Şunun için etiket arşivi: bayram

29 Ekim Cumhuriyet Bayramının İşte Google Logosu!

Pazarlama kaygısı olsa da her ülke için farklı dahi olsa,  yerli pek çok kurumun hatta “yerli hükümetin” (!) bile ihmal ettiği bir günü uluslar arası bir şirketin anımsayıp sürpriz yapması bizleri mutlu ediyor(!)

cumhuriyet bayramı 2013

cumhuriyet bayramı için google’ın doodle’ı 2013

Cumhuriyet Bayramı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet yönetimi ilan etmesi anısına her yıl 29 Ekim günü Türkiye’de ve Kuzey Kıbrıs’ta[1] kutlanan bir millî bayramdır.

Cumhuriyet Bayramı’nın kutlandığı ülkelerde 28 Ekim öğleden sonra ve 29 Ekim tam gün olmak üzere bir buçuk gün resmî tatildir. 29 Ekimlerde stadyumlardaşenlikler yapılır, akşam ise geleneksel olarak fener alayları düzenlenir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Kutlamalarının yapıldığı 29 Ekim 1933 tarihinde verdiği 10. Yıl Nutku’nda, bu günü en büyük bayram olarak nitelendirmiştir.

Osmanlı Devleti, hüküm sürdüğü 624 yılda 36 padişah tarafından yönetilmiştir.

Padişah, şah, kral, hakan, imparator, sultan gibi tek kişiye dayalı yönetim sistemine “mutlakiyet” adı verilmiştir. Mutlakiyet yönetiminde egemenlik kayıtsız şartsız, tek bir kişidedir.

Mutlakiyetle yönetilen ülkelerde ülkeyi yöneten kişiye yardımcı olması için meclis kurulurdu. Meclis üyeleri halkın isteklerini yöneticiye duyurur, yasatasarısını hazırlardı. Bu yasa taslakları yönetici tarafından benimsendiğindeyasalaşırdı. Bu yönetim biçimi ise “meşrutiyet”tir. Meşrutiyette meclisin yetkileri sembolik düzeyde olabileceği gibi bir cumhuriyetteki kadar geniş de olabilir. Osmanlı Devleti’nde 1876 ve 1908 yıllarında olmak üzere iki kez meşrutiyet ilan edilmiştir.

İkinci Meşrutiyet’in ilanından 6 yıl sonra, 1914’te I. Dünya Savaşı başlamıştır. Dört yıl süren savaş, İttifak Devletleri ile birlikte olan Osmanlı İmparatorluğu’nun yenik sayılmasıyla sonuçlanmış ve Osmanlı toprakları İngiltere, Yunanistan, Fransa, İtalya gibi devletler tarafından işgal edilmeye başlamıştır.

 Cumhuriyetin ilanı

Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919’da Osmanlı hükümeti tarafından, bölgede düzeni sağlaması için devletinin bir gemisi ile Samsun’a gönderilmiştir. Ülkenin çoğu ilinde kongreler düzenlemiş ve “Tek bir egemenlik var, o da milli egemenliktir. Milletin egemenliğini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” ilkesiyle, yurdun her tarafından gelen ulus temsilcilerini 23 Nisan 1920 günü Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nde toplamıştır. Meclis Mustafa Kemal Paşa’yı ’Meclis Başkanı’ seçmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde Büyük Millet Meclisi, Türk Kurtuluş Savaşı’nı başlatmıştır. Halk ve düzenli ordular düşman kuvvetlerine karşı savaş vermiş, omuz omuza mücadele etmiştir.

Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasının ardından TBMM 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırmıştır. Padişah Vahdettin, ’vatan haini’ ilan edilmiş ve yurdu terk etmiştir.

24 Temmuz 1923 günü İsviçre’nin Lozan şehrindeki Lozan Üniversitesi’nde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileri ile İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Portekiz, Belçika, SSCB ve Yugoslavya temsilcileri Lozan Barış Antlaşması’nı imzalamıştır. Bu antlaşma ile yeni bir devletin temelleri atılmış fakat devletin yönetim biçimi henüz belirlenmemiştir.

İkinci dönem Büyük Millet Meclisi, 11 Ağustos’ta ilk toplantısını yapmıştır ve 13 Ekim’de Ankara, başkent ilan edilmiştir. Bu dönemde Atatürk, egemenliğin ulusa dayandığı bir sistem olan cumhuriyet yönetiminin ilanı için hazırlıklar yapmaya başlamıştı. Atatürk 28 Ekim akşamı yakın arkadaşlarını Çankaya’da yemeğe çağırmış ve “Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz,” demiştir.

29 Ekim günü Atatürk, milletvekilleri ile görüştükten sonra taslağı hazırlanan “Cumhuriyet” önergesini Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne vermiştir. Meclis önergeyi kabul etmiştir ve böylece Türkiye Devleti’nin yeni yönetimi biçimi Cumhuriyet, yeni ismi “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” olarak belirlenmiştir. Atatürk, kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı olmuştur. Halk da cumhuriyetin ilanını sevinç ve coşku ile karşılamıştır.

Cumhuriyette, Atatürk’ün de söylediği gibi, egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur. Ulus, kendini yönetme yetkisini, kendilerine temsil eden milletvekilleri aracılığı ile kullanır. Cumhuriyet yönetiminde, yurttaşın seçme ve seçilme hakkı vardır. Seçilen temsilciler, yasaları tasarlar ve yöneticileri ulus adına denetler. Ulus, seçimle yöneticileri seçebilir.

 Bayram kabul edilmesi

29 Ekim 1923’te TBMM, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu (1921 Anayasası)’nda yaptığı değişiklikle, devletin yönetim biçimini cumhuriyet olarak ilan etmiştir. Aynı gece bu ilan, atılan 101 pare top ile kutlanmıştır. 1924 yılında ise cumhuriyetin ilanı şenliklerle kutlanmıştır.

2 Şubat 1925’te, Hariciye Vekaleti’nce (Dışişleri Bakanlığı) düzenlenen bir kanun teklifinde 29 Ekim’in bayram olması önerilmiştir.[2] Bu teklif Meclis Anayasa Komisyonu tarafından incelenmiş ve 18 Nisan’da karara bağlanmıştır. 19 Nisan’da ise teklif TBMM tarafından kabul edilmiştir. 628 sayılı bu kanun ile 29 Ekim, 1925’ten itibaren ülke içinde ve dış temsilciliklerde bayram olarak kutlanmaya başlamıştır

 

Yaşlı Kızlar Bandosu

Bu ülkede kız çocuklar büyümeden yaşlanır. Yaşlı kızların bandosu hak ve özgürlükler, eşitlik ve adalet ninnileri söylüyorsa da müziği kimse duymaz. Onlar tıpkı kendilerine öğretildiği gibi sessiz, suskun, dilsizdir.

Haber: Selen DOĞAN  [email protected]

Kaynak :[-]

çocuk-günüAnnesinin karnına düştüğünde ömrünce başına neler geleceğini bilseydi kız çocuklar, doğmaya heves ederler miydi? Daha doğmadan başlayan ayrımcılığın ihtiyarlıkta da soluğunu enseden çekmeyeceğini görebilseydi, oradan çıkmak isterler miydi?

Yerkürenin dört bir bucağında milyonlarca kız çocuk, dünyaya geldiğine pişman, çilesini dolduruyor. İhmal ve istismar ediliyor, ayrımcılığa uğruyor, türlü türlü şiddete maruz bırakılıyor, değersizleştiriliyor, yok sayılıyor ve yok ediliyor.

Yani, evlendiriliyor, zorla çalıştırılıyor, cinsel ilişkiye zorlanıyor, eve kapatılıyorlar. Eğitim hakları ellerinden alınıyor, çalışmalarına izin verilmiyor, oyun ve eğlence nedir hiç bilmiyorlar.

Onlar, bu gezegenin yitik kızları. Bazıları şanslı doğuyor, bazıları kader diye öğretileni ters yüz etme gücü buluyor, yani bazıları kozasını aşıyor, bazıları ise yedisinde de yetmişinde de o kaderin ağında sürüne sürüne, hiçbir zaman kıramayacağı bir kabuğu aşındırmaya bile gücü yetmeden, ağır ve mutsuz ölüyor.

dünya-kız-çocuklarıDenizaşırı yolculuklara gerek yok; kızların eğreti yaşamına, o yaşamın erkeklerin insafına bırakılmışlığına en yakınımızdan tanığız. Yaşadığımız ülkede de cinsiyet meselesinde zerre ilerleme kaydedememiş ülkelerdekinden farklı bir resim yok.

Bir yandan gelecekte ebeveynin bakımını üstlensin diye kız çocuk sahibi olmayı arzu edip, diğer yandan oğlanı bulmak için ihtiyaç fazlası üretime geçen ailelerin ikiyüzlülüğünü sorgulamıyorsak; kızlarını kendi evlerinde misafir olarak gören, illa ki evlenip gitsin de şu namus yükü üzerimizden kalksın diye dualar eden ailelerin ahlakına bir çift sözümüz yoksa; ‘kızlarımızı sevelim, koruyalım, onlar bizim geleceğimiz’den öteye geçemeyen ‘politika’ kız çocukların da çocuk olduğunu kavrayamadığı için onlara kafesteki kuş gibi davranıyorsa vepolitik bir acı olarak hükümetin tek yapabildiği buysa… Bırakalım yitip gitsin kız çocuklar. El kadarken dövülüp sövülerek, tanımadıkları adamlara satılarak, olmadı yakılarak, bedenleri kadar ruhları da yağmalanarak yaşamaktansa hiç olmayı yeğlerler.

Bu ülkede kız çocuklar büyümeden yaşlanır. Söyleyebildikleri artık tek bir şarkı vardır. O şarkıyı alıp, kendileri gibi yaşamdan soğutulmuş kız kardeşlerine götürürler. Yaşlı kızların bandosu; hak ve özgürlükler, eşitlik ve adalet ninnileri söylüyorsa da müziği kimse duymaz. Onlar tıpkı kendilerine öğretildiği gibi sessiz, suskun, dilsizdirler.

Dünya Kız Çocuklar Günü

kız-çocukları10 Aralık 2011 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği, 66/70 sayılı önergesiyle 11 Ekim’i dünya genelinde kız ve oğlanlar arasında süregelen ayrımcılığı önlemek amacıyla Dünya Kız Çocuklar Günü olarak benimsedi.

Kız çocuklara yönelik ayrımcılığın belirgin biçimde görüldüğü eğitim, beslenme, yasal haklar, sağlık, şiddet gibi alanlarda ilgili kurumlar ve sivil toplum örgütlerinin bu güne özel kampanyalar yürütmesi ve kız çocuklara dair farkındalık yaratılması da BM tarafından teşvik ediliyor.

Kanada merkezli olup birçok ülkede faaliyetler yürüten Plan International’ın “Because I’m a Girl / Çünkü Ben Bir Kız Çocuğuyum” adlı projesi sayesinde tüm dünyaya yayılan kampanyası ve bu örgütün baskısı sonucu Kanada Hükümeti’nin BM Genel Sekreterliği’nde bu konuyu gündeme getirmesiyle 11 Ekim Dünya Kız Çocuklar Günü kabul edildi.

2012 yılında başlatılan Dünya Kız Çocuklar Günü’nün ilk teması ‘çocuk evlilikleri’ydi. BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ilk 11 Ekim nedeniyle yayınladığı açıklamada şöyle demişti:

“Kız çocuklara yatırım yapılması ahlaki bir sorumluluktur, temel adalet ve eşitlik kuralıdır, Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nden kaynaklanan bir zorunluluktur. Ayrıca, Bin Yıl Kalkınma Hedeflerine ulaşılması, ekonomik kalkınma ve barışçı ve bütünleşmiş toplumlar inşa edebilmek için hayati önem taşır.

(…) Çocuk evliliklerine karşı kız çocukları korumanın en iyi yolu eğitimden geçiyor. Kız çocuklar okula gidebildiklerinde ve erken evliliğe zorlanmadıklarında, hem kendileri hem de aileleri için daha iyi bir yaşamın temellerini atma imkanına sahip oluyor. Evlendirilmiş olanların da eğitim imkanı bulmaları, ekonomik fırsatlardan, HIV önleme, cinsel ve üreme sağlığı dahil sağlık hizmetlerinden yararlanmaları yaşamlarını zenginleştiriyor ve geleceklerini sağlamlaştırıyor.

Hükümetleri, toplumları ve dini liderleri, sivil toplumu, özel sektörü ve aileleri, özellikle de erkekler ve erkek çocuklarını kız çocukların haklarını, ilgili sözleşmelere, Pekin Bildirisi ve Eylem Platformu ile Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı Eylem Programı’na bağlı kalarak geliştirmeye çağırıyorum.

Gelin bugünü ‘Benim hayatım, benim haklarım, çocuk evliliklerine son verin’ teması ışığında kutlayalım ve gelin, kız çocukların gelin değil çocuk olarak kalmalarını sağlamak için üzerimize düşeni yapalım.”

Dünya Kız Çocuklar Günü’nün Türkiye’ye yansıması ise Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği’nin öncülüğünde “Çocuk Gelinlere Hayır Ulusal Platformu”nun kurulmasıyla oldu. Kuruluşunu 11 Ekim gibi anlamlı bir günde ilan eden Platform, aynı gün, Uçan Süpürge’nin yürüttüğü Çocuk Gelinler projesi kapsamında bir atölye çalışması yaptı. (Çocuk Gelinlere Hayır Platformu, 15 ilden 63 sivil toplum örgütü ve üniversite biriminden oluşuyor.) Platform, geçen yıl 11 Ekim nedeniyle yayınladığı açıklamada şunları dile getiriyordu:

“Araştırmalar, eğer önlem alınmazsa, dünya genelinde, 2020 yılına kadar 150 milyon kız çocuğun ‘gelin’ olacağını gösteriyor. Türkiye’de ise her üç kadından biri çocuk yaşta evlendiriliyor.

Küçük yaşta evlenmek kız çocuklar için geri dönülmesi mümkün olmayan bir süreci başlatıyor. Eğitim yaşamları sona eriyor, sağlık sorunları baş gösteriyor, şiddete maruz kalma riski artıyor, haklarını talep etme ve kullanma becerileri azalıyor, ömür boyu yoksulluğa mahkum kılınıyorlar.

18 YAŞINI DOLDURMAMIŞ HER BİREY ÇOCUKTUR! Çocukların evlendirilmesi; insan hakları ihlalidir, cinsiyet temelli şiddetin bir türüdür, ticari cinsel sömürüdür, duygusal ihmal ve istismardır, köleliğin günümüzdeki biçimidir.

ÇOCUKLARIN EVLENDİRİLMESİ SUÇTUR! BU SUÇA ORTAK OLMAYIN! Çocukların çocukluklarını yaşamalarına, potansiyellerini hayata geçirmelerine, hayal kurmalarına, kendilerini ifade etmelerine engel olmayın!”

Bu yıl tema ‘eğitim’

Bu yıl ise 11 Ekim’in teması ‘eğitimde yenilikçi yaklaşımlar’ olarak belirlendi. 15 ilden 63 sivil toplum örgütü ve üniversite biriminin oluşturduğu Çocuk Gelinlere Hayır Platformu olarak;

* 11 Ekim Dünya Kız Çocuklar Günü’nün kız çocuklar için bir bayram değil, eşitsizlikle mücadele günü olarak bilinmesini,

* Kız çocuklara yönelik ayrımcılık, ihmal ve istismarın ortadan kaldırılması için sürekli ve kararlı bir devlet politikası benimsenmesini,

* Çocuk yaşta evlilikleri önlemek için, yasal evlilik yaşının yükseltilmesi dahil gerekli bütün önlemlerin bu çerçevede alınmasını,

* Çocuk yaşta evliliklerin suç olduğunu, normal ve kabul edilebilir olmadığını tüm topluma anlatmak için toplumsal işbirliğinin harekete geçmesini istiyor ve bekliyoruz.

Kız çocukların eğitim hakkı için… Çocuk yaşta evlilikler olmasın diye… Daha doğmadan başlayan cinsiyet ayrımcılığına karşı… Kız çocuklara yönelik hak ihlallerini sona erdirme talebiyle… Bugün tüm toplumu kız çocukları fark etmeye çağırıyoruz. Ve diyoruz ki,

Kız çocuklar mutfağa değil, oyuna!

Kız çocuklar düğüne değil, okula!

Kız çocuklar çeyize değil, teknolojiye!

Kız çocuklar tarlaya değil, kütüphaneye!

 

 

 

 

Bazı olayları çok cümle kurarak anlatmaya asla gerek yoktur. Bundan dolayı, dolu dolu bir yazı paylaşmaya gerek görmüyoruz! Çünkü 30 Ağustos için ne yazarsak yazalım kendisi kadar zaten dolu dolu olamayacak.

Kutlu olsun!

30-ağustos-zafer-bayramı

   YARIŞMAYA KATILIM ŞARTLARI

Do Re Mi ile Sağlık Afiş1. Yarışma tema olarak sağlık konularını içeren eğitsel bir şarkı sözü yarışması olarak düzenlenmiştir. Gönderilecek şarkı sözlerinin sesleneceği hedef kitle 4-10 yaş grubu çocuklar olarak planlanmıştır. Yarışmacılar şarkı sözlerini yazarken hem dil hem de eğitsel içerik açısından bu yaş grubunun düzeyini göz önüne bulundurarak metinlerini oluşturmalıdırlar.

2. Yarışmacılar yarışmaya tek bir eserle katılabilirler.

3. Eserler başkalarına ait olmamalıdır, başka eserlerle benzer özellikler taşımamalıdır.

4. Şarkı sözleri Microsoft Office Word programı kullanılarak A4 kâğıdı boyutunda  yazılacaktır. Yazılar, Times New Roman karakteri kullanılarak bir buçuk satır aralığı,
12 punto ve beş kıtayı geçmeyecek şekilde düzenlenmelidir. Gönderilecek olan MS
Word dosyasının adı, şarkının başlığı olmalıdır.

5. Yarışmaya eser gönderme  1 Haziran 2013 tarihinden itibaren başlayacak, 31 Ekim 2013 tarihinde sona erecektir.  Sonuçlar 18 Kasım2013 tarihinde duyurulacaktır.

6. Yarışmada ödüle değer bulunan eserler uygun görüldüğü takdirde bestelenip ödül sahiplerine teslim edilecektir.

7. Eser sahipleri eserlerini, yarışma sonrası çıkarılacak herhangi bir basılı yayında kullanılmasını kabul etmiş sayılırlar ve gönderilen hiçbir eserden telif ya da benzeri hak talebinde bulunamazlar.

8. Şarkı sözleri ve yarışmacının kimlik bilgileri www.aydin.edu.tr/doremiilesaglik
adresine gönderilmelidir.

9. Kimlik bilgisi şunları içermelidir: Yarışmacının adı-soyadı, mesleği, yaşı, cinsiyeti,
e-posta adresi, posta adresi, telefon numarası. Gönderilecek şarkı sözleri sadece elektronik ortamda kabul edilecektir.

10. Şartnameye uymayan katılımcıların eserleri değerlendirmeye tabi tutulmayacaktır.

11. Yarışmaya katılanlar yukarıdaki şartları kabul etmiş sayılırlar.

12. Ödüller
Birinciye: 3.000 TL
İkinciye: 2.000 TL
Üçüncüye :  1.000 TL
Barış Manço adam olacak çocuk ödülü: 500 TL

13. Yarışmayla ilgili sorularınız için [email protected] adresine e-posta gönderebilirsiniz.

14. Yarışmaya ilişkin duyurular www.aydin.edu.tr/doremiilesaglik adresinden yapılacaktır.

Ön Jüri Üyeleri   Jüri Üyeleri
Yrd. Doç.Dr. Ganime Aydın Prof. Dr. Hamide Ertepınar
Yrd. Doç.Dr. Bayram Baş Prof. Dr. Cengiz Yakıncı
Yrd. Doç.Dr. Mualla Murat Prof. Dr. Ataol Behramoğlu
Dr. Sema Selvioğlu Prof. Dr. Şuayip Karakaş
Yrd. Doç.Dr. Dinara  Duisebayeva Prof. Dr. Kazım Yetiş
Öğr. Gör. Aylin Büyükbayram Prof. Dr. Süreyya Ali Beyzadeoğlu

 

Öğr. Gör. Aylin Büyükbayram

 

23 Nisan 2013 yılı Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında 24 Nisan Tarihinde yapılan etkinliklerden görüntüleri aşağıda bulabilirsiniz.

Bulunan öğrencilerimiz. ve Eğitmenlerimiz.


Eğitmenlerimiz: Ersin Saracık, Aslı özger, Ekin Selçuk, Seren Koçoğlu, Hale Şakar Ürkmezgil

Öğrencilerimiz: Zeynep Demir, Öykü Boyoğlu, Melisa Kaya, Ece Demirçubuk, Deniz Karakullukcu İdil Boyoğlu, Bilge Kandur, Efe Berk Çolak, Ela Özyurt, Ege Yılmaz, Doruk Akbulut, Aslı Şen, Egemen Hızlıbaş, Dora Burcu Mutlu,Doğanaz Çelik

 

Kutlamayla ilgili haberimiz için TIKLAYINIZ.

Atamızın tüm dünya çocuklarına hediyesi olan bayramımız kutlu olsun.

Çok uzun uzadıya yazmamıza gerek olmadığına inanıyoruz.

Ölümsüz Mustafa Keman Atatürk‘ün çocuklarımıza hediyesi olan bu bayramı kutlamak, Atamızı anmak  ve onun kurduğu cumhuriyetin değerlerine bağlı olarak yetişen sanat sever çocuklarımızın sunacağı konser 24 Nisan 2013, Çarşamba günü, saat 14:00 ‘da Nar Sanat Binasında ücretsiz olarak izlenebilecektir. Tüm güzelliklerinin çocuklarımızın ve onların geleceğinin olması dileğiyle.

Bir kez daha bize bu bayramı hediye eden ve ülkemizde, bayrağımız altında yaşamamızı sağlayan M.K. Atatürk’e sonsuz minnetimizle.

23-nisan-çocuk-bayramı-Atatürk


Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan Muradiye Külliyesi restorasyon çalışmalarında, türbelerin kubbesinde yer alan orijinal Osmanlı motiflerinin, 19. yüzyıl sonlarında yapılan bir tadilatla sıva ile kapatıldığı ve üzerine barok desenler işlendiği ortaya çıktı.

Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan yazılı açıklamaya göre, restorasyon çalışmaları sırasında, Sultan 2. Murad tarafından 1425-1426 yılları arasında yaptırılan ve Fatih Sultan Mehmed’den itibaren 100 yılı aşkın bir dönem içinde peyderpey yaptırılan 12 adet türbeden oluşan Muradiye Külliyesi’ndeki türbelerin kubbesinde yer alan görüntünün orijinal olmadığı belirlendi.

Çalışmalara II. Bayezid’in eşi Gülruh Hatun Türbesi’nden başlayan restorasyon uzmanları, türbe kubbesinde Barok desenlerle süslü sıvanın hareketli olduğunu fark edince sondaj çalışması yaptı. Bisturi kullanılarak büyük bir titizle yapılan çalışmalarda mevcut sıvanın altında kalan kubbenin aslında Osmanlı motifleriyle süslü olduğu ortaya çıktı.

Bunun ardından II. Bayezid’in oğlu şehzade Mahmud Türbesi’nde yapılan çalışmalarda da aynı görüntüyle karşılaşıldı.

-‘Osmanlı erken dönem tezyinatı sıva ile kapatılmış’-

Tarihi sırrı ortaya çıkaran Restorasyon Uzmanı Sara Özçelik, iskeleyi kurup kubbeye kadar ulaşınca yaptıkları incelemede sıvanın hareketli olduğunu gördüklerini anlattı.

Bu bölgede yaptığımız sondajda sıvanın altında Osmanlı erken dönem tezyinatı (bezekler, süsler) olduğunu gördüklerini belirten Özçelik, özellikle 17. yüzyılda Avrupa’da yaygınlaşan Barok sanatının etkisi altında kalınarak, sadece Bursa’da değil, İstanbul’da da böyle çalışmalar yapıldığını kaydetti.

Bu türbelerde de 1850’li yıllarda barok sanatının etkisiyle Osmanlı erken dönem tezyinatının sıva ile kapatılıp, üzerine barok desenler işlendiğini düşündüklerini vurgulayan Özçelik, ‘Şimdi biz yasa gereği sonradan yapılan düzenlemenin 8’de birini koruma altına alıp sıvanın altındaki orijinal desenleri ortaya çıkarıyoruz. Sıvanın tutması için kubbedeki desenlere zarar verilmesine rağmen, renkler hala canlılığını koruyor. Biz orijinal renklere hiç dokunmayıp hasarlı yerlere müdahale edeceğiz. Bu çalışmanın ardından türbeler ilk günkü orijinal görüntüsüne kavuşacak’ diye konuştu.

-‘Bu çalışma ile gerçek tarih ortaya çıkıyor’-

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe de Genel Sekreter Yardımcısı Bayram Vardar ve Tarihi ve Kültürel Miras Projeler Koordinatörü Aziz Elbas ile restorasyon çalışmalarını yerinde inceledi.

Restorasyon Uzmanı Sara Özçelik’ten çalışmalar hakkında bilgi alan Altepe, Gülruh Hatun Türbesi’ndeki iskeleye çıkarak kubbede yapılan tahribatı yerinde inceledi.

Bursa’nın tarihi ve kültürel mirasını gün yüzüne çıkarmak amacıyla yaptıkları çalışmaların önemine vurgu yapan Altepe, bu çalışmalar sayesinde tarihi bir gerçeğin de ortaya çıkarıldığını dile getirdi.

Altepe, bugüne kadar sade bir sıva üzerine barok desenler bulunan türbe kubbelerinin aslında Osmanlı erken dönem tezyinatlarıyla bezenmiş olduğunun ortaya çıktığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

‘Her alanda olduğu gibi restorasyon çalışmalarımızda da alanında uzman ekiplerle çalışıyoruz. Yaklaşık 600 yıllık yorgunluğu bulunan Muradiye Külliyesi’ndeki çalışmalarımızda da tarihi bir gerçek ortaya çıktı. Yaklaşık 550 yılını dolduran türbe kubbesi 19. yüzyılın sonlarında sıva ile kapatılmış ve üzerine batının etkisinde kalınarak barok desenler işlenmiş. Bu çalışma ile gerçek tarih ortaya çıkıyor ve türbeler orijinal kimliğine kavuşuyor.’

-Muradiye Külliyesi-

Sultan 2. Murad tarafından 1425-1426 yılları arasında yaptırılan Muradiye Külliyesi, Fatih Sultan Mehmed’den itibaren 100 yılı aşkın bir dönem içinde peyderpey yaptırılan 12 adet türbeden oluşuyor.

Külliyede Fatih Sultan Mehmed’in annesi Hüma Hatun (Hatuniye) Türbesi, II. Murad’ın oğlu şehzade Alaaddin Türbesi, şehzade Ahmet Türbesi, Fatih’in oğlu şehzade Mustafa (Cem Sultan) Türbesi, Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu şehzade Mustafa Türbesi, Sultan II. Bayezid’in eşi Şirin Hatun Türbesi, II. Bayezid’in diğer eşi Gülruh Hatun Türbesi, Fatih Sultan’ın ebesi Ebe Hatun (Gülbahar Hatun) Türbesi, II. Bayezid’in oğlu şehzade Mahmud Türbesi, II. Bayezid’in gelini Mükrime Hatun Türbesi, Fatih Sultan’ın eşlerinden Gülşah Hatun Türbesi ile Saraya mensup kimselerin (Cariyelerin) gömülü olduğu Cariyeler/Saraylılar Türbesi bulunuyor.

 

Kaynak :[-]

İstanbul Modern Sinema, Türk sinema tarihinin en önemli yönetmenlerinden ve filmleriyle çığır açan Metin Erksan’ın dokuz filmini izleyiciyle buluşturuyor.

Erol Taş - Hülya Koçyiğit

19 Nisan – 29 Nisan tarihleri arasında gösterime sunulacak seçkide, Metin Erksan sinemasının olgunlaştığı ve en iyi ürünlerinin ortaya çıktığı 1960’lı yıllarda çektiği filmler yer alıyor. Bu filmler, Metin Erksan’ın günümüz Türk sinemasındaki etkisini, izlerini yansıtıyor.

“Metin Erksan Siyah Beyaz” başlıklı program, 19 Nisan Perşembe günü saat 16.30’da  Kuyu filminin gösterimiyle başlayacak ve gösterimin ardından saat 18.30’da düzenlenecek söyleşiye filmin yapımcısı, Lale Film’in sahibi Necip Sarıcı, Kuyu filmini Türk sinema tarihinin en iyi filmi olarak niteleyen sinema yazarları Yeşim Tabak ile Burcu Aykar katılacaklar. Söyleşide filmin perde arkası irdelenecek ve Metin Erksan’ın 1968’de AltınKoza’da kazandığı “En İyi Yönetmen” ödülüyle ilgili  özel bir belgesel sunumu gerçekleştirilecek.

Metin Erksan, öznel, yenilikçi ve evrensel sinema diliyle Türk sinema tarihinde toplumsal gerçekçi akımı yaratan bir “auteur” olduğu gibi, uluslararası bir yarışmada birincilik ödülü alan ilk yönetmen. Sinemacı ve entelektüel kimliği iç içe geçen, sanat tarihiyle yakından ilgili olan Erksan, yıllarca sansürle mücadele etti ve filmleriyle olduğu kadar yazılarıyla da sinemaya büyük katkılar sağladı. “Erksan’ın tutkularının, eserlerindeki kişilerin tutkularıyla kaynaşarak, filmlerinin başka hiçbir rejisörün eserlerinde rastlanmayan o kendine has fırtınalı dünyasını” ortaya çıkardığını belirten Halit Refiğ, Metin Erksan’ın büyük sanat eserleri yaratmak için gereken ilk şartı başararak, kendi özel dünyasını kurduğunu vurguluyor.

“Metin Erksan Siyah Beyaz” başlıklı programda ünlü yönetmenin Kuyu, Susuz Yaz, Yılanların Öcü, Sevmek Zamanı, Cingöz Recai Beyaz Cehennem, Dokuz Dağın Efesi, Gecelerin Ötesi, Mahalle Arkadaşları ve Suçlular Aramızda isimli filmleri gösterime sunulacak.

Türk sinemasının kilometre taşı ve Metin Erksan filmografisinin en önemli filmlerinden biri olan Susuz Yaz, 1964 yılında Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülünü kazandı.  Susuzluk ve kadınsızlık temasını işleyen bu köy filmi, Necati Cumalı’nın aynı adlı hikayesinden uyarlandı. Fakir Baykurt’un aynı adlı eserinden Metin Erksan’ın senaryolaştırdığı ve Karanlık Dünya filminden sonra sansürle en sert çatışmasını oluşturan, 1966 yılında Kartaca Film Şenliği’nde birincilik kazanan, “köy gerçeklerine dönüş” filmi Yılanların Öcü’nde Erksan fakirliği abartmadan, karton tipler değil gerçek ve direnen karakterler yaratarak, mülkiyet temasının altını çizdi. Türk sinemasının en iyi filmlerinden biri olarak değerlendirilen kült aşk filmi Sevmek Zamanı, bir kızın suretine aşık olan delikanlı ile o suretin sahibi kızın modern zamanlarda geçen aşk hikayesiydi. “Metin Erksan Siyah Beyaz” başlıklı programın açılış filmi Kuyu ise Orhan Gencebay’ın müzikleri ve kuyu başındaki dramatik finaliyle 1969 yılında 1. Adana Altın Koza Film Şenliği’nde  “En İyi Film”,  “En İyi Yönetmen”, “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ve “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödüllerini kazandı, kimi eleştirmenlerce Türk sinemasının en iyi örneklerinden biri olarak nitelendirildi.

“Metin Erksan Siyah Beyaz” başlıklı programda yönetmenin gösterilecek diğer filmleri arasında Peyami Safa’nın polisiye romanından uyarlanan Cingöz Recai Beyaz Cehennem; Erksan’ın tarihsel gerçekçi hikayelerinden biri olan, Ege yöresinde Osmanlı Hükümeti’ne karşı isyan ederek dağa çıkan Çakıcı Mehmet Efe’nin serüvenini anlatan Dokuz Dağın Efesi; 1961’de Türk Filmleri Yarışması’nda “En İyi Senaryo” ödülünü alan ve toplumsal gerçekçi sinemanın başlangıcı olarak kabul edilen Gecelerin Ötesi; Steinbeck’in Sardalya Sokağı romanından esinlenen Mahalle Arkadaşları ve 1965’te İzmir Enternasyonal Fuarı 1.Film Şenliği’nde “En Başarılı Yönetmen” ve  1965’te Milano Film Festivali’nde “En İyi Sosyal İçerikli Film” ödüllerine değer görülen Suçlular Aramızda bulunuyor.

Cingöz Recai Beyaz Cehennem

Turan Seyfioğlu

1954, 88´, siyah beyaz

Oyuncular: Turan Seyfioğlu, Avni Dilligil, Neriman Köksal

Peyami Safa’nın polisiye romanından uyarlanan bu hırsız-polis hikayesi uluslararası biruyuşturucu çetesiyle mücadele eden Cingöz Recai’nin İstanbul’daki maceralarını anlatır. Hikaye, armatör Hüseyin Faik’in öldürülmesiyle başlar. Arkadaşı Leman’la bir gece gezmesinden dönen karısı Melahat, bindikleri taksi şoförü tarafından kaçırılmak istenir. Polislerce kurtarılıp evine getirilir. Evde kocasını boğulmuş olarak bulurlar. Arsen Lüpen tiplemesinden esinlenerek yaratılmış bu sakız çiğneyen, cesur ama tedbirli, zeki ama çapkın, sevimli sabıkalı rolünde Turan Seyfioğlu öne çıkıyor.

Dokuz Dağın Efesi

1958, 107´, siyah beyaz

Oyuncular: Fikret Hakan, Serpil Gül, Hayri Esen

Erksan’ın tarihsel gerçekçi hikayelerinden biri olan film, Ege yöresinde Osmanlı Hükümeti’ne karşı isyan ederek dağa çıkan Çakıcı Mehmet Efe’nin serüvenini anlatır. Babası, Hasan Çavuş tarafından öldürülen Çakıcı Mehmet, bunun üzerine intikam almaya

Çakıcı Geliyor - Dokuz Dağın Efsanesi

karar verir ve dağa çıkar. Anadolu’nun gerçekçi yaşantısınınn derinine bakan film Erksan’ın tüm kahramanları gibi yalnız ve tutkulu bir insanın destanını aktarır.

Gecelerin Ötesi

1960, 85´, siyah beyaz

Oyuncular: Kadir Savun, Erol Taş, Hayati Hamzaoğlu

Film, aynı mahallede yaşayan yedi gencin öyküsünü anlatır. Birbirlerinden farklı yaşantılara ve ideallere sahip  olan bu gençlerin tek ortak yanları,  paranın mutluluk getireceğine inanmalarıdır. Bunun için bir çete kurarlar ve benzin istasyonlarını soymaya başlarlar. Uzun yol şoförü Fehmi, ailesine bakmak zorunda olan dokuma işçisi Ekrem, Amerika’ya gidip şöhret olma hayaline kapılan rock’n roll meraklısı müzisyenler Sezai ve Yüksel, sanatından tatmin olmayan idealist tiyatrocu Cevat ve mutsuz ressam Ayhan… Her mahallede bir milyoner yetiştiren siyasi düzenin kurbanları üzerinden dönemin ekonomik yapısına ve sosyal yaşamına sert bir eleştiri getiren bu film, toplumsal gerçekçi sinemanın başlangıcı olarak kabul edilir. Gecelerin Ötesi 1961’de Türk Filmleri Yarışması’nda “En İyi Senaryo” ödülünü aldı.

Mahalle Arkadaşları

1961, 90´, siyah beyaz

Oyuncular: Efkan Efekan, Suna Selen, Kadir Savun

Erksan yine bir çetenin maceralarını anlatıyor: Steinbeck’in Sardalya Sokağı romanından esinlenen bu hikaye bir kızı seven fakir bir kaptanla, aylak arkadaşları üzerinedir. Sinema yazarı ve tarihçisi Giovanni Scognamillo’nun ifade ettiği gibi, “Sevimli mutlu serseriler, avare yaşamanın rahatlığı, sorumsuz olmanın tatlılığı, zengin kız-fakir delikanlı aşkı, kötü adam, vamp kadın, geleneklere bağlı gülünç baba, Erksan’ın hikayesinde kullandığı başlıca motiflerdi… Bu buruk güldürüde arkadaşlık savunuluyordu, küçük insanlar şirinlik kazanıyordu, burjuvalar sövülüyordu…”

Yılanların Öcü

1962, 102´, siyah beyaz

Oyuncular: Fikret Hakan, Nurhan Nur, Aliye Rona, Kadir Savun, Erol Taş

Fakir Baykurt’un aynı adlı eserinden Erksan’ın senaryolaştırdığı bu film, yönetmenin sansürle üçüncü ve en sert çatışmasını doğurdu. Dönemin siyasi sahnesinde yankı uyandıran, basının uzun süre ilgisini çeken Yılanların Öcü, bir “köy gerçeklerine dönüş” filmi.  Yaşlı anası Irazca, karısı ve üç çocuğuyla küçük toprağını ekerek geçimini sağlayan Kara Bayram yoksul bir köylüdür. Muhtar, köyün ortak arazisinden bir yeri Deli Haceli’ye satınca yapılacak evin kendi evinin önünde olmasına karşı çıkan Kara Bayram’ın huzuru kaçar. Erksan filmde fakirliği abartmadan, karton tipler değil gerçek ve direnen karakterler yaratarak mülkiyet temasının altını çizer.Yılanların Öcü  1966 yılında Kartaca Film Şenliği’nde birincilik kazandı.

Susuz Yaz

1963, 90´, siyah beyaz

Oyuncular: Erol Taş, Hülya Koçyiğit, Ulvi Doğan

Necati Cumalı’nın aynı adlı hikayesinden uyarlanan bu köy filmi, Berlin’de büyük ödül AltınAyı’ya layık görüldü. Hikayenin geçtiği İzmir’in Bademler köyünde dokuz ayda yapılan film susuzluk ve kadınsızlık temasını işler. Sosyolojik bir olayı “yalnız insan” dramıyla kaynaştıran filmde çiftçi Osman, arazisinde çıkan suyu kendi başına sahiplenmek ister, ancak suya ihtiyaçları olan diğer köylüleri karşısına alır. Bu çatışmada hapse düşen kardeşi Hasan’ın karısı Bahar’a da göz koyar. Sinema yazarı ve tarihçisi Giovanni Scognamillo, Susuz Yaz’ın “Toprak ve su mülkiyeti meselelerine, Türk köylüsünün cinsel davranışlarına, Erksan’ın kendi dünyası içinde doğru bir şekilde yaklaşmayı başardığı” için üstün bir sanat eseri olduğunu belirtiyor. Film, bir yandan köy yaşantısını, toplumsal davayı gözlemlese de asıl dayanağı üç karakterin arasındaki duygusal ilişkiler ve çatışmadır. Erksan bu filmde dönemin yıldız ekolüne karşı koyarak, sonrasında her biri Türk sinemasında değerli izler bırakan oyuncuların yetişmesini sağladı. Filmin müziği Manos Hacidakis tarafından bestelendi. Susuz Yaz, “Her bakımdan Türk sinemasının kilometre taşı” olarak nitelendiriliyor.

Suçlular Aramızda

1964, 98´, siyah beyaz

Oyuncular: Belgin Doruk, Tamer Yiğit, Ekrem Bora

İstanbullu zengin bir ailenin konağında, oldukça kıymetli olduğu söylenen bir kolye çalınır. Hırsızın evin içinden bir kişi olduğu düşünülmektedir. Ancak şüphelerde sınıf farklılıkları, önyargılar hemen göze çarpar. İşin tuhaf yanı kolye sahtedir. Suçlular Aramızda, çalınan bu sahte kolyenin çevresinde dönüp dolaşan, ölen ve öldürülen karakterlerin hikayesidir. Farklı çevrelerde geçen ve bir polis romanını andıran olaylar aslında yine bir toplum eleştirisini ortaya çıkarır. Suçlular Aramızda, 1965’te İzmir Enternasyonal Fuarı 1.Film Şenliği’nde “En Başarılı Yönetmen” ve 1965’te Milano Film Festivali’nde “En İyi Sosyal İçerikli Film” ödüllerini aldı.

Sevmek Zamanı

1965, 89´, siyah beyaz

Oyuncular: Müşfik Kenter, Sema Özcan, Süleyman Tekcan, Deniz Çakır

Değeri sonradan anlaşılan kült bir aşk filmi. İnsan dramıyla, insanın içsel dünyasıyla ilgilenen, mekanı, öykü anlatımı, usta sahneleri ve diyaloglarıyla Türk sinemasının en iyi filmlerinden biri olarak değerlendirilir. Bir kızın suretine aşık olan delikanlı ile o suretin sahibi kızın modern zamanlarda geçen aşk hikayesidir. Döneminin popüler Türk filmlerinden tamamen ayrılan, aşkı farklı bir gözle, tutkuyu soyut bir yaklaşımla irdeleyen, Doğu masallarından borç aldığı ‘suret’ teması üzerinden kurgulanan filmi, Fransız sinema tarihçisi Georges Sadoul, “Sinemada sert bir sınıf çatışmasının en net göründüğü metin” olarak nitelendirdi. Halil, adada ustası Mustafa ile birlikte boyacılık yapmaktadır. Bir gün boyamaya girdiği boş köşklerden birinde duvarda asılı bir kadın resmi görür ve resme aşık olur. Bir yıl boyunca her gün köşke girer ve resmi seyreder; ta ki köşkün sahibinin kızı olan resimdeki Meral, iki arkadaşıyla köşke gelip Halil’i resmini seyrederken görene kadar. Meral, Halil’in kendisine aşık olduğuna inanarak bu aşka karşılık verir. Oysa Halil, Meral’e değil, onun resmine aşıktır.

Kuyu

1968, 84´, siyah beyaz

Oyuncular: Nil Göncü, Hayati Hamzaoğlu, Aliye Rona

Şiddet ve tutkunun bir arada işlendiği film, bir gazete haberinden yola çıkmıştır. Komşusu Fatma’ya deli gibi tutkun olan Osman kızı defalarca kaçırır, dağa kaldırır, evlenmeye ikna etmeye çalışır, başaramayınca bir ağaca bağlayarak tecavüz eder. Ama Fatma’nın intikamı acı olur. Dönemin köy hikayelerinin aksine toprak ağası karakterine yer vermeyen filmdeki dramatik çatışma, mülk sahibi olanların kendi çıkarlarını kovalarken başkalarına zarar vermelerinden kaynaklanır. Hastalıklı bir tutkuyla bir kadına sahip olma isteğinin sınırlarını gösterir. Nijat Özön “tam Erksan usulü bir kara sevda filmi diye nitelendirdiği filmin, “İnsanın derinliklerine bakışı, karakterlerin patolojik yalnızlıklarını neredeyse doğallaştırdığınadeğinerek, sinemanın değil, psikiyatrinin konusu olması gerektiğini belirtir. Orhan Gencebay’ın müzikleri ve kuyu başındaki dramatik finaliyle 1969 yılında 1. Adana Altın Koza Film Şenliği’nde  “En İyi Film”, “En İyi Yönetmen”, “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ve “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ödüllerini kazanan film, kimi eleştirmenlere göre Türk sinemasının en iyi örneklerinden biridir.

Kaynak : [-]

İstanbul un Kızı, Kız Kulesi ve Bugünü

Efsanelere konu olan ve birçok medeniyete tanıklık eden 2 bin 500 yıllık Kız Kulesi’ni son 4 yılda 750 bin kişi ziyaret etti.

Efsanelere konu olan ve birçok medeniyete tanıklık eden 2 bin 500 yıllık Kız Kulesi’ni son 4 yılda 750 bin kişi ziyaret etti.

Kendine özgü kimliğine, geleneksel mimariye bağlı kalınarak 2000 yılında restorasyonu tamamlandıktan sonra kapılarını ziyaretçilere açan kule, kentin en gözde mekanları arasında bulunuyor.

İstanbul‘un sembollerinden birisi olan ve tarih içinde karantina odası, gözetleme kulesi, deniz feneri olarak kullanılan Kız Kulesi’ni sadece geçen yıl 305 bin kişi ziyaret etti. Kuleyi son 4 yılda ise yaklaşık 750 bin kişi gezdi.

Ulaşımın teknelerle yapıldığı gizemli yapıda, ziyaretçiler, İstanbul‘un doyumsuz manzarasını izleme imkanı buluyor. Üsküdar‘da Bizans devrinden kalan tek eser olan Karadeniz’in Marmaraile birleştiği yerde küçük bir ada üzerinde kurulan kule, şairlere, yazarlara, müzisyenlere, yönetmenlere, fotoğrafçılara ilham kaynağı olmaya devam ediyor.

İstanbul’un tarihine zenginlik kazandıran Kız Kulesi, Antik Çağ’da başlayan geçmişiyle, Eski Yunan, Doğu Roma ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerine tanıklık ederek günümüze kadar ulaştı.

İstanbullu bir Rum olan araştırmacı Evripidis’in tezinde, önceleri Asya sahillerinin bir çıkıntısı olan kara parçasının, zamanla sahilden koparak kulenin üzerinde bulunduğu adacığı oluşturduğu belirtiliyor.

OSMANLI DÖNEMİNDE KIZ KULESİ

Atinalı komutan Alkibiades, Boğaza girip çıkan gemileri denetlemek ve vergi almak amacıyla bu küçük ada üzerine M.Ö. 410 yılında bir kule inşa ettirdi.

Zaman zaman harap olan ve yeniden onarılan Kız Kulesi, İstanbul‘un fethi sırasında Venedikliler tarafından üs olarak kullanıldı. Fatih Sultan Mehmet İstanbul‘u kuşattığı sırada Bizans’a yardım etmek için Venedik’ten Gabriel Treviziano komutasında gelen bir filo burada üslendi.

İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet, bu küçük kaleyi yıktırır ve yerine taştan, etrafı mazgallarla çevrili küçük bir kalecik yaptırdı ve buraya toplar yerleştirdi. Ancak kule, Osmanlı döneminde savunma kalesi olmaktan çok bir gösteri platformu olarak kullanıldı. Bugün görülen kulenin temelleri ve alt katın önemli kısımları Fatih devri yapısıdır. 1510 yılında meydana gelen depremde İstanbul‘daki pek çok yapı gibi kule de büyük hasar gördü ve onarımı Yavuz SultanSelim döneminde yapıldı. Çevresinin sığ olması sebebiyle 17. asırdan sonra kuleye bir de fener konuldu. Bu tarihten itibaren kule, artık bir kale değil bir deniz feneri olarak hizmet verdi.

KARANTİNA HASTANESİ

1719 yılında yağ kandilinin rüzgar etkisiyle etrafı tutuşturması sonucu çıkan yangında, tamamen yanan ahşap kulenin, 1725 yılında Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından kapsamlı bir onarımdan geçirilmesi sağlandı.

Kule, 1830-1831’de ise kolera salgınının şehre yayılmaması için karantina hastanesine dönüştürüldü. Daha sonra 1836-1837’de görülen ve 20-30 bin kişinin öldüğü veba salgını sırasında hastaların bir kısmı burada kurulan hastanede tecrit edildi. Kız Kulesi’nde tesis edilen hastanede uygulanan karantina ile salgının yayılması önlendi.

Kız Kulesi’nin Osmanlı dönemindeki son büyük onarımı II. Mahmud döneminde yaptırıldı. Kulenin bugünkü şeklini veren 1832-33 yılındaki tadilat sonrasında, ünlü hattat Rakım’ın yazısı ile kulenin kapısının üzerindeki mermere Sultan II. Mahmut’un tuğrasını taşıyan bir kitabe yerleştirdi. Bu restorasyonda kuleye dilimli kubbe ve kubbe üzerinden yükselen bayrak direği ilave edildi. Ayrıca, 1857 yılında kuleye yeni bir fener yaptırıldı.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE VE BUGÜN KIZ KULESİ

İkinci Dünya Savaşı döneminde yenileme çalışması yapılan kulenin çürüyen ahşap kısımları tamir edildi ve bazı bölümleri yıkılarak betonarmeye çevrildi. 1943’de yeniden büyük bir onarım geçiren kulenin çevresine büyük kayalar yerleştirilerek denize kayması önlendi.

1959 yılında askeriyeye devredilen kule, Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı olarak, boğazın deniz ve hava trafiğinin denetlenmesini sağlayan bir radar istasyonu olarak kullanıldı. 1983 yılında Denizcilik İşletmeleri’ne bırakılan kule, 1992 yılına kadar ara istasyon olarak kullanıldı.

Antik Çağ’da Arkla (küçük kale), Damialis (dana yavrusu) ve Leandros’un kulesi olarak anılan yapı, günümüzde ise Kız Kulesi ismi ile bütünleşti.

Bir şirket tarafından 1995 yılında işletmesinin alınmasıyla Kız Kulesi’nin tekrar restorasyonu yapıldı. Binlerce yıllık gizemli bir tarihe sahip bu özel mekan, kendine özgü kimliğine ve geleneksel mimarisine bağlı kalınarak tamamlanan restorasyon çalışması sonrasında 2000 yılında kapılarını ziyaretçilere açtı.

YILANLI EFSANE

Kız Kulesi hakkında en çok bilinen efsaneye göre, kızının doğum gününü bayram ilan eden Bizans imparatoru, her yıl prensesin doğum gününü görkemli bir şekilde kutlardı.

Bilginlerden, kızının tahta hazırlanması için eğitilmesini isteyen imparatora, bilginlerin en yaşlısı, kızının 18 yaşına basmadan bir yılan tarafından sokularak öleceği kehanetini söyledi. Bunun üzerine imparator, denizin ortasındaki küçük bir adacık üzerinde yer alan kuleyi onararak kızını buraya yerleştirdi.

Ancak kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılanın, kuledeki prensesin tenine süzülerek zehirleyip ölümüne yol açtığına inanılıyor.

kaynak : http://www.beyazgazete.com

Alaçatı’da 22 Ekim’de başlayan Jazz Rüzgarı, Kurban Bayramı’nda da esmeye devam ediyor.

Son yıllarda sporun yanısıra pek çok sanatsal etkinliğe de evsahipliği yapan Alaçatı Buğra Özçetin ve Oğulcan Şişman’ın girişimiyle artık sezon dışında da capcanlı…  Özçetin ve Şişman’ın, Alaçatılı iki işletmeci olarak bölgeye sonbaharda da hareket katmak adına bu yıl ilkini düzenledikleri Alaçatı Jazz Rüzgarı Festivali ilgiyle karşılandı.

22 Ekim – 12 Kasım 2011 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan festivale Türk caz dünyasına yıllarca emek vermiş solist ve enstrümantalistler yer alıyor. Alaçatı Belediyesi Bu’ra Lokal ve Kesre Otel’in işbirliğiyle hazırlanan Alaçatı Jazz Rüzgarı Festivali’ne Ayten Alpman Melis Sökmen, Ayşe Gencer, İmer Demirer, Sibel Köse, Önder Focan ve Sibel Tüzün katılıyor.

Festival kapsamında Bu’ra Lokal’de Kurban Bayramı süresince gerçekleştirilecek konserler şöyle : 5-6 Kasım Ayşe Gencer&İmer Demirer, 7-8 Kasım Sibel Köse&Önder Foca, 11-12 Kasım Sibel Tüzün…

Saat 22:00 başlaması planlanan konserler için 0536 219 16 16’dan Elif İzgi’ye rezervasyon yaptırılabiliyor.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ‘nın coşkusunu yaşamasını istediğimiz öğrencilerimiz ve aileleri için hem çocuklarımız eğlendi hem de o güne kadar öğrendiklerini sergileme imkanı bularak mutlu oldular. Velilerin büyük ilgi gösterdiği etkinlik Nar Sanat Galeri salonunda gerçekleşti. Veliler ve çocuklarımızın arkadaş ile yakınlarının aşırı ilgisinden dolayı beklenen kişi sayısından daha fazla misafirin izlemek üzere yoğun ilgisi hem öğrencileri hem de Nar sanat eğitmen ve yetkililerini mutlu etti.

Dünyanın enşanslı çocukları olan  M.Kemal ATATÜRK’ün çocukları Cumhuriyetimize layık bir kutlama ile bayramlarını kutladılar.