Şunun için etiket arşivi: boya

Bir sanatçı, Nizhny Novgorod’ta bulunan Oka nehri kıyısında ”Yaşayan Duvarlar” isimli bir sokak projesine başlamış. Sanatçı eski binaları boyayarak onlara hayat veriyor.Rusya’nın birçok farklı bölgesinde eserlerine rastlıyoruz ve sanatçı binalara hayat vermenin yanı sıra onlara duygu da katıyor. Yaratıcı sanatçı, pencereleri ve kapıları kullanarak sanki binaların ağzı, gözleri ve burnu varmış  gibi bir hava katıyor.

Sokak sanatı normal boyama sanatlarına benzemiyor. Sokakta yapılan çalışma ile evde yapılan çalışma çok farklı dinamikler içeriyor. Sokak sanatı diğer sanatlar gibi çok kalıcı ve dayanıklı olmayabilir fakat onlar gerçekten çok canlılar.

[supsystic-gallery id=’5′ position=’center’]

 

nar sanat etkinlikleri

haftanin-sanat-etkinlikleri1SERGİ

İSTANBUL

– Çağdaş sanatın ikonik ismi Grayson Perry’nin “Küçük Farklılıklar” sergisi ve 20. yüzyılın çok yönlü fotoğrafçılarından Cecil Beaton’ın “Portreler”i 26 Temmuz’a kadar Pera Müzesi’nde.

– Mustafa Ata’nın sergisi 6 Haziran’a kadar Venüs Art Project’te görülebilir.

– Mehmet Güreli’nin “Alope’nin Odası” adlı resim sergisi 20 Temmuz’a kadar Carré d’Artistes Sanat Galerisi’nde sanatseverlerin beğenisine sunuyor. (0 212 243 11 30)

– Bahar Akçura’nın resim sergisi 19 Haziran’a kadar İstanbul Sanayi Odası Sanat Galerisi’nde görülebilir. (0 212 551 46 31)

– Burhan Doğançay’ın “Picture The World” sergisi 7 Haziran’a kadar Doğançay Müzesi’nde görülebilir. (0212) 244 7770

– “Ressam ve Resim: Mehmet Güleryüz” adlı retrospektif sergi İstanbul Modern’de 28 Haziran’a kadar Süreli Sergiler Salonu’nda görülebilir. (0212) 334 7300

– “Ellerin Büyüsü” adlı resim ve heykel Sergisi, 3-28 Haziran tarihleri arasında İstanbul Odeabank O’Art’da görülebilir. Vasfiye Yağcı Ögrencileri çocuk resim sergisi Kartal’da Anadolu Sanatcılar Derneği galerisinde 5 Haziran’a dek sürecek.

– Mustafa Bora Bodrum’da 6. kişisel sergisi 8 Haziran’a kadar Bodrum Gümbet’te bulunan Mor Sanat Galerisinde gezilebilir.

– Darüşşafaka Ortaokulu 8. sınıf öğrencisi Defne Hadiş’in, üçüncü resim sergisi CEFIC Turkey’in desteğiyle 7 Haziran’a dek Carrefour İçerenköy AVM’de.

– Andy Cano’nun resim sergisi Venüs Sanat Galerisi’nde 8 Haziran’da sanatseverlerle buluşacak. Sergi, 19 Haziran’a kadar görülebilir.

– Lebin Ebru Çokişler, Çiğdem Keskin, Onur Tekin, Orhan Akkaya, Kadircan Savaşkan, Elif Savaşkan, Selda Uçan Genç, Dinçer Kaymak, Levent Özçelik’in “Paris’te 3 Gün” adlı sergisi 5 Haziran’a kadar İstanbul Gradiva Otel’de görülebilir.

– Ahmet Vehbi Doğramacı, Ardan Özmenoğlu, Bahadır Yıldız, Burcu Aksoy, Çağrı Saray, Dilara Akay, Eda Gecikmez, Esra Carus, Fulya Çetin, Funda Alkan, Gülçin Aksoy, Kaan Kızılgün, Marry Moon, Melike Kılıç, Meltem Sırtıkara, Mustafa Pancar, Neriman Polat, Nilhan Sesalan, Özge Enginöz, Özge Topçu, Seçil Erel, Sıtkı Kösemen, Yeşim Ağaoğlu, Zuhal Aktan’ın yapıtlarının yer aldığı “İnce Ayarlı ve Çoğul” adlı sergi 2 Haziran- 1 Ağustos tarihleri arasında Kuad Galeri’de sergilenecek.

– Gizem Akkoyunoğlu ve Orhan Yıldız’ın işlerini bir araya getiren ‘Gölgenin Hikâyesi’ adlı sergi 25 Temmuz’a kadar Galerist yeni proje mekânı Studio’da sergilenecek.

– Lucien Arkas özel koleksiyonunda yer alan Art-Nouveau cam sanatının öncülerinden Emile Gallé, Daum kardeşler ve René Lalique’nin eserleri 26 Temmuz’a kadar Antik Palace’da görülebilir.

– Beyaz Müzayede, 6 Haziran’da Türkiye’nin önde gelen koleksiyonlarından derlenmiş Türk ve Dünya çağdaş ustalarının eserleri 5 Haziran’a kadar Beyaz Müzayede’nin Nişantaşı’nda yeni açtığı sanat mekânı “Beyaz Space”de sergilenecek.

– ART-İST 5. Karma Suluboya Resim Sergisi”, 2- 10 Haziran tarihleri arasında Galeri FE’de sanatseverlerin beğenisine sunulacak. (0 216 368 03 78)

– Abdurrahman Kaplan, Devrim Erbil, Ercan Akçetin, Fatih Sarmanlı, Funda İyce Tuncel, Halim Çeliker, Hatice Keten, İ. Hakkı Demirtaş, Meral Oğuzülgen, Neriman Oyman, Ramiz Aydın, Rasim Konyar, Ümit Gezgin ve Zeynep Güldoğdu’nun yapıtlarının yer aldığı “Işık ,Renk, Biçim” adlı karma yaz sergisi 16 Haziran’a dek Bahariye Sanat Galerisi’nde. (0 216 414 55 06)

– İlk elektronik beyin ve daha onlarca tarihi eşya, Yunus Karma’nın çiçek tasarımlarıyla buluşarak 18 Haziran’a kadar İTÜ RSG’de sergileniyor.

– Fotoğraf sanatçıları İbrahim E. Temo ve Engin Akış’ın uzak gezilerinin fotoğraflarından oluşan ve tüm gelirinin TESYEV’e bağışlanacağı “YABAN” isimli fotoğraf sergisi 6 Haziran’a kadar A karetler 41’de sanatseverlerle buluşacak.

– National Geographic’in dünyanın en iyi 25 harikası arasında gösterilen beton heykellerin fotoğrafları 4-5 Haziran tarihleri arasında Askeri Müze’de 9.00- 16.00 saatleri arasında görülebilir.

– Ali Teoman Germaner’in “Desenler, Resimler, Heykeller” adlı sergisi 3 Haziran’a kadar Bozlu Art Project Nişantaşı’nda.

– ‘Figen – Mehmet Baz Koleksiyon Sergisi II’ 5 Haziran – 16 Eylül tarihleri arasında Ekol Sanat Galerisi’nde izlenebilir.

– Ressam Nerkiz Akçura “kahve bahane, keyifler şahane” adlı sergisi ile 3 Haziran’a kadar, ART212 Sanat Galerisi’nde.

– Galeri Ilayda 29 Mayis-28 Haziran tarihleri arasında Kerim Yetkin’in “Katmanlar/Layers” adlı solo sergisine ev sahipligi yapacak.

– Çağdaş Türk Sanatı’nın ustaları Halil Akdeniz, Bedri Baykam, Bubi ve Yusuf Taktak, “Dört Taraf” isimli sergiyle Mine Sanat Galerisi Bodrum Yalıkavak Palmarina’da…

– “Seni Üzmeme İzin Verme” Stüdyo Açık’ta bir araya gelen 17 sanatçı ve 3 kuramcının sergisi 12 Haziran’a dek görülebilir.

ANKARA

– Yağlıboya Sergi – resim – 10 Haziran’a dek – Çankaya Belediyesi Galeri Kara’da. (0 312 433 12 35)

– Ankara Rüzgârı/Karma Sergi – resim – 12 Haziran’a dek – Vakıfbank Ankara Genel Müdürlük Sanat Galerisi’nde. (0 312 455 75 75)

– Nursun Sakal – resim – 20 Haziran’a dek – Galeri Akdeniz’de. (0 312 441 29 99)

– Hale Şakar Ürkmezgil – heykel ve desen – 30 Haziran’a dek – Krişna Sanat Merkezi’nde. (0 312 418 02 53)

– Tansa Mermerci Ekşioğlu koleksiyonu – resim – 30 Ağustos’a kadar – m1886’da. (0 312 286 00 74)

– Taksim: İstanbul’un Kalbi – fotoğraf – 17 Ekim’e dek – Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (um:ag) Sergi Salonu’nda. (0 312 417 77 20)

MÜZİK

İSTANBUL

– Anne Sophie Mutter konseri 6 Haziran’da saat 21.00’de Zorlu Performans Sanatları Merkezi-Turkcell Sahnesi’nde.

– Berlin Filarmoni’nin 12 Çellisti bugün saat 20.30’da Aya İrini Müzesi’nde konser verecek.

– Caz müzisyeni ve besteci Elif Çağlar’ın “Misfit” albümünün ilk konseri 5 Haziran’da saat 22.00’de Salon İKSV’de.

– Borodin Quartet – Boris Berezovsky: 70. Yıl Konseri 4 Haziran’da saat 20.30 Aya İrini Müzesi’nde.

– İstanbul Resitalleri’nde Oliver Schnyder konseri 4 Haziran’da saat 20.00’de Sakıp Sabancı Müzesi’nde.

– AIMA Festival Orkestrası: Alexander Rudin – Julian Milkis konseri 6 Haziran’da saat 20.30’da St. Antuan Kilisesi’nde.

– Halil Sezai’nin konseri 5 Haziran’da saat 22.00’de Jolly Joker İstanbul’da.

– An Evening with Hugh Jackman bugün saat 21.00’de Zorlu Performans Sanatları Merkezi-Turkcell Sahnesi’nde.

– Bajar ve protest müzik grubu bANDİSTA konseri 5 Haziran’da saat 22.30’da Kadıköy Sahne’de.

– Rus Mevsimleri ile Amerikan Mevsimleri: Kremerata Baltica – Gidon Kremer konseri yarın saat 20.30’da Lütfi Kırdar Anadolu Auditorium’da.

– Piatango yarın saat 22.30’da Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde.

ANKARA

– Bilkent Konser Salonu’nda, Bilkent Senfoni Orkestrası’nın (BSO) şef Christopher Warren- Green yönetiminde vereceği, Nikolai Lugansky’in (piyano) solist olarak yer alacağı konser, 4 Haziran’da saat 20.00’de. (0 312 290 17 75)

– Jolly Joker Ankara’da, Selami Şahin’in vereceği konser 30 Mayıs’ta saat 22.00’de, Fettah Can’ın vereceği konser 5 Haziran’da saat 22.00’de, Yıldız Tilbe’nin vereceği konser 6 Haziran’da saat 22.00’de, Halil Sezai’nin vereceği konser 12 Haziran’da saat 22.00’de, Levent Yüksel’in vereceği konser 13 Haziran’da saat 22.00’de, Rachid Taha’nın vereceği konser 30 Ekim’de saat 22.00’de. (0 312 424 11 11)

– Ato Congresium’da, Kızılordu Korosu’nun vereceği konser 15 Haziran’da, saat 20.00’de. (0 312 285 03 85)

İZMİR

– Yeni Türkü’nün konseri 4 Haziran’da saat 21.00’de Bostanlı Suat Taşer Tiyatrosu’nda.

TİYATRO

– Nâzım Hikmet’in, Bursa Cezaevi’ndeki yaşamını ve eşi Piraye Hanım’a olan tutkusunu anlatan oyunda usta oyuncu Genco Erkal’a sahnede Tülay Günal eşlik ediyor. “Yaşamaya Dair – Bursa Cezaevi’nden Mektuplar” 4-5-6 Haziran’da saat 21.00’de Ali Paşa Hanı’nda sahnelenecek. l“#TekBiletleİkiKişi” adlı oyun, 20 Haziran’a kadar ikincikat’ta sahnelenecek.

Düzenledikleri gezi ile Latmos Dağı’na giden Assos Doğa Gezginleri Grubu’nda yer alan bazı kimseler, 8 bin yıllık kaya resimlerinin bulunduğu bölgedeki kayaların üzerine sprey boyayla adlarını yazdılar.

kaya_resimlerie_sprey.-assospeg

Muğla ve Aydın il sınırları içerisinde yer alan Beşparmak (Latmos) Dağı’ndaki 8 bin yıllık kaya resimlerinin bulunduğu bölgeye, bazı kayaların üzerine sprey boyayla bir gezgin grubunun adının yazılıp, fotoğraf ve görüntülerinin sosyal paylaşım sitelerinde paylaşılması, tepkilere neden oldu. Bodrum Kent Konseyi Kültür ve Sanat Meclisi Başkanı Ayşe Temiz, yapılanı çirkinlik olarak nitelendirirken; Merkezi İzmir’ de bulunan Assos Doğa Gezginleri Grubu, tepkiler üzerine fotoğraf ve görüntüleri sayfadan kaldırıp, özür diledi.

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi eski müdürü ve arkeolog Ayşe Temiz, başkanı olduğu Bodrum Kent Konseyi Kültür ve Sanat Meclisi binasındaki basın açıklamasıyla Latmos’taki tarih kaya resimlerine sprey boyalı tahribat nedeniyle gezginleri eleştirdi.

Temiz, “Biz, Bafa Gölü ve etrafını  taş ocakları ve cehalete karşı korurken, gezginlerin (Assos Doğa Gezginleri) korunması gerekli kayalara kırmızı sprey boya ile verdikleri zarar ve çirkinlik olacak iş değil. Filmin 2.53. dakikasına bakınız. Bir bölümü Aydın bir bölümü Muğla il sınırları içinde bulunan, antik dönemde ‘Latmos’ adını taşıyan Beşparmak Dağı, insanoğlunun göçebelikten yerleşik düzene geçmesine koşut olarak gelişmiş, değişen yaşam biçiminin ifadesi olarak yorumlanan ve şimdiye dek tüm kaya resmi sanatı içinde, konu ve resim dili açısından tek olma özelliğine sahip tarih öncesi kaya resimlerini bünyesinde bulundurmaktadır. En erken dönemlerden itibaren Latmos kutsal dağlar arasında yerini almıştır. Bizler buranın milli park olması için tüm hazırlıklarımızı sürdürürken bir grup gezgin, gezeceğiz diye bölgeye gitmiş ve on bin yıllık antik resimlerin bulunduğu kayalıklara marifetmiş gibi sprey boya ile grubun adını yazmışlar; yetmemiş fotoğraf ve video çekip facebookta paylaşmışlar. Yetmemiş bir de ‘İşte biz her yerde böyle adımızı yazarız iz bırakırız’ diyorlar. Lanet olsun sizin bıraktığınız ize. Bu ayıptır, cehalet diyemeyeceğim çünkü grubun çoğu kültürlü insanlardan oluşuyor. Bizler Bafa Gölü ve etrafındaki on binlerce yıllık tarih ve kültürü, taş ocakları ve cehalete karşı korumaya çalışırken, ‘Gezeceğiz’ diye bölgeye gidenlerin ve kayaları boyayanların taş devri kafasından farkı var mı?” dedi.

Assos Doğa Gezginleri Grubu Kurucusu ve Sözcüsü Gökhan Çapkın ise tepkiler üzerine yaptığı açıklamada, “Durumu Bafa gezisinden sonra fark ettik. Gruptan bazıları kayalara boya ile yazı yazmışlar. Bunu affetmek mümkün değil. Gösterilen tepkilere biz de tamamen katılıyoruz ve bugün Bafa Gölü’ndeki dostlarımıza telefon ederek boyanan kayanın hemen temizlenmesi konusunda istekte bulundum. Kaya, bugün temizlenecek. Böyle bir hatayı kabul etmemiz ve tasvip etmemiz söz konusu değil. Tepki gösteren değerli arkeologumuz ve tarih severlerden çok çok özür diliyoruz. Doğa ve tarihe zarar veren bir grup olarak bilinmek istemiyoruz. Çünkü gerçekten böyle değiliz. Sadece bölgedeki değerlerimizi tanımak, korumak ve tanıtmak için sık sık geziler düzenliyoruz. Böyle bir hata için ne kadar özür dilense azdır. Grup liderleri olarak bu tür tarihe zarar verenlere müdahale etmek öncelikle bizim görevimizdir. Bu bilinci taşıyoruz ancak alan çok büyük olduğu için bunu fark edemedik” dedi.

Editör: Kısaca “doğa gezginleri” nin tabiatı çok sevmelerinden dolayı kültür ve eğitim seviyelerinin çok yüksek olduğuna inanmamız lazım. O kadar yüksek ki bunu sloganlarla ölümsüzleştirmişler…Ne var yani!

Kaynak : haber.sol.org.tr

Evet normal şartlarda “Gazete” ; sosyal bir varlık olarak yaşayan insanların, iletişim içerisinde olmak, bilmek, duymak ve bir birinden haberdar olmasını sağlayan bir tür bilgi ve iletişim aracıdır. Ülkemizdeki gazetelerin çoğuda bu görevi müthiş layıkıyla (!)yapıyor bunu biliyoruz. Durum böyle olunca elbette gazetelerin başka niteliklerle kullanılması da oldukça doğal. Bakalım ülkemizde “Gazeteler” başka ne için kullanılıyor.

gazeteler  1. Kullan-at sofra bezi.

2. Su birikintilerinde yüzdürdüğümüz gemi.

3. Pilav pişirdikten sonra demlenme kağıdı.

4. Üzerinde tırnak kesme.

5. Mutfak rafına tabak altlığı.

6. Pencere camı silme.

7. Uçurtma veya kuyruk yapımı.

8. Kuş kafes altlığı olarak kullanma.

9. Arabaya paspas.

10. Alkollü içki sarma.

11. Evde badana yaparken yere ve eşyaların üzerine kapatma.

12. Çekirdek için külah.

13. Taşınırken eşyalar kırılmasın diye içini ve yanlarını doldurma.

14. Tribünde ıslak veya kirli olan tabure üzerine koyma.

15. Sıkan ayakkabıların açılmasını sağlamak için içini doldurma.

16. Soba tutuşturma.

17. Güneşten korunduğumuz şapka yapımı.

18. Sinek öldürme.

19. Boş dükkan veya ev camlarını kapatma.

20. Hasta ziyaretlerinde ayıp olmasın diye bisküvi ve meyve suyunu sarma.

21. Yeni çantanın şişkin durması için dolgu olarak kullanma.

22. Pedler görünmesin diye sarma.

23. Pikniklerde masa örtüsü.

24. Sıcak havalarda yelpaze yapma.

25. Kullanılmayan baca deliklerini kapatma.

26. Oto boyamada kullanma.

27.Dükkanı yıkayınca yere sermek

28. Acil durumlarda tuvaletlerde

29.Gözümle gördüm. Heykel yapımında dolgu maddesi.

30.Cam silmek için

31-Kargo gönderiminde dolgu maddesi olarak

şuan aklımıza gelmeyen daha pekçok kullanım alanını sizlerde ekleyebilirsiniz. Belki de çoğu gazeteyi okumak yerine sadece bu iş için kullanmak daha akıllıca bile olabilir değil mi?

Kaynak: unimetre

Müthiş yetenekli bir ressam düşünün. Dünyanın en iyi ressamlarını kolaylıkla taklit edebiliyor. O kadar başarılı ki yaptığı taklit tablolar inanılmaz fiyatlara satılıyor. Ve bu düzeni 40 yıl boyunca devam ettirebiliyor. Bu kişiyle sizi tanıştıralım:Wolfgang Beltracchi.

Wolfgang resim yaparken

Wolfgang resim yaparken

 

Wolfgang sıradışı bir sahtekarlık yöntemiyle sanat dünyasını birbirine katmayı başarmış. Sahtekarlığı şu: Ünlü ressamların çizdiği tabloların taklitlerini yapmıyor; o kişilerin tekniğini o kadar iyi hazmetmiş ki, onların elinden çıkmış gibi yeni tablolar resmediyor.

Elbette bu tabloların orijinal olup olmadığı uzmanlarca kontrol ediliyor. Peki Wolfgang bunu nasıl aşıyor? İki şekilde: Birincisi tekniği asıl ressamdan ayırtedilemeyecek kadar iyi. İkincisi karısı Helena’nın başrol oynadığı bir hikaye uyduruyorlar. Karı koca kurguladıkları öykü şu: Helena dedesinin önemli bir resim koleksiyonu olduğunu, bunu Naziler iktidara gelince sakladığını, ölünce de kendisine geçtiğini söylüyor. Burada çok disiplinli bir çalışma yapıyorlar. Söz gelimi antikacılardan eski tuval ve diğer malzemeleri bulup bunları kullanarak resim yapıyorlar. Resimleri titizlikle eskitiyorlar. Hatta Helena’yı makyaj ve dönem kıyafetleriyle ninesi kılığına sokup antika bir kamerayla fotoğrafını bile çekiyorlar.

Karısı Helena'yı ninesine benzeterek çektikleri fotoğraf

Karısı Helena’yı ninesine benzeterek çektikleri fotoğraf

Bu sahte koleksiyonda yer alan tabloları uzun yıllar – 40 yıl – milyonlarca Dolar’a satarak inanılmaz bir hayat yaşıyorlar.

Ve sonra aptalca bir hatayla kendilerini hapiste buluyorlar. Bir tabloya ilişkin testlerde kullandıkları boyalarda titanyum bulunuyor. Halbuki o dönem boyalarda bu element kullanılmıyor. Gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Wolfgang altı, karısı dört yıl hapis yatıyor.

Wolfgang ve Helena beraberken

Wolfgang ve Helena beraberken

Peki sahtekarlığın boyutu ne? Dedektifler 36 tablodan 46 milyon Dolar (100 milyon TL!) kazandığını tespit etmişler. Wolfgang “300 tane sattım” diyor, hesabı siz yapın .

Ancak bu arada Wolfgang sanat çevrelerinde inanılmaz ünleniyor. Cezasını tamamlayıp hapisten çıkınca bu ününün sayesinde artık kendi imzasıyla resim yapmaya başlıyor.

Kaynak :azsekerli.com

Yine sizler için araştırma yaparken daha önce paylaştığımız makalelerden adını tanıyacağınıza düşündüğümüz Ulus BAKER yazısına denk gelince yayınlamak istedim. İyi okumalar:  *Bu yazı 1999 yılı sonlarında Ulus Baker’le Yurttaş Kane filmi üzerine elektronik iletiyle yapılan tartışmalardan oluşturuldu. (Ege Berensell)

yurttaş-kane-afiş

 

1. İktidar ile “tutku” arasındaki bağın önemsizleşmesi Max Weber gibi birisini “rasyonelleşmenin”, iktidarın kimliksizleşmesinin modernlik sürecinin bir özelliği olduğunu varsaymaya götürmüştü. Michel Foucault da, aynı düşünceyi devam ettirerek “iktidarın deli ettiği” türün-den bir varsayımın “disiplin toplumlarının” ve “iktidar teknolojilerinin” yaygınlaştığı modern yaşamda artık tutulamaz olduğu fikrine varıyordu. Böylece kurumlar ve dayandıkları teknolojiler –fabrika, hastane, tımarhane, hapishane, kışla gibi yerlerde yoğunlaştıkları ölçüde—Michel Crozier’nin yerinde bir deyişiyle “artık insanların arzularına boyun eğmeyi bırakarak kurumların emrettiklerini yerine getirmeye başladığımız” iktidar çatılarına çoktandır dönüşmüş görünüyorlar.

Foucault böylece açıklamalarını asla “deli” falan olmayan, tam aksine aklın ve bilginin bütün olanaklarından faydalanan bilgi-iktidar mekanizmalarının varlığına bağlamakta gecikmeyecektir. Belki de Foucault’nun, “iktidar” ile “tutkular” arasındaki bağın çoktan çözülmüş olduğunu varsayması kendine ait özel nedenlere bağlıdır: özellikle deliliğin ve tutkusal insanın “söndürülen sesini”, işitilmeyeni bulgulamak uğruna yaptığı yoğun araştırma böyle bir varsayımı zorunlu kılıyordu onun için. İktidarın “arzulanır” bir şey olduğu doğrultusundaki günlük, olağan düşünce kuşkusuz bir Yurttaş Kane modelini gözler önüne getirecektir. Belki de Foucault ile birlikte Welles’den daha da öteye geçerek tutkuyu zaten “arzunun iktidarı” olarak yeniden tanımlamamız gerekir. Oysa modern kapitalizm arzuları da denetlemekte, yönlendirmekte daha az iktidar sahibi değildir –tüketim toplumu ideolojilerinin, iletişim kolaylıklarının ve günlük yaşamı kontrol eden “arzu rejimlerinin” ışığında da düşünmek zorundayız. Yurttaş Kane, evet, iktidar “sahibi” olabilmiştir… Ama tutkuları onun üzerinde muazzam, kaçamayacağı bir egemenlik kurdukları ölçüde… Ama biraz daha ilerlemek ve Yurttaş Kane’in tutkularının da (psikanalitik terimlerin baskısından biraz uzakta durursak) modern, endüstriyel kapitalizmin gereklerince nasıl kurgulandıklarını tahlil etmeye girişebiliriz. Böylece birey üzerinde “yoksulluğun iktidarından”, “atomlaşmış bireyliğin iktidarından”, “arzulanır şeylerin aristokratik iktidarından” bahsedebiliriz. Psikanalitik çözümlemelerin genellikle pek değerli kıldığı şu “Rosebud” sembolünün önemini yadsımıyoruz. Ancak onun da ne ise o olarak, yani Orson Welles’in dehası sayesinde bahsettiğimiz üç dereceli iktidarlar sisteminin kristalleşmiş bir metaforu olduğunu söyleyerek tanımlanması mümkündür. Yurttaş Kane tutkuludur ve film boyunca Spinoza’nın “tutkular fenomenolojisinin” programını aynen takip eder: Her şey bir “sevilme talebi”yle başlar. Bu talep, ikinci safhada bir tutkuya dönüşür. Oysa Spinoza’ya göre yalnızca tutkularımıza bağlı olarak yaşamayı sürdürdüğümüz sürece sevdiklerimizin, bağlandıklarımızın da bizi sevmesini isteriz. Bu aynı zamanda bir dışlayıcılığı da içinde taşımaktadır: yalnızca sevdiklerimize bağlanmamız, başkaları karşısında kayıtsız olmamız, dolayısıyla onları “keyiflerine göre yaşamaya” geri göndermemiz sonucuna varacaktır. “İktidarın deli ettiği” söylenir –Foucault’nun bu varsayıma nasıl karşı çıktığını, iktidar teknolojilerinin modern aklın tezgâhıyla nasıl içiçe geçtiklerini betimlediğini bu noktada hatırlamak gerekir. Spinoza için “salt tutkulara bağlı olarak yaşamak” bir nevi delilik hali olduğuna göre, bu durumun iktidardaki öznellik için nasıl cereyan edeceğini iyice incelemek gerekiyor. Salt tutkularıyla yaşayan biri, son tahlilde, yalnızca tek bir kişiye bağlanacak, aradığı iyiliğin yalnızca onda bulunduğunu düşünecektir. Sadece tek bir kişiye bağlanmak, ötekileri “dışlamaktır”. Buna karşın, akla uygun yaşayan birisi, yalnızca tek bir kişide yoğunlaşmayı bırakacak ve herhangi birinin dostluğuna açık olacaktır. Buna Spinoza’nın honestas, onur ilkesi adını verebiliriz. Böylece onursuzluğun tanımı da ortaya çıkar: herhangi birinin dostluğuna elvermeyen kimselere onursuz derler. Böylece akla uygun yaşamak demek, kendine benzeyen herkese mümkün olduğu kadar yoğun ve fazla sayıda bağlarla bağlanmak, sosyal varlık olmak anlamına gelmektedir.

yurttaş kane

 

2. Gilles Deleuze Yurttaş Kane’le birlikte artık yeni sinemanın iki yönünün belirginleştiğini söyleyecekti: Birincisi, duyusal-hareket bağının (eylem-imaj), ve daha derinlerde, insanla dünya arasındaki bağın kopuşu. İkinci yön figürlerden, metaforlardan olduğu gibi metonimilerden vazgeçiş ve daha derini, sinemanın sinyal verme malzemesi olan iç monoloğun yerinden edilmesidir. Böylelikle, Renoir ile Welles’in kurdukları haliyle alan derinliği hakkında onun sinemaya artık “figüratif”, metaforik, hatta metonimik bile olmayan, ama daha beklentili, daha sıkıştırıcı, belli bir şekilde teorematik bir yeni yol açılmış oluyordu. Alexander Astruc’ün söylediği gibi: alan derinliğinin fiziksel olarak bir kar-kovma aleti etkisi vardır, kişileri enine boyuna değil kameranın alanına ya da sahnenin arka planına sokar, çıkarır; ama zihinsel bir teorem etkisi de vardır, filmin gidişatını artık imajların birbirine bağlanmasından çok bir teorem haline getirir, düşünceyi imaja içkinleştirir. Bizzat Astruc Welles’in dersini devralmıştır: kamera-kalem montajın metafor ve metonimisinin elinden kurtulur, aygıtın hareketleriyle, dalışlarla, karşı-dalışlarla, arkadan çekimlerle yazar bir inşaatı gerçekleştirir. Metafora yer yoktur artık, hatta artık metonimi de yoktur, çünkü imajın içindeki düşünce ilişkilerine özgü zorunluluk imajlararası ilişkilerin yanyanalığının (açı/karşı-açı) yerini almıştır. Sinemanın bu sayede artık imajla ilişkili olmayan (imajı metrik ve armonik ilişkilere tabi tutan eski sinemadaki gibi) ama imajın düşüncesine, imajın içindeki düşünceye yönelen gerçek anlamda bir matematik kesinliğe kavuşması mümkün müdür diye soracaktır Deleuze. Welles’in alan derinliği engellere ya da gizli saklı şeylere bağlı olarak değil, bize varlıkları ve nesneleri kendi opaklıklarının işlevi olarak görünür kılan bir ışığa bağlı olarak konumlanır. Tıpkı tanıklığın bakışın yerini alması gibi, “lux” “lumen”in yerini alır. Welles’in alan derinliği, düşüncenin görmeyle, ya da ışık kaynağıyla, düşünceyi sürekli olarak bizzat kendisinin, bilmenin, eylemin dışına atan yeni bir ilişkisini ifade eder. Alan derinliğiyle ilgili bir metninde Daney şunları yazıyordu: “Bu sahnelemenin sorduğu şey artık ‘arkada ne var acaba’ sorusu değildir. Daha çok, ‘her nasılsa, üstelik tek bir planda olup biten gördüğüme bakışıma katlanabilir miyim’ sorusudur.” Ne yaparsam yapayım görüyor olmam, işte bu, hoş görülemez olanın formülüdür.

citizen-kane

 

3. Welles’in Yurttaş Kane’de icat ettiği yeni bir sinematografik görme biçimi var: plan –sekans yani bir aksiyonun kurguyla bölünmeden tek bir plana zerk edilmesi. “Plan bilinçtir” diyecekti Gilles Deleuze, çünkü plan saf bir hareket-imajdır. Yeni bir plan biçimi icat etmek, sözgelişi yakın plandan plan-sekansa sıçramak, Hegel’in bilinç figürlerinden bahsettiği anlamda, yeni bir sinema bilinci de yaratmak demektir. Plan-sekansın yaratımında her ne kadar Yurttaş Kane’in görüntüsünü yapan Gregg Toland’ın bunda katkısını göz ardı etmesek de, Welles’in bir tiyatro adamı olarak mizanseni nasıl oyuncu merkezli yaparım sorusunun peşine düştüğü kesindir. Andre Bazin oyuncuyu dekorun içine yerleştiren, merkezine mıhlayan, kurguyu bir akılcılık (ifade özgürlüğü) veya bir dil yetisi olarak gören geleneksel anlatıların tersine imajın bir tür sakatlanması olarak adlandıran bir yöntemden filizlendiğini hayal etmenin zor olmadığını söylemişti. Welles’e göre oyunculuk sık sık montajla, dekorla ve öbür karakterle bağlantısını yitirdiğinde anlamını kaybeder. Yakın çekimde vurgulanması, altı çizilmesi gereken, bir nesneden bir jestten burada artık vazgeçilmiştir. Bu sinema retoriği hata diyebileceğimiz bir eksiltili anlatım değildir. Welles’in filmi seyircinin menzili dışında iş görüyor gibidir. Seyirciyle film arasında gecikmiş bir mesafe ve uzaklık inşa edilir, bu mesafe ulaşılmazlık halesiyle örülür. Bazin şunu söyleyecekti, Hitchcock’un Arka Penceresi daha ortalıklarda yokken: “Seyirci Yurttaş Kane’i izlerken çaresizlikle iskemleye mahkûm edilmiş bir adamın tanıklığıyla aynı durumdadır.”

yurttas-kane-filminin-senaryosu

 

4. Welles Yurttaş Kane’de sinemaya dramatik bir unsur olarak tavanı ilk sokan kişidir. Anlatının, çoklu bakışla, bakışları çoğaltarak beş kişinin anlatımıyla kurulması Kane’de insan bakış açısına en uygun olan merceğin, geniş açının kullanılması formülüne zorlamıştır. İç çekimlerde geniş açı kullanımı bir başka yeniliktir: geniş açı görüş alanını enlemesine ve boylamasına genleştirir. Böylelikle tavan imajın bir parçası haline gelir. Sinemada tavan (günümüz sinemasında bile) özellikle bir nesneyi göstermek, işaret etmek dışında kullanılmaz. Tavanın imajlaşması, geleneksel aydınlatma metotlarına da bir saldırıdır. Yurttaş Kane’de aydınlatma başlı başına yeni bir tekniği ortaya çıkartır. Geniş açı perspektifi bozar, alan derinliği daha belirgin hale gelir, nesneler uzam içinde biçim bozumuna uğrar. Alan derinliğini dar açı takip ettiğinde imaj sanki bölünebilirmiş gibi bir etki bırakır. İmajda yaşanan bu fiziki çatışma anlatının içindeki çatışmaların sanki bir alegorisidir. İmajın içinde işaretlenen, gösterilen yönler değil, her yöne bir hareket mevcuttur. El Greco resimleri gibi diyecekti buna Bazin: her yöne bu dikey bükülmeler sinema sanatında ilk kez beliriyordur. Borges, Yurttaş Kane’in haber filmi, belgesel, biyografik anlatım gibi farklı hikâye etme tarzları ve kronolojik, doğrusal olmayan, çoğul bakış açılarıyla örülen anlatı yapısını bir labirentle imgeleştirmişti: tavan işte bu labirent hapisliğinin üst uzamına boydan boya kapatacaktır. Bazin bunu bakış açılarının cehennemi diye adlandırmıştı: “Kamera bir bakışıyla seyirci yeryüzünden uçurup kaçırabilecekken, tavanların seyirciyi imajın dekorun içine hapsetmesi bu lanetin ölümcüllüğünü tamamlıyor. Kamera aracılığıyla Kane’nin çöküşünün farkına varabiliyoruz, aynı anda gücünü hissediyoruz. Kane’in güç istenci bizi eziyor ama o da dekorun, tavanların içinde eziliyor.”

citizen-kane-wallpape

 

5. Bazin’in Yurttaş Kane’de Alan Derinliği üzerine yazdıkları İtalyan Yeni Gerçekçi sinemasının yaratıcılarını etkileyecek ve Yeni Gerçekçi sinemanın doğumuna yol açacaktı. Sonradan Fransız sinema eleştirisi çevrelerinin yıllarca tartışacakları, tespitlerini orada yapacaktı: İki tür sinemacı vardı Bazin’e göre gerçekliğe inanalar, görüntüye inananlar. “Gerçeklik hissinin artırılması” diyordu Bazin Alan Derinliği için. Bu gerçekçilik hissini artıran öğelerden biri de plan-sekansta doğal olarak ortaya çıkan bir doğal konuşma edimidir: Yurttaş Kane’de konuşmalar, sözler birbirine karışır, birbiri üstüne biner, cümleler yarım kalır, sözcükler unutulur. Alan Derinliği izleyici ve görüntü arasındaki ilişkileri yeniden tanzim etmiyordu yalnızca, çekim sayı ve uzunluklarını, montaj anlayışını yeniden belirliyor, iç-kurgu denilen kavramı yaratıyordu. Kadraj önündeki ve arkasındaki nesneler eş netlikte birbirleriyle daha yakınsak bir bağla bağlanıyorlar, yönetmen böylelikle imajın içindeki her hangi bir nesneyi yakın çekimle vurgulamak yerine nesnelere kurulacak ilişkileri izleyiciye bırakıyordu. İmajın öne çıkarılması, büyültülmesi gibi hiyerarşik bağlamlar ortadan kalkıyordu. Bu yeni imaj pedagojisi mesela feminist kuramcıların, özellikle Laura Mulvey’in altını çizip önemsediği filmdeki kadınların konumlarında da kendini hissettirir: Filmi anti-Hollywood yapan bir başka öğe de kadın starlarla oluşturulan o cazibe etkisinin filmde görülmeyişidir. Özellikle Welles’in-Kane’nin filmdeki devasa varlığı öyle bir çekim alanı oluşturur ki cinsel röntgenciliğe çok az yer bırakır. Alan derinliği içine gömülmüş kadın bedeni de erotik saplantı nesnesi olarak ortadan kaldırılınca seyirciyle imaj arasında farklı bir ilişki kurulur. Böylelikle seyirci imajın tahakkümünden bir nevi özgürleşir. İmajın anlamı kısmi olarak seyircinin dikkatinden ve iradesinden türeyecektir artık. Klasik montajda diyordu Bazin, “bir eylemin özgürlüğümüzü tam anlamıyla uyuşturan bir şekilde bildirilmesiyle kontrol edildiği zorunlu bir çözümleme vardır.”

Değinilen Kitaplar:
André Bazin, Orson Welles, Okuyan Us Yayın, 2005, 222 s.
Laura Mulvey, Yurttaş Kane, Om Yayınevi, 2000, 110 s.
Orson Welles, Yurttaş Kane, Bilgi Yayınları, 1995, 191 s.

Kaynak : narteks.net

Sanatın bir çok işlevi olduğunu biliyoruz. Bazen geleceğe an bırakma, bazen kendini ifade, bazen içini dökme v.b. nasıl adlandırırsanız adlandırın insanlıkla beraber, görünürde hiç bir yaşamsal zorunluluk (!) olmadığı halde insanlar resim, müzik, heykel, dans, sözlü veya yazılı edebiyat ve daha pek çok dalda sanat eseri üretmişler. Hangi inanç ve kültürde olursa olsun sanatın var oluştan bu yana üretimini engellemek mümkün olmamıştır.

mağara dönemi

Her ne kadar bugün gazeteler düşen haberlere göre IŞİD veya daha öncesinde Afganistan’da El kaide veya daha başka toplumlarda birçok sanat dalı yasaklansa da sanatın varlığını kimse tamamen yok edemedi edemeyecekte. Bakalım sadece (!) yeme, içme, barınma, üreme ve hayatta kalma çabası içerisinde olan insanlar resim sanatına dair neler yapmışlar

1- Magura Mağarası (Bulgaristan)

1

 

Bulgaristan’ın Kuzeybatısında yer alan Magura Mağarası’ndaki bu çizimler günümüzden önce 8000 ila 4000 yıl öncesine tarihleniyor. Devasa mağarada, duvarlara çizilmiş en az 700 resim var. Dans eden ve avlanan insanlar, çeşitli vahşi hayvanlar bu tasvirlerden bazıları. Ayrıca bu resimlerin yarasa dışkısı ile çizilmesi de oldukça ilginç.

2- Eller mağarası (Arjantin)

2

Orijinal adıyla Cueva de las Manos, Arjantin’in güneyinde yer alıyor. Duvara betimlenen çizimlerin günümüzden önce 13.000 ila 9.000 yılları arasına tarihlendiği düşünülüyor. Mağara, ismini duvardaki el şablonlarından alıyor. Duvardaki ellerin genellikle sol el olması, ressamların sağ ellerinde püskürtme boruları tuttuklarını düşündürtüyor.

3- Bhimbetka (Hindistan)

3

Bhimbetka, Hindistan’ın merkezinde bulunan ve 600’den fazla resim olan bir mağara. Resimlerden en eskisi ise 12.000 yıl öncesine tarihleniyor. Genelde kırmızı ve beyaz boyalardan yapılmış fakat zaman zaman yeşil ve sarı renkler de görülüyor. Resimlerde mağarada yaşayan insanların hayatları tasvir edilmiş. Bunların yanı sıra, kaplanlar, aslanlar ve timsahlar gibi hayvanlar da resmedilmiş.

4- Serra da Capivara (Brezilya)

4

Serra da Capivara, Brezilya’da yer alan ve içinde birçok kaya sığınağı bulunan bir ulusal park. Resimlerin tarihleri 25.000 yıl öncesine kadar gidiyor. Ritüel sahneleri, avlanma sahneleri ve hayvanlar resmedilmiş. Resimlerin kabul edilen tarihi şu an için bir tartışma konusu çünkü insanların o bölgede yaşadığı zamanla çatışıyor.

5- Las Gaal (Somali)

5

Las Gaal, Somali’de bulunan dev bir mağara kompleksi. Buradaki mağara sanatının, Afrika Boynuzu olarak adlandırılan bölgenin en erken örneklerini oluşturduğu düşünülüyor. Günümüze kadar oldukça iyi korunarak gelen çizimlerde, tören cübbesi içinde inekler, insanlar, zürafalar ve evcilleştirilmiş köpekler betimlenmiş.

6- Acacus Dağları (Sahra Çölü)

6

Sahra Çölü’nde bir dağ dizisi. 14.000 yıl öncesine dayanan kaya sanatlarıyla ünlü. Buradaki çizimler oldukça ilginç çünkü çizimlerde yer alan ormanlara ve göllere bakıldığında bölge daha yağışlı bir yer gibi gösterilmiş.

7- Chauvet Mağarası (Fransa)

7

Fransa’nın güneyinde yer alan Chauvet Mağarası’ndaki çizimler 32.000 yıl öncesine kadar gidiyor. Mağara adını, 1994’te burayı keşfeden Jean-Marie Chauvet’den alıyor. Mağara, en önemli tarih öncesi sanatlarından biri olarak gösteriliyor ve 2014’te UNESCO tarafından Kültürel Miras Listesi’ne alındı.

8- Kakadu Kaya Çizimleri (Avustralya)

8

Avustralya’nın kuzeyinde yer alan Kakadu kaya çizimlerinden bazıları 20.000 yıl öncesine tarihleniyor. Kakatu Ulusal Parkı, Abarjin kaya sanatının büyük bir miktarını içeriyor. Bölgede neredeyse 5000’i aşkın sanat alanı bulunmuş durumda.

9- Altamira Mağarası (İspanya)

9

İspanya’nın kuzeyinde bulunan mağarada bulunan çizimler, ancak 19. yüzyılın sonlarında keşfedilebilmiş. Resimlerin oldukça yüksek kalitede ve iyi korunmuş olması tarihlendirmesini sorgulatmış olsa da daha sonra tarihlendirmesi kanıtlanmış.

10- Lascaux Mağarası (Fransa)

10

Fransa’nın güneyinde yer alan mağaradaki resimler 17.000 yaşında ve içlerinden bazıları dünyadaki en ünlü mağara sanatı oalrak kabul ediliyor. En ünlüsü ise “Boğaların Büyük Salonu” isimli resimdir. Bu resimde boğalar, atlar ve geyikler bulunur. Mağara şu anda ziyaretlere kapalıdır fakat ziyaretçiler için bir kopyası yapılmıştır.

11- Sulawesi Adası (Endonezya)

11

Endonezya’nın Sulawesi Adası’nda bir mağarada bulunan kaya resimlerinden olan el şablonları 40.000 yıl öncesine tarihleniyor. Domuzlar ve el şablonları resmedilmiş.

Kaynak : arkeofili.com

Geçen yıl “Araf Ne taraf” adlı oyundaki başarısından sonra sezona hızlı başlayan Nar Sanat Tiyatrosu bu yıl hem yetişkinler içim hem de çocuklar için pek çok oyunla sahne alıyor. Bir çok şehir ve sahneyle birlikte İstanbul’da da oynanacak oyunların tarihleri hakkında sıkça gelen telefonlara cevaplamanın yanı sıra, şuan tarihi kesinleşmiş oyunlarımızı sizlere duyurmak istiyoruz.

nar sanat tiyatro logo

 

Aşağıda oyunların tarihi, yeri ve içeriğini hakkında kısa bilgileri bulabilirsiniz . Elbette http://www.narsanattiyatrosu.com sitemizden de tüm oyunları ve mekanlarını takip etmeniz mümkün.

Bunun yanı sıra elbette unutmayın ki 3D  Tiyatroyu farklı bir çalışma tekniğiyle ilk defa Nar Sanat Tiyatrosu sahnede uygulayacak. Farklı bir tiyatro deneyimi yaşamak istiyorsanız ”Sır” oyununu ve elbette diğer oyunlarımızı kaçırmayın.

 

Şuan itibarı ile oynanacak oyunların listesi.

13.01.2015 …. S I R Afife Jale/Ortaköy, Saat ; 17.00
14.01.2015….. İMAM BAYILDI Akadlar Kültür Mrk. Saat ; 20.30
15.01.2015…. YASTIK KAVGASI Afife Jale/Ortaköy Saat; 11.00, .
18.01.2015…. ERİMEKTEN KORKAN BUZ PITIR.. Kozyatağı K.M. Saat; 12.00,

18.01.2015…. KAYIP MASALLAR Kozyatağı Kültür Mrk Saat; 14.00,
21.01.2015…. S I R HALİS KURTÇA Kültür. Mrk. Saat; 17.00,
26.01.2015…. İMAM BAYILDI Kozyatağı Kültür Mrk. Saat; 20.30,
29.01.2015…. YASTIK KAVGASI Halis Kurtça Kültür Mrk. Saat ; 13.00,

29.01.2015…. OYUN DELİSİ Halis Kurtça Kültür Mrk. Saat; 15.00,

01.02.2015…. KAYIP MASALLAR CKM (Caddebostan K.M) Saat; 15.00,

12.02.2015…. İMAM BAYILDI Halis Kurtça Kültür Mrk. Saat; 20.30
23.02.2015…. SIR Halis Kurtça Kültür Mrk. Saat; 17.00

Oyunlarımızın detaylarını aşağıda bululabilirsiniz.

İlk oyunumuz :

13 Ocak 2015 – “Sır” Gençlik Oyunu – Ortaköy Afife Jale Sahnesi

Sır

Nar Sanat Tiyatrosu tarafından hazırlanan Gençlik Oyunu “Sır” Ortaköy Afife Jale’de Sahne alıyor.

Tarih: 13 Ocak 2015

Saat: 17:00

Etkinlik Detayları

Yazan:

Halis Bayraktaroğlu

Yöneten:

Halis Bayraktaroğlu

Oyuncularımız:

Taylan Güner, Bülent Keser, Batuhan Soncul, İrem Mercan, Cumhur Sarı.

Türü:

Melodram 2 Perde.

Oyun Hakkında:

Yaşamları, hayata bakışları ve sahip oldukları imkanlarıyla birbirinin zıttı olan Soner ve Mahirin kimseye söyleyemedikleri bir sırı vardır. Ancak bu sırlarını bir kişi daha bilmektedir.

İlk aşkın duyarlılığı, Arkadaşlık-dostluğun vurgulandığı biraz esprili, biraz gizemli, biraz dramatik biraz da gerilim li bir oyun SIR.. Başka dünyalara duyulan özlem, masum yıllar..

Okulunda başarılı, idealleri olan Sonerin bir gece penceresi tıklatılır, gelen bildiği ama tanımadığı Mahirdir.. Mahir Onu kendisinin gizli yerine götürür ve bir sırrını paylaşır. İstemeyerekte olsa bu Sırrı öğrenen Soner, Mahirle işbirliği yaparak serüvenlerine yol alır.

Dostluğun, arkadaşlığın, Doğayla ilgili duyarlılığın, İlk aşkın, eğitimin öneminin, Ailenin öneminin ve yaşama dair bir çok özelliğin işlendiği Oyunumuzda serüven bir dantela şeklinde işlenmiş seyirci neredeyse her sahnede farklı düşünce ve sürpriz gelişmelere hazırlanmaktadır. Hikayenin dramının arkasından komediye dönülmekte ve seyircinin sıkılması engellenmektedir.

Lise dönemi gençleri için düşünülen oyun aslında genç-yetişkin herkese önemli sorular soran, izlemesi gereken bir oyundur.

Mahir ve Sonerin ortak SIR’ları, acaba onları nerelere savuracak? onları bekleyen sürprizler neler? Melis, Can ve Deli Mehmet bu Sır hakkında ne biliyorlar?

Hep beraber izleyelim sorulara kendimizden pay çıkartarak cevaplar arıyalım mı ?

 İkinci Oyunumuz:

14 Ocak 2015 – İmam Bayıldı – Akatlar Kültür Merkezi

Imam Bayıldı

Nar Sanat Tiyatrosu tarafından hazırlanan Tiyatro Oyunu İmam Bayıldı  Akatlar Kültür Merkezinde Sahne alıyor.

Tarih: 14 Ocak 2015

Saat: 20:30

Oyun Hakkında

Yazan:

Zerrin Soysal

Yöneten:

Halis Bayraktaroğlu

Oyuncularımız:

Balık Ayhan (Ayhan Küçükboyacı), Uhde Seçil (Seçil Özçakmak), Cumhur Sarı, Ece Baykal, Tolga ÖZ ve Buket Bulut.

Türü:

Müzikli Komedi 2 Perde

Oyun Hakkında

Felatun Bey soylu bir aileden gelen, geleneklere karşı çıkan, ödün vermez  asi ruhu nedeniyle dışişlerinde dikiş tutturayayıp din görevlisi olmuş, pahalı zevkleri olan biridir. Uzun yıllar yurt dışı görevlerde bulunduktan sonra İstanbul’a atanmış, aile yadigarı hizmetçisi ve  onun öksüz yetimliği yüzünden iyice şımarttıkları yeğeniyle yaşamaktadır.

İkide bir de çeşitli bahanelerle evine damlayan hafifmeşrep komşusu Cilvenaz, kadim dostu azıcık kafayı sıyırmış emekli komiser Şerlottin ve  Amerika’da okumakta olan biricik oğlu Tanju’yla şenlikli bir yaşam sürerken bir yandan da hurafelerle mücadele eder.

Torun sahibi olma hayaliyle yanıp tutuşan Felatun Bey’in en büyük sıkıntısı mahalledeki kilisenin papazıdır. Aralarındaki kimin cemaati daha fazla yarışması bir yana papazın ustalıkla kamufle ettiği ahlaksızca davranışları da canını sıkmakta, suçüstü yakalatıp maskesini indirmek için mücadele etmektedir.

Şerlottin, Cilvenaz, Amerika’dan tatil için gelen oğlu ve Hizmetçisi Ülfetcan’la yeğeninin yardımlarıyla adama tuzak kurarlar.

Felatun Bey kurnaz ve sinsi papazı tongaya düşürmeye çalışırken hangi aile sırlarıyla yüzleşmek zorunda kalacak, ne gibi sürprizlerle karşılaşacaktır?

Birbirinden renkli karakterlerin biraraya geldiği bu oyunda kahkahalarla gülerken çok farklı insanlık durumlarına da kafa yoracak, hoşgörü ve uzlaşmanın doğuracağı güzel sonuçlara tanık olacaksınız.

Üçüncü Oyunumuz

15 Ocak 2015 – Yastık Kavgası – Ortaköy Afife Jale Sahnesi

Yastık Kavgası

Nar Sanat Tiyatrosu tarafından hazırlanan Çocuk Tiyatrosu oyunu Yastık Kavgası Ortaköy Afife Jale Sahnesinde.

Tarih: 15 Ocak 2015

Saat: 11:00

Yazan:

Zerrin Soysal

Yöneten:

Buket Bulut

Oyuncularımız:

Melih Coşkungönül, Kaan Gençoğlu, Tuğba Cebe, Güneş Gürpınar, Gözde Kamar, Gökçe Kaya.

Müzik:

Can Başarır

Türü:

4 – 12 Yaş Çocuk Oyunu

Süre:

45 Dk.

Oyun Hakkında:

Murat mutlu ve huzurlu aile ortamında yaşamaktadır. Ailesi onu itina ile büyütmektedir. Ne var ki bir akşam yemeği Murat’ın rüyasını kabusa dönüştürür.. Bazı iç organları susuz kalmış, akşam yediği yemeği eritmekte zorlanmaktadır… Murat uykusundan uyandığında Annesi ve Babası yanındadır..

Oyunun Amacı:
Beslenmenin önemi ile birlikte nelere dikkat edilmesi gerektiği, Organlarımızın nelere ihtiyacı olduğu ve nasıl koordineli birlikte çalıştıkları çocuklarımıza oyun ve şarkılar eşliğinde anlatılıp, öğrenmeleri sağlanmaktadır.

Dördüncü Oyunumuz:

18 Ocak 2015 – Erimekten Korkan Buz Pıtır – Kozyatağı Kültür Merkezi

Erimekten korkan buz Pıtır

Nar Sanat Tiyatrosu tarafından hazırlanan Çocuk Oyunu Erimekten Korkan Buz Pıtır Kozyatağı Kültür Merkezinde Sahne alıyor.

Tarih: 18 Ocak 2015, Pazar

Saat: 12:00

Oyun Hakkında

Yazan:

Ebru Erdemoğlu

Yöneten:

İrem Mercan

Oyuncularımız:

Gökalp Açine Özcan, Buket Bulut, Güneş Gürpınar.

Müzik:

Can Başarır

Türü:

4 – 12 Yaş Çocuk Oyunu

Süre:

45 Dk.

Oyun Hakkında:

Eren ve Can samimi iki arkadaştırlar. Küresel Isınma ile ilgili bir ödev hazırlarken Pıtır ile karşılaşırlar. Pıtır Küresel Isınmadan etkilenmiş bir Buz parçasıdır. Eğer Denize ulaşamazsa eriyecek ve yok olacaktır. Kahramanlarımızın Pıtırı denize ulaştırmak için çeşitli zorluklarla karşılaşıp umutsuzluğa düştükleri sırada akıllarına gelen parlak bir fikirle Pıtır’ı kurtarmayı başarırlar.

Oyunun amacı:

Temel olarak küresel Isınmanın yol açabileceği Çevre ve Doğa zararları vurgulanmakta olup yanı sıra dayanışmanın ve yardımlaşmanın İnsanlara faydalı olabilmenin düşündürülmesiyle insani duyguları ön plana çıkarmaktır.

 

Beşinci Oyunumuz:

18 Ocak 2015 – Kayıp Masallar – Kozyatağı Kültür Merkezi

Kayıp Masallar

Nar Sanat Tiyatrosu tarafından hazırlanan Çocuk Oyunu  Kozyatağı Kültür Merkezinde Sahne alıyor.

Tarih: 18 Ocak 2015, Pazar

Saat: 14:00

Oyun Hakkında

Yazan:

Ebru Erdemoğlu

Yöneten:

Buket Bulut

Oyuncularımız:

Umut Aydın, Kaan Gençoğlu, Tuğba Cebe, Gökalp Açine Özcan, Ferim Aslaner, İrem Mercan.

Müzik:

Reşat Tokatlı

Türü:

4 – 12 Yaş Çocuk Oyunu

Süre:

45 Dk.

Oyun Hakkında:

Zeynep Ödev olarak bir Masal okuyup özetini çıkarmalı. Araştırma yaparken karasız kalır. O kadar çeşitli Masallar okumuştur ki aklı karışır.. Keloğlan, Karagöz-Hacivat, Peri Kızı, Çizmeli Kedi, Cadı, Robin Hood ve Pamuk Prenses gibi farklı dönemlerin farklı masal kahramanları hikayeyi oluştururlar ama Zeynep bu konudan çok memnun olmasa da aklına iyi bir fikir gelmiştir.. Bu tüm kahramanların bazılarını özetine alır bazılarını almaz ve ortaya komik bir masal çıkar.. acaba nasıl bir sonuş ortaya çıkacaktır ?

Oyunun Amacı:

Sistemli çalışmanın önemi vurgulanmaktadır. Farklı masal Kahramanlarını bir araya getirip çocukların bu konudaki hafızalarını yenilemek, eğlenceli bir zaman geçirmelerini sağlamak.

Diğer tarihlerimizi not almayı unutmayın lütfen!

İyi seyirler diliyoruz.

1692 yılında, A. Boogert olarak bilinen bir sanatçı Flemenkçe bir kitap yazdı. Boogert’in amacı ana renkleri her varyasyonda birbiriyle karıştırarak yeryüzündeki tüm renkleri elde etmekti. İşin ilginç yanı, bu kitabı açtığınızda karşınıza yalnızca renkler çıkmıyor çünkü Boogert hangi rengi nasıl elde ettiğini de detaylı bir şekilde açıklamış. Böyle bir proje kulağa kolaymış gibi gelebilir fakat Boogert’in yazdığı kitabı görünce insanın ağzı açık kalıyor.

El ile yazılmış ve boyanmış bu 800 sayfalık kitabın adı Traité des couleurs servant à la peinture à l’eau. Kitap tarihçisi Erik Kwakkel’e göre bu kitabın yazılış amacı insanları renkler hakkında eğitmekti. Fakat işin ironik tarafı bu kitaptan yalnızca bir tane olması ve sadece çok az sayıda insanın kitaba ulaşabilmesiydi. İlk kez 1963 yılında yayınlanan Pantone Renk Kataloğu ile kıyaslanamaz elbette fakat günümüzde Fransa’da bulunan bu inanılmaz kitabın zamanının çok ötesinde bir çalışma olduğunu kimse inkar edemez.

İşte Boogert’in şaheserinden birkaç sayfa:

Kitabın ilk sayfaları.

ilk-pantone

Kitapta yalnızca renkler değil, renklerin nasıl elde edildiği bilgisi de bulunuyor.

ilk-pantone-2

Renkler bazı temalar etrafında ustalıkla gruplanmış.

ilk-pantone-3

Renk gruplarına isimler verilmiş.

ilk-pantone-4

Bir rengin siyah ve beyaz arasında kalan tüm tonları resmedilmiş.

ilk-pantone-5

Açık ve koyu tonların etkileri, üzerlerine yazılar yazılarak gösterilmeye çalışılmış.

ilk-pantone-6Kaynak: Onedio

 

Bildiğiniz gibi sanatın pek çok dalında ciddi ve akademik eğitim veren kursumuzdan talepler doğrultusunda çocuk  drama eğitimlerinin yanı sıra “oyun grubu “ içinde gelen yoğun taleplere kayıtsız kalamadık ve 2-3 yaş aralığı oyun grubu oluşturmaya başladık. Çocuk gelişimi ve drama uzmanı eğitmenimizin denetim ve katkıları ile gerçekleştirilecek “oyun grubu” çalışmaları hakkında biraz bilgi vermenin  yararlı olacağına inanmaktayız.

 oyun grubu 2- 3 yaş

Bildiğini gibi; pek çok semtte farklı isim ve anlayışla oyun grupları faaliyet göstermektedir. Fakat gelen taleplerden de anlaşılacağı üzere velilerimiz bunların pek çoğundan memnun olmadığı anlaşılmaktadır. Çünkü drama ve çocuk psikolojisi ve çocuk gelişimi hakkında yeterli bilgi ve daha da önemlisi; yeterli deneyimi olmayan eğitmenler ile yapılan çalışmaların verimli olmadığı bir gerçektir.

Her şeyden önce “OYUN GRUBU” kavramı ile kastedilen çocukların sadece oyun oynamasını sağlamak değildir.

Unutulmamalıdır ki  oyun çocuklar için ciddi bir iştir. Çünkü çocuklar oyun oynarken hayatı tanır ve gerekli becerileri kazanırlar ve hayata hazırlanmaları, kişilik, motor hareketler, paylaşım v.b. pek çok konuda oyunun ciddiyetini anlamamıza yardımcı olabilir.

Çocuklar kendi yaşıtlarıyla birlikte olmaya ihtiyaç duyarlar.Şehir hayatında kendi sosyal alanlarını oluşturamayan çocuklar içine kapanık, utangaç,öz güveni eksik ya da bencil , saldırgan tutumlar sergileyen bireyler olmakla karşı karşıya kalmaktadırlar.

.Ailelerinden özellikle de annelerinden uzun süre ayrı kalmaları hayatlarını etkileyecek  olumsuz  izler bırakabilmektedir.Bu  sebeple okul adı altında 2-3 yaşlarında  ani kopuşlar  yaşamaları uygun değildir.Oyun grubu gerçekçi bir çözümdür.

Çünkü;

Oyun ve oyuncak çocukların yaşamı öğrenmesinde en önemli araçlardır. Yaş akranlarıyla birlikte oynayarak öğrenen çocuklar mutlu olurlar. Oyun grubu çocuğunuzun sağlıklı ve güvenli koşullarda, keşif yapmasına, deneyerek öğrenmesine yeni beceriler geliştirmesine olanak sağlar. Oyun gurupları sosyalleşme ve öğrenme sürecini beraber işler. Amaç sosyalleşme sürecinde ona yeni beceriler ve bilgiler kazandırmaktır.

Bebeğimiz hareketlenmeye başladığı, etrafındaki değişiklikleri algılamaya ve bu değişikliklere tepki vermeye başladığında aslında artık bir oyun gurubuna katılabilir demektir.
Oyun özellikle dil gelişiminin yeni geliştiği 1,5 yaş civarında çocukların sözel olarak anlatamadığı ihtiyaçlarını ifade etmesine imkân tanır. Yaşıtlarıyla zaman geçirmesi ve sosyalleşmesi adına iyi bir araçtır. İşbirliği ve sorumluluk duygularının gelişmesini sağlar. Bedensel ve ruhsal olarak biriken enerjinin en uygun şekilde boşaltılması sağlayan oyun aynı zamanda hamur, kil ve boya araçları sayesinde okul döneminde gerekli olan el kaslarının gelişmesine yardımcı olur.

Çocuklar, sosyal açıdan kabul görmeyen duygularını oyun esnasında özgürce ortaya koyabilirler. Böylece yaşanılan tüm gerilimler oyun sayesinde azalmış olur. Kısacası oyun, çocukların sosyal, bedensel ve ruhsal gelişimleri açısından sahip oldukları en doğal hazineleridir.

Oyun Grubunun Amacı;

oyun-grubu-bakırköy
Yukarıda da belirtildiği gibi; Oyun grubunun temel amacı; çocuğun tam zamanlı bir okul öncesi eğitimine hem ruhsal, hem de zihinsel açıdan en sağlıklı şekilde hazır olmasını sağlamaktır.

 Oyun Grubu ile yapılacak çalışmalar

1-Serbest etkinlik

2-çember zamanı

3-kurallı oyun

4-sanat etkinliğinden

oluşan programımız 2-3 yaş çocukların sosyal ve duygusal,zihinsel,fiziksel,dil gelişimlerini desteklemek  amacıyla oluşturulmuştur. Çocuk oyun grubunun ihtiyaçları doğrultusunda zaman zaman  Anneler etkinliklere katılırlar ve okul öncesi eğitim uzmanımızdan danışmanlık alabilirler.

Amacımız sağlıklı ve güvenli koşullarda çocuklara yaşıtlarıyla oynama fırsatı tanımak, sosyalleşme becerilerini arttırarak, sosyalleşme ve öğrenme sürecini beraber işlemektedir. 24 ile 35 ay aralığındaki gruplara özenle hazırlanmış bir eğitim-öğretim programı bulunmaktadır. Bu programda çocuğa yeni beceriler ve bilgiler kazandırmak, yeni kavramlar öğretmek, düşünme becerilerini geliştirmek ve motor gelişimlerini desteklemek genel hedeflerdir.

Oyun Grubunun Faydaları

» Çocuğunuz zeka gelişimi açısından gerekli olan değişik uyaranlarla dolu ortama gelir.
» Oyun grubu çocuğunuzun ortalama olarak 2 yaşında başlayan “Ben Çağı”nı destekler
» Güvenli geniş bir mekanda çok çeşitli oyun malzemeleri ile oynar.
» Çocuğunuz, oyun grubu içinde sosyal gelişimi için gerekli olan kendi yaşıtları ile beraber oynama imkanı bulur.
» Yeni arkadaşlar edinir, sahip olmayı, paylaşmayı, “hayır” demeyi, her istediğini alamamayı öğrenir.
» Oyun grubu belirli kurallara uyma açısından iyi bir başlangıçtır oluşturur.

Elbette zaman zaman  sanat ile ilgili minik dinletiler ve sanata yaklaştırma çalışmaları da yapılacak ve sanatın çocukların ruhuna yansıması ve duyguların gelişmesine de katkıda bulunulacaktır.

Sizleri ve çocukları da bekliyoruz. Sanat ile iç içe huzurlu bir ortamda çocuğunuzun gelişimine birlikte katkıda bulunmak için daha fazla gecikmeyin ve bizleri arayarak ders süre ve zamanı hakkında bilgi alabilirsiniz. Çocuğunuzun kişiliğini dolaysıyla geleceğini şimdiden planlayabilir, şehrin sıkışmış yaşantısı içersinde çocuğunuzun farkındalıklarını artırma yolunda bir adım daha önde olabilirsiniz.

Oyun grupları farklı zamanlarda farklı gruplarla olmaktadır. Arzu ederseniz çocuğunuzla birlikte misafirimiz olup ücretsiz tanışma dersine katılabilir, sanat dolu bir ortamda çayınızı kahvenizi yudumlayabilir, eğitmenimizle tanışabilirsiniz.

Cumartesi : 11:00 – 13:00 arası

Not: Hafta sonu grubunda kontenjan sınırlıdır.-Taleplere göre hafta içi gruplarda açılabilir.-

Bir telefon kadar yakınınızdayız. Adres ve telefon bilgilerimiz için TIKLAYINIZ.

1950’li yıllarda yapılan bir röportajı Radyo 1’de yayınlandı.

reşat nuri güntekin

Türk edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Reşat Nuri Güntekin’in daha önce hiç yayınlanmamış ses kaydı TRT’de yayınlandı. Radyo 1’de gerçekleştirilen “Mazideki Ses” programında, ünlü şair Behçet Kemal Çağlar’ın 1950’li yıllarda Reşat Nuri’yle yaptığı 12 dakikalık ses kaydına yer verildi.

Reşat Nuri Güntekin’in Levent’deki evinde gerçekleştirilen röportajda, yazarın edebiyat anlayışı, tiyatro ve roman yazarlığı konuları ele alıyor.

Radyo 1’de gerçekleştirilen ve Osman Nuri Boyacı tarafından hazırlanan programa Prof. Dr. Birol Emil ve Yard. Doç. Dr. Fatih Kanter konuk oldu.

Yayını dinlemek için lütfen TIKLAYINIZ

Kaynak :[-]

33. İstanbul Film Festivali’nin çocuklara ayrılmış bölümünün kahramanları tavşanlar, maymunlar ve insanlar. Belgesel bölümündeki Dileğim Barış Olsun ise çocukların barış özlemini dile getiriyor.

tavşanlar

33. İstanbul Film Festivali bu gece gerçekleşecek  törenle başlıyor.

20 Nisan’a kadar sürecek festivalin çocuklar için ayrılmış Çocuk Mönüsü bölümünde üç film gösterilecek.

Annem Amerika´da Buffalo Bill´le Tanıştı, Amazonia ve Cesur Tavşanın Sihirli Macerası daha önce uluslararası çocuk filmi festivallerinde gösterildi.

Festivalin tanıtımında filmlerin “aile boyu izlenebilecek” nitelikte olduğu belirtiliyor.

Ancak elbette hepsi her boya hitap etmiyor. Amazonia 10 yaş ve üstü için, Cesur Tavşanın Sihirli Macerası altı yaş ve üstü için uygun.

Maymun Sai

Maymun Sai

 

Thierry Ragobert imzalı Amazonia Venedik Film Festivali’nin kapanış filmi olarak gösterilmişti.

Filmde insan eline doğmuş, insan elinde büyümüş kapuçin maymunu Sai’nin Amazon ormanlarında kaybolduktan sonra yaşadıklarını görürüz. Jaguarlar, timsahlar, dev susamurları… Sai hayatta kalmak için kendine benzeyen maymunları bulmak zorundadır…

83 dakikalı filmin konuşmasız olduğunu ve Nişantaşı City’s’deki 20 Nisan Pazar 13.30 seansında üç boyutlu gösterileceğini hatırlatalım.

Tavşan Johan

Tavşan Johan

 

Cesur Tavşanın Sihirli Macerası ise alışık olduğumuz gibi konuşmalı. İsveççe ama Türkçe simultane tercümeyle oynayacak.

Yönetmen koltuğunda Esben Toft Jacobsen’in bulunduğu film prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yaptı.

Yunan mitolojisi ve Kuzey ülkelerinin masallarından esinlenen filmde küçük tavşan Johan Tüy Kralının Diyarı’nın hayali dünyasındaki annesine yardım edecek, seyirci de bu hayal dünyasının çılgın yaratıklarıyla tanışacak.

78 dakikalı filmin Feriye sinemasındaki 5 Nisan Cumartesi 13.30 seans üç boyutlu gerçekleşecek.

İnsan Jean

İnsan Jean

 

Yönetmen olarak Marc Boreal ve Thibaut Chatel’in imzasını taşıyan Annem Amerika´da Buffalo Bill´le Tanıştı 70’li yıllarda Fransa’nın küçük bir kasabasındaki bir erkek çocuğunun büyüme sancılarını anlatıyor: Jean’ın hayatı birkaç kelimeyle özetlenebilir. Zor okul günleri, işkolik baba, şımarık ağabey, tatlı dadı… Ancak bir gün uzaklardaki annesinden kartpostallar almaya başlayınca annesini o müthiş diyarlarda hayal etmeye başlar ve hayatı aydınlanıverir…

Jean Regnaud ve çizer Emile Bravo’nun ödüllü çizgi romanından sinemaya uyarlanan Fransa yapımı bu canlandırma filmin süresi 75 dakika.

Çocukların barış özlemi

dileğin barış olsun

Belgesel bölümünde gösterilecek olan Dileğim Barış Olsun ise bir çocuk filmi değil, ancak çocukların da merkeze oturduğu yapımlardan biri.

Filmde Diyarbakır, Lice, Ergani, Cizre, Mardin, Nusaybin, Kızıltepe ve Varto’dan on çocuğun ve üç annenin barışı nasıl umutla beklediklerini anlatıyor. Ortak bir özlem, umut, dilek ve talep olarak barış!

43 dakikalık filmin yönetmenliğini Kıvılcım Akay yaptı. Türkçe – Kürtçe olan film Türkçe ve İngilizce altyazıyla gösterilecek.

Kaynak :[-]