Şunun için etiket arşivi: eserleri

Sanat, tarih boyunca insanoğlunun kendini ifade etmesinin bir yolu olmuştur. İlk insanlardan bu güne kişiler duygularını, düşüncelerini, olaylara bakış açılarını hep sanat yoluyla aktarmıştır. Mağara duvarlarına resimler çizen insanlardan bu yana sanat, yaşamın vazgeçilmez bir öğesi olmuştur.

insan ve sanat
Sanat, insanın çevresiyle etkileşim içinde olmasını, etrafında olan bitene daha duyarlı olmasını, özgür düşünebilmesini ve kendini özgürce ifade etmesini sağlar. Güzele ulaşmanın en etkinli yolu sanattır. Sanat yaşamı güzelleştirir, insana ve çevresine değer katar. Kişilere ve toplumlara bambaşka bir bakış açısı sağlar. Bu nedenledir ki Ata’mız “Sanatı olmayan bir ulusun can damarlarından biri kopmuş demektir” demiştir.

aşık sanatı

Anadolu insanı da bin yıldır sanatla iç içe yaşamıştır. Derdini, hüznünü, neşesini, umudunu türkülerle dillendirmiş, kilimlere dokumuş, evinin duvarlarına, tavanlarına, ahşaba nakış nakış işlemiş, kendinden sonrakilere bu yolla aktarmıştır. Anadolu insanı bin yıldır güzeli aramış, güzeli görmüş ve ona değer vermiştir. Bu nedenle duyarlılığını, çevreye ve insana saygısını yitirmemiş, doğallığından ve güzelliğinden bir şey kaybetmemiştir.

Peki, ne oldu da aynı Anadolu insanı şimdi bencilliğe, saygısızlığa, duyarsızlığa, yozlaşmaya doğru yönelmeye başladı. Bunun pek çok sebebi var elbet. Ancak bu sebeplerin en büyüğü sanattan uzaklaşmaktır. Ozanlarımız şiir söylemeyi, genç kızlarımız nakış işlemeyi, âşıklarımız türkü söylemeyi bıraktı nicedir. Çocuklarımız müzik bile olmayan, etrafa lanetler, küfürler yağdıran tuhaf şarkıları dinliyor. İnsanlarımızın hayatı bir tek ressamın eserini görmeden geçiyor. Önceleri her biri bir sanat harikası olan evlerimizin yerini şimdi dümdüz beton duvarlar alıyor. Her ilmeği bin emekle, umutla dokunan halıların yerinde yeller esiyor. İnsanlar Karagöz’ün, Hacivat’ın adını hiç öğrenmeden yaşıyor. Tiyatro çoktandır çıkmış hayatımızdan. Onun yerine her akşam televizyon karşısında ruhsuz, duygusuz diziler izleniyor sinema filmleri bile değil. Kısaca sanat toplum hayatımızdan yavaş yavaş çekilip yok oluyor.

hacivat-ve-karagoz-oyunu
Sanat, yaşamımızdan böyle uzaklaştıkça biz de birbirimizden, bizi biz yapan değerlerden, en önemlisi insanlığımızdan uzaklaşıyoruz. Sanat olmayınca sevgi, saygı, hoşgörü gibi kavramlar da giderek uzaklaşıyor bizden. Çünkü sanat güzeli, iyiyi, doğruyu arayışıdır insanın. Onun yerini doldurabilecek başka herhangi bir şey yoktur. Sanat olmayan bir hayat kupkuru, yararsız bir hayattır.

Peki, biz öğretmenler bu konuda neler yapabiliriz? Sanat, toplum yaşamımızdan sökülüp atılırken buna nasıl engel olabiliriz?
Görsel Sanatlar derslerini boyama, kesme, yapıştırma, belli bir müfredatı yetiştirme saatleri gibi görmekten vazgeçerek işe başlayabiliriz. Görsel sanatlar derslerinde öğrencilerimize hem ülkemizden hem de dünyadan sanat eserlerini tanıtabiliriz. Bu konuda yapılabilecek çok basit bir etkinlik sanat eseri inceleme çalışmalarıdır. Her ders için seçilen bir sanatçı öğrencilere tanıtılarak eserlerinden örnekler gösterilebilir. Sanatçı ve eserler seçilirken o haftanın kazanımına uygun seçimler çok kolaylıkla yapılabilir. Eser tanıtma aşamasında çocuklara “Bu eserde neler görüyorsun?”, “Hangi renkleri görüyorsun?”, “Bu eserde en hoşuna giden bölüm neresi?” gibi basit sorular sorularak çocuklar kaç yaşında olursa olsun gördükleri eser hakkında konuşmaları sağlanabilir. Burada amaç çocukları sanat eleştirmeni yapmak değil sadece sanata dikkatlerini çekebilmek ve belli bir farkındalık yaratmaktır. Daha sonra sanatçının seçilen eserlerinden birinin benzerini yapma çalışmaları yaptırılabilir. Bir öğrenci okul yaşamı boyunca birkaç sanatçıyı bu şekilde tanıyıp incelese onun hayatında pek çok şey değişecektir.

Müzik derslerimiz de sanat eğitimi açısından önemli bir fırsattır. Bu derslerde de çocuklara kaliteli müziği ve müzisyenleri tanıtarak işe başlayabiliriz. Hem Türk hem yabancı çok değerli müzisyenler gelip geçmişken insanlık tarihinden bizim çocuklarımızın sadece birkaç pop ya da arabesk şarkıcısını tanıması, en basitinden Dede Efendi’yi Münir Nurettin Selçuk’u, Mevlana’yı, Âşık Veysel’i bilmiyor olması büyük bir kayıptır.

mevlana
Şiiri ve edebiyatın diğer dallarını çocuklarımızın yaşamına sokmak da sanıldığından daha kolaydır. Örneğin her hafta için yerli ya da yabancı seçilen bir şairi çocuklarımıza tanıtmak için panolarımızın birinde bir köşe ayırabiliriz. Burada hem şairi tanıtıp hem de şiirlerinden çocuklarımızın yaş ve gelişim düzeyine uygun örnekleri sergileyebiliriz. Şiir dinletileri yapabiliriz. Seçtiğimiz önemli edebi eserleri çocuklarımızla birlikte okuyabilir, eleştirebilir, üzerine konuşabiliriz.
Kısaca çocuklarımıza sanatı tanıtmak sanıldığı kadar zor da değildir. Sanatla iç içe olmaya alışan çocuklarımızın hem davranışlarında hem de akademik başarılarında önemli gelişmeler olacaktır. En basitinden okul panosuna asılmış bir resmi tutup yırtmak yerine ona bakmayı öğreneceklerdir.

yunus-emre

Sanattan uzak bir toplum olmaya devam ettikçe sosyal sorunlarımız çözülmek bir yana büyüyerek artmaya devam edecektir. Öğrencilerimize herhangi bir derste saygı, sevgi, hoşgörü gibi kavramları istediğimiz kadar anlatalım onları sanattan bu şekilde uzak tutmaya devam edersek bu kavramlar testlerde soru çıkarsa doğru bilinen ancak asla hayata geçmeyen kavramlar olmaya devam edecektir. Bu nedenle sanat derslerimiz bir an önce öğrencileri güzel sanatların her alanıyla tanıştıracak bir yapıya kavuşturulmalı, ders saatleri arttırılmalı bunlar yapılıncaya kadar da özellikle sınıf öğretmenleri her fırsatta sanatı çocukların yaşamına sokmaya çalışmalıdır.

Yazan : Şebnem DEMİR

Kaynak :[-]

14 Şubat Sevgililer Günü için İstanbul’un üç müzesinde üç ayrı etkinlik var. İstanbul Modern, Pera Müzesi ve Sakıp Sabancı Müzesi, güne özel sergi, film ve konser etkinlikleri düzenliyor

14 subat

Haber: FisunYALÇINKAYA
Kaynak : cumhuriyet.com
14 Şubat Sevgililer Günü için hala bir program yapmamış olanlara İstanbul’un üç müzesinde üç ayrı etkinlik var. İstanbul Modern Müzesi, 14 ve 15 Şubat’ta sevgililer için özel bir tur tasarladı. Çiftlerin baş başa gezebileceği bir tur olarak düşünülen bu minik gezide aşkla ilgili beş yapıt özel olarak incelenebilecek. Müzenin Geçmiş ve Gelecek koleksiyon sergisinde aşka dokunan yapıtlardan oluşan bir seçki danışmadan alınacak tur planı eşliğinde gezilebiliyor. Bu özel sergi turundan sonra sevgililer, sosyal medyada #istanbulmoderndeaşkvar etiketiyle ve sergide çektikleri bir fotoğrafla check-in yaptıklarında, İstanbul Modern Mağaza’dan bu özel günü anımsatacak sürpriz birer hediyeye sahip olacak. Seçkide dört sanatçının aşkla ilgili hikayeleri yer alıyor. Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Eren Eyüboğlu’nun hikayesi Eyüboğlu’nun resimleri üzerinden, Aliye Berger’le Carl Berger’in aşkı Aliye Berger’in yaptığı portre üzerinden, Semiha Berksoy’la Nazım Hikmet’in aşkı da yine Berksoy’un bir eseri üzerinden ziyaretçilere bugün için özel olarak hazırlanıp verilen kitapçıklarda anlatılıyor. Kitapçıklarda sanatçı çiftlerin tanışmaları aşık olmaları ve hayatlarında birbirine dair önemli kesitlere yer veriliyor. Seçkide yer alan son sanatçı Nezaket Ekici. Ekici’nin ilkini 2002 yılında gerçekleştirdiği ‘Devinim İçinde Duygu’ isimli performansının videosu çiftlere öneriliyor. Performansta sanatçı, bir galeri odasının duvarlarından tavanına, yerdeki halıdan dolap kapağına kadar uzanan tüm yüzeylerini üç gün boyunca öpücüklerle donatıyor.
Pera Müzesi’nde sinema, Sabancı’da konser aşkı
Pera Müzesi ise dünyaca ünlü heykeltraş Alberto Giacometti’nin eserlerine yer veren yeni açılan sergisinin yanı sıra sevgililer gününe sinema aşkıyla yaklaşan programını sunuyor. ‘Sinema Seni Seviyorum’ programı kapsamında 14 Şubat’ta Godard’ın ‘Nefret’ filmi ve Brigitte Bardot hakkında bir belgesel gösterilecek. Çin’in ilk uluslararası kadın gitaristi Xuafei Yang, İstanbul Resitalleri kapsamında 14 Şubat’ta 20:00’de The Seed’de müzikseverlerle buluşacak. Resitale gelen dinleyiciler, 19:30’a kadar müzeyi ücretsiz ziyaret ederek, devam etmekte olan ‘Joan Miro Kadınlar, Kuşlar, Yıldızlar’ sergisini gezebilecekler.

matrakci-nasuh“Bu tablolar 1534 yılında Anadolu’nun İstanbul’dan Tebriz’e Tebriz’den Bağdat’a kadar resimli yol haritasıdır” 

Ünlü Türk minyatür sanatçısı, savaş oyunları uzmanı ve  tarihçi Matrakçı Nasuh’un eserleri, Ankara’da görücüye çıktı.

Kızılay metro istasyonunda, “Matrakçı’nın Şehirleri” konulu sergi  açıldı.

Açılışta konuşan Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Başkanı Turan Karataş,  serginin Matrakçı Nasuh’un minyatürlerinden oluştuğunu belirtti.

Karataş, sergide Prof. Dr Nurhan Atasoy’un seçtiği 40 eserin yer  aldığını ifade ederek, “Bu tablolar 1534 yılında Anadolu’nun İstanbul’dan  Tebriz’e Tebriz’den Bağdat’a kadar resimli yol haritasıdır. Matrakçı, bu eserlere  metre ve mil hesabını da koymuştur. Bu minyatürler şehirlerin 500 yıl önceki  tarihi neydi, oradaki eserler nasıldı, bunları kontrol etmek için birer belgedir”  dedi.

Karataş, serginin birkaç ay önce İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda da  açıldığını ve çok büyük ilgi gördüğünü söyledi.

“Matrakçı’nın Şehirleri” konulu sergi, 21 Şubat’a kadar gezilebilecek.

Kaynak: Medya

Akbank 11. Kısa Film Festivali kapsamında düzenlenecek “Kısa Film Yarışması”nda ön elemeyi geçen yapımlar belli oldu.

11.kısa film festivali

Akbank’tan yapılan açıklamaya göre, yarışma, bu yıl 16-26 Mart’ta gerçekleştirilecek festival kapsamında düzenlenecek.

Ön eleme sonuçları belli olan ve bu yıl ilk kez eklenen “Uluslararası Yarışma” kategorisi “Dünyadan Kısalar” bölümüyle kapsamı daha da genişleyen festivale, Papua Yeni Gine’den Meksika’ya, İskoçya’dan Suriye’ye, 6 kıtadaki 37 ülkeden toplam 712 kısa filmin başvurusu yapıldı.

“Yeni fikirleri desteklemeyi, genç sinemacılara kendilerini gösterme olanağı ve kısa film kültürüne katkı sağlamayı” amaçlayan festivalin oyuncu Esme Madra, yönetmenler Erdem Tepegöz ve Selim Evci’den oluşan ön eleme jüri kurulunun değerlendirmesi sonucu, “Festival Kısaları-Ulusal Yarışma Bölümü”ne katılan eserler arasından 14 film, “Dünyadan Kısalar-Uluslararası Yarışma Bölümü”nde 14 film izleyicilerle buluşmaya hak kazandı.

“Festival Kısaları-Uluslararası Yarışma Bölümü”nün ana jüri üyeleri, yönetmen Handan İpekçi, oyuncu-yönetmen Nazan Kesal, Işık Üniversitesi Sinema TV Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mutlu Parkan, oyuncu Taner Birsel ve Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı olarak belirlenirken, “Dünyadan Kısalar-Uluslararası Yarışma Bölümü”nünki ise yönetmen-senarist Jessica Woodworth, Berlin Film Festivali Kısa Film Küratörü Maike Mia Höhne, oyuncu Meltem Cumbul, görüntü yönetmeni Florent Herry ve Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı’dan oluşuyor.

Festival kapsamında ulusal ve uluslararası kategorilerde düzenlenecek yarışmada “En iyi film” seçilecek eserlerin yönetmenleri 5 bin dolarla ödüllendirilecek ve ülkenin çeşitli bölgelerindeki üniversitelerde gösterim turuna çıkacak.

Organizasyonda “Dünyadan Kısalar”, “Festival Kısaları”, “Kısadan Uzuna”, “Deneyimler”, “Belgesel Sinema”, “Yarışma Dışı Seçki” ve “Özel Gösterim” bölümleri alanlarında bu yıl toplam 23 ülkeden 86 kısa film ve 2 uzun metraj film seyirciyle ile buluşacak.

ÖN ELEMEYİ GEÇEN FİLMLER

“Festival Kısaları-Ulusal Yarışma Bölümü”nde ön elemeyi “Ayşe Gülsüm Özel’in Kovalı Süvari, Cansu Boğuşlu’nun Yabani Ot, Anıl Kaya’nın Dün Bugün Yarın, Ferit Karol’un Semer, Cüneyt Karakuş’un Suret, Oğuzhan Kaya’nın Mükemmel Bir Gün, Said Tuğcu ile Sıla Özsoy’un Altın Kızlar, Bedir Afşin’in Ne Topraktır Ne de Asfalt, Yasemin Akıncı’nın Kırmızı/Fransa Çok Güzel, Orhan İnce’nin Adem Başaran, Pelin Kırca’nın Memento Mori, Eylem Şen’in Asfur, Serhat Karaalan’ın Berfeşir/Dondurma, Serdar Önal ile Ömer Çapanoğlu’nun Wong Kar Wai Üzerine Kısa Bir Film” eserleri geçti.

“Dünyadan Kısalar-Uluslararası Yarışma Bölümü”nde ön elemeyi geçen yapımlar ise şöyle:

“Fransa’dan Andrea Baldini’nin Ferdinand Knapp, Polonya’dan Piotr Zlotorowicz’in Matka Ziemia, İsviçre ve Fransa’dan Kaspar Schiltknecht ile Jeremy Rosenthal’ın Le Mal Du Citron, ABD’den Joseph Oxford’un Me+Her, İsviçre’den Ursula Meier’in Tisina Mujo, Fransa’dan Jean-Michel Fete’nin Glissiere, Belçika’dan Jeannice Adriaansens’in Sprintij, Almanya’dan Paul Spengmann’in Unter Uns Das Blau, Almanya ve Azerbaycan’dan Elmar Imanov ile Engin Kundağ’ın Torn, Avusturya’dan Mark Gerstorfer’in Erlösung, Almanya’dan Xaver Xylophon’ın Roadtrip, Brezilya’dan Gustavo Vinagre’nin La Llamada, İspanya’dan Aitor Arregi’nin Zarautzen Erosi Zuen, Almanya’dan Andrej Gontcharov’un Berlin Troika.”

minyatur-kitapDünyanın ilk ve tek minyatür kitap müzesi, Guinness Rekorlar Kitabı’na girdi.

Tarihi İçerişehir’deki müzede sergilenen minyatür kitaplar, “Dünyanın en büyük minyatür kitap koleksiyonu” olarak onaylandı. Müzenin kurucusu ve minyatür kitap koleksiyonunun sahibi Zarife Salahova, 30 yıl önce minyatür kitap toplamaya başladığını ve bugün koleksiyonundaki 5 bin 600 kitabın müzede yer aldığını söyledi. Müzenin dünyada “ilk ve tek” olduğunu vurgulayan Salahova, bir kişinin en uzun tırnak kategorisinde Guinness’e girdiğini öğrenmesiyle başvuruda bulunmaya karar verdiğini bildirdi. Geçen yılki başvurunun ardından gönderdiği tüm belgeleri incelendiğini ifade eden Salahova, uzun bekleyişin ardından amacına ulaştığını ifade etti. Sadece 7,5 santimetreden küçük kitapları minyatür kitap olarak kabul edildiğini vurgulayan Salahova, koleksiyonunda bu standardı taşıyan 2 bin 913 kitap bulunduğunu bildirdi.

71 ÜLKEDEN KİTAP BULUNUYOR

Bakü’ye gelen turistlerin uğrak yeri olan müzede, 71 ülkede basılmış kitaplar bulunuyor. Müzede, minyatür kitapların yanı sıra farklı büyüteçler yardımıyla okunabilen mikro kitaplar da yer alıyor.

Japonya’da Toppan yayınevi tarafından basılan 0,75×0,75 milimetre ebadındaki “Dört Mevsim Çiçekleri” isimli kitap müzenin en küçük kitabı olma özelliğini taşıyor. Yirmi iki sayfalık bu kitap, özel mikroskop vasıtasıyla okunabiliyor.

“Picture of English History” kitabı 1815 baskısı, 16. yüzyıla ait “Masses of St. Francis of Assisi and St. Anne” kitabının çok eski tıpkı basımı ve 17. yüzyıla ait bir Kur’an-ı Kerim, müzenin en nadir eserlerini oluşturuyor. Alparslan Türkeş’in Dokuz Işık eseri ve Ümit Yaşar Oğuzcan’ın şiirlerinden oluşan mini kitapların yer aldığı müzede, Mustafa Kemal Atatürk’ün, 2008 yılında Azerbaycan’da yayımlanan eseri Nutuk da sergileniyor.

Kaynak: Medya

Seramik sanatçısı Nuray Erden ve Görsev Bilkay’ın İdol Seramik Atölyesi İzmir’den İstanbul’a geldi. Türkiye de ilk kez geçtiğimiz yıl Haziran ayında İzmir’de açılan bu özel seramik sergisi Beyaz Baston Görme Engelliler Haftasında bu kez İstanbul’da bir ilke imza attı.

gorme-engeller-sergisi

Tüm İdol sanatçılarının eserlerinden oluşan Seramik Sergisi Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı Derneği (TÜRGÖK ) yararına Gayrettepe Rotary Kulübü ve Rotary 2420 Bölge 4. Grup Kulüpler tarafından düzenlendi.

Sergiye katılımın yoğun olması dikkat çekerken, görme özürlülerin seramiklere elleriyle temas ederek eserleri incelemeleri çok özel görüntüler oluşmasına sebep oldu. Sergiye gelen görme özürlüler, sergilenen eserleri elleriyle tanırken, her eser ile ilgili bilgiyi ses kaydından dinleyerek ve kabartma Braille alfabesiyle yazılan tanıtım levhalarından öğrenebilme fırsatı buldular. Ayrıca seramik sanatçılarıyla tanışma ve görüşme olanağına da sahip oldular.

Sergi geliri “Görme Özürlüler Kitaplığı”’na

Serginin geliri Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı Derneği’ne bağışlanacak. Türkiye’nin ilk ve tek Görme Özürlüler Kitaplığı görme özürlülerin yazılı kaynaklardan yararlanmalarını sağlamak, onların eğitimine ve kültürel gelişimine katkıda bulunmak için 2004 yılında İzmir’de kurulmuştur. Bugüne kadar Türkiye’nin her yerine ve İngiltere Hollanda ve Kıbrıs, Amerika ve Almanya’daki görme özürlülerimize kabartma (Braille) harfleriyle yazılan kitaplar dergiler ve ses kayıtlarını ücretsiz ve iadesiz göndererek hizmet vermektedir. Bugüne kadar 6 bine yakın görme özürlüye hizmet verilmiştir.

Sergi 13-21 Ocak 2015 Saat 11.00 ile 19.00

Beşiktaş Belediyesi

Ortaköy Kültür Merkezi

Kaynak: Cumhuriyet

Ustalara Saygı geceleri kapsamında 12 Ocak’ta şairin doğum günü kutlanıyor. Gecede kendi sesinden şiirler dinlenecek, onu ve dostlarını tanımış Hıfzı Topu anılar anlatacak.

Nazım Hikmet

Beşiktaş Belediyesi tarafından 10 senedir düzenlenen “Ustalara Saygı” etkinlikleri, yeni yılda geleneksel Nâzım Hikmet gecesiyle devam ediyor. Şairi 15 Ocak’ta kutlanacak 113. doğum günü dolayısıyla anmayı hedefleyen etkinlik, 12 Ocak Pazartesi akşamı gerçekleştirilecek. Faruk Şüyün’ün hazırladığı ve moderatörlüğünü üstlendiği “Ustalara Saygı” toplantısı, saat 20.00’den itibaren Melih Cevdet Anday Sahnesi’nde (Akatlar Kültür Merkezi) takip edilebilir.

Yapıtlarıyla edebiyat, tiyatro, sinema , müzik ve resmi de besleyen Nazım Hikmet, gecede sanatın farklı dallarından örneklerle anılacak.

Nâzım Hikmet’le ilgili yaşamından görüntülerin gösterileceği, kendi sesinden şiirlerin dinletileceği gecede Vedat Sakman, şairin şiirlerinden bestelediği 5 yapıtıyla mini bir konser verecek.

Nâzım Hikmet’i ve dostlarını yakından tanımış olan Hıfzı Topuz’un anılarını anlatacağı gecede edebiyatçı Osman Şahin, ustanın “Kadınlarımız” şiirini seslendirecek.

Türkiye televizyonlarında yasaklı olduğu dönemde Korkut Akın’ın hazırladığı bir programda ilk kez gösterilen Nâzım Hikmet görüntülerinin de yansıtılacağı gecede, Salkımsöğüt şiirinden Ethem Onur Bilgiç’in yaptığı animasyon da yer alacak.

Nâzım Hikmet’in Türkçede yayımlanmamış ve/veya yitik sanılan eserlerini bulan, yayınlanmasını sağlayan, ustanın yurtdışındaki fotoğraflarından oluşan “Alnımın Çizgilerindesin Memleketim” sergisinin de aralarında bulunduğu çok sayıda etkinlik düzenleyen M. Melih Güneş’in ustayı anlatacağı gecenin diğer konuşmacıları Atilla Birkiye, Göksel Aymaz, Işık Öğütçü, Turgay Fişekçi olacak…

“Türk Musikisinde Ermeni Bestekarlar” temalı konser ile Ermeni asıllı bestecilerimiz anıldı.

Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu, "Türk Musikisinde Ermeni Bestekarlar" temalı bir konser verdi.

Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu, “Türk Musikisinde Ermeni Bestekarlar” temalı bir konser verdi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Üniversitesi (İÜ) Edebiyat Fakültesi, Türk Ocakları İstanbul Şubesi, İÜ Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü’nün işbirliği ile düzenlenen “19-20. Yüzyıllarda Türk-Ermeni İlişkileri Sempozyumu” programı kapsamındaki konser, üniversitenin Fen Fakültesi Cemil Bilsel Konferans Salonu’da gerçekleştirildi.

Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu’nun verdiği konserin sanat yönetmenliğini Mehmet Güntekin üstlenirken, eserleri solistler Hakan Hataylı ile Ezgi Köker seslendirdi.

Koroya kanunda Hacer Tısoğlu, udda O. Nuri Özpekel, kemençede Şehnaz Ayan, tamburda Ege Yıldız, kemanda Şükrü Özoğuz ile viyolonselde Volkan Ertem eşlik etti.

Konserin sonunda sanatçı ve solistlere, protokol tarafından plaket takdim edildi.

Yazar : Şengül DURUCU

Resim yapmaya çocuk denecek yaşlarda başladı. Varlıklı bir ailenin oğluydu. 19 yaşında kendi stüdyosunu kurdu. Tabloları en başından beri çok beğenildi. Hollanda Prensi Frederik Hendrik en büyük hayranlarından ve en iyi alıcılarından biriydi. 25 yaşında çırakları da olan ünlü bir ressamdı. Gösterişten, yapmacıklıktan uzak gerçekçi üslubu öyle etkileyiciydi ve özgündü ki, taklit edilemedi. Tablolarında kullandığı “siyah”ın tonu hiçbir ressam tarafından tutturulamadı. Hatta “Rembrandt siyahı” olarak adlandırılan bu renk bugün bilgisayarla dahi tutturulamıyor.

İşte ressamların ressamı, “ışığın ve gölgenin ustası” Rembrandt’a ve üslubuna dair pek de bilinmeyen bilgiler…

Resim yapmaya çocuk denecek yaşlarda başladı. Varlıklı bir ailenin oğluydu. 19 yaşında kendi stüdyosunu kurdu. Tabloları en başından beri çok beğenildi. Hollanda Prensi Frederik Hendrik en büyük hayranlarından ve en iyi alıcılarından biriydi. 25 yaşında çırakları da olan ünlü bir ressamdı. Gösterişten, yapmacıklıktan uzak gerçekçi üslubu öyle etkileyiciydi ve özgündü ki, taklit edilemedi. Tablolarında kullandığı “siyah”ın tonu hiçbir ressam tarafından tutturulamadı. Hatta “Rembrandt siyahı” olarak adlandırılan bu renk bugün bilgisayarla dahi tutturulamıyor.

İşte ressamların ressamı, “ışığın ve gölgenin ustası” Rembrandt’a ve üslubuna dair pek de bilinmeyen 16 bilgi…

Gerçeğin izinde bir hayat

gercegin-izinde-bir-hayat-listelist (1)

Eserlerinde yapmacıklıktan, güzellikten ve incelikten hoşlanmazdı. Bunlar onu sıkıyordu. Para kazanmak için soyluların ve burjuvaların tablolarını yapsa da, sıradan insanlar hep daha çok ilgisini çekti. Sıradan insanların günlük yaşantısını gerçekçi bir üslupla aktardı. Bu özelliği, çağının en iyi ressamları arasında yer almasını sağladı.

Gravürün babası

gravurun-babasi-listelist

14 yaşında okulu bıraktı, Leyda’lı ressam Jacob Isaacksz Van Swanenburgh’un atölyesinde ilk çizimlerini yapmaya başladı. Bir süre sonra Amsterdam’a gitti; ilk ustası gibi İtalyan resim sanatına hayran olan Pieter Lastmann’ın yanında çalıştı. 1625′te Leyda’ya döndü. Özellikle gravürle uğraştı. Gravür sanatı, gerçek değerini ve resim dünyasındaki yerini Rembrandt’a borçludur.

Fotoğraf tekniğine rehber oldu

fotograf-teknigine-rehber-oldu-listelist-2

1630’larda oldukça popülerdi; “ışığın ressamı” deniliyordu ona. Soylular ve burjuvalar resmini yapması için adeta sıraya girmişti. Tablolarındaki ışık ve gölge oyunları öyle başarılıdır ki bugün dahi üniversitelerin fotoğraf bölümlerinde “Rembrandt Aydınlatması” konu olarak işlenmektedir.

Merak edenler için Rembrandt Aydınlatması: Nokta ışık veren ışık kaynaklarıyla gerçekleştirilen bir aydınlatmadır. Konunun dikkat çekilmek istenen yerleri aydınlatılırken, diğer yerler ya yarı aydınlık ya da tamamen karanlık olarak bırakılır. Işıklı alanlardan gölgeli alanlara geçiş çok yumuşaktır. Böylece görüntü, etkileyici bir derinlik kazanır.

Tarihteki ilk reklam çalışması

tarihteki-ilk-reklam-calismasi-listelist

Ressamın 1631’de yaptığı “Nicolaes Ruts’un Portresi” eseri, dünyadaki belki de ilk reklam çalışmalarından biridir. Rembrandt, dönemin zengin kürk tüccarı Ruts’un portresini, kendi sattığı kürklerden birinin içinde resmederek ürününün reklamını da yapmıştı. Tarihteki ilk reklam çalışması olarak kabul edilen bu portre, Rembrandt’ın sanat yaşamındaki en estetik, en yumuşak resimlerinden biriydi.

İnsanları değil adeta ruhlarını resmediyordu

insanlari-degil-adeta-ruhlarini-resmediyordu-listelist1,

Rembrandt gösteriş meraklısı zengin müşterilerini yalnızca istedikleri gibi resmetmekle kalmıyor, âdeta ruhlarını okuyor ve gördüğü şeyi tüm çıplaklığıyla tuvaline yansıtıyordu. Bir papazı resmettiği “Johannes Wtenbogaert’in Portresi (1633)” adlı eserinde yaşlı adamı; donuk gözleri, melankolik ve biraz şaşkın havasıyla hiç kimse tuvaline ondan daha iyi aktaramazdı.

Sanatçıydı ve gereğini yaptı; insanları rahatsız etti

sanatciydi-ve-geregini-yapti-insanlari-rahatsiz-etti-listelist

Rembrandt’ın gerçekliğe sadakati bazı resimlerinde rahatsız edici boyutlara varıyordu. Acımasız bir psikolog gibiydi. İnsanların tüm korkularını, acılarını ve çaresizliklerini tuvaline fütursuzca yansıtıyordu. Bu, dönemin insanlarının alışageldiğinin dışında bir şeydi. Bir insan resmini güzel görünmek için yaptırırdı; böylesi çıplak gerçeklik çok rahatsız ediciydi. Ressamın istediği de buydu zaten; onları rahatsız etmek. Zaten gerçek sanatçının görevi de bu değil miydi?

Yalnızca bir ressam değil, simyacıydı

yalnizca-bir-ressam-degil-simyaciydi-listelist

O dönemde hazır boya diye bir şey yoktu. Tüm ressamlar boyasını, tıpkı bir simyacı gibi kendisi yapardı. Öd, kan, sidik, safra, çimen, toprak; akla gelebilecek her türlü doğal maddeden kalıcılığı kusursuz boyalar yapılırdı. Ressamlık kolay değildi; bilgi ve sabır gerektiriyordu. Rembrandt’ınboya üretmede özel teknikleri vardı. Boyalarını yapıp kötü kokulu keten yağının içinde bekletirdi. Gerçek bir yağlıboya ustasıydı. Çağdaşları onun boya ve çizim tekniğini asla keşfedemedi. Ondan başka hiç kimse kalın ve durağan çizgilerle, ince ve akıcı çizgileri böylesine başarılı bir şekilde harmanlayamadı.

Karısı onun yaşam kaynağıydı

karisi-onun-yasam-kaynagiydi-listelist

Ressamlığının yanı sıra aynı zamanda iyi bir işadamıydı. Ortağıyla birlikte orijinal resimler alıp satıyor, kopyalar yapıyordu. Valinin kızı olan karısı Saskie Uylenburgh sayesinde sosyeteye girmiş, daha çok sipariş almaya, dolayısıyla daha çok kazanmaya başlamıştı. Karısını çok seviyordu. Çiçeklerle betimlemeyi sevdiği karısı onun adeta yaşam kaynağıydı. Saskie öldükten sonra resimleri çok daha karamsar bir havaya büründü.

Koleksiyoner bir ressam

koleksiyoner-bir-ressam-listelist

İyi bir koleksiyonerdi. Sanat adına yaptığını söylese de, bu işten iyi gelir elde ettiği kesindi. Aldığı şeylerde sınır yoktu. Büyük ustaların tablolarından Japon miğferlerine, Endonezya mızraklarından Roma büstlerine her şeyi satın alıyordu.

Ve sanat tarihine yön veren bir tablo: “Gece Devriyesi”

ve-sanat-tarihine-yon-veren-bir-tablo-gece-devriyesi-listelist

Portreleri sadece yeni zenginlerin değil, köklü ailelerin de duvarlarını süslüyordu. Ancak lüks yaşamını sürdürmek için daha çok paraya ihtiyacı vardı. Sadece portre yapmak geçinmek için yeterli değildi. Kendisinden o dönemde popüler olmaya başlayan şekilde, “hiyerarşik düzen içerisinde” grup resimleri yapması istendi. Elbette Rembrandt bu düzeni önemsemedi ve grup resmini gerçek bir olaya, toplumsal bir drama dönüştürdü. Ve ortaya “Gece Devriyesi” tablosu çıktı. Tablo 1642 yılında yalnızca sanat camiasında değil, ticaret ve para dünyasında da olay yarattı.

İlk üç boyutlu resim de “Gece Devriyesi”

ilk-uc-boyutlu-resim-gece-devriyesi-listelist

Gece Devriyesi’nin özelliği bununla bitmedi… Rembrandt, dönemi için oldukça sıradışı ve yenilikçi bir ressamdı. Eserlerinde hareket vardı. Tablolarındaki insan figürleri, tablonun içinden çıkacak ve karşısındaki ile konuşmaya başlayacak gibi duruyordu. İşte bu derinlik “Gece Devriyesi”nin resim tarihinin ilk üç boyutlu çalışması olarak kabul görmesini sağladı.

Altın Çocuk’un düşüşü

altin-cocukun-dususu-listelist

“Gece Devriyesi” ona âdeta uğursuz geldi. Bu tablodan sonra hayatında ve sanat yaşamında olumsuz yönde önemli değişiklikler oldu. Önce karısını kaybetti. Bu ölüm onun sanat üslubuna yansıdı. Resimlerindeki görkemli çizgiler yerini tatlı bir sevecenliğe bıraktı. Ve “Hollanda’nın altın çocuğu” ilan edilmiş olan Rembrandt ilk kez, müşterisi, yaptığı portreyi beğenmediği içinparasını alamadı. Bu olay kulaktan kulağa yayıldı. Sanat tarihinin bu en kendini beğenmiş, en küstah ressamı bunu kendine yediremedi ve Hakem Heyeti’nin toplanmasını istedi. Heyet de aynı fikirdeydi.

İçe kapanış ve yeniden doğuş

ice-kapanis-ve-yeniden-dogus-listelist

Tüm bu olanlar üzerine Rembrandt daha da içine kapandı. Zengin ve güçlü insanlar yerine sıradan insanların portrelerini yapmaya başladı. Onların saflık, yoksunluk ve sevecenliğini başarılı bir şekilde tablolarına yansıttı. Bu dönem, bir kabuğuna çekilme, kendini arama ve yeniden yaratma dönemiydi.

Yeni dönem, yeni üsluplar

yeni-donem-yeni-usluplar-listelist

Özellikle Seksen Yıl Savaşı’ndan sonra beğeniler ve sanat anlayışı da değişmeye başladı. Doğallık ve sadelik gibi erdemlerin yerini yapaylık ve karmaşıklık; bir zamanların sade giyimli insanlarının yerini, görkemli şapkaları ve giysileriyle âdeta tavus kuşunu andıran bir kuşak almıştı. Kirli kahverengisi ve sarısının yanı sıra Rembrandt’ın mütevazı giysiler içindeki erkekleri ve şişman kadınları da tarihe karışıyordu.

“Kendini aşamamış bir zavallı”

kendini-asamamis-bir-zavalli-listelist

Artık kimse ondan resim istemiyordu. Sanat eleştirmenleri ünlü ressamı çılgın bir yenilikçi değil, “kendini aşamamış bir zavallı” olarak görmeye başladı. 1650’li yıllarda yaptığı resimlerde incelikten eser yoktu. Öyle ki, neredeyse bitmemiş gibiydiler. Aslında çağın akademisyenlerini ölesiye korkutan yeni bir yola girmişti. Özellikle son dönem çalışmalarında, taslakla resim arasındaki farkı yok etmeye başlamıştı.

Gerçeği, yalnızca gerçeği çizen ressam

gercegi-yalnizca-gercegi-cizen-ressam-listelist

1656 yılında iflas etti; evi, tabloları ve tüm koleksiyonları açık artırmayla satıldı. Ancak elde edilen para yine de borçlarını karşılamaya yetmedi. Bu tarihten sonra bambaşka bir Rembrandt olarak geri döndü. Yenilenen belediye binası için şans eseri, aniden ölen bir ressamın yerine yapmak üzere yeni bir sipariş aldı. Tablo Hollanda’nın kuruluşu ile ilgiliydi. Tabloyu kendisinden istenen şekilde yapabilir, buradan elde edeceği gelirle tüm maddi sorunlarını giderebilirdi. Ancak o yine yapması gerekeni yaptı ve gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Tabii bu durum Hollandalıları pek memnun etmedi; tablo geri çevrildi. Ülkenin “Altın Çocuğu” reddedilmiş, aşağılanmış ve kovulmuştu. Dev boyutlardaki tabloyu, belki yaşadığı küçük eve sığdıramayacağından, belki de sinirinden parçaladı; daha sonra bu tablonun çok az bir kısmı bulunabildi.

Kaynak :[-]

GÜLDESTANGeçmişle günümüzü buluşturan, antik metinlerden günümüze süren yolculukta, sonunda ‘gül’e ulaşan ‘Güldestan’ eklenen yeni bölümlerle yıllar sonra yeniden İstanbul’da sahnelenecek. MDTİst (Modern Dans Topluluğu İstanbul) Genel Sanat Yönetmeni Beyhan Murphy’nin ilk kez 2004’te Mercan Dede ile beraber hazırladığı, o günden bugüne, Mersin, Antalya, Samsun, İzmir ve İstanbul olmak üzere beş Devlet Opera ve Balesi tarafından yerleşik sahnelerde ve Hollanda, Çin, Almanya, Makedonya ve Fransa’da sahnelenmiş olan Güldestan’ın 10. yılını kutluyor.

Güldestan’da bir göç yolundan şehirdeki kafeye, çağdaş yazar Orhan Pamuk’un eserlerinden 18.yy’da Evliya Çelebi’ye, modern insanın içsel yolculuklarından sema’ya, Osmanlı zamanlarından modern İstanbul’a ve nihayetinde de GÜL’e varan bir yolculuk anlatılıyor. Mercan Dede ve Beyhan Murphy’nin proje içerisinde buluşması, Güldestan’ı, sadece elektronik müzik ve sufi gelenekleriyle müzikal anlamda değil, mekansal ve anlatım biçimi açısından da geçmişle geleceği buluşturan unsurlar taşıyor.

Geçmiş yıllarda Güldestan’da dans etmiş konuk sanatçılarla birlikte, MDTİstanbul dansçıları tarafından sahnelenecek temsilde, Mercan Dede’nin canlı performansı ile sahnede viyola, kanun, çello, klarnet ve perküsyonun yer aldığı orkestra ve Ara Güler’in fotoğrafları eşlik ediyor.

İstanbul’da en son 2008 yılında AKM’de sahnelenen oyunun yeni temsilleri, 18-19 Kasım ve 14-17 Aralık tarihlerinde Fulya Sanat Merkezi’nde gerçekleşecek.

outings-project-paris-3Avrupa’nın çeşitli kentlerinde Ağustos ayından beri yeni bir sanat hareketi başlamış gibi görünüyor. Müzelerde sergilenen eserler sokak sanatı gibi duvarlara taşınıp yeniden üretilerek sokak kültürüne sunuluyor.

Bir süreden beri Paris, Londra, Barcelona, Madrid gibi çeşitli Avrupa kentlerinin sokaklarında, sokak aralarında ilginç duvar resimleri ortaya çıkmış durumda. Genellikle sokak sanatçılarının güncel konuları işledikleri duvarlarda resim sanatın pek tanınmayan hatta ressamları dahi bilinmeyen; bir nevi unutulmuş örnekleri boy göstermeye başlamış.

Outlings adı verilen bu proje Fransız sanatçı, görsel tasarımcı, yazar, yönetmen, görüntü yönetmeni, editör ve yapımcı Julien de Casabianca’nın fikri. Tarihi eserlerin yeterince ilgi çekmemesi ve insanların bu eserlerle ilişki kurmamasını dert edinen sanatçı, geçtiğimiz Ağustos ayının sonlarına doğru bu fikri ortaya atmış. Proje fikir itibariyle herkesin katılımına açık.

Outings // Dijon

Outings // Dijon

Sanatçısı bilinmeyen resimleri tercih ettiklerini söyleyen Julien de Casabianca, hangi yüzyıl olduğunun önemi olmadığını ve kendilerinin 15. 17. yüzyıl eserlerini sokağa taşıdığını söylüyor. Projede önemli olan sanat tarihinin yaratıcısı bilinmeyen isimlerini kamu kültürüne yeniden kazanmak.

Projeye katılmak ise oldukça basit, fotoğraf çekebilen herhangi bir telefonla bile bu projeye dahil olabilirsiniz.

Outings // Dijon

Outings // Dijon

Julien de Casabianca proje için hazırladığı http://www.outings-project.org/ sitesinde müzelerde fotoğraf çekimlerine izin verilmediği için görevliler sizi uyarmadan hızlıca fotoğrafı çekmenizi tavsiye ediyor. Görevlilerin uyarıdan sonra genellikle sizi takip etmeyeceklerini belirterek bu sayede yan odada başka bir fotoğraf çekebileceğinizi ekliyor.

Outings // Londra

Outings // Londra

Resimlere zarar vermemek için flash kullanmadan yapılması gereken çekimler daha sonra phtoshop yardımıyla çerçeveden çıkartılıyor ve kağıda aktarılıyor. Daha sonra duvar yapıştırıcısı kullanarak yapıştırılıyor ancak yerlere dikkat etmek gerekiyor. Kamu binalarına, hastanelere, anıtlara veya okullara yapıştırılmaması gerekiyor.

Julien de Casabianca, grafiti bazı insanlar tarafından duvara zarar veren bir şey olarak algılanılsa da yaptıkları duvar kâğıtlarının duvara zarar vermeden döküldüğü ifade ediyor.

Outings // Madrid

Outings // Madrid

Casabianca, modern sanat ürünlerinde telif hakkı problemi olduğuna dikkat çekerek “Biz sanat yapıyoruz ticaret yapmıyoruz. Önemli olan sanat eserlerinden adilce yararlanma ve ifade özgürlüğüdür” diyor.

Outings // Londra

Outings // Londra

Outings // Londra

Outings // Londra

Outings // Paris

Outings // Paris

Outings // Paris

Outings // Paris

Outings // Paris

Outings // Paris

Kaynak: Sol

Acil Tıp Uzmanları Derneğinin (ATUDER) düzenlemiş olduğu “Acilin Öyküsü” adlı öykü yarışmasına başvurular baladı. Ağa yarışmanın şartnamesini ve afişini görebilirsiniz.

atuder-oyku-yarismasi

YARIŞMA KURALLARI

1. Yarışmamız uluslararası katılıma açıktır. Her yaş ve meslek kümesinden ilgililer yarışmaya katılabilir.

2. Öykülerin konusu acil tıp (eğitim, acil servisler, 112’lerde yaşananlar, vb.) ile ilgili olmalıdır.

3. Yarışmaya katılan öyküler hiçbir yerde yayımlanmamış olmalıdır.

4. Başvuru için öykü ve kimlik dosyası olmak üzere elektronik ortamda iki dosya [email protected] adresine gönderilmelidir. Başvurular sadece elektronik ortamda kabul edilecektir.

5. Öykü dosyası: Öyküler Microsoft Office Word programıyla A4 kâğıt boyutunda, bir buçuk satır aralığıyla, 12 punto, Times New Roman karakteriyle beş sayfayı geçmeyecek şekilde yazılmalıdır. Gönderilecek öyküyü içeren MS Word dosyasını adı öykünün adı olmalıdır.

6. Kimlik dosyası: Öykü Yazarının “adı-soyadı, yaşı, cinsiyeti, mesleği, telefon numarası, e- posta adresi ve yaşadığı il” bilgilerini içermelidir.

7. Son Başvuru tarihi 01 Ocak 2015 tarihidir.

8. Sonuçların resmi duyurusu Mayıs 2015 tarihinde yapılacak olan Acil Tıp Uzmanları Derneği Kongresi’nde ilan edilecek ve ödüller verilecektir.

9. Kişiler sadece bir öykü ile katılabilir.

10. Ödül olarak:

Birinciye : 2.000 TL

İkinciye : 1.500 TL

Üçüncüye: 1.000 TL verilecektir.

11. Şartnameye uymayan katılımcıların eserleri değerlendirmeye tabi tutulmayacaktır.

12. Yarışmaya katılan öyküler, gerek görüldüğü takdirde, telif hakları Acil Tıp Uzmanları Derneği’nde olmak kaydıyla yazarın adıyla yayımlanabilecektir.

13. Yarışmaya katılan yazarlara (yayınları bastırılıp çoğaltılmış olsa da) telif ücreti veya ücret yerine geçecek herhangi bir karşılık ödenmeyecektir. Yalnızca öyküleri kitaplaşanlara, kargo bedeli tarafımızca karşılanmak kaydıyla üç adet kitap hediye edilecektir. Yarışmaya katılan yazarlar eserleriyle ilgili telif haklarını Acil Tıp Uzmanları Derneğine devredeceklerdir.

14. Değerlendirme jürisinde görev alan kişiler, bu kişilerle birinci dereceden kan bağı olanlar ile onların yakınları yarışmaya katılamazlar.

15. Eserlerin yazımında TDK Yazım Kılavuzu’na uyulmalıdır.

16. Eserler milli ve manevi değerlere, genel ve evrensel ahlak ile insanlık ilkelerine uygun olmalıdır.

17. Yarışmaya katılan eserlerin, intihal (çalıntı) veya suç unsuru içermesi vb. durumlarda (yayınların) içindeki tüm bilgilerin hukuki ve cezai sorumluluğu yazara aittir.

18. İhtilaf halinde Türkiye Cumhuriyeti Mahkemeleri yetkilidir.

19. Yarışmaya katılanlar yukarıdaki şartları kabul etmiş sayılacaktır.

Jüri Üyeleri

Prof. Dr. Başar Cander Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Acil Bölümü

Prof. Dr. Cuma Yıldırım Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Bölümü

Prof. Dr. Mehmet Gül Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Acil Bölümü

Doç. Dr. Zeynep G. Çakır Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Bölümü

Prof. Dr. Hasan Kavruk İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Bölümü

Prof. Dr. Cengiz Yakıncı İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Bölümü

Dr. Sema Selvioğlu İl Ambulans Servis Komuta Merkezi Şefi İstanbul

 

Detaylı bilgi için lütfen TIKLAYINIZ