Şunun için etiket arşivi: Geri

yaz okulu

Nar Sanat Eğitim Kursu olarak 2016 yaz sezonu için yaz okulu gruplarımız başlamaktadır. Akıl oyunları seti ve ZeKare eğitim setleri ile basitten karmaşığa doğru bilinçaltı eğitimi temelli başlayacak olan eğitim; her ayın sonunda veliye hangi konuda eksik, hangi konuda dikkatli hangi konuda daha başarılı olduğu konuyla ilgili rapor olarak sunulacaktır. “Hangi alanda nasıldı?, Ne tür destekler verildi? , Hangi gelişim özelliğinin ileride desteklenmesi lazım? , Hangi zeka alanı daha kuvvetli?” sorularının cevaplarını velilerimiz rapor halinde eğitmenimizden alacaklardır. Gün içerisindeki eğitim devam edecektir. Gün içerisinde rutin çoklu eğitim devam ederken, birebir özel eğitim ile ilgilenen eğitmenimiz bazı saatlerde arkadaşlarımızı birebir eğitime alarak zeka gelişim programını uygulayacaktır. Buradaki asıl amacımız; okul öncesi dönemdeki çocuklar emici beyindir, yani herşeyi alırlar fakat hepsini alma becerisi ya da hedefe ulaşma becerisi farklıdır. İleriye giden çocukların geridekilere uyum sağlaması zor olur, zor öğrenenlerin de ilerideki çocuklara uyum sağlaması zor olur. Bu nedenle hepsine ayrı ayrı gelişim programı uygulanması gerekmektedir.  Bu program daha çok Montessori eğitim programından etkilenerek hazırlanmış bir programdır ama Montessori eğitiminin tamamı baz alınmamıştır. Çünkü Montessori eğitiminin devamında Türkiye ‘de devam edebilecekleri bir okul bulunmuyor. Biz geleneksel eğitimimizi hazırlayacak şekilde bu materyalleri uygulayacağız. Materyallerimizin tanıtımını eğitmenimiz randevu ile tanıtabilmektedir. Bu materyaller görsel algı becerisi, konsantrasyon becerisi , el-göz koordinasyonunu geliştiren materyallerdir.

montessori egitimi

Montessori Eğitimi Nedir?

Montessori eğitimi İtalyan bir doktor ve eğitimci olan Maria Montessori tarafından geliştirilen ve serbestlik, sınırlar içinde özgürlük ile bir çocuğun doğal psikolojik, fiziksel ve sosyal gelişimine verdiği önem ile tanımlanan bir eğitim yaklaşımıdır. “Montessori” adı altında bir dizi uygulama bulunsa bile, Association Montessori Internationale (AMI) ve Amerikan Montessori Cemiyeti (AMS) aşağıdaki unsurları esas olarak belirlemiş bulunmaktadır:

  • Büyük çoğunlukla 2.5 ya da 3 yaşından 6 yaşına kadar çocuklar için oluşturulmuş karma yaş sınıfları,
  • Belirlenmiş seçenekler içerisinden, öğrencinin kendi seçeceği faaliyetler,
  • Bölünmeyen çalışma zamanı blokları, ideal olarak üçer saat,
  • Öğrencilerin doğrudan eğitim (yönergeler) yerine malzemelerle çalışarak kavramları öğrenmelerine dayalı “Yapılandırmacı” ya da bir “keşif” modeli,
  • Montessori ya da arkadaşları tarafından geliştirilmiş olan özelleştirilmiş eğitim malzemeleri,
  • Sınıf içerisinde hareket özgürlüğü,
  • Montessori metodu için eğitilmiş bir öğretmen

Bunlara ilave olarak, birçok Montessori okulu onun yayınlanmış eserlerinde yer alan Montessori’nin insan gelişimi modelini referans alarak programlarını tasarlamakta ve Montessori’in hayatı boyunca verdiği eğitici eğitimi derslerinde tanıtılan pedagoji, ders ve malzemeleri kullanmaktadır.

Okuma becerileri, bilim ve matematik okur yazarlığı kadar; sosyal bilimler, görsel sanatlar,spor ve becerilerin geliştirilmesi de önemlidir. Çocuklar anaokul ve ilkokul hayatları boyunca oyun oynar ve zevk alarak öğrenirler. Matematik, fen eğitimleri ve soyut kavramları en iyi öğretmenin yolu müzik,drama ve spor uygulamalarıdır. Akademik ve akademik olmayan öğrenme biçimleri arasında kurulan denge çocukların okuldaki mutluluğunu sağlamanın büyülü formulüdür.

YAZ OKULUMUZUN YAPISI

08.30  17.00  Veli istekleri doğrultusunda saatlerde esneklik gösterilecektir.

Haziran, Temmuz,Ağustos   Katılım süresi  veli isteğine bağlıdır.

PROGRAM İÇERİĞİ:

-Atık Materyal ve Kağıt etkinlikleri,

-Zihin geliştirme programı çocuk gelişim uzmanı tarafından  birebir eğitim,

-ZE Kare eğitim seti,akıl oyunları

-Yaratıcı Drama destekli  kurallı oyunlar,

-Projeksiyon destekli Türkçe Dil Etkinliği,

-ORFF destekli  Müzik Etkinliği,

-Bahçede açık hava oyunları,

-Fen ve Doğa çalışmaları,

-İlkokula gidecek öğrencilerimiz için hazırlık eğitimi,

-Geziler , talep doğrultusunda yüzme eğitimi.

PROGRAM AKIŞI

-İlgi köşelerinde serbest zaman,

-Sabah Kahvaltısı,

-Türkçe Dil etkinliği(parmak oyunu ,tekerlemeler,bilmeceler,eğitici hikayeler),

-Bahçede açık hava oyunları,

-Orff destekli müzik etkinliği,

-Öğle yemeği,

-Dinlenme ve ilgi köşelerinde oyunlar(Zihin geliştirme programı birebir uygulanır),

-Fen ve Doğa çalışmaları,

-Yaratıcı Drama destekli  kurallı oyunlar,

-Meyve saati,

-Atık Materyal ve Kağıt etkinlikleri (Sanat Etkinliği),

İSTEĞE BAĞLI ETKİNLİKLER YAPILACAKTIR.

 

  • Aynı zamanda öğrencilerimize ücretsiz olarak müzikal kulak testi yapılacaktır.
  • Ek ücrete tabii müzik eğitimi(Keman, Piyano, Bağlama, Gitar ve vurmalı çalgılar gibi)
  • Bale
  • Resim dersleri ücretsizdir.
  • Yaş Grupları
  • 3-6    yaş grubu öğrenci kabul edilecektir.
  • Kontenjanımız 20 kişi ile sınırlı olup, daha detaylı bilgi ve eğitmen randevusu için bize telefonla ulaşmak için 0212-570-80-68 veya 0530-880-71-80 numaralarından veya e-mail yoluyla ulaşmak için [email protected] adresinden bizlere ulaşabilirsiniz.

AMACIMIZ:

Okul Öncesi  dönemdeki  çocuklarımızın  zihinsel gelişimine,duygusal ve sosyal gelişimine ,dil gelişimine ,fiziksel  gelişimine  ezberci ve yetişkin baskıcı tutumlardan uzak,öğrenmeye merak uyandırarak  var olan emici beyinlerini aktif çalışabilir duruma gelmesine destek vermektir.

Her çocuk kendi  gelişimi içinde kendi evrimini  tamamlar bundan dolayı takvim yaşından çok

Gelişim yaşı önemlidir.Çoğu kurumlarda  toplu kazanımlar aynı zamanda   yerleştirilmeye çalışılmaktadır.Biz Nar Eğitim Kurumları olarak 16 yılllık tecrübe ile okul öncesi çocukların kendi

Gelişim hızlarına göre eğitim alabilmeleri için bireysel gelişim eğitim programı uygulayarak evrimlerini tamamlamalarına fırsat vereceğiz. Bu program hazırlanırken ülkemizde uygulanan eğitim programlarının tamamı süzgeçten geçirilmiş ve özellikle  montessory  eğitiminin prensipleri dikkate alınarak hazırlanmıştır.

‘’BU İŞİ YAPABİLMEM İÇİN BANA YARDIM EDER MİSİN ?’’   diyen  çocuklarımızın elinden tutarak öğrenmekten keyif alan öğrencilerimizin eğitim ve öğretim yolunu başarılı şekilde açmaktır

 

 

Devlet Tiyatrolarınca 17-27 Mayıs arasında düzenlenecek Antalya Uluslararası Tiyatro Festivali’nin açılışını, Hindistan’dan Taj Express grubu “Bollywood Müzikali” ile yapacak.

Devlet Tiyatroları tarafından düzenlenen “Antalya Uluslararası Tiyatro Festivali”, bu yıl 7. kez tiyatroseverler için perde açacak. Türkiye’den ve yurt dışından toplam 10 tiyatro topluluğunun 11 farklı oyun sergileyeceği festivalin açılışı, Hindistan’dan Taj Express grubunun sergileyeceği “Bollywood Müzikali” ile yapılacak.

Devlet Tiyatroları, Antalya Uluslararası Tiyatro Festivali ile Türkiye’nin tarihi ve sanatsal özelliklerini uluslararası bir platformda paylaşmayı hedeflerken, geride bıraktığı 6 yılda 31 ülkeye ev sahipliği yaparak 60 farklı oyun ve 129 temsil ile 74 bin seyirciye ulaştı.

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamaya göre, bu yıl 17-27 Mayıs arasında Antalya’da düzenlenecek festivalin açılışını Hindistan’dan Taj Express grubu, “Bollywood Müzikali” ile yapacak.

orhan-taylan

Ressam ve heykeltıraş Orhan Taylan’ın 1976’da çizdiği, 1 Mayıs’ın simgesi haline gelen, bir işçinin dünyayı elleri arasında tuttuğunu gösteren afiş, bu yıl tam 40 yaşına girdi. Taylan, 1978’de Dünya Sendikalar Federasyonu’nun yarışmasında da birinci seçilen afişin hikâyesini  anlattı. 1976 yılı nisanın son günlerinde DİSK yöneticilerinin kendisini aradığını belirten Taylan, “Bana ‘Çok acele bir afiş lazım’ dediler. Oturdum çizdim 1 saatte. Sabaha karşı da gelip aldılar afişi. Çizmesi bir şey değil, içime de sinmedi ayrıca. Daha iyi olabilirdi o afiş. Dünyayı pergelle çizdim, elleri kara kalemle çizdim. O yüzden çizim tekniği açısından hafif uyumsuzluk oldu. Dünyayı da kara kalemle çizmeliydim” diyor.

 

1-mayis

Dünya Sendikalar Federasyonu’nun yarışmasında Amerika’yı ve SSCB’yi geride bırakarak birinci olduğunu kaydeden Taylan, sonrasında yaşananları ise şöyle anlatıyor: “Dünya Sendikalar Federasyonu’nun merkezi Prag’daydı. Dediler ki: ‘İstersen 15 gün Prag’da eşinle birlikte misafir edelim, istersen para ödülü.’ Prag’a gitmeyi tercih ettim. Bir daha nereden gideceğim? Çok mutlu oldum. Çok güzel gezdirdiler.”

Afişi meydanlarda görmeyi artık kanıksadığını dile getiren Taylan, “Ancak tabii ki keyif de alıyorsun. Oğlum gelip bakıyor. ‘Aaa babamın işi’ diyor. İnsan kıvanç duyuyor” ifadesini kullanıyor.

ORHAN TAYLAN KİMDİR?

Orhan Taylan (1941, Samsun), Türk ressam ve heykeltıraş.

Selanik kökenli, Samsun 1941 doğumlu ve istanbulludur. Ressam Seniye Fenmen’in oğlu, Robert Kolej (lise ’60) ve Roma Güzel Sanatlar Akademisi (’65) mezunudur.

Bibliyografya

1974- Koksal, Ahmet; Resim sergileri.–Istanbul:MilliyetSanat, sayi 106 (15 Kasim 1974) p. 21-22

1978- Oral, Zeynep; Uluslararasi XV.Antalya Sanat Senligi’nde.Plastik sanatlar.–Istanbul: Milliyet Sanat, sayi 286 (17 Temmuz1978). p. 6

1980- Koksal, Ahmet; Berna Turemen, Tulin Onat, Orhan Taylan.Istanbul Milliyet Sanat, sayi 14 (15 Aralik 1980). p. 48-49

1981- Karaesmen, Erhan; Ankara’da sergiler.–Istanbul: Hurriyet Gosteri,sayi 4 (Mart 1981). p. 59

1982- Yenisehirlioglu, Sahin; Durgun sularda ve cilgin ezgilerde insanlik simgesi .– Istanbul: Sanat Olayi, sayi 17 (Mayis 1982). p. 56-57

1982- Karaesmen, Erhan; Mevsim ortasinda Ankara.–Istanbul:Hurriyet Gosteri, sayi 16 (Mart 1982).

1982- Uğur Kökden, O.Taylan Maltepe resimleri sergisi katalogu ,

1982- Ozsezgin, Kaya; Bir demet sergi.–Istanbul: Milliyet Sanat, sayi 41 (1 Subat 1982). p. 48-49

1983- Duvar resimleri yarismasi sonuclandi .–Ankara : eni Boyut, sayi 14 (Haziran 1983) . p. 25

1983- Koksal, Ahmet; Taylan’in “Maltepe Resimleri” ve gezginci Fujita.– Istanbul: Milliyet Sanat, sayi 69 (1 Nisan 1983). p. 48-49

1985- Senyapili, Onder; Gecen ay “munhasiran resim” vardi Ankara’da .– Istanbul: Sanat Olayi, sayi 37 (Haziran 1985). p. 5-10

1985- Gunes, Gazi; Sanatin demokratiklesmesinde Orhan Taylan gercegi .– Ankara : Bilim ve Sanat, sayi 54 (Haziran 1985) . p. 26

1985- Ozsezgin, Kaya; Tekillik ve cogaltim estetigi konusunda.–Istanbul: Milliyet Sanat, sayi 121 (1 Haziran 1985). p. 49-50

1985- Senyapili, Onder; “Munhasiran hasret” resimleri.–Ankara:BilimveSanat,sayi 54 (Haziran 1985) . p. 27

1985- Ozsezgin, Kaya; Tekillik ve cogaltim estetigi konusunda.–Istanbul: Milliyet Sanat, sayi 121 (1 Haziran 1985). p. 49-50

1986- Girgin, Emin Cetin; Orhan Taylan’a geciken bir merhaba.–Istanbul: Hurriyet Gosteri, sayi 67 (Haziran 1986). p. 45-46

1986- Koksal, Ahmet; Devrim, Taylan,.–Istanbul: Milliyet Sanat, sayi 144 (15 Mayis 1986). p. 48

1986- Koksal, Ahmet;Mevsiminilsergileri.–Istanbul:MilliyetSanat,sayi154(15Ekim1986).p. 48-49

1987- Yalim, Ulku; Orhan Taylan’in insanlari—Ankara : Bilim ve Sanat, sayi 77 (Mayis 1987) p. 28

1988- Orhan Taylan resim sergisi .–Istanbul: Cumhuriyet Gaz., 6 Kasim 1988 . p. 4

1988- Koksal, Ahmet; Yogun bir sergileme doneminden.–Istanbul: MilliyetSanat, sayi 205 (1 Aralik 1988). p. 47-49

1990- Behramoglu, Ludmilla; Orhan Taylan’in Urart Sanat Galerisi’ndeki resim sergisi.. bir devrin cokusundan imgeler.–Istanbul : Gunes Gaz., 3 Mayis 1990. p. 11

1990- Kosova, Erden; Orhan Taylan’in resim sergisi Ankara Urart Sanat Galerisi’nde: Cumhuriyet oncesine bakis.–Istanbul: Cumhuriyet Gaz., 20 Mayis 1990. p. 5

1990- Orhan Taylan’in resim sergisi Ankara Urart Sanat Galerisi’nde: Cumhuriyet oncesine bakis.- Istanbul:Cumhuriyet Gaz., 20 Mayis 1990. p. 5

1990- Tay O , “1890-Tarih ve Hurriyet Ustune; Namik Kemal, Abdulhamit ve bilcumle maglup pasalar, ittihatcilar, asklar ve ihtiraslar ile ilgili efkarli fakat antinostaljik” resim sergisi 1-24 Mayis 1990 [invitation card].– Ankara: Urart Sanat Galerisi,

1990- Senyapili, Onder; Gudumle sanat yapilmaz.–Istanbul : Gunes Gaz., 13 Haziran 1990. p. 8

1990- Ozsezgin, Kaya; Deneyselligin izinde.–Istanbul:MilliyetSanat,sayi241(1Haziran1990) .p. 49-51

1991- Koksal, Ahmet; Gunlerin getirdigi.–Istanbul:MilliyetSanat,sayi277 (1 Aralik 1991). p. 47-48

1991- Antmen, Ahu; Orhan Taylan’in “Akdeniz Resimleri” Levent Sanat Galerisi’nde sergileniyor: Akdeniz bir ozgurluk duygusu.– Istanbul: Cumhuriyet Gaz., 19 Kasim 1991. p. 7

1991- Ozkan, Yusuf; Antalya’nin Promete’sine umut isigi.–Istanbul:Cumhuriyet Gaz., 27 Aralik 1991. p. 1

1992- Oflaz, Lutfu; Roma Guzel Sanatlar Akademisi mezunu ressam Orhan Taylan da 12 Eylulzede: iskence goren ressam tablosu.–Istanbul: Cumhuriyet Gaz., 1 Haziran 1992. p. 12

1993- Koksal, Ahmet; Iki figur ressami.–Istanbul: Milliyet Gaz., 5 Nisan 1993. p. 16

1993- Koksal, Ahmet; Insan, doga ve yasam cevresinde.–Istanbul: Milliyet Sanat, sayi 310 (15 Nisan 1993). p. 46-47

1993- Taylan, Orhan; söyleşi, Duvar resmi bir muhalif soylemdir—Istanbul:Gercek, sayi 19 (7 Agustos 1993) . p. 52

1993- Nur Nirven, O.Taylan, Garanti Bankası sergisi katalogu, 1993 Yalinlasan desenler .-Istanbul :Sabah Gaz., 29 Mart 1993 p. 10

1993- Ulu, Nesrin; Renklenen duvarlar .–Istanbul : Gercek, sayi 19 (7 Agustos 1993) . p. 50-53

1993- Ovet, Recep; Orhan Taylan 25. yil sergisi.–Istanbul: Anons, sayi 25 (Nisan 1993). p. 16-18

1993- Taylan’dan demokratik baskilar.–Ankara: Hurriyet Gaz., 19 Mart 1993. p. 15

1993- Koksal, Ahmet; Kasim ayinin getirdikleri.–Istanbul: Milliyet Sanat, sayi 324 (15 Kasim 1993). p. 44-46

1993- Koksal, Ahmet; Insan, doga ve yasam cevresinde.–Istanbul: Milliyet Sanat, sayi 310 (15 Nisan1993). p. 46-47

1994- Koksal, Ahmet; Yogun bir sergileme doneminden.–Istanbul: Milliyet Sanat, sayi 348 (15 Kasim 1994). p. 54-47

1994- Taylan’in son donem resimleri.–Istanbul: Milliyet Gaz., 3 Kasim 1994. p. 18

1994- Orhan Taylan’in resimleri.–Istanbul: Cumhuriyet Gaz., 5 Aralik 1994. p. 14

1994- Senoglu, Fatoş; Orhan Taylan ile sohbetten izlenimler.–Istanbul: Sanat Cevresi, sayi 193 (Kasim 1994). p. 46-47

1995- Vural, banu; Orhan Taylan .–Istanbul: Anons, sayi 48 (Mart 1995). p. 14-17

1995- Iyem, Evin; Orhan Taylan icin yaz aylari en yogun calisma donemi : figur yasami simgeler .- Istanbul : Yeni Yuzyil Gaz., 29 Agustos 1995 . p. 21

1995- Batmankaya, Murat; Tualde kulhani yaklasimlar .–Ankara:HurriyetGaz.,11 Mart 1995 . p. 17

1996- Atalay, Renan; Bir zamanlar macera pesinde kosanlarin, artistlerin yasadigi Sofyali Sokak, ressamlarin siginagi oldu: bu sokaktan renk akiyor.–Istanbul : Tempo,sayi 17 (18-24 Nisan 1996). p. 148-150

1996- Kayabal, Asli; Guc asilayan ressam : Orhan Taylan’in desen sergisi Asmalimescit Sanat Galerisi’nde .–Istanbul : Yeni Yuzyil Gaz., 1 Subat 1996 . p. 13

1997- Guncikan, Berat; Orhan Taylan son resimlerinde de…: her zaman muhalif…–Istanbul : Cumhuriyet Gaz. Dergi Eki , 13 Nisan 1997. p. 1,10-13

1997- Uğur Kökden, Ressamını Yitirmiş Resimler, O.Taylan katalogu, 1997

1998- Duran, Banu; Resmin “ana muhalefet”i.–Istanbul:Aktuel ,sayi 355 (7-13 Mayis 1998) . p.160,162

1998- Pak, Sehnaz; Edaya yuklenen guzellik .–Istanbul : Radikal Gaz., 30 Nisan 1998 p.23 1998- Necmiye Alpay, O.Taylan Galatea Resim Sergisi Sergisi katalogu,1998

1998- Kahramankaptan, Sefik; Tuval senfonileri .–Istanbul : Art Decor, sayi 69 (Aralik 1998) . p.170-174

1999- The last of the craftsmen: Orhan Taylan.–Ankara: Turkish Daily News, Turkish Probe Suppl., April 25, 1999. p.10

2000- New York’ta Orhan Taylan.–Istanbul: Milliyet Gaz., 2000 Eki, 4 Kasim 2000. p.14.

2000- Kosova, Erden; Birdenbire Turkler II.–Istanbul: Resmi Gorus, Sayi:3(Haziran 2000). p.160-168.

2000- Ziya Buyuk, Duvar resmi üstüne, Antalya gazetesi, 2000

2001- Orhan Taylan’in yeni calismalari; –Istanbul: Sanat Cevresi, Sayi:270 (Nisan 2001). p.49. Exhibition held at Karsu Textil Art Gallery, Istanbul, April 11-May 4, 2001.

2001-12 Eylul yakti, yikti, ezdi.–Istanbul: Cumhuriyet Gaz., 12 Eylul 2001. p.8.

2001- Erenus, Ozlem Kalkan; “Kor Beyazi Sordu”: Hamit Kinayturk-Mustak Erenus soylesisi.- Istanbul: Sanat Cevresi, Sayi:277 (Kasim 2001). p. 36-41.

2001- 12 Eylül ve Resim, söyleşi, Cumhuriyet gazetesi, 2001 Giray Ercenk, Giray Ercenk söyleşileri,

2002- Ulusman, Zerrin; söyleşi, Orhan Taylan’la Bodrum sergisi uzerine.–Istanbul: Sanat Cevresi, Sayi:283 (Mayis 2002). p. 84-85.

GİRİŞ 

Piyano, yedi oktavdan fazla ses alanıyla bütün müzik enstrümanlarının ses rejistrlerini bünyesinde toplayan temel enstrümandır. Solo dışında oda müziği, koro ve orkestrada da işlevi olan tek çalgıdır. Klavye vasıtasıyla çalınan bu sazda aynı anda 12 sesli akor veya cluster denilen ses yığınları elde edilir. Üç pedalı ile sesleri kısmaya, yalnız bas sesi uzatmaya veya bütün sesleri uzatmaya elverişlidir. Konsol adı verilen duvar tipleri ve kuyruklu tiplerin en küçüğü 130 cm. olan, boyu üç metreye kadar uzayan konser piyanoları vardır.

Piyano başlıca batı dillerinde şu terimlerle söylenir: Piano ( Fr. ), Piano (İng.), Pianoforte  (İt.), Klavier  (Alm.)

  1. GENEL YAPISI

Piyano  ya da nadir olarak kullanılan italyanca ismiyle pianoforte tuşlu bir çalgıdır. Piyanoda ses, teller vasıtasıyla elde edilir. Piyanonun tuşlarına basıldığında içindeki tahta çekiç tellere vurarak sesin meydana gelmesine sebep olur. Tahta çekicin tellere vurmasından dolayı piyano vurmalı müzik aleti olarak adlandırılır.

Herhangi bir akustik piyano genellikle ses tahtasını ve metal telleri çevreleyen aynı zamanda koruyan ahşap kasadan oluşmakla birlikte 88 tuşa (52 beyaz tuş, 36 siyah tuş) sahiptir. Piyano, tuşlarına basıldığında içerisindeki teller aracılığıyla ses çıkarır çekildiğinde ise teller damper (titreşim azaltan parça) yoluyla susturulur. Fakat pedallar yardımıyla tuşlardan parmaklar kaldırmasına rağmen sesi uzatmak mümkündür.

Piyanoda herhangi bir tuşa bastığımızda keçe ile kaplanmış çekiç o tuşa ait tellere vurur ardından geri gelir ve çekiç eski konumuna gelmesine rağmen teller titreşmeye devam eder bu titreşme bridge (köprü) yoluyla ses tahtasına iletilir ve ses tahtası sesi yükselttikten sonra havaya yayar. Parmak tuştan çekildiğinde damper ( titreşim azaltan parça ) tellerin titreşmesini durdurur ve sesi keser. Enstrüman sınıflandırma sistemine göre piyano chordophone ( telleri ve onu ileten gövdeleri olan enstrümanlar ) olarak sınıflandırılmıştır. Teknolojik gelişmelerle birlikte chordophone bir enstrüman olan piyano akustik olmasının yanı sıra elektrikli, elektronik ve dijital olacak şekillerde de geliştirilmiştir.

 

piano

 

                1.1.Piyano mekanizmasının parçaları  

Piyanonun çekiç mekanizması: 1) Tuş, 2) tuş ayarı, 3) şövale, 4) eşapman ayarı, 5) eşapman kolu, 6) çekiç kenar vidası, 7) tekrarlama vidası, 8) çekiç sapı, 9) tekrarlama kolu, 10) çekiç başı, 11) çekiç yakalayıcı, 12) susturucu kiriş çatalı, 13) susturucu kirişi, 14) susturucu kaşığı, 15) susturucu, 16) tel, 17) madenî plaka, 18) zımba, 19) akort çivisi, 20) çivi yatağı.

240px-Fortepian_-_mechanizm_angielski.svg

  1. İÇYAPI VE ÖZELLİKLERİ

Atası, klavsenden en önemli farkı, tuşa basarken uygulanan kuvvete göre çıkan sesin şiddetinin de aynı yönde değişken olmasıdır. Duvar piyanosu: Telleri ve armoni tablosu düşey olan piyanodur. Elektro piyano: Rezonansı çalgının mekanizmasına dahil olan ya da dışarıdan bağlanan yükselteçlerin sağladığı piyanodur. Hazırlanmış piyano: Tellerinin arasına Çalgının tınısını değiştirecek nesnelerin (çivi, tahta, maden ya da kauçuk parçaları) yerleştirildiği piyanodur. Kuyruklu piyano: Telleri ve armoni tablosu yatay olan piyanodur. Mekanik piyano: 1880’e doğru Amerika’da icat edilen otomatik piyano (üzerinde dişler bulunan tahta bir silindir, bir zemberekle döndürülür ve çekiçleri hareket ettirir.) Pnömatik piyano: Pirinç ve cetvelin (PanFlür Denir) delikleri ile uyuşan karton bir rulonun deliklerinden çalgının içine hızla giren havanın basıncıyla çekiçlerin hareket ettiği otomatik piyano.https://www.high-endrolex.com/20

Bir piyano 7 bini geçen parçadan oluşur. Piyanoyu oluşturan parçalar ise preslenmiş yün, çelik, bakır ve tahta parçalarından oluşur. Piyanonun değerli olmasının sebepleri arasında neredeyse tamamen elde yapılması başı çekiyor.

Piyano imalatında 3 materyal kullanılır. Ahşap, metal ve çuha/keçe… Ahşap malzeme hem Armoni (ses) tablası (sound board) olarak, hem iç mekanizma parçalarında hem de dış bölüm de mobilya olarak kullanılır. Çalgının yapımında kullanılan armoni (Ses) Tablası Piyanonun en önemli temel malzemelerindendir. Piyanonun arka bölümünde montajlıdır. Çok kaliteli sedir cinsi özel kurutulmaya tabi tutulmuş çok özel ağaçlardan imal edilir. Piyanonun en nazik malzemelerindendir.

Piyanoda üç pedal (ayaklık) vardır. Sağdaki pedal “Yastık Pedalı” dır. Bu pedala basılırsa bütün yastıklar kalkar ve teller serbestçe titreşebilir. Pedal bırakılınca ise yastıklar yeniden tellere değer. Soldaki pedal; “Yumuşak pedal” da denilen tek tel pedalıdır. Bu pedala basılınca bütün mekanizma olduğu gibi bir parça kayar ve böylece çekiçler her ses için gerilmiş bütün tellere değil yanlızca bir veya iki tele vurabilir. Böylece ses şiddeti azalır. Ortadaki pedal “Uzatma Pedalı” dır. Bu pedal yastık pedalı gibi bütün sesleri değil yanlızca pedala basıldığı sırada çalınmakta olan sesleri uzatır.

Piyanonun bir diğer temel malzemesi de kumaş cinsi çuha ve keçedir. Tokmaklar ve susturucular bu malzemeler kullanılarak elde edilir. Güve ve haşarat için giysilerde kullandığımız naftalin veya bu işi görebilen böceksavar kullanmak gerekir.

Piyanoların ömrü genellikle 30 ile 80 yıl arasındadır. Alman malzeme ile üretilen kaliteli piyanolar tonlarını yıllarca bozulmadan korurlar. İyi bir piyanonun tuş ağırlığı 50-55 gr arasında olmalıdır.

 

  1.   ÇEKİÇLERDEKİ SIR

                Çekiçler keçeyle kaplanmıştır. Çekiçler çok sert yada çok yumuşak olmamalıdır. Yumuşak çekiçler donuk, cansız bir ses oluşturur. Sert çekiçler ise çınlayan, acı bir ses oluşturur. Tuşa basılınca ve çekiç harekete geçince tele değmekte olan bir keçe yastık telin üzerinden kalkar. Tam çekicin tele vurmasından önce, bir kaldıraç çekici tuştan ayırır. Zaten hızlı hızlı hareket etmekte olan çekiç tele doğru hareketine serbestçe devam eder. (Eğer tuşa yavaş yavaş basılırsa çekiç hızlanmaz ve tele vuramaz. Dolayısıyla bir ses oluşmaz.) Tele vurup geri dönen çekiç, geri engeli tarafından (yakalayıcı) yakalanır ve tutulur. Tuş kalkınca, yastık keçe (susturucu keçesi) yeniden telin üzerine inerek susturulur.

  1. GÜNÜMÜZDE

                Günümüzde ses alanı 7,5 oktav ve 88 tuştan oluşan standart piyanolar yapılmaktadır. 218 gerili telin çelik çapraza verdiği güç üç ton civarındadır. En kalın seslerde tek tel, daha sonra iki tel, orta ve ince oktavlarda üç tel kullanılır. Konser salonlarında tercih edilen dünyanın en iyi markaları başta Steinway and Sons, Bösendorfer, Blüthner veya Yamaha’ dır.

                KAYNAKLAR

                Lale Feridunoğlu – Müziğe Giden Yol ( İnkılap Kitabevi Yayıncılık / 2. Baskı )

Erişim Tarihi: 12.03.16 / 19.30

 

Ahmet Say – Müzik Tarihi ( Müzik Ansiklopedisi Yayınları / 8. Basım)

Erişim Tarihi: 12.03.16 / 20.00

 

https://tr.wikipedia.org/wiki/Piyano

Erişim Tarihi: 13.03.16 / 20.25

 

http://www.slideshare.net/Serap_Eren/serap-dev

Erişim Tarihi: 16.03.16 / 21.00

 

http://www.piyanogalerisi.com/PiyanoHakkinda

Erişim Tarihi: 16.03.16 / 21.40

 

http://hayalsahnesi.com.tr/piyanonun-tarih%C3%A7esi/

Erişim Tarihi: 19.03.16 /  19.15

 

 

Lale Feridunoğlu – Müziğe Giden Yol ( İnkılap Kitabevi Yayıncılık / 2. Baskı )

Ahmet Say – Müzik Tarihi ( Müzik Ansiklopedisi Yayınları / 8. Basım)

https://tr.wikipedia.org/wiki/Piyano

https://tr.wikipedia.org/wiki/Piyano

http://www.slideshare.net/Serap_Eren/serap-dev

http://www.piyanogalerisi.com/PiyanoHakkinda

http://hayalsahnesi.com.tr/piyanonun-tarih%C3%A7esi/

Lale Feridunoğlu – Müziğe Giden Yol ( İnkılap Kitabevi Yayıncılık / 2. Baskı )

 

Hazırlayan: Burcu Işıl Oğuz

 

Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal, “kültür paketi”nin ayrıntılarını açıkladı. Rami Kışlası restore edilecek ve İstanbul’a 10 milyon kitap kapasiteli Türkiye’nin en büyük kütüphanesi kurulacak.

kutuphane

Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal, Almanya dönüşü uçakta gazetecilere konuştu. Kültür politikalarıyla ilgili hazırlanan paketin Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından açıklanacağını kaydeden Ünal, şehirlerin kültür ve sanat üretmemeye başladığı anda taşralaşacağına işaret etti. Ünal, Devlet Türk Musikisi korolarının yeniden açılacağını ve gençlerin kültür sanat etkinliklerinin doğrudan teşvik ile 50 milyon TL ile destekleneceğini söyledi. Ünal, şu mesajları verdi: “Sanatçının devlet memuru olması, sanatçının performans değerlemesini yapmanızı engelliyor ama sanatçı performansı ile vardır. Eğer siz sanatçıyı alır devlet memuru yaparsanız ve onun da kendi performansını herhangi bir şekilde değerlendirmezseniz orada bir sanat ya da sanat etkinliği olmaz. O yüzden kültür paketinin birinci önceliği, iyi bir kültür-sanat yönetimi. Kültür-sanat yönetimi ile neyi hedefliyoruz? Sanatı ve sanatçıyı nasıl destekleyeceğiz? Dolayısıyla sanatçının özlük haklarından tutun da sanatçının emekli olması ve eğitimine varıncaya kadar bu çerçevede bir planlama sunmamız gerekiyor. Her şeyi yeniden ele alıyoruz. Biz bir teşkilat kanunu çalışması yapıyoruz, ama kültür-sanatın birtakım siyasi gerilim hatlarına takılmasını istemiyoruz.

 

istanbulnameye-yogun-ilgi

Yapımcılığı Türker İnanoğlu’nun üstlendiği, 50 kişilik kadro tarafından sahneye taşınan İstanbulname müzikalinin gala gösterimine, sanatseverler ve tiyatro oyuncuları yoğun ilgi gösterdi.istanbulnameye-yogun-ilgi

TİM Show Center’daki gala öncesi düzenlenen basın toplantısında konuşan başrol oyuncularından Nükhet Duru, heyecanlı olduklarını dile getirerek, “Gerçekten ne maddi, ne manevi, hiç kimsenin tahmin ettiği gibi olmayan bir durumda çalışılıyor tiyatroda ama tiyatro insanlarının kendilerine ait bir nezaketi, sabrı ve adanmışlığı vardır. Ben şarkıcı olmama rağmen, onun içinde olmaya özen gösterdim. Çünkü ben de tiyatro aşığıyım” dedi.

Tiyatronun “aşk” varsa yapılabileceğini söyleyen Duru, “3 aydır burada zor şartlarda, soğukta, karda, kıyamette, asla aksatmadan, 8 saat eve uyumaya gidip tekrar geri dönüş yaparak çalıştık. Bütün istediğimiz, seyircimiz bizi daha çok sevsin, daha çok alkışlasın ve içinde bulunduğu durumları unutacak kadar, 2-2,5 saat daha çok eğlensin. Başka hiçbir amacı yoktur bu işi yapanların” diye konuştu.

“BUNU DA YAŞAMAK MUTLULUĞUNA ERDİM”

Ünlü oyuncu Kayhan Yıldızoğlu da çok güzel bir kadroyla beraber olduklarını kaydederek, “Oyun oynamaya geliyorum sevincinden daha ziyade, bu güzel insanlarla beraber olacağım diye daha büyük bir sevinçle geliyorum. Açıkça söylüyorum, çok güzel bir kulis. Çok sevdiğim insanlar. Hayatımın bu devresinde, bunu da yaşamak mutluluğuna erdim. Hepsine teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

Başarılı oyuncu Cezmi Baskın ise tiyatronun, oyunculuğun “er meydanı” olduğunun altını çizerek, “Buraya çıkan insan artık, Tanrı, seyirci ve biz, üçümüz beraber kalıyoruz. Onun için bu iş çok meşakkatli, yürek isteyen, kalp durduran, ödünü kopartan bir meslektir. Burada kimse kimseye yardım edemez kolay kolay, sahnenin üstünde. Biz oyunlarımız bittiği zaman, sağlıklı bir şekilde oyunumuz biterse, birbirimize ‘geçmiş olsun’ deriz. Çünkü kalbimiz durabilir, bacağımız kırılabilir. Sesimiz kısılabilir. Onun için oyun bittiği zaman, geçmiş olsun deriz” diye konuştu.

Tiyatronun 4 bin yıldır kesintisiz devam ettiğini söyleyen Baskın, şöyle devam etti:

“İnşallah daha da uzun süreler devam edecek. Seyircilerimizden, tiyatroya daha çok emek, biraz maddi destek, tiyatroculara destek ve özen göstermelerini rica ediyorum. Eğer bu meslek ortadan kalkarsa, diziler gelip geçici. Bu kalıcı bir meslek, bir sanat. Seyircilerimizi buraya daha çok bekliyoruz ve bize destek olmalarını istiyoruz.”

Baskın, ekiple büyük bir uyum içinde olduklarını dile getirerek, “Terimizi, emeğimizi akıtıyoruz, inşallah seyirci de buna takdir gösterir” dedi.

8 KİŞİLİK CANLI ORKESTRA

Ferdi Merter’in yazdığı, Selen Korad Birkiye’nin uyarladığı müzikalin yönetmenliğini Şakir Gürzumar üstlendi.

Başrollerini Nükhet Duru, Kayhan Yıldızoğlu, Caner Cindoruk, Cezmi Baskın, Ozan Çobanoğlu, Melda Gür, Selçuk Borak, Murat İpek, Yiğit Yapıcı, Pelin Akil ve Ezgi Erol’un paylaştığı müzikalde, ayrıca 8 kişilik canlı orkestra yer alıyor.

Bambaşka kültürel kimliklere sahip ve bir arada yaşayan insanların hayat hikayelerinin aktarıldığı müzikal, dekor, kostüm ve müzikleriyle eski İstanbul’u izleyiciye yansıtıyor.

Müzikali izlemeye gelenler arasında Halit Kıvanç, Nevra Serezli, Erol Evgin, Atilla Dorsay gibi isimler de yer aldı.

Oda Müziği -Murat Hasgün

Oda Müziği -Murat HasgünMüzik eğitiminin amaçlarından biri de, kendi müzik kültürümüzün yanında evrensel müzik kültürlerinin tanıtılması ve öğretilmesidir. Evrensel müzik kültürünün bir boyutu olan çok seslilik ise, geleneksel Türk müziğinin yapı ve ifade özelliklerine aykırı düşmemek koşuluyla önem arz etmektedir. Öyle ki Türk müziğinin çok seslendirilmesi ilgili yapılan bazı çalışmalar, müziğin geleneksel üslubunu yok etmiş ve bu durum, “Türk Müziğinde çok sesli çalışmalar yapılmalı mı, yapılmamalı mı” tartışmasını beraberinde getirmiştir. Bu tartışmalar çok yaygın olmamakla birlikte hala süredursun, ben, ana hatlarına zarar vermemek şartıyla Türk Müziğinin çok seslendirilmesi konusunda herhangi bir sakınca görmüyorum. Hatta düşüncem o ki; aşırı koruyucu disiplinler, zaman zaman bu koruyuculuğu abartıp, Türk Müziği üzerinde baskıcı bir anlayış oluşturmuşlar ve bu durum, müziğimizin kendi kimliğini ‘paylaşmasına’, dolayısıyla gelişmesine engel olmuştur. Türk müziği icra eden oda müziği topluluklarının sayı bakımından az olması, sanırım çok sesliliğe duyulan ön yargının yansıması.

Bu noktada, Çok Seslilik ve Oda Müziği konularını, tanımlardan yola çıkarak açıklamak yerinde olur.

Çok seslilik

Çok seslilik ile ilgili birden fazla tanım yapmak mümkün. Bir tanıma göre; “Aynı anda tınlayan seslerin, belli bir amaca yönelik olarak ve zamanla değişen görüşlere göre bir düzen içinde kaynaşmasıdır.”(Cangal, 1988:147). Başka ve daha geniş bir tanıma göre ise; “Birden fazla ses partisinin yer aldığı müzik. Gelişim süreci, Avrupa’da orta çağdan günümüze uzanır. 11.yüzyıldan başlayarak gelişen çok seslilik, yöntem bakımından iki genel yönelim izlemiştir: Birincisi Polyphoni (polifoni) olarak nitelenen kontrpuan tekniğine dayalı yatay çokseslilik; ikincisi, Homophonie (homofoni) denen armoni bilimi ve sanatına dayalı dikey çokseslilik. Çağdaş müzikte ilke olarak bu iki çok seslilik yöntemine bağlı kalınmamış yeni çok seslilik stil ve teknikleri geliştirilmiştir” (Say, 2002:135).

Çok seslendirme yönteminin ilk örnekleri barok çağın başlangıcı sayılan 1600 yıllarına rastlamaktadır. Rönesans (1450-1600) ve barok (1600-1750) çağın en önemli çok seslendirme yöntemi olan “kontrapunt”taki “yatay çokseslilik” örgüsüne karşıt olarak aynı anda tınlayan seslerin “dikey” ilişkisine dayanan armonik çok seslendirme, bütün barok çağ boyunca kontrapuntla yan yana (kimi zaman iç içe) kullanılmış olmasına karşın, kullanılan yöntemin teknik yanı ile ilgili yazılı açıklamalar ilk kez 1722 yılında Rameau tarafından yapılmış, konunun teknik yanını ifade eden “armoni bilgisi” terimi de ilk kez G.A.Sorge’nin “Armonik Özet ya da Armoni Bilgisi” (Conpendium harmonicum oder… Lehre von de Harmonie, 1760) başlıklı kitabında kullanılmıştır (bkz.,Cangal, 1999)

Türk Müziğinde çok seslilik

Türk müziğini ilk kez çok sesli yazan kişinin Sultan V. Murad olduğu bilinir. Sultan V. Murad Osmanlı padişahları arasında en çok batı tarzı eser vermiş olanıdır. Armonilenen ilk Türk parçası, Weber’in “Oberon” operasındaki bir Rumeli oyun havasıdır. Ülkemizde çok sesli müziğin gelişimi Cumhuriyet sonrası açılan müzik okulları, bandoların kurulması ve bestecilerimizin yurt dışına gönderilmeleri ile başlar. İlk olarak 19. yüzyılın ortalarında etkilerini gösteren batılaşmanın da etkisi ile tek sesli olan Osmanlı müziği, değişerek çok sesli hale geldi. Cumhuriyetin ilan edilmesi ile birlikte Avrupa da müzik öğrenimi alan Cemal Reşit Rey, Türkiye’ye geri dönerek İstanbul kurslarında öğretmenlik yapmaya başladı. Öğretmenlik döneminde yetenekli gençlere müzik eğitimi vererek, onların Avrupa’ya gidip eğitim alması sağladı. Türk müziğine katkılarından dolayı, çok sesli Türk müziğine adları Türk beşleri olarak geçmiştir. Türk beşleri olarak bilinen isimler Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Hasan Ferit Alnar, Ahmet Adnan Saygun ve Necil Kazım Akses’dir.

Türk beşlerinden sonra bu alanda, Nuri Sami Koral, Kemal İlerici, Ekrem Zeki Ün, Bülent Tarcan, Sabahattin Kalender, Nevit Kodallı, Ferit Tüzün, İlhan Usmanbaş, Bülent Arel, İlhan Mimaroğlu, Muammer Sun, Cenan Akın, Cengiz Tanç , Kemal Sünder, İlhan Baran, Yalçın Tura, Ali Doğan Sinangil gibi isimler ürünler vermişler ve vermeye devam etmektedirler. Bu kuşaktan sonra da yine bu alanda, giderek artan oranda bir çok besteci ürün vermeye devam etmektedir. Günümüzde ise bu alanındaki besteci sayısı 60′a yaklaşmıştır. Cumhuriyetin kurucusu olan Atatürk de çok sesli müziğe önem vermiştir. Atatürk çok sesli müziğin ülke çapında yaygınlaştırılması amacıyla en ünlüsü 1927 Sarayburnu söylevi olmak üzere bir çok konuşmasında konuyu gündeme getirmiştir.

Oda Müziği

Oda müziği, konser salonunun aksine bir odada veya küçük bir salonda çalınmak amacıyla yapılan ve genellikle çalgı toplulukları için yazılan, yaylı çalgılar dörtlüsünde olduğu gibi her partinin bir çalgıyla çalındığı klasik müzik formudur (Hutkinson Müzik Sözlüğü, 2004, sf.120). Oda müziği, bir zamanlar vokal müzik ve çalgısal müziği kapsardı. Ama bugün terim her bir partiden yalnız bir kişinin sorumlu olduğu (her partiyi tek bir çalgının çalması bakımından diğer orkestral müzikten ayrılır), sınırlı sayıda müzisyen için yazılmış çalgısal çalışmalar için kullanılmaktadır (Collins Müzik Ansiklopedisi, 1991, sf.113). Köken olarak “oda müziği” terimi bir misafir odasında veya küçük bir salonda sınırlı sayıda bir dinleyicinin önünde veya dinleyici olmadan ev ortamında gösteri için yazılan ve solo çalgılardan oluşan müziği ifade eder (Çelenk, 2001, sf.20).

Oda müziği terimi, sonat biçimindeki çalgı parçalarını belirtir. Başka bir deyişle bir grup çalgı için yazılmış sonat veya senfonidir. Wagner dışında 19. ve 20. Yüzyıl bestecilerinin çoğunluğu bu alana ilgi duymuşlardır. Günümüzde oda müziğinin alanı daha da genişlemiştir. Terim bir veya daha fazla çalgı için yazılmış sonatları, ikilileri, üçlüleri, dörtlüleri, beşlileri, altılıları kapsar. Solo veya eşlikli ses parçaları da bu kapsamdadır. (Say 1992, sf.966)

H.Ulrich’e (1966, sf. 2) göre oda müziği, alanı tanıyanlara keyif veren zengin bir kaynaktır. Bir kere literatürlerin en eğlenceli ve en kıymetli olanıdır. Müzik alanındaki amatörler bunu genelde hobi olarak yapar ve müzik alanındaki varlığını ona borçludur. Profesyonel müzisyen ise bu müziği gevşemek amacıyla ve başka hiçbir alanda bulamadığı bir hazzı yaşamak için kullanır. Hem müziksel hem de sosyal açıdan özel yetenek isteyen oda müziği, amatör ya da profesyonel olsun daha çok zevk için yapılır.

Türk Müziği bağlamında oda müziği

Türk müziğinin geleneksel icra yapısı ve ifadesine aykırı olmayacak şekilde, orkestra müziğinden farklı olarak, az sayıda müzisyenden oluşan küçük topluluklarca, konser salonundan daha küçük bir salonda çalınır. Oda müziği toplulukların­da orkestra şefi yoktur. Toplulukta uyum sağlama ve yönetme işini genellikle çalgıcılar­dan biri yürütür. Örneğin, bir yaylı çalgılar dörtlüsünde bu işi birinci keman üstlenir. Geleneksel oda müziği topluluğu “yaylı çalgılar dörtlüsü” biçimindedir.

Geleneksel çalgılarımızın oda müziği kimliğinde çok sesli bir pota içinde değerlendirilmeleri fikri, dönemin azınlıkları dikkate alınarak, 19. yüzyıldaki ilk nota yayınlarında piyano eşliği şeklinde başlamıştır 1930 sonrasında H. Saadettin Arel, arkadaşı Dr. Zühtü Rıza Tinel ile birlikte oluşturdukları “Kemençe Beşlemesi” hem bir ilk, hem bir mihenk taşı olmuştur. Fakat tüm bu ve benzeri atılımların, Arel’in vefatından sonra sessizliğe büründüğünü söylemek mümkün. Öyle ki günümüzde, Türk müziği icra eden oda müziği topluluklarının sayı bakımından az olması, konuya spesifik bir örnek.

Sonuç

Örnek olarak Türk Halk Müziğini ele alırsak, bu müzik için ‘tek sesli’ demek, çokta doğru olmaz. Öyle ki halk müziğinin yapı taşı Bağlama, geleneksel olarak tek tel ile değil, tüm teller kullanılarak (yöre tavırlarına göre farklılık gösterebilir) çalınır. Nitekim alt tel, ana melodiyi çalarken, aynı anda orta ve üst tel, melodiye eşlik eder ve doğal bir çok seslilik oluşur. Bu mantıktan hareketle, kendi müziğimizi, tekrar söylüyorum, ana hatlarını bozmadan ve erozyona uğratmadan, geliştirmek ve ileri kuşaklara taşımak istiyorsak; geleneksel anlayışı bozmamak koşuluyla bu tür yeniliklere, başka bir tabirle bu tür buluşturmalara açık olmalıyız. Bağlama, senfoni orkestrasıyla, repertuarından ödün vermeden çalabilmeli veya bir tambur, oda müziği topluluklarına girebilmeli.

Demem o ki gelişime açık olmak, doğal olanı bozmayacaksa, ona zarar vermez.

*

Murat Hasgün ‘ün makalesini buradan indirebilirsiniz.


 

GİRİŞ

Tarih boyunca alt kültür müziklerinin pek çoğu sosyo – ekonomik sınıflaşma sonucu baskıya maruz kalan ve ezilen gruplardan çıkmıştır. Araştırmanın konusu olan Caz müziği de bunlardan biridir. 1880’lerde New Orleans’ta gelişmeye başlayan Caz müziği Blues ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri’nde doğan siyahi yerel müziklerin atası olarak kabul edilmektedir. Kaynağında Afrika – Avrupa kökenli ritm ve melodilerin, tarlalarda söylenilen iş şarkılarının, dinsel müziğin, Fransızların sokak şarkılarının, halk dansları müziklerinin var olduğu Caz, siyah Amerikalıların etkilendiği çok değişik müzik türlerinin sentezidir. İmprovizasyon (doğaçlama) ve swing (salınım) etkenleri Caz stillerinin temelini oluşturmuştur. Doğaçtan anlatılan hikayelere, “çağrı ve yanıt” ilişkisine dayanan Caz, doğal ruhsal tepkilerin ses ve ritmle anlatılmasına olanak verir.

  1. KÖKEN

Amerika’lı caz eleştirmeni Marshall W. Stearns şu tanımı yapar: “Caz, Afrika – Avrupa kaynaklı melodi ve ritmin, Avrupa armonisi ve çalgılarıyla birleştirilmesi sonucunda doğaçtan çalınan Amerikan müziğidir.”                                                                                                               Bu yalın tanımın içinde yer alan “Amerikan” sözcüğü tepkiyle karşılanmıştır. Uzmanlar, bu müziğin “Amerika’dan dolayı” değil, “Amerika’ ya rağmen” gerçekleştiğini söylerken haklıdırlar. Buna göre tanımdaki “Amerikan müziği” yerine “uluslararası müzik” sözcüklerini koymak doğru olacaktır.                                                                                              Cazın doğum yeri ve beşiği Amerika’dır; cazı yaratan insanlar ise zencilerdir. Eğer Afrika’lı zenciler 16. yüzyılın sonlarından 19. yüzyılın son çeyreğine kadar köle tüccarları eliyle Amerika’lı toprak sahiplerine getirilip satılmasaydı, caz müziği doğmayacaktı.

Öte yandan caz, çeşitli müziklerin karışımıdır: Afrika’nın halk müziği, zenci kölelerin tarlada çalışırken söyledikleri iş şarkıları, İngiliz’lerin dinsel müziği, Fransız’ların sokak şarkıları ve halk dansları müziği ile Fransız bando müziği, İspanyol sömürge müziği ve bir ölçüde kızılderili müziği… “Bütün bunlar zencinin potasında eridi ve en bol, en etkileyici gereç, blues, ortaya çıkan müziğe ayrıca çeşnisini verdi.”

 

 

2.CAZIN DOĞUŞU VE KÖKENLERİ

Caz müziği 1880′ lerde New Orleans’ta gelişmeye başladı ve 1920’lerin başında New York, Los Angles ve Chicago’da yapılan kayıtlarla son şeklini aldı. O zamanlar birçok değişik akım cazın ortaya çıkışında yol gösterici olmuştur. Bunlardan biri melodilerin ve akorların eşliğinde simgesel olarak özgürlüğe kavuşma çabalarıydı. Bu akım bugün doğaçlama olarak tanımladığımız olaya liderlik etmiştir. Bir diğeri ise, siyahi Amerikalıların yarattığı blues ve ragtime gibi müzik türleriydi.

Caz müziğinin neden ve nasıl Amerika’da ortaya çıktığını ve bu kadar farklı türde müziğin nasıl biraraya geldiğini anlayabilmek için, Afrikalıların kölelik Amerika’sındaki yaşamlarına göz atmamız gerekir. Afrikalı köleler Amerika’ya getirildikleri zaman yanlarına müzik aletlerini almalarına izin verilmemişti. Ama onlar müzikal zevklerini ve geleneklerini yanlarına almışlardı. Afrikalıların yüzyıllar önce yaptığı bu hareket, Avrupa müziğinin neden Afrika kökenli Amerikalılar tarafından çalındığında daha farklı duyulduğunu biraz da olsa anlamamıza yardımcı olabilir. Örneğin bazı köleler Avrupa kökenli kilise müziklerini, yöresel müzikleri ve dans müziklerini kendi müzik zevk ve geleneklerine uyacak şekilde değiştirdiler. Onların çocukları da atalarının müzikteki bu davalarının peşinden gittiler. Böylelikle bu müziksel tercih nesilden nesile devam etti.

 2.1.Caz neden New Orleans’da ortaya çıktı?

Fransızlar 1718 yılında New Orleans’ a yerleşmeye başladılar ve 1719 yılında yüz kırk yedi siyah köle buraya getirildi. 1722 yılının başında New Orleans’ta kölelik tamamen yayılmamıştı, hala özgür siyahlar vardı. 1763 yılında Fransızlar Louisiana topraklarını İspanyollara hediye ettiler. Ancak 1769 yılına kadar İspanyolların kuralları bu topraklar üzerinde tam olarak geçerli olmadı. Daha sonrasında gelen İspanyol kurallarına rağmen, Fransızların dilleri ve gelenekleri hep ön plandaydı. 1801’de İspanyollar Louisiana’yı Fransızlara geri verdiler. Ancak İspanyolların koymuş olduğu kurallar, 1803′ te Louisiana Amerika Birleşik Devletleri tarafından Fransızların elinden alınana kadar, geçerliliğini sürdürdü.

İspanyolların bu topraklar üzerindeki etkisi bazı sosyolojik örneklerde göze çarpıyor. Örneğin o yıllarda farklı etnik gruplardan insanların birbirleriyle evlenmeleri Louisiana’da çok sık gerçekleşen bir olaydır. Ayrıca İspanyol kuralları çok sayıda kölenin özgür kalmasını sağlamış, bu da özgür siyahların sayılarının artmasına neden olmuştur. 1800′ lerin ortalarında siyah ve beyaz ırkın biraraya gelmesi, Avrupa ve Afrika geleneklerinin etkileşimlerine yol açmıştır. İki ırkın birleşmesinden oluşan bu yeni ırk Creole toplum olarak bilinir ve Creole’ler biraz Afrikalı biraz da Fransızdır.

New Orleans caz müziğinin ortaya çıkması için ideal bir yerdi. Mississippi Nehri’nin ağzının yakınında olan New Orleans Amerika için gelişmekte olan bir ticaret yoluydu ve bu nedenle o zamanlar ticaretin merkeziydi. Ticari öneminin yanısıra bir liman şehri olduğu için buraya dünyanın heryerinden insanlar geliyordu ve New Orleans günden güne kozmopolitik bir yerleşim merkezi şeklini alıyordu. Bu kadar renkli bir yerin eğlence hayatı da çok renkliydi. New Orleans’ta birçok bar vardı ve bu barlarda sık sık dans partileri yapılıyordu. New Orleans’ taki bu yoğun eğlence hayatının sonucu olarak, bölgedeki müzisyenlere birçok iş imkanı doğuyordu.Bu dönemde canlı müziğe çok büyük bir istek vardı ve yeniliklere olan ihtiyaç devam ediyordu.

Bu istek ve ihtiyaaçlar müzisyenlerin yeni stiller yaratmalarına neden oldu. Müzisyenler değişik ve garip yaklaşımları harmanladılar, gözden geçirip yeniden düzenlediler. Bu gelişmeler cazın ortaya çıkışında büyük rol oynadı.[3]

        2.2.Caz’ın kökenindeki yapı

İlk ortaya çıkışından şimdiye dek, caz 19 ve 20. yüzyıl Amerikan popüler müziğinden etkilenmiştir. Caz terimi ilk batı kıyısında ortaya çıkmış ve Chigago’da 1915’lerde yapılan müziği tanımlamak için kullanılmıştır. Bu zamandan öncede caz New Orleans’ta yapılsa da caz ismi ile adlandırılmamaktaydı.

Caz’ı ta. dayanır. Belki de onu bir sanat müziği formu olarak tanımlayabiliriz Amerika kökenli ama siyahların Avrupa müziği ile karşı duruşlarıyla şekillenen bir form olarak.

 1843’e dek New Orleans’da Afrika dans ve davullarının olduğu festivaller düzenlenir tıpkı benzerlerinin New York ya da New England’ta yapıldığı gibi. Afrika geleneksel müziği Avrupa tarzı armoni içermez , tek seslidir.

19 uncu yüzyılın başlarında Avrupa sazlarını çalmayı öğrenen siyah müzisyenlerin sayısı artmaktadır. Sonuçta Güney Amerika, Karayip ve diğer köle melodileri salon müziği olarak piyano ile icraya başlanır. Siyah köleler “harmonik” tarzları da öğrenerek kendi müzikleri ile harmanlarlar.

    2.3.Başlangıç dönemi

Zencilerin en yoğun olduğu New Orleans’ ta doğan caz, Mississipi nehrindeki gemilerde çalan müzisyenler tarafından Amerika’ nın içlerine yayılmıştır. Bilinen ilk caz parçalarını Buddy Bolden (trompet) ve Jerry Roll Morton (piyano) yapmıştır (1895-1905)

 

“New Orleans Stili” nin ritmik yapısı “Avrupa Müziği” nin “Marş” ritmine çok yakındır. Caz ritmine özgü o bilinen “dalgalanma” henüz bu stilde yoktur. Genel anlamda dalgalanmayı, 1. ve 3. zamanlardaki güçlü vuruşlar yerlerinde kalırken, 2. ve 4. zamanların da vurgulanması yaratır. Oysa “New Orleans Stili” nde bu ritmik olguya pek rastlanmaz. Vurgular 1. ve 3. Zamanlardadır.

“Hot” (ateşli) çalış, ilk kez “New Orleans Stili” nde görülür. Bu çalış tekniği, anlatımın son derece sıcak oluşuyla karakterize edilir. “Sound”, (müzikal tını, ses) “cümleleme”, “vibrato” teknikleriyle özgünleşir. Müzisyenler, enstrümanlarını “çalmaktan” çok, onlarla “konuşarak” duygularını yansıtırlar.

Kornetçi Buddy Bolden, sonradan “jazz” olarak adlandırılacak tarzın öncülerinden biri olarak zikredilen bir müzik topluluğunun başıydı. 1895 – 1906 yılları arasında New Orleans’da çaldı. Bolden’dan bugüne gelen herhangi bir plak kaydı yok ama Bolden topluluğunun repertuvarında bulunan “Buddy Bolden Blues” gibi çeşitli ezgiler birçok diğer müzisyen tarafından kaydedildi.

 

 KAYNAKLAR

Ahmet Say – Müzik Tarihi Kitabı (Müzik Ansiklopedisi Yayınları 8. Basım)  Erişim tarihi: 26.10.15 / 18:10

http://acikerisim.baskent.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/baskent/1529/00127.pdf?sequence=3&isAllowed=yç Erişim tarihi: 25.10.15 / 19:26

http://www.alka.com.tr/alphtml/jazzhtm/index_caz.asp?page=icerik&id=26      Erişim tarihi: 28.10.15 / 17.30

http://cibrank.blogcu.com/cazin-dogusu-ve-kokenleri/117126 Erişim tarihi: 26.10.15 / 19:30

http://dosya.marmara.edu.tr/aef/mzo/2013-2014%20duyurular/%C4%B0smet%20ARICI/gpm_2014.pdf     Erişim tarihi:  28.10.15 / 18.04

http://muzik.stereomecmuasi.com/2011/09/caz-muzigin-tarihcesi.html  Erişim tarihi: 27.10.15 / 21:20

 [1]http://acikerisim.baskent.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/baskent/1529/00127.pdf?sequence=3&isAllowed=y

[2] Ahmet Say – Müzik Tarihi Kitabı (Müzik Ansiklopedisi Yayınları / 8. Basım)

[3]: http://cibrank.blogcu.com/cazin-dogusu-ve-kokenleri/117126

[4] http://muzik.stereomecmuasi.com/2011/09/caz-muzigin-tarihcesi.html

[5] http://www.alka.com.tr/alphtml/jazzhtm/index_caz.asp?page=icerik&id=26

[6] http://dosya.marmara.edu.tr/aef/mzo/2013-2014%20duyurular/%C4%B0smet%20ARICI/gpm_2014.pdf

 

Bu makale Nar Sanat Eğitim Kursu eğitmenlerinden Burcu Işıl Oğuz tarafından hazırlanmıştır. Buradan indirebilirsiniz.

demirkubuz'un'burjuva aydını'nıtakdimidir

Demirkubuz'un 'burjuva aydını'nı takdimidir.

Zeki Demirkubuz’un 10. filmi ‘Bulantı’, insan ruhunun kötülükle yakın teması, yaşananlar karşısındaki kayıtsızlığı, soğukkanlı görünme hali, öte yanda içini yavaş yavaş kemiren vicdan olgusu etrafında şekilleniyor. Bir burjuva aydınını canlandıran Demirkubuz, ‘Bekleme Odası’ndaki performansının üzerine çıkıyor.

Yönetmen: Zeki Demirkubuz
Oyuncular: Zeki Demirkubuz, Şebnem Hassanisoughi, Öykü Karayel, Çağlar Çorumlu, Cemre Ebuzziya, Ercan Kesal, Nurhayat Demirkubuz
Yapım: 2015, Türkiye
Süre: 116 dakika

Deneyimli yönetmen son çalışması ‘Bulantı’yla bir kez daha aynı sulara dönüyor gibi. Gibi diyoruz, çünkü bu kez filminin ana karakteri bir yönetmen değil, klasik bir küçük burjuva aydını. Ahlakı ve hayatı bakışı da ait olduğu sınıfın değerleri ve ilişkileriyle örülü…
Konuyu kısaca özetlemek gerekirse; bir eğitim kurumunda eğitmenlik yapan Ahmet, çalkantılı bir hayatın sahibidir. Başına trajik bir olay gelir ama o sanki hiçbir şey olmamışçasına hayatına devam eder. Ya da buzdağının yüzeydeki görüntüsü böyledir…

Demirkubuz’un 10. filmi olan ‘Bulantı’, evet ‘kişiselliği’yle ilk elde ‘Bekleme Odası’nı akla getirse de olay örgüleri, karakter ilişkileri ve de kimi kadrajları itibariyle ‘Masumiyet’, ‘Kader’ ve ‘Kıskanmak’ hariç geride kalan filmlerinin adeta yeniden harmanlanması gibi de duruyor. Öykünün felsefi altyapısında ise Camus’nün ‘Yabancı’sıyla ‘Dostoyevski ruhu’nu bulmak mümkün. Ki bütün bu ipuçlarını birleştirince yönetmenin bildik temaları ve dertleriyle bir kez daha buluştuğumuzu görüyoruz. Yani insan ruhunun kötülükle yakın teması, yaşananlar karşısındaki kayıtsızlığı, soğukkanlı görünme hali, öte yanda içini yavaş yavaş kemiren bir vicdan olgusu… Ruhumuzun karanlığına dair söz söyleme çabasındaki ‘Bulantı’yı işte bu limanlarda gezinen bir yapım olarak tanımlamak da mümkün…

 

muzik-ogretmeniHem iddialısınız, hem işinizi iyi yaptığınızı düşünüyor, hem  enerji dolusunuz, hem de… Siz hala kapitalist ve sömürgeci kolejlerde mi çalışıyorsunuz? Size yazık! İnanın doğru söylüyoruz yani, vallahi bak!

Ailemize 2015-2016 eğitim dönemi için Nar Sanatlar için; yeni (kullanılmamış veya az kullanılmış ya da en azından az yıpratılmış) sanat ile ilgili dallarda öğretmenler/eğitmenlere ihtiyaç var. Lütfen aşağıdaki nitelikleri taşıyan ve anlayanlar başvursun.

Bir bakalım alınacak arkadaşlarda neler arıyormuşuz?

-TERCİHEN İNGİLİZCE BİLEN (Demiyoruz, diyemiyoruz demeye çalışsak dahi anlamı yok!)

Ama “bir dil bir insandır.” sözünden yola çıkarak bir dil biliyorsanız sizin adınıza seviniriz bizim için çok önemli değil. Çünkü literatürü takip dışında yapacağınız işle bir ilgisi yok. Fakat bu sıra irili ufaklı sadece yurt içine çalışan dille ilgisi olmayan tüm firmalar dahi İngilizce bilen eleman arıyor. Bir bildikleri olmalı. Biz onlar kadar bilemeyiz değil mi?

ARAŞTIRMACI, ÖĞRENMEYE AÇIK (Mümkün müdür ki? Bizce mümkün.)
O kadar işin arasında sizi eğitecek ne paramız, ne de zamanımız var. Mesleğinizle ilgili gelişmeleri iş saatleri dışında kendiniz araştırıp öğrenmek zorundasınız. Yani onca yılda sanatınızı, işinizi öğrenemediyseniz zaten araştırmasanız da olur aslında, hayatı ve şansı fazla zorlamamak lazım değil mi?

İNİSİYATİF SAHİBİ (Bu çok önemli öyle demeyin. Söylerken insanın ağzında kalabalık oluyor, deneyin valla bak! “binaenaleyh” istiyoruz!) 

Üstlerinden habersiz iş yapabilecek, ancak başarısız olursa canına okunmasına katlanabilecek…(Kesin bilgi yayalım) Ha hiç bir şey  sahibi değilseniz ve “özel mülkiyete” karşıysanız zaten “inisiyatif” sahibi de olmayın canım ne var yani!

SİSTEM OLUŞTURABİLEN (kendine ait bir sistem oluştur bize yeter)
ISO çalışmalarına başladık. Yazılacak 88 adet prosedür var. (Kağıda boğacağız sizi)(yok yok şimdilik şaka) yeter ki iş sistematiğiniz olsun. (Var değil mi?)

SORUMLULUK ALABİLEN
Vergi, sigorta müfettişleri bir usulsüzlüğü yakaladığında! “Valla üstlerimin bu işlemlerden hiç haberi yoktu, onlara danışmadan kendim yaptım…” diyebilecek, saflıkta olan demiyoruz, diyemiyoruz ama demek istiyoruz ki demeyeceğiz. Sanat ve vergi, sigorta usulsüzlük hımm bu maddeyi kimse yemez ama olsun. (olmaz deme hayatta her şey mümkün)

ERKEK ADAYLARIN ASKERLİĞİNİ YAPMIŞ OLMASI (Asker selamı veremiyorsanız sanat yapamazsınız!)
Kadınsanız askerlik yapmış olmanız gerekmiyor yani.( Ne! İsrailli misin?Olur olur tabü!) Tamam tamam askerlik yapmamışsa da olur ısrar etmiyoruz.

BİLGİSAYAR KULLANABİLEN 
Valla geçen gün müdür dersliklere bilgisayar koysak mı demişti, ya koyarsa.(Tedbirli olmak lazım, hem ders esnasında sosyal medyayı boş bırakmaya gemez muhakkak bir şeyler paylaşmak lazım. Değil mi?)

KARİYER OLANAKLARI SUNAN ŞİRKETİMİZ

Başlangıç ücreti olarak piyasanın altında veriyoruz(!)-sahi alt neresi , üst neresi?-, ama burada gece yarılarına kadar çalışıp yöneticilerin de gözüne girerseniz sizi terfi ettirebiliriz.  ( Mesela gitar telinden sorumlu gitar eğitmeni, Keman yaylarından sorumlu yaylanmayan keman şefi gibi)

SEYAHAT ENGELİ OLMAYAN 
Altınıza bir araba vereceğiz, o şehir senin, bu kasaba benim deli dana gibi dolaşacaksınız. Evliyseniz sorun olabilir, isterseniz eşinize bir danışın.Ya da hiç danışmayın, bu sizin için iyi bir fırsat olabilir. Artık ona siz karar verin. Çünkü şehir, hatta inanın ülke dışından bile arayıp sanat dersleri isteyenler var inanmıyorsanız gelin çalışanların telefon ile yaptıkları konuşmaları dinleyin. Tüm ihtimali düşünerek seyahat engeli falan olmasın hem havası var dedik. Kötü mü yaptık yani?

B SINIFI –Olmazsa A-Z arası herhangi bir sınıfta olabilir– SÜRÜCÜ BELGESİNE SAHİP (neyi nerenize süreceksiniz vallahi bizde bilmiyoruz!) 

Size araba vereceğiz ama şoför veremeyeceğiz en kötü ihtimalle araba lastiği veririz (Yani bunu da hatırınız için veririz, sanat eğitimiyle araba isteğiniz yan yana şık durmaz mı?). Uzun yola alışıksınızdır umarız. Malum kurum dışında önümüze gelene sanat eğitimi veriyoruz, bakkala falan gönderiyoruz. Olur mu olur!

İNSAN İLİŞKİLERİNDE BAŞARILI 
Şirketimizde herkes birbiriyle kavgalı, kimse kimseyle geçinemiyor. Bir de sizle uğraşmayalım. Üst yönetimin hoşuna gidebilecek şeyleri yapabilen, yalakalık becerileri gelişmiş. Dedikodunun dibine vuran kişilere acayip ihtiyacımız var. he vallahi hee!

İKNA KABİLİYETİ OLAN 
Öğrenci ve velilerimiz kalitesiz ve seviyesiz sanat eğitimini daha pahalıya almaya razı ettikten sonra derslikte hiçbir şey yapmayıp yayılacak ve sosyal medyanın dibine vuracak hatta dersteyken yaptığı skorları veli ile paylaşacak onu bunu beğenecek, (burada sosyal medya uzmanlığı devreye giriyor) dersten çıkınca veli ve müdürü bu konuda ne kadar iyi eğitim verdiğine ikna edebilecek kadar ikna kabiliyeti şart. ( Bu madde BİLGİSAYAR KULLANABİLEN maddesiyle de ilişkili galiba)

ANALİTİK DÜŞÜNEBİLEN 
Ne bütçeyi tutturabiliyoruz, ne de muhasebe hesaplarını. Her şey arap saçına döndü. Biri bizi bu durumdan kurtarsın. Bu da olsa olsa sanat eğitmenleridir zaten. Hadi şimdi analitik düşünelim fakat önce … unuttum!

TERCİHEN YÜKSEK LİSANS, DOKTORA VE ÜSTÜ, KONUSUNDA EN AZ 20 YIL DENEYİMLİ 30 YAŞINI AŞMAMIŞ. ”  (Süperman neredesin?)
Oha demeyin! Aslında ne istediğimizi biz de tam bilmiyoruz, bu özelliklere sahip aday bulabilir miyiz onu da bilmiyoruz. Ama müdürümüz yazın havası olur “dedi. Ama bak vallahi  ilan havalı oluyor. Yalan mı ha, yalan mı?

GENEL KONULARI DA EKLEYELİM…

Tercihen muhasebe bilen, finansal analiz, istatistik, CAT, proses, kaynak,demir doğrama,  reanimasyon,MS Project, PMP Sertifikasına sahip, kalıpçı, amuda kalkabilen, CNC Router, Frezeci,  olursa off ki off dadından yenmez !)

Şimdi bunları niye istiyoruz diye bir sorun hele! Çekinmeyin sorun yaa! Sizi tam olarak nerede kullanacağımızı veya bunları neden istiyoruz muhasebe ne alaka pmp nedir CAT n’oluyor biz de bilmiyoruz. Ne kadar çok vasfınız olursa o kadar iyi… Hele bir siz işe başlayın. Gerisini sonra düşünürüz. Ha unutmadan büro makinelerini ve inşaat makinelerini da kullanırsa bi dalda biz alırız yani!

Daha yazardık ama yer kalmadı şimdilik bunlarla idare edelim.

Haydi bakalım bu şartlar dahilinde

Not: M.E.B.’a  Bağlı olmamızdan  dolayı (biliyorsunuzdur fakat biz yine de yazalım) elbette ilgili okul mezunu olunması gerekmektedir.

  • Sahne sanatları
  • Görsel sanatlar
  • Müzik dallarında

Öğretmen/Eğitmenlik için hemen başvurun ama sadece lütfen e-mail ile. 

Mail adresimiz:  [email protected]

tarihte-bugun-ne-oldu412 Mayıs, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 132. (artık yıllarda 133.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 233 gün vardır.

Olaylar

  • 1621 – Piteå, İsveç’te şehir konumuna alındı.
  • 1820 – Modern hemşireliğin kurucusu, Kırım Savaşı sırasında Üsküdar’daki Selimiye Kışlası’nda da görev yapan İngiliz hemşireFlorence Nightingale, İtalya’nın Floransa kentinde doğdu. Kendisine Lambalı Kadın adı takılmıştı.
  • 1871 – Paris Komünü ayrılık halinde kadınlara nafaka hakkı tanıdı.
  • 1916 – İrlanda’nın İngiltere’den bağımsızlığını ilan eden Paskalya Ayaklanması’nın öncüsü ve İrlanda’nın ilk marksist işçi önderlerinden James Connollykurşuna dizildi.
  • 1929 – İlk Tıp Bayramı Haydarpaşa Tıp Fakültesi’nde kutlandı.
  • 1940 – Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde Tekirdağlı Hüseyin altıncı kez başpehlivan oldu.
  • 1947 – Güzel Sanatlar Akademisi Bedri Rahmi Eyüboğlu Atölyesi’nde yetişen 10 sanatçının oluşturduğu Onlar Grubu kuruldu.
  • 1949 – Sovyetler Birliği’nin 11 ay süren Berlin ablukası kalktı.
  • 1951 – Yıkıcı gücü Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan bombaların 100 katı büyüklüğünde olan ilk hidrojen bombası denemesi, Büyük Okyanus’undaki Eniwetok Atolü’nde yapıldı.
  • 1965 – Doğu Pakistan’da (bugünkü Bangladeş) kasırga çıktı: 10 binin üzerinde insan öldü.
  • 1965 – Sovyet uzay aracı Luna 5 Ay yüzeyine çarptı.
  • 1965 – Batı Almanya ile İsrail arasında diplomatik ilişki kuruldu.
  • 1967 – Pink Floyd grubu, İngiltere’de Queen Elizabeth Hall’da Dünyada ilk quadrofonik rock konserini düzenledi. Quadraphonic sistemde ses dört ayrı hoparlör grubuna dört ayrı kanaldan gönderiliyordu.
  • 1976 – Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Türkiye’de büro açma isteği kabul edildi.
  • 1978 – Liselerde okutulan ahlak dersi ve müfredat programları ile ders kitapları uygulamadan kaldırıldı.
  • 1978 – Ankara’nın Dışkapı semtindeki YIBA Çarşısı, tüp patlaması nedeniyle yandı: 49 kişi öldü, 100 kişi yaralandı.
  • 1979 – TÜSİAD, gazetelere ‘Gerçekçi Çıkış Yolu’ başlıklı, Ecevit hükümetini eleştiren tam sayfa ilan verdi.
  • 1992 – Nelson Mandela, Uluslararası Atatürk Barış Ödülü’nü insan hakları aksatımları nedeniyle geri çevirdi.
  • 1994 – Kayıp olan Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Namık Erdoğan, başına iki kurşun sıkılmış halde ölü bulundu.
  • 1998 – İstanbul’da, Hollanda ve Türk polisinin ortak çalışması sonucu, deniz yoluyla İtalya ve Hollanda’ya gönderilmek istenen, uluslararası uyuşturucu kaçakçısı Hüseyin Baybaşin’in amcasının oğlu Nizamettin Baybaşin’e ait 10 trilyon lira değerinde eroin ve afyon sakızı ele geçirildi.
  • 1998 – Silahlı saldırıya uğrayan İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Akın Birdal ağır yaralandı.
  • 2001 – TBMM’de Telekom’un özelleştirilmesine olanak sağlıyan Telekom Yasası 209 oyla kabul edildi.
  • 2002 – Eski ABD başkanlarından Jimmy Carter Küba’ya gitti. 1959 devriminden beri Küba’yı ziyaret eden ABD başkanlığı yapmış ilk siyasi şahsiyet oldu.
  • 2005 – AİHM, Abdullah Öcalan’ın yargılanmasında, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılama, uzun süre gözaltında tutma, idam cezası ile yargılamayı düzenleyen üç maddesini ihlal ettiğine karar verdi. Mahkeme Abdullah Öcalan’ın yeniden yargılanmasını tavsiye etti.
  • 2006 – Almanya’da Stern dergisinin her yıl verdiği “Basın ve Düşünce Özgürlüğü Ödülü” Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’e verildi.
  • 2006 – Batı’nın Hamas hükümetine verdiği ambargo cezası Filistin halkını açlıkla vurdu.
  • 2005 – Taşucu’nda Taşucu Atatürk Evi açıldı.
  • 2008 – Çin’de Siçuan depremi
  • 2010 – Rusya ile Türkiye arasında vize anlaşması imzalandı.

Doğumlar

  • 1806 – Johan Vilhelm Snellman, Fin yazar ve devlet adamı (ö. 1881)
  • 1820 – Florence Nightingale, İngiliz hastane reformcusu ve hemşiresi (ö. 1910)
  • 1907 – Katherine Hepburn, ABD’li sinema oyuncusu (ö. 2003)
  • 1914 – Bertus Aafjes Hollanda’lı şair (ö. 1993)
  • 1937 – George Carlin, ABD’li komedyen (ö. 2008)
  • 1942 – Michel Fugain, Fransız şarkıcı ve besteci
  • 1946 – Cahit Berkay, Moğollar adlı şarkı gurubunun kurucularından Türk şarkıcı.
  • 1992 – Malcolm David Kelley, ABD’li oyuncu
  • 1961 – Michael J. Fox, ABD’li oyuncu
  • 1966 – Çelik Erişçi Türk Pop Müziği sanatçısı
  • 1968 – A.Galip, Şair, Eleştirmen, Yazar, Felsefeci
  • 1972 – Pınar Aylin, Türk şarkıcı
  • 1974 – Tolga Çevik, Türk komedyen ve oyuncu
  • 1978 – Malin Akerman, Kanadalı model ve oyuncu

Ölümler

  • 1884 – Bedřich Smetana, Çek besteci (d. 1824)
  • 1916 – James Conolly, Paskalya ayaklanması öncüsü, Marksist işçi lideri (d. 1868)
  • 1927 – Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Milli edebiyat akımının öncülerinden (d. 1870)
  • 1957 – Erich von Stroheim, Avusturya doğumlu film yönetmeni ve aktör (d. 1885)
  • 1970 – Nelly Sachs, Alman şair ve yazar (d. 1891)
  • 1973 – Monika Ertl, Alman eylemci, yönetmen, silahlı örgüt üyesi. (d. 1937)
  • 1985 – Jean Debuffet, Fransız ressam (d. 1901)
  • 1999 – Saul Steinberg, ABD’ li karikatürist (d. 1914)
  • 2001 – Didi, Brezilyalı futbolcu (d. 1928)
  • 2001 – Alexei Tupolev, Sovyet uçak tasarımcısı (d. 1925)
  • 2001 – Perry Como, ABD’li şarkıcı (d. 1912)
  • 2005 – Ömer Kavur, Türk film yönetmeni (d. 1944)

Tatiller ve Özel Günler

  • Dünya Hemşireler Günü

tarihte-bugun-ne-oldu16 Nisan, Gregoryen Takvimi’ne göre yılın 106. (artık yıllarda 107.) günüdür. Yıl sonuna kadar kalan 259 gün vardır.

Olaylar

  • 1912 – Amerikalı havacı Harriet Quimby, Manş Denizi’ni uçarak aşan ilk kadın oldu. 3 ay sonra yaptığı gösteri sırasında uçağın yere çakılmasıyla öldü.
  • 1917 – Bolşevik lider Lenin sürgünde bulunduğu İsviçre’den Rusya’ya döndü ve Sosyalist Devrim’in başlatılması çağrısında bulundu.
  • 1918 – Eleşkirt’in düşman işgalinden kurtuluşu.
  • 1925 – Tanin gazetesi süresiz kapatıldı.
  • 1941 – II. Dünya Savaşı: 500 Alman uçağı Londra’yı bütün gece bombaladı.
  • 1943 – Dr. Albert Hofmann, LSD’nin psychedelic (sanrı yaratan, hayal gördüren) etkilerini keşfetti.
  • 1945 – Kızıl Ordu Berlin’e girdi ve Berlin Muharebesi başladı.
  • 1946 – Suriye, Fransız Mandasıyken bağımsızlığını kazandı.
  • 1948 – Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü kuruldu.
  • 1959 – Ankara Üniversitesi’nde okuyan bir grup genç Said-i Nursi’ye “Ankara Üniversitesi Nur Talebeleri” imzasıyla Şeker Bayramı tebriği gönderdiler.
  • 1968 – Türkiye İşçi Partisi (TİP) yöneticileri Rıza Kuas ve Prof. Sadun Aren hakkında Akdeniz Ülkeleri İlerici ve Anti emperyalist Partiler Konferansı’na katıldıkları için soruşturma açıldı.
  • 1971 – Türkiye İşçi Partisi yönetimine “Kürtçülük” iddiasıyla dava açıldı.
  • 1972 – İnsanoğlunun 5. ay yolculuğu ‘Apollo 16’ uzay aracı ile başladı.
  • 1973 – Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) davası başladı. 256 sanıktan 10’u için idam istendi.
  • 1974 – Eski Demokrat Partililere siyasal hakları geri verildi.
  • 1975 – Başkent Phnom Penh’in düşüşüyle, Kamboçya Kızıl Kmerler’in kontrolüne girdi.
  • 1982 – Eski CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit, Sıkıyönetim Askeri Mahkemesince tutuklandı.
  • 1984 – Kültür ve Turizm Bakanı Mükerrem Taşçıoğlu, “Çıplak denize girmek isteyen turist Türkiye’ye gelmesin” dedi.
  • 1984 – Orhan Pamuk “Sessiz Ev” adlı eseriyle Madaralı Roman Ödülü’nü aldı.
  • 1988 – FKÖ ikinci komutanı Ebu-Cihad, İsrail askerleri tarafından öldürüldü.
  • 1994 – Kamuoyunda “RTÜK Yasası” diye bilinen Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanun” Meclis’de kabul edildi.
  • 1995 – Güney Afrika Cumhuriyeti ağır insan hakları ihlalleri olduğu gerekçesiyle Türkiye’ye silah ambargosu koydu. Ambargo 16 Nisan 1997’de kaldırıldı.
  • 1996 – Emir Hattab komutasındaki 50 kişilik Çeçen gurubu 223 Rus askerini öldürdü ve 50 araçlık konvoyu imha etti. Bu olay tarihte Şatoy Pususu olarak bilinir.
  • 1999 – Harvard Üniversitesi, Tansu Çiller’e fahri doktorluk verilmediğini açıkladı.
  • 2001 – Eski Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan suikastı zanlılarından olduğu belirtilen Mehmet Fidancı, İstanbul’da yakalandı.
  • 2007 – Amerika Birleşik Devletleri’nin Virginia Teknik Üniversitesi’nde Cho Seung-Hui adlı öğrencinin gerçekleştirdiği silahlı saldırıda, kendisi de dahil 33 kişi öldü, 29 kişi yaralandı.

Doğumlar

  • 1821 – Ford Madox Brown, İngiliz ressam (ö. 1893)
  • 1844 – Anatole France, Fransız yazar (ö. 1924)
  • 1867 – Wilbur Wright, ilk motorlu uçağı yapan ABD’li ünlü Wright Kardeşler’den
  • 1871 – John Millington Synge, İrlandalı oyun yazarı, şair ve folklor kolleksiyoncusu (ö. 1909)
  • 1889 – Charlie Chaplin, İngiliz sinema yönetmeni, oyuncu ve yazar (ö. 1977)
  • 1916 – Behçet Necatigil, Türk şair ve yazar (ö. 1979)
  • 1919 – Merce Cunningham, ABD’li koreograf ve dansçı (ö. 2009)
  • 1921 – Peter Ustinov, İngiliz oyuncu, yönetmen ve yazar. (ö. 2004)
  • 1922 – Afif Yesari, Türk yazar (ö. 1989)
  • 1922 – Kingsley Amis, İngiliz yazar. (ö. 1995)
  • 1924 – Henry Mancini, ABD’li besteci ve aranjör (ö. 1994)
  • 1939 – Dusty Springfield, İngiliz pop müzik şarkıcısı (ö. 1999)
  • 1947 – Kerim Abdülcabbar, ABD’li basketbolcu
  • 1947 – Erol Evgin, Türk şarkıcı, besteci ve oyuncu
  • 1952 – Yve-Alain Bois, tarihçi ve modern sanat eleştirmeni, akademisyen
  • 1960 – Rafael Benítez, İspanyol teknik direktör
  • 1965 – Martin Lawrence, Amerikalı aktör, komedyen, yönetmen ve yapımcı
  • 1971 – Emre Tilev, Türk spor spikeri
  • 1971 – Selena, ABD’li şarkıcı ve söz yazarı (ö 1995)
  • 1973 – Akon, Senegal asıllı Amerikalı Hip-Hop, R&B ve Soul müzik sanatçısı
  • 1976 – Lukas Haas, ABD’li aktör.
  • 1977 – Fredrik Ljungberg, İsveçli futbolcu
  • 1977 – Ceyda Düvenci, Türk Oyuncu
  • 1982 – Boris Diaw, Fransız basketbol oyuncusu
  • 1982 – Robert Popov, Makedon futbolcu
  • 1983 – Marié Digby, Amerikan pop müzik şarkıcısı
  • 1985 – Benjamín Rojas, Arjantinli oyuncu
  • 1987 – Cenk Akyol, Türk basketbolcu
  • 1987 – Aaron Lennon, İngiliz futbolcu
  • 1993 – Mirai Nagasu, Amerikan buz patenci

Ölümler

  • 69 – Otho, Roma İmparatoru (d. 32)
  • 1828 – Francisco Goya, İspanyol ressam (d. 1746)
  • 1846 – Domenico Dragonetti, İtalyan besteci (d. 1763)
  • 1850 – Marie Tussaud, Madame Tussauds balmumu heykel müzesinin kurucusu (d. 1761)
  • 1888 – Zygmunt Florenty Wróblewski, Polonyalı kimyager ve fizikçi (d. 1845)
  • 1947 – Rudolf Höß, Auschwitz toplama kampını komutanı(d. 1900)
  • 1958 – Rosalind Franklin, İngiliz biyofizikçi ve kristallografçısı (d. 1920)
  • 1968 – Edna Ferber, ABD’li yazar (d. 1885)
  • 1972 – Yasunari Kavabata, Japon romancı (d. 1888)
  • 1989 – Hakkı Yeten, Beşiktaş’ın efsane oyuncusu ve kulüp başkanı (d. 1910)
  • 1991 – David Lean, İngiliz yönetmen (d. 1908)
  • 1992 – Sinan Kukul, Türk devrimci (d. 1956)
  • 1994 – Ralph Ellison, Afrikalı-Amerikalı yazar (d. 1913)
  • 1997 – Roland Topor, Fransız oyun yazarı (d. 1938)
  • 2002 – Robert Urich, ABD’li aktör (d. 1946)
  • 2008 – Edward Lorenz, Amerikan matematikçi ve meteorolog (d. 1917)

Tatiller ve Özel Günler

Biyologlar Günü