Tiyatro ve tiyatroda bazı yaklaşımların Yaratıcı Drama ile ilişkisi

Tiyatroyu yakından ilgilendiren  drama, dramatik, dramatizasyon, okul tiyatrosu, okul oyunları, çocuk oyunları, çocuk tiyatrosu, çocukların tiyatrosu, rol oynama gibi birbirine yakın kavramlar nedeniyle yaratıcı drama özellikle tiyatro ile çoğu zaman karıştırılmamalıdır.

Yaratıcı drama ve tiyatro, ilk bakışta aynı iki alanmış gibi algılanmaktadır. Belirtmek gerekiyor ki yaratıcı drama; tiyatrodan yararlanmasına,çok benzer özelliklere sahip olmasına, hatta büyük ölçüde tiyatronun tekniklerini kullanmasına ve tiyatrodan “beslenmesine”rağmen çeşitli yönleriyle farklı disiplin, yöntem ve estetik eğitim alanıdır.  Bu benzerlik ve farklılıklara rağmen tiyatro ve yaratıcı drama alanları birbirinin karşısında olan “rakip taraflar” değildir.

Tiyatro insanla birlikte varolmuştur. İlkel insan en başta birbiriyle anlaşabilmek, düşüncesini anlatabilmek için taklide başvurmuştur. Daha sonra doğaya karşı olan sevgilerini, korkularını dans ederek, birlikte hareket ederek dile ilkel insanlar, inançlarına göre, kötü ruhları kovmak için otlardan ağaç kabuklarından yaptıkları maskelerle oyunlar oynamaya başlamışlardır. Bir yandan da günlük sorunlarının nedenlerini oyunlar oynayarak anlamaya çalışmışlardır.

Özetle ritüeller, öykü anlatma, dinleme istediği ya da ritimli danslar olarak kökenleri açıklanan tiyatro, bir başka yönüyle ” insanın insanı insanla insana ” anlattığı sanat olarak tanımlanabilir.

İzmir’in duvarlarına renk geldi

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen “Uluslararası İzmir Duvar Resimleri Çalıştayı” çerçevesinde, Alsancak ve Konak’taki 8 duvar, birbirinden renkli motiflerle boyandı. Sıradışı çalışmalar İzmirliler tarafından çok beğenildi.

İzmir Belediyesi’nin 150. kuruluş yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Uluslararası İzmir Duvar Resimleri Çalıştayı, ortaya koyulan eserlerle daha şimdiden kente ayrı bir hava kattı. Çalıştay jürisinin 23 ülkeden 92 sanatçı arasından belirlediği 8 sanatçının eserleri, Konak ve Alsancak’taki 8 duvara uygulanmaya başlandı. Mural sanatını (duvar boyama) icra eden sanatçıların 4’ünün Türkiye’den, diğer 4’ünün ise Fransa, Sırbistan, Kolombiya ve Ekvador’dan olduğu bildirildi. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğrencileri de sanatçılara asistanlık yaptı.

Seçici Kurul
Çalışmaları değerlendiren Seçici Kurul, Arkın Yaratıcı Sanatlar ve Tasarım Üniversitesi’nden (ARUCAD) Prof. Dr. M. Turan Aksoy, Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden Prof. Dr. Cebrail Ötgün ve Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden Öğr.Gör. Hamdi Gökova ile Grafiti sanatçıları Alper Bıçaklıoğlu ve Erman Yılmaz’dan oluştu.

Boya festivali
Öte yandan İzmir Büyükşehir Belediyesi, “Uluslararası İzmir Duvar Resimleri Çalıştayı” kapsamında, 22 Aralık Cumartesi günü saat 13.00’de, Gündoğdu Meydanı’nda müzik dinletileri, lindy hop, jonglör ve mim gösterileri düzenleyecek. İlgi çeken bir diğer etkinlik de, dünyanın birçok ülkesinde düzenlenen “colorzest partisi” (boya festivali) olacak. Dj Catwork performansı eşliğinde müziğin keyfini çıkaracak kalabalık, renkli görüntülere sahne olacak.

15.00 başlayacak etkinlikte ücretsiz dağıtılacak colorzest boyaları, nişasta ve gıda boyasından üretiliyor. Astım hastalarının hassasiyeti sebebiyle bu partiye katılmamaları, lens kullananların da gözlerini korumaları; boyaların saçtan ve vücuttan kolay çıkması için partiden önce saç kremi ve güneş kremi kullanılması öneriliyor.

Niçin Eğitimde Yaratıcı Drama?

San, ezbere yönelik, aşırı bilgi yüklü, okul yaşamından zevk almaya yöneltmeyen, öğrenmenin duyuşsal, sezgisel yanını savsaklayan, öğrencinin yaşayarak öğrenip kendi sentezlerine varamadığı bir eğitim anlayışının, yetiştirmek durumunda olduğu çağdaş insanın gereksinimlerini karşılayamayacağını vurgular.

Bunun belirgin nedeni, eğitim anlayışının ya da felsefesinin geleneksel yapısını koruması, toplumsal uygu ve ortalamadan sapma korkusunu yaşamasıdır. Doğal olarak aynı korku bu sistem içerisinde yetişen bireye de yansımakta, birey içinde yaşadığı yenileri yakalayamamakta, eğitimin uygucu sınırları içinde sıkışmaktadır. Bu sıkışıklık bireyde çözmesi gereken ikilemi yaratmakta ve yaşatmaktadır. Birey ya içinde yaşadığı grubun yargılarıyla hem fikir olacak, yani uygucu olacak ya da kendini bir an önce tanıyacak, kendi görüş ve düşüncelerini savunacak, böylece grubun fikir birliğine karşı kendi bağımsızlığını, özerkliğini koruyabilecektir.

Düşünmenin yerini ezberciliğin, okumanın yerini bilgi yığmacasının aldığı bir öğretim sisteminde yetişecek bireyin bu ikilemleri yaşamamasını beklemek olanaklı görünmemektedir. Eğitimdeki bu tür yaklaşımlar yeni olmayan bir içeriğin öğretildiği ve öğretmenin mutlak otoritesine bağlı, öğrencinin sürekli boyun eğmesinin beklendiğini anlayışlara sahiptir. Oysa sistem öğrenciyi merkeze alıp onu düşünsel etkinliklere yönlendirmeli, bireye “birey”olma şansı verebilmelidir.

Yaratıcı drama eğitimi alan bireyler yeni durumlara uyumda ve yeni sorunlara değişik çözümler getirebilmede belirgin özellikler kazanabilir. Sözgelimi yaratıcı drama Gardner’ın çok yönlü zekaya dönük uygulamalardaki işlevselliği nedeniyle, sınıf içi ve dışındaki amaçlara uygun her türlü ortamda yaşantılara dayalı öğrenmeyi gerçekleştirebilecek özelliklere de sahiptir.

Eğitimde yaratıcı dramanın kullanılması, oyun ve tiyatronun yöntem ve araçlarından yararlanılarak dramatik bir ortamın yaratılması ile olur. Doğaçlama etkinliklerine doğrudan katılan öğrenciler kendilerini geliştirebilecekleri ortamın sunulmasıyla öğrenebilirler.

İngiliz Çocuk Drama uzmanı Peter Slade, oyunun çocuğun yaşamındaki önemli rolünü söyle belirtir:

“OYUN ÇOCUĞUN DÜŞÜNME, KANITLAMA, RAHATLAMA, ÇALIŞMA, HATIRLAMA, CESARET ETME, DENEME, YARATMA VE ANLAMA YOLUDUR.”

 

 

Tarih İçinde Yunan Müziği

“Yunan müziği tarihi, elimizdekilerden başka yeni bilgiler bulunmadıkça yazılamaz. Ancak, bazı olaylar bu tarihin akışı üzerinde bir kanı elde elde etmemize yol açabiliyor. Yunan tarihi içindeki değişimler, beğenilerde, düşüncelerde ve anlatım biçimlerinde bir donukluk olmadığını ve müzikteki değişmelerin öteki sanat kollarında değişimlere uygun düştüğünü gösteriyor.

Yunan müziğinin her döneminden pek çok yazarın, eski zaman müziğinin yalınlığını ve ağırbaşlılığını göklere çıkartan yazılarını bir yana atabiliriz; çünkü hiçbiri hangi eski zamanı andıklarını belirtmemişlerdir.

Antik çağ Yunan müziği hakkında bildiklerimiz, neredeyse bilinen tüm her şey dışında bilgimizin en sınırlı olduğu alanlardan birisidir. Bu dönem Yunan müziği bilgilerimizi çoğunlukla Homeros’un eserlerinden alırız ayrıca günümüze ulaşmış vazo ve duvar resimleri, lahitler, mühür ve sikkeler, heykeller ve antik Yunan’da insan hayatına sirayet etmiş her türlü yapı, mimari eleman üzerindeki her türlü tasvirden müzik kültürü ve müzikal çalgılar hakkında bilgi edinilmeye çalışılır.

Yunanistan coğrafyası açısından en erken müzik aleti buluntuları geç Neolitik – Bronz çağları arasına tarihlenen dönemleri işaret ederek Batı Makedonya, Teselya ve Mykonos civarlarından çıkarılan kemik Auolos’lardır. Ayrıca müzikle ilişkili önemli fiziksel kalıntılar Kiklad, Minos ve Miken uygarlıklarından geriye kalan eserlerde görülür, mermer figürinlerin de aulos ve arp görülür. Bunlar dışında elimizde on bir parça yazılı belge vardır, bunlar birkaç eksik papirüs, 4 el yazması ve 2 adet yazıttan ibarettir, bu yazıtlardan en önemlisi ileride sözünü edeceğimiz Tralleis’te bulunmuş olan Seikilos mezar yazıtıdır.

Müzik bugün de bazı ruhsal hastalıkların tedavisinde terapi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Antik Yunanlılarda ise aynı ezginin yinelenmesiyle tedavi yapılabildiği inancı vardır. Hastalıkların tanrılar tarafında gönderildiğine inanıldığından tedavi genellikle yardımı istenen tanrıya şarkı söylemek yoluyla gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Bu inanç çerçevesinde Apollon’un sanat ve müzikle ilişkisi olması onu en çok çağrılan tanrı olarak öne çıkarmaktadır. Ayrıca lir çalgısının kişinin sıkıntılarını giderdiği ayrıca inançlar arasındadır.
Müzik Yunan dünyasında sosyal hayatın her noktasına sokulmuş durumdadır, öyle ki 2. Messenia savaşının (M.Ö 8. – 7. YY) Tyrtaios’un ezgileri ile kazanıldığına inanılmaktadır. Savaşlar kazandırabilecek denli etkin rol oynadığı düşünülen müziğin zaferlerden sonra söylenilenine Epinikion denilmektedir.
Antik Yunan müziği teknik olarak tek sesli yani monochord’dur. Müzik başlı başına bir şiir çevresinde kurulmuştur; bu yüzden müzik için daima bir çalgı ihtiyacı duyulmaz, doğada her daim hazır bulunan sesler, insanla birlikte şiir bir şarkı için yeterlidir, öyle ki içinde çalgı olan parçalara müzikten ayrılarak ayrıca “nomos” olarak adlandırılmıştır.
Müziğin ayrıca Yunan dünyasında gelişmesinde çok önemli bir etki yaratmış olan Pisagor (M.Ö 585 – 479) Yunan müzik kuramının kurucusu olarak kabul edilir.
Pisagor ilk kez müziksel uyumu matematiksel formüllerle dile getirmiştir. Bir kutu üzerine gerdiği bir telin titreşimleriyle ses düzeninin temel aralıklarını saptamıştır, bu alet canon olarak bilinir. Helicon ise yine matematiksel hesaplamalara dayanarak çalışan bir tür akort aletidir.

Uluslararası Genç Yetenekler Müzik Yarışması’na başvurular başladı

Piyano başta olmak üzere diğer tüm Batı, Türk/ Halk Müziği enstrümanlarına merak duyan, 13 yaş altı, anaokulu, ilk ve orta okul eğitim öğrencileri için büyük bir fırsat niteliğinde olan  2018-2019 Uluslararası Genç Yetenekler Müzik Yarışması’na son katılım tarihi 31 Mart 2019.

Müzik yoluyla kendilerini ifade eden gençleri buluşturmak, ülkemizin genç yeteneklerini desteklemek,onların geleceklerine ışık tutmak hedefiyle gerçekleştirilen Uluslararası Genç Yetenekler Müzik Yarışması’na katılım hobi amaçlı veya Konservatuar’da tam veya yarı zamanlı mesleki eğitim alan profesyonel müzik öğrencileri için 2 farklı kategoride gerçekleşiyor.

Yarışmanın kazananları %60 Jüri, %40 Halk beğeni oyları belirlenirken, en yüksek oyu alan katılımcı Büyük Ödül sahibi olacak. Sıralamada, ikinci, üçüncü olan, en çok Halk beğeni oyu alan ve En Genç Yarışmacı, özel başarı plaketi kazanacak.

 

 

80’lerden günümüze İstanbul

Timurtaş Onan, ‘İstanbul Her Şeye Rağmen’ adlı yeni kitabıyla 80’lerden bugüne İstanbul’un gündelik yaşamına dair görsel hikâyeleri okurlarının önüne seriyor.

İstanbul’un 80’lerden günümüze yansıyan hikâyeleri Timurtaş Onan’ın ‘İstanbul Her Şeye Rağmen’ adlı kitabında sergileniyor. Fotoğraf çekmeye başladığı 80’li yıllardan bu yana İstanbul’u sayısız kez kadrajına alan Onan, yeni kitabıyla İstanbul’un hafıza kutusuna yeni bir andaç bırakıyor.

İstanbul’un simgesi olan tarihi yapılar, dar sokaklarıyla güngörmüş sur içi, çarşılar, pazarlar, camiler, meydanlar, gecekondu mahalleleri, martılar, balıkçılar, hamallar, sokak çocukları, yaşlılar, vapurlar, takalar, simit tablaları, oltalar ve bankların kendilerine özgü hikâyeleriyle birbirlerini bütünleyerek fotoğraflardaki yerini alıyor.

Timurtaş Onan’ın fotoğrafları, kendini gösteren hesapsız ve kurgusuz gerçeğin sersemleten, büyüleyen, değiştiren, dönüştüren ve her şeye rağmen kendini var eden olagelişini belgeliyor. ‘İstanbul Her Şeye Rağmen’, dışarıdan ne kadar müdahale edilirse edilsin, hayatın ve şehrin her şeyden azade kendine özgü bir akışı olduğunu ve bu akışı hiçbir şeyin değiştiremeyeceğini ortaya koyuyor.

” Benim Komşum Tiyatro ” üçüncü baharını yaşıyor

Kadıköy Belediyesi ve Kadıköy Tiyatrolar Platformu işbirliğiyle mahallelilerle tiyatroyu buluşturmak, tiyatronun mutfağını, üretim süreçlerini izleyicilerle birlikte paylaşmak amacıyla düzenlenen “Benim Komşum Tiyatro” projesinin üçüncü dönemi 15 Ocak’ta başlayacak.

Kadıköy Belediyesi desteği ile Kadıköy Tiyatrolar Platformu tarafından gerçekleştirilen “Benim Komşum Tiyatro”projesinin 3’üncü dönemi için kayıtlar başladı. Mahallelilerle tiyatroyu buluşturacak projede Kadıköylülere tiyatronun mutfağı tanıtılacak. Bu yıl 6 tiyatro tarafından yürütülecek projede tiyatronun nasıl doğduğu; tiyatronun dünü, bugünü, yarını; dekorun, kostümün, ışığın, müziğin işlevi; bir oyuncunun hazırlığı gibi tiyatroya ilişkin bütün konularda katılımcılara bilgi verilecek ve tiyatronun farklı alanlarından sanatçılar seminerler düzenleyecek.

Kadıköy’ün kültür sanat politikalarına katkıda bulunmayı ve bilinçli bir seyirci oluşturmayı hedefleyen “Benim Komşum Tiyatro” projesinden geçtiğimiz 2 yılda toplam 20 tiyatro grubu projede yer aldı ve bugüne kadar toplam 315 kişi mezun oldu.

Bu yıl da Kadıköy’deki 21 mahalleyi hedefleyen çalışma; tiyatronun mutfağını seyircilere açıyor. Tiyatroların yerleşik mekanlarında gerçekleşecek çalışmalarda komşular, sanatın ustaları, genç grupları, ülkemizde perde açan tiyatroları öğrenirken bir yandan da kulisin havasını, sahnenin tozunu da soluyor. Üstelik farklı ekiplerin oyunlarını izleyip oyun üzerine sohbet ediyorlar. Seminer ve atölyelerle zenginleşen çalışmalar; katılımcıların prova sürecini tecrübe etmeleri ve sahne heyecanını yaşamaları için ortaya koydukları bir ürünle son buluyor. Komşular; çalışmalar sonunda bir katılım belgesi alıyor ve Kadıköy’deki tiyatroların oyunları ve atölyeleri için de indirim hakkına sahip oluyorlar.

Kayıtların 15 Ocak’a kadar süreceği projeye katılım ücretsiz. “Benim Komşum Tiyatro”ya katılmak için Kadıköy’de ikamet ediyor olmak, 17-35 yaş aralığında olmak ve projeye daha önce katılmamış olmak yeterli. Başka bir ilçeden katılım kontenjanla sınırlı.

Elektronik Müziğin Babası : Luigi Russolo

Dönemin en ünlü fütürist ressamlarından biri olan Luigi Russolo aynı zamanda elektronik-deneysel müziğin babası olarak kabul edilmektedir. Hiç şüphesiz ki bunun sebebi 1913’te yazdığı fütürist manifestodur.

1885’te Venedik yakınlarında doğan Russolo’nun babası ve kardeşleri müzisyendi. Kardeşleri gibi müzik eğitimi alan Russolo 1910’da ailesiyle beraber Milano’ya taşındıktan sonra Boccioni ve Marinetti’yle tanışarak fütürist sanata dahil oldu ve resimle ilgilenmeye başladı. Aynı yıl imzaladığı fütürist resmin bildirgesiyle grubun çeşitli sergilerine katıldı. Fütürist resimle ilgilendiği zamanda müzikle olan ilişkisini yitirmedi ve “gürültü sanatı” üzerine çalışmalara başladı.

“Sevgili Balilla Pratella büyük fütürist müzisyen” diyerek cümlelerine başlayan Russolo  1913’te Gürültü Sanatı (İtalyanca: L’arte dei Rumori) adlı manifestoyu yayınladı.

Russolo gürültünün ilk olarak 19.yüzyılda endüstri devrimiyle beraber makinelerin sonucu olarak ortaya çıktığını savunuyor. Ona göre öncesinde dünya sessiz bir yerdi. Fırtınalar ve tektonik faaliyetler haricinde duyduğumuz gürültüler uzun süreli ya da çeşitli değildi. Primitif insanlar sesin tanrılara özgü olduğuna inanırdı ve ses dinsel saygı görürdü.

Russolo manifestosunda bu eski, basit ve tanrısal seslerin artık insanları heyecanlandırmadığını ve ilham vermeyen bir noktaya geldiğini savundu. Çünkü artık alışılmış sesler insanlara tanıdık geliyor ve onları heyecanlandırmıyordu. Russolo’ya göre türlü gürültüye maruz kalmış ve 19.yüzyıl endüstrisiyle modernleşen insan kulağının evrimleşen müziği deneyimlemesi, büyük akustik heyecanlar yaşaması gerekiyordu. Manifestosunda bu düşüncesini şöyle özetler: “Bedeli ne olursa olsun, saf seslerin kısıtlı döngüsünden kurtulmalıyız ve gürültü-seslerin sonsuz çeşitliliğini fethetmeliyiz.” Çünkü Russolo’ya göre seslerin çeşitliliği sonsuzdur.

Bu manifestoya göre fütürist müzisyenler;

“Yaratıcılıklarını ve inovasyonlarını ses alanını genişletmek ve sesini zenginleştirmek için kullanmalılar.”

“Kendilerini gelenekselden kurtarmalı ve çeşitli gürültü ritimlerini keşfetmeye çalışmalılar.”

“Sonsuz döngüleri sesler içinde çoğaltmaya gayret etmeliler.”

Russolo’nun manifestosu yayınlandığında büyük tepkilere yol açtı. Çoğu kişi tarafından anlaşılmayan ve desteklenmeyen bu fikre rağmen Russolo yeni enstrümanlar tasarladı. Bu enstrümanların hepsi mekanikti. Gürleme, uğuldama, vızıldama, patlama gibi birçok sesi üretiyordu. Bu enstrümanlarla ilk konserini “Bir Kentin Uyanışı ve Otomobillerle Uçakların Karşılaşması” adlı bestesiyle gerçekleştirdi. Marinetti bu konser deneyimini şöyle aktarır: “Etrafımızda patırının zekice yapılmış bir varyasyonuydu; gürültüler olaylara bağlı taklitçilikten ve rastgelelikten kurtulup soyut sanat unsurları haline geliyordu.”

Döneminde anlaşılamayan ve kabul görmeyen Russolo sayesinde bugün elektronik ve deneysel seslere kulak verebiliyoruz. Russolo bugüne kadar yapılan tüm deneysel müzik çalışmalarının fikir babası olarak kabul edilir.

16. İstanbul Bienali’nin başlığı : Yedinci Kıta

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından gerçekleştirilen “16. İstanbul Bienali”, “Yedinci Kıta” başlığıyla düzenlenmeyi planlıyor.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) aracılığıyla 14 Eylül-10 Kasım 2019 tarihleri arasında düzenlenecek 16. İstanbul Bienali, insan faaliyetlerinin dünyada bıraktığı izleri araştırmak üzere yola çıkıyor. Nicolas Bourriaud’nun yöneticiliğinde düzenlenecek bienalin başlığı ‘Yedinci Kıta’ olarak açıklandı. Bineal, odağına insanlığın yarattığı doğal ve kültürel atıkları alarak, sanatçılar, düşünürler, antropologlar ve çevrecilerle birlikte sanatın güncel durumunu inceliyor.

Bienal ‘Yedinci Kıta’ ana başlığını, Antroposen çağının küresel ısınmayla birlikte en gözle görünür sonuçlarından biri olan, Pasifik Okyanusu’nun ortasındaki devasa atık yığınından alıyor. Popüler bilimde ‘Yedinci Kıta’ olarak anılan bu kütle, 3,4 milyon kilometrekare genişliğinde, 7 milyon ton ağırlığındaki bir plastik yığınından meydana geliyor. İnsan atıklarının okyanusun ortasında yeni bir kıtanın oluşumuna sebebiyet verdiği bu olay, 16. İstanbul Bienali için ekolojik sorunlar karşısında sanatın güncel durumunu pek çok sanatçı, düşünür, antropolog ve çevreci ile birlikte araştırmak için bir çıkış noktası oluşturuyor.

İKSV Güncel Sanat Projeleri ve İstanbul Bienali Direktörü Bige Örer, bienalin tamamen ekolojik meselelere odaklanacağını söyledi: “Bienal, aslında dünyanın içinden geçtiği hem global ısınma hem de okyanuslarda biriken plastik atıkların günümüzü ve geleceği nasıl etkileyeceğiyle ilgili olarak çeşitli tespitlerde bulunacak. Bilim insanları, içinden geçtiğimiz bu çağı antroposen yani insan çağı olarak tanımlıyor. İnsanın doğaya, çevreye ve dünyaya verdiği zararlar, atıklar, kültürel ya da plastik atıklar da olabilir. Yani aslında insanın yarattığı sonuçlar üzerine düşünen bir sergi olacak.”

Tatlı Kaçık oyununun ilk gecesi yapıldı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Naşit Özcan’ın yönettiği Tatlı Kaçık adlı oyunu sevenleriyle buluştu.

John Patrick’in yazmış olduğu, Ahmet Levendoğlu ve Hasan Levendoğlu’nun çevirisini  yaptığı, Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde ilk gösterimini yaptı.

Oyunda usta oyuncu Ayşe Kökçü’nün yanı sıra Çağlar Polat, Eylül Soğukçay, İbrahim Can, Mehmet Soner Dinç ve Mert Aykul rol aldı.

Müziğini Orçun Tekelioğlu’nun yaptığı oyunun kısaca özetine bakacak olursak :

“Mr. Tanner ile paylaştığı evinde, çöp toplayarak yaşayan, çevresindeki her şeye sonsuz bir sevgi ve şefkatle bağlı Opal’in kendi halindeki yaşamı, üç davetsiz misafirin gelişiyle umulmadık şekilde değişir. Sol, Gloria ve Brad kendi hesaplarının peşinde Opal’in huzur dolu yaşamına giriverir. Kendi kendine yetmeyi becerse de yalnızlıktan muzdarip Opal, onları hayatına almak konusunda en ufak bir tereddüt bile duymaz ancak sonsuz bir iyi niyetle evinin kapılarını açtığı misafirleri, sevgilerini paylaşmak konusunda Opal kadar istekli değildir.”

Eserin dramaturgisini Hande Ören, sahne-kostüm tasarımını Eylül Gürcan, ışık tasarımını Özcan Çelik, efekt tasarımını Metin Taşkıran, hareket düzenini ise Özge Midilli yaptı.

Biletleri günler öncesinden tükenen oyun, yarın ve 15 Aralık ile 19-22 Aralık tarihleri arasında Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde yeniden sahnelenecek.

‘ Esaretin Bedeli ‘ izleyenlerini büyüledi

Hepimiz bilmekteyiz ki sinema tarihinin en önemli filmlerinden biridir Esaretin Bedeli. Tiyatroya uyarlanan Esaretin Bedeli kapalı gişe yaptı, ayakta alkışlandı hatta oyunun son sahnesinde Kerem Alışık izleyenleri göz yaşlarına boğdu.

Hakan Meriçliler, Hatice Aslan, Devrim Nas, Hatice Şendil & Burak Sağyaşar, Deniz Uğur, Hilal Altınbilek, Yıldız Kültür, Gamze & Nedim Keçeli, Selen & Engin Keçeli gibi bir çok ünlü isim, ” Esaretin Bedeli ” oyuncularını yalnız bırakmadı onlarla heyecanlarını paylaştılar.

Çolpan İlhan & Sadri Alışık Tiyatrosu tarafından ilk kez tiyatroya uyarlanan “Esaretin Bedeli” oyununun yönetmenliğini Şakir Gürzumar yaparken oyunda başrolleri; Kerem Alışık (Red), Kaan Taşaner (Andy) ve İştar Gökseven (Müdür Stammas) paylaşıyor.

25 kişilik dev bir kadronun sahneye çıktığı oyunun müzikleri Orhan Enes Kuzu, dekoru Tayfun Çebi ve kostümleri Dilek Kaplan tarafından yapıldı.

Senfonide piyanist Cem Babacan’dan başarılı performans

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası’nın bu haftaki programında Ünlü bestekarlar A. Corelli, J.S. Bach, E. Grieg ve G. Holst’un eserleri Eskişehirlilerle buluştu. Gecede Solist Cem Babacan ve Şef Ender Sakpınar’ın başarılı performansı sanatseverlerden büyük alkış aldı.

2002 yılında kurulan ve ülkemizin en genç ve en hızlı gelişim gösteren sanat kurumlarından biri olarak Eskişehirli sanatseverlere unutulmaz dinletiler sunmaya devam eden Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası, bu hafta ünlü bestekarlar A. Corelli, J.S. Bach, E. Grieg ve G. Holst’un bestelerini Eskişehirlilerle buluşturdu. Şefliğini Ender Sakpınar’ın üstlendiği gecenin ilk bölümünde piyanist Cem Babacan solistlik yaptı. Johann Sebastian Bach’ın 1 numaralı piyano konçertosu re minör BWV 1052 eserini başarılı bir şekilde seslendiren Babacan sanatseverler tarafından büyük beğeni topladı. Senfoninin ikinci bölümünde Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası ve şef Ender Sakpınar’ın yüksek tempolu performansı ayakta alkışlandı.

Senfoni Orkestrası’nın gelecek programında şefliğini Gerard Oskamp’in üstlendiği Nefesli Çalgılar Konseri, 21 Aralık 2018 Cuma saat 20.00’de Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Kültür Sarayı’nda gerçekleşecek.