İstanbul Bienali

İstanbul Bienali konusunda en iyi eğitimleri sağlıyoruz. İstanbul Bienali konusunda arayış içindeyseniz Özel Nar Sanat Eğitim Kursu en iyi eğitimi size sunacaktır. Eğitimlerimizin tamamı M.E.B. onaylı uzman eğitmen kadrosu ile yapılmaktadır. İstanbul Bienali konusunda aşağıdaki bağlantıları inceleyebilirsiniz. Bu bağlantılardan herhangi biri İstanbul Bienali konusuna uymuyorsa lütfen bize ulaşın.

İstanbul Bienali’nin ardından İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) da bu seneki temasında 7. Kıta’dan ilham aldı. Ekolojik sisteme dikkat çeken İDOB “Retrospektif – Geçmişe Yolculuk” temasıyla repertuvarını şekillendirdi.

Pasifik Okyanusu’nda 7 milyon ton plastik atıktan oluşan 7. Kıta bu yıl İstanbul Bienali’nin temasını oluşturmuştu. İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) de bienal gibi bu yıl ki temasında 7. Kıta’dan ilham aldı. Ekolojik sisteme dikkat çekmek isteyen İDOB ‘Dünyada bir sürü nesne varken, yenisini üretmek neden?’ diye soruyor.

İşte bu nedenle; “7. Kıta”dan yola çıkıp “Retrospektif – Geçmişe Yolculuk” temasıyla yeni sezon repertuvarını şekillendirdi. 2020’nin büyük besteci Ludwig van Beethoven’ın 250’inci doğum yılı olması nedeniyle İDOB, yeni sezonu Beethoven eserleriyle açıyor. Konser, 3 ve 5 Ekim’de Kadıköy Süreyya Opera Sahnesi’nde seyirciyle buluşacak.
Beethoven’ın bir senfonide insan sesini müzik aletleriyle aynı seviyede kullandığı ilk örnek olan 9. Senfoni ve yine Beethoven’ın piyano, koro ve orkestra için 1808 yılında bestelediği 9. Senfoni’nin müjdecisi olarak adlandırılan Koral Fantezi de programda yerini alıyor.

Hoinic’in Notre Dame’ın Kamburu’nu İstanbul’da ilk kez sahnelenecek olan İDOB, Don Kişot, Falstaff, Aleko, Faust, The Rakes Progress, Don Pasquale operaları ile Mançalı Adam müzikalinin yanı sıra Don Kişot, Uyuyan Güzel ve Üç Silahşör baleleri ile Yunus Emre Oratoryosu’nu sanatseverlerle buluşturmaya devam edecek.
Ayrıca Weber’in muhteşem müzikali Evita 30 yıl sonra yeniden İstanbullularla buluşturacak olan İDOB, en son Aspendos’da prömiyeri gerçekleştirilen – Bizet’in Carmen Operasını da Zorlu PSM’de sahneleyecek.

14. İstanbul Bienali’nin başlığı ve kavramsal çerçevesi bugün Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde düzenlenen bir basın toplantısıyla duyuruldu. Fakat alışılmışın aksine bu toplantıda sahnede basın toplantısını düzenleyenler değil seyirciler bulunuyordu. Konuşmacılar seyirci koltuklarına oturmuş açıklamalarını yaparlarken, basın mensupları sahneye dizilen sandalyelere oturmuş dinliyorlardı.

14. istanbul tasarım bienali

5 Eylül – 1 Kasım 2015 tarihleri arasında geçen seneki gibi ücretsiz olarak gerçekleştirilecek ve şehrin farklı mekanlarına yayılacak bienali “şekillendiren” Carolyn Christov-Bakargiev başlığı “Tuzlu Su: Düşünce Biçimleri Üzerine Bir Teori” olarak açıkladı. Bienalin kavramsal çerçevesi ise şöyle:

“Tuzlu Su: Düşünce Biçimleri Üzerine Bir Teori. 14. İstanbul Bienali çizginin nerede çekileceğini, nerede geri çekilmek gerektiğini, nelerden faydalanılabileceğini ve neyin öne çıkarılabileceğini aramak üzere yola çıkıyor. Bienal bunu ‘açık bir denizde, yüzey düzken parmak uçlarıyla, derinlere inildiğinde, katlanmış kodlama katlarını açmadan’ yapıyor. Bu uluslararası sanat sergisi, elliden fazla görsel sanatçının yeni işlerinin yanı sıra, içlerinde denizbilimci ve nörobilimcilerin de bulunduğu farklı alanlardan profesyonellere yer veriyor. Boğaziçi ekseninde şehrin geneline yayılan sergi, şiirsel ve siyasi olarak dünyayı şekillendiren ve dönüştüren, görünen ve görünmeyen farklı dalga sıklığı ve biçimlerini, su akıntıları ve yoğunluklarını ele alıyor. Sanatla ve sanat aracılığıyla yas tutuyor, hatırlıyor, kınıyor, iyileşmeye çalışıyoruz. Kendimizi formdan giderek zenginleşen yaşama yansıyan neşe ve canlılık ihtimaline adıyoruz.” (Christov-Bakargiev)

Balestrini’nin kısa romanı Carbonia’dan bir bölüm okundu

Christov-Bakargiev’in yanı sıra İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Genel Müdürü Görgün Taner ve İstanbul Bienali Direktörü Bige Örer’in katıldığı toplantıda, William Kentridge’in Tide Table (Gelgit Çizelgesi- 2003) adlı işi gösterildi ve Füsun Onur’un Pembe Bot (1993/ video 2014) adlı videosundan bir bölüm izletildi. Etkinlikte ayrıca Nanni Balestrini’nin 2012’de yayımlanan kısa romanı Carbonia ‘dan bir bölüm okundu.

Carbonia ‘nın tam metninin okuması yine bugün (10 Eylül) 21.00’den itibaren yazarın da katılımıyla, kitabın Türkçe baskısını okurla buluşturan Otonom Yayıncılık’ta yapılacak. Bir Zamanlar Hepimiz Komünisttik alt başlığıyla, noktalama işaretleri olmaksızın yazılan ve yayınlanan kitapta şu ifadeler yer alıyor:

“insanlar Carboniadaki mücadeleleri kazanıyorlardı çünkü insanlar birlikti ve cumhurbaşkanını da başka bir şeyi de düşünmeksizin şöyle dediler silahlı güçlerini bize karşı kullanan patronlar kapitalistler bizim düşmanımızdır dediler ve bunun için hepimiz onlara karşı mücadele etmek ve kazanmak zorundayız işte bunu yaptık yirmi yıl önce Carboniada orada fitili tutuşturmak için sadece bir kibrit gerekiyordu orada hepimiz komünisttik birbirine bağlı bir işçi sınıfıydık çünkü orada herkes madende yaşıyordu”

14. İstanbul Bienali için Carolyn Christov-Bakargiev kavramsal çerçeveyi oluşturma sürecinde Cevdet Erek’in “sanatsal tavsiyeleri”nden, Griselda Pollock’un “keskin entelektüel zeka”sından, Pierre Huyghe’un “duyarlılığı”ndan, Chus Martínez’in “küratöryel hayalgücü”nden, Marcos Lutyens’in “dikkati”nden, Füsun Onur’un “keskin bakış”ından, Anna Boghiguian’ın “siyasi felsefesi”nden, Arlette Quynh-Anh Tran’ın “gençlik dolu heyecanı”ndan, William Kentridge’in “bilgelik yüklü tereddütleri”nden yararlanıyor.

Carolyn Christov-Bakargiev, süreç ilerledikçe belirecek başka nitelik ve aracılıklardan da beslenecek. Yakın zamanda başlayan işbirlikleri arasında Elvan Zabunyan’ın “sıradışı okumaları”, Emin Özsoy’un “okyanus üzerine derin bilgisi”, Aslı Çavuşoğlu’nun “anlatıda kurduğu çeşitlilik”, Emre Hüner’in “sürekli çoğalan koleksiyonları”, Merve Kılıçer’in “samimi ilişkileri” ve Russell Storer’in “güzellik algısı” yer alıyor.

İstanbul Bienali’nin Danışma Kurulu’nda Adriano Pedrosa, Başak Şenova, İnci Eviner, Iwona Blazwick ve Ute Meta Bauer bulunuyor

14 Eylül Cumartesi günü kapılarını açacak ve 20 Ekim Pazar gününe kadar devam edecek İstanbulBienali, kamusal bir alan yaratma ve herkese ulaşabilme amacıyla, bu yıl ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.

13-istanbul-bieanali“Anne, ben barbar mıyım?” başlığını taşıyan 13. İstanbul Bienali’nin küratörlüğünü Fulya Erdemci üstleniyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), 1987 yılından bu yana, farklı kültürlerden sanatçılar ve izleyicilerin katılımıyla, görsel sanatlar alanında İstanbul’da bir buluşma noktası oluşturmayı amaçlayan İstanbul Bienali’ni bu yıl on üçüncü kez gerçekleştirilecek.

Farklı kuşaklar ve coğrafyalardan 88 sanatçı ve sanatçı grubunun işlerinin yer alacağı 13. İstanbul Bienali’ne Türkiye’den 11 sanatçının ve 2 sanat grubu/sivil kolektifin yanı sıra, hem Türkiye’den hem de yurtdışından sanatçıların birlikte oluşturduğu 3 ayrı sanatçı işbirliği de katılıyor. 13. İstanbul Bienali, bugüne kadar Türkiye’den en yüksek sayıda katılımın sağlandığı bienallerden biri oldu.

13- İstanbul Bienali, 11 Eylül’de gerçekleştirilecek basın ön izleme ve 12-13 Eylül tarihlerindeki profesyonel ön izleme günlerinin ardından 14 Eylül Cumartesi sabahı kapılarını tüm sanatseverlere ücretsiz olarak açacak. Bienal sergileri, Tophane’deki Antrepo no.3, Karaköy’deki Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, İstiklal Caddesi üzerindeki ARTER ve SALT Beyoğlu ile İMÇ 5.Blok’taki 5533’te gezilebilir.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın uluslararası sanat platformlarında en çok yankı uyandıran etkinliği İstanbul Bienali bu yıl dünya güncel sanat platformunun birçok önemli ismini İstanbul’da ağırlayacak. Uluslararası sanat çevrelerinden eleştirmen, küratör, müze ve galeri yöneticileri ile basın mensupları da dahil olmak üzere yurt dışından 5 bine yakın konuk bienalin açılış haftasında İstanbul’da olacak.

Şair Lale Müldür’ün aynı adlı kitabından alıntılanan 13. İstanbul Bienali’nin başlığı “Anne, ben barbar mıyım?” sanat ve edebiyat, özellikle de şiir arasındaki ilişkiyi merkezine alıyor. Aynı zamanda “barbar” terimiyle, “öteki”leri anlamak için öğrenmemiz gereken veya “gelecek dünya”yı anlamlandırabilmek için keşfetmek zorunda olduğumuz yeni ve bilinmedik dillere işaret ediyor. Bienal sanat aracılığıyla “kamusallık” kavramını yeniden düşünme imkânı yaratmayı, yeni düşünce ve hayal gücü kanalları açmayı ve kamusal bir buluşma ve tartışma zemininin yaratılmasına katkıda bulunmayı hedefliyor. (13. İstanbul Bienali’nin kavramsal çerçeve metnine http://13b.iksv.org adresinden ulaşabilirsiniz.)

Kamusal alan fikrine odaklanan 13. İstanbul Bienali’nin kapılarını en geniş kamuya açması, ücretsiz olarak gerçekleşmesi ve daha çok izleyiciye ulaşması kuşkusuz çok anlamlı bir hedef olarak ilk günden itibaren gündemdeydi. Bienalin tamamen ücretsiz gerçekleşmesi yalnızca İKSV tarihinde bir ilk olmakla kalmıyor, dünya ölçeğinde de eşine az rastlanır bir örnek olarak tanımlanıyor.

İstanbul Bienali sergileri, 14 Eylül’den itibaren, 6 hafta boyunca Antrepo no.3, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, ARTER ve SALT Beyoğlu ile İMÇ 5.Blok’taki 5533’te ücretsiz olarak gezilebilecek.

Antrepo no.3, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, ARTER ve SALT Beyoğlu, 10.00-19.00 saatleri arasında Pazartesi hariç her gün; 5533 ise Pazar günleri hariç her gün açık olacak. Açılış haftasına özel olarak, sergi mekânları 16 Eylül Pazartesi günü de gezilebilecek.

istanbul-bienaliBienalin kavramsal çerçevesinde ağırlıklı olarak işlenen kamusal alan ve sanat ilişkisi ve bunun yanı sıra, mimari, şehircilik ve toplumsal yapıya ilişkin güncel ve tarihsel pratikler ana sergi mekânlarından Antrepo no.3’te üç “meydan” etrafında görselleştiriliyor. İlk iki meydan kentsel dönüşüm ve kolektif yaşam pratikleri üzerine yoğunlaşırken, üçüncü meydan ise kamusal alanda sanat ve anıt kavramının yanı sıra, ifade özgürlüğü, medya, sansür (oto-sansür) ve vatandaşlık gibi kamusal alan meselelerini inceleyen projelere ayrılıyor. Antrepo no.3’te 52 sanatçı ve sanatçı topluluğunun işleri yer alıyor.

Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda yer alan sergide öz-örgütlenme ve kolektif hareketin deneyimlenebileceği çalışmalar bulunuyor. Okulun giriş katında, katılımcıların kararlarıyla belirlenen bir öğrenme aracı olarak sanatın siyaseti araştırılırken, çatı katında ise İstanbul’daki kentsel dönüşüme odaklanan projelerin yanı sıra sohbet, tartışma ve atölye çalışmalarının yapılacağı bir forum alanı yer alacak. Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nun tüm katlarında yaklaşık 2.300 metrekarelik bir alana yayılacak sergide 28 sanatçı ve sanatçı kolektifinin işleri bulunuyor.

İstiklal Caddesi üzerinde yer alan ARTER’in giriş katından başlayarak dört kata yayılan 1000 m2’ye yakın galeri alanı, 13. İstanbul Bienali sergilerine ayrılıyor. 15 sanatçı ve sanatçı kolektifinin işlerinin yer alacağı ARTER’de serginin kavramsal çerçevesinin mikro ölçekte bir sunumu yer alıyor.

İstiklal Caddesi üzerinde bulunan SALT Beyoğlu’nun giriş katındaki Açık Sinema ve Forum alanı da 13. İstanbul Bienali kapsamında 4 sanatçının işine ev sahipliği yapıyor.

İMÇ 5.Blok’ta bulunan 5533’te ise disiplinlerarası bir pratikten gelen Lübnanlı mimar ve sanatçı Maxime Hourani’nin “Şarkılar ve Yerler Kitabı” projesi 5533 işbirliğinde gerçekleştiriliyor.

13- İstanbul Bienali’nde yer alacak sanatçıların detaylı listesini ekte bulabilirsiniz.

13- İstanbul Bienali sergi mekânlarından Antrepo no.3, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu ve ARTER’de her gün 11.00, 13.30, 15.00 ve 16.30 saatlerinde Koç Holding sponsorluğunda rehberli turlar gerçekleştirilecek. Rehberli tur biletleri mekân girişlerindeki gişelerden ve Biletix satış sistemi üzerinden satın alınabilir. Rehberli turlar hakkında detaylı bilgi ve rezervasyon için rehberlitur@iksv.org adresine e-posta gönderilmesi yeterli.

Hector Zamora – “Maddesel Değişkenlik”

13 Eylül Cuma, 14.00, 16.00, 18.00

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fındıklı

Genellikle kamusal alanda oluşturduğu enstalasyonlarda cemaatlerin örgütlenme biçimlerini ve kentsel ve mimari ortamların bir kültü­rün mekân anlayışını nasıl ifade ettiğini araştıran Meksikalı sanatçı Hector Zamora, 13. İstanbul Bienali’nde “Maddesel Değişkenlik” adlı performansını gerçekleştirecek. Performans kaydının video üretimi tamamlandığında Zamora’nın yapıtı ARTER ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde sergilenecek.

Performansta İstanbul’dan 35 tuğla işçisi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin Fındıklı kampüsünde süre giden bir döngü halinde tuğlaları elden ele geçirecek ve tekrarlanan bu hareketlerine şarkı formunda seslendirdikleri bir şiirle eşlik edecekler. Performans, 13 Eylül Cuma günü, 14.00, 16.00 ve 18.00 saatlerinde herkesin katılımına açık olarak gerçekleştirilecek. Yaklaşık 10 dakika sürecek performansı izlemek isteyenlerin başlangıç saatinin 15 dakika öncesinde mekânda hazır olması gerekmektedir.

Belgeselci yaklaşımıyla çalışmalar üreten bir yazar ve araştırmalarını belgeleyici bir üslupla “çeken” bir filmci olan Hito Steyerl, Mart 2013’teki “I Dreamed a Dream: Politics in the Age of Mass Art Production” başlıklı konuşmasından hareketle 13. İstanbul Bienali için “Müze bir muharebe meydanı mıdır?” başlıklı bir sunum gerçekleştirecek. Hito Steyerl, 13 Eylül Cuma günü 19.00’da SALT Beyoğlu’nda gerçekleştirileceği sunumunda medya görüntüleri üzerinden yeniden kurguladığı silah sana­yisine ve bir müze ile bir savaş alanının nasıl bir bağı olabileceğine dair tartışmalara odaklanacak. Hito Steyerl’in aynı zamanda kaydedilecek sunumunun video kaydı, bienal süresince Antrepo no.3’te de izlenebilir.

Disiplinlerarası bir pratikten gelen Lübnanlı mimar ve sanatçı Maxime Hourani’nin projesi “Şarkılar ve Yerler Kitabı” (A book of songs and places) kapsamında farklı müzisyenler, sanatçılar, mimarlar, sosyologlar ve öğrencilerin de katılımıyla bir dizi atölye çalışması düzenleniyor.

11-17 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek atölye çalışmasının katılımcıları Bahar Deniz Çalış-Kural, Saadet Türköz ve Serkan Taycan olacak. İstanbul’un çevresinde bulunan farklı coğrafi alanlarda kırsal hayatın kentsel dönüşümle birleştiği bölgelere yapılan ziyaretlerin ardından, fiziki araziyi, insan manzaralarını ve bu öğelerin kentsel dönüşümle olan ilişkisini yorumlayan şarkı sözlerinin yazıldığı atölye çalışmasının bu seferki durağı Arnavutköy (Taşoluk, Hadımköy) olacak. Herkese açık olarak gerçekleştirilecek atölyelerde müzik geçmişine gerek bulunmuyor. Atölyelere katılım için bookofsongsandplaces@gmail.com adresine e-posta göndermek yeterli. İkinci atölye çalışması 18-24 Eylül’de tarihlerinde gerçekleştirilecek.

Judith Butler / Seminer

15 Eylül Pazar, 17.00

Boğaziçi Üniversitesi, Uçaksavar Kampüsü, Garanti Kültür Merkezi,

Ayhan Şahenk Salonu

Feminist ve queer kuram üzerine ufuk açıcı çalışmalarının yanı sıra siyaset felsefesine katkılarıyla tanınan, Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley’den ve Columbia Üniversitesi Misafir Öğretim Üyesi akademisyen ve düşünür Judith Butler, 13. İstanbul Bienali ile eşzamanlı olarak İstanbul’da bir seminer veriyor. 15 Eylül Pazar günü Boğaziçi Üniversitesi’nin Uçaksavar kampüsünde gerçekleştirilecek seminerde, temel bir hak olarak toplanma özgürlüğü ile ifade ve toplanma özgürlüğü arasındaki ilişki kamu, halk kavramı ve beden üzerinden tartışmaya açılacak.

Judith Butler semineri Columbia Global Centers | Turkey, İstanbul Bienali ve Boğaziçi Üniversitesi işbirliği ile gerçekleştiriliyor. Yer kapasitesi sınırlı olan etkinliğe rezervasyon yaptırmak içinistanbul.cgc@columbia.edu adresine e-posta göndermek gerekiyor.

 

Guardian gazetesi, 2013 yılında Avrupa’nın “en iyi sanat etkinlikleri”nin gerçekleşeceği kentler arasında yer verdiği İstanbul’da düzenlenecek Uluslararası Film Festivali ve İstanbul Bienali’ne vurgu yaptı.

 Bu yıl Avrupa’da en iyi sanat etkinliklerini gerçekleştirecek kentler arasında İstanbul da sayıldı. İngiliz Guardian gazetesi “Avrupa’nın 2013 yılında en iyi sanat etkinlikleri rehberi” başlığıyla verdiği geniş haberinde İstanbul’da düzenlenecek Uluslararası Film Festivali ve İstanbul Bienali’ne yer verdi.

Guardian gazetesi “Avrupa’da bu yılın en iyi sanat etkinlikleri rehberimiz ile şaşırtıcı bir kültürel kentsel tatilini planlayın, operadan elektronik müziğe, artı şiir, tiyatro ve sinemaya” diye yazdı.
Haberde yılın “en iyi sanat etkinliklerine” evsahipliği yapacak Avrupa kentleri arasında İstanbul dışında şu kentler sıralandı:
“Paris (Fransa), Barcelona (İspanya), Kosice (Slovakya), Berlin (Almanya), Venedik (İtalya), St. Petersburg (Rusya), Atina (Yunanistan), Gothenburg (İsveç), Krakov (Polonya), Lizbon (Portekiz), Basel (İsviçre), Prag (Çek Cumhuriyeti), Kopenhag (Danimarka), Budapeşte (Macaristan), Oslo (Norveç) ve Brüksel (Belçika).

-İSTANBUL’DA ETKİNLİKLER-

Guardian gazetesi, 30 Mart ile 14 Nisan tarihlerinde düzenlenecek olan İstanbul Uluslararası Film Festivali için “Son yıllarda en ilginç Avrupalı filmlerinden bazıları Türk yönetmenlerden geldi” dedi. Bu çerçevede Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu ve Fatih Akın’ın “Yaşamın Kıyısında” yapıtlarına dikkat çeken gazete 1982 yılından beri devam eden festivalin, hem büyük isimlerin piyasaya çıkan yeni yapıtlarını hem de yükselen yeni yönetmenlerin eserlerini görmek için “büyük şans” sağladığını vurguladı.
Guardian, İstanbul’un 14 Eylül ile 10 Kasım tarihleri arasında evsahipliği yapacağı İstanbul Bienali’ni okuyucularına anlatırken “Bu etkinlik, Venedik, Sao Paulo ve Sydney’de yapılanlarla birlikte dünyanın en prestijli çağdaş sanat vitrinlerinden biri” sözlerini kullandı. Haberde Bienalin Küratörü Fulya Erdemci’nin 2013 yılı temasının, “siyasi bir forum olarak kamusal alan” fikri olacağını açıkladığına vurgu yapıldı.

Kaynak : [-]http://www.haberx.com

22 yıl önceki İstanbul Sanat Fuarı’nı anımsadım. O günlerden bu günlere ulaşılabileceği aklımıza gelmezdi. Bugün bu görkemli organizasyona herkes dahil olmalı ve yeni yolculuklara çıkmalı.

Fuar alanına ulaştığımızda, fuarın alışıldık çizgisinin yeni bir uygulamasıyla karşılaşacağım düşüncesi hakimdi. İlk dakikaların sükunetini avantaj olarak kullanmak niyetiyle fuarda hızlı bir tur atmak iyi bir fikirdi, öyle yaptım. Koleksiyonerler, müzeciler, kültür organizasyonu gerçekleştirenler de öyle düşünmüş olmalıydı ki hemen ilk adımda Oya-Bülent Eczacıbaşı ve Mustafa Taviloğlu’nun içinde olduğu çok sayıda izleyiciyle karşılaştım.

Sessiz ve sihirli bir trafik
Giriş katını tamamlayıp alt kata indiğimde fuarı hâlâ rahatlıkla izleyebilme şansı vardı. Aynı hızla öteki bölüme ulaşmak için merdivene yönelince biraz önce geçtiğim giriş katı olağanüstü kalabalık bir izleyici kitlesiyle adeta kuşatılmıştı. Bundan sonraki süreç omuz omuza sürdü. Ancak böylesine görkemli bir açılışı oluşturan kitleden beklenen uğultu ve karmaşa yerini sessiz ve sihirli bir trafiğe terk etmişti. İzleyiciler tüm iletişimlerini görme eylemi üstünden yürütüyorlardı.

Türkiye’de sanat pazarının oluşumu müzayedeler aracılığıyla yönlendiriliyor. Galerileri ve sanatçıları alan dışında tutarak koleksiyonerleri müzayede salonlarına bağlama eğilimleri giderek güç kazanıyor. Bu durum sanat pazarının oluşumunda özellikle yeni koleksiyoner kuşağının sağlıklı seçim alternatiflerinden uzaklaşmasına neden oluyor. Contemporary İstanbulorganizasyonu bir alternatif olarak galericileri, sanatçıları, hatta koleksiyonerleri yalnızlaştıran bu oluşuma karşı çok önemli bir dinamik. İzleyiciye renkli, çok boyutlu, uluslararası zengin seçenekler sunuyor.

22 yıl önce İstanbul Sanat Fuarı’nın açılış gününü anımsadım. Organizasyonu gerçekleştiren arkadaşlarımla konukları karşılamaya hazırlanırken sonuçlarını kestiremediğimiz bir yolculuğu başlattığımızı biliyorduk. Ama o günlerden bu günlere ulaşabileceğini planladığımızdan emin değilim. Sadece galeri birikimlerini öne çıkarmak ve izleyiciye toplu izleme olanağı sunacak bir ortam yaratmak isteğimiz vardı. Çünkü müzesi olmayan bir sanat ortamında doğan boşluğu bir biçimde doldurmak istiyorduk. Sanat Fuarı’nın ilk izleyicilerinden birinin Nejat Eczacıbaşı olduğunu ve bizi bu konuda yüreklendirdiğini de anımsıyorum.

İstanbul Bienali öncü oldu
Şurası bir gerçek ki İstanbul Bienali Türkiye’de izleyici sınırlarını zorlayan öncü girişimleriyle büyük bir uluslararası ilgi yarattı ve geniş bir izleyici kitlesi oluşturdu. 2000’li yıllarda kurulmaya başlanan özel müzelerse bienalin yarattığı bu ortamı özellikle de yeni koleksiyoner kuşağını yüreklendirecek bir boyuta taşıdı ve yine bienal aracılığı ile açılan uluslararası koridoru kullanma alışkanlığını edinmemizi sağladı. Böylesi bir ortamı fuarcılık alanına taşımak gerekiyordu. Contemporary İstanbul bu oluşumu büyük bir başarıyla gerçekleştirmiş.

Contemporary İstanbul 55’i yurtdışı 45’i Türkiye’den 100 galeriyi bir araya getirmiş. 600 sanatçının 3000 eserini son derece başarılı biçimde sergileyerek izleyiciye zengin bir sanat yelpazesi sunuyor. Kurumlara, sivil insiyatiflere, yayınlara yer açarak kendini sadece bir pazar ortamıyla sınırlamadan yeni oluşumları destekleyen ve gelecek vurgusu yapan çok boyutlu bir organizasyon gerçekleştirmiş. Programına önemli konuşmalar ve konuşmacılar yerleştirerek görsel dünyanın düşünsel boyutuna da yer vermiş.

Türkiye ciddi bir pazar
Uluslararası galerilerin sayısal çoğunluk sağladıkları ortamda ortaya koydukları kalite de İstanbul’daki bu fuarı ciddiye aldıklarını gösteriyor. Ayrıca bu galerilerin şaşırtıcı Türkiye ilgisi Türkiye’de ciddi bir pazar potansiyelinin varlığına işaret ediyor. Fuarın yarattığı bu ortam sanat ortamımız açısından son derece önemli sayılmalı. Artık ulusal galeriler, sanatçılar, koleksiyonerler ve izleyiciler uluslararası bir rekabetin tarafı olmak olanağına sahipler.

İletişim ortamı yaratıldı
Bu ortam ayrıca herkese ilişkiler kurma olanağı sunuyor. Özellikle genç sanatçılar ulusal ve uluslararası galerilerle ilişki kurabiliyor. Fuarda kapı komşusu olan galeriler, dünya galerileriyle kolayca iletişime geçebilirler.
Etkilendiğim işlerin sayısı çok. Aynı şeyi galeriler için de söyleyebilirim. Bence CI, sanat fuarcılığından bekleneni gerçekleştirmiş. Gerisi bu başarıyı paylaşacak izleyiciye, galericiye, koleksiyonere ve sanatçılara kalmış. Bu görkemli organizasyonda Ali Güreli ve Hasan Bülent Kahraman önemli bir iş başarmışlar. Bu büyük şölene herkes katılıp kendi beğenileriyle yeni bir yolculuğa çıkabilir.

Kaynak :[-]   Hazırlayan : Hüsamettin KOÇAN

Türkiye’de keşkek, yumurta gibi yiyeceklerden leylek, flamingoya, yağmur duasına, çiçek, çocuk ve spordan turizme birçok alanda yaklaşık bin 300 festival, anma günü, şenlik ve şölen tarzında etkinlik düzenleniyor.

Uluslararası Çubuk Turşu ve Kültür Festival

İzmir fuar, Bursa anma günleri, Antalya turizm ve spor, Ankara festivalleriyle öne çıkarken, İstanbul’da ise düzenlenen uluslararası etkinlikler dikkati çekiyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın verilerinden derlenen bilgiye göre, her yıl yurt genelinde festival, şenlik, özel gün, özel hafta, dini, milli bayram ve şölen adı altında yaklaşık bin 300 etkinlik gerçekleştiriliyor.

Sinema, tiyatro, müzik, yağmur duası, yiyecekler, dekorasyon, dans, turizm, spor, karikatür, kukla gibi farklı konularda düzenlenen etkinlikler, ağırlıklı olarak kültürel yaşama canlılık katmayı ve illeri markalaştırmayı amaçlıyor. Etkinliklerin bir kısmı ününü Türkiye’ye hatta dünyaya duyururken, bazıları küçük bütçeyle ancak yöre veya bölge halkına hitap edebiliyor.

İller sıralamasında da bu yıl Ege’nin incisi İzmir 67 etkinlikle ilk sırada yer alırken bu kenti Bursa, Konya, İstanbul ve Antalya takip ediyor.

 İZMİR FUAR CENNETİ

Gerçekleştirilen etkinliklere bakıldığında, İzmir’in fuar cenneti olduğu görülüyor. Ayakkabı, çanta ve aksesuarları, gelinlik, damatlık ve abiye giyim, oto yan sanayi, şarap, zeytin, zeytinyağı ve alkollü içecekler, süs bitkileri, evcil hayvanlar, seracılık ve peyzaj, takım tezgahları, mobilya, dekorasyon, ev ve büro mobilyaları, kitap, kozmetik, estetik, kuaför ve güzellik ekipmanları gibi birçok alanda fuar düzenleniyor.

Ayrıca, çocuk, çiçek, tiyatro, eğitim-bilim, bağ bozumu, barış-demokrasi-emek, deve güreşleri gibi şenliklerin düzenlendiği kentte, kültür ve sanat, caz, turizm ve dans, kiraz ve incir festivalleri; Türkçe, heykel, sağlıklı yaşam konularında günler; karikatür, mizah, resim, fotoğraf ve dağ bisikleti alanlarında yarışmalar düzenleniyor.

 BURSA’DA LEYLEK, ÇİLEK, İNCİR ŞENLİKLERİ…

Bursa ise anma günleri, kültür-sanat, gençlik ve spor, leylek, çilek, kiraz, yamaç paraşütü gibi alanlarda şenliklerle öne çıkıyor. Bu ilde, ”Aşıklar Bayramı” ile incir, zeytin, kukla ve gölge oyunları adı altında festivaller; çocuk olimpiyatları, uluslararası karikatür bienali, ilkbahar panayırı, pehlivan güreşleri düzenlenirken, düzenlenen ”Şeb-i Arus Gösterisi” ve ”Uluslararası İpekyolu Film Festivali” de şehre renk katıyor.

KONYA MEVLANA İLE TANINIYOR

Hazreti Mevlana’nın Vuslat Yıldönümü Uluslararası Anma Etkinlikleri’nin ön planda olduğu şehirde, Uluslararası Mistik Müzik Festivali, Uluslararası Nasrettin Hoca Festivali de gerçekleştiriliyor. Anadolu ile Şükran Buluşmaları ve Land-art etkinliklerinin yanı sıra kültürel, sanatsal, yöresel ürünlerin tanıtıldığı festivaller ile sağlık ve spor alanında çeşitli etkinlikler de düzenleniyor.

İSTANBUL ‘KÜLTÜR KENTİ’

İstanbul’un kozmopolitliğine uygun olarak, düzenlenen etkinlikler de çeşitlilik gösteriyor. Uluslararası nitelik kazanmış, ”Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali”, ”Uluslararası İstanbul Müzik Festivali”, ”Uluslararası İstanbul Film Festivali” ile ”Uluslararası İstanbul Caz Festivali” İstanbul’un aynı zamanda bir ”kültür kenti” olduğunu tüm dünyaya kanıtlıyor.

EMITT, turizmde tanınmak isteyen illeri her yıl İstanbul’da toplarken, Tasarım Fuarı Design Week, İstanbul Shoping Fest, İstanbul Kültür Gezileri, Uluslararası Mücevher, Takı, Gümüş, Saat ve Malzemeleri Fuarı, Türk Dünyası Çağdaş Edebiyat Günleri, Kırım Müzik ve Dans Günleri, Türk Dünyası Tiyatro Festivali, Uluslararası İstanbul Film Festivali, Uluslararası CRR Çocuk Festivali, Uluslararası CRR Gençlik Festivali, Türk Dünyası Kukla Tiyatroları Festivali, Tataristan Kültür Günleri, Fetih Şenlikleri, Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali, Uluslararası İstanbul Müzik Festivali, Uluslararası Boğaziçi Festivali, Şile Bezi Kültür ve Sanat Şenliği, Kartal Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali, Uluslararası İstanbul Bienali, Uluslararası CRR Mistik Müzik Festivali, Türk Dünyası Sinema Günleri, Uluslararası CRR Piyano Festivali şehrin önemli etkinlikleri arasında yer alıyor.

 ANTALYA’DA KEŞKEK, MANTAR FESTİVALİ

Antalya’daki etkinliklerde ise karpuz, bal, elma, mantar, keşkek, kardelen, ayran, başak, erik, üzüm, balık ile kültür ve turizm alanlarında festivaller yapılıyor. İl genelinde çeşitli şenlikler ve anma törenleri de düzenleniyor.

 ‘MAHALLEDE ŞENLİK VAR’

Flamingo ve Yumurta Festivali

Siyasetin merkezi Ankara ise daha çok sanatsal ve yöresel festivallere ev sahipliği yapıyor. Ankara Uluslararası Film Festivali, Uluslararası Ankara Caz Festivali, başkentteki kültür yaşamında en ön plana çıkan uluslararası nitelikteki etkinlikler iken, İşçi Filmleri Festivali, Gezici Festival, Tarihi Türk Müziği Konser ve Gösterileri, Mahallede Şenlik Var etkinlikleri de Ankara’daki diğer önemli organizasyonlar arasında yer alıyor. Ayrıca başkentte bu yıl ilk kez Shopping Fest de düzenlenecek.

İlçeler arasında en fazla etkinliğin yapıldığı Altındağ’da bahar konserleri, Hacı Bayram Veli Anma Günü Etkinlikleri, Uçurtma Şenliği, Ankara Kale’si Şenlikleri, şiir akşamları, Geleneksel Karapürçek Yağlı Güreşleri, Halk Oyunları Festivali düzenleniyor.

Başkentin merkez ve ilçelerinde ise bu yıl birbirinden değişik festival ve etkinlikler düzenlenecek. Etimesgut’ta tiyatro, resim, müzik ile

Yesiluzumlu Kuzugobegi Mantar Festivali

izcilik konularda şenlikler; Yenimahalle’de şenliklerin yanı sıra Aşıklar Şöleni, Uluslar Arası Kültür Sanat ve Dostluk Günleri etkinlikleri; Sincan’da Lale ve Geleneksel Kavun festivalleri; Ayaş’ta Geleneksel Dut Tarihi Evler Kültür ve El Sanatları Festivali; Beypazarı’nda Geleneksel Tarihi Evler, El Sanatları, Havuç ve Güveç Festivali, Eğriova Yayla Festivali, Kırbaşı Hasat Festivali ve Açık Tarım Fuarı, Gölbaşı’nda Uluslararası Göller-Andezit ve Sevgi Çiçeği Festivali; Bala’da Buğday Hasat Festivali; Çubuk’ta Vişne Festivali, Uluslararası Çubuk Turşu ve Kültür Festivali; Kızılcahamam’da Su Festivali; Çamlıdere’de Doğa Festivali; Nallıhan’da Tabduk Emre’yi Anma Töreni, Tabduk Emrenin Kızı Bacım Sultanı Anma Töreni; Kalecik’te Uluslararası Kalecik Karası Üzüm Festivali; Kazan’da Gençlik Şöleni düzenlenecek.

 EN AZ ETKİNLİK DOĞU VE GÜNEYDOĞU’DA

Yıl boyunca en az etkinlikler ise Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da gerçekleştiriliyor. Şırnak’ta ”Koyun Kırpma Kültür, Sanat ve Yayla Şenlikleri Festivali”, Muş’ta ise ”Malazgirt Zaferi Kutlamaları” bu kentlerdeki tek etkinlik olma özelliğini taşıyor. Hakkari’de ”Berçelan Şenlikleri” ve ”Kuzu Kırpma Şenlikleri”, Mardin’de ”Sine Mardin Uluslararası Film Festivali”, ”Mardin Gençlik Çocuk Tiyatro Festivali”, Ağrı’da da ”Doğubayazıt Kültür Sanat ve Turizm Festivali”, ”Aşıklar Şenliği” yapılıyor. Ayrıca, Iğdır, Afyonkarahisar’da ve Bayburt’ta yıl içinde 2’şer, Kars, Tunceli ve Kırıkkale’de 3’er, Niğde, Nevşehir ve Adıyaman’da 4’er etkinlik düzenleniyor.

Ege Bölgesi’nde İzmir’in dışında Manisa, Uşak gibi illerde etkinlik sayısı 10’nun altında kalırken, diğer illerdeki etkinlik sayıları ise şöyle:

Yesiluzumlu Kuzugobegi MantarFest

Adana’da 24, Aksaray’da 6, Amasya’da 21, Artvin’de , Aydın’da 14, Balıkesir’de 28, Bartın’da 9, Bolu’da 7, Burdur’da 16, Çanakkale’de 30, Çankırı’da 11, Çorum’da 13, Denizli’de 20, Erzincan’da 14, Erzurum’da 11, Eskişehir’de 14, Gaziantep’te 13, Giresun’da 18, Gümüşhane’de 28, Hatay’da 10, Isparta’da 15, Karabük’te 4, Karaman’da 10, Kastamonu’da 17, Kayseri’de 22, Kırşehir’de 3, Kocaeli’de 18, Konya’da 63, Kütahya’da 14, Malatya’da 10, Mersin’de 26, Muğla’da 28, Nevşehir’de 8, Niğde’de 8, Ordu’da 22, Osmaniye’de 6, Rize’de 10, Sakarya’da 20, Samsun’da 9, Sinop’ta 9, Sivas’ta 24, Tekirdağ’da 8, Tokat’ta 38, Trabzon’da 38, Uşak’ta 9, Yalova’da 7, Yozgat’6ta, Zonguldak’ta 9.

Öte yandan, Kültür ve Turizm Bakanlığı, bu yıl birçok ilde toplam 48 etkinliğin konaklama, yemek, kokteyl, hediyelik eşya ve tanıtıcı materyal gibi ihtiyaçlarını karşılanması için destek verecek. Buna göre, Ankara, İstanbul, Antalya, Van, Diyarbakır, Konya, Afyonkarahisar ve İzmir’in yanı sıra, Muğla, Mardin, Çanakkale, Erzurum, Karabük, Bursa’da da birer etkinliğe maddi destek sağlanacak.

Türkiye’nin hemen hemen tüm merkez, ilçe ya da belde belediyeleri de bölgelerinde kültürel varlıkları tanıtarak gelecek kuşaklara taşırken aynı zamanda da sosyal yardımları da etkinlik ve şölen havasında gerçekleştiriyor.

Bu kapsamda belediyeler geleneksel sünnet şölenleri, geleneksel düğün şölenleri, ramazan ayı etkinlikleri, ve kurtuluş günü gibi etkinlikler yapıyor.

 FLAMİNGODAN BAMYAYA İLGİNÇ FESTİVALLER

Adana’da Karpuz Şenliği, Afyonkarahisar’da Flamingo ve Yumurta Festivali, Katmer Şenliği, Gurbetçiler Festivali, Kaymak Festivali, Amasya’da Şarlayık Şenliği, Çiçek Bamya Şenliği, Ankara’da Çubuk Turşu Festivali, Bolu’da Beyaz Et Festivali, Çanakkkale’de Altın Sardalya Kültür ve Sanat Festivali, Kars’ta Beyaz-Uykusuz-Uzakta Kültür Sanat Festivali, Manisa’da Manisa Tarzanı ve Çevre Günleri ile Çağlak Festivali ve Zeytin Şenlikleri, Mersin’de Geleneksel Batırık Şöleni, Muğla Kuzu Göbeği–Mantar Festivali, Samsun Selesepet Top Kandil ve Kavun Karpuz Yarışması gibi etkinlikler isimleriyle dikkati çekiyor.

Adına en çok festival ve etkinliğe veren meyvelerin başında ise kiraz, kayısı, dut, ceviz ve incir gelirken, öte yandan bazı bölgelerde de akarsuların nehirlerin ve barajların adını taşıyan festivaller insanları bir araya getiriyor.

Kaynak : [-]

2013 yılında gerçekleştirilecek Venedik Bienali 55. Uluslararası Sanat Sergisi’nde Türkiye Pavyonu’nun küratörlüğünü Emre Baykal üstlenecek.

Emre Baykal

Koordinasyonunu İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın yürüttüğü ve TC Dışişleri Bakanlığı Tanıtma Fonu Kurulu’nun desteğiyle gerçekleştirilen Venedik Bienali Türkiye Pavyonu’nun sponsorluğunu 2011 yılında olduğu gibi 2013 yılında da Fiat üstleniyor.

Venedik Bienali 55. Uluslararası Sanat Sergisi Türkiye Pavyonu Küratörü Emre Baykal, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın Türkiye Pavyonu için oluşturduğu Esra Aysun, Cengiz Çekil, Mine Haydaroğlu, Adriano Pedrosa ve Cristiana Perrella’den oluşan Danışma Kurulu tarafından seçildi.

İstanbul Bienali’nde, 1995-2000 yılları arasında Yönetmen Yardımcılığı yapan Emre Baykal, 2000-2005 yılları arasında ise yönetmen olarak çalıştı.

2005 yılında, Fulya Erdemci’yle birlikte bir kamusal alan projesi olan “İstanbul Yaya Sergileri II: Tünel-Karaköy”ün eşküratörlüğünü üstlendi.

2005-2008 arasında Sergiler Direktörü olarak çalıştığı santralistanbul’da, 1950’li yıllardan 2000’li yıllara Türkiye’de modern ve çağdaş sanatın tarihine odaklanan “Modern ve Ötesi” başlıklı açılış sergisini yönetti.

2009 yılında davet edildiği Depo’da kısa bir süre Sanat Yönetmeni olarak da görev yapan Emre Baykal, halen bir Vehbi Koç Vakfı projesi olan Arter’de Sergiler Direktörü ve Küratör olarak çalışıyor.

Emre Baykal’ın küratörlüğünü üstlendiği grup sergileri arasında “İkinci Sergi” (Arter, 2010-2011); “Görünmezlik Taktikleri” (Daniela Zyman’la beraber; T-BA21, Viyana; Tanas, Berlin; Arter, İstanbul, 2010-2011); “Mahrem” (Nilüfer Göle’nin “Batı-Dışı Moderniteler Projesi” kapsamında, santralistanbul; Kunsthalle Wien Project Space; Tanas, Berlin, 2007-2008); “Transfer” (NRW Kultur Sekretariat işbirliğiyle ve Başak Doğa Temür eşküratörlüğünde, santralistanbul, 2007); 24. İstanbul Çağdaş Sanatçılar Sergisi (Susan van de Ven ve Marcus Graf’la beraber; Aksanat, 2005); “Ziyaretçi” (Rob Perree’yle beraber; Galerist, 2004) yer alıyor.

Emre Baykal, Mona Hatoum (“Hâlâ Buradasın”, Arter, 2012), Kutluğ Ataman (“Mezopotamya Dramaturjileri”, Arter, 2011), Deniz Gül (“5 Kişilik Bufet”, Arter, 2011) ve Ali Kazma’nın (“Engellemeler”, YKY Kâzım Taşkent Sanat Galerisi, 2010) kişisel sergilerinin de küratörlüğünü üstlendi.

Pek çok yayına ve sergi kataloğuna yazılarıyla katkıda bulunan Emre Baykal, 2008 yılındaYapı Kredi Yayınları Türkiye’de Güncel Sanat dizisinden yayımlanan Kutluğ Ataman, Sen Zaten Kendini Anlat başlıklı monografinin de yazarıdır.

Venedik Bienali Türkiye Pavyonu, 2006 yılından bu yana İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın koordinasyonunda gerçekleştiriliyor.

2007 yılında Venedik Bienali’nde Türkiye’yi Vasıf Kortun küratörlüğünde Hüseyin B. Alptekin, 2009 yılında Başak Şenova küratörlüğünde Banu Cennetoğlu ve Ahmet Öğüt, 2011 yılında ise Fulya Erdemci küratörlüğünde ve Danae Mossman’ın küratöryel işbirlilğiyle Ayşe Erkmen temsil etmişti.

İstanbul Tasarım Bienali, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, Eren Holding, Koray Şirketler Topluluğu, Vestel ve VitrA eş sponsorluğunda 13 Ekim–12 Aralık 2012 tarihleri arasında gerçekleştirilecek

İstanbul Tasarım Bienali’nin etkinlik programını anlatmak, bienalin teması ve sergi içeriğiyle ilgili bilgileri paylaşmak amacıyla, 12 Mart Pazartesi akşamı Galata özel Rum İlköğretim Okulu’nda bir basın toplantısı düzenlendi.

İstanbul Tasarım Bienali, 13 Ekim- Aralık 2012 tarihleri arasında, Emre Arolat ve Joseph Grima küratörlüğünde, Londra Tasarım Müzesi Direktörü; ve aynı zamanda İstanbul Tasarım Bienali Danışma Kurulu üyesi olan Deyan Sudjic’in önerisi ile belirlenen “Kusurluluk” ; (Imperfection) teması altında gerçekleştirilecek. İstanbul Tasarım Bienali sergileri, kentsel tasarım, mimarlık, endüstiri ürünleri tasarımı, grafik tasarım, moda tasarımı, yeni medya tasarımı gibi başlıca alanlar ve ilgili tüm yaratıcı ürün  ve projeleri kapsayacak. Bienal sergileri, İstanbul Modern ve Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’nda yer alırken, etkinlikler şehrin farklı noktalarına yayılacak.

Basın toplantısına, İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı ve İstanbul Tasarım Bienali Direktörü Özlem Yalım Özkaraoğlu’nun yanı sıra İstanbul Tasarım Bienali küratörleri Emre Arolat ve Joseph Grima konuşmacı olarak katıldı. Toplantıda, bienal temasını ayrı ayrı yorumlayarak, bağımsız iki yaklaşım sunacak küratörlerden Emre Arolat “Müsibet” ; Joseph Grima da “Adhokrasi”; başlıklarını taşıyacak sergilerinin detaylarını ilk defa basın mensuplarıyla paylaştı.

Basın toplantısında ayrıca, İstanbul Tasarım Bienali vesilesiyle ilk defa bir  kürel etkinliğe ev sahipliği yapacak Galata Özel Rum İlk Öğretim Okulu adına Yönetim Kurulu Başkanı Meri Komorosano da kısa bir konuşma yaptı.

İstanbul Tasarım Bienali, sektörün yaratıcı ve önde gelen dört firmasının eş sponsorluğuyla gerçekleştirilecek. Bienalin eş sponsorlarından Eren Holding adına Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Eren, Koray Şirketler Topluluğu’nu temsilen Koray İnşaat CEO;su ve Yönetim Kurulu Üyesi M. Şamil Çapar, Vestel adına Vestel Şirketler Grubu İcra Kurulu Başkanı  Ömer Yüngüm ve VitrA adına Eczacıbaşı Yapı  Ürünleri Grubu Başkanı Hüsamettin Onanç da basın toplantısına katıldı.

İstanbul Tasarım Bienali Hakkında  (Detaylı bilgi için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz)

Tasarımın üretime, ekonomik kalkınmaya, sosyal ve toplumsal gelişime, kültürel etkileşime ve bireylerin yaşam kalitesine olumlu etkisini vurgulamayı hedefleyen İstanbul Tasarım Bienali’nin ilki 2012 yılında gerçekleştirilecek.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen İstanbul Tasarım Bienali’nin çalışmaları, yurtiçi ve yurtdışında kendi alanlarında önde gelen isimlerden oluşan bir danışma kurulunun katılımı ile yürütülüyor. Yaratıcı endüstrilerde yer alan tüm aktörler belirlenen tema doğrultusundaki fikir, proje, söylem veya ürünleri ile bienale başvuruda bulanabilecekler.

Neden İstanbul?
Türkiye’de son dönemde ivme kazanan ekonomik ve endüstriyel kalkınmayla birlikte yaratıcılık ve yenilikçilik de önem kazandı. Günden güne gelişen potansiyeli ve çokkültürlü yapısıyla İstanbul, yaratıcı endüstrilerin yerel merkezi konumunda bulunuyor; global bir merkez olma yönünde de hızla ilerliyor. İstanbul ve çevresindeki coğrafyadan doğan farklı bakış açılarının küresel çerçevede oluşmuş tasarım söylemlerini zenginleştireceği inancıyla yola çıkan İstanbul Tasarım Bienali, son dönemde hareketlenen yenilikçi ve yaratıcı çalışmalara İstanbul’un katılımını sağlamayı amaçlıyor.
Tasarım Bienali , öncelikli olarak kamuoyundaki “tasarım” farkındalığını arttırmayı, ülke için tasarım ve yenilikçilik politikalarının oluşumuna katkı sağlayacak bir platform oluşturmayı, ulusal ve uluslararası ölçekte bir tasarım arşivinin ve kaynakçasının oluşturulmasına katkıda bulunmayı, global tasarım problemlerine çözümler sunmayı ve bu coğrafyadaki yaratıcı potansiyeli ortaya koymayı hedefliyor.

TASARIM BIENALI TEMASI

Londra Tasarım Müzesi Direktörü ve İstanbul Tasarım Bienali Danışma Kurulu Üyesi olan Deyan Sudjic’in önerisi ile;

İlk İstanbul Tasarım Bienali’nin teması Kusurluluk / Imperfection. Böyle bir temanın içeriğini incelemek için İstanbul’dan daha iyi bir şehir olamaz, çünkü sonsuz katmanları olan bu şehir sürekli gelişen kentsel, sosyal ve kültürel değişimin getirdiği bir canlılığa sahip. Bir şehir olarak İstanbul kusursuzluktan çok uzak, buna karşın dünyadaki en enerji verici ve en hareketli şehirlerden birisi. Bu şehrin kendine has özelliği, bu kusurluluğun doğurduğu belirsizlik ve geçicilik durumu. Bir tema olarak kusurluluk bir yandan İstanbul’un farklı yaratıcı potansiyeline övgü niteliği taşırken, bir yandan da günümüz dünyasında tasarım ile ilgili geniş bir bakış açısının oluşumunu destekleyecek. Dünyaya İstanbul hakkında bir şeyler söylerken çağdaş tasarımın doğası adına keskin bir bakış açısı sunacak. Kusurluluk eski kavramlara yeni bir bakış açısı ile yaklaşıyor. Bir Japon konsepti olan “Wabi”ye, yeni olarak süreksizlik, geçicilik ve kusurluluk katıyor. Yeni nesiller için harekete geçirici olan kusurluluk, aynı zamanda ütopik bir bakış açısından vazgeçtiğimizi, onun yerine gündelik hayatın dağınık gerçekliğiyle çalışmaktan ilham aldığımızı kabullenmek anlamına geliyor.

Makine üretiminin kalitesi göz önünde tutulduğunda, kesinlik veya tekrar gibi kavramların arayışına girmek bir anlam taşımıyor. Bu şekilde, algılanan standartlar ve süreçlerden sapmak olası hale geliyor. Kusurluluk ile çalışmak her zaman kusursuzluk ile çalışmaktan zor olmuştur. Mükemmel bir obje yaratmaya çalışmak, tasarladığınız her birleşim yerinde, attığınız her dikişte, şekillendirdiğiniz her yüzeyde nereye ulaşmanız gerektiğini bilmek demektir. Ancak kusurlulukta olumlu nitelikler ararken bir sürece ya da kavramsal bir çerçeveye gözünüz kapalı bir şekilde inanıp, yalnızca beceri, istikrar ve tutarlılıkla istediğiniz sonuca ulaşmayı bekleyemezsiniz. Her karar kişisel bir seçimdir; bir felsefenin sonucu değildir.

Bir tasarımcı için kusurluluk özelliklerinin arayışında önemli olan nokta, alınan estetik kararları haklı çıkarma gerekliliğidir. Kusursuzluk, bir objenin kolayca sahip olacağı bir nitelik değildir ancak bir kavram olarak açık ve anlaşılırdır. Seri üretim çağında kusursuzluk aynı objeden yüzlerce, binlerce ve belki de milyonlarca üretebilme olasılığının güvencesi haline gelmiştir. Kusursuzluk kelimesinin kendisi, ima ettiği özellikleri taşıyan orijinal bir objenin varlığına işaret eder. Bu tarz objeler, kendine has özellikler taşımaktan ziyade, başka bir şeyin mükemmel kopyaları olarak kabul edilirler.

Seri üretim objeleri, orijinalin olmadığı, prototip ya da modellerin bulunduğu bir çağın ürünüdür. Buradaki odak nokta, objelerin seri olarak üretilmiş olmasının doğasıdır. Bu, belli bir üretime ait tüm Volkswagen’ların birbiriyle aynı olması demektir. Mekanik yeniden üretim çağında, Walter Benjamin’in sanatın “aura”sı adını verdiği özelliğe sahip olan ve diğer objelerden ayırt edilebilecek tek bir ideal obje yoktur. Bunun aksine, çoğunluk için bir performans vaadi vardır. Her araba aynı özelliklere sahiptir; bu da modelin özellikleridir. Bir açıdan da bu, insanın ayırt edici ve kişiye özgü olana yönelik arzularının, yani sahip olduklarımızı yalnızca bize ait kılma içgüdüsünün tam tersidir. Kusursuzluk arayışı, seri üretim çağının erken dönemlerindeki anlayışın bir parçasıdır. Kusurluluk gibi bir kavramın çekim alanını keşfetmek tasarımcıyı çok daha korumasız bir duruma sokar; sanki bir güvenlik ağı yokmuş gibi, tasarım sürecindeki her adım bir karar vermeyi gerektirir.

Şu anda, endüstriyel üretimi yeni bir çok yönlülük seviyesinde kullanma imkânımız var. Bu, makinelerin elle yaratılmış gibi görünen objeler üretmesi demek değil; 19. yüzyılın başından beri üretimin görünen yüzünün arkasında olan bir şey. Makine üretiminin kalitesi göz önünde tutulduğunda, kesinlik veya tekrar gibi kavramların arayışına girmek bir anlam taşımaz. Çeşitlilik ve bireysellik gibi değerleri bu sürece katmak mümkün hale gelir. Parlak yüzeylerin yerini daha az cilalanmış yüzeyler alır. Saf geometri, mümkün olan tek biçim dili olmaktan çıkar. Katkısız renk, yerini bulanık karışımlara bırakır. Simetri, tek seçenek değildir.

Nesnelere bir bireyin sahip olduğu karizmayı kazandırmak üzere seri üretim yöntemleri ile uğraşırken muhtemel belirsizliklerden yararlanmayı çekici kılan da ürettiğiniz her vazonun, her camın ve hatta her sandalyenin diğerlerinden farklı ve bazı açılardan ayırt edilir şekilde kişisel olduğunu açıkça ortaya koymaktır. Bu, endüstriyel olanı yumuşatmak ve evcilleştirmek demektir.

KÜRATÖRLER

Emre AROLAT

1986’da MSÜ Mimarlık Fakültesi’nden mezun olduktan sonra 1986-87 yıllarında ABD Washington D.C.’de Metcalf Mimarlık Bürosu’nda çalıştı. 1987-2004 yılları arasında Arolat Mimarlık’ta, Şaziment ve Neşet Arolat’la birlikte tasarımcı ortak olarak çalışan Emre Arolat, 2004 yılında Gonca Paşolar ile birlikte EAA-Emre Arolat Architects’i kurdu. Proje ve uygulamalarıyla kazandığı ödüller arasında 2005 Mies van der Rohe Award for European Architecture ( Highly Commended), 2006 AR Awards for Emerging Architecture (Highly Commended), 2010 Cityscape Dubai Awards, 2011 MIPIM AR Future Projects Awards, 2011 Green Good Design Awards ve 2011 WAF ( World Architecture Festival) Awards ( Highly Commended) yer alıyor. Atölye yürütücüsü ve jüri üyesi olarak pek çok üniversitede görev alan Emre Arolat, İpekyol Tekstil Fabrikası yapısı ile 2010 yılında Aga Khan Mimarlık Ödülü’nün sahibi oldu. EAA’nın küratörlüğünü üstlendiği “Nazaran…/With regard to…”, “An/Moment” ve ”Fabrika/The Factory” sergileri, ofisin projeleri kadar mimarlık yaklaşımının da geniş kitlelerce paylaşılmasını sağladı. EAA’nın “Emre Arolat-Yapılar/Projeler 1998-2005”, “Dalaman Havalimanı”, “…nazaran” ve “Fabrika” isimli kitapları bulunuyor.

 

 

Joseph GRİMA

Milano’da Çalışmalarını Milano’da sürdüren mimar, editör, yazar ve küratörJoseph Grima, Milano’da Gio Ponti tarafından kurulan ve çağdaş mimari, tasarım ve sanat alanlarında uluslararası bir üne sahip bir dergi olan Domus’un genel yayın yönetmenliğini yürütmektedir. New York’ta bulunan, kâr amacı gütmeyen ve mimarlık ile sanat dallarında yaratıcı pozisyonların gelişmesine adanmış bir galeri ve etkinlik alanı olan Storefront for Art and Architecture’ın eski direktörüdür. Çalışmaları Venedik Mimarlık Bienali, Experimenta ve New York’taki New Museum gibi mekân ve etkinliklerde yer almıştır. Abitare, Volume, Bracket, Urban China ve New Geographies gibi pek çok kitap, dergi ve süreli yayının editörlüğünü üstlenmiş ve katkıda bulunmuştur. En son Moskova’daki Streka Institute of Media, Architecture and Design’da olmak üzere Avrupa ve Amerika’da ders vermiş ve konuşmalar yapmıştır. Vitra Tasarım Müzesi ve Shorefast Foundation’ın danışma kurulu üyeleri arasındadır.

Adhokrasi

yazan Joseph Grima

Küratörlüğünü Joseph Grima’nın üstlendiği Adhokrasi, birinci İstanbul Tasarım Bienali’nin iki ana sergisinden birisidir.

Bir sanayileşme ve modernite disiplini olarak tasarım, kuruluşundan itibaren çağdaş varoluşun hemen her cephesine etki etmiş – hatta bu varoluşu tanımlamıştır. Tasarım eylemleri kentlerden, yazıtiplerine, mimariden, taşıtlara, objelere, arayüzlere ve altyapısal sistemlere kadar yaşamlarımıza doygunluk noktasında nüfuz ediyor. Tasarım artık her zaman, her yerde ve bu haliyle neredeyse görünmezliğe bürünmüş durumda. Bulunduğu noktada gündelik hayatın içine öylesine işlemiş ki tasarımın aslında geniş bir etki alanı olan, kaçınılmaz surette politik bir aktivite olduğunu unutuyoruz. Oysa bugün tasarım kısa ve çelişkilerle dolu tarihinin en önemli kavşaklarından birinde duruyor.

Sosyal ve kültürel organizasyonun baskın üslubu olarak “network” (iletişim ağı) modelinin gelişiyle, bugün çok temel bir değişim gerçekleşiyor. Tasarım artık Fordist sanayiciliğin yukarıdan aşağıya modeline uygun şekilde, çoğunluğun kullanması için tüketim ürünleri meydana getiren seçkin azınlığın egemenliğindeki bir alan değil. Kitlesel pazarlar için sabit obje üretimi tanımının ötesine taşındığı bir evrim geçiriyor, coğrafi merkezi Batı’dan başka yerlere kayıyor. Anında bilgi paylaşımı, sayısız uluslarötesi iletişim ağının ortaya çıkışı, yeni üretim teknolojileri ve rekabet kültürü yerine işbirliği kültürüne doğru yönelen kolektif dürtülerin bileşimi tasarım eyleminin ekonomik ve politik bağlamda yeniden yorumlanması gerektiğini öneriyor.

Bu yeni paradigma, tasarımın üstlenebileceği ve henüz başlangıç aşamasında olan bir role işaret ediyor. Tasarıma düşen bu rol, öz-örgütlenme, karşılıklı etkileşim platformları üretme ve kökleşmiş üretim ağlarının güçlendirilmesi gibi alanlarda işlev göstererek toplumu şekillendirme olabilir. Açık-kaynak (open-source) hareketinin ortaya çıkışı; ekonomik mikro-üretim teknolojilerinin devreye girişi; hacker and maker (yetenekli ve zeki bilgisayar kurtları) kültürünün patlaması; Arduino gibi projeler sayesinde teknolojinin demokratikleşmesi ve Kickstarter gibi katılımcı platformlar – tüm bunlar tüketim kültürünün yerleşik geleneklerinden uzaklaşan ideolojik bir dönüşüme, tasarımın toplum içinde yeni bir rol üstlendiğine ve son kullanıcıların yalnızca pasif tüketiciler değil aktif aracılar oldukları yeni bir anlayışın başlangıcına işaret ediyor. Bugün ilk defa, devletlerin veya büyük şirketlerin stratejileri ile bireylerin taktiklerinin etki alanlarında bir denkleşme ihtimali doğdu ve buna karşılık yerleşik iktidar yapıları da süratli bir evrim sürecine girdiler.Birçok açıdan tasarım, dünyanın geleceğine dair hızla gelişen çelişkilerin sahnesi konumunda. Tasarımın kendine ait yeni bir dil arayışı aslında yeni ağ örgüsü içerisinde bir halk tabakası oluşturulma uğraşı niteliğinde.

Adokrasi çağına hoşgeldiniz. Bürokrasinin tam karşıtı olan adokrasi yeni fırsatlar yakalamak, öz-örgütlenmeyi hayata geçirmek, yeni ve beklenmedik üretim metodolojileri geliştirmek için kabullenilmiş gelenekleri ve iktidar yapılarını teğet geçer. “İletişim Ağı”nın yatay ve rizomatik* dünyasında yaşar ve bu dünyada yenilik – becerikli, yıkıcı, dogma karşıtı, spontane – her yerden gelebilir.

Adhokrasi: Başvurular için çağrı

➝ Başkalarının da tasarım yapmalarını, kendi kendilerine organize olmalarını ve işbirliklerine imkan veren projeler arıyoruz.
➝ “Tasarımcı”, “üretimci” ve “tüketici” arasındaki geleneksel, dengeli ve üçgen ilişkiyi sarsan projeler arıyoruz.
➝ Tasarım pratiğinin siyasi etkilerini vurgulayan projeler arıyoruz.
➝ Yenilikçi (innovative) yapım ve üretim metodolojilerine deneysel yaklaşan projeler arıyoruz.
➝ Bir siyasi aktivizm biçimi olarak tasarımı kullanan projeler arıyoruz.
➝‘Network’lerden doğan veya ‘network’lerde işlev gösteren projeler arıyoruz.
Geleneklere uymayan* ekonomik modeller öneren projeler arıyoruz.
➝ Açık-kaynak (open-source) hareketinin ve gündelik yaşam üzerine etkilerinin sınırlarını zorlayan projeler arıyoruz.
➝ Geleneksel teknikleri ve uzmanlık bilgi ve becerisini yeni araçlar ve teknolojilerle birleştiren projeler arıyoruz.
➝ Müellifi olmayan veya sayabileceğinizden çok daha fazla müellifi olan projeler arıyoruz.
➝ Dogma karşıtı projeler arıyoruz.
➝ Varolan tasarımları yeni kullanım şekillerine uyarlayan projeler arıyoruz.
➝ Kabullenilmiş tasarım tanımlarına meydan okuyan projeler arıyoruz.

*rhizome: kök, gövde

*geleneklere uymayan: Küratörün orijinal metnindeki terim unorthodox’dur.

Musibet

yazan Emre Arolat

Küratörlüğünü Emre Arolat’ın üstlendiği Musibet, birinci İstanbul Tasarım Bienali’nin iki ana sergisinden birisidir.

Büyük Dönüşüm Ekseninde, Tasarımda Bağlam ve Anti-Bağlam’ın Estetizasyonu

13 Ekim – 12 Aralık 2012 tarihleri arasında İstanbul’da ilk kez düzenlenecek olan İstanbul Tasarım Bienali kapsamında İstanbul Modern’de yer alacak olan serginin kentsel ve mimari tasarım alanındaki omurgasının, ilk bakışta birbirine zıt gibi gözükseler de her birinin son derece güncel ve yaygın olmasıyla birbirlerine şaşırtıcı bir biçimde yaklaşan iki tasarım yönelimi arasında kalan sıkışık alan üzerinden kurgulanmasını öngörülüyor. Bunlardan biri bağlamın ve özgüllüğün, diğeri ise bağlamsızlığın ve yeniciliğin estetizasyonu. İlki bağlamı kudretli yönetimlerin elinde araçsallaştırır ve içini tehlikeli bir sahte-tarihselcilik dayatmasıyla doldururken ikincisi yersizliği parlatmanın peşinde koşuyor. Bu iki kutbu doğuran ve besleyerek günden güne gürbüzleştiren gösteri dünyası ile bu dünyayı temsil eden yaygın tasarım medyasının kritiği bu serginin ana hedeflerinden. Ancak belki daha da önemlisi bu eleştirel pozisyonun kentsel ve mimari tasarımı taze bir özgürleşme alanı olarak açığa çıkarma potansiyeli
Bienal’in eş küratörlerinden olan Emre Arolat tarafından kaleme alınan “Gösteri dünyasında özgül bir seçenek ve belki de bir umut fidesi olarak İstanbul Tasarım Bienali” başlıklı metin, bu potansiyelin kavramsal çerçevesini oluşturmayı amaçlıyor.

Bu çerçeve bağlamında üretilecek işlerin,

• Kavramsal metinde sözü edilen üst başlık ve alt-nişlerde tanımlanan konulara ilişkin araştırma, dokümantasyon, eleştirel okuma, provokasyon ve benzeri yöntemlerin birini ya da bir kaçını içerecek şekilde kurgulanması,

• Konuyu ele alış biçiminin gerektirdiği ifade şekline uygun olarak iki boyutlu görsel/metinsel yüzeylerden üç boyutlu obje üretimine, kısa/uzun metrajlı filmlerden dijital temsil araçlarına kadar burada sayılmayan her türlü medyanın kullanımı konusunda serbest olması ve başvuruda; kullanılan medya ile konu arasındaki ilişkinin tarif edilmesi,

• Herhangi bir sergi mekanında alansal olarak ne kadar yer tutacağı, hangi malzemelerden meydana geleceği, malzemelerin boyutları ve diğer teknik gereksinimleri ile birlikte yaklaşık bir maliyet analizinin sunulması,

• Yukarıdaki koşulları asgari olarak yerine getirecek şekilde kurgulanması ve başvuruların katılımcının uygun gördüğü herhangi bir formatta hazırlanması,beklenmektedir.

KÜRATÖRYEL EKIP

Adokrasi

Küratör
Joseph Grima

Yardımcı Küratör
Elian Stefa
Ethel Baraona Pohl

Grafik Tasarım
Marco Ferrari, Elisa Pasqual

Web Geliştirici
Elian Stefa

Musibet

 Küratör

Emre Arolat

Yardımcı Küratör
Nil Aynalı

Danışma Kurulu

Mehmet Asatekin
George Beylerian
Levent Çalıkoğlu
Prof. Dr. John Heskett
Defne Koz
Faruk Malhan
Sevil Peach
Deyan Sudjic
İlhan Tekeli
Alexander von Vegesack

Mekânlar

İstanbul Modern

Galata Özel Rum İlköğretim Okulu

 

ETKINLIKLER

Ön Etkinlikler

‘Neden Bienal?’ – Yuvarlak Masa Toplantısı

Atölye Programları

‘Neden Tasarım?’ Uluslararası Tasarımcılarla Soru-Cevap

‘Neden Tasarım, Neden Bienal?’: İstanbul Tasarım Sempozyumu

ETKINLIKLER

Ön Etkinlikler

‘Neden Bienal?’ – Yuvarlak Masa Toplantısı

Atölye Programları

‘Neden Tasarım?’ Uluslararası Tasarımcılarla Soru-Cevap

‘Neden Tasarım, Neden Bienal?’: İstanbul Tasarım Sempozyumu

Üniversite Programı

İstanbul Tasarım Bienali teması “Imperfection/Kusurluluk”, üniversite programı kapsamında, çeşitli tasarım dallarında eğitim veren fakültelerin ilgili bölümlerinin öğrencileri ve liderleriyle yorumlanarak, farklı üniversite projelerinde işlenecek.

Paralel Katılımcılar

Tasarım odaklı firma ve kuruluşlar, Tasarım Bienali süresince kendi mağaza ve stüdyolarında Bienal teması olan “Kusurluluk” ile bağlantılı etkinlikler gerçekleştirebilecekler. Bu etkinliklerin paylaşımcı, katılımcı ve düşündürücü olması hedefleniyor.

Detay için :  http://istanbuldesignbiennial.iksv.org