Şunun için etiket arşivi: eserleri

 “WOMİST –  İstanbul Dünya Müzikleri Festivali”nin üçüncüsü 15 – 29 Kasım 2012 tarihleri arasında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü’nün Himayesinde, Pi Production  organizasyonu ile gerçekleştiriliyor.

Işıl ve Manuel Reina’nın birlikte kurduklari FLAMENCO REINA Grubu, izleyicisine sıcak,neşeli, dramatik Flamenco repertuari yanisira tutkulu Flamenco dansları da sunuyor. Her biri Flamenco sanatçısı olan 5 müzisyenden oluşan ekip, her gösterisinde farklı dinamiklerle Flamenco Sanatı’nın sınırlarını aşıyor. İspanya’nın sıcak Endülüs rüzgarlarını Türkiye topraklarında hissettirerek Flamenco Sanatı’na başka bir boyut katıyor.

Manuel Reina – Dan s ve Cajon

Isil Reina – Dans

Pico de Triana – Vokal

Alper Kargin – Gitar

Kerem  Can Ozpekel – Gitar

  • 16 Kasım 2012 20:00
  • İBB BAKIRKÖY CEM KARACA K.M.
  • Giriş Ücretsiz

 Sanat yönetmeni Özdem Petek, Womist’in amacının merkeze odaklı müzik konserlerini İstanbul halkının yararlanabileceği diğer semtlere yaymak olduğunu belirterek, Carla Pires ve Forabandit konserleri dışındaki tüm konserlerin ücretsiz yapılacağını açıkladı.

 Portekiz’in önde gelen fado yorumcularından biri olan Carla Pires,   15 Kasım akşamı Salon İKSV’de yer alacak “3. İstanbul Dünya Müzikleri Festivali”nin açılış konserinde, etkileyici alto sesi ve güçlü sahne performansı ile dinleyicilerine coşkulu bir ‘fado’ gecesi vaat ediyor. Portekiz gitarı, klasik gitar ve akustik bastan oluşan grubu eşliğinde şarkılarını söyleyen Pires, şarkılarındaki hüznü ve sevinci dinleyicilerine aktarmaktaki başarısı ile tanınan, günümüz fadosunun en seçkin temsilcilerinden biri.

16 Kasım Dünya Flamenco günü,  Manuel ve Işıl Reina’nın birlikte kurdukları Flamenco Reina Grubunun sıcak, neşeli, dramatik repertuarı ile kutlanacak. İspanya’nın sıcak Endülüs rüzgarlarını Türkiye topraklarına taşıyarak, Flamenco Sanatı’na başka bir boyut kazandıran topluluğun  konseri,  İBB Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi’nde yer alacak.

Repertuarlarında Arnavut, Türk, Boşnak, Kosova, Makedon, Hırvat, Bulgar, Yunan müziklerini kucaklayan Kosova grubu Kuarteti Pentagram’ın, Funk-jazz, evergeen, klasik ve pop tarzında yorumladıkları eserleri, Anita Ahmeti’nin vokali eşliğinde, 21 Kasım İBB Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi’nde izlenebilir.

Rajastan,  çingenelerin kalbinde kuşaktan kuşağa uzanan zengin ve ünlü müzikal mirasa sahip olan Hindistan’ın bir bölgesi. Dhoad Gypsy Band, Rajastan’ın benzersiz ritmik hızı ve karmaşıklığı içinde,  seyirciyi ve sanatçıyı bir trans halinde buluşturan müziğiyle, tutkulu ve unutulmaz bir deneyim yaşatacak.  Konser 27 Kasım  İBB Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi’nde.

İran’lı Mahsa & Marjan Vahdat’ın müziğinin kökleri, klasik İran şarkı geleneğine uzanıyor. Mahsa, Tahran Üniversitesindeki öğreniminde ve geleneksel müziğin ustalarından aldığı özel derslerde özgün bir şarkı tekniği geliştirdi. Kardeşi Marjan Vahdat da, Mahsa ile aynı yıllarda müzik dünyasına adım attı. Minoo Mohebbi’den piyano, Maleki’den geleneksel İran şarkı tekniği, Romin Kakavanol ve Masoud Shoari’den setar dersleri aldı. Eşşiz bir yorum ve ses rengine sahip olan Mahsa ve Marjan Vahdat, 28 Kasım  İBB Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi’ndeki konserlerinde dinleyicilerine mükemmel bir gece vaat ediyor.

 Forabandit,  Fransız, Türk ve İran’lı üç müzisyenin birlikteliğinden doğdu. Fransa’nın güneyi Oksitan dünyasının ozanlarının gazel geleneğine çağdaş bir bakış açısı kazandıran mandolin sanatçısı, şarkıcı Sam Karpenia ve gezgin ozanların temsilcisi Anadolu aşıklarının şarkılarını ölümsüzleştiren Ulaş Özdemir, geleneksel şarkıları yeni bir yorumla sunuyorlar. Bijan Chemirani’nin vurmalı çalgılarda çıkardığı acem ritmi ise, bu iki genç şairin bestelerine ahenk katıyor. Konser, 29 Kasım Fransız Kültür Merkezinde. Konser öncesi, saat 19’da sanatçıların katılacağı “Trubadur ve Aşıkların Dünyasında Şiir ve Müzik”  konulu bir söyleşi var.

 Bilgi için:  [email protected]

 

  3. WOMİST PROGRAMI

– 15 Kasım Perşembe      Salon İKSV

21.00                        Carla Pires “Fadolar” (Portekiz)

– 16 Kasım Cuma            İBB Bakırköy Cem Karaca K.M 

20.00                       “Dünya Flamenko Günü”

                                                  Flamenco Reina  (İspanya- Türkiye )

–  21 Kasım Çarşamba    İBB Kartal Bülent Ecevit K.M.

20.00                        Kuarteti Pentagram (Kosova)

– 27 Kasım Salı               İBB Kartal Bülent Ecevit K.M.

20.00                        Dhoad Gypsy Band  (Rajastan, Hindistan)

– 28 Kasım Çarşamba      İBB Bakırköy Cem Karaca K.M.

20.00                        Mahsa & Marjan Vahdat  (İran)

–  29 Kasım Perşembe      Fransız Kültür Merkezi

19.00                        Söyleşi : Forabandit

20.00                        “Forabandit”

                                                  Sam Karpienia, Bijan Chemirani, Ulaş Özdemir

(Fransa – İran – Türkiye)

 

Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nca (DDT) bu yıl onuncusu düzenlenen “Orhan Asena Yerli Oyunlar Tiyatro Festivali”, 7 yerli yapıma ev sahipliği yapacak.

DDT’nin ev sahipliğinde Diyarbakırlı oyun yazarı Orhan Asena anısına ve 1-17 Kasım’da, bu yıl onuncusu düzenlenen, “Orhan Asena Yerli Oyunlar Tiyatro Festivali” kapsamında tiyatroseverler, Ankara, Van, İstanbul, Sivas ve Bursa Devlet Tiyatrolarının seçkin eserleri ile Ankara Opera Balesi’nin de bir temsilini izleme şansı bulacak.

DDT Müdürü Lebip Gökhan düzenlediği basın toplantısında, şu aralar bölgede farklı bir gündemin olmasına rağmen festival gibi etkinliklerin de yapıldığını ifade ederek, DDT bünyesinde Diyarbakırlı bir tiyatro adamı anısına adanan ve onuncusu düzenlenecek “Orhan Asena Yerli Oyunlar Tiyatro Festivali”ni gerçekleştireceklerini söyledi.

Festivalin önemli olduğunu, Devlet Tiyatroları (DT) bünyesinde, DDT’nin gerçekleştirdiği hem yerli yazarlara hem de yerli oyunlara destek anlamında tek yerli oyunlar festivali olduğunu ifade eden Gökhan, bu yıl sadece oyunlarla değil, Diyarbakır’da görev yapmış sanatçılarla da buluşma ve söyleşilerin yapılacağını bildirdi.

Gökhan, kapanışta Ankara Opera Balesi’nin “Töre” adlı temsille sanatseverlerle buluşacağını, açılışı ise küçük bir müzik dinletisinin ardından Orhan Asena’nın yazdığı, Serhat Nalbantoğlu’nun yönettiği “Hürrem Sultan” adlı oyun ile yapacaklarını söyledi.

“Dolu dolu bir festival geçirmeyi diliyoruz” diyen Gökhan, “Bu önemli şehirde, coğrafyada, tiyatro yapmanın keyfini ve mutluluğunu her zaman yaşıyoruz. Bütün seyircilerimizi 1 Kasım’dan itibaren festivale bekliyoruz” dedi.

“Batıda tiyatro yapmak kolay”

Gökhan, sezonu Sadık Şendil’in yazdığı, Volkan Özgömeç’in yönettiği “Kanlı Nigar” oyunuyla açtıklarını anımsatarak, oyunun yoğun ilgi gördüğünü belirtti.

Seyircinin genel olarak komedi ve müzikli oyunlara daha çok ilgi gösterdiğini anlatan Gökhan, şöyle konuştu:

“Ancak, gerçekten iyi anlatılan oyunlar da ilgi görüyor. Diyarbakır’ın harika, özel ve çok duyarlı bir seyircisi var. Tiyatroyu bilen bir seyircisi olduğuna inanıyorum. Bunun nedeni ise burada 24 yıldır DT var. Bu yüzden köklü bir seyircimiz var. Diyarbakır’da uzun yıllar çalışmış biri olarak Diyarbakır’ı başka yerde anlattığımız zaman ‘biz hiç öyle bilmiyoruz, tanımıyoruz” diyorlar. Diyarbakır zaman zaman bazı olumsuzluklara gündeme geliyor. Ama Diyarbakır’da sanat da var. Biz sanatla üzerimize düşeni yapmaya çalışıyoruz. Sanatın her dalıyla, sporun her dalıyla insanlar buluştuğu zaman daha iyi bir şekilde sorunların çözüleceğine inanıyorum. Burası özel bir bölge. Batıda tiyatro yapmak kolay. Önemli olan burada bir şeyler yapmak. Teknik anlamda zorluklar var. İstanbul’da, Ankara veya İzmir’deki herhangi bir sanatçıyla Diyarbakır’daki bir sanatçının durumu farklı. Çünkü diğer yerlerde sanatçılar kendilerine alternatifler bulabiliyorlar. Mesleki açıdan kendimizi geliştirmek için biraz uzağız. Örneğin Van DT, şu an çadırda tiyatro yapıyor. Ama Devlet Tiyatroları her il ve ilçede seyirciyle buluşuyor, buluşmaya da devam edecek.”

Festival programı

Yarın Orhan Asena’nın yazdığı Ankara DT’nin “Hürrem Sultan” oyunuyla başlayacak festivalde, Ankara DT “Keloğlan” adlı oyunuyla ikinci kez tiyatroseverleri selamlarken, Van DT 5-6 Kasım’da, “Mem ile Zin”, İstanbul DT, 8,9,10 Kasım’da “Ay Ecesi”, Sivas DT, 12,13 Kasım’da “İstanbul Efendisi”, Bursa DT de 14,15 ve 16 Kasım’da “Kuzguncuklu Fazilet” oyunlarıyla konuk olacak.

Yetkin Dikinciler, Bülent Emin Yarar ve Engin Altan Düzyatan’ın da söyleşileriyle renk katacağı festival, Ankara Opera Balesi, Turgut Özakman’ın yazdığı, koreografi ve rejisi İhsan Bengier’e ait “Töre’ adlı bale gösterisiyle sona erecek.

 

Kaynak : [-]

Cumhurbaşkanlığı, ödül töreninin daha sonra duyurulacak bir tarihte Cumhurbaşkanlığı Çankaya yerleşkesinde yapılacağını duyurdu.

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri bu yıl, eserlerinde gelenekle yeni arasında köprü rolü üstlendiği için Selim İleri’ye, Türk tarihini evrensel bir boyuta taşıması dolayısıyla Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu’na ve Klasik Türk ve Tasavvuf müziğini geniş kitlelere ulaştırması dolayısıyla Ahmet Hatipoğlu’na verildi. Türkiye’nin arkeoloji alanındaki zengin birikimini dünya mirasına sunulacak zenginlikte sergiledikleri için Zeugma Antik Kenti ve Müzesi de ödüle layık görüldü.

Cumhurbaşkanı Gül’ün, ödülün her yıl kültür ve sanatın farklı dallarında verilmesi talimatı verdiği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi: ”Bu çerçevede, Değerlendirme Kurulu’nun önerisi üzerine Sayın Cumhurbaşkanımız, 2012 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri’nin Türkiye’nin arkeoloji alanındaki zengin birikimini akademik dünya, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve yerel yönetimler işbirliği ile dünya mirasına sunulacak bir zenginlikte sergiledikleri için Zeugma Antik Kenti ve Müzesi’ne; edebiyat aşkını İstanbul tutkusuyla harmanlayıp kişisel anılarını şehrin geçmişiyle bir araya getirdiği eserlerinde gelenekle yeni arasında köprü rolü üstlendiği için Selim İleri’ye; güncel olayları zengin tarih birikimiyle yoğurup özgün bir tarih söylemi geliştirerek Türk tarihini evrensel bir boyuta taşıması dolayısıyla Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu’na; Klasik Türk ve Tasavvuf müziğini kendine özgü icra tarzlarıyla zenginleştirip geniş kitlelere ulaştırması dolayısıyla Ahmet Hatipoğlu’na verilmesini uygun görmüşlerdir.”

 Selim İleri: Sürpriz oldu

Ödülle ilgili Radikal ’e konuşan yazar Selim İleri, “Benim için gerçekten sürpriz oldu. Bu sene edebiyat çalışmaları alanında 45. yılımı doldurdum. Hatırlanmak, üstelik de Cumhurbaşkanlığı kurumu tarafından hatırlanmak, beni gerçekten sevindirdi. Bu ödülde zannediyorum benim geçmişteki edebiyatımıza daima bağlı kalışım, yitirdiğimiz yazarları hep anmak isteyişim de etkili oldu. Sürekli değişen bir toplumda bir köprü olmak iyi bir şey diye düşünüyorum. Bilerek yaptığım bir şey değildi, yapabildiysem ne mutlu” dedi.

‘Zeugma’ya verilen ödül sevinçleri artırdı’

Gaziantep Kültür Turizm Müdür Vekili Mehmet Aykanat, arkeoloji alanında 2012 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne layık görülen Zeugma Antik Kenti ve Müzesi’nin sevinçlerini artırdığını söyledi. Aykanat, müzenin 3 ayda değerli 3 ödülle taçlandırıldığını belirtti.

Zeugma’nın 2012 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü almaya hak kazanmasıyla ilgili değerlendirmede bulunan Aykanat, “2012 yılı Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi’nin yılı oldu. Son 3 ayda çok değerli 3 ödülle müzemiz taçlandırıldı. Temmuz ayında ‘En iyi Kültür ve Turizm Yatırımı’ ödülü, Ekim ayı içerisinde dünyada önemli seyahat sitelerinden olan ‘TripAdvisor Mükemmellik’ ödülüne layık görüldü. Son olarak da ‘Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ ile sevincimiz ve övüncümüz katlandı.” diye konuştu.

Selim İleri kimdir?

30 Nisan 1949’da İstanbul’da doğdu. 1968’de Atatürk Lisesi’ni bitirdi. Bir süre İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne devam etti. Öğrenimini yarıda bırakarak kendini tümüyle yazmaya verdi. İlk yazısı 1967’de Yeni Ufuklar dergisinde yayınlandı. Papirüs, Yeni Edebiyat, Yeni Dergi, Türk Dili, Türkiye Defteri, Milliyet Sanat, Gösteri gibi dergilerde yayınlanan yazılarıyla ünlendi. 1979’da Dünya gazetesinin sanat sayfasını yönetti. 1968’de yayınlanan ilk öykü kitabı “Cumartesi Yalnızlığı”nda sınırlı ilişkiler içinde sıkışan insaların yaşamlarını anlattı. “Pastırma Yazı” ve “Bir Denizin Eteklerinde” öykü kitaplarında uyarlı gençlerin tutkularını, sıkıntılı ilişkilerini, orta tabakadan insanların acılarını, yalnızlıklarını, kurtuluş arayışlarını anlattı. 1973’ten sonra romana yöneldi. “Her Gece Bodrum” romanıyla büyük başarı kazandı. İç konuşma tekniğini kullandığı bu romanda, toplumsal kargaşa içinde bunalıma düşen aydınların arayışlarını ve çıkmazlarını ele aldı. Roman ve öykülerinin yanısıra senaryolar, denemeler ve edebiyatla ilgili incelemeler de yazdı.

Hikayeleri:  Cumartesi Yalnızlığı, Bir Denizin Eteklerinde, Pastırma Yazı, Dostlukların Son Günü (1978 Sait Faik Hikaye Ödülü), Eski Defterlerde Solmuş Çiçekler, Fotoğrafı Sana Gönderiyorum, Kötülük.

Romanları: İlkgençlik Çağına Öyküler(Derleme), Yarın Yapayalnız, Bu Yaz Ayrılığın İlk Yazı Olacak, Hayal ve Istırap, Destan Gönüller, Her Gece Bodrum (1977 TDK Roman Ödülü), Ölüm İlişkileri, Bir Akşam Alacası, Cehennem Kraliçesi (1980), Yaşarken ve Ölürken, Saz Caz Düğün Varyete, Ölünceye Kadar Seninim, Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın, Allahasmarladık Cumhuriyet (Oyun), İstanbul Lâle İle Sümbül, Kafes, Anılar;Issız ve Yağmurlu, Daha Dün, Oburcuğun Edebiyat Kitabı, Evimizin Tek Istakozu, Rüyamdaki Sofralar, Yaşadığım İstanbul.

Şükrü Hanioğlu kimdir?

 İstanbul Üniversitesi Siyasi Bilimler Fakültesi mezunu. Tarık Zafer Tunaya’nın asistanı. “Bir Siyasal Düşünür Olarak dr. Abdullah Cevdet” başlıklı çalışmasıyla doktor, “Bir Siyasal Örgüt Olarak Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Jöntürklük” başlıklı çalışmasıyla doçent oldu. “Young Turks in Opposition” ve “Preparation For a Revolution: The Young Turks” adlı çalışmaları Oxford Üniversitesi tarafından yayınladı. Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu, Princeton Üniversitesi Yakın Doğu Çalışmaları bölüm başkanı olarak çalışmakta.

Kaynak :[-]   

İstanbullu sanatseverler konserler, resim sergileri, tiyatro oyunları ile sanat dolu bir hafta yaşayacaklar. İstanbul’un farklı yerlerinde gerçekleştirilen sanat etkinlikleri ile İstanbulluları sanatın farklı dallarında yeni keşifler bekliyor. Sizin için haftanın önemli sanat etkinliklerini derledik…

sanat duyuru

Albümleriyle dünya çapında 70 milyondan fazla satış grafiği yakalayan Enrique Iglesias, 24 Ekim’de Küçükçiftlik Park’ta sevenleriyle buluşacak.  Sahip olduğu 390 ödüle ”ödül rekortmeni” olarak tanımlanan sanatçı, Hero, Tired of Being Sorry, Taking Back My Love, Heartbeat, Bailamos gibi sayısız hit parçasını 24 Ekim’de İstanbullu müzikseverlere seslendirecek.Bugüne kadar, 9 stüdyo albümü ve 2 greatest hits complation albümü bulunan Iglesias, yeni albüm çalışması öncesinde vereceği konserle uzun süre adından söz ettirecek. ”Tonight” şarkısı ile yakaladığı başarıyla Billboard listelerinin Micheal Jackson’dan sonraki kralı haline gelen Iglesias’ın konseri öncesinde Ozan Çolakoğlu DJ kabininde müzik ziyafeti verecek.

”Minilogue ve Jurek Przezdziecki, Indigo sahnesinde

Dans müziğinin sofistike tarafını ortaya koyan, Minilogue ve Jurek Przezdziecki, ilk kez Indigo sahnesine konuk oluyor. Oldukça farklı müzik geçmişlerini 2008’de bir kenara bırakıp, çoğunlukla progressive house/techno arasında gidip gelen Minilogue’u kuran İsveçli Sebastian Mullaert ve Marcus Henriksson, yalnızca prodüksiyonlarıyla değil, oluşturdukları görsel dünyayla da 19 Ekim’de sevenleriyle buluşacak.

Erykah Badu, Jill Scott, Michael Jackson, Outkast, Earth, Wind and Fire gibi Soul, Hip-Hop ve R&B isimlerinin müziklerini, kendilerine has stilleriyle doğaçlayarak çalan Four in the Pocket, 20 Ekim’de garajistanbul’da müzikseverlerin karşısına çıkacak.

Rock grubu Triggerfinger İstanbul’da

Lykke Li’nin popüler parçası ”I Follow Rivers”a yaptığı akustik cover’la gündeme yerleşen Belçikalı rock grubu Triggerfinger ilk kez Türkiye’de. Müziği yetişkin dinleyiciler tarafından Led Zeppelin, yeni nesil tarafından ise Queens of The Stone Age’e benzetilen, 3 albümlerinin yanı sıra ‘Faders Up’ adında bir de canlı albümleri bulunan Triggerfinger, 20 Ekim’de Ghetto’da sevenleriyle buluşacak.

Duman, Bostancı Kültür Merkezi’nde

Türk Rock müziğinin önde gelen gruplarından Duman, 21 Ekim akşamı Bostancı Gösteri Merkezi’nde sahne alacak. İlk albümle beraber özellikle sahne performansına ağırlık vererek kısa sürede kendine sadık bir dinleyici kitlesi oluşturan grup, hayranlarını sevilen şarkılarıyla coşturacak.

Uzun yıllardır pek çok tango şovunda baş dansçı, aynı zamanda koreograf olarak görev yapan Mariela Maldonado ve Pablo Sosa, ”Tango Legends” adını verdikleri gösterileri ile dünya turnesi kapsamında 19 ve 20 Ekim’de, Türker İnanoğlu Maslak Show Center’de seyirciyle buluşacak. ”Tango asla ölmez” diyen Buenos Airesli grup, 2 perdeden oluşan gösterilerinin ilk bölümünde; Tango’nun altın çağını, ikinci bölümde ise 20. yüzyılın son yarısından kişisel yaratıcılık ve hayal gücünden doğan koreografi ile seyirciyi tangonun tarihinde yolculuğa çıkartacak. Gösteride aynı zamanda  Astor Piazzolla’nın eserlerine de yer verilecek.Ödüllü ve Hollywood yıldızlarına tango eğitmenliği yapan dansçıların da bulunduğu grup, ”tangonun neden efsane olduğunu ve asla ölmeyeceğini” izleyicilere bir kez daha anlatacak.

Ahmed Arif sahneye taşınıyor

Geçtiğimiz yıl Can Yücel’den Genco Erkal’ın uyarladığı ve Kemal Kocatürk’ün yönetip oynadığı ”Can” adlı tek kişilik oyunla tiyatro dünyasına merhaba diyen ”Tiyatro Kumpanyası”, usta şair Ahmed Arif’i sahnede görünür kılacak. Bilinmeyen bütün yanlarıyla Ahmed Arif ve şiirlerinin yaratılış serüvenleri, Sarper Özsan’ın müziği ve Kemal Kocatürk’ün yorumuyla, 20 Ekim’de Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda seyirci karşısında olacak.

Şehir Tiyatroları’nda bu hafta 23 Ekim Salı günü Devlet Tiyatrosu İstanbul Küçük Sahne’de”Herkesin Bildiği Sırlar”, 24 Ekim Çarşamba günü Cevahir Salon 1’de ”Ölüleri Gömün”, Fuaye Sahne’de ”Dış Ses” seyirciyle buluşacak. 26 Ekim Cuma günü Küçükçekmece Cennet Devlet Tiyatroları sahnesinde ve Cevahir sahnesinde ”Aşkımız Aksarayın En Büyük Yangını” adlı oyunlar sahnelenecek.

Yavuz Özkan’ın yazdığı ve Hidayet Erdinç’in yönettiği ”Herkesin Bildiği Sırlar” adlı oyun, kadın – erkek, aşk – evlilik ve evlilik kurumu tartışması gibi gözüken ama aslında herkesin kendini tartıştığı, yaşadığı toplumu yargıladığı ve cevapsız soruların içinde boğulduğu bir dünyayı anlatıyor.

Irwin Shaw’ın yazdığı, Coşkun Büktel’in çevirdiği ve Şakir Gürzumar’ın yönettiği ”Ölüleri Gömün”adlı oyunun konusu ise şöyle: ”Dünyanın her tarafında sürüp giden savaşların birinde vurulan askerler mezarlarından kalksalar ve savaşı durdurmaya kalksalar neler olur. Ordu, hükümet, silah tüccarları, politikacılar, iş adamları, din adamları nasıl tepki verir. Ya kocalarını, sevgililerini, babalarını ve oğullarını kaybedenler gerçekten savaşsız bir dünyayı istiyor muyuz?”

Zeynep Kaçar’ın yazdığı, N. Fırat Demirağ’ın yönettiği ”Dış Ses” adlı oyunda iki farklı kadın, iki başka hayat, yabancılaşma, sıkışmışlıklar, beklentiler, aşılamayan engeller, aynı kader, aynı son anlatılıyor.

Güngör Dilmen’in ”Aşkımız Aksarayın En Büyük Yangını” adlı yazdığı oyun da Faik Ertener’in yeni yorumu ile sahnelenecek. Daha önce Ankara ve Adana da sergilenen oyun bu kez müzikal tadında İstanbul seyircisinin karşısına
çıkacak. Müziklerini Cem İdiz’in yaptığı oyun, 35 kişilik oyuncu kadrosu ve orkestrası ile eski İstanbul’u yaşatacak.

Tankut Öktem retrospektif sergisi

Taşı ve bronzu vefaya dönüştüren heykeltıraş Prof. Dr. Tankut Öktem’in eserleri retrospektif bir sergiyle Caddebostan Sanat Galerisi’nde bir araya geliyor. Sergi, sanat yaşantısı boyunca formların, ışığın, gölgenin arayışını sürdüren; efelerden, ozanlardan, Kuvayi Milliye Destanı’na kadar pek çok değeri heykelleriyle yaşatan Tankut Öktem’in ölümünün 5. yılında, retrospektif sergisiyle sanat hayatının tüm dönemlerine ışık tutuyor.

Türkiye’nin illerine yayılmış büyük anıtlarından figürlerin heykellerinin de yer aldığı, ilk dönem soyut formlardan figüratif geleceğini haberleyen ”Özgürlük Yüzleri”ne dek sanatçının birçok eserinin sunulduğu sergi, 31 Ekim-10 Aralık tarihleri arasında görülebilecek.

”Düş ya da Gerçek Şah-ı Maran” sergisi, 20 Ekim Cumartesi günü Cennet Kültür ve Sanat Merkezi Sergi Salonu’nda açılacak. Sergide yüzyıllardır devam eden Şahmaran geleneği, eski ve yeni çalışmalarla görülebilecek.

Karma resim ve heykel sergisi ise aynı gün Almelek Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşacak.

Sanatseverleri resmin içinde bir yolculuğa davet eden “Van Gogh Alive Dijital Sanat Sergisi”, kapılarını 16 Ekim’de Ankara’da açacak.

Cer Modern Sanatlar Merkezi’nde izlenime sunulacak sergi, sanat, bilim ve teknolojiyi yenilikçi bir şekilde harmanlayarak, izleyiciye Van Gogh’un ünlü eserlerinin “içindeymiş” gibi hissettirecek.

Singapur’daki dünya prömiyerinin ardından ilk kez Türkiye’de sanatseverlerin beğenisine sunulan, geleneksel sanat ve modern teknolojinin sentezlendiği sergi, ressamın en ünlü eserlerini 3 binin üzerinde dijital imajla çerçevenin içinden çıkararak, resmin hikayesini yaşatıyor.

“Van Gogh Alive Dijital Sanat Sergisi”, 16 Ekim 2012– 3 Ocak 2013 arasında ziyaret edilebilecek.

“Çerçeve yok, içindesin”

Güçlü görüntü ve ses sistemleriyle resim tutkunlarını cezbetmeyi amaçlayan sergide, klasik müzikle senkronize olarak değişen dev boyutlardaki 3 binden fazla Van Gogh görüntüsü, ekranları, duvarları, kolonları, tavanı, yeri dolduran heyecan verici bir gösteri ortaya çıkarıyor.

“Van Gogh Alive”, sanatçının çalışmalarını ve hayat deneyimlerini keşfetme, düşüncelerini, duygularını ve ruh halini yorumlama fırsatı sunuyor.

Sergide sanatçının “Çalışan Adam”, “Yeşilimsi Bir Başlık Giymiş Yaşlı Köylü Kadını”, “Çiçek Açmış Erik Ağacı”, “Gri Şapkalı Otoportre”, “Vazoda 12 Ayçiçeği”, “Vincent’ın Yatak Odası”, “Teras Kafe”, “Sandalye ve Pipo”, “Ren Nehrinde Yıldızlı Bir Gece”, “Süsen Çiçekleri”, “Buğday Tarlası ve Kargalar”, “Kırmızı Üzüm Bağı”, “Sargılı Kulaklı Otoportre” gibi tanınan eserleri yer alıyor.

Kaynak :[-]

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi kuruluşunun onuncu yılını Monet sergisiyle kutluyor.

6 Ocak 2013’e dek izlenebilecek ‘Monet’nin Bahçesi’ sergisi, izlenimciliğin isim babası Monet’nin olgunluk döneminde Giverny’deki evinin bahçesinde ürettiği doğa ve çiçek tablolarına ağırlık veriyor.

Bu sene 10’uncu yılını kutlayan Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nin (SSM) düzenlediği ‘Monet’nin Bahçesi’ sergisi bugün ziyarete açıldı. Fransa’daki Marmottan Monet Müzesi’nin koleksiyonundan yapılan 39  tabloluk seçkiyi sunan sergi, Monet’nin ağırlıklı olarak çiçek ve doğa temalı tablolarına yer veriyor. Çünkü, sergideki tablolar “Belki de ressam olmayı çiçeklere borçluyum” diyen Monet’nin olgunluk dönemindeki sanatsal üretiminin ana temasını oluşturan Giverny Bahçesi’ne odaklı. Monet’nin 1883 yılında ikinci eşi ve çocuklarıyla birlikte yaşadığı Giverny’deki ev, sanatçının sanatsal üretiminin de kaynağı haline gelmişti. Evin dekorasyonu, eski meyve bahçesinin bir çiçek bahçesine dönüştürülmesi ve daha sonra buraya bir su bahçesinin eklenmesi, Monet’nin tam 15 yılını aldı. Sonrasında Giverny Bahçesi’nde çiçeklerle sarılı bir hayat süren Monet, tablolarında da hep onları resmetti. Öyle ki, bahçedeki renkleri paletine göre oluşturuyor; bahçeyi de bir sanat eseri gibi hayranlık yaratacak şekilde tasarlıyordu.

Paleti ve piposu da sergileniyor

SSM’de açılan ‘Monet’nin Bahçesi’ sergisi; empresyonizm, namı diğer izlenimcilik akımına adını veren Monet’nin Giverny Bahçesi’ndeki evi, geç dönem bahçe manzaraları, nilüferler ve ünlü Japon köprüsü tablolarına yer veriyor.
Bunların yanı sıra, Monet’nin yakın arkadaşı ressam Auguste Renoir imzalı Monet ve eşi Camille’in portreleri ve fotoğraflarıyla, Monet’nin paleti, çalışma gözlüğü ve piposu gibi kişisel eşyasını da sergide görmek mümkün.

Sanatçının bahçe tutkusunu ve büyük önem verdiği aile yaşamını yansıtan ‘Monet’nin Bahçesi’nde

Monet’nin Nar Ağacı

ressam, sanat yaşamında sergilediği yenilikçi yaklaşımlar ve 1940 ile 50’lerin geleneklere karşı gelen genç sanatçılarına ilham veren kimliğiyle izleyiciye tanıtılıyor. Marmottan Monet Müzesi Küratörü Marianne Mathieu tarafından hazırlanan sergiyi, 6 Ocak 2013’e dek görmek mümkün.

 

Kaynak :[-]

 

 

 

 

  Dubai’deki Emirates Tower Hotel’de yapılacak açık arttırmada, Türk sanatçıların eserleri binlerce dolarlık başlangıç fiyatıyla, sanatseverlerin beğenisine sunulacak.

Dünyanın önemli müzayede evlerinden biri olan Christie’s, Dubai’de düzenleyeceği müzayedesinde Türkiye’den sanatçılara da yer veriyor. Christie’s’in 23 ve 24 Ekim’de Dubai’deki Emirates Tower Hotel’de gerçekleştireceği Türk, Arap, İran Modern ve Çağdaş Sanat Müzayedesi’nde Ahmet Elhan, Azade Köker, Murat Germen, Ramazan Bayrakoğlu’nun da aralarında bulunduğu sanatçıların eserleri satışa sunulacak.
İlk bölümü 23 Ekim akşamı yapılacak olan müzayedeye Türkiye’den katılan önemli eserlerden biri, Ramazan Bayrakoğlu’nun “Sandra” isimli portre çalışması. Sanatçının pleksiglas üzerine endüstriyel akrilik boya ile boyayarak resmi fotoğrafa dönüştürdüğü çalışmasının müzayedeye çıkış fiyatı 30 bin ila 35 bin dolar arasında değişiyor.

Müzayedenin dikkat çeken bir diğer eseri ise Ahmet Elhan’a ait. Sanatçının 2011 tarihli “Yerler” serisinden “Mavi Oda” isimli çalışmasının tahmini satış değeri 50 bin – 80 bin dolar. Elhan, bu fotoğrafını, geniş bir alanın binlerce farklı açıdan çektiği fotoğrafların bir araya getirmesiyle oluşturdu.

Müzayedede ayrıca İrfan Önürmen’in “Gazze” sergisinden isimsiz eseri 30 bin – 40 bin dolar, Murat Germen’in puslu Dubai gökyüzünü tasvir ettiği “Bir Zamanlar Dubai”de isimli fotoğrafı ise 25 bin – 30 bin dolar fiyat aralığında satışa sunulacak.

Sinema Oyuncuları Meslek Birliği (BİROY), 1995 yılı öncesinde çekilen 3 bin 500 filmde rol alan 107 oyuncunun, televizyon yayınlarından doğan telif haklarının ödenmesi için dava açmaya hazırlanıyor.

 BİROY avukatı Sedef Erken Sanlısoy, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda, meslek birliklerinin bir araya gelerek belirledikleri ortak tarife üzerinden oyuncuların da içinde yer aldığı eser sahiplerine, yayından doğan lisans bedellerinin, yani telif hakkının ödenmesi zorunluluğu getirildiğini ancak bugüne değin hiçbir televizyon kuruluşunun bu yolla bir oyuncuya telif hakkı ödemediğini söyledi.

Yargıtay’ın içtihadına göre 12 Haziran 1995 öncesi sinema eserleri üzerinde sanatçıların telif hakkı bulunduğunu, Fikir ve Sanat Eserleri Yasası’nda da, “Meslek birliklerince belirlenen tarife veya ortak tarifeler üzerinden sözleşmenin yapılmaması halinde, taraflar yargı yoluna başvurabilirler” şeklinde ibarenin yer aldığını dile getiren Sedef Erken Sanlısoy, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Herhangi bir alışveriş merkezinden, Filiz Akın’ın, Tarık Akan’ın, Türkan Şoray’ın tüm filmlerini bir arada satın alabiliyorsunuz. Hala bu filmler satılıyor, televizyonlarda gösterilmeye devam ediliyor. DVD, CD satışından, reklam gelirlerinden yayıncılar büyük paralar kazandılar ama bu oyuncular 1 lira dahi telif hakkı elde edemediler. Bugün Avrupa Birliği ve dünyada oyuncunun telif hakkı alamaması söz konusu olamaz ancak Türkiye’de oyuncular hala teliflerini alamıyorlar. BİROY olarak, çoğunluğu Yeşilçam oyuncularının oluşturduğu 107 oyuncu ve 3 bin 500 film üzerinden yayıncılara, Türkiye’de telif haklarıyla ilgili en büyük davayı açıyoruz. Bu sadece maddiyatla ilgili bir dava da değil. Bu bir hakkın ihlali. Yayınlar izinsiz yapılıyor. Bunun cezai yaptırımı da yasada açıkça belirtilmiş. Dolayısıyla maddi taleplerin yanı sıra suç duyurusunda da bulunacağız. Çünkü lisanslamalarla ilgili yasa maddelerine uyulmadan yapılan bu yayınlar yasaya aykırıdır.

Oyuncularla yayıncılar arasındaki telif hakkı sorununun çözümü için girişimlerinin sonuç vermediğini dile getiren Sanlısoy, “Sorunun diyalogla çözülmesini isteriz. Ancak yayıncılara çektiğimiz ihtarnameler ve çağrıların tamamen cevapsız kalması sonrasında oyuncuların haklarını almak için artık dava kaçınılmaz oldu. Dileriz dava sonuçlanmadan bu konuda gerekli adımlar atılır ve oyuncular teliflerine kavuşurlar” diye konuştu.

Sanlısoy, Türk sinemasının unutulmaz oyuncularından Kemal Sunal’ın ve çocuklarının yürüttüğü hukuk mücadelesinin diğer oyunculara örnek olduğunu ifade etti.

BİROY BAŞKANI JANSET

Sinema ve dizi film oyuncusu Janset, AA muhabirine yaptığı açıklamada, başkanı olduğu BİROY’u, 3 yıl önce, oyuncuların telif haklarını takip etmek için kurduklarını belirtti.

Bugüne kadar filmleri yayınlanan oyuncuların telif sorununun çözümü için bir çok görüşme yaptıklarını ancak hiçbir netice alamadıklarını dile getiren Janset, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Oyuncuların telif hakkını takip etmek ve usulüne uygun olarak dağıtılmak üzere kurulmuş bir örgütüz ama ne yazık ki bugüne kadar, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ‘Şu kadar telif topladık ve dağıttık’ diye bir rapor sunamadık. Muhatabımız olan neredeyse herkesle görüştük. Ilımlı yaklaşımlar oldu ama sonuca ulaşamadık. Geçen yıl oyuncularımızın filmlerini gösteren 20 televizyon kanalına, ‘Oyuncularımıza telif haklarını ödeyin’ diyerek, ihtarname çektik. Bundan da bir sonuç alamadık. Artık dava dışında bir seçenek kalmadı. Artık Türkiye’de oyuncular olarak bu utancı yaşamak istemiyoruz. Zaten bizim olması gereken, kağıt üzerindeki haklarımızın ödenmesi için televizyonlara çıkıp şikayet etmekten yorulduk. ‘Ne kadar geç ödersek o kadar iyi’ gibi bir yaklaşım var ancak biz 107 oyuncumuz adına 1995 öncesi çekilen 3 bin 500 film için, hukuki haklarımızı kullanacağız ve ne gerekiyorsa yapacağız. Bizler uyanıklık yapıp daha fazla kazanç elde etmeye çalışmıyoruz, yasada belirtilen ve sadece kağıt üzerinde kalan haklarımızı istiyoruz.”

Janset, yapımcı şirketlerin artık, oyuncuların yasal yollara başvurmalarını önlemek ve bütün yasal haklarını kendilerine devreder nitelikte maddeler içeren sözleşmeler imzalattırdığını da belirterek, “Hatta oyuncuların meslek birliklerine ve sendikalara üyeliklerini engellemeye dönük dahi maddeler bulunduğunu görüyoruz. Sözleşme maddelerinin hukuka aykırılığı için de hukuki girişimleri başlatacağız” diye konuştu.

Janset, 107 oyuncunun dışındaki oyuncuları da yargı sürecine dahil etmek için birliklerine üye olmaya çağırdı.

 

Sanat uzun, hayat ise kısa! 

 Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Bölümü öğrencileri, resim, heykel, drama ve enstalasyon gibi farklı dallarda ürettikleri eserlerde postmodern çağdaki insan ve eşya ilişkisini sorguluyor.

DENEYİMİN ÖTESİ, GENÇ SANATÇININ KALFALIK SÜRECİ

YAZ aylarını genç sanatçılara ve sanat eğitim kurumlarına ayıran ‘Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’ bu kez İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencilerinin eserlerine evsahipliği yapıyor.

Deneyimi sürekli kılmak…

Sergiye adını veren ‘Deneyimin Ötesi, sanatsal üretimde süreci önemseyen, bu süreçteki düşünsel dönüşümlere önem veren bir bakış açısını temsil ediyor. Sanat eğitimini sorunsallaştıran bu şeffaf yaklaşım; gençlerde öne çıkan üretim potansiyelini, eserlere odaklanarak deneyim kazanma ve bunu sürekli kılma durumuyla ilişkili olarak değerlendirmek gerektiğine inanıyor. ‘Deneyimin Ötesi’ fani olan, risk içeren ve yanılma olasılığı yüksek işlerle üretim ve tasarımlara işaret etse de kişisel algı ve tepkilerin ayrımlarını örnekleyen esaslı bir kapsam olarak karşımızda duruyor.

Sergi hakkında bilgi veren ve serginin internet üzerinden 3 boyutlu olarak ziyaret edilebileceğini söyleyen Resim Bölüm Başkanı Prof. Mümtaz Sağlam, “18-25 yaş kuşağı eskilere göre daha şiddet içerikli mesajlara yöneliyor. Biz bu istekle gelen gençleri geri çevirmiyoruz. Böylelikle gençliğin hayata bakış açısını da ölçmüş bulunuyoruz. Biz bu sergide öğrencilerin kendilerini ifade etmelerini sağlamak açısından farklı yaklaşımları bir araya getirdik” dedi.

 

Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halil Yoleri ise “Bu proje, İzmir atmosferiyle oluşturduğumuz çalışmalarımızı İstanbul’da paylaşmamız olarak tanımlanabilir” diye konuştu.

30 Eylül’e kadar açık

‘Deneyimin Ötesi’ adlı sergide; resim, heykel, drama ve enstalasyon gibi farklı dalda üretilmiş 150’yi aşkın eser bulunuyor. Önceki gün açılan sergi 30 Eylül’e kadar Pera Müzesi’nde ziyaret edilebilecek.

Kaynak :[-] Buket Kahraman

“Dünyanın en eski kenti” Şanlıurfa’da “Türkiye’nin En Büyük Mozaik Müzesi”nin temeli bugün atılıyor

Savaşçı Amazon Kraliçeleri

Birkaç yıl önce Haleplibahçe semtindeki Temalı Park Projesi’nin temel kazıları sırasında MS 5. ve 6. yüzyıllarda yapıldığı sanılan, Roma dönemine ait yönetici sarayının tabanında “Savaşçı Amazon Kraliçeleri”nin av ve savaş sahnelerinin tasvir edildiği mozaikler bulundu. Bilimsel danışma kurulunun eserlerin başka bir yere nakli sırasında zarar görebileceği endişesi üzerine, projede değişikliğe gidildi. Alanda yapılması kararlaştırılan ve bir süredir üzerinde çalışılan Arkeoloji Müzesi, Arkeopark ve Mozaik Müzesi Projesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla hızlandırıldı. 200 bin metrekarelik alana inşa edilecek proje 38 milyon TL’ye mal olacak.

Temel atma töreni Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın da katılacağı törenle bugün yapılacak.Şanlıurfa Kültür ve Turizm Müdürü Selami Yıldız, 26 bin metrekarelik alana Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi, 4 bin metrekarelik alana ise Edessa Mozaik Müzesi’nin yapılacağını, her iki müze arasında 29 bin metrekaralik arkeoparkın yer alacağını bildirdi.

Yıldız, “Toplam 60 bin metrekare ile Türkiye’de ve bölgede en büyük müze kompleksine sahip olacağız’’ dedi. Yıldız, mozaik bakımından Türkiye’de İstanbul, Gaziantep ve Hatay’ın ön plana çıktığına değinerek, müzenin yapılmasıyla birlikte Şanlıurfa’nın bu kentlerden açık ara öne geçeceğini savundu.

 

Arkeologlar, Yozgat’ın Sorgun ilçesindeki Karakız köyünde yer alan, her biri beş ton ağırlığındaki aslan heykellerinin sırrını çözmeye çalışıyor. Yağmacıların geçmişte hasar verdiği aslanların ne amaçlı yapıldığı kesin olarak bilinmiyor.

Hititlerin Anadolu’da egemenlik kurduğu M.Ö 1400-1200 yılları arasında yapıldığı tahmin edilen granit aslan heykellerinin, kutsal bir su kaynağına adanmış anıtlar olabileceği düşünülüyor.

Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nden araştırmacı Erol Özen ve Geoffrey Summers’ın Hitit döneminden kalma heykelleri konu alan çalışmaları, LiveScience sitesinde geniş yer buldu.

Summers, American Journal of Archaeology dergisinde yayımlanan makalede, heykelleri, “Aslanlar ileriye doğru hamle yapmış, başları biraz eğik; başlarının üst kısmı, enselerinden çok az daha yüksekte” ifadeleriyle tanımladı.

Birbirlerinden farklı bir heykeltıraş stili içeren ve farklı sanatçıların elinden çıkan iki aslan heykeli, aynı zamanda kıvrımlı kaslara ve oyuldukları kayanın arkasına dolanan kıvrık bir kuyruğa sahip.

LiveScience’a konuşan Summers, “Bu oymaları yapan heykeltıraşlar, kesinlikle aslanların neye benzediğini biliyordu” dedi. Summers, hem arkeolojik hem de yazılı kaynakların, Asya motiflerine sahip olan aslanın Hititler döneminde Anadolu’da yaşadığına ve çukurlarda tutulduklarına işaret ettiğini belirtti.

Summers ayrıca, aslan heykellerinin minerallerin oksidasyonu nedeniyle sarı renge büründüğünü, ancak orijinal renklerinin farklı olduğuna inandığını söyledi.

YILLAR ÖNCE KEŞFEDİLDİLER
Antik aslan heykelleri, 2001 yılında, Karakız’da yaşayan bir köylü ve Kültür Bakanlığı’ndan bir yetkilinin o dönem Yozgat Müzesi müdürü olan Özen’i uyarmasıyla ortaya çıktı. Özen, kendisine bahsedilen antik bir taş ocağının bulunduğu alandan haberdar oldu. Bölgede yapılan geniş çaplı aramalar sonunda tarihi eserlere rastlandı ama yetkililerden önce yağmacılar bölgeye varmıştı.

“Karakız aslanı” yağmacılar tarafından, içinde hazine olabileceği düşüncesiyle dinamitle parçalanmış. Bu konuda yorum yapan Summers, “Maalesef Türkiye’de böyle eserlerin saklı hazine barındırdığına dair bir inanış var” dedi.

Karakız köyünün kuzeydoğusunda bulunan ikinci bir aslan da, tıpkı ilki gibi ikiye ayrılmış. 2002’de hız kazanan arkeolojik çalışmalar, yağmacıların geride bıraktıkları izleri de ortaya çıkardı. 2008 yılında, antik taş ocağında hırsızlık yapıldığı anlaşılmış ve geride bırakılan yarım kalmış taş eserler bulunmuştu.

ASLANLAR NE İÇİN YAPILDI?
Dev aslan heykelleri ve taş ocağında bulunan, en büyüğü iki metre çapındaki kayalar, arkeologları bu oymaların ne için yapılmış olduğu konusunda meraka sürükledi. Karakız civarında yapılan araştırmalar, heykellerin yapıldığı düşünülen tarihte, bölgede bir Hitit yerleşimi olmadığını gösterdi. Öte yandan, heykellerin büyüklükleri, yapıldıktan sonra uzak mesafelere taşınmak gibi bir niyetin son derece az olduğuna işaret ediyor.

Summers, aslanların bir saray veya büyük bir şehir için yapılmış olmalarından çok, bir anıt görevi gördüklerine inanıyor. Anıt olarak kutsadıkları şey ise su olabilir. Summers, “Aslan heykellerinin, bölgedeki bereket işaretçisi bir kaynağı gösterme ihtimalleri çok yüksek… Hititlerin heykeltıraş gelenekleriyle su kaynaklarına olan ilgileri arasında bu heykellerin önemi birbirine paralel” dedi.

Journal of Near Eastern Studies dergisinin en son sayısında antik Anadolu’daki su dinleri hakkında makaleleri yayımlanan Yiğit Erbil ve Alice Mouton, Summers’ın dedikleriyle bağlantılı olarak, “altındaki ruh tarafından beslenen kutsal Eflatun Pınarı”ndan bahsetti.

Makalede, “Hititlerin çiviyazısı metinlerinde, su, önemli bir saflık katan element olarak kabul ediliyordu… yıkama ve hatta su ile dolu banyoların yer aldığı ritüellerde, suyun temizleme gücü ortaya çıkıyordu” ifadesini kullandılar.

Hititler için doğal dünya, ruhların yer aldığı, dev aslan anıtlarıyla kutsanan dini önemi çok büyük bir yerdi. Summers, “Su kaynakları, tıpkı aslanları gibi Hititler için kutsaldı” dedi.

Kaynak : [-]

“Sanat yaşamın kendisi”

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İnci Deniz Ilgın, genç sanatçı ve tasarımcıların profesyonel yaşamla bağlarının nasıl sağlamlaşacağını, 2013’te yapılacak Uluslararası Öğrenci Trienali’ni, İKSV’nin ilk Tasarım Bienali’ne katılımlarını anlattı.

5.Uluslararası Öğrenci Trienalinden bir kare

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, her yıl düzenlediği mezuniyet sergilerine bir yenisini daha ekledi. Acıbadem’deki sergi salonunda ve fakültenin bölüm koridorlarında açılan sergi, çağdaş sanat ve tasarımın en genç üretimini yaz sonuna kadar İstanbul’la paylaşacak. Sergi dolayısıyla Fakülte Dekanı Prof. Dr. İnci Deniz Ilgın ile görüştük.

– Bu sergi genç sanatçı ve tasarımcıların sanat piyasasına atılmadan yaptıkları son sergi. Bir yönetici ve tasarımcı olarak üretim heyecanını canlı tutmak ve sürekli kılmak için neler yapılmalı ?

– Sanat ve tasarım yaşamın kendisi. Bugün yaşadığımız iç ve dış mekânlar ve bu mekânlarda düşünmemize yol açan sanat eserleri, elimizde tuttuğumuz kalemin formu, üzerimizdeki giysiler, oturduğumuz sandalye, okuduğumuz kitap, izlediğimiz sinema, reklam, bunların tümü sanatçı ve tasarımcıların eserleri. Bu eserler aynı zamanda disiplinlerarası bir aradalığın ürünleri. Sanat ve tasarımın bu yaşamsal niteliğini daha görünür kılmak ve bilinç yaratmak, eğitimci ve yönetici olarak bizlerin görevi. Bu bağlamda, eğitimle profesyonel yaşam arasındaki bağı daha çok güçlendirmemiz gerektiğine inanıyorum.

– Sergilenen işler diploma projeleri aynı zamanda, yani okulu bitirmek için proje yapmak gerekli. Bu üretimleri geçen yıllarla kıyaslarsak, biçim içerik ve malzeme açısından neyle karşılaşıyoruz?

Öğrencilerimizin işleri, aldıkları ayrıcalıklı eğitimin kalitesini ve çağın izlerini taşıyor. Son yıllarda, teknoloji ve iletişim alanındaki gelişmelerin getirdiği yeni yaşam biçimlerinin projelere doğrudan yansıdığını gözlemliyoruz. Sosyal medyanın yaşamımızdaki güçlü varlığı projelerin içeriğine de yansıyor. Disiplinlerarası yaklaşım, çok işlevlilik, evrensel tasarım, sürdürülebilirlik gibi kavramlar projelere daha etkin biçimde entegre olmaya başladı.

– Fakültenizin, İKSV’nin Türkiye’de ilkini düzenlediği Uluslararası Tasarım Bienali’ne katılacağını biliyoruz. Hangi bölümler katılıyor?

Fakültemiz, bienalin “Üniversite Programı”na grafik, iç mimarlık ve tekstil bölümleri öğrenci projeleriyle katılıyor. Öğrencilerimiz bienalin belirlediği “Kusurluluk” teması ile ilgili projeler ürettiler. Ayrıca öğretim elemanlarımız bireysel projeleri ile “Adhokrasi” ve “Musibet” temalı sergilere katılmak üzere başvurularını yaptılar.

– 2010 yılında Uluslararası Çağrılı Afiş Bienali düzenlemiştiniz. Bu da sizin fakültenin ilklerinden biriydi.

Evet, grafik bölümü öğretim elemanlarımızın girişimi ile bir başka ilke daha imza atarak Uluslararası Çağrılı Afiş Bienali’ni başlattık. Kendi alanlarında isim olmuş, ülkemizden ve dünyadan çok sayıda afiş tasarımcısının yapıtları, üniversitemizin Cumhuriyet Müzesi’nde izleyicilerle buluştu. İkincisi Ekim 2012’de gerçekleşecek olan bienalin hazırlıkları ise tamamlanmak üzere.

– 2013, Trienal yılı. Bu konudaki hazırlıklarınız ne durumda?

2013 Haziran ayında gerçekleşecek olan 6. Uluslararası Öğrenci Trienali dünyadaki ilk ve tek örnek olarak eğitim sistemleri arasında bağ kurma, birlikte üretmeye dayalı ortak paylaşım alanları yaratma, kültürlerarası bağ kurma gibi önemli bir misyona sahip. Bu yıl başlığımız “Connecting the dots” sanatın ve tasarımın birleştiren gücünü görünür kılmayı hedefliyor ve bunu önemsiyoruz. 6. Trienal’le birlikte bir yenilik daha yapıyoruz ve daha önceki yıllarda sadece haziran ayında gerçekleşen sergi, workshop, sempozyum ve kısa film gösterilerinden oluşan etkinliklerin, workshop ayağını, yan etkinlik olarak tüm seneye yayıyoruz. Böylece ulusal ve uluslararası katılımcılarla gerçekleştireceğimiz yaratıcı paylaşımımızı daha çok güçlendirerek, süreklilik yaratmayı hedefliyoruz.

 

Kaynak : [-]   Nazlı Pektaş

 

Şunun için etiket arşivi: eserleri

Sonuç Bulunamadı

Üzgünüz, hiç bir gönderi kriterinizle eşleşmedi