLERDEN BİR ADAY GÖSTERMEK ZOR”
Şair Utku Özmakas
× Türkiye’de şiir geleneğinin güçlü olduğunu ispat etmek zor değil. Dünya kütüphanelerine bakın; romancılarımız nadir bulunur ama bir Nazım Hikmet dünyanın tüm kütüphanelerinde vardır.
× Roman şiire göre daha hızlı tüketiliyor, ortalama okura hitap etme avantajı var. Şiir, özellikle İkinci Yeni akımından sonra daha fazla kültürel birikim talep eden bir tür haline geldi.
× Yaşayan şairlerden bir aday göstermek kolay değil. Metin Kaçan’ın ‘Ağır Roman’ı örneğindeki gibi, roman alanında bir iyi eser vermen yetebiliyor ama şiirde iyi olmak, istikrarla ilgili bir şey. Bir şair hakkında konuşmak için üzerinden zaman geçmesi lazım. İsim istiyorsanız Nazım Hikmet ve Turgut Uyar’ı söyleyebilirim.
× Bir ara araştırdığımda 1975 ve sonrasında doğan 146 şair saymıştım. Bu sayı, zengin üretimin halen sürdüğünü gösteriyor.

Kaynak :[-]

Piri Reis Haritası 500 yaşında

Piri Reis’in 1513 yılında hazırladığı, Orta ve Güney Amerika’nın doğu kıyılarını gösteren dünya haritasının 500. yıl dönümü münasebetiyle, UNESCO 2013’ü dünyada ”Piri Reis Yılı” ilan etti.

Piri Reis’in hazırladığı ve Mısır seferi sırasında Yavuz Sultan Selim’e sunduğu dünyaca ünlü harita aylık tarih ve kültür dergisi Yedikıta’nın Şubat sayısında geniş yer buldu.
Piri Reis Haritası’nın 500. yıl dönümü ve 2013’ün UNESCO tarafından ”Piri Reis Yılı” ilan edilmesi dolayısıyla, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yeniçağ Tarihi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mahmut Ak tarafından derlenerek, Yedikıta Dergisi’nde yayınlanan makale, Piri Reis’in haritasıyla ilgili dikkati çekici bilgiler içeriyor. Piri Reis’in 1513’te Gelibolu’da hazırladığı harita, Topkapı Sarayı Müzesi, Revan Kitaplığı, Numara 1633’e kayıtlı olarak muhafaza ediliyor.

Deve derisi üzerine çizip Yavuz Sultan Selim’e sundu

Deve derisi üzerine 9 renk ile resmedilmiş ve üst kısmı koparılmış olan haritada üçü küçük, ikisi büyük 5 rüzgar gülü bulunuyor. Piri Reis çizdiği haritasında pek çok yenilikler ortaya koyduğunu, Hind ve Çin Denizlerinin şimdiye kadar Anadolu’da kimsede bulunmayan yeni haritalarını çıkardığını ve bunu Mısır’da Yavuz Sultan Selim’e sunduğunu belirtiyor.

Prof. Dr. Ak, Piri Reis’in haritasının mevcut kısmında, Atlas Okyanusu’nun iki yakasını ihtiva edecek şekilde, Batı Afrika kıyıları, Asor, Kanarya ve Yeşilburun takımadaları, Atlas Okyanusu, Güney Amerika ile Orta Amerika’nın bilinen kısımları, Florida ve Antiller’in yer aldığını anlatıyor. Prof. Dr. Ak, Piri Reis’in, haritada şekillerin yanı sıra, çizilen yerlerin özelliklerini, ne zaman kim tarafından keşfedildiğini ve kimlerden faydalandığını eklediğini hatırlatıyor. Prof. Dr. Ak’ın verdiği bilgiye göre Piri Reis, çalışmasında Kristof Kolomb’un haritasınıkullanmış, onun 3. seferine katılmış ve daha sonra Kemal Reis’e esir düşmüş olan bir yardımcısının anlattıklarından yararlanmış. Piri Reis’in haritasının en önemli özelliği, çeşitli ölçeklerdeki haritaları tek ölçeğe indirerek, birbirlerinin eksik taraflarını diğerleriyle tamamlamış olması. Harita, günümüze kadar ulaşmayan Kristof Kolomb’un keşiflerine dair en eski eser olması bakımından değer kazanıyor.

”Çağımızda bu haritanın bir benzeri kimsede yoktur”

Prof. Dr. Mahmut Ak, haritanın eşsiz oluşunu şu satırlarla anlatıyor:

”Piri Reis, 1528’de Gelibolu’da bir harita daha çizer ki, bu da Topkapı Sarayı Kütüphanesi Hazine Kitaplığı Numara 1824’te kayıtlıdır. Ceylan derisi üzerine ve 8 renkle çizilen ikinci harita birincisinden daha itinalıdır. Piri Reis bu muhteşem dünya haritasını nasıl yaptığını anlattığı satırlara ”İşte bu harti misalinde harti asır içinde kimesnede yoktur. Bu fakirin elinde telif olup şimdi bünyad oldu” diye başlar. (Çağımızda bu haritanın bir benzeri kimsede yoktur. Bu harita benim elimde şekillendi ve gün yüzüne çıktı.)Bu harita Kuzey Amerika’nın, aslı günümüze ulaşan ilk ilmi haritası olma özelliğini taşıyor.”

Kitab-ı Bahriye’nin de yazarı

Piri Reis’in çizdiği haritaların yanı sıra, bir Akdeniz seyahatnamesi konumunda olan Kitab-ı Bahriyesi’ni de zikretmek gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Ak, şunları belirtiyor:

”Genel anlamda bir Akdeniz seyahatnamesi olan Kitab-ı Bahriye, bütün Akdeniz için bir rehber olması yanında, özellikle henüz fethedilmemiş yerler hakkında Osmanlı idarecilerini bilgilendiriyor. Piri Reis’in en kalıcı hizmeti şüphesiz Osmanlı’nın Akdeniz’deki hakimiyetini kalıcı kılacak mahiyette olan, bütün limanları ve buralardaki ikmal noktalarını tanıtan Kitab-ı Bahriye’yi yazmış olmasıdır.”

Prof. Dr. Ak, Piri Reis’in çizdiği haritalar ve katıldığı seferlerde gördüğü yerler hakkında verdiği bilgilerle, Akdeniz’deki Türk varlığının pekişmesi, Kızıldeniz’in Portekiz tecavüzlerinden korunması ve Osmanlı nüfuzunun Hint sularına taşınmasında büyük hizmetleri olduğunu ifade ediyor. Ak, haritacılık ve coğrafya alanında ünlenen Piri Reis’in çizdiği haritaların, Osmanlı devlet ve ilim adamlarının dünyadaki yenilikleri takiplerine tanıklık ettiğini dile getiriyor.
 Kaynak :[-]

Türkiye’de geçen yıl kitap çeşidi yüzde 2, üretilen kitap sayısı ise yüzde 3 oranında düştü

Türkiye Yayıncılar Birliğinin Kültür ve Turizm Bakanlığı ISBN Ajansı ile Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğünden edindiği bilgiler kapsamında, Türkiye’de üretilen kitaplara ilişkin veriler açıklandı.

Buna göre, 2012’de 42 bin 626 çeşit kitapyayınlanırken, Milli Eğitim Bakanlığınca okullarda ücretsiz dağıtılan ders kitapları dahil, 480 milyon 257 bin 824 kitap üretildi. Kişi başına düşen kitap oranı da 6,4 olarak belirlendi.

2011’de ise Türkiye’de 43 bin 200 çeşit olmak üzere 493 milyon 469 bin 590 kitap üretilmiş, kişi başına düşen kitap sayısı 6,8 olmuştu.

”Bu veriler göz önüne alındığında, geçen yıla göre yayınlanan kitap çeşidinde yüzde 2, üretilen kitap adedinde yüzde 3 düşüş var” ifadesine yer verilen açıklamada, geçmiş yıllardaki kitap çeşidi ve sayısının 2012’de düşüşe geçtiği belirtildi.

İzmir Devlet Opera ve Balesi, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisini eleştirmesinin ardından, Kanuni Sultan Süleyman’ın yaşamını ‘Muhteşem Süleyman’ adıyla sahneleme kararı aldı. Eser, 15 Ocak 2013’te dünya prömiyeri yapacak.

İZMİR Devlet Opera ve Balesi’nin 15 Ocak 2013’te dünya prömiyeri yapacak ‘Muhteşem Süleyman’ eseri, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisini eleştirmesinin ardından, Kanuni Sultan Süleyman’ın yaşamını anlatacak.

BİZDE ÇIPLAK YOK

Bestesi Tevfik Akbaşlı’ya ait iki perdelik ‘sahne kantantı’ formundaki eseri, Mehmet Balkan sahneye koyuyor. Librettosu Işık Noyan’a ait eserin orkestra şefliğini ise Tulio Gagliardo Varas üstleniyor. Eser, Kanuni Sultan Süleyman’ın Zigetvar seferinde, otağındaki ölüm döşeğinde başlayacak ve geri dönüşlerle anlatılacak. Şehzade Selim ve Hafza Hatun’un oğulları Süleyman’ın, başarılı saltanat dönemi ve kazandığı başarılar işlenecek.

Muhteşem Süleyman’ın koreografı Balkan, projeye dair şunları söyledi: “Tevfik Akbaşlı altı yıl önce yazmaya başlamış. O zaman dizi yoktu. Diziyle hiçbir bağlantısı yok. Zamanlaması sadece tesadüf. Dizi gündeme gelmeseydi de seyirci mutlaka izlerdi bizi. Çünkü dünyada ilk. Eserde harem sahnesi sadece 3-4 dakika. Harem diye de çıplak kadınların dolaştığı bir yer değil. Tarih kitaplarını okuyarak reel bir eser sahneye koydum.”

Kaynak :[-]

Masalcı Hans Christian Andersen resmi çıkışından 7 yıl önce yazdığı ‘Tallow Candle’ adlı bir masal bulundu.

Danimarkalı masalcı Hans Christian Andersen’in ”ilk çalışması” olduğu sanılan bilinmeyen bir eseri bulundu.

Danimarkalı tarihçi Esben Brage, 6 sayfa ve 700 kelimeden oluşan metni, Funen Ulusal Arşivler’de, Andersen’in ülkenin orta kesimindeki memleketi Odense’nin varlıklı ailelerine ait kutuları araştırırken Ekim ayı başında bulduğunu söyledi.

El yazısıyla kaleme alınan ve kutulardan birinin en altında görünüşe göre hiç dokunulmadan saklı kalan ”The Tallow Candle” adlı masalın, Andersen’den dul bir kadın olan Mme Bunkeflod’a atfedildiği belirtildi.

Andersen uzmanı Ejnar Stig Askgaard, metnin kuvvetle muhtemel, Andersen’in, resmi çıkışından 7 yıl önce yazılan, ilk çalışmalarından biri olduğunu kaydetti.

Askgaard, keşfi ”sansasyonel” sözleriyle tanımlayarak, ”Bunu yazanın Christian Andersen olduğuna hiç şüphem yok” dedi.

BBC’nin haberine göre de ”The Tallow Candle” masalında, iç güzelliği fark edilene ve tutuşturulana kadar ihmal edilen ve kirlenen saygıdeğer bir mumun hikayesi anlatılıyor.

Mme Bunkeflod’ın, Andersen’in bir çocuk olarak ziyaret ettiği ve kitaplar ödünç aldığı dul bir kadın olduğu sanılıyor.

Uzmanlar, Danimarka gazetesi Politiken’e, metnin, büyük olasılıkla orijinal el yazmasının kopyası olduğunu açıklarken, eserin muhtemelen 1820’lerde yazıldığını söylediler.

Kaynak : [-]

 

Atatürk Kitaplığı’ndaki gazete ve dergi arşivinin görülebileceği ”Havadis Yüz Yıl Önce” sergisi, bugün Taksim Maksem Cumhuriyet Sanat Galerisi’nde açılacak.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan açıklamaya göre, Kütüphane ve Müzeler Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren Atatürk Kitaplığı’nın 530 başlıkta 12 bin 139 cilt gazete ve 4 bin 946 başlıkta 39 bin 981 cilt dergiyi içeren arşivini kültür hayatına kazandırmak için sergi hazırlandı.

Sergi için, Osmanlı Devleti’nin ilk resmi gazetesi olan ”Takvim-i Vekayi”den ilk özel teşebbüs gazetesi olan ”Ceride-i Havadis”e kadar birçok Osmanlıca gazete ve dergi 100 yıl geriye gidilerek tarandı.

Sergiyle, 100 yıl öncesinin denk geldiği 1912 yılında yayınlanan gazete ve dergilerde o dönemde insanların ne konuştuğu, ne düşündüğü, ne ürettiği, ne tükettiği, devrin siyasi ve ilmi olayları, sanat ve modası bugüne taşınmaya çalışıldı.

Proje ekibi tarafından 1912 yılında yayınlanan ve Atatürk Kitaplığı’nın arşivinde bulunan ”İkdam”, ”Tanin”, ”Teminat”, ”Sabah”, ”Vazife”, ”Hikmet”, ”Tasvir-i Efkar”, ”Serbesti”, ”Alemdar” gibi gazetelerden dönemi bütün yönleriyle yansıtabilecek haberler tespit edildi.

Ayrıca bu haberleri desteklemek için o dönemde yayınlanan ”Karagöz”, ”Sebilurreşad”, ”Djem”, ”Eşek”, ”Hilal-i Osmani”, ”Nana”, ”Kadın”, ”Muallimler”, ”Meşrutiyet”, ”Kelniyet” ve ”Faruk” dergileri de elden geçirildi.

Sergide, kişileri, olayları ve yerleri daha iyi görünür kılmak için görsel malzeme sunan ”Şehbal” ve ”Servet-i Fünun” gibi dergilerden ve Atatürk Kitaplığı kartpostal ve fotoğraf arşivinden yararlanıldı.

Proje yürütücülüğünü Kütüphane ve Müzeler Müdürü Ramazan Minder‘in, küratörlüğünü Cavide Pala ve Hanife Öztürk‘ün yaptığı sergi, 31 Aralık‘a kadar ziyaret edilebilecek.

 Kaynak :[-]

Bence kitap Yayınları, Türk şiirinde önemli bir yere sahip olan, şair Turgut Uyar adına düzenlediği “Turgut Uyar Şiir Ödülü” yarışmasının bu yıl üçüncüsünü gerçekleştiriyor.

Çağdaş Türk Edebiyatı’na yeni değerler kazandırmak bağlamında katkı sağlaması amaçlanan yarışmanın başvuru tarihi, 19 Kasım 2012 – 19 Mart 2013 arası olarak açıklandı. III.Turgut Uyar Şiir Ödülü 2013 Seçici Kurulu’nda; Gonca Özmen, Gültekin Emre, Hami Çağdaş, Sennur Sezer ve Tarık Günersel yer alıyor.

Sonuçları 20 Mayıs 2013 tarihinde ilan edilecek olan yarışmaya katılan eserlerden dereceye giren ilk üç dosya, Bencekitap tarafından basılacak. Seçici Kurul’un yayımlanmaya değer bulduğu eserlerin ilk baskıları için yazara telif ücreti ödenmeyecek. Yarışmanın ödülleri (ilk üç) Haziran ayı içinde İstanbul Pera Palas otelinde düzenlenecek ödül töreniyle sahiplerine verilecek.

Bencekitap Yayınları, geçen senelerde olduğu gibi, bu sene de, birçok önemli yazarın desteği alınarak hazırladığı Turgut Uyar armağan kitabı da yayına hazırlıyor.

Detay için : http://www.turgutuyarsiiryarismasi.com

Ankara’da fotoğraf, gazete ve kitap koleksiyonlarıyla tanınan iş insanı Faruk Küçük’ün arşivinden Atatürk’ün ölümünün 74’üncü yıl dönümü anısına açtığı ’Atatürk Fotoğrafları’ sergisi, Büyükşehir Belediyesi Metro Sanat Galerisi’nde açıldı.

 Küçük’ün açtığı sergi, ziyaretçi akınına uğruyor. Atatürk’ün hayatını kaybettiği günlerde çıkan 80 gazetenin manşeti ve 70’den fazla fotoğrafının sergilendiği salonda ayrıca Atatürk’e ait sinevizyon gösterisi de yapılıyor. Ankara tarihine ait her türlü dökümanı elinde bulundurmaktan büyük mutluluk ve gurur duyduğunu belirten Küçük, serginin 23 Kasım tarihine kadar Metro Sanat Galerisi’nde gezilebileceğini belirtti.

Küçük, şunları söyledi:

“Zaman içerisinde büyük titizlikle elde ettiğim başkent tarihine ait arşivimi ve kolleksiyonumu özel günlerde Ankaralılar’la buluşturmaktan büyük sevinç ve mutluluk duyuyorum. Bu sayede Ankara’nın nerden nereye geldiğini sergilerken, bilgi ve dökümanlarla Cumhuriyet’in nasıl kazanıldığını, geçmiş tarihimizi, kültürümüzü gelecek nesillere aktarmak için kültürel bir hizmet vermeye çalışıyorum. Yaşım 66. Gücümün yettiği sürece de bu sosyal hizmeti vermeye devam edeceğim. Sergiye ilgi oldukça fazla, gelen ziyaretçilere bizzat kendim ve sanat danışmanımla yardımcı olmaya çalışıyoruz.”

Kaynak : [-]  Hüseyin ÖZBALI / DHA

 

Almanya’nın başka kentlerinden, dahası Avrupa’nın başka ülkelerinden gelen ‘Fazıl Say hastaları’nın sayısı hiç de az değil. Onlarla biraz konuştuğunuzda, yıl boyunca Say’ın konserlerininizini sürdüklerini anlıyorsunuz. Say nereye, onlar da oraya…

Oteldeki odam Main Irmağı’na bakıyor. Duvarda ise Alman dışavurumcu Schmidt-Rottluff’tan iki manzara. Schmidt-Rottluff, Naziler Almanya’da iktidara gelince resim yapması yasaklanmış bir ressam. Main, sessiz sakin akıyor.

Her yolculuk yanına bir kitap ister bir başka yolculuğa kapı açsın diye. İki saat kadar sonra, Fazıl Say’ın menajeri Kadir Dursun’la otelin lobisinde buluşup “Fazıl Say Gecesi”ne gideceğim. Beklerken,Leonardo Sciascia’nın beni Sicilya’ya götüren “Şarap RengiDeniz”ini okuyorum. Main, bozbulanık akıyor.

Maestro Griffiths

Lobiye indiğimde beni bir sürpriz bekliyor. Kadir Dursun’un yanında, gecede Hessen Radyosu Senfoni Orkestrası’nı yönetecek olan Howard Griffiths. Griffiths hiç yabancımız değil.

On yıl kadar Zürih Oda Orkestrası’nın sanat yönetmenliğini üstlenen, Kraliyet Filarmoni Orkestrası, Fransa Ulusal Orkestrası, Moskova Radyosu’nun Çaykovski Senfoni Orkestrası, Varşova FilarmoniOrkestrası, Basel Senfoni Orkestrası, Londra Mozart Players gibi saygın toplulukları yöneten Griffiths, uzun yıllardır Türk viyolacı Semra Griffiths’le evli ve bir ayağı hep Türkiye’de. Uzun süredir ülkemizde dekonserler yönetiyor, Türk bestecilerin yapıtlarının seslendirilmesine özel bir önem veriyor.

Ama beni asıl şaşırtan, Griffiths’in yeni kitabı oluyor. Maestro, çocuklariçin bir müzik kitabı yazmış: “Cadı ile Maestro.” Almancası yeniyayımlanmış. İngilizcesi de 2013’te çıkacak. Karin Hellert-Knappe’nin nefis resimleri ve Fabian Künzli’nin bu kitap için bestelediği müziği içeren bir CD eşliğinde.

“Fazıl Say Gecesi”ne doğru yola çıkmadan bir şeyler atıştırmak zorundayız, çünkü gerçek anlamda bir müzik maratonu bizi bekliyor: Say’ın “Hezarfen” Ney Konçertosu, “İstanbul Senfonisi”, Türkiye’de henüz seslendirilmeyen “Uzay Senfonisi” ve Say’ın yorumuylaBeethoven’ın “Ayışığı Sonatı”, ardından Chopin’den 3 Gece Müziği.

Arte’den canlı yayın

Hessen Radyosu Senfoni Orkestrası’nın konser salonu çok özel bir salon. Çünkü aynı zamanda “tam teşekküllü” dev bir kayıt stüdyosu. Bin kadar dinleyici alıyor, ama Gece’nin burada yapılmasının ayrı bir anlamı var: Avrupa’nın en saygın kültür-sanat TV kanallarından Arte, konseri canlı olarak yayınlıyor. Arte kameramanlarının kameralarına iliştirilmiş nota sayfaları hemen dikkati çekiyor. O zaman, bu tür konser çekimlerindeki zamanlamanın kusursuzluğunu daha iyi anlıyorum…

Salon, kuşkusuz, dolu. Kuşkusuz, Türkler de var. Ama büyük çoğunluk Alman. Belki çok daha ilginci, dinleyiciler arasında, Almanya’nın başka kentlerinden, dahası Avrupa’nın başka ülkelerinden gelen “Fazıl Say hastaları”nın sayısının hiç de az olmaması. Onlarla biraz konuştuğunuzda, yıl boyunca Say’ın Avrupa konserlerinin izini sürdüklerini anlıyorsunuz. Fazıl Say nereye, onlar da oraya…

Orkestranın yanı başında

Say, Griffiths’in alıp götürdüğü orkestranın “Uzay Senfonisi”ni,“İstanbul Senfonisi”ni, “Hezarfen Ney Konçertosu”nu yorumlayışını salonda, onların yanı başında izliyor, dinliyor. Ben de zaman zaman onun dinleyişini izliyorum. Kimileyin, bu yapıtları sanki ilk kez dinliyormuşçasına çocuksu bir saflık beliriyor bakışlarında. Kimileyin, orkestranın ustalığından duyduğu coşkulu hoşnutluk okunuyor yüzünde.

Besteleriyle kendi ruh yapısı arasında yakınlıklar kuruyorum. Büyük coşkunluklar, cezbeler, çalkantılarla dinginlikler, sessizlikler hep iç içe.

Hezarfen’in düş gücü!

Çalınıştan önce Hezarfen Ahmed Çelebi’ye adadığı Ney Konçertosu’yla ilgili açıklama yaparken, sonsuz düş gücüyle yerçekimine direnmeye kalkarken aslında insanlığın “geriye çekimi”ne baş kaldıran o “bin fenli”, “bin bilimli” geliyor gözümün önüne.

“Hezarfen”i dinlerken, “çok şey bildiği” için Cezayir’e sürülen Çelebi’yi düşünüyorum ve Hayyam’ın “Var mı dünyada günah işlemeyen, söyle; / Yaşanır mı hiç günah işlemeden, söyle; / Bana kötü deyip kötülük edeceksen, / Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle!” dizeleri geçiyor aklımdan.

Dört saatlik konser çılgınca alkışlarla son bulduğunda, bakıyorum, yüzlerde en küçük bir yorgunluk belirtisi yok. Yorgunluk ne söz, daha şimdiden ertesi günkü öğle konserine hazırlıyorlar kendilerini. “Fazıl Say’la bir hafta sonu yaşama”nın keyfini bu kez Mozart’la, Haydn’la, Erkin’le, Say’ın “Boşanma” adlı yaylı çalgılar dörtlüsüyle katmerleştirmek üzere.

Rushdie, Hayyam ve Say

İstanbul’a dönerken, uçakta, Salman Rushdie’nin son kitabını düşünüyorum. “Şeytan Âyetleri” adlı romanı yüzünden Humeyni’nin hakkında “ölüm fetvası” verdiği yıllar boyunca yaşadıklarını anlattığı“Joseph Anton” adlı kitabını. “Joseph Anton”, Rushdie’nin gizlilikte yaşamak zorunda kaldığı o yıllarda kullandığı takma ad. Sevdiği iki yazarın, Joseph Conrad ve Anton Çehov’un adlarından oluşuyor.

Birkaç hafta önce Cumhuriyet Kitap’a yazdığım bir yazı düşüyor aklıma.“Nasıl bir ülkedeyiz!” diyorum kendi kendime. “Hayyam’ın birkaç dizesi yüzünden Fazıl Say yargılanıyor ülkemizde. Dünya alkışlıyor, ülkesi yargılıyor! Rushdie’nin ‘Joseph Anton’u yayımlanmalı ve okunmalı ki, Türkiye’de Joseph Anton’lar olmasın. Fazıl Say, on yıl sonra, sözgelimi Cemal Reşit Rey ve Adnan Saygun adlarından esinli ‘Cemal Saygun’ adlı bir kitap yazmak zorunda kalmasın…”

 

Kaynak : [-]

Turgut Özakman’ın en çok satan romanı “Şu Çılgın Türkler”den uyarlanan aynı adlı opera eserinin dünya prömiyeri, İzmir Devlet Opera ve Balesi’nce yapıldı.

Türkiye’de en çok satılan kitaplar listesinde yer alan Turgut Özakman’ın Kurtuluş Savaşı destanını anlattığı “Şu Çılgın Türkler” adlı romanı, Sıtkı Türkmen’in librettosu, Çetin Işıközlü’nün bestesiyle aynı adla iki perdelik opera eserine dönüştü.
Haldun Özerten’in rejisiyle İzmir Devlet Opera ve Balesi (İZDOB) tarafından sahneye konulan operanın Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 74. yılında yapılan dünya prömiyeri öncesi, İZDOB Müdürü ve Sanat Yönetmeni Aytül Büyüksaraç, eserin libretto yazarı Tekmen, bestecisi Işıközlü ve rejisörü Haldun Özörten ile Elhamra Sahnesi’nde basın toplantısı düzenledi.

Büyüksaraç, Mustafa Kemal Atatürk’ün anısına büyük değer verdiklerini belirterek, “10 Kasım Atamız’ı kaybettiğimiz gündür, ama biz bu eserle yeniden doğuşu görmek istiyoruz. Bu eseri sunmaktan büyük gurur duyuyor ve sorumluluk hissediyoruz” dedi.

Besteci Çetin Işıközlü de çok büyük zorluklarla çok kısa zamanda eserin sahnelenmesinden büyük mutluluk duyduğunu söyledi.

Operanın, Kurtuluş Savaşı’nın esasını anlattığını ifade eden Işıközlü, “Asıl büyük eser, bu vatanı bize veren o kahramanların, Türk ordusunun başardığıdır” dedi.

Eserin libretto yazarı Sıtkı Tekmen de Kurtuluş Savaşı’nın bugüne kadar “herkesin diline dolanmış ve içi boşaltılmış” kelimelerle anlatıldığını savunarak, “Binlerce belgeye dayanan ve müthiş öykülerden oluşan bu eserde görüyoruz ki, bu mücadeleye katılanlar imkansızı zorlamış ve başarmışlar” diye konuştu.

Rejisör Haldun Özörten ise operada sahnenin sürekli değişeceğini, eserin sahnelenmesinde barkovizyona dayalı sahneleme yöntemini seçtiklerini belirterek, “Gerçek kesitlerden sahneler sunacakları eserde, sanatseverlerin o dönemde yaşanan acıları hissedeceğini” söyledi.

Salon yetmedi ayakta izlendi

İZDOB Elhamra Sahnesi’nde dünya prömiyeri yapılan “Şu Çılgın Türkler” operası, sanatseverler tarafından büyük ilgiyle karşılandı.

Sadece davetlilerin izleyebildiği prömiyerde, sanatseverlerin aşırı ilgisi nedeniyle salonda ayakta izleyici alınmak zorunda kalındı.

Kurtuluş Savaşı Destanı’nı konu edinen iki perdelik opera, büyük beğeni topladı ve seyirciler tarafından ayakta alkışlandı.

Opera eseri, prömiyerin ardından sezonda 12 Kasım’dan itibaren sahnelenmeye devam edilecek.

Kaynak :[-]

İspanya turnesinden başarılı konserlerin gururuyla dönen İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası (İDSO) yarın Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda Atatürk’ü Anma Konseri verecek.

Çin Kültürü Yılı Haftası’na denk gelen konseri Çin’in tanınmış kadın şeflerinden Zhang Jiemin yönetecek. Ünlü flüt sanatçımız Gülşen Tatu’nun solist olduğu saat 20.00’de başlayacak konserin programında; J.Iber “Flüt Konçertosu” ve O.Respighi “La Boutique Fantasqıe” eserleri yer alıyor.

Konserde Çinli besteci LiHuanzhi tarafından bestelenen “Bahar Festivali Uvertürü” de seslendirilecek. Eserde, Shanbei bölgesinde yaşayan halkın, Çin Yeni Yılı’nı yani Bahar Festivali’ni kutlayışını betimleniyor. Bahar Festivali Uvertürü, 1955 ve 1956 yılları arasında bestelenmiş, çeşitli festival etkinliklerinde seslendirilmiş, özellikle Çin okullarının müzik kitaplarında da yer alıyor. 2007 yılında eser, Çin’in ilk uzay araştırma aracıyla taşınmak ve uzaya yayın yapmak üzere de seçilmiş.

Şef Zhang Jiemin, piyano ve perküsyon çalışmalarına 7 yaşındayken başlayan, 1995 yılında Şangay Müzik Konservatuvarı’nın orkestra şefliği ve bestecilik bölümünden mezun olan, mezuniyetinden itibaren Çin’in önemli opera ve senfoni orkestralarında görev almış olan, 2010 yılında Jiemin, Şangay Senfoni Orkestrası’nın daimi şefi olmuş olan deneyimli bir şef.

Taksim uyarısı

Bölgede etkinlik sergileyen diğer kütür kurumları gibi İDSO yönetimi de Taksim’in kapalı olması dolayısıyla sanatseverlerin zamanla konusunda dikkatli olmasını hatırlatıyor.

 Kaynak : [-]