Şunun için etiket arşivi: anayasa

17. Tüyap İzmir Kitap Fuarı Etkinlik Programı

17.izmir-kitap-fuari 2012

14 Nisan 2012 Cumartesi
Konferans Salonu I

14.00-15.00
Söyleşi: Listeler, Gençlik ve Edebiyat
Konuşmacı: Mine Soysal
Düzenleyen: Günışığı Kitaplığı

15.15-16.15
Söyleşi: İzmir’de Göç Öyküleri
Konuşmacılar: Zuhal İzmirli, Yücel İzmirli
Düzenleyen: Kırmızı Kedi

16.30-17.30
Panel: Sakıncalı Zirve
Yöneten: Tülin Dursun
Konuşmacılar: Aslı Tohumcu, Ayşe Kilimci, Funda Uncu, Halil İbrahim Özcan, Sibel Oral, Ünal Ersözlü
Düzenleyen: PEN

18.00-20.00
Panel: Dil Derneği’nin 25. Yılında Aklımızda Uçuşan Sorular
Yöneten: Salim Çetin
Konuşmacılar: Düriye Ayyıldız, Hakan Akdoğan, Hidayet Karakuş, Sevgi Özel, Y. Bekir Yurdakul
Müzik: Murat Mengikaon
Düzenleyenler: Dil Derneği, Karabağlar Belediyesi

14 Nisan 2012 Cumartesi
Konferans Salonu II

14.00-15.00
Söyleşi: İzmir’de Kültür Ortamları
Konuşmacılar: Mustafa Şerif Onaran, Yüksel Pazarkaya, Sina Akyol, Hüseyin Peker
Düzenleyen: TÜYAP

15.15-16.15
Söyleşi: Aşk Bağışlamasın
Yöneten: Tuğrul Keskin
Konuşmacı: Namık Kuyumcu
Düzenleyen: Türkiye Yazarlar Sendikası

16.30-17.30
Söyleşi: Doğuda ve Batıda Aşk Anlayışı
Konuşmacı: Fatih Duman
Düzenleyen: Nesil Yayınları

17.45-18.45
Söyleşi: Ahmet Telli ve Tuğrul Keskin ile Söyleşi
Konuşmacı: Ahmet Telli, Tuğrul Keskin
Düzenleyen: Everest Yayınları

14 Nisan 2012 Cumartesi
Konferans Salonu III

14.00-15.00
Panel: İzmir’de Bir Rüzgar: Yaşar AKSOY
Yöneten: Namık Kuyumcu
Konuşmacılar: Deniz Kavukçuoğlu, Tarık Dursun K. Muzaffer İzgü, Hakan Tartan, Ünal Ersözlü, Tuğrul Keskin, Ümit Yaşar Işıkhan
Düzenleyen: Etki Yayınevi

15.15-16.15
Panel: Değişen Türkiye’de Aydın Sorumluluğu
Yöneten: Hüseyin Çorlu
Konuşmacılar: Enver Aysever, Ercan Karakaş
Düzenleyen: SODEV

16.30-17.15
Söyleşi: Aşka Yolculuk
Konuşmacı: Sinan Yağmur
Düzenleyen: Destek Yayınları

17.30-18.30
Söyleşi: Kızıl Pençe Kazım Karabekir’in Gözüyle Yakın Tarihimiz
Konuşmacı: Mustafa Armağan
Düzenleyen: TİMAŞ

18.45-20.00
Söyleşi: İslamda Paylaşım ve Mülkiyet
Konuşmacılar: Eren Erdem, R.İhsan Eliaçık
Düzenleyen: Destek Yayınları

15 Nisan 2012 Pazar
Konferans Salonu I

12.00-13.00
Söyleşi: Gidişini Anlatıyorum
Konuşmacı: Aydın Ilgaz, Özdemir Nutku
Düzenleyen: Çınar Yayınları

13.15-14.15
Söyleşi: Azrail Aynası
Konuşmacı: Cüneyt Ülsever
Düzenleyen: Doğan Kitap

14.30-15.30
Söyleşi: Edebiyatta Yaratıcılık ve Yazma Teknikleri
Konuşmacı: Murat Gülsoy
Düzenleyen: Can Yayınları

15.45-16.45

sabahattin ali

Etkinlik Adı: Sabahattin Ali Bir Fotoğraf Camı Sergisi Üzerine
Konuşmacılar: Filiz Ali, Sevengül Sönmez
Düzenleyen: Yapı Kredi Yayınevi

17.00-18.00
Söyleşi: Kuyudaki Taş
Konuşmacılar: Özer Akdemir, Senih Özay
Düzenleyen: Evrensel Basım Yayın

18.15-19.15
Panel: İdamların 40. Yılında Arkadaşları Denizleri Anlatıyor
Yöneten: Sönmez Targan
Konuşmacılar: Bora Gezmiş, Mustafa İlker Gürkan, Hacı Tonak
Düzenleyen: 68′liler Birliği Vakfı

15 Nisan 2012 Pazar
Konferans Salonu III

12.00-13.00
Söyleşi: Halikarnas Balıkçısı’nı Anımsamak
Konuşmacılar: İsmet Noonan, Şadan Gökovalı, Mustafa Şerif Onaran, Yaşar Aksoy
Düzenleyen: Bilgi Yayınevi

13.15-14.30
Söyleşi: Yakın Tarihimizin Gerçekleri
Konuşmacı: İlber Ortaylı
Düzenleyen: TİMAŞ

14.45-15.45
Söyleşi ve Okuma: Aşkın Şiirini Yazmak
Konuşmacı: Haydar Ergülen
Düzenleyen: Kırmızı Kedi

16.00-17.15
Söyleşi: Yiğit Halk Yiğit Başkan AB-D Emperyalistlerine Meydan Okuyor
Konuşmacılar: Raul Betancourt Seeland (Venezüella Büyükelçisi), Tacettin Çolak
Düzenleyen: Derleniş Yayınları

17.30-18.30
Söyleşi: Hayatın Yükselen Sesi
Konuşmacılar: Ahmet Telli, Asuman Susam, Didem Gülçin Erdem
Düzenleyen: Everest Yayınları

18.45-19.45
Şiir-Dinleti
Konuşmacı: Babacan Pesenkurdu
Düzenleyen: Altı Nokta Yayınevi

16 Nisan 2012 Pazartesi
Konferans Salonu I

12.00-13.00
Söyleşi: “Çocuk ve Oyuncak”
Konuşmacılar: Zehra Ünüvar, Erkan Atalı
Düzenleyen: Bilgi Yayınevi

13.15-14.00
Söyleşi: Eyvah Okul!
Konuk Yazar: Yonca Negiş
Yöneten: Nilay Öztekten
Düzenleyen: Top Yayıncılık

14.15-15.15
Söyleşi: Dünyayı Verelim Çocuklara…
Yöneten: Batıgün Sarıkaya, İffet Diler
Konuk Şairler: Ahmet Günbaş, Eşref Karadağ, Mavisel Yener, Mehmet Rayman, Nursel Çetin, Şengül Kıran
Konuk Gençler: İzmir Özel Ege Lisesi, Özel Çamlaraltı Koleji, Kıbrıs Şh. Yzb. Cengiz Topel İlköğretim Okulu ve Çağdaş Yaşam Bayraklı Çocuk Kulübü öğrencileri
Düzenleyen: Dil Derneği, Cumhuriyet Kitapları

17.00-18.00
Söyleşi: Tekin Sönmez, Romanları İle Tekin SonMez’i Anlatıyor
Konuşmacı: Tekin Sönmez
Düzenleyen: Nis Medya

18.15-19.30
Şiir-Dinleti: Abdullah Rıza Ergüven Şiir Etkinliği
Yöneten: H. Hüseyin Yalvaç
Katılımcılar: Canan Al, Bilsen Başaran, Veysel Boğatepe, Ayhan Can, Nalan Çelik, Seher Duman, Atila Er, Mehmet Genç, Sıtkı Salih Gör, Mehmet Gözen, Şevket Karakış, Evin Okçuoğlu, Asım Öztürk, Timuçin Özyürekli, Mehmet Rayman, Coşkun Şimşekli, H. Hüseyin Yalvaç
Düzenleyen: Berfin Bahar Dergisi

16 Nisan 2012 Pazartesi
Konferans Salonu III

12.00- 13.00
Söyleşi: Kendi Everest’inize Tırmanın
Konuşmacı: Nasuh Mahruki
Düzenleyen: Alfa Yayınları

17.30-19.00
Panel: Günümüzde Sosyalist Gerçekçi Sanat Anlayışı ve Önemi
Yöneten: İsmail Hardal
Konuşmacılar: Asım Gönen, İrfan Ünal, İsmail Hardal
Düzenleyen: Sorun Yayınları Kolektifi

17 Nisan 2012 Salı
Konferans Salonu I

12.00-13.00
Söyleşi: Öğrenciler Edebiyata Nasıl Bakıyor?
Yöneten: Oya Uslu
Konuşmacılar: Hüseyin Yurttaş, Ferda İzbudak Akıncı, Mine Bal, Cemil Sever
Düzenleyen: Edebiyatçılar Derneği

13.15-14.00
Söyleşi: Eyvah Hayat!
Konuk Yazar: Asuman Portakal
Yöneten: İpek Tatlıcıoğlu
Düzenleyen: Top Yayıncılık

14.15-15.15
Söyleşi: Çocuğun Umduğu Yazarın Sunduğu
Konuşmacılar: Habib Bektaş, Mavisel Yener
Düzenleyen: TUDEM Yayınları

15.30-16.30
Söyleşi: İzmir’de Öykü ve Yeni Öykücüler
Yöneten: Aydın Şimşek
Konuşmacılar: Tülay Güzeler, Nedret Çelebi, Hüsamettin Köseoğlu, Ayşen Aydoğan, Turan Horzum, Seher Kaya, Soner Önder
Düzenleyen: Kanguru Yayınları

16.45-18.00
Söyleşi/Slayt Sunum: Yaşayan Köy Enstitülüler Diyor ki
Konuşmacı: Ahmet Gürel
Düzenleyen: Ulusal Eğitim Derneği

18.15-19.15
Şiir Dinleti: Dünya Barışına Kanat Olmak
Yöneten:Y.Bekir Yurdakul
Konuşmacılar: Yaşar Aksoy, Muzaffer Kale, Halim Yazıcı, Bilsen Başaran, Özkan Mert, Ü.Yaşar Işıkhan, Atila Er, Yücelay Sal, Zeynep Aslı Köstepen,Dedocan, Aliye Özlü, Recai Atalay, Asım Öztürk, Hüseyin Durdu, Veysel Gültaş, Mustafa Gökçek, Ercan Çağıran, Oğuz Tümbaş
Düzenleyen: Aktivist Sanatçılar Birliği

17 Nisan 2012 Salı
Konferans Salonu III

16.15- 17.15
Kibele Yayınları

17.30-19.00
Panel: Resmi Tarihler Kuşatmasında Dersim
Yöneten: Serhat Halis
Konuşmacılar: Serhat Halis, Tuncay Şur
Düzenleyen: Sorun Yayınları Kolektifi

18 Nisan 2012 Çarşamba
Konferans Salonu I

12.00-13.00
Söyleşi: Eyvah Görenek!
Konuk Yazar: Habib Bektaş
Yöneten: Şengül Kıran
Düzenleyen: Top Yayıncılık

13.15-14.15
Söyleşi: Farklı Ülkelerden Aydedeli Öyküler
Konuşmacı: Hacer Kılcıoğlu
Düzenleyen: Günışığı Kitaplığı

14.30-15.45
Söyleşi: Çocuk ve Doğa
Konuşmacı: Ferda İzbudak Akıncı
Düzenleyen: TUDEM Yayınları

16.00-17.00
Söyleşi: Direnişi Nasıl Dokuduk?
Konuşmacılar: Ramiz Sağlam, Gürsel Köse, Makum Alagöz
Düzenleyen: Evrensel Basım Yayın

17.15-18.15
Panel: Bizi Bize Anlatan Kadın Yazarlar
Yöneten: Nevzat Süer Sezgin
Konuşmacılar: Nalan Yılmaz, Gülseren Mungan, Zübeyde Seven Turan Nalan Tuntaş,Nilgün Erdem
Düzenleyen: Şenocak Yayınları

18.30-19.45
Şiir Dinleti: Şiirler-Şiirler
Yöneten: Fergun Özelli
Altay Ömer Erdoğan, Asuman Susam, Atilla Er, Bilsen Başaran, Coşkun Şimşekli, Emel Kayın, Hayri K. Yetik, Hülya Deniz Ünal, Hüseyin Peker, Mehmet Sadık Kırımlı, Mustafa Eroğlu, Muzaffer Kale, Namık Kuyumcu, Oğuz Tümbaş, Onur Akyıl, Recai Atalay, Seçil Özcan, Tuğrul Keskin, Ünal Ersözlü, Zübeyde Seven Turan
Düzenleyen: Türkiye Yazarlar Sendikası

18 Nisan 2012 Çarşamba
Konferans Salonu III

14.15-15.15
Panel: Kadın Dostu Kent İçin Yazmak
Yöneten:Nalan Yılmaz
Konuşmacılar: Gönül Çatalcalı, Emel Kayın, Esma Zafer Ertan, Zübeyde Seven Turan
Düzenleyen: Egeli Kadın Yazarlar Platformu- Egeli Kadın Yazarlar

15.30-16.30
Söyleşi: Homeros’un Yaşamı, Kişiliği ve Önemi
Konuşmacılar: Oktay Gökdemir, Zeki Büyüktanır
Düzenleyen: Alevi- Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı

16.45- 17.45
Söyleşi: Kent Yönetimlerine Soldan Bakmak
Konuşmacılar: Adnan Akyarlı, Bülent Baratalı, Hakkı Ülkü, Metin Erten, Osman Özgüven
Düzenleyen: Konak Kent Konseyi

18.00-19.00
Söyleşi: Edebiyatımızda Kurtuluş Savaşı
Konuşmacılar: Recai Atalay, Yaşar Aksoy, Asım Öztürk
Düzenleyen: Uluslararası İzmir Araştırmaları Homeros Kültür Vakfı

19 Nisan 2012 Perşembe
Konferans Salonu I

11.00-12.00
Söyleşi: Mavisel Yener ile Öykü Okuyoruz
Konuşmacı: Mavisel Yener
Düzenleyen: Bilgi Yayınevi

12.15-13.15
Söyleşi: Komşu Masallar ve Toparlak
Konuşmacılar: Adnan Özyalçıner, Sennur Sezer
Düzenleyen: Evrensel Çocuk Kitaplığı- Evrensel Basım Yayın

13.30-14.30
Söyleşi: Behiç Ak ile Çize Yaza Gülümseten Öyküler
Konuşmacı: Behiç Ak
Düzenleyen: Günışığı Kitaplığı

14.45-15.45
Söyleşi: Kırmızı Arabanın Hayaleti Sizi Çağırıyor
Konuşmacı: Aytül Akal
Düzenleyen: TUDEM Yayınları

16.00-17.00
Söyleşi: Demirtaş Ceyhun’da Edebiyatın Tarihe İzdüşümü
Konuşmacılar: Yüksel Pazarkaya, Seyyit Nezir
Düzenleyen: Sis Çanı – Broy Yayınevi

17.15-18.15
Panel: Günümüzde Şiir Nasıl Yazılıyor?
Yöneten: İsmail Mert Başat
Konuşmacılar: Aydın Şimşek, Hayri K. Yetik, Onur Akyıl
Düzenleyen: Türkiye Yazarlar Sendikası

18.30-19.30
Söyleşi:Hekimler Köy Enstitülü Ailelerini Anlatıyor
Yöneten: Kemal Kocabaş
Konuşmacı: Akın Kapubağlı
Düzenleyen: İzmir Tabip Odası ve Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED)

19 Nisan 2012 Perşembe
Konferans Salonu III

12.00-13.00
Söyleşi: Dağ Köylerinde Kitap ve Şiir Tomurcukları
Katılımcılar: Mesut Tim, Zübeyde Seven Turan, Hüseyin Peker, Ömer Akşahan, Mehmet Rayman, Veli Başak, Elgiz Pamir
Düzenleyen: Atatürk Çocukları Kütüphanesi

13.15-14.15
Panel: Genç Edebiyatçının Yazın Evreni
Yöneten: Yunus Bekir Yurdakul
Konuşmacılar: Gülşah Elikbank, Kerem Işık, Nuray Kaya, Mehmet Özçataloğlu
Düzenleyen: Edebiyatçılar Derneği

14.30-15.30
Söyleşi: Nefret Suçları ve Kadın
Yönetici: Sevim Korkmaz Dinç
Konuşmacılar: Melek Göregenli, Şenay Tavuz
Düzenleyen: Kadın Yazarlar Derneği

16.00-17.00
Söyleşi: Edebiyatla Alınan Yollar
Konuşmacı: Murathan Mungan
Düzenleyen: Metis Yayınları

17.30-18.30
Şiir Müzik Dinletisi: İzmir’den Şiire Yolculuk
Yöneten: Zübeyde Seven Turan
Katılanlar: Özkan Mert, Halim Yazıcı, Güzin Oralkan, Azime Akbaş Yazıcı, Sedef Kandemir, Mehmet Sarsmaz, Hülya Deniz Ünal, Gökhan Cengizhan, Aydın Uysal, Aslıhan Tüylüoğlu, Nalan Çelik, Mehmet Rayman, Betül Yazıcı, Mehmet Genç, Oğuz Tümbaş, Recai Atalay, Güney Özkılınç, Şen Çakır, Halide Yıldırım, Muhsine Arda
Müzik: Selçuk Yılmaz, Mehmet Gürcan
Düzenleyen: Edebiyatçılar Derneği

18.45-19.45
Panel: Demokratik Özerklik ve Ulus Devlet
Konuşmacılar: Yener Orkunoğlu, Salim Turgut, Eşber Yağmurdereli
Düzenleyen: Kibele Yayınları

20 Nisan 2012 Cuma
Konferans Salonu I

11.00-12.00
Okuma : Lili ve Yedi Çocuğu ile Kitap Sineması
Konuşmacı Tülin Kozikoğlu
Düzenleyen: İletişim Yayınları

12.15-13.15
Söyleşi: Çocuklar, Kitaplar ve Yaşam
Konuşmacılar: Adnan Özyalçıner, Gülsüm Cengiz
Düzenleyen: Evrensel Basım Yayın

13.30-14.30
Söyleşi: Foça’dan Marsilya’ya Acayip Bir Deniz Yolculuğu
Konuşmacı: Müge İplikçi
Düzenleyen: Günışığı Kitaplığı

14.45-15.45
Söyleşi: Deyim Yerindeyse
Konuşmacı: Süleyman Bulut
Düzenleyen: TUDEM Yayınları

16.00-17.00
Söyleşi: “Dengbêjlerin İzinde ve Yazınsal Türler Arası İletişim”
Konuşmacı: Ronî War, Işık Okçu, Pelin Buzluk
Düzenleyen: Ava Yayınları

17.15-18.15
Söyleşi: “Sanki İzmir’le 41 Yıllık Dost Gibiyiz İkimiz”
Konuşmacı: Cihan Demirci
Düzenleyen: TÜYAP

18.30-19.30
Panel: Kısa Öykü Nereye Kadar?
Yöneten: Tülay Güzeler
Konuşmacılar: Aydın Şimşek, Emel Kayın, Seher Kaya
Düzenleyen: Türkiye Yazarlar Sendikası

20 Nisan 2012 Cuma
Konferans Salonu II

14.30-15.30
Söyleşi: “Şair Eşref’ten Nahit Ulvi’ye ve Günümüze İzmir Sokakları”
Konuşmacılar:Hasan Efe, Altay Ömer Erdoğan, Halil İbrahim Özbay, Seçil Özcan
Hüseyin Peker
Düzenleyen: Cumalı-Seferis GÖKYÜZÜ Kültür ve Sanat Derneği

16.00-17.30
Söyleşi: Avrupa Birliği ve Göç: 50. Yılında Göçün Getirisi, Götürüsü
Konuşmacılar: Yüksel Pazarkaya, Habib Pektaş, Deniz Kavukçuoğlu
Düzenleyen: TÜYAP

20 Nisan 2012 Cuma
Konferans Salonu III

12.15-13.15
Palonia Dans Grubu
Düzenleyen: Konuk Ülke Hollanda

13.30-14.30
Söyleşi: Orhan Kemal Hanımın Çiftliği ve Bir Mektup
Konuşmacı: Işık Öğütçü, Mazlum Vesek
Düzenleyen: Everest Yayınları

14.45-15.45
Söyleşi: Edebiyatta Aşkın Farklı Yüzleri
Konuşmacı: Jale Demirdöğen, Emre Kalcı
Düzenleyen: Nemesis Kitap

16.00-17.00
Şiir-Dinleti: Sanat Cephesi Şairlerinin Mayıs Mesajları
Yöneten: Asım Gönen
Müzik: İrfan Ünal
Katılımcılar: Hüseyin Gül, Asım Gönen, Ragıp Özcan, Şerif Temurtaş, İrfan Ünal
Düzenleyen: Sorun Yayınları Kolektifi

17.15-18.15
Söyleşi: Günümüz Edebiyatında Roman”
Konuşmacılar: Mehmet Sabri Kılıç – Erdoğan Baysal – H.Rezan Gülseren – Tamer Bayrak
Düzenleyen: Göl Yayıncılık

18.30-20.00
Panel: ‘Edebiyata ve Yansıma Yazarlarına Vefa ve Saygı’
Yöneten: Tekin Sönmez:
Konuşmacılar: M. Sadık Aslankara, Burhan Günel, Necati Mert, Celal Özcan
Düzenleyen: Nis Medya

21 Nisan 2012 Cumartesi
Konferans Salonu I

12.00-13.00
Söyleşi: Sonra Hayat Yeniden Başlar
Konuşmacı: Mustafa Mutlu
Düzenleyen: Doğan Kitap

13.15-14.15
Panel: Dinsel Düşüncede Farklı Yorumlar
Yöneten: Burhan Sönmez
Konuşmacılar: Zerrin Kurtoğlu, Mehmet Kuyurtar
Düzenleyen: Ayrıntı Yayınları

14.30-15.30
Söyleşi: Yersizyurdsuzlaşma Üzerine
Konuşmacı: Ali Akay
Düzenleyen: Bağlam Yayıncılık

15.45-16.45
Söyleşi: Tarihi Roman: Ne Kadarı Gerçek Ne Kadarı Kurgu?
Konuşmacı: Okay Tiryakioğlu
Düzenleyen: TİMAŞ

17.00-18.00
Söyleşi / Şiir-Dinleti: Bağbozumu Şiirleri
Konuşmacılar: Şükrü Erbaş, Aydın Şimşek
Düzenleyen: Kanguru Yayınları

18.15-19.15
Söyleşi: Yeni Anayasa Kimin Anayasası?
Yöneten: Orhan Ayber
Konuşmacılar: Yılmaz Dikbaş, Okan Gökay Emgengil
Düzenleyen: Asyaşafak Yayinlari (Berfin Basın Yayın)

21 Nisan 2012 Cumartesi
Konferans Salonu II

12.00-13.00
Söyleşi: Kadın, Şiddet, Yazın
Konuşmacılar: Gülçiçek Günel, Nevzat Süer Sezgin, Mukaddes Erdoğdu Çelik
Düzenleyen: Akademi-Ceylan Yayınları

13.15-14.15
Söyleşi: Eski Uygarlıkları Dillendiren Romanlar: Anadolu’da Bir Zamanlar
Konuşmacı: İsmet Bertan
Düzenleyen: Günışığı Kitaplığı

14.30-15.30
Söyleşi: İzi Kalsın
Konuşmacılar: Gülsüm Cengiz, Adnan Özyalçıner
Düzenleyen: Evrensel Basım Yayın

15.45-16.45
Söyleşi: Tarih, Türkiye, Sosyalizm
Konuşmacı: Metin Çulhaoğlu
Konuşmacı: Yazılama Yayınevi

17.00-18.00
Söyleşi: “Arap Baharı, Libya Kışı: Arap İsyanlarının Tarihsel Arka Planı”
Konuşmacı: Haluk Gerger
Düzenleyen: Yordam Kitap

18.15-19.15
Söyleşi: Aykırı Spinoza
Konuşmacı: Cengiz Baysoy
Düzenleyen: Otonom Yayıncılık

21 Nisan 2012 Cumartesi
Konferans Salonu III

12.00-13.00
Söyleşi: Atatürk’ün Akıllı Projeleri
Konuşmacı: Sinan Meydan
Düzenleyen: İnkılap Yayınları

13.15-14.15
Söyleşi: Canım Erdal’ım, Sevgili Babacığım
Konuşmacılar: Can Dündar, Sevinç İnönü, Özden Toker
Düzenleyen: Can Yayınları

14.30-15.30
Söyleşi: Hüsnü Arkan’la Söyleşi
Konuşmacı: Hüsnü Arkan
Düzenleyen: Kırmızı Kedi

15.45-16.45
Söyleşi: O Büyülü İnsanlar
Konuşmacı: Zeynep Oral
Düzenleyen: Cumhuriyet Kitapları

17.00-18.00
Söyleşi: Ortadoğu
Konuşmacılar: Hüsnü Mahalli
Düzenleyen: Destek Yayınları

18.15-19.15
Söyleşi: Pozitif İletişim Ve Kendini Açma
Konuşmacı: Bünyamin Çetinkaya
Düzenleyen: Pegem Akademi Yayıncılık

22 Nisan 2012 Pazar
Konferans Salonu I

12.00-13.00
Söyleşi: Türkiye’de Yazar Olmak
Konuşmacı: Öner Yağcı
Düzenleyen: Cumhuriyet Kitapları

13.15-14.15
Söyleşi: Yekta Kopan’la Söyleşi
Konuşmacı: Yekta Kopan
Düzenleyen: Can Yayınları

14.30-15.30
Söyleşi: “21. Yüzyılda Marksizm ve Sosyalizm”
Konuşmacı: Erkin Özalp
Düzenleyen: Yordam Kitap

15.45-16.45
Söyleşi : Yargılanan Gazetecilik
Konuşmacı: İlhan Taşcı
Düzenleyen: Cumhuriyet Kitapları

17.00-18.00
Söyleşi: “Demokratikleşme mi? Şiddet Toplumu mu?”
Konuşmacı: Fikret Başkaya
Düzenleyen: Özgür Üniversite

22 Nisan 2012 Pazar
Konferans Salonu II

13.00-14.00
Söyleşi: Genç Tıbbiyeliler Ne Yapıyor
Yöneten: Erdener Özer
Konuşmacılar: Anıl Tanburoğlu, Sinan Özçelik, Sezin Canbek, Burcu Gülşen, Esra Ece
Düzenleyen: İzmir Tabip Odası

14.30-15.30
Söyleşi: Diyarbakır Cezaevi – İşkence ve Ölümün Adresi
Konuşmacılar: Raşit Kısacık
Düzenleyen: Ozan Yayıncılık

15.45-16.45
Söyleşi: “Anayasa Yapımı Sürecinde Adalet ve Edebiyat
Konuşmacılar: Baha Coşkun, Veysel Gültaş, Noyan Özkan
Düzenleyen: Cumal-Seferis Gökyüzü Derneği

22 Nisan 2012 Pazar
Konferans Salonu III

12.00-13.00
Söyleşi: 2012 ve Burçlar
Konuşmacılar: Nuray Sayarı
Düzenleyen: Destek Yayınları

13.15-14.15
Söyleşi: Küresel Vicdan
Konuşmacı: Mehmet Altan
Düzenleyen: TİMAŞ

14.30-15.30
Söyleşi: Kaçın Demokrasi Geliyor!
Konuşmacı: Banu Avar
Düzenleyen: Remzi Kitabevi

15.45-16.45
Söyleşi: Moda
Konuşmacılar: Ivana Sert
Düzenleyen: Destek Yayınları

17.00-18.00
Söyleşi: Nihat Genç İle Söyleşi
Konuşmacı: Nihat Genç
Düzenleyen: Leman Dergisi

 

Geleceğe anılarınızı nasıl bırakmak istersiniz ?” sorusuna büyük çoğunluğumuz genelde “fotoğrafla” cevabı verir. “An”ın ölümsüzleştirilmesi veya detayların yakalanması ya da bir haberin aktarılmasında ya da gündelik hayatta her zaman karşılaştığımız ama olağan üstülüğüne dikkat etmediğimiz olay, renk  ve  beklide duyguları aktarma, haberleşme ve sanatlaştırma yöntemlerinden biride elbette  fotoğraf çalışmalarıdır. Kimlik kartımızdan tutunda geleceğe anılarımızı bırakmaya kadar  pek çok açıdan hayatımıza dahil olan bu yöntemin sanat olup olmadığından öte” hangi fotoğrafın” sanat olduğunu tartışmak daha doğru gibi.

Durum böyle olunca artık fotoğraf çekme imkanlarının bu kadar gelişken hale gelmeden önceki durumunu merak ettiğiniz olmadı mı? Aşağıdaki yazımızda fotoğrafın geçmişini bulacaksınız…

Yazıyı okuduktan sonra eğer sizde fotoğraf  konusunda eğitim almak veya aldığınız eğitimi pekiştirmek ve bir ileri düzeye çıkartmak istiyorsanız sizleri de bekliyoruz. Yeni dönem Fotoğraf kursuna ön kayıt yaptırın (Lütfen Tıklayın) ve sizlerde  Nar Sanat Ailesine katılın.. Elbette aldığınız eğitim sonunda M.E.B. Onaylı sertifikanızı da alacaksınız. 

 Fotoğrafın Kısa Geçmişi

 

ilk fotoğraf makinası nicephore 1816-22

Fotoğraf makinesinin öncüsü   sayılabilecek karanlık kutu (Camera Obscura) Rönesans devri sanatçıları tarafından bulundu. Bunun temeli ise Sümerler’den beri bilinen şu ana ilkeye dayanıyordu :  Karartılmış bir odanın duvarında küçük bir delik açılırsa, dışarıdaki görüntü karşı duvara ters olarak düşer. Onyedinci yüzyılda ressamlar bu buluştan yoğun olarak yararlanmaya başladılar. Camera Obscura geliştirildi ve görüntünün arkadaki buzlu cam üzerine düşürülmesi sağlandı. Amaç, gözle görüleni doğru olarak kağıda aktarmaktı.

Sonraları deliğe mercek takılarak, bir ayna yardımıyla da görüntü, yukarıya alınan buzlu cama yansıtıldı. Ondokuzuncu yüzyıla ulaşıldığında Camera Obscura gelişmiş ve yaygın olarak  kullanılan  bir araçtı.

19. yüzyılın hemen başlarında Thomas Wedgewood, beyaz bir deriyi gümüş nitrat eriyiğine batırarak üzerinde siyah mürekkep olan bir camın altına yerleştirdi. Işık gümüşü karartarak, negatif bir görüntü oluşturdu. Ancak Wedgewood reaksiyonu durduracak, gümüşün kararmasını önleyecek bir yol bulamamıştı.

 

 

ilk fotoğraf View_from_the_Window_at_Le_Gras,Joseph_Nicéphore_Niépce

 

Alman bilim adamı Johann Heinrich Schulze, günümüzdeki karanlık oda tekniklerine yakın bir teknikle, duyarlı tabaka üzerine koyduğu yarı saydam maddelerin izlerini elde ederse de, o da bunların kararmasına engel olamamıştır.

Optik ve mekanik yollarla elde edilen görüntülerin kimyasal yöntemlerle saptanması, ilk olarak Fransız Joseph Nicephore Niepce tarafından 1826 (kimi kaynaklar bu tarihi 1827 olarak yazar) yılında gerçekleştirilmiştir. Niépce, üzeri katran türevi bir madde ile kaplanmış pirinç levha üzerinde litografi malzemelerini kullandı. Sekiz saatten fazla bir süre pozladıktan sonra sertleşmemiş bölgeleri lavanta yağı içerisinde yıkayarak çıkardı. Elde edilen kalıptan yapılan litografi baskısı sonucu çıkan ilk görüntü ise tarihe geçti. Sonuçta Niepce bir görüntü elde etti.

Tonlar çok kötü değildi ama iyi bir ayrıntı alınamamıştı. Fotoğraf tarihinin bu ilk örneği bir çok el değiştirmiştir Niépce tarafından 1827’de Londra’daki Royal Society’nin üyesi Dr. Bauer’e teslim edilen eser yüzyıl içinde iki kez açık artırmayla satılır. 1898’de Londra’da sergilendikten sonra, elli yılı aşkın  bir süre ortadan kaybolur. Görüntü bu dönemde  Londra’da emanete verilmiş bir sandıkta unutulmuştur.  Ancak Fotoğraf tarihçisi ve koleksiyoncusu Helmut Gernsheim’ın araştırmaları sayesinde, sonunda unutulduğu  yerden çıkarılır. Gernsheim , eseri 1964’te Texas Üniversitesi’ne bağışlar.

 

ilk fotograflardan

Niépce’in bu araştırmalardan o tarihe doğru haberdar olan Daguerre, dioramalarını geliştirirken yararlandığı karanlık odada elde edilen görüntüleri sabitlemeyi yıllardır düşlemektedir. İki adamın 1827’de tescillenen ortaklığı Niépce’in 1833’de ölmesiyle son bulur. Bunun üzerine Daguerre çalışmalarını tek başına sürdürür ve Eugene Hubert adında genç bir mimar 1836’dan itibaren onun asistanlığını üstlenir. Daguerre, Niépce’in aksine görüntüyü çoğaltmaktan çok netleştirme alanına yönelir.

1837’de yöntemi son biçimini almıştır: Yuda bitümüyle duyarlı kılınmış bir bakır plaka kullanmakta, karanlık odada üzerine ışık düşürülen bu plakadaki gizli görüntüyü daha sonra cıva buharıyla açığa çıkarmakta ve ayrıntılarda çok büyük bir inceliğe ve kesinliğe sahip bir görüntü elde etmektedir.  Ürünü piyasaya sürme konusundaki ilk girişiminde başarısızlığa uğrayan Daguerre, resmi çevrelerden destek almaya çalışır: 1838’de temas geçtiği François Arago, bu yöntem karşısında coşkuya kapılır

Arago’nun 1839’un hemen başında duyurduğu haber, tarihi inanılmaz biçimde hızlandırır. Görüntülerin üretiminde kullanılan  yöntem hakkında hiçbir bilgi sızdırılmaması her türlü spekülasyona kapı açar.  Bazıları sihirden söz ederken, karanlıktaki köşelerinde çıkan kimileri de kendilerini tanıtıp Fotoğraf çekme yöntemini Daguerre’den daha önce bulduklarını iddia ederler; bu durum Daguerre’in icadının çağın havasına ne denli uygun olduğunu ve onu nasıl yansıttığını göstermektedir.

İtirazların en kayda değeri İngiltere’den gelir; William Henry Fox Talbot, 31 Ocak tarihinde Londra’daki Royal Society huzurunda kendi geliştirdiği kağıt üzerine Fotoğraf yöntemini tanıtır. Daguerre ile aynı tarihlerde çalışmalarını sürdüren İngiliz William Henry Fox Talbot, görüntü elde etmede negatif – pozitif yöntemini ortaya çıkararak, aynı görüntünün birden çok baskısının yapılmasını sağlamıştır. İcat ettiği sisteme Latince Calos(Güzel) dan gelen Calotype adını veren Talbot’un yönteminde ise kağıda gümüş nitrat eriyiği emdiriliyor, sonra kamera içine yerleştirilip bir dakika kadar pozlandırıldıktan sonra, tekrar aynı eriyik içinde görüntü güçlendiriliyor ve hiposülfat içinde sabitleştiriliyordu. Talbot’un elde ettiği görüntü ters ve negatifti. Aynı yöntemle duyarlılaştırılan başka bir kağıda günışığı yardımıyla görüntü aktarılıyordu. Bu şekilde sayısız pozitif görüntü elde edilebiliyordu. Talbot’un sistemi Daguerre’inkine göre daha az yaygınlaşabildi. Çünkü kağıt negatifin yapısı, ayrıntıyı yok ediyordu. Elde etmeyi başardığı görüntülerle Fotoğraf tarihinin ilk sergisini açan Talbot, 1842 yılında da ticari amaçla çalışan ilk Fotoğraf stüdyosunu kurmuştur.

 

ilk portret

Ve Daguerre, nihayet 19 Ağustos 1839’da buluşunu tüm dünyaya “Daguerreotype” adıyla duyurdu. Gümüş iyodür kaplı bakır levhayı karanlık kutu içinde objeden yansıyan ışıkla pozlandırıp, cıva buharıyla geliştiriyor ve reaksiyonu durdurmak için ise, tuzlu eriyik içinde yıkıyordu. Bunun  sonucunda oluşan görüntü tek kopya olarak elde edilmekteydi. Eğer Fotoğrafçı özel aynalı bir kamera kullanmıyorsa, Fotoğraf sağ-sol yönünde ters bir şekilde oluşuyordu.

Daguerre, Niépce ile bir ortaklık anlaşması imzaladıktan sonra Chalon’a gelir. Artık Niépce’in  heliografi adını verdiği buluş, ikisinin ortak malıdır. Bu ortaklığa Daguerre olanak  ve ününü koyarken, Niépce buluşunu koymaktadır.  Yine  de Daguerre, Niépce’yi pek yavaş anlayıp desteklemektedir. Halk daha çok Daguerre’in adını anmakta ve buluşu ona maletmektedir.1822’de  Fotoğraf elde edilmişti ve Niépce  1833’de  öldü. Niépce’in ölümü üzerine oğlu, kontratın hukuki ortağı olur. Fakat Daguerre, Isidore’un mali yöndeki zaafından istifade ederek meseleyi halleder. Ayrıca birçok bilgin, bu endüstri çağının  yeni doğan  çocuğuna  ilgi duyarlar. Ocak 1839’da  Daguerre  tekniğini geliştirmiştir. İlk levhalarını Arago’ya gösterir. Yazar Jules Janin, “L’Artiste” dergisinde milletlerarası

tartışmalara yol  açan garip  açıklamalar  yapar. Fakat halk henüz  shiçbir “görüntüyle” karşılaşmamıştır. Aynı dönemde İngiltere’de Fox Talbot, Niépce’ in  heliografilerini  görmüştür ve kağıt  üzerinde  çalışmalarına devam etmektedir. Her ne kadar Daguerre ve Talbot gizlilik içinde çalışıp, bröve peşindilerse  de, başka bilim adamları Fransız  Faraday ve İngiliz Herschal fikirlerini açıklamaktadırlar. Herschal sodyum hiposülfiti tavsiye edip Fotoğrafçılara bu fiksatörü hediye eder.  Bu  sıralarda  Fransız  Hyppolite  Bayard  kağıt  üzerinde çalışmaktadır.

19 Ağustos 1839’da, Paris’de Louis Daguerre’in Fotoğrafik  yöntemini açıklaması herşeyin başlangıcı oldu.

Kısa bir süre sonra kentteki bütün  mağazalar Fotoğraf çekim malzemelerini  ısmarlayan  müşterilerle dolup taştı. Evet, bu sadece bir başlangıçtı. Fotoğrafçılığın popülaritesi o kadar arttı ki, 1847’de, yani on yıldan daha kısa  bir süre içinde, sadece Paris’te 2000 kamera ve yarım  milyondan daha fazla Fotoğraf klişesi satıldı. 1853’de 10.000 Amerikalı  daguerreotypist üç milyon Fotoğraf üretti. Londra’lı  Fotoğrafçılar,  Fotoğraf çekmek için mekanlar ve  onları  geliştirmek için  karanlık  odalar kiraladılar. Londra  Üniversitesi  1856’da müfredatına  Fotoğrafçılığı da ekledi. Böylece yeni bir uğraş  ve yeni bir sanat doğmuş oldu.

Fotoğraf teknik olarak, pek  çok nesnenin  sınırsız  şekilde görüntülenmesi, anların yakalanmasıydı. Bütün meslek alanlarına açıktı.  Herkesin oynayabileceği  bir  oyundu.  Amatör  olarak  başlayan  bir   çok Fotoğrafçı hızla profesyonel oldu. Fotoğrafçılık bilimsel  buluşlarla ve teknolojik gelişmelerle yanyana giden bir sanattı.

Fotoğraf, bir ressamın yapabildiğini daha hızlı,  daha  ucuz ve daha gerçekçi olarak yapabilen  ilginç  bir teknikti.

Ressamların bir çoğu yeni sanatı hemen benimsedi, bazıları resimlerinin ön çalışmalarında kullandı. Bazıları da bu işten resimden  elde ettiğinden daha çok para kazandı. Ve bir çoğu da  bu yöntemin varlığından ürktü. Fotoğrafçıların  gelişiminden  en çok ürkenlerden biri de Maxime Du Camp’dı. Maxime Du Camp, gümüş  nitrat ve hiposülfit için parlak kırmızılarını, canlı renklerini terk eden ve karanlık odaya girmek için paletlerini atanlara “Acemi  ressamlar” diyerek onları küçümsedi.

ilk kadın portresi

Fakat sonuçta  Du  Camp’ ın kendisi de paletini atarak karanlık odaya girdi. Artık  bu tür değişimler  kaçınılmazdı. Sadece yeni sanatın  sağladığı sınırsız çeşitlilikler  değil , aynı zamanda Fotoğrafçılıktan elde  edilen gelir  de bu durumun belirleyicisi oldu. Portre,  Fotoğrafçılığın bir  çok branşından en çok kazançlı olan idi.  1849’da  yaklaşık 100.000 Paris’li Fotoğraflarını çektirdi. Bu yoğun ilgi  eleştirmen  Charles  Baudelaire’e şu sözleri söyletiyordu: “ Bizim  sefil  toplumumuz  bir parça metal üzerindeki  önemsiz  görüntüsüne bakmakta acele ederek Nearcissus gibi davrandı..”

Bütün  popülaritesine  rağmen daguerreotype on yıl  içinde seyrek  olarak kullanılmaya başlandı. Daguerre’nin  yeni buluşunu açıklamasından sadece 3 hafta sonra İngiltere’de  William Henry Fox Talbot bakır klişeler  yerine  görüntünün kalıcı olduğu  kağıtlar  bulduğunu açıkladı. Talbot, birçok deneyden sonra, calotype diye bilinen  yöntemi geliştirdi. Bu yöntem, daha önce de belirttiğimiz gibi modern Fotoğrafçılığın temeli olan  negatif pozitif  işlemini  oluşturdu. Calotype’in görüntüsü, daguerreotype kadar net değildi. Empresyonist resmin erken dönem karşılığı idi, fakat yarattığı yumuşak görüntü bir çekiciliğe sahipti. En önemli avantajı bir negatiften, istenilen sayıda baskı yapılabilmesiydi.

Her  bir daguerreotype sadece bir taneydi ve yeniden  üretilemezdi. Fakat calotype’da, negatifleri cam klişelerde yapmak için metodlar üretildiğinde geçerliliğini yitirdi. Cam negatiflerle daha hızlı baskılar ve belki de en önemlisi daha kısa ışıklama  süresi elde ediliyordu.

 

 

ilk renkli foto

1851’de  diğer  bir İngiliz, Frederick Scott  Archer,  cam üstünde  yayılabilen  ışığa  duyarlı  kimyasal  maddelerle  kaplı yapışkan  bir sıvı olan Collodion’u  buldu. Collodion  klişeleri, kısa  sürede  rutubetle  karşılaşmalı  ve  hemen   geliştirilmeli idi, çünkü  kuruduğunda, ışığa duyarlı olan kaplama  bozulurdu. Bu nedenle “Islak Klişe Yöntemi” diye adlandırıldı.

Bu buluşlar her yıl birbirini  izledi. Fotoğrafçılık  hala deneysel bir uğraştı ve bu işi üstlenen herkes tek başına bu  işi öğrenebilirdi. O  dönemde Fotoğrafçı, solüsyonlarını kendi  yapmak zorundaydı. Aynı zamanda  tozları  ezip  karıştırmak, objektifleri için merceklerini bulmak ve yerleştirmek zorundaydı. Kendi bakır, kağıt  veya cam baskısını kendisi  yapabilmeliydi. Çünkü Fotoğraf araçları  henüz  bir  bütün  olarak  bir  arada  bulunmuyordu. Bu şaşırtacak  kadar çok sayıdaki insan, zanaatkar  oldukları  kadar gerçek  birer sanatçıydılar. Fotoğrafçılığın estetik olanaklarını ve teknik potansiyelini de keşfettiler.

Fotoğrafın  ilk 20 yılında bugün Fotoğrafçıların  repertuarında olan her türden Fotoğraflar çekildi; manzaralar, natürmortlar, belgesel Fotoğraflar ve portreler.. Sonuçlar, şaşırtıcı  şekilde  başarılıydı. Manzaralar, genellikle Gustave Le Gray  tarafından görüntülendi ve Bisson kardeşler daha sonra yapılacak olan çalışmalar kadar dramatik ve çarpıcı Fotoğraflar çektiler.  Bütün bu  insanlar, kötü araçlar ve binbir güçlükle ulaşılan yeni  yöntemlerin zorlamasına rağmen zamanlarının en yüksek standartlarına erişti    1860  ‘lara girerken Fotoğrafçılar makineleriyle neleri yapabileceklerini artık  öğrenmişlerdi. Ve  artık “ne yapılması gerektiği” sorusuna yanıt aramaya  başlamışlardı.

en büyük fotoğraf makinalarından

 

 

Gelecek 20 yılda, Fotoğrafçılar bakış açılarını genişlettiler,  Fotoğrafçılığın  gerçek değerlerini ve  sınırlarını  tartıştılar. Gerçekten Fotoğrafçılığın dünyadaki rolü sorusunun doğrudan, açık ve basit bir cevabı yoktu. Sorunun cevabı, eline  kamerasını alan  her yetenekli insana göre değişiyordu.  Fakat  bu  dönemin uygulayıcıları dört kategoride çok başarılıydılar. Mimarlık, kent manzarası, olaylara tanıklık, portre ve resmi araştıran Fotoğraflar üretme sanat veya zanaatı.

Islak Klişe yöntemiyle mümkün olan daha kısa  ışıklama süresinin yardımıyla Fotoğrafçılar, hareketli konuların Fotoğraflanmasında daha fazla zorlanmayacaklardı.

havadan ilk fotoğraf

Daha fazla esneklik İngiliz fizikçi  Richard  Leach Maddox’ın 1871’de cam yerine jelatini kullanmasıyla  kazanıldı. Bundan sonra klişeler hem duyarlı hem de kuru olacaklardı.

Birçok Fotoğrafçı en iyi çalışmalarını Avrupa ‘da yapıları ve  heykelleri Fotoğraflayarak ortaya koydular. Bu kent  çalışmalarıyla bugün en fazla “şehir planlaması” öğrencilerinin  ilgilenebileceğini söylemek doğru olmasına rağmen bu çalışmaların, varlık ve yayılma dönemindeki Avrupa’nın yüksek yaşam tarzını ve tarihsel  doğruluğunu  kaydettikleri de bir gerçektir

 

Amerika’da  1861’de başlayan iç savaş, maceracı  Fotoğrafçıları,  iyi para getiren Fotoğraf stüdyolarından çıkarıp,  savaş alanlarına gitmelerine neden olmuştur. Bunların bir çoğu da portreci  Mathew B. Brady’nin  önderliğinde  toplanmıştır.  Görüntülü karanlık  oda vagonlarında gezinirken, bu  Fotoğrafçılar  dünyaya savaşın sert mücadelesini yakından izleme imkanını verdiler. Gerçek çatışmaları görüntülemeleri imkansızdı. Çünkü ıslak  klişeler bile olayları durduracak yeterli hıza sahip değildi. Fakat bu Fotoğrafçılar mücadeleyi anlamlı ve dokunaklı ifadelerle  gösterdiler. Terk edilmiş savaş alanlarını, kasabaları, ölüleri ve yaralıları, askeri suçluların infazlarını, her iki tarafın geçici ateşkes  süresince birbirlerini izleyen  askerlerini  görüntülediler. Savaşın zalim paradoksları (kahramanlık ve vahşet)  Fotoğraflarda doğrulukla ve tutkuyla gösterildi. Foto muhabirliği, İngilizcenin kelime dağarcığında henüz yer almıyordu, ama 1860’larda artık tamamıyla gelişmiş bir meslekti.

Birkaç duyarlı Fotoğrafçının ellerinde “portre”, Fotoğrafçılığın  en  etkili ve güncel şekli olduğunu  yeniden  doğruladı. Portre için oturmak birkaç yıl içinde daha kolay bir hale  geldi. Artık Fotoğrafçı, modeli hareketsiz kılmak için kafasına bir destek yaslamak zorunda değildi.

Amerika ve Avrupa’da Brady, Nadar ve Etienne Carjat objektiflerini  zamanın en iyi tanınan insanlarına  çevirdiler. İngiltere’de Julia Margaret Cameron Fotoğrafçılık tarihinin en sıradışı figürü, Viktorya döneminin kapris ve romans tadı veren allegorik manzara ve portrelerini üretti. Bu Fotoğraflar,  tarzından dolayı yağlı boya portrelere benzetildi. Fakat sadece Fotoğraftılar,  resim değil.. Fotoğrafçılık ve resim arasındaki ilişki  karışık  bir  yapıdaydı. Her iki taraf da, karşı tarafın  dost  mu, düşman mı olduğundan emin değildi. Ressamlar, çalışmalarına  katkıda  bulunması için hızla Fotoğrafçılığa yöneldiler. Bir  model, bir  seri  Fotoğraf  için kısa bir süre  poz  veriyordu.  Böylece tekrarlanan  yorucu ve belki de pahalı çalışmalar  önlenmiş  oluyordu. Fransız ressam Edgar Degas kamerayla özel açılar ve  perspektifler elde edebileceğini buldu ve yeni buluşunu  resimlerinde uyguladı. Fakat birçok ressamın kafasında Fotoğrafçılık, bazı durumlarda Fotoğrafçıların da onayladıkları gibi, en iyi  anlatımla yüksek  bir  çağrışıma yardımcı olan mekanik bir yöntem  ve  üvey evlat  gibiydi. Britanya’da bir grup, resim sanatını körü  körüne kameralarını kullanarak taklit ettiler. Sonradan  adlandırılacakları gibi (pictorialistler) resimciler kendi dünyalarını stüdyolarda  yarattılar. İdeal oluşumları resim gibi görünen,  iyi  bir sahnede yaratılan Fotoğraflardı. Halk masalları gibi  allegoriler popüler motifleriydi. Bazen 30 kadar farklı negatif tek bir baskı için  bir araya  getiriliyordu. Bitirilmiş çalışmalar  ise,  tıpkı resim gibi yaldızlı çerçeveler içinde galerilerde sergileniyordu. Bu tip Fotoğraflar, amaçlarının ne olduğu sorgulanmaksızın, hala güçlü bir çekiciliğe  sahiptir. Bunları üreten sanatçılar detayla ilgilenirler ve estetiğin kurallarına sıkı sıkıya bağlıdırlar. Ve bu  çalışmalarının  Fotoğrafçılığı yücelttiğine insanları ikna etmeye  çalışmışlardır. Fotoğraflarını, onun yapay doğasını yalanlayan bir büyüyle yüklediler. Bu yöntem yaklaşık 20 yıl süresince başarılı olmuş, diğer yöntemler gibi, gelecek kuşak sanatçılar için temel çalışmalarında örnek temsil etmiştir.

1880’lerde bir gurup Fotoğrafçı gerçekliğin araştırılmasını gündeme getirdi. Üçü İngiliz olan bu Fotoğrafçılar, Fotoğrafı resim gibi göstererek sanat çalışmalarına sokmaya çalışmış öncellerine tepki gösteriyorlardı. Yeni gerçekçiler, dünyayı olduğu gibi gösteren Fotoğraflar yaratarak bütünü ile eski resimsel yaklaşımı kötülediler. Bunu tam anlamıyla başaramadılar. Her iki yaklaşımın da diğerine göre göreli yararları hakkında yapılan tartışmalar yıllarca gündemde kaldı. Stüdyolarda özenle  yaratılmış olan görkemli, şık çalışmalarla  engellenmiş olan realizm gibi güçlü bir akımı yeniden kurdular. Aynı dönemde Amerika’da vahşi batının karmaşık  ve heyecan verici devrini açıkça ifade eden  çalışmaların arayışına  giren üç Fotoğrafçı, (H.Jackson,  C.E. Watkins ve A.C.Vroman)  farklı bir gerçekliğe ulaşma yönünde çalışıyorlardı.

Batıya  giden bu Fotoğrafçılar, sınır  bölgelerine  giderek ulusça sabitleşmiş bir düşünceye yanıt veriyorlardı. Genç insanlar bu yeni ülkeye altın, arazi ve macera aramak için, gidiyorlardı. Batı özellikle ilk dönemlerde gerçekten tam bir efsane  ülkesiydi. Kırsal alanların, insanların, boş kasabaların Fotoğrafları hala çok az bulunuyordu. Dedikodular ve söylentiler bu bölge hakkındaki  tek bilgi kaynaklarıydı. Fotoğrafçılar bu durumu  değiştirdiler. Efsane asla ölmeyecekti. Fakat Henry Jackson,  Carleton Eugene Watkins ve Adam Clark Vroman bunu gerçeğe dönüştürmeye çalıştılar. Bu çabalarında Fotoğrafçılar birçok engellerle  karşılaştılar. Bu yeni ülke, insanın aklını başından alacak derecede güzeldi. Fakat atlı arabalarla bile gezmek zordu.  Kızılderililer büyüleyiciydiler fakat dostça davrandıkları söylenemezdi. Kameralar ağır ve hantaldı. O zaman baskı yöntemleri kullanışlı  değildi, bu nedenle geniş hacimli Fotoğraf klişeleri manzaranın ihtişamını yakalamanın  tek  yoluydu. Islak  Klişe ile yapılan  Fotoğrafçılık  için yeterli alet takımı hemen hemen yarım tona yaklaşan  bir ağırlığa sahipti. Fakat  bu   engellerin  üstesinden   gelindi. Bu  sonuca ulaşılmasında  Fotoğrafçıların birbirleriyle rekabet  etmelerinin rolü büyüktü.

Zayıf  fakat güçlü bir adam olan Jackson, ağır  ekipmanlarını katırlarla taşırdı. Fakat panoramik bir çekim yapmak istediğinde, ağır aletlerini sırtına yükleyerek kayalıklara tırmanırdı. Hiç  suyu kalmadığında, negatiflerini geliştirmek için  eritilmiş kar suyu kullanır, trenlerde mürettebatın Fotoğraflarını  çekerek demiryoluyla ücretsiz seyahat ederdi. Watkins’in ve  Jackson’ ın çektiği Fotoğraflar bu bölgelerin ulusal parklara dönüştürülmesinde Kongre’nin kararını etkilemiş ve böylece Batı korunmuştur.

Vroman’ın  Kızılderili kültürünü yansıtan  Fotoğrafları  o dönemde genellikle onaylanmamış, fakat önemli bulunmuştur. Bu harika  topraklarda yüzyıllardır barınmış olan kabileler  kendileri için ayrılmış olan topraklara itilmişlerdi. Kültürleri ve  bölgeleri yeni yerleşenlerin acımasız baskısının altında ezilip, yok edildi. Vroman, Kızılderililerin kaybolan dünyalarında tarihlerini ve diğer  ziyaretçilerin fark edemedikleri yanları yakalayarak  onların yaşam tarzlarını Fotoğraflarla belgeledi.

Aynı  dönemde üç ingiliz Fotoğrafçı, Peter Henry  Emerson, John Thomson ve Paul Martin günlük yaşamın tadlarını kendi  yurttaşlarına tanıtıyorlardı. Emerson bir  liderdi ve  günlük yaşamın sıradan  görüntülerinin  yorulmaz  sözcüsüydü. İyi  eğitim  almış biriydi  ve aldığı eğitimlerin arasında tıp doktorluğu da  vardı. Emerson  ,  aynı  zamanda  optik bilimin  teorisini  de  çok  iyi öğrenmişti.  Fakat en büyük inancı, sanatın ilk ilkesinin  “doğa” olduğu  fikriydi  ve kendi bilgisini o kadar zeki ve  ustaca  bir yolla uyguladı ki, Fotoğrafları insan karakterinin aldatıcı tarzda basit bir dışavurumu olarak ortaya çıktı.

İnsanlığı  yalın ve dürüst olarak  yorumlayan  Fotoğraflarıyla Malaya Yarım Adası’na, Kamboçya ‘ya, Siam Adasına, Tayvan’a ve Çin’e seyahat etmiş olan Thomson’da aynı bakış açısına sahipti.

Üçlünün  bir  diğer  üyesi olan  Paul  Martin,  kamerasını ustalıkla gizleyerek, İngiliz kıyı şeridine yaptığı kısa  gezilerinde yeni tarz bir Fotoğrafçılığın öncülüğünü yaptı.

Bu   Fotoğrafçılar   ve  onları   izleyenler   20.yüzyılın başlangıcına, realizmi canlandırarak geldiler. Onlara ve stüdyo Fotoğrafçısı  olmayanlara  göre  çektikleri  doğal  Fotoğraflarla modern Fotoğrafçılık önemli bir konuma ulaştı.

Yeni   yüzyılın  ilk  yıllarında  Fotoğrafçılık   hakkında insanların kafasında herhangi bir sorun kalmamıştı. Teknik temelleri  kurulmuştu. Çok sayıdaki usta Fotoğrafçı  artık  yaptıkları sanatla  gurur duymaya başlamıştı. George Eastman’ın Kodak  kameraları  Fotoğraf çekmeyi sıradan insanlar için bir hobiye  dönüştürdü. Fakat herkes Fotoğraf çekerse, Fotoğraf sanatçıları ne yapacaktı? Dönemin önemli Fotoğrafçılarından biri olan Alvin Langdon Coburn, bu konudaki  şikayetlerini şöyle ifade  ediyordu; “ Şimdi her  aceminin bir Brownie makinesi var. Fotoğraf bir kutu  kibrit kadar yaygın bir hale geldi. Fotoğraf, rastgele çekimler  yapılabilecek  kadar çok kolaylaştı. Ve sonunda küçümsenmeye  başlandı. Sanatımıza saygınlık kazandırmak için neye ihtiyacımız var? “

Alvin yalnız değildi. En iyi amatörlerin ve profesyonellerin bir çoğu, Fotoğrafın ne olduğu veya olabildiği konusunda  çelişkiye  düştüler. Hepsinin ortak bir düşüncesi  vardı:  Fotoğraf resim  sanatının  kötü bir taklidi ve yaşama  tutulmuş  bir  ayna değildi… O zaman Fotoğraf neydi?

Bu belirsizliği aşma adına ortaya çıkan insanlardan birisi Alfred  Stieglitz  ‘di. Stieglitz, 19.yüzyıl sanat geleneği  ile yetişmiş fakat bu eğitimin gerisinde kişisel tarzını da yaratmıştı. Diğerlerinden farklı olarak Stieglitz, resmin ve heykelin sanatın yasal formları olduğunu fakat Fotoğrafın bu yasallıktan nasibini  almadığını savunan eleştirmen ve  sanatçıların  yarattığı aşağılık  kompleksini yok etmeyi başardı. Fotoğraf sanatının  hak ettiği  yere  gelmesi için verdiği savaşta,  modern  sanat  adına  Amerika’da zaferler kazandı.

Bütün yaptığı işlerde Stieglitz hem sanatçıları desteklemiş hem de kendi özel Fotoğraf çalışmalarında , deneysel  yöntemlerin doğruluğuna olan inancını geleneksel yöntemlerin genel  tatlarına ve  yapısına karşı savunmuş ve sonunda  kazanmıştır.

Yeni yüzyılın değişim için en uygun zaman olduğu ve  bütün sanat dünyasının olgunlaştığı bir gerçektir. Stieglitz’in başarısına  ulaşmak zordu, ama yine de birkaç Fotoğrafçı  yoğun  olarak kişisel  tarzlarını ön plana çıkararak çalışmışlardır.  Bunlardan biri  Clarence H.White’dı. White, etkileyici görüntüler  üzerinde deneysel  çalışmalar yaparak Fotoğraf sınırlarını metodik  olarak genişletti. White’ın ilgilendiği tarzda Stieglitz ve çağdaşı Alvin Longdon Coburn’da çalışmıştı. Bunlar, resmin çekici  niteliklerinin farkındaydılar, ancak resimleri taklit etmek gibi bir  niyetleri yoktu. Bunun yerine, taklitler yapmadan, sanatsal  değerleri olan Fotoğraflar yapmak amacıyla sanatın estetik değerlerini kullandılar. Başarılı çalışmaları bu dönemin ürünleridir.

Aynı dönemde Avrupa’da Fotoğrafla ilgilenen bir grup,  Fotoğrafı  ve resmi oldukça farklı bir yolla birleştirmeye  çalıştılar. Peter Henry Emerson’ın önderlik ettiği natüralist  Fotoğrafçılar resime benzetilmiş Fotoğrafa büyük bir darbe  indirdi. Fakat Robert Demachy’nin liderliğinde bir çok Fotoğrafçı, negatifleri ve baskıları arasına kendi çalışmalarını  koyarak diğer  görsel sanatlarla rekabet edecek farklı  yaklaşımlar araştırmaya  başladılar. Yeni teknikler bularak veya  eski  baskı tekniklerini canlandırarak, dokular ve son baskıların imajlarını bile  değiştirdiler. Demachy ‘nin çalışmalarında olduğu gibi,  bu tarz  Fotoğraflar o güne değin üretilmiş olanlar kadar  grafiksel açıdan karmaşık ve ayrıntılıydı.

Bu  dönemin  bütün Fotoğrafçıları  sanatla  açıkça  ilgili değildi. Eugene Atget ve Lewis W.Hine çevrelerindeki dünyayı  Fotoğraflamak üzere yoğunlaştılar ve yalnızca resimsel kayıtlar olmayan  belgesel Fotoğraflar yaptılar. Atget,  yaşamını  bütünüyle Paris’i  Fotoğraflamaya adamış, katı bir yaşam süren  farklı  bir insandı.  Fotoğrafları, kenti ve kentin insanlarını, sonraki  kuşakların benimsediği belgesel Fotoğrafçılığın yalın ve temiz  örnekleridir.

Hine, endüstrileşmiş  Amerika’da  düşük   ücretle    kötü koşullarda  işçi çalıştıran yerlerdeki göçebelerin  özellikle  de çocukların   ve  işçilerin  sömürülmesini    göstermek   amacıyla Fotoğraflar çekti. Hine, oldukça fazla seyahat eden, yaşamı sorgulayan bir insandı. Fotoğrafçıların sosyal bir eleştirmen olduğunu savunan geleneğin kurucularından biri idi.

Bu gelenek, 1930’ların ekonomik buhran döneminde  Amerika’ nın  en  iyi Fotoğrafsal yorumunu üretti. Aynı  zamanda  sanatsal birçok  kriter Hine’a rehberlik etti;  kompozisyonlarını  formun, çizginin ve dengenin katı ilkelerine göre düzenledi. Fakat  Hine’ ın Fotoğraflarının zorlayıcı gücü klasik sanata olan  bağlılığından  kaynaklanmaz. Aksine Fotoğrafçının konularına olan  sempatisinden kaynaklanır. Benzer duygular ve çalışmalarındaki entelektüel kontrolün yardımıyla, bu dönemin en iyi Fotoğrafçıları,  Fotoğraf sanatını 20.yüzyıla güvenle taşıdılar.

1920-40  döneminin başlarında ve sonunda,  dünya  savaştan yorulmuş ve yıpranmıştı. Bu yıllar arasında, dünya anarşiyi, hayal kırıklığını, yanlış amaçlar ve son olarak savaş için  silahlanma yarışını  yaşıyordu. Bu yirmi yılın en iyi Fotoğrafçılarının  sevimli  görüntülere, resim taklitçiliğine, yapaylığa ve  çelişkili olarak harfi harfine uygulanan realizme karşı gelmeleri şaşırtıcı değildir.

Fotoğrafçılık  bu dönemin başlamasından çok kısa bir  süre önce o sevimli görüntülerden uzaklaşmıştı. Amerikan sanat Fotoğrafçılığının büyük ustası Alfred Stieglitz, bütün bunları  reddetti. Philedelphia’daki Wanamaker sergi salonundaki 1.100  Fotoğraftan  55’ine  ve uzlaşmaz bir realist olan Paul  Strand’e  iki önemli  ödül  verildi. Stieglitz, bu konuyla  ilgili  düşüncesini şöyle ifade etmişti: “Gerçeği aramak benim vazgeçilmez  düşüncemdir.”

Amerika Birleşik Devletleri ordusunda hava Fotoğrafçısı  olarak  görevlendirilmiş olan Edward Steichen, 1.Dünya  Savaşı’ndan geri  döndüğünde bütün Fotoğraflarını yaktı. Kendini yalın  Fotoğrafçılığa  adadı ve o yaz tam bir realizme erişmek  ve  mükemmel  bir  kontrol düzeyini yakalamak için, siyahtan beyaza  derecelendirilmiş  tonların yer aldığı beyaz bir fincan ve tabağı  1.000′ den  fazla  sayıda Fotoğrafladı.

Edward Weston “soft focus”(yumuşak netlemeli) çekim tekniği ve çarpıcı tonal etkiyi yaratan  yıldız  adaylarının portrelerini de  çekerek  bir  hayli yüksek ücretler alan varlıklı bir Fotoğrafçıydı,fakat özel efektlerden  ve rötuşlardan bıkmıştı. Weston “Uzlaştım ve kendimi  sattım” diye yazmıştır. Başka bir zamanda şöyle yazmıştı; “Ben  yalnızca rolümü oynamak için donandım.” Bir gün Weston sahip  olduklarını bir kenara atarak Mexico’ya gitti.

Devrim  sadece Amerika’da değil bütün dünya  Fotoğrafçılığında yaşanıyordu. Almanya’da 1920’lerde   Albert  Renger-Patzsch şöyle diyordu: “Eğer Fotoğraflar gerçekle ilgili nesnel değerler taşımıyorsa hiç bir şeydir.”

Bu dönemde yeni geliştirilen minyatür kamera, farkedilmeyecek derecede küçük, her koşulda Fotoğraf çekilecek kadar hızlıydı. Bu  kameralar, konularını poz vermeden yakalayan Erich Salomon’a foto muhabirliğin  tekniklerine öncülük etmesinde yardımcı  oldu.  Sıkıntı vermeden ve sıklıkla gizlice çalışarak diplomatik  konferansları, devam  eden mahkemeleri, Birleşik Devletler  Anayasa  Mahkemesini bile görüntüledi. Sanatsal değeri olmayan ancak doğal ve  değerli belge Fotoğrafları çekti.

Başka bir grup Fotoğrafçı savaşa isyan etti ve  yeteneklerini,  kalıplara sık sıkıya bağlı olan realizmi rezil  etmek  ve esrarlı  göstermek için kullandılar. Man Ray ve Laszlo Moholy  Nagy kamerayı  bir org gibi kullandılar, bunu çift ışıklamalar,  fotomontajlar, solarizasyonlar kullanarak yaptılar. Dünyaya karşı geliştirdikleri   küçümseyici  bakış açılarını ve onun  sahte,  yüzeysel  değerlerini Fotoğraflarında gösterdiler ve yetersiz  saygınlıklarını  abarttılar.  Yüzeysel görünüşün  altındaki  gerçeği göstermek için yeteneklerini sonuna kadar kullandılar.

 

Nikolay Lenin’in bir zamanlar gözlemlediği  gibi: Devrimler yıktıkları  kadar yaratırlar. Zamanla Fotoğrafik devrim de  kendi kurumlarını  oluşturmaya  başladı. Bunların en  özverili  olanlarından biri de “f/64” grubudur. Bu grup adını bazı kameralarda bulunan en kısık diyafram açıklığından almıştır. Böyle bir diyafram açıklığı  doğal olarak maksimum netlik verir. Grubun  gerçeklikle eşit  saydığı hoş detaylar ve keskinlik bu diyafram açıklığı  ile mümkündü.

Sonraki birkaç yıl içinde ABD hükümeti Fotoğraf  kurumlarını oluşturdu. Ekonomist Roy  Stryker  kiracı  çiftçiler  ve  ürünleriyle borçlarını ödeyen çiftçilere yardım etmek için çağrıldığında, Fotoğrafların en iyi savunma yolu olduğuna karar verir. Stryker, aralarında Dorothea Lange, Walker Evans ve Ben Shan’ın da yer  aldığı  efsanevi Fotoğrafçıları, kırsal kesimin yoksulluğunu  Fotoğraflamak  için gönderdi. Bunlar çiftçilerin kötü  koşulları  ile ilgili  gerçekleri görüntülediler. Fotoğraflar gazete ve  dergilerde geniş bir ilgi uyandırdı. Sadece çiftlik programını  anlatmak  için değil, aynı zamanda diğer Fotoğrafçıların bu  bölgelere gidip gerçeği görüntülemelerine esin kaynağı oluşturmuşlardır.

Tinsel olarak Fotoğrafçılığın bu kuşağı oldukça başarılıydı. Bu insanlar maddi olarak çok az şey kazandı. Weston uzun süre yoksulluğun sınırında yaşadı. Weston’un günlüğü, insanın içini karartan cümlelerle doludur. ”26 Haziran 1927, Pazar, Çok şanssızım. Chandler  alışveriş için verdiğim 5 doları kaybetti. Bu bir  baskıdan  elde ettiğim 10 dolardan  arta kalan paraydı ve  beni  bir hafta idare edebilirdi.”

Andre Kertesz, Vogue, Harper’s Bazaar ve Town  and  Country dergileri için çektiği moda Fotoğrafları ile zenginleşti. Kertesz, iyi  bir gelir sağladığı dergileri bıraktı ve gerçekçi  Fotoğrafa geri döndü. Gerçekçiler, Fotoğrafta belirgin bir görev  duygusuna sahipti.  Dünyaya kendilerini olduğu gibi göstermek istediler  ve iki dünya savaşında olduğu gibi yansıtmakta başarılı oldular.

Louis  Daguerre’in  buluşunu dünyaya ilan  etmesinden  bir yüzyıl sonra, Fotoğraflarla karşılaşmadan geçen bir gün hemen hemen hiç yoktu. Fotoğraflar her yerdeydi. Dergilerin, gazetelerin, kitapların sayfalarında, müzelerin duvarlarında, otobüslerin  kenarlarında ve büyük ilan panolarında, yaşamdan daha parlak  renklerle  kullanılan Fotoğraf, artık yaşamın ayrılmaz bir  parçasıydı. Yüzyılın  ortalarında, İkinci Dünya Savaşını takip eden hızlı gelişme döneminde Fotoğraf makinesi üreten şirketler  milyonlarca doları  kameralara, filmlere, ışık ölçerlere, flaşlara ve her yıl artan oranlarda gelişmekte olan Fotoğraf makinelerine yatırdılar. 1954’de  Amerika’da 17.293 profesyonel Fotoğraf  stüdyosu  vardı. Aynı yıl amatör Fotoğrafçılar iki milyar Fotoğraf çekti.

Peki Fotoğraf sanatı ne durumdaydı? Ustalar neler yapıyorlardı?

Bazen  hiçbir şey kesin olarak yeni gibi görünmüyordu. Hiç bir ikon kırılıp parçalanmadı ve hiçbir yeni ilah ortaya çıkmadı. Çünkü  ana temalar zaten oluşturulmuştu. Şimdi, daha  önce  öncülük etmiş teknikleri  geliştirmek, sadeleştirmek  ve  ilk  yıllardaki buluşları kullanmak zamanıydı. Bu dönemin Fotoğraflarından  bazıları o güne kadar yapılmış olanların en iyilerindendi. Hiçbir fotomuhabiri  olayları anlatan anları Henry  Cartier-Bresson  kadar muhteşem bir şekilde yakalayamamıştı. Bresson, Erich Salamon ve Andre Kertesz tarafından açılmış olan yolda ilerliyordu. Arnold Newman  ve Philippe  Halsman gibi portreciler daguerreotype gibi eski  gelenekleri  devam ettirdiler, fakat bu yönteme yeni  psikolojik  bir derinlik ve teknik yeterlilik kazandırdılar.

Bununla birlikte, yeni şeyler oluşmaya başlıyordu. Bunlardan  biri  Fotoğrafçılığın farklı branşlarının  arasında  yapılan zengin bir çapraz üretimdi. Dergilerin sayfalarında hızla  gelişmekte olan fotomuhabirliği, Fotoğraflarında kişilikleri aktarmaya  çalışan  portre Fotoğrafçılarının yaklaşımını yoğun olarak  etkiledi.  Newman, sanatçıları kendi sanat araçları ile  görüntüledi; Bir  müzisyeni  piyanosuyla, bir ressamı resimleriyle…  Klasik portre ustası olan Yousuf Karsh bile Nikita Krushchev’i, Rus köylüsünün  ölümsüz sembolü olan kürk paltolarla sarıp  sarmalayarak çekti. Deneysel Fotoğraf ustalarından Man Ray ve  Moholy-Nagy’nin miras bıraktığı güçlü bir sürrealist etki, portrecilerin ve fotomuhabirlerinin çalışmalarına renk kattı. Halsman’ın çok  sayıdaki Salvador  Dali portresi, sanatçıyı fantastik, havada asılı  duran ürkütücü bedenlerden yapılmış kabusumsu ortamlarda gösterir. Bill Brandt, yaratıkların, bedenlerin garip ırmakları, Fotoğrafta akar gibi görünen, görsel olarak çarpıtılmış nü Fotoğraflar üretti.

Daha derin bir itici güç, birçok Fotoğrafçının  çalışmalarına egemen olmaya başlamıştı. Yıllardır yaptıkları çalışmalardan  daha bilinçli duygusal Fotoğraflar çektiler, Fotoğrafçılar  şimdi kameralarının önüne kendi duygularını aktaran konularını  yerleştirdiler. Sanatçının kişisel görüş açısı, her zaman muhteşem  Fotoğraflar yapmanın yolu olmuştur.

1930’larda özgün Fotoğrafçılık moda olduğunda Fotoğrafçılar genellikle  kendi  bakış açılarını  konularının seçiminde ifade ettiler; etkileyici bir manzara, aşıklar arasındaki sıcaklık, ekonomik buhranın sıkıntısını yüzünde yansıtan göçmen gibi..Fotoğrafçı seçimini yapınca, görüntüyü kaydetmek üzere  kamerasını kullandı. Aynı yöntemle fotomuhabirleri de nesnel haber Fotoğrafları  ürettiler. Fakat bazı Fotoğrafçılar köşe yazarları gibi kişisel yorumlarını sunmaya başlıyorlardı.

Brandt’ın belgesel Fotoğraflarını dolduran karanlık, kendi içine dönük ve inceleyici özelliği Fotoğraflarını görsel bir  şiire dönüştürüyordu. Başka bir fotomuhabiri de W.Eugene Smith’dir. Smith  insanlığın  kederlerini ve  mutluluklarını  Fotoğraflarken zorlandığından sözeder.

1930’larda  Edward Weston ve Ansel Adams’ın kurduğu  Fotoğraf okulu f/64 grubunun ortaya attığı ilk  kavramdır. Amacı kendi özüne dönüşü anlatan, Fotoğrafların en titizi gibi görünen, dünyayı  teknik olarak mükemmel bir kameranın gördüğü gibi  ifade etmekti.  Fakat grubun üyeleri garip bir şekilde nesnel  olmayan, neredeyse  mistik ifadeler kullanmaya başladılar. Adams,  1948’de şöyle diyordu: “Fotoğraf sevginin ve gizli olanın açığa çıkarılmasının  aracıdır,  aynı zamanda yüzeyin altındakileri  görmeli  ve bütün herşeyde yaşayan insanlığı ve doğayı kaydetmelidir.”

Fakat,  belki en içteki duyguların  dışavurumuna,  dönemin diğer bir Fotoğrafçısı Aaron Suskind tarafından ulaşıldı. Suskind 1952’nin yazında çekilmiş yakın plan Fotoğrafları yorumlaması istendiğinde şöyle der: “Aslında kayalarla ilgilenmiyorum, ben kendimle ilgileniyorum.” Onlarca yıl önce hiçbir Fotoğrafçının yapmayı düşünmemiş olduğu bir açıklamaydı bu. Fakat 1970’lerde o ciddi Fotoğrafçılar bunu tamamen tuhaf olarak yorumladılar.

(Bundan sonraki aşamaları sizler için derleyip yayınlamaya çalışacağız*)

Hazırlayan : Cengiz Oğuz Gümrükçü

Kaynak: http://www.belgeselFotoğraf.com

*Nar Sanat Editör

Not : Yazının orjinalinde fotoğraflar olmayıp editörümüz tarafından yazıya fotoğraflar sonradan eklenmiştir.

 

 

 Rusya’da yaşayan Azeri asıllı ünlü yönetmen Rüstem İbrahimbeyov, Fransa Senatosu’ndan geçen sözde Ermeni soykırımını inkar edenlere yattırım yasasına tepki olarak daha önce aldığı Fransız Sanat Ödülü’nü iade edeceğini söyledi.

Rusya’da yaşayan Azeri asıllı ünlü yönetmen Rüstem İbrahimbeyov, Fransa Senatosu’ndan geçen sözde Ermeni soykırımını inkar edenlere yattırım yasasına tepki olarak daha önce aldığı Fransız Sanat Ödülü’nü iade edeceğini söyledi. Cihan Haber Ajansı’na açıklamada bulunan İbrahimbeyov, Azerbaycan-Fransa Kültür Derneği Başkanlığı görevinden de ayrıldığını söyledi.

İbrahimbeyov uluslararası sinema dünyasına yaptığı önemli katkılarından dolayı 2000 yılında Fransa’nın en önemli sanat ödülü olan (L’Ordre des Arts et des Lettres)’i almıştı.

Konuyla ilgili daha önce yazılı açıklama yapan ünlü yönetmen, Fransa’da kabul edilen söz konusu yasanın Fransız demokrasi geleneklerine aykırı olduğunu ve adı geçen ülkeyi sevenleri şaşırdığını belirtti.

Fransa’nın kararına çok üzüldüğünü kaydeden İbrahimbeyov, “Konjonktür amaçlar ve seçmenin çıkarları uğruna ülkenin demokratik imajı dikkate alınmadan yasa çıkartılıyor. Bu yasa Fransızları ifade özgürlüklerini belirleyen sıradan sivil haklarından da yoksun bırakıyor. Yeni yasanın Türkiye aleyhine olduğu apaçık ortada. Fakat bu fiiliyatta tüm Türk dünyasına karşı. Ben bir Azerbaycan vatandaşı olarak daha önce aldığı Fransız Sanat Ödülü’nü iade edeceğimi ve Azerbaycan-Fransa Kültür Derneği Başkanlığı görevinden de ayrıldığımı beyan ediyorum” dedi.

FRANSA DEMOKRASİ GELENEĞİNE GÖLGE DÜŞÜRDÜ

Cihan Haber Ajansı’na konuşan Azeri yönetmen, “Fransa’nın bu kararı beni şoke etti. Fransa’ya mesleğim icabı sık sık gidip geliyorum. Fransa gibi demokrasi geleneğine sahip bir ülkede böyle bir yasanın çıkartılması insan haklarına çok aykırı. Oysa bu ülkenin tarihinde yüz binlerce insan demokrasi için kendi hayatlarını kurban etti. Ama Fransa bu kararıyla kendi demokrasi geleneğine gölge düşürdü. Ayrıca Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan 1915 yılına ait olaylar , uluslararası bilim dünyasında farklı şekilde ele alınmakta, yorumlanmakta. Bunun uluslararası boyutta ne adli bir yönü olabilir ki? Ben Fransa’yı yasanın Anayasa Mahkemesi’nden geçmemesi için gerekeni yapmaya davet ediyorum” şeklinde duygularını dile getirdi.

Rusya’da Ermeni diasporasının benzer bir girişimde bulunmak istediğine de değinen İbrahimbeyov, “Rusya parlamentosunda bu tür insan haklarına aykırı tasarıların geçmemesi için Azeri diasporası Türkiye’ye gereken desteği verecektir. Ben ayrıca konuya duyarlılık açısından Türk sanat ve kültür dünyası temsilcilerine seslenerek ortak tepkilerimizi artırmaya davet ediyorum” dedi.

Dünyaca ünlü Azeri drama yazarı, tiyatro senaristi ve film yönetmeni İbrahimbeyov, eski Sovyet dönemi ve günümüz Rusya’da birçok sanat başarısına imza attı. Birçok sanat ödülünü alan İbrahimbeyov’un senaryosunu yazdığı “Güneş’ten Usanmışlar” filmi 1994 yılında “Yabancı Dilde En İyi Film” olarak Oscar Ödülü’nü ve ayrıca 47. Cannes Uluslararası Film Şöleni’nin ödülünü kazanmıştı.

İbrahimbeyov ayrıca Fransa sinema dünyasında sevilen isimlerden biri. İbrahimbeyov, Fransız-Azeri ortak filmler de çevirmişti.

 

Kaynak http://www.timeturk.com

TÜYAP T. tarafından 12-20 Kasım 2011 tarihleri arasında TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi-Büyükçekmece’de düzenlenecek olan 21. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı-ARTİST 2011, yeniliklerle sanatseverlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor.

Onur Ödülleri Belli Oldu

İstanbul Sanat Fuarı’nın, her yıl plastik sanatlara katkıları ve farklı alanlardaki çalışmaları nedeniyle verilen onur ödülleri sahiplerini buldu. Türk grafik sanatına önemli katkıları nedeniyleSanatçı Onur Ödülü Sayın Prof. Dr. Yurdaer Altıntaş’a verilirken; Eleştirmen Onur Ödülü Prof. Dr. Sayın Uşun Tükel’e, Sanatsever Kurum Onur Ödülü Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’ne ve Koleksiyoner Onur Ödülü ise Prof. Dr. Münir Ekonomi’ye verildi.

Prof. Dr. Yurdaer Altıntaş’ın 60 Yıllık Çalışmaları Fuarda

21. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı Onur sanatçısı Yurdaer Altıntaş’ın öğrencilikten başlayarak gerçekleştirdiği 60 yıllık çalışmalarından derlenen eserleri ve retrospektif niteliğinde kurgulanan bir sergi ile fuar süresince sanatseverlerin ziyaretine açılacak

Afişler, pankartlar, kurumsal kimlik tasarımları, illüstrasyonlar, kitap ve dergi kapakları, çalışma yaşamından seçilmiş fotoğraf kareleri, video görüntüleri ve basılmış işlerin temel alındığı sergilemede, karşılaştırmalı yaklaşımla, orijinaller ve taslaklar da izleyiciye sunuluyor.

Prof. Dr. Münir Ekonomi Koleksiyonu’ndan Bir Kesit: Arkeolojide Sanat

Prof. Dr. Münir Ekonomi Anayasa ve Ticaret Hukuku konusunda çalışmaları ve birçok kuruma verdiği desteğin yanı sıra sanat ve arkeolojiye yönelik sorumluluğuyla bize önemli eserleri sunuyor.

Sanatın her dalından; müzikten edebiyata, seramikten resme kadar birçok alanda geliştirdiği bilgi birikimiyle Prof. Dr. Münir Ekonomi koleksiyonundan bir bölümünü İstanbul Sanat Fuarı’nda sergileyecek.

Serginin ilk bölümünde, T.C Turizm Bakanlığı ve İstanbul Arkeoloji Müzesi gözetiminde korunan 150 arkeolojik nadide eser özel izinle sergilenecek. Arkeolojide Sanat başlıklı sergide, Prof. Dr. Münir Ekonomi’nin koleksiyonundan maddi kültür varlıkları olarak tanımlanan arkeolojik buluntuların, günümüze ulaştırdığı bilgilerin bir özetini sunuyor

Sergide, Kalkolitik Dönemden Bizans Dönemi’ne uzanan geniş bir zaman dilimine ait eserler yer almaktadır. Serginin ilk bölümü; Gündelik Yaşam ve Sanat, İnanç ve Sanat, Savaş ve Sanat, Gömü Gelenekleri ve Sanat başlıklarından oluşuyor.

Resim ve heykel koleksiyonun yer alacağı sergide ise  Fikret Mualla, Mehmet Nejat Devrim, Nuri İyem, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Mehmet Güleryüz gibi Türkiye Sanat Tarihinin önemli ressamlarının resimlerinden oluşuyor.

Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Fotoğrafları Koleksiyonu

“Cennetin Kıyıları” Geçmiş Zaman Fotoğraflarında Boğaziçi

XIX. yüzyıl sonu ile XX. yüzyılın başlarında İstanbul’da faaliyet gösteren fotoğraf ustalarının eserlerinden oluşan ve Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Fotoğrafları Koleksiyonu’ndan derlenen Cennetin Kıyıları Geçmiş Zaman Fotoğraflarında Boğaziçi sergisi, bir devrin İstanbulu’nu tüm çarpıcılığıyla gözler önüne seriyor.

Usta fotoğrafçılar James Robertson, Félice Beato, Sébah & Joaillier, Abdullah Biraderler, Guillame Berggren ve Gülmez Biraderler, dönemin ağır ve zahmetli teknikleriyle çekilmiş fotoğraflarla İstanbul’un geçmişteki çehresini belgelemekle kalmıyor, bir sanayi merkezi, hatta büyük bir metropol haline gelmiş, silueti bambaşka bir görünüme kavuşmuş olan bu şehrin kıyılarında bizleri Karaköy’den Rumelifeneri’ne uzanan keyifli bir yolculuğa çıkartıyor.

İstanbul’un tarihinde ayrı bir uygarlık adasıdır Boğaziçi. Kendine özgü kültürü, ince bir zevki ve hayat üslubu vardır. “Yeni Hayat”ın bu zarif coğrafyası, imparatorluk kentinin karmaşasına, doğanın kucağında olgunlaşarak katılır. Yeşil ile mavi arasına yerleşmiş yalı mimarisi, mehtap âlemleri, Şirket-i Hayriye vapurları, balıkçı köyleri, lodosu, korularında misafir ettiği göçmen kuşları, dalyanları, insanda hüzün ve huzur karışımı o tuhaf duyguyu yaratan iklimiyle  İstanbul estetiğinin başlıca mimarıdır. “Cennetin Kıyıları”, imparatorluğun hayal perdesinden 19. yüzyıl fotoğrafçılarının objektifine yansıyan son görüntülerle Boğaziçi uygarlığına tanıklık eder.

İtalya’dan Önemli Sergiler

İtalya’nın tüm bölgelerinden katılan 100 sanatçı “Image of Italy-Art As An Ambassador Of The Italian Culture Worldwide” başlıklı bir sergiyle fuara konuk oluyor.

Ayrıca İtalya’dan Bergamo Sanat Fuarı’ndan gelecek 10 önemli sanatçının eserleri de “Young Italian Artist For Istanbul” isimli bir seçkiyle fuarda yer alıyor.

Fuarda Pek Çok Sanatçının İşleri Sergileniyor

21. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı Artist 2011,  bu sene bir çok önemli sanatçının işlerini Tüyap-Büyükçekmece’ne taşıyor. Yaklaşık 1000 sanatçının yanı sıra birden fazla bağımsız grup ve inisiyatif sergilerinde yüzlerde genç sanatçı fuarda işlerini izleyiciye sunuyor. Bu sene üç farklı salonda açılacak olan Artist- 2011 yaklaşık 15.000 metrekarelik bir alanda kuruluyor.

Türkiye’den Bağımsız Gruplar ve Sanat İnisiyatifleri

İstanbul Sanat Fuarı’nın vazgeçilmezi haline gelen bağımsız gruplar ve sanat inisiyatifleri bu sene de önemli sergiler ve güncel sanatın farklı disiplinlerinden işlerle ARTİST 2011’un alternatif rengi olmaya devam ediyor. Toplam 32 Bağımsız Sanat Grubu ARTİST 2011’de yer alıyor. 21. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı’nda yer alacak bağımsız gruplar şöyle: “Ofis”, Alternatif Platform, ant – Art, AR+I 3, Artivist, Atölye 1 Butavision, Disorientation, Direnç Noktası, Doğuyorum Sanat Evi, Fi-Gür, Galeri Baraz Koleksiyonu, Genç SanatSanal Müzesi, Göçebe Bağımsız Sanatçı İnisiyatifi, Gravürhane Greyart, Grup Amigdala, Grup Gode, Grup İmge, Güzelliğin Çoğaltılması, Hal Ve Gidiş, Iv, Kolektif, Mardin Sanat, Pürdikkat, Radar Sanat, Rhmıx Art Duo / Rhmıx Sanat İkilisi, Sanatçı Atölyeleri & Ressam, Trio, Üçleme, Yerdegezen, We Are Allone*

Sanat’ı Tartışıyoruz

21 Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı’nda düzenlenecek söyleşi ve panellere sanatçı, akademisyen, eleştirmen, uzman ve kurum temsilcileri konuk edilecek. Bu kapsamda Kemal İskender’in konuşmacı olduğu  “İdealin Görünüşü, Görünüşün İdealleştirilmesi ve İkon Kırıcılık, Bosphorus Sanat Gazetesi’nin düzenleyicisi olduğu  Sanat ve Medya”Karşı Sanat Çalışmaları’nın düzenlediği “Diyarbakır Hapishanesi Ne Yana Düşer” konuları fuarda  tartışmaya açılacak.

Fuar Saatleri Değişti

ARTİST-2011 İstanbul Sanat Fuarı hafta içi 11.00-19.00 saatleri arasında, hafta sonu ise geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi 11.00-20.00 saatlerinde ziyaret edilebilir. İstanbul SanatFuarı kapanış günü olan 20 Kasım 2011 Pazar akşamı ise 19.00’da sona erecektir.

21. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı, 30. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı ile eş zamanlı düzenlenmektedir.

 

Kynk. : http://www.galatagazete.com