Şunun için etiket arşivi: kedi

Ege’nin incisi İzmir’in önemli kültür sanat aktivitelerinden olan “Kısa Film” festivali bu yıl 14. kez düzenleniyor. Beyazperde.com ’un da internet sponsoru olduğu festival, önümüzdeki hafta tarihleri arasında İzmirli sinemaseverlere kapılarını açmaya hazırlanıyor.

14. Uluslararası İzmir Kısa Film

Festivalde bu yıl da uluslararası ve ulusal kategorilerde kurmaca, belgesel, deneysel ve animasyon dallarındaki kısa filmlere Altın Kedi ödülleri verilecek. Festival jürisinde bu yıl Türk sinemasının değerli isimleri Yavuz Özkan ve Hüseyin Karabey’in yanı sıra Hong Kong Uluslararası Film Festivali Program Direktörü Bede Cheng, İsviçreli sinema eleştirmeni Irene Genhart, İranlı sinemacı Jafar Panahi’nin kızı oyuncu ve yönetmen Solmaz Panahi, Arka Pencere Online Sinema Dergisi yazarı ve senarist Burak Göral ve Arkas Sanat Merkezi Yöneticisi Betül Aksoy yer alıyor.

Film gösterimleri ve etkinlikler ise İzmir Fransız Kültür Merkezi ‘nde ücretsiz olarak gerçekleştirilecektir.

Bu sene Altın Kedi ödülü için yarışacak finalist filmler ise şu şekilde:

14. Uluslararası İzmir Kısa Film FestivaliUlusal Yarışma Filmleri

Patika Yönetmen: Onur Yağız

Asya Yönetmen: Mizgin Müjde Arslan

Meğer Yönetmen: Uğur Egemen İres

Derin Nefes Al Yönetmen: Başak Büyükçelen

Küçük Kara Balıklar Yönetmen: Azra Deniz Okyay

Gülçin Yönetmen: Nazlı Eda Noyan

Pepuk Yönetmen: Özhan Küçük

Sadece Tek Bir Gün Yönetmen: Tunç Şahin

Uluslararası Yarışma Filmleri

The Pill of Happiness Yönetmen: Cecilia Felméri (Romanya)

House with Small Windows Yönetmen: Bülent Öztürk (Belçika)

140 Drams Yönetmen: Oksana Mirzoyan (Ermenistan)

Rabbitland Yönetmen: Ana Nedeljikovic, Nikola Majdak (Sırbistan)

Temporary Yönetmen: Behzad Azadi (İran)

Seagull Yönetmen: Elizaveta Stishova (Kırgızistan)

Aabida Yönetmen: Maaria Sayed (Hindistan)

Condom Lead Yönetmen: Ahmed & Mohammed Abu Nasser (Filistin)

Bonne Esperance Yönetmen: Kaspar Schiltknecht (İsviçre)

Bursa Devlet Tiyatrosu (BDT), ”Altın Kafeste Yangın”, ”Rahvan Giden Atlılar”, ”Karmakarışık” ve ”Çizmeli Kedi” oyunlarını sahneleyecek.

Hidayet Sayın’ın yazdığı, Bora Özkula’nın yönettiği ”Altın Kafeste Yangın”ın dekor tasarımını Özlem Karabay, kostüm tasarımını Fatma Sarıkurt, ışık tasarımını ise Ali Karaman yapıyor. Taner Turan, Rüyam Dirin, Kamil Korunan, Ecehan Şarman Çetinkaya, Sitare Tuna, Emre Yaşa, Emir Çiçek, Erol Aydın, Süheyla Zeybek, Bora Özkula’nın rol aldığı oyunda, Osmanlı sultanları arasında trajik bir hayatı olan Sultan 5. Murad’ın umutsuzluklar, korkular, onur mücadelesi ve müzikle dolu 28 yıllık esareti anlatılıyor.

Oyun, Ahmet Vefik Paşa (AVP) Sahnesi’nde, bugün ve yarın saat 20.00’de, 29 Aralık Cumartesi ise 15.00 ve 20.00’de tiyatroseverlerle buluşacak.

Özen Yula’nın yazdığı, Bora Özkula’nın yönettiği ”Rahvan Giden Atlılar”ın ise dekoru ve kostümlerini Başak Özdoğan, ışık tasarımını Ali Karaman yapıyor. Ömer Naci Topcu, Emre Işık, Ozan Sargın’ın rol aldığı oyunda, ”Hayat, rahvan giden atlarla yapılan bir yolculuk değil, vahşi, yağız bir atın üstünde çıkılan, her an düşme tehlikesiyle yaşanacak, tedirginlik verici bir koşudur” mesajı işleniyor.

Oyun, Oda Tiyatrosu’nda bugün, yarın ve cumartesi saat 18.00’de sahneye konulacak.
Ray Cooney’in yazdığı, Haldun Dormen ve Kemal Uzun’un çevirdiği ”Karmakarışık” adlı oyunun yönetmenliğini Kerem Atabeyoğlu yapıyor. İngiliz yazar Ray Cooney’in en komik ve en tempolu oyunu olarak bilinen ”Karmakarışık”, AVP Sahnesi’nde 2 Ocak Çarşamba günü saat 20.00’de tiyatroseverlerle buluşacak.

Charles Perrault’un yazdığı, Metin Arslan’ın çevirdiği ”Çizmeli Kedi” adlı çocuk oyununu ise Berrin Kulya Balkanlar yönetiyor. Dekor ve kostüm tasarımını Aytuğ Dereli, ışık tasarımını Ali Karaman, dans düzenini Berrin Kulya Balkanlar’ın yaptığı oyunda, Harun Türköz rol alıyor.

Oyun, AVP Sahnesi’nde 30 Aralık Pazar saat 14.00’te sahneye konulacak.

Kaynak : [-]

Küba Mozaik sergisi 11 Aralık’a kadar Caddebostan Kültür Merkezi’nde.

Sergi

İSTANBUL

sanat duyuru

■ Kristin Saleri’nin retrospektif sergisi 11-25 Aralık tarihleri arasında rh+artgallery’de.

■ Derya Kılıç’ın “Bilmek, Görmek…” isimli sergisi 11 Aralık – 12 Ocak tarihleri arasında Maçka Sanat Galerisi’nde.

■ Mustafa Ata’nın sergisi 11 Aralık – 30 Ocak tarihleri arasında Mustafa Kemal Kültür Merkezi – Beşiktaş Çağdaş Salonları’nda.

■ Zübeyde Arda Şahinbaş’ın “ZÜP” isimli sergisi 12-26 Aralık tarihleri arasında Hobi Sanat Galerisi’nde. (0212 225 23 37)

■ Nejat Türkmen’in “Duvarın Diyalektiği” isimli sergisi 14 Aralık – 31 Ocak tarihleri arasında C.A.M. Galeri’de. (0212 245 79 75)

■ Tankut Öktem’in “Sıradışı Bir Usta” isimli retrospektif sergisi 10 Aralık’a kadar Caddebostan Kültür Merkezi’nde.

■ Sabahat Çıkıntaş’ın “Arka Oda” isimli sergisi 10 Aralık’a kadar Nişantaşı Mine Sanat’ta. (0212 232 38 13)

■ Dilek Işıksel’in “40 Yıl” isimli sergisi 10 Aralık’a kadar Kızıltoprak Sanat Galerisi’nde. (0216 418 38 06)

■ Aysel Gözübüyük’ün sergisi 11 Aralık’a kadar Bahariye Sanat Galerisi’nde. (0216 414 55 06)

■ Küba Mozaik sergisi 11 Aralık’a kadar Caddebostan Kültür Merkezi’nde.

■ Ahmet Hıdır’ın “Parçalı Bulutlu” isimli sergisi 13 Aralık’a kadar Bindallı Sanat Galerisi’nde. (0 2 1 2 252 79 66)

■ Batu Bozoğlu’nun “Ödev: Günümü Gün Et” isimli sergisi 14 Aralık’a kadar Sabancı Üniversitesi Kasa Galeri’de.

■ Koral Sağular’ın “Suretlerle Sohbet” isimli sergisi 14 Aralık’a kadar ENKA Dr. Clinton Vickers Sanat Galerisi’nde.

■ Olaf Otto Becker’in “Sıfır Noktası Üzerinde” isimli fotoğraf sergisi 14 Aralık’a kadar Elipsis Gallery’de. (0212 249 48 92)

■ Emrah Günay’ın “Bendeki Benler” isimli sergisi 14 Aralık’a kadar Yüksel Sabancı Sanat Merkezi’nde. (0212 383 70 70)

■ Behiç Ak’ın “Yazmaya Çizmeye Devam” isimli sergisi 14 Aralık’a kadar Karşı Sanat Çalışmaları’nda. (0212 245 71 53)

■ Bülent Yavuz Yılmaz’ın sergisi 14 Aralık’a kadar Bakraç Sanat Galerisi’nde.

■ Elif Naci’nin sergisi 14 Aralık’a kadar Kadıköy Belediye Başkanlığı Fuayesi’nde.

■ Ömer Kaleşi’nin sergisi 15 Aralık’a kadar TEM Sanat Galerisi’nde. (0212 247 08 99)

■ Ekin Saçlıoğlu’nun sergisi 15 Aralık’a kadar Galeri x-ist’te.

■ Ahmet Aydın Atmaca’nın “Yeşil Senfoni” isimli sergisi 15 Aralık’a kadar ALAN İstanbul Proje Odaları’nda. (0 212 252 94 53)

■ Kabuğundan Sıyrılan Fin Tasarımı isimli sergi 15 Aralık’a kadar Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde. (0212 230 19 76)

■ Tayfun Serttaş’ın “Bazan” isimli sergisi 15 Aralık’a kadar Pilevneli Project’te. (0212 259 03 94)

■ Rasim Aksan’ın “İsimsiz1” isimli sergisi 15 Aralık’a kadar Galerist Tepebaşı’nda. (0212 252 18 96)

■ Serpil Yazman’ın “arada” isimli sergisi 15 Aralık’a kadar İSO Sanat Galerisi’nde. (0212 251 46 31)

■ Su Yücel’in “Artık Şehir” isimli sergisi 16 Aralık’a kadar Adahan İstanbul’da. (0212 243 85 81)

■ Leyla Gediz’in “Reverb” isimli sergisi 16 Aralık’a kadar Rampa’da. (0 212 327 08 00)

■ Kapıları Aralamak Sergisi 16 Aralık’a kadar Yeşilköy’deki Bakırköy Belediyesi Sanat Evi ve Kent Müzesi’nde.

■ Gökhan Deniz’in “Hangisi Daha Gerçek?” isimli sergisi 17 Aralık’a kadar Çağla Cabaoğlu Gallery’de. (0212 291 37 91)

■ Beril Anılanmert’in “Entropi” isimli sergisi 17 Aralık’a kadar Galeri Işık’ta.

■ Işıl Gönen’in sergisi 17 Aralık’a kadar Derinlikler Sanat Merkezi’nde. (0212 291 82 55)

■ Gökçe Oflu’nun “Dokuları Duyumsamak” sergisi 18 Aralık’a kadar Galeriartist’te.

■ Selva Cerit Emiroğlu’nun sergisi 18 Aralık’a kadar Bakırköy Belediyesi İspirtohane Kültür Merkezi’nde.

■ Nadia Arditti ve Mahmut Karatoprak’ın “Gizem” isimli sergisi 21 Aralık’a kadar Art212’de.

■ Arsen Kanbak’ın sergisi 21 Aralık’a kadar Tünel Sanat Galerisi’nde.

■ Sezgin Malkoç’un sergisi 21 Aralık’a kadar Galeri Artist Çukurcuma’da. (0212 251 91 63)

■ Onur Gülfidan’ın “Harika Günler” isimli sergisi 22 Aralık’a kadar .artSümer’de. (0212 249 1035)

■ Erinç Seymen’in “Tohum ve Mermi” isimli sergisi 22 Aralık’a kadar Rampa’da. (0212 327 08 00)

■ Ahmet Sel’in “Davutpaşa Orta 3” isimli sergisi 23 Aralık’a kadar DEPO’da. (0212 292 39 56)

■ Hayri Ağan’ın “Yolculuk” isimli sergisi 23 Aralık’a kadar Harmony Sanat Galerisi’nde. (0216 553 21 67)

■ Özel Getronagan Ermeni Lisesi 125. kuruluş yıldönümü sergisi 23 Aralık’a kadar Özel Getronagan Ermeni Lisesi’nde. (0212 244 05 03)

■ Suat Akdemir’in “Emin misin?” isimli sergisi 24 Aralık’a kadar MERKUR’da. (0212 225 37 37)

■ Doğu Çankaya’nın “YENİ DÜNYA DÜZENİ” isimli sergisi 24 Aralık’a kadar Galeri/Miz’de. (0212 241 76 66)

■ Cansen Ercan’ın sergisi 25 Aralık’a kadar Evin Sanat Galerisi’nde. (0212 265 81 58)

■ Ümit Çamaş’ın sergisi 25 Aralık’a kadar Çamaş Art Gallery’de. (0216 385 00 15)

■ Fikret Otyam’ın “Hoşçakal İstanbul” isimli sergisi 27 Aralık’a kadar Çırağan Palace Kempinski Sanat Galerisi’nde.

■ Tayfun Akgül’ün “Yüzde Yüz Montaj” isimli karikatür sergisi 28 Aralık’a kadar Schneidertempel Sanat Merkezi’nde.

■ Ekoloji IV Gecenin Günü isimli sergi 29 Aralık’a kadar Açıkekran Yeni Medya Sanatları Galerisi’nde. (0212 230 74 92)

■ 13. kÜÇÜK şEYLER isimli sergi 29 Aralık’a kadar Terakki Vakfı Sanat Galerisi’nde. (0212 351 00 60)

■ Sandra Schafer’in sergisi 29 Aralık’a kadar DEPO’da. (0212 292 39 56)

■ F. Erdoğan Sarma’nın heykel sergisi 29 Aralık’a kadar Almelek Sanat Galerisi’nde. (0212 265 38 51)

■ Ahmet Güneştekin’in “Yüzleşme” isimli sergisi 30 Aralık’a kadar Antrepo No 3’te.

■ Aysel Alver’in “Retro” isimli sergisi 30 Aralık’a kadar Galeri İlayda’da. (0212 243 31 00)

■ Korhan Karaoysal’ın sergisi 30 Aralık’a kadar Amerikan Hastanesi Sanat Galerisi Operation Room’da.

■ Xchristakos’ın “Ciddi-Yet-Siz-Lik” isimli sergisi 30 Aralık’a kadar Deyim Sanat Galerisi’nde.

■ Adnan Çoker’in “Minimal Simetri III” isimli sergisi 31 Aralık’a kadar Kare Sanat Galerisi’nde. (0212 240 44 48)

■ Cam Heykel Sergisi 31 Aralık’a kadar Artisan’da. (0212 247 90 81)

■ Altan Çelem’in “Burası Değilse, Hiçbir Yer” isimli sergisi 31 Aralık’a kadar Teşvikiye Sanat Galerisi’nde.

■ Burhan Özer, Ayşe Kızıltan, Dilşad Atasoy, Kamil Kaptan, Tülay Sayılgan’ın karma resim sergisi A&B Eğitim Hizmetleri Salonu’nda 31 Aralık’a dek (0212 287 37 50)

■ Murathan Özbek’in “İN” isimli sergisi 2 Ocak 2013’e kadar the hall’de. (0212 245 69 22)

■ Mihriban Mirap’ın sergisi 4 Ocak’a kadar Olcay Art’ta. (0216 411 17 13)

■ Abdurrahman Öztoprak’ın sergisi 5 Ocak 2013’e kadar Elgiz Müzesi’nde.

■ Jale Çelik’in “Hiç” isimli sergisi 5 Ocak 2013’e kadar Gallery LiNART’ta.

■ Attila Durak’ın “Echoes of the Street” isimli sergisi 5 Ocak’a kadar GALERİARTİST’te. (0212 227 68 52)

■ Alev Ebüzziya’nın sergisi 5 Ocak’a kadar Galeri Nev’de.

■ Mahmut Karatoprak’ın “Suyun Boğulduğu Yer” isimli sergisi 5 Ocak’a kadar Galeri Selvin’de. (0212 263 74 81)

■ Serkan Çalışkan, Olga Alexopoulou, Sedat Akdoğan’ın “Doğanın Arzu Nesnesi” isimli sergisi 5 Ocak’a kadar Art Suites Gallery’de. (0212 251 55 61)

■ Altın Çocuklar – 16.-19. Yüzyıl Avrupası’ndan Portreler isimli sergi 6 Ocak 2013’e kadar Pera Müzesi’nde.

■ Haluk Özden’in sergisi 6 Ocak’a kadar Bali Sanat Galerisi’nde. (0216 688 88 78)

■ Süleyman Saim Tekcan’ın sergisi 6 Ocak’a kadar Mabeyn Galeri’de. (0212 261 60 60)

■ Monet’nin Bahçesi isimli sergi 6 Ocak 2013’e kadar Sakıp Sabancı Müzesi’nde.

■ Tünel Berlin-İstanbul isimli sergi 6 Ocak 2013’e kadar Arte İstanbul Sanat Galerisi’nde. (0212 292 8045)

■ DunHuang’ın Renkleri: İpek Yolu’na Açılan Büyük Kapı isimli sergi 7 Ocak 2013’e kadar MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde.

■ Zeki Kıral’ın “Sanatta 66. yıl” isimli sergisi 7 Ocak’a kadar Galeri İdil’de. (0212 283 23 83)

■ Bedri Rahmi Eyüboğlu, Mehmet Pesen, Ruzin Gerçin ve Reha Yalnızcık’ın sergisi 10 Ocak’a kadar Ürün Sanat Galerisi’nde.

■ Iván Navarro’nun “Tünelin Ucundaki Işık” isimli sergisi 12 Ocak’a kadar Egeran Galeri’de. (0 212 251 12 51)

■ Pawel Althamer’in “6 Heykel” adlı sergisi 12 Ocak’a kadar Galeri Mana’da. (0212 243 6666)

■ Erdoğan Zümrütoğlu’nun “Kozmatik Şiddet” isimli sergisi 12 Ocak’a kadar The Empire Project’te. (0212 292 59 68)

■ Canan Dağdelen’in “an_uzam” isimli sergisi 12 Ocak’a kadar Galeri Apel’de.

■ Şenol Yorozlu’nun sergisi 12 Ocak’a kadar Galeri Oda’da. (0212 259 22 08)

■ Milas Çomakdağ’ın sergisi 12 Ocak’a kadar Fransız Kültür Merkezi’nde. (0212 393 81 11)

■ Candaş Şişman’ın sergisi 13 Ocak’a kadar Pg Art Galeri’de. (0212 252 80 00)

■ Joachim Schmeisser’in fotoğraf sergisi 19 Ocak 2013’e kadar Immagis Galeri’de.

■ Bakış – Portre Fotoğrafının Değişen Yüzü isimli sergi 20 Ocak 2013’e kadar İstanbul Modern’de.

■ Magdalena Abakanowicz’in “İnsanlık Serüveni” isimli sergisi 30 Ocak’a kadar Akbank Sanat’ta.

■ Gogi Çagelişvili’nin “İstanbul” isimli sergisi 30 Ocak’a kadar Pirosmani Sanat Galerisi’nde. (0212 252 68 12).

■ Bir Başkentin Su Yolları isimli sergi 18 Şubat’a kadar Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde.

■ Çin Hazineleri Sergisi 20 Şubat’a kadar Topkapı Sarayı’nda.

■ Çin Mağara Sanatı Sergisi 20 Şubat’a kadar MSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde.

■ Joseph Kosuth’un “Uyanma” isimli sergisi 23 Şubat’a kadar Kuad Galeri’de.

■ 1952-2012 Sualtına Işık Tutanlar sergisi 28 Şubat’a kadar Rezan Has Müzesi’nde. (0212 533 65 32)

■ Biz bu memleketi seninle sevdik Lefter sergisi 24 Haziran 2013’e kadar Adalar Müzesi’nde.

■ İşte Güneş isimli sergi 14 Temmuz’a kadar Rahmi Koç Müzesi’nde. (0212 369 66 00)

ANKARA

■ Saadet Gözde- resim – 13 Aralık’a dek – Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde. (0 312 442 30 50)

■ Ayşe Bilir – resim – 14 Aralık’a dek – Ziraat Bankası Mithatpaşa Sanat Galerisi’nde. (0 312 417 84 58)

■ Canan Bayraktar – resim – 14 Aralık’a dek – RD Art Galeri’de. (0 312 266 56 57)

■ ‘Mesajınız Var!’- Kentsel Avustralya’da Yerli Kimliği – resim – 15 Aralık’a dek – Cermodern Sanatlar Merkezi’nde. (0 312 310 00 00)

■ Vedat Hazneci- resim – 15 Aralık’a dek – Armoni Sanat Galerisi’nde. (0 312 440 43 24)

■ Işıl Özışık – resim – 16 Aralık’a dek – ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi Sergi Salonu’nda. (0505 304 64 74)

■ Mevlana’nın 739. Vuslat Yıldönümü- resim – 18 Aralık’a dek – Çengelhan Rahmi M. Koç Müzesi’nde. (0 312 309 68 00)

■ Vedat Örs – resim – 19 Aralık’a dek – Galeri Soyut’ta. (0 312 438 86 70)

■ Aykut Öz – heykel – 21 Aralık’a dek – Ankara Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde. (0 312 417 56 59)

■ Galeri Sanatyapım 30. Yıl Sergisi- resim – 28 Aralık’a dek – Galeri Sanat Yapım’da. (0 312 222 19 06)

■ Orhan Gürel – resim – 28 Aralık’a dek – Sevgi Sanat Galerisi’nde. (0 312 441 26 34)

■ Ümit Gezgin – resim – 28 Aralık’a dek – Aysel Gözübüyük Sanat Galerisi’nde. (0 312 241 06 95)

■ Nükhet Atar – baskıresim – 28 Aralık’a dek – Ziraat Bankası Kuğulu Sanat Galerisi’nde. (0312 466 05 40)

■ Koleksiyonlardan – resim – 30 Aralık’a dek – Doku Sanat Galerisi’nde. (0 312 439 78 80)

■ Yusuf Toprak- resim – 30 Aralık’a dek – Doku Sanat Galerisi’nde. (0 312 439 78 80)

■ Bedri Rahmi Eyüboğlu – resim – 8 Ocak’a dek – Takıantika Sanat Galerisi’nde. (0 312 436 37 88)

İZMİR

■ Doç. Dr. Orhan Cebrailoğlu’nin resim sergisi, 14 Ocak’a dek Ege Üniversitesi Prof. Dr. Yusuf Vardar Mötbe Kültür Merkezi’nde sanatseverleri bekliyor.

Ege Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi Sanat Galerisi ve Baskı Müzesi’nin düzenlediği Sanatçı Dokumaları sergisi, Ege Üniversitesi AKM’de 5 Ocak’a dek izlenimde.

■ Makbule Dizdaroğlu’nun suluboya resim sergisi, 17 Aralık’a dek Konak Resim Heykel Sanat Galerisi’nde.

■ Gülgün İşbilen’in Seferihisar Yeni Kültür Merkezi’nde açılan resim sergisi, yarın sona eriyor.
Tiyatro

İSTANBUL

■ Devlet Tiyatroları Beykoz Ahmet Mithat Efendi Sahnesi’nde “At” cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Cevahir Sahneleri Salon 1’de “Sezuan’ın İyi İnsanı” salı, çarşamba, perşembe, cuma, cumartesi 20.00, Pazar 15.00. Cevahir Sahneleri Salon 2’de “Zalım Mahmut – Bir Kurtlu Kıssa” salı, çarşamba, perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00, Küçük Sahne’de “Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni” salı, çarşamba, perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Küçükçekmece DT Sahnesi’nde “Sidikli Kasabası” perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00, Üsküdar Stüdyo Sahne’de “Düğün Şarkısı” çarşamba, cuma, cumartesi 20.00, pazar 15.00. Üsküdar Tekel Sahnesi’nde “Ay Ecesi” salı, perşembe 20.00, cumartesi 15.00. (0212 292 39 00)

■ İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları F. Reşat Nuri Sahnesi’nde “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi” çarşamba, cumartesi 15.30 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, pazar 15.30. GOP Ferih Egemen Sahnesi’nde “Deniz Kızı” perşembe, cuma 14.00. Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “Yüzleşme” çarşamba 15.30 ve 20.30, perşembe 20.30, “Perşembenin Hanımları” cuma 20.30, cumartesi 15.30, “Üç Kardeş ve Muhteşem Kurt” cumartesi, pazar 12.00. Kâğıthane Sadabad Sahnesi’nde “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” çarşamba, cumartesi 15.30 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, pazar 15.30. Küçük Kemal Sahnesi’nde “Üç Kardeş ve Muhteşem Kurt” perşembe, cuma 14.00. Haldun Taner Sahnesi’nde “Türkiye Kayası” çarşamba, perşembe, cuma 20.30. cumartesi 15.30 ve 20.30, Pazar 15.30. Ümraniye Sahnesi’nde “Hedda Gabler” çarşamba 15.30 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, cumartesi 15.30 ve 20.30, pazar 15.30. Ü. Müsahipzade Sahnesi’nde “Oyun” çarşamba, cumartesi 15.30 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, pazar 15.30.

■ Bakırköy Belediye Tiyatroları Müşfik Kenter Sahnesi’nde “Sıkıyönetim” perşembe, cuma, cumartesi 20.30, “Benim Güzel Pabuçlarım” pazar 11.00. “Hoşu’nun Utancı” cumartesi 11.00. Turhan Tuzcu Sahnesi’nde “Carrar Ana’nın Silahları” çarşamba, cuma 20.30. (0212 414 96 47)

■ Ortaoyuncular’da “Ferhangi Şeyler” cuma 20.00, “Nasri Hoca ve Muhalif Eşeği” cumartesi 20.00, pazar 18.00. (0212 251 18 65)

■ Oyun Atölyesi’nde “Pandaların Hikâyesi” perşembe, cuma 20.30, cumartesi 16.00 ve 20.30, pazar 16.00. (0216 345 39 39)

■ Kumbaracı50’de “Üç Faz” bugün 20.30, “Lulabay Bir Cihangir Hikâyesi” Salı 20.30, “Bernarda Alba’nın Evi” çarşamba 20.30, “Dertsiz Oyun” perşembe 20.30, “Katilcilik” cuma, cumartesi 20.30, “Haz Makamı” cuma, cumartesi 23.00. (0 212 243 50 51)

■ İkincikat’ta “Limonata” bugün, “Disosya” perşembe, cuma, cumartesi 20.30. (0212 292 32 47)

■ Bizim Tiyatro’da “Yalanın Ardındaki” cuma 20.30 Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde (0 216 418 95 49)

ANKARA

■ Akün Sahnesi’nde, “33 Varyasyon” yarından itibaren 16 Aralık’a dek cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Nâzım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan On Bir Tablo” 18, 22, 25 ve 29 Aralık’ta saat 20.00’de, “Bir Delinin Hatıra Defteri” 20-28 Aralık tarihleri arasında saat 20.00’de, “Pal Sokağı Çocukları/çocuk oyunu” 22, 23, 29 ve 30 Aralık’ta saat 11.00’de. (0 312 427 19 71)

■ Altındağ Tiyatrosu’nda, “Kış Gelmeden” yarından itibaren 15 Aralık’a dek cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Boğaç Han/çocuk oyunu” 12, 16, 30 Aralık’ta saat 11.00’de, “Yosunlar” 18-29 Aralık tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de. (0 312 316 59 02)

■ Büyük Tiyatro’da, “Hürrem Sultan” 11-23 Aralık tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Aşk Hastası” 25, 28 Aralık’ta saat 20.00’de, 30 Aralık’ta saat 15.00’te. (0 312 324 22 10)

■ Çayyolu Cüneyt Gökçer Sahnesi’nde, “Cyrano De Bergerac” yarından itibaren 22 Aralık’a dek cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Narnia Günlükleri/gençlik oyunu” 23 Aralık’ta saat 15.00’te, 26 ve 27 Aralık’ta saat 11.00’de, “Fosforlu Cevriye/müzikal” 25-30 Aralık tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de. (0 312 240 00 91)

■ Küçük Tiyatro’da, “Venedik Taciri” yarından itibaren 15 Aralık’a dek cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Keloğlan Keleşoğlan/çocuk oyunu” 14, 16, 20, 21, 23, 25, 28 ve 30 Aralık’ta saat 11.00’de, “Toros Canavarı/Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu” 18-22 Aralık tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Ben Ödüyorum” 25-29 Aralık tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de. (0 312 311 11 69)

■ Oda Tiyatrosu’nda, “Eudice’nin Elleri” yarından itibaren 22 Aralık’a dek saat 18.30’da, “Dönülmez Akşamın Ufkundayız” 25-29 Aralık tarihleri arasında saat 18.30’da. (0 312 311 11 69)

■ Stüdyo Sahne’de, “Bir Kahve Molası-Karıncalar” 11, 14, 18, 21 Aralık’ta saat 20.00’de, 16, 23 Aralık’ta saat 15.00’te, “Jerry ve Tom” 25, 28 Aralık’ta saat 20.00’de, 30 Aralık’ta saat 15.00’te. (0 312 397 30 24)

■ İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi’nde, “Cesaret Ana ve Çocukları” 12, 13, 26, 27 Aralık’ta saat 20.00’de, 15 ve 29 Aralık’ta saat 15.00’te, “Yastık Adam” 19, 20, Aralık’ta saat 20.00’de, 22 Aralık’ta saat 15.00’te. (0 312 397 30 24)

■ Şinasi Sahnesi’nde, “Dolores Claiborne” 15-29 Aralık tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Karlar Kraliçesi/çocuk oyunu” 19, 21, 28, 30 Aralık’ta saat 11.00’de, Ferhan Şensoy’un sahnelediği “Ferhangi Şeyler” adlı oyun 12 ve 13 Aralık’ta saat 20.00’de. (0 312 397 30 24)

■ Mavi Sahne’de, “Gıres/müzikal” 21, 22 Aralık’ta saat 20.00’de, 23 Aralık’ta saat 17.00’de,

■ “Tuluatmasyon/Her Şey Doğaçlama Komik Gösteri” 15, 29 Aralık’ta saat 20.00’de, “Hiç/Neyzen Tevfik” 14 ve 28 Aralık’ta saat 20.00’de. (0 312 241 02 33)

■ Tiyatro Pembe Kurbağa’da, “Hiçyemez Prenses” adlı çocuk oyunu 15 ve 22 Aralık’ta saat 12.00’de, “Bebek Tiyatrosu/Evden Kaçan Soba/0-3 yaş arası için” adlı çocuk oyunu 16 ve 23 Aralık’ta saat 12.00’de. (0 312 418 02 98)

■ Tiyatro Tempo’da, “Benim Sevgili Yağmurum” adlı oyun 21 Aralık’ta saat 20.00’de, “Beyaz Kalem’den Düşsel ve Renkli Oyun” adlı gençlik oyunu 16 Aralık’ta saat 13.00’te, “Karagöz Noel Baba” adlı gençlik oyunu 23 Aralık’ta saat 13.00’te. (0 312 232 32 92)

■ Sanatolia Ankara Komedi Sahnesi’nde, “Kırmızı Başlıklı Kız/çocuk oyunu” 15, 23, 29 Aralık’ta saat 15.30’da, 16, 22, 30 Aralık’ta saat 14.00’te, “Çizmeli Kedi/çocuk oyunu” adlı oyun 15, 23, 29 Aralık’ta saat 14.00’te, 16, 22, 30 Aralık’ta saat 15.30’da. (0 312 541 16 66)

■ Yenimahalle Belediyesi Nâzım Hikmet Kültür ve Kongre Merkezi’nde, “Antonius ile Kleopatra” adlı oyun 15 Aralık’ta saat 20.30’da, 16 Aralık’ta saat 16.00’da, “Nasri Hoca ve Muhalif Eşeği” adlı oyun 17 Aralık’ta saat 20.00’de, “İşsizler Cennete Gider” adlı oyun 18 Aralık’ta saat 20.00’de. (0 312 444 93 64)

■ ODTÜ Kültür Kongre Merkezi’nde, “Adalet, Sizsiniz” adlı oyun 22 Aralık’ta saat 20.30’da, 23 Aralık’ta saat 16.00’da. (0 312 210 41 51)

■ Gülüm Pekcan Dans Tiyatrosu’nda, “Zaman Aşımı” adlı oyun bugün ve 17, 21 Aralık’ta saat 20.30’da, 11, 14, 18, 21, 25, 28 Aralık’ta saat 20.00’de. (0 312 466 60 30)

ADANA

■ Adana Devlet Tiyatrosu, geçen sezon seyircinin büyük ilgi gösterdiği Ephraim Kishon’un yazdığı, Ali Hürol’un yönettiği, ‘Karımla Evleniyorum – Nikah Kağıdı‘ adlı 2 perdelik komediyi bu hafta da sahnelemeyi sürdürecek. Oyun salı, çarşamba, perşembe ve cuma günü 20.00’de, cumartesi günü ise 15.00 ve 20.00’de yinelenecek. Zeynep Kaçar’ın yazdığı, Fırat Demirağ‘ın yönettiği, ‘Dış Ses’ adlı oyunu Fuaye Sahne’de çarşamba, perşembe ve cuma günleri 18.00’de sahnelemeyi sürdürecek olan ADT oyuncuları, çarşamba günü 14.00, pazar günü 11.00’de de, ‘Define Adası‘ adlı müzikli güldürülü çocuk oyunu ile küçük tiyatroseverlerin karşısında olacak. (0322 3523355)

■ Seyhan Belediyesi Şehir Tiyatrosu, ‘9 Canlı’ adlı oyunu sahnelemeyi sürdürüyor. Tayfun Türkili’nin yazdığı, Tamer Gözüdeli’nin yönettiği oyun çarşamba günleri 20.00’de Seyhan Kültür Merkezi’nde tiyatroseverlerle buluşturuluyor. (0322 432 74 74)

■ Kaktüs Sanat Merkezi, “Meyveli Palyaço”yu sahnelemeyi sürdürüyor. Hakan Hançerli’nin yönettiği, ‘Meyveli Palyaço’ adlı müzikli güldürülü çocuk oyunu, kasım ayı boyunca her cumartesi saat 14.00’te Kaktüs Sanat Merkezi’nde, hafta içinde ise okullar da yineleniyor. (0322 459 91 59)

SAMSUN

■ Samsun AKM Büyük Salon’da İstanbul DT oyuncuları, Güngör Dilmen’in yazdığı, Faik Ertener’in yönettiği “Aşkımız Aksaray’ın En Büyük Yangını” adlı müzikli oyun 11-12 Aralık 2012 Salı ve Çarşamba günleri saat 20.00’de izleyicilerle buluşacak. (0 362-431 21 00)

 Kaynak :[-]

Paris Kent Deneyi grubunun gizliliklerine takıntı derecesinde düşkün üyeleri, son 30 yılı Fransa başkentinin altındaki tünellerde gizli kapaklı sanat etkinlikleri düzenleyerek geçirdi. Yetkililerden ne izin ne de destek beklediklerini söylüyorlar.

BBC- Kirsty Lang

Kaldırımda gergin bir şekilde bekliyoruz. Gelen geçen herkesi çaktırmadan süzmeye çalışırken, göze batmadığımızı umuyoruz.

Haftalar süren pazarlıklardan sonra gizemli Fransız sanat kollektifi Les UX’in temsilcileriyle, Paris’in güneyindeki bir belediyenin önünde randevumuz var. Pazar akşamı geç bir saat ama sokak hala epey kalabalık.

Sonunda kırmızı beresi ile küçük sırt çantası hariç tepeden tırnağa siyahlar giymiş genç bir adam çarpıyor gözüme. Biraz duraksıyor, sonra onu izlememiz için bize işaret ediyor. İstikamet yeraltı mezarlıkları, Paris’in kaldırımları altında uzanan tüneller.

Birkaç dakika sonra Tristan (tabii gerçek adı bu değil) ve iki arkadaşı bir rögarın ağır çelik kapağını kaldırıyor. “Çabuk, çabuk,” diyor Tristan, “Polis gelmeden.”

Ucu bucağı görünmeyen kara deliğe bir göz atıp, temkini adımlarla paslı merdivene basıyor ve aşağı inmeye başlıyorum.

Birkaç merdivenden daha inip, dibe ulaşıyoruz. Etrafta sıçan olmadığını fark edince rahat bir nefes alıyorum. Sıçanların indiğinden daha da derinlere inmişiz. Ama göz gözü görmüyor ve her yer ıslak.

Sular bileklerime kadar çıkıyor; ayakkabılarım sırılsıklam. Tristan lastik çizmeleriyle suları sıçratarak önümüzden giderken gülüyor. Telefonumdaki ışığı kullanarak onu izlemek için elimizden geleni yapıyoruz. Duvarlarda yer yer renkli grafitiler ve hain bakışlı bir kedinin tablosu var.

Birkaç dakika sonra kuru, açık bir alana varıyoruz. İşte duvarlarında girift oymalar olan bu alanda nihayet oturup, gizemli yol arkadaşlarımıza sorularımızı sormaya başlıyoruz.

Tristan normalde yasak olan yerlere girmekten ayrı bir keyif aldığını söylüyor. Paris’in yeraltı mezarlıklarında dolanmayı seven bir “mezarlıksever”miş.

Tristan kiliselerin çatılarına da tırmanıyor. “Bütün kent ayaklarının altında,” diyor, “Özellikle geceleri manzara harika. Piknik için de ilginç bir yer.”

UX farklı farklı insanları bir araya getiren gevşek bir yapılanma. Aralarında yalnızca sanatçılar değil, mühendisler, memurlar, avukatlar ve hatta bir savcı varmış. İlgi alanlarına göre farklı gruplara bölünüyorlar.

Bu gruplardan biri, Fare Evi, yalnızca kadınlardan oluşuyormuş ve bir yerlere sızmakta ustaymışlar. Bir diğer grup, tıklayın Untergunther, devletin ihmal ettiğini düşündükleri kültür varlıklarını gizli gizli restore ediyor.

La Mexicane de Perforation grubu yeraltında sinema festivalleri gibi etkinlikler düzenliyor. Bir seferinde Trocadero yakınlarındaki Palais de Chaillot’nun altında taşa koltuklar kazarak, koca bir sinema salonu yapmışlar.

Paris’teki tüneller hiçbir yerde yok. Zaten kentin kendisi, binaların altından çıkarılan kireç taşından yapılma. Bu yüzden kilometrelerce uzanan maden tünelleri var.

Buna metro için, telefon şebekesi, kanalizasyon vs için kazılan tünelleri ekleyin, gün ışığı görmeden kenti boydan boya kat edebilirsiniz.

UX’in kurucuları 1980’lerin başında, Paris’in Sol Yaka’sındaki bir lisede tanışmışlar. Önceleri, sırf yapabileceklerini kanıtlamak için, yeraltı tünellerini kullanarak müzelere ve anıtlara girmeyi seven bir avuç çocuktan ibaretmiş grup.

Video editörü Lazar Kuntsmann (tabii bu da takma ad) onlardan biriymiş. Şimdi grubun sözcüsü olan Kuntsmann “Büyüdükçe, yeryüzünde herkes kendi kariyerini kurdu.” diye anlatıyor.

“İki önemli ilkemiz var. Birincisi, asla izin istemeyiz, yetkililere asla haber vermeyiz ne yapacağımızı. Ve tabii bir de asla maddi destek almayız.”

UX’in en ünlü eylemlerinden biri, bundan altı yıl önce Fransa’nın en ünlü evlatlarının gömüldüğü Pantheon’da 19. yüzyıldan kalma bozuk bir saati onarmaktı.

Grubun kurucu üyelerinden, gerçek bir saat ustası olan Jean Baptiste Viot öncülüğünde kurulan sekiz kişilik restorasyon ekibi, malzemelerin saklandığı bir dolabın arkasına gizli bir atelye kurmuş. Aylarca her gece çalışmışlar.

İşlerini bitirdikten sonra Pantheon’un müdürüne haber vermişler. Müdür önce minnettar kalsa da, onun patronları aynı fikirde olmamış. Saati parçalarına ayırıp, UX’e 43.800 euroluk tazminat davası açmaya kalkmışlar.

Fransa’da kamuya ait binalara izinsiz girmek ya da onları onarmak suç sayılmadığı için dava düşmüş. Lazar Kuntsmann bu tepkiyi yetkililerin “utancına” bağlıyor.

Kuntsmann’ın kendisi de bir seferinde Pantheon’da gece vakti bir tiyatro oyunu sergilemiş. Ama Paris’in yeraltı tünellerini kullananlar yalnızca UX grubunun üyeleri değil.

Bazı mekanların bin kişiyi alacak büyüklükte olduğu söylenen yeraltında büyük partiler de düzenlendiği biliniyor. Bu partiler için barlar kurularak, DJ ve özel ışık efekti yapacak insanlar getirilerek, Paris metrosundan elektrik çekilerek yeraltı mekanları geçici gece kulüplerine çevriliyor.

 Kaynak : [-]

SERGİ

İSTANBUL

sanat duyuru

■ Ermeni asıllı Balyan ailesinin İstanbul’a kazandırdığı eserlerin fotoğraflarından oluşan sergi 2 Temmuz’a kadar Bakırköy Belediyesi Sanat Evi ve Kent Müzesi’nde.

■ Sezin Aksoy, Ece Dündaralp ve Ali Öner’in “Empati” isimli sergisi 6 Temmuz’a kadar Kiplas Sanat Galerisi’nde. (0 216 651 49 00)

■ SOYUT-FİGÜR-SOYUTLAMA-FORM isimli karma sergi 7 Temmuz’a kadar Doruk Sanat Galerisi’nde. (0212 252 05 35)

■ Buluşma Noktası Akademililer isimli karma sergi 7 Temmuz’a kadar Beyoğlu Akademililer Sanat Merkezi’nde. (0212 245 02 29)

■ Ayline Olukman’ın “Suspended Moment” isimli sergisi 7 Temmuz’a kadar ALAN İstanbul’da.

■ Çarşılarla Anadolu sergisi 7 Temmuz’a kadar Kapalıçarşı’da.

■ Deniz Pireci’nin “Bazzinga” isimli sergisi 8 Temmuz’a kadar Galeri G-art’ta. (02122960876)

■ ‘Yaşamın Tanıkları’ Karma Fotoğraf Sergisi 8 Temmuz’a kadar Optimum Outlet ve Eğlence Merkezi’nde.

■ 50 Yıllık Sır – Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun’un valizinden çıkan fotoğraf, hatırat ve belgelerisimli sergi 10 Temmuz’a kadar İBB Taksim Sanat Galerisi’nde.

■ Kerem Ozan Bayraktar’ın “Kurallar” isimli sergisi 11 Temmuz’a kadar Nesrin Esirtgen Collection’da. (0212 243 7853)

■ Levent Duran’ın “Mama Beden-Body Food” isimli sergisi 11 Temmuz’a kadar Galeri Artist Çukurcuma’da. (0 212 251 91 63)

■ Betül Güney, Cenin (Burcu Çorbacı), Ceyda Aldemir P.’nin “Fresh”isimli sergisi 12 Temmuz’a kadar C.A.M Galeri’de.

■ Çarşılarla Anadolu isimli fotoğraf sergisi 13 Temmuz’a kadar Kapalıçarşı Halıcılar Caddesi’nde.

■ Almanya’da Çağdaş Sanat Aracı Olarak İç Mekân Tasarımı sergisi 15 Temmuz’a kadar Rezan Has Müzesi’nde.

■ Deenesh Ghyczy’nin “Soul Out” isimli sergisi 15 Temmuz’a kadar Art Suites Gallery Beyoğlu’nda. (0212 251 55 61)

■ Come-in, Almanya’da Çağdaş Sanat Aracı Olarak İç Mekân Tasarımıisimli sergi 15 Temmuz’a kadar Rezan Has Müzesi’nde.

■ Sera Uzel’in “Lu” isimli sergi 17 Temmuz’a kadar Çırağan Palace Kempinski Sanat Galerisi’nde.

■ Charles Vess’in İstanbul’u isimli sergi 20 Temmuz’a kadar Çekül Evi’nde. (0212 249 64 64)

■ Karikatüristler Güngör Kabakçıoğlu İçin Çiziyor isimli sergi 20 Temmuz’a kadar Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde.

■ Diana Blok’un “See Through Us” isimli sergisi 21 Temmuz’a kadar Sanatorium’da. (0212 293 67 17)

■ Vladimir Klein’ın cam sergisi 21 Temmuz’a kadar Pirosmani Sanat Galerisi’nde. (0212 252 68 12)

■ Hisseli Harikalar Kumpanyası – Meraklılarından Sıra Dışı Objeler Sergisi 24 Temmuz’a kadar Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Merkezi Sanat Galerisi’nde.

■ Mercan Dede’nin “Revolution Revelation” sergisi 25 Temmuz’a kadar Borusan Müzik Evi’nde.

■ Maureen Connor’un “Çelişkiler” isimli sergisi 28 Temmuz’a kadar Akbank Sanat’ta.

■ Tamar Halpern’in “Şair için kork ve viski iç” isimli sergisi 28 Temmuz’a kadar Egeran Galeri’de. (0212 251 12 51)

■ İyi Niyetin Arsızlığı isimli sergi 28 Temmuz’a kadar artSümer’de. (0 212 249 1035)

■ Goya’nın eserlerinden oluşan “Zamanının Tanığı” isimli sergi 29 Temmuz’a kadar Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nde.

■ Marleen P. Atay, Stephanie Pain, Suzanne Posthumus ve Aras Seddigh’in TRANSFER başlıklı sergisi 30 Temmuz’a kadarKare Art Gallery’de.

■ Ustalar ve Yükselenler isimli sergi 31 Temmuz’a kadar Türker Art’ta. (0212 296 53 25)

■ Sınırlar Yörüngeler 12 sergisi 31 Temmuz’a kadar Siemens Sanat’ta. (0212 334 11 04)

■ Kerem Ozan Bayraktar’ın “Kurallar” isimli sergisi 11 Ağustos’a kadar Nesrin Esirtgen Collection’da. (0212 243 78 53)

■ Kadına Dair isimli karma sergi 15 Ağustos’a kadar Mine Sanat Galerisi’nde. (0 216 576 76 18)

■ Teras Sergileri 18 Ağustos’a kadar Proje4L/ Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi’nde. (212 290 25 25 )

■ Sophia Pompery’nin “Şeylerin Sessiz Şekli” isimli sergisi 26 Ağustos’a kadar ARTER’de. (0212 243 37 67)

■ Berlinde De Bruyckere’nin “Yara” isimli sergisi 26 Ağustos’a kadar ARTER’de. (0212 243 37 67)

■ Fransız-Belçikalı ve Türk Çizgi Romanlarına Çapraz Bakış isimli sergi 31 Ağustos’a kadar İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nde. (0212 3938111)

■ Ali’nin Koço’su isimli karma sergi 31 Ağustos’a kadar Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde. (0212 230 19 76)

■ Kes&Yapıştır isimli karma sergi 31 Ağustos’a kadar Galeri İlayda’da. (0 212 227 92 92)

■ Mezunlar 2012 isimli sergi 31 Ağustos’a kadar Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde.

■ Hep Birlikte V isimli sergi 1 Eylül’e kadar Artgalerim Nişantaşı’nda.

■ Segment #2 ve Gerwald Rockenschaub’un 4to2floors sergileri 2 Eylül’e kadar Borusan Contemporary’de. (0212 393 52 00)

■ Çevre Karikatürleri 3 Eylül’e kadar Galeri 5’te.

■ Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cihat Burak, Mehmet Pesen, Salih Acar, Alp Bartu, Saim Dursun, Reha Yalnızcık, Işıl Özışık, Niyazi Toptoprak, Metin Gönül, Artin Demirci ve Kamil Masaracı’nın karikatür sergisi 13 Eylül’e kadar Ürün Sanat Galerisi’nde. (0216 363 12 80)

■ Mustafa Köseoğlu ve Metin Benek’in sergileri 15 Eylül’e kadar Alta Sanat Galerisi’nde. (0212 282 69 65)

■ Kobra – Özgür Sanatın 1000 Günü sergisi 16 Eylül’e kadar’S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi’nde.

■ İsmail Acar’ın “5 Duyu 5 Olgu” isimli sergisi 18 Eylül’e kadar Türk ve İslam Eserleri Müzesi Geçici Sergi salonunda.

■ Burhan Doğançay’ın “Kent Duvarlarının Yarım Yüzyılı: Burhan Doğançay Retrospektifi” sergisi 23 Eylül’e kadar İstanbul Modern’de.

■ Padişahın Evi: Harem-i Hümayun sergisi 15 Ekim’e kadar Topkapı Sarayı Müzesi, Has Ahırlar Sergi Salonu’nda.

■ Josephine Powell’ın “Josephine’in Gördüğü: 20. Yüzyılda Anadolu’nun Kırsal Yörelerine Fotoğrafik Bakışlar” sergisi 21 Ekim’e kadar Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi’nde.

■ Biz bu memleketi seninle sevdik Lefter sergisi 24 Haziran 2013’e kadar Adalar Müzesi’nde.

 ANKARA

■ Feminart Kadın Sanatçılar Derneği – resim – 7 Temmuz’a dek – Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde. (0 312 442 30 50)

■ Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi, Grafik Tasarım Bölümü Mezunları – grafik – 15 Temmuz’a dek – Cermodern’de. (0 312 310 00 00)

■ Abraham David Christian – heykel – 14 Temmuz’a dek – Galeri Artist Ankara’da. (0 312 311 93 63)

■ Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğrencileri – baskı resim – 15 Temmuz’a dek – Galeri Artist Lab’da. (0 312 311 93 63)

■ M.C. Escher – resim – 5 Ağustos’a dek – Cermodern Sanatlar Merkezi’nde. (0 312 310 00 00)

■ Yaz Karması – resim – 28 Eylül’e dek – Atlas Sanat Galerisi’nde. (0 312 468 59 04)

■ Yaz Karması – resim, heykel, 30 Eylül’e dek – Krişna Sanat Merkezi’nde. (0 312 418 02 53)

İZMİR

■ İzmir Resim ve Heykel Müzesi atölyelerinin yıl sonu karma sergisi yarın sona eriyor.

■ Gölgenin Öyküsü fotoğraf sergisi, 31 Temmuz’a dek Çizgelikedi Sanat Galerisi’nde izlenimde.

■ Aygun Tuğay’ın “Resim Defterim-1/Kaygılar” adlı sergisi 25 Temmuz’a dek Alaçatı’daki Kırmızı Ardıç Kuşu Sanat Galerisi’nde izlenimde.

 MERSİN

■ İçel Sanat Kulübü’nün, ‘Karma Resim-Heykel-Fotoğraf’ sergisi çarşamba günü 17.30’da M. İlhan – A.Uğural Sanat Galerisi’nde açılacak. Sergi yaz boyunca sanatseverlerin izlenimine açık tutulacak. (0324 2381088)

 ADANA

■ Ogün Burduroğlu Fotoröportaj Atölyesi kursiyerlerinin çalışmalarının yer aldığı, ‘Yaşanmışlığıyla Tarihi Adana Konakları’ adlı fotoğraf sergisi Abidin Dino Sanat Parkı’nda sürüyor. Sergi yarın sona erecek. (0322 4589347)

■ Ressam Güneş Yılmaz Bloedorn’un, Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Fuayesi’ndeki, ‘Kayaların Ruhunda Varoluş’ adlı sergisi Taşkonaklar Kapadokya Otel’de sürüyor. Sanatçının eserleri 8 Temmuz’a dek izlenime açık olacak. (0384 2193001)

 TİYATRO

İSTANBUL

■ Enka Açıkhava Tiyatrosu nda Bilkent Tiyatro’nun “Batı Rıhtımı“ adlı oyunu izlenebilir. (0 212 705 60 00)

ADANA

■ Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu oyuncuları, Üstün Dökmen’in yazdığı, Ali Hürol’un sahneye koyduğu, ‘Komşu Köyün Delisi’ adlı oyunu, çarşamba günü 20.00’de, cumartesi günü ise 15.00’te yeniden sahneleyecek.

(0322 4580008)

GÖSTERİ/SÖYLEŞİ

İSTANBUL

■ Turkcell Kuruçeşme Arena’da perşembe günü saat 21.00’de “Anadolu Ateşi” adlı dans gösterisi sahnelenecek.

Sergei M. Eisenstein bir film yönetmeni ve kuramcısı olarak her iki alanda da bir dahi olduğunu kanıtlamış bir sanatçıdır.

Eisenstein, diğer insanların göremediği, etrafındaki ışığı görme yetisine sahiptir. Bunu kendisi şöyle tanımlamaktadır:

 

“Bir şey okuduğum ya da düşündüğüm zamanlarda zihnimde, diğer insanlardan farklı olarak bazı canlı resimler belirmektedir. Bunlar genel olarak görsel görüntülerin geniş bir bileşimi olarak karşımıza çıkar. Keskin görsel bir bellek ve uzun, şiddetli bir gündüz rüyası pratiği, sizi düşüncelerinizi ve belleğinizi resimsel görüntüler içinde izlemeye zorlayacaktır. Şimdi bile, yazı yazarken, bundan farklı bir şey yapmıyorum. Görüşlerimin önünde görsel görüntü ve olayların aralıksız geçişi canlanıyor. İlk ve önde gelen bu izlenimler aracı, çektirici bir yoğunluk ile yeniden üretilirler. Yeniden üretim gibi bir konu ve nesne hakkında yazarken bunları düşünüyorum. Şimdi yaklaşık üç yüz tane insan birimi bana bu şekilde yardım etmektedir. Yeniden üretim konusunda çok ender olarak duygularımla yetinirim. Benim mizansenlerim ya da çerçeve kompozisyonumun ayırt edici görsel yoğunluğunun büyük ölçüde bu pratiğe bağlı olduğuna kuşku yoktur.”

Eisenstein, henüz küçük bir çocukken bile keskin zekasıyla –ve bilinçsizce yaptığı mizah- ile ilgi çekmeye başlamıştı. Henüz sekiz yaşında bir çocukken sözcüklere dayanan mizah öğelerini yerli yerinde kullanmaya başlamıştı. Onun sözcüklerle erken başlayan diyalogu, daha sonraki yıllarda özellikle kurgu çalışmalarında kendini belli edecektir.

Yine işitsel-müzikal kurgu buluşu daha sonra onun tarafından gerçekleştirilecektir.

 

Anne ve babasından sonra, Eisenstein’ın üzerinde en fazla etkide bulunan kişi bakıcısıdır. Onu perili masalların ve efsanelerin büyülü dünyasını tanıtıyor ve onu Riya’daki sinemalar götürüyordu.

Birinci Dünya savaşı sırasında 16 yaşında iken, yerel hastaneleri ziyaret ederek yaralı askerlerin çizimlerini yapmaya başladı. Çizimleri, onun çocukluğundan beri en büyük eğlencesi olmuştu.

Çocukluk yıllarında, çizime ek olarak sisli havalarda alan derinliği üzerine çalışmalarda bulunmuştur. Yakın çekim, alan yerleştirmesi, gibi bir film öğelerinin temel olgularını bu dönemde yaptığı çalışmaları esas olarak gerçekleştirmiştir.

O, çocukken yaşadığı bir çok deneyimini, daha sonra filmlerine de yansıtacaktır.

Eisenstein filmlerinin diğer bir karakteristik özelliğinin çıkış noktası “Bu onun tarafından (zalimlik okyanusu) olarak adlandırılır.” Çok küçükken gördüğü ilk filmlerinden birinden kaynaklanmaktadır. Barbarca öldürmeler onun kendi filmlerinin ortak noktasıdır. Grev Filmi’ndeki işçiler bir mezbahadaki öküzler gibi öldürülmekte ve çocuklar çatıdan fırlatılmaktadır. Potemkin Zırhlısı’nda kalabalık bir bütün olarak katledilmektir. Alexander Nevsky filminde adamlar ve çocuklar ateşin içine atılmaktadır. Korkunç İvan’da ise zehirlenmekte ve hançerlenmektedir. Bezhin Çayırı’nda da bir çocuk öz babası tarafından öldürülür.

 

Eisenstein sadece yaşadıklarının değil aynı zamanda okuduğu kitaplarının da etkisinde kalmıştır. Onu etkileyen kitapların başında genel olarak Fransız Devrimi’ni konu alan Dumas’ın romanları gelmektedir. Miğret’in iki ciltlik “history of frenc revolution” kitabı onun Devrim ile olan ilk doğrudan ilişkisidir. Daha sonra Victor Hugo’nun Les Miserable (sefiller) gelecektir. Eisenstein Riga’da düzenli olarak tiyatro ve operalara gitmiş, bu sayede Hansel ve Gratel, Götz van Berlichinson ve Wallenstein’den Madame Sans-Geneye kadar tüm oyun ve operaları bilgi dağarcığına eklemiştir. 1913 yılında, turnedeki Nezlobin Tiyatrosu’nun yapımı olan Turandot oyununu görmesi onun için dönüm noktası olmuştur. “Ondan sonra, tiyatro benim için karşı konulmaz heyecan veren bir tutkuya dönüştü.” Ancak babasının kendisi için seçmiş olduğu mühendislik okuluna kaydoldu. Bu eğitim 1915 sonbaharına kadar devam etmiştir. Devrim eğitimini yarıda bırakmasına neden olmuştur.

 

DEVRİM

Eisenstein’ın Devrim’e kadar lan öğrencilik dönemi olaysız geçmiştir. Mühendisliği bırakmasına karşın “disiplinli bir düşünme yöntemi” ve “matematiksel kesinlik” olgusunu her zaman taşımıştır.

İÇ SAVAŞ

İç savaş sırasında aldığı ilk görev Pedrograd’ın dış bölgelerindeki hemen hemen kullanım dışı kalmış telefon ağlarını yeniden oluşturmaktı. Onun kamptaki görevlerinden biri Neva üzerinde bir köprü inşa etmekti. Eisenstein’ın erken dönem estetik düşüncesi yavaş yavaş belirmeye başlayacaktır.

TİYATRODAN FİLME GEÇİŞ

Eisenstein 22 yaşında idi ve kendisini tiyatroya admış durumdaydı. The Mexican’ın provaları sırasında işinden başka hiçbir şeyle ilgilenmezdi. Bu dönemlerde çok çalışıyordu, gördüğü her şeye ilgi duyuyor, izlenimler ediniyordu, kendisini her alanda yetiştiriyordu. Dolayısıyla da başka sanat dallarında eğilim içine girmişti. Ve çalışmalarını gittikçe artırıyordu. Bir sonraki yapı, Pletynov’un Precipice’ydi. Eisenstein görevi bir önceki oyunda olduğu gibi oyunun dekor ve kostüm tasarımını yapmaktı. Kendisini ifade edebilmek için yeni yollar arıyordu. Bu sayede sinemaya doğru birkaç adım daha atmış olacaktı. Son keşfi ile sahne mucidi olarak sivrilecekti.

1921 yılında sahne yönetimi ile ilgili bir devlet okulu açılır. Eisenstein sınavlarda başarı kazanarak Meyerhold’un öğrencisi olur. Meyerhold Eisenstein üzerinde büyük bir etkide bulunacak ve onun yaratıcı çalışmalar yapmasına ön ayak olacaktır. Onun hazırlıksız konuşması ve bilimsel olarak hesaplı planlaması daha sonra Potemkin Zırhlısı filminin fenomenini oluşturacaktır.

1923 yılında “çarpıcı kurgu” kuramının evrimi sanatın etkin gücünün ölçüm birimini oluşturmaya yöneliktir.

GREV

Eisenstein film yapımına başladığında, sinema tarihinin henüz 30 yıllık bir geçmişi vardır. Bu dönemde filmin, yalnızca teknik açıdan bir saygınlığı vardı ve diğer sanatlar arsında yeni yeni sivrilmeye başlıyordu. Fransa’da George Meles kendi filmlerini yaratmıştır. Max Linder ülkesinde ve yurt dışında onun izinden ilerliyordu. Feuillade’nin filmleri ortaya çıkmış ve Abel Gance, film dünyasında adını duyurmaya başlamıştır. Almanya göz alıcı bir ilerleme içindeydi. Dışavurumculuk akım doğmuştu ve varlığını kabul ettirmeye çalışıyordu. ABD’de ise yılda ortalama 467 film yapılmaktaydı.

 

Eisenstein yaratıcı bir sanatçı olarak gelişimi üzerinde önemli rol oynayan üç öğe mevcuttur. Bunlar:

 

Amerikan yönetmen David Wark Griffith “Sovyet sinemasında kurgu gelişimi konusunda büyük bir rol “oynamıştır. O yakın çekim ve paralel kurguyu kullanmıştır. Eisenstein ise yakın çekimi daha ileri götürerek sembolik anlamlar yüklemiştir. İkincisi ise Alman dışavurumcu filmler ve son olarak Sovyet sinemasının kendisidir.

O DÖNEMDEKİ SOVYET SİNEMASI:

Birinci Dünya savaşında bile Rus sineması uluslar arası bir süre sahipti. Savaş sona erdiğinde Rusya’da iki binin üzerinde sinema salonu vardı. Evlere dağıtılan yaklaşık on iki milyon metre filmin yalnızca %30’u dışarıdan gelmekte idi.

Devrimden sonra film endüstrisinin ulusallaşması için bir girişim başlatıldı. Böylece yurtdışına karşı sistematik bir direnç sağlanmış oldu. Yabancı filmlerin gösterimleri yasaklandı. Komünist kurallar işlerlik kazanmaya başladı. Filmlerde devrimsel bir içerik görülmeye başlandı. Kuleşov, 1920’de ünlü atölyesini oluşturmuştur. Dziga Vertov, Kino-Pravda (sinema-gerçek) haber-gerçek dizisine başlamıştır. Lef dergisinde Vertov’un Kino glaz (sinema-göz) manifestosu ile birlikte Eisenstein’ın çarpıcı kurgu üzerine yazıları yayınladı.

Grev filmi “diktatörlüğe doğru” dizisindeki filmlerin birisidir. Dizi, sekiz filmden oluşmaktadır. Filmler, sürgünler ve kaçışlarla sonuçlanan, yasaklanmış politik yayınları kendisine malzeme olarak almıştır. Grev üzerine yapılacak olan film, dizi içinde beşincisidir. Başlangıçtan itibaren filmin üç temel özelliğinin sınırları çizilmiştir. Gerçek bir tarihi olay olarak değil, grevin genel bir resminin sunulması; bireysel kahramanlar yerine, işçilerin kapitalistlerle çatışma içinde olarak topluca kahramanlaştırılması; filmin oluşum yönteminin çarpıcı kurgu temeline göre yapılması.

Grev, Eisenstein’ın kurgu yöntemi gelişimindeki ilk basamaktır. O, birleşen görüntülerin yeni bir fikri oluşturması temeline dayanır. Jean Mitry bunu şöyle tanımlamaktadır:

“Ona göre kurgu, iki görüntü arasındaki ilişkinin kullanılarak bir şok etkisi yaratmaktır. Böylece tek bir düşünceye sahip olan izleyiciye karmaşık bir fikir aktarılabilir. Bu yapılırken izleyici duyumsal ve diyalektik olarak en üst noktaya çıkarılır.

POTEMKİN ZIRHLISI

 

Potemkin Zırhlısı filmi Eisenstein’ın yaratıcı bir sanatçı olarak yazdığı evrimde çok önemli bir yet tutmaktadır. Onun çalışmaları yine iki görünüme aktarmak gerekir. Filmin kendisi yaratımı ve onun hemen sonrasında ayrıntılı bir şekilde çözümlenmesi Eisenstein matematik ve fizik kurallarını uygulayarak film çözümlemesini son derece bilimsel olara yapmaktadır. Eisenstein’a göre Potemkin Zırhlısı filminin etrafındaki doğrulardan biri onun sanatsal ve entelektüel yeterliliğidir.

Eisenstein Potemkin Zırhlısı filmini yaparken tutku derecesinde film sanatını oluşumunun yeni sanatsal teknikler arayışı içindedir. O devrimsel düşüncelerini sinematografik araçlarla ifade edebilmek için sabırsızlanmaktadır. Picaso ile ortak bir düşüncesi vardır.”Ben bakmıyorum, buluyorum” Daha sonra Picaso’ya ekleme yapacaktır. “Bulduktan sonra bakıyorum”

OLAYLARIN BELİRLENMESİ

1905 devriminin yıldönümü için yapımı planlanan dizideki başlıca filmlerin ikisi “Ocak’ın Dokuzu ve 1905 Yılı” isimlerini taşıyordu. Onlar Haziran 1924’te gerçekleşecekti. Ancak 1925 yılının bahar aylarına yaklaşılmış olmasına rağmen filmlerin yönetimi için henüz kimse atanmamıştı. Grev filminin bitmesinden sonra komite üyeleri bu görevi Eisenstein’a vermek istediler. Eisenstein filmi istedikten sonra hemen çalışmalara başlar. O, 1905’teki olayların devrimsel kayıtlarını çok iyi biliyordu.

1905’in özgün senaryosunda Potemkin İsyanı küçük bir bölüm olarak yerini almıştı. Yarım sayfalık bu bölüm tüm film için gerçekleştirilecek sekiz yüz çekimin yalnızca 44 çekimini oluşturuyordu.

Çekim 31 Mart 1925’te Leninstad Nevsky görünümü sahnesiyle başlıyordu. 1905’teki Grev’de olduğu gibi buradaki elektrik jeneratör ünitesi yakılmıştı. Film kötü bir havada çekiliyordu. Değerli zamanı boşa harcamamak için gün batımıyla güneye yönelmişti. Eisenstein ekibini Odesa ve Sivastopol’a kaydırdı. Burada yerleşim çekimi yapılacaktı. Tüm devrimi özetleyen Potemkin isyanı burada çekilecekti.

UZAMIN PARADİGMASI VE ZAMANIN PENÇESİ

Film için gerekli ilk şey Potemkin’i temsil edecek olan bir zırhlının bulunmasıydı. Gerçek gemi sökülüp parçalara ayrılmıştı. Karadeniz be Batlık Donanması içinde böyle bir zırhlıyı bulabilmek olanaklı değildi. Ancak Eisenstein’ın yönetmen yardımcısı Lİyasha Kriyukov On iki Havari adlı bir kardeş gemi buldu. Bu Sivastopol açıklarında demirlenmiş olan silahsız bir zırhlı idi. Eksikleri vardı tamir edildi. Tüm bölümler On iki havarinin güvertesinde çekilecekti. Buna şiddetli isyan tasviri bölümü de dahildir. Film zor şartlar altında gerçekleştiriliyordu, film güverte açısıyla çekilirken çerçevede, arkadaki kayalar görülüyordu. Sorunu çözen yine Kriyukov oldu. Gemiyi 90 derece döndürerek mutlak bir şekilde durağan olması gerekiyordu., “film kadrosu hem uzam hem de zamanın prangası ve zamanın penceresi bizim serbestçe hareket etmemizi engelliyordu” diyecekti.

Bütün olumsuzluklara rağmen, film rekor kabul edilebilecek bir hızla ilerliyordu. Örneğin 75 çekimden oluşan Odesa’daki basamak sekansı tek bir günde çekildi. Filmin tamamı 5200m. idi ve kurgu dahil, film üç ay içinde bitirildi. “Bir hayal gibi görülüyor fakat doğru” diyecekti Eisenstein.

Oyunculuk sorununu, Eisenstein’ın tiyatrocu arkadaşı Strach’a verdi. Strach, her yeri dolaştı. Onun getirdiklerini Eisenstein beğenmemişti, ancak gemide film çalışmalarına devam ederken otelde ateşçi olan daha sonra film kadrosuna elektrikçi olarak alındı. Ve bu adamı doktor rolüne aldı. Bahçivan’da aynı şekilde bulundu.

Eisenstein’ın daha sonra söylediğine göre film, başlangıçtaki çıkış noktasından tamamen farklı bir yapıda ilerliyordu. Her bir basamağı kendi yaratıcı yeteneğine bağlı olarak oluşturmaya başlamıştı.

Strach’un yayınlamış anılarında Eisenstein’ın kurguyu film çekimi bitmeden yaptığı ifadesi yer almaktadır.

Kurtlu-çürümüş et bölümü, senaryoda olduğu gibidir. Dr. Smirnov’un otantik konuşmaları gerçeğe uygun bir şekilde oluşturulmuştur. Benzer olarak papazın düşerek ölmesi de gerçeğe uygundur.

Daha sonra taştan yapılmış aslanların ünlü kurgu sekansı gelir. Buradaki değişik görünümdeki üç heykel aslanın peş peşe gösterilmesi, katliamı protesto etmek için kitlelerin uyanışı şeklinde tek bir düşünceyi temsil etmektedir.

Filmdeki diğer üç önemli sekans, Eisenstein’ın yaratıcı yöntemlerini anlamada değerli bir yardımcı olacaktır; bunlar katran, basamaklar ve deniz sekanslarıdır.

Odesa Basamakları’ndaki katliam sahnesi, bu yine olayın gerçek bir temsilidir.- Diğer katliam sahnelerinde olduğu gibi Eisenstein kendisine göre temellendirmiştir. Sekans, birkaç kademe tüm senaryodan farklı olarak gerçekleştirilmiştir. Bunun nedeni daha önce görmüş olduğumuz, onun çocukluk ve gençlik yıllarından gelen bir düşünce yapısı olarak, bu sahnenin duyumsal temelinin oluşturulmasıdır.

-Merdivenlerin görünümü bende bir sahne görünümü fikri yarattı. Yönetmenlik hayal gücüm ile yeni bir görünüm oluşturacaktır. Kalabalığın panik halinde basamaklardan inmesi merdivenin kendisi hakkında edindiğim ilk izlenimlerin bir şekilde işlenmesinde başka bir şey değildi.

Üçüncü evre –kurgu evresi- filmdeki yoğunluk ve duyum yüklü atmosferin yeniden yaratımı ile ilgili idi. Strauch’un belirttiğine göre, Eisenstein basamaklarda ilgili sahneyi üç gün boyunca yazmış ve yalnızca bir günde çekimini tamamlamıştır.

Odesa basamakları sekansında heyecanlı ve öngörülemeyen bir koşul bulunmaktadır. –Her şeyin daha önceden kesin bir şekilde hesaplandığını ve acelesi olmayan bir soğukkanlılıkla optimum koşullara ulaşıldığı izlenimi vermektedir. Bu, filmin en göz alıcı özelliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Onun kompozisyonun ve duyumsal kalitesinin organik birliği. Eisenstein, çözümlemesinde insanların ve kitlelerin çılgın koşulların duyumsal etkisinin nasıl olduğunu göstermektedir.

Estetik alanında “altın orta” olarak bilinen ilke üzerinde meydana gelen ara vermeler ile başarıya başarıya ulaşır. Ayrıntıların bu kesinliği ve tam oluşumu kendiliğinden meydana gelen şaşırtıcı bir oluşumdur.

Son olarak deniz sisi sekansı, Vakulinçuk’un vücudunun etrafındaki ağlaşmaların bir sahnesinin özgün algılaması beklenmedik birisinin limana çöreklenmesi ve çekimin durmasına yol açması ile tamamen şans eseri genişletilmiştir. Odesa’daki diğer film birimleri hava şartlarının çekim yapmaya olanak tanımadığını düşünerek otellerine kapanıp domino oyunu oynamaya koyulmuşken, Eisenstein ve Tusebir kayık kiralamışlar ve tüm karşı çıkmalara karşın, sisle kaplı limanda çekime başlamışlardı. Sonu. Aşırı derecede şaşırtıcı olmuştur. Ve kurguya gelindiği zaman Eisenstein onu muhteşem bir etki için kullanmıştır- sis, sembolik cenaze töreninde tüm ağıt sekansının duygusal yoğunluğunu artırmak için kullanılacaktır.

Filmin ilk kesim gösterimi yazarlar, gazeteciler, donanma liderleri ve Lunachorsky’nında bulunduğu seçkin bir izleyici topluluğu için bir stüdyoda geçekleştirilmiştir.

Gösterimin sonunda Lunachorsky’ın konuşması: “Bizler tarihi kültürel bir olaya tanıklık ediyoruz. Yeni bir sanat doğmuştur. Bugünden sonra geleceğin büyük sanatı olan film sanatından söz edilecektir…”

Film, Eisenstein’ın sonsuz ayrıntılı çözümlemesini içermektedir. Eisenstein kendisi romantik geleneğin içinde görülür, ancak yapı olarak “Gerçekçi” yapıya sahiptir.

Potemkin zırhlısı, Eisenstein’ın daha önceki çalışmalarının bir sonucu olarak görülmektedir. Tiyatro çalışmalarında duyumun yükseltilmesi yöntemini özümsemiştir.

Kurgu tekniğinden bir dil oluşumuna geçilirken, Eisenstein selülid üzerindeki tek bir fikrin genel düşünceden, tür içerikten soyutlanamayacağını keşfetmiştir.

O, kurguyu “bağımsız çekimlerin çarpışmasından oluşan bir fikir” olarak tanımlamaktadır. Bu çekimler birbirlerine karşıt yapıdadır. Onun çalışmalarını anlayabilmek için çarpışan-kurgu fikrini özümsemek gerekir. Eisenstein, kurgu parçalarının ardıllığını öne doğru hareket eden makinenin motorunun içsel yanmasının patlama dizisine benzetmektedir. Kesişen iki çekim arasındaki çarpışma, aynı zamanda kompozisyon içinde bir çatışmaya yol açacaktır. İli çarpışan çekimin bu kesişmesi, dünyada “Rus Kesimi” olarak bilinen “çarpıcı” kurgu oluşumudur.

Potemkin zırhlısı filmi aynı zamanda karşı süremli (kontrapuantal) bir temele dayana diğer bir yeni kurgu biçimini de içermektedir. Eisenstein bunu “tonal” (titremsel) kurgu terimi ile ifade eder.

Potemkin Zırhlısı filminin diğer bir özelliği yakın çekimlerin ve ayrıntılı çekimlerin etkin bir şekilde kullanılmasıdır. Eisenstein, Griffith’sen farklı olarak “yakın çekim yöntemi” kesinlik temeline oturtmaktadır.Onun yakın çekim düşüncesinin çocukluğunda odasındaki lale ve iç savaş sırasındaki Kholm yakınındaki köyde geçirdiği gecelerde belirginlik kazandığını daha önce belirtmiştir.

Son olarak, Potemkin Zırhlısı filmindeki önemli sanatsal buluşları arasında Eisenstein’ın zamanı dramatik bir şekilde ele almasının belirtilmesi gerekmektedir. Bu, bağlı olduğu sekanslara dinamizm katmaktadır.

EKİM

Ekim filminin çekim senaryosunun hazırlanma aşamaları, Potemkin Zırhlısı filminden daha ayrıntılı olarak yapılmıtşır.Ekim filmi, çıkış noktası açısından Diktatörlüğe Doğru dizisinin bir yapımı olan Grev filmi ile bağlantılıdır. Herkes başka bir Potemkin beklentisi içindeyken, Eisenstein’ın niyeti tamamen farklı olmuştur. Her ne kadar Ekim filminde, Potemkin gibi tarihi olayların sıralanması temeline dayanıyorsa da, Eisenstein, olayları abartmadan özgürce bir film denetimine girişmek istemiştir. Kendi buluş ve sistemini bu filme uygulama amacı taşıyordu. Böylece “arı sinema anahtarını” kullanabileceğini düşünmektedir.

Ekim filminde, Potemkin’den farklı olarak yeni sinematografik öğeler tanıtılmıştı. Ekim filmi, soyut fikirlerin ifade edilmesi için bir dizi formüller bütünü içermektedir.

Petrograd’da Kornilov’un marşı sekansı, en açıklayıcı örneklerden birisidir. Eisenstein, burada Kornilov2un temel askerlik düşüncesini yansıtmak istemiştir. Bunu “tanrı adına” bolşevizme karşı olarak General’in “kutsal savaşı” mitinin açıklama şeklinde görülür.’ Dinsel görüntülerin kurgu sekansı’.

Ekim filmi “entelektüel kurgu”nun örneklerinin tam bir farklılığını içermektedir, bu metafizik formüllerin bir bütün alanıdır. Örnek olarak Kevensky’nın gücünün artması. Kış Sarayı’nın basamaklarını, tamamen aynı adım atma biçemiyle hicvetmektedir.

Eisenstein, duyumsal etki oluşturma amacı ile belgesel olayları “dinamikleştirme” girişiminde bulunmaktadır. Böylece Sovyetler Kongresi ile Motosiklet Bataryasının birliği, bisiklet tekerlerinin soyut bir şekilde dönmesinin çekimleriyle dinamikleştirilmiştir.

Ekim filminin diğer bir özelliği, Eisenstein’ın ses etkisini görsel olarak kullanma girişiminde bulunduğu bir yapım olmuştur. Aurora zırhlısından ateş edilmesi, ritmik bir açılış ve diyaframın kapanması ile filmleştirilmiştir.

Ekim sayısız oranlamanın bulunduğu bir deneysel film olarak kalmaktadır. Ancak Eisenstein, her zaman için yaşamdan daha büyük terimlerle düşündüğü için bu göz alıcı bir yapım olara karşımıza çıkar.

1928

Eisenstein, Ekim filminde kurguya değinmiş olmasına rağmen, onun gizil güçlerini ortaya koymamıştı henüz. Madem ki “entelektüel film “olanaklıydı, öyleyse neden Marx’ın kapital kitabının ekran gösterimi yapılmasın. Ekim 1927, mart 1928 aralığında bu olanakları araştırdı. Ekim filmindeki sinematografik dili “felsefe alanına” kaydırmayı amaçlıyordu.

Bu dönemde Eisenstein’ın Sovyet sinemasındaki konumu çok sağlam değildi, lef dergisi işle çatışma içindeydi.

GENEL ÇİZGİ (GENERALNAYA LINYA)

1928 Haziran’ında, Eisenstein, Genel Çizgi filminin yapımına kaldığı yerden devam etmeye başlayacaktır.

Yeniden bir deney filmi yapmaya niyetlidir. Fakat bu kez kitlesel izleyicilerin kolayca anlayabilecekleri bir yapım gerçekleştirilecektir. Film ilk biçimde, köylerdeki koşullar hakkında bir matem niteliği taşımaktadır. Tarımsal yapımın değişim dönemi.

Eisenstein, filmin olaylarının odak noktası olarak ilk kez bir kahramana –Marfa Lapkina- yer verecektir.

Boğanın inekle çiftleştiği sahne –öncelsiz ve fantastik bir sahne olarak ilkel barbarlığı içinde görkemli bir şekilde barındırmaktadır.

 

Filmin üç merkezi simgesi, bilgisizlik ve yoksulluk simgesine karşıt bir inanç zeminine oturtulmaktadır. Filmin kavramları üzerinde başka bir etki, Eisenstein’ın kendinden geçme biçimlerine ilgisidir. Bu ara, Potemkin Zırhlısı yapımından miras kalmıştır.

Eisenstein’ın kurgu fikirleri üzerindeki önemli bir etki Japonların Kabuki tiyatrosundan gelmektedir.

YURT DIŞINDA

Acıyı bilen yolculuğu çekendir,

Bugün, dünya monoton ve küçük
Dün, bugün, her zaman, bize hayalimizi gördürür
Sıkıntı çölünün ortasında bir vaha korkusu!

BAUDELAIRE

Sovyetler Birliği’nden ayrılan Eisenstein’ın elinde yalnızca Genel Çizgi filminin kopyası ve nakit olarak yirmi beş dolar bulunuyordu. Önce Almanya’ya ardından İsviçre’ye ve daha sonra Hollwood’a gitmeyi planlıyordu.

Berlin!de görkemli bir şekilde karşılandı. Buradan İsviçre’ye geçerek Sinema üzerine uluslar arası bir kongreye katıldı. Kası ayının başında Paris’e gitti. Eisenstein’ın Paris’te tanıştığı kişiler içinde en önemli buluşması James Joyce ile olmuştur. Geleneksel edebiyat kalıplarını kıran bir yazar olarak ona hayranlık duymaktadır.

Eisenstein Paris’te kaldığı sıralarda en etkin film şirketlerinden biri için film yapmanın olanaklarını araştırdı. Fransa’ya onların daveti üzerine gelmişti. Ancak yapımcılarla anlaşmaya varamadı. Ticari sinemaya karşıydı.

AMERİKA YOLUNDA

Eisenstein, ABD’ye vardığında, daha önceden umduğu gibi en iyi oteller, “doğru” insanlarla toplantılar, halkla ilişkiler fotoğrafları gibi şeylerin hiçbiri ile karşılanmadı. Ancak onu en çok şaşırtan şey çok geniş bir izleyici kitlesinden varlığı idi.

Kaldığı otelden çıktıktan sonra yaptığı ilk iş Broadway’in kalabalık caddelerinde yürümekti; şehrin atmosferini özümsemeye buradan başlayacaktı. Her zamanki gibi, yalnızca zihni ile değil, tüm duyumlarıyla etrafında olup bitenleri algılıyordu.

Eisenstein kendisini hayal kırıklığına uğratan deneyimler nedeniyle kırgındır. Ancak yine de kendinde yeni bir maceraya atılacak gücü bulmaktadır.

Meksika onun Flaherty ile karşılaşmadan önce de çok ilgisini çeken bir ülke olagelmiştir. John Reed’in röportajlarından, Amerikalı yazar Albert Rhys Williams öykülerine kadar konuyla ilgili sayısız kitap okumuştur. Diego Rivera’nın fresk yeniden yapımları ve öyküler onu Meksika’da Yaşam konulu bir film yapmaya itmektedir. Eisenstein, Charlie Chaplin’den sponsor bulma konusunda yardım ister. Chaplin ona Upton Sinclair’i önerecektir.

5 Aralık 1930’da Tisse ve Alexzandrov ile birlikte Meksika sınırını geçerler.

YAŞASIN MEKSİKA!

Eisenstein, Meksika’da Ölüm Günü Karnavalına tanık olacaktı. Ülkenin tanıtımı üzerine bir film yapmayı planlıyordu.

Yolculuğu boyunca yaşadığı güçlüklere karşı yaşamın ve tarihin gizemlerini ortaya çıkarıyordu: Horoz dövüşleri, pagan Kızılderili dansları, Katolik papazlara adaklar, keşişlerin koyu sofulukları, tarihi piramitler ve daha sayısız ilgi çekici özellikleri tanıyordu.

Onu hayran bırakan Meksika’nın diğer bir görünümü ise geçmiş ile geleceğin birbirine karışmasıydı. Meksika’nın olağanüstü lineer bir yapısı vardır. Çevrenizdeki her şeyde grafiksel bir şiddet ve saflık bulabilirsiniz: askerlerin beyaz gömleklerinin kare kesimi ve şapkalarının eğriliği simgeler olarak gözükür. Her şeyde grafiksel bir tamlık bulunur.

Eisenstein yaşantısının bu döneminde ölümle her zaman olduğun dan daha fazla ilgilenmektedir. Meksika’daki her şey onu birincil öğeler götürmektedir.

Ölüm düşüncesi Meksika var olduğundan beri mevcuttur. Başlangıçta Eisenstein’nı çeken Ölüm Günü olmuştur. Ancak her yerde ölümün üzerinde zafer kazanan yaşamdan izler görülmektedir. Eisenstein, destansı filmlerde duyumların yorumlamasını yaparken burada edindiği deneyimleri kullanacaktır.

Eisenstein’ın düşüncesine göre, Que Viva Mexico! (yaşasın Meksika) dikey düzlemde kronolojik sıraya göre değil, yatay düzlemde ardıl uygarlıkların tarihini simgelemektedir. Onun genel düşüncesine göre, film eski Aztek ve Maya kültürlerinde kullanılan ölüm inancı simgeleriyle yüklü olmalıdır. Filmin sonunda ise Ölüm Günü karnavalının alaycı şenlikleri vurgulanmalıdır.

MEKSİKA ÇARMIHI

Yaşasın Meksika! Filminin senaryosu yapı ve karakter açısından Eisenstein’ın daha önceki çalışmalarından farklıdır: Senaryo şiirsellik, romantizm ve yaşamın duyumsal sevgisi ile doludur.

Yaşasın Meksika’ filmi, Eisesntein’ın çerçeve içinde kompozisyon oluşturma alanında doruğa çıktığı yapım olmuştur. Bir heykel ya da yavaşça hareket eden bir nesnenin çekimi yapılırken, Eisenstein en vurgulayıcı açılardan ve kompozisyon düzenlemelerinin gerçekleşebilmesi için yoğun bir çaba sarf etmektedir.

Ancak film istenildiği zamanda bitmediği için Amerikan yapımcıları onu ABD’ye geri çağırırlar. orada kendisine karşıt bir kampanya ile karşılaşacaktır. Daha önce kendisine bu konuda söz verilmiş olmasına rağmen filmin kurgusunun SSCB’de yapılmasına izin vermezler. Eisenstein mayıs 1932’de Moskova’ya geri dönmüştür. Amerikalı yapımcılar onun ününü karalamak için Sovyet yetkilileriyle görüşmelerde bulunmuşlardır. Bir süre sonra bundan da kötüsünü yaparak filmin kurgu işini Sol Ester’e –Tarzan filmlerinin yapımcısı- vereceklerdir. Böylece Yaşasın Meksika! Filmi Thunder Över Mexico (Meksika üzerinde fırtına) ismi ile kurgulanmış oluyordu. Eisenstein bu filmin negatiflerini geri almak için yaptığı tüm çabalarının haya kırıklığı ile sonuçlanması üzerine bir sanatoryuma yatırılacaktır.

Eisenstein arkadaşı Augustin Aragon Leiva’dan bir mektup alır:

Eisenstein nerede?… Tetlepayac onu bekliyor… köşedeki oda onun fikirleri ve görkemli şeytanca rüyalarıyla dolu… odanın perdeli pencerelerinden garip bir ışık sızıyor. Onun zihninin ışığı… fakat nerede o?… Telepayac onu bekliyor ve insanlar dua okur gibi ona şarkılar mırıldanıyorlar… Eisenstein, sen neredesin…?

ALEXANDER NEVSKY

Görüntü ile ses arasındaki, görünen dünya ile duyulan dünya arasındaki engelleri ortadan kaldırmak! Bu iki karşıt küre arasındaki bir birlik ve bir uyum sağlamak. Ne zor bir görev!

EİSENSTEİN

1937 yılında Eisenstein’a Nazi Almanyası’nın yükselen tehditleri kapsamında politik bir görünüme sahip, tarihsel bir film yapması teklifinde bulunuldu: Rus birliklerinin Prens Alexander Nevsky komutasındaki vatanseverlik ve ulusal birlik duyguları içinde işgalci Töton ordusuna saldırmasını konu alan bir on üçüncü yüzyıl öyküsüydü bu.

NEVSKY İÇİN BİR ELMA

Senaryonun baş karakteri olan Alexander Nevsky’ye kutsal bir kişilik bulunması gerekiyordu. Akla gelen ilk şey onun insanüstü niteliklere büründürülmesiydi.

Başlıca sorunlardan birisi Nevsky’nin savaş taktiği dehasının nasıl yoğrumsal bir ifade ile vurgulanacağı idi. Acaba Nevsky Tötonların gücünü ikiye bölerek mi başarılı olmalıydı? Bunun çözümü için Newton’un yer çekimi kanununu bulmasının önceliği olan ağaçtan elma düşmesine benzer bir olayın meydana gelmesi gerekiyordu. Sorun bir elmayı bulmakla çözüme kavuşacaktı. Günler boyunca Eisenstein ve senaryo yardımcısı Pavlenko bu sorunun üzerine kafa yordular. Sonunda mücadelenin bir kedinin ağırlığı ile bile kırılabilen buzun üzerinde gerçekleştirilmesi sonucuna vardılar. Uykusuz geçen birkaç geceden sonra Eisenstein çözümü folklordan esinlenerek bulmuştu; bu, tilki ile yaban tavşanının öyküsüdür. Yaban tavşanı zekasını kullanarak kendisinden büyük olan tilkiyi dar bir yarıktan geçerek iki ağaç arasına sıkıştırmıştır.

Eisenstein kurgu aşamasında Töton Şövalyelerinin saldırılarının yarattığı kompozisyonel etkiyi şöyle açıklayacaktır:

Bu bölümde dehşet gitgide artıyordu ve yaklaşan tehlike kalp atışlarının ve nefes alıp vermelerinin düzensizleşmesine neden oluyordu. Böyle bir deneyim içsel oluşum olarak Alexander Nevsky örnek olarak veriliyordu. Sekansın ritimleri, eylemin hızlanmasına ve yavaşlamamasına uygun olarak değişim gösteriyordu. Heyecan dolu kalbin atışları buna göre belirleniyordu. Dört nala giden şövalyelerin sıçrayışları heyecanlı kalbin küt küt atması ile paralellik taşıyordu.

PROKOFIEV İLE KARŞILAŞMA

Eisenstein ve Prokofiev arasındaki işbirliği sanat tarihi konusunda yoğunlaşmaktadır. İki sanatçı yeteneklerini mükemmel bir şekilde birleştirirler.

Tanıştıktan sonra birbirlerini anlayabilmek için yalnızca birkaç sözcük yeterli olmuştur. Prokofiev daha önce Eisenstein tarafından gönderilmiş olan ortaçağ müzikleri üzerinde çalışmalar yapmıştır. Zihninde konuya uygun temel malzemeleri taşımaktadır. Eisenstein da fikirlerini aktarmak için çok sayıda taslak ve çizim hazırlamıştır.

Çalışmaların ilerlemesinden sonra Prokofiev, Ruslar ve Tötonlar için ayrı ayrı müzikler kullanılmasının gerektiğini söyler. Filmin müziğinin Rus dinleyicinin kulak alışkanlıklarına uygun olarak yapılması gerekmektedir. Onlar arsında özel ses efektleri kullanılacaktır. Daha sonra Rusları zaferi vurgulanacaktır.

KOMPOZİSYON KATILIKLARI

Tamamlanan Alexander Nvsky güçlü bir yapımdı. Eisenstein, “filmimdeki her şey tek bir fikir üzerine kurulu… düşman ve onun yenilmesinin gerekliliği “diyerek filmi özetleyecek-tir. Bir başka yayınlanmamış yazısında ise “vatanseverlik konusu üzerine bir füg” tanımlaması yapacaktı.

Eisenstein’ın biçimci kesinliği, yoğrumsal kompozisyonun mükemmelleştirilmesi alanında yeni bir seviyeye ulaşmıştı. Yaşasın Meksika! Ve Bezhin Çayırı filmlerindeki tekniklerini geliştirmişti.

Töton şövalyeleri her zaman için keskin geometrik formasyon içinde görünmektedir. Bunun tersine Rus birliklerinde bir düzensizlik hakimdir. Mitry, “beyaz” Tötonlar ve “siyah” Rusların eylemleriyle Eisenstein’ın “eylemin tek senfonisini ortaya koyan çizgiler, biçimler ve renkler senfonisi içinde yoğrumsal uyaklar” yarattığını ifade etmektedir. Buz teması Tötonlaral ilgili bir simgedir.

KORKUNÇ IVAN

Eisenstein, Korkunç Ivan filmi üzerine çalışırken, “benim sahip olduğum en önemli şey önsezimdir” diye yazmıştı. O, görkemli yaratıcılığını bu önseziye borçluydu.

Eisenstein film üzerinde çalışırken öncelikle Çar’ı ele alır. Onun zalimliklerine ve barbarlıklarına kendisini alıştırmaya çalışır. Büyük ve birleşik Rusya’nın yaratılması için bu zorunluluktur. Eisenstein, temel çıkış noktasının ayrıntılı ve karmaşık bir şekilde işlenmesiyle en umulmadık yönlendirmelerde bulunur.

O’nun hayal gücünde şekillenen ilk sahne –filmin sonuna doğru yer almasına karşın- itiraf sahnesidir. Ve bu sahne filmin bir bütün olarak biçimsel ve duyu

msal bir ton içinde olmasını sağlayacaktır. Bu sahnede Çar Uspensky Katedralinde, zehirlenen Çariçe’nin tabu-tunun önündedir.

Birbirini çağrıştıran fikirlerin dışında, filmin geleceği yavaş yavaş şekil almaktadır. Senaryonun ana yönü belirgin öğelere göre şekillenecektir. Bu öğeler çok çeşitlidir.

Bunların başında Eisenstein’ın kuramsal çalışmaları gelmektedir. 1941’in yaz sonlarında El Greco resimleri onu derinden etkiler. Bir diğer öğe onun o döneme kadarki birikimidir. Daha önceki yaratıcı çalışmalarının ışığında yeni oluşumlar meydana getirecektir.

Korkunç Ivan filmi üzerine çalıştığı dönemde anıları gözünün önünde canlanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, Korkunç Ivan bir otobiyografik çalışmadır. Eisenstein kendini özgürleştirmeye çalıştırmaktadır. Bu film, Eisenstein’ın daha önceki yaratıcılık deneyiminin damıtılmış sonucudur. Çalışma sırasında, daha önceki filmlerinden sayısız teknikler kullanılarak üstün bir biçime ulaşılmaktadır.

Eisenstein zor koşullar altında filmin gerçekleştirilmesi ile uğraşırken bir yandan da kuramsal çalışmalarını sürdürmektedir. Ağustos 1942’de ilk kitabı olan The Film Sense (film duyumu) ABD’de yayınlanmıştır.[1]

1944 Aralık ayında, Eisenstein Korkunç Ivan filminin birinci bölümünü bitirir. İlk gösterim 1945’in başında olacaktır. Daha sonra başarılı bulunur ve Stalin ödülüne layık görülür. Kutlama telefonlarının ardı arkası kesilmez. Vishnevsky, Pravda gazetesine övücü bir yazı yazar. Eisenstein son derece memnundur. Yurtdışından da benzer tebrikler gelmektedir. Chaplin 1946 tarihli telgrafında filmi “o zamana dek yapılan en büyük tarihsel yapım” olarak niteler.

Ancak Eisenstein’ın mutluluğu kısa ömürlü olacaktır. Korkunç Ivan filminin ikinci bölümünü bambaşka bir yazgı beklemektedir.

 

RÜYANIN SONA ERMESİ

Eisenstein, 1945 yılı boyunca ikinci bölüm üzerinde çalıştı. İkinci Dünya Savaşı koşulları ister istemez film üzerine etkili oluyordu. Jay Leyda’nın gözlemlerine göre filmin ilk iki bölümü beraber görüldüğü zaman “1. bölümün haşmetli, törensel niteliğinin artan bir tutku ile sonuca yaklaşması be ikinci bölümde acı veren ve fiziksel bir şiddete dönüşmesinin” nasıl olduğunu ortaya koymaktadır.

Eisenstein’ın temel ilkesi renklerin belirli nesnelerden ayrılması ve onların genelleştirilmiş ruh yapısı ya da duyum ile bir nesneye yeniden birleştirilmesidir. O, filmlerinde renk tasarımını işlemektedir. Şamdanları yakarak Oprinçik’in kostümünün kırmızı rengini vurgular;tören giysisi altın rengindedir; Çar’ın ve Oprinçek renklerin kullanılması niyetini ortaya koyar. İkinci aşamada renkler genelleştirilmiş bir fikir olarak bulunmaktadır. Kırmızı, entrika ve intikam temasını simgeler. Altın rengi gösterişli yaşam, siyah ise ölümü temsil eder. Üçüncü aşamada, Eisenstein’ın “rengin dramaturgisi” olarak adlandırdığı karşı süremli bir oluşum söz konusudur. Renk bir kez daha nesne ile birleştirilmiştir. Renkler Korkunç Van’da bu şekilde kullanılarak, Ivan’ın iç dünyasına girmenin bir aracı olurlar. Ve böylece psikolojik araştırmanın dinamik bir aracı olurlar. Ivan’ın içindeki fırtınalar renk yankılanmasının dinamiği ile kesin olarak ortaya konmaktadır.

AĞIT

Eisenstein filmlerinde her zaman, her şeyin özüne inmeyi amaçlamıştır. Her zaman varolan üç temel öğe bulunmaktadır: Su (Potemkin Zırhlısında deniz; Genel Çizgi Filminde yağmur; Alexander Nevsky Filminde kar ve Tötonlar ın düştükleri göl; Şairin Aşkı filminde kar; Korkunç Ivan’da deniz teması.

Günümüz çağdaş filmleriyle karşılaştırma yapıldığında Eisenstein’ın sinema kuram ve pratiğinin niteliksel olarak aşılabileceği düşünülebilir. Ancak bu noktada birkaç doğruyu incelemekte fayda vardır. Orson Welles, Eisnstein’ın temel ilkeleri konusunda uzun ve ciddi bir uygunluk dönemi yaşamıştır ve Eisenstein’dan her zaman saygıyla bahsetmiştir; Elia Kazan, Eisenstein’dan her zaman saygıyla bahsetmiştir. Jean-Luc Godard Les Carabniers filmi de dahil olmak üzere tüm çekimlerinde Potemkin Zırhlısı filmindeki öğeleri kullanmıştır. İtalya’da onun çalışmaları Umberto Barbaro ve onun film konusundaki öğrencilerini etkilemiştir. Henri Colpi, Une Aussi Longue Absance ve Codine filmlerindeki temel sanatsal tekniklerin birkaçında Eisenstein’dan etkilenmiştir. Alain Resnais, Eisenstein’a olan hayranlığını söylemekle yetinmeyip, onun” a la Nevsky” ya da “a la Ivan” gibi bir sinematografik tarz yarattığını vurgular. Antonioni, farklı bir seviyede olarak film oluşumunda Eisenstein’ın katı kurallarını uygulamaktadır. Bu nedenle L’Avventure filminde çarpıcı kurgu yankısını bulmak şaşırtıcı olmamalıdır. Ayrıca II Desreto Rosso (Kızıl Çöl) filminde de Eisenstein’ın renk konusundaki fikirlerini kullanmıştır.

Eisenstein!a olan bu bağlılık örneklerini çoğaltmak olasıdır. Sessiz filmler de dahil olmak üzere bugün pek çok yapım onun izlerini taşımaktadır. Baş yapıtların ölmez başarısı Eisensteinm’ı ulaşılması çok zor bir seviyeye taşımıştır.

SİNEMA KURAMI

Sergei Eisenstein’ın kuramına geçmeden önce belirtmeliyiz ki onun geliştirmiş olduğu görüşler diğer biçimci geleneği temsil eden hem Arnheim’den, hem de Muntesterberg’in sinema görüşlerinden daha zengin ve daha karmaşıktır. Eisenstein, ölçülemez yeteneğe sahip hem bir film yapımcısı hem de bir film kuramcısıdır.Eisenstein felsefe ile yakından ilgilidir öyle ki be felsefeyi onun kuramında görmek son derece kolaydır. Entelektüel olduğu kadar diğer dünya görüşlerini de yakinen takip etmiş ve bunların ışığında edindiği bilgileri yaşam deneyimi ile birleştirerek kendi kuramını hazırlamıştır.

Marx ve Lenin’e olan hayranlığını sürdürerek, teorilerini onların ortaya koydukları görüşler etrafında düzenlemiştir. O çok yönlü bir düşünürdür. Araştırma dönemi boyunca birçok kaynaktan yararlanır, her türlü varsayımları dikkate alır, sonucunda ortaya atmış olduğu tezi ispatıyla ortaya koyardı. Tüm bu çalışmalar ve geçen süre sonucunda kendi özel tutkusunun film olduğuna karar vermiştir. Daha sonra bu üstün çabaları ona yüksek dereceli bir kuram oluşturma yeteneği kazandıracaktır.

Onun Film Duyumu kitabında yer alan “Renk ve Anlam” makalesi oldukça ilginçtir. Renk kuramı hakkında çok geniş ve ünlü tanımlamaların yaygın olduğu bir liste ile karşılaşırız. Bu konudaki yazılar, renk estetiği kuramı konusunda çok önemli bir kaynaktır. Onun renk ve sineme ile ilgili sezgileri topladığı kaynaklarla birleşmiş ve kuramını oluşturmasına yardımcı olmuştur. Bu ona özgü bir kuramdır. Kuramı, tarih ekonomi, sanat tarihi, psikoloji, antropoloji ve sayısız diğer alanlarda yapılan çalışmaları kapsamakla, sezgi gücünün yanında bu bilim dalları da yer almaktadır. Onun “umulmayan” adlı makalesinde (Film Biçimi kitabında) “Kabuki tiyatrosu tarafından ziyaret edildik” diye başlar ve tiyatroyu seyrederken onu etkileyen görünümlerle film kuramını oluşturmayı sürdürür.

Film yapımı sırasında onu etkileyen şokların kalitesi, onun film kuramı yazma taktiğinin bütünsel bir parçasını oluşturmaktadır. (film biçimi kitabında) “Film Biçimine Diyalektik Bir Yaklaşım” makalesine şöyle bir göz atıldığında Eiesnstein’ın düz mantığını oluşturabilmek için grafiklerle çalışmalar yaptığını da görürüz.

Öncelikle onu, aracın temel maddesini algılamasını görmemiz gerekir. Basit bir düşünceden yola çıkarak oluşturulan tek çekim, binanın temel taşlarından birisi konumundadır. Buradan daha karmaşık bir algılamaya geçilir. Bu “atraksiyon”dur. Bu algı, çekimden daha az mekaniktir. İzleyicilerin zihninde belli bir faaliyet oluşturur.

Daha sonra, yaratıcı oluşum seviyesinde, kurguya karşı tutumunun ne olduğunu görürüz. Genel olarak, boyun eğmez ve dogmatik bir görüşe sahiptir. Başlangıç noktasındaki yönünü değiştirerek, daha dramatik bir yola yönelir. Eisenstein’ın tereddütlü kurgu görüşleri arasındaki mücadele en iyi şekilde, bu kapsamın belli psikoloji türleriyle olan değişim ilgisinde görülmektedir. Eisenstein, KURGUYU Pavlov’un psikolojik modelleri içinde algıladığı düşünülürken, onun konuyla ilgili daha sonraki yazılarından Jean Piaget’in gelişimsel psikolojisine daha yakın olduğu görülmektedir.

Basit, öngörülebilen, mekanik film yapımı oluşumu arasındaki gerilim ve filmin gelişimsel deneyimi, Eisenstein’ın çift görüşünü açık bir şekilde ortaya çıkarmaktadır. Bunların birincisi, filmin biçimi, diğeri ise filmin amacı ile ilgilidir. Birleştirilmiş filmin bazen bir makine, bazen de bir organizma olduğunu düşünür. Filmi bazen ikna etmenin retorik, güçlü bir araç bazen de daha yüksek seviyeye çıkarak evreni anlamanın mistik bir aracı olarak görür. Ondan otonom (yerel) bir sanat olarak bahseder. Bu iki çift diyalektik aykırılıkları ayrı ayrı görülecektir. Eisenstein ‘n birbirine karşıt görüşleri bir arada bulundurma denemsi, onun otuz yıldan fazla bir süre üretken bir kuramcı olarak kalmasını sağlayacaktır. Onun makaleleri, her zaman için göz alıcı olarak görünmektedir çünkü her biri, karşıt eğilimlerin birleşim noktasından elde edilen enerji ile oluşturulmuştur.

FİLMİN HAMMADDESİ

Eisenstein, Moskova sanat çevresine girmeden önceki yıllarda mekanik mühendisliği alanında çalışmalar yapıyordu. Eisenstein, başlangıçtan itibaren, sanatsal faaliyetin bir “yapma” veya daha belirgin olarak inşa etme eylemi olduğunu düşünüyordu. Bu nedenle “hammadde” sorusu onun zihninde her zaman için çok önemli bir yer işgal etmiştir.

Eisenstein’ın filmler hakkında sıkıntı duymasına neden olan şey, onların etkinlikten yoksun olmalarını görmekti. Film yapımcısı gerçekliği yeniden oluşturabilmelidir ona göre. Eisenstein, birincil film parçacıkları olarak bireysel çekimin, bir ton veya sesten farklı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu, izleyicilerin duygularına olduğu kadar aniden onların zihinlerine de ulaşan bir yapıdır. Bir besteci veya ressamın sahip olduğu gücü film yapımcısına da verebilmek için, Eisenstein çekimlerin nötrleştirilmesi gerektiğini düşünmektedir. Böylece yönetmenin istediği biçimsel prensiplere göre, temel biçimsel unsurlar oluşturulmuş olur.

Eisenstein filmin en küçük biriminin çekim olduğuna ve her bir çekimin bir sirk atraksiyonu gibi hareket ettiğine inanıyordu. Bütün filmin oluşumu için komşu çekimlerin birleşerek, belirgin psikolojik bir dürtü oluşturması gerektiğini düşünmüştür. O, daha sonra, çekimin kendi içindeki unsurlarının olanaklarıyla daha fazla ilgilenmeye başladı. Bununla sempatik gelen veya çatışma yaratan atraksiyonlar sağlanabiliyordu. Her durumda, Eisenstein filmin, ancak kendisini atraksiyonlar yığınına indirgediği zaman bir sanat olarak var olabildiğini düşünmektedir. Bu, müzikal notaların ritmik ve temasal olarak tüm deneyimin zengin metinler şeklinde biçimlendirilmesi gibidir.

O hiçbir zaman hayatı sinematik olarak kaydetmekle yetinmemiştir. Kariyerinin başlarında uzun çekimleri kullanan filmcileri eleştirmiştir. Hiçbir uzun çekimin, olaya şöyle bir göz atmaktan daha etkileyici olmayacağını düşünürdü. Ona göre filmin hammaddesi, izleyiciler arasında çarpıcı bir tepkiye yol açan unsurların içindedir.

Unsurları bu şekilde nötrleştirilmesinin esas değeri, hislerin psikolojik olarak bir başkasına yönelmesidir. Basit bir efektin yönelimi çok sayıda farklı unsurlarla oluşturulabilir. Bir filmde, ekranda aynı anda çok sayıda unsur bulunur. Onların her biri diğerini kuvvetlendirir, birbirlerinin etkisini yükseltirler; unsurlar birbirleri arasında çatışma içinde olabilir ve yeni bir etki yaratabilir. Bu, geçişin yüksekliğini göstermektedir. Potemkin Zırhlısı (1925) filminden örnek vermek gerekirse, bir burjuva bayan, Odesa basamaklarında “onlara yalvaralım” der. O, söylediğine herhangi bir konuşma, yazı veya hareket ile karşılı bulamayacaktır. Bunun yerine sessizce, sürekli olarak ve uğursuzca merdivenlerden aşağı inmeye devam eden askerlerin gölgesi görülür. Burada konuşma unsuru diyalogun içinde bulunmaktadır ve etki geçişi sağlanmış olur.

Eisenstein, film yapımcısının ressam, besteci ve heykeltıraş ile aynı düzeye getirebilmek için Pudovkin’in düşüncelerini ileri noktalar taşır. Pudovkin film üretisini çekimin ortasına yerleştirir ve uygun seçimlerle yaratıcı bir filmin ortaya çıkışını ister. Bu gerçeklik parçasının düzenlenmesinin belli bir güce sahip olduğunu düşünmektedir. Film yapımcısından tarih ve psikolojiyi birleştirerek konulu bir olaya doğru yol alan yumuşak bir görüntü treni oluşturmasını ister.Pudovkin, izleyici gizemliliğini, bir olayın, bir öykünün veya bir temanın kabullenişine yönlendirmek için çekimleri birbirine bağlamak istemektedir. Eisenstein ise bir bağlantı değil, bir çatışma talebinde bulunur. Edilgen bir izleyici yerine, olaylarla işbirliği içinde bulunan bir izleyici topluluğu arzulamaktadır.

Bu iki çağdaş düşünce adamı, hammaddenin kapsamı konusunda derin görüş ayrılıklarına sahiptir. Eisenstein, hiçbir zaman çekimi, film yapımcısının topladığı gerçekliğin bir parçası olarak görmemektedir. Çekimin, ışık, hat eylem ve ses gibi biçimsel unsurların mevkisinde bulunan bir unsur olarak kabul etmektedir. Çekimin doğal duyumu deneyimlerimizi kontrol altına tutma gereksinimi hissetmemeli ve bunu yapmamalıdır. Eğer film yapımcısı gerçekten yaratıcı ise, bu hammadde üzerine kendi duygulanımlarını yansıtabilecektir; çekimin anlamında açıkça bulunmayan ilişkiler oluşturulacaktır.

Eisenstein, yeni bir dünya oluşumu için bir hayal gücü ortaya koymaktadır. Onun hammadde kuramı, kesin olarak, Pudovkin’in teorisinden daha karmaşıktır. O, maddesi bir yön içinde ve zihinsel bir yön ve hatta ruhsal bir yön içinde bulunmaktadır. Çekim, film üretiminde yalnızca teknik bir basamaktır. Diğer taraftan bir şok veya atraksiyon, zihin ile madde arsındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır; bu bir izleyici deneyimini daha zengin bir kapsama ulaştırma sorunu olarak karşımıza çıkar.

SİNEMATİK ARAÇLAR:
KURGU (MONTAJ) İLE YARATIM

Filmin hammaddesi çekimlerin içindeki farklı dürtülere göre belirginlik kazanmaktadır. Ancak Eisenstein’ın yaptığı gibi bu dürtülerin sinemanın kendisine denk olduğu sonucuna varılmamalıdır. Bu, daha çok binanın yapı taşları gibidir. Buna “hücre” diyebiliriz. Sinema bu bağımsız hücreleri, bir prensip içinde bir arada bulunmasından oluşmuştur. Bu dürtülere hayat veren şey nedir? Burada kurgunun ünlü ve temel içeriğine ulaşırız.

Eisenstein Kabuki tiyatrosunu örnek vererek hammaddeyi açıklarken, kurguyu da Japon Haiku şiirini örnek vererek açıklama yoluna gitmiştir. O daha yolun başındayken bile Japon dilinin alfabesinde sinema dinamiklerinin temelini görmüştür. İki fikrin çatışması olmadan bir işaret dili yaratılması nasıl olmaktadır diye sorar. Bir kuş ve bir ağız resmi”şarkı söylemek” anlamına gelmektedir. Bir çocuk ve bir ağız ise “bağırmak” anlamındadır.burada yalnız bir unsur değiştirilerek tamamen yeni bir gösterge oluşturulmuştur.filmdeki duygular atraksiyonu algılamaktadır.

Haiku şiiri, ideogramlardan (işaret dili) yapılmıştır ve benzer bir şekilde işlerliliğini sürdürmektedir.

Bu şiirin her bir ifadesi bir atraksiyon olarak görülebilir. İfadelerin birleşimi kurgu ile olacaktır. Dize dize atraksiyon karşıtlığı, birleşik psikolojik bir etki oluşturacaktır. Haiku ile kurgunun değerini gösteren şey budur.

Haiku durumuna işaret eder ki Eisenstein film yapımcısının karşılaşabildiği atraksiyonlar arasındaki çatışma türlerinin listesini yapmaya çalışır: Grafik yönü, dereceleme hacim, kütle, derinlik, parlaklık, odaksal derinlik, vb. çatışması. Tamamen matematiksel metrik kurgudan, burada çatışma çekim süresi uzunlukları ile yaratılmaktadır, entelektüel kurguya kadar beş “kurgu yöntemi” olduğunu bulur. Entelektüel kurguda görsel metafor veya figürün iki terimi arasında izleyici tarafından oluşturulan bilincin sonucu olan anlam vardır. Eisenstein’ın yöntemlerinin çoğu bu iki uç kurgu kurgu yöntemi ile ilgilidir.

O, kurgu ile ilk çalışmalarının büyük bir bölümünü sinema kariyerinin ilk yıllarında yapmış olmasına karşın, bu konuya olan ilgisini tüm yaşantısı boyunca sürdürmüştür.

Pudovkin ve Grigori Alexandrov’un düşüncelerini birleştirerek yazdığı ünlü “Ses üzerindeki ifade” makalesi onon kurgu kuramının uyumluluğunun mükemmel bir örneğini oluşturur. Eisenstein’ın filmin hammaddesi ve kurgu oluşumu hakkındaki fikirleri, sesin henüz filme eklenmediği dönemde yazılmıştır.

Ses durumu, Eisenstein‘ın ortaya koyduğu gerçekçi teknolojinin “kurgu” kullanımındaki çok sayıdaki örnekten yalnızca birisidir.

Eisenstein’ın kurgu düşüncesinin çok sayıda kaynağı vardır. Ondaki yasalcılık estetiği anlayışı, filmin teorisinin diğer hiçbir bölümünde bu kadar belirgin olarak görülmez. Hegel, Marx ve Eisenstein’ın sosyo-kültürel çevresindeki hemen hemen herkes ortaya konan diyalektik düşünme kuramlarına çok şey borçludur.

Eisenstein’ın kurgu kuramı onu, yirmili yılların Gestalt psikolojisini benimseyen Arnheim’den ayıran önemli bir göstergedir. Eisenstein’ın, Pavlov ile olan bağı, onu Arnheim’den uzaklaştırmak için yeterlidir Gestalt psikolojisi “alan” ve “bütün” üzerinde yoğunlaşırken, Pavlov bireysel dürtü ile ilgilenmektedir. Eisenstein’ın kurgu düşüncesi, Pavlov’un kapsamının ötesine geçmektedir.

Ancak, Eisenstein’ın kuramına paralel bir psikolojik kurama sahip kişi ünlü çocuk psikologu Jean Piaget olmuştur. Eisenstein o dönemin Piaget’e yakın olan Rus psikologu Lev Vygotsky’den daha fazla olarak bu İsviçreli düşünürle yakın fikirlere sahip olmuştur. Eisenstein ile Piaget ekolü arsındaki yakın ilişkiyi ortaya koyan çok sayıda ortak düşünceden söz etmeğe değer bazılarını şöyle sıralayabiliriz.

1. Benmerkezcilik

Piaget’in 2-7 yaş arası çocuklar şeması ön işlemsel düşüncesinin kendilerinden farklılaştırılamadığını ortaya koymaktadır. Eisenstein, pek çok şekilde, görmede deneyimini benmerkeziyetçi bir faaliyet olarak ele almıştır. İzleyiciler, ekrandaki görüntüleri, onların kendi kavrama öncesi deneyiymiş gibi kabullenirler.

2. Öncel hissetme sembolü

2-7 yaş döneminde, Piaget hissetme sembolünün, düzenli bir işlem olarak ön baskınlığının bulunduğunu söylemektedir. Bu tür semboller doğada kutsalmış gibi bulunmaktadırlar; bu semboller, fiziksel karakterlerine mümkün olduğu kadar yaklaşmıştır ve onların önüne geçmeye çalışmaktadırlar.[2]

3. Kurgu düşünüşü

Piaget, genç çocukları iki uç durum arasındaki farkı inceleyerek anlam ölçümünde bulunduklarını ortaya koymuştur. Birbiriyle bağlantılı etkileşim dikkat etmeden oluşumun uç durumları incelemektedir. Eisenstein’ın kurgulama kuramlarının çoğunda uç durumlara olan bu tür dikkatler göz önünde bulundurulmaktadır. Olayların gözler önüne serilmesi için gerekli olan film tarzının çok güçlü olması gerekir. O, olayların statik fragmanını ele almayı tercih etmektedir. Dinamik bir kurgulama prensibi ile enerji yüklenmektedir. Piaget’in temasındaki bir çocuk ve Eisenstein’ın kuramındaki bir izleyici için, çabuk bir çekimle her biri statik olan, her biri değişik bir konumda bulunan fakat beraber düşünüldüğünde bir şiddetin yükselişini tanımlayan üç aslanı göstermek, kavgaya hazır gerçek bir aslanı göstermekten daha anlamlıdır.

4. İçsel konuşma

Eisenstein, Film Biçimi kitabında yer alna “yeni sorunlar” adlı makalesinde, içsel konuşmanın söz dizimine karşılık olan sinema yeterliliğinden bahsetmektedir. Görüntü söz dizimi, parçalanır ve daha sonra ağızdan çıkan konuşmanın mantığına dönüştürülür. Piaget tahmin edileceği gibi, çocukların içsel konuşmalarının, dışsal durumla uyum içinde olmadığı zamanlarda, kişisel dünyalarını tanımlamayı öğreneceklerdir. İçsel konuşmalar, genel olarak yedi yaş dolayında işlemsel halk sözdizimi ile yer değiştirir. Bu, Eisenstein’ın film kuramıyla ilintili olan birkaç görünüm ile karakterize edilir.ilk olarak görüntü diziminden görüntü dizimine “bilinçsiz bir eylem” içinde meydana gelir. İkinci olarak, çocuk birleşim noktasında, görülen birleşik unsurların nedenselliği konusunda “geçişken”dir. Son olarak, çok sayıda unsur tek bir olaya dönüştürülerek temel bir özellik sağlanır.

Eisenstein, Piaget’in sözcüklerinin hiçbirini kullanmaz. Ancak onun sinemada içsel konuşmayı yeniden canlandırmak istediğini söyleyebiliriz. İçsel konuşma akışını kurgu ile harekete geçirmek ister.

Grev, Eisenstein’ın kurgu yöntemi gelişimindeki ilk basamaktır. O, birleşen görüntülerin yeni bir fikir oluşturması temeline dayanır.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, kurgu, iki görüntü arasındaki ilişkinin kullanılarak bir şok etkisi (bu doğal olarak, eylemin dramatik duyumu ile uyum içinde olmalıdır) yaratmaktır. Böylece tek bir düşünceye sahip olan izleyiciye karmaşık bir fikir aktarılabilir. Bu yapılırken izleyici duyumsal ve diyalektik olarak en üst noktaya çıkarılır.

Eisenstein, gerçekten de, genel duyumların tüm bir bilimini keşfetmiştir. Grev ile başladığı yaratıcı çalışmalarının etkin çözümlemesine ömrü boyunca devam etmiş ve genel olarak sanat çalışmaları üzerine temel kanunlar keşfetmiştir.

Bilinen kurgu sınıfları şunlardır:

Ölçümlü (METRİC) Kurgu

Bu kuruluşun temel ölçütü (criterion), parçaların salt uzunluğudur. Bu parçalar birbirine bir müzik ölçüsüne uygun kalıp içinde, uzunluklarına göre eklenir. Gerçekleştirme, bu “ölçüler” in yinelenmesiyle ortaya çıkar.

Gerilim, bir yandan formülün asıl orantıları korunurken, öte yandan parçaların kısaltılması sonunda ortaya çıkan mekanik ivmenin etkisiyle sağlanır.Yöntemin ilkel biçimi: Kuleşov’un kullandığı çeyrek ölçü, marş ölçüsü, vals ölçüsü (3/4, 2/4, ¼ vb.) yöntemin yozlaşması: Çapraşık düzensizlikteki bir ölçüyü (16/17, 22/57, vb.) kullanan ölçümlü kurgu.

Böyle bir ölçü basit sayılar bağıntı yasasına aykırı olduğundan, fizyolojik bir etkide bulunma durumu ortadan kalkar. Bundan dolayı, en geniş ölçüdeki etkililiği sağlamak için, bir izlenim seçikliği veren basit bağıntı zorunludur. Yine bundan dolayı bu çeşit ilişkilere her alandaki sağlam klasiklerde rastlanır: mimarlık ; bir resimdeki renk; Skriyabin’in çapraşık bestesi (bölümleri arasındaki bağıntı hep kırılca (kristal)arılığındadır) geometrik görünçlüklemeler; açık ve seçik devlet planlaması, vb.

Dizemsel (RİTMİK) Kurgu

Burada, parçaların uzunluklarını belirlemede, görüntüdeki içerik, göz önüne alınmakta eşit hakları olan bir etkendir. Parça uzunluklarının soyut belirlenmesi, yerini gerçek uzunlukların esnek bağıntısına bırakır. Burada gerçek uzunluk, ölçümlü bir formüle göre matematik yönden belirlenmiş parça uzunluğuna uygun düşmez.

Burada parçalar ile bu parçaların dizemsel ölçülerinin tam ölçümlü özdeşlik durumlarını bulmak eldedir. Bu dizemsel ölçüler de, parçaların, içeriklerine göre düzenlenmesiyle sağlanır.

Potemkin’deki Odesa Merdivenleri ayrımı bunun açık bir örneğidir. Burada askerlerin ayaklarının merdivenleri inerkenki dizemsel çarpışı, bütün ölçümlü isterleri çiğner.

Titremsel (TONAL) Kurgu

Bu terim ilk kez kullanılmaktadır. Bu terim, dizemsel kurgunun ötesindeki bir aşamayı anlatır.

Dizemsel kurguda, kurgu devinimini görüntüden görüntüye sürükleyen, görüntü içindeki devinimdir. Görüntü içindeki bu devinim, devinimli cisimlerin yer değiştirmesi olabilir ya da izleyicinin, herhangi bir devinimsiz cismin çizgisi boyunca yönelen gözünün devinimi olabilir.

Titremsel kurguda devinim geniş bir anlamda algılanıştır. Devinim kavramı kurgu parçasının bütün duygularını kapsar. Burada kurgu, parçanın özellik taşıyan coşkusal sesi’ne, parçanın egmen öğesine dayanır. Parçanın genel ritmine.

Parçanın coşkusal sesinin izlenimci yoldan ölçülebileceğini söylemek doğru olur. Ancak ölçü birimleri değişiktir ve ölçülecek nicelikler de başkadır.

Örneğin bir parçadaki ışık titreşimi derecesi, ışığa duyarlığı olan selenyum elementiyle ölçülmekle kalmaz, bu titreşimlerin her kertelenmesi çıplak gözle de algılanabilir. Bir parçaya daha loş gibi üstünlük ve coşkusal nitemini (sıfatını) verirsek, aynı zamanda bu parçanın aydınlama derecesi için matematik bir katsayı da bulabiliriz. Bu bir ışık titremselliği olayıdır. Ya da parça tiz sesli diye nitelendirilmişse, bu nitelemenin ardında, görüntü içindeki öbür biçimdeki öğelerle karşılaştırıldığında birçok keskin açılı öğeleri bulmak eldedir.

Üsttitremsel (OVERTONAL) Kurgu

Üsttitremsel kurgu, örgensel yönden titremsel kurgu çizgisindeki yeni bir gelişmedir. Üsttitremsel kurgudan, parçanın bütün çekiciliklerinin topluca hesaplanmasıyla ayırt edilebilir.

Bu nitelik, ezgi yönünden coşkusal bir renklendirmeden alınan izlenimi doğrudan doğruya fizyolojik bir algılamaya yükseltir. Bu da, daha önceki düzeylere göre yeni bir düzey demektir. Bu dört sınıf, kurgu yöntemleridir. Bunlar, yukarıdaki örneklerde olduğu gibi, birbirleriyle çatışma ilişkilerine girdiklerinde doğrudan doğruya kurgu yapılarıdır.

Anlıksal (INTELLECTUAL) Kurgu

Anlıksal kurgu, genellikle fizyolojik yönden üsttitremsel seslerin değil, anlıksal çeşitten seslerin ve üsttitremlerin kurgusudur, yani kendine uygun düşen anlıksal duygulanmaların birbiriyle çatışacak biçimde yan yana getirilmesidir.

Burada kertelemeli nitelik, tümüyle ölçümlü kurgunun etkisi altında sallanan bir insanın devinimi ile bunun içindeki anlıksal süreç arsında ilke olarak herhangi bir başkalık bulunmamasıyla belirlenir; çünkü anlıksal süreç aynı taşkınlıktır, ama daha yüksek sinir özekleri alanında yer alır.

Caz kurgusunun etkisi altında, insanın elleri ve dizleri dizemsel olarak titrerse,ikinci durumda böyle bir titreyiş, daha aykırı bir anlıksal çağrının etkisi altında, düşünce aygıtının sinir dizgesindeki daha yüksek dokuları içinde aynı yolda ortaya çıkar.

FİLM BİÇİMİ

1920’lerde, Eisenstein bireysel atraksiyonların hiçbir zaman sinemada bir anlam olarak kabul edilmeyeceğinin farkına vardı ve kurgunun birleştirici ve dinamik oluşumunu açıkladı. O, basit kurgudan, film biçimi düzeyine geçmenin mücadelesini verdi. Çekim birleşiminin hayat veren enerjisine karşın, yalnızca birleşim noktasının tek başına tüm filmin etkisini belirleyemeyeceğini anlamıştı. Kurgunun bölgesel düzeyde bir anlamı bulunmasına karşın tüm görünüm içinde böyle bir etkinliği yoktu.

Film biçimi sorunu, onun baskın olarak adlandırdığı bir sorun olarak kurgunun kendi içinde bulunmaktaydı. Verilen herhangi bir çekimde, çok sayıda atraksiyon bulunmaktadır; bunların birleşim noktası türü olarak kabul edilmeleri gerekli midir?

Baskın olma düşüncesi yirmili yıllarda Rusya’da çok geniş yankılara neden olmuş ve kuşkusuz Eisenstein!ın 1927 yılında yazdığı “Baskın” makalesi yaygın şekilde okunmuştur.

Eisenstein, yardımcı kodlara ağırlık vererek müzikal karşılaştırımına geri dönmüştür. Burada her bir çekimin baskın olanın yanında ton ve ahenklerden yapılmış olduğunu söylemektedir. Baskın kod, izleyicinin dikkatini en fazla çeken koddur. Ton ve ahenk ise “ikincil dürtü”ye sahiptir ve izleyicinin bilincinde ve görüntüsünde yan etkide bulunur.

Eisenstein, film deneyiminin bütünleyici çizgilerin bir bağı olduğunu düşünmeye başlamıştır. Bunu ayrı dürtülerin bir sistemi olarak düşünmemektedir artık. Müzikal biçim uyarımı ile “tüm deneyim” ve “bütün hissedilmesi” için bir ilgi kurmaya başlamıştır. Film yapımcısı, baskın çizgi boyunca kurgu parçalarını birleştirmekle yetinmemelidir. Duyarlı bir yönetim ile, düşüncesindeki farklı dürtüleri bütünün oluşumu için kullanmamalı, bütünlük hissi içinde bir sonuç izlenimi yaratabilmelidir. Böylesine bağlantılı bir kurgu düşüncesi “çok sesli kurgu”dur ve onun sonucu “sentez birliği”dir.

Eisenstein’ın sürekli olarak tekrarladığı film biçimi ve birlik, “sanat makinesi” ve “sanat organizması” görüntüleri arasında bulunan bir karşılıklı etkileşime indirgenebilir. Sanatın, doğa ve endüstrinin ara noktası olması gerektiğini tekrar tekrar söylemiştir.

Eisenstein’ın karakteristik tarzı, sanat makinesi ile organik dünyanın karşı karşıya olma durumunu ortaya koymaktadır. Bu gençlik iyimserliği çok sayıda kuşku yaratmaktadır ve bu görünümlerin sürekli olarak tekrar gözden geçirilmesini gerekli kılmaktadır.

Bu konudaki görüşlerini daha iyi anlayabilmek için, Eisenstein’ın film biçimini kapsayan tamamlanmış görüşlerini bu iki görüntü ayrımı içinde gözden geçirme k doğru olacaktır.

SANAT MAKİNESİ

Sanatın bir makine olarak görünümü, hiç kuşkusuz ilk olarak çok sayıdaki klasik konuşma ustalarının, izleyiciye karşılıklarını kontrol altına almak için sanatı bir araç olarak kullanmaları ile ortaya çıkmıştır.

Sanatın bir makine olarak görünümü, hiç kuşkusuz, ilk olarak çok sayıdaki klasik konuşma ustalarının, izleyici karşılıklarını kontrol altına almak için sanatı bir araç olarak kullanmaları ile ortaya çıkmıştır. Daha yakın bir zaman olan 19. yy gerçekçileri, özellikle Taine ve Zola, bu görünümlerin,inceden inceye işlenmesine katkıda bulun muşlardır. Ancak Eisenstein, sanatın bir makine olarak görünüm fikrini, daha çok beraber çalıştığı yapısalcılar grubuna borçludur. Marx ve Lenin’in hükümlerini göz önünde bulundurarak sanatın, diğer işler gibi bir iş olduğunu belirtir. Bu fikrini dönemin resimlerin ve yazılarını örnek göstererek pekiştirir. Eisesntein, bio-mekanizma olarak adlandırılan oyunculuk alanının yeni bir kuramının da savunucusudur. 20’li yıllarda, Stanislavski yöntemi ile başarılı bir şekilde mücadele etmiştir. Stanislavski, Moskava sanat tiyatrosunun doğalcılığını küçük görmektedir. Bio-mekanizmanın öncü isimleri 20’li yıllarda avan-garde akımının ortaya çıkışı üzerine etkide bulunmuş.

Sanat çalışmasını oluşturan bu makinenin özellikleri nelerdir? Her şeyden önce zihinde belirli bir amaçla tasarlanan bir oluşumdur. Bir amaç veya bir sorunun çözümü hedeflenmektedir. Oluşturulmadan önce tüm tasarımı tamamlanmıştır. Tüm safları amacı uygun mühendislik yöntemiyle ortaya çıkarılır. Makinenin oluşturulması ve işlevleri büyük ölçüde daha önceden tahmin edilen bir yapıdadır. Mühendisler daha önce benzer işlerde denenerek yararlanılan parçaları makine bütünlüğüne benzer amaçlarla kullanılması için oluşturmaktadır. Makinenin kendisi, işlemini etkin ve iyi bir şekilde yerine getirebilmesi için oluşturulmuştur. Yapılan eğer bir makine ise performansı ön görülebilecektir. Makine teklemeye başlarsa, sorun yaratılan parçalar değiştirilerek tamir edilecektir. Zaman geçtikçe etkinliğini kaybetmesi durumunda daha yeni bir modeli tasarlanacak,aynı işlevi daha etkin bir şekilde yerine getirmesi sağlanacaktır. Bilim ve teknoloji bu alanda çalışmalarını sürdürmektedir.

Makinenin bu görünümlerinin pek çoğu, Eisenstein’ın film amaç ve doğası ile ilintilidir. Onun film hammaddesinin ‘atraksiyon’ olduğunu söylemiştik. Film ise psikolojik bir makine türü olarak bunların izleyicide bir şaşkınlık uyandıran dizisidir. Film biçimi, film yapımcısının istek ve deneyimlerine bağlı olarak ortaya çıkmaktadır: gerçeğin içindeki yaratıcı oluşum, sanatçının kendisinin sonun varlığından tamamen haberdar yapması, daha sonra en olanaklı araçlar ile bu sona ulaşmayla gerçekleşir.

ORGANİK KARŞILAŞTIRMA

Eisenstein, hiçbir zaman kendisini yukarıda ana hatlarıyla çizilen mekanik kurama tamamen kaptırmamıştır başlangıçtan itibaren yazılarında karşıt kuramın ip uçları verilmiştir. Bu organik kuramdır. Organik kuramı hakkındaki fikirlerin kaynakları burada sayamayacağımız kadar fazladır. Organik kuram 19. yy başlangıcından itibaren batı uygarlığındaki sanatsal yaratımın en etkin modeli olmuştur.[3] Eisenstein, gençliğinin radikal yapısalcılık fikirleri ile bu geleneğin fikirlerini doğal bir potada eritmek istemektedir.

Bu organizmayı sanat çalışmalarıyla karşılaştırabilir görünüm yapan nedir? Daha merkezi olarak, organizmanın her bir parçası içinde yaşayan hayat prensibi ve ruh vardır. Bu durum, onun uygun bir şekilde almasına neden olur. Bu organizma değişik bir çevreye taşındığı zaman, kimliğini kaybetmeden, uyum sağlayabilmek için kendisini değiştirecektir. Organizmanın kendi yetersizliklerini düzeltebileceği, kendi, kendine onların düşüncesi bulunmaktadır. Organizmanın kendi kendine yaratmanın ötesinde genel bir görünümü vardır. Makine, ön varlığının sonunun ilerlemesiyle var olurken, organizma yalnızca kendi sürekliliği içinde yaşamaktadır. Bu Eisenstein’ın hayranlık duyduğu ve bir hayat prensibi haline getirdiği bir görünümdür.

Eisenstein’ın mekaniklik yönü, oyuncunun başlangıçtan itibaren ne yapmak istediğini ve bunun için zorunlu olan gereksinimlerini bilmesi gerektiğini savunur. İzleyici karşısına en etkin ve güçlü çıkmanın yolu budur. Eisenstein’ın organik yönü ise buna karşı çıkmakta ve temanın, oyuncu için bile görünemez olması gerektiğini düşünmektedir.

Eisenstein’ın kendi çalışmasından belirgin bir örnek bize yardımcı olacaktır. 1905’te, Potemkin zırhlısında ir isyan olmaktadır. Bu o yılın vaktinden önce doğan devrimsel hareketin bir parçasıdır. Bir süre için, isyan, Odesa’daki insanları ve yakında bulunan gemilerdeki diğer denizcileri harekete geçirir. Eisenstein bu olayın sayısız şekilde filme alınabileceğini düşünmektedir. Ancak yalnızca bir şekilde olayın doğru biçimi ortaya konabilecektir. Sadece bir film organik olarak tarih gerçekliğine bağlıdır.

Özet olarak, organik karşılaştırma film yapımcısından, film biçiminin çıkış noktası genişletmesini ister.

Eisenstein “organik-makine”si ile yetiniyor görünmektedir. O, filmin izleyici üzerindeki etkisini araştırdığı zaman, makinenin görüntüsüne doğru sıçramıştır.

Özetlemek gerekirse, Eisenstein basit olarak filmin bir makine gibi nesneleri algılamasını istemiştir. Ancak bu makinenin eski parçalardan yapılmış olmasını istemez. Bazıları plan üzerinde mühendislik çalışmalarını yürütürken, diğerleri başka alanlara el atacaktır.

 

FİLMİN SONUÇ AMACI

Eisenstein’ın film biçimi hakkındaki görüşlerinden bahsederken, filmin amacı konusunda düşündüklerini de ele almak gerekir. Eisenstein’ın kuramı retorik ile otonom sanat arsındaki ilişkileri ve sorunları da kapsamaktadır. Bu terimler pek çok kuramda birbirine zıt kutuplar olarak değerlendirilir. Eisenstein kuramlarını oluştururken bunların birer sanat kuramı olduğunu düşünmektedir. Bunu bir retorik araç olarak kullandığına dair en ufak bir ipucu dahi bulunmaz. Her ne kadar geçmişte birkaç yazar onu bir retorik kuramcısı olmakla suçlamış olsa bile, diğerleri onun filmlerinin çözümlemesini birer propaganda metini olarak yapmışlar ve Eisenstein’ı bu konuda desteklemişlerdir.

RETORİK

Henüz estetik bilimi veya sanat fikirleri doğmamış iken yunanlılar retorik kuramlarını özenle oluşturmuşlardır. Geniş anlamda düşünüldüğünde, retorik büyük dil ve iletişim bilimidir. Daha dar kapsamda, karşılıklı konuşmanın sonuçları, yöntemleri ve etkileri olarak değerlendirilebilir.

Sanatın bir makine olduğu inancı, klasik retorik durumu ortaya koymaktadır. Filmin sanat çalışması gerçek bir araç olmaktadır. Üzerinde ayarlama ve değişiklikler yapılabilmektedir. Retoriği ortaya koyan kişi veya film yapımcısı fikirlerini güçlü ve açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Böyle bir durumun amacı entelektüel veya duygusal olarak izleyici etkisini sağlayabilmektir.

Film durumunu doğal yapısı gereği olarak izleticiler üzerinde bir baskın olma durumu bulunur. İzleyicilerin, diyalogun normal durumuna yanıt verme olanakları bulunur. Film makinesinin oluşturduğu etkilere açık bir konumdadır.

Eisenstein’ın kuramı ko0laylıkla bir propaganda kuramı olarak kabul edilebilir. Propaganda filmleri ve TV ticari yapımlarının amacı, seyircilerin zihninde ve duygularında akıllıca görüntü ayarlamaları yaparak onlar üzerinde en yücel duygusal etki oluşturmaktır. Bu etki sanat çalışmasının varlık nedeni (raison d’etre) olacaktır.

Filmlerin bir tipolojisi gönderilen mesajların önem ve karmaşıklığı üzerine yapılabilir. Filmlerin bu mesajlara uygunluğu önem taşımaktadır. Film amacının böyle bir kuramı, sinemasal me-tinlerin büyük bölümü için geçerlidir.

Eisenstein’ın bu sinema görüşünü kabul etmesinin boyutlarını kestirmek kolay değildir. sanatın bu tür etki ve mesajlardan korunması gerektiğini düşünüp düşünmediğini anlamak zordur.

 

SANAT

Eisenstein, hiçbir zaman için retorik ve sanat terimleriyle sorunları çözme yoluna gitmemiştir. Söylem veya iç söylem terimleriyle sorunları kavramak ve çözüm yolları aramak onun daha yatkın olduğu yoldur. Tüm ifadeler izleyiciyi etkiler ancak bazıları bunu izleyicilerin özel zihinsel dünyalarına diğerlerinden daha fazla saldırarak etkide bulunmaktadır. Tüm filmlerin bir ereği olmasına rağmen, yalnızca büyük filmler konuşma tarzında ileri gider, ön plana çıkan basit bir retorikten kaçınmaktadır. Burada kurgu basit bir söz dizimi kuramıdır. Bu aynı kurgu kuramları içsel söylemin gizemli bir oluşumunu tanımlamaktadır. Fenomenin bu ön dilsel örneklemesi çarpıcı kurgunun ortaya çıkmasının birleşim noktasında olmaktadır. Büyük filmler, konvansiyonel dili es geçerek, tümdengelimi dilbilgisel görünümün zincirlerine, öncel bir gösterim zorlamasında bulunmaktadır. Eisenstein, “film duyumu” kitabının başlangıç kısımlarında bu konu ile ilgili olarak şöyle yazmıştır:

Her bir kurgu parçası artık ilgisiz bir şey olarak var olur. Ancak genel temanın verilen belirli bir gösterimi (rep-resention) olarak vardır. Bu tema tüm çekim parçalarının içine eşit olarak nüfuz etmiştir. Verilen bir kurgu yapımındaki bu parçalı ayrıntıların birleşim noktaları yaşama çağırmasıdır. Her bir ayrıntı genel kali- te içinde katılımda bulunmaktadır. Tüm detaylar bir araya gelerek bütünü oluştururlar. Bu yaratıcılığın genelleştirdiği görüntüdür.

Eisenstein, sanatın Romantik kuramcıları gibi, öncel ve doğal olarak kendisine bağlı olan bir şeyin doğruya bağlı olduğunu düşünmektedir. Ona göre, bir filmdeki hem yöntem (gösterimler arasına temasal olarak nüfuz etmiş bulunan diyalektik birleşim noktası), hem de yöntemi yaratan sonuç görünümü,yaratıcıları sanatçı ve izleyicileri) doğru bir oluşum ve yaşantının teması için birleştirmektir. Eisenstein, yaşam halinin, Marksist bin yıl düşüncesine doğru diyalektik bir eylem olarak, tarih ve doğanın gerçek oluşumları ile iç içe olduğunu savunmaktadır. Öyleyse sanat retorikten daha farklı bir görev üstlenmiştir. O, temel insan algılamasıyla tarih ve doğanın temek oluşumları arasında uygunluğu protesto etmek için vardır. Bu dikkatli bir mantık sistemiyle açıklanamaz. Sanat çalışması kendisini neredeyse gizemli bir şekilde göstermektedir. Bunu kendisini mükemmelleştirerek, insan oğlu ile doğa arasında aracılık ederek yapmaktadır.

Marksist durumda, Eisenstein, sanatın kültürü kuvvetlendirdiğini hissetmektedir. Çünkü bu kültür, uygun diyalektik ilkeler üzerine temellenmiştir. Zihin ve doğa oluşumlarıyla uyum halindedir. Devrim öncesi toplumlarda, gerçek sanat, protesto amaçlı başkaldıran bir güç olmalıdır. Sanat, algılamaları değiştirerek, davranış değişikliklerini sağlayabilir. Bunu kendi içindeki yapısıyla dolaylı olarak yapabilmektedir. Diğer taraftan, retorik bilgi ve tutumda belirle değişimler yapmaktan başka bir amaca sahip değildir.

Eisenstein, ümitsiz bir şekilde, bu değişimi istemektedir. O, film sanatı düşüncesinin bunu derece derece yerine getirmesini ister. Doğrunun dağıtımını (retorik) değil, doğrunun genel görünümünü (sanat) arzulamaktadır.

Eisenstein’ın film kuramının gerçek bir duyumundan, makineyle organizmanın bu diyalektik şekillenmesi vardır. Onun makalelerinin çoğu, Rusya’daki estetik savaşın bir parçası olarak yazılmıştır. Film yapımının belli türleri yüceltilirken, diğerlerine karşın bir savaşım verilmektedir. Onlar, kelimenin tam anlamıyla retoriktir. Kuram, bir bütün olarak organik bir yaşantıya sahip görünmektedir.

Bunun en çarpıcı örneği, Eisenstein’ın kuramının günümüz Fransız film kültürünün gücüne dayanmasıdır. 1960’ın ortalarına kadar daha çok tanınan ve kabul gören Andre Bazin bu yıllardan sonra geçerliliğini büyük ölçüde Eisenstein’a bırakmıştır.

Yazan :Kasım TOPDEMİR

 

Kaynakça:

  • Film Biçimi “Sergey M. Eisenstein” Çeviren: Nijat Özön
  • Eisenstein, Yaşam Öyküsü ve Yapıtları “Yon Barna” – İzdüşüm,
  • Sinema Kuramları “J. Dudley Andrew” İzdüşüm Yayınları

 

Dipnotlar:

  1. Film Duyumu, Çev: Nijat Özön, Payel Yayınevi
  2. (Film Biçimi – Film Form, s.135)
  3. Film Duyumu kitabı


Kaynak :  http://www.7sanat.com

“Geleceğe anılarınızı nasıl bırakmak istersiniz ?” sorusuna büyük çoğunluğumuz genelde “fotoğrafla” cevabı verir. “An”ın ölümsüzleştirilmesi veya detayların yakalanması ya da bir haberin aktarılmasında ya da gündelik hayatta her zaman karşılaştığımız ama olağan üstülüğüne dikkat etmediğimiz olay, renk  ve  beklide duyguları aktarma, haberleşme ve sanatlaştırma yöntemlerinden biride elbette  fotoğraf çalışmalarıdır. Kimlik kartımızdan tutunda geleceğe anılarımızı bırakmaya kadar  pek çok açıdan hayatımıza dahil olan bu yöntemin sanat olup olmadığından öte” hangi fotoğrafın” sanat olduğunu tartışmak daha doğru gibi.

Durum böyle olunca artık fotoğraf çekme imkanlarının bu kadar gelişken hale gelmeden önceki durumunu merak ettiğiniz olmadı mı? Aşağıdaki yazımızda fotoğrafın geçmişini bulacaksınız…

Yazıyı okuduktan sonra eğer sizde fotoğraf  konusunda eğitim almak veya aldığınız eğitimi pekiştirmek ve bir ileri düzeye çıkartmak istiyorsanız sizleri de bekliyoruz. Yeni dönem Fotoğraf kursuna ön kayıt yaptırın (Lütfen Tıklayın) ve sizlerde  Nar Sanat Ailesine katılın.. Elbette aldığınız eğitim sonunda M.E.B. Onaylı sertifikanızı da alacaksınız. 

 Fotoğrafın Kısa Geçmişi

 

ilk fotoğraf makinası nicephore 1816-22

Fotoğraf makinesinin öncüsü   sayılabilecek karanlık kutu (Camera Obscura) Rönesans devri sanatçıları tarafından bulundu. Bunun temeli ise Sümerler’den beri bilinen şu ana ilkeye dayanıyordu :  Karartılmış bir odanın duvarında küçük bir delik açılırsa, dışarıdaki görüntü karşı duvara ters olarak düşer. Onyedinci yüzyılda ressamlar bu buluştan yoğun olarak yararlanmaya başladılar. Camera Obscura geliştirildi ve görüntünün arkadaki buzlu cam üzerine düşürülmesi sağlandı. Amaç, gözle görüleni doğru olarak kağıda aktarmaktı.

Sonraları deliğe mercek takılarak, bir ayna yardımıyla da görüntü, yukarıya alınan buzlu cama yansıtıldı. Ondokuzuncu yüzyıla ulaşıldığında Camera Obscura gelişmiş ve yaygın olarak  kullanılan  bir araçtı.

19. yüzyılın hemen başlarında Thomas Wedgewood, beyaz bir deriyi gümüş nitrat eriyiğine batırarak üzerinde siyah mürekkep olan bir camın altına yerleştirdi. Işık gümüşü karartarak, negatif bir görüntü oluşturdu. Ancak Wedgewood reaksiyonu durduracak, gümüşün kararmasını önleyecek bir yol bulamamıştı.

 

 

ilk fotoğraf View_from_the_Window_at_Le_Gras,Joseph_Nicéphore_Niépce

 

Alman bilim adamı Johann Heinrich Schulze, günümüzdeki karanlık oda tekniklerine yakın bir teknikle, duyarlı tabaka üzerine koyduğu yarı saydam maddelerin izlerini elde ederse de, o da bunların kararmasına engel olamamıştır.

Optik ve mekanik yollarla elde edilen görüntülerin kimyasal yöntemlerle saptanması, ilk olarak Fransız Joseph Nicephore Niepce tarafından 1826 (kimi kaynaklar bu tarihi 1827 olarak yazar) yılında gerçekleştirilmiştir. Niépce, üzeri katran türevi bir madde ile kaplanmış pirinç levha üzerinde litografi malzemelerini kullandı. Sekiz saatten fazla bir süre pozladıktan sonra sertleşmemiş bölgeleri lavanta yağı içerisinde yıkayarak çıkardı. Elde edilen kalıptan yapılan litografi baskısı sonucu çıkan ilk görüntü ise tarihe geçti. Sonuçta Niepce bir görüntü elde etti.

Tonlar çok kötü değildi ama iyi bir ayrıntı alınamamıştı. Fotoğraf tarihinin bu ilk örneği bir çok el değiştirmiştir Niépce tarafından 1827’de Londra’daki Royal Society’nin üyesi Dr. Bauer’e teslim edilen eser yüzyıl içinde iki kez açık artırmayla satılır. 1898’de Londra’da sergilendikten sonra, elli yılı aşkın  bir süre ortadan kaybolur. Görüntü bu dönemde  Londra’da emanete verilmiş bir sandıkta unutulmuştur.  Ancak Fotoğraf tarihçisi ve koleksiyoncusu Helmut Gernsheim’ın araştırmaları sayesinde, sonunda unutulduğu  yerden çıkarılır. Gernsheim , eseri 1964’te Texas Üniversitesi’ne bağışlar.

 

ilk fotograflardan

Niépce’in bu araştırmalardan o tarihe doğru haberdar olan Daguerre, dioramalarını geliştirirken yararlandığı karanlık odada elde edilen görüntüleri sabitlemeyi yıllardır düşlemektedir. İki adamın 1827’de tescillenen ortaklığı Niépce’in 1833’de ölmesiyle son bulur. Bunun üzerine Daguerre çalışmalarını tek başına sürdürür ve Eugene Hubert adında genç bir mimar 1836’dan itibaren onun asistanlığını üstlenir. Daguerre, Niépce’in aksine görüntüyü çoğaltmaktan çok netleştirme alanına yönelir.

1837’de yöntemi son biçimini almıştır: Yuda bitümüyle duyarlı kılınmış bir bakır plaka kullanmakta, karanlık odada üzerine ışık düşürülen bu plakadaki gizli görüntüyü daha sonra cıva buharıyla açığa çıkarmakta ve ayrıntılarda çok büyük bir inceliğe ve kesinliğe sahip bir görüntü elde etmektedir.  Ürünü piyasaya sürme konusundaki ilk girişiminde başarısızlığa uğrayan Daguerre, resmi çevrelerden destek almaya çalışır: 1838’de temas geçtiği François Arago, bu yöntem karşısında coşkuya kapılır

Arago’nun 1839’un hemen başında duyurduğu haber, tarihi inanılmaz biçimde hızlandırır. Görüntülerin üretiminde kullanılan  yöntem hakkında hiçbir bilgi sızdırılmaması her türlü spekülasyona kapı açar.  Bazıları sihirden söz ederken, karanlıktaki köşelerinde çıkan kimileri de kendilerini tanıtıp Fotoğraf çekme yöntemini Daguerre’den daha önce bulduklarını iddia ederler; bu durum Daguerre’in icadının çağın havasına ne denli uygun olduğunu ve onu nasıl yansıttığını göstermektedir.

İtirazların en kayda değeri İngiltere’den gelir; William Henry Fox Talbot, 31 Ocak tarihinde Londra’daki Royal Society huzurunda kendi geliştirdiği kağıt üzerine Fotoğraf yöntemini tanıtır. Daguerre ile aynı tarihlerde çalışmalarını sürdüren İngiliz William Henry Fox Talbot, görüntü elde etmede negatif – pozitif yöntemini ortaya çıkararak, aynı görüntünün birden çok baskısının yapılmasını sağlamıştır. İcat ettiği sisteme Latince Calos(Güzel) dan gelen Calotype adını veren Talbot’un yönteminde ise kağıda gümüş nitrat eriyiği emdiriliyor, sonra kamera içine yerleştirilip bir dakika kadar pozlandırıldıktan sonra, tekrar aynı eriyik içinde görüntü güçlendiriliyor ve hiposülfat içinde sabitleştiriliyordu. Talbot’un elde ettiği görüntü ters ve negatifti. Aynı yöntemle duyarlılaştırılan başka bir kağıda günışığı yardımıyla görüntü aktarılıyordu. Bu şekilde sayısız pozitif görüntü elde edilebiliyordu. Talbot’un sistemi Daguerre’inkine göre daha az yaygınlaşabildi. Çünkü kağıt negatifin yapısı, ayrıntıyı yok ediyordu. Elde etmeyi başardığı görüntülerle Fotoğraf tarihinin ilk sergisini açan Talbot, 1842 yılında da ticari amaçla çalışan ilk Fotoğraf stüdyosunu kurmuştur.

 

ilk portret

Ve Daguerre, nihayet 19 Ağustos 1839’da buluşunu tüm dünyaya “Daguerreotype” adıyla duyurdu. Gümüş iyodür kaplı bakır levhayı karanlık kutu içinde objeden yansıyan ışıkla pozlandırıp, cıva buharıyla geliştiriyor ve reaksiyonu durdurmak için ise, tuzlu eriyik içinde yıkıyordu. Bunun  sonucunda oluşan görüntü tek kopya olarak elde edilmekteydi. Eğer Fotoğrafçı özel aynalı bir kamera kullanmıyorsa, Fotoğraf sağ-sol yönünde ters bir şekilde oluşuyordu.

Daguerre, Niépce ile bir ortaklık anlaşması imzaladıktan sonra Chalon’a gelir. Artık Niépce’in  heliografi adını verdiği buluş, ikisinin ortak malıdır. Bu ortaklığa Daguerre olanak  ve ününü koyarken, Niépce buluşunu koymaktadır.  Yine  de Daguerre, Niépce’yi pek yavaş anlayıp desteklemektedir. Halk daha çok Daguerre’in adını anmakta ve buluşu ona maletmektedir.1822’de  Fotoğraf elde edilmişti ve Niépce  1833’de  öldü. Niépce’in ölümü üzerine oğlu, kontratın hukuki ortağı olur. Fakat Daguerre, Isidore’un mali yöndeki zaafından istifade ederek meseleyi halleder. Ayrıca birçok bilgin, bu endüstri çağının  yeni doğan  çocuğuna  ilgi duyarlar. Ocak 1839’da  Daguerre  tekniğini geliştirmiştir. İlk levhalarını Arago’ya gösterir. Yazar Jules Janin, “L’Artiste” dergisinde milletlerarası

tartışmalara yol  açan garip  açıklamalar  yapar. Fakat halk henüz  shiçbir “görüntüyle” karşılaşmamıştır. Aynı dönemde İngiltere’de Fox Talbot, Niépce’ in  heliografilerini  görmüştür ve kağıt  üzerinde  çalışmalarına devam etmektedir. Her ne kadar Daguerre ve Talbot gizlilik içinde çalışıp, bröve peşindilerse  de, başka bilim adamları Fransız  Faraday ve İngiliz Herschal fikirlerini açıklamaktadırlar. Herschal sodyum hiposülfiti tavsiye edip Fotoğrafçılara bu fiksatörü hediye eder.  Bu  sıralarda  Fransız  Hyppolite  Bayard  kağıt  üzerinde çalışmaktadır.

19 Ağustos 1839’da, Paris’de Louis Daguerre’in Fotoğrafik  yöntemini açıklaması herşeyin başlangıcı oldu.

Kısa bir süre sonra kentteki bütün  mağazalar Fotoğraf çekim malzemelerini  ısmarlayan  müşterilerle dolup taştı. Evet, bu sadece bir başlangıçtı. Fotoğrafçılığın popülaritesi o kadar arttı ki, 1847’de, yani on yıldan daha kısa  bir süre içinde, sadece Paris’te 2000 kamera ve yarım  milyondan daha fazla Fotoğraf klişesi satıldı. 1853’de 10.000 Amerikalı  daguerreotypist üç milyon Fotoğraf üretti. Londra’lı  Fotoğrafçılar,  Fotoğraf çekmek için mekanlar ve  onları  geliştirmek için  karanlık  odalar kiraladılar. Londra  Üniversitesi  1856’da müfredatına  Fotoğrafçılığı da ekledi. Böylece yeni bir uğraş  ve yeni bir sanat doğmuş oldu.

Fotoğraf teknik olarak, pek  çok nesnenin  sınırsız  şekilde görüntülenmesi, anların yakalanmasıydı. Bütün meslek alanlarına açıktı.  Herkesin oynayabileceği  bir  oyundu.  Amatör  olarak  başlayan  bir   çok Fotoğrafçı hızla profesyonel oldu. Fotoğrafçılık bilimsel  buluşlarla ve teknolojik gelişmelerle yanyana giden bir sanattı.

Fotoğraf, bir ressamın yapabildiğini daha hızlı,  daha  ucuz ve daha gerçekçi olarak yapabilen  ilginç  bir teknikti.

Ressamların bir çoğu yeni sanatı hemen benimsedi, bazıları resimlerinin ön çalışmalarında kullandı. Bazıları da bu işten resimden  elde ettiğinden daha çok para kazandı. Ve bir çoğu da  bu yöntemin varlığından ürktü. Fotoğrafçıların  gelişiminden  en çok ürkenlerden biri de Maxime Du Camp’dı. Maxime Du Camp, gümüş  nitrat ve hiposülfit için parlak kırmızılarını, canlı renklerini terk eden ve karanlık odaya girmek için paletlerini atanlara “Acemi  ressamlar” diyerek onları küçümsedi.

ilk kadın portresi

Fakat sonuçta  Du  Camp’ ın kendisi de paletini atarak karanlık odaya girdi. Artık  bu tür değişimler  kaçınılmazdı. Sadece yeni sanatın  sağladığı sınırsız çeşitlilikler  değil , aynı zamanda Fotoğrafçılıktan elde  edilen gelir  de bu durumun belirleyicisi oldu. Portre,  Fotoğrafçılığın bir  çok branşından en çok kazançlı olan idi.  1849’da  yaklaşık 100.000 Paris’li Fotoğraflarını çektirdi. Bu yoğun ilgi  eleştirmen  Charles  Baudelaire’e şu sözleri söyletiyordu: “ Bizim  sefil  toplumumuz  bir parça metal üzerindeki  önemsiz  görüntüsüne bakmakta acele ederek Nearcissus gibi davrandı..”

Bütün  popülaritesine  rağmen daguerreotype on yıl  içinde seyrek  olarak kullanılmaya başlandı. Daguerre’nin  yeni buluşunu açıklamasından sadece 3 hafta sonra İngiltere’de  William Henry Fox Talbot bakır klişeler  yerine  görüntünün kalıcı olduğu  kağıtlar  bulduğunu açıkladı. Talbot, birçok deneyden sonra, calotype diye bilinen  yöntemi geliştirdi. Bu yöntem, daha önce de belirttiğimiz gibi modern Fotoğrafçılığın temeli olan  negatif pozitif  işlemini  oluşturdu. Calotype’in görüntüsü, daguerreotype kadar net değildi. Empresyonist resmin erken dönem karşılığı idi, fakat yarattığı yumuşak görüntü bir çekiciliğe sahipti. En önemli avantajı bir negatiften, istenilen sayıda baskı yapılabilmesiydi.

Her  bir daguerreotype sadece bir taneydi ve yeniden  üretilemezdi. Fakat calotype’da, negatifleri cam klişelerde yapmak için metodlar üretildiğinde geçerliliğini yitirdi. Cam negatiflerle daha hızlı baskılar ve belki de en önemlisi daha kısa ışıklama  süresi elde ediliyordu.

 

 

ilk renkli foto

1851’de  diğer  bir İngiliz, Frederick Scott  Archer,  cam üstünde  yayılabilen  ışığa  duyarlı  kimyasal  maddelerle  kaplı yapışkan  bir sıvı olan Collodion’u  buldu. Collodion  klişeleri, kısa  sürede  rutubetle  karşılaşmalı  ve  hemen   geliştirilmeli idi, çünkü  kuruduğunda, ışığa duyarlı olan kaplama  bozulurdu. Bu nedenle “Islak Klişe Yöntemi” diye adlandırıldı.

Bu buluşlar her yıl birbirini  izledi. Fotoğrafçılık  hala deneysel bir uğraştı ve bu işi üstlenen herkes tek başına bu  işi öğrenebilirdi. O  dönemde Fotoğrafçı, solüsyonlarını kendi  yapmak zorundaydı. Aynı zamanda  tozları  ezip  karıştırmak, objektifleri için merceklerini bulmak ve yerleştirmek zorundaydı. Kendi bakır, kağıt  veya cam baskısını kendisi  yapabilmeliydi. Çünkü Fotoğraf araçları  henüz  bir  bütün  olarak  bir  arada  bulunmuyordu. Bu şaşırtacak  kadar çok sayıdaki insan, zanaatkar  oldukları  kadar gerçek  birer sanatçıydılar. Fotoğrafçılığın estetik olanaklarını ve teknik potansiyelini de keşfettiler.

Fotoğrafın  ilk 20 yılında bugün Fotoğrafçıların  repertuarında olan her türden Fotoğraflar çekildi; manzaralar, natürmortlar, belgesel Fotoğraflar ve portreler.. Sonuçlar, şaşırtıcı  şekilde  başarılıydı. Manzaralar, genellikle Gustave Le Gray  tarafından görüntülendi ve Bisson kardeşler daha sonra yapılacak olan çalışmalar kadar dramatik ve çarpıcı Fotoğraflar çektiler.  Bütün bu  insanlar, kötü araçlar ve binbir güçlükle ulaşılan yeni  yöntemlerin zorlamasına rağmen zamanlarının en yüksek standartlarına erişti    1860  ‘lara girerken Fotoğrafçılar makineleriyle neleri yapabileceklerini artık  öğrenmişlerdi. Ve  artık “ne yapılması gerektiği” sorusuna yanıt aramaya  başlamışlardı.

en büyük fotoğraf makinalarından

 

 

Gelecek 20 yılda, Fotoğrafçılar bakış açılarını genişlettiler,  Fotoğrafçılığın  gerçek değerlerini ve  sınırlarını  tartıştılar. Gerçekten Fotoğrafçılığın dünyadaki rolü sorusunun doğrudan, açık ve basit bir cevabı yoktu. Sorunun cevabı, eline  kamerasını alan  her yetenekli insana göre değişiyordu.  Fakat  bu  dönemin uygulayıcıları dört kategoride çok başarılıydılar. Mimarlık, kent manzarası, olaylara tanıklık, portre ve resmi araştıran Fotoğraflar üretme sanat veya zanaatı.

Islak Klişe yöntemiyle mümkün olan daha kısa  ışıklama süresinin yardımıyla Fotoğrafçılar, hareketli konuların Fotoğraflanmasında daha fazla zorlanmayacaklardı.

havadan ilk fotoğraf

Daha fazla esneklik İngiliz fizikçi  Richard  Leach Maddox’ın 1871’de cam yerine jelatini kullanmasıyla  kazanıldı. Bundan sonra klişeler hem duyarlı hem de kuru olacaklardı.

Birçok Fotoğrafçı en iyi çalışmalarını Avrupa ‘da yapıları ve  heykelleri Fotoğraflayarak ortaya koydular. Bu kent  çalışmalarıyla bugün en fazla “şehir planlaması” öğrencilerinin  ilgilenebileceğini söylemek doğru olmasına rağmen bu çalışmaların, varlık ve yayılma dönemindeki Avrupa’nın yüksek yaşam tarzını ve tarihsel  doğruluğunu  kaydettikleri de bir gerçektir

 

Amerika’da  1861’de başlayan iç savaş, maceracı  Fotoğrafçıları,  iyi para getiren Fotoğraf stüdyolarından çıkarıp,  savaş alanlarına gitmelerine neden olmuştur. Bunların bir çoğu da portreci  Mathew B. Brady’nin  önderliğinde  toplanmıştır.  Görüntülü karanlık  oda vagonlarında gezinirken, bu  Fotoğrafçılar  dünyaya savaşın sert mücadelesini yakından izleme imkanını verdiler. Gerçek çatışmaları görüntülemeleri imkansızdı. Çünkü ıslak  klişeler bile olayları durduracak yeterli hıza sahip değildi. Fakat bu Fotoğrafçılar mücadeleyi anlamlı ve dokunaklı ifadelerle  gösterdiler. Terk edilmiş savaş alanlarını, kasabaları, ölüleri ve yaralıları, askeri suçluların infazlarını, her iki tarafın geçici ateşkes  süresince birbirlerini izleyen  askerlerini  görüntülediler. Savaşın zalim paradoksları (kahramanlık ve vahşet)  Fotoğraflarda doğrulukla ve tutkuyla gösterildi. Foto muhabirliği, İngilizcenin kelime dağarcığında henüz yer almıyordu, ama 1860’larda artık tamamıyla gelişmiş bir meslekti.

Birkaç duyarlı Fotoğrafçının ellerinde “portre”, Fotoğrafçılığın  en  etkili ve güncel şekli olduğunu  yeniden  doğruladı. Portre için oturmak birkaç yıl içinde daha kolay bir hale  geldi. Artık Fotoğrafçı, modeli hareketsiz kılmak için kafasına bir destek yaslamak zorunda değildi.

Amerika ve Avrupa’da Brady, Nadar ve Etienne Carjat objektiflerini  zamanın en iyi tanınan insanlarına  çevirdiler. İngiltere’de Julia Margaret Cameron Fotoğrafçılık tarihinin en sıradışı figürü, Viktorya döneminin kapris ve romans tadı veren allegorik manzara ve portrelerini üretti. Bu Fotoğraflar,  tarzından dolayı yağlı boya portrelere benzetildi. Fakat sadece Fotoğraftılar,  resim değil.. Fotoğrafçılık ve resim arasındaki ilişki  karışık  bir  yapıdaydı. Her iki taraf da, karşı tarafın  dost  mu, düşman mı olduğundan emin değildi. Ressamlar, çalışmalarına  katkıda  bulunması için hızla Fotoğrafçılığa yöneldiler. Bir  model, bir  seri  Fotoğraf  için kısa bir süre  poz  veriyordu.  Böylece tekrarlanan  yorucu ve belki de pahalı çalışmalar  önlenmiş  oluyordu. Fransız ressam Edgar Degas kamerayla özel açılar ve  perspektifler elde edebileceğini buldu ve yeni buluşunu  resimlerinde uyguladı. Fakat birçok ressamın kafasında Fotoğrafçılık, bazı durumlarda Fotoğrafçıların da onayladıkları gibi, en iyi  anlatımla yüksek  bir  çağrışıma yardımcı olan mekanik bir yöntem  ve  üvey evlat  gibiydi. Britanya’da bir grup, resim sanatını körü  körüne kameralarını kullanarak taklit ettiler. Sonradan  adlandırılacakları gibi (pictorialistler) resimciler kendi dünyalarını stüdyolarda  yarattılar. İdeal oluşumları resim gibi görünen,  iyi  bir sahnede yaratılan Fotoğraflardı. Halk masalları gibi  allegoriler popüler motifleriydi. Bazen 30 kadar farklı negatif tek bir baskı için  bir araya  getiriliyordu. Bitirilmiş çalışmalar  ise,  tıpkı resim gibi yaldızlı çerçeveler içinde galerilerde sergileniyordu. Bu tip Fotoğraflar, amaçlarının ne olduğu sorgulanmaksızın, hala güçlü bir çekiciliğe  sahiptir. Bunları üreten sanatçılar detayla ilgilenirler ve estetiğin kurallarına sıkı sıkıya bağlıdırlar. Ve bu  çalışmalarının  Fotoğrafçılığı yücelttiğine insanları ikna etmeye  çalışmışlardır. Fotoğraflarını, onun yapay doğasını yalanlayan bir büyüyle yüklediler. Bu yöntem yaklaşık 20 yıl süresince başarılı olmuş, diğer yöntemler gibi, gelecek kuşak sanatçılar için temel çalışmalarında örnek temsil etmiştir.

1880’lerde bir gurup Fotoğrafçı gerçekliğin araştırılmasını gündeme getirdi. Üçü İngiliz olan bu Fotoğrafçılar, Fotoğrafı resim gibi göstererek sanat çalışmalarına sokmaya çalışmış öncellerine tepki gösteriyorlardı. Yeni gerçekçiler, dünyayı olduğu gibi gösteren Fotoğraflar yaratarak bütünü ile eski resimsel yaklaşımı kötülediler. Bunu tam anlamıyla başaramadılar. Her iki yaklaşımın da diğerine göre göreli yararları hakkında yapılan tartışmalar yıllarca gündemde kaldı. Stüdyolarda özenle  yaratılmış olan görkemli, şık çalışmalarla  engellenmiş olan realizm gibi güçlü bir akımı yeniden kurdular. Aynı dönemde Amerika’da vahşi batının karmaşık  ve heyecan verici devrini açıkça ifade eden  çalışmaların arayışına  giren üç Fotoğrafçı, (H.Jackson,  C.E. Watkins ve A.C.Vroman)  farklı bir gerçekliğe ulaşma yönünde çalışıyorlardı.

Batıya  giden bu Fotoğrafçılar, sınır  bölgelerine  giderek ulusça sabitleşmiş bir düşünceye yanıt veriyorlardı. Genç insanlar bu yeni ülkeye altın, arazi ve macera aramak için, gidiyorlardı. Batı özellikle ilk dönemlerde gerçekten tam bir efsane  ülkesiydi. Kırsal alanların, insanların, boş kasabaların Fotoğrafları hala çok az bulunuyordu. Dedikodular ve söylentiler bu bölge hakkındaki  tek bilgi kaynaklarıydı. Fotoğrafçılar bu durumu  değiştirdiler. Efsane asla ölmeyecekti. Fakat Henry Jackson,  Carleton Eugene Watkins ve Adam Clark Vroman bunu gerçeğe dönüştürmeye çalıştılar. Bu çabalarında Fotoğrafçılar birçok engellerle  karşılaştılar. Bu yeni ülke, insanın aklını başından alacak derecede güzeldi. Fakat atlı arabalarla bile gezmek zordu.  Kızılderililer büyüleyiciydiler fakat dostça davrandıkları söylenemezdi. Kameralar ağır ve hantaldı. O zaman baskı yöntemleri kullanışlı  değildi, bu nedenle geniş hacimli Fotoğraf klişeleri manzaranın ihtişamını yakalamanın  tek  yoluydu. Islak  Klişe ile yapılan  Fotoğrafçılık  için yeterli alet takımı hemen hemen yarım tona yaklaşan  bir ağırlığa sahipti. Fakat  bu   engellerin  üstesinden   gelindi. Bu  sonuca ulaşılmasında  Fotoğrafçıların birbirleriyle rekabet  etmelerinin rolü büyüktü.

Zayıf  fakat güçlü bir adam olan Jackson, ağır  ekipmanlarını katırlarla taşırdı. Fakat panoramik bir çekim yapmak istediğinde, ağır aletlerini sırtına yükleyerek kayalıklara tırmanırdı. Hiç  suyu kalmadığında, negatiflerini geliştirmek için  eritilmiş kar suyu kullanır, trenlerde mürettebatın Fotoğraflarını  çekerek demiryoluyla ücretsiz seyahat ederdi. Watkins’in ve  Jackson’ ın çektiği Fotoğraflar bu bölgelerin ulusal parklara dönüştürülmesinde Kongre’nin kararını etkilemiş ve böylece Batı korunmuştur.

Vroman’ın  Kızılderili kültürünü yansıtan  Fotoğrafları  o dönemde genellikle onaylanmamış, fakat önemli bulunmuştur. Bu harika  topraklarda yüzyıllardır barınmış olan kabileler  kendileri için ayrılmış olan topraklara itilmişlerdi. Kültürleri ve  bölgeleri yeni yerleşenlerin acımasız baskısının altında ezilip, yok edildi. Vroman, Kızılderililerin kaybolan dünyalarında tarihlerini ve diğer  ziyaretçilerin fark edemedikleri yanları yakalayarak  onların yaşam tarzlarını Fotoğraflarla belgeledi.

Aynı  dönemde üç ingiliz Fotoğrafçı, Peter Henry  Emerson, John Thomson ve Paul Martin günlük yaşamın tadlarını kendi  yurttaşlarına tanıtıyorlardı. Emerson bir  liderdi ve  günlük yaşamın sıradan  görüntülerinin  yorulmaz  sözcüsüydü. İyi  eğitim  almış biriydi  ve aldığı eğitimlerin arasında tıp doktorluğu da  vardı. Emerson  ,  aynı  zamanda  optik bilimin  teorisini  de  çok  iyi öğrenmişti.  Fakat en büyük inancı, sanatın ilk ilkesinin  “doğa” olduğu  fikriydi  ve kendi bilgisini o kadar zeki ve  ustaca  bir yolla uyguladı ki, Fotoğrafları insan karakterinin aldatıcı tarzda basit bir dışavurumu olarak ortaya çıktı.

İnsanlığı  yalın ve dürüst olarak  yorumlayan  Fotoğraflarıyla Malaya Yarım Adası’na, Kamboçya ‘ya, Siam Adasına, Tayvan’a ve Çin’e seyahat etmiş olan Thomson’da aynı bakış açısına sahipti.

Üçlünün  bir  diğer  üyesi olan  Paul  Martin,  kamerasını ustalıkla gizleyerek, İngiliz kıyı şeridine yaptığı kısa  gezilerinde yeni tarz bir Fotoğrafçılığın öncülüğünü yaptı.

Bu   Fotoğrafçılar   ve  onları   izleyenler   20.yüzyılın başlangıcına, realizmi canlandırarak geldiler. Onlara ve stüdyo Fotoğrafçısı  olmayanlara  göre  çektikleri  doğal  Fotoğraflarla modern Fotoğrafçılık önemli bir konuma ulaştı.

Yeni   yüzyılın  ilk  yıllarında  Fotoğrafçılık   hakkında insanların kafasında herhangi bir sorun kalmamıştı. Teknik temelleri  kurulmuştu. Çok sayıdaki usta Fotoğrafçı  artık  yaptıkları sanatla  gurur duymaya başlamıştı. George Eastman’ın Kodak  kameraları  Fotoğraf çekmeyi sıradan insanlar için bir hobiye  dönüştürdü. Fakat herkes Fotoğraf çekerse, Fotoğraf sanatçıları ne yapacaktı? Dönemin önemli Fotoğrafçılarından biri olan Alvin Langdon Coburn, bu konudaki  şikayetlerini şöyle ifade  ediyordu; “ Şimdi her  aceminin bir Brownie makinesi var. Fotoğraf bir kutu  kibrit kadar yaygın bir hale geldi. Fotoğraf, rastgele çekimler  yapılabilecek  kadar çok kolaylaştı. Ve sonunda küçümsenmeye  başlandı. Sanatımıza saygınlık kazandırmak için neye ihtiyacımız var? “

Alvin yalnız değildi. En iyi amatörlerin ve profesyonellerin bir çoğu, Fotoğrafın ne olduğu veya olabildiği konusunda  çelişkiye  düştüler. Hepsinin ortak bir düşüncesi  vardı:  Fotoğraf resim  sanatının  kötü bir taklidi ve yaşama  tutulmuş  bir  ayna değildi… O zaman Fotoğraf neydi?

Bu belirsizliği aşma adına ortaya çıkan insanlardan birisi Alfred  Stieglitz  ‘di. Stieglitz, 19.yüzyıl sanat geleneği  ile yetişmiş fakat bu eğitimin gerisinde kişisel tarzını da yaratmıştı. Diğerlerinden farklı olarak Stieglitz, resmin ve heykelin sanatın yasal formları olduğunu fakat Fotoğrafın bu yasallıktan nasibini  almadığını savunan eleştirmen ve  sanatçıların  yarattığı aşağılık  kompleksini yok etmeyi başardı. Fotoğraf sanatının  hak ettiği  yere  gelmesi için verdiği savaşta,  modern  sanat  adına  Amerika’da zaferler kazandı.

Bütün yaptığı işlerde Stieglitz hem sanatçıları desteklemiş hem de kendi özel Fotoğraf çalışmalarında , deneysel  yöntemlerin doğruluğuna olan inancını geleneksel yöntemlerin genel  tatlarına ve  yapısına karşı savunmuş ve sonunda  kazanmıştır.

Yeni yüzyılın değişim için en uygun zaman olduğu ve  bütün sanat dünyasının olgunlaştığı bir gerçektir. Stieglitz’in başarısına  ulaşmak zordu, ama yine de birkaç Fotoğrafçı  yoğun  olarak kişisel  tarzlarını ön plana çıkararak çalışmışlardır.  Bunlardan biri  Clarence H.White’dı. White, etkileyici görüntüler  üzerinde deneysel  çalışmalar yaparak Fotoğraf sınırlarını metodik  olarak genişletti. White’ın ilgilendiği tarzda Stieglitz ve çağdaşı Alvin Longdon Coburn’da çalışmıştı. Bunlar, resmin çekici  niteliklerinin farkındaydılar, ancak resimleri taklit etmek gibi bir  niyetleri yoktu. Bunun yerine, taklitler yapmadan, sanatsal  değerleri olan Fotoğraflar yapmak amacıyla sanatın estetik değerlerini kullandılar. Başarılı çalışmaları bu dönemin ürünleridir.

Aynı dönemde Avrupa’da Fotoğrafla ilgilenen bir grup,  Fotoğrafı  ve resmi oldukça farklı bir yolla birleştirmeye  çalıştılar. Peter Henry Emerson’ın önderlik ettiği natüralist  Fotoğrafçılar resime benzetilmiş Fotoğrafa büyük bir darbe  indirdi. Fakat Robert Demachy’nin liderliğinde bir çok Fotoğrafçı, negatifleri ve baskıları arasına kendi çalışmalarını  koyarak diğer  görsel sanatlarla rekabet edecek farklı  yaklaşımlar araştırmaya  başladılar. Yeni teknikler bularak veya  eski  baskı tekniklerini canlandırarak, dokular ve son baskıların imajlarını bile  değiştirdiler. Demachy ‘nin çalışmalarında olduğu gibi,  bu tarz  Fotoğraflar o güne değin üretilmiş olanlar kadar  grafiksel açıdan karmaşık ve ayrıntılıydı.

Bu  dönemin  bütün Fotoğrafçıları  sanatla  açıkça  ilgili değildi. Eugene Atget ve Lewis W.Hine çevrelerindeki dünyayı  Fotoğraflamak üzere yoğunlaştılar ve yalnızca resimsel kayıtlar olmayan  belgesel Fotoğraflar yaptılar. Atget,  yaşamını  bütünüyle Paris’i  Fotoğraflamaya adamış, katı bir yaşam süren  farklı  bir insandı.  Fotoğrafları, kenti ve kentin insanlarını, sonraki  kuşakların benimsediği belgesel Fotoğrafçılığın yalın ve temiz  örnekleridir.

Hine, endüstrileşmiş  Amerika’da  düşük   ücretle    kötü koşullarda  işçi çalıştıran yerlerdeki göçebelerin  özellikle  de çocukların   ve  işçilerin  sömürülmesini    göstermek   amacıyla Fotoğraflar çekti. Hine, oldukça fazla seyahat eden, yaşamı sorgulayan bir insandı. Fotoğrafçıların sosyal bir eleştirmen olduğunu savunan geleneğin kurucularından biri idi.

Bu gelenek, 1930’ların ekonomik buhran döneminde  Amerika’ nın  en  iyi Fotoğrafsal yorumunu üretti. Aynı  zamanda  sanatsal birçok  kriter Hine’a rehberlik etti;  kompozisyonlarını  formun, çizginin ve dengenin katı ilkelerine göre düzenledi. Fakat  Hine’ ın Fotoğraflarının zorlayıcı gücü klasik sanata olan  bağlılığından  kaynaklanmaz. Aksine Fotoğrafçının konularına olan  sempatisinden kaynaklanır. Benzer duygular ve çalışmalarındaki entelektüel kontrolün yardımıyla, bu dönemin en iyi Fotoğrafçıları,  Fotoğraf sanatını 20.yüzyıla güvenle taşıdılar.

1920-40  döneminin başlarında ve sonunda,  dünya  savaştan yorulmuş ve yıpranmıştı. Bu yıllar arasında, dünya anarşiyi, hayal kırıklığını, yanlış amaçlar ve son olarak savaş için  silahlanma yarışını  yaşıyordu. Bu yirmi yılın en iyi Fotoğrafçılarının  sevimli  görüntülere, resim taklitçiliğine, yapaylığa ve  çelişkili olarak harfi harfine uygulanan realizme karşı gelmeleri şaşırtıcı değildir.

Fotoğrafçılık  bu dönemin başlamasından çok kısa bir  süre önce o sevimli görüntülerden uzaklaşmıştı. Amerikan sanat Fotoğrafçılığının büyük ustası Alfred Stieglitz, bütün bunları  reddetti. Philedelphia’daki Wanamaker sergi salonundaki 1.100  Fotoğraftan  55’ine  ve uzlaşmaz bir realist olan Paul  Strand’e  iki önemli  ödül  verildi. Stieglitz, bu konuyla  ilgili  düşüncesini şöyle ifade etmişti: “Gerçeği aramak benim vazgeçilmez  düşüncemdir.”

Amerika Birleşik Devletleri ordusunda hava Fotoğrafçısı  olarak  görevlendirilmiş olan Edward Steichen, 1.Dünya  Savaşı’ndan geri  döndüğünde bütün Fotoğraflarını yaktı. Kendini yalın  Fotoğrafçılığa  adadı ve o yaz tam bir realizme erişmek  ve  mükemmel  bir  kontrol düzeyini yakalamak için, siyahtan beyaza  derecelendirilmiş  tonların yer aldığı beyaz bir fincan ve tabağı  1.000′ den  fazla  sayıda Fotoğrafladı.

Edward Weston “soft focus”(yumuşak netlemeli) çekim tekniği ve çarpıcı tonal etkiyi yaratan  yıldız  adaylarının portrelerini de  çekerek  bir  hayli yüksek ücretler alan varlıklı bir Fotoğrafçıydı,fakat özel efektlerden  ve rötuşlardan bıkmıştı. Weston “Uzlaştım ve kendimi  sattım” diye yazmıştır. Başka bir zamanda şöyle yazmıştı; “Ben  yalnızca rolümü oynamak için donandım.” Bir gün Weston sahip  olduklarını bir kenara atarak Mexico’ya gitti.

Devrim  sadece Amerika’da değil bütün dünya  Fotoğrafçılığında yaşanıyordu. Almanya’da 1920’lerde   Albert  Renger-Patzsch şöyle diyordu: “Eğer Fotoğraflar gerçekle ilgili nesnel değerler taşımıyorsa hiç bir şeydir.”

Bu dönemde yeni geliştirilen minyatür kamera, farkedilmeyecek derecede küçük, her koşulda Fotoğraf çekilecek kadar hızlıydı. Bu  kameralar, konularını poz vermeden yakalayan Erich Salomon’a foto muhabirliğin  tekniklerine öncülük etmesinde yardımcı  oldu.  Sıkıntı vermeden ve sıklıkla gizlice çalışarak diplomatik  konferansları, devam  eden mahkemeleri, Birleşik Devletler  Anayasa  Mahkemesini bile görüntüledi. Sanatsal değeri olmayan ancak doğal ve  değerli belge Fotoğrafları çekti.

Başka bir grup Fotoğrafçı savaşa isyan etti ve  yeteneklerini,  kalıplara sık sıkıya bağlı olan realizmi rezil  etmek  ve esrarlı  göstermek için kullandılar. Man Ray ve Laszlo Moholy  Nagy kamerayı  bir org gibi kullandılar, bunu çift ışıklamalar,  fotomontajlar, solarizasyonlar kullanarak yaptılar. Dünyaya karşı geliştirdikleri   küçümseyici  bakış açılarını ve onun  sahte,  yüzeysel  değerlerini Fotoğraflarında gösterdiler ve yetersiz  saygınlıklarını  abarttılar.  Yüzeysel görünüşün  altındaki  gerçeği göstermek için yeteneklerini sonuna kadar kullandılar.

 

Nikolay Lenin’in bir zamanlar gözlemlediği  gibi: Devrimler yıktıkları  kadar yaratırlar. Zamanla Fotoğrafik devrim de  kendi kurumlarını  oluşturmaya  başladı. Bunların en  özverili  olanlarından biri de “f/64” grubudur. Bu grup adını bazı kameralarda bulunan en kısık diyafram açıklığından almıştır. Böyle bir diyafram açıklığı  doğal olarak maksimum netlik verir. Grubun  gerçeklikle eşit  saydığı hoş detaylar ve keskinlik bu diyafram açıklığı  ile mümkündü.

Sonraki birkaç yıl içinde ABD hükümeti Fotoğraf  kurumlarını oluşturdu. Ekonomist Roy  Stryker  kiracı  çiftçiler  ve  ürünleriyle borçlarını ödeyen çiftçilere yardım etmek için çağrıldığında, Fotoğrafların en iyi savunma yolu olduğuna karar verir. Stryker, aralarında Dorothea Lange, Walker Evans ve Ben Shan’ın da yer  aldığı  efsanevi Fotoğrafçıları, kırsal kesimin yoksulluğunu  Fotoğraflamak  için gönderdi. Bunlar çiftçilerin kötü  koşulları  ile ilgili  gerçekleri görüntülediler. Fotoğraflar gazete ve  dergilerde geniş bir ilgi uyandırdı. Sadece çiftlik programını  anlatmak  için değil, aynı zamanda diğer Fotoğrafçıların bu  bölgelere gidip gerçeği görüntülemelerine esin kaynağı oluşturmuşlardır.

Tinsel olarak Fotoğrafçılığın bu kuşağı oldukça başarılıydı. Bu insanlar maddi olarak çok az şey kazandı. Weston uzun süre yoksulluğun sınırında yaşadı. Weston’un günlüğü, insanın içini karartan cümlelerle doludur. ”26 Haziran 1927, Pazar, Çok şanssızım. Chandler  alışveriş için verdiğim 5 doları kaybetti. Bu bir  baskıdan  elde ettiğim 10 dolardan  arta kalan paraydı ve  beni  bir hafta idare edebilirdi.”

Andre Kertesz, Vogue, Harper’s Bazaar ve Town  and  Country dergileri için çektiği moda Fotoğrafları ile zenginleşti. Kertesz, iyi  bir gelir sağladığı dergileri bıraktı ve gerçekçi  Fotoğrafa geri döndü. Gerçekçiler, Fotoğrafta belirgin bir görev  duygusuna sahipti.  Dünyaya kendilerini olduğu gibi göstermek istediler  ve iki dünya savaşında olduğu gibi yansıtmakta başarılı oldular.

Louis  Daguerre’in  buluşunu dünyaya ilan  etmesinden  bir yüzyıl sonra, Fotoğraflarla karşılaşmadan geçen bir gün hemen hemen hiç yoktu. Fotoğraflar her yerdeydi. Dergilerin, gazetelerin, kitapların sayfalarında, müzelerin duvarlarında, otobüslerin  kenarlarında ve büyük ilan panolarında, yaşamdan daha parlak  renklerle  kullanılan Fotoğraf, artık yaşamın ayrılmaz bir  parçasıydı. Yüzyılın  ortalarında, İkinci Dünya Savaşını takip eden hızlı gelişme döneminde Fotoğraf makinesi üreten şirketler  milyonlarca doları  kameralara, filmlere, ışık ölçerlere, flaşlara ve her yıl artan oranlarda gelişmekte olan Fotoğraf makinelerine yatırdılar. 1954’de  Amerika’da 17.293 profesyonel Fotoğraf  stüdyosu  vardı. Aynı yıl amatör Fotoğrafçılar iki milyar Fotoğraf çekti.

Peki Fotoğraf sanatı ne durumdaydı? Ustalar neler yapıyorlardı?

Bazen  hiçbir şey kesin olarak yeni gibi görünmüyordu. Hiç bir ikon kırılıp parçalanmadı ve hiçbir yeni ilah ortaya çıkmadı. Çünkü  ana temalar zaten oluşturulmuştu. Şimdi, daha  önce  öncülük etmiş teknikleri  geliştirmek, sadeleştirmek  ve  ilk  yıllardaki buluşları kullanmak zamanıydı. Bu dönemin Fotoğraflarından  bazıları o güne kadar yapılmış olanların en iyilerindendi. Hiçbir fotomuhabiri  olayları anlatan anları Henry  Cartier-Bresson  kadar muhteşem bir şekilde yakalayamamıştı. Bresson, Erich Salamon ve Andre Kertesz tarafından açılmış olan yolda ilerliyordu. Arnold Newman  ve Philippe  Halsman gibi portreciler daguerreotype gibi eski  gelenekleri  devam ettirdiler, fakat bu yönteme yeni  psikolojik  bir derinlik ve teknik yeterlilik kazandırdılar.

Bununla birlikte, yeni şeyler oluşmaya başlıyordu. Bunlardan  biri  Fotoğrafçılığın farklı branşlarının  arasında  yapılan zengin bir çapraz üretimdi. Dergilerin sayfalarında hızla  gelişmekte olan fotomuhabirliği, Fotoğraflarında kişilikleri aktarmaya  çalışan  portre Fotoğrafçılarının yaklaşımını yoğun olarak  etkiledi.  Newman, sanatçıları kendi sanat araçları ile  görüntüledi; Bir  müzisyeni  piyanosuyla, bir ressamı resimleriyle…  Klasik portre ustası olan Yousuf Karsh bile Nikita Krushchev’i, Rus köylüsünün  ölümsüz sembolü olan kürk paltolarla sarıp  sarmalayarak çekti. Deneysel Fotoğraf ustalarından Man Ray ve  Moholy-Nagy’nin miras bıraktığı güçlü bir sürrealist etki, portrecilerin ve fotomuhabirlerinin çalışmalarına renk kattı. Halsman’ın çok  sayıdaki Salvador  Dali portresi, sanatçıyı fantastik, havada asılı  duran ürkütücü bedenlerden yapılmış kabusumsu ortamlarda gösterir. Bill Brandt, yaratıkların, bedenlerin garip ırmakları, Fotoğrafta akar gibi görünen, görsel olarak çarpıtılmış nü Fotoğraflar üretti.

Daha derin bir itici güç, birçok Fotoğrafçının  çalışmalarına egemen olmaya başlamıştı. Yıllardır yaptıkları çalışmalardan  daha bilinçli duygusal Fotoğraflar çektiler, Fotoğrafçılar  şimdi kameralarının önüne kendi duygularını aktaran konularını  yerleştirdiler. Sanatçının kişisel görüş açısı, her zaman muhteşem  Fotoğraflar yapmanın yolu olmuştur.

1930’larda özgün Fotoğrafçılık moda olduğunda Fotoğrafçılar genellikle  kendi  bakış açılarını  konularının seçiminde ifade ettiler; etkileyici bir manzara, aşıklar arasındaki sıcaklık, ekonomik buhranın sıkıntısını yüzünde yansıtan göçmen gibi..Fotoğrafçı seçimini yapınca, görüntüyü kaydetmek üzere  kamerasını kullandı. Aynı yöntemle fotomuhabirleri de nesnel haber Fotoğrafları  ürettiler. Fakat bazı Fotoğrafçılar köşe yazarları gibi kişisel yorumlarını sunmaya başlıyorlardı.

Brandt’ın belgesel Fotoğraflarını dolduran karanlık, kendi içine dönük ve inceleyici özelliği Fotoğraflarını görsel bir  şiire dönüştürüyordu. Başka bir fotomuhabiri de W.Eugene Smith’dir. Smith  insanlığın  kederlerini ve  mutluluklarını  Fotoğraflarken zorlandığından sözeder.

1930’larda  Edward Weston ve Ansel Adams’ın kurduğu  Fotoğraf okulu f/64 grubunun ortaya attığı ilk  kavramdır. Amacı kendi özüne dönüşü anlatan, Fotoğrafların en titizi gibi görünen, dünyayı  teknik olarak mükemmel bir kameranın gördüğü gibi  ifade etmekti.  Fakat grubun üyeleri garip bir şekilde nesnel  olmayan, neredeyse  mistik ifadeler kullanmaya başladılar. Adams,  1948’de şöyle diyordu: “Fotoğraf sevginin ve gizli olanın açığa çıkarılmasının  aracıdır,  aynı zamanda yüzeyin altındakileri  görmeli  ve bütün herşeyde yaşayan insanlığı ve doğayı kaydetmelidir.”

Fakat,  belki en içteki duyguların  dışavurumuna,  dönemin diğer bir Fotoğrafçısı Aaron Suskind tarafından ulaşıldı. Suskind 1952’nin yazında çekilmiş yakın plan Fotoğrafları yorumlaması istendiğinde şöyle der: “Aslında kayalarla ilgilenmiyorum, ben kendimle ilgileniyorum.” Onlarca yıl önce hiçbir Fotoğrafçının yapmayı düşünmemiş olduğu bir açıklamaydı bu. Fakat 1970’lerde o ciddi Fotoğrafçılar bunu tamamen tuhaf olarak yorumladılar.

(Bundan sonraki aşamaları sizler için derleyip yayınlamaya çalışacağız*)

Hazırlayan : Cengiz Oğuz Gümrükçü

Kaynak: http://www.belgeselFotoğraf.com

*Nar Sanat Editör

Not : Yazının orjinalinde fotoğraflar olmayıp editörümüz tarafından yazıya fotoğraflar sonradan eklenmiştir.

 

 

‘Babylon’da bugün saat 21.30’da ‘Milow’, çarşamba günü saat 21.30’da ‘Soaked- Albüm Lansmanı’ ,perşembe günü saat 21.30’da ‘Shantel DJ Set’, cuma günü saat 21.30’da ‘BaBa ZuLa’ ve saat 23.30’da ‘Naim Dilmener ile Eski 45’likler’, cumartesi günü saat 22.00’de ‘Dinamo 103.8 Early New Year’s Party’ konseri izlenebilir.

Sergi

İstanbul

■ Elvan Alpay’ın “Kirpi” adlı sergisi 20 Aralık 2011-25 Şubat 2012 tarihleri arasında Galeri Nev’de. (0212 252 15 25)

■ Volkan Aslan’ın “VOLKAN” adlı sergisi 20 Aralık 2011-31 Ocak 2012 tarihleri arasında Maçka Sanat Galerisi’nde. (0212 240 80 23)

■ Okan Bayülgen’in Objektifinden Sokak Oyunları Fotoğraf Sergisi 20 Aralık – 22 Aralık’ta İstinye Park’ta, 23 Aralık – 25 Aralık’ta Kanyon’da, 26 Aralık – 29 Aralık’ta Carousel’de. (0212 351 91 81)

■ Argun Okumuşoğlu’nun “Frottage II” adlı sergisi 20 Aralık 2011-31 Ocak 2012 tarihleri arasında 44A Sanat Galerisi’nde. (0212 233 33 80)

■ Füruzan Şimşek’in “onüçbinyüzkırk” isimli sergisi 20 Aralık – 21 Ocak tarihleri arasında kadar Pg art Galeri’de. (0212 252 80 00)

■ Fevzi Karakoç’un “Köprü II Sergisi” adlı sergisi 21 Aralık 2011-31 Ocak 2012 tarihleri arasında Çırağan Palaca Kempinski Sanat Galerisi’nde.

■ Yeni Yıl Karma Sergisi 21 Aralık 2011-21 Ocak 2012 tarihleri arasında Ürün Sanat Galerisi’nde. (0216 363 12 80)

■ Mahmut Celayir – Mehmet Kısmet’in “Pastoral Diyaloglar” adlı sergisi 22 Aralık 2011-31 Ocak 2012 tarihleri arasında C.A.M Galeri’de. (0212 245 7975)

■ Turgut Mutlugöz’ün sergisi 22 Aralık’a kadar Harmony Sanat Galerisi’nde. (0216 553 21 67)

■ Ozan Türkkan’ın “Fraktal Boyutlar” sergisi 22 Aralık’a kadar IAP Galeri’de. (0212 221 41 42)

■ Ahmet Akgün ve M. Emin Kayserili’nin sergisi 23 Aralık’a kadar Ziraat İstanbul Tünel Sanat Galerisi’nde.

■ Exlibris Bosco Stregato – Büyülü Ormanisimli Exlibris Özgün Baskı Sergisi 23 Aralık’a kadar Soroptimistlerin Balat Kültür Evi’nde.

■ Evren Tekinoktay’ın “Mor Kafa” başlıklı sergisi 24 Aralık’a kadar GALERİST Akaretler’de. (0212 244 8230)

■ Çınar Eslek’in sergisi 25 Aralık’a kadar Pi Artworks Tophane’de. (0212 2454087)

■ İbrahim Çiftçioğlu’nun sergisi 26 Aralık’a kadar Leonardo Sanat Galerisi’nde. (0212 280 83 94)

■ Axel Hütte’nin “Emerald Woods” sergisi 27 Aralık’a kadar Dirimart’ta. (0 212 2913434)

■ Seçkin Pirim’in heykel sergisi 27 Aralık’a kadar Borusan Müzik Evi’nde. (0 216 310 54 04)

■ Ana Tzarev’in sergisi 28 Aralık’a kadar santralistanbul’da. (0 212 311 78 78)

■ Michael Kenna’nın “Magnum Silentium” sergisi 30 Aralık’a kadar Elipsis Gallery’de. (0212 244 89 00)

■ Şerif Kino’nun “Don Kişot Teşvikiye’de” isimli sergisi 30 Aralık’a kadar Galeri Oda’da. (0 212 259 22 08)

■ Şeyma Oktuğ’un sergisi 30 Aralık’a kadar Troy Sanat’ta. (0212 327 99 99)

■ Defne Küçük ve Turgay Karadağ’ın sergisi 30 Aralık’a kadar Schneidertempel Sanat Merkezi’nde. (0 212 249 01 50)

■ Aynur Ocak’ın Camaltı Resim Sergisi 30 Aralık’a kadar Bakraç Sanat Galerisi’nde.

■ Sadık Kınıkoğlu’nun sergisi 30 Aralık’a kadar Marmara Üniversitesi Rektörlüğü Cumhuriyet Müzesi Sanat Galerisi’nde. (0212 518 16 00)

■ Nil Yalter’in “20.yy / 21.yy” başlıklı kişisel sergisi 30 Aralık’a kadar Galerist Tepebaşı’nda. (0212 252 18 96)

■ İbrahim Ethem Temo’nun “Uzak Yüzler” başlıklı fotoğraf sergisi 30 Aralık’a kadar Avusturya Kültür Ofisi’nde.

■ İstanbullaşmak Yapım Aşaması: Beyoğlu isimli sergi 31 Aralık’a kadar SALT’ta. (0212 377 42 00)

■ Lalehan Günev’in Türk bezeme sanatları motifleriyle kuru yaprakları renklendirdiği sergisi 31 Aralık’a kadar Veni Vidi Göz Sağlığı Merkezi’nde. (0216 444 00 01)

■ Ceren Oykut’un “Mayom İçimde” isimli sergisi 31 Aralık’a kadar artSümer’de. (0212 249 10 35)

■ Gazi Sansoy’un “Yüzsüzler” isimli resim sergisi 31 Aralık’a kadar Galeri İlayda’da. (0 212 227 92 92)

■ Çiğdem Yapanar’ın “EXODO” isimli heykel sergisi 31 Aralık’a kadar Nişantaşı Kare Sanat Galerisi’nde. (0 212 249 01 50)

■ Osman Kehri’nin suluboya resim sergisi 31 Aralık’a kadar Tolga Eti Galeri’de. (0216 368 26 79)

■ Süreyya Uygun’un sergisi 31 Aralık’a kadar Tatbiki Sanat Galerisi’nde. (0216 3389837)

■ Adnan Varınca, Ömer Kaleşi, Alecos Fassianos, Abdulkadir Öztürk, Gökşin Sipahioğlu’nun sergisi 31 Aralık’a kadar TEM Sanat Galerisi’nde. (0212 247 08 99)

■ Ayşegül Yeşilnil’in sergisi 31 Aralık’a kadar Tuzla Belediyesi Sanat Galerisi’nde. (0216 446 19 35)

■ Alper Bıçaklıoğlu’nun “Ademler ve Havvalar” isimli sergisi 31 Aralık’a kadar Füsun İnan Art Gallery’de. (0212 232 40 49)

■ Emre Tandırlı’nın “Sürpriztepe” isimli sergi 31 Aralık’a kadar Mabeyn Gallery’de. (0212 261 6060)

■ Johan Tahon’un “Beyaz Tohumlayıcılar” isimli sergisi 31 Aralık’a kadar Akbank Sanat’ta. (0212 275 01 45)

■ Mehmet Ayanoğlu’nun “GRID” başlıklı sergisi 31 Aralık’a kadar Kare Sanat Galerisi’nde. (0 212 240 44 48)

■ Akgün Akova’nın “Yolda Sevince Rastladım” adlı sergisi 31 Aralık’a kadar Amerikan Hastanesi Sanat Galerisi’nde.

■ Sophie Calle’nin “Son Kez, İlk Kez” isimli sergisi 31 Aralık’a kadar Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nde. (0212 277 22 00)

■ Sevinç Altan’ın “Ayrıntı’nın SEVİNÇ’li Kapakları” 31 Aralık’a kadar Fransız Kültür Merkezi’nde. (0212 512 15 00)

■ Suretin Sireti: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Sanat Koleksiyonu’ndan Bir Seçki isimli sergi 31 Aralık’a kadar Pera Müzesi’nde. (0212 211 41 00)

■ Ice Station Antarcticae isimli sergisi 2 Ocak 2012’ye kadar Akbatı Alışveriş ve Yaşam Merkezi’nde. (0212 397 70 70)

■ Ziya Tacir’in “Bomonti” isimli sergisi 2 Ocak’a kadar MERKUR’de. (0 212 225 37 37)

■ Yunus Emre Dokumacı’nın “Dokunuşlar” isimli sergisi 2 Ocak’a kadar İstanbul Kültür Üniversitesi’nde. (0 212 498 41 46)

■ Diana Page ve Joicy Koothur’un “Between Colour and Line” isimli sergisi 2 Ocak’a kadar Sainte Pulchérie Lisesi’nde. (0 212 244 25 36)

■ Lale Temelkuran’ın sergisi 3 Ocak’a kadar Almelek Sanat Galerisi’nde. (0212 265 3851)

■ Bahri Genç’in “Yüzlerden Gizler” başlıklı sergisi 4 Ocak’a kadar Piramid Sanat’ta. (0212 297 31 15-20-21)

■ Emre Çalış ’ın sergisi 5 Ocak’a kadar Galeri Artist Çukurcuma’da. (0 212 251 91 63)

■ Aylin Zaptçıoğlu’nun resim sergisi 5 Ocak’a kadar Evin Sanat Galerisi’nde. (0212 265 81 58)

■ Nadia Arditti ve Mahmut Karatoprak’ın sergisi 6 Ocak’a kadar dem-art Sanat Galerisi’nde. (0212 287 7867)

■ Neren Alpar’ın “Düş Zamanı” isimli resim sergisi 6 Ocak’a kadar GALATEAART’da. (0212 2453320)

■ Halil Akdeniz, Muzaffer Akyol, Adem Genç’in “Başka Dünyalar” isimli sergisi 7 Ocak’a kadar Tunca Sanat’ta. (0212 282 01 70)

■ Leyla Gediz’in sergisi 7 Ocak’a kadar Rampa’da. (0 212 327 08 00)

■ Mustafa Duymaz’ın “Panokent” isimli sergisi 7 Ocak’a kadar Galeri/Miz’de. (0 212 241 76 66)

■ Dilara Akay’ın “Arklar 2011” sergisi 7 Ocak’a kadar Galeri G – Art’ta. (0212 296 08 76)

■ Nesli Türk’ün “Bedenin Hafızası” isimli sergisi 7 Ocak’a kadar Akademililer Sanat Merkezi’nde. (0212 245 02 29)

■ Raziye Kubat’ın “Kimlerdensiniz?” isimli sergisi 7 Ocak’a kadar Galeri Kent’te. (0 212 225 67 15)

■ Bahram Hajou’nun “Diyalog” isimli sergisi 7 Ocak’a kadar Teşvikiye Sanat Galerisi’nde. (0 212 241 04 58)

■ Yusuf Şengür’ün “Geçmiş Zaman Kahramanları” isimli sergisi 7 Ocak’a kadar Ormo Sanat Galerisi’nde. (0212 252 00 47)

■ Osman Hamdi Bey ve Amerikalılar: Arkeoloji, Diplomasi, Sanat sergisi 8 Ocak’a kadar Pera Müzesi’nde. (212 211 41 00)

■ H. Avni Öztopçu’nun sergisi 8 Ocak’a kadar Mine Sanat Galerisi Nişantaşı’nda.

■ Özlem Paker ve Elçin Acun’un sergileri 9 Ocak’a kadar Gallery LiNART’ta. (0 212 281 12 00)

■ Abraham David Christian’ın sergisi 11 Ocak’a kadar Galeri Artist’te. (0 212 227 68 52)

■ Rabia Çalışkan “Anlık İzdüşümler” resim sergisi 13 Ocak’a 2012’ye dek Galeri Binyıl’da. (0 212 240 34 45)

■ Tayfun Erdoğmuş’un sergisi 14 Ocak’a kadar Galeri Nev’de. (0 212 252 15 25)

■ Ahmet Umur Deniz’in sergisi 14 Ocak’a kadar Karşı Sanat Çalışmaları’nda. (0212 245 71 53 -54)

■ Çocukların Objektifinden “Dışlanmanın Roman Halleri” sergisi 14 Ocak’a kadar Tütün Deposu’nda.

■ küçük şeyler isimli sergi 14 Ocak’a kadar Terakki Vakfı Sanat Galerisi’nde. (0212 251 00 60)

■ Y. Bahadır Yıldız’ın “Psişik Savunma Stratejileri” isimli sergisi 14 Ocak’a kadar Galeri Apel’de. (0212 292 72 36)

■ İklim Değişikliği Sergisi 15 Ocak 2012’ye kadar santralistanbul Ana Galeri’de. (0 212 346 41 42)

■ “Dikkat! Kadın” isimli karma sergi 15 Ocak’a kadar Ekavart Gallery’de. (0212 252 81 31)

■ Ayşen Urfalıoğlu, Florencia Almirón ve Ragıp Basmazölmez’in “Vurgu ve Sessiz Kalış” adlı sergisi 22 Ocak’a kadar Siemens Sanat’ta. (0212 334 11 04)

■ Türkiye’den modern ve çağdaş kadın sanatçıların “Hayal ve Hakikat” isimli sergisi 22 Ocak’a kadar İstanbul Modern’de. (0212.334 73 31)

■ Design Museo Helsinki ve Finlandiya Ankara Büyükelçiliği işbirliği ile düzenlenen “Modern Fin Tasarımının Tarihine Bir Bakış” adlı sergi, 28 Ocak’a kadar Milli Reasürans Sanat Galeresi’nde. (0212 231 47 30)

■ Foto Galatasaray isimli sergi 22 Ocak’a kadar SALT Galata’da. (0212.334 22 00)

■ Leonardo Da Vinci ’nin “Kadınlar ve Manzaralar” isimli reprodüksiyon sergisi 22 Ocak’a kadar Notre Dame de Sion Fransız Lisesi’nde. (212 219 16 97)

■ Sabrina Fresko’nun sergisi 28 Ocak’a kadar Simya Galeri’de. (0212 259 77 40)

■ Sevginin Resimleri isimli karma sergi 28 Ocak’a kadar Alta Sanat Galerisi’nde. (0212 282 69 65)

■ Ahmet Sel’in “Oryantal İllüzyonlar” adlı sergisi 12 Şubat’a kadar Pi Artworks Galatasaray’da. (0212 2454087)

■ Kilden Suretler, Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonu’ndan Antik Çağ Terrakotta Figürinleri sergisi 15 Nisan’a kadar Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi’nde. (0212 284 63 63)

■ Musevitoğlu Atölyesi Resim Sergisi 31 Mayıs’a kadar Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde. (0212 259 77 40)

■ Adalar, Mimarlar, Binalar isimli sergi Haziran 2012’ye dek Adalar Müzesi’nde. (0216 382 64 30)

Ankara

■ Basın Şehitleri Sebahattin Yılmaz ve Cem Emir Anısına/Van-İnsan Manzaraları – fotoğraf – 22 Aralık’a dek – Cumhuriyet Kültür Merkezi’nde. (0 312 442 30 50)

■ Aykut Öz – heykel – 23 Aralık’a dek – Ziraat Bankası Kuğulu Sanat Galerisi’nde. (0 312 466 05 40)

■ İbrahim Demirel Resim Koleksiyonu 3 – resim – 23 Aralık’a dek – Galeri Sanatyapım’da. (0 312 222 19 06)

■ Tansel Çeber – heykel – 27 Aralık’a dek – Çankaya Belediyesi Galeri Kara’da. (0 312 433 12 35)

■ Sezai Kara/Kadın ve Çiçeklere Güzelleme – resim – 28 Aralık’a dek – Krişna Sanat Merkezi’nde. (0 312 418 02 53)

■ Cemal Güvenç – retrospektif – 30 Aralık’a dek – Gazi Üniversitesi Resim Heykel Müzesi’nde. (0 312 202 20 21)

■ Yaşar Cengiz Çınar – keçe – 30 Aralık’a dek – Vakıf Eserleri Müzesi’nde. (0 312 309 89 10)

■ Kıyasi Aybak – resim – 31 Aralık’a dek – Atakule Vakıfbank Sanat Galerisi’nde. (0 312 442 90 67)

■ Handan Canan Savacı – resim – 31 Aralık’a dek – Atakule Vakıfbank Sanat Galerisi’nde. (0 312 442 90 67)

■ Hüseyin Yıldırım – resim – 2 Ocak’a dek – Fırça Sanat Galerisi’nde. (0 312 438 60 08)

■ Fevzi Karakoç – resim – 2 Ocak’a dek – Arete Sanat Galerisi’nde. (0 312 440 08 81)

■ Gökçen Meryem Kılınç – resim – 6 Ocak’a dek – Ziraat Bankası Mithatpaşa Sanat Galerisi’nde. (0 312 417 84 58)

■ Canan Berber&Rıfat Koçak – resim, heykel – 7 Ocak’a dek – Nurol Sanat Galerisi’nde. (0 312 468 86 70)

■ Güven Zeyrek – resim – 9 Ocak’a dek – Bilkent Üniversitesi Kütüphane Sanat Galerisi’nde. (0 312 266 44 72)

■ İnsan Hakları/Kadın Hakları – karikatür – 10 Ocak’a dek – Türkiye Barolar Birliği Avukat Özdemir Özok Kültür ve Kongre Merkezi’nde. (0 312 292 59 00)

■ Tamer Bilgiç – resim – 11 Ocak’a dek – Galeri Soyut’ta. (0 312 438 86 70)

■ Küçük Şeyler 10 – resim, seramik – 11 Ocak’a dek – Galeri Soyut’ta. (0 312 438 86 70)

■ Yalçın Gökçebağ – resim – 12 Ocak’a dek – Armoni Sanat Galerisi’nde. (0 312 440 43 24)

■ Nazif Topçuoğlu – fotoğraf – 14 Ocak’a dek – Galeri Nev’de. (0 312 437 93 90)

Adana

■ “Adana Tek Yürek” sloganıyla yola çıkan sanat çevrelerinin girişimiyle düzenlenen, “Şehrin Kalpleri” adlı açıkhava sergisinin tanıtımı yarın 10.00-12.00 saatleri arasında Hotel Bosnalı’da yapılacak. Büyükşehir belediyesinin öncülüğünde gerçekleşecek etkinliğe çok sayıda sanatçı ve tasarımcı destek veriyor. (0322 4572507)

■ Ressam Erdal Ateş’in, yağlıboya resim çalışmalarının yer aldığı, “Karşı Duvarlar” adlı sergisi AltanKitabevi Sanat Galerisi’nde sürüyor. Ateş’in sergisi 31 Aralık tarihine dek izlenime açık olacak. (0322 4593458)

Antakya

■ Gazeteci Ramazan Şanıvar’ın, “Hatay Tadında 6 Yılda 66 Kare Fotoğraf” adlı sergisi 23 Aralık Cuma günü Eski Antakya Belediyesi binasında açılacak. Sergi, hafta boyu izlenime açık tutulacak. (0535 3757711)

Mersin

■ Meral Belice’nin, “Yağlı Boya Resim Sergisi’ sürüyor. MTSO Sanat Gelerisi’ndeki sergi hafta boyu izlenebilecek. (0324 2389500)

İzmir

■ Nedim Sönmez’in ebru sergisi, 26 Aralık’a dek Norm Sanat Galerisi’nde.

■ Kainat Barkan Pajonk’un resim sergisi Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı Selçuk Yaşar Sanat Galerisi’nde izlenimde.

■ A. Kadir Ekinci’nin doğum yeri olan Kars’ta çektiği fotoğrafların yer alacağı “Uzak Işık” adlı sergi, 2 Ocak’a dek İzmir Sanat merkezinde izlenimde.

■ Art Shop Sanat Galerisi, 81 sanatçının eserlerinden oluşan “Küçük Şeyler” adlı karma resim sergisini 16 Ocak’a dek ağırlıyor.

■ Eren Eyüboğlu Res

im Sergisi 31 Aralık’a dek Kedi Kültür Sanat Merkezi’nde.

■ Urla Belediyesi Meclis Üyesi Diş Hekimi Ali Yıldıray Varol ilk kişisel fotoğraf sergisini Urla Belediyesi Fotoğraf Sanat Evi’nde açtı. Sergi 30 Aralık’a dek görülebilecek.

■ Mehmet Ünsalan’ın suluboya resim sergisi “Yansımalar”, 25 Aralık’a dek Forum Aydın’da.

■ İFOD Karma Sergi “Denizden Esintiler”, Ayten Sarıkaya Şavkın “Ebru Sergisi” ve Su Grubu “ Küçük İşler” sergisi, 7 Ocak’a dek Aphrodisias Sanat Merkezi’nde izlenimde.

Tiyatro

İstanbul

■ Devlet Tiyatroları Beykoz Ahmet Mithat Efendi Sahnesi’nde “Profesyonel” cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Cevahir Sahneleri Salon 1’de “Ölüleri Gömün”, Cevahir Sahneleri Salon 2’de “Opera Komik”, Beyoğlu Küçük Sahne’de “Kırmızı” salı, çarşamba, perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Kartal Bülent Ecevit Sahnesi’nde “At” salı, çarşamba 20.00, Küçükçekmece DT Sahnesi’nde “Yanık” perşembe, cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Zeytinburnu Sahnesi’nde “At” cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, pazar 15.00. Üsküdar Stüdyo Sahne’de “Anta’nın Aşkı ya da Antigone New York’ta” çarşamba, cuma, cumartesi 20.00, pazar 15.00. Üsküdar Tekel Sahnesi’nde “Birdy” salı, perşembe 20.00, cumartesi 15.00. (0 212 292 39 00)

■ İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları F. Reşat Nuri Sahnesi’nde “Kadın Hayattır Memattır Kadın” çarşamba 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30. GOP Ferih Egemen Sahnesi’nde “Boncuk” perşembe, cuma 10.30 ve 13.30, Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “İntiharın Genel Provası”, Kâğıthane Sadabad Sahnesi’nde “İstanbul Hatırası”çarşamba, cumartesi 15.00 ve 20.30, perşembe, cuma 20.30, pazar 15.00. Kağ. Küçük Kemal Sahnesi’nde “Uğur Böceği” perşembe, cuma 10.30 ve 13.30. (0 212 455 39 00)

■ Bakırköy Belediye Tiyatroları’nda Müşfik Kenter Sahnesi’nde “Hangisi Babası” cuma, cumartesi 20.30, “Benim Güzel Pabuçlarım” cumartesi 11.00, “Hoşu’nun Utancı” pazar 11.00, “Aklı Havada” pazar 15.30, Turhan Tuzcu Sahnesi’nde “Şişman Domuz” salı 20.30, “Medeni Hali: Kadın” çarşamba 20.30 (0 212 661 38 94)

■ Ortaoyuncular’da Nöbetçi Tiyatro “Aynasızlara Karşı Aynalı Şarkı” cumartesi 20.00, pazar 18.00. (0 212 251 18 65)

■ Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nun “Beni Unutma” oyunu cumartesi 20.30. (0 212 240 43 44)

■ Oyun Atölyesi’nde “Don Juan’ın Gecesi” perşembe, cuma 20.30, pazar 16.00 Tiyatroadam “Generaller, Savaş ve Barbekü” bugün 20.30 (0 216 345 39 39)

■ Tiyatro Pera’da Kazaen (Beyoğlu’nda Çarpışmalar) cuma, cumartesi 20.00, pazar 18.30.

■ Kumbaracı50’de “O.B.E.B” bugün 20.30, “444” yarın 20.30, “Cam Adımlar” çarşamba 20.30, “Labirentler” perşembe 20.30, “Ekmek Parası” cuma 20.30, “Kebap” cumartesi 20.30, “Çok soğuk” pazar 13.00. (0 212 243 50 51)

■ Dot’ta DOT’un yeni oyunu Öksüzler Dotmarsta Salonu’nda perşembe, cuma, cumartesi 21.00, pazar 17.00 (0 212 232 44 40)

Ankara

■ Akün Sahnesi’nde, “Camdan Kalp/çocuk oyunu” 25 Aralık’a dek saat 11.00’de, “Gizler Çarşısı” 20-24 Aralık tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Fosforlu Cevriye” 27, 28, 29, 30 Aralık’ta saat 20.00’de. (0 312 427 19 71)

■ Altındağ Tiyatrosu’nda, “Sönmüş Yıldızlar” 24 Aralık’a dek cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Boğaç Han/çocuk oyunu” 25 Aralık’ta saat 11.00’de, “Sinek Kadar Kocam Olsun, Başımda Bulunsun” 27, 28, 29, 30 Aralık’ta saat 20.00’de. (0 312 316 59 02)

■ Büyük Tiyatro’da, “Genç Osman” 20, 23 Aralık’ta saat 20.00’de, 25 Aralık’ta saat 15.00’te, “Kerbela” 27 ve 30 Aralık’ta saat 20.00’de. (0 312 324 22 10)

■ Çayyolu Cüneyt Gökçer Sahnesi’nde, “Genç Osman” 27, 28, 29, 30 Aralık’ta saat 20.00’de, “Kerbela” 20, 21, 22, 23 Aralık’ta saat 20.00’de, 24 Aralık’ta saat 15.00 ve 20.00’de, “Benim Tatlı Meleğim” 23 Aralık’ta saat 11.00’de. (0 312 240 00 91)

■ Küçük Tiyatro’da, “Keloğlan Keleşoğlan/çocuk oyunu” 21, 25 Aralık’ta saat 11.00’de, “George Dandin” 20-24 Aralık tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Figaro” 27, 28, 29, 30 Aralık’ta saat 20.00’de. (0 312 311 11 69)

■ Oda Tiyatrosu’nda, “Dönülmez Akşamın Ufkundayız” 24 Aralık’a dek saat 18.30’da, “Hüzzam” 27, 28, 29, 30 Aralık’ta saat 18.30’da. (0 312 311 11 69)

■ Stüdyo Sahne’de, “Bir Delinin Hatıra Defteri” 20, 23 Aralık’ta saat 20.00’de, 25 Aralık’ta saat 15.00’te, “İşte Baş, İşte Gövde, İşte Kanatlar” 27, 30 Aralık’ta saat 20.00’de. (0 312 397 30 24)

■ İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi’nde, “Orkestra” 24 Aralık’a dek cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Yastık Adam” 27, 28 Aralık’ta saat 20.00’de. (0 312 397 30 24)

■ Şinasi Sahnesi’nde, “Elma Hırsızları” 20-25 Aralık tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Tek Kişilik Şehir” 27, 28, 29, 30 Aralık’ta saat 20.00’de. (0 312 467 17 44)

■ Mavi Sahne’de, “Oyunun Oyunu” 27, 28, 29 Aralık’ta saat 20.00’de, “Tuluatmasyon/Her şey Komik Gösteri” 21, 24 Aralık’ta saat 20.00’de, “Hiç/Neyzen Tevfik” 23 Aralık’ta saat 20.00’de, 25 Aralık’ta saat 17.00’de, “Cinfikir/çocuk oyunu” 24, 25 Aralık’ta saat 12.00’de. (0 312 241 02 33)

■ Ankara Sanat Tiyatrosu’nda, “Zübük” 23 Aralık’ta saat 20.00’de, 24 Aralık’ta saat 18.30’da, 25 Aralık’ta saat 15.30’da, “Giderayak” 30 Aralık’ta saat 20.00’de, “Sihirli Parmaklar/çocuk oyunu” 24 ve 25 Aralık’ta saat 13.00’te. (0 312 417 76 76)

Adana

■ Adana Devlet Tiyatrosu, daha önce iki kez sahnelediği, Turgut Özakman’ın, “Bir Şehnaz Oyun” adlı oyununu bu hafta da sahneleyecek. Oyunu yarından itibaren her gün 20.00’de, cumartesi ise 15.00 ve 20.00’de yineleyecek olan ADT oyuncuları, Emmanuelle Marie’nin yazdığı, Savaş Özdemir’in yönettiği, Sevinç Gediktaş, Nimet İyigün ikilisinin rol üstlendiği, “Beyaz” adlı oyunu da çarşamba, perşembe ve cuma günleri 18.00’de tiyatroseverlere sunacak. Harun Özer’in yazdığı ve Ebru Kara’nın yönettiği, “Kayıp Bolluk Ülkesi” adlı çocuk oyunu ise küçük izleyiciler için çarşamba günü 14.00’te, pazar günü ise 11.00’de yinelenecek. (0322 3523355)

Müzik

İstanbul

■ ‘Babylon’da bugün saat 21.30’da “Milow”, çarşamba günü saat 21.30’da “Soaked ‘Albüm Lansmanı’”, perşembe günü saat 21.30’da “Shantel DJ Set”, cuma günü saat 21.30’da “BaBa ZuLa” ve saat 23.30’da “Naim Dilmener ile Eski 45’likler”, cumartesi günü saat 22.00’de “Dinamo 103.8 Early New Year’s Party” konseri izlenebilir. (0 212 292 73 68)

■ ‘Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda bugün saat 20.00’de “Estrella Morente”, çarşamba günü saat 20.00’de “Nevcivan Özel Project”, cuma günü saat 20.00’de “Viyana’dan Esintiler ‘Wien Quartet&Serap Göğüş’”, pazar günü saat 20.00’de “Kültür Bakanlığı İstanbul Tarihi Türk Müziği Topluluğu: Halvetî Ayîni, Devran-ı Şerîfi” konseri izlenebilir. (0 212 231 54 97)

■ ‘Jolly Joker Balans’ta bugün saat 21.00’de “İskender Paydaş “Zamansız Şarkılar” albüm lansman konseri”, yarın saat 21.00’de “Serkan Çağrı & Hüseyin Karadayı”, çarşamba günü saat 21.00’de “Cem Adrian”, perşembe günü saat 21.00’de ve cuma günü saat 22.00’de “Halil Sezai”, cumartesi günü saat 22.00’de “Yüksek Sadakat” konseri izlenebilir. (0 212 249 07 49)

■ ‘Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde bugün saat 22.30’da “Ayşegül İnci Project”, yarın saat 22.30’da “Bulutsuzluk Özlemi”, çarşamba günü saat 22.30’da “Erdem Yener”, perşembe günü saat 22.30’da “Metropolis”, cuma günü saat 22.30’da “Suzan Kardeş & Bekriya Band” konseri izlenebilir. (0 212 244 25 58)

■ ‘Enka Oditoryum’da yarın saat 20.30’da “Zuhal Olcay” konseri izlenebilir. (0 212 276 22 14)

■ ‘Akbank Sanat’ta yarın 20.00’de “Leonard Elschenbroich – Alexei Grynyuk” konseri izlenebilir. (0 212 252 35 00)

■ ‘Lütfi Kırdar Anadolu Auditorium’da yarın ve çarşamba günü saat 20.00’de “Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası – İki Yıldız, Bir Prömiyer” konseri izlenebilir. (0 212 373 11 00)

■ ‘Pera Müzesi’nde çarşamba günü saat 20.00’de Genç Çarşamba Yeni Yıl Konseri’nde “123” izlenebilir. (0 212 334 99 00)

■ ‘BÜ Albert Long Hall’da çarşamba günü saat 19.30’da “Yeni Yıla Coşkuyla” konseri izlenebilir. (0 212 359 58 00)

■ ‘Bronx’ta çarşamba günü saat 21.30’da “Ehl-i Keyf & Frapan”, perşembe günü saat 21.00’de “Portecho”, cuma günü saat 21.30’da “Makine”, cumartesi günü saat 21.30’da “Kreş” konseri izlenebilir. (0 212 293 53 98)

■ ‘Borusan Müzik Evi’nde çarşamba günü saat 20.00’de “Koral İstanbul “, perşembe günü saat 21.30’da “Ayşe Tütüncü Trio”, cuma günü saat 20.00’de “Elif Şahin & Szymon Chojnacki: Lied Akşamı”, cumartesi günü saat 21.30’da “Ayhan Sicimoğlu Latin All Stars ‘New Year’s Party’” konseri izlenebilir. (0 212 336 32 80)

■ ‘İstanbul Live’da çarşamba günü saat 21.00’da “Fairuz Derin Bulut”, perşembe günü saat 21.00’de “Christmas Party: Sean Parker Band ve Menace”, cuma günü saat 21.00’de “Luxus” konseri izlenebilir. (0 541 889 10 90)

■ ‘Ghetto’da perşembe günü saat 21.30’da “Sibel Tüzün 20”, cuma günü saat 22.30’da “Redd”, cumartesi günü saat 22.30’da “Kaybedenler Kulübü Sunar: 2011’in Son Yalnızlar Partisi” konseri izlenebilir. (0 212 251 75 01)

■ ‘Caddebostan Kültür Merkezi’nde perşembe günü saat 20.30’da “İstanbul Gelişim Orkestrası”, bugün saat 20.00’de WOMİST – İstanbul Dünya Müzikleri Festivali kapsamında “Françoise Atlan & Fouad Didi ve Özlem Taner” konseri izlenebilir. (0 216 386 29 49)

■ ‘İş Sanat Kültür Merkezi’nde cuma günü saat 20.00’de “Capella Gabetta” konseri izlenebilir. (0 212 316 10 83)

■ ‘Fulya Sanat’ta cuma günü saat 20.00’de “İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası” konseri izlenebilir. (0 212 215 60 29)

■ ‘Salon’da cuma günü saat 21.30’da “Vans Off The Wall Music Night”, cumartesi günü saat 22.30’da “Nekropsi” konseri izlenebilir. (0 212 334 07 52)

■ ‘Bostancı Gösteri Merkezi’nde pazar günü saat 18.00’de “Kardeş Türküler, Grup Yorum, Gevende Van’a Destek İçin Sahne’de” konseri izlenebilir. (0 216 384 72 10)

Ankara

■ CSO Konser Salonu’nda, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın (CSO) Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Çoksesli Korosu ve Çocuk Korosu ile birlikte vereceği Mahler’in ölümünün 100. Yılı anısına konser, 22 ve 23 Aralık’ta saat 20.00’de. (0 312 309 13 43)

■ Bilkent Konser Salonu’nda, Bilkent Senfoni Orkestrası’nın şef Işın Metin yönetiminde vereceği, Emre Elivar’ın (piyano) solist olarak yer alacağı konser, bugün saat 18.30’da, şef Işın Metin’in yöneteceği, Denyce Graves’in (mezo soprano) solist olarak yer alacağı “Yılbaşı Konseri” 29 ve 30 Aralık’ta saat 20.00’de. (0 312 290 17 75)

■ Jolly Joker Ankara’da, Nilüfer konseri 23 Aralık’ta saat 22.00’de, Emre Aydın konseri 24 Aralık’ta saat 22.00’de, Gripin konseri 30 Aralık’ta saat 22.00’de, MFÖ konseri 7 Ocak 2012’de saat 22.00’de. (0 312 424 11 11)

■ If Performance Hall’de, Zakkum konseri 22 Aralık’ta saat 22.00’de. (0 312 418 95 06)

Gösteri Söyleşi

İstanbul

■ Mekan Artı‘da bugün saat 20.30’da Beckett oyunlarından uyarlanan filmler gösteriliyor. (0212 224 57 56)

■ Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi‘nde bugün saat 18.30’da Mine Söğüt ile Aslı Tohumcu’nun konuşmacı olarak katılacağı “Edebiyat ve Delilik” başlıklı panel, çarşamba günü saat 18.30’da ise Selim İleri, Haydar Ergülen, Yalçın Tosun’un konuşma yapacağı “Firuzan ile 40 Yıl” başlıklı panel gerçekleştiriliyor. (0212 393 60 00)

■ Akbank Sanat‘ta yarın saat 19.00’da “Filmlerdeki Fotoğraf” başlıklı gösterim gerçekleştiriliyor. (0212 252 35 00)

■ Beşiktaş Fulya Sanat‘ta salı ve çarşamba günleri saat 20.00’de “Şehir- Orman” başlıklı dans gösterisi sahneleniyor. (0212 215 60 37-38)

Ankara

■ Cermodern Sanatlar Merkezi’nde, Şiir Söyleşileri etkinlikleri kapsamında, 30 Aralık’ta, saat 16.00’da, gerçekleştirilecek “Şiirimizde Yaşanmış Duyarlık” başlıklı şiirli söyleşide, gazetemiz yazarı Mustafa Şerif Onaran, Rüştü Asyalı ve Berin Ötenel’in okuyacağı şiirler üzerine söyleşi yapacak. (0 312 310 00 00)

m Türk – İngiliz Kültür Derneği’nde, ressam Zafer Gençaydın’ın vereceği “Fluxus Sanatı” başlıklı söyleşi, yarın saat 15.00’te. (0 312 419 18 44)

Opera Bale

İstanbul

■ Kadıköy Süreyya Operası‘nda cumartesi günü saat 20.00’de “Genç Werhter’in Acıları“ adlı bale sanhelenecek. Pazar günü saat 11.00’de ise “Heidi” adlı çocuk müzakali seslendirilecek. (0216 346 15 31)

Ankara

■ Opera Sahnesi’nde, “Ali Baba ve Kırk Haramiler/opera” 21Aralık’ta saat 20.00’de, “Uyuyan Güzel/bale” 22, 29 Aralık’ta saat 20.00’de, “Çakırcalı Efe/dans tiyatrosu” bugün saat 20.00’de, “Gecenin Rengi/modern dans” 24 Aralık’ta saat 20.00’de, “Macbeth/opera” 28 Aralık’ta saat 20.00’de. (0 312 324 68 01)

■ Operet Sahnesi’nde, “Seslerle Anadolu/müzikli gösteri” 25 Aralık’ta saat 16.00’da, “Winterreise/konser” yarın saat 20.00’de. (0 312 324 68 01)

■ Leyla Gencer Sahnesi’nde, “Sihirli Dünya/çocuk müzikali” 25 Aralık’ta saat 11.00’de. (0 312 324 68 01)

kynk : cumhuriyet

CSO Konser Salonu’nda, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın (CSO) şef Tadeusz Strugala yönetiminde vereceği, Szczepan Konczal’ın (piyano) solist olarak katılacağı “Polonya Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı Konseri”, 8, 9 Aralık’ta saat 20.00’de.

SERGİ

İSTANBUL

■ Diana Page ve Joicy Koothur’un “Between Colour and Line” isimli sergisi 6 Aralık – 2 Ocak tarihleri arasında Sainte Pulchérie Lisesi’nde. (0 212 244 25 36)

■ Sadi Öziş ve Kare Metal Atölyesi’nin sergisi 6 – 17 Aralık tarihleri arasında Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde. (0 212 243 20 48)

■ Seçkin Pirim’in heykel sergisi 6 – 27 Aralık tarihleri arasında Borusan Müzik Evi’nde. (0 216 310 54 04)

■ Şerif Kino’nun “Don Kişot Teşvikiye’de” isimli sergisi 6 – 30 Aralık tarihleri arasında Galeri Oda’da. (0 212 259 22 08)

■ Ayşen Urfalıoğlu, Florencia Almirón ve Ragıp Basmazölmez’in “Vurgu ve Sessiz Kalış” adlı sergisi 7 Aralık – 22 Ocak tarihleri arasında Siemens Sanat’ta. (0212 334 11 04)

■ Defne Küçük ve Turgay Karadağ’ın sergisi 8 – 30 Aralık tarihleri arasında Schneidertempel Sanat Merkezi’nde. (0 212 249 01 50)

■ Çiğdem Yapanar’ın “EXODO” isimli heykel sergisi 8 – 31 Aralık tarihleri arasında Nişantaşı Kare Sanat Galerisi’nde. (0 212 249 01 50)

■ Süreyya Uygun’un sergisi 7 – 31 Aralık tarihleri arasında Tatbiki Sanat Galerisi’nde. (0216 3389837)

■ Ziya Tacir’in “Bomonti” isimli sergisi 8 Aralık – 2 Ocak tarihleri arasında MERKUR’de. (0 212 225 37 37)

■ Nesli Türk’ün “Bedenin Hafızası” isimli sergisi 8 Aralık – 7 Ocak tarihleri arasında Akademililer Sanat Merkezi’nde. (0212 245 02 29)

■ Raziye Kubat’ın “Kimlerdensiniz?” isimli sergisi 8 Aralık – 7 Ocak tarihleri arasında Galeri Kent’te. (0 212 225 67 15)

■ Tayfun Erdoğmuş’un sergisi 9 Aralık – 14 Ocak tarihleri arasında Galeri Nev’de. (0 212 252 15 25)

■ Lale Temelkuran’ın sergisi 10 Aralık – 3 Ocak tarihleri arasında Almelek Sanat Galerisi’nde. (0212 265 3851)

■ Bedri Baykam’ın “Ressamdan Masallar” başlıklı sergisi 5 Aralık’a kadar MERKUR’de. (0 212 225 37 37)

■ Bakırköy Halk Eğitim Merkezi’nin Karma Resim Sergisi 5 Aralık’a kadar Bakırköy Belediyesi Yunus Emre Kültür Merkezi’nde. (0212 414 96 47)

■ Anadolu Sanatçılar Derneği’nin her yıl düzenlediği Öğretmenler Sergisi 6 Aralık’a kadar Kartal Hasan Âli Yücel Kültür Merkezi’nde. (0216 5170896)

■ Perincan Yalnızcık, Reha Yalnızcık ve Murat Tolga ’nın sergileri 7 Aralık’a kadar Doku Sanat Galerisi’nde. (0 212 246 24 96)

■ Orkide Akkoç Sabit’in “Tatlı Rüyalar” isimli sergisi 8 Aralık’a kadar Mac Art Gallery’de. (0212 343 85 40)

■ Serdar Akkılıç’ın “Starfall” isimli sergisi 8 Aralık’a kadar Artium Art Gallery’de. (0212 227 75 93-94)

■ Feridun Fikri Uğur’un sergisi 9 Aralık’a kadar Bakraç Sanat Galerisi’nde. (0216 362 18 26)

■ İdil Üstünel’in “Düşkuşağı” isimli sergisi 9 Aralık’a kadar Galeri Artist Çukurcuma’da. (0216 251 91 63)

■ Ahmet Süreyya Koçtürk’ün “Hayaller, Rüyalar, Gerçekler” sergisi 9 Aralık’a kadar İstanbul Arel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde. (0212 540 96 96)

■ Ebru Ceylan’ın “dünya içimde karanlık oyunlar oynuyor anne” isimli sergisi 10 Aralık’a kadar Milli Reasürans Sanat Galerisi’nde. (0212 230 19 76)

■ Periferiden Bellek Kayıtları isimli karma sergi 10 Aralık’a kadar Gallery LiNART’da. (0 212 281 12 00)

■ Orhan Taylan’ın sergisi 10 Aralık’a kadar Terakki Vakfı Sanat Galerisi’nde. (0212 351 00 60)

■ Füsun Sağlam’ın “Bumerang” başlıklı sergisi 10 Aralık’a kadar Galeri Selvin’de. (0212 263 74 81)

■ Nurettin Akkaya’nın “Saray Günceleri – Harem” başlıklı sergisi 10 Aralık’a kadar Derinlikler Sanat Merkezi’nde. (0212 291 82 55)

■ Turan Aksoy’un “Toz ve Telaş” isimli sergisi 11 Aralık’a kadar Pi Artworks’te. (0212 293 71 03)

■ Burak Arıkan’ın “BURAK” isimli sergisi 13 Aralık’a kadar Maçka Sanat Galerisi’nde. (0212 240 80 23)

■ Ergin İnan – Emiel Hoorne – Enk De Kramer’in sergisi 13 Aralık’a kadar Çırağan Palace Kempinski Sanat Galerisi’nde. (0212 327 00 12)

■ Bihrat Mavitan’ın “2B+3B = 2B” isimli resim sergisi 13 Aralık’a kadar Kızıltoprak Sanat Galerisi’nde. (0216 418 38 06)

■ Ilgın Seymen’in “Mutluluğun Mini Marketi” isimli sergisi 15 Aralık’a kadar Art ON’da. (0 2122591543)

■ Türkiye’de Zaman / Time in Turkey isimli sergi 15 Aralık’a kadar Taksim, Galatarasay ve Tünel meydanları ile Sismanoglio Megaro, Fotografevi, Fototrek Fotoğraf Merkezi ve Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisi’nde. (0212 249 45 46)

■ Nejat Satı’nın “DRUGSTORE” isimli sergisi 15 Aralık’a kadar Art ON’da. (0 2122591543)

■ Bahar Kocaman’ın “Haller” isimli sergisi 15 Aralık’a kadar Galeri Espas’ta. (0 212 227 70 17)

■ Canan Aydoğan’ın “Sesleri Arayış” isimli sergisi 15 Aralık’a kadar Caddebostan Kültür Merkezi’nde. (0216 3862949)

■ Dana Kyndrova’nın “İlk Nefesten Son Nefese Kadınlar” fotoğraf sergisi 15 Aralık tarihleri arasında İFSAK’ta. (0212 292 42 01)

■ Zahit Büyükişleyen’in “Déja vu” isimli resim sergisi 16 Aralık tarihleri arasında Maçka Modern Sanat Galerisi’nde. (0212 259 45 13)

■ Emre Arolat Architects’in “An/Moment” isimli sergisi 16 Aralık’a kadar İstanbul Kültür Üniversitesi’nde.

■ Kemal Kara’nın “Efekte Efekt” isimli sergisi 16 Aralık’a kadar İstanbul Modern Sanatlar Galerisi’nde. (0 212 288 48 48)

■ Dolanbay’ın “Heavy Paintings – Beyond Traces,” sergisi 17 Aralık’a kadar Pg Art Gallery’de. (0212 252 80 00)

■ Eren Eyüboğlu’nun Retrospektif Sergisi 17 Aralık’a kadar İş Sanat Kibele Galerisi’nde. (0 212 438 63 50)

■ Murat Germen’in “Muta-morfoz” isimli sergisi 17 Aralık’a kadar C.A.M Galeri’de. (0212 245 79 75)

■ Bedri Rahmi Eyüboğlu, Mehmet Pesen, Reha Yalnızcık, Işıl Özışık resimleri, Kamil Masaracı’nın karikatürlerinden oluşan karma sergi 17 Aralık’a kadar Ürün Sanat Galerisi’nde. (0216 363 12 80)

■ Sabri Berkel’in sergisi 18 Aralık tarihleri arasında Art Suites Gallery’de. (212 251 55 61)

■ Koç Üniversitesi’nden 14 öğrencinin “İstanbulla Bakmak” isimli fotoğraf sergisi 18 Aralık tarihleri arasında ENKA Okulları Dr. Clinton Vickers Sanat Galerisi’nde.

■ Safiye Mine Erdurak’ın “Hayata Gel” isimli sergisi 19 Aralık’a kadar UPSD Sanat Galerisi’nde. (0212 347 62 83)

■ Turgut Mutlugöz’ün sergisi 22 Aralık’a kadar Harmony Sanat Galerisi’nde. (0216 553 21 67)

■ Ahmet Akgün ve M. Emin Kayserili’nin sergisi 23 Aralık’a kadar Ziraat İstanbul Tünel Sanat Galerisi’nde.

■ Evren Tekinoktay’ın “Mor Kafa” başlıklı sergisi 24 Aralık’a kadar GALERİST Akaretler’de. (0212 244 8230)

■ Dilara Akay’ın “Arklar 2011” sergisi 24 Aralık tarihleri arasında Galeri G – Art’ta. (0212 296 08 76)

■ Çınar Eslek’in sergisi 25 Aralık’a kadar Pi Artworks Tophane’de. (0212 2454087)

■ İbrahim Çiftçioğlu’nun sergisi 26 Aralık’a kadar Leonardo Sanat Galerisi’nde. (0212 280 83 94)

■ Axel Hütte’nin “Emerald Woods” sergisi 27 Aralık tarihleri arasında Dirimart’ta. (0 212 2913434)

■ Ana Tzarev’in sergisi 28 Aralık’a kadar Santral İstanbul’da. (0 212 311 78 78)

■ Michael Kenna’nın “Magnum Silentium” sergisi 30 Aralık’a kadar Elipsis Gallery’de. (0212 244 89 00)

■ Şeyma Oktuğ’un sergisi 30 Aralık’a kadar Troy Sanat’ta. (0212 327 99 99)

■ Sadık Kınıkoğlu’nun sergisi 30 Aralık’a kadar Marmara Üniversitesi Rektörlüğü Cumhuriyet Müzesi Sanat Galerisi’nde. (0212 518 16 00)

■ Nil Yalter’in “20.yy / 21.yy” başlıklı kişisel sergisi 30 Aralık’a kadar Galerist Tepebaşı’nda. (0212 252 18 96)

■ İstanbullaşmak Yapım Aşaması: Beyoğlu isimli sergi 31 Aralık’a kadar SALT’ta. (0212 377 42 00)

■ Ceren Oykut’un “Mayom İçimde” isimli sergisi 31 Aralık’a kadar artSümer’de. (0212 249 10 35)

■ Adnan Varınca, Ömer Kaleşi, Alecos Fassianos, Abdulkadir Öztürk, Gökşin Sipahioğlu’nun sergisi 31 Aralık’a kadar TEM Sanat Galerisi’nde. (0212 247 08 99)

■ Gazi Sansoy’un “Yüzsüzler” isimli sergisi 31 Aralık’a kadar Galeri İlayda’da. (0 212 227 92 92)

■ Ayşegül Yeşilnil’in sergisi 31 Aralık’a kadar Tuzla Belediyesi Sanat Galerisi’nde. (0216 446 19 35)

■ Alper Bıçaklıoğlu’nun “Ademler ve Havvalar” isimli sergisi 31 Aralık’a kadar Füsun Inan Art Gallery’de. (0212 232 40 49)

■ Emre Tandırlı’nın “Sürpriztepe” isimli sergi 31 Aralık’a kadar Mabeyn Gallery’de. (0212 261 6060)

■ Johan Tahon’un “Beyaz Tohumlayıcılar” isimli sergisi 31 Aralık’a kadar Akbank Sanat’ta. (0212 275 01 45)

■ Mehmet Ayanoğlu’nun “GRID” başlıklı sergisi 31 Aralık’a kadar Kare Sanat Galerisi’nde. (0 212 240 44 48)

■ Akgün Akova’nın “Yolda Sevince Rastladım” adlı sergisi 31 Aralık’a kadar Amerikan Hastanesi Sanat Galerisi’nde.

■ Sophie Calle’nin “Son Kez, İlk Kez” isimli sergisi 31 Aralık’a kadar Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nde. (0212 277 22 00)

■ Sevinç Altan’ın “Ayrıntı’nın SEVİNÇ’li Kapakları” 31 Aralık’a kadar Fransız Kültür Merkezi’nde. (0212 512 15 00)

■ Suretin Sireti: Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Sanat Koleksiyonu’ndan Bir Seçki isimli sergi 31 Aralık’a kadar Pera Müzesi’nde. (0212 211 41 00)

■ Ice Station Antarcticae isimli sergisi 2 Ocak 2012’ye kadar Akbatı Alışveriş ve Yaşam Merkezi’nde. (0212 397 70 70)

■ Bahri Genç’in “Yüzlerden Gizler” başlıklı sergisi 4 Ocak’a kadar Piramid Sanat’ta. (0212 297 31 15-20-21)

■ Nadia Arditti ve Mahmut Karatoprak’ın sergisi 6 Ocak’a kadar dem-art Sanat Galerisi’nde. (0212 287 7867)

■ Halil Akdeniz, Muzaffer Akyol, Adem Genç’in “Başka Dünyalar” isimli sergisi 7 Ocak’a kadar Tunca Sanat’ta. (0212 282 01 70)

■ Leyla Gediz’in sergisi 7 Ocak’a kadar Rampa’da. (0 212 327 08 00)

■ Mustafa Duymaz’ın “Panokent” isimli sergisi 7 Ocak’a kadar Galeri/Miz’de. (0 212 241 76 66)

■ Osman Hamdi Bey ve Amerikalılar: Arkeoloji, Diplomasi, Sanat sergisi 8 Ocak’a kadar Pera Müzesi’nde. (212 211 41 00)

■ H. Avni Öztopçu’nun sergisi 8 Ocak’a kadar Mine Sanat Galerisi Nişantaşı’nda.

■ İklim Değişikliği Sergisi 15 Ocak 2012’ye kadar santralistanbul Ana Galeri’de. (0 212 346 41 42)

■ ‘Dikkat! Kadın’ isimli karma sergi 15 Ocak’a kadar Ekavart Gallery’de. (0212 252 81 31)

■ Türkiye’den modern ve çağdaş kadın sanatçıların “Hayal ve Hakikat” isimli sergisi 22 Ocak’a kadar İstanbul Modern’de. (0212.334 73 31)

■ Sabrina Fresko’nun sergisi 28 Ocak’a kadar Simya Galeri’de. (0212 259 77 40)

■ Sevginin Resimleri isimli karma sergi 28 Ocak’a kadar Alta Sanat Galerisi’nde. (0212 282 69 65)

■ Kilden Suretler, Sadberk Hanım Müzesi Koleksiyonu’ndan Antik Çağ Terrakotta Figürinleri sergisi 15 Nisan’a kadar Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi’nde. (0212 284 63 63)

■ Musevitoğlu Atölyesi Resim Sergisi 31 Mayıs’a kadar Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde. (0212 259 77 40)

■ Adalar, Mimarlar, Binalar isimli sergi Haziran 2012’ye dek Adalar Müzesi’nde. (0216 382 64 30)

ANKARA

■ Bellek / 18 Ressam – resim – 7 Aralık’a dek – Galeri Kara’da. (0 312 433 12 35)

■ Semih Poroy – karikatür – 9 Aralık’a dek – Cumhuriyet Gazetesi Kültür Merkezi’nde. (0 312 442 30 50)

■ Ergin İnan – ilk desenler – 10 Aralık’a dek – Galeri Nev’de. (0 312 437 93 90)

■ Lütfü Günay – resim – 10 Aralık’a dek – Armoni Sanat Galerisi’nde. (0 312 440 43 24)

■ Burhan Alkar&Vedat Can&Hayati Misman&Hasan Pekmezci/Hoca ve Öğrencileri – resim, heykel – 10 Aralık’a dek – Nurol Sanat Galerisi’nde. (0 312 468 86 70)

■ Serpil Suda&Yüksel Kenaroğlu – resim – 10 Aralık’a dek – Milli Piyango Talih Kuşu Sanat Galerisi’nde. (0 312 418 11 29)

■ Gavin Turk – resim, heykel – 13 Aralık’a dek – Galeri Artist Ankara’da. (0 312 311 93 63)

■ Görsel Sanatlar Eğitimi Derneği – resim – 13 Aralık’a dek – Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde. (0 312 229 30 37)

■ Ahmet Merey – resim – 15 Aralık’a dek – Galeri Soyut’ta. (0 312 438 86 70)

■ Adnan Yalım – imaj – 15 Aralık’a dek – Galeri Soyut’ta. (0 312 438 86 70)

■ Yaprak Aktimur – resim – 16 Aralık’a dek – Ziraat Bankası Mithatpaşa Sanat Galerisi’nde. (0 312 417 84 58)

■ Erdal Ateş – resim – 17 Aralık’a dek – Galeri Akdeniz’de. (0 312 231 45 43)

■ Tayyar Eren – resim – 17 Aralık’a dek – Gözde Sanat Galerisi’nde. (0 312 442 11 31)

■ Sezai Kara/Kadın ve Çiçeklere Güzelleme – resim – 28 Aralık’a dek – Krişna Sanat Merkezi’nde. (0 312 418 02 53)

■ Cemal Güvenç – retrospektif – 30 Aralık’a dek – Gazi Üniversitesi Resim Heykel Müzesi’nde. (0 312 202 20 21)

İZMİR

■ Kainat Barkan Pajonk’un resim sergisi 8 Aralık’ta Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı Selçuk Yaşar Sanat Galerisi’nde açılıyor.

■ Eren Eyüboğlu Resim Sergisi 31 Aralık’a dek Kedi Kültür Sanat Merkezi’nde.

ADANA

■ Ressam Erdal Ateş’in, yağlıboya resim çalışmalarının yer alacağı, ‘Karşı Duvarlar’ adlı sergisi çarşamba günü 18.00’de Altan Kitabevi Sanat Galerisi’nde açılıyor. Ateş’in sergisi 31 Aralık tarihine dek izlenime açık olacak. (0322 4593458)

MERSİN

■ Ressam Sibel Gürel’in yağlıboya resim sergisi Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Sanat Galerisi’nde sürüyor. Sergi hafta boyu izlenebilecek. (03242389500)

MÜZİK

İSTANBUL

■ ‘Kadıköy Süreyya Operası Sahnesi’nde bugün saat 20.00’de “Arkas Trio” konseri izlenebilir. (0 216 346 15 31)

■ ‘Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde bugün saat 22.30’da “Zift”, yarın saat 22.30’da “Jazz Open Mic.”, çarşamba günü saat 22.30’da “Dilek Sert Erdoğan – Bilal Karaman”, perşembe günü saat 22.30’da “Doa Band”, cuma günü saat 22.30’da “Hediye Güven” konseri izlenebilir. (0 212 244 25 58)

■ ‘Babylon’da yarın saat 21.30’da “Kalan Müzik Sunar: Volkan Arslan”, çarşamba günü saat 21.30’da “No Age”, perşembe günü saat 21.30’da “FM Belfast”, cuma günü saat 22.30’da “Pearl Jam Tribute Night Back Alive” ve saat 23.59’da “Rock Party hosted by Mabbas”, cumartesi günü saat 22.00’de “Oldies But Goldies 2 Mekânlı Parti” konseri izlenebilir. (0 212 292 73 68)

■ ‘Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda yarın saat 20.00’de “Burçin Büke Klasik’ten Caz’a”, çarşamba günü saat 20.00’de “Pagagnini”, perşembe günü saat 20.00’de “Philippe Catherine & Sylvian Luc&Erkan Oğur” konseri ve cuma günü saat 20.00’de “Nobuyuki Tsujii Piyano Resitali” izlenebilir. (0 212 231 54 97)

■ ‘Salon’da yarın saat 22.00’de “The Antlers”, cuma günü saat 22.30’da “Demir Demirkan”konseri izlenebilir. (0 212 334 07 52)

■ ‘Ora Arena’da yarın saat 21.00’de “Buena Vista Social Club – Omara Portuondo” konseri izlenebilir. (0 212 640 25 20)

■ ‘BÜ Albert Long Hall’da çarşamba günü “Şarkıyla Şiirin Kucaklaşması” konseri izlenebilir. (0 212 359 58 00)

■ ‘Istanbul Jazz Center’da çarşamba günü saat 20.30’da “Dean Brown Group”, cuma ve cumartesi günü saat 20.30’da “Jeff Lorber Fusion” konseri izlenebilir. (0 212 327 50 50)

■ ‘Pera Müzesi’nde “Oda Müziği Konserleri” kapsamında perşembe günü saat 20.30’da “İstanbul Art Piyanolu Dörtlüsü” konseri izlenebilir. (0 212 334 99 00)

■ ‘İstanbul Live’da perşembe günü saat 21.30’da “İstanbul Gelişim Orkestrası”, cuma günü saat 21.00’de “Malt – İTÜ & YTÜ Rock Party”, cumartesi günü saat 22.30’da “Adam Cohen” konseri izlenebilir. (0 541 889 10 90)

■ ‘Fulya Sanat’ta cuma günü saat 20.00’de “İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası” konseri izlenebilir. (0 212 215 60 29)

■ ‘Akbank Sanat’ta perşembe günü saat 20.00’de “Seren Akyoldaş – Gülru Ensari” konseri izlenebilir. (0 212 252 35 00)

■ ‘Ghetto’da perşembe günü saat 21.30’da “Badem – Akustik”, cuma günü saat 23.30’da “De La Soul”, cumartesi günü saat 23.30’da “Ayhan Sicimoğlu & Latin All Stars” konseri izlenebilir. (0 212 251 75 01)

■ ‘Bronx’ta perşembe günü saat 21.30’da “Bedük”, cumartesi günü saat 21.30’da “Kurban” konseri izlenebilir. (0 212 293 53 98)

■ ‘İş Sanat Kültür Merkezi’nde perşembe günü saat 20.00’de “Virtuoso: Emmanuel Pahud – Yefim Bronfman” konseri izlenebilir. (0 212 316 10 83)

■ ‘Jolly Joker Balans’ta perşembe günü saat 21.00’de “Halil Sezai”, cuma günü saat 22.00’de “Emre Aydın”, cumartesi günü saat 22.00’de “Gripin” konseri izlenebilir. (0 212 249 07 49)

■ ‘Borusan Müzik Evi’nde cuma günü saat 20.00’de “Borusan New Series: Pace Percussions”, cumartesi günü saat 20.00’de “Metamorphosis – Sedef Erçetin Atala & Maria Papatetropoulou” konseri izlenebilir. (0 212 336 32 80)

■ ‘Lütfi Kırdar Anadolu Auditorium’da cuma günü saat 20.00’de “Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası – Bir Piyanistin Düşleri” konseri izlenebilir. (0 212 373 11 00)

■ ‘Otto Santral’da cuma günü saat 23.00’te “Brazzaville” konseri izlenebilir. (0 212 427 18 89)

■ ‘Altunizade Kültür Merkezi’nde cumartesi günü saat 20.00’de “Muammer Ketencoğlu ve Zeybek Topluluğu” konseri izlenebilir.

■ ‘360istanbul’da cumartesi günü “Technotronic” konseri izlenebilir. (0 212 251 10 42)

■ ‘Bostancı Gösteri Merkezi’nde cumartesi günü saat 21.00’de “Candan Erçetin” konseri izlenebilir. (0 216 384 72 10)

■ ‘Caddebostan Kültür Merkezi’nde pazar günü saat 19.00’da “Candaş Orkestrası Yeni Yıl Konseri” izlenebilir. (0 216 386 29 49)

■ ‘Enka Oditoryum’da pazar günü saat 11.00’de ‘Neşeli Pazarlar’ konserleri kapsamında “Boğaziçi Caz Korosu” konseri izlenebilir. (0 212 276 22 14)

■ ‘WOMİST – İstanbul Dünya Müzikleri Festivali’ kapsamında perşembe günü Fulya Sanat Merkezi’nde “Tango Negro” konseri, cuma günü Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi’nde ve cumartesi günü Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi’nde Saraybosnalı solist “Amira” konseri izlenebilir. (0 212 243 64 83)

ANKARA

■ CSO Konser Salonu’nda, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın (CSO) şef Tadeusz Strugala yönetiminde vereceği, Szczepan Konczal’ın (piyano) solist olarak katılacağı “Polonya Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı Konseri”, 8, 9 Aralık’ta saat 20.00’de. (0 312 310 72 90)

■ Jolly Joker Ankara’da, Hüsnü Şenlendirici konseri 8 Aralık’ta saat 21.00’de, Halil Sezai konseri 9 Aralık’ta saat 22.00’de, Yaşar konseri 10 Aralık’ta saat 22.00’de, Manga konseri 16 Aralık’ta saat 22.00’de, Levent Yüksel konseri 17 Aralık’ta saat 22.00’de, Nilüfer konseri 23 Aralık’ta saat 22.00’de, Emre Aydın konseri 24 Aralık’ta saat 22.00’de, Gripin konseri 30 Aralık’ta saat 22.00’de, MFÖ konseri 7 Ocak 2012’de saat 22.00’de. (0 312 424 11 11)

■ Gazi Üniversitesi Konser Salonu’nda, Türk sanat müziği sanatçısı Doğa Dikmen’in vereceği konser 6 Aralık’ta, saat 19.30’da. (0 312 212 47 60)

■ If Performance Hall’de, Erkin Koray konseri 8 Aralık’ta saat 22.00’de, Orçun Babak konseri 13 Aralık’ta saat 22.00’de, Zakkum konseri 22 Aralık’ta saat 22.00’de. (0 312 418 95 06)

TİYATRO

İSTANBUL

■ Devlet Tiyatroları Beykoz Ahmet Mithat Efendi Sahnesi’nde “Vahşet Tanrısı” Cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, Pazar 15.00. Cevahir Salonları Salon 1’de “Sidikli Kasabası”, Cevahir Sahneleri Salon 2’de “Kırmızı”, Küçük Sahne’de “Kontrabas” Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma 20.00, cumartesi 15.00 ve 20.00, Pazar 15.00. Küçükçekmece DT Sahnesi’nde “At” Perşembe, Cuma 20.00, Cumartesi 15.00 ve 20.00, Pazar 15.00. Üsküdar Stüdyo Sahne’de “Ve Hep Birlikte Soldan Çıkarlar” Salı, Perşembe 20.00, Cumartesi 15.00. Üsküdar Tekel Sahnesi’nde “Birdy” Çarşamba, Cuma, Cumartesi 20.00, Pazar 15.00. (0 212 292 39 00)

■ İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları F. Reşat Nuri Sahnesi’nde “Binali ile Temir”, Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “Şark Dişçisi”, Kâğıthane Sadabad Sahnesi’nde “Surname 2010”, Haldun Taner Sahnesi’nde “Gönlümdeki Osman Hamdi Bey”, Ümraniye Sahnesi’nde “Doğum Günü Partisi”, Ü. Müsahipzade Sahnesi’nde “Sevgili Doktor”, Üsküdar K. Yılmazer Sahnesi’nde “Çığ” Çarşamba, cumartesi 15.00 ve 20.30, Perşembe, Cuma 20.30. GOP Ferih Egemen Sahnesi’nde “Boncuk” Perşembe 13.30, Cuma 10.30. “Çiçek Prenses” Cumartesi Pazar 11.00. KAĞ. Küçük Kemal Sahnesi’nde “Uğur Böceği” Perşembe 13.30, Cuma 10.30. (0 212 661 38 94)

■ Bakırköy Belediye Tiyatroları Müşfik Kenter Sahnesi’nde “Aklı Havada” Perşembe 20.30, “Tersine Dünya” Cuma 20.30, çocuk oyunu “Benim Güzel Pabuçlarım” Cumartesi 11.00, “Külhanbeyli Müzikali” Cumartesi 20.30, Pazar 15.30. “Hoşu’nun Utancı” Pazar 11.00. Turhan Tuzcu Sahnesi’nde “Şişman Domuz” Salı 20.30, “Medeni Hali Kadın” Çarşamba 20.30. (0212 414 96 47 – 48)

■ Dostlar Tiyatrosu’nun “Nereye Gidiyoruz” oyunu bugün 20.30 Yunus Emre Kültür Merkezi, “Kerem Gibi” Cuma 20.30 Muammer Karaca Tiyatrosu, Cumartesi 20.30 Caddebostan Kültür Merkezi, Pazar 19.00 Kadıköy Halk Eğitim Merkezi.

(0 212 252 59 35)

■ Ortaoyuncular’da Nöbetçi Tiyatro “Aynasızlara Karşı Aynalı Şarkı” Cuma 20.00, cumartesi 16.30. Ortaoyuncular “İşsizler Cennete Gider” cumartesi 20.00, Pazar 18.00. (0 216 345 39 39)

■ Oyun Atölyesi’nde Merve Engin “Kıyıya Oturmanın Böylesi” bugün 20.30, Oyun Atölyesi “Testosteron” Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma 20.30, “Don Juan’ın Gecesi” cumartesi 20.30, Pazar 16.00. (0 216 345 39 39)

■ Tiyatro Pera’da “Venedik Taciri” Cuma, cumartesi 20.00, Pazar 18.30.

■ Kumbaracı50’de bugün “Öldün Duydun mu?” 20.30, “444” yarın 20.30, “Hizmetçiler” Çarşamba 20.30, “Kaplumbağalar Şişmanlamaz Çünkü Kabukları Vardır” Perşembe 20.30, “Olsa Olmalı Olabilir” Cuma 20.30, “Yaşamayı Beklerken” cumartesi 20.30.

(0 212 243 50 51)

ANKARA

■ Akün Sahnesi’nde, “Barış” 11 Aralık’a dek cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de. (0 312 427 19 71)

■ Şinasi Sahnesi’nde, “Sırça Kümes” 6-11 Aralık tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de. (0 312 467 17 44)

■ Altındağ Tiyatrosu’nda, “Boğaç Han/çocuk oyunu” 11 Aralık’ta saat 11.00’de, “Elma Hırsızları” 6-10 Aralık tarihleri arasında cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de. (0 312 316 59 02)

■ Büyük Tiyatro’da, “Kerbela” 9 Aralık’ta saat 20.00’de, 11 Aralık’ta saat 15.00’te. (0 312 324 22 10)

■ Çayyolu Cüneyt Gökçer Sahnesi’nde, “Kantocu” 11 Aralık’a dek cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Narnia Günleri/çocuk oyunu” 9 Aralık’ta saat 11.00’de. (0 312 240 00 91)

■ Küçük Tiyatro’da, “George Dandin” 10 Aralık’a dek cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de, “Keloğlan Keleşoğlan/çocuk oyunu” 7, 11 Aralık’ta saat 11.00’de. (0 312 311 11 69)

■ Oda Tiyatrosu’nda, “Krem Karamel” 6-10 Aralık tarihleri arasında saat 18.30’da. (0 312 311 11 69)

■ Stüdyo Sahne’de, “Bir Delinin Hatıra Defteri” 6, 9 Aralık’ta saat 20.00’de, 11 Aralık’ta saat 15.00’te. (0 312 397 30 24)

■ İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi’nde, “Yastık Adam” 10 Aralık’a dek cumartesi günleri saat 15.00 ve 20.00’de, pazar günleri saat 15.00’te, diğer günlerde de saat 20.00’de. (0 312 397 30 24)

■ Ankara Sanat Tiyatrosu’nda, “Zübük” 9, 16, 23 Aralık’ta saat 20.00’de, 17, 24 Aralık’ta saat 18.30’da, 11, 25 Aralık’ta saat 15.30’da, “Giderayak” 10 Aralık’ta saat 18.30’da, 18 Aralık’ta saat 15.30’da, 30 Aralık’ta saat 20.00’de, “Sihirli Parmaklar/çocuk oyunu” 10, 11, 17, 18, 24 ve 25 Aralık’ta saat 13.00’te. (0 312 417 76 76)

GÖSTERİ SÖYLEŞİ

İSTANBUL

■ Fransız Kültür Merkezi’nde çarşamba günü saat 19.00’da “Video Art Gösterimi” gerçekleştirilecek. (0212 393 81 11)

■ Pera Müzesi Oditoryumu’nda çarşamba günü saat 19.00’da “Bir Bisikletlinin Ölümü” adlı film gösterimi gerçekleştirilecek. (0212 334 99 00)

■ Pera Film’de cuma günü saat 17.00’de “Aşk Sokağı” adlı film gösterimi gerçekleştirilecek. (0212 334 99 00)

■ Fransız Kültür Merkezi’nde perşembe ve cuma günleri saat 19.00’da Nadja Topluluğu dans gösterisi gerçekleştirilecek.

(0212 393 81 11)

OPERA BALE

İSTANBUL

■ Fulya Konser Salonu’nda çarşamba günü saat 20.00’de “Concerto Barocco/Mi Favorita/Creatures” adlı bale gösterisi sahnelenecek. (0212 215 60 37)

■ Kadıköy Süreyya Operası’nda perşembe günü saat 20.00’de, cumartesi günü saat 16.00’da “Don Pasquale” adlı opera, pazar günü saat 11.00’de “Heidi” adlı çocuk müzikali seslendirilecek. (0216 346 15 31)

ANKARA

■ Opera Sahnesi’nde, “Tannhauser/opera” 10 Aralık’ta saat 19.00’da, “Harem/bale” 5 Aralık’ta saat 20.00’de, “Başlangıç/modern dans” 6 Aralık’ta saat 20.00’de, “Ali Baba ve Kırk Haramiler/opera” 7, 21Aralık’ta saat 20.00’de, “Tosca/opera” 14 Aralık’ta saat 20.00’de, “Uyuyan Güzel/bale” 17, 22, 29 Aralık’ta saat 20.00’de, “Çakırcalı Efe/dans tiyatrosu” 19 Aralık’ta saat 20.00’de, “Gecenin Rengi/modern dans” 24 Aralık’ta saat 20.00’de, “Macbeth/opera” 28 Aralık’ta saat 20.00’de. (0 312 324 68 01)

■ Operet Sahnesi’nde, “Gustav Mahler Lied Konseri” 6 Aralık’ta saat 20.00’de, “Seslerle Anadolu/müzikli gösteri” 12, 25 Aralık’ta saat 16.00’da, “Şarkılarla Yaşamak/müzikli oyun” 18 Aralık’ta saat 16.00’da, “Winterreise/konser” 20 Aralık’ta saat 20.00’de. (0 312 324 68 01)

■ Leyla Gencer Sahnesi’nde, “Sihirbaz Oz/çocuk müzikali” 11 Aralık’ta saat 11.00’de, “Sihirli Dünya/çocuk müzikali” 25 Aralık’ta saat 11.00’de. (0 312 324 68 01

kaynak : cumhuriyet.com.tr

Niyazi Toptoprak ve Sanatı Hakkında…

” Niyazi Toptoprak, 1950 yılında İstanbul’da doğdu. İlki 1969 yılında olmak üzere şimdiye değin 150 civarında kişisel resim sergisi açtı. Sayısız karma sergiye eser verdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji bölümünü bitiren sanatçı bazı ödüller ve mansiyonlar kazandı. Niyazi Toptoprak’ın özel, resmi ve yurtdışı koleksiyonlarda birçok eseri bulunmaktadır.

Ressam Niyazi, kendi üslubunu oluşturmuş sanatçılardandır. Öyle ki O’nun resmini imzasına bakmadan da tanıyabilirsiniz. Yağlı boya ve pastel malzemelerini büyük bir ustalıkla kullanır. Doğayı kendi üslubuna uydurur. Hayvan resimleri de yapar ama bunların arasında kediye özel bir yer vermiştir. Bir serginin davetiyesinde şöyle demektedir.

“Kedi resmi yapmamış ressam yoktur denebilir. Çünkü kedi, biçimi, devinimi, yetenekleri ve yetkinlikleri ile resim yapan birinin ilgisinden ve hayranlığından uzak kalamaz. Günlük yaşamını güzelliğin coşkusu ile zenginleştirebilen iyi insanlar için de bu böyledir.

Kedi kraldır. Kedi her zaman güzeldir; kristal bir kadehteki kırmızı şarabı bembeyaz masa örtüsüne devirirken de, ipek bir halıya işerken de, yalnız bir bilge gibi soyluca ölürken de. Görkem ve incelik bir arada olmayı en çok bir kedinin yanındayken sever. Kedi, güzelliğini tartışmaya kalkan sevimsizlerle alay bile etmez.

Kedi resimlerine ayırdığım bu sergimi, bir kedi aşığı olmanın ayrıcalığında gizli keyif ve kendini beğenmişlikle hazırladım. Biliyorum ki o da kendisini artistik ve majestik bir keyifle beğenmektedir. Ve majesteleri bunda çok haklıdır.”

Niyazi Toptoprak’ın hayvan figürlü resimlerinin dışında, stilize ağaçlar, iki boyutlu evler, yayvan ve hemen hemen simetrik tepelere sıkça rastlarsınız. Minyatüral bir istifleme göze çarpar. Kompozisyonlarında kullandığı tarımsal parselasyonlarda renk coşkusu doruğa çıkar. Toptoprak, geçişli yada kontrast renk ayrımlarıyla adeta gökyüzünü de parsellemektedir. Bu özelliği onun resminde, içinde ışık yanıyormuş gibi bir şeffaflık oluşturur.

Ressam Niyazi, kendi resminin gelişimi ve değişimi içinde hep kendi resmini yapar. Kendi olarak kalmayı istediği için de kimseye benzemez. Bu geleceğe yönelik bir tavırdır. Bu nedenle sanatçı, resmin libido enerjisi ile yapıldığı savındadır. Ona göre gelecekte de var olabilmenin enerjisi bu enerjiden başka bir şey değildir. Libido ortadan kalkarsa sanat eylemi de son bulur.

Gerçekte bu görkemli bir sav olmak yerine yalnızca mütevazı bir yaşam tutkusudur. Belki de ölüm korkusu(?). Rengi görmek, rengi görmeye devam ediyor olmanın heyecanını yaşamak, ama ille de yaşamak. Sanatçının yaşamı bitince de bu heyecanı başkalarına yaşatmayı sürdürmek. Yani kalmak. ”

Kaynak : Niyazi TOPTOPRAK  Facebook grubu