Şunun için etiket arşivi: genç sanatçılar

İSTANBUL  BAHÇELİEVLER BELEDİYESİ

Son Başvuru : 10 Nisan 2013

Bahçelievler “Nurettin Topçu” – “Necip Fazıl Kısakürek”

kültür merkezleri

Bahçelievler Belediyesi’nin 7 yıldır aralıksız olarak düzenlediği “Genç Sahne Tiyatro Festivali” bu yıl 3 – 13 Mayıs tarihlerinde Bahçelievler Belediyesi – Nurettin Topçu ve Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezleri’nde gerçekleşecek. Ulusal nitelikli festival;7genç-sahne tiyatro festivali Profesyonel, Amatör, Üniversite Topluluklarını ağırlayacak.

Genç Sahne Tiyatro Festivali bu yıl “Kendini Sahneye Bırak!” sloganı ile yola çıkıyor.

Bahçelievler Belediyesi’nin 10 gün boyunca ev sahipliği yapacağı festival, gençlerin sahnelerdeki varlığına tanık olmayı ve izleyiciyi genç sanatçılarla ve sanatçı adaylarıyla buluşturmayı hedefliyor. Ayrıca zor şartlara rağmen ayakta durmaya çalışan genç sanatçılara bir teşekkür niteliğinde olacak olan bu organizasyonda, gençlere “genç sahneyle” kendini tanıtma imkânı sunulması da amaçlanmaktadır.

Birbirinden farklı yerli ve yabancı metinlerle, izleyiciye değişik lezzetler tattıracağına inanılan “Genç Sahne” Tiyatro Festivali’nin profesyonel ve amatör genç tiyatrocular için de tanışma imkânı olacağı düşünülmektedir.

Katılımın ve gösterimlerin ücretsiz olacağı festival, Bahçelievler Belediyesi’nin, son yıllarda tiyatroya verdiği desteğin devamı niteliğinde olan bir kültür hizmetidir.
KATILIM KOŞULLARI İÇİN TIKLAYIN
BAŞVURU FORMU İÇİN TIKLAYIN

İletişim

Telefon         : 0212 441 98 93

E – Posta      : [email protected]

İnternet       : www.gencsahne.com

Pierre Hantaï’inin konseriyle başlayan NDS BarokMüzik Günleri bu akşam klavsen sanatçısı Orhan Memed’in 19.30’da vereceği konserle devam ediyor.

Pierre Hantaï resitaliyle başlayan, Barokist Müzik Topluluğu, Orhan Memed, Pierre Hantaï-Skip Sempé ikilisi ile devam eden NDS Barok Müzik Günleri, 12Aralık Çarşamba akşamısaat 19.30’da « Duo Traverso – Klavsen »konseriyle noktalanacak. Nihan Atalay( traverso) ve Eriko Wakita (Klavsen)’den oluşan ikili J.M. Leclair, G.F. Haendel, P. Locatelli, A. Forqueray, M. Blavet, G.P Telemann’ın eserlerini seslendirecekler.

Barokist Müzik Topluluğu

Barokist Müzik Topluluğu, barok müziğin geniş repertuvarını seyircilerle paylaşmak üzere bir araya gelen sanatçılardan oluşmaktadır.

Başak Ersöz; Cemal Reşit Rey Orkestrası, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ve Tekfen Filarmoni Orkestrası ile düzenli olarak konserlervermektedir. Sanatçı, ayrıca İstanbul Devlet Konservatuvarında doktora çalışmalarını sürdürmekte ve flüt sınıfı öğretmeniği de yapmaktadır.

Damla Tuncer; İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın devamlı üyesi olup Tekfen Filarmoni Orkestrası ile düzenli olarak konserlere katılmakta ve solo oda müziği konserleri vermektedir.

Andres Rodrigo Lopez; şeflik çalışmaları, solo-oda müziği konserlerininyanı sıra, Marmara Üniversitesi ve Miam’da öğretmenlik görevine devam etmektedir.

Yağmur Dai, Tevitöl Müzik Bölümünde öğretmenlik yaparken, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarında doktora çalışmalarını sürdürmekte ve oda müziği konserleri vermektedir.

Orhan Memed-Klavsen

Klavsen, piyano ve müzikoloji eğitimi alan Makedonya kökenli Orhan Memed, 1992’den bu yana Paris’te yaşamaktadır. Southern CaliforniaÜniversitesinde piyano ve keman eğitimini, Oxford Üniversitesinde demüzikoloji doktorasını tamamladıktan sonra, Huguette Dreyfus ile klavsen dersleri aldığı Paris’te, jürinin takdirini kazanarak altın madalyaya ve mükemmellik ödülüne layık görülür.

Konser kariyerine başlamasıyla, Éditions de l’Oiseau-Lyre yayınevine önce editör, sonra da müdür olarak atanması aynı zamana denk gelir. Araştırmalarıyla yayınları 17. yüzyıl İngiliz müziğini, 18. yüzyıl Fransız müziğini ve geleneksel Makedonya müziğini kapsar. 1998’den itibaren, Paris’te Vassar College-Wesleyan University Programında müzik tarihive opera tarihi dersleri vermektedir.

1999’da, Fransa’nın güneyinde bulunan Villecroze Müzik Akademisine sanat müdürü olarak atanır ve burada 10 yıl boyunca ustalık sınıfları, beste atölyeleri, müzikoloji kolokyumları düzenler ve yönetir.

Orhan Memed ; Christa Ludwig, Hugues Cuenod, Betsy Jolas, Keiko Abe ve Jessye Norman gibi sanatçılar üzerine belgesel filmler çevirir. ’Quand l’Europe parlait français’ (Avrupa Fransızca Konuşurken) adlı belgeselde Rameau, François Couperin ve Bach’ın müziklerini yorumlar. 2010 yılından bu yana düzenli olarak soprano Erika Escribá-Astaburuaga ile sahneye çıkmaktadır. ’Variations Goldberg de JS Bach’ başlıklı plak kaydı 2011’de piyasaya çıkmıştır. Bach’ın klavye için Partitas’ları ise, 2012’de çift CD olarak Omnia Artists Productions ‘dan çıkacaktır.

Skip Sempé – Klavsen

Nouvelle-Orléans kökenli olan Skip Sempé, ABD’deki Oberlin Konservatuvarında Müzik, Müzikoloji ve Organoloji (müzik aleti bilimi) ve Sanat Tarihi okuduktan sonra eğitimini Amsterdam’da Gustav Leonhardt’ın sınıfında tamamladı. Ardından,1500 – 1750 yıllarının bilinen veya daha az bilinen repertuvarları konusundaki araştırmalarını derinleştirmek üzere Avrupa’da oturmaya karar verdi. Tarih ve organoloji bilgisi Skip Sempé’yi, Rönesans müziğinde özel önem taşıyan doğaçlama uygulamalarını yaptığı araştırmalarıyla yeniden başlatmaya ve bunlarla beslediği kendi canlı ve özel stilini savunmaya yöneltti. Sempé kısa sürede bu nitelikleriyle tanındı.

Klavsenci ve orkestra şefi olarak, çok sayıda müzisyeni kendi etrafında topladı ve 1986’da Capriccio Stravagante‘ı kurdu. Bu topluluk, bugün “Capriccio Stravagante”, “Capriccio Stravagante Renaissance Orchestra” ve “Capriccio Stravagante Les 24 Violons” olarak üç grup olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Skip Sempé’nin solist olarak tanınması, özellikle, Elizabet Çağı eserlerine, Fransız klavsen edebiyatına (Chambonnières, d’Anglebert, Forqueray, Louis ve François Couperin, Rameau), Bach’a ve Scarlatti’ye yakınlığı, ayrıca doğaçlama ve aktarıcı yetenekleri sayesinde olmuştur.

Skip Sempé ‘misafir şef’ olarak sürekli davet almaktadır, ayrıca müzisyen olarak Julien Martin, Josh Cheatham, Sophie Gent, Olivier Fortin, Pierre Hantaï, Doron Sherwin ile ve topluluk olarak B’Rock, Collegium Vocale de Gand, Chœur Pygmalion, Chanticleer, Les Voix Humaines, Studio de Musique Ancienne de Montreal, Helsinki Baroque Orchestra ve Akademie für Alte Musik Berlin ile sahneye çıkmıştır.

Klavsenci, orkestra şefi, profesör ve konferansçı etkinliklerine sanat yönetmenliğini de ekleyen Skip Sempé, 2006’da kendi markası Paradizo’yu kurmuştur; sanatçı, solist olarak veya topluluklarıyla birlikte bu marka altında kayıt yapmaktadır. Burada ayrıca bazı yayın projelerinin eşgüdümünü de sağlamaktadır. Bunlar arasında, kendisini çok esinleyen bir müzisyen olan Wanda Landowska’ya saygı albümü, ayrıca müzik ve yorum üzerine kendi denemelerini bir araya getiren bir derleme vardır.

Pierre Hantaï – Klavsen

1964 ‘te doğan Pierre Hantaï, on yaşına doğru Bach’ın müziğine büyük ilgi duydu. Gustav Leonhardt’ın etkisiyle, önce tek başına, sonra da Arthur Haas yönetiminde klavsen öğrenmeye başladı. İlk konserlerini yalnız ya da kardeşleri Marc ve Jérôme eşliğinde verdi.

İki yıl Amsterdam’da, Gustav Leonhardt’ın yanında öğrenim gördü, ardından onun yönetimi altında çalmaya davet edildi. Takip eden yıllarda Philippe Herreweghe, Kuijken Kardeşler, François Fernandez, Marc Minkowski, Philippe Pierlot gibi çok sayıda müzisyen ve topluluk şefiyle işbirliği yaptı.

Sanatçı artık tüm dünyada, daha çok solist olarak çalmaktadır. Jordi Savall tarafından sıklıkla davet edilmekle birlikte, kardeşleriyle ve dostları Amandine Beyer, Hugo Reyne, Sébastien Marq, Skip Sempé, Olivier Fortin ve Jean-Guihen Queyras ile oda müziği çalmaktan da hoşlanmaktadır. Son zamanlarda, 1980’lerde kurduğu topluluk olan‘’Concert Français’’ yi Bach’ın süit, konçerto ve kantatlarını yorumlamak üzere yeniden oluşturmuştur.

Çıkarttığı çok sayıdaki plak arasında Mirare’ye yaptığı son kayıtlar dikkat çekmektedir : Goldberg Varyasyonları, Jean Sébastien Bach’ın Yumuşak Klavyesinin İlk Kitabı, Scarlatti’den Üç Cilt Sonat, bir François Couperin Resitali ve bir Süit Programı.

Duo Traverso – Klavsen

Nihan Atalay, Traverso
Nihan Atalay, müzik eğitimine 1992’de, Mimar Sinan Üniversitesinde Mükerrem Berk’in sınıfında yan flüt dersleriyle başladı.

Lise diplomasını aldıktan sonra Fransız hükûmetinden sanat bursu kazanarak Lyon Devlet Konservatuvarına kaydoldu ve 2003’te José-Daniel Castellon’un sınıfından Müzik Eğitimi Diplomasını aldı.

İsviçre’den de burs kazanan sanatçı, Lausanne Yüksek Müzik Konservatuvarına kabul edildi. 2005 yılında konser solisti ve pedagog diplomalarını birlikte aldı.

Yan flüt yüksek lisansını, Cenevre Yüksek Müzik Konservatuvarının Barok Müzik bölümünde tamamlarken, aynı zamanda Serge Saïtta’nın sınıfından çok iyi derece ile Post-Grade sertifikasını elde etti.

Nihan Atalay, Fondation Jean Tanner, Fondation Nicati de Luze, Cenevre Üniversite Mezunu Kadınlar Derneği ve kendisine aynı zamanda bir klasik flüt de hediye eden Cenevre Konservatuvarı Dostları ve Mezunları Derneğinden birçok ödül almıştır.

Bir yandan Cenevre Oda Orkestrası, diğer yandan Cenevre bölgesinin çeşitli barok müzik topluluklarıyla sahneye çıkmıştır.

Avrupa’da çok sayıda genç orkestralarına davet edilen sanatçı, 2005’te Luzern Festivalinde Pierre Boulez yönetiminde çalmıştır.

Türkiye’de eski müzik aletlerini çalan ilk flütçü olan Nihan Atalay, burada verdiği konserlerin yanı sıra, master sınıfları da yönetmektedir.

Sanatçı, Eylül 2011’den bu yana, Basel’daki Schola Cantorum’da ünlü flütçü Marc Hantaï ile birlikte yan flüt çalışma şansını yakalamıştır.

Eriko Wakita, klavsen

Basel’da yaşayan Eriko Wakita, hem Schola Cantorum Basiliensis’de hem de Bern ve Basel Müzik Konservatuvarlarında provacı (repetitör) olarak çalışmaktadır. Avrupa’da ve Tokyo Üniversitesinden mezun olana kadar tüm müzik eğitimini aldığı Japonya’da düzenli olarak konserler vermektedir. 2010’da Bach’ın Goldberg Varyasyonları’na ayırdığı ilk solo cd’sini kaydetmiştir.

2004’te İsviçre’ye gelerek Basel’daki Schola’da eğitim görmüş ve 2008’de buradan mezun olmuştur. Bad-Krozingen, ATAKA, Acanthus Musik Preis ve genç sanatçılar ödülü gibi çeşitli ödüllere layık görülmüştür.

2009 ve 2010 yıllarında İsviçre’nin Porrentruy kentinde düzenlenen Académies Bach/Radulescu ‘da klavseniyle, barok müzikte doğaçlama yoluyla armoni tamamlama anlamına gelen “continuo”yu sağlamıştır.

 Kaynak :[-]

Sabancı Vakfı tarafından bu yıl 19’uncusu gerçekleştirilen ‘Sakıp Sabancı Sanat Ödülleri’, düzenlenen törenle verildi. Sakıp Sabancı Müzesi The Seed Etkinlik Merkezi’nde sunuculuğunu Yağız Can Konyalı’nın yaptığı törende, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden Heykel, Resim ve Geleneksel Türk Sanatları bölümlerinden ilk üçe girerek mezun olan 9 öğrenci, ödüllendirildi.

Törene katılan Vali Hüseyin Avni Mutlu, ödül alan genç sanatçıları kutladığını belirtti. Mutlu, şöyle devam etti:

“Öncelikle muhterem büyüğümüz, sanat dostumuz Sakıp Sabancı’yı rahmetle anıyorum. Öğrencilerimiz birbirinden güzel eserler ortaya koydu. Sabancı ailesinin ülkemizin sanayisine verdiği katkılar büyük. Onların sayesinde sanat vazgeçilmezimiz oldu. Ödül töreninin bu yıl 19’uncusunu kutladık. Nice yıllar diliyorum. Bu güzel sanatçılarla gurur duyuyoruz. Zaten Mimar Sinan Üniversitesi sanatın baş tacı olduğu için burada sanatla ilgili çok güzel işler yapılıyor. Değerli hocalarımızı bu başarılı gençleri yetiştirdikleri için takdir ediyorum.”

Sakıp Sabancı’nın eşi Türkan Sabancı da bu ödül törenlerinin devam edeceğini ifade ederek, şunları söyledi:

“Sakıp Sabancı Sanat Ödülleri’nin 19’uncu yılında yine bir aradayız. Her yıl ödüllerin sahiplerini bulacağı bugünü heyecanla bekliyoruz. Bu ödüller Sakıp Sabancı’nın sanata ve sanatçıya verdiği sevginin ve saygının adeta göstergesi. Bizler de onun adını yaşatmak ve desteklemekten gurur duyuyoruz.”

Ödül almaya hak kazanan öğrencileri kutlayan Türkan Sabancı, “Umarım bu ödül sanat hayatlarında onlara şans getirir. Ayrıca onları yetiştiren aileleri ve yol gösteren öğretim görevlilerini tebrik ediyorum” diye konuştu.

Sakıp Sabancı Müzesi’nin 10 yıl önce kurulduğunu hatırlatan Sabancı, “Rahmetli eşimin bu ülkeye bıraktığı en değerli miraslardan biri. Her yıl birbirinden değerli koleksiyon ve sergiye ev sahipliği yapıyor” ifadelerini kullandı.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yalçın Karayağız da bu ödüllerin genç sanatçılar için teşvik edici olduğunu kaydetti.

Törende, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğrencileri Simge Kılıç ve Gözde Çakır, flüt dinletisi sundu.

Öğrencilere Cumhuriyet altını verildi

Resim bölümünden Ece Gözen Ünal, Pınar Subaşı, Canberk Özcan, Heykel bölümünden, Eda Güngör, Melike Akyıldız, Çiğdem Yıldırım, Geleneksel Türk Sanatları bölümünden Dilek Karayel, Yeşim Okutan ve Gülsüm Köseoğlu ödül aldı.

Törende, birincilere 40, ikincilere 25, üçüncülere de 15 Cumhuriyet altını verildi.

Kaynak :[-]

 

22 yıl önceki İstanbul Sanat Fuarı’nı anımsadım. O günlerden bu günlere ulaşılabileceği aklımıza gelmezdi. Bugün bu görkemli organizasyona herkes dahil olmalı ve yeni yolculuklara çıkmalı.

Fuar alanına ulaştığımızda, fuarın alışıldık çizgisinin yeni bir uygulamasıyla karşılaşacağım düşüncesi hakimdi. İlk dakikaların sükunetini avantaj olarak kullanmak niyetiyle fuarda hızlı bir tur atmak iyi bir fikirdi, öyle yaptım. Koleksiyonerler, müzeciler, kültür organizasyonu gerçekleştirenler de öyle düşünmüş olmalıydı ki hemen ilk adımda Oya-Bülent Eczacıbaşı ve Mustafa Taviloğlu’nun içinde olduğu çok sayıda izleyiciyle karşılaştım.

Sessiz ve sihirli bir trafik
Giriş katını tamamlayıp alt kata indiğimde fuarı hâlâ rahatlıkla izleyebilme şansı vardı. Aynı hızla öteki bölüme ulaşmak için merdivene yönelince biraz önce geçtiğim giriş katı olağanüstü kalabalık bir izleyici kitlesiyle adeta kuşatılmıştı. Bundan sonraki süreç omuz omuza sürdü. Ancak böylesine görkemli bir açılışı oluşturan kitleden beklenen uğultu ve karmaşa yerini sessiz ve sihirli bir trafiğe terk etmişti. İzleyiciler tüm iletişimlerini görme eylemi üstünden yürütüyorlardı.

Türkiye’de sanat pazarının oluşumu müzayedeler aracılığıyla yönlendiriliyor. Galerileri ve sanatçıları alan dışında tutarak koleksiyonerleri müzayede salonlarına bağlama eğilimleri giderek güç kazanıyor. Bu durum sanat pazarının oluşumunda özellikle yeni koleksiyoner kuşağının sağlıklı seçim alternatiflerinden uzaklaşmasına neden oluyor. Contemporary İstanbulorganizasyonu bir alternatif olarak galericileri, sanatçıları, hatta koleksiyonerleri yalnızlaştıran bu oluşuma karşı çok önemli bir dinamik. İzleyiciye renkli, çok boyutlu, uluslararası zengin seçenekler sunuyor.

22 yıl önce İstanbul Sanat Fuarı’nın açılış gününü anımsadım. Organizasyonu gerçekleştiren arkadaşlarımla konukları karşılamaya hazırlanırken sonuçlarını kestiremediğimiz bir yolculuğu başlattığımızı biliyorduk. Ama o günlerden bu günlere ulaşabileceğini planladığımızdan emin değilim. Sadece galeri birikimlerini öne çıkarmak ve izleyiciye toplu izleme olanağı sunacak bir ortam yaratmak isteğimiz vardı. Çünkü müzesi olmayan bir sanat ortamında doğan boşluğu bir biçimde doldurmak istiyorduk. Sanat Fuarı’nın ilk izleyicilerinden birinin Nejat Eczacıbaşı olduğunu ve bizi bu konuda yüreklendirdiğini de anımsıyorum.

İstanbul Bienali öncü oldu
Şurası bir gerçek ki İstanbul Bienali Türkiye’de izleyici sınırlarını zorlayan öncü girişimleriyle büyük bir uluslararası ilgi yarattı ve geniş bir izleyici kitlesi oluşturdu. 2000’li yıllarda kurulmaya başlanan özel müzelerse bienalin yarattığı bu ortamı özellikle de yeni koleksiyoner kuşağını yüreklendirecek bir boyuta taşıdı ve yine bienal aracılığı ile açılan uluslararası koridoru kullanma alışkanlığını edinmemizi sağladı. Böylesi bir ortamı fuarcılık alanına taşımak gerekiyordu. Contemporary İstanbul bu oluşumu büyük bir başarıyla gerçekleştirmiş.

Contemporary İstanbul 55’i yurtdışı 45’i Türkiye’den 100 galeriyi bir araya getirmiş. 600 sanatçının 3000 eserini son derece başarılı biçimde sergileyerek izleyiciye zengin bir sanat yelpazesi sunuyor. Kurumlara, sivil insiyatiflere, yayınlara yer açarak kendini sadece bir pazar ortamıyla sınırlamadan yeni oluşumları destekleyen ve gelecek vurgusu yapan çok boyutlu bir organizasyon gerçekleştirmiş. Programına önemli konuşmalar ve konuşmacılar yerleştirerek görsel dünyanın düşünsel boyutuna da yer vermiş.

Türkiye ciddi bir pazar
Uluslararası galerilerin sayısal çoğunluk sağladıkları ortamda ortaya koydukları kalite de İstanbul’daki bu fuarı ciddiye aldıklarını gösteriyor. Ayrıca bu galerilerin şaşırtıcı Türkiye ilgisi Türkiye’de ciddi bir pazar potansiyelinin varlığına işaret ediyor. Fuarın yarattığı bu ortam sanat ortamımız açısından son derece önemli sayılmalı. Artık ulusal galeriler, sanatçılar, koleksiyonerler ve izleyiciler uluslararası bir rekabetin tarafı olmak olanağına sahipler.

İletişim ortamı yaratıldı
Bu ortam ayrıca herkese ilişkiler kurma olanağı sunuyor. Özellikle genç sanatçılar ulusal ve uluslararası galerilerle ilişki kurabiliyor. Fuarda kapı komşusu olan galeriler, dünya galerileriyle kolayca iletişime geçebilirler.
Etkilendiğim işlerin sayısı çok. Aynı şeyi galeriler için de söyleyebilirim. Bence CI, sanat fuarcılığından bekleneni gerçekleştirmiş. Gerisi bu başarıyı paylaşacak izleyiciye, galericiye, koleksiyonere ve sanatçılara kalmış. Bu görkemli organizasyonda Ali Güreli ve Hasan Bülent Kahraman önemli bir iş başarmışlar. Bu büyük şölene herkes katılıp kendi beğenileriyle yeni bir yolculuğa çıkabilir.

Kaynak :[-]   Hazırlayan : Hüsamettin KOÇAN

Henkel’in Orta ve Doğu Avrupa çapında düzenlediği sanat ödülü Henkel Art.Award.’u bu yıl ilk kez Estonyalı bir sanatçı kazandı.

Henkel’in Orta ve Doğu Avrupa çapında düzenlediği sanat ödülü Henkel Art.Award.’u bu yıl ilk kez Estonyalı bir sanatçı kazandı. 7 bin euro para ödülü ve iki kişisel sergi ile toplamda 35 bin euro değerinde ödül sunan Henkel Art.Award.’a Marge Monko layık görüldü. Henkel Art.Award. heyecanında bu yıl, genç sanatçıların 931 çalışması değerlendirmeye alındı. Müze uzmanları, sanatçılar ve küratörlerden oluşan uluslararası jüri, bu yılın ödülünü 1976 yılında Talin’de doğan Estonyalı sanatçı Marge Monko’ya takdim etme kararı aldı. Viyana’da bulunan museum moderner kunst – mumok’ta (Modern Sanat Müzesi) Imperial Stables’da düzenlenen ödül töreninde konuşma yapan Henkel Orta ve Doğu Avrupa (CEE) Başkanı Günter Thumser, “Henkel, bu sanat ödülü ile Doğu Avrupa bölgesinin kültürel anlayışına katkıda bulunmayı hedefliyor. Son 11 yıl içinde, bölgede yer alan 20’nin üzerindeki ülkeden sayıları gün geçtikçe artan sanatçıların 25 binin üzerinde çalışmayı bu ödül için sunmuş olmasından dolayı mutluyuz” dedi.

Yetenekli genç sanatçılara sürdürülebilir destek

Henkel Art.Award., Doğu Avrupa ülkelerinde genç ve gelecek vaat eden sanatı desteklemek üzere önemli ve sürdürülebilir bir girişim olduğunu kanıtladı. Jüri Sözcüsü ve mumok Baş Küratörü Rainer Fuchs şunları söyledi:

“Henkel’in bu konudaki tutarlı bağlılığı, Avrupa ve uluslararası sanat çevresinin genişletilmiş bir perspektife sahip olmasına katkıda bulunuyor. Başvuruların ve aday çalışmaların da gösterdiği üzere, aynı zamanda toplumsal kalkınma ve sanatsal algılama arasındaki ilişkilere de daha derinlemesine bir ışık tutuyor. KulturKontakt Austria ile işbirliği içerisinde bu ödülü mumok’ta sunmaktan ve kazanan sanatçının çalışmalarını sergilemesini sağlayarak onurlandırmaktan son derece mutluyuz.”

Orta ve Doğu Avrupa Genç Sanatçı Ödülü de takdim edildi

KulturKontakt Austria’nın Artists-in-Residence programı çerçevesinde verilen Orta ve Doğu Avrupa Genç Sanatçı ödülü de tören sırasında takdim edildi. Son 11 yıldır verilen bu ödüle, Rus sanatçı Olga Jitlina layık görüldü. Olga Jitlina, Büyük Rus şehirlerinde yaşayan ve eski Orta Asya Sovyet cumhuriyetlerinden göç eden işçilerin durumu gibi Rus toplumundaki mevcut sorunlara gönderide bulunan videoları ve interaktif enstalasyonları ile jüriyi ikna etti.

Kaynak :[-]

Çağdaş Türk sanatının önde gelen isimlerinden Seçkin Pirim’in  “Disiplin Fabrikası”, Matraş ve TLS’nin destekleri ve MERKUR organizasyonuyla 29 Ekim-4 Kasım tarihleri arasında Londra  Saatchi Gallery’de dünya sanatının vitrinine çıkacak.

Seçkin Pirim, Damien Hirst gibi modern sanatın yıldızlarını dünyaya kazandırmasıyla ünlü, dünyada sanata yön veren en önemli merkezlerden kabul edilen Saatchi Gallery’de kişisel sergi açan ilk Türk sanatçı olacak.

Modern sanatın genç, yeni ve inovatif temsilcilerinin eserlerini sergileyebilmesi ve dünya çapında sanatseverlerle buluşabilmesi amacıyla 27 yıl önce kurulan, o günden bu güne modern sanatın çekim merkezi haline gelen Saatchi Gallery, kuruluşundan bu yana ilk kez bir Türk sanatçısını kişisel sergisiyle ağırlıyor.

Seçkin Pirim’in son dönem heykel ve kağıt çalışmalarını kapsayan “Disiplin Fabrikası” başlıklı kişisel sergisi, 29 Ekim’de Saatchi Gallery’de açılacak ve 4 Kasım’a kadar izlenebilecek.

Seçkin Pirim’in, Saatchi Gallery’de kişisel sergi açacak olması, sanatçının dünya sanat çevrelerince daha yakından ve dikkatle izlenmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Zira her yıl 1,2 milyondan fazla ziyaretçisi olan ve 2009, 2010, 2011 yıllarında Londra’nın en fazla gezilen 10 sergisinden 7’sine ev sahipliği yapan Saatchi Gallery, son derece özenli seçim kriterlerine bağlı olarak her yıl dünyanın dört bir yanından sınırlı sayıda sanatçıyı kişisel sergi açmak üzere kabul ediyor.

“Disiplin Fabrikası” heykelleri Pirim’in, içinde olduğumuz sosyolojik, toplumsal ve de kişisel yapıların, kontrol altına alınma çabasına karşı gösterilmiş tepkinin kendi sanatsal anlayışının çerçevesinde boyut bulmuş halleri olarak karşımıza çıkıyor. Pirim’in heykellerindeki formlar, dış sınırları belirlenmiş bir dünyanın içinde, sınırları görmezden gelerek hareket etmeye çalışan bireyin verdiği savaşı simgeliyor. Heykeller, hayatın biri daha kaygan ve özgür, diğeri daha düzenli ve sistematik iki tarafını temsil eden katmanlardan oluşuyor. Pirim’in eserleri doğaya referansta bulunmak yerine, insan hayatının makineler, bilgisayarlar ve robotlar üzerine kurulu olduğu endüstri sonrası dünya ile bağlar kuruyor.

Saatchi Gallery’deki sergide bu konsepte ek olarak, zaman, değişim ve bütünleşme kelimelerinin sonucu olan eserler de yer alacak. 12’li bir seriden oluşan ve zamanın insana yaptıklarının sonucunu gösteren bir kağıt iş, sistemdeki yumuşatılma ya da tam tersi sert bir ruha dönüştürülme halini yansıtan triptik bir duvar heykeli, insanın yasam boyunca içinde savaş verdiği diğer yarısı ile olan sorgulamalarının karşılığını bulduğu 3 boyutlu akrilik 2’li bir heykel bunlardan bir kaçı.

Seçkin Pirim Hakkında:

1977 Ankara doğumlu sanatçı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Heykel Bölümü mezunu. İstanbul, Frankfurt, New York, Şangay başta olmak üzere farklı şehirlerde 20’nin üzerine kişisel ve karma sergiyle sanatseverlerle buluşan, müze koleksiyonlarında yer alan Pirim, çağdaş tasarımları ve heykelleriyle günümüzün en önemli heykel sanatçılarından kabul ediliyor. Pirim, çalışmalarını Beyoğlu’ndaki atölyesinde sürdürüyor.

MERKUR hakkında:

Galeri Merkur, İstanbul Nişantaşı semtinde Sabiha Kurtulmuş tarafından 2010 yılında kurulmuştur. Merkur özellikle resim, fotoğraf, heykel, video başta olmak üzere uluslararası güncel ve çağdaş sanatı desteklemektedir. Merkur, Türkiye’nin en önemli sanatçılarıyla çalışmaktadır. Aynı zamanda genç sanatçıların eserlerini sergileyerek Türk ve dünya çağdaş sanat ortamına yeni soluklar kazandırmayı hedefle hedefliyor.

 

Kaynak : [-]

22-25 Kasım 2012 tarihlerinde sanatseverleri İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı ve İstanbul Kongre Merkezi’nde buluşturuyor.

Türkiye’nin en kapsamlı uluslararası çağdaşsanat fuarı Contemporary Istanbul, 22-25 Kasım2012 tarihlerinde sanatseverleri İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı ve İstanbul Kongre Merkezi’nde buluşturuyor.

Ana sponsorluğunu  Akbank Private Banking, ortak sponsorluğunu Zorlu Center ve Yıldız Holding’in üstlendiği Contemporary

Istanbul’a 55’i yurtdışı, 45’i yurt içi olmak üzere 100 çağdaş sanat galerisi ve 600 sanatçı katılacak. Dünyanın en önemli galerileri arasında sayılan Marlborough Gallery, Haunch of Venison, MaM-Mario Mauroner Contemporary Art gibi uluslararası çağdaş sanat galerileri ve Türkiye’den en önemli galeriler İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı ve İstanbul Kongre Merkezi’nde buluşacak. 7. yılında yine uluslararası koleksiyonerleri, sanat profesyonellerini ve sanatseverleri konuk edecek olan Contemporary Istanbul’da birçok önemli çağdaş sanat eseri ilk defa görülebilecek. Contemporary Istanbul fuar boyunca çağdaş sanatının bugünü ve

yarınının tartışılacağı CI Dialogues Konferans Serisi ile beraber özel davetler, açılışlar, açılış ve kapanış partileri gibi yan etkinlikleri de sanatseverlere sunmaya devam edecek.

Contemporary Istanbul 7. yılında daha da zengin  2012 senesinde başlatılan ve 5 seneyi kapsayacak alt yapı – içerik yatırımları Contemporary Istanbul’un enönemli yenilikleri arasında. Alt yapı yatırımları kapsamında; genel ve sanat eserleri aydınlatma sistemi ve sergileme ünitelerideğiştirildi. İçerik yatırımları kapsamında ise; önde gelen uluslararası  galerilerin ve yükselmekte olan genç galerilerin teşvik edilmesi amacıyla bu galerilere özel alan tahsis edildi. Galerilerin yanı sıra Türkiye’den ve dünyadan 8 sanat inisiyatifi, Türkiye’nin önde gelen 10 sanat kurumu, Türkiye’den ve dünyadan önemli 15 sanat yayını da kendilerine ayrılan özel alanda sanatseverlerle buluşacak.

“New Horizon: Yeni Ufuklar”ın Konuğu Orta ve Doğu Avrupa Ülkeleri

Türk çağdaş sanatının yanında çevre ülkelere de ev sahipliği yaparak İstanbul’u merkez haline getirmeyi amaçlayan Contemporary Istanbul, bu sene “New Horizons – Yeni Ufuklar” bölümünde Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinden galerilere, sanatçılara, küratörlere, sanat eleştirmenlerine ve koleksiyonerlere yer veriyor. CI Dialogues Konferans Serisi’nde aynı zamanda Orta ve Doğu Avrupa’dan sanat profesyonelleri de konuşmacı olarak konuk edilecek.

Hollanda Çağdaş Sanatı Contemporary Istanbul’da 

Hollanda – Türkiye diplomatik ilişkilerinin 400. Yılı kutlamaları kapsamında, Mondriaan Fund ve Hollanda Konsolosluğu’nun desteğiyle Hollandalı galeriler fuar sırasında Hollanda’dan çağdaş sanatı temsil edecekler. Hollanda’dan yeni medya ve video sanatının son dönem örnekleri özel bir seçkiyle izleyicilerle buluşacak. CI Dialogues konferans programı kapsamında bir gün “Art as a Collaborative Space”  teması altında Hollanda’dan ve Türkiye’den konuşmacılara ayrılacak. Konuşmalar, 400. Yıl kutlamaları kapsamında 2012 yılında yapılan etkinliklere, iki ülkearasındaki karşılıklı sanat pratiklerine odaklanacak.

 

İstanbul’un Yeni Çağdaş Sanat Haftası: Art Istanbul

 

2012 yılında ilk defa hayata geçecek Art Istanbul projesi ile 19- 25 Kasım 2012 tarihlerinde İstanbul’da yerleşik sanat kurumlarının, galerilerin, müzelerin ve kültür kurumlarının düzenlediği etkinlikleri ortak bir yapı içinde Türkiye ve uluslararası çapta duyurulacak. Art Istanbul haftası birçok kültürel aktivite, sanat etkinliği, çağdaş sanat sergileri, yeni kültürel sunular, tartışmalar ve eğitim programlarına erişim sağlayacak. Art Istanbul sanat haftası son yıllarda dünya çağdaş sanat çevrelerince çekim merkezi olan Istanbul’a gelen sanatsever sayısını arttırmayı ve Türkiye’den doğan çağdaş sanatı daha geniş coğrafyada duyurmayı amaçlıyor.

Encounters / Karşılaşmalar Sergisi

Türkiye’den çağdaş sanatın uluslararası platforma taşınması için çalışmalarını sürdüren Contemporary Istanbul önemli bir uluslararası sergiye imza attı. 6-26 Eylül 2012 tarihleri arasında düzenlenen ve küratörlüğünü Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman’ın yaptığı “Encounters: Turkish Contemporary Art in Korea (Karşılaşmalar: Türk Çağdaş Sanatı Kore’de)” adlı sergide başarılı genç sanatçıların ve dünya çapında saygınlığa sahip Türk sanatçıların eserleri ilk defa geniş kapsamlı bir seçki ile Güney Kore’nin başkenti Seul’de yer aldı. Sergi Seoul’u takip eden günlerde Londra, Moskova, New York, Dubai, Sao Paola kentlerinde sanatseverlerle buluşacak.

Çağdaş Sanat Buluşmaları

Türkiye çapında sanatsever ve koleksiyoner kitlesiyaratmak için 2010 yılından beri düzenlenen Çağdaş Sanat Buluşmaları bu sene daha da genişleyen kapsamıyla Türkiyegenelinde 6 şehirde düzenleniyor, ilki Antalya’da gerçekleşenÇağdaş Sanat Buluşmaları İstanbul, Bursa, Adana,Ankara ve İzmir şehirleriile devam edecek.

ICE Magazine

Contemporary Istanbul’un çağdaşsanat dergisi ICE (Istanbul – Contemporary – Etc.) çağdaş Türk sanatını ülke içi ve dışında tanıtma amacına uygun olarak Türkçe ve İngilizce olmak üzere ikidilde yayımlanmaya devam ediyor. ICE baskılı sayısı ile üç ayda bir, mobil sayısı ile aylık iPad veiPhone dergisi olarak sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor.

 

Her “kereste” doğru muamele görürse Stradivarius kalitesinde bir keman olabiliyor

 

 

“Müzik aletlerinin yapımı ile ilgili bir haber yapmak lazım.” diye düşünürken Pinhani Grubunun üyesi ve iyi bir Luthier (Anlam: Müzik aleti üreten kişi. Bilgi için: wiki) olduğunu bildiğim sevgili Zeynep Eylül ÜÇER aklıma geldi. Aradım ve biraz lafladık, Zeynep ve iş arkadaşı Türkay Ateş prıl pırıl genç ve müzikteki başarılarının yanı sıra okullu ve gelecek vadeden bir Luthier. Hani el yapımı bir müzik aletiniz olsun isterseniz kesinlikle görüşmeniz gerekli olan kişilerden… Ulaşmak isterseniz: http://violindream.com/     veya http://www.facebook.com/ViolinDream  (Editörden.) 

 

Doç. Dr. Neva ÇİTÇİOĞLU BANES 

İnsan eli duygu, yaratıcılık ve beceriyi bir araya getirdiğinde ortaya inanılmaz eserler çıkartıyor. Seramik, bakır, tunç, boya, deri, hatta ipek bile kullanılsa o eserleri gözlerimle sevmem yetiyor bana. Ama kullanılan madde ham ağaçsa elimde olmadan o esere dokunmak istiyorum.

O ağacın bir insan tarafından şekillendirilmeden önceki dönemlerini, köklerini toprağa saldığı ilk günden itibaren yaşadığı fırtınaları, kuraklıkları, milyonlarca kuşun üzerine konup kalktığı anları hissetmek istiyorum belki de.

Bu kadar vefalı, bir o kadar da cefalı bir canlının bedeninin bizler tarafından yeniden şekillendirilişi sanatın bambaşka bir boyutu. Daha önceki yazılarımda da tavsiye etmiş, “Strese girdiğiniz anda bir ağaca sarılmayı deneyin” demiştim. Kiminiz, “Denedim, hakikaten işe yaradı” diye mesaj atarken kiminiz, “Bilim adamları deli derlerdi de inanmazdım, doğruymuş” diye yorumlar yaptı.

İster “delilik” deyin ister “saçmalık”, evimdeki ağaçtan oyulmuş kaşıklarımı bile özenle yıkar, kurular, ayrı bir kutuda saklarım. Kullanılmaktan parça parça oluncaya kadar da atamam. Çocukluğumda da kurşun kalemlerim ağaçtan yapıldığı için tutulamayacak boyutlara indiğinde tepesine tükenmez kalem kapağı geçirir, “son nefesine” kadar kullanırdım.

Ben evde pilav yaparken kullandığım tahta kaşıklarımı ve yazı yazdığım kurşun kalemlerimi sırf ağaçtan yapıldığı için bu kadar severken, bir kemancının kemanına olan sevgisini düşünemiyorum bile. Ben olsam tüm duygularıma aracı olan, bana ekmek parası kazandıran o “ağaç parçasından” yapılan alete canlıymış gibi bir de isim takardım herhalde: “Duygu”, “Can”, “Hayat” ya da ne bileyim belki de “Aşkım” olurdu adı.

Hele bir de Stradivarius gibi bir markaysa, saklarken ipeklere mi sarardım, kadifelere mi bilemiyorum. 17. ve 18. yüzyıllarda İtalya’da Antonio Stradivari ve ailesi keman üretiyorlardı. Daha sonraki dönemlerde ustalar ve hatta bilim insanları, Stradivari Ailesi’nin yaptığı ve Stradivarius olarak anılan kemanları incelemeye alıp elde ettikleri gözlemlerle benzerlerini üretmeye çalıştılar.

Fakat hiçbir taklit teknolojiyle yapılan kemanın sesi, orijinal bir Stradivarius kemanın çıkardığı ses kalitesine yaklaşamadı. Kullanılan ağacın seçiminden tutun da üzerine yumurta akının karışımıyla atılan orijinal vernik bile ince ince analiz edildi. Ama nafile.

Bu yüzden bugün 1690 ve 1700 yıllarında yapılan Stradivarius kemanların değeri yüz binlerce, hatta milyonlarca dolar değerinde. Kalitedeki “sırrı” çözme çalışmalarıysa halen devam ediyor. Uzmanlar dönüp dolaşıp aynı kararda birleşiyor: Anahtar, seçilen “kereste” olmalı. Her “kereste”den keman olmuyor.

Geçen hafta ağaçlar üzerinde araştırma yapan İsviçreli bilim insanı Prof. Francis Schwarze, keman yapımında kullanılan ağacın özel mantar çeşitleriyle (physisporinus vitreus ve xylaria longipes) işlem görmesi halinde yapılacak kemanın Stradivarius kalitesinde ses çıkaracağı iddiasını tekrarladı.

Berlin’de bulunan Max Delbrück Merkezi Moleküler Tıp Bölümü’nde, 7 Eylül’de düzenlenen sempozyumda Prof. Schwarze’nin yaptığı konuşma, tıp doktorlarından bile büyük ilgi gördü. Benzer denemeyi 2009’da da yapmış olan profesör, bu seferki çalışmasından çok daha emin.

Kullanılacak ağaçlar bu mantarlarla işlem gördüğünde daha esnek ve akustik bir yapıya bürünüyorlar. İkinci aşamada, belli bir kaliteye ulaşan ağaç, mantardan arınsın diye etilen oksite tabi tutuluyor. Bütün mantarların öldüğü test edildikten sonra da keman yapımı başlıyor.

Bu teknikle elde edilen ilk kemanlar 2009 yılında uzmanlarca test edilmişti. Perde arkasında çalınan kemanların Stradivarius mu yoksa bilimin ürettiği keman mı olduğunu hiçbir uzman anlayamamıştı. Prof. Schwarze’nin bu toplantıda ilan ettiği amacı, 2014’ten itibaren maddi gücü yetmeyen genç sanatçıların eline Stradivarius kalitesinde kemanlar verebilmek.

Haberi okuyunca hem umutlandım hem sevindim. “Kereste” zengini bir ülkeyiz. Demek ki her “kereste” doğru muamele görürse Stradivarius kalitesinde bir keman olabiliyor. Sadece birazcık bilim gerek.

Kaynak : [-]

 

Sanat uzun, hayat ise kısa! 

 Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü öğrencileri, resim, heykel, drama ve enstalasyon gibi farklı dallarda ürettikleri eserlerde postmodern çağdaki insan ve eşya ilişkisini sorguluyor.

DENEYİMİN ÖTESİ, GENÇ SANATÇININ KALFALIK SÜRECİ

YAZ aylarını genç sanatçılara ve sanat eğitim kurumlarına ayıran ‘Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’ bu kez İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinin eserlerine evsahipliği yapıyor.

Deneyimi sürekli kılmak…

Sergiye adını veren ‘Deneyimin Ötesi, sanatsal üretimde süreci önemseyen, bu süreçteki düşünsel dönüşümlere önem veren bir bakış açısını temsil ediyor. Sanat eğitimini sorunsallaştıran bu şeffaf yaklaşım; gençlerde öne çıkan üretim potansiyelini, eserlere odaklanarak deneyim kazanma ve bunu sürekli kılma durumuyla ilişkili olarak değerlendirmek gerektiğine inanıyor. ‘Deneyimin Ötesi’ fani olan, risk içeren ve yanılma olasılığı yüksek işlerle üretim ve tasarımlara işaret etse de kişisel algı ve tepkilerin ayrımlarını örnekleyen esaslı bir kapsam olarak karşımızda duruyor.

Sergi hakkında bilgi veren ve serginin internet üzerinden 3 boyutlu olarak ziyaret edilebileceğini söyleyen Resim Bölüm Başkanı Prof. Mümtaz Sağlam, “18-25 yaş kuşağı eskilere göre daha şiddet içerikli mesajlara yöneliyor. Biz bu istekle gelen gençleri geri çevirmiyoruz. Böylelikle gençliğin hayata bakış açısını da ölçmüş bulunuyoruz. Biz bu sergide öğrencilerin kendilerini ifade etmelerini sağlamak açısından farklı yaklaşımları bir araya getirdik” dedi.

 

Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halil Yoleri ise “Bu proje, İzmir atmosferiyle oluşturduğumuz çalışmalarımızı İstanbul’da paylaşmamız olarak tanımlanabilir” diye konuştu.

30 Eylül’e kadar açık

‘Deneyimin Ötesi’ adlı sergide; resim, heykel, drama ve enstalasyon gibi farklı dalda üretilmiş 150’yi aşkın eser bulunuyor. Önceki gün açılan sergi 30 Eylül’e kadar Pera Müzesi’nde ziyaret edilebilecek.

Kaynak :[-] Buket Kahraman

Küba’nın başkenti Havana’da bir tiyatronun önünde çırılçıplak bir adam deniz kenarındaki bir duvara zincirlenmiş. Yanı başında iki kadın durmaksızın dantel işliyor.

Havana Sanat Bieanali

Bütün bunlar Havana Bienali’nin bir parçası.

Bienal organizatörleri bu sene ”sanatı sokağa çıkarmaya” karar vermiş.

Eserlerin ”elit” galerilerin dışına taşınmasının sanatçıların daha çok insana ulaşmasını sağlayacağına inanıyorlar.

Şehrin en köhne arka sokaklarındaki duvarlara yaşlı mahalle sakinlerinin devasa portreleri yapıldı.

Yaşlıların yüzlerindeki kırışıklıklar duvarların çatlaklarına karışıyor.

Sokak portreleri projesi dahilinde 21 kişinin resmini yapan Fransız sanatçı JR ”Küba sokaklarında ilk defa Che, Raul ya da Fidel dışında birilerinin portreleri var, hem de bu insanlar ünlü bile değiller” dedi.

JR ”Bu durum Havanalıları çok etkiledi. Burada insanlar sanat konusunda çok eğitimli ancak galeriye gitme alışkalıkları yok bu nedenle yaptığımızın çok önemli olduğunu düşünüyorum,sanatı halka getiriyoruz ” diyerek sözlerine devam etti.

Ve Bienal sadece arka sokaklarda da değil. Havana’nın ünlü sahil şeridi de bir açık hava galerisine dönüştü.

Malecon Havana’da denize paralel uzanan alçak bir duvar.

Havanalılar buraya hayal kurmaya, flört etmeye, sohbet etmeye geliyorlar.

Yerel halk bu duvara ”şehrin oturma odası” diyor.

Eleştirel bir ton?

Denizaltıya dönüştürülmüş bir araba

Bugünlerde halk bu alanı sanat eserleri ile paylaşıyor.

Parçalarına ayrılmış bir havan topu, futbol kaleleri arasına gerilmiş hamaklar ve hiç bir yere açılmayan parlak kırmızı kapılar bu sanat eserlerinden birkaçı.

Bienal’in küratörü Juan Delgado ”Malecon bu şehirde yaşayanlar için bir çok anıyı barındırıyor, bu anılardan bazıları hüzünlü bazıları ise çok mutlu. Bu sergi şehrin geçmişine, şu anına ve geleceğine ithaf edildi” diyor.

Eserlerden bir çoğu çok güçlü sosyal mesajlar içeriyor ki bu Küba için oldukça nadir.

Eserler; sınırlar, serbest dolaşım ve göç gibi konuları inceliyor.

Kübalılar hala adanın dışına seyahat etmek için hükümetten özel izin almak zorunda.

Deniz kenarında metal tellerden örülü bir panonun tam ortasından bir uçak silüeti kesilmiş. Sanki bir uçak dikenli tellerin arasından uçup kaçmayı başarmış gibi görünüyor; bir başka köşede ise mor paneller üzerine Malecon duvarı çizilmiş. Ancak duvar dikenli tellerden oluşuyor.

Denizin kenarına yatmış çıplak bir adam da oldukça dikkat çekiyor. Bu performansın adı da ”Özne”.

Yakınlardaki bir metro durağına 1950’li yıllara ait Chrysler marka bir araba park edilmiş. Ancak bu otomobil bir denizaltına dönüştürülmüş, bir adet periskopu bile var.

Delgado ”90’lı yıllarda insanlar denizi geçip ABD’ye ulaşabilmek için akılalmaz yöntemlere başvuruyorlardı. Denizi geçmek için otomobillerini kullananlar bile oldu” diyor.

Havana Sanat Bienalinden

Küratör ”Bana göre plastik sanatlar her zaman Küba’da en başarılı olan sanat dalı oldu. Plastik sanatlar burada herzaman avant-garde’dı, hep sosyal mesaj verirdi, ülkenin gidişatını eleştirirdi” diyor.

Bienal’e katılan sanatçılardan biri olan Alexandre Arrechea ”Tabii ki bunun da sınırları var, fakat burada sanatçılar oldukça zeki ve gizli mesajlar vermeyi çok iyi başarıyorlar” diyor.

Arrechea bienal içim iki yanında kulaklar olan yüksek bir sütun tasarlamış.

Eserin ismi ”Kimse dinlemiyor”.

Arrechea ”Eserim bazen güç sahibi kişilerin halkı duyamadığını anlatıyor, yukarı çıktıkça yerden gelen sesleri duymak zorlaşır” diyor.

Uluslararası izleyiciler

Havana

Inti Hernandez ise işlerini adada yaşayan Kübalılar ile diğer ülkelerdeki Kübalılar arasındaki farkları incelemek için kullandığını söylüyor.

Hernandez insanların isterlerse yüz yüze, isterlerse sırt sırta vererek oturabilecekleri bir bank tasarlamış.

Sanatçı ”Ben bu eserin herşeyin nasıl biraraya gelebileceğini anlattığını düşünüyorum, bence Küba dışında yaşayanların ülkeye önerecek çok şeyi var” diyor.

Dünyada tanınmayan genç sanatçılar için Havana Bienali uluslararası alanda ün kazanmak için önemli bir fırsat.

Küba modern sanatı ABD’de oldukça popüler. Her yıl yüzlerce eleştirmen, küratör ve koleksiyoncu Küba’yı sanat eserlerini görmek için ziyaret ediyor.

21 yaşındaki sanatçı Rachel Valdes ”Bu gerçekten önemli bir Bienal ve kariyerime etkisi büyük olacak” diyor.

Valdes Bienal için ilizyon ile gerçeklik arasındaki sınırı araştırdığını söylediği devasa bir ayna yaratmış.

 

Deniz kenarında en çok ilgi çeken eserlerden biri bu.

Valdes ”İnsanların enerjisini hissetmeyi seviyorum. Sanatı insanlara yaklaştırmak çok güzel bir duygu” diyor.

Bienali gezmek için ailesiyle birlikte gelmiş olan Antonio Rosario ”Bu Havana için devrimsel nitelikte” diyor.

Rosario sözlerine ”Burada herkesin galeriye gitme alışkanlığı yok ancak herkez Malecon duvarı çevresinde yürüyüşe çıkar, biraz oturur, şimdi bu sayede akşam yürüyüşlerimizde biraz da sanat görmüş oluyoruz” diyerek devam etti.

Ancak biraz geride, duvardaki yaşlı adam yüzü portresine bakan bir adam aynı fikirde değil.

Santos adlı adam ”Bu şehrin hayata ihtiyacı var” diye bağırıyor.

”Bence doğa resimleri çizmelilerdi. Ağaçlar, çiçekler… Belki de bir çocuğun doğumu çizilmeliydi. Ben öylesini tercih ederdim.”

 

Kaynak : [-]

İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB), yarın başlayacak ve 12 Mayıs’a kadar sürecek “Opera Haftası” süresince birbirinden özel konserle sanatseverlere perdesini açacak.

opera

İDOB’tan yapılan açıklamaya göre, “Opera Haftası” etkinlikleri kapsamında 8-9 Mayıs tarihlerinde Süreyya Operası’nda “Fransız Esintileri” başlıklı konser gerçekleştirilecek.
Birbirinden güzel opera aryalarını Gürçil Çeliktaş’ın rejisiyle bir sahne performansına dönüştüren konserde yer alan İDOB sanatçıları, eserlerini dekor ve kostüm ile icra edecek. Operalardan sahnelerin birbirine muhteşem bir kolajla bağlandığı konserin, koreografisini Çiğdem Ünal üstlendi. Konserde sanatçılar Caner Akgün, Eda Erdaş, Zafer Erdaş, Onur Ertür, Alper Göçeri, Bülent Külekçi, Hande Soner, Elif Tuğba Tekışık, Tülay Uyar ve Beril Yürekli solist olarak yer alacak.

Opera Haftası’nın ikinci etkinliği ise 2008 yılında hayatını kaybeden dünyaca ünlü soprano Leyla Gencer’i anma konseri olacak. İDOB Sanat Yönetmeni Suat Arıkan konserde, İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı ve Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı öğrencilerinin sahneye adım atmalarına imkan tanıyarak, genç sanatçıların Leyla Gencer’in aydınlık yolundan gitmelerini sağlayacak.

Konser, Süreyya Operası’nda 10 Mayıs’ta gerçekleşecek.

Orkestra şefi Emre Aracı’nın anlatımıyla gerçekleşecek “Osmanlı Dönemi’nde İtalyan Operası” konseri de aynı mekanda 11 Mayıs’ta izlenebilecek. Konserin solistleri Ayten Telek, Ahmet Baykara, Alp Köksal, Besnik Ademoğlu, Utku Bayburt’a kemancı Ceren Gürkan ve piyanist Simten Şenpolat eşlik edecek.

İstanbullu sanatseverler, Gabriel Faure’nin “Faure Requiem” ve Battista Pergolesi’nin “Pergolesi Stabat Mater” adlı konserleri de 12 Mayıs’ta izleyebilecek.

 

Kaynak: [-]

Genç ve yetenekli sanatçıların eğitimlerine, kariyerlerine, tanıtımlarına destek olmayı amaçlayan İstanbul Rotary Sanat Ödülü yarışmasında bu yıl büyük ödül Marmara Üniversitesi Resim İş Öğretmenliği 4’üncü sınıf öğrencisi İhsan Oturmak’ın (25) oldu.

İstanbul Rotary Sanat

Genç ve yetenekli sanatçıların eğitimlerine, kariyerlerine, tanıtımlarına destek olmayı amaçlayan İstanbul Rotary SanatÖdülü yarışmasında bu yıl büyüködül Marmara Üniversitesi Resim İş Öğretmenliği 4’üncü sınıf öğrencisi İhsan Oturmak’ın (25) oldu. Oturmak, 15 bin liralık büyük ödülü’Üniformite’ adlı toplu şekilde poz veren ilkokul öğrencilerinin olduğu tuval üzerine yağlı boya eseriylekazandı.

Haber Taner YENER Kamera Ali TİNBEK İstanbulDHA İstanbul Rotary Kulübü’nün genç sanatçılara destekkapsamında geçen yıl başlattığı Sanat Ödülü Yarışmasında derece giren genç eser sahipleri için Beyoğlu İstiklal Caddesi’ndeki Vehbi Koç Vakfı, Merkez Han Galerisi’ndeödül töreni düzenledi. Törene, İstanbul Rotary Kulübü 2011-2012 Dönem Başkanı Turgay Ağralı, geçmiş dönem başkanları, yönetim kurulu üyeleri ve öğrencilerin bulunduğu çok sayıda davetli katıldı. Kokteylinin ardından İstanbul Rotary Kulübü 2011-2012 Dönem Başkanı Turgay Ağralı açılış konuşması yaptı.

200’DEN FAZLA ESER KATILDI

İstanbul Rotary Külübü’nün uzun yıllardır sanata da destek verdiğini belirten Ağralı, Bu doğrultuda İstanbul Rotary Kulübü’nün geçmiş dönem başkanı Nural Denker, geçen sene birinci düzenlenen bu yarışmayı başlattı. Bu senede ikincisini burada düzenlemiş olmaktayız. Buradaki amacımız genç yeteneklerin eğitimlerini kariyerlerine ve tanıtımlarına destek vermek. Türkiye’deki sanatın gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Bu sene yarışmamıza 200’den fazla eser iştirak etmiştir. Jürimiz bunları seçmekte zorlandı. Kataloğumuza girmeye hak kazanan 20 eserimizin sanatçıları Abdulkerim Bozan, Batural Cırık, Bahadır Çolak, Meryem Denizkıran, Özge Enginöz, Çiğdem Gökçen, Engin Konuklu, Ezgi Nadir, Mehmet Örs, Serenay Özen, Gülfidan Özmen, Derya Özparlak, M.Cevdet Tekşen, Işıl Ulaş, Y.Bahadır Yıldız, Ezgi Yüksel’dir. Ödüle hak kazanan 4 arkadaşımız ise Neda İsmail Atar, Çağdaş Erçelik, Çınar Eslek ve İhsan Oturmak.

BÜYÜK ÖDÜL İHSAN OTURMAK’IN OLDU

Dereceye girenleri açıklayan Ağralı, Jürimiz bugün 4 arkadaşımız arasından birinciyi seçti. Bu yarışmanın birincisi İhsan Oturmak. Bu vesileyle genç sanatçılarımızı gönülden kutluyor. Değerli jürimize, Vehbi KoçVakfı ve Koç Üniversitesine İstanbul Rotary Kulübü olarak teşekkür ediyorum dedi. Konuşmanın ardından yarışmanın birincisi İhsan Oturmak ödülünü başkan Turgay Ağralı’nın elinden aldı. 5’er bin liralık ödülleri kazanan Çağdaş Erçelik’e ödülünü Geçmiş Dönem Başkanlarından Nural Denker, Çınar Eslek ödülünü Geçmiş Dönem Başkanlarından Yönetim Kurulu Üyesi Can Elgiz, Neda İsmail Atar’a ise ödülünü Gelecek Dönem Başkanı Haluk Tansel takdim etti. Tören, toplu fotoğraf çekiminin ardından dereye girenlerin eser sahiplerinin yapıtlarının bulunduğu serginin gezilmesinin ardından son buldu. Davetlileri çıkışta İstanbul Rotary Külübü’nün kurduğu Ataşehir Engelliler Merkezi’nde Düşler Akademisindeki kursiyerler tarafından üretilen yıldız şeklindeki kurabiyelerden dağıtıldı.

TEKLEŞME VE AYNILAŞMA KONUSUNU İŞLEDİM

‘Üniformite’ adlı toplu şekilde poz veren ilkokul öğrencilerinin olduğu tuval üzerine yağlı boya eseriyle 15 bin liralık büyük ödülü kazanan Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Resim İş Öğretmenliği 4’üncü sınıf öğrencisi İhsan Oturmak, üç parçadan oluşan bir eserle yarışmaya katıldığını söyleyerek, Eserimde tekleşme ve aynılaşma konusunu işledim. İnsanlara söylemek istediklerim vardı. Bunları fiziksel bir yolla insanlara ulaştırmak istiyordum. Çünkü bazen söylemek istediklerinizi sözle ifade edemiyorsunuz. Bende resimlerim sayesinde insanlara bir şeyler söyleme imkanı buldum dedi.

Büyük ödülü 15 bin lira olan ve seçilen üç genç sanatçının, kişi başı 5 bin lira başarı ödülü aldığı yarışmanın sergisi 26 Nisan-12 Mayıs 2012 tarihleri arasında, Beyoğlu İstiklal Caddesi’ndeki Vehbi KoçVakfı, Merkez Han Galeri’sinde sanatseverlerle buluşacak.

GEÇEN YIL SEYİT MEHMET BUÇUKOĞLU KAZANMIŞ

2011 yılındaki ilk yarışmada, Elif Aydoğdu Ağatekin, Ozan Gezer, Seçkin Pirim, Seyit Mehmet Buçukoğlu ilk dört sanatçı olarak seçilmiş, bu sanatçıların yapıtları sergilenmiş, Seyit Mehmet Buçukoğlu büyük ödülü, diğer üç sanatçı ise başarı ödüllerini kazanmışlardı. Ayrıca, Armağan Ekici, Banu Çolak, Cansu Gürsu, Engin Beyaz, Fulden Aran, Işıl Ulaş, İsmet Yüksel, Kadir Tavaz, Kerem Güman, Müge Ceyhan, Seda Aytar, Sevgi Kesmen ve Soner Çakmak’ın yarışmaya katılan yapıtları, ilk dört sanatçının yapıtlarıyla birlikte, yarışma sergisi kataloğunda yer almışlardı.

Kaynak: [-]