Yazılar

Eserleri kadar sıra dışı yaşamıyla da hafızalarda yer bırakan tam adıyla Salvador Domingo Felipe Jacinto Dalí i Domènech, bizim bildiğimiz adıyla Salvador Dali’nin dikkat çeken yorumlarından biridir “Resim konusunda tüm arzum, mantıksızlığın somut imgelerine mutlak olanın yayılmacı öfkesiyle birer cisim verebilmektir.” cümlesi.

Kurgusal bir endişe ve sıkıntı üreten Dali, kendisini  sık sık ölü böceklerle ve kirpilerle korkutarak hayal ettikleriyle gerçeklik arasındaki farkı muğlaklaştırmaya çalışıyordu. İçinde bulunduğu paranoid hali sayesinde hayal gücünün dizginlerini bırakacağına ve gerçek nesnelere dayanan , farklı yorumlara açık imgeler yaratabileceğine inanıyordu.

Dali, “Belleğin Sürekliliği” adlı resminde, kendine özgü ve hayli ikna edici mantık dışı bir dünya yaratmıştır. Atmosferin masalsı ve dingin havası, küçük bir tuval kullanılmasının da yardımıyla iyice yoğunlaştırılmıştır. İzleyicinin mücevhere benzeyen bu küçük tablo karşısında edindiği ilk izlenim enginlik ve boşluktur ancak hemen ardından göz ön plana yerleştirilen nesnelere, en çok da çeşitli dönüşümler geçiren cep saatlerine takılmaktadır. Metal saatlerin ve içlerinde hassas mekanizmanın gevşeyip eriyebileceği fikrini öne süren Dali, gerçek dünyayı algılama şeklimize adeta meydan okumuş, zaman kavramının doğasına ilişkin yeni bir yorum getirmiştir.

Dali 1929’de yayımlanan ve yer çekiminin etkisiyle zamanın nasıl büküldüğü anlatan, Einstein’ın yazdığı Genel izafiyet Teorimi adlı makale karşısında hayrete düşmüştür.Bu durumda şu soruyu sormak onun için son derece mantıklıdır: “Zaman bükülüyorsa saatler neden bükülmesin?” Dali’nin bu resmi aynı zamanda daha eski ve daha tanıdık bir tema olan ölümün kaçınılmazlığını da ele almaktadır. Saatlerin hepsi farklı anlarda durmuş olsalar da ölümün herkesi beklediği gerçeğine gönderme yapmaktadır.