Nar Sanat
  • Ana Sayfa
  • Eğitmenler
  • Kurslar
    • Müzik Eğitimleri
      • Gitar Eğitimi
      • Piyano Eğitimi
      • Keman Eğitimi
      • Bateri Eğitimi
      • Şan Eğitimi
      • Bağlama Eğitimi
      • Akordeon Eğitimi
      • Flüt Eğitimi
      • Kanun Eğitimi
      • Saksafon Eğitimi
      • Org Eğitimi
      • Ud Eğitimi
      • Solfej Eğitimi
      • Klarnet Eğitimi
      • Viyolonsel (Çello) Eğitimi
    • Görsel Sanatlar
      • Resim Kursları
      • Kara Kalem
      • Karikatür
      • Fotoğraf
    • Sahne Sanatları
      • Tiyatro
      • Diksiyon
      • Senaryo ve Kısa Film
      • Yaratıcı Drama
      • Yaratıcı Drama Liderliği
      • Yetişkinler için Drama
    • Dans Kursları
      • Bale
      • Halk Dansları (Folklor) Kursu
      • Modern Dans
      • Hip Hop
        • Çocuk HipHop Dans
        • Yetişkin HipHop Dans
      • Oryantal dans kursu
        • Zumba
      • Düğün Dansı
      • Latin Dansları
        • Tango
        • Salsa
        • Swing – Lindy Hop
        • Vals
        • Bachata
        • Samba
        • Lambada
        • Rumba
        • Cha Cha
        • Flamenko
        • Merenge
    • Koro
      • Türk Halk Müziği
      • Türk Sanat Müziği
  • Kurumsal
    • About Us
    • Basında Biz
    • Haberler
    • Akademik Yazılar
  • İletişim
  • Menu Menu
  • Link to Facebook
  • Link to Instagram
  • Link to Mail

Şunun için etiket arşivi: Cam

Sanat Haberleri

William Shakespeare’in ölümsüz aşk öyküsü ‘Romeo ve Juliet’ İstanbul’da

William Shakespeare’in ölümsüz aşk öyküsü ‘Romeo ve Juliet’, 21 Şubat’ta İstanbul’da sahnelenecek. Gösteri için 13 tır dolusu dekor, kostüm ve teknik donanım İstanbul’a getirilecek.

William Shakespeare Romeo ve Juliet

Gösteri ve sahne sanatları örneklerinin sınırlarını zorlayan bir proje olarak gösterilen ‘Romeo ve Juliet’ Şubat ayında İstanbul’a geliyor. 45 oyuncunun rol aldığı ve büyük bir teknik ekiple İstanbul’da sahne almaya hazırlanan ‘Romeo ve Juliet’ ekibi oyuncuların yanı sıra 40 teknisyen, 6 kişilik iletişim ekibi, 15 kişilik yapım sorumlusundan oluşuyor.

Bugüne dek sayısız kez bale, film, müzikal ve opera olarak sahnelenen William Shakespeare’in ölümsüz eseri, 3 boyutlu dijital sahne tasarımıyla ve orijinal dilinde sahnelenecek. Temsil sırasında 23 sahne değişimi ve 270’ten fazla kostümün kullanıldığı oyun için 13 tır dolusu dekor, kostüm ve teknik donanım İstanbul’a getiriliyor. Yönetmenliğini Giuliano Peparini’nin üstlendiği, besteleri Gerard Presgurvic, şarkı sözleri ise Vincenzo Incenzo’e ait oyun, 1 Mart’a kadar Zorlu PSM’de izlenebilecek.

Romeo e Giulietta

Etkinlik Hakkında

Shakespeare’in 420 yıl önceki hayali,
bugünün hayal gücüyle İstanbul’da…

Sonsuz aşkın müzikle dansı
Romeo & Giulietta

Cesur bir prodüktör, çılgın bir yönetmen ve 45 eşsiz oyuncu, dansçı ve akrobat; Shakespeare’in o günlerde hayal bile edemeyeceği 3 boyutlu dijital bir sahnede bu unutulmaz hikayeye yeniden hayat veriyor.

İtalya’da 8 ay gibi kısa bir sürede 400.000 kişiyi büyüleyen Romeo e Giulietta, Ama e Cambia il Mondo 270’ten fazla benzersiz kostüm, 23 sahne değişimi ve üstün teknolojik alt yapısıyla İstanbullu sanatseverlere bugüne kadar yaşamadıkları bir deneyim yaşatmak için geliyor.

İtalya’da gelmiş geçmiş en görkemli gösteri olarak adlandırılan bu muhteşem show 21 Şubat’ta Zorlu Center PSM’de perdelerini açıyor.

Aşkla değişir dünya

Verona’nın iki soylu ailesi, Montegue ve Capuleti’lerin ölümcül nefretleri iki gencin ilk görüşte başlayan ve kaderlerini mühürleyecek olan aşkına engel olamaz. Aşıkların trajik intiharıyla ölüm aşkı ebediyete yüceltirken, düşman aileleri vicdan azabıyla tüketir.

Shakespeare’in eserinde aşk, insani bir tecrübeden tüm evreni içine alacak evrensel bir boyuta taşınıyor. Shakespeare karanlığın ve ışığın üzerinde duruyor.

Romeo e Giulietta, Ama e Cambia il Mondo’da müzik, hikayeyi yeniden yaratıyor. Her özgün yorumunda olduğu gibi klasik eserin özüne hem saygı duyuyor hem ihanet ediyor.

Çatışmaları aydınlatan, tutkuları gizleyen ışık bu özgün yorumda bize müzikle dönüyor ve kötülüğün renklerini güçle doldururken, iyiliğin çerçevesini yumuşak tonlarla çiziyor.

Müzikler ve ritim kimi zaman deliliği, kimi zaman ahlakın terk edilişini simgeliyor. Aşk resmedilirken ise bunun aksine iki aşığın tutkusunun, sonsuz bekleyişinin ve çektikleri işkencenin altını çiziyor.

Vincenzo Incenzo

Yazar William Shakespeare,
Yapımcı David Zard,
Müzik Gérard Presgurvic,
Italyanca Uyarlama Vincenzo Incenzo,
Yönetmen Giuliano Peparini

30 Ocak 2015/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2015/01/William-Shakespeare-Romeo-ve-Juliet.jpg 442 788 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2015-01-30 15:36:192015-01-30 15:36:19William Shakespeare’in ölümsüz aşk öyküsü ‘Romeo ve Juliet’ İstanbul’da
Sanat Haberleri

“Rembrandt siyahı” ve ressamı hakkında pek bilinmeyen farklı gerçekler

Yazar : Şengül DURUCU

Resim yapmaya çocuk denecek yaşlarda başladı. Varlıklı bir ailenin oğluydu. 19 yaşında kendi stüdyosunu kurdu. Tabloları en başından beri çok beğenildi. Hollanda Prensi Frederik Hendrik en büyük hayranlarından ve en iyi alıcılarından biriydi. 25 yaşında çırakları da olan ünlü bir ressamdı. Gösterişten, yapmacıklıktan uzak gerçekçi üslubu öyle etkileyiciydi ve özgündü ki, taklit edilemedi. Tablolarında kullandığı “siyah”ın tonu hiçbir ressam tarafından tutturulamadı. Hatta “Rembrandt siyahı” olarak adlandırılan bu renk bugün bilgisayarla dahi tutturulamıyor.

İşte ressamların ressamı, “ışığın ve gölgenin ustası” Rembrandt’a ve üslubuna dair pek de bilinmeyen bilgiler…

Resim yapmaya çocuk denecek yaşlarda başladı. Varlıklı bir ailenin oğluydu. 19 yaşında kendi stüdyosunu kurdu. Tabloları en başından beri çok beğenildi. Hollanda Prensi Frederik Hendrik en büyük hayranlarından ve en iyi alıcılarından biriydi. 25 yaşında çırakları da olan ünlü bir ressamdı. Gösterişten, yapmacıklıktan uzak gerçekçi üslubu öyle etkileyiciydi ve özgündü ki, taklit edilemedi. Tablolarında kullandığı “siyah”ın tonu hiçbir ressam tarafından tutturulamadı. Hatta “Rembrandt siyahı” olarak adlandırılan bu renk bugün bilgisayarla dahi tutturulamıyor.

İşte ressamların ressamı, “ışığın ve gölgenin ustası” Rembrandt’a ve üslubuna dair pek de bilinmeyen 16 bilgi…

Gerçeğin izinde bir hayat

gercegin-izinde-bir-hayat-listelist (1)

Eserlerinde yapmacıklıktan, güzellikten ve incelikten hoşlanmazdı. Bunlar onu sıkıyordu. Para kazanmak için soyluların ve burjuvaların tablolarını yapsa da, sıradan insanlar hep daha çok ilgisini çekti. Sıradan insanların günlük yaşantısını gerçekçi bir üslupla aktardı. Bu özelliği, çağının en iyi ressamları arasında yer almasını sağladı.

Gravürün babası

gravurun-babasi-listelist

14 yaşında okulu bıraktı, Leyda’lı ressam Jacob Isaacksz Van Swanenburgh’un atölyesinde ilk çizimlerini yapmaya başladı. Bir süre sonra Amsterdam’a gitti; ilk ustası gibi İtalyan resim sanatına hayran olan Pieter Lastmann’ın yanında çalıştı. 1625′te Leyda’ya döndü. Özellikle gravürle uğraştı. Gravür sanatı, gerçek değerini ve resim dünyasındaki yerini Rembrandt’a borçludur.

Fotoğraf tekniğine rehber oldu

fotograf-teknigine-rehber-oldu-listelist-2

1630’larda oldukça popülerdi; “ışığın ressamı” deniliyordu ona. Soylular ve burjuvalar resmini yapması için adeta sıraya girmişti. Tablolarındaki ışık ve gölge oyunları öyle başarılıdır ki bugün dahi üniversitelerin fotoğraf bölümlerinde “Rembrandt Aydınlatması” konu olarak işlenmektedir.

Merak edenler için Rembrandt Aydınlatması: Nokta ışık veren ışık kaynaklarıyla gerçekleştirilen bir aydınlatmadır. Konunun dikkat çekilmek istenen yerleri aydınlatılırken, diğer yerler ya yarı aydınlık ya da tamamen karanlık olarak bırakılır. Işıklı alanlardan gölgeli alanlara geçiş çok yumuşaktır. Böylece görüntü, etkileyici bir derinlik kazanır.

Tarihteki ilk reklam çalışması

tarihteki-ilk-reklam-calismasi-listelist

Ressamın 1631’de yaptığı “Nicolaes Ruts’un Portresi” eseri, dünyadaki belki de ilk reklam çalışmalarından biridir. Rembrandt, dönemin zengin kürk tüccarı Ruts’un portresini, kendi sattığı kürklerden birinin içinde resmederek ürününün reklamını da yapmıştı. Tarihteki ilk reklam çalışması olarak kabul edilen bu portre, Rembrandt’ın sanat yaşamındaki en estetik, en yumuşak resimlerinden biriydi.

İnsanları değil adeta ruhlarını resmediyordu

insanlari-degil-adeta-ruhlarini-resmediyordu-listelist1,

Rembrandt gösteriş meraklısı zengin müşterilerini yalnızca istedikleri gibi resmetmekle kalmıyor, âdeta ruhlarını okuyor ve gördüğü şeyi tüm çıplaklığıyla tuvaline yansıtıyordu. Bir papazı resmettiği “Johannes Wtenbogaert’in Portresi (1633)” adlı eserinde yaşlı adamı; donuk gözleri, melankolik ve biraz şaşkın havasıyla hiç kimse tuvaline ondan daha iyi aktaramazdı.

Sanatçıydı ve gereğini yaptı; insanları rahatsız etti

sanatciydi-ve-geregini-yapti-insanlari-rahatsiz-etti-listelist

Rembrandt’ın gerçekliğe sadakati bazı resimlerinde rahatsız edici boyutlara varıyordu. Acımasız bir psikolog gibiydi. İnsanların tüm korkularını, acılarını ve çaresizliklerini tuvaline fütursuzca yansıtıyordu. Bu, dönemin insanlarının alışageldiğinin dışında bir şeydi. Bir insan resmini güzel görünmek için yaptırırdı; böylesi çıplak gerçeklik çok rahatsız ediciydi. Ressamın istediği de buydu zaten; onları rahatsız etmek. Zaten gerçek sanatçının görevi de bu değil miydi?

Yalnızca bir ressam değil, simyacıydı

yalnizca-bir-ressam-degil-simyaciydi-listelist

O dönemde hazır boya diye bir şey yoktu. Tüm ressamlar boyasını, tıpkı bir simyacı gibi kendisi yapardı. Öd, kan, sidik, safra, çimen, toprak; akla gelebilecek her türlü doğal maddeden kalıcılığı kusursuz boyalar yapılırdı. Ressamlık kolay değildi; bilgi ve sabır gerektiriyordu. Rembrandt’ınboya üretmede özel teknikleri vardı. Boyalarını yapıp kötü kokulu keten yağının içinde bekletirdi. Gerçek bir yağlıboya ustasıydı. Çağdaşları onun boya ve çizim tekniğini asla keşfedemedi. Ondan başka hiç kimse kalın ve durağan çizgilerle, ince ve akıcı çizgileri böylesine başarılı bir şekilde harmanlayamadı.

Karısı onun yaşam kaynağıydı

karisi-onun-yasam-kaynagiydi-listelist

Ressamlığının yanı sıra aynı zamanda iyi bir işadamıydı. Ortağıyla birlikte orijinal resimler alıp satıyor, kopyalar yapıyordu. Valinin kızı olan karısı Saskie Uylenburgh sayesinde sosyeteye girmiş, daha çok sipariş almaya, dolayısıyla daha çok kazanmaya başlamıştı. Karısını çok seviyordu. Çiçeklerle betimlemeyi sevdiği karısı onun adeta yaşam kaynağıydı. Saskie öldükten sonra resimleri çok daha karamsar bir havaya büründü.

Koleksiyoner bir ressam

koleksiyoner-bir-ressam-listelist

İyi bir koleksiyonerdi. Sanat adına yaptığını söylese de, bu işten iyi gelir elde ettiği kesindi. Aldığı şeylerde sınır yoktu. Büyük ustaların tablolarından Japon miğferlerine, Endonezya mızraklarından Roma büstlerine her şeyi satın alıyordu.

Ve sanat tarihine yön veren bir tablo: “Gece Devriyesi”

ve-sanat-tarihine-yon-veren-bir-tablo-gece-devriyesi-listelist

Portreleri sadece yeni zenginlerin değil, köklü ailelerin de duvarlarını süslüyordu. Ancak lüks yaşamını sürdürmek için daha çok paraya ihtiyacı vardı. Sadece portre yapmak geçinmek için yeterli değildi. Kendisinden o dönemde popüler olmaya başlayan şekilde, “hiyerarşik düzen içerisinde” grup resimleri yapması istendi. Elbette Rembrandt bu düzeni önemsemedi ve grup resmini gerçek bir olaya, toplumsal bir drama dönüştürdü. Ve ortaya “Gece Devriyesi” tablosu çıktı. Tablo 1642 yılında yalnızca sanat camiasında değil, ticaret ve para dünyasında da olay yarattı.

İlk üç boyutlu resim de “Gece Devriyesi”

ilk-uc-boyutlu-resim-gece-devriyesi-listelist

Gece Devriyesi’nin özelliği bununla bitmedi… Rembrandt, dönemi için oldukça sıradışı ve yenilikçi bir ressamdı. Eserlerinde hareket vardı. Tablolarındaki insan figürleri, tablonun içinden çıkacak ve karşısındaki ile konuşmaya başlayacak gibi duruyordu. İşte bu derinlik “Gece Devriyesi”nin resim tarihinin ilk üç boyutlu çalışması olarak kabul görmesini sağladı.

Altın Çocuk’un düşüşü

altin-cocukun-dususu-listelist

“Gece Devriyesi” ona âdeta uğursuz geldi. Bu tablodan sonra hayatında ve sanat yaşamında olumsuz yönde önemli değişiklikler oldu. Önce karısını kaybetti. Bu ölüm onun sanat üslubuna yansıdı. Resimlerindeki görkemli çizgiler yerini tatlı bir sevecenliğe bıraktı. Ve “Hollanda’nın altın çocuğu” ilan edilmiş olan Rembrandt ilk kez, müşterisi, yaptığı portreyi beğenmediği içinparasını alamadı. Bu olay kulaktan kulağa yayıldı. Sanat tarihinin bu en kendini beğenmiş, en küstah ressamı bunu kendine yediremedi ve Hakem Heyeti’nin toplanmasını istedi. Heyet de aynı fikirdeydi.

İçe kapanış ve yeniden doğuş

ice-kapanis-ve-yeniden-dogus-listelist

Tüm bu olanlar üzerine Rembrandt daha da içine kapandı. Zengin ve güçlü insanlar yerine sıradan insanların portrelerini yapmaya başladı. Onların saflık, yoksunluk ve sevecenliğini başarılı bir şekilde tablolarına yansıttı. Bu dönem, bir kabuğuna çekilme, kendini arama ve yeniden yaratma dönemiydi.

Yeni dönem, yeni üsluplar

yeni-donem-yeni-usluplar-listelist

Özellikle Seksen Yıl Savaşı’ndan sonra beğeniler ve sanat anlayışı da değişmeye başladı. Doğallık ve sadelik gibi erdemlerin yerini yapaylık ve karmaşıklık; bir zamanların sade giyimli insanlarının yerini, görkemli şapkaları ve giysileriyle âdeta tavus kuşunu andıran bir kuşak almıştı. Kirli kahverengisi ve sarısının yanı sıra Rembrandt’ın mütevazı giysiler içindeki erkekleri ve şişman kadınları da tarihe karışıyordu.

“Kendini aşamamış bir zavallı”

kendini-asamamis-bir-zavalli-listelist

Artık kimse ondan resim istemiyordu. Sanat eleştirmenleri ünlü ressamı çılgın bir yenilikçi değil, “kendini aşamamış bir zavallı” olarak görmeye başladı. 1650’li yıllarda yaptığı resimlerde incelikten eser yoktu. Öyle ki, neredeyse bitmemiş gibiydiler. Aslında çağın akademisyenlerini ölesiye korkutan yeni bir yola girmişti. Özellikle son dönem çalışmalarında, taslakla resim arasındaki farkı yok etmeye başlamıştı.

Gerçeği, yalnızca gerçeği çizen ressam

gercegi-yalnizca-gercegi-cizen-ressam-listelist

1656 yılında iflas etti; evi, tabloları ve tüm koleksiyonları açık artırmayla satıldı. Ancak elde edilen para yine de borçlarını karşılamaya yetmedi. Bu tarihten sonra bambaşka bir Rembrandt olarak geri döndü. Yenilenen belediye binası için şans eseri, aniden ölen bir ressamın yerine yapmak üzere yeni bir sipariş aldı. Tablo Hollanda’nın kuruluşu ile ilgiliydi. Tabloyu kendisinden istenen şekilde yapabilir, buradan elde edeceği gelirle tüm maddi sorunlarını giderebilirdi. Ancak o yine yapması gerekeni yaptı ve gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Tabii bu durum Hollandalıları pek memnun etmedi; tablo geri çevrildi. Ülkenin “Altın Çocuğu” reddedilmiş, aşağılanmış ve kovulmuştu. Dev boyutlardaki tabloyu, belki yaşadığı küçük eve sığdıramayacağından, belki de sinirinden parçaladı; daha sonra bu tablonun çok az bir kısmı bulunabildi.

Kaynak :[-]

03 Aralık 2014/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2014/12/fotograf-teknigine-rehber-oldu-listelist-2.jpg 450 600 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2014-12-03 19:15:192014-12-04 11:22:50“Rembrandt siyahı” ve ressamı hakkında pek bilinmeyen farklı gerçekler
Sanat Haberleri

Sistema Europe Orkestra Kampı İstanbul’da

Barış İçin Müzik, İstanbul Kültür Sanat Vakfı desteğiyle, ilki geçen yıl Salzburg Festivali kapsamında gerçekleştirilen Sistema Europe Orkestra Kampı’nın ikincisini 14-22 Ağustos tarihleri arasında İstanbul’da düzenleyecek.

sistema-europe-orkestra-kampi-istanbul-da-bulusuyor

Boğaziçi Üniversitesi’nin ev sahipliğinde yapılacak Sistema Europe Orkestra Kampı’na, 9 ülkeden katılacak 200 çocuk ve eğitmen, bir hafta boyunca provalar yaparak birlikte çalışma imkânı bulacaklar. Barış için Müzik’in müzik direktörlüğünü yürüten Bruno Campo ile MozartBologna Orkestrası ve Lucerne Festival Orkestrası üyesi Etienne Abelin’in müzikal liderliğiyle gerçekleştirilecek Sistema Europe Orkestra Kampı’na Türkiye’den Barış İçin Müzik Orkestrası’yla birlikte, Avusturya, Danimarka, Hırvatistan, İngiltere, İsveç, İsviçre, İtalya ve Portekiz’den yaşları 10-19 arasında değişen 200 çocuk katılacak.
İstanbul’da gerçekleştirilecek Sistema Europe Orkestra Kampı’nın en önemli etkinliklerinden biri de geleceğin El Sistema eğitmenlerinin yetişebilmesi için düzenlenecek “El Sistema Modeli eğitimKampı” olacak. İlk kez düzenlenecek eğitim kampında, Türkiye’nin farklı illerinin yanı sıra Avusturya, Hırvatisyan, İngiltere, İran, İsviçre, İsveç, İtalya, Macaristan, Peru, Portekiz ve Venezüella’dan 50’nin üzerinde eğitmen yer alacak. El Sistema modeli eğitimin öğretileceği çalışmalara Barış için Müzik Orkestrası’nın gelecekteki öğretmenleri de katılacak.
200 kişilik Sistema Europe Gençlik Orkestrası’nın konseri 
21 Ağustos Perşembe akşamı 20.00’de 
Leyla Gencer Opera ve Kültür Merkezi’nde 
Bir hafta boyunca birlikte prova yapan 200 çocuğun aynı sahnede buluşacağı Sistema Europe Gençlik Orkestrası, 21 Ağustos Perşembe akşamı 20.00’de Bakırköy Belediyesi Leyla GencerOpera ve Kültür Merkezi’nde ücretsiz bir konser verecek. Şef Bruno Campo yönetimindeki Sistema Europe Gençlik Orkestrası konserde, Tchaikovsky’nin Slav Marşı, Arturo Marquez’in Danzon no.2, Rossini’nin William Tell Uvertürü, Elgar’ın Enigma Varyasyonları’ndan Nimrod, Mozart’ın Küçük Bir Gece Müziği ve Grieg’in Holberg Suit’inden 1. Bölüm’ü seslendirecek.
Sistema Europe Orkestra Kampı İstanbul 2014, Barış için Müzik Vakfı tarafından, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın desteği ve Boğaziçi Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, Hilti Foundation, Canan Pak İmregün, Liv Hospital, Berrin Erengül, Twist, Nestlé ve Turyol sponsorluğunda gerçekleştirilecek. Sistema Europe Orkestra Kampı’nın üçüncüsü 2015 yılında Barış için Müzik’in de katılımıyla İsveç’te düzenlenecek.
Barış için Müzik hakkında
Mimar Mehmet Selim Baki ve Yeliz Baki tarafından 2005 yılında başlatılan Barış İçin Müzik mümkün olduğu kadar fazla çocuğa karşılıksız müzik eğitimi olanağı sağlamayı ve sanata katılım önündeki engelleri kaldırmayı amaçlıyor. Bugüne kadar 4 binin üzerinde çocuğa ücretsiz müzik eğitimi veren Barış İçin Müzik, 2012’de 29 Avrupa ülkesinin içinde yer aldığı Sistema Europe’un üyelerinden biri oldu ve çalışmaları Sistema Europe’un “en iyi uygulamalarından” biri olarak değerlendirildi. Barış İçin Müzik, Haziran 2014 tarihinde El Sistema’nın kurucusu Jose Antonio Abreu ve Fundamusical Simón Bolívar Müzik Vakfı direktörü Eduardo Méndez ile imzalanan “dostluk” anlaşmasıyla resmen El Sistema’nın bir parçası olarak kabul edildi.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı, 2013 yılından bu yana Barış İçin Müzik Vakfı’nın kurumsal destekçiliğini üstleniyor ve Lale Kart Üyelik Programı ile de bu oluşuma eğitim desteği veriyor.
Kaynak:Milliyet
13 Ağustos 2014/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2014/08/sistema-europe-orkestra-kampi-istanbul-da-bulusuyor.jpeg 323 606 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2014-08-13 11:05:262014-08-13 11:07:41Sistema Europe Orkestra Kampı İstanbul’da
Sanat Haberleri

Hocaların Hocası Coşkun NEHİR’ den “Güzel Sanatlar” Yetenek Sınavları hakkında bilgi

Müzik ,resim, beden eğitimi , tiyatro gibi branşlara ilgi duyan her yaş gurubu, eğer bu branşlarla profesyonel olarak ilgilenmek isterlerse …

coskun-nehir-ses-terapisi-1

Nar Sanat Eğitim Kursu Şan eğitmeni ve “Hocaların Hocası” olarak bilinen Devlet Opera ve Balesi sanatçısı ve aynı zamanda Marmara Üniversitesi’nde Şan Hocası olan Coşkun NEHİR bildiğiniz gibi bir yıldır Nar Sanat Eğitim Kursu’nda Şan ve Ses Terapisi konusunda eğitmenlik yapmaktadır.  Hocamızın yetenek sınavları hakkındaki yazısını sizlerle paylaşmak istedik.

Müzik ,resim, beden eğitimi , tiyatro gibi branşlara ilgi duyan her yaş gurubu, eğer bu branşlarla profesyonel olarak ilgilenmek isterlerse karşılarına yetenek sınavları denen bir engel çıkar.

Nedir bu yetenek sınavları?

İnsanlar dünyaya geldikleri zaman diğer insanlardan farklı olarak bazı öğeleri farklı olarak doğarlar. Bu öğeler kişilerde Diğerlerinden mutlaka ön plandadır. Bazıları güzel konuşmalarıyla , bazıları matematik zekalarının farklılıklarıyla ,bir diğeri düzgün fiziği ile ,güzel sesiyle, spora olan yatkınlığı ile ,farklı duyuşlarıyla diğer insanlardan ayrıcalıklı olarak dünyaya gelirler.

Bazı insanlarda da aynı anda bu ayrıcalıklar bir arada bulunur. İşletmecilik ,ticari zekayı da bu ayrıcalıklara ilave edebiliriz.
Ben bunlardan güzel sanatlar dalı olan müzik ,bale,beden eğitimi tiyatro dalları üzerinde durmak istiyorum. Her ne kadar yanlış olsa da bir insan bu dallardan biriyle ilgilenmek istese karşısına ‘Yeteneğin var mı ? ‘ sorusu ve arkasından bir dizi sınav karmaşası çıkıyor. Amatör olarak bu dallarda biriyle ilgilenmeye kalkanlar bile engellerle karşılaşıyorlar.

Halbuki ünlü Fransız müzik düşünürü ALBERT LAVİGNAC müziği herkesin yapabileceği müziği yapamayanların ya tembel ya da geri zekalı olduklarını ifade etmiştir. Evet benim yıllarca edindiğim tecrübelerde de güzel sanatların herhangi bir dalı ile uğraşanların matematiksel olarak uğraştıkların da mutlaka belirli bir seviyeye geldikleri gözlemledim. Piyano, akordeon, bağlama,gitar çalanlara ,sesi çirkin olduğu halde nota hatası yapmadan şarkı söylemelerine şahit oldum.

Fakat bu durum belirli bir yerden sonra yerini yukarıda belirttiğim ayrıcalıklara terk ediyor. Aynı eseri çalan ,hareketi (dansı)yapan,aynı tiyatro eserini canlandıran beş (5) veya daha fazla kişiye aynı eseri icra ettirdiğimizde şu kişi diğerlerinden çok farklı dediğimizde o zaman yetenek ortaya çıkıyor.

yetenek-sinavlari

Dünyanın bir çok ülkesinde ve yurdumuzda sanatçı yetiştiren veya müzik öğretmeni yetiştiren kurumlar yetenek sınavları yaparlar , Klasikleşmiş bir takım sorular sorarlar müracaat sayısı fazla olup alınacak öğrenci sayısı az olursa sorular zorlaşır ; böylece sınava iyi hazırlanamamış bir sürü yetenekli kişi kazanamayınca küsmüş olarak geri dönerler bu ise büyük hayal kırıklığı yaratır.

Y.G.S. sınavı yapıldı ve arkasından da L.Y.S. sınavları yapılıyor. Sonuçlar açıklandıktan sonra Eğitim Fakülteleri müzik ,resim, ve spor akademileri yetenek sınavları bunun ardından KONSERVATUARLARIN tiyatro ,opera bölümleri yetenek sınavlarıyla öğrenci alacak. Gene Güzel Sanatlar Liseleri,Spor Liseleri de aynı yolu izleyecekler. Buraların sınav sistemlerine alışmak için mutlaka bir hazırlık devresinden geçmek gerekli .Bu da aynı üniversite ye sınavlarına hazırlanırken gittiğiniz dershaneler gibi bu sınavlara hazırlayan kurumlar la iletişim kurmanızla gerçekleşir ve uzun bir hazırlık dönemi gerektirir.

Güzel sanatların herhangi bir dalıyla veya sporu yaşamının bir parçası yapmak isteyen gençler sizin için hala geç değil . Bu konuda eğitim veren kurumları lütfen iyice inceleyiniz. Hemen iletişime geçiniz.

SİZLERE BAŞARILAR DİLİYORUM.

SEVGİLERİMLE….
Coşkun Nehir
(OPERA SANATÇISI)
www.coskunnehir.com.tr

26 Temmuz 2014/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2014/07/coskun-nehir-ses-terapisi-1.jpg 574 1018 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2014-07-26 16:14:102014-07-26 16:14:10Hocaların Hocası Coşkun NEHİR’ den “Güzel Sanatlar” Yetenek Sınavları hakkında bilgi
Sanat Haberleri

Saat kulelerinin tarihi

Ülkemizde pek çok yerde  saat kulesi var. Bazı saat kuleleri bulunduğu bölgenin simgesi haline geliyor saatin yayın olmadığı dönemlerde pek çok işlevsel özelliğin yanı sıra saat kulesi olarak planlanmayan ama sonradan saat eklenerek saat kulesi haline dönüştürülen kuleler de mevcut. Kimi zaman seyahat esnasında veya yaşadığımız bölgelerde saat kulelerini görüp de tarihçesini merak etmeyenimiz var mı acaba? Saat kuleleri ile ilgili onediyo.com sitesinde tarihçe görünce sizlerle paylaşmak istedik dileriz bir nebze de olsa merakınızı giderebiliriz.

1174 Erzurum

erzurum saat kulesi

Erzurum Saat Kulesi

Diğer bir adı Tepsi Minare olan saat kulesi, Saltuklu Emirlerinden İnanç Biygu Alp Tuğrul Bey tarafından İçkale Camisi’nin minaresi ve gözetleme köşkü olarak yaptırılmış. Ezan okunan yer olarak “Tepe Minare”, üstünün yıkılmasıyla “Kesik Kule” ve “Minare Kule” adını aldı. Kırım Savaşı’ndan önce kuleye bir saat yerleştirilince “Saat Kulesi” adıyla tanınmaya başladı. Kırım savaşından sonra bu saati Ruslar yerinden söküp almış ve bunun üzerine 1877 yılında İngiltere tarafından bugünkü saat armağan edilmiş.

Üst kısımda, saatten 1.50 m. aşağıda kuleyi çepeçevre kuşatan Arapça küfi yazılı yazıtta “İkbal dinin ışığı, İslâm’ın kutbu, devletin yardımcısı, milletin zahiri, arkası, meliklerin ve emirlerin güneşi Ebil Kasım oğlu Ebil Muzaffer Gazi İnanç Biygu Alp Tuğrul Bey içindir” yazısı bulunuyor.

1798 Karabük

safranbolu saat kulesi

Karabük Saat Kulesi

Padişah III. Selim’in Safranbolulu sadrazamı İzzet Mehmet Paşa, hemşehrilerine bir söz verir: “Hepinize ikişer saat hediye edeceğim. Biri evinize, diğeri iş yerinize.” Kasabalı sevinir. Ancak Paşa, onların hiç de aklına gelmeyen bir işe koyulur. En hâkim tepeye 12 metre yüksekliğinde bir kule yaptırıp İngiltere’den de çanlı saat getirtir. Kasabalı, 1798’de kuleden gelen sesle irkilir. Yarım saatte bir vuran çan, saatin kaç olduğunu duyurmaya başlayınca halk uyanıklığı fark eder. Herkesin iki saati vardır artık. Saat evden de duyulur, işten de…

Safranbolu Kalesi’nde bulunan bu saatin en önemli özelliği, Türkiye’de bir benzerinin daha olmaması. Çünkü saati çalıştıran mekanizma, yani zemberek, dünyada sayılı saat kulelerinde kalmış oldukça eski bir model.

1827 Balıkesir

balikesir-saat-kulesi

Balıkesir Saat Kulesi

Silistre Valisi Girit-i Zade Mehmet Paşa tarafından 5 katlı olarak yaptırılan saat kulesi yapı itibariyle Galata Kulesi’ne benzetiliyor. 5 katlı olarak inşa edilen 20 metre yüksekliğindeki kule,1897 yılında meydana gelen bir depremde yıkılıp mutasarrıf Ömer Ali Bey tarafından 1901 yılında yeniden yaptırılmış.

1862 İstanbul

Tophane / Nusretiye Saat Kulesi- İstanbul

Tophane (diğer bilinen adıyla Nusretiye Saat Kulesi) Saat kulesi, İstanbul’da ayakta kalan en eski saat kulesi.

Nusretiye Camii’nin yanında yer alan saat kulesi, Sultan Abdülmecid tarafından yaptırıldı. Yukarı doğru kademeli olarak daralan, saatli bölümle beraber dört katlı bir yapıdan oluşuyor. Dört cephesi birbirine eş olarak tasarlanan kulenin denize bakan cephedeki kapısının üstünde de Abdülmecid’e ait tuğra yer almakta.

1866 Amasya

amasya_saat_kulesi

Amasya Saat Kulesi

Merzifon’un bir çok yerinden görülebilen saat kulesi, Çelebi Sultan Mehmet’in emri ile Mehmet Memişoğlu Ebubekirtarafından yapıldı.

1938 yılında meydana gelen depremle yıkılan kule, sonrasında Amasya belediyesinin çabaları ile tekrar inşa edildi.

1882 Adana

Büyük Saat olarak da anılan kule, 32 metre ile Türkiye’nin en uzun saat kulesi olma özelliğini taşıyor. Yapımına Ziya Paşa döneminde başlandı, Abidin Paşa döneminde başarıyla tamamlandı.

Adana Saat Kulesi

Adana Saat Kulesi

8 metre genişliğinde diktörtgen şekilde yükselen saat kulesinin dört tarafında saat kadranı bulunuyor. Almanya’dan 1925 yılında özel olarak getirilen saat makinesiye yenilenen kulenin tepesinde motifler ve kabartmalarla süslenmiş dev bir çan göze çarpıyor.

1884 Ankara

Ankara Saat Kulesi

Ankara Saat Kulesi

Ankara‘nın o dönemki valisi Sırrı Paşa tarafından Hacı Süleyman Refik Efendi gözetiminde yaptırılan Ankara Saat Kulesi, büyük bir çana sahip. Çanın üzerinde 1884 yılında “Louis Edel” tarafından Strasbourg’da yapıldığı yazdığı için kulenin de orada yapıldığı düşünülmektedir.

1885 Muğla

Balıbey mahallesinde, merkezi bir noktada yer alan saat kulesi, Muğla’da yaşamış Rumların şehre kazandırdığı en güzel eserlerden birisi.

Muğla Belediyesi’nin ilk başkanı Hacı Süleyman Ağatarafından yaptırılan saat kulesinin mimarı Rum Filivari Usta’dır. Üzerinde yer alan kitabede hem yapanı, hem de neden yapıldığı hakkında bilgiler bulunur.

Muğla Saat Kulesi

Muğla Saat Kulesi

Sahib’ül hayr Hacı Süleyman Efendi 

Yine deryayı itâsını ikân eyledi zuhur, 

Bahusus aktar-ı eshar vaktini ilân için, 

Bu mahalle bir muvakkithane yaptı bi kusur, 

Beldemizde misli nâmesbuk kebir çan saati Avrupadan celb edince herkese verdi süru, 

Kalmadı hiç ihtiyaç cep saati taşımaya, 

Aksi avaz ile alem vakti etti şuur, 

Hem ziya şevkiyle buldu mücevher tarihi, 

Geldi meydana muvakkithane bi evsa-ı vufur, 

Harerehu İsmail Hakkı 1301 fi Şaban.

1885 Kastamonu

Dönemin valisi Abdurrahman Paşa tarafından yaptırılan Saat Kulesi, İstanbul’dan dönemin padişahı II. Abdülhamidtarafından Kastamonu’ya gönderilen ‘sürgün’ bir saat aslında. Bu sürgünle ilgili çeşitli rivayetler dolaşıyor.

Kastamonu Saat Kulesi

Kastamonu Saat Kulesi

Rivayete göre; II. Abdülhamid zamanında saat İstanbul’da Sarayburnu’nda bulunurken yanlış gitmesi ve zamansız çalması sarayı kızdırmış, saray tarafından cezalandırılarak Kastamonu’ya sürgün edilmiştir.

Diğer bir rivayete göre de; dönemin padişahının hareminde bulunan gözde bir cariyesinin Sarayburnu’ndaki bu saatin vurma sesi nedeni ile karnındaki çocuğunu düşürmesi sonucu, padişah tarafından Saat Kulesi, Kastamonu’ya sürgün edilmiş.

1890 – 1891 Bolu

Mudurnu Saat Kulesi

Mudurnu Saat Kulesi

Ahşap olarak inşaa edilen Mudurnu Saat Kulesi, çıkan bir yangın sonrası yanarak yıkıldı. 1905 yılında Mudurnu Kalesi’nden sökülüp getirilen taşlar ile mahkûmlar tarafından inşa edilen kuleye bir Türk demirci ustasının yaptığı saat takıldı. 1963-1964 yıllarında bir yangına daha maruz kalan kule tekrar tamir edilerek şimdiki halini aldı.

1894 Çorum

Çorum Saat Kulesi, Abdülhamid döneminde padişahın Beşiktaş Muhafızı, İstanbul’daki Ali Suavi olayını bastıran Hasan Paşa tarafından yaptırıldı. Kulenin çanı da Hasan Paşa tarafından itina ile seçilerek İstanbul’dan gönderilmiş.

Saatin çanının sesi ilk yıllarda çok güçlü olduğu ve merkeze bağlı köylerden bile duyulduğu söyleniyor. Ancak restorasyon için yapılan incelemede yıllardır tokmağının aynı noktaya vurması ile derince bir oyuk oluştuğu ve bu nedenle çanın sesinin azaldığı saptandı.

Saat Kulesi’nin kapısı üzerinde eski yazı ile bir kitabe vardır. Kitabe, Muhammet Nuri Bektaşi (Korman) tarafından yazılmıştı.

Günümüz Türkçesi ile;

Zamanın ulu hakanı cömert Abdülhamid Han’ın
Yüce fermanıyla şanlı Hasan Paşa
Adadı bütün vaktini hayır işleri yapmaya
Başarılı kılsın her dileğini Mevla
Saat Kulesi kısaca seçkin hayratıdır onun
Bol bereketle yapıldı bu şehri etti ihya
Çıkıp kutlu bir zamanda yazıldı kapısına tarih
Bu büyük saati yaptı bak Hasan Paşa’nın lutfu

1895 Mersin/Tarsus

Mersin-Tarsus Saat Kulesi

Mersin-Tarsus Saat Kulesi

Tarsus Kaymakamı Ziya Bey tarafından inşa ettirilen yapının masraflarını Tarsus eşrafından Feyzullah Ağa üstlenmiş. Feyzullah Ağa’nın o dönemin parasına göre verdiği 200 lira ile yapılan saat kulesine, 100 liraya da Avrupa’dan çalar saat getirilmiş ve hayırsever 1895’te Mecidiye Nişanı ile taltif edilmiş.

Saat, kadranları ve makinesinin ilk yapıldığı orijinal haliyle duruyor.

1890 – 1895 İstanbul

Dolmabahçe Saat Kulesi

Dolmabahçe Saat Kulesi

2. Abdülhamid Han tarafından yaptırılan Dolmabahçe Saat Kulesi; Bezm-i Alem Valide Sultan Camii ile Dolmabahçe Sarayı’nın Saltanat Kapısı arasında yer almakta. Yapımı ise 1.210.550 kuruşa mal olmuş.

Her bir cephesinde saat bulunan kulenin saatleri Fransız imalatı. Saatçibaşı Johann Meyer tarafından takılan Paul Garnier markalı saat 1979’da elektronik sisteme çevrilmiş ve çalışır durumda.

1897 Çanakkale

Çanakkale Saat Kulesi

Çanakkale Saat Kulesi

Dönemin Çanakkale İtalyan konsolosu Vitalis Gaptirole’nin de yapımı için on bin altın gönderdiği Çanakkale Saat Kulesi,Sultan 2.Abdülhamid döneminde yaptırıldı. Beş kattan oluşan kulenin yapımında pembe granit taşlar kullanılmış. Saat odası dördüncü, çanı ise beşinci katta bulunuyor.

1901 İzmir

İzmir-saat-kulesi

II. Abdülhamid’in (hükümdarlığı:1876-1909) tahta çıkışının 25. yılı için Sadrazam Mehmet Said Paşa tarafından Alman Konsolosluk binasını yapan Raymond Charles Péré adlı mimara  yaptırılan kule 25 metre boyunda olup, dairesel esas etrafında dört çeşmesi bulunuyor.

Kulenin saati Alman İmparatoru II. Wilhelm’in hediyesi ve kurulduğu günden bu yana yalnızca bir kere durmuş. 5.2 şiddetindeki 1974 İzmir Depremi sırasında hasar alan kulenin saatin kadranları üzerindeki son kat yıkılmış ve saat depremin oluş saati olan 02:04’te durmuş. Kule ve saat, iki yıl içerisinde onarılıp eski haline getirilmiş.

1901 Antalya

Antalya Saat Kulesi

Antalya Saat Kulesi

Antalya‘daki saat kulesi, Sadrazam Küçük Sait Paşatarafından II. Abdülhamid şerefine yaptırıldı. Dört tarafında da birer saat ve tepesinde bir çan bulunan kulenin, yerden yüksekliği 14 metre, surların üzerinden yüksekliği ise 8 metredir.

1901 İzmit

izmit-saat-kulesi

İzmit Saat Kulesi

İzmit saat kulesi 33 yıl süren Sultan II. Abdülhamid saltanatı tarafından İzmit’te yaptırılan ve günümüze kadar ayakta kalabilen ender yapılardan biri.

Saat kulesi, köşelerinde ikişer sütun ve kenarlarında çember şeklindeki kemerli sebiller bulunan kare bir kaide üzerinde yükseliyor. İkinci katta kaide ile gövde arasına bir balkon yapılmış. Demir korkuluklardan yapılan balkon, devrin üslup özelliklerini yansıtıyor.

Kulenin 3. katında her cephe yüzeyinde kaş kemerli pencerelere yer verilmiş; bu pencerelerin alt kısımlarında, mermer madalyonlar içerisinde II. Abdülhamid’in tuğrası bulunuyor.

Dördüncü katta dört yöne yönelik birer saat kadranı yerleştirilmiş, saatlerin üst kısımlarda üçer pencere kuşağı bulunmakta.  Dört katın üzeri ince sivri bir külâh ile örtülmüştür.

1902 Tokat

tokat-saat-kulesi

Tokat Saat Kulesi

Osmanlı Padişahı Sultan II. Abdülhamid Han tarafından yaptırılan saat kulesi günümüzde de çok iyi bir şekilde korunuyor. Kentin her yerinden görülebilen, yapımında kesme taş kullanılan kulenin yüksekliği tam 33 metre.

1917 yılında alafrangaya çevrilen saat kısmı, dört yöne büyük kadranlarla her yarım ve saat başlarında iki dakika ara ile tam çalar durumda. Sesi de kentin her noktasından rahatlıkla duyulabiliyor.

1905 Bursa

Bursa Saat Kulesi

Bursa Saat Kulesi

Bursa saat kulesi ilk olarak 1900’lerin başında Sultan Abdülaziz döneminde yaptırılmış ancak bilinmeyen bir tarihte yıkılmıştır. 2 Ağustos 1904’te yapımına tekrar başlanmış, 31 Ağustos 1905’te tamamlanarak II. Abdülhamid’in tahta çıkışı şerefine, Vali Reşit Mümtaz Paşa tarafından törenle hizmete sokulmuştur.

6 katlı ve 65 metre uzunluğundaki saat kulesi, günümüzde bir elektronik saate sahip ve Bursa Belediyesi’nce yangın gözetleme amacıyla da kullanılıyor.

1906 Kayseri

Kayseri Saat Kulesi

Kayseri Saat Kulesi

Kayseri’nin şehir sembollerinden kabul edilen Kayseri Saat Kulesi, Cumhuriyet Meydanı’nın ortasında bulunuyor. Saat Kulesi ve ona bitişik olan Muvakkithane, Kayseri MutasarrıfıHaydar Bey döneminde, 1906 yılında yaptırılmış.

Sultan II. Abdülhamid’in fermanıyla bütün büyük şehirlere birer saat kulesi ve muvakkithane (Güneşe bakılarak vakitlerin belirlendiği yer) inşa edilmiş. Saat Kulesi’nin yapım masrafları Vilayet Muhasebe-i Hususiyesi (Özel İdare) tarafından karşılanmıştır. Saat, Tavlusunlu Salih Ustatarafından inşa edilmiş ancak mimarı bilinmiyor.

1907 İstanbul

 

İstanbul Saat Kulesi

İstanbul Saat Kulesi

II. Abdülhamid tarafından o zamanki ismi “Hamidiye” olan Şişli Etfal Hastanesi’nin bahçesine 1907’de inşa edilen kule, İtalyan mimar R. D’Aronco’ya ait. Mühendishane-i Hümayunhocalarından Mahmut Şükrü Bey gözetiminde yapılmış. Tarihi yapı, II. Abdülhamid’in hatırası olarak gelecek nesillere en büyük miras olarak görülüyor.

1908 Yozgat

 

Yozgat Saat Kulesi

Yozgat Saat Kulesi

Belediye Başkanı Tevfikizade Ahmet Bey tarafından inşa ettirilen Yozgat Saat Kulesi, altı bölüm halinde yapılmış. Kaynaklardan öğrenildiğine göre mimarı Şakir Usta’dır. Her bölüm birbirinden ayrılmış olup, her cephesine birer pencere yerleştirilmiştir. Kulenin içerisindeki merdivenlerle yukarı çıkılmaktadır ve en üst katı balkonla çevrelenmiştir.

1923 Bayburt

Bayburt Saat Kulesi

Bayburt Saat Kulesi

Yapımına Cumhuriyetin ilan edilmesiyle başlanan Bayburt Kalesi’nin hemen önünde yükselen Saat Kulesi’nin yapımı 1923’e dayanıyor. Kulenin inşaatı tam 1 yıl sürmüş. Muhittin Usta adında bir taş ustası tarafından yapımına başlanmış,Rizeli İbrahim Usta tarafından da tamamlanmış.

Kulenin uzunluğu 21 metreyi buluyor. Aynı zamanda şerefesi de mevcut. Kulenin saati ise İsviçre’den getirilmiş ve hala çalışır durumda.

1927 Şanlıurfa

Şanlıurfa Saat Kulesi

Şanlıurfa Saat Kulesi

Şanlıurfa il merkezindeki Ulu Cami avlusunda yer alan kuleUrfa Saat Kulesi’ne dönüştürülmüş. Bu kule sekizgen planlı olup, Haçlı Kontluğu döneminde burada yapılmış olan kilisenin çan kulesidir. Kule üzerine bir saat kulesi ilave edilmiş. Ancak bu kulenin ne zaman saat kulesine dönüştürüldüğü bilinmiyor.

İl merkezindeki Ulu Cami avlusunun bahçesinde bulunan saat kulesi, şehrin hemen hemen her noktasından görülebiliyor.

Kaynak :[-]

12 Temmuz 2014/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2014/07/mudurnu-saat-kulesi.jpg 1203 1600 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2014-07-12 15:49:252014-07-12 15:49:25Saat kulelerinin tarihi
Sanat Haberleri

Ankara Caz’a doyacak

17. Uluslararası Ankara Caz Festivali bugün 20:00’de başlıyor

17.ankara uluslararası caz festivali

 

Uluslararası Ankara Caz Festivali 7 Mayıs 2014 akşamı, saat 20.00’de M.E.B. Şura Salonu’nda yapılacak Basın Resepsiyonu, Plaket Töreni ve Açılış Konseri ile yazı selamlayacak.

15 Haziran’a kadar vokal temasıyla müthiş sesleri ağırlayacak olan festivalde,  müzikseverler dünyanın ünlü caz yıldızlarının yanı sıra Türk cazının güçlü isimlerini dinleme şansı bulacaklar.Festivalin açılış konseri Türkiye’deki caz vokallerinin buluştuğu bir yıldızlar geçidi olacak. Festival geleneği bu yıl da bozulmuyor ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı Cazın Kartalları Orkestrası görkemli bir konserle caz severleri selamlıyor.

Cazın Kartalları’na eşlik edecek yıldız isimlerse ilk kez festival sahnesinde bir araya gelecek. Eşlik edecek ismler arasında; trombon ve vokal alanında caza gönül vermiş bir müzisyen ve akademisyen Aydın Kahya, Jazz İstanbul albümleriyle hayranlık uyandıran bir ses Jülide Özçelik, Berklee College of Music’ten derece ile mezun olmuş ödüllü bir caz yıldızı Meltem Ege, Türkiye’de caz vokal denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri ve Ankara’nın gururu Sibel Köse, dünya çapında bir doğaçlama ustası Yıldız İbrahimova ve oyunculuktaki ustalığı vokal tekniğine yansımış duru bir ses Zuhal Olcay bulunuyor.

ankara-caz

Bu sene Ankara Caz Derneği’nin TEMA Vakfı ile başlattığı projeyle Caz Ormanı’mıza kavuşuyoruz.  17. Uluslararası Ankara Caz Festivali kapsamında müzikseverlerin alacağı her bilet, 1 fidan değerinde. Bilet ücretlerinden temin edilecek 5 TL ile, Ankara Caz Derneği aracılığı ile TEMA Vakfı’na bağışta bulunuluyor.

Dünyadan yıldızlar da yine festival sahnesinde olacak. Caz ve soul müziğin ipek sesli tenoru, Arif Mardin’in son keşfi Raul Midon, 10 Haziran’da, saat 20.30’da, ODTÜ Kültür Kongre Merkezi Kemal Kurdaş Salonu’nda ilk kez Ankara sahnesinde. 1999’dan bu yana hit olmuş yedi albüm kaydeden Midon’u “öyle bir özgürlük ve zevkle çalıyor ki sanki elleri gülümsüyor” diye anlatıyor dünya basını.Görme engeli sadece önyargıları kırıp geçmesine vesile olmuş, kendine has vokal ve gitar tekniği ile tek kişilik ve benzersiz bir orkestra olan Raul Midon’un konser performansını izlemek için gün saymaya başladık bile.

Yeni nesil caz dünyasının parlayan kadın vokali Aga Zaryan da 12 Haziran, saat 20.30’da ODTÜ Kültür Kongre Merkezi Kemal Kurdaş Salonu’nda dinleyicilerle buluşacak. Klasik caz tınılarını büyüleyici sesiyle günümüze taşan Polonyalı sanatçı daha önceki İstanbul konserleriyle Türkiye’de sadık bir dinleyici kitlesi edinmişti. Bu yıl Polonya – Türkiye İlişkilerinin 600. Yıldönümü etkinlikleri kapsamında Ankaralı dinleyicilerle buluşuyor.

Portekiz’in caz dünyasına muhteşem armağanı, yetenekli söz yazarı ve caz müzisyeni Luisa Sobral bize “ilk dinleyişte aşk”ı yaşatmak için ilk kez Ankara’da. 28 Mayıs’ta, saat 20.30’da, ODTÜ Kültür Kongre Merkezi Kemal Kurdaş Salonu’nda dinleyicilerle buluşacak olan Sobral’ın yumuşak sesi, dingin, romantik, otantik tarzı ve pozitif enerjisi ile dolu canlı performansı bütün dünyada beğeni topluyor. Eleştirmenlerin Portekiz’in Billie Holiday’i diyerek övdüğü 26 yaşındaki genç müzisyeni, 17. Uluslararası Ankara Caz Festivali’nde ağırlamaktan mutluyuz.

Türkiye’de çok geniş bir hayran kitlesine sahip grup Pink Martini yepyeni şarkılarının dünya prömiyeri ile bu defa, 22 Mayıs‘ta, Congresium Ankara’da, saat 20.30‘da 17. Uluslararası Ankara Caz Festivali için sahne alıyor. Samurayların aşk şarkılarından 1930’ların Küba müziğine, Fransız şansonlarından Brezilya sokak şarkılarına kadar dinlemesi en keyifli müzikleri tozlu raflardan bulup çıkarıyor. Pink Martini, China Forbes’un büyüleyici sesiyle yine hafızalardan silinmeyecek bir konsere imza atacak.

Ayrıca Torsten Goods’un soul ve R&B etkileri taşıyan sıcak sesi ve George Benson’dan ilham alan gitar tınıları ile 4 Haziran saat 22.00’de IF Performance Hall’de; Music Matters ödülünün sahibi Ntjam Rosie’nin, “maceracı” repertuarı ve enerji dolu şarkıları 13 Haziran saat 20.30’da, CerModern’de bizimle olacak. Katıldığı uluslararası yarışmalardan altın madalyalarla dönmüş çok sesli müziğin gülümseyen yüzü Boğaziçi Caz Korosu da 24 Mayıs saat 20.30’da Bilkent Konser Salonu’nda bizlerle.

Bu yıl Samm’s Bistro 7 konsere ev sahipliği yapıyor. Caz standartlarının çok sesli aranjmanlarını orkestra eşliğinde yorumlayan Dolce Caz Vokal Grubu festivalin ikinci gününde, 9 Mayıs’ta, saat 20.30’da sahne alacak. Şenay Lambaoğlu, 14 Mayıs günü, saat 20.30’da yeni projesi ‘Zarf Tümleci’nden de şarkıları paylaşacağı konseriyle bizlerle olacak. 15 Mayıs Perşembe akşamı saat 20.30’da Türkiye’deki çok sesli cazın en iyi temsilcilerinden biri A Capella Boğaziçi sahneye çıkacak. 2007 Nardis Caz Vokal Yarışması’ndaki başarısıyla caz camiasına adını duyurmuş olan Ülkü Aybala Sunat, 16 Mayıs’ta Samm’s Bistro’da dinleyebileceğimiz isim. Caz ve Türk halk müziğinin ezgilerini birarada dinlemek isteyenlerle 27 Mayıs’ta, 20.30’da Pınar Dönmez Band’in performansında buluşmalıyız. Türkiye’nin ilk soul albümü Moments’ın sahibi Dilek Sert Erdoğan da 29 Mayıs akşamı, saat 20.30’da 17. Uluslararası Ankara Caz Festivali’nde sahne alacak isimlerden. Şirin Soysal ve Bora Çeliker’in, 2013’te başlattıkları gitar – vokal duo projesini, Janusz Szprot Trio ortaklığı ile ilk kez 30 Mayıs, saat 22.00’de dinleyeceğiz.

Festival programında 2012’de kaybettiğimiz değerli müzisyen, besteci, yazar ve müzik eleştirmeni İlhan Mimaroğlu için de bir anma gecesi yer alıyor. Elektronik ve atonal müziğin öncü isimlerinden olması sebebiyle de dünya müzik tarihinde saygın bir yere sahip Mimaroğlu’na Ayşegül Kuş Durakoğlu ve Kerem Görsev’in notalarıyla, 14 Haziran akşamı, saat 20.30’da Bilkent Konser Salonu’nda saygılarımızı sunacağız.

Daha önceki festivallerde de Ankaralıların coşkuyla alkışladığı Ayhan Sicimoğlu ve Kerem Görsev bu defa son projeleri ile 15 Haziran’da saat 20.00’de, ODTÜ Mezunları Derneği Vişnelik Tesisleri’nde festivalin kapanışını yapacaklar. Bu efsane isimlere vokalde son dönem Türk cazının en sevilen seslerinden Elif Çağlar ve Latin All Stars’ın solisti Suami Ramirez eşlik ediyor.

Toplamda 25 konser 185 sanatçıyla dinleyicisine unutulmaz anlar yaşatacak olan festivalin biletleri www.mybilet.com adresinden alınabilir.

Ayrıntılı bilgi için:

T:    +90 (312) 446 27 33, +90 (312) 448 03 43

F:    +90 (312) 448 03 85

M:  +90 (549) 401 16 97

E-mail: [email protected] [email protected]

07 Mayıs 2014/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2014/05/ankara-caz.jpg 330 900 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2014-05-07 16:35:592014-05-07 16:35:59Ankara Caz’a doyacak
Sanat Haberleri

Van Gogh ve resimlerinden Gif formatına

Ünlü ressamlardan Van Gogh  , hakkında yazılar okurken gördüğüm bir haber sunucu ünlü ressamın eserlerinden yola çıkarak yapılmış gif formatlı (Hareketli) resimleri gördüm ve bununla ilgili biraz eğlenceli olması düşüncesi ile sizler için görüntüleri derlemeye çalıştık. Amacımız sanatçıyı hafife almak değil sanatın eğlenceli yüzünü göstermek. Bu arada elbette ünlü ressamın hayatı ve tarzını bir kez daha anlatmak isteriz.

 Sanatçının tam adı ” Vincent Willem Van Gogh”  

( D. 30 Mart 1853 – Ö. 29 Temmuz 1890),

van gogh

Vincent Willem Van Gogh
( D. 30 Mart 1853 – Ö. 29 Temmuz 1890),

 Hollandalı ard izlenimci [1] (Post Empresyonizm) ressam. Bazı resim ve eskizleri, dünyanın en tanınmış ve en pahalı eserleri arasında yer alır. Van Gogh, gençliğini bir sanat simsarlığı firmasında çalışarak geçirmiş, kısa süren bir öğretmenlik deneyiminden sonra da Belçika’da fakir bir madenci kasabasında misyoner olmuştur. Resim kariyerine 1880’den sonra başlamıştır. Başlangıçta koyu ve kasvetli renklerle çalışan Van Gogh, Paris’te tanıştığı izlenimcilik ve yeni izlenimcilik akımlarının etkisiyle canlı renklere geçmiş; Güney Fransa’da geçirdiği süre zarfında da bugün yaygın olarak tanınan kendine özgü resim tarzını geliştirmiştir.

Van Gogh, ömrünün son on yılı boyunca yaklaşık 900 suluboya/yağlıboya resmi ve 1100 karakalem çalışma üretmiş, en meşhur eserlerini ise ömrünün son iki yılında yapmıştır. 1888’de ressam Paul Gauguin ile arkadaşlığının bozulması üzerine sol kulağının bir kısmını kesmiş, giderek kötüleşen ruhsal hastalığı sonucunda kendini göğsünden vurarak intihar etmiştir. Kimi sanat tarihçileri Gauguin ile yaptıkları hareretli bir tartışma sonucu Gauguin’in isteyerek ya da kendini gard amaçlı olarak Van Gogh’un kulağını kestiğini de iddia ederler. Van Gogh, resim kariyeri boyunca kardeşi Theo’dan aldığı maddi destek sayesinde ayakta durabilmiştir. İki kardeşin arkadaşlığı, 1872’den itibaren birbirlerine yazdıkları mektuplarla belgelenmiştir. Van Gogh’un, Theo’ya yazdığı mektup sayısı 600’den fazla iken; Theo’nun, Van Gogh’a yazdığı sadece 40 mektup bulunabilmiştir. 20. yüzyıl sanatını ciddi şekilde etkilemiş olan Van Gogh, fovistlerin ilham kaynaklarından biridir ve Empresyonizmin öncülerinden kabul edilir.

Mektupları

Vincent_van_Gogh_imzası

31 yaşındaki Theo van Gogh (1888). Theo, kardeşinin ömür boyu hem destekçisi hem de arkadaşı olmuştur. Her ikisinin de mezarları Fransa'nın Auvers-sur-Oise bölgesindedir.

31 yaşındaki Theo van Gogh (1888). Theo, kardeşinin ömür boyu hem destekçisi hem de arkadaşı olmuştur. Her ikisinin de mezarları Fransa’nın Auvers-sur-Oise bölgesindedir.

Van Gogh’un bir sanatçı olarak anlaşılabilmesi için mevcut olan en kapsamlı kaynak, kendisi ile sanat simsarı olan kardeşi Theo van Gogh arasındaki mektup yazışmalarından oluşan koleksiyondur. Sanatçının düşünce yapısı ve inançları hakkında bilinenlerin büyük bir kısmı için temel oluşturan bu mektuplardır. Theo, kardeşine hem finansal hem de duygusal yönden destek sağlamıştır. Onların hayat boyu süren dostlukları ve Van Gogh’un sanat ile ilgili bilinen düşünce ve teorilerinin büyük bir çoğunluğu, iki kardeşin 1872 ila 1890 yılları arasında birbirlerine gönderdikleri yüzlerce mektupta kaydolmuştur: 600’den fazla mektup Vincent’tan Theo’ya, 40 adet mektup Theo’dan Vincent’a.

Birçoğuna tarih atılmamış olmasına rağmen, sanat tarihçileri mektupları genel olarak kronolojik bir sıralamaya koymayı başarmışlardır. Arles’te yaşadığı dönemde arkadaşlarına Flemenkçe, Fransızca ve İngilizce’de 200 mektup yazmış olmasına rağmen, Arles başta olmak üzere, Van Gogh’un yaşamının belirli periyodlarıyla ilgili belirsizlik hala sürmektedir.Vincent’ın Paris’te kardeşi ile birlikte yaşadığı ve bu nedenle mektuplaşma ihtiyacı duymadıkları dönem ise tarihçilerin analiz etmekte en çok zorlandıkları dönemdir. Theo’ya gönderdiği ve Theo’dan gelen mektupların dışında geriye kalan diğer dökümanlar Anthon van Rappard, Émile Bernard, Van Gogh’un kız kardeşi Wil ve Wil’in arkadaşı Line Kruysse ile olan mektuplaşmalarını kapsamaktadır.[8] Mektuplar ilk defa 1913’te Theo’nun dul eşi Johanna van Gogh-Bonger tarafından açıklanmıştır. Bonger, sanatçının yaşamındaki dramın, çalışmalarını gölgelemesini istemediği için mektupları büyük bir korkuyla yayınladığını açıklamıştır.

Van Gogh, diğer sanatçıların biyografilerini okumaya çok düşkündü ve onların yaşamlarının, icra ettikleri sanatın karakteristik özellikleriyle tutarlılık içerisinde olması beklentisindeydi.

Yaşamı

İlk yıllar (1853 – 1869)

van goh gençlikVincent van Gogh, Hollanda’nın güneyindeki Noord-Braband bölgesinde bulunan Zundert kasabasında, Protestan rahibi Theodorus van Gogh ve Anna Cornelia van Gogh’un ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Van Gogh’un doğumundan bir yıl önce, annesi bir ölü doğum yapmıştı. Eğer bu bebek ölmeseydi Vincent ismi ona verilecekti. Bu olayın genç Van Gogh’u derinden etkilediği ve Van Gogh’un sanatındaki kimi öğelerin bu olaydan kaynaklandığı ileri sürülmüştür.Van Gogh dört yaşındayken kardeşi Theodorus (Theo) doğdu. Van Gogh’un Theo dışında bir erkek (Cornelius), üç de kız kardeşi (Elisabeth, Anna, Wil) vardı. Van Gogh, 1864’te Zundert’e 30 km uzaklıktaki Zevenbergen yatılı okuluna yazıldı. 1866’da ise ortaokul için Tinburg’a geçti. 1868’de eğitimini yarıda bırakarak Zundert’e döndü. Sonradan kardeşi Theo’ya yazacağı bir mektupta, çocukluk yıllarını “kasvetli, soğuk ve kısır” olarak betimleyecekti.

Sanat simsarı ve vaiz (1869 – 1889)

1869’da, henüz on beş yaşındayken, amcası Vincent (“Cent”) aracılığıyla Lahey’deki bir sanat simsarlığı firmasında iş buldu, Ocak 1873’te firmanın Brüksel ofisine geçti. Mayıs 1873’te ise firma Van Gogh’u İngiltere’ye yolladı. Londra’nın güneyindeki Brixton bölgesine yerleşen Van Gogh, işindeki başarısı sayesinde kısa sürede babasından çok para kazanmaya başladı. Ev sahibinin kızı Eugénie Loyer’den hoşlandı, fakat ona açıldığında, kız gizlice başka bir kiracıyla nişanlandığını söyleyerek Van Gogh’u reddetti.

İngiltere’de kaldığı süre boyunca giderek içine kapanan ve dindarlaşan Van Gogh, 1875’te firmanın Paris ofisine yollandı. 1876’da ise artık sevmediği simsarlık işini bırakarak İngiltere’ye döndü, ve Londra’nın güneydoğusundaki Ramsgate kasabasında bir yatılı okulda gönüllü öğretmenlik yapmaya başladı. Okul Middlesex’e taşınınca bir süre Isleworth’de başka bir okulda öğretmenlik yapan Van Gogh, Aralık 1876’da Hollanda’ya geri döndü, ve altı ay boyunca Dordrecht’te bir kitapçı dükkânında çalıştıktan sonra, Mayıs 1877’de teoloji okumak amacıyla Amsterdam’a geçti. Temmuz 1878’de bundan da vazgeçerek ailesinin yanına döndü.

Ocak 1879’da ise misyonerlik amacıyla Belçika’da fakir bir madenci bölgesi olan Borinage’a yerleşti. Buradaki madencilerin kötü yaşam koşullarından etkilenen Van Gogh, onlarla daha iyi iletişim kurabilmek için özellikle kötü koşullarda yaşadı, yemek ve kıyafetlerinin çoğunu işçilere verdi, yatak yerine saman üzerinde uyumaya başladı. Temmuz 1879’da, “rahiplik mesleğinin saygınlığını zedelediği” için kilise tarafından işine son verildi, ama Van Gogh bir yıl daha bölgeden ayrılmadı. 1880 sonbaharında, kardeşi Theo’nun tavsiyesine uyarak resimde kariyer yapmaya karar verdi ve sanat eğitimi almak için Brüksel’e gitti. Buradaki Güzel Sanatlar Okulu’na başvurduysa da sonradan fikrini değiştirerek Nisan 1881’de Etten’e, ailesinin yanına döndü.

Etten, Lahey ve Drenthe (1881 – 1883)

Kee Vos-Stricker

Kee Vos-Stricker

Etten’de resim sanatı üzerine kitaplar okuyan ve sık sık resim yapan Van Gogh, bir taraftan da kendisinden yedi yaş büyük olan dul kuzeni Kee Vos-Stricker’den hoşlanmaya başladı. Kee’ye evlenme teklif etti, fakat teklifi “hayır, asla, hiçbir zaman” (niet, nooit, nimmer) sözleriyle reddedildi.[15] Bunun üzerine aşkını saplantıya dönüştüren Van Gogh, Kee kendisini görmeyi reddedince Kee’nin babası (ve kendi eniştesi) Johannes Stricker’le defalarca kez görüşüp Kee’yi istedi, ama eniştesi kızının maddi anlamda bağımsız olmayan bir adamla evlenmesini istemiyordu. Bir keresinde Van Gogh, Kee’yi görebilmek için eniştesine baskı yaparken, elini bir mum alevi üzerinde tutarak “elimi alev üzerinde tutabildiğim müddetçe onu göreyim” dedi, ama eniştesi mumu üfleyerek söndürdü. Kee konusundaki ısrarı ve başka sebepler yüzünden babasıyla kavga eden Van Gogh, Aralık 1881’de bir kez daha aile evinden ayrılıp Lahey’e yerleşti. Van Gogh bir süre Lahey’de yaşayan kuzeni ressam Anton Mauve’un yanında çalıştıysa da Mauve çok geçmeden Van Gogh’la arasına mesafe koydu. Van Gogh’a göre bunun sebebi, kendisinin bir fahişeyle yaşamaya başlamasıydı.

Van Gogh, Sien ismiyle bilinen, fakat asıl adı Clasina Maria Hoornik olan bu hamile kadını Ocak 1882 sonlarında sokakta terk edilmiş bir şekilde bulmuş ve beş yaşındaki Maria isimli kız çocuğuyla beraber kendi evine almıştı. Dedikodular kısa bir sürede tüm kasabaya ulaştı. Vincent, çevresinden sert tepkiler almaya başladı. Bunun üzerine Vincent, kardeşi Theo’ya yazdığı bir mektubunda, şu sözleri ile olaylara sitem etmiştir:

“ İnsanlar beni bir şeylerle suçluyor… Bir şey saklıyor olmalıymışım… Vincent, arkasında utanılacak bir şey saklıyormuş… Pekala, bayım, sana ne sakladığımı anlatacağım: —sen ki ahlakını ve dürüstlüğünü kanıtlamış adam— soruyorum sana: bir kadını terk etmek mi daha erkekçe, ahlaklıca yoksa terk edileni korumak mı? ”

Clasina Maria Hoornik (Sien)'in "Sorrow" isimli resmi. 1882

Clasina Maria Hoornik (Sien)’in “Sorrow” isimli resmi. 1882

Sien Temmuz 1883’te bir erkek çocuk doğurunca (Willem), Van Gogh ona da bakmaya başladı. Willem, Van Gogh’a neşe getirmişti. (Willem sonradan Van Gogh’un oğlu olduğunu iddia etmişse de, tarihler bu iddiayı desteklememektedir.) Van Gogh’un Sien ile ilişkisine ailesi ve destekçileri karşı çıktı. Ailesi Van Gogh’a Sien’i bırakması yönünde baskı yapmaya başladı.

Van Gogh önceleri bu baskıya direndiyse de, Eylül 1883’te Sien ve çocuklarını bırakarak Lahey’den ayrıldı, ve altı hafta boyunca Hollanda’nın kuzeyindeki Drenthe’de dolaşıp resim çizerek yaşadı. 1883 sonlarında ise, Nuenen’e taşınmış olan ailesinin yanına döndü. Van Gogh, Sien ile beraber yaşadığı on dokuz ay boyunca, kadının ve çocuklarının düzinelerce resmini çizmiştir. Sien, Vincent gittikten sonra asıl mesleği olan terzilik yapmaya devam eder. 1901 yılında bir denizci ile evlenir ve 3 yıl sonra 1904 yılında (van Gogh’un intiharından 14 yıl sonra) 54 yaşında iken Rotterdam limanında intihar ederek yaşamına son verir.

Nuenen ve Anvers (Antwerpen) (1883 – 1886)

Van Gogh, Nuenen’de kendini resme verdi. Komşularını, tarlada çalışan işçileri, kulübelerinde kıyafet dokuyan dokumacıları çiziyordu. 1884’ün sonbaharında, Margot Begemann adlı bir komşu kızıyla ilişki yaşamaya başladı, fakat çiftin evlenmesine iki tarafın da ailesi karşı çıktı. Bunun üzerine striknin içerek intihar etmeye teşebbüs eden Margot’u Van Gogh hastaneye yetiştirdi. 26 Mart 1885’te babası bir inme sonucu hayatını kaybedince Van Gogh derin bir yasa girdi. Aynı sıralarda Paris’te Van Gogh’un resimleri ilgi çekmeye başlıyordu. 1885 baharında Van Gogh, bugün ilk önemli eseri kabul edilen Patates Yiyenler’i (De Aardappeleters) bitirdi. Ağustos’ta ise resimleri Lahey’deki bir galeride ilk kez sergilendi. Eylül’de model olarak kullandığı kızlardan birini hamile bırakmakla suçlanınca, kasabanın Katolik rahibi, kasabalıların Van Gogh’a modellik yapmalarını yasakladı. Van Gogh, Nuenen’de çizdiği resimlerde hep doğal ve karanlık renkler kullandı, daha sonraki eserlerinde ağırlıklı olarak kullanacağı canlı renklerden kaçındı. Kardeşi Theo’ya

Sigara İçen İskelet-kanvasa noktalarla yaılan Van Gogh resmi

Sigara İçen İskelet-Van Gogh resmi-1885

yeteri kadar resim satamadığı için sitem ettiğinde, Theo Paris’te renkli izlenimci resimlerin çok sattığını, Van Gogh’un resimlerinin ise fazla karanlık bulunduğunu yazdı.

Nuenen’de geçirdiği iki sene boyunca Van Gogh, pek çok karakalem ve suluboya çalışmanın yanı sıra, 200 kadar yağlıboya resim üretti. Kasım 1885’te Anvers’e taşınıp bir resim galerisinin üst katında yaşamaya başlayan Van Gogh, kardeşi Theo’dan gelen tüm parayı resim malzemelerine ve modellere harcayıp kendi sağlığını ihmal etmeye başladı. Günlerinin çoğunu ekmek, kahve ve sigarayla geçiriyor, bir taraftan da çok fazla absint içiyordu.Muhtemelen vitamin eksikliğinden dişleri gevşeyip ağrımaya başladı. Ocak 1886’da Antwerpen Güzel Sanatlar Okulu’na yazıldıysa da birkaç hafta sonra, kötüleşen sağlık durumu ve akademik sanat eğitimine duyduğu güvensizlik yüzünden okuldan ayrıldı. Şubat ayının çoğunu hasta geçirdikten sonra, Mart 1886’da Paris’e, kardeşi Theo’nun yanına taşındı. Van Gogh, Anvers’de geçirdiği dönemde pek çok müze gezip Peter Paul Rubens gibi eski ustaların resimlerini incelemiş, bu resimlerden etkilenerek paletini biraz genişletmiştir. Aynı dönemde, ukiyo-e adıyla bilinen Japon gravürlerine ilgi duymaya başlamış ve bu tarzı kendi resimlerinde de kullanmıştır.

Paris (1886 – 1888)774

Paris’te bir süre Theo’nun Montmartre’daki dairesinde beraber yaşayan iki kardeş, Haziran 1886’da Rue Lepic üzerinde daha büyük bir daireye taşındı. Bu dönemde iki kardeş arasında yazışma olmadığı için Van Gogh’un Paris’te geçirdiği zaman hakkında elimizde nispeten az bilgi vardır. Van Gogh Paris’te bir süre ressam Fernand Cormon’un atölyesinde çalıştı, ve atölyenin diğer öğrencileri Émile Bernard ve Henri de Toulouse-Lautrec ile yakın arkadaş oldu. Paris’te hakim sanat akımları, izlenimcilik ve henüz yeni filizlenmekte olan yeni izlenimcilik idi. Theo’nun galerisi, Claude Monet, Alfred Sisley, Edgar Degas ve Camille Pissarro gibi izlenimci ressamların eserleriyle doluydu.

Puantilist (noktacı) stilin ustaları Georges Seurat ve Paul Signac, şehrin en ünlü ressamlarıydı. Signac ile bizzat tanışan Van Gogh, arkadaşı Émile Bernard ile beraber noktacı stili denemeye başladı. Bu stilde resimler, çok sayıda ufak renk noktasının sabırla kanvasa işlenmesiyle oluşturuluyordu. Van Gogh kardeşlerin arası, beraber yaşamanın getirdiği problemler yüzünden bir ara açıldıysa da 1887 baharında tekrar düzeldi. Kasım 1887’de Van Gogh, Danimarka’dan Paris’e yeni gelmiş olan ressam Paul Gauguin ile tanıştı ve iki ressam bazı eserlerini değiş tokuş ettiler. Bu arkadaşlık, bir yıl kadar sonra dramatik bir biçimde sona erecekti. Şubat 1888’de, şehir hayatından ve Paris’in soğuk kışlarından bunalan Van Gogh, güneşli Güney Fransa kıyılarına doğru yola koyuldu. Paris’te geçirdiği iki yıl boyunca, yaklaşık 200 resim çizmişti.

Arles (1888 – 1889)

Vazoda Ayçiçekleri- Vincent Van Gogh

Vazoda Ayçiçekleri- Vincent Van Gogh-1888

Van Gogh, Güney Fransa’daki Arles kasabasına, burada ütopik bir sanat kolonisi kurma hayalleriyle yerleşti. Mart ayı boyunca manzara resimleri çizdi, bu resimlerinden üçü Paris Bağımsız Ressamlar Topluluğu’nun o yılki sergisinde sergilendi. Mayıs 1888’in başında, Şubat’tan beri kalmakta olduğu ve fazla pahalı bulduğu Hôtel Carrel’den çıkarak Café de la Gare adlı başka bir otele yerleşti. Yine Mayıs ayında, bugün “Sarı Ev” olarak bilinen boş evin dört odasını tuttu ve atölye olarak kullanmaya başladı. Ağustos ayı boyunca, bugün Ayçiçekleri ismiyle bilinen bir dizi vazolu ayçiçeği resmi yaptı.

Teras Kafe, 1888 Eylül ayında iki tane yatak satın alarak Sarı Ev’e yerleşen Van Gogh, aynı sıralarda Teras Kafe adlı meşhur eserini bitirdi. Sarı Ev’i, kurmak istediği sanat kolonisinin merkezi olarak düşünüyor, koloniye katılmaları için çevre kasabalarda yaşayan ressamlarla (Eugène Boch, Dodge MacKnight gibi) görüşüyordu. Arkadaşı Paul Gauguin’i de Arles’a davet etti. Uzun süre tereddüt ettikten sonra daveti kabul eden Gauguin, Theo’nun parasal desteğiyle Ekim 1888’de Arles’a geldi ve Sarı Ev’de Van Gogh’un kendisi için özel olarak hazırladığı odaya yerleşti. Gauguin ve Van Gogh, Kasım ayı boyunca beraber resim gezilerine çıktılar, değişik resim teknikleri ve anlayışları üzerine uzun tartışmalar yaptılar. İki ressamın da dengesiz duygusal yapısı sayesinde, resim tartışmaları giderek kızışmaya başladı, bozulan havalar ve dar alanda beraber yaşamak ise durumu daha kötü hale getirdi. Ruhsal sağlığı bozulmaya başlayan Van Gogh, Gauguin’in kendisini terk edeceğinden korkmaya başladı. Bu gergin durum, 23

Teras kafe-Van Ggogh

Teras kafe-Van Ggogh

Aralık 1888 gecesi bir krizle sonuçlandı. Bir kavga sonucu hışımla evden çıkan Gauguin’i bir süre takip eden Van Gogh, daha sonra eve döndü ve kendi sol kulağının alt kısmını kesip kopardı.

Kopardığı parçayı bir bez ya da kâğıt parçasına sarıp yerel bir genelevde çalışan Rachel adlı fahişeye verdi.[25] Geneleve çağrılan polisler, baygın halde buldukları Van Gogh’u hastaneye kaldırdılar. Olayı ertesi sabah öğrenen Gauguin, Theo’ya haber verdikten sonra Arles’dan ayrıldı ve bir daha Van Gogh’la görüşmedi. Van Gogh ise kan kaybı ve ruhsal bunalım sebebiyle birkaç hafta hastanede kaldı. Ocak 1889’da hastaneden çıkıp Sarı Ev’e yerleşen Van Gogh, halüsinasyonlar ve zehirlenme paranoyası sebebiyle, Şubat başında hastaneye geri döndü. On gün sonra hastaneden salıverildiyse de, endişeli kasabalıların baskısı sonucunda, Mart başında polis zoruyla tekrar hastaneye kapatıldı. Nisan ayında ise arkadaşı Paul Signac’ın gözetiminde evine dönmesine izin verildi. Kasabada istenmediğinin farkında olan Van Gogh, Theo’nun tavsiyesi üzerine, Arles’a 30 km uzaklıkta bulunan Saint-Rémy kasabasındaki Saint-Paul-de-Mausole akıl hastanesine geçmeyi kabul etti, ve 8 Mayıs 1889’da Arles’dan ayrıldı.

Saint-Rémy ve Auvers-sur-Oise (1889 – 1890)

Van Gogh, Saint-Rémy’de Dr. Théophile Peyron’un gözetiminde resim yapmaya devam etti. Haziran 1889’da en bilinen eserlerinden biri olan Yıldızlı Gece’yi yaptı. Van Gogh, bu eserinde, Güney Fransa’da yattığı akıl hastanesinin penceresinden gördüğü gökyüzündeki öğeleri abartılı bir şekilde resmetmiştir. Temmuz ortasında tekrar bir nöbet geçirip boyalarını yemeye kalkışınca[26] bir süre resim yapmasına izin verilmediyse de, durumu düzelince resim yapmaya devam etti. Zamanının çoğunu odasında geçiriyor, dışarıya ancak doktor gözetiminde kısa yürüyüşler için çıkabiliyordu. Bu yüzden resim konusu bulmakta zorlanınca, Jean-François Millet gibi başka ressamların veya kendisinin daha önceki eserlerinin yeni yorumlarını çizmeye başladı. 1889 sonu ve 1890 başında bir dizi yeni nöbet geçiren Van Gogh, aynı sıralarda Paris’te ünlenmeye başladı. Ocak 1890’da Mercure de France dergisinde çıkan bir yazıda, Van Gogh’dan “dahi” diye bahsediliyordu.

Mayıs 1890’da Van Gogh Saint-Rémy’den ayrılıp Paris yakınlarındaki Auvers-sur-Oise’a geldi. Burada, daha önce ruhsal problemli ressamlarla ilgilenmiş olan Dr. Paul Gachet’nin gözetiminde kalacak, kardeşi Theo’ya da yakın olacaktı. Van Gogh’un Dr. Gachet hakkındaki ilk yorumu “bence benden daha hasta ya da tam benim kadar hasta diyelim” oldu.[27] Fakat sonradan doktorla iyi geçinmeye başlayan Van Gogh, doktorun üç ayrı portresini çizdi. Auvers-sur-Oise’da kaldığı süre boyunca kendini tamamen resme veren Van Gogh, burada geçirdiği 70 günde yaklaşık 70 yağlıboya resim üretti. Annesi ve kızkardeşine yazdığı son mektupta, kafasının geçen yıla göre çok daha sakin ve huzurlu olduğunu yazdı.[28] 27 Temmuz 1890’da resim malzemelerini alıp bir tarlaya yürüyen Van Gogh, kendisini tabancayla göğsünden vurdu. Sendeleyerek kaldığı otele döndü ve yatağına uzandı. Kanamayı farkeden otel sahibi, kasaba doktoru Mazery’yi ve Van Gogh’un doktoru Gachet’yi çağırdı. Doktorlar, mermiyi çıkarmanın çok riskli olacağına kanaat getirip Theo’ya hemen gelmesi için haber yolladılar. Vincent Van Gogh, 29 Temmuz 1890 sabahı 1:30 sularında, kardeşi Theo’nun kollarında öldü, ve Auvers-sur-Oise’a gömüldü. “Mutsuzluğum sonsuza kadar sürer  Vincent van Gogh, ölmeden önce yatağında yatarken.” Vincent’tan altı ay sonra Theo da uzun süredir mücadele ettiği frengi hastalığına yenilerek hayata gözlerini yumdu. Theo’nun naaşı önce Utrecht’e gömüldüyse de, karısı Johanna’nın isteği üzerine 1914’te Auvers-sur-Oise’a getirildi ve Vincent’in mezarının yanına gömüldü. Dr. Gachet’nin bahçesinden alınarak mezar taşlarının arasına dikilen sarmaşık filizi, bugün iki kardeşin mezarlarını tamamen kaplamaktadır.

Hastalığı

Van Gogh’u özellikle hayatının son iki yılında ciddi şekilde etkilemiş olan akıl hastalığı için bugüne kadar 30’dan fazla teşhis veya olası sebep ileri sürülmüştür.[30] Bunlardan bazıları, şizofreni, bipolar bozukluk (eski adıyla manik depresyon), frengi, boya zehirlenmesi (soluma veya yutma yoluyla), Ménière hastalığı ve güneş çarpmasıdır. Kötü beslenme, aşırı çalışma, uykusuzluk ve alkol düşkünlüğü, muhtemelen hastalığın etkilerini artırmıştır. Van Gogh’un özellikle son dönem eserlerinde açıkça görülen sarı renk düşkünlüğünün de tıbbi bir bozukluktan kaynaklandığını ileri sürenler olmuştur. Bu konudaki teorilerden birine göre, Van Gogh’un bolca içtiği absintte bulunan tuyon adlı madde, zaman içinde Van Gogh’un görüşünü bozarak nesneleri sarımtrak renkte görmesine sebep olmuş, bu da ressamın eserlerine yansımıştır. Bir başka teoriye göre, Van Gogh’a hastalığının tedavisi için yüksek dozlarda yüksük otu verilmiştir, ve yüksük otunun sarımtrak görüşe veya sarı lekeler görmeye sebep olduğu bilinmektedir.

Satılan eserlerinin bazıları

Resim Ad Satış tarihi Fiyat Ayrıntılar
Dr. Gachet'nin Portesi Dr. Gachet’nin Portesi 15 Mayıs 1990 $ 82,54 milyon Aynı isimli iki tablo bulunmaktadır. Tablolardan biri Ryoei Saito adlı Japon işadamı tarafından satın alındı. Resme o kadar bağlanmıştı ki öldüğünde kendisi ile yakılmasını istemişti. Ancak sonra fikrini değiştirdi ve tablo devlete geçti.[32]
sakalsız oto portre Sakalsız otoportre 20 Kasım 1998 $ 71,5 milyon New York’taki Christie’s mezatevinde anonim satınalıcı tarafından satın alındı.
van-gogh-vincent-İrisler İrisler 11 Kasım 1987 $ 53,9 milyon New York’taki Sotheby’s mezatevinde satın alındı. Bir süre sonra J. Paul Getty Müzesi’ne tekrar satıldı.
 l Arlésienne Madame Ginoux l’Arlésienne, Madame Ginoux 2 Mayıs 2006 $ 40,3 milyon New York’taki Christie’s mezatevinde satın alındı.






[1] ard izlenimcilik :  Fransa’da, İzlenimciliğin kurallarına tepki olarak 19. yüzyılın sonlarına doğru doğdu. Ard İzlenimcilik’in temsilcileri olan sanatçılar, sanat yaşamlarına izlenimcilikle başlamışlardır. Ancak bu izlenimcilik akımının kimi sınırlamalarını aşmak ve resimlerine kendi kişiselliklerini katmak istiyorlardı. Zamanla kişisel anlatım resimlerine yansıdı. İzlenimciliğin canlı ve parlak renkleri yanında, gelenekselin dışına çıkan konu anlayışı da bu sanatçıları etkilemeyi sürdürdü. Ard izlenimcilik daha sonra yerini fovizm ve kübizm’e bırakarak bu yeni akımlara da öncülük etmiştir. Başlıca Temsilciler: Paul Cezanne (1839-1906) Georges Seurat (1859-1891) Paul Signac (1863-1935) Vincent van Gogh (1853-1890) Paul Gauguin (1848-1903) Henri de Toulouse-Lautrec

11 Mart 2014/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2014/03/van-gogh.jpg 368 276 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2014-03-11 17:15:062014-03-12 14:59:02Van Gogh ve resimlerinden Gif formatına
Sanat Haberleri

Türk resminin duayenlerinden Şevket Dağ’ın 40 parça resmi satışa sunulacak

sirri eldem

Ressam ve Müzisyen Sırrı Eldem

İlk kez görülecek bu özel koleksiyonun yanı sıra Şevket Dağ’a ait palet,fırça ve boyalardan oluşan bir set de satılacak . Müzayedenin sürprizi ise, Sırrı Eldem tarafından yazılmış, ancak parasızlık nedeniyle bastırılamayan Şevket Dağ kitabı olacak.Bu kitap yayın hakkıyla birlikte alıcı bulacak..

Ressam Sırrı Eldem’in 40 parçalık Şevket Dağ koleksiyonu, Artı Mezat tarafından 1 Mart’ta düzenlenecek müzayede ile satışa sunulacak. Son Osmanlı halifesi 2. Abdülmecid’in en yakın dostu ve meslektaşı olan, yurt dışında “Türk Ressam” lakabıyla bilinen Şevket Dağ’ın yağlıboya interiör, natürmort, peyzaj konulu eserleri ve yine yağlıboya desen çalışmaları Teşvikiye’deki Artı Mezat Sanat Galerisi’nde düzenlenecek müzayede ile sanatseverlerin beğenisine sunulacak.

Ressam Şevket DAĞ

Ressam Şevket DAĞ

Şevket Dağ’a ait böylesi bir koleksiyonun ilk kez görücüye çıkacağı ve yine ilk kez bu kadar çok Şevket Dağ eserinin bir arada olmasının çok önemli olduğunu belirten Artı Mezat Sanat Galerisi sahibi Jale Tantekin, “Geçmişte birçok alım rekorları kıran Şevket Dağ’ın bu özel çalışmalarının büyük ilgi görmesini bekliyoruz. Türk resminin önemli isimlerinden biri olan Şevket Dağ, 50 yılı aşan sanat hayatında cami tabloları ile ünlendi” dedi.

Abdülmecid Efendi’nin şehzadeliğinde ve veliahtlığında, en iyi dostu ve meslektaşı olan Şevket Dağ’ın, O’nun himayesini sağlayarak Türk Ressamlar Cemiyeti’ni Hikmet Onat ve İbrahim Çallı ile birlikte kuran ressam olduğunun altını da çizen Tantekin, “Ressamlığının yanında çok güçlü bir resim öğretmeniydi. Ayasofya’da sekiz sene çalıştıktan sonra Mahmudiye Rüştiyesi, Vefa, Galata, Nişantaşı ve Galatasaray Liseleri’nde resim öğretmenliği yaptı. Ünlü ressam Fikret Mualla’nın da hocasıdır” dedi.

Özel eşyaları

1 Mart Cumartesi günü saat 15.00’de Jale Tantekin yönetiminde gerçekleştirilecek müzayedede Şevket Dağ’ın resimlerinin yanında özel eşyaları da satışa sunulacak. Sırrı Eldem’in Şevket Dağ hakkında 1945 yılında yazdığı, ancak maddi yetersizliklerden dolayı yayınlanamamış, hayatını anlatan bir kitabı da orijinal haliyle ve yayın hakkıyla satılacak. Şevket Dağ’ın resim çalışmaları sırasında kullandığı palet, fırça ve boyalarından oluşan şahsi gereçlerinin de müzayedede büyük ilgi görmesi bekleniyor.

Şevket Dağ

Sanay-i Nefise Mektebi’ni 1897 yılında birincilikle bitiren Şevket Dağ, Türk resim sanatında asker ressamlar kuşağının yetiştirdiği ilk sivil ressamlarımız arasındadır. Sanatçı, yetişme ve sanat ortamının yetersizliğine rağmen kendine özgü bir resim üslubu oluşturmayı başaran Türk resim sanatının duayenlerindendir. “Türk Ressamı” olarak pek çok ülkenin de takdirini alan ressamın en ünlü resimlerinden biri, Japon Büyükelçisi tarafından satın alınarak Tokyo Müzesi’ne gönderilmiştir. Ayrıca ressam, 1909’da Münih Sergisi’nde altın madalya kazanmış ve Paris’te “Salon des Artistes Français”de üç tablosu sergilenmiştir. Şevket Dağ’ın “Ayasofya” isimli bir çalışması, 2 milyon 150 bin liralık rekor bir fiyata alıcı bulmuştu.

Gaspare Fossati eserleri

Müzayedede, yine bir özel koleksiyonda bulunan Gaspare Fossati’ye ait Ayasofya konulu sulubaya 7 adet eser satışa sunulacak. Ayrıca, “saray ressamı” Fausto Zonaro, Brindesi, Thomas Allom gibi ünlü oryantalist ressamlardan belge niteliğinde İstanbul peyzajları, Türk resiminin duayenlerinden İbrahim Çallı’dan peyzaj ve natürmort konulu yağlıboya eseri ve Hikmet Onat’ın çok nadir olarak resmettiği 40 x 60 cm. ölçülerindeki yağlıboya “natürmort”’u da müzayedede yer alacak eserler arasında olacak. Eserler müzayede öncesi Teşvikiye’de Artı Mezat Sanat Galerisi’nde ve www.artimezat.com.tr adresinde görülebilir.

10 Şubat 2014/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2014/02/SEVKET-DAG.jpg 973 600 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2014-02-10 18:43:232014-02-10 18:43:23Türk resminin duayenlerinden Şevket Dağ’ın 40 parça resmi satışa sunulacak
Sanat Haberleri

İşçi Filmleri Festivali perdelerini bu yıl savaşa karşı açıyor!

8. Uluslararası İşçi HYPERLINK “http://www.sanalforum.biz/kultur-sanat-haberleri/85738-isci-filmleri-festivali-icin-geri-sayim-basladi.html”Filmleri Festivali 1-8 Mayıs tarihleri arasında izleyicilerle buluşuyor!

İstanbul, Ankara, İzmir ve Diyarbakır’da eş zamanlı olarak gerçekleşecek festivalde bu yıl “Sınırda Yaşamak” teması ile 15 farklı ülkeden toplam 54 film gösterilecek.

 IFF 2013 AFISIFestivalin değişmez illüstrasyonu Karagöz ve Şarlo bu yıl “Sınırda Yaşamak” temasıyla mitolojide tanrılar tarafından cezalandırılan ve bu cezaya direnen ilk insan Sisyphus’a (Sisifos) gönderme yaparak, Ortadoğu’daki savaşın, Ortadoğu’daki önemli en önemli aktörlerden Kürtlerin sürecinin, açlık ve yoksulluğun sınırlarında umudu ve emeği ile ayakta kalmaya çalışanların öykülerini beyaz perdeye taşıyor.

2 Mayıs günü Şişli Kent Sinemasında yapılacak açılış gecesini oyuncu Mert Fırat sunacak.

Bajar’ın müzikleri ile eşlik edeceği gecede her yıl olduğu gibi bir set işçisine plaket verilecek.

 8. Uluslararası İşçi HYPERLINK “http://www.sanalforum.biz/kultur-sanat-haberleri/85738-isci-filmleri-festivali-icin-geri-sayim-basladi.html”Filmleri Festivali 4 şehirdeki gösterimlerden sonra, ilerleyen günlerde birçok kenti kapsayan ve yıl boyu sürecek uzun bir yolculuğa çıkacak. Gösterimler yine ücretsiz olacak.

 Türkiye ve dünyanın dört bir yanından, emekçilerin yaşamlarını ve mücadele deneyimlerini izleyicilerle buluşturmayı ve ülkemizde işçi filmi üretimini özendirmeyi amaçlayan Festival,.

Sine-Sen (DİSK), Dev Sağlık-İş (DİSK), Birleşik Metal-İş (DİSK), Hava-İş (TÜRK-İŞ), Petrol-İş (TÜRK-İŞ), Tez Koop-İş (TÜRK-İŞ), Ses (KESK), Türk Tabipleri Birliği, Halkevleri ve Sendika.Org. tarafından düzenleniyor.

 Zengin Film Programı ve Uluslararası Konuklar

festival logo Festivalin bu yılki Uluslararası konukları Raks-ı Hak (Toprağın Raksı) filminin İranlı yönetmeni Ebu Fazl Celili ve 155 SOLD (155 Satılık Adam) filminin Yunan yönetmeni Panteleakis Georgios. Celili Ankara ve İstanbul’da, Panteleakis Georgios ise İstanbul’da özel gösterim ve söyleşilerde izleyicilerle buluşacak. Festivalde 21’i Uluslararası 33’ü de Türkiye’den olmak üzere toplam 54 adet uzun ve kısa kurmaca, belgesel film de gösterime girecek.

Bu yıl Festivalin açılış filmi “45’lerin Ruhu”. Filmin yönetmeni aynı zamanda ünlü İngiliz işçi filmleri yönetmeni  Ken Loach.  Ünlü yönetmenin festival izleyicilerine bir de sürprizi olacak.

11. Tokyo Film Festivali Asya Film Ödülü ve Locarno Film Festivali büyük ödülü olan Gümüş Leopar’ı alan İranlı yönetmen Ebulfazl Celili’nin “Raks-ı Hak”(Toprak Dansı),

Panteleakis Georgios’un yönetmenliğini yaptığı, Yunan hükümetinin küresel ‘kriz’i bahane eden görüşlerine karşı halkın sokakları kuşatan isyanını anlatan “155 SOLD” (155 Satılık Adam),

Nazım Hikmet’in, Japon Balıkçısı şiirindeki öyküyü sinemaya aktarmak üzere Japoncadan çevrilen ve Türkiye’de ilk defa festivalimizde gösterilecek olan “Japon Balıkçısı”,

Anadolu’nun bir köyünde, ağalık ve feodaliteye başkaldırının anlatıldığı, Kadir İnanır, Melike Zobu ve Erol Taş’ın rol aldığı ve yasaklı filmler listesinde uzun yıllar yer alan “İsyan”,

Yönetmenliğini Başar Sabuncu’nun yaptığı ve Şener Şen’in başrolünde oynadığı “Zengin Mutfağı”,

Fransız sinemacı Robert Guédiguian’ın işten atılan bir sendika temsilcisinin sınıf bilinci, yoksulluk ve suç arasındaki gelgitlerini anlatan filmi “Klimanjero’nun Karları”,

Çin işçi bölgesi, Schenzen’de cep telefonu üreten bir fabrikada yoğun ve zor şartlarda çalışan genç işçilerin yaşama tutunma çabalarını anlatan Dream Work China (Çin İşçilerinin Hayalleri),

Venezuela’daki mücadeleye gönül verenlere adanan  “Portraits of the Struggle (Retratos de Lucha)” ( Mücadeleden Portreler), Festivalin öne çıkan kısa ve uzun metrajlı filmleri…

Türkiye’deki Ermeni işçileri anlatan “Avtobus”,  “Vardiya 12-48” ve “Şişecam Direnişine Bakmak”, Bismil-Sinan köylülerinin, el konulmuş toprakları geri almak için, ağalara karşı verdikleri mücadeleyi anlatan “İpekçi Günlükleri”, Tonya’da sütçülük yaparak hayatlarını sürdüren kadınların fabrikaya karsı ayakta kalma çabasını anlatan “Keyvan” ise festivalde gösterime girecek belgesellerden bazıları.

 

Festival filmlerinin 4 ildeki gösterim yerleri:

İstanbul’da Fransız Kültür Merkezi, Yeşilçam Sineması, İstanbul Halkevi, Kazım Koyuncu Kültür Merkezi, Kadıköy Halkevi, Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde;

Ankara’da Kızılırmak ve Büyülü Fener Sinemalarında;

İzmir’de İzmir Sanat Merkezi, Fransız Kültür Merkezi, Konak Halkevi’nde;

Diyarbakır’da ise Sümerpark Sosyal Yaşam Merkezi, Cegerxwin Gençlik, Kültür ve Sanat Merkezi Sinema Salonu, Ortadoğu Sinema Akademisi Derneği Avrupa Sineması, Tüm Bel-Sen Diyarbakır Şubesi, Diyarbakır Evi, Sülüklü Han

 

Festival kapsamında Ankara’da emek ve iletişim üzerine düşünen, çalışan ve siyaset üreten akademisyenler ve eylemciler 3-4 Mayıs tarihleri arasında 4. Uluslararası İşçi ve İletişim Konferansı’nda bir araya gelecek.

İletişim için:

(İstanbul) İstanbul Halkevi:

Telefon: 0212 245 82 65

Fax: 0212 245 70 10

Adres: İstiklal Caddesi, Orhan Adli Apaydın Sokak, No:10, Beyoğlu / İstanbul

 

(Ankara) Halkevleri Genel Merkezi:

Telefon: 0312 419 27 17 / 0 505 713 18 32

Fax: 0312 419 32 07

Adres: Konur Sokak, No:8/9, Kızılay / Ankara

 

(İzmir) Konak Halkevi:

Telefon: 0232 441 06 03 / 0541 850 54 26 /

Adres: 859 Sokak, No:6, Vatan İşhanı, D: 302, Kemeraltı, Konak / İzmir

(Diyarbakır) Dev Sağlık-İş Diyarbakır Şubesi:

Telefon: 0412 223 33 57 / 0507 429 26 76

Adres: Kurt İsmailpaşa 1. Sokak, Çölbay Apt., No:4/9, Yenişehir / Diyarbakır

 

Web:www.iff.org.tr

E-posta: [email protected]

Twitter:  @iscifilmfest.

 

Festival hakkında detay bilgi için içeriği zip olarak indire bilirsiniz.  TIKLAYINIZ.

17 Nisan 2013/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2013/04/festival-logo.png 2190 1852 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2013-04-17 17:13:252013-04-17 17:19:53İşçi Filmleri Festivali perdelerini bu yıl savaşa karşı açıyor!
Sanat Haberleri

Akademi ve Güzel Sanatlar üniversitelerinin yetenek sınavları için ”Pazar Günü “ yeni grup kayıtları başlamıştır.

Güzel Sanatlar Fakülteleri veya Akademilerin Resim, Heykel, İç Mimarlık, Grafik Tasarım, Geleneksel Türk Sanatları, Tekstil Ve Moda Tasarımı, Seramik Ve Cam Tasarımı ve yetenek sınavı ile öğrenci alan okulların sınavlarına hazırlık amacıyla Talep üzerine  Pazar günü için yeni sınıf açılacaktır.

 

Talebin yoğunlaştığı saat olan 15:00 – 19:00 arası için öğrenci kayıtları başlamıştır.

Adres bilgimize ve telefonlarımıza ulaşmak için” İletişim” ‘e tıklayınız.  Bizleri ziyaret ederek bilgi alabilir veya telefonla görüşebilirsiniz. Arzu ediyorsanız bir Pazar günü kağıt ve kalemlerinizi alarak bir ders misafirimiz olup kendinizi deneyebilirsiniz.

Bildiğiniz gibi hazırlık eğitimlerimizi Heykel sanatçısı ve Temel sanat eğitmeni  Ş.Hale ÜRKMEZGİL vermektedir.

 

02 Mart 2013/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2013/03/Akademi-Hazırlık1.jpg 900 1600 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2013-03-02 19:11:232013-03-02 19:11:23Akademi ve Güzel Sanatlar üniversitelerinin yetenek sınavları için ”Pazar Günü “ yeni grup kayıtları başlamıştır.
Sanat Haberleri

İstanbul tablolarına Londra’da rekor fiyat

Ünlü Rus ressam Ivan Ayvazovsky’nin İstanbul’u resmettiği üç tablosumüzayede salonu Sotheby’s’ün düzenlediği açık artırmada satışa çıktı. Tabloların ikisi toplam 2 milyon 654 bin TL’ye alıcı buldu.

İngiltere’nin başkenti Londra’daki ünlü müzayede salonu Sotheby’s’in düzenlediği “Önemli Rus Sanatı” müzayedesinde satışa çıkarılan Ayvazovzky’nin İstanbul’u resmettiği 3 tablosundan ikisi 922 bin 500 Sterlin (2 milyon 654 bin TL)’e satıldı.

Müzayedede, Ayvazovsky’nin 1845 yılında tamamladığı  “Ay Işığında Galata Kulesi”,  825 bin 250 Sterlin, (yaklaşık 2 milyon 374 bin TL), 1900 yılına ait  “Boğaziçi’nde Gemiler, Konstantinopolis”  tablosu 97 bin 250 Sterlin (yaklaşık 280 bin TL) satıldı. Başlangıç fiyatı 700 bin sterlin olan 1886 yılına ait “Haliç’te Ay Doğuşu” tablosu ise alıcı bulamadı. Tabloya verilen son fiyat 680 bin Sterlin oldu.

29 tablonun satışa çıktığı açık artırmaya telefondan ve internet üzerinden çok sayıda kişi katıldı. Tabloların alıcıları ise açıklanmadı.

Hayatı boyunca bir çok kez ziyaret ettiği İstanbul’u  resimlerine sık sık konu eden Rus ressam’ın sanatsal yetenegi 1874 senesinde Dolmabahçe Sarayı’nı süslemesi için İstanbul’un farklı manzaralarını resmetmesini isteyen Sultan Abdülaziz  tarafından da tanındı.

Ressamın ‘”Haliç’te Ay Doğuşu” adlı eseri  Eyüp’ten bakıldığında İstanbul’un en bilinen abide ve camilerini resmediyor.

Uzun seneler çok saygın bir özel koleksiyonda bulunduktan sonra ilk defa müzayedeye çıkan resim, Ayvazovsky’nin Türkiye resimleri  açısından da bilgiler veriyor.
Ayvazovsky’nin en son resimlerinden biri olan ‘Boğaziçi’nde Gemiler, Konstantinopolis’ ise tarihi Arnavutköy’ü resmediyor.

Boğaziçi tablosu rekor fiyata satılmıştı

Sotheby’s, sanatçının tablolarını geçen Nisan ayında tanıtmış ve 1856 yılı tarihini taşıyan, “Konstantinopolis ve Boğaziçi Manzarası”nı 3 milyon 233 bin 250 Sterlin’e satarak sanatçının Türkiye manzaraları arasında bir rekor elde etmişti.

Kaynak :[-]

27 Kasım 2012/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/11/Ivan-Ayvazovski.jpg 182 292 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-11-27 13:54:022012-11-27 13:56:32İstanbul tablolarına Londra’da rekor fiyat
Sanat Haberleri

İlk kez 1952 ‘de sahnelenen ‘ Fare Kapanı ‘ 60 yılda 25 oyun sergiledi

İlk kez 1952’de sahnelenen ‘Fare Kapanı’, Winston Churchill’den David Cameron’a tam 12 İngiltere başbakanı gördü. Oyun, Kraliçe II. Elizabeth’in tahta çıkışıyla yaşıt.

“Polisiye roman ve tiyatronun kraliçesi” Agatha Christie’nin “Fare Kapanı” (Mousetrap) adlı oyunu, ilk kez, II. Elizabeth’in taç giydiği yıl, 1952’de sahnelenmişti.

Soğuk Savaş başladığında “Fare Kapanı”, Londra’daki Ambassadors Tiyatrosu’nda sahneleniyordu; Soğuk Savaş biteli yıllar oldu, “Fare Kapanı” hâlâ sahnede.

Şu sıralar 60. yılını kutlayan oyun, bugüne kadar Winston Churchill’den David Cameron’a tam 12 İngiltere başbakanı gördü.

Beklenmedik son

Christie’nin bir cinayeti ve karmaşık çözümünü işleyen oyunu, 18 Kasım 2012’de 25 bininci kez sergilendi. Dünyanın en uzun süre sahnede kalan oyunu olarak bilinen “Fare Kapanı”, hâlâ popülerliğinden bir şey yitirmiş değil ve kapalı gişe oynamayı sürdürüyor.

Oyun, ilk kez, 25 Kasım 1952’de Ambassadors Tiyatrosu’nda sahnelenmiş ve Richard Attenborough ile karısı Sheila Sim 21 yıl boyunca başrolleri üstlenmişlerdi.

“Fare Kapanı”nın ilk oynanışından bu yana, her oyunun sonunda oyunculardan biri seyircilerden “beklenmedik son”u kimseye açıklamamalarını istiyor: “Artık ‘Fare Kapanı’nı seyrettiğinize göre cinayetimize ortak oldunuz demektir. Sizden, cinayeti kimin işlediğini bir sır gibi saklamanızı rica ediyoruz…”

Seyircilerin oyunun sonunu sır gibi saklayıp saklamadıkları bilinmiyor, ama The Guardian’dan Stephen Moss, “Fare Kapanı”nı 60. yılında bir kez daha izlemeye gittiğinde tanık olduğu ilginç bir olayı aktarıyor:

Moss, tiyatronun kapısında, “Fare Kapanı”nı seyretmeye Birmingham’dan gelmiş bir Agatha Christie hayranına, gelmeden önce cinayeti kimin işlediğini araştırıp araştırmadığını sormuş. Adam, kısa bir duraksamadan sonra, “Yoksa seyircilerden biri mi!” deyivermiş.

‘8 ay oynanır’ demişti

Oyun, ilkin 1947’de “Üç Kör Fare” adıyla radyo tiyatrosu olarak yayımlanmış, daha sonra Shakespeare’in ünlü tragedyasında Hamlet’in bir sözünden esinlenilerek “Fare Kapanı” adını almıştı.

Ambassadors Tiyatrosu’nda 21 yıl boyunca 8.862 kez sahnelenerek bir dünya rekoru kıran “Fare Kapanı”, 1974’ten bu yana St. Martin’s Tiyatrosu’nda, yıllardır da David Turner’ın yönetmenliğinde oynanıyor.

Şu sıralar “Fare Kapanı”nın başlıca rollerini Hugh Bonneville, Patrick Stewart, Julie Walters ve Miranda Hart paylaşıyorlar.

Agatha Christie’nin, ilk sahnelendiği günlerde “En fazla 8 ay oynanır” dediği oyun, bakalım daha kaç yıl sahnede kalacak?

 

24 Kasım 2012/1 Yorum/tarafından admin
https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2012/11/mousetrap-masthead.jpg 270 564 admin https://www.narsanat.com/wp-content/uploads/2024/09/nar-logo.png admin2012-11-24 16:10:582012-11-24 16:10:58İlk kez 1952 ‘de sahnelenen ‘ Fare Kapanı ‘ 60 yılda 25 oyun sergiledi
Page 3 of 41234

Archive

  • Kasım 2025
  • Ekim 2025
  • Şubat 2025
  • Eylül 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Ocak 2024
  • Aralık 2023
  • Kasım 2023
  • Ekim 2023
  • Eylül 2023
  • Ağustos 2023
  • Haziran 2023
  • Mayıs 2023
  • Nisan 2023
  • Mart 2023
  • Şubat 2023
  • Ocak 2023
  • Aralık 2022
  • Kasım 2022
  • Ekim 2022
  • Eylül 2022
  • Ağustos 2022
  • Haziran 2022
  • Mayıs 2022
  • Kasım 2021
  • Ekim 2021
  • Eylül 2021
  • Ağustos 2021
  • Haziran 2021
  • Mart 2021
  • Şubat 2021
  • Ocak 2021
  • Aralık 2020
  • Kasım 2020
  • Ekim 2020
  • Eylül 2020
  • Ağustos 2020
  • Temmuz 2020
  • Haziran 2020
  • Mayıs 2020
  • Nisan 2020
  • Mart 2020
  • Şubat 2020
  • Ocak 2020
  • Aralık 2019
  • Kasım 2019
  • Ekim 2019
  • Eylül 2019
  • Ağustos 2019
  • Temmuz 2019
  • Haziran 2019
  • Mayıs 2019
  • Nisan 2019
  • Mart 2019
  • Şubat 2019
  • Ocak 2019
  • Aralık 2018
  • Kasım 2018
  • Ekim 2018
  • Eylül 2018
  • Ağustos 2018
  • Temmuz 2018
  • Haziran 2018
  • Mayıs 2018
  • Nisan 2018
  • Mart 2018
  • Şubat 2018
  • Ocak 2018
  • Aralık 2017
  • Kasım 2017
  • Ekim 2017
  • Eylül 2017
  • Ağustos 2017
  • Temmuz 2017
  • Haziran 2017
  • Mayıs 2017
  • Nisan 2017
  • Mart 2017
  • Şubat 2017
  • Ocak 2017
  • Aralık 2016
  • Kasım 2016
  • Ekim 2016
  • Eylül 2016
  • Ağustos 2016
  • Temmuz 2016
  • Haziran 2016
  • Mayıs 2016
  • Nisan 2016
  • Mart 2016
  • Şubat 2016
  • Ocak 2016
  • Aralık 2015
  • Kasım 2015
  • Ekim 2015
  • Eylül 2015
  • Ağustos 2015
  • Temmuz 2015
  • Haziran 2015
  • Mayıs 2015
  • Nisan 2015
  • Mart 2015
  • Şubat 2015
  • Ocak 2015
  • Aralık 2014
  • Kasım 2014
  • Ekim 2014
  • Eylül 2014
  • Ağustos 2014
  • Temmuz 2014
  • Haziran 2014
  • Mayıs 2014
  • Nisan 2014
  • Mart 2014
  • Şubat 2014
  • Ocak 2014
  • Aralık 2013
  • Kasım 2013
  • Ekim 2013
  • Eylül 2013
  • Ağustos 2013
  • Temmuz 2013
  • Haziran 2013
  • Mayıs 2013
  • Nisan 2013
  • Mart 2013
  • Şubat 2013
  • Ocak 2013
  • Aralık 2012
  • Kasım 2012
  • Ekim 2012
  • Eylül 2012
  • Ağustos 2012
  • Temmuz 2012
  • Haziran 2012
  • Mayıs 2012
  • Nisan 2012
  • Mart 2012
  • Şubat 2012
  • Ocak 2012
  • Aralık 2011
  • Kasım 2011
  • Ekim 2011
  • Eylül 2011
  • Haziran 2011
  • Mayıs 2011
  • Nisan 2011
  • Mart 2011
  • Şubat 2011
  • Ocak 2011
  • Haziran 2010
  • Nisan 2010
  • Ekim 1999
  • Eylül 1999

Categories

  • Bizden Haberler
  • Güncel Haberler
  • News
  • Personal
  • Sanat Haberleri

Facebook

Instagram

No images available at the moment

Follow Me!

Bize Ulaşın

T.C. M.E.B.
Özel Nar Sanat Eğitim Kursu

Adres : İncirli cad. Kartaltepe mah. Kıbrıs Sok. Okan apt. No:6/1 34145 Bakırköy, İstanbul  Türkiye

( Eski Town Center’in -Şuan Altınbaş Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nin karşısı-, Yaşar Hastanesi’nin yanındaki sokak )

Çalışma saatlerimiz haftanın 7 günü  09:00 – 21:00 saatleri arasındadır.

+90 212 570 80 68

+90 530 880 71 80

[email protected]

Bağlantılar

  • Sanat Haberleri
  • Nar Sanat İstanbul Eğitim Ve Kültür Sanat Derneği
  • M.E.B. Sertifika Vermeye Yetkili Kurumlar
  • Site Haritası
  • Güncel Haberler

Konum

© Telif Hakkı - Nar Sanat - Enfold WordPress Theme by Kriesi
  • Link to Facebook
  • Link to Instagram
  • Link to Mail
  • Ana Sayfa
  • Eğitmenler
  • Kurslar
  • Kurumsal
  • İletişim
Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön Sayfanın başına dön