Yazılar

Dünya Kadınlar Günü ya da Dünya Emekçi Kadınlar Günü her yıl 8 Mart’ta kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gündür. İnsan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılmaktadır.Türkiye’de ise 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı.

Tarihçe

8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 120 kadın işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000’i aşkın kişi katıldı.

26 – 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın “Internationaler Frauentag” (International Women’s Day – Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını öneren Clara Zetkin (solda) Rosa Luxemburg ile.

İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda (3. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısı) gerçekleşti. Adı da “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak belirlendi. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan[kaynak belirtilmeli] Dünya Kadınlar Günü, 1960’lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleşen çeşitli gösterilerde anılmaya başlanmasıyla Batı Bloku ülkelerinde daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etti.

Bununla birlikte Birleşmiş Milletler’in resmi internet sayfasında, günün tarihine ilişkin bölümde kutlamanın New York’ta ölen kadın işçilerin anısına yapıldığı yazılmamıştır.

Türkiye’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Türkiye’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın, ve yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı.

“Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı” programından Türkiye’nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında “Türkiye 1975 Kadın Yılı” kongresi yapıldı. 12 Eylül Darbesi’nden sonra cunta yönetimi tarafından dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmasına izin verilmedi. 1984’ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” kutlanmaya devam edilmektedir.

 

momiji-birthday-girl

İlk bakışta oyuncak gibi görünen Momijiler, aslında yetişkinler için koleksiyon ürünüdür. Bununla birlikte elbette herkes koleksiyon amaçlı almak zorunda değildir bu birbirinden sevimli bebekleri. Reçineden yapılan ve her biri tek tek elde boyanan bu bebekler Asya stilinden ilham almaktadır. Her birinin elle boyanması sebebiyle de, aynı modelden de olsa, birbirinin tamamen aynı iki adet Momiji bebek bulabilmeniz neredeyse imkânsızdır.

Yaklaşık 8cm boyunda olan Momijilerin alt kısmında mesajınızı iletebileceğiniz bir bölüm vardır. Bu ayrıntısı sebebiyle kendisine bir misyon da yüklenmiştir: Sevgiyi yay! Sevgilinize, arkadaşınıza, kardeşinize ya da kime isterseniz hediye edebileceğiniz bir Momiji’nin içerisine ekleyeceğiniz not ile hediyeniz daha da anlamlı hale gelecektir.

Momijilerin eski Japon bebekleri Kokeshilerin modern versiyonu olduğu söylenmektedir. Ancak elbette hem görünüm, hem de malzeme olarak birbirlerinden farklıdırlar. Ayrıca Momiji bebeklerin alt kısmında yer alan not yazabileceğiniz bölme de bu bebekleri Kokeshi bebeklerinden farklılaştırmaktadır.

Momiji bebekler hakkında bilinen bir yanlış ise Japon menşeli olduklarıdır. Ancak Momiji bebekleri bir İngiliz markasıdır ve 2005 senesinde 12 Momiji bebekten oluşan ilk koleksiyon yaratılmıştır. İlk olarak İngiltere’nin küçük bir kasabasında ufacık bir ofiste başlayan serüven şimdi global hale gelmiştir. Şu anda ise İngiltere, Avusturya, Malezya, Avustralya, Şili, Tayland, Almanya, Kanada, Slovenya gibi birçok ülkede yer alan tasarımcılar muhteşem ürünler ortaya çıkarmaktadır.

Momiji Nerede Satılıyor?

Momiji Türkiye distribütörü olan ByWonderland’in websitesinden Momiji siparişi verebileceğiniz gibi, Billstore’dan da Momiji satın alabilirsiniz. Billstore’un tek dezavantajı çok sınırlı sayıda modele sahip olmasıdır. Bu sebeple internet sitesinden, daha fazla seçeneğin arasından seçmek daha keyifli olabilir. Ya da ilk bebeğinizi Billstore’dan seçebilir, bağımlı olmanız durumunda ise ByWonderland’i takip edebilirsiniz.

Momiji edinmenin bir diğer yolu ise ByWonderland’in Instagram üzerinden düzenlediği yarışmaya katılmaktır. Her ay farklı bir hashtag ile açılan ve sonucunda 3 kategoride, kazanana Momiji bebek hediye edilen bu yarışma sayesinde Instagram’da binlerce Momiji bebekli fotoğraf yer almaktadır. Siz de Momijilerinizle orijinal ve sevgi yayan fotoğraflar çekebilir, sonucunda ise yepyeni bir bebeğe sahip olabilirsiniz.

Momiji Bebek Hakkında Bazı Bilgiler

  • Her bir Momiji bebeğinin farklı bir karakteri vardır ve hoşlandıkları şeyler de kendilerine özgüdür.
  • Momiji bebeklerin fiyatları genellikle 45 TL’den başlamaktadır.
  • Yılbaşı ya da sevgililer günü gibi özel durumlar için sınırlı sayıda ve duruma özgü olan Momiji bebekler üretilmektedir.
  • Geçmiş koleksiyonlara vintage momiji denmektedir ve bulunması zaman geçtikçe zorlaşmaktadır.
  • Momiji bebeklerinin altında mesaj saklama kısmı ve içinde de boş not kâğıdı yer almaktadır.
  • Momiji bebeklerini sevenlerin sayısı dünya üzerinde 200.000’i aşmıştır.
  • Önceki yıllarda üretilmiş olan bir Momiji bebek ne kadar popüler olursa olsun tekrar üretilmemektedir. Tam da bu sebeple koleksiyon bakımından değerlidir.

En Güzel Momiji Bebeklerinden Bazıları

Momiji Magique

momiji-magique

Momiji Birthday Girl

momiji-birthday-girl

Momiji Pinku

momiji-pinku

Momiji Lucky

Momiji Lucky

Momiji Frank Seymour Limited Edition

Momiji Frank Seymour Limited Edition

bateri-calmak

bateri-calmakBaşlangıçta bir çift baget ve bir çalışma pedi bateri çalmak yeterlidir.İlk olarak basit stick kontrol etütleri ile baget tutuşumuzu ve tuşemizi geliştiririz.Daha sonra başlangıç notaları ile elleri ve ayakları biribirinden farklı ama beraber çalmayı öğreniriz ki bu aşamada iyi bir hoca ve davula ihtiyacımız olacak.Davul,tercihen apartmanda oturuyorsak bir elektronik davul olmalı.Ama önce iyi bir hoca bulmanızı tavsiye ederim.Bulunduğunuz yerlerdeki hocaları araştırarark işe başlayabilirsiniz.İyi bir araştırma ile size gerçekten faydalı olabilecek bir hoca bulabilirisniz.Burada dikkat edeceğiniz şey eğitmenin öğretmenlik geçmişi ve referanslarıdır.İyi bir hoca sizi boşa çalışmaktan kurtarır ve yolunuzu kısaltır.Gene de bulunduğunuz yerde hoca sıkıntısı varsa internet iyi bir kaynak olabilir.Eğer ingilizeniz de biraz iyiyse uluslararası birçok bilgiye ulaşabilirsiniz.Nota öğrenmeyi önemsemenizi tavsiye ederim.İnternette ‘ tab’ denilen basit parça yazma metodu sizi çok fazla geliştirmeyecektir.’Tab’ işi kolay ama başarısız kısmıdır.Belli bir aşamaya gelene kadar tekniğinizi nota yardımı ile geliştirip daha sonra parça çalmaya çalışın.Unutmayın davulda amaç beyini dörde bölmektir.Nota ise araçtır.

Nota Gerekli midir?  EVET!

Nota şart mıdır? HAYIR…

Nota Neden Gereklidir?

Davul ya da diğer enstrümanları çalarken nota bilmek pratik yapmayı,parça çıkarabilmeyi ya  da bilmediğimiz parçaları çalabilmeyi kolaylaştıran bir araçtır.Bateri ve not beyni dörde bölmeye yarar.Bir hocanın söyleyerek ya da çalarak tarif edemeyeceği birçok etüdü nota ile kolaylıkla çalışabiliriz.Nota amaç değil, araçtır.Nota ile öğrenin sonra tüm bildiklerinizi unutup notasız çalın. Amaç budur..

burs-veren-kurumlar

Kalebodur KSV Bursu

Burs Miktarı       :              belirtilmedi

Başvuru tarihi    :              15 Eylül / 10 Ekim

Burs ilanı             :              bursverenkurumlar.com

Kalebodur Seramik San. A.Ş. şirketleri tarafından kurulan Dr. (h.c.) İbrahim Bodur Kaleseramik Eğitim, Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı olan KSV her yıl olduğu gibi bu yılda öğrencilere burs yarımı yapmaktadır. 2001 yılından bu yana kesintisiz bur yardımı yapan vakıf aynı zamanda öğrencilere staj imkanı da sağlamaktadır.

Öğrenci buluşmaları;

Burs imkanının yanında KSV öğrencileri, yılda iki kez düzenledikleri Geleneksel Öğrenci Buluşmaları etkinliği sayesinde farklı üniversitelerde ki öğrencileri bir çatı altında toplayarak tanışmalarını sağlamaktadır. Çanakkale Kalebodur Seramik A.Ş. fabrikasında düzenlenen toplantılara Kale Grup Şirketlerinden üst seviye yöneticiler de iştirak etmektedir. Üst düzey yöneticilerin yanısıra Grup başkanı Sayın Zeynep Bodur hanımefendi de bu buluşmalara teşrif etmektedir.

Bu buluşmalarda Şartlı Bağış imkanıyla hayırsever vatandaşlar vakfa başvuran öğrenciler arasından seçtikleri öğrencilere burs verebilmektedir. Burs hakkı kazanan öğrenciler KSV tarafından eğitim hayatları boyunca takip edilmektedirler.  Takip edilen öğrencilerin eğitim durumları sürekli olarak bağışçıya bildirilmektedir.

BAĞIŞÇILAR

Eğitim dönemi içerisinde bağışçılar KSV’ye başvurup vakıf denetiminde öğrenci okutabilir. Hayırsever vatandaşlar öğrencileri kendileri seçebilir veya istedikleri özelliklerdeki öğrencileri vakfa bildirip bağışçıya uygun öğrenciler KSV tarafından tespit edilebilir. Bağış verenlerin destek oldukları öğrencilerin özel durumları olursa, kıyafet, hastalık vs. gibi bağışçılar bunları da temin edebilir, karşılayabilir. Bu gibi durumlarda vakıf bağışçılara öğrencinin durumunu bildirmektedir. Bağışçılar burs dışında okuttukları öğrencilere özel günlerde farklı yardımlar da yapabilir, bu gibi durumlarda vakıf ile iletişime geçmeleri yeterlidir. Bağışlarınız için tıklayınız.

BURS BAŞVURULARI;

Dr. (h.c) İbrahim Bodur Kaleseramik Eğitim, Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı bursları bursverenkurumlar.com internet sitesi üzerinden ilan edildikten sonra, 15 Eylül ile 10 Ekim tarihleri arasında KSV internet sitesinden yapılacaktır.

BURS BAŞVURU ŞARTLARI;

  • Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olmak
  • Lisans eğitim alan burs adayları için ara sınıflarda okuyan öğrencilerin başarılı olmaları gerekmektedir. Başarısız dersi olan öğrenciler burs imkanından faydalanamamaktadır. KSV vakfının belirlediği Başarı Kriteri 4’luk Puan sistemi üzerinden en az 2,5, yüzlük puan sistemi üzerinden en az 60 puan almış olmaktır.
  • Endüstri Meslek Lisesi okuyan öğrenciler için alttan dersi olmaması gerekmektedir.
  • (h.c) İbrahim Bodur Kaleseramik Eğitim, Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı tarafından belirlenen okullarda eğitim görmek (bu okullar bursverenkurumlar.com internet sitesinde belirtilmiştir)
  • Burs ihtiyacı olmak

 

BURS BAŞVURUSU YAPABİLECEK OKULLARIN LİSTESİ
Uludağ Üniversitesi
Balıkesir Üniversitesi
Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi
Dokuz Eylül Üniversitesi
Ege Üniversitesi
Hacettepe Üniversitesi
İstanbul Teknik Üniversitesi
Boğaziçi Üniversitesi
Mimar Sinan Üniversitesi
Orta Doğu Teknik Üniversitesi
İstanbul Üniversitesi
Yıldız Teknik Üniversitesi
Marmara Üniversitesi
18 Mart Üniversitesi
Galatasaray Üniversitesi
Karadeniz Teknik Üniversitesi
Anadolu Üniversitesi (Sadece Malzeme Mühendisliği, Endüstriyel Tasarım, İletişim ve Seramik Mühendisliği)
Akdeniz Üniversitesi (Endüstriyel Tasarım, İç Mimari ve Çevre Tasarımı, Grafik, Moda Tasarımı, Cam ve Seramik Bölümü)Burs Başvurusu Yapacak Bölümler
Tasarım (Endüstriyel Tasarım, Grafik Tasarım, Moda Tasarımı)
Mimarlık
İç Mimarlık
Mühendislik Fakülteleri (Endüstri Mühendisliği, İşletme Mühendisliği, Makine Mühendisliği, Kimya Mühendisliği, Malzeme Mühendisliği, Elektrik – Elektronik Mühendisliği, İnşaat Mühendisliği, Uçak Mühendisliği, Uzay Mühendisliği, Maden Mühendisliği, Jeoloji Mühendisliği, Mekatronik Mühendisliği, Bilişim Sistemleri Mühendisliği, Bilgisayar Mühendisliği)
İşletme
Uluslararası İlişkiler
Seramik ve Seramik Mühendisliği
Bilgisayar Teknolojisi ve Bilişim Sistemleri
İletişim
Halkla İlişkiler ve Tanıtım
Halkla İlişkiler ve Reklamcılık
Ulaştırma ve Lojistik
Uluslararası Lojistik ve Taşımacılık

Meslek Liselerinin aşağıdaki bölümlerde eğitim gören 11. Ve 12. Sınıf öğrencileri;
BİLİŞİM TEKNOLOJİLERİ ALANI – Bilgisayar Teknik Servisi
BÜRO YÖNETİMİ VE SEKRETERLİK ALANI – Yönetici Sekreterliği
DENİZCİLİK ALANI – Gemi Elektroniği ve Haberleşme
DENİZCİLİK ALANIGemi Yönetimi
DENİZCİLİK ALANI – Makine Zabitliği
ELEKTRİK-ELEKTRONİK TEKNOLOJİSİ ALANI – Endüstriyel Bakım Onarım
İNŞAAT TEKNOLOJİSİ ALANI – Yapı ve Yüzey Kaplamacılığı
İNŞAAT TEKNOLOJİSİ ALANI – Yapı Yalıtımcılığı
KİMYA TEKNOLOJİSİ ALANI – Boya Üretimi ve Uygulama
KİMYA TEKNOLOJİSİ ALANI – Kimya Laboratuvarı
KİMYA TEKNOLOJİSİ ALANI – Kimya Proses
MUHASEBE VE FİNANSMAN ALANI Bilgisayarlı Muhasebe
MUHASEBE VE FİNANSMAN ALANI – Dış Ticaret Ofis Hizmetleri
MUHASEBE VE FİNANSMAN ALANI – Finans ve Borsa Hizmetleri
SERAMİK VE CAM TEKNOLOJİSİ ALANI – Alçı Model Kalıp
UÇAK BAKIM ALANI – Uçak Gövde-Motor
ULAŞTIRMA HİZMETLERİ ALANI – Lojistik

KSV Burs Kesilme Şartlarını İndir

Burs Başvuru için: http://www.ksvvakfi.org

 


 

Hukuk & Araştırma Vakfı Bursu

Başvuru Tarihi   :              1 20 Eylül

Burs İlanı            :              bursverenkurumlar.com

Burs Miktarı       :              Aylık 600 TL

Hukuk ve Araştırma Vakfı öğrencilere karşılıksız burs desteği sağlamaktadır. Burs başvurusu yapmak isteyen öğrenciler bursverenkurumlar.com internet adresinde ki şartları okumaları gerekmektedir. Burs şartlarını yerine getiren öğrenciler 1 / 20 Eylül tarihleri arasında burslara başvurabilirler.

Hukuk ve Araştırma Vakfı Burs için başvuru şartları;

  1. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak
  2. Burslardan aşağıda belirtilen okullarda okuyan öğrenciler başvurabilir.
    1. Ankara üniversitesi HUKUK fakültesi öğrenci bursu
    2. Gazi Üniversitesi HUKUK fakültesi öğrenci bursu
    3. Hacettepe Ünivesitesi HUKUK fakültesi öğrenci bursu
    4. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi
  3. Lisans ve tezli yüksek lisans öğrencisi olmak
  4. Ekonomik sıkıntıları olan öğrenciler
  5. Okuduğu bölüm içerisinde başarılı olmuş olmak, ilk başvuru için ÖSYM puanı geçerlidir.
    1. Üniversiteye yeni başlayan öğrenciler için ÖSYM puanı baz alınacaktır.
    2. Ara sınıf öğrencileri için başarı derecesi 4 üzerinden en az iki veya 100 üzerinden en az 60 olarak kabul edilecektir.
  6. Lisans eğitimi gören öğrencilerin 25 yaşından büyük olmaması gerekmektedir.
  7. Yüksek lisans eğitimi gören öğrencilerin 27 yaşından büyük olmamaları gerekmektedir.

HUKUK VE ARAŞTIRMA VAKFININ BURS BAŞVURUSUNU KABUL ETMEYECEĞİ KRİTERLER

  1. En az asgari ücret düzeyinde maaş alan ve sürekli çalışan öğrenciler
  2. Yabancı uyruklu öğrenciler
  3. Öğrenimleri uzayan öğrenciler
  4. Doktora yapan öğrenciler
  5. her hangi kurum kuruluş veya vakıftan aldığı burs ya da kredi toplamı 600 lirayı geçen öğrenciler
  6. geçmiş senelere ait alttan ders sayısı 2’in üzerinde olanlar.
  7. Sabıka kaydı bulunan öğrenciler

Burs Başvurusu için: http://hukukarastirmavakfi.com/burs-basvurusu/

 


 

Çamlıca Vakfı Bursu

Başvuru Tarihi    : 01 / 30 Eylül Arası

Başvuru İlanı      : bursverenkurumlar.com

Burs Miktarı        : Belirtilmedi

Kurulduğu günden bu yana 15000 öğrenciye burs yardımı yapan Çamlıca Vakfı 2016 / 2017 eğitim öğretim yılında da öğrencilerin yardımına koşuyor. 1998 yılından beri her sene 1000’den fazla öğrencinin maddi ve manevi olarak yanına koşan vakıf burslarına, bursverenkurumlar.com internet adresinde belirtilen şartlara uyan bütün öğrenciler başvurabilir.

  • Çamlıca Vakfı bursları 01 30 Eylül tarihleri arasında ckyv.com internet sitesinden başvuruları kabul edecektir.
  • Çamlıca Vakfı burslarına aşağıda ki alanlarda eğitim gören öğrenciler başvurabilirler;
    • Ön lisans bursları
    • Lisans bursları
    • Yüksek lisans bursları
    • Doktora bursları
  • Çamlıca Vakfından geçen sene burs alan öğrenciler belirtilen tarihler içerisinde burs başvurularını yenilemek durumundadırlar.

ÇAMLICA VAKFI BURSLARINA KİMLER BAŞVURAMAZ

  1. Dersleri başarısız olan öğrenciler
  2. İlkokul ve ortaokul öğrencileri burs alamaz
  3. Yurtdışında eğitim gören öğrenciler
  4. Ücretli değişim programına katılanlar
  5. Uzaktan öğrenim gören öğrenciler
  6. Açık öğretim öğrencileri
  7. Formasyon öğrencileri burslardan faydalanamazlar

 

Başak Vakfı Bursu

Başvuru Tarihi   : 20 Ağustos / 20 Eylül

Burs ilanı             : bursverenkurumlar.com

Burs Miktarı       : 150 LİRA

Başak kültür ve Sanat Vakfı 2016 / 2017 yılında öğrencilere burs desteği yapmaktadır. Burs başvuruları bursverenkurumlar.com internet sitesinde yayınlandıktan sonra 20 Ağustos / 20 Eylül tarihleri arasında burs başvurusu yapılabilecektir.  Vakıf kuruluşundan itibaren sanat eğitiminde başarı gösteren fakat çeşitli sebeplerden ötürü maddi sıkıntı çeken öğrencilere burs yardımı yapmaktadır.

Burs alacak öğrenciler vakıf tarafından şu kriterlere göre değerlendirilir;

  1. Başak Kültür ve Sanat Vakfı sosyal faaliyetlerine katılanlara
  2. Maddi yetersizlikler nedeniyle eğitim hayatında sıkıntı çeken başarılı öğrencilere
  3. Çeşitli sebeplerle göç etmiş ya da savaş mağduru çocuklara
  4. Ailesi dağılmış çocuklara
  5. Çalışması riskli çocuklara

BURS BAŞVURU ŞARTLARI

Yukarıda belirtilen şartlara uygun olan çocukların yüzde yetmişi kız olması koşuluyla,

  1. İlköğretim
  2. Lise
  3. Üniversite
  4. Konservatuar öğrencileri

BURS BAŞVURU İŞLEMLERİ NASIL YAPILIR?

  1. Öğrenciler burs ihtiyaçları ve özgeçmişiyle birlikte bursverenkurumlar.com adresinde belirtilen [email protected] adresine bildirimde bulunur
  2. Başak Vakfı burs başvuruları vakıf tarafından yetkilendirilen kişiler tarafından incelenir.
  3. Durumları incelenen öğrenciler Ekim ayında görüşmeye davet edilir.
  4. Mülakatı geçen öğrenciler Başak Vakfı bursiyer şartlarına uygunsa, bu şartlar
    1. Aylık gelir gider dengesi
    2. Bölümünün başarı sıralaması
    3. Engellilik durumları
    4. Aile bireylerinin hayatta olup olmadıkları
    5. Sosyal güvenceleri
    6. İş ve çalışma durumları
    7. Başak Kültür ve Sanat vakfı faaliyetlerine katılmaları vb.
  5. Başvuruları olumsuz yanıtlanan öğrencilere eposta ile bildirilecektir.

BURS MİKTARI VE SÜRESİ

Başak Vakfı bursları bursverenkurumlar.com adresinde ilan edildiği duruma göre 2016 / 2017 eğitim yılında 150 TL olarak belirlenmiştir. Burslar ekim ve haziran aylarında ödenir.

*Başak Kültür ve Sanat Vakfından önemli rica; Lütfen telefondan burs başvurusu yapmayınız.


 

Azaklıoğlu Vakfı Bursu

Başvuru Tarihi    : 22 Ağustos / 19 Eylül

Başvuru İlanı      : bursverenkurumlar.com

Burs Miktarı        : Belirtilmesi

Azaklıoğlu Vakfı her yıl olduğu gibi bu yılda öğrencilere burs imkanı sağlamaktadır. Burslar bursverenkurumlar.com adresinden resmen yayınlandıktan sonra Azaklıoğlu Vakfı resmi internet sitesinden BURS BAŞVURU FORMU doldurularak yapılacaktır. Burs başvurusunun ardından Azakloğlu Vakfınca kurulda değerlendirilen bursiyerler, asil ve yedek bursiyer olarak iki farklı değerlendirmeye tabi tutulacaklardır. İlk öncelik asil listede bulunan bursiyer adayları olacaktır.Asil listede adı geçen bursiyer adayları gerekli evrakları gönderdikten sonra vakfın belirteceği tarihte burs ödemelerini alacaklardır. Asil listede olmasına karşın gerekli evrakları tamamlayamayan veya burs almaya yetersiz olan adaylar olursa yedek listedeki adaylar dikkate alınacaktır. Burs tamamen almaya hak kazanan öğrenciler Azaklıoğlu Vakfı resmi sitesinde yayınlanacaktır.

BURS BAŞVURU FORMU’nu doldurmak için tıklayın.


 

Borusan Bursları

Ülkenin en büyük değerlerinden biri olan Borusan Holding, her yıl olduğu gibi bu sene de ihtiyaç sahibi öğrencilere burs yardımı yapmaya devam ediyor. Burslar Borusan Holding adına Borusan Kocabıyık Vakfı tarafından aytılan fon üzerinden verilecektir.

Borusan Vakfı Bursları için başvuru kriterleri;

  1. Borusan Vakfı burslarına başvuracak öğrencilerin yurtiçinde eğitim veren kurumlarda aktif olarak öğrenci olması,
  2. Burs verilecek öğrenciler yönetim kurulu tarafından belirlenecektir.
  3. Borusan Holding bursları bursverenkurumlar.com internet sitesinde ilan edilecektir.
  4. Borusan Holding Borusan Kocabıyık Vakıf burslarından sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları faydalanabilir,
  5. Burslardan faydalanacak öğrencilerin ekonomik duruma ihtiyacı olduğunu belgelemesi gerekir,
  6. Burslar başarı gösteren öğrencilere verilecektir.
  7. Borusan Holding bursları için başarı niteliği, 4’lük sistem üzerinden en az 2.75, 100’lük sistem üzerinden ise en az 70 ortalama sahibi olmaktır.
  8. Burs alacak öğrencilerin başka bir yerde tam zamanlı eleman olmaması gerekmektedir.
  9. Kredi yurtlar kurumu KYK hariç başka herhangi bir kurumdan burs almaması gerekmektedir.
  10. Borusan Holding Borusan Kocabıyık Vakfı Bursları tamamen karşılıksız olup geri ödeme veya karşılığında gönüllü hizmet yada staj gibi şartlar istenmemektedir.
  11. Burslara başvuran öğrenci başarı durumunu belgelemek zorundadır. Yeni kayıt olan öğrenci okula giriş puanını, okumakta olan öğrenci ise ders notlarını gerektiğinde belgelemekle yükümlüdür.

Borusan Holding Borusan Kocabıyık Vakfı Burs verilecek Üniversiteler;

  1. İstanbul Üniversitesi Mühendislik, İşletme ve İktisat Fakültesi
  2. İTÜ Mühendislik, İşletme ve İktisat Fakültesi
  3. Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik, İşletme ve İktisat Fakültesi
  4. ODTÜ – Mühendislik, İşletme ve İktisat Fakültesi
  5. Uludağ Üniversitesi  Hukuk Fakültesi

Yukarıda belirtilen Üniversitelere Kayıt yaptıran öğrenciler, okulların burs ofislerinden başvuru yapabilirler. Belirtilen okullarda bulunan burs ofislerine başvuran öğrencilerin başvuruları okul tarafından onaylandıktan sonra, burs almaya hak kazanan öğrenciler Borusan Holding Borusan Kocabıyık Vakfı tarafından mülakata davet edilecektir.

 

Burs Devamlığı İçin;

  1. Öğrencinin başarılı bir şekilde alttan ders kalmadan sınıf geçmesi,
  2. 15 Eylül tarihinden önce karne veya not çizelgesi olan transkript fotokopilerini Borusan Kocabıyık Vakfına göndermeleri gerekmektedir.

Öğrencinin burs hakkının iptal olma sebepleri;

  1. Başarı gösteremeyen dönem yada sınıf tekrarı yapan öğrencilerin,
  2. Okuldan kaydını sildiren, okuldan ilişiği kesilen, Borusan Kocabıyık Vakfına bildirmeden ve onay almadan okul, öğrenim kurumu değiştiren.
  3. Burs hakkından vazgeçtiğini bildiren,
  4. Başka kurumlardan burs veya aylık alan,
  5. Türk Devleti yasalarına aykırı veya disiplin suçu işleyen,
  6. Tutuklanan veya hapis cezası alan, yasadışı gösteri veya eylemlere karışan,
  7. Yalan ve yanlış beyanat veren,
  8. Borusan Kocabıyık Vakfına gerekli belgeleri belirtilen tarihlerde teslim edemeyen,
  9. Staj haricinde SGK’da sigortalı çalışan olarak görülen öğrencilerin bursları iptal edilir.

 Bursu Kesilen Bursiyerlere burs hakkının tekrar verilmesi;

  1. Bursiyerin aldığı disiplin suçlarının affedilmesi
  2. Tutuklu bulunan bursiyerin tutukluluk halinin kalkması durumunda bursları tekrar verilebilir.

Burslar ilke olarak 1 yıl ve burs süresi, lise ve dengi okullarda okuyan öğrenciler için 10 ay, üniversite öğrencileri için 9 aydır. Müteakip yıllarda bu yönetmeliğin III. maddesindeki koşullara uygunluğu devam edenlere ve I. maddedeki vasıflara sahip olan öğrencilere burs verilir.

BAŞVURU FORMU


 

Yeni Dünya Vakfı Bursu

Burs Miktarı :

  1. Yurtdışı için : 300 TL (KIBRIS İÇİN 200 TL)
  2. Doktora için : 300 TL
  3. Yüksek Lisans için : 250 TL
  4. Lisans için : 200 TL
  5. Önlisans için : 150 TL
  6. Lise ve Üniversite Hazırlık için : 100 TL
  7. İlk ve Ortaokul için : 75 TL

Burs Başvuru Tarihi : 15 Ağustos / 2 Eylül

Yeni Dünya Vakfı her sene olduğu gibi bu sene de eğitim öğretim yılında 15 ağustos ve 2 eylül tarihleri arasında bursverenkurumlar.com adresi üzerinde belirtilen bağlantı üzerinden başvuruda bulunabilirsiniz. Başvuru sonrası olumlu değerlendirilen bursiyer adayları mülakat hakkı kazanmaktadır. Mülakat değerlendirmesi olumlu çıkan öğrenciler 21 eylül tarihinden sonra Yeni Dünya Vakfı resmi adresinde listenecektir.  Listede adı olan bursiyer adayları 24 Eylül 9 ekim tarihleri arasında ÖSYM’den aldıkları transkiptle birlikte Yeni Dünya Vakfı Genel Merkezleri, Şubeleri veya temsilciliklerine giderek görüşme yapacaklardır.

Vakfımıza 2016-2017 Eğitim & Öğretim Yılında ilk defa burs müracaatında bulunacak öğrencilerin 15 Ağustos – 02 Eylül 2016 tarihleri arasında vakfımızın resmi web sayfasından online müracaat formunu mutlaka doldurmaları gerekmektedir.
Mülâkata katılmayı hak kazanan öğrencilerin isimleri 21 Eylül 2016 tarihinden itibaren vakfımızın www.yenidunyavakfi.org sitesinde listeler halinde yayınlanmaya başlayacaktır.
İsmi açıklanan öğrenciler ile mevcut bursiyerler (mevcut bursiyerler online başvuru yapmayıp doğrudan mülakata katılacaklardır) 24 Eylül – 09 Ekim 2016 tarihleri arasında ÖSYM sonuç belgesi ya da transkriptleri ile birlikte davet edildikleri Genel Merkez/Şube/Temsilcilikte mülâkata katılacaklardır.

 

  • Burs Takvimi:
  1. Burs müracaatlarının Başlangıç Tarihi: 15 Ağustos 2016 – Bitiş Tarihi: 02 Eylül 2016
  2. Burs mülakatları Başlangıç Tarihi: 24 Eylül 2016-Bitiş Tarihi: 09 Ekim2016
  3. Bursiyer listelerinin açıklanması 13 Ekim 2016 itibari ile başlar.
  4. Burs Belgelerinin Teslim Tarihi 14 Ekim 2016-Bitiş Tarihi – 24 Ekim 2016
  5. Bursların verilmesi Başlangıç Tarihi: 15 Kasım 2016 Bitiş Tarihi: 15 Haziran 2016

***2016-2017 Eğitim ve Öğretim Yılında, 15 Temmuz 2016 darbe girişimine karşı mücadele ederken şehit olan vatandaşlarımızın çocukları, öncelikli olarak dikkate alınacaktır.

***Burs başvurusu yapacak öğrencilerin 15 Ağustos’tan itibaren www.yenidunyavakfi.orgadresinden müracaat etmeleri gerekmektedir.

Burslarla İlgili Bilgi İçin:

Genel Merkez Tel: 0212 526 33 34 (Dahili 4)

Şafak Alacakoç: [email protected]

Türkan Koğuk: [email protected]

Ankara Şube Tel: 0 312 324 00 66

Sezer Bulut: [email protected]

Mustafa Alarslan: [email protected]


 

Türk Kadınları Bursu

Burs Başvuru Tarihi  : 15 / 26 Ağustos
Burs Miktarı                 : Belirtilmedi
TÜRK KADINLARINA DESTEK OLMAK İÇİN PAYLAŞALIM
2016 / 2017 Eğitim öğretim yılında dernekler arasında öğrencilere burs veren kurumlardan bir tanesi de Türkkad’dır.
Türkkad’ın açılımı Türk Kadınları Kültür Derneğidir. Mutasavvıf ve yazar Samiha Ayverdi’nin başında bulunduğu bir grup Türk Hanımefendisi taradından kurulan dernek, hanımların dayanışma içerisinde birbirlerine destek olmayı amaçlamaktadır.
Dernek kurulduğu günden bu yana bir çok öğrenciye ve eğitim gönüllüsüne destek olmuş ve olmaya devam etmektedir. Bu amaçla 2016 / 2017 Eğitim öğretim yılında yeniden burs başvuruları almaya başlamışlardır. Burs miktarları henüz belli olmayan derneğin burslarını bursverenkurumlar.comadresinden takip edebilirsiniz.
Burs başvuruları 15 / 26 ağustos tarihleri arasında bursverenkurumlar.com adresinde belirtilecektir.

BAŞVURU FORMU


 

Tekfen Holding Bursu

Burs Başvuru Tarihi: 5 /25 Eylül

Burs Miktarı : 525 TL üniversite, 240 TL lise

Başvuru :bursverenkurumlar.com

Tekfen Holding bünyesinde hizmet veren Tekfen Eğitim, Sağlık, Kültür, Sanat ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı kurulduğu 1999 yılından bu yana öğrencilere burs yardımı yapmaktadır. Kısaca Tekfen Vakfı olarak da bilinen Tekfen Holding kuruluşu 2004 senesinde “Kamu Yararına Çalışan Kurum” pozisyonuna yükselmiştir.

 

Her yıl olduğu gibi 2016 / 2017 eğitim öğretim sezonunda da ekonomik sıkıntı çeken öğrencilere burs yardımı yapmayı planlamaktadır. Burs yardımı yapılacak öğrenci sayısı 500 kişi olarak belirlenmiştir. Tekfen burslarına başvuru koşulu olarak, bursiyerin ailesinde en çok maaş alan kişinin senelik brüt geliri, fazla mesai hariç tutularak, aldığı ikramiye veya prim ücretlerinin 54 bin TL’den aşağı olduğunu belgelemesi yeterlidir.

Tekfen Vakfı bursu almaya hak kazanan bir öğrencinin başka hiç bir kurumdan burs almaması gerekmektedir.

TEKFEN VAKFI ÖĞRENCİLERE İKİ FARKLI KATEGORİ OLARAK BURS VERECEKTİR.

  1. Birinci burs Kamuya Açık Burs Fonu üzerinden verilecektir. Kamuya açık burs fonu parlak öğrencilerin ekonomik sıkıntılarına destek sağlamak amacıyla verilmektedir. Fon bursları için öğrencilerin Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olması, ekte belirtilen şartlara uygun olması, 4 yıllık üniversite öğrencisi olması gerekmektedir.
  2. Öğrencinin aile fertleri Tekfen Çalışanı olması durumunda verilen burslar, Tekfen Holding bünyesinde çalışan personellerin çocuklarına destek olması amacıyla verilmektedir. Bu Fondan burs başvurusu yapacak olan bursiyerler, başarı durumu, aile bireyinin gelir durumu ile ters orantılı işleyen formülle belirlenmektedir. Özetle daha başarılı fakat daha düşük ücret alan öğrenciler bursa başvuran diğer öğrencilerden önde olurlar.

Tekfen Holding Vakfı bursları öğrencilerin eğitim hayatı süresince destek olmayı amaçlamaktadır.

TEKFEN HOLDİNG VAKFINA BURS BAŞVURUSU İÇİN GEREKLİ BELGELER

AİLESİ TEKFEN HOLDİNG BÜNYESİNDE ÇALIŞMAYAN ÖĞRENCİLER İÇİN;

  1. Öğrenciye ait kimlik fotokopisi
  2. Ebeveynler içinde en yüksek maaş alan kişinin fazla mesai hariç yıllık brüt özeti.
  3. Okulu yeni kazananlar için,
    • Öğrenim belgesi
    • Sınav sonuçlarını gösterir belge.
    • Ara sınıf öğrencileri için not çizelgesi (transkript)
    • Ara sınıf öğrencileri için öğrenci belgesi

AİLESİ TEKFEN HOLDİNG BÜNYESİNDE ÇALIŞAN ÖĞRENCİLER İÇİN;

  1. Öğrenciye ait arkalı önlü nüfus cüzdanı fotokopisi
  2. Tekfen Holding bünyesinde personel olan anne, baba, kardeşe ait nüfus cüzdanı fotokopisi
  3. Tekfende çalışan personele ait maaş, ikramiye, prim gelirlerini gösteren yıllık brüt belge.
  4. Okulu yeni kazanan öğrenciler için;
    • Öğrenci belgesi
    • Sınav sonucunu gösterir belge
  5. Ara sınıfta okuyan öğrenciler için
    • Önceki döneme ait olmak kaydıyla not çizelgesi (transkript) veya karne
    • Öğrenim durumu gösterir belge

BURS BAŞVURU KOŞULLARINI OKU

BAŞVURU YAP(5 /25 Eylül arası aktif olacaktır.)


 

TOG Gençlik Bursları 220 TL

TOPLUM GÖNÜLLÜLERİ BURSLARI 220 TL

Yeni eğitim öğretim yılı başlangıcında öğrencilere bir burs müjdesi de TOG’dan. 2016/2017 eğitim öğretim yılında Toplum Gönüllüleri öğrencilere her ay 220 TL karşılıksız burs verecektir. Yeni Eğitim Öğretim yılı burslarına ara sınıflarda okuyan öğrenciler 5 Ağustostan itibaren başvuru yapabilir. Üniversiteye yeni başlayacak öğrenciler için ise burs başvuru tarihi 15 ağustostabursverenkurumlar.com adresinde yayınlanacaktır.

TOG kurulduğu günden beri başarılı ve sosyal hayatta etkili ancak ekonomik sıkıntı çeken öğrencilere burs yardımı yapmaktadır. Toplum Gönülleri Vakfı bursları her senebursverenkurumlar.com adresinde güncel fiyatlarıyla ihtiyaç sahiplerine duyrulmaktadır. Sizlerde birer Toplum Gönüllüsü olmak için burs ilanlarını sosyal medya hesaplarında paylaşarak, daha çok öğrencinin burs yardımı almasına destek olabilirsiniz.

Toplum Gönüllüleri Vakfı Burs Başvuru Şartları:

  1. Ara sınıflarda ki öğrencilerin Burslara başvuru yapabilmesi için TOG vakfı bünyesinde yapılan yardım ve sosyal sorumluluk projelerine aktif olarak katılmış olması gerekmektedir.
  2. Toplum Gönüllüleri Gençlik burslarına yeni başvuracak olan adaylar için Toplum Gönüllüsü olma şartı aranmamaktadır.
  3. Toplum Gönüllüleri Vakfı burslarına başvuru yapacak öğrenciler için, Lisans, önlisans, bölüm, Özel Vakıf üniversitesi, devlet üniversitesi, birinci öğretim öğrenci, ikinci öğretim öğrencisi gibi şartlar olmamakla birlikte, burs başvuru koşullarına uygun olan herkes başvurabilir.

Toplum Gönülleri bursu başvurusu ve bursiyer değerlendirme süreci;

  1. Toplum gönüllüleri bursu bursverenkurumlar.com adresinde yayınlandıktan sonra websitesinde bulunan başvuru formu doldurulur. (Başvuru bağlantısı aşağıdadır.)
  2. bursverenkurumlar.com internet sitesi üzerinden başvuru yapıldıktan sonra, bursiyer adaylarının, varsa gönüllülük durumu, iş durumları, aile bireylerinin hayatta olup olmadıkları, varsa sosyal güvenceleri, bedensel engelli ise durumu, kazanılan bölümün başarı sıralaması, ve aylık gelir giderleri sistem tarafından puanlamaya tabi tutulur.
  3. Burs başvurusu yapan adaylar Puanlama sırasına göre ekim ayı içerisinde mülakata davet edilir.
  4. Başvurusu reddedilen adaylara elektonik posta gönderilerek durum bildirimi yapılır.

TOPLUM GÖNÜLLÜLERİ BURS MİKTARI VE BURS SÜRESİ

  1. Yeni eğitim öğretim dönemi Toplum Gönüllüleri Vakfı burs miktarı 220 TL’dir.
  2. Şartlara uygun hareket eden sorumluluklarının bilincinde olan bursiyerlerin bursları Eylül ayından Haziran ayına kadar kesintisiz devam eder.

 

TOPLUM GÖNÜLLÜLERİ BURSU ALAN ÖĞRENCİLERİN SORUMLULUKLARI

  1. Burs almaya hak kazanan öğrenci, “Burs Taahütnamesi”ni imzalayarak sözleşlemde bulunan sorumluluklara uymak zorundadır.
  2. Sözleşmeye uymayan, yanlış beyanat veren bursiyerlerin burs hakkı iptal edilir.
  3. Burs alan öğrencilerin haftada en az 4 saat Toplum Gönüllüleri faaliyetlerine katılmaları zorunludur.
  4. Burs alan öğrenciler katıldıkları faaliyetleri dönem sonunda Gençlik Destek Departmanına raporlamaları gerekmektedir.
  5. Toplum Gönülleri bursundan yararlanan öğrenciler dönem sonunda not çizelgeleri ve öğrenci belgelerini Gençlik Destek Departmanına göndermeleri gereklidir.

* Bursiyelerin, sorumluluklarını yerine getirmedikleri takdirde bursları kesilir. 

** Yüksek lisans öğrencilerine yönelik bir burs programımız bulunmamaktadır.

** İlköğretim ve lise öğrencilerine yönelik bir burs programımız bulunmamaktadır. 

BURS BAŞVURU SAYFASI

BAŞVURU TARİHİ: 5 AĞUSTOS – 5 EYLÜL

BURS MİKTARI : 220 TL

Her yıl kadınların deneyimlerini, ürettiklerini ve düşlerini sinemayla, yine sinemada paylaşan Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali 14. yolculuğunda “Kadın Dayanışması Yaşatır” diyor. Bu yıl festival programında 30 dilden 70’i aşkın film yer alıyor.

Festival bu yıl da yeryüzünün dört bir yanından kadınları, umutsuzluktan umut çıkaran filmleri ve atölye, panel, söyleşi gibi etkinliklerle sözlerini buluşturacak. Festivalde her yıl yer alan Kadınların Sineması, Kendine Ait Bir Cüzdan ve Cins-Cinsiyet-Cinsiyetler gibi bölümlere ek olarak bu yıl Kadın Dayanışması Yaşatır, ♀ Video-Art Seçkisi, Kadınlar Vardırbölümleri yer alıyor. Ve toplu gösterimler: Fas’tan İran’a uzanan coğrafyadan kadınların perde alacağı Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Kadınların Sineması Toplu Gösterimi ve Chantal Akerman Toplu Gösterimi: Chantal Hakkında Her Şey.

TOPLU GÖSTERİM: CHANTAL AKERMAN
“CHANTAL HAKKINDA HER ŞEY”

Festival bu yıl toplu gösterimlerinden birini 5 Ekim 2015 günü aramızdan ayrılan, feminist sinemanın ustalarından Belçikalı yönetmen Chantal Akerman’a ayırıyor. İstanbul Modern işbirliği ile yapılan Chantal Akerman toplu gösterimi Chantal Hakkında Her Şey, yönetmenin Türkiye’de bugüne kadar yapılmış en geniş retrospektifi. 15 yaşındayken Jean Luc Godard’ın Pierrot le Fou filmini izledikten sonra sinema yapmaya karar veren Chantal Akerman feminist sinemanın köşe taşı olacak filmlere imza attı. “İnsanlar benim feminist bir yönetmen olduğumu söylediklerinde, onlara bir kadın olduğumu ve aynı zamanda filmler yaptığımı söylüyorum” diyen Chantal Akerman “annesinin anlatamadıklarını anlatmak” üzere 42 film yaptı.

Chantal Akerman, henüz 18 yaşındayken yaptığı ilk filmi Patlat Şehri / Saute Ma Ville ile kadınlara dayatılan kimlik ve mekanların uçuculuğunu, Jeanne Dielman ile bir kadının rutin içi mesaisinde “cinayetle yemek pişirmenin aynı dehşete sahip olabileceğini”, kişisel olanın politik olduğunu gösterdi.

Programda, bir anne kızın birlikte var olma mücadelesini anlattığı Yarın Taşınıyoruz /Tomorrow We Move, annesiyle olan ilişkisini anlattığı No Home Movie, son kurmaca filmi Budala Almayer / Almayer’s Folly, Proust’tan uyarladığı Tutsak / La Captive’in de içinde bulunduğu 15 Chantal Akerman filmi izleyiciyle buluşacak.

FİLMMOR’UN DAYANIŞMA “ÖDÜLÜ”: MOR KAMERA

Kadınların edilgen, geleneksel, cinsiyetçi olmayan temsillerine, öznelik, öznellik, direnç, eylem ve düşlerine alan açan ilk film/lere verilen bir dayanışma ödülü olan; Mor Kamera Umut Veren Kadın Sinemacı Ödülü festival açılışında açıklanacak.

8. ALTIN BAMYA ÖDÜLLERİ

Türkiye sinemasındaki cinsiyetçiliğe dikkat çekmek amacıyla verilen Altın Bamya anti-ödülleri. 8. kez sahiplerini bulacak ve “Gelecek yıllarda ödül verecek aday bulamamak dileğiyle” yola çıkılan Altın Bamya Ödülleri’ni www.altinbamya.org adresinden bu yıl internet üzerinden oylayarak izleyiciler belirleyecek.

FİLMMOR FESTİVAL KARTI

Festivalin İstanbul mekanlarından Pera Müzesi ve İstanbul Modern’deki filmler 10 TL’lik biletler yanında tüm salonlar ve film gösterimlerinde geçerli olan 50TL’lik Filmmor Festival Kartı ile; diğer şehirlerdeki tüm gösterimler ücretsiz olarak izlenebilecek.

14. YILDA 7 ŞEHİRDE

12-20 Mart’ta İstanbul’da Pera Müzesi, İtalyan Kültür Merkezi, Aynalı Geçit ve İstanbul Modern’de sinemaseverlerle buluşacak olan festival, İstanbul’un ardından 26-27 Mart tarihlerinde Hatay’da olacak. 2-3 Nisan’da Adana’ya, 9-10 Nisan’da Bodrum’a, 16-17 Nisan’da Mardin’e, 23-24 Nisan’da İzmir’e gidecek festivalin yolculuğu 29-30 Nisan’da Van’da sona erecek. 14. Filmmor Kadın Filmleri Festivali, 12 Mart’tan itibaren 7 şehre, dayanışmayla yaşamak ve yaşatmak dileğiyle geliyor.

14-filmmor-kadin-filmleri-festivali-geliyor,-5HQExcOiEiDhHAgEn88Sw

Bu soru tarihsel olarak filozofların yanıt aradığı en önemli sorulardan birisidir.

matrix

İnsanların çoğu aslında toplumsal yaşam içerisinde gerçeği aramazlar, daha doğrusu gerçek diye bir sorunları yoktur. Çünkü çoğu zaman gerçeğe ulaşma çabası riskli ve tehlikelidir. Bu yüzden sistem tarafından kendilerine sunulan sanal gerçekliği yaşamayı tercih ederler. Çoğu insanın sorunu, içinde bulunduğu konumu korumak ve geliştirmektir. Bunun için, gerçek olmadıklarını bilseler de inanırlar ya da inanmış görünürler. Ȍyleyse toplumun bütünü için gerçek ya da gerçeklik diye bir kavram söz konusu değildir.

Gerçeği ve hakikati arayanların başına ise tarihsel olarak hep kötü şeyler gelmiştir. Gerçek, sistemin düşmanıdır, onu en ince yerinden kırar dağıtır.

Gerçek kavramının tarihsel olarak birçok alanda kullanıldığını, ama anlamlarının değiştiğini görebiliriz. Felsefe, din, sanat, bilim gerçek kavramını kullanır. Bu kavramlar halk dilinde ise içiçe geçmiştir ve yanlış kullanılmaktadır.

matrix1

“Günlük dilde de çoğu kez “gerçek” sözcüğü ‘hakikat’ ve ‘doğru’ sözcükleriyle eşanlamlı kullanılır. Ancak, felsefi kavramlar söz konusu olduğunda, ‘gerçek’ deyimiyle ‘hakikat’ ve ‘doğru’ deyimlerini birbirinden ayırmak gerekir.

Gerçek: İnsan bilincinden bağımsız, somut ve nesnel olarak varolan herşey,

Hakikat: Nesnel gerçekliğin, bilinçteki, kendine uygun kavramsal yansısı,

Doğru: Bu kavramın, hem gerçeğe hem de düşünme yasalarına uygun oluşudur.” (http://www.historicalsense.com)

Materyalist felsefeye göre herşey maddeden gelmekte ve madde olarak devam etmektedir. İdealizm ve materyalizm gerçeğin doğasını araştırır ve farklı sonuçlara varırlar. Bu konuda temel soru sudur: “Gerçeklik nedir ve neden oluşur?”

Dinler ise, gerçek kavramını kutsal kitaplarda dile getirilen düşüncelerle eşitlerler. Ve ona itaat edilmesini, sorgulanmamasını isterler. İdealist bir düşünce biçimidir bu. Çünkü din olgusu yalnızca düşüncede vardır; bilincin dışında bir madde olarak evrende yer almaz. Çünkü gerçek daima somuttur; soyut değildir.

“Bu anlamda gerçek deyimi, ‘özdek’ ve ‘nesne’ deyimleriyle de ilişkilidir. ‘Ȍzdek, bize duyumlarla verilen nesnel gerçekliktir.’ Tüm nesneler de gerçektirler. Gerçek deyince bilincimizin dışında nesnel olarak ortaya çıkmış bulunan nesne, nitelik, koşul, durum vb. gibi olgu ve olayları anlarız. Bir kuram (teori)’ın doğru olup olmadığını pratikle, eş deyişle gerçekle deneyerek anlarız. Yapmamız gereken, gerçekleri tasarımlarımıza uydurmaya çalışmak değil, tersine, tasarımlarımızı gerçeklere uygun kılmak böylelikle hakikati elde etmektir.” (Yıldırım, Ders Notları)

Gerçek, her zaman somut ve nesneldir. Diyalektik materyalist anlayışta “gerçeklik-yanılsama” üzerinde de çalışılır.

Postmodernizmde ise, evrensellik, bütünsellik, nesnellik, gerçek tezlerinden uzaklaşılmıştır. Postmodernist düşünürler, nesnel gerçekliğin, bizim algıladığımızdan daha karmaşık bir yapıya sahip olduğunu iddia ederler. Postmodernist anlayışta, gerçeklik, materyalist anlayışta olduğu gibi bilincimizin dışında var olan birşey değildir ve gerçekliği biz biçimlendiririz.

Gerçek ve “sanal gerçek”

Matrix-

Matrix filminin ünlü bir sahnesinde, filmin bir kahramanı kaşığı bakışıyla büken diğerine şöyle der: “Aslında kaşık yoktur.”

Gerçekte böyle midir?

Aslında kaşık vardır, ama kaşığın bükülmesi eylemi yoktur. Bu bir illüzyondur yalnızca beyinde öyleymiş gibi algılanmaktadır. Ama öyleymiş gibi algılandığı için, onu algılayanın gözünde “gerçek” olarak nitelenebilir. İşte manipülasyon da böyle birşeydir, tıpkı kaşık gibi gerçeğin bükülmüş ve başka birşeye dönüşmüş şekliyle gösterilmesidir.

Bundan aşağı yukarı bin yıl önce yaşamış İsmailiye tarikatı lideri Hasan Sabbah şöyle demiştir: “Hiçbir şey gerçek değilse, her şeye izin verilmiştir.”

Gerçekten hiçbir şey gerçek değil midir? Her şey bir yanılsamadan mı ibarettir? Yoksa gerçek, algıladığımız kadar mı vardır? Eğer her şeye izin verildiyse, zaten orada gerçeği bulmak çok güçtür. Sabbah’ın bu mesajı Matrix filmindeki “Aslında kaşık yoktur.”mesajıyla örtüşüyor. Çünkü Sabbah’in bence sözünü ettiği de bu illüzyon ve sanal gerçeklik dünyasıdır. Gerçeğin üzerinin örtüldüğü, manipüle edildiği bir yerde de, hiçbir insan kendisi olamaz.

Çok sonraları Dostoyevski, idealist bir bakış açısıyla bunu şöyle ifade etmiştir: “Eğer tanrı yoksa, her şeye izin verilmiştir.”

Dostoyevski’nin sözlerini biraz değiştirerek şöyle de diyebiliriz: “Eğer gerçek yoksa, her şeye izin verilmiştir.” Çünkü eğer bir insan gerçekliği yaşamıyorsa, özünde kendisini de yaşamıyor demektir; o bir başkasının hayatını yaşamakta ve bunu da ona biçilen rol kadar bunu yapabilmektedir. O zaman artık o kendisi değildir, tıpkı gerçeğin tersine çevrilmesi gibi. Gerçeğin olmadığı bir yerde, özünde insan da gerçek değildir. O kendine yabancılaşmış bir madde yığınıdır sadece.

Her şey bir simulasyondan mı ibaret?

Simulasyon kuramını geliştirmiş olan Jean Baudrillard’a göre ise simulakrum, orijinali, gerçeği, ilk örneği olmayan; kendisi zaten kopya olan birşeyin kopyasını anlatan bir terimdir. Baudrillard, gerçeğin çöktüğünü ve onun yerini “hipergerçeklik”in aldığını ve bir simulasyon çağına girildiğini savunur. Bu hipergerçeklik, hem sistem hem de gönderen olarak ortadan kaldırıp model düzeyine yükselttiği gerçeği yok etmektedir. (Baudrillard, 2003: 58)

“Baudrillard’ın bu konuda ortaya attığı en önemli kavramlardan birisi “gerçeklik ilkesi””kavramıdır. Gerçeklik ilkesi tamamen zihinde oluşan, düşünsel bir süreçtir. Bu algıya göreamaç, umut, geleceğe yönelik düşler şekillendirilir. Gerçeğin ne olduğu konusunda yanıltılan ya da gerçeklik algısı saptırılan bireyler, artık tercihlerini gerçek olmayan fakat gerçekmiş gibi onun yerini alan şey’ler üzerinden yapmaktadırlar. Bu bağlamda en büyük saf simülakrlar da Din ve Politikadır. (”M. Yiğit Ersoydan, ”Jean Baudrillard ve Simulasyon Kavramı”)

Baudrillard, Disneyland’i bütün simulakr düzenlerinin içiçe geçmiş olduğu kusursuz bir model olarak niteler; ona göre burası bir fantazm oyunu ve bir illüzyondur.

“Sanal gerçeklik, en basit şekliyle, bilgisayarda canlandırılan üç boyutlu görüntülerin, bazı aygıtların yardımıyla insanlara “gerçek bir dünya” gibi gösterilmesidir. Bugün birçok alanda farklı amaçlarla kullanılan bu teknolojiye, bu nedenle “yapay gerçeklik”, “sanal dünyalar”, “sanal ortamlar” gibi isimler de verilmektedir. Sanal gerçekliğin en önemli özelliği, özel aletler kullanan bir kişinin gördüğü görüntüyü gerçek zannederek, aldanmasıdır. Bu nedenle son yıllarda sanal gerçeklik ifadesinin İngilizce karşılığının başında “immersive” kelimesi de kullanılmaktadır ve bu kelimenin anlamı “dalmak, kaptırmak”tır. (Immersive Virtual Reality: Kaptıran Sanal Gerçeklik)

Bugün birçok insan “sanal gerçekliği” gerçekmiş gibi algılamakta ve sanal dünyada yaşamaktadır. Ȍzellikle internetin yaygınlaşması ve teknolojinin ilerlemesi, “sanal ortamlar”, “yapay gerçeklik” gibi kavramların daha sık duyulmasını da beraberinde getirmiştir. Bilgisayar oyunları, chat ortamları da ve daha pekçok şey, kişiyi kendisine yabancılaştırmakta ve onun “sanal gerçekliği” gerçekmiş gibi algılamasına neden olmaktadır.

“Gerçekler, ne yaparsanız yapın, gizlenemezdi. Araştırıp kovuşturarak ortaya çıkarılabilir, işkence yaparak sizden sökülüp alınabilirdi. Ama amacınız hayatta kalmak değil de insan kalmaksa, sonuç ne fark ederdi ki?” (Orwell, 2003: 197)

Resmi ideolojinin egemen olduğu rejimlerde ise, yine sistem kendi ideolojik aygıtları eliyle “sanal bir gerçeklik” yaratır ve toplum algılayışında bunun gerçeğin yerini almasına çalışır. Gerçeği savunarak “sanal gerçekliğe ve yalanlara” karşı çıkan kişiler ise cezalandırılırlar. Çünkü sisteme göre “gerçeklik” yoktur, yalnızca kendi “sanal gerçekliği” gerçektir.

Gerçek ve manipulasyon

Medya, iktidarın elindeki en önemli manipülasyon araçlarından birisidir. Althusser’in belirttiği gibi, devletin ideolojik aygitlarından birisidir. Küreselleşme ile birlikte dünyanın her yerinde anaakım medyada yer alan haberler de tek tipleşmiştir. Ȍrneğin sistemin çıkarına denk düşen silahlı gruplar “özgürlük savaşçısı”, sisteme aykırı olanlar ise “terörist” ilan edilir. Herşey, tek merkezden ilan edilir ve dünyanın dört bir yanındaki medyada aynı haber ve yorumlar yer alır. Burada ölçü gerçek veya doğru değil, sistemin çıkarlarıdır; bunun için gerçek ve hakikat manipüle edilir.

Baudrillard, bu manipülasyonu ve yanılsamayı çok güzel açıklayarak şöyle der: “Gündelik haberler, tarihin yok olmasına hizmet eden en önemli tezgâhtır.” (Baudrillard, 2005: 120)

Resmi ideolojinin egemen olduğu ülkelerde, gerçek tamamen tersine çevrilmiştir. Resmi tarih kitapları, egemen ideolojinin sanal kahramanlık ve zafer öyküleriyle doludur. Gerçek artık “gerçek olmayan”dır. İnsanlar küçük yaştan itibaren okulda ve heryerde, toplum içinde buna inandırılır.

Orwell’in ünlü “1984” adlı kitabında, gerçek kavramı sık sık sorgulanır. Yazar, sistem tarafından yaratılan “sanal gerçeklik” kavramının nasıl gerçeğin yerine geçirilmeye çalışıldığnı son derece çarpıcı olarak anlatır bu yapıtında. Neyin gerçek, neyin sanal olduğu birbirine karışmıştır. “Gerçek”, Büyük Birader’in sözleri ve ideolojisidir; bunlar da konjonktüre göre değişebilir.

Kitapta şöyle bir diyalog var:

“Winston: Büyük birader diye biri gerçekten var mı?

O’brien: Bu var olmakla neyi kastettiğine bağlı.

Winston: Demek istediğim, o benim gibi var mı?”

O’brien: Sen yoksun.” (Orwell, 2003: 303)

Burada gerçek kavramı, toplumun hafızasında sanal gerçeklik ile yer değiştirmiştir. Daha doğrusu sisteme göre toplumun hafızası yoktur, tek tek bireylerin de… O hafızayı, sistemin kendisi oluşturur. Buna göre, gerçek olan tek sey sistemin kendisidir, bireyler bir vida işlevi bile görmezler bu anlayışa göre.

Sahi kendi gerçekliğimizi mi yaşıyoruz, yoksa simulakr bir dünyada mıyız?

* İsmailiye tarikatı lideri Hasan Sabbah’ın sőzü.

Referanslar

Orwell, GEORGE, (2003), “1984”, Editora Companhia da Letras, Saõ Paulo, Brazil.

Baudrillard, JEAN (2005), “Şeytana Satılan Ruh ve Kötülüğün Egemenliği”, Doğu Batı Yayınları, İstanbul.

Baudrillard, JEAN (2003), “Sessiz Yığınların Gölgesinde ya da Toplumsalın Sonu”, Doğu Batı Yayınları, İstanbul.

Ersoydan, M. Yiğit, ”Jean Baudrillard ve Simulasyon Kavramı”http://www.academia.edu

Yıldırım, ȌMER: “Felsefeye Giriş” ve “Çağdaş Felsefe Tarihi” ders notlarından, Atatürk Űniversitesi.

historicalsense.com
felsefetasi.com

 

 

 

 

Kaynak : dunyalilar.org , Erol ANAR

 

pera-fest-2015PERA FEST, 13. yılında sonbahardan ilkbahara taşındı.

21 Mart Dünya Şiir Günü’nde başlayarak 3 Nisan’a dek sürecek 13. PERA FEST’in bu yılki teması “Şiddete Karşı Sanat”.

Kültürlerarası İletişim Disiplinlerarası Sanat Derneği ve PPR ( Pi Prodüksiyon Halkla İlişkiler) işbirliğinde düzenlenen festivalin programı tiyatro ağırlıklı.

Festival kapsamında sergilenen oyunlardan “şiddet” temasını işleyen oyunlar arasından bir seçki sunulacak. Toplumsal/SiyasalŞiddet” ve “Kadına yönelik Şiddet” üzerinde odaklanan oyunların ardından yazar, yönetmen ve oyuncuların katılımı ile söyleşiler düzenlenecek. Festivalin son haftasında, Salt Beyoğlu’nda ‘şiddet’ temalı filmler gösterilecek.

PERA FEST, bu yılki programıyla “tiyatronun direnen çocuklarına şapka çıkarmak” istediklerini belirtiyor.

Festival kapsamındaki etkinliklerin geliri toplulukların olacak. Biletler, oyunların sahneleneceği tiyatrolardan ve internet üzerinden temin edilebilecek.

Festival, saat 14.00’da Tiyatro Pera’nın “ Şiirinle Gel ! ” başlıklı Dünya Şiir Günü etkinliği ile başlayacak. Etkinlikte oyuncular seçtikleri şiirleri bir kutuda toplayacaklar ve kutudan çektikleri şiirleri doğaçlama okuyacak.

Girişi ücretsiz olan etkinlikte izleyiciler de, seçtikleri bir şiiri kutuya atacaklar ve oyunculardan birinin bu şiiri okumasını bekleyecekler. Dünya Şiir Günü etkinliğinin bir de konuk şairi var; Bejan Matur.

Saat 16.30’da ise, Şermola Performans’ta Destar Tiyatro’nun yeni oyunu “ Çenadengızi (Deniz Kızı) ” sergilenecek. Galisyalı yazar Secho Sende’nin oyununu sahneye koyan Aslı Öngören ve oyuncular, oyun sonrası yapılacak söyleşiye katılacak.

günü 18.30’da, Kumbaracı yokuşundaki BiSahne’de Bi Tiyatro’nun yeni oyunu, Edward Bond’un “ Kırmızı, Siyah ve Cahil ” sergilenecek. Oyun sonrası gerçekleştirilecek “Şiddet Kültürü ve Edward Bond” konulu tartışmaya Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Işıl Baş, Kültür Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Yusuf Eradam ve BiTiyatro’nun kurucuları, Laçin Ceylan ve Nihat İleri katılacak.

20.00’de, Küçük Sahne’de İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun “ Sevgili Hayat ” adlı yeni oyunu, PERA FEST için ücretsiz sergilenecek. Oyun sonrası yapılacak söyleşiye, yazar Funda Özşener, yönetmen Metin Belgin, müzisyen Stelyo Berber ve oyuncular Ebru Aytürk Evren ile Yeşim Gül katılacak.

günü saat 18’de Beyoğlu’ndaki Maya Cüneyt Türel Sahnesi’nde “Yitirilen Külltür Mirasımız: Beyoğlu’nun Tiyatro Yapıları” adlı bir söyleşi var.

Konuşmacılar, Devlet Tiyatroları eski Genel Müdürü Yücel Erten, İstanbul Şehir Tiyatroları eski Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya, tasarımcı Metin Deniz ve mimar Prof. Hasan Kuruyazıcı.

Aynı akşam, 20.30’da Tiyatyro Pol, Harbiye’de bir apartman dairesinde, aile içi şiddet’i konu alan “ Teklif ” adlı oyunu sergileyecekler.

“Seyirci Gözüyle : Tiyatroya Disiplinlerarası Yaklaşımlar” başlıklı söyleşiye, mimar – şair Cengiz Bektaş, hukukçu – psikolog Miyese Kendirci, doktor-yazar-oyuncu Ercan Kesal, tiyatro yönetmeni Yeşim Özsoy Gülan, oyuncu Zeynep Özden ve PERA FEST Sanat Yönetmeni Vecdi Sayar katılıyor.

günü 18.00’de Beyoğlu Aznavur pasajındaki Sekizinci Kat adlı tiyayroda düzenlenecek “Kadına Karşı Şiddet ve Tiyatro” başlıklı söyleşi, Ebru Nihan Celkan, Jale Karabekir, Zeynep Özyağcılar, Merve Engin, Tilbe Saran ve Sündüz Haşar’ın katılımı ile gerçekleşecek. Söyleşinin ardından 20.30’da Tiyatro Neki’nin “Kesit” adlı oyunu oynanacak.

Dünya Tiyatro Günü’nde saat 17.00’de Orhan Aydın, Metin Boran, Cuma Boynukara, Ayşe Lebriz Berkem, Kemal Oruç, Ragıp Yavuz ve Üstün Akmen Tiyatro Rampa’daki söyleşide “Tiyatroya Yönelen Şiddet: Sansür ve Baskılar”ı tartışacak.

Saat 20.30’da ardından, Matei Visniec’in “İlerleme Kelimesi Annemin Ağzında Feci Yanlış Tınlıyordu” oyunu sergilenecek.

Festivalin ikinci yarısında da, D 22 “Bent”, Büyülü Sahne “Kadın Oyunları”, İkinci Kat “Üst Kattaki Terörist”, Gaklata Perform “Aşk ve Faşizm”, Altuıdan Sonra Tiyatro “Hak”, Tiyatro Hal “Kırmızı”, Tiyatro Martı “Uçlar” adlı oyunları sergileyecek.

PERA FEST kapsamında, 28 Mart – 1 Nisan tarihleri arasında Salt Beyoğlu’nda şiddet temasına ilginç yaklaşımlar içeren “Sivas” ve “Beyaz Tanrı” adlı kurmaca filmler veAntalya Film Festivali’nde sansür tartışmasının odağındaki “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” adlı belgesel gösterilecek.

Katılımın ücretsiz olacağı bu gösterimlerin yanısıra 1 Nisan’da gene Salt Beyoğlu’daYaşar Kemal’in anısına bir etkinlik düzenlenecek. Arif Keskiner’in “Binbir Renk-Binbir Çiçek – Yar Kemal” balıklı söyleşisinin ardından “Türkan Şoray’ın “Yılanı Öldürseler” adlı filmi gösterilecek.

Bu yıl festival programında 23 ülkeden 40 kukla tiyatrosu topluluğu 42 gösteriyi 38 gösteri mekânında 153 kez sahneleyecek. Biri Norveç’ten gelen 4 sergi sanatseverleri ağırlayacak. Biri profesyonel sahne sanatçıları, üçü çocuklar için dört atölye çalışması festival programını zenginleştirecek. İlköğretim okulları arası kukla oyunu yarışmasında heyecanlı saatler yaşanacak. Dünyanın en büyük kukla festivallerinden biri bir kez daha İzmir’de devam ediyor.

izmir kukla günleri

9. İzmir Uluslararası Kukla Günleri 5 Mart’ta başladı. İzmir bir kez daha dünyanın en ünlü kuklacılarıyla tanışıyor. Avrupa’nın lider kukla festivali olarak tanınan etkinlik İzmir’i dünyaya tanıtıyor…

23 ülke, 40 kukla tiyatrosu grubu, 42 farklı gösteri, kentin her yanındaki 38 gösteri mekânında 150’nin üzerinde temsil, biri Norveç’ten 4 sergi, biri profesyonel sahne sanatçıları için, üçü çocuklar için 4 atölye çalışması, ilköğretim okulları arası bir kukla oyunu yarışması ve daha birçok etkinlik…

Burgas State Puppet Theatre - Bulgaristan

Burgas State Puppet Theatre – Bulgaristan

9. İzmir Uluslararası Kukla Günleri 5 – 22 Mart 2015 tarihleri arasında İzmir’de, bir kez daha dünyanın en büyük kukla festivallerinden biri olarak gerçekleşecek. Festivale bu yıl 23 ülkeden sanatçılar katılacak, 40 kukla tiyatrosu grubu, 42 ayrı oyunu, 38 gösteri mekânında 150’nin üzerinde gösterimle 50.000’den fazla seyirciyle buluşturacak. Bu yıl festivalde yine dünyanın birçok ünlü kukla tiyatrosunun yanı sıra, sergiler, atölye çalışmaları ve bir kukla oyunu yarışması yer alacak.

Chıldren’s Theatre of Republıc of Srpska - Sırbistan

Chıldren’s Theatre of Republıc of Srpska – Sırbistan

Festival programında, her yıl olduğu gibi, değişik kukla teknikleriyle oynatılan oyunlar bulunuyor. Programdaki farklı yaş gruplarına yönelik oyunlar festival süresince her yaştan izleyiciye kukla sanatının her türünden en iyi örnekleri sunarken, keyifli anlar yaşatacak.
Festival direktörü Selçuk Dinçer İzmir’in kukla dünyasında çok bilinen bir merkez durumuna geldiğini ve ülkemizde modern kukla sanatının gelişimine öncülük ettiğini söyledi. Selçuk Dinçer “İzmir Uluslararası Kukla Günleri İzmir’in en önemli kültür markalarından biri ve İzmir’in adını dünyaya duyuruyor. Sevindirici olan bir diğer şey de, İzmir’de modern kukla sanatının festivalimize paralel bir şekilde hızla gelişiyor olması. Çok yakında dünyanın önemli kukla festivallerinde İzmirli grupların oynayacağı kukla gösterilerinin boy göstereceğine hiç şüphe yok.” diye konuştu.

Demmeni  Marionette Theatre - Rusya

Demmeni Marionette Theatre – Rusya

Festivalin en önemli etkinliklerinden biri de Hayali Suat Veral’ın Karagöz tasvirlerinden oluşan sergi. Bugüne değin açılmış en kapsamlı Karagöz tasvirleri sergisi olacak sergi aynı zamanda daha önce hiçbir tasvir ustasının yapmadığı büyüklükte tasvirleri de içeriyor. Suat Veral’ın 1 metre boyundaki tasvirleri Türk Gölge Oyunu Karagöz adına önemli bir yenilik.

Ensemble Material Theater - Almanya

Ensemble Material Theater – Almanya

Bu yıl festivale katılan ülkeler ve gruplar şöyle: Amerika (Paul Zaloom), Almanya (Ensemble Material Theatre), Arjantin (Objetable Theatre), Avustralya (Perth Theatre Company), Avusturya (Gundberg Figurentheater & Musik), Bulgaristan (Burgas State Puppet Theatre, Mila Theatre, Pro Rodopi Art Center, Theatre Trio, Varna State Puppet Theatre, Vidin State Puppet Theatre), Estonya (Nuku Theatre), Fransa (Centre De Creations Pour L’Enfance), Güney Kore (Hyundai Puppet Theatre), Gürcistan (Fingers Theatre), Hindistan (Katkatha Puppet Arts Trust), İngiltere (Storybox Theatre), İran (Marble Puppet Theatre), İspanya (Trukitrek Puppet Company), İsrail (The Galilee Multicultural Theatre, Train Theatre), İtalya (Teatro Necessario, Teatro Telaio Brescia), Norveç (Hordaland Teater), Polonya (Teatr Nemno), Romanya (Lightwave Theatre Company, Teatrul Tandarica, Teatrul De Marionete Gepetto), Rusya (Tomsk Regional Puppet and Actor Theatre, Demmeni Marionette Theatre), Sırbistan (Children’s Theatre of Republic of Srpska), Slovenya (Lutkovno Gledalisce Ljubljana), Türkiye (Giresun Belediyesi Şehir Tiyatrosu, Hayalperest Kukla Tiyatrosu, İlker Kılıçer Kukla Tiyatrosu, Kuklita Kukla, Küçük Salon Oyuncuları, Hayali Suat Veral, Tiyatro Oyun Kutusu, Uçaneller Kukla Evi), Yunanistan (Nevma Theatre)

Giresun Belediyesi Şehir Tiyatrosu - Türkiye

Giresun Belediyesi Şehir Tiyatrosu – Türkiye

Festivalin bu yılki destekçileri: Kültür ve Turizm Bakanlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İpragaz A.Ş., Kipa AVM, Recordati İlaç, Aliağa Belediyesi, Bornova Belediyesi, Karşıyaka Belediyesi, Konak Belediyesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Amerikan Büyükelçiliği, Avustralya Büyükelçiliği, Avusturya Kültür Ofisi, Dimitrie Cantemir Romen Kültür Merkezi, İzmir Alman Kültür Merkezi, Institut Ramon Llull, İsrail Dışişleri Bakanlığı, İzmir İtalyan Konsolosluğu, Kore Cumhuriyeti İzmir Fahri Konsolosluğu, Enrico Aliberti, Forum Bornova A.V.M., Froma Kimya, Han Tiyatrosu, İduğ, İzmir Özel Tevfik Fikret Okulları, İzmir Magazin Gazetecileri Derneği, Bizim İzmir, Haber Türk, Hürriyet, Milliyet, Posta, Yeni Asır, İsmira Otel

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.


Festival programıyla ilgili detaylı bilgiler festivalin www.izmirkuklagunleri.com adresindeki internet sitesinde bulunabilir.

Yurdumuzda son senelerde dizi film oyunculuğu ,amatör insanların tiyatro grupları kurarak oyun sergilemeleri, bunun yanında hayatını sesini kullanarak kazananlar (Şarkıcılar,politikacılar,öğretmenler,televizyon …

şan dersi

Yurdumuzda son senelerde dizi film oyunculuğu ,amatör insanların tiyatro grupları kurarak oyun sergilemeleri, bunun yanında hayatını sesini kullanarak kazananlar (Şarkıcılar,politikacılar,öğretmenler,televizyon sunucuları,din görevliler v.s.) seslerini iyi kullanmadıkları zaman seslerinin birkaç sene sonra hastalandığını , kullanılamaz hale geldiğini gördüler . Bir an evvel daha uzun sürede sağlıklı ,temiz , anlaşılabilir ,gür seslere kavuşmak için arayışlara girdiler. Önce doğru nefes alma ;arkasından da ses eğitimi . Böylece yeni bir sektör doğdu. Bu konuda usta eğitimci sayısı çok az olduğundan ortalık hiçbir eğitim almamış SES KOÇLARIYLA(!) dolmuştur.

Eğitim Fakülteleri Müzik bölümlerinde iki sene ses eğitimi görenler ( çoğu Eğitim Fakültelerinde öğretmen yokluğundan şan dersi toplu ders olarak görülür veya başka branş öğretmenleri girer), müzik kurslarından sertifika alanlar ve Konservatuarlarda şan (ses) eğitimini tamamlamamış öğrencilerin çok ucuz ücretlerle dershanelerde ses eğitimi hatta ses terapisi dersleri vermeye başlamaları; bunun yanında dershane sahiplerinin işi ucuza mâl etmek için insan sağlığını hiçe sayıp bu işe maalesef çanak tutmaları ; aylığı 200- 300 T.L. verilen bu derslerin ; bilinçsiz insanlarımıza cazip gelmesi ; bir müddet sonra yapılan bu yanlış eğitimlerin onarılması çok zor ses hastalıklarıyla karşılaşılmasına neden olmuştur.

coskun-nehir-2

COŞKUN NEHİR -İst. Dev. Operası Sanatçısı – Marmara Üniv. Atatürk Eğitim Fak. Müzik Böl. Öğ.Üyesi -Nar Sanat Eğitim Kursu, Ses Terapisti ve Şan Eğitmeni

Doğu illerinde hiç ses eğitimi almamış K.B.B. profesörünün ses eğitimi egzersizleri yaptırması, piyano çalan bir eğitmenin ‘’ Hocam ben çalıyorum öğrenci bağrıyor.Ben de paramı alıyorum . Bana ne sesinden ‘’ demesi. Kenarda köşede kalmış bir okuldan mezun olmuş bir müzik öğretmeninin veya bu öğretmenlerden 3-4 ay ders görmüş bir kursiyerin verdiği dersin ne kadar sağlıklı olabileceğini düşünebiliyor musunuz?

Sonra ne mi oluyor? Ortalık sesi hasta kişilerle doluyor .O zamanda internetten veya kitaplardan okudukları üç beş satırla sesinizi iyileştiririm diyen şarlatanlar devreye giriyor. Konserlere,operaya,sempozyumlara v.s. hiç gitmemiş kişiler bunlar.

Bir gün çok ünlü bir kanalda spikerlik yapmak isteyen ince sesli bir hanım bana telefon etti. ’’Hocam telefonunuzu ……… aldım . Sizle ses eğitimi çalışması yapmak istiyorum .Bir kaç ay sonra …. Kanalında haber spikerliğine başlayacağım. Sesimi çok ince buluyorlar , sesimin kalınlaşması gerekli bana yardım eder misiniz?’’dedi. Öğrenciyle yer ve zaman konusunda anlaşamadığımız için benimle çalışamadı ama son anda bana sorduğu soru beni bir hayli şaşırttı. ‘’ Hocam bana bir de ameliyatla sesimi kalınlaştıracaklarını söylediler. Siz ne dersiniz?’’ Bu soru karşısında şaşırdım kaldım.

İlk defa böyle bir şey duyuyordum. Elimden geldiğince telefonun karşısındaki kişiye yapacağı işin çok yanlış olduğunu anlatmaya çalıştım. Sonra bir daha hiç görüşmedik.

Eğitim Fakültesinde 3 (üç) senedir benim öğrencim gözüken ve hiçbir derse devam etmeyen bir öğrencimin İstanbul Küçükçekmece civarında bir kursta piyano, solfej ve şan dersi verdiğini söylersem bana ne derdiniz?
Sevgili okuyucularım ses eğitimi çok emek ister eğitim süresi ergenlik çağı (ses değişimi) bittikten sonra başlar ve en az 5(beş)- 6(altı) yıl sürer. Olgunlaşmaksa seneler alır. Kişinin öğretmenlik yapması için deneyim kazanması gereklidir. Bol bol başka sesleri dinlemesi , doğruyu yanlışı ayrıt etmesi , insan sesini çok iyi tanıması , ders verdiği kişinin psikolojik yapısını iyi bilmesi , standart bir şekilde değil ; kişiye göre ders yapması, mutlaka bireysel olarak öğrenciyle çalışması (toplu sınıf dersi yapılamaz.) gerekmektedir.

İnsan vücudu esas alındığında ; kişinin sizin anlattıklarınızı anlayıp ,onu vücuduna aktarabilmesi çok zordur. Onun için öğreticinin örneklemelerini çoğaltıp öğrencinin bunlardan birini algılamasını ve vücuduna tatbik etmesi ,gözlemlemesi gereklidir.Bunun yanında yorum konusuna eğiticinin çok dikkatli olması ve gene eğiticinin müzik kulağının çok iyi olması gereklidir.

Artık insan hayatında çok önemli bir yer alan ve insanın kişiliğini ortaya koyan ses eğitimi ; eğitimsiz kendini yenilemeyen sadece para kazanma tutkusu içinde bulunan , kendilerinin ses eğitimi olmayan ,pedagojik formasyondan uzak olan kişilerin eline bırakılmamalıdır.Öğrenilmesi ve öğretilmesi zaman ve sabır isteyen bir o kadar da zor olan bu işi öğretenler de bir parmağın sayıları kadar azdır.

Siz okuyucularıma tavsiyem sesinize sahip çıkıp eğitimine karar verdiğinizde mutlaka o bir parmağın sayıları kadar az olan eğitimcilerden birini bulmanızdır.

Saygılarımla…

COŞKUN  NEHİR

İST. DEV. OPERASI SAN. VE MARMARA ÜNİV. ATATÜRK EĞ. FAK. MÜZİK BÖL. ÖĞ. ÜYESİ.

Nar Sanat Kursu Ses Terapisti ve Şan Eğitmeni (Özgeçmiş İçin Tıklayınız)

Eğitmen ve Sanatçının sitesi için lütfen www.coskunnehir.com.tr tıklayınız.

 

Kaynak : bakirkoygazete.com

Aşağıda okuyacağınız yazı her ne kadar Türkiye odaklı olarak yazılmasa da süreçte ve sonuçta yaşanan ortak sorunları dile getirmiş. Daha ana okulu arayışındayken, çocuğunu yazdıracağı okula üniversite sınav başarısını soran bir millet olduğumuzu düşünürsek, yazının bitiminde eğitimde neleri atladığımıza dair bir fikir oluşabilir….

eğlenceli çocuklar

Jonathan Swift, 1729 yılında İrlandalılara çocuklarını yemelerini önerdiğinde, üç problemi birden aynı anda çözebileceğini iddia ediyordu: Aç kitleleri doyurmak, şiddetli bir ekonomik kriz döneminde nüfusu azaltmak ve restoran işini hareketlendirmek. Bu, Swift’in hicivlerinden biri olsa da, çocuk merkezli kültürlerde – Amerika gibi – kulağa oldukça itici ve korkunç geliyor. Ama aslında Amerika, bu öneriye düşündüğünüzden çok daha fazla yaklaşmış durumda.

Eğer eğitimcilerle ve politikacılarla daha fazla zaman geçirirseniz (hatta sadece yazdıkları eğitim makalelerini bile okumanız yeterli), şu kelimeleri bolca duyarsınız: “Standartlar”, “sonuçlar”, “beceriler”, “kendini kontrol etme”, “sorumluluk” ve benzerleri. Geçtiğimiz günlerde “etkili” oldukları iddia edilen bazı yeni okulları ziyaret ettim. İrade ve kendini kontrol etmeyi öğrenmek için ilgili sloganlardan oluşan şarkılar söyleyen çocuklara, sınıf ödevlerini bitirdikleri zaman jelibon veriliyordu ya da onlardan yerlerinde hareketsiz oturamadıkları zaman sıralarının arkasında ayakta durmaları bekleniyordu.

Bu okullara gittiğimde aklıma hemen Charles Dickens’ın Zor Zamanlar romanı gelir. Kitapta bir okulun müdürü olan Wackford Squeers, kendinden gayet emin bir şekilde şöyle der: “Şimdi, benim tek istediğim şey ‘kesin veriler’. Bu çocuklara sadece ve sadece kesin verileri öğretin. Hayatta istenen tek şey verilerdir. Başka hiçbir şey ekmeyin, geri kalan her şeyi kökünden söküp atın. Muhakeme becerisi olan hayvanların zihinlerini sadece veriler üzerine inşa edebilirsiniz. Onlara asla başka bir şey sunulmayacak…”

Romanda Squeers, öğrencilerinin, ne pahasına olursa olsun yetişkin dünyasına “hizmet edebilir” olmaları gerektiği bilgisiyle mezun olmalarını istiyor. Bugün de durum pek farklı değil. Herkes, üniversiteye girmek, iyi işler bulmak, büyük bir firmaya girmek ve yeni ticari bilgileri takip etmek için çocukların gerçekten öğrenmeleri gereken şeyleri öğrenip öğrenmediklerinden endişe ediyor. Ülkenin tüm bir okul sistemi, büyük ölçekli ekonomik sıkıntıları çözmeye ve geleceğin çalışanlarını üretmeye yönelik gibi görünüyor. Kesin olan tek şey, hiçbir şekilde çocuklara yönelik olmadığı. Hatta genel görüş, eğer öğretmenler öğrencilerin keyif almalarına çok fazla odaklanırlarsa bir şekilde ahlaksız bir vurdumduymazlığı ve tehlikeli bir hedonizmi teşvik edecekleri yönünde.

Bugünlerde çoğu sınıfta neler olup bittiğine kısa bir bakış atmak, şunu çok net olarak ortaya koyuyor: İnsanlar eğitim hakkında düşünürken çocuk olmanın nasıl bir his olduğunu düşünmüyorlar ya da neden çocukluğun kendi içinde yaşamın önemli ve değerli bir evresi olduğunu. Bence bu, neden ziyaret ettiğim okulların çoğunun daha çok Dickens romanından fırlamış gibi göründüğünü açıklıyor.

mutsuz okulluluk

Ben üç çocuklu bir anne, bir öğretmen ve bir gelişimsel psikoloğum. Yani çok sayıda çocuğu gözlemleme şansım oldu. Konuşurken, oyun oynarken, tartışırken, yemek yerken, ders çalışırken… Ve sonunda şunu anladım: Çocukları yetişkinlerden ayıran şey, ne onların bilgisizlikleri ne de becerilerinin eksikliği. Aradaki fark, onların muazzam keyif alma kapasiteleri. 3 yaşındaki bir çocuğun banyo küvetinde neleri batırıp neleri batıramadığını keşfetmenin zevki içinde nasıl kaybolduğunu düşünün. 5 yaşında bir kızın en iyi arkadaşıyla birlikte anlamsız kelimeler dizilerini bir araya getirmekten duyduğu heyecanı ya da 11 yaşında bir çocuğun elindeki çizgi romana kendini nasıl tamamen verdiğini düşünün. Bir çocuğun kendini bir şeye tamamen verme becerisi ve bundan yoğun bir zevk alması, yetişkinlerin yaşamlarının geri kalan kısmını bunu tekrar hatırlamaya çalışarak geçirdiği bir şeydir.

mutsuz okul

Bir arkadaşım bana şöyle bir hikaye anlatmıştı: Bir gün 7 yaşındaki oğlunu futbol antrenmanından almaya gittiğinde, oğlu onu mahzun bir yüzle ve morali bozuk bir şekilde karşılamıştı. Antrenörü onu antrenmana dikkatini vermediği ve odaklanmadığı için azarlamıştı. Küçük çocuk okuldan arabaya, başı öne eğik ve omuzları sarkık bir şekilde yürümüştü. Çok üzgün görünüyordu. Ama tam araba kapısına gelmişti ki aniden durdu, kaldırımın üzerindeki bir şeye dikkatle bakmak için çömeldi. Yüzünü iyice yere yaklaştırdı ve sonra müthiş bir coşkuyla bağırdı: “Baba, buraya gel. Bu hayatımda gördüğüm en acayip böcek! Sanki bir milyon tane ayağı var. Şuna bak. Bu muhteşem.” Kafasını kaldırıp babasına baktı. Yüzünden enerji ve sevinç fışkırıyordu. “Burada bir dakika daha kalamaz mıyız? Bütün bu ayaklarla neler yaptığını anlamak istiyorum.”

Bu tür anlara yönelik geleneksel bakış açısı şudur: Genç olmanın verdiği sevimli ama yersiz hareketler… Azim, yükümlülük ve pratiklik gibi daha önemli niteliklere yer açmak için bir kenara itilmesi gereken şeyler… Oysa bunun gibi anlar, yetişkinlerin hayatlarının kalan yıllarını arayarak geçirdikleri, kendini bir şeye yoğun olarak verme ve keyif alma anlarıdır. Sigmund Freud Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları isimli “başyapıtında” çocukluğu şöyle tarif ediyor: Zevke ulaşmak için ilkel dürtülerini dengelemenin ve bir grubun parçası olmanın artan ihtiyacı ile acıyı engellemenin dönemi. Freud’un bu denemesinden sonra yapılan her araştırma, onun haklı olduğunu gösterdi. İnsan hayatları, keyfi deneyimleme arzusuyla yönetiliyordu. Eğitimli olmak, keyiften vazgeçmeyi gerektirmemeli, aksine yeni şeylerden keyif almayı sağlamalıydı: Örneğin küçük oyuncaklarla oynamak yerine roman okumak, banyo küvetine kaseleri batırmak yerine deneyler yapmak ve saçma kelimeleri peş peşe dizmek yerine ciddi konular hakkında tartışmalar yapmak. Okullar çocuklara, keyfin sürekli kaynakları olan şeyleri yapmanın yeni ve daha yetişkin yollarını bulmalarına yardım etmeli: Sanat çalışmaları yapmak, arkadaş edinmek, karar vermek.

Bir çocuğun keyif alma becerisini bir kenara itmektense, onu geliştirmek bu kadar da zor olmamalı. İhtiyacımız olan şey eğitim dünyasının zihniyetinde bir değişim yaratmak. Çocukların boyunlarını eğmeye çalışmak yerine neden onların anlamlı ve üretken aktivitelerden zevk almalarını sağlamaya odaklanmıyoruz? Örneğin bir şeyler tasarlamak, başkalarıyla birlikte çalışmak, fikirler keşfetmek ve problemler çözmek gibi. Tüm bunlar, zaten kolayca cazibesine kapıldıkları ve zevk aldıkları şeylerden çok da farklı değil.

Bu görüşü küçümseyip bir kenara atmadan ya da yoksulluğun, düşük akademik başarının ve yüksek okul bırakma oranlarının olduğu bir ülkede keyfin fazla pahalı bir zevk olduğunu söylemeden önce tekrar düşünün. Okul ortamları ne kadar ciddi olursa, eğitimde başarı kazanmak için keyif o kadar önem kazanır.

ödev sendromu

Öğretmenlerin verdiği ödevlerin ve koydukları kuralların çoğu, elbette yöneticilerinin baskısıyla, zevke ve keyfe genellikle yeterlik ve sorumluluğun düşmanı olarak bakarlar. Çocukların sınıfta konuşmaması gerektiği çünkü bunun sınıf içi çalışmayı böldüğü varsayımıyla hareket ederler. Onlara göre çocuklar keyfi ertelemeyi öğrenmeli, çünkü ancak bu şekilde üniversiteye gitmek gibi soyut hedeflere ulaşabilirler. Sıkılmaya tahammül etmeyi öğrenmeliler, böylece ileride sıkılma konusunda çok daha iyi olurlar.

Bu, çocuklara davranmanın sadece kasvetli ve korkunç bir yolu değil, aynı zamanda eğitimsel açıdan da tamamen anlamsız bir yoldur. Uzun yıllardır yapılan araştırmalar bize şunu gösterdi: Okulda beceri ve gerçek bilgi kazanmak için çocukların öğrenmeyi istemesigerekiyor. Bir çocuğu yerinde oturmaya, ödev yapmaya ya da küme  çalışması yapmaya zorlayabilirsiniz. Ama bir insanı dikkatli düşünmeye, kitaplardan zevk almaya, karmaşık bilgileri kavramaya ya da öğrenmeye karşı ilgi geliştirmeye zorlayamazsınız. Bunun olmasını sağlamak için çocuğun öğrenmeden zevk almasına ve okulu bir keyif kaynağı olarak görmesine yardım etmelisiniz.

Yetişkinler öğrenme hakkında sanki tıptan konuşur gibi konuşurlar: Tatsız ama senin için iyi ve gerekli bir şey. Neden öğrenmeyi sanki yemekmiş gibi düşünmeyelim ki? İnsanlar için o kadar değerli ki, onu zevk alınacak bir deneyime dönüştürdüler. Neden aynı şeyi öğrenme için de yapmayalım ki? Bırakın çocuklar öğrenmeyi çok sevdikleri için öğrensinler. İnsanların bilgiye olan açlığının ne kadar doğal olduğunu görmek istiyorsanız, iki yaşında konuşmaya çalışan bir çocuğa bakın. Ve sonra okulda, çocukların öğrenmeden duydukları bu doğal hazzı geliştirmelerine yardım edin.

Eğitim, çocukların keyif duygusunu yok etmemeli ya da okul sonrası hayata ertelememeli. Bir çocuğun yaşam koşulları ne kadar zorsa, o çocuk için sınıfında keyif duygusu yaşaması o kadar önemlidir. Keyif ya da zevk kötü kelimeler değildir. K12 eğitiminin hedeflerine karşı gelen ahlaki değerler de değildir. İşin aslı, eğitimin olmazsa olmazlarıdır.

Kaynaklar :

Yazının orjinali: www.theatlantic.com

Bu yazı ilk olarak www.egitimpedia.com internet sitesinde yayınlanmıştır.

Her zaman olduğu gibi internette dolaşıp kitap, makale, yazı, tarih, haber gibi sizlerinde ilgisini çekeceği konuları araştırırken bir yazar dikkatimi çekti ve araştırmaya başladım. Öykü kitapları dikkat çekici fakat bir öyküye nedense takılıp kaldım. Özetini sizlerle paylaşmak istedim. Daha fazlası için elbette kitabı almalısınız.. İyi okumalar. Not: Öykünün sonunda yazarın özgeçmişini okuyabilirsiniz.

kitlesel hırsızlık

Bir zamanlar herkesin hırsız olduğu bir ülke vardı. Geceleri herkes bir fener ve levye ile silahlanıp komşularının evine girerdi. Tan ağarırken çuvalını doldurmuş geri döndüğünde kendi evinin de soyulmuş olduğunu görürdü.

Böylece herkes uyum içinde yaşardı, kimsenin durumu çok kötü değildi. Biri birini, o öbürünü soyar, böylece son insana kadar gelinir, sonuncu da o birinciyi soyardı. Bu ülkede ister sat, ister al sahtekarlık demekti.

Hükümet insanlardan çalmak için kurulmuş bir suç örgütüydü, insanlar da bütün zamanlarını hükümeti aldatarak geçirirlerdi. Yaşam hiçbir sorun çıkmadan sürüyordu; orada yaşayanlar ne zengindiler ne de yoksul. Sonra bir gün – nasıl olduğunu kimse bilmiyor – dürüst bir adam çıkageldi.

Geceleri çuvalını alıp hırsızlık etmek için dışarıya çıkmak yerine evde oturuyor, piposunu tüttürüp roman okuyordu. Hırsızlar oraya gelip de ışık görünce geriye dönüyorlardı. Ama bu böyle gitmedi. Dürüst adama böyle rahat bir hayat yaşamakla havanın ona göre hoş olabileceğini , ama kimseyi çalışmaktan alıkoymaya hakkı olmadığını söylediler. Evde oturduğu her gece bir aile aç kalıyordu. Dürüst adam verecek yanıt bulamadı. O da tuttu tan yeri ağarana kadar geceyi dışarıda geçirmeye başladı, ama hırsızlık etmeye eli varmadı.

Dürüsttü işte o kadar. Köprüye kadar yürüyor, altından suyun akışını izliyordu. Sonra evine geliyor evini soyulmuş buluyordu. Bir hafta geçmeden dürüst adamın beş parası kalmadı, yiyeceği tükendi; ev soyulup soğana çevrilmişti. Ama kendinden başka kimseyi suçlayamazdı. Sorun dürüstlüğüydü; düzeni alt üst etmişti. Karşılığında kimseyi soymadan kendini soymalarına izin vermişti. Böylece her sabah birisi geri döndüğünde evini soyulmamış buluyordu – dürüst adamın bir gece önce soyması gereken ev-. Çok geçmeden evleri soyulmayanlar kendilerinin öbürlerinden daha zengin olduklarını gördüler elbette, onun için çalmak istemediler, öte yandan dürüst adamın evini soymaya gelenler elleri boş döndüler, yoksullaştılar. Zenginleşenler köprünün üzerinde dürüst adama katılmaya, onunla birlikte akan suyu seyretmeye başladılar.

Bu karışıklığı daha da arttırdı. Zenginleşenlerin de, yoksullaşanların da sayısı arttı. Bu kez zenginler geceleri köprünün üzerinde geçirirlerse yoksullaşacaklarını gördüler.

“Neden yoksullara biraz para verip bizim için çalmalarını sağlamıyoruz” diye düşündüler. Sözleşmeler imzalandı. Maaşlar, yüzdeler belirlendi. Her iki taraf da pek çok sahtekarlıklar yaptı elbette; insanlar hâlâ hırsızdılar. Ama sonuçta zenginler daha zengin, yoksullar daha yoksul oldular.

Zenginlerin bir kısmı öylesine zenginleştiler ki, artık çalmaları ya da kendileri için çaldırmaları gerekmiyordu. Ama çalmayı bırakırlarsa çok geçmeden yoksullaşacaklardı; yoksullar bunu sağlardı. Onun için yoksulların en yoksullarına mallarını öbür yoksullardan korumak için para verdiler.

Böylece polis kuvvetleri kuruldu, hapishaneler açıldı. Dürüst adamın oraya gelişinden birkaç yıl sonra kimse çalmaktan, soyulmaktan söz etmez oldu, artık yalnızca ne kadar zengin ya da yoksul olduklarını konuşuyorlardı. Gene de bir miktar hırsız kalmıştı. Bir de dürüst olan o bir tek adam vardı, o da zaten çok geçmeden açlıktan öldü.

Yazar:  Italo Calvino kimdir?

02/01/1981. Italo Calvino, Italian writer.

(d. 15 Ekim 1923 – ö. 19 Eylül 1985) İtalyan yazar ve romancı.

talo Calvino, 15 Ekim 1923’de Küba’nin Santiago de las Vegas kentinde dogdu. Genç yasta Küba’dan italya’ya göç eden Calvino, kurmaca yazarliginin yanisira, Komünist Parti Üyeligi, Einaudi Yayinevindeki görevi, gazetelerle çesitli dergilerdeki yazilari araciligiyla, II. Dünya Savasi sonrasi Italyan kültürünün en önemli adlarindan biri oldu. Ilk yapitlarindan baslayarak Italya’nin en önemli yazarlari arasina giren Calvino, Italya’da birçok edebiyat ödülü kazanmis ve 1960 yilinda yayimlanan I nostri antenati (Atalarimiz) adli kitabinda yer alan fantastik öyküleriyle uluslararasi bir ün kazanmistir. 1950’lerde fantezi ve alegoriye yönelen Calvino, yazdigi üç anlatiyla dünya çapinda adini duyurdu: Ikiye Bölünen Vikont, Agaca Tüneyen Baron ve Varolmayan Sövalye. Calvino’nun, bilinç akisi yöntemiyle yazdigi ve evrenle insanlarin yaratilisini konu alan Kozmokomik Öyküler’den, Marco Polo-Kubilay Han iliskisi çerçevesinde arzu, bellek, yasam, ölüm gibi temalari büyük bir incelik ve siirsellikle isledigi Görünmez Kentler’e; yazma ve okuma etkinligini, okurun anlati sanatiyla karmasik iliskisini ele aldigi Bir Kis Gecesi Eger Bir Yolcu’dan, Italyan masallarini derledigi ve kendisi açisindan bir tür anlatida ekonomiklik alistirmasi olan Fi-abe Italiane’ye (Italyan Masallari) birçok yapiti içeren yazarlik yasaminin son ürünü Amerika Dersleri’dir. Calvino, 19 Eylül 1985’de, geçirdigi beyin kanamasi sonucu Siena’da ölmüstür.

Tüm Eserleri;
Ağaca Tüneyen Baron
Amerika Dersleri
Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu
Gözlemci
İkiye Bölünen Vikont
Jaguar Güneş Altında
Kesişen Yazgılar Şatosu
Kozmokomik Öyküler
Palomar
Savaşa Giriş
Var Olmayan Şövalye
Zor Sevdalar
Karga Sona Kaldı
Sıfır Zaman
Marcovaldo Ya Da Kentte Mevsimler
Sen “Alo” Demeden Önce

14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, dün gece NuPera’da yapılan ödül töreniyle sona erdi.

14-f-istanbul

!f İstanbul’un 2015 ödülleri belli oldu! Bu yıl sekizincisi düzenlenen Keş!f Yarışması’nın kazananı Brezilya’dan “August Winds/Ağustos Esintisi”yle Gabriel Mascaro olurken, Aşk ve Başka Bi’ Dünya Yarışması’nın birincisi Suriye ve Fransa ortak yapımı “Silvered Water, Syria Self-Portrait/Gümüş Suyu: Suriye Otoportresi” seçildi. Türkiye’den Kısalar İzleyici Ödülü ise Orhan İnce’nin yönettiği Adem Başaran’ın oldu!

if

Selen Uçer’in sunuculuğunu yaptığı gecede Keş!f Yarışması Ödülleri, Aşk & Başka Bi’ Dünya ve Türkiye’den Kısalar İzleyici Ödülleri sahiplerini buldu.

Keş!f Ödülü Brezilyalı yönetmenin

August Winds 3

Sinema dünyasından usta isimlerin “sinemada cesur hikâye anlatımı ve biçimsel arayış” kriterlerini gözeterek, en çok “İlham Veren Yönetmen”i seçtikleri Uluslararası Keş!f Yarışması’nda bu yıl ABD, Avustralya, Brezilya, Estonya, Fransa, Hollanda, Irak, İsrail,Yunanistan, Türkiye ve Ukrayna’dan toplam 9 film, 15.000 dolar para ödüllü Keş!f Ödülü için jüri karşısındaydı.

Mehmet Kurtuluş, Lila Yacoub, Matias Piñeiro, Grant Gee ve Signe Byrge Sørense’den kurulu Keş!f Jürisi, Brezilya yapımı “August Winds/Ağustos Esintisi”nin yönetmeni Gabriel Mascaro’yu “yılın ilham veren yönetmeni” seçti. Jüri adına ödül gerekçesini okuyan Lila Yacoub ve Mehmet Kurtuluş; “Keşif Ödülü’nü, derinliğinin kaynağını basitliğinde bulan bir filme veriyoruz. Dünyanın ücra bir köşesinde günlük yaşamı gösteren film, her şeyden önce, manyetik görüntüler ve punk sesler aracılığıyla nefes alma hissi yaratmayı başarıyor. Filmin, durgunluk ve değişim üzerinde bir ritm oluşturan kaşifliğinin, bizlerde yarattığı sürpriz hissi günlerdir yerini koruyor. Bir başka ilham veren yönü ince tonu olan filmin en büyük gücü ise, yaşayanlar ve ölüler arasındaki tansiyonu ve belirsizlikleri sıradışı bir başarıyla yakalayan, o kara alt akıntıyı yaratmış olması. Bu yıl Keş!f Ödülü, Gabriel Mascaro’nun Ağustos Esintisi filmine gidiyor” dedi.

SİYAD’ın seçimi Ghobadi’den yana oldu

Aslı Daldal, Esin Küçüktepepınar ve Metin Gönen’den oluşan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) jürisinin seçimi ise Irak Kürdistanı yapımı “Mardan”ın yönetmeni Batin Ghobadi’den yana oldu.

SİYAD jürisi adına gerekçeyi okuyan Esin Küçüktepepınar ve Metin Gönen şunları söyledi: “SİYAD jürisi olarak, bir yandan Kürdistan’ın coşku uyandıran coğrafyası ile epik bir kurgusal evren yaratıp, diğer yandan geçmişin travmalarıyla şekillenen trajik bir yerel hikâye ile Kürt halkının nezdinde tüm Orta Doğu halklarının acılı tarihini sinematografik bir yaratıcılıkla anlatırken, sadece acı ve mağduriyet ifade etmek yerine bu çılgın topraklarda öncelikle kendi aidiyetine, kendi geçmişine, kendi halkının var oluşuna eleştirel ve yaratıcı bir sine-gözle bakarak içinde bulunduğumuz durumu düşünerek öznel bir özgürleşmeye seyircinin kendisini de davet eden evrensel bir sinematografik sesleniş olduğu için SİYAD Ödülü’nü Batin Ghobadi’nin “Mardan” filmine veriyoruz.”

Yılın en yaratıcı müdahalesi Suriye filmine

!f İstanbul’un geçen yıl başlattığı ve aktivist filmlerin yarıştığı 10 bin dolar değerindeki Aşk & Başka Bi’ Dünya Ödülü için ise ABD, Danimarka, Fransa, Hindistan, İrlanda, Kanada,Kolombiya, Norveç, Polonya, Rusya, Suriye ve Ukrayna’dan toplam 8 film yarıştı. Arsinée Khanjian, Marie Olesen ve Pınar Selek’ten oluşan jüri, “yılın en yaratıcı müdahalesi” olarak; Suriyeli yönetmen Ossama Mohammed’in, Suriye’de yaşayan Kürt yönetmen Wiam SimavBedirxan’ın internet yoluyla gizlice gönderdiği görüntülerle birlikte yönettikleri, Suriye veFransa ortak yapımı “Silvered Water, Syria Self-Portrait/Gümüş Suyu: Suriye Otoportresi”ni seçti.

Jüri adına gerekçeyi okuyan Arsinée Khanjian, şunları söyledi: “Festivalin yarışma için belirlediği misyonun ışığında, biz Aşk ve Başka Bi’ Dünya Yarışması jürisi olarak dünyanın acı çektiğini ve sivil halkların olumlu değişime katkı sağlama sorumluluğunu taşıdığına inanıyoruz. Bu film bizi baskı, işkence, şiddet, çaresizlik ve ölümle yüz yüze getirdi. Cüretkâr ve yüksek sesli; ancak şiirsel, samimi; ve kişisel ancak kolektif. Film, hem insanların özgürlük savaşının hem de devletlerin güç ve zorbalıklarını koruma adına kendi halklarına hizmet etmeyi ve halklarını korumayı ihmal etmelerinin zamandan bağımsız bir anlatımı. Film, biz jüri üyelerini tam anlamıyla sersemletti. Filmin oluştuğu 1001 fotoğraf ve video vahşilikleriyle, doğal olarak, bizi de can evimizden vurdu. Ama aynı zamanda bize yıkımı nasıl algıladığımızı sorgulattı ve dünyada yaşanan acıyı ve umudu nasıl aradığımızı bir kez daha hatırlattı. Görülen ve söylenen her şey ile bu film gerçek bir sinema eseri; sinemanın tüm araç ve yöntemlerini en iyi ve yaratıcı şekilde kullanıyor ve keşfediyor. Kullanılan her sözcük, ses ve görüntü bu hünerli eserin bütünlüğünü tanımlamak için önemli parçalar. Ossama Mohammed ve Wiam Simav Bedirxan’ın yönettiği Gümüş Suyu: Suriye Otoportresi, sürgün edilmenin ve kuşatılmanın perişanlığını yakalanabilecek en evrensel dille anlatıyor.”

Kısa izleyicisi Adem Başaran’ı seçti

Gecede ayrıca, 1890 sponsorluğunda düzenlenen Türkiye’den Kısalar bölümü kapsamında verilen İzleyici Ödülleri’nin sahipleri de belli oldu. 18 kısanın gösterildiği bölümde en iyi kısa Orhan İnce’nin yönettiği Adem Başaran seçilirken, Nehir Tuna’nın kısası Basur ikinciliği, Muhammet Beyazdağ’ın Çirok/Hikâye adlı kısa belgeseli de üçüncülüğü aldı. 2012’de “Ali Ata Bak” adlı kısasıyla da aynı ödülü almış olan İnce, !fİstanbul’un konuğu olarak yurt dışındaki bir festivale konuk olma hakkı kazandı.

Şimdi sıra Ankara ve İzmir’de!

12-22 Şubat tarihlerinde gerçekleşen !f İstanbul bu sene de dünyanın dört bir yanından ödüllü bağımsızlar ve ustaların son filmleri Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşturdu. Bu yıl 42 ülkeden 115 filmin gösterildiği festivali 80 bin kişi izledi. Festival, 26 Şubat’ta Ankarave İzmir’e doğru yola çıkacak ve 1 Mart’ta sona erecek.