Şunun için etiket arşivi: avustralya

9 Mayıs-5 Haziran 2014 tarihleri arasında yapılacak İstanbul Tiyatro Festivali, bu yıl yurtdışından 7, Türkiye’den 35 tiyatro, dans ve performans topluluğunun 100’e yakın gösterisini 13 farklı mekânda sanatseverlerle buluşturacak.

19-istanbul-tiyatro-festivali19. İstanbul Tiyatro Festivali programında yer alan 33 yerli yapımın Türkiye prömiyeri yapılacak; bu projelerden üçü İstanbul Tiyatro Festivali’nin ortak yapımcılığında sahnelenecek.

Oyun, dans, performans ve etkinliklerden oluşan zengin bir programla tiyatroseverlerle buluşmaya hazırlanan  19. İstanbul Tiyatro Festivali, Bisahne, Cevahir Sahnesi, DOT, Haldun Taner Sahnesi, ikincikat-karaköy, Kenter Tiyatrosu, Moda Sahnesi, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Sainte Pulcherie Fransız Lisesi, Salon, Şişli Blackout, Üsküdar Stüdyo ve Üsküdar Tekel sahneleri gibi şehrin farklı mekânlarında seyirciyle buluşacak. Festival kapsamında ayrıca, ünlü konukların ve uzmanların katılacağı söyleşi, gösteri, film ve belgesel gösterimleri ile atölye çalışmaları da gerçekleştirilecek.

19. İstanbul Tiyatro Festivali’nin programı, Rahmi M. Koç Müzesi’nde düzenlenen bir basın toplantısıyla açıklandı. Yekta Kopan’ın sunuculuğunu üstlendiği gecede, İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Aygaz Genel Müdürü Yağız Eyüboğlu, Opet Genel Müdürü Cüneyt Ağca, Tüpraş Genel Müdürü Yavuz Erkut ve İstanbul Tiyatro Festivali Direktörü Leman Yılmaz birer konuşma yaptı.

19. İstanbul Tiyatro Festivali’nin İlk Onur Ödülü Dikmen Gürün’e Takdim Edildi.  19. İstanbul Tiyatro Festivali’nin ilk Onur Ödülü, 1993-2013 yılları arasında İstanbul Tiyatro Festivali’nin direktörlüğünü yürüten Prof. Dr. Dikmen Gürün’e takdim edildi. Ödülü, İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı verdi.

İKSV’de Tiyatro Festivali Direktörü olarak görev yaptığı 20 yıl boyunca 14 festival yöneten Gürün, bu süreçte öncelikle yerli yapımlarla işbirliği zeminleri oluşturdu, genç tiyatro ve dans topluluklarına alan açtı, eğitim projeleri üzerinde durdu, tiyatro sahnesinin farklı mekânlara taşınmasını destekledi. Dünya tiyatrosunun seçkin toplulukları ve çağdaş yorumcularını İstanbul’da ağırlayan festival, aynı zamanda pek çok uluslararası ortak projelere de bu dönemde imza attı.

dikmen-gürünİstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nda Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetmeni olarak kısa bir süre görev yapan Dikmen Gürün, 2008 İstanbul Üniversiteleri Tiyatro Şenliği ve 2009 Türkiye Üniversiteleri Tiyatro Şenliği’ni hayata geçirdi. 1982 yılından bu yana “Cumhuriyet” gazetesinde ve çeşitli sanat dergilerinde tiyatro yazıları yazan Gürün, yerli ve yabancı kitaplarda bölüm yazarlığı yaptı, uluslararası tiyatro kongrelerinde bildiriler sundu. Gürün’ün Tiyatro Yazıları kitabı 1980’li yıllardan 2000’lere uzanan süreçte tiyatromuzun yapısal sorunlarını inceliyor. Geçmişten Geleceğe Perde Açan Gelenek proje sahibi ve sorumlusu olduğu üç ciltlik bir tiyatro mekânları araştırması ve sanatçı Semiha Berksoy’un hayatını yazdığı Ateş Kuşu kitabı bulunuyor. Halen Yıldız Kenter’in hayatını yazıyor.

Tiyatro dünyasına katkıları nedeniyle 1996’dan bu yana çeşitli ödüllere layık bulunan Dikmen Gürün, 2008’de İstanbul Üniversitesi’nden emekli olmuştur. Halen Kadir Has Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Tiyatro Bölümü öğretim üyesidir.

 19. İstanbul Tiyatro Festivali’nin Diğer Onur Ödülleri

tiyatro sahnesi görüntü

Festivalin ikinci Onur Ödülü, Polonya tiyatrosunun genç ve yenilikçi yönetmenlerinden Grzegorz Jarzyna’ya verilecek. 1998’den beri TR Warszawa’nın sanat yönetmenliğini üstlenen Grzegorz Jarzyna, aynı zamanda 2006’da başladığı kurumun genel müdürlüğü görevini de sürdürüyor. Klasik tiyatro yapıtlarının oldukça cesur denilebilecek yeni uyarlamalarıyla ünlenen Grzegorz Jarzyna, Avrupa’nın tanınmış romanlarını Varşova’da sahneye uyarlaması ve güncel “kışkırtıcı” metinleri sahnelemesiyle tanınıyor. Bugüne kadar yaptığı çalışmalarıyla birçok ödüle layık görülen Grzegorz Jarzyna, 19. İstanbul Tiyatro Festivali’nin Onur Ödülü’nü, TR Warszawa topluluğunun 9 Mayıs akşamı Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde yer alacak Ne Yaptıysak Nafile… oyunu sonrasında alacak.

19. İstanbul Tiyatro Festivali’nin üçüncü Onur Ödülü ise, Shakespeare topluluğu denildiğinde akla gelen ilk isim olan Propeller Theatre Company’nin artistik direktörü Edward Hall’a verilecek. Royal Shakespeare Company’nin kurucularından Peter Hall’un oğlu olan Edward Hall, Propeller Theatre Company’nin yanı sıra Boston Huntington Theatre, Barbican, National Theatre, Old Vic Theatre olmak üzere çok sayıda önemli tiyatroda oyunlar yönetti. 2010 yılının Ocak ayında Hampstead Tiyatrosu’nun artistik direktörü olarak çalışmaya başlayan Edward Hall, aynı zamanda National Theatre, Old Vic ve Watermill Theatre’ın da artistik direktörlüğünü üstleniyor. Hall, 2002 yılında 13. İstanbul Tiyatro Festivali’ne The Watermill West Berkshire Playhouse “Gülün Öfkesi” (Rose Rage) ile konuk olmuştu. Edward Hall’a Onur Ödülü, British Council’ın değerli işbirliğiyle oyunlarını sahneleyen Propeller Theatre Company’nin 24 Mayıs akşamı Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde gerçekleştireceği Bir Yaz Gecesi Rüyası oyunu sonrasında takdim edilecek.

 FESTİVALDE SHAKESPEARE YILI

macbeth

2014 yılının William Shakespeare’in 450. doğum yılı olması nedeniyle yapılan kutlamalar kapsamında 19. İstanbul Tiyatro Festivali programında yerli ve yabancı birçok yapımın yanı sıra söyleşi, panel, atölye çalışması ve belgesel gösterimi de yer alacak.  Shakespeare Oyunlarının Yenilikçi Topluluğu, Propeller Theatre Company

Festival, günümüzde Shakespeare’in oyunlarını sahneleyen topluluklar arasında önemli bir üne ve yere sahip olan Propeller Theatre Company’yi British Council’ın üç yıl sürecek Shakespeare Programı kapsamında ilk kez İstanbul’da ağırlayacak. 1990’lı yıllarda erkek oyunculardan oluşan bir kadroyla kurulan ve sadece Shakespeare oyunlarını sahneleyen topluluk, festival kapsamında Bir Yaz Gecesi Rüyası ve Yanlışlıklar Komedyası oyunlarıyla toplam beş gösteri gerçekleştirecek. Her iki oyunu da topluluğun aynı zamanda sanat yönetmeni olan, festivalin Onur Ödülü’nü alacak Edward Hall sahneye koyuyor.

Bir Yaz Gecesi Rüyası’nda aşkın ve yanılsamanın çatışması, kraliyet düğünleri öncesinde birbirlerine âşık iki insanın hikâyesi anlatılıyor. Oyunlarda metin ile çağdaş estetik görünümü, çok titiz bir yaklaşımla birlikte ele alıp işleyen Propeller Theatre Company, bu oyun için sahnede maske, animasyon, her türlü klasik ve modern projeksiyonla her yaşa hitap eden müzik türleri kullanıyor. Bir Yaz Gecesi Rüyası, 20, 22 ve 24 Mayıs tarihlerinde 20.30’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde olacak. 24 Mayıs’taki gösterim sonrası Edward Hall’a festivalin Onur Ödülü takdim edilecek.

Propeller Theatre Company’nin festival programında yer alan ikinci oyunu ise Yanlışlıklar Komedyası. Shakespeare’in eğlenceli ve akıl oyunlarıyla dolu bu oyununda, ikiz kardeşlerin birbiriyle ve aile bireyleriyle olan karmaşık ilişkisi anlatılıyor. Yanlışlıklar Komedyası, 21 ve 23 Mayıs tarihlerinde 20.30’da, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde seyirciyle buluşacak.

Shakespeare Oyunlarının Yerli Uyarlamaları  Altıdan Sonra Tiyatro-Pangar, Kral (Soytarım) Lear oyunu ile festivalin konuklarından. İstanbul Tiyatro Festivali’nin ortak yapımcılığını üstlendiği, Yiğit Sertdemir’in yönettiği ve uyarladığı Shakespeare’in ünlü tragedyası, Lear’a en yakın kişi olan Soytarı’nın gözünden sahnelecek. Oyun, 15 ve 16 Mayıs’ta 20.30’da Üsküdar Tekel Sahnesi’nde sahnelenecek.

Oyunbaz topluluğu ise Abdullah Cabaluz yönetmenliğinde “insanlığın absürt trajedisi” Shakespeare’in Kral Lear oyununu sahneleyecek. Kral Lear, 25 ve 26 Mayıs’ta 20.30’da Üsküdar Tekel Sahnesi’nde olacak.

Bakırköy Belediye Tiyatroları, Mehmet Birkiye yönetmenliğinde Shakespeare’in, iki genç sevgilinin tutkulu aşkını ve ailelerinin düşmanlığından dolayı birbirlerine kavuşamama öyküsünü anlattığı Romeo & Juliet oyununu sahneliyor. Romeo & Juliet, 2 ve 3 Haziran’da 20.30’da Cevahir Sahnesi’nde seyirciyle buluşacak.

Çiğdem Selışık Onat ve Hayati Çitaklar’ın Shakespeare’in Hamlet’inden uyarladığı Derme Çatma Hamlet ise sosyal kimlikleri meçhul olan birkaç kişinin, dağılmış halde buldukları Hamlet oyununu birleştirme sürecini anlatıyor.

Çiğdem Selışık Onat’ın yönetmenliğinde Derme Çatma Kolektif’in sahneleyeceği oyun, 23 Mayıs 20.30 ve 24 Mayıs 18.30’da Üsküdar Stüdyo Sahnesi’nde seyredilebilir.

 FESTİVALDE POLONYA-TÜRKİYE YILI GÖSTERİLERİ

19. İstanbul Tiyatro Festivali’nde, 2014 yılında kutlanan Polonya-Türkiye arası diplomatik ilişkilerin tesisinin 600. yıldönümü ile ilgili kutlamaların kültür programı çerçevesinde dört gösteri düzenlenecek.

Polonya tiyatrosunun genç ve yenilikçi yönetmenlerinden Grzegorz Jarzyna, Polonya edebiyatının ödüllü yazarı Dorota Maslowska’nın etkileyici romanından uyarlanan Ne Yaptıysak Nafile… oyunuyla festivale konuk oluyor. TR Warszawa topluluğu tarafından hazırlanan oyunda, yönetmen Grzegorz Jarzyna, ustaca bir hokkabazlıkla gerçekdışı olgularla istediği gibi oynuyor. Sosyalizmin adının bile anılmadığı fakat kapitalizmin tüm gerçekliklerinin gözler önüne serildiği, TR Warszawa ile Berlin Schaubühne am Lehniner Platz ortak yapımı olan Ne Yaptıysak Nafile…, ENKA Vakfı sponsorluğunda 9 ve 10 Mayıs’ta 20.30’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde olacak. 9 Mayıs Cuma akşamı, gösteriden sonra yönetmen Grzegorz Jarzyna’ya festivalin Onur Ödülü takdim edilecek. 9 ve 10 Mayıs’ta sahnelenecek oyunun ardından yazar Dorota Maslowska seyircilerin sorularını yanıtlayacak.

Grzegorz Jarzyna’nın yazıp yönettiği ve TR Warszawa ve Teatr Narodowy w Warszawie tiyatrosunun sahneleyeceği bir diğer oyun ise Nosferatu olacak. Grzegorz Jarzyna’nın Bram Stoker’ın gotik öyküsü Dracula romanından esinlenerek sahneye aktardığı oyunda sahne diliyle gerçeklik ve bilinçaltı arasında yaşanan gelgitler ortaya koyuluyor. Popüler kültürün ikonuna dönüşen Dracula ve vampir öykülerinin bu kez tiyatro sahnesinde farklı bir dille seyircinin karşısına çıkacağı Nosferatu, 13 ve 14 Mayıs tarihlerinde 20.30’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.

2010 yılında dansçı ve koreograf Izadora Weiss’ın öncülüğünde genç ve yetenekli dansçıların girişimiyle kurulan Baltic Dance Theatre, Shakespeare’in “zamansız” olarak nitelenen ünlü komedisi Bir Yaz Gecesi Rüyası’nda müziğin ve dansın diliyle, teknolojiye çok fazla başvurmadan nasıl da akıcı olarak sunulabileceğinin bir örneğini gösterecek. Ünlü müzisyen Goran Bregovic’in imza attığı film müziklerinin kullanıldığı, kostümlerini ise Polonyalı ünlü modacı Gosia Baczynska’nın tasarladığı gösteri, ENKA Vakfı sponsorluğunda 31 Mayıs tarihinde 18.00 ve 20.30’da yapılacak iki gösteri ile Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde olacak.

Festival, Krzysztof Garbaczewski ile Emre Koyuncuoğlu’nun, Marcel Proust ve Orhan Pamuk’un romanlarından uyarlayarak yazıp yönettiği, Opole Theatre’ın Proust-Pamuk-Bellek başlıklı oyununun dünya prömiyerine ev sahipliği yapacak. Proust’un Kayıp Zamanın İzinde ve Pamuk’un Masumiyet Müzesi ile İstanbul Hatıralar ve Şehir metinlerinin ilham kaynağı olduğu oyun, Batı ve Doğu gelenekleri arasındaki kültürel farklara odaklanırken, günümüz Türkiye edebiyatıyla Avrupa edebiyatından yapıtların karşılaşmasına da sahne olacak. Proust-Pamuk-Bellek, 3 ve 4 Haziran tarihlerinde 20.30’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde seyredilebilir.

 FESTİVALDE YENİLİKÇİ YÖNETMEN THOMAS OSTERMEIER’DEN ÇARPICI BİR OYUN

Geçtiğimiz festivalde ünlü yönetmen Thomas Ostermeier’in Hamlet yorumuyla yer alarak seyircilerin hayranlığını kazanan Schaubühne Berlin, bu yıl da Henrik Ibsen’in yapıtı Bir Halk Düşmanı ile festivalin heyecanla beklenen konuklarından. Özellikle son çalışmalarıyla dünyada büyük bir beğeniyle takip edilen Thomas Ostermeier, çarpıcı, keskin ve son derece zekice ele aldığı Bir Halk Düşmanı’nda, dramaturg Florian Borchmeyer ile birlikte yazarın ruhuna tamamen sadık kalarak yapıtın eleştirel yönünü kusursuz bir biçimde günümüze taşıyor. Oyun, Goethe Institut’ün değerli işbirliğiyle Atabay sponsorluğunda, 27, 28 ve 29 Mayıs tarihlerinde 20.30’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde olacak.

 FESTİVALDE YERLİ YAPIMLAR

19. İstanbul Tiyatro Festivali programında, ilk kez seyirciyle buluşacak, 35 yerli tiyatro, dans ve performans topluluğunun gösterilerine yer veriyor.

Çağımızın en büyük entelektüellerinden biri olan Heiner Müller’in Shakespeare’in Hamlet’inden esinlenerek yazdığı Hamlet Makinesi, İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından sahneleniyor. Yönetmenliğini Ayşe Emel Mesçi, dramaturjisini Füsun Ataman Berke’nin yaptığı oyun taşlaşmış tarih anlayışından diktatörlerin yıkımına, kadınlara uygulanan baskı ve şiddetten, devrimlere kadar pek çok temaya değiniyor. Hamlet Makinesi, 10 Mayıs’ta 20.30’da, 11 Mayıs’ta 15.00’te, 12 Mayıs’ta ise 20.30’da Üsküdar Tekel Sahnesi’nde olacak.

“Sözün büyücüsü” olarak anılan Boris Vian’ın son oyunu İmparatorluk Kuranlar Yahut Şümürz, kendi ihtiyaçları adına dünyayı reddeden kişilerin en gizli ve karanlık tutkularına yolculuk ederek, trajikomik karakterleri aracılığıyla kaybetmeyi ve son yüzleşmeye kadar her şeyin inkârını gözler önüne seriyor. Hayal Perdesi, kurucularından Selin İşcan’ın projelendirdiği bu ilk oyununu, ünlü Makedon yönetmen Aleksandar Popovski’nin yönetmenliğinde festivale hazırladı. İmparatorluk Kuranlar Yahut Şümürz, 11 ve 12 Mayıs tarihlerinde 20.30’da Şişli Blackout Sahnesi’nde.

Özgürlüğün Bedeli, Montserrat adlı bir subayın yardımıyla İspanyol askerlerinin elinden kaçmayı başaran özgürlük savaşçısı Simón Bolívar’ı ve ardından Montserrat’ya yapılan işkenceleri anlatıyor ve insanlığın özgürlüğüne kavuşabilmek için neleri feda edebileceğini sorguluyor. Barış Erdenk’in yönettiği, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından sahnelenen oyun, 12 Mayıs’ta 20.30’da, 13 Mayıs’ta ise 18.30’da Haldun Taner Sahnesi’nde seyredilebilir.

Koreografisi Aslı Bostancı’ya ait olan The Last Unicorn, sahne üzerinde gerçeküstü bir varlık yaratmak üzerine odaklanıyor. Üst boyutlardan dünyamıza düşmüş bir varlığın insanlığa “Hiçbir şey için geç değil ya da hiçbir şey tamamen kaybedilmiş değildir” mesajını veren gösteri, 13 Mayıs’ta 20.30’da ve 14 Mayıs’ta 18.30’da Üsküdar Stüdyo Sahnesi’nde yer alacak.

Mesut Arslan’ın yönettiği Aldatma oyunu, Onderhetvel, Platform 0090, Toneelhuis, Dommelhof, ‘T Arsenaal, Wpzimmer ve İstanbul Tiyatro Festivali ortak yapımcığında 14, 15 ve 16 Mayıs tarihlerinde 18.30 ve 21.00’de Moda Sahnesi’nde sunulacak. Oyunun çıkış noktası görsel sanatçı Lawrence Malstaf’ın NEVEL adını verdiği enstalasyonu. Sürekli olarak değişen ve aynı zamanda ekseni etrafında dönen dokuz duvarın içinde, Pinter’ın Aldatma adlı oyununda yer alan ilişkiler üçgeni farklı bir biçimde sorgulanıyor.

Kent Oyuncuları’nın İlk Osmanlı Vampiri Latif Efendi’nin Sergüzeşti adlı oyunu, Tanzimat yıllarında yüksek memur Latif Efendi’nin Batılı kültür ve yaşam tarzını yerinde incelemek üzere gönderildiği Avrupa şehirlerinden Batı’nın bilimi ve sanatı yerine pek de tercih edilmeyecek bir şeyi “vampirlik müessesini” getirmesine odaklanıyor. Oyunda, Latif Efendi’nin başından geçenler mizahi bir dille anlatılırken Tanzimat yıllarının toplumsal panoraması da sergileniyor. Nermin Yıldırım’ın yazdığı, yönetmenliğini Ahmet Mümtaz Taylan’ın yaptığı oyun, 16 Mayıs’ta 20.30’da ve 17 Mayıs’ta 15.00’te Kenter Tiyatrosu’nda olacak.

Darülbedayi’nin sahnelediği ilk oyun olarak tarihe geçen Çürük Temel’in hikâyesi, birinin geleceği, diğerinin itibarı, bir başkasının intikamına dönüşmüş, aile yadigârı bir fabrikanın etrafında gelişiyor. İlk kez 1916’da Hüseyin Suat Yalçın adaptasyonuyla oynanan Çürük Temel, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın

100. yılında, farklı bir okuma, çağdaş bir yorumla bir kez daha perde açıyor. Engin Alkan’ın yönettiği oyun, 17 ve 18 Mayıs tarihlerinde 20.30’da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde izlenebilir.

Konsept ve koreografisi Tuğçe Tuna’ya ait –. –. Gövde Gösterisi, farklı mekânlara özgü çalışmalarıyla tanınan Tuğçe Tuna ve RemDans Performans Kolektifi tarafından sahneleniyor. Bu çalışmasında Tuğçe Tuna, “gövde” teması üzerinden yola çıkarak, seyirciye farklı sorgulama alanları yaratmayı hedefliyor. Gösteri, 17 ve 18 Mayıs’ta 18.30’da Sainte Pulcherie Fransız Lisesi’nin bahçesinde seyirciyle buluşacak.

biriken’in yeni projesi Tatyana, Aleksey Sergeyeviç Suvorin ile Anton Çehov’un Tatyana Repina adlı oyunlarından esinlenerek oluşturuldu. Çehov, bu oyunu yakın dostu ve yayıncısı Suvorin’in aynı adlı oyununun devamı olarak, sahnede intihar eden oyuncu Evlalia Kadmina’nın hikâyesinden esinlenerek kaleme alır. biriken ise Tatyana’nın gerçek ile kurgu arasındaki intihar eyleminin ve geri dönüşünün izini sürerek unutulmaya çalışılanları su yüzüne çıkarıyor. Tatyana, 18 Mayıs’ta 20.30’da, 19 Mayıs’ta ise 15.00’te Üsküdar Stüdyo Sahnesi’nde olacak.

Aydın Orak’ın yazıp yönettiği, Tiyatro Avesta’nın sahneleyeceği Actor, bir aktörün oyun sahnelerken yaşadığı trajikomik durumları ve yaşanmış olayları anlatıyor. Grotesk ve kara komedi bir anlatımla sahneye taşınan oyunda, bir oyunun proje aşamasından, rejiye, oyunculuğa, turnelere ve seyircilere uzanan tiyatral yolculuğun tüm aşamaları aktarılıyor. Dünya prömiyerini Avustralya’nın Melbourne, Sydney ve Perth kentlerinde gerçekleştiren Actor, 19 Mayıs 20.30’da ve 20 Mayıs 18.30’da Şişli Blackout Sahnesi’nde.

Yazar ve yönetmen Yeşim Özsoy Gülan’ın festival için özel olarak tasarladığı yeni yaratısı, Aşk & Faşizm, Gülan da dahil olmak üzere dört farklı ülkede yaşayan yazarların, Romanya’dan Gianina Carbunariu, İskoçya’dan Linda McLean ve İspanya’dan Helena Tornero ile ortak bir çalışma yapılarak, bu isimlerin kendi deneyimlerinden yola çıkılarak kurgulandı. Birbirine zıt gibi görünen aşk ve faşizm başlıklarının günümüzde hayatımızı nasıl etkilediğine odaklanan oyun, GalataPerform ve İstanbul Tiyatro Festivali ortak yapımcılığında, 21 ve 22 Mayıs’ta 20.30’da Moda Sahnesi’nde olacak. İlk gösterinin ardından oyun yazarlarının katılımıyla seyirciyle soru-cevap gerçekleştirilecek.

Lillian, Amerikan edebiyatının önde gelen ismi Lillian Hellman’ın polisiye edebiyatın seçkin yazarı Dashiell Hammet’ın komada geçirdiği son saatlerinde hatırladığı, yazarın çocukluğunu ve hayatını ele alıyor. Orhan Alkaya’nın yönettiği ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın sahneleyeceği oyun, 22 Mayıs’ta 20.30’da ve 23 Mayıs 18.30’da Haldun Taner Sahnesi’nde.

Çağdaş Amerikan tiyatrosunun önde gelen kadın yazarlarından, Pulitzer ödülü adayı ve PEN/Laura Pels International Foundation for Theater Award for an American Playwright ödüllü Theresa Rebeck, Göl Kıyısı oyununda Aeskhylos’un Oresteia tragedyasına modern bir uyarlama yapıyor. Mehmet Ergen’in yönettiği ve Talimhane Tiyatrosu’nun sahneye koyduğu Göl Kıyısı, 24 Mayıs’ta 20.30’da ve 25 Mayıs’ta 18.30’da Şişli Blackout Sahnesi’nde seyredilebilir.

Aziz Nesin’in devlet ve birey ilişkisini mizahi bir üslupla sorguladığı Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz oyununda, “vatandaş” Yaşar’ın bürokrasi karşısındaki ezilmişliği anlatılıyor. Ferhat Keskin’in yönettiği ve Diyarbakır Şehir Tiyatrosu’nun sahneleyeceği oyun, 26 Mayıs’ta 20.30’da ve 27 Mayıs’ta 18.30’da Haldun Taner Sahnesi’nde.

İki Kapılı Ev, kanı kaynayan âşıklar, yanlış anlaşılmalar, gizli buluşmalar, esrarlı kayboluşlar, sır dolu suskunluklar, sevdanın kederiyle yüklü genç omuzlar, soylu beyzadeler ve cingöz uşaklar arasında cereyan eden fırtınalı bir eğlence sunuyor. İki Kapılı Ev, Cem Uslu yönetmenliğinde, Ekip Tiyatrosu tarafından, Banvit sponsorluğunda 28 ve 29 Mayıs tarihlerinde 20.30’da Moda Sahnesi’nde olacak.

Sami Berat Marçalı’nın yeni oyunu İn, her şeyi daha çok düşünen, hayatı daha çok sorgulayan, daha çok şikâyet eden ve her şeyin yok olmasını arzulayan bireyler haline dönüşmüş beş arkadaşın, mevcut sistemin küçük bir halini ortaya koyuyor. ikincikat’ın on sekizinci yapımı olan bu oyun, 30 Mayıs’ta 20.30’da ve 31 Mayıs’ta 15.30’da Üsküdar Tekel Sahnesi’nde.

Modern İngiliz tiyatrosunun en yetkin yazarlarından biri kabul edilen Edward Bond, Kırmızı Siyah ve Cahil’de nükleer bir patlamada ölü doğmuş bir insanın, yaşadığı halde yakın gelecekteki olası hayatını anlatıyor. Bitiyatro, Istanbul & L’àlarme-À-L’œil, Paris ortak yapımı Kırmızı Siyah ve Cahil, 31 Mayıs’ta 18.30’da ve 1 Haziran’da 20.30’da Bisahne’de olacak.

Her Yıl Kuşlar Geri Gelir, Ahmet Levendoğlu yönetmenliğinde Tiyatro Stüdyosu tarafından sahneleniyor. Oyunda, “yıkım uzmanı” olarak çalışan Ned görevi icabı gerek duyulmayan yapıları “patlatıp” yok eder. Bunların içinde hastanelerin ve eşinin de her gün uğradığı, semtin en sevilen buluşma yerlerinden birinin olduğunu umursamadan… Oyun, 1 Haziran’da 20.30’da ve 2 Haziran’da 18.30’da Kenter Tiyatrosu’nda olacak.

Yönetmeliğini Ata Ünal’ın, koreografisini ise Candaş Baş’ın üstlendiği Gertrude-Çığlık, Shakespeare’in Hamlet’inin ahlakçılığını ters yüz eden yeni bir yaklaşım sunarak, Hamlet yerine annesi Gertrude’u odağına alıyor. Gertrude-Çığlık, 3 ve 4 Haziran tarihlerinde 20.30’da Moda Sahnesi’nde.

Şahika Tekand tarafından ilk kez 1994’te kaleme alınan ve 1995/96 tiyatro sezonunda sahneye konan Gergedanlaşma, Tekand tarafından geliştirilen performatif sahneleme ve oyunculuk yönteminin ilk özgün oyunlarından. Oyun, Studio Oyuncuları topluluğunun kuruluşunun 25. yılı dolayısıyla, Gergedanlaşma 2.014 adıyla Şahika Tekand tarafından güncellenmiş bir yeniden yazım ve sahnelemeyle, eğlenceli, yüksek ritimli bir çağdaş komedi olarak seyirci karşısına çıkıyor. Gergedanlaşma 2.014, 4 ve 5 Haziran tarihlerinde 20.30’da Üsküdar Tekel Sahnesi’nde seyredilebilir.

Genç Topluluklar ile Festivalde “Yeni Dalga”  İstanbul Tiyatro Festivali’nde, “Yeni Dalga” başlığı altında altı genç tiyatro ve dans topluluğunun gösterisi şehrin alternatif mekânlarından İkincikat-karaköy’de seyirciyle buluşacak.

Didaskali Tiyatro’nun sahneye koyacağı Maşenka oyunu, İkinci Dünya Savaşı sonrası İstanbul’a yerleşmiş Rus göçmenlerin kaldıkları pansiyonu ve bu insanların ilişkilerini anlatıyor. Oyun, Vladimir Nabokov’un kendi anılarını paylaştığı ilk romanından esinlenilerek Çisil Oğuz ve Berker Zor tarafından yeniden yazıldı. Oyun, 10 ve 11 Mayıs’ta 18.30’da İkincikat-karaköy’de tiyatroseverlerle buluşacak.

Georges Perec’in aynı adlı romanından Tiyatro Öteki Hayatlar tarafından sahneye uyarlanan Ücret Artışı Talebinde Bulunmak İçin Servis Şefine Yanaşma Sanatı ve Biçimi oyununda, ücret artışı talebinde bulunmak için servis şefiyle görüşmek isteyen kahramanın yaşadıkları ve sekreterle olan absürt diyaloğu anlatılıyor. Oyun, 18 Mayıs’ta 15.00’te ve 19 Mayıs’ta 18.30’da İkincikat-karaköy’de olacak.

Koreografisini ve dans performansını Canan Yücel’in gerçekleştirdiği hayattaki olumlu-olumsuz aşırılıkların iki ara bir deresinde kalmaya zorlayan ikiliklerin anlatıldığı It’s Ok! gösterisi, 21 Mayıs’ta 18.30 ve 20.30’da İkincikat- karaköy’de.

Motto Dans Kolektif’in, odak noktası olarak “eşiktelik” kavramı üzerine geliştirdiği Hiatus gösterisi, dansçıların hareket ve durağanlığın eşiğinde kimi olasılıklara yapılacak yolculuğuna tanık olmamızı sağlamayı hedefliyor.

Gösteri, 28 ve 29 Mayıs tarihlerinde 18.30’da İkincikat-karaköy’de seyirciyle buluşacak.

Toksikoman Kolektif’in DNA’mı Muhafaza Et Ruhumu Yeniden Doğursunlar adlı oyunu bilincin sınırlarını zorlayan, kimin kim olduğunu bulmaya, araştırmaya çalışan sorgulamaları sahneye taşıyor. Gösteri, 31 Mayıs’ta 18.30’da ve 20.30’da İkincikat- karaköy’de sahnelenecek.

Budalasultan Kolektifi, Kara Düzen adlı oyununda “İnsan, politik iktidar tarafından tanımlanan sınırları, toplu halde ve aynı anda ihlal ederse, oluşan yeni tanımsız alanda kendisiyle, toplumla ve iktidarla nasıl ilişkilenir?” sorusuna yanıt arıyor. Kara Düzen, 1 Haziran’da 18.30’da ve 2 Haziran’da 20.30’da ikincikat-karaköy’de olacak.

Festivalde “Oyun Salonu”

Salon ve İstanbul Tiyatro Festivali ekiplerinin ortak çalışmaları sonucunda hayata geçirilen “Oyun Salonu” projesi, festivalde de devam ediyor. “Oyun Salonu” kapsamında dört genç tiyatro topluluğunun gösterisi Salon’da yer alacak.

Ceren Ercan ve Gülce Uğurlu tarafından kaleme alınan İstenmeyen, Mısırlı bir pilot ve İstanbul’da Batılı referanslarla yetişmiş genç bir Türk kadınının, kültürlerarası oluşan önyargılar ve değişen politik koşulların içinde aşkı sürdürmenin yollarını aramasını ve kendisini bir kimlik sorgulamasının içinde bulmasını konu alıyor. Yönetmenliğini Ceren Ercan’ın, koreografisini Aslı Bostancı’nın yaptığı gösteri, 14 ve 15 Mayıs’ta 20.30’da Salon’da.

Kadınların insan yerine konmadığı, şiddetin sıradan bir olay gibi yaşandığı, savaşın artık kanıksandığı bir ülkede bir kadının, hep bastırmak zorunda kaldığı duygularını, üzüntüsünü, kaygısını, öfkesini ilk kez dışa vuruşu ve hayatı sorgulayışını konu eden Sabır Taşı, Atiq Rahimi’nin aynı adlı romanından Iraz Yöntem tarafından uyarlanıyor ve yönetiliyor. Tiyatro(HÂL) tarafından sahnelenen oyun, 22 Mayıs’ta 20.30’da ve 23 Mayıs’ta 18.30’da Salon’da yer alacak.

Daha önce tek seyircilik oyun ve simülatif oyun kurgusu gibi türlerde denemeler gerçekleştiren Tiyatro Artı, Kalem’de seyir algısı üzerine yoğunlaşarak kurgusundan seyirciyi konumlandırmasına kadar farklı bir oyun düzeni yaratmayı hedefliyor. Ufuk Tan Altunkaya’nın yönetmenliğini üstlendiği Kalem, 3 Haziran’da 20.30’da ve 4 Haziran’da 18.30’da Salon’da sahnelenecek.

2011 yılında Ebru Nihan Celkan tarafından kurulan buluTiyatro, Kabuklu Sürprizli Hayvanlar’da su baronlarının ve uzaklarda daha güzel yaşam alanlarının varolduğu yeni bir dünya düzeni sunuyor. İnsanın yaptığı seçimlerde hayatta kalma güdüsü ve vicdanı arasında kalırken haklı olup olmadığına değinen, Özlem Karadağ’ın yönetmenliğini yaptığı Kabuklu Sürprizli Hayvanlar, 27 Mayıs’ta 20.30’da ve 28 Mayıs’ta 18.30’da Salon’da seyredilebilir.

Festivalde “Makas Oyunları, İstanbul Kısa Oyunlar Projesi”

2010 yılında İngiltere’de projenin yönetmenleri Emma Callander ve Hannah Price tarafından basit bir fikirden yola çıkılarak başlatılan Theatre Uncut, yönetmenler ve seçkin oyun yazarlarından güncel politik durumların ele alındığı kısa oyunları içeriyor. İlk üç yılında İngiltere, İskoçya, ABD, Arjantin, İspanya, Yunanistan, Suriye, İzlanda ve Mısır’dan oyun yazarlarının yer aldığı projenin oyunları on yedi ülkede sahnelendi. Proje, 2012 Edinburgh Festivali’nde, Theatre Uncut Fringe First, Herald Angel ve Scotsman Spirit ödüllerini aldı.

DOT, Theatre Uncut’ın kısa oyunlarından yaptığı özel seçkiyi Makas Oyunları ismiyle 2013/14 sezonunda İstanbul’da sahneledi. DOT, Theatre Uncut işbirliği ile gerçekleştirilen ve Şubat ayında İstanbul’da yapılan bir haftalık atölye çalışmasıyla başlayan Theatre Uncut İstanbul projesinin ilk okumaları ise festival kapsamında,

16 Mayıs’ta 18.30’da, 18 Mayıs’ta 15.00’de ve 20 Mayıs’da 18.30’da DOT sahnesinde yapılacak.

Murat Daltaban, Emma Callender ve Hannah Price’ın yönetmenliğinde gerçekleştirilecek Theatre Uncut İstanbul projesinin kısa oyunlarının yazarları İngiltere’den Davey Anderson, Stef Smith ve Türkiye’den Ayfer Tunç, Berkun Oya, Hakan Günday, Derem Çıray olacak.

 FESTİVALİN YAN ETKİNLİKLERİ

19. İstanbul Tiyatro Festivali, programında festival süresince ünlü konuklar ile uzmanların katılacağı ücretsiz söyleşi, gösteri, film gösterimi ve atölye çalışmalarına da yer verecek. Atölyelere başvuru 2 Nisan 2014 Çarşamba tarihinden itibaren tiyatro.iksv.org adresinde yayımlanacak başvuru formları üzerinden alınacak.

•Apple-tab-span” style=”white-space:pre”> Performans ve Söyleşi: Koreografik Kesitler & Söze Dökülen Düşünceler

10 Mayıs Cumartesi, 12.00, Salon

Björn Säfsten, hareketten yola çıkarak insan bedenine yeni bir ışık tutuyor. Yaptığı çalışmalar gestus ve hareketin sınırlarında dolaşırken, koreografide kurgu ve kimliğin nasıl oluştuğu konusunda yol gösterici oluyor. İstanbul’a ilk kez İsveç Konsolosluğu’nun desteği ile gelecek olan Björn Säfsten, üzerine çalıştığı son projesiyle ilgili olarak dansçılarıyla açıklamalı bir performans gerçekleştirecek. Katılım için, [email protected] adresine e-posta göndererek onay almak gerekiyor.

• Söyleşi: İki Adam, İki Dünya, Tek Sahne: Muhsin Ertuğrul ve Vahram Papazyan  10 Mayıs Cumartesi, 17.00, Salon

Tiyatro Boğaziçi ve Berberyan Kumpanyası ortaklığıyla hazırlanan Muhsin ve Vahram adlı oyun İstanbul doğumlu ünlü Ermeni aktör Vahram Papazyan’ın 1964 yılında Muhsin Ertuğrul’a yazdığı bir mektupta bahsettiği İstanbul ya da Ankara’da sahneye çıkma isteği hikâyesinden yola çıkıyor. Boğos Levon Zekiyan, Ayşegül Çelik ve Artsvi Bakhchinyan’ın konuşmacı olarak katılacağı söyleşide oyun üzerine konuşulacak. Katılım için, [email protected] adresine e-posta göndererek onay almak gerekiyor.

• Söyleşi ve Gösterim: Polonya Tiyatrosu Demişken… 11 Mayıs Pazar, 17.30 (Söyleşi), 20.30 (Gösterim), Salon

19. İstanbul Tiyatro Festivali’ne iki oyunu ile konuk olan Polonyalı yönetmen Grzegorz Jarzyna’nın The Tropical Craze’den bölümlerin gösterileceği söyleşide, katılımcılar, sorularıyla hem Jarzyna’yı hem de son dönem Polonya tiyatrosunu daha yakından tanıma fırsatını yakalayabilecekler. Söyleşinin ardından Grzegorz Jarzyna’nın Edinburgh Festivali’nde büyük beğeni toplayan oyunu 2007: Macbeth’in de DVD gösterimi yapılacak. Katılım için, [email protected] adresine e-posta göndererek onay almak gerekiyor.

• Atölye Çalışması: “Kuram Atölyesi”  17 Mayıs Cumartesi, 14.00-17.00, Salon   24 Mayıs Cumartesi, 14.00-17.00, Salon

Kuram Atölyesi bireysel ya da kolektif soru sorma, fikir üretme, sorgulama ve tartışma süreçlerine özel bir önem atfeden akademi dışı bir girişim. 19. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında Ata Ünal, Ayşe Draz ve Özlem Hemiş tarafından yürütülecek atölyede, kültürel, tarihsel, sosyal, sanatsal ve disiplinlerarası ilişkiler bağlamında tiyatro eleştirisini tüm yönleri, Türkiye ve dünyadaki durumuyla ele alınacak. Katılım için, [email protected] adresine e-posta göndererek onay almak gerekiyor.

• Belgesel Gösterimi ve Söyleşi: “Türkiye’de Şekspir Olmak” 19 Mayıs Pazartesi, 15.00 (Belgesel Gösterimi), 16.30 (Özdemir Nutku Söyleşisi), Salon

Gülşah Özdemir Koryürek tarafından hazırlanan, ülkemizin en yetkin akademisyen ve sanat insanlarının görüşlerinin seyirci yorumlarıyla harmanlandığı belgesel, 1800’lü yıllarda Osmanlı sınırlarında başlayan ve günümüze kadar uzanan bir yolculuğun hikâyesini anlatıyor. Belgesel gösteriminin ardından, doğumunun 450. yılında dünya tiyatro tarihinin mihenk taşı William Shakespeare, Prof. Dr. Özdemir Nutku ile yapılacak bir söyleşiyle anılacak. Katılım için, [email protected] adresine e-posta göndererek onay almak gerekiyor.

• Atölye Çalışması: “Sedef Ecer ile Yazarlık Atölyesi” 20- 24 Mayıs, 10.00-17.00, Atölye Çalışması, Fransız Kültür Merkezi  26 Mayıs Pazartesi, 19.00 Okuma, Fransız Kültür Merkezi

Yazdığı Fransızca oyunlarla pek çok ödül alan Sedef Ecer, Fransa’da düzenli olarak oyun yazarlığı atölyeleri gerçekleştiriyor. Yazarın İstanbul’da yapacağı atölye çalışması, altı yazara ve bu yazarların yazım aşamasına eşlik edecek altı oyuncuya açık olacak. Fransız Kültür Merkezi’nin desteğiyle gerçekleşen atölye çalışmasına, oyuncular ve yazarlar özgeçmişlerinin yanı sıra projeleri hakkında bir metinle (sinopsis, açıklama ya da diyaloglu bir bölüm) başvurabilirler. Atölye çalışması sonucu yazılan oyunlar, yapılacak okuma tiyatrosunda seyircilerle paylaşılacak. Okumaya katılım için, [email protected] adresine e-posta göndererek onay almak gerekiyor. Atölye çalışmasına başvuru için [email protected].

• Söyleşi: Farklı Disiplinlerde Shakespeare  25 Mayıs Pazar, 14.00-15.30 / 16.00-17.30 Salon

Tiyatro tarihinin üzerinde en çok konuşulan, yazılan ve araştırılan yazarı William Shakespeare, 19. İstanbul Tiyatro Festivali’nde İstanbul Üniversitesi Haldun Taner Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen panelle tartışmaya açılıyor. Panelin amacı, farklı alanlardan farklı yöntemlerle Shakespeare’e bakan sosyal bilimcileri bir araya getirerek, tiyatro kuramı dışında yazarın oyunlarının, oyunlarında dile getirdiği durumların üzerinden bir tartışma platformu yaratmak. Katılım için, [email protected] adresine e-posta göndererek onay almak gerekiyor.

• Atölye Çalışması: “Hareket ve Algılama”  23 Mayıs Cuma, 15.00-16.30, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi

British Council’ın değerli işbirliğiyle düzenlenen atölye çalışması, Propeller Theatre Company’nin oyuncuları tarafından yürütülecek. Özellikle beden hareketi ve hareketin seyirci tarafından nasıl algılanacağı konusunda yönetmenin neye dayanarak seçki yaptığı, oyun sırasında neleri ön plana çıkardığı üzerine çalışılacak. Bu atölyede Bir Yaz Gecesi Rüyası’ndan parçalar üzerinde durulacaktır. Katılımcıların eser hakkında bilgi sahibi olmaları yararlı olacaktır. Atölyeye başvuru 2 Nisan 2014 Çarşamba tarihinden itibaren tiyatro.iksv.org adresinde yayımlanacak başvuru formu üzerinden alınacak.

• Atölye Çalışması: “Sahnede Müzik Kullanımı”   24 Mayıs Cumartesi, 11.00-12.30, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi

British Council’ın değerli işbirliğiyle düzenlenen ve yine Propeller Theatre Company’nin oyuncuları tarafından gerçekleştirilecek bu atölyede, özellikle Shakespeare oyunlarında müziğin kullanımıyla ilgili çalışılacak. Her oyun için kendi müziklerini yapan topluluk, müzik ve oyun bağlamında katılımcılara sahne üzerinde örnekler sunacak. Propeller Theatre Company bir enstrümanınız varsa yanınızda getirmenizi tavsiye ediyor. Atölyeye başvuru

2 Nisan 2014 Çarşamba tarihinden itibaren tiyatro.iksv.org adresinde yayımlanacak başvuru formu üzerinden alınacak.

 FESTİVALİN AFİŞ GÖRSELİ ŞAHİKA TEKAND İMZALI

 19 İstanbul Tiyatro Festivali’nin afişi Şahika Tekand ile Bülent Erkmen işbirliğiyle hazırlandı. Tiyatro sanatının önemli isimlerinden, yönetmen, oyun yazarı, oyuncu Şahika Tekand’ın eskizleri, çiziktirmeleri ve elyazısı, İKSV Kurumsal Kimlik Danışmanı Bülent Erkmen’in tasarımıyla festivalin afişine dönüştürüldü.

İstanbul Tiyatro Festivali’nin afiş tasarımına katkı sağlamaktan mutluluk duyduğunu söyleyen Şahika Tekand, “Aslında afiş tasarımı tümüyle sevgili Bülent Erkmen’in. Ben sadece bazı karalamalarımı, sahne eskizlerimi ve hareket planlarımı kendisine verdim o da bunları kendi tasarımı doğrultusunda bir seçime tâbi tuttu ve bu seçimin sonuçlarını sonra yeniden bir araya getirdi. Sadece afiş tasarımının malzemesinin bana ait olduğunu söyleyebiliriz. Yoksa afişte, malzemelerin bir araya getirilmesi tamamen Bülent Erkmen’in tasarımı doğrultusunda gerçekleşti. Bunca yıldır büyük bir onur ve keyifle parçası olduğum İstanbul Tiyatro Festivali’nin afiş tasarımına böylesi bir katkı yapma fırsatı bulmak beni hem onurlandırdı hem de çok mutlu etti. Bu güzel festival pek çoğumuz gibi benim de şahsi tarihimde büyük yer tutuyor çünkü” dedi.

Bülent Erkmen ise afiş ile ilgili şunları söyledi: “Şahika Tekand’ın sahneleme tasarımı yaparken oyunun işleyişini, oyuncunun ses ve hareket koreografisini anlatmak için çalakalem yaptığı eskizleri kullanmak istedim. Ayrıca bir de genellikle bir şey düşünürken yaptığı çiziktirmelerden, karalamalardan bir tanesini seçtim ve bu karalamayı Tekand’ın düş dünyasının zeminini oluşturan ‘sahne’nin karşılığı olarak kullandım. Eskizleri arasından seçtiğim beş karakter de bu sahnedeki yerlerini aldılar.”

 FESTİVAL KİTABI: “FESTİVAL METİN YAZARLARINI YETİŞTİRİYOR”

19. İstanbul Tiyatro Festivali, İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü’nün işbirliğiyle tiyatroyu “kayda alıyor”, tiyatroseverleri olduğu kadar arşivcileri de sevindirecek bir eğitim ve yayın projesine imza atıyor. Festivalin başlamasıyla birlikte seyirciyle buluşan festival kataloğu, bu yıl “Festival Metin Yazarlarını Yetiştiriyor” adlı eğitim projesi kapsamında festival kitabı olarak yayımlanacak. Projenin yürütücülüğünü, hem festivalin yayın koordinatörü hem de aynı bölümde misafir öğretim üyesi olan Dr. Evren Barın Egrik üstleniyor.

Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü’nden seçilen ve bu proje için özel bir eğitim alan yedi lisans öğrencisinin, gösterim öncesinde yerli topluluklarla yapılan röportajlardan kurgulayıp kaleme aldıkları oyunların tanıtım metinleri kendi imzalarıyla festival kitabında yer alacak. Bölümlerinde aldıkları teorik eğitimin yanı sıra, festivalin bu proje kapsamında özel olarak düzenlediği, uzmanlar tarafından verilen editörlük, fotoğraf ve tasarım başlıklarını taşıyan bir eğitim ve söyleşi dizisine katılan öğrenciler, teori ve pratiğin buluştuğu bu özel projenin ürünü olan festival kitabını Mayıs ayında festival seyircileriyle buluşturacak. Festivale konuk olan tüm yerli toplulukların çalışma aşamalarını kayıt altına almanın yanı sıra oyunları tanıtma işlevi de üstlenen kitap, festival boyunca seyircilere rehberlik edecek.

 İSTANBUL TİYATRO FESTİVALİ’NİN DESTEKÇİLERİ

19. İstanbul Tiyatro Festivali’ne, festival sponsorları Koç Holding Enerji Grubu Şirketleri Aygaz, Opet ve Tüpraş’ın yanı sıra gösteri sponsorları ENKA Vakfı, Banvit ve Atabay destek veriyor.

19. İstanbul Tiyatro Festivali gösterileri, İstanbul Devlet Tiyatrosu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, British Council, Goethe Institut ve Fransız Kültür Merkezi işbirliğiyle gerçekleştiriliyor.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’na, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Valiliği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Beyoğlu Belediyesi de destek veriyor.

19. İstanbul Tiyatro Festivali’nde, 2014 yılında kutlanan Polonya-Türkiye arası diplomatik ilişkilerin tesisinin 600. yıldönümü ile ilgili kutlamaların kültür programı çerçevesinde düzenlenen dört gösteri Polonya Cumhuriyeti Kültür ve Miras Bakanlığı işbirliğinde gerçekleştiriliyor. (turkiye.culture.pl)

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın tüm festivallerine Öncü Sponsor Eczacıbaşı Holding, Resmi İletişim Sponsoru Vodafone, Resmi Taşıyıcı DHL, Resmi Konaklama Sponsoru Martı İstanbul Hotel ve Servis Sponsorları Zurich Sigorta A.Ş., GFK, directComn Marketing Group ve AGC destek veriyor.

19. İstanbul Tiyatro Festivali’nin tanıtım kampanyasını BEK hazırladı.

 İSTANBUL TİYATRO FESTİVALİ BİLETLERİ

19. İstanbul Tiyatro Festivali biletleri 8 Mart Cumartesi günü 10.00’dan itibaren:

• Biletix satış noktaları,

• Biletix Çağrı Merkezi (0216 556 98 00),

• Biletix web sitesi (www.biletix.com),

• Ana gişe İKSV (10.00–18.00 saatleri arasında açık olan ana gişe, 9 Mart hariç pazar günleri kapalıdır) alınabilecek.

Biletler, gösterim günlerinde gösteriden 2 saat önce etkinlik mekânındaki gişeden de alınabilir. Lale Kart sahipleri festival biletlerinde %20–25 oranındaki “Lale üyelerine özel indirim”lerden yararlanabilecekler. Bilet alımlarında kredi kartı da geçerli olacak ve her gösteride tam biletlerin yanı sıra öğrenciler için indirimli bilet de satılacak.

19. İstanbul Tiyatro Festivali broşürü İKSV’den (Nejat Eczacıbaşı Binası Sadi Konuralp Caddesi No:5, Şişhane) ve Biletix satış noktalarından temin edilebilir.

İngiliz Film ve Televizyon Sanatları Akademisi (BAFTA) ödüllerinin bu yılki sahipleri belli oldu. Köleliğin konu edildiği “12 Years a Slave” en iyi film ödülünü kazanırken, filmin erkek oyuncusu Chiwetel Ejiofor en iyi erkek oyuncu ödülüne layık görüldü. Avustralyalı aktris Cate Blanchett “Blue Jasmine” filmindeki performasıyla en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandı.

British Academy Film Awards

İngiltere’nin başkenti Londra’daki tarihi kraliyet opera binasında yapılan ödül töreninden önceki kırmızı halıda renkli görüntüler yaşandı.

baftaHelen Mirren, Uma Thurman, Angelina Jolie, Emma Thompson, Cate Blanchett, Amy Adams, Brad Pitt,Leonardo DiCaprio, Christoph Waltz, Christian Bale, Tom Hanks gibi ünlüler birbirinden şık kıyafetlerle kırmızı halıda boy gösterdi.

Ödül törenine ayrıca, İngiltere kraliyet tahtının ikinci sıradaki varisi Cambridge Dükü William katıldı.

Köleliğin konu edildiği “12 Years a Slave” en iyi film ödülünü kazanırken, filmin erkek oyuncusu Chiwetel Ejiofor en iyi erkek oyuncu ödülüne layık görüldü. Sandra Bullock’un oynadığı “Gravity” filminin yönetmeni Alfonso Cuaron en iyi yönetmen ödülünün sahibi olurken, Avustralyalı aktris Cate Blanchett “Blue Jasmine” filmindeki performasıyla en iyi kadın oyuncu ödülünü kazandı.

BAFTA ödüllerinin kategorileri ve kazananlar şöyle

bafta ÖDÜLÜEn İyi Film: 12 Years a Slave

En İyi Yönetmen: Alfonso Cuaron- Gravity

En İyi Erkek Oyuncu: Chiwetel Ejiofor- 12 Years a Slave

En İyi Kadın Oyuncu: Cate Blanchett- Blue Jasmine

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Barkhad Adbi- Captain Phillips

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Jennifer Lawrence- American Hustle

En İyi İngiliz Filmi: Gravity

En Orijinal Senaryo: American Hustle

En İyi Uyarlama Senaryo: Philomena

En İyi Animasyon Filmi: Frozen

En İyi Sinematografi: Gravity

En İyi Belgesel: The Act of Killing

En İyi Yabancı Film: The Great Beauty

En İyi Prodüksiyon Tasarımı: The Great Gatsby

En İyi Görsel Efekt: Gravity

En İyi Makyaj ve Saç: American Hustle

En İyi Kostüm Tasarımı: The Great Gatsby

En İyi Ses: Gravity

En İyi Müzik: Gravity

TÜRVAK Sinema-Tiyatro Müzesi, 1925- 2013 yılları arasında Türkiye’de çekilen veya hikayesi Türkiye’de geçen gerçek ya da kurgusal olayları anlatan yabancı filmlerin afişlerinden oluşan bir seçkiyi, 15 Ocak – 28 Şubat 2014 tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşturuyor.

icinden-turkiye_gecen_yabanci_filmler

“İçinden Türkiye Geçen Yabancı Filmler” Afiş Sergisi, ABD, Avrupa, Avustralya, Hong Kong ve İskandinav sinemasından toplam 54 filmi ve Erler Film-Türker İnanoğlu’nun 4 ortakyapımının farklı dillerdeki görsel hafızasını bir araya getiriyor.

Sergide, XII. Karl’dan (Karl XII, 1925) İstanbul’un Gizi’ne (Secret of Stamboul, 1936), Korkuya Yolculuk’tan (Journey into Fear, 1943) Ankara Casusu’na (Five Fingers, 1952), Rusya’dan Sevgilerle’den (From Russia with Love, 1963) Topkapı’ya (Topkapi, 1964), Hafif Süvari Alayının Hücumu’ndan (The Charge of the Light Brigade, 1968) Paralı Askerler’e (You Can’t Win ‘Em All, 1970), Şark Ekspresinde Cinayet’den (Murder on the Orient Express, 1974) Gözde (Intimate Power/The Favorite, 1989) ve Skyfall’a (2012) kadar dünya sinemasından farklı türlerdeki yapımların afişleri yer alıyor.

“İçinden Türkiye Geçen Yabancı Filmler” Afiş Sergisi, müzenin ikinci katında bulunan TÜRVAK SERGİ SALONU’nda, Pazartesi günleri hariç her gün, 10:00-18:00 arasında gezilebilir.

 

“İÇİNDEN TÜRKİYE GEÇEN YABANCI FİLMLER” AFİŞ SERGİSİ, 15 Ocak – 28 Şubat 2014

james_bondTÜRVAK Sinema-Tiyatro Müzesi, 1925-2013 yılları arasında Türkiye’de çekilen veya hikayesi Türkiye’de geçen gerçek ya da kurgusal olayları anlatan ABD, Avrupa, Avustralya, Hong Kong ve İskandinav sinemasından toplam 54 filmin ve Erler Film-Türker İnanoğlu’nun 4 ortakyapımının farklı dillerdeki afişlerini “İçinden Türkiye Geçen Yabancı Filmler” sergisiyle bir araya getiriyor.

88 yıllık bu süreçte, Türkiye’nin birçok şehrinin, tarihinin, kültürünün, Doğu-Batı arasındaki karmaşık dokusunun ve Batı sinemasına ‘egzotik’ gelen atmosferinin beyazperdede canlandırıldığı bu yapımların çoğunu, İstanbul’da geçen casusluk ve macera filmleri oluşturuyor: Yönetmen Andrew Marton, İstanbul’un Gizi’nde (Secret of Stamboul, 1936) bir İngiliz ajanını İstanbul’a getiriyor. Orson Welles, Eric Ambler’in bir romanından uyarladığı Korkuya Yolculuk’ta (Journey into Fear, 1943), İstanbul’un yasadışı örgütleri arasında garip bir serüvene atılan silah satıcısının öyküsünü anlatıyor. Kimi sahnelerinin İstanbul’da çekildiği, Romen kökenli yönetmen Jean Negulesco’nun Dimitrios’un Maskesi (The Mask of Dimitrios, 1944) ise, İzmirli Dimitrios’un serüvenini beyazperdeye taşıyor. Ankara’daki çekimlerin yanı sıra Eminönü, Beyoğlu, Galata Kulesi ve Haliç görüntülerinin bulunduğu Ankara Casusu (Five Fingers, 1952), İkinci Dünya Savaşı yıllarında geçen ve casusluk tarihinin ünlü bir bölümünü oluşturan Çiçero olayını konu ediyor. Errol Flynn ve Cornell Borchers’in başrollerini paylaştığı, Nat King Cole’un piyano ile renklendirdiği bir başka casusluk filmi İstanbul (Istanbul, 1957) için, Hollywood kameraları yine ülkemize geliyor.

Carl Möhner’in yönettiği, Alman yapımı İstanbul Macerası (1962), diğer isimleriyle Boğaziçi’nde Macera (Abenteurer am Bosphorus) ya da İnşallah, Boğaziçi’nde Talan (Inshalla, Razzia am Bosphorus), Batılı polis-Doğulu kaçakçı hikayesini anlatırken, İstanbul’un da Batılı-Doğulu atmosferini kullanıyor. Filmde Carl Möhner ve Eva Palmer’le birlikte Sadri Alışık, Bianca Berni ve Orhan Günşiray da rol alıyor. Rusya’dan Sevgilerle (From Russia with Love) filminde Sean Connery ile 1963’te başlayan James Bond’un İstanbul maceraları ise Dünya Yetmez’de (The World is not Enough, 1999) Pierce Brosnan ve Skyfall’da (2012) Daniel Craig ile günümüze kadar devam ediyor.

Elia Kazan’ın, çekimleri Yunanistan ve Türkiye’de yapılan Amerika, Amerika’sının (America, America, 1963); Peter Ustinov, Maximilian Schell ve Yunanistan’da bir dönem Kültür Bakanı olarak da görev yapan bol ödüllü aktris Melina Mercouri’nin başrollerini paylaştığı, Erler Film-Türker İnanoğlu’nun da yürütücü prodüktör olarak katkı sağladığı Jules Dassin’in Topkapı’sının (Topkapi, 1964); Kapadokya’nın fantastik dekorunda geçen, dünyaca ünlü opera sanatçısı Maria Callas’ın başrol oynadığı Pasolini’nin Medea’sının (1969) afişleri de, TÜRVAK Sinema Müzesi’ndeki bu seçkide yerini alıyor.

“İçinden Türkiye Geçen Yabancı Filmler” Afiş Sergisi, yabancı yapımcıların tarihin belirli dönem ve olaylarını beyazperdeye aktardığı filmlerin görsel hafızasına da yer veriyor. İngiliz yönetmen Tony Richardson’ın Kırım Savaşı’nı canlandırdığı ve bazı sahnelerinin Anadolu’da çekildiği Hafif Süvari Alayının Hücumu (The Charge of the Light Brigade, 1968) ve bir başka İngiliz yönetmen Peter Collinson’ın Kurtuluş Savaşı fonunda geçen, İstanbul ve Kuşadası’nda çekilen Paralı Askerler’i (You Can’t Win ‘Em All, 1970) bu türün örnekleri olarak öne çıkıyor. Başrollerini Tony Curtis, Charles Bronson, Michèle Mercier’in paylaştığı Paralı Askerler filminde Fikret Hakan, Salih Güney, Erol Keskin, Yüksel Gözen, Bülent Gültekin, Mümtaz Alpaslan, Suna Keskin ve Kayhan Yıldızoğlu da rol alıyor. Gelibolu Savaşı ise Avustralya yapımı Gelibolu (Gallipoli, 1981) filminde anlatılıyor. Avustralya sinemasının ülkemizi mekan olarak seçtiği Peter Weir yönetmenliğindeki bu filmde Mel Gibson ve Mark Lee başrolü paylaşıyor. Daha eski bir yapım, Lambalı Kadın (The Lady with a Lamp, 1951) ise, Türk-Rus savaşı dönemini ele alıyor ve İngiliz sineması doğal olarak Londra’da yetiştirdiği gönüllü hemşireleri Üsküdar’a kadar getiren ve askeri hastaneyi düzene sokabilmek için mücadele veren Florence Nightingale’in öyküsüne odaklanıyor. İsviçre-ABD ortak yapımı olan Gözde (Intimate Power/The Favorite, 1989), adından da anlaşıldığı üzere Osmanlı döneminde tahtın gerisinde bir güç oluşturan, hırslı bir kadının, Nakşıdil Sultan’ın haremdeki yaşantısını anlatıyor. Filmin çekimleri için Topkapı Sarayı kullanılıyor.

Sinema tarihinin kimi romantik, kimi kent polisiyesi, kimi büyük tartışmalar yaratan meşhur ekspreslerinin afişleri de TÜRVAK Müzesi’nde sergileniyor: Şark Ekspresi (Orient Express, 1954), İstanbul Ekspresi (Istanbul Express, 1968), Şark Ekspresinde Cinayet (Murder on the Orient Express, 1974) ve Geceyarısı Ekspresi (Midnight Express, 1978)… Helsinki’de başlayıp İstanbul’da biten bir yolculuğu anlatan, Finli yönetmen Mika Kaurismäki’nin kara-komedi türündeki Zombi ve Hayalet Tren’i de (Zombie and the Ghost Train/ Zombie ja Kummitusjuna, 1991) sergideki yerini alıyor.

Yapımcılığını Erler Film-Türker İnanoğlu’nun üstlendiği, Fransız yapımcı-yönetmen Jean Marie Pallardy’nin Jess Hahn, Gordon Mitchell, İlker İnanoğlu, Filiz Akın ve Jean Luisi gibi yıldızlarla çalıştığı Belalı Tatil’i (La Ricain, 1974); yine Erler Film-Türker İnanoğlu’nun İtalyanlarla ortakyapımlarından Üç Kağıtçılar (Che Carambole.. Ragazzi!, 1976), Guido Zurli’nin yönettiği Cani (Polizia Selvaggia, 1976) ve çekimleri için Avrupa’nın en büyük yelkenli gemisinin kullanıldığı Kara Murat Denizler Hakimi (Il Malesiano, 1977) filmlerinin Fransızca ve İtalyanca afişleri de sergi kapsamında sinemaseverlerle buluşuyor.

“İçinden Türkiye Geçen Yabancı Filmler” Afiş Sergisi, 15 Ocak – 28 Şubat 2014 tarihlerinde müzenin ikinci katında bulunan TÜRVAK Sergi Salonu’nda, Pazartesi günleri hariç her gün,10:00-18:00 arasında gezilebilir.

 

Adres ve diğer bilgiler için lütfen TIKLAYINIZ

Fransa’nın Cannes kentinde düzenlenecek 66. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışacak filmler açıklandı.

cannes - 2013Avustralyalı yönetmen Baz Luhrmann’ın çektiği veünlü oyuncu Leonardo di Caprio’nun başrolde yeraldığı “The Great Gatsby” ile 15 Mayıs’ta açılışı yapılacak festivalde yarışacak uzun metrajlı filmler ve yönetmenleri şöyle sıralanıyor:

“Un Chateu en Italie (Valeria Bruni-Tedeschi), Inside Llewyn Davis (Ethan Coen, Joel Coen), Michael Kohlhaas (Arnaud des Pallieres), Jimmy P. (Arnaud Desplechin) , Heli (Amat Escalante), Le Passe (Asghar Farhadi), The Immigrant (James Gray), Grigris (Mahamat-Saleh Haroun), Tian Zhu Ding ( Jia Zhangke), Soshite Chichi Ni Naru (Kore – Eda Hirokazu), La Vie D’Adele (Abdellatif Kechiche), Wara No Tate (Takashi Miike), Jeune et Jolie (François Ozon), Nebraska (Alexander Payne), La Venus a la Fourrure (Roman Polanski), Behind the Candelabra (Steven Soderbergh), La Grande Bellezza (Paolo Sorrentino), Borgman (Alex Van Warmerdam), Only God Forgives (Nicolas Winding Refn).”

Dünyanın en önemli sinema etkinliklerinden olan festival, Jarome Salle’in “Zulu” filminin gösterimiyle, 26 Mayıs’ta sona erecek.

Cannes kapsamındaki kısa metrajlı filmler yarışmasında yönetmen Semih Kaplanoğlu seçici kurul üyeleri arasında yer alıyor.

Dünyanın en büyük 2. kukla festivali olan 7. İzmir Uluslararası Kukla Günleri, düzenlenen kortej yürüyüşü ile başladı.

Cumhuriyet Meydanı’nda başlayıp Gündoğdu Meydanı’nda son bulan yürüyüşte Zeytin Kostüm Evi’nin hazırladığı devasa kuklalar ilgi çekti.

Festival bu sene 07 Mart – 06 Nisan tarihleri arasında Kültür ve Turizm bakanlığı ile İzmir Büyükşehir Belediyesi ana sponsorluğunda İzmir’de gerçekleşecek. İzmir İlinin 28 kapalı ve birçok açık gösteri mekânında 23 ülkeden 41 kukla tiyatrogrubunun 45 farklı gösteri sunması ile gerçekleşecek olan festivalde ayrıca, konferanslar, workshoplar sergiler ve çeşitli yarışmalar da düzenlenecek.

Festivale bu sene katılan ülkeler; Almanya, Amerika, Arjantin, Avustralya, Brezilya, Bulgaristan, Bosna – Hersek, Çek Cumhuriyeti, Fransa, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsrail, İsviçre, İtalya, Japonya, Peru, Sırbistan, Slovenya, Türkiye, Yunanistan ve Yeni Zelanda.

Ülkemiz adına katılımcılar ise; Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, İstanbul & SakaryaKaragöz Evi, İzmir Kukla Tiyatrosu, Kadro Pa, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Tiyatroları, Oyak – Renault ve Zeytin Kostüm Evi…

Genç küratörlere destek vermek, güncel sanat alanında yeni projeleri teşvik etmek ve küratöryal çalışmalara olan ilgiyi arttırmak için gerçekleştirilen Akbank Sanat Uluslararası Küratör Yarışması 2012’yi Meksika’lı Alejandra Labastida kazandı.
Bu yıl ilk kez düzenlenen yarışmaya; Belçika, Bulgaristan, Finlandiya, Fransa, Almanya, Macaristan, İtalya, Polonya, Portekiz, Romanya, İskoçya, Sırbistan, İspanya, İsveç, İsviçre, Hollanda, Birleşik Krallık, Türkiye, Mısır, Fas, Senegal, İran, Rusya, Ukrayna, Avustralya, Yeni Zellanda, Brezilya, Guatemala Cumhuriyeti, Meksika, ABD, Kanada, Singapur, Tayvan ve Japonya gibi ülkelerden 100’ü aşkın küratör başvurdu.Kudüs Al-Ma’mal Güncel Sanat Vakfı Direktörü ve Darat Al Funun, Khalid Shoman Vakfı Sanat Direktörü Jack Persekian, CCA Glasgow Direktörü ve Glasgow School of Art Öğretim Görevlisi Francis McKee ve küratör Başak Şenova’dan oluşan yarışma jürisi tarafından yapılan değerlendirme sonucu, Alejandra Labastida birinciliğe layık görüldü.Alejandra Labastida’nın sunduğu sergi önerisinin kavramsal çerçevesinde yer alan fikirleri son derece zengin bulan jüri, projeyi öne çıkaran kavramların; kendine mal etme, olaylara atıfta bulunma, tarihsel parçalar ve olayları yorumlama olduğunu belirttu.Alejandra Labastida’nın yarışmada birincilik kazanan sergisi; 19 Şubat – 27 Nisan 2013 tarihleri arasında Akbank Sanat’da gerçekleştirilecek. Sergi kapsamında performanslar, konferanslar ve gösterimler düzenlenecek.

Alejandra Labastida 


Alejandra Labastida (Meksika, 1979) Iberoamericana Üniversitesi Tarih Bölümü mezunudur. Estetik, sanat kuramı ve felsefe konularındaki eğitimine devam ederken küratöryel araştırma ve çalışmaları, sanat ve siyasetin kesişme noktaları üzerine odaklanmaktadır. 54. Venedik Bienali’nde (2011) Meksika Pavyonu’nun asistan küratörlüğünü yapmıştır. 7. Berlin Bienali’nde (2012) “İhtiyaç Zamanlarında Küratörlük” başlıklı Küratöryel Çalıştay’a katılmıştır. Halen, 2008 yılından bu yana Küratörlük Bölümü’nde çalışmakta olduğu Meksika MUAC’ta (Üniversite Güncel Sanat Müzesi) Yardımcı Küratör olarak görev almaktadır. Yakın zamandaki küratöryel projeleri Petit mal, Ergo materia, Arte Povera, For the love of dissent ve A partir de mañana, Todo’yu içermektedir.

Şanlıurfa’dan 1950’lerde kaçırılan Orpheus Mozaiği ABD’de sergilendiği Dallas Müzesi tarafından Türk yetkililere teslim edildi. Bakan Günay’ın ‘Yılbaşı Sürprizi’ diye açıkladığı mozaiğin bugün Türkiye’ye ulaşması bekleniyor.

 Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın yılbaşı sürprizi olarak nitelendirdiği ‘Orpheus Mozaiği’ anavatanı Türkiye’ye iade edilyor.

Şanlıurfa’dan 1950’li yıllarda kaçırılan eser, tarihi kesin en erken Edessa Mozaiği (M.S. 194) olarak biliniyor.  Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Murat Süslü’nün önderliğinde bir bakanlık heyeti mozaiği teslim almak üzere Chicago’ya gitmişti. Yoğun temasların, ve eserin Türkiye’ye ait olduğunu kanıtlayan belgelerin sunulmasının ardından Dallas Sanat Müzesi yöneticileri eseri Türkiye’ye iade etme kararı aldı. Mozaiğin 5 Aralık’ta (bugün) New York’tan, Türk Hava Yolları aracılığında diplomatik kargoyla Türkiye’ye getirilmesi planlanıyor.

Bugünkü Şanlıurfa’nın Hellenistik Dönem’de Seleukos yönetimi sırasında aldığı ve uzun süre kullandığı isim olan Edessa, Geç Roma döneminde bağımsız olarak bir krallığa dönüşmüştü. Edessa’da Krallık Dönemi hanedanlığı, şehrin kendi özgünlüğü içinde bir yaşayış tarzının önünü açtı. Bu yöresellik sanatta da kendini gösterdi. Özellikle mozaik sanatı da bu çerçevede Edessa’da farklı bir şekilde, özgün bir anlayışla ortaya kondu. Edessa mozaikleri dönemin teknik özellikleri çerçevesinde şehrin mozaik ustaları tarafından yerel bir dille yorumlandı. Edessa şehrine özgü mozaiklerin, yerel kültür öğelerinin ve aile ilişkilerinin anlatıldığı eserler olarak bir başka benzeri yok. 1950’li yıllarda keşfedilmesinin ardından hızla yurt dışına kaçırılan mozaiklerin bir bölümü ele geçirilerek Aya İrini Müzesi’nde koruma altına alındı.

Kaçırılan mozaikler her yerde

Yurtdışındaki örnekler içerisinde en dikkat çekeni ise Dallas müzesinde sergilenen ve Türkiye’ye iadesi sağlanan Orpheus Mozaiğiydi. Şanlıurfa’nın Kalkan Mahallesinde tespit edilen bu mozaik çok kısa bir süre içinde hızla sökülerek yurtdışına çıkarıldı. Yurtdışındaki kolleksiyonerlerin elinde bulunan örnekler de hesaba katıldığında “Edessa Mozaik Müzesi” olarak düşünülebilecek bir alanı dolduracak kadar Edessa Mozaiği etrafa dağılmış durumda.

MOZAİKLERİN HİKAYESİ

1950’li yıllarda J. B. Segal’in Edessa mozaiklerini keşfetmeye başlaması ve bulduğu örneklerin özellikle yazıtlarını çözerek yayınlamasından sonra, Şanlıurfa’nın mezarları adeta talan edilmeye başlandı. Hızla yağmalanan mezarların en nadide eserleri olan mozaikler hırsızlar tarafından göz göre göre sökülerek kısım kısım yurtdışına, kolleksiyonerlere satılmak üzere yollara çıkarıldı. Bu yağmalanma realitesi sonucunda yurtdışındaki müzelerde ve yabancı kolleksiyonerlerin elinde birçok Edessa mozaiği bulunuyor.  Avustralya, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa gibi ülkelerin kimi seçkin müzelerinde Edessa mozaiklerine ait örnekler görmek mümkün. (Kaynak: Arkeoloji ve Sanat Dergisi)

Dallas Sanat Müzesi’nden Türkiye’ye iadesi sağlanan Orpheus Mozaiği üzerindeki sanatçı imzasıyla ayrıca önem taşıyan bir sanat eseri. Üzerindeki yazıtlarda yer alan tarihine göre de tarihi kesin en erken Edessa Mozaiği. (MS 194).

Öğretmenler Günü, öğretmenlik mesleğini icra eden kimseleri onurlandırmak için çeşitli etkinliklerin düzenlendiği bir kutlama gündür.

Pek çok ülkede 1994’ten beri her yıl 5 Ekim günü UNESCO tavsiyesiyle Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. 5 Ekim günü, 1966 yılında Paris’te gerçekleşen “Öğretmenlerin Statüsü Hükümetlerarası Özel Konferansı”’nın sona erip UNESCO temsilcileri ile ILO tarafından “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”’ni oybirliği ile kabul edilişinin yıldönümüdür.

Kendi kültürel ve tarihi özelliklerine, okul tatil günlerine göre çeşitli ülkelerde farklı tarihler Öğretmenler Günü olarak belirlenmiştir. Örneğin 12 Arap ülkesinde (Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Fas, Katar, Libya, Mısır, Suudi Arabistan, Tunus, Umman, Ürdün, Yemen ) her yıl 28 Şubat günü, Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır. Öğretmenler Gününün tatil olup olmadığı da ülkesine göre değişir.

Türkiye

Türkiye’de her yıl 24 Kasım, Öğretmenler Günü olarak kutlanır. Bu, 1981 yılında başlamış bir uygulamadır.

24 Kasım 1928, Türkiye Cumhuriyeti devletininin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “Millet Mektepleri’nin Başöğretmenliği”ni kabul ettiği gündür. Bakanlar Kurulu, Mustafa Kemal Atatürk’e “Millet Mektepleri Başöğretmenliği” ünvanını 11 Kasım 1928’de yaptığı toplantıda vermiş ve bu ünvan, 24 Kasım’da Millet Mektepleri Talimatnamesi’nin yayınlanması ile resmileşmişti.

Atatürk’ün 100. doğum yıl dönümü olan 1981 yılında, onun “başöğretmen” oluşunun yıldönümlerinde ülke çapında Öğretmenler Günü kutlanmasına karar verildi. Öğretmenler Günü ile ilgili kutlamalar, 26 Kasım 1992’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Öğretmenler Günü Kutlama Yönetmeliği çerçevesinde gerçekleşir.

 

Atatürk’ün öğretmenlik mesleğine bakışı şu sözlerinde kesin bir nitelendirim açık bir anlamlandırım ve derin bir anlatım bulur:

– Dünyanın her yerinde öğretmenler insan topluluğunun en özverili ve saygıdeğer üyeleridir. (1923)- Ulusumuzu yetiştirmek gibi kutsal bir görevi üstüne almış olan yüce Türk öğretmen topluluğu …(1921)

-Gelecekteki kurtuluşumuzun saygıdeğer öncüleri olan Türkiye öğretmenleri…(1921)

– Hükümetin en verimli ve en önemli görevi milli eğitim işleridir..(1922)

– Cumhurbaşkanı olmasaydım Milli Eğitim Bakanı olmak isterdim…

– Benim asıl kişiliğim (niteliğim) öğretmenliğimdir. Ben milletimin öğretmeniyim…(1936)

– Eğitimdir ki ulusu özgür; şanlı ve yüksek bir toplum olarak yaşatır..(1924)

– Eğitim okul demektir. .(1919)

– Okul adını hep birlikte büyük saygı ile analım! (1922)

– Gerçek zaferi siz (öğretmenler) kazanıp sürdüreceksiniz..(1922)

– Eğitim bakanı olarak milli irfanı yükseltmeye çalışmak en büyük emelimdir.

– Bilim ordusunun değeri siz öğretmenlerin değeri ile ölçülecektir…(1923)

– Öğretmenler…bilim esasından kazanmaya başladıkları egemenliği sonuca ulaştırmalıdırlar.

– Bununla öğretmenlik mesleği gerçek gelişme devrine dahil olacaktır…(1924)

– Öğretmenler sizin başarınız Cumhuriyet’in başarısı olacaktır…(1924)

– Öğretmenler! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır…(1924)

– Öğretmenler! Cumhuriyet sizden fikri hür.Vicdanı hür.İrfanı hür nesiller ister…(1924)

– Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir…(1925)

İş günlerinde Öğretmenler Gününü kutlayan diğer ülkeler

Azerbaycan

Azerbaycan’da her sene 5 Ekim günü Uluslararası Öğretmenler Günü olarak kutlanıyor.

Avustralya

Avustralya’da Öğretmenler Günü Ekim ayının son cuma gününde kutlanır. [2]. UNESCO tarafından Dünya Öğretmenler Günü olarak kutlanması tavsiye edilen 5 Ekim’de Avustralya’da genellikle okullar tatil olduğu için ekim ayının son cuma günü Öğretmenler Günü olarak kabul edilmiştir.

Çek Cumhuriyeti

Evrensel eğitimin ilk savunucularından Jan Amos Comenius’un doğum yıldönümü olan 28 Mart günü Öğretmenler Günü olarak kutlanır.

Hindistan

Hindistan Öğretmenler Günü’nü 5 Eylül’de kutlar. Bu, eski Hindistan devlet başkanı ve öğretmeni Dr. Sarvepalli Radhakrishnan’ın doğum günüdür. Dr. Radhakrishnan 1962’de Hindistan cumhurbaşkanı olunca bazı öğrencileri ve arkadaşları onun doğumgününü kutlamalarına izin vermesi konusunda kendisine isteklerini danışmıştır. Dr. Radhakrishnan da yanıt olarak Benim doğumgünümü ayrıca kutlamak yerine, 5 Eylül Öğretmenler Günü olarak kutlansa bu benim kendi gurur ayrıcalığım olur. demiştir.

Bu gün Hindistan’da tatil değildir. Bu gün bir kutlama günü olarak kabul edilip öğrenciler normal bir günmüş gibi okula gelir; olağan etkinlikler ve dersler, kutlama aktiviteleriyle birlikte teşekkür ve hatırlama da içerir. Bazı okullarda bu günde öğretmenlerin sorumluluklarını son sınıf öğrencileri alarak öğretmenlerinin kıymetini bildiklerini onlara gösterir.

Geleneksel olarak, Hintliler öğretmenlere çok büyük bir saygı ve onur barındırmışlardır. Eski bir Hintlinin söylediğine göre (genellikle öğrencilere öğretilir) öğretmeni 3. sırada sıralar, Tanrı’dan bile önce: Anne, Baba ve Öğretmen Tanrı’dır anlamında “Maata, Pitha, Guru, Daivam”. Bir beyitin (doha) söylemi Guru Govind doou khare kake lagon paai? Balihari guru aap ki Govind deeo batai, ne göre “İlk selamımı kime vermem gerektiği konusunda içinden çıkılmaz bir durum içindeyim: Öğretmen mi yoksa Tanrı mı. Beni Tanrı’yı bilmem konusunda aracılık edecek kişi olan öğretmeni seçmeliyim.” Başka bir örnek olarak, Hinduizm’in kutsal kitabının orta kısımlarında “Guru Bramha, Guru Vishnu, Guru devo Maheshwaraha – Gurusakshath parabramha tasmai shree gurve namaha,” der, çevirisiyse “Öğretmen üçlü birliktir. Öğretmenin kendisi Tanrı’nın önündeki belirtidir.” Öğretmen her çocuğa her kimseye bilgi vermekle kalmaz onun annesi görevini de üstlenmiş olur.

İran

Murtaza Mutahhari’nin öldürülüşünün yıldönümü olan 2 Mayıs günü Öğretmenler Günü’dür.

Malezya

Malezya’da Öğretmenler Günü (Malezyaca: Hari Guru) 16 Mayıs’ta kutlanır.

Peru

1953’ten bu yana 6 Temmuz günü resmi olarak Öğretmenler Günü’dür. Peru’nun bağımsızlığını kazanmasından sonra 6 Temmuz 1822’de kabul edilen bir yasa ile ülkedeki ilk öğretmen okulunun kurulması sebebiyle 6 Temmuz günü seçilmiştir.

Slovakya

Jan Amos Comenius’un doğum yıldönümü olan 28 Mart günü Öğretmenler Günü olarak kutlanır.

 

 

Tiyatroda 15 oyun, Opera ve Bale’de 6 eser izleyiciyle buluşacak.

sanat duyuru

Ankara Devlet Tiyatrosu bu hafta 15 oyun, Ankara Devlet Opera ve Balesi 6 eserle izleyici karşısına çıkacak.

Avustralya Büyükelçiliği ile işbirliği içinde gerçekleştirilen ”Mesajınız Var! Kentsel Avustralya’da Yerli Kimliği” adlı sergi yarından itibaren CerModern’de görülebilecek.

CerModern bünyesinde açılan ve yeni sezona yaratıcı yazarlık atölyesi ile başlayan Ceredebiyat, 4 Kasım’da ”eleştirel roman okuma seminerleri” ile devam edecek. Katılımcılara, yazar A. Galip, roman türleri, romanın geçirdiği evreler, roman kuramı ve akımların özellikleri, roman sanatının sorunları, romanların hazırlanma ve yazılma süreçleri hakkında teknik bilgiler verecek ve önerilerde bulunacak.

Başkentte hafta boyunca gerçekleştirilecek kültür sanat etkinliklerinden bazıları şöyle:

Tiyatro

Akün Sahnesi:

Moises Kaufman’ın yazdığı, Ekin Tunçay Turan’ın çevirdiği ve İskender Altın’ın yönettiği ”33 Varyasyon” hafta boyunca sanatseverlerin karşısına çıkacak. Oyunda, Erdal Küçükkömürcü, İpek Çeken, Meltem Baytok, Mehmet Akay, Ulaş Ersoy, Eda Aydınlı, Tunç Yıldırım rol alıyor.

Altındağ Tiyatrosu:

Funda Mete’nin yönettiği, Töre Özsel’in dekor ve kostüm tasarımını yaptığı, ”Kış Gelmeden” bugün, yarın ve Cumartesi günü sahnelenecek. Bahadır Karasu, Selma Bayraktargil, Özgür Keçeci ve Özge Mirzalı’nın rol aldığı eserin ışık tasarımı Burhanettin Yazar’a, dramaturgu da Füruzan Tercan’a ait.

”Boğaçhan” 4 Kasım’da izleyicinin karşısına çıkacak.

”Mekruh Kadınlar Mezarlığı” 6-7 Kasım’da temsil verecek.

Büyük Tiyatro:

”Kerbela” yarın, 4 ve 6 Kasım’da izlenebilecek. Ali Berktay’ın yazdığı, Ayşe Emel Mesci’nin yönettiği oyunda, dekor tasarımını Murat Gülmez, giysi tasarımını Hale Eren gerçekleştirdi. Müzikleri Tahsin İncirli’ye ait olan oyunda geniş bir oyuncu kadrosu rol alıyor.

Cüneyt Gökçer Sahnesi:

Kenan Işık’ın yazıp yönettiği ”Aşk Hastası” hafta boyunca izlenebilecek. Dekoru Hakan Dündar’a, giysi tasarımı Funda Karasaç’a ait olan oyunun müzikleri ise Yücel Arzen imzalı.

Nikolay Vasiliyeviç Gogol’un ”Bir Delinin Hatıra Defteri”, 6-7 Kasım’da görülebilir. Sylvie Luneau ile Roger Coggio tarafından uyarlanan, Coşkun Tunçtan’ın Türkçeleştirdiği eserin proje tasarımı ve yönetmenliğini Cem Emüler üstleniyor. Eserde, 1960’lı yıllarda Türk tiyatrosunun büyük ustası Genco Erkal’ın iki farklı yorumla sahneye getirdiği Aksenti İvanoviç Poprişçin karakterini Erdal Beşikçioğlu canlandırıyor. Tek kişilik oyunun dekor ve giysi tasarımı Sertel Çetiner’in, ışık düzeni Seyhun Ayaş ile Zeynel Işık’ın, müzik, ses ve efekt tasarımı da Tayfun Gültutan’ın imzasını taşıyor.

Küçük Tiyatro:

William Shakespeare’nin yazdığı, ”Venedik Taciri”, 1-4 Kasım tarihleri arasında sahnelenecek. Erhan Gökgücü’nün yönettiği oyunun dekor ve giysi tasarımını Ali Cem Köroğlu, müziklerini ise Can Atilla yaptı.

”Yağmur Durduğunda” 6 ve 7 Kasım’da izlenebilecek. Andrew Bovell’in yazdığı, Ezgi Yentürk’ün çevirdiği, Hakan Çimenser’in yönettiği oyun, geçmişten kaçmanın imkansızlığını işliyor.

Ulviye Karaca’nın yazıp yönettiği çocuk oyunu ”Keloğlan Keleşoğlan”, 6 ve 7 Kasım’da küçük tiyatroseverlerin karşısına çıkacak.

Oda Tiyatrosu:

”Euridice’nin Elleri”, bugünden itibaren hafta boyunca başkentli tiyatroseverleri ağırlayacak. Aynı çatı altında yaşamalarına rağmen birbirlerini tanıyamayan insanların bencillikleri, zaafları ve anlayışsızlıklarının, evlilikleri nasıl iflasa sürüklediğinin anlatıldığı oyunu Pedro Bloch yazdı, Yurdaer Okur yönetti.

Stüdyo Sahne:

”Jerry ve Tom”, yarın ve 4 Kasım’da seyredilebilecek. Cüneyt Mete, Özgür Öztürk, Ünsal Coşar ve Yıldız Kaplan’ın rol aldığı oyunun yönetmenliğini İlham Yazar üstlendi.

”Bir Kahve Molası Karıncalar” 6 Kasım’da sahnelenecek. Şifa Meydanal’ın yazdığı, Figen Ayhan Kocakaya’nın yönettiği oyunda, Sanlı Baykent, Müge Sefercioğlu, Yaprak Onat, Meliha Savaş ve Gaye Filiz Alacacı rol alıyor.

İrfan Şahinbaş Sahnesi:

Brecht’in yazdığı, Ayşe Selen’in çevirdiği, Ayşe Emel Mesci’nin yönettiği, ”Cesaret Ana ve Çocukları”, bugün, 3 ve 7 Kasım’da temsil verecek.

Şinasi Sahnesi:

”Profesyonel” bugün yarın ve 3 Kasım’da izlenebilecek. Bülent Emin Yarar, Yetkin Dikinciler, Gülen Çehreli ve Cenap Oğuz rol aldığı oyunu Duşan Kovaçeviç yazdı, Işıl Kasapoğlu yönetti.

Çocuk müzikali ”Karlar Kraliçesi” de 4 Kasım’da sahnelenecek.

”Yastık Adam” ise 6-7 Kasım’da seyredilebilecek.

Opera-Bale

Opera Sahseni: ”Töre” 3 Kasım’da sezonun ilk temsilini gerçekleştirecek. Turgut Özakman’ın kaleminden çıkan, dans tiyatrosunun estetik örneklerinden biri olan eserde, iki aile arasında yıllarca süren kan davasını ve gelişen olayları anlatıyor.

”V. Murat” balesi, 5 Kasım’da sahne alacak.

”Don Giovanni” operası ise 7 Kasım’da izlenebilecek.

Leyla Gencer: ”Uyuyan Güzel” çocuk müzikali, 4 Kasım’da seyircinin karşısında olacak.

Operet Sahnesi: ”Evlilik Senedi” operası sanatseverlerle buluşacak.

”Bellini Oda Şarkıları Konseri” 6 Kasım’da gerçekleşecek.

Kaynak :[-]

 

41 ülkeden 115 filmle festival için geri sayım başladı!

15.uçan süpürge uluslararası Kadın filmleri festivali

Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali bu yıl 15. yaşını kutluyor. Festival 10 Mayıs gecesi Ankara’da Devlet Opera ve Balesi salonunda yapılacak açılış ve ödül töreniyle başlayacak.

Uçan Süpürge Haber Merkezi
17 Nisan 2012

Açılışta, bu yıl sinemada 40. yılını kutlayan Hale Soygazi “Uçan Süpürge Onur Ödülü”nü alacak. Türkiye sinemasının en üretken kadınlarından Bilge Olgaç’ın anısına düzenlenen Başarı Ödülleri ise oyunculuklarını özgün rollerle taçlandıran Füsun Demirel ve Serra Yılmaz’ın olacak.

Bu yıl festival programı pek çok seçkiyle renklenecek. Bunlardan ilki Faslı feminist yönetmen Farida Benlyazid’in seçkisi olacak. Farida’nın seçtiği filmlerin yönetmenleri film eleştirmeni Alin Taşçıyan eşliğinde izleyiciye Mağrip’i getirecek ve bu bölgede kadınların yönetmenlik deneyimlerini aktaracak. Faslı feminist yönetmen Farida Benlyazid’in Uçan Süpürge için hazırladığı özel seçkide, kendi filmlerinin yanı sıra ülkenin önde gelen sinemacı kadınlarından Selma Bargach, Narjiss Nejjar ve Leila Kilani’nin filmleri de yer alacak.

Festivalin bir başka retrospektifi ve onur konuğu Finlandiya’dan Saara Cantell. Çeşitli festivallerde ödüller aldıktan sonra dünyaca tanınan Cantell’in ödüllü filmlerinin yanı sıra dansı odak alan ama dans filmleri olmayan, duyguları yeri geldiğinde dansla ifade eden ve aynaları önemseyen kısa filmleri de programda. Cantell festival süresince sinemaseverlerle buluşacak.

Yönetmen, besteci, şair, yazar Trinh Minh-ha da festivalin bir diğer konuğu. Vietnam doğumlu bir dünya vatandaşı olan yönetmen filmlerinde ülkesini anlatsa da Avrupa, Asya, Afrika, Avustralya ve Yeni Zelenda da sinema, sanat ve feminizm üzerine dersler vermiş bir akademisyen. Halen Kaliforniya Berkeley Üniversitesi’nde Kadın Çalışmaları Bölümü’nde sinema, retorik ve toplumsal cinsiyet üzerine dersler veriyor. Festival programına retrospektif bir seçki ile katılan Trinh Minh-ha aynı zamanda festivalin onur konuklarından biri. Onun sineması çerçevesinde feminizmden sinemaya, kültür politikalarından sanata söyleşmek imkanı da bulacağız.

Terasa Villaverde, Uçan Süpürge Film Festivali izleyicisinin tanıdığı bir yönetmen. Daha önceki yıllarda Portekiz sinemasını onun kamerasından izlemiştik. Filmleri Cannes, Venedik, Berlin gibi festivallerde gösterilen Teresa Villaverde son filmi Swan (Kuğu) ile Venedik Film Festivali’ne konuk olduktan sonra Uçan Süpürge’nin 15. yılında Ankara’da olacak.  Türkiyeli kadın sinemacılar ile tanışmayı heyecanla beklediğini belirten Villaverde film gösterimlerinden sonra izleyicilerin sorularını yanıtlayacak.

Yaptıkları her film merakla beklenen, ilgiyle takip edilen Naomi Kawase (Japonya) ve Chantal Akerman (Belçika) da yepyeni filmlerini ilk kez Ankara’da seyircileriyle paylaşacak.

“Kadınlar tarafından, kadınlar hakkında filmler” sloganıyla yola çıkan ve bu yıl 40. yaşını kutlayan Women Make Movies 15. festivalde de Uçan Süpürge için özel bir seçki hazırlayacak. Kadın yönetmenlerin filmlerinin dağıtımını yapan WMM sayesinde festival izleyicisi dünyanın dört bir yanından film izleme şansı yakalayacak.

LGBT sorunlarına değindiğimiz “Pembesiz Mavisiz” bölümünde bu sene İsveç’ten Lasse Persson/Lisa Tulin’i ağırlıyoruz. Animasyon kısalarını gösterdikten sonra izleyicilerle söyleşecek olan Lasse/Lisa gender-bending (karşı cinsiyetin rollerini benimseme) ve yönetmen olarak deneyimleri etrafında gelişen bir program hazırladı.

Geçtiğimiz senelerde olduğu gibi festival bu sene de bir kısa film yarışması açtı. “Size baba diyebilir miyim?” başlıklı yarışmaya katılan filmlerin erk ve erkeklik inşası üzerinden “baba”yı sorgulaması bekleniyor.

Festival bu yıl bir kez daha çocuk haklarına filmlerle dikkat çekecek. Festival programının “Olay Yeri: Aile” başlıklı bölümünde çocuk gelinler ve ensest temaları öne çıkacak. Reis Çelik’in son filmi “Lal Gece”, Bingöl Elmas’ın yeni belgeseli “Evcilik” ve Uçan Süpürge’nin “Çocuk Gelinler” belgeseli bu bölümün filmlerinden bazıları.

6. festivalde başlayan ve Uluslararası Film Eleştirmenleri Birliği’nin (FIPRESCI) her sene jüri yollayarak bir filme ödül verdiği “Her Biri Ayrı Renk” bölümünün bu yıl daha da özel. FIPRESCI Ödülü için gösterilecek filmleri festivalin 15. yılında Sevin Okyay seçecek.

Uluslararası Film Eleştirmenleri Birliği (FIPRESCI) Jürisi Ödülü ve festivalin bu yıl 4. kez vereceği Genç Cadı Ödülü sahiplerini kapanış töreninde bulacak.

Kızılırmak Sineması ve Goethe Institut’daki film gösterimlerinin yanı sıra söyleşi ve paneller, üniversitelerde özel gösterimler, film okumaları ve atölye çalışmalarıyla dopdolu bir festival Mayıs’ta sinemaseverleri bekliyor.

 

 

Akbank 8. Kısa Film Festivali başlıyor!

20 ülkeden 110 film, 40 seans, 11 söyleşi ve atölye çalışması, sinemadünyasından 21 konuğun yer aldığı festival, 19-29 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Festivale 557 film başvurdu Akbank 8. Kısa Film Festivali, 19-29 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Akbank Sanat’tan yapılan açıklamaya göre, 20 ülkeden 110 film, 40 seans, 11 söyleşi ve atölye çalışması, sinema dünyasından 21 konuğun yer aldığı Akbank 8. Kısa Film Festivali, 10 gün boyunca ücretsiz takip edilebilecek.

Festivalin “Uluslararası Bölüm”ünde bu yıl, Türkiye, AlmanyaABDİspanyaFransa, Belçika,Brezilya, Polonya, Finlandiya, Küba, Polonya, Kolombiya, Arjantin, Avustralya, Norveç, Macaristan, İtalyaİsrail, Güney Kore ve Kanada’dan gelen kısa filmlerin yanı sıra, Cannes, Clermont-Ferrand, Rotterdam, Milano, Berlin, Sydney gibi dünyanın saygın film festivallerinde gösterilen ve ödül alan kısa filmler de sinemaseverlerle buluşacak.

Festivalin “Kısadan Uzuna” bölümü, bu yıl yönetmen Ümit Ünal’ı konuk edecek. Uzun metraj filmlerinden sonra kısa filmler çeken ve kısa filme olan ilgisi ile tanınan Ümit Ünal’ın baştan sona dijital olarak çekilen ilk Türk filmi olan “9” ve kısa filmleri festival kapsamında seyircilerle buluşacak. Ünal Ayrıca “Kısadan Uzuna” başlıklı söyleşide sinema serüvenini kısa filmcilerle paylaşacak.

Can Dündar’a ayrılan “Belgesel Sinema” bölümünde, yönetmen Dündar’ın “Yılmaz Güney”, “Aşk Bu mu” ve “Tan Baskını” isimli belgeselleri gösterilecek. Ayrıca Can Dündar, “Belgesel Sinema” başlıklı söyleşide deneyimlerini paylaşmak üzere festival izleyicileriyle bir araya gelecek.

“Deneyimler” bölümünün konuğu olan Almanyalı görüntü yönetmeni Sebastian Wiegartner, dünyanın çeşitli bölgelerinde yaptığı “Shooting with HD-DSLR” atölyesi ile festivale derinlik katacak. Sebastian Wiegartner, festivaldeki söyleşisinde, HD-DSLR kameralarla çekim yapmanın inceliklerini ve dijital sinemada görüntü estetiği konularını anlatacak.

“Canlandırma Kısalar” bölümünde, Türkiye’den ve dünyadan 19 canlandırma kısa film örneğine yer verilecek.

Bu yıl belgesellerden oluşan “Özel Gösterim” bölümünde ise Rüya Arzu Köksal’ın “Bir Avuç Cesur İnsan”,Aysim Türkmen’in “Galata Kulesi Sokak No:23”, Mehmet Özgür Candan’ın “Geçmiş Mazi Olmadı” ve Selim Evci’nin “Kırmızıyı Arayan Adam” adlı filmleri izleyicilerle paylaşılacak.

Söyleşiler

Festival, söyleşileri ile de sinema dünyasının ünlü isimlerini sanatseverlerle bir araya getirecek. Yönetmen Aysim Türkmen, Erol Mintaş, Umut ral ve Emre Akay “Kısa Filmde Söz Yönetmenlerin”, Cahit Berkay, Selim Demirdelen ve Murat Ertel “Sinemada Müzik”, avukat Erdem Türkekul, BİROY Başkanı Atilla Engin ve SENDER Başkanı Nilgün Öneş “Telif Hakları”, Laçin Ceylan, Akasya Asıltürkmen, Türkü Turan ve Melih Selçuk “Oyuncu Gözüyle Kısa Film” başlıklı söyleşide sinemaseverlerle buluşacak.

Festival boyunca Akbank Sanat’ta “Işıl Özgentürk ile Senaryo”, “Derya Alabora ile Oyunculuk”, “Bora Gökşingöl ile Kurgu”, “Mehmet Aksın ile Görüntü Yönetmenliği” ve “Sebastian Wiegartner ile Shooting with HD-DSLR” atölye çalışmaları gerçekleştirilecek.

Akbank 8. Kısa Film Festivali jürisi, her yıl olduğu gibi bu yılda üç farklı kategoriden oluştu. Festivalin, 372 filmin başvurduğu yarışmalı bölümü “Festival Kısaları”nı oluşturan ön eleme jüri kurulunda, belgesel yönetmeni Emel Çelebi, kurgucu Bora Gökşingöl ve yönetmen Selim Evci yer aldı.

Festivalin “En İyi Kurmaca Film”ini belirleyecek kurmaca kategorisi jüri kurulu, yapımcı Zeynep Özbatur, oyuncu Uğur Polat, sinema yazarı Cüneyt Cebenoyan, yönetmen Seren Yüce ve Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı’dan oluştu.

“En İyi Belgesel Film”i belirleyecek belgesel kategorisi jüri kurulunda ise yazar Yekta Kopan, belgesel yönetmeni Ethem Özgüven ve Aysim Türkmen, gazeteci ve sinema yazarı Burçak Evren, Akbank Sanat Müdürü Derya Bigalı yer aldı.

“En İyi Kurmaca Film” ve “En İyi Belgesel Film” yönetmenleri Akbank Sanat tarafından 8 bin lira ile ödüllendirilecek.

 

Ünlü ve pahalı tabloların ressamı Van Gogh, ilgi çekici bir sergileme biçimiyle ilk kez Türkiye’de. İlaç firması Abdi İbrahim’in 100. yıl kutlaması vesilesiyle İstanbul’a getirdiği sergide, 40 projektör 3 bin görüntüyü duvarlara yansıtıyor.

Van Gogh, resimlerine çarpıcı hayat hikayesinden daha fazla aşina olduğumuz bir ressam. Dünyanın en pahalı resimleri arasındaki eskizlerinin ve tablolarının imajları çeşitli yerlerde sıkça karşımıza çıkıyor ne de olsa… Sanat tarihinin büyük isimleri arasında kendisine yer bulmayı, ‘kararsızlığın’ hakim olduğu 37 yıllık kısa bir ömürde başarmış. Üstelik yağlıboya, suluboya ve karakalem çalışmalarından oluşan yaklaşık 2 bin eserini, yani ressamlığını bu kısa ömrün son 10 yılına sığdırmış. En popüler ve pahalı resimleriniyse sadece son iki yılına…
Van Gogh’un sözünü ettiğimiz on yılı, bu sırada yaşadığı yerler, yaptığı resimler önceki gün açılan ilgi çekici bir serginin konusu. İlaç firmalarından Abdi İbrahim’in 100. yılı vesilesiyle Karaköy’deki ‘Antrepo No;3’ galerisinde açtığı sergi ‘Van Gogh Alive’ başlığını taşıyor. İşin ilgi çekici yanı ressamın tabloları ve son   10 yılının önemli anlarıyla ilgili üç bin görselin 40 projektör tarafından galerinin duvarlarına yansıtılması. Görüntülerin klasik müzik eşliğinde, bir hikaye anlatırcasına akıp gittiği yarım saati bulan bu seyirliğin yeni bir sergileme biçimi olduğu söylenebilir. Van Gogh resimleri, resimlerin büyütülmüş detayları, onun yaşadığı yerler, kardeşine yazdığı mektuplar etrafınızda dolanınca kendinizi ressamın dünyasına girmiş gibi hissedebiliyorsunuz.
Sistem, ‘Sensory 4’ adlı gelişmiş bir teknolojinin ürünü. Avustralya merkezli bir firma tarafından tasarlanan serginin dünya prömiyeri önceki aylarda Singapur’da gerçekleştirilmiş. 15 Mayıs’a kadar İstanbulluları ağırlayacak, ardından ekimde Ankara’daki Cer Modern’e gidecek. Galerinin fuayesinde Van Gogh resimlerinin kullanıldığı defter, tişört, çanta gibi ürünlerin satıldığı bir stand da var. Giriş öğrenciler için 8, diğer kişiler için 15 TL.

Dahi ilan edildiğinde ‘akıl hastanesi’nde yatıyordu
Van Gogh’un (1853-1890) yaşamı zorluklar, bu zor koşullara bağlı karasızlıklar, ruhsal iniş çıkışlar içinde geçmişti. Resimleri de bu hayatın izlerini fazlasıyla taşıyordu. Hikayesinin dikkat çekici bazı yanlarını bazı başlıklar altında kısaca aktaralım.
İş hayatında kararsızdı ve hiçbir yere ait olmadı
Babası bir Protestan rahibiydi. Mektuplarından birinde bahsettiği şekliyle ‘kasvetli, soğuk ve kısır’ bir çocukluk geçirdi. Henüz 15’indeyken amcasının önerisiyle Hollanda Lahey’deki bir sanat galerisinde iş buldu. Galerinin Brüksel, Londra ve Paris ofislerinde çalışıp iyi para kazanırken içine kapandı ve dindarlaştı. İşini bıraktı. Londra’da öğretmenliğe başladı ardından döndüğü Hollanda’da kitapçılığa… 1887’de teoloji okumak için Amsterdam’a gitti ama kısa sürede vazgeçti. 1879’da misyonerlik yapmak için Belçika’da madencilerin bulunduğu Borinage’a yerleşti. Daha iyi ilişki kurmak için onlar gibi kötü koşullarda yaşamaya başlarken kilise, rahipliğin imajını zedelediği için işine son verdi. 1880’de galerici kardeşi Theo’nun önerisiyle resim kariyeri yapmayı düşündü. Güzel sanatlar okumak için Brüksel’e gitti ama bu okuldan da vazgeçti. Daha sonra bu güzel sanatlar okuma işini bir kez daha deneyip vazgeçecekti. Lahey’de başlayan ressamlığı boyunca da, sıkıntılar, zorluklar, sağlık bozuklukları nedeniyle bir yerde düzenli biçimde yaşamadı. Geçimini kardeşinin maddi desteğiyle sağlıyordu. Hollanda’da Nuenen ve Anvers’te kaldıktan sonra 1886’da Paris’teki kardeşi Teo’nun yanına yerleşti.1888’de ideali olan bir sanat çevresi kurmak için Fransa’nın güneyindeki Arles’e, 1889’daysa akıl hastanesinde kalmak için Saint-Remy’e gitti.

Kadınlarla ilişkisi istediği gibi gitmedi 
19 yaşındayken galerideki işi nedeniyle Londra’da geçirdiği günlerde, kaldığı evin sahibinin kızından hoşlanıyordu ama karşılık bulamadı. Resim yapmaya karar verdiği ilk zamanlarda kendisinden yedi yaş büyük dul kuzenine aşık olmuştu. Evlenme teklif etti fakat reddedildi. 1882’de Sien adlı ‘hayat kadınıyla’ tanıştı ve onu çocuğuyla birlikte evine aldı. Sien’in kısa bir süre sonra doğacak çocuğuna da baktı. Van Gogh Sien’in pek çok resmini yaparken ailesinin baskıları nedeniyle 1883’te ondan ayrıldı. 1885’te kendisine modellik yapan kadınlardan biri hamile kalınca kasabanın rahibi Van Gogh’un kadın modellerle çalışmasını engelledi. Ömrünün son zamanlarında, 1888’de kestiği kulağını bıraktığı kişi genelevdeki Rachel’di…

Dahi bir ressamdı 
1880’de yapmaya başladığı resimleri 1985’ten itibaren Paris’te dikkat çekmeye başladı. Bugün ilk önemli eseri olarak kabul edilen ‘Patates Yiyenler’i de o yıl yapmıştı. Resimleri ilk kez yine bu yıl Lahey’deki bir galeride sergilendi. O sıralarda henüz canlı renkler kullanmıyordu ve kasvetli tablolarının yeterince satmadığı konusunda kardeşine dert yanıyordu. Paris’te izlenimcilerin resimlerinin çok sattığını söyleyen kardeşinin önerisi canlı renkleri kullanması yönündeydi. Paris’e taşındığında bu öneriye ikna oldu. 1887’de burada ressam Paul Gauguin’le tanışıp dostluk kurdu. İdeali, bir sanat çevresi oluşturmaktı ve bunun için Fransa’nın güneyindeki Arles kasabasına yerleşti. Bir süre sonra Gauguin’i de buraya davet etti.
Dengesiz bir rusal yapıya sahip bu iki arkadaşın resim hakkındaki tartışmaları bazen epey stres yaratıyordu. Tartışmalarından birinin ardından Gauguin evi terk edince Van Gogh sol kulağının alt kısmını kesti ve bir geneleve bıraktı. Ertesi gün olayı duyan Gauguin bir daha Van Gogh’u görmedi. Van Gogh hastanede tedaviye alındı. Çıktıktan bir süre sonra halüsinasyonlar ve zehirlenme paranoyası nedeniyle tekrar hastane yolunu tuttu. Tekrar çıktığında kasaba halkı onu istemiyordu. Kardeşinin ikna etmesiyle 1889’da buradan ayrılarak Saint Remy’deki akıl hastanesine yattı. ‘Yıldızlı Gece’yi ve bugünün en popüler Van Goh resimlerini o dönemde yaptı. O en zor dönemini yaşarken resimleri Paris’te ünlenmeye başlamıştı ve Van Gogh’a ‘dahi’ sıfatı yakıştırılıyordu. 1890’da Sanit Remy’dsen ayrılarak Paris’e yakın Auvers-sur -Oise’a geldi. Burada 70 günde 70 resme imza attı. Bir yaz günü resim malzemeleriyle tarlada yürürken tabancayla kendisini göğsünden vurdu. Döndüğü otelde ertesi gün kardeşinin kolları arasında hayatını kaybetti. Son iki yılında kendisini fazlasıyla etkileyen ‘akıl hastalığı’ hakkında 30’dan fazla teori öne sürülecekti.

Yazar : Eyüp Tatlıpınar
[email protected]

Kaynak : http://www.aksam.com.tr