Şunun için etiket arşivi: haber

Guardian gazetesi, 2013 yılında Avrupa’nın “en iyi sanat etkinlikleri”nin gerçekleşeceği kentler arasında yer verdiği İstanbul’da düzenlenecek Uluslararası Film Festivali ve İstanbul Bienali’ne vurgu yaptı.

 Bu yıl Avrupa’da en iyi sanat etkinliklerini gerçekleştirecek kentler arasında İstanbul da sayıldı. İngiliz Guardian gazetesi “Avrupa’nın 2013 yılında en iyi sanat etkinlikleri rehberi” başlığıyla verdiği geniş haberinde İstanbul’da düzenlenecek Uluslararası Film Festivali ve İstanbul Bienali’ne yer verdi.

Guardian gazetesi “Avrupa’da bu yılın en iyi sanat etkinlikleri rehberimiz ile şaşırtıcı bir kültürel kentsel tatilini planlayın, operadan elektronik müziğe, artı şiir, tiyatro ve sinemaya” diye yazdı.
Haberde yılın “en iyi sanat etkinliklerine” evsahipliği yapacak Avrupa kentleri arasında İstanbul dışında şu kentler sıralandı:
“Paris (Fransa), Barcelona (İspanya), Kosice (Slovakya), Berlin (Almanya), Venedik (İtalya), St. Petersburg (Rusya), Atina (Yunanistan), Gothenburg (İsveç), Krakov (Polonya), Lizbon (Portekiz), Basel (İsviçre), Prag (Çek Cumhuriyeti), Kopenhag (Danimarka), Budapeşte (Macaristan), Oslo (Norveç) ve Brüksel (Belçika).

-İSTANBUL’DA ETKİNLİKLER-

Guardian gazetesi, 30 Mart ile 14 Nisan tarihlerinde düzenlenecek olan İstanbul Uluslararası Film Festivali için “Son yıllarda en ilginç Avrupalı filmlerinden bazıları Türk yönetmenlerden geldi” dedi. Bu çerçevede Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu ve Fatih Akın’ın “Yaşamın Kıyısında” yapıtlarına dikkat çeken gazete 1982 yılından beri devam eden festivalin, hem büyük isimlerin piyasaya çıkan yeni yapıtlarını hem de yükselen yeni yönetmenlerin eserlerini görmek için “büyük şans” sağladığını vurguladı.
Guardian, İstanbul’un 14 Eylül ile 10 Kasım tarihleri arasında evsahipliği yapacağı İstanbul Bienali’ni okuyucularına anlatırken “Bu etkinlik, Venedik, Sao Paulo ve Sydney’de yapılanlarla birlikte dünyanın en prestijli çağdaş sanat vitrinlerinden biri” sözlerini kullandı. Haberde Bienalin Küratörü Fulya Erdemci’nin 2013 yılı temasının, “siyasi bir forum olarak kamusal alan” fikri olacağını açıkladığına vurgu yapıldı.

Kaynak : [-]http://www.haberx.com

Hükümetlerin birçoğu kültür ve sanat hakkındaki fonları azaltıp, kültürün ekonomideki rolünü küçümserken, Brezilya tam ters yöne gidişin başlangıcında duruyor olabilir.

“Editör: Haberi okuyunca birden aklıma ülkemizde sanat ve kültüre sağlanan destekler ve elbette sanata harcanan tükürükler geldi!”

Ekonomik krizleriyle ünlü Brezilya hükümeti, içinde bulunduğu zor şartlara rağmen bütçesinden 3,5 milyar dolarlık bir kısmı “kültür-sanat harçlığı” uygulamasına ayırdı. Yeni başlatılan uygulamayla belirli maaş seviyesinin altındaki çalışanlara“kültür-sanat harçlığı”verilecek.

Hürriyet gazetesinin AFP’den aldığı habere göre; Brezilya Kültür Bakanı Marta Suplicy, bir televizyon kanalına verdiği röportajda, “Bütün gelişmiş ülkelerde kültür, ekonomide kilit rol oynar” diye konuştu.

2011′de yerini şu anki Brezilya Devlet Başkanı Dilma Rousseff’e bırakan 35. Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva’nın fakir ailelere şartlı nakit para transferini içeren “Bolsa Familia” (Aile Yardımı) projesini hatırlatarak, “İhtiyacı olanlara yemek temin ediyoruz. Neden sanattan uzak kalsınlar?” dedi. Uygulama, “aile yardımı” programının kapsamı genişletilerek gerçekleştirilecek.  Bakan Suplicy, “Şimdi de ruh için gıda sağlıyoruz” sözleriyle anlattığı uygulamanın bu yıl içinde başlayacağını söyledi.

Suplicy, “kültür-sanat harçlığı”nın elektronik bir kart aracılığıyla verileceğini, bu uygulamayla birlikte, “kültür sektörüne yaklaşık 3.5 milyar dolarlık bir destek” yapılmış olacağını da belirtti.

Uygulama ile ülke her ay, çalışanlara, müze, sergi ve kitap gibi kültürel harcamalar için 50 Real (25 Dolar, 44 TL) verecek. Brezilya’da geçerli olan asgari ücretin maksimum 5 katından az geliri olanlara (1700 Dolar) verilecek olan para ile çalışanların sinemaya gitme, kitap, DVD alma, sergi gezme, tiyatroya gitme, müzeye gitme ya da müzik eseri satın alma gibi seçenekleri olacak.

Uygulama sadece kültür tüketimi için yeni bir bütçe olması yanında, muhtemelen aynı zamanda kültür yaratıcılarının faydasına olacağı belirtiliyor. Kaynak, kültür sektörüne 3,5 milyar dolar enjekte edilmesi anlamına da geliyor. Bir vergi kredisi veya para iadesi hane halkı harcamaları nasıl artırıyorsa benzer biçimde ülkenin yeni politikasının kültürel işletmelere yeni enerji vereceğini umuyor.

Hyperallergic.com’un haberinde, uygulamayı değerlendiren yazar Hanri Kunzru, 3,5 milyar Doların İngiltere sanat konseyi bütçesinin yedi katı olduğuna dikkat çekti. Yazara göre her ne kadar tam bir hibe programı olmasa da Brezilyalıları sanat harcamalarında rahatlatacaktır. Öte yandan yazarın tahminine göre, sanatın tanımlanmamış olması uygulamanın kültür sanat galerilerinden çok sinema gişelerini güçlendireceği yönünde.

Kaynak : [-]

“Editör: Demek ki neymiş yağız hırsız ev sahbini bastırıyormuş. Bize ait olanı al/çal, sergile geri isteyince de neredeyse değil, aleni olarak “Şantajcı” muamelesi yap. “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar.”

İngiliz The Guardian gazetesi, Türkiye’nin yurt dışındaki müzelerde bulunan arkeolojik eserleri geri almak için yabancı ülkelerin müze ve arkeologlarına şantaj yaptığını öne sürdü.

Gazete ayrıca Kültür Bakanlığı’nı “kültürel şovenizm” uygulamakla suçladı.

The Guardian, yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarılan yabancı ülkelerdeki kültürel varlıklarını Türkiye’ye getirmek için son birkaç yılda adeta seferberlik başlatan Eruğrul Günay liderliğindeki Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca talep edilen kültür varlıklarını iade etmek istemeyen Berlin, Paris ve New York’un müze ve arkeoloji adamlarını, Türkiye’de arkeolojik kazı yapma izinlerini yenilememekle tehdit etti. Bakanlık ayrıca bu kentlerdeki müzelere hiçbir sanat ve kültür eserini ödünç vermeme tehdidinde bulunduğini öne sürdü. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın girişimleri için ’Türkiye kültür savaşı açtı’ ifadesini kullanan gazete, 1829’dan bu yana Türkiye’nin en önemli arkeoloji alanlarında kazılar yapan Alman Arkeoloji Enstitüsü, Berlin Müzesi’nde bulunan 3 bin 300 yıllık dev Hitit sfenksin verilmemesi halinde Türkiye’nin kendilerini yeni kazı izni vermemek veya izinlerini uzatmamakla tehdit ettiğini öne sürdü. Enstitü, sfenksin Türkiye’ye iade edilmesinden sonra bazı kazı izinlerinin yenilendiğini iddia etti.

Berlin’de bulunan ve ünlü Bergama Tapınağı’nın sergilendiği Bergama Müzesi’nin bağlı olduğu Prusya Kültürel Miras Vakfı Başkanı Hermann Parzinger de, Ankara’yı ’Kirli siyasi oyunlarla bilimsel çalışmaların geleceğini tehlikeye atmakla’ suçladı. Parzinger, “Türkiye bize arkeologlarımızı ülkeden dışarı atma şantajı uyguluyor. Son olarak arkeolojik kazı alanlarına alt yapı hizmeti vermemekle tehdit ettiler” dedi.

The Guardian, Türkiye’nin arasının bazı arkeolojik eserleri geri vermeyi reddeden Paris’teki Louvre Müzesi ve Ankara’nın yasa dışı yollara yurtdışına çıkarıldığını söylediği 18 parçalık Norbert Shimmel koleksiyonunu iade etmeyen New York Metropolitan Muzesi ile de kötü olduğunu belirterek, “Ankara bir süre önce Paris’e Fransız arkeologların kazı izinlerini iptal ederek misilleme yaptı” diye yazdı.

Kaynak :[-]

Sinema Genel Müdürlüğü, yenilenen web sayfasından yayınladığı Türk sinema tarihi kronolojisinde değişikliğe gitti. Daha dar kapsamlı yeni bir kronoloji hazırlandı, bir döneme damgasını vuran seks filmleri hakkındaki bilgiler çıkarıldı, o dönem, “Çeşitli furyaların etkisiyle filmlerin kalitesi düşmüş” denilerek “özetlendi”.

 

Kültür ve Turizm Bakanlığı, “Bakanlık seks filmlerini unutmadı” başlığıyla 7 Ocak’ta Hürriyet’te yayınlanan ve www.sinema.gov.tr sitesindeki Türk seks filmleri tarihçesi ile ilgili bilgilerin verildiği haberin ardından harekete geçti. Bakanlığın talimatıyla, Sinema Genel Müdürlüğü, “Türk Sinema Tarihine Genel Bir Bakış” başlığıyla yeni bir tarihçe hazırladı.

Daha önce web sitesinde yer alan, “Melih Gülgen’in ‘Parçala Behçet’le seks filmlerine yeni bir yol açtığı, Ali Poyrazoğlu ve Aydemir Akbaş’ın seks sinemasının vamp erkeklerini oluşturdukları, seks furyasının pornografiye dönüştüğü ve Zerrin Egeliler’in de bir yıllık süre içinde çevirdiği 37 filmle dünya rekoru kırdığı” bilgilerinin yerini, şunlar aldı:

“O DÖNEM KALİTE DÜŞTÜ”

“1970’lerdeki Türk Sineması’nın yapısal gelişiminde, dış faktörlerin rolü, iç faktörlerden daha büyüktür. Türkiye’de 1971-1980 yılları arasında geçen süre zarfında, başta siyasi ve ekonomik alanlarda olmak üzere birçok konuda köklü değişiklikler olmuştur. Büyük siyasi, iktisadi ve sosyolojik değişimler her sektörü olduğu gibi sinema sektörünü de derinden etkilemiştir. Televizyona artan ilgi, kitleleri sinemadan uzaklaştırmış, sinema salonları kapanmaya başlamış, çeşitli furyaların etkisiyle filmlerin kalitesi düşmüş, sinema sektörü daralma sürecine girmiştir. 1977 yılında, Türk Sineması’na yasal düzenlemeler hazırlamak maksadıyla Kültür Bakanlığı’na bağlı Sinema Dairesi Başkanlığı kurulmuştur.”

1960’LARDA AMERİKAN SİNEMASININ ÖNÜNDE

Genel Müdürlüğün hazırladığı yeni tarihçede, şunlara da yer verildi:

“1960’lı yılların bir diğer özelliği de Türk Sineması’nın Amerikan Sineması’nın önünde olmasıdır. 1966’da Türk sineması 241 filmle, dünya uzun metraj film üretimi sıralamasında 4’üncü sırayı almaktadır. 1960’lı yıllar, Türk Sineması için altın bir çağ olarak kabul edilmektedir. 1980-1990 yılları arasında devlet doğrudan müdahalelerle sinema sektörünü düzenlemeye çalışmış, 1986 yılında sinema, video ve müzik eserleri yasası çıkartılmıştır.

2 BİN 93 SİNEMA PERDESİ VAR

Türk sinema sektörü 90’lı yılları kriz içinde karşılamıştır. Bu süreçte neredeyse yılda 10 filmden az yapım üretilmiştir. Sinemalar birer birer kapanmış, özel televizyonlar peşi sıra açılmıştır. 1990’lı yıllarda genç bir yönetmen kuşağı belirmiş, önceleri kısa filmlerle ve senaryolarla hayatını geçindiren bu kuşak Türk Sineması’na yeni bir soluk getirmiştir. İzleyici profili değişmiştir. Türkiye´de 2012 yılı itibariyle 567 sinema binası, 2 bin 93 sinema perdesi ve 268 bin 72 sinema koltuğu bulunmaktadır.”

 Haber : Umut ERDEM

Kaynak : [-]

Küçükçekmece Gölü Havzası’nda yürütülen Bathonea Kazıları’nda, arkeoloji dünyasında ilgiyle karşılanan ve İstanbul’un tarihinde yeni bir sayfa açacak kalıntılara ulaşıldı.

İstanbul’da yeni bir ‘antik şehir’ heyecanı.Kazılarda antik döneme ait büyük taşlarla oluşturulmuş düzenli bir su yolu ve dev bir sarnıç-havuz bulundu.

Kocaeli Üniversitesi Arkeoloji Bölümü, öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Şengül Aydıngün başkanlığında Kocaeli, İstanbul ile yabancı üniversitelerden bilim insanlarının katılımıyla süren Avcılar ve Küçükçekmece ilçeleri sınırları arasında kalan Küçükçekmece Göl Havzası/Bathonea Kazıları’nda ortaya çıkan sonuçlar İl Özel İdaresi’nde düzenlenen bir toplantıyla açıklandı. Kazı sonucunda tespit edilen bulgular bölgede bir antik kentin olabileceği ihtimalini güçlendiriyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı desteği yanında İstanbul Valiliği İl Özel İdaresince sağlanan geniş bütçeli ödenekle gerçekleşen kazılarda İstanbul’un Roma’nın başkenti olmasının ardından inşa edildiği sanılan yeraltı su kanalları sistemi bulundu. İşçilik ve inşaat tekniği yönünden, bazı bölümleri Geç Roma dönemine ve bazı bölümleri daha da eskiye Roma imparatorluğu dönemine tarihlenen kanallar, hem burada yapılar topluluğundan oluşan büyük bir yerleşimin varlığını ispatlıyor. 7 bin metre küplük su hacmine sahip büyük sarnıç, Yrd. Doç. Aydıngün’ün açıklamalarına göre, 70 metresi kazılarak ortaya çıkarılan orijinal uzunluğunun 120 metreye kadar uzayacağı tahmin edilen, İmparator Konstantin ve dönemin önemli din adamlarının adını taşıyan damgalı tuğladan inşa edilmiş olan dev bir sarnıç-havuz. Kazıldığı ölçüleriyle 7 bin metre küplük su alabileceği hesaplanan sarnıcın yanı sıra yapılan çalışmalarda İstanbul’un Roma’nın Başkenti olmasının ardından inşa edildiği sanılan yeraltı su kanalları sistemi de bulundu. Kazılarda ayrıca 5-6’ncı yy’da yapılmış dini bir yapıya rastlanıldı, 1034 tarihli bir sikke de bulundu.

Haber:  Gülcan Tezcan

Kaynak : [-]

Masalcı Hans Christian Andersen resmi çıkışından 7 yıl önce yazdığı ‘Tallow Candle’ adlı bir masal bulundu.

Danimarkalı masalcı Hans Christian Andersen’in ”ilk çalışması” olduğu sanılan bilinmeyen bir eseri bulundu.

Danimarkalı tarihçi Esben Brage, 6 sayfa ve 700 kelimeden oluşan metni, Funen Ulusal Arşivler’de, Andersen’in ülkenin orta kesimindeki memleketi Odense’nin varlıklı ailelerine ait kutuları araştırırken Ekim ayı başında bulduğunu söyledi.

El yazısıyla kaleme alınan ve kutulardan birinin en altında görünüşe göre hiç dokunulmadan saklı kalan ”The Tallow Candle” adlı masalın, Andersen’den dul bir kadın olan Mme Bunkeflod’a atfedildiği belirtildi.

Andersen uzmanı Ejnar Stig Askgaard, metnin kuvvetle muhtemel, Andersen’in, resmi çıkışından 7 yıl önce yazılan, ilk çalışmalarından biri olduğunu kaydetti.

Askgaard, keşfi ”sansasyonel” sözleriyle tanımlayarak, ”Bunu yazanın Christian Andersen olduğuna hiç şüphem yok” dedi.

BBC’nin haberine göre de ”The Tallow Candle” masalında, iç güzelliği fark edilene ve tutuşturulana kadar ihmal edilen ve kirlenen saygıdeğer bir mumun hikayesi anlatılıyor.

Mme Bunkeflod’ın, Andersen’in bir çocuk olarak ziyaret ettiği ve kitaplar ödünç aldığı dul bir kadın olduğu sanılıyor.

Uzmanlar, Danimarka gazetesi Politiken’e, metnin, büyük olasılıkla orijinal el yazmasının kopyası olduğunu açıklarken, eserin muhtemelen 1820’lerde yazıldığını söylediler.

Kaynak : [-]

 

Hollanda doğumlu Türk kızı Karsu Dönmez’in aile restoranından New York’un dünyaca ünlü Carnegie Hall isimli gösteri merkezine uzanan müzik yolculuğu, Hollandalı yönetmen Mercedes Stalenhoef tarafından belgesele taşındı.

Stalenhoef, 2007-2012 yılları arasında takip ettiği 22 yaşındaki müzisyenin başarı hikayesini görsele aktardı. Hatay’ın Karsu köyünden 1970’de Hollanda’ya göç eden bir ailenin kızı olan Dönmez, müzik kariyerine Amsterdam’daki aile restoranında piyano çalarak başladı. Restorana gelen müzik otoriteleri tarafından keşfedilen Dönmez henüz 16 yaşında New York’un dünyaca ünlü gösteri merkezinde sahneye çıktı. Geçen hafta üçüncü kez aynı sahnede yer alan Dönmez genç yaşta tarihi bir başarıya da imza attı. İlk Türkiye konseri, Hollanda Büyükelçisi’nin daveti üzerine Avrupa Kültür Başkenti İstanbul projesi çerçevesinde gerçekleşen Dönmez, Hollanda-Türkiye ilişkilerinin 400. yılı kapsamında da konserler verdi.

Kaynak :[-]

Galeri Manâ, 20 Kasım – 12 Ocak tarihleri arasında Pawel Althamer: 6 Heykel adlı sergiye ev sahipliği yapacak

Sanatçının Istanbul’daki bu ilk solo sergisinde Deutsche Guggenheim, Berlin siparişi üzerine ürettiği Almech isimli yerleştirmesinden altı adet heykel yer alıyor.

Althamer’in doğal büyüklükteki altı adet portreheykeli, ruhani varlıklarıyla izleyicide hem huzur hem endişe uyandıran, bembeyaz ve solgun bir hayaletler topluluğu oluşturuyor. Deutsche Guggenheim ile sanatçının babasının Varşova, Polonya şehrinde kurmuş olduğu plastik üretim atölyesi Almech arasındaki bir değiş-tokuştan doğan bu seri, betimlenen kişilerin – Deutsche Bank çalışanları, müze personeli ve ziyaretçiler – yüz kalıpları ile bedenlerini oluşturan plastik malzemeyi bir araya getiriyor.

Galeri Manâ’daki serginin çıkış noktası, sanatçının sosyal dokuya dair keskin algısı; bu algı, farklı işlerini birbirine bağlamakla kalmayıp, sanatçının oynadığı bir malzeme haline gelmiştir. Yerinden sökülmüş ve yeni bir çerçeveye nakledilmiş altı işi Manâ’da yeniden yerleştiren ise sanatçının zaman, mekân ve toplum algısı. Althamer bu heykelleri üretim, yöntem ve mekânlarından ayırarak, özgürleştirerek onlarla yeni bir diyaloğa giriyor ve onların tarihle yüklü olmayan bir yoruma kavuşmalarını sağlıyor. Bu temsiliyetin anti belleği işin daha az belirlenmiş, kişisel bir deneyiminin şaşırtıcı bir şekilde hayat verici olabileceğine işaret ediyor.

 Pawel Althamer farklı medyumlar kullanarak ürettiği yapıtlarıyla olduğu kadar izleyicilerine ve değişik toplumsal gruplara yaşattığı çeşitli ve özgün sosyal deneyimlerle kendine özgü katılımcı bir sanat pratiği geliştirdi. Kariyeri boyunca sanatın dönüştürücü potansiyelini kullanmayı amaç edinen Althamer, insanların kendi yaratıcılıkları üzerine düşünmelerine ve günlük hayatlarına dair yeni bir anlayış geliştirmelerine yardımcı olabilecek bir tavır benimsedi. 1994’ten beri yürütmekte olduğu MS hastaları için düzenlenen bir haftalık heykel atölyesi olan Nowolipie Grubu; 2000 yılında komşularının dairelerini kullanarak düzenlediği Bródno 2000 isimli büyük çaplı grup performansları; 2008 yılından beri ailesi ve arkadaşları ile organize ettiği Common Task isimli Belçika, Brezilya ve Mali’ye yolculuklar dizisi ve Frühling (2009) kapsamında Museum Fridericianum, Kassel’deki solo sergisini şehirdeki okul çocuklarına devretmesi bu sanatsal tavrına örnek gösterilebilir. Pawel Althamer’in heykel, enstelasyon, video ve film gibi çesitli medyumları barındıran yapıtı, çoğunlukla sakatat, kuru ot ve insan saçı gibi malzemeler kullanarak ürettiği kendisinin, aile üyelerinin ve arkadaşlarının doğal ölçülerde portrelerine odaklanıyor.

 Kaynak : [-]

‘Sadece Müzik’ diyerek yola çıkan ENKA Kültür ve Sanat Buluşmaları bugün Listz Akşamı ile başlıyor. 13 Kasım-18 Aralık tarihleri arasında gerçekleşecek etkinliklerde İdil Biret, Şirin Pancaroğlu, Nil Karaibrahimgil ve Dilbağ Tokal da var.

 ENKA Kültür ve Sanat Buluşmaları bugün başlıyor. Sadece müziğe yer verilecek olan etkinliklerde 13 Kasım-18 Aralık 2012 tarihleri arasında pek çok ünlü müzisyen ağırlanacak. Bu yıl 24’üncüsü gerçekleştirilen etkinlikler bu akşamki ‘Listz Akşamı’ konseri ile başlıyor. ENKA İbrahim Betil Oditoryumu’nda gerçekleşecek olan konserin solistlğini Gökhan Aybulus yapacak. Aybulus’a eşlik edecek olan Orkestra, Anadolu Üniveristesi Senfoni Orkestrası, şef ise Cem Mansur.

İdil Biret piyanosu ile etkinlikte

Etkinliklerin ilerleyen günlerinde ise İdil Biret piyano resitali ile ENKA’nın konukları arasında olacak. Etkinliklerde, uluslararası üne sahip arp sanatçısı Şirin Pancaroğlu ve pop müziğin genç isimlerinden Nil Karaibrahimgil ile birlikte pek çok sanatçı daha sahne alacak. Dilbağ Tokay ve Emine Serdaroğlu da, verecekleri konser ile sanatseverleri aynı çatı altında toplayacak.  İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin “Wolfgang ve Lorenzo” müzikli oyunuyla sona erecek olan etkinliklerde çocuklara da yer açılmış. BT Müzikevi projesi olan Johann Strauss’un ‘Dansa Davet’i çocukları ücretsiz ve keyifli bir yolculuğa çıkaracak.

Sanatseverler için sersi kalkıyor

Dileyen katılımcılar, her etkinlik öncesi saat 19:00’da Taksim – AKM önünden kalkacak ücretsiz servis ile etkinlik merkezine ulaşabilecek. Etkinlik bitiminde ise, ENKA İbrahim Betil Oditoryumu’ndan kalkacak servis, konukların Taksim – AKM’ye ulaşımını sağlayacak. Servisten yararlanabilmek için etkinliklerden en az iki gün önce ENKA ile bağlantıya geçerek rezervasyon yaptırılması yeterli. Konser biletleri 30 TL. Nil Karaibrahimgil konseri ise 50 TL. Bu arada hatırlatalım, ENKA İbrahim Betil Oditoryumu’nda koltuk sayısının sınırlı ve yerlerin numarasız olması nedeniyle, önceden rezervasyon yaptırılması öneriliyor. (Bilgi 0 212 705 60 50)

Viyolensel piyano ikilisi Dilbağ Tokay (fotoğraftaki) ve Emine Serdaroğlu’nun konseri 11 Aralık 2012 Salı 20:30’da.

 

Türkçe’den İngilizce’ye çevrilen edebiyat kitaplarının sayısını artırmak için genç çevirmenlerin teşvik edilmesini ve daha fazla nitelikli çevirmenin sektöre kazandırılmasını amaçlayan British Council’ın genç çevirmenlere yönelik düzenlediği Çeviri Yarışması 8 Kasım’da düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Düzyazı kategorisinde John Angliss, şiirde ise Derick Mattern Çeviri Ödülü’nün sahibi oldular.

 British Council’ın, Everest Yayınları iş birliğiyle düzenlediği Çeviri Günü etkinlikleri kapsamında yarışmada finale kalan adaylara özel, şiir ve düzyazı alanlarında çeviri atölyeleri düzenlendi.

Ayrıca edebiyatseverlere ve çeviriyle ilgilenenlere yönelik gerçekleştirilen söyleşide, Güven Turan (Şair, yazar ve çevirmen), Maureen Freely (Yazar ve çevirmen), ve Murat Belge (Akademisyen, çevirmen ve eleştirmen), Sırma Köksal’ın (Everest Yayınları Baş Editörü) moderatörlüğünde edebiyat çevirisiyle ilgili tecrübelerini ve bu alanda karşılaştırkları sorunlar üzerine görüşlerini paylaştılar.

Açılıs konusmasını yapan British Council Türkiye Direktörü Margaret Jack, “Londra Kitap Fuarı’nın altı yıldır kültürel programları ortağıyız. Önümüzdeki yıl fuarın odak ülke olarak Türkiye’yi belirlemesi üzerine düzenlediğimiz paralel etkinliklerden biri olan Çeviri Günü ve Çeviri Ödülü’ne gösterilen ilgiden çok mutluyuz” dedi.

Projeye jüri üyesi, eğitmen ve panelist olarak katılan Maureen Freely ise yarışmayla ilgili olarak, “Türkiye’de yayınlanan edebiyat eserlerinin yüzde 50’si çeviri eser iken bu rakam İngiltere’de yalnızca yüzde 3. Bugün burada karşılastığım pek çok yetenekli genç çevirmenin önümüzdeki yıllarda pek çok değerli Türkçe edebiyat eserinin İngilizce yayınlanmasına katkıda bulunacaklarına inanıyorum” dedi.

Angliss ve Mattern, İngiltere’de düzenlenecek eğitim programıyla ödüllendirildiler.

 Kaynak : [-]

Türkiye’nin ilk güncel sanat ödülü FULL Art Prize’ın sahibi, Aslı Çavuşoğlu ve Işıl Eğrikavuk oldu. Halk jürisi ödülüne ise Cengiz Tekin layık görüldü.

Türkiye’nin ilk güncel sanat ödülü olan ‘FULL Art Prize’ dün gece Hasköy Yün İplik Fabrikası’ndaki  törenle ilk sahiplerini buldu. 25 bin TL’lik büyük ödül, Aslı Çavuşoğlu ve Işıl Eğrikavuk arasında paylaştırıldı. Jüri üyelerinin belirlediği yarışma kriterlerini her iki sanatçının da eşit derecede tamamlamış olması ve ödülün ikiye bölünmesi gecenin en büyük süprizi oldu.

Sevim Gözay’ın sunuculuğunu yaptığı gecede FULL Art Prize resmi internet sitesi üzerinden halk oyları ile belirlenen Halk Jürisi Ödülü’nü kazanan isim ise Cengiz Tekin oldu.

Hasköy Yün İplik Fabrikası’ndaki geceye kültür sanat ve medya dünyasının önemli isimleri katıldı. Ödül törenine parallel olarak aynı mekanda yarı finale kalan sanatçıların yeni işlerinden oluşan bir sergi açıldı. Full Art Prize yarı finalistlerine başvuru dosyalarında yer alan, daha önce gösteremedikleri, üretemedikleri ya da sadece fikir olarak kalan projelerinin gerçekleştirilebilmesi için birer destek bütçesi verildi. Sanatçılar yapıtlarını, Öykü Özsoy küratörlüğünde gerçekleştirerek “tanıklık etme” kavramı üzerinden ürettiler. Hasköy Yün İplik Fabrikası’ndaki bu sergi, 28 Kasım’a dek görülebilir.

 Kaynak :[-]

TÜRSAK Vakfı ve T.C. Sinema Genel Müdürlüğü’nce düzenlenen En İyi İlk Senaryo Yarışması’yla, ilk uzun metrajlı film senaryosunu yazacak senarist adaylarına destek verilecek.

Sinemanın en temel yapısını oluşturan “senaryo”nun önemini pekiştirmek ve Türkiye’de senaryo yazarlığının evrensel boyutlarda gelişimine katkıda bulunmak amacıyla, TÜRSAK Vakfı ve T.C. Sinema Genel Müdürlüğü’nce; ilk uzun metraj film senaryosunu yazacak olan senaristlere bu yıl bu yarışma sayesinde ilk kez destek verilecek.
Son başvuru tarihi 17 Kasım 2012 olan yarışmada ipi göğüsleyecek senaryo sahibine 20.000 Lira ödül verilecek.

YARIŞMASI”NIN ANA JÜRİSİ BELLİ OLDU!

 
“En İyi İlk Senaryo Yarışması”’nın jürisi şu isimlerden oluşuyor:

Senarist – Yönetmen Ümit Ünal
Senarist Ebru Ceylan
Oyuncu Zafer Algöz
Senarist – Yönetmen Yüksel Aksu
Yapımcı – Yönetmen Murat Şeker
Gazeteci – Yazar Yekta Kopan
Yapımcı  Elif Dağdeviren
Cast Direktörü Harika Uygur
Telif Hakları Genel Müdürü Abdurrahman Çelik
T.C. Sinema Genel Müdürü Cem Erkul
Türsak Vakfı Başkanı Engin Yiğitgil

Kaynak : [-]