kazı

kazı konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. kazı konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. kazı konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri kazı konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

Malatya’da bulunan Arslantepe Höyüğü’nde bu yıl yapılan kazı çalışmalarında tahmini olarak 5 bin 700 yıllık olduğu değerlendirilen çocuk iskeleti bulundu.

Battalgazi ilçesinde yer alan Arslantepe Höyüğünde, İtalya Roma La Sapienza Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen kazılar bu yılda sürdü. 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınan Arslantepe Höyüğü’ndeki kazı çalışmalarında bu yıl önemli bir bulguya rastlandığı belirtildi.

Roma La Sapienza Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Marcelle Frangipane’nin kazı başkanlığındaki ekip, bir çocuğa ait iskelet tespit etti. Ekipler tarafından yapılan çalışmalarda alınan numuneler sonucu iskeletin 6-7 yaşlarına ait olduğu değerlendirilen bir çocuğa ait olduğu belirlendi.

Kazı Başkanı Prof. Dr. Frangipane, höyüğün batı kısmındaki kazılarda ortaya çıkardıkları iskelette evin taban kısmında rastladıklarını söyledi. O dönemlerde çocukların eve gömüldüğünü belirten Frangipane, bulunan çocuğun iskeletinin 5600-5700 yıllık olduğunu ifade etti. Bunun çok önemli bir buluntu olduğunu ifade eden Frangipane, iskelete yapılacak analiz sonucunda daha çok detaylı bilgilere ulaşacaklarını dile getirdi.

Prof. Frangipane, analiz sonuçlarının buldukları iskeletinin cinsiyetini, genetik yapısını, yaşını ve neden hayatını kaybettiği ortaya çıkacağını da söyleyerek o dönemde nasıl beslenildiği gibi detayları da öğrenebileceklerini ifade etti.

Erzurum’da bulunan salyangozu andıran kayanın, araştırmacıların  yaptığı incelemenin ardından üzerindeki çatlak ve kırıkların yoğun olması nedeniyle yerinde korunmasına karar verildi.  Salyangozu andıran kaya şaşırtıyor haberi üzerine Oltu ilçesine gelen Maden Tetkik ve Arama (MTA) Genel Müdürlüğü Şehit Cuma Tabiat Müzesi’nde Mineraloji ve Petrografi Uzmanı olarak görev yapan Dr. Koray Sözer, salyangoz benzeri kayanın yaklaşık 70 milyon yıl önce derin denizlerde oluşmuş sedimanter yapılardan biri olduğunu belirtti.

Sözer yaptığı bir açıklama “Çok önemli bir ekonomik değeri yok. Sadece görsel açıdan güzel bir görünüme sahip. Müzeye koyabilirdik ancak çok fazla kırık ve çatlak bulunduğu için yerinde bırakmaya karar verdik. Salyangoz kaya burada korumaya alınabilir” diye konuştu.

Kayaaltı Mahallesi’ndeki dağda 1 metre 40 santim uzunluğunda ve 90 santim yüksekliğindeki kaya, görenleri şaşkına çeviriyor. Oltu’da yaşayan Rüştü Toprak’ın yoldan geçerken tesadüfen gördüğü salyangoz kaya ilçe halkının ilgi odağı oldu.

Çok ünlü bir antik kent olan  Pompeii’de yapılan kazılar sırasında , Tanrıça Leda ve kuğu kılığındaki Zeus’un duvar resmi gün yüzüne çıkarıldı. Dünyada heyecan yaratan keşif, İtalya’nın Napoli kentinde çalışan arkeologlar tarafından gerçekleştirildi.

İtalya’da arkeologlar tarafından Napoli şehri yakınlarında bulunan Pompeii antik kenti ve kazı alanında süren çalışmalarda Yunan mitolojisinin önemli karakterlerinden Leda ve Kuğu figürünün betimlendiği bir duvar resmine ulaştı. Pompeii Kazı Parkı Başkanı Massimo Osanna, yerleşim yerindeki bir evin yatak odasında rastlanan duvar resminde Tanrıça Leda’nın, izleyene şehvet duygusunun belirgin olduğu doğrudan bakışının fark edildiğini ve bunun eseri istisnai kıldığını söyledi.

İtalya Kültür Bakanlığı yetkilileri Leda ve Kuğu resminin bu yıl, giriş kısmında bir başka freskin daha bulunduğu evden alınıp muhafaza edildiği yerde ziyarete açılabileceği başka bir mekana taşınacağını açıkladı.

Yunan mitolojisinin en güçlü tanrısı olduğuna inanılan ve Roma döneminde Jüpiter olarak bilinen Zeus’un kuğu kılığına girerek Sparta Kraliçesi Leda’yı baştan çıkardığı aşk sahnesi olarak Leda ve Kuğu, taşıdığı erotik sembol ve metaforlarla şimdiye kadar görsel sanatlarla sıkça konu oldu.

Kazdağları’nın  eteklerinde bulunan milattan önce 10. yüzyılda kurulduğu varsayılan Antandros Antik Kenti’nde, üzerinde toplamda 22 satırdan oluşan ve ” dekret ” olarak isimlendirilen kararnamenin yer aldığı 2 bin 200 yıllık yazıta rastlandı.

Balıkesir’in Edremit ilçesinde bulunan Kazdağları’nın eteklerinde milattan önce 10. yüzyılda kurulduğu düşünülen, bazı kaynaklara göre tarihi milattan önce 2 bin yılına uzanan Antandros Antik Kenti’nde, üzerinde 22 satırdan oluşan kararnamenin (dekret) yer aldığı 2 bin 200 yıllık yazıt bulundu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Edremit Belediyesinin desteğiyle antik kentte yürütülen 19. dönem kazılarında ortaya çıkarılan yazıtın üzerindeki dekretin yeni bilgiler içerdiği tahmin ediliyor.

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Gürcan Polat, antik kentte bir süre önce tamamlanan 19. dönem kazılarının 20 kişilik bilim heyeti ve 18 işçi olmak üzere toplam 38 kişilik ekip ile yapıldığını belirtti.

Antandros’taki kazıların iki alanda yürütüldüğünü, bunlardan birisinin yamaç ev olarak değerlendirilen Roma villası olduğunu anlatan Polat, şöyle konuştu:

“2001 yılından beri bu Roma villasını kazıyoruz. Bu seneki çalışmalarımızda daha önce açmış olduğumuz bir su kuyusu vardı, eve ait olduğunu düşündüğümüz. O su kuyusunu besleyen bir kanalın üzerine ters olarak kapatılmış ve düzgün kenarı olan bir taş dikkatimizi çekti. O taşı kaldırdık. Bir stel olabileceğini düşündük. Ben daha çok mezar steli olabileceğini hayal ediyordum. Kaldırınca bir de baktık ki 22 satırdan oluşan bir dekret içeren bir yazıt.”

Mısır’da arkeologlar yaptığı kazı çalışmalar sırasın  karnındaki fetüs ile gömülmüş hamile bir kadına ait 3 bin 700 yıllık mezar buldu.  Mısır Tarihi Eserler Bakanlığı, geçen hafta, Asvan kenti yakınlarında İtalyan – Amerikan ortaklığında yapılan bir kazıda, hamile olarak gömülmüş bir kadın iskeleti ve pelvis bölgesinde baş aşağı pozisyonda duran fetüsün kalıntılarına ulaşıldığını duyurdu.

Bakanlık, yapılan incelemelerde doğum sürecine girdiği anlaşılan ve 25 yaşında olduğu sanılan bir kadına ait iskeletin M.Ö. 1750 – 1550 yılları arasından kalma olduğunu açıkladı.

Araştırmacılar, fetüsün baş aşağı pozisyonda duruyor olmasının anne ve bebeğinin doğum sırasında ölmüş olabileceğine işaret ettiğini ve bulunan kalıntıların, antik dönemlerde gebelikte anne ölümleriyle ilgili ipuçlarını ortaya koyduğunu belirtti.

Florida Üniversitesi’nden Profesör Sandra Wheeler, basına yaptığı açıklamada, o dönemden itibaren hala bir kadının içinde olan fetüsün keşfinin son derece nadir bir durum olduğunu dile getirdi.

Söz konusu keşfin, günümüzde olduğu gibi çok eski zamanlarda da gebelikte anne ölümlerinin görüldüğüne ilişkin bir bulgu olabileceğine işaret eden Wheeler, yumuşak dokuların varlığı olmadan iskeleti bulunan kadının ölüm nedenini kesin olarak belirlemenin imkansız olduğunu ifade etti.

Batman’ın yakınında bulunan Ilısu Baraj Gölü’nün alt tarafında kalacak tarihi ilçesi Hasankeyf’te, Dicle kıyısında devam eden kazılar nihayetinde 13. ve 15. yüzyıllara ait büyük bir seramik atölyesi ile ticaret merkezi gün yüzüne çıktı.

Batman Üniversitesi Arkeoloji Bölümü tarafından Hasankeyf’te yürütülen kazılarda günümüzden yaklaşık 500 yıl öncesine ait ticaret merkeziyle seramik atölyesi bulundu.

Bir dönem dokumacılık ağırlıklı ürünlerin merkezi olan tarihi ilçe Hasankeyf’te 13-15’inci yüzyılları arasında ticaret merkezi olarak kullanıldığı tespit edilen ve seramik atölyesinin de bulunduğu ören yeri, koruma altına alındı.

Üniversiteden arkeologlar, Dicle nehri kıyısında yaptığı kazılarda da eski caminin bitişiğinde soğuk hava deposu olarak kullanılan 13 kuyu tespit edildiğini de belirtti.

Adıyaman’ın Gerger ilçesinde Fırat Nehri’ne hakim bir tepede yaklaşık 2 ay önce köylülerin ihbarı üzerine bulunan Roma Dönemi’ne ait askeri gözetleme kulesinin bilinmedik özellikleri ortaya çıktı.

Yaklaşık 500 kilo ile 2 ton ağırlığındaki taşların üst üste konularak harç kullanılmadan yapılan kule yaklaşık 2 bin yıldır ayakta duruyor.

Yunan dönemine ait kabartmalar bulundu

Üzerinin ahşap olduğu düşünülen ve günümüzde üzeri açık olan askeri gözetleme kulesi ormanlık alandaki hakim bir tepede bulunuyor. Kulenin iki penceresi olduğunu ve pencerelerden birinin yıkıldığını belirten yetkililer, Şanlıurfa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü tarafından buranın tescilleneceğini dile getirdi.

Adıyaman Müze Müdür Vekili Mehmet Alkan askeri kulenin bulunmasından sonra yapılan ikinci incelemenin ardından, 10 metre yüksekliğindeki askeri kulenin 2 katlı olduğunu ve kapı üzerinde kılıca benzetilen kabartmanın Yunan mitolojisinde Herakles, Roma mitolojisinde Herkül’ün sopası olduğunu söyledi.

Çorum’un Boğazkale ilçesinde Doç. Dr. Andreas Schachner eşliğinde yürütülen kazı çalışmalarında, ritüellerde kullanıldığı düşünülen 3 bin 500 yıllık içme kabına ulaşıldı. Boğa biçimli içme kabının, üst düzey yöneticiler tarafından kullanıldığı tahmin ediliyor.

Hitit uygarlığına başkentlik yapan Çorum’da Alman Arkeoloji Enstitüsü adına kazı çalışmalarına devam eden Doç. Dr. Andreas Schachner, eserle ilgili yaptığı detaylı açıklamada şu bilgilere yer verdi:

“Günümüzden yaklaşık 3 bin 500 yıl öncesine ait bir eser. Anıtsal bir yapıdaki kazı çalışmaları sırasında molozların altında bulundu. Bu yapı da tahminimize göre Hitit döneminde büyük ritüeller ve kült aktivitelerin yapıldığı bir mekân. Önceki yıllarda buna benzer iki eser daha bulunmuştu.

Bu da aynı binadan çıkarılan üçüncü eserimiz oldu. Ritüeller sırasında Hititlerin ileri gelenlerinin veya üst düzey yöneticilerinin içme kabı olarak kullandığı bir eser olduğunu düşünüyoruz. Çünkü Hititlerde ‘tanrıyı içmek’ diye bir tabir vardı. Ritüellerde yapılan bir şey. Hititlerin elit kısmındaki insanlar belki de rahipler tanrıyı bu tarz bardaklarda içerlerdi. Eserin bir özelliği de bir bütün olarak bulunmasıdır.”

Ordu’daki Kurul Kalesi kazılarında ‘Ana Tanrıça Kibele’ heykelinden sonra Dionysos ve Pan heykeli bulundu.

Türkiye’de tahtında oturan ilk ‘Ana Tanrıça Kibele’ heykelinin bulunduğu Ordu’nun 2 bin 300 yıllık Kurul Kalesi yerleşkesinde yapılan arkeolojik kazılarda bu defa da Dionysos, Pan heykeli ve hayvan biçimli dini kap olan Riton bulundu.

Ordu Büyükşehir Belediyesi tarafından Doğu Karadeniz Bölgesi’nin ilk bilimsel arkeolojik kazısı kapsamında, Altınordu’ya bağlı Bayadı Mahallesi’nde bulunan Kurul Kalesi’nde 8 yıldır süren kazılar bu yıl da devam ediyor.

Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süleyman Yücel Şenyurt başkanlığında, aynı üniversiteden 15’i arkeolog, 40 kişilik ekip, 16 Temmuz’da kazı çalışmalarına başladı.

Daha önceki kazılarda bulunan 2 bin 100 yıllık olduğu tahmin edilen, 110 santim yüksekliğinde, mermerden yapılmış tahtında oturan ‘Ana Tanrıça Kibele’ heykelinin ardından, bu yılki kazılarda da yeni heykeller bulundu. 6’ncı Mithridates’ın kalesi olduğu tahmin edilen bölgede yapılan yeni kazıda Dionysos, Pan heykeli ve hayvan biçimli dini kap olan Riton bulundu.

Kültepe Ören Yeri’nde yapılan kaz çalışmalarında kadınların 4 bin yıl önce ticaret yaptığı ve kendilerine ait anlaşma mühürleri olduğu ortaya çıktı. Kayseri merkeze 24 kilometre uzaklıktaki, Hititlerin Anadolu’da kurduğu ilk kentin kalıntısı olan höyük ve etrafında onu saran Karum’dan oluşan Kültepe Ören Yeri’ndeki kazı çalışmasında Anadolu’nun en eski uluslararası ticaret merkezi, Asur Ticaret kolonisi Kaniş-Karum’da çıkan belgelere göre kadınların 4 bin yıl önce ticari anlaşma yapıp, kendi adlarına mühür bastıkları ortaya çıktı.

Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu başkanlığında sürdürülen kıza çalışmalarında 4 bin yıl öncesine ait çivi yazılı tabletler Anadolu’da kadının sosyal hayatta, ekonomide nasıl bir rol oynadığını gösteriyor.

Kültepe’deki kazılarda bugüne kadar 23 bin 500 çivi yazılı tablet, ve 20 bin adet arkeolojik eser bulundu. Bu yılki kazılarda 2’si tablet 76 eser ile 4 bin-4 bin 500 yıllarında yapılmış idari yapıların köşeleri ortaya çıkarıldı.

Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, ”Bu çağda Anadolu´da kadın ve erkek eşitliği sosyal hayatın özünü oluşturmaktadır. Kadın, iş ve yönetimde de bu sistem içinde kendine yer bulmuştur. Devletin başında kraliçenin görev alması gibi. Yerliler arasındaki kadın ve erkek eşitliğini kanıtlayan evlenme ve boşanma mukaveleleri karşılıklı anlaşma esasına göre düzenlenmişlerdir.

Evli kadınlar, kendi adlarına anlaşma yapar, onları mühürlerlerdi. Birçok borç belgesi karı-koca tarafından mühürlenmiştir. Alacaklı, borçlunun eşini de borçlu sayar, onun garantisi isterdi. Kadınlar, evli veya bekâr olsunlar, kontrata dayanan anlaşmalara ve hukuki işlere karışırlardı” görüşlerine yer vererek Anadolu’da o tarihlerde kadına verilen değeri ortaya koydu.

Şanlıurfa’nın Siverek ilçesine bağlı Başbük Mahallesi’ndeki yapılan kazı çalışmalarında, yaklaşık 3 bin yıllık Yeni Asur dönemine ait tapınak bulundu. Şanlıurfa Müze Müdürü ve kazı başkanı Celal Uludağ, “Yaptığımız çalışmalarda bu tapınağın Yeni Asur dönemine tarihlenen yani günümüzden 3 bin yıl önceye dayanan bir Sin Mabedi olduğunu belirledik” dedi

Dünyanın en eski yerleşim alanlarından biri olan Şanlıurfa’nın Siverek ilçesine bağlı Başbük Mahallesi’nde yaklaşık 3 bin yıllık Yeni Asur dönemine ait tapınak bulundu. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izniyle bu yıl, Şanlıurfa Müze Müdürlüğü başkanlığında uzmanlar Aziz Ergin ve Yusuf Koyuncu’nun katılımıyla Siverek ilçesindeki Başbük bölgesinde kazı çalışmaları başlatıldı.

‘Sin Tapınağı’ olabilir

Kazılarda, bölgede tespit edilen bir alanda Yeni Asur dönemine tarihlenen, ana kayaya kazılmış, oval bir girişe sahip merdivenlerle inilen bir tapınak yapısı bulundu. Buluntunun yaklaşık 3 bin yıllık bir Sin Tapınağı olduğu düşünülüyor. Şanlıurfa Müze Müdürü ve kazı başkanı Celal Uludağ yaptığı açıklamada, “Arkeolojik anlamda çok zengin bir potansiyele sahip ilimizde, yürütülen kazılarla Şanlıurfa’da bulunan kültür varlıklarını ortaya çıkararak, bunları turizme kazandırmayı hedefliyoruz” dedi.

Türkiye’de bir ilk

Celal Uludağ, Başbük Mahallesi’nde buldukları tapınağın Pagan inanışına ait olduğunu düşündüklerini vurgulayarak, şunları kaydetti: “Aslında bu mekan kaçak kazı sonucu ortaya çıktı. Kaçak kazı jandarma tarafından tespit edilmiş ve yetkililerce durdurulmuştu. Konu Şanlıurfa Müzesi’ne intikal etti. Gerekli izinlerin ardından uzmanlarımızca kazı yapıldı. Yürütülen çalışmalarda bu mekanın aslında Yeni Asur dönemine ait bir Sin Tapınağı olduğu kanaatine varıldı. Duvardaki tüm resimlerin örnekleri alındı, çizimleri yapıldı ve bu sayede bilim dünyasına kazandırılmak üzere tamamlandı.

Şu an alan kaçak kazılara maruz kalmaması için koruma altına alındı ve tescillendi. Yaptığımız çalışmalarla tapınağın 3 bin yıl önceye dayanan bir Sin Mabedi olduğunu belirledik. Buradaki duvarlara ay, güneş ve yıldız tanrıları resmedilmiş durumda. Burası kutsal bir mekan ve bu kutsal mekan Türkiye’de tespit edilmiş Sin Tapınağı’nın tek örneği. Bu anlamda bizim için ve arkeoloji tarihi için çok önemli diye yorumlayabiliriz.” Uludağ, söz konusu bölgedeki kazı çalışmalarının tamamlandığını belirterek, kentteki tarihi yapıları gün yüzüne çıkarmaya devam edeceklerini vurguladı.